[4 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Eserlerinden ve yazılarından çok şey öğrendiğim Hayrettin Karaman hoca, geçen pazar Yeni Şafak’taki köşesinde önemli bir konuya değindi. Bir başka yazarın “elbette tek bir doğru yok” sözünü eleştiren değerli İslam hukuku profesörümüz, bunun altında yatan “sosyo-kültürel çoğulculuk” fikrine karşı çıktı ve “tek bir doğru var” dedi.
Bu, önemli bir konu. Çünkü “tek bir doğru yok” fikri post-modern dünyada genel-geçer bir kabul haline gelmiş durumda. Bunun demokrasi ve özgürlüğün garantisi olduğu, çünkü “tek doğru”ya inananların kaçınılmaz olarak otoriter sistemler kuracakları varsayılıyor. Ve sanılıyor ki, “senin doğrun öyle, benimki böyle, herkesinki kendine” deyince, dert kalmayacak.
Oysa mesele o kadar basit değil. Öncelikle “tek doğru yoktur” fikrinde mantıksal bir çelişki var. Çünkü bu görüşte ısrarcı olanlar, “tek doğru yoktur görüşü tek doğrudur” demiş oluyor. Bir başka deyişle, “her hakikat iddiası izafidir” derken, bizzat bu izafiyeti hakikat mertebesine çıkarıyorlar. “Madem öyle, sizi de izafileştiriverelim o zaman” demek lazım, kendilerine.
Pratik hayatta ise “tek doğru yoktur” fikrinin insanlığı nereye götüreceği meçhul. Ortaya çıkan bazı örnekler rahatsız edici. Örneğin Hollanda’da gelişen “pedofili” (yani çocuklarla seks) hareketi, “herkesin zevki kendine, bu da bizimkisi” diyor ve siyasi parti kurmaya çalışıyor. Bugün bu var, yarın kim bilir ne çıkar?
Bu marjinal hareketler bir yana, “tek doğru yoktur” fikri, “ideal dünya” idealizmine de engel oluyor. Öyle ya, “var olan” her şeyi eşdeğer saydığınızda, “var olması gereken”i bırakmış oluyorsunuz.
Tüm bu açılardan ben de “sosyo-kültürel çoğulculuk” fikrine karşıyım.
‘Allah’a giden yollar’
Ancak bu fikrin boşuna çıkmadığını da teslim etmek gerek. Çünkü insanlık “tek bir doğru vardır” diyenlerin bazılarından çok çekti.
Geleneksel devirde bu “tek doğru” genellikle “din”le tanımlanıyor ve din adına iktidar kuran “teokrasi”ler yaratıyordu. Modern çağda ise dinin yerini “çağdaş” görünümlü “tek doğru”lar aldı. Aydınlanma, “akıl ve bilim”, yahut “vatan-millet-sakarya” gibi…
Bunun Türkiye’deki mükemmel örneği, tüm bu modern kutsalların hepsini benimseyen, bir de üstüne koyu bir “lider kültü” ekleyen Kemalizm’dir. Bu ideoloji için de “tek doğru” vardır ve buna iman etmeyenler ya cahildir ya da hain.
Bu dayatmaya tepki gösteren seküler demokratların post-moderniteye sarılması, anlaşılır bir durum. Ancak Müslüman zihinlerin aynı şeyi yapmaması gerekir. Karaman hocanın uyarısı bu açıdan yerinde. Fakat aynı Müslüman zihinlerin, demokrasi ve özgürlüğe izafiyetçi olmayan bir felsefi zemin de bulması gerekir ki, meselenin püf noktası burada.
Aslında İslamiyet’in zaten buna uygun bir din olduğu söylenebilir. Örneğin ilk baştan beridir “ehl-i kitap” diye bir kategori tanımlayarak, diğer tek-tanrılı dinlerde de hakikatten parçalar olduğunu teslim etmiştir.
İslam içi tartışmalarda ise, bir yanda “tek doğru”yu tekeline alan Hariciler gibi fanatikler çıkmışken, diğer yanda “mutlak doğruyu bir tek Allah bilir, ihtilaflarımızı O’na havale edip ahirete ertelemeliyiz” diyen Mürciye gibi mutediller vardır. Ya da “Allah’a giden yollar gökteki yıldızlardan daha çoktur” diyen Sufiler.
Galiba asıl mesele “tek doğru”nun üzerine ne eklediğiniz. Kibir ekleyince katı bir istibdat ortaya çıkıyor. Tevazu ekleyince de ilkeli bir çoğulculuk.


Mustafa Akyol'u her Pazartesi saat 20.00'de TGRT Haber'de yayınlanan "Siyasi Akıl"da, her Çarşamba ise
saat 20.00'de Mehtap TV'de yayınlanan
Mustafa Bey sordu:
“Tek Bir Doğru Yok mu?”
Bu soruyu sormadan once “dogru”‘nun anlami uzerinde dursak nasil olur?
Mesela soyle bir onerme dogru mudur diye sorak bunun bir anlami olabilir:
“Yagmur yagiyor”
dogru mu?
hayir soru eksik, nerede yagiyor? ne zaman yagiyor? nekadar yagiyorsa dogru deriz? v.s.
oteyandan Amazon’larda bir yagmur ciselese buna yagmur yagiyor derler mi? Eskimolarin “kar” icin onlarca degi$ik isim kullandigini biliyor muydunuz? Simdi siz bir Eskimo’ya “kar yagiyor deseniz” bu size on soru sormaz mi?!
Bu giristen sonra gelelim:
” “sosyo-kültürel çoğulculuk” fikrine karşıyım.”
“Geleneksel devirde bu “tek doğru” genellikle “din”le tanımlanıyor ve din adına iktidar kuran “teokrasi”ler yaratıyordu. Modern çağda ise dinin yerini “çağdaş” görünümlü “tek doğru”lar aldı. Aydınlanma, “akıl ve bilim”, yahut “vatan-millet-sakarya” gibi…”
Bence Modern Cag’da “din”‘in yerini bir$ey almi$ falan degil, fakat ne olmu$? “din” kavraminin kullanimi onun kaynagi diyebilecegimiz vahyedilmi$ Kitaplardaki kullanimindan kaydirilmi$, i$te olan bu. Kur’an’i dikkatlice okudugumuzda goruyoruz ki “din” onu bugun kullandigimiz gibi kullanilmami$, onun yerine bugun bircok yarim-yamalak kavramlar turetilmi$ onlar kullaniliyor, “din”‘de kullaniliyor ancak kirpilip, kirpilip ku$a cevrilmi$ olarak. Mesela Kur’an’da “din” bugunku “yasa” kavramina benzer sekilde de kullanilmaktadir, simdi buna gore ben bugun “Tek dogru yasa var midir?” diye sorsam ““sosyo-kültürel çoğulculuk” fikrine karşıyım.” diyenler evet tabii ki vardir ve de bu herkese dayatilmalidir diyebilir, ancak ben ayni soruyu Kur’an’daki “din” kavramina dayali olarak soyle sorsam:
“Tek dogru din var midir?”
O zaman Allah’a iman edenler “Evet, Allah’in Kur’an’la vahyettigi din gercek olandir!” diye kar$ilik verir, fakat tutupta “I$te bu tek dogru din! evet tabii ki vardir ve de bu herkese dayatilmalidir” diyebilir mi?
Kur’an’a gore diyemez. I$te o zaman da ortaya siz dilerseniz dogru/yanli$ diye vasiflandirin durun ortaya bircok din(yasalar) cikmaya ba$lar ki yasalar icin dogru/yanli$ demenin hicbir anlami yoktur, cunku bunlar kuraldir. Mesela:
HamurAbi “Yolda yururken sagdan yurunecek!” diye bir yasa koysa, bu dogru mu, yanli$ mi diye sorgulamanin anlami ne? Tabii boyle bir yasayi satmak icin HamurAbi’miz bunun faziletlerinden soz edecektir, fakat bunun tamamen tersi bir kural koymu$ ba$ka bir kultur de kandine gore “Yolda yururken soldan yurunecek!” kuralini satacak diller dokebilir.
Simdi bu durumda bir liberal ciksa “Yok kade$lerim bilimsel ara$tirmalarimiz onu gostermektedir ki insanlari kendi ba$ina birakirsaniz 50-50 sagdan soldan gider onun icin de kural “Yolda yururken sagdan/soldan yurunecek!” olmalidir ve de buna herkes uymalidir!” dese siz buna ne derdiniz?!
Mustafa Bey, kisaca demek sitedigim bu “dogru/yanli$” gunumuzde iki degerli Mantik’ta cok teknik bir kullanima sahiptir, onermeler icin kullanilir, kurallara uygulanmaz, uygulandigi an kurallar kural olmaktan cikar onerme olur. Onun icindir ki Aksiyomatik bir sistemde o sistemin kurallari olan aksiyomlar “dogru mu?” “yanli$ mi?” diye sorgulanmazlar, kural olarak kullanilirlar.
Yani bunun altinda ““elbette tek bir doğru yok”, bunun altında yatan “sosyo-kültürel çoğulculuk”’tur “tek bir doğru vardir”” diyen getirir kendi aksiyomlarini, kurar yepyeni bir aksiyomatik sistem ve de gosterir tek-dogru’sunun diger aksiyomatik sistemlere ustunlugunu, ama bunu gostermeden benimki “tek-dogru”, “evrensel dogru” deyip onune gelene dayatirsa seko-fa$olami$ olur.
Burada $unu da unutmamak lazimdir: Aksiyomlarin secimi dahi kulturel temellere, Aksiyomatik sistemi kuranlarin, kullanacak olanlarin hayat tarzina dayalidir, bu hayat tarzini i$ler kilan yasalarinda hayat tarzindan kaynaklandigi gibi.
“Tek-dogru vardir” derken somurgecilerin yerel ormanlari yerle bir edip “bizim bildigimiz tek-dogru agac Radiata Cami’dir, dosdogru goge dogru sur’atle yukselir, keresete yapmaya birebirdir, onun icin boyle yampiri-boktan agaclar kesilip tekduze Radiata Ormanlari olu$tururuz, olu$turduk, olu$turacagiz” deyip Allah’in ekolojik cevresi yerle bir edilmemelidir, yoksa bunun astari yuzunden pahaliya patlar.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
woww,felsefe.
sıralama şöyle,yanlış,doğru,gerçek.
insan bilincinde süreç şöyle işler.bilgi algısal mekanizmalarımız aracılığıyla aklımıza iletilir.geçmiş yaşantılarımızla karşılaştırılır uyumsuzluk varsa direk “yanlış” olarak elenir.aklımıza iletilen bilgi ile geçmiş yaşantılarımız arasında uyumsuzluk yoksa değerlendirilmek için düşünceye danışılır ve farklı alternatif sonuçlardan birini seçmesi için mantığımıza iletilir.sonuç en mantıklı doğrudur.
hollanda vakası,yanlıştır.çünkü günümüz bilgi birikimi ışığında tüm dünya insanlarını değerlendirdiğimizde insancıl ve mantıklı gerekçelere sahibiz.evrensel doğrular vardır.yalan söylemek dünyanın her yerinde yanlıştır.bir insanı öldürmek yanlıştır.hırsızlık yapmak dünyanın her yerinde yanlıştır.dünyanın her yerinde matematik ve mantık kuralları değişmez,gerçektirler.
doğrular daha esnektir.yanlışa kaymaya meğilldirler.mesela dolandırıcılık yanlış bir şeydir.bundan 20 yıl önce ülkem insanı daha dürüsttü.kimse kimseyi dolandırmayı düşünmezdi.ancak bugün bir çok kişi diğerlerini dolandırıyor.toplum içinde yanlış davranışların oranı doğru davranışların üzerine çıktığında insanların doğruları ve yanlışları şaşıyor.aslında bunu için “evrensel ahlak kuralları” geliştirmeliyiz.bir ara yazacaktım,belki yazarım ilerde.
hollanda milleti sex manyağı,uçmuş bir millettir.uyuşturucu satmak serbesttir.her yerde genelev bulabilirsiniz.büyük çoğunluğu ateisttir.yani biraz aşırı bir millettir.dünyanın diğer bütün toplumlarını düşündüğünüzde hollandalılar biraz istisna kalır yani,kötü bir örnek olmuş.
işin özü,doğrular çoktur.ancak doğrularla yanlışların sınırı iyi çizmek gerekir.
Bigalioglu dedi:
” dünyanın her yerinde yanlıştır.bir insanı öldürmek yanlıştır.”
NATO’ya Afganistan’da insan oldurmek yanli$ degildir, “collateral-damage“‘dir;->
Kisacasio seko-fa$olarin i$ine gelen yanli$ degildir, gelmiyen yanli$tir. Mesela yasalarda tekelcilik yanli$ degil cok-yasalcilik yanli$tir, Evren tek olduguna gore yasalar da tek olmalidir. Ama bir bakarsiniz ote yandan aralarindan sivri zekali bir fizikci cikar Evren’in hic de sanildigi gibi tek olmadigini, hatta sonsuz evrenler oldugunu ileri surebilir, fakat bu tek-yasalciligi etkilemez;-> Kapitalizmde tekelciligin rekabeti imha edecegi belirtilir ama yasalara gelince tekelcilik zararsizdir, bilakis zarurudir, fazilettir – Bigalioglu’nun sayip doktugu Evrensel Yasalar ne gune duruyor?!
Bigalioglu bir gercek daha yumurtladi:
” matematik ve mantık kuralları değişmez, gerçektirler. ”
“Kurallar” gercektirlermi$mi$mi$mi$….
Al bak ben sana bir matematik kurali icat edeyim:
0+1 = 1
1+1 = 2
2+1 = 3
3+1 = 10
10+1 = 11
11+1 = 12
12+1 = 13
13+1 = 100
ee $imdi bu gercek mi oldu?
Yavu “gercek” nasil kullanilir onu da bilmiyorsunuz, atiyorsunuz ki sormayin.
Futbol kurallarina gore “Kar$i takimin ceza sahasi icinde kaleci haric kar$i takim oyuncusu topa elle dokunursa penalti olur” diye bir kural koysam bu gercek mi oluyor?
Ingilizler bunu duysa “gilding the lily” derdi;->>
Len Bigalioglu, sana takmi$ degilim inan ki, fakat lafa canak tutuyorsun, ben de mangiri tingirdatiyorum;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Ufuk açıcı bir bir programdı,Ülke tv deki Nöbetçi Filazof;gerçi dinleyici itirazlarını pek gündeme getirmezlerdi,bir programları çok etkileyiciydi,Bülent isimli bir konuk felsefeci “ÇOK BİLMİŞ ÖZNE”konusunda doyurucu açıklamalarda bulunuyordu.Aklıma hemen Dücane cündioğlu gelmişti,şimdilerde Ali BULAÇ ta eklendi günümüzdeise mebzul miktarda bulunmakta;
Sonuçta Bilginin mutlak olmadığı ifade edilmişti;
ancak sorun şurdaydı Mustafa Akyolun ifadesindeki gibi “bilgi mutlak değildir”önermesi tek doğru kabul edildiğinde;bu tek doğrununda(mutlaklığın)da tartışmalı olduğu kesindi.
Hayrettin Karaman hocamızın zaman zaman
ilginç çıkışları olduğu bir vakıa,çünkü fıkh’i delillerde geçmişin ifadelerini, tezini kuvvetlendirmek için hep”TEK DOĞRU”mantığıyla öne sürmekte,bu da aslında kendisiyle çeliştiğinin bir göstergesi,öyle ya doğru tek ise;bu kadar farklı fıkhi görüşler(doğrular/fıkıhçıların tartışmasız kabul ettiği doğrular)nasıl ortaya çıkıyor.O zaman
tartışma başka bir alana kayıyor,ve bizim tek doğrudan kast ettiğimiz Tanrısal buyrukların,emir ve yasakların doğruluğu,bu teorik olarak doğru,ancak müslümanın pratik hayatı salt bu emir ve yasaklardan kaçınmanın dahada ötesinde “Tek Doğrular”içeriyor.Kur’anın “RİBA”konusundaki “TEK DOĞRU/TARTIŞMASIZ DOĞRU”su Fıkıh erbanın elinde 1400 yıl sonra sebeb,illet,hikmet prensibine hiçde uyulmadan,kıyaslama yoluyla”TEK DOĞRU)hükmünde kesin hükümlere dönüşebiliyordu.Yine Ali BULAÇIN Kadının çalışması konusunda getirdiği yasaklık(nerdeyse haramsallaştırdığı önerme)TEK DOĞRU yu belirlerken,Dücane Cündioğlunun Çok eşlilik konusunda bir makalesindeki gibi bunu farz olarak görebiliyor ve bu da TEK DOĞRU hükmünde oluyordu.
Matematiksel düşünce (mekanik)aksi ispatlanana kadar Tek doğruyu içerebilir.Çünkü mühendislikte olduğu gibi her soruna ölçülebilirlik ilkesinden bakar,”İki nokta arasındaki doğru tektir”Bu teorik ve soyut olarak tek doğrudur.
Hukuktaki (normatf)düşünce de ilahiyatçıların gibi idealar,normlar,ve ölçüler üzerine dir.Mesala kıyas ile bir soruna çözüm getirken bu kıyaslamanın normları tek doğrudur,aksi yolu”KIYAS MAAL FARIKtır kıyaslamadaki absürlüktür.Yani Norm (tek doğru kıyas ilkesi)kıyaslanacak iki şey arasında illiyet bağının bulunması ile tek doğruyu bulur Örnek;dağ ile elma birbiriyle kıyaslanamaz,ikiside çok farklı bir şeydir.
Ancak Prof Davut Dursunun bir makalesinde ;Fransız Düşünürü DESTUTdDE TRACY verdiği örnekle 3 tip düşünce tarzınındaki Tek Doğruluk ancak mekanik ve normatif alanda kabul edilebileceği halbuki sosyolojik düşünce tarzında tek doğru nun olamıyacağı belirtilmektedir.
Sonuç olarak tek doğruluk, kültürel terkibe tekabül eden farlılıktır.Bunun en somut örneği günümüz siyasetindeki (tek Doğrular)dır.
Bir iktisat öğretim üyesi öğrencilere verdiği her derste AKP ve Başbakan için “Bunlar ülkeyi sattılar,perişan ettiler,bittik,peşkeş cektiler şeklindeki TEK DOĞRUSU başka bir iktisat öğretim üyesinde IMF siz yürütülen,eflasyonun düştüğü,artık kırılgan olmıyan,ve rahatlıkla çevrilebilir kamu borç yükünün büyümeye de katkı sağladığı gerekçesiyle,Kemal dervişin geldiği günlerdeki emekli maaşlarının dahi ödenmesinin mümkün olmadığı bir dönemden,başka bir döneme evrildiği gerekçesiy le kendine ait TEK DOĞRUYU ifade etmekte.
Tıpkı biz okuyucuların yorumlarındaki gibi “TEK DOĞRULUK”inancı bunun engüzel göstergesi.
grand senyor,
andromeda galaksisinin, grandssenyoria yıdız sisteminde 1 gezegen,1 gezegen daha kaç gezegen eder diye sorsam, herhalde 3 gezegen eder diyeceksiniz.bütün bilimsel gelişmeler,teknoloji… matematik ve mantık sistemleri üzerine kuruludur.bunlar değişmez sabitelerdir.problem çözme ve gelişim bunlarla olur.
ancak sosyal konularda gerçekleri bulmak veya bu “gerçektir” demek çok zordur.insan,toplum değişkendir.değer yargıları zamanla değişebilir.sosyal konularda en mantıklı doğruyu bulabilmek için,tüm dünya insanlarını,toplumlarını değerlendirmeniz lazım.bunlar içinde bile genellenebilecek değişmezler vardır.mesela inanç,mesela sevgi,mesela savaş.savaş yanlıştır deriz.ancak binlerce yıldır insanlar savaşır ve savaşanlara “kahraman” denir.yada şehit,en yüksek mertebe deriz.savaş kötü ise yavaşanları neden yüceltir toplumlar.
savaşın yanlış olduğunu düşünürüz,acaba savaş doğru mu?savaşın yanlış bir şey olduğunu düşündüren sahip olduğumuz insancıl değerlerimiz mi?yani doğrular ve yanlışlar göreceli oluyor.nasıl bir gözle baktığınızda önemli.dini bir düşünce tarzıyla mı yaklaşıyorsunuz yoksa bilimsel bir gözlemi bakıyorsunuz.
inanç insanoğlunun tarihsel bir gerçeği ise savaşta insanoğlunun tarihsel bir gerçeğidir, dersek yanlış mıdır, doğrumudur?
Tek doğru vardır ama o doğruyu herkes bilemeyebilir, bu nedenle de herkesin doğrusu kendinedir. Yeter ki o inandığı doğru uğruna başkalarına fiziksel olarak zarar vermesin.
İzafiyetçi olmayan felsefi zemin Platonculuktur ve hem Doğu’da hem Batı’da bir kısım zihinlere nakşedilmiş olan bu düşünce sistemi insanoğlunun bilimsel gelişmeleri anlamasına engel teşkil etmektedir. Evrimin anlaşılamaması buna en güzel örnektir.
İzafi olmayan ahlak kuralı ya da hukuk sistemi yoktur. Hırsızlık yapmayacaksın dendiğinde bile kervan yağmalamanın bir dönemin ticari faaliyeti olduğunu unutmayın. Şimdi bu hırsızlık değil de nedir? Öldürmeyeceksin deriz ama kısasa kısas uygularız.
Önemli olan, yani PÜF NOKTASI, değişimle kültürel birikimin kesiştiği noktadır. Ve bu nokta halklara ve dönemlere göre farklılık arzeder.
Quantum ortaya çıkana kadar iki nokta arasındaki en kısa mesafe düz çizgi sanılıyordu ama değilmiş meğerse!
aslında yazının son paragrafı herşeyi özetlemiş durumda. doğrunun üzerine eklediklerimize bakıp ondan sonra düşünmeliyiz…
Iki türlü “dogru” vardir. Birinci dogru: “Yaratan”in dogrusudur. Ikinci
dogru ise: “Yaratilanlar”in dogrusudur. Yaratan’in dogrusu tektir. Ama
yaratilanlar’in dogrusu birden fazladir. Cünkü Yaratan’in dogrusunu
bilmedikleri veya dinlemedikleri icin herkes kendine göre bir “dogru”
icad edebilir ve etmektedirler. Fakat, Yaratan’in dogrusuyla uyusma-
yan icad edilmis bütün dogrular, Yaratan’in dogrusu yaninda “egri”dir.
Hakperest rumuzlu arkadasimiz “yaratan`in dogrusu” demis. Biz buna “mutlak hakikat veya mutlak dogru” deriz.
“Yaratilanlarin dogrusu” hakkinda verilen misaller vardir: Mesela herhangi bir bitki bir hasta icin sifa, digeri icin gayetle zararli, bir digeri icin ise tamamen nötr bir etkiye sahip olabilir. Dolayisi ile burada “dogru” hastanin durumuna göre belirlenmis oluyor, yani izafi.
Fen ilimlerinin bir zamanlar, en son gelisme diyerek “hakikat iste budur” hükmünü verdigi bir cok husus zamanla baska ilmi gelismeler sonucu yanlislanabiliyor.
Hoscakaliniz…
Neyin dogrulugunu tartisiyoruz allah askina? Terimleri oyle sulandirdiniz ki corba oldu.
Bir seyin dogrulugu (her neyse artik, neyi tartistigimizi tanimlamayi onemsememisiz) kisiden kisiye degisiyorsa ortada bir dogru degil, bir kanaat vardir.
Burada yapilmaya calisilan pedofili, cok eslilik, asip/kesmeyi ve Islamin diger barbarliklarina kilif uydurmaktir. Bu masali daha once de duyduk, bosuna vakit harcamayin.
Bigalioglu dedi:
“matematik ve mantık sistemleri üzerine kuruludur.bunlar değişmez sabitelerdir.problem çözme ve gelişim bunlarla olur.”
Mantik ne Matematik ne bilmiyorsun atiyorsun da atiyorsun. Istersen ba $uradan ba$la:
PThe Principia Mathematica is a three-volume work on the foundations of mathematics, written by Alfred North Whitehead and Bertrand Russell and published in 1910, 1912, and 1913.
bakalim bu uc ciltlik kitabi nereye kadar ta$iyabileceksin;->>
Sonra gel konu$alim, yoksa bilmedigin bir konuda hic olmadik kendini aldatma, “Tamam Abi sen buyuksun, ben Mantik, Matematik bilmiyorum, parmak hesabindan ba$ka bir$ey bilmiyorum. Aaa bakiyorum, sayiyorum parmaklarim hic degi$memi$ hep 10, parmaklarim sabitlerdir, bunlar degi$mez, BS’nin tu$larina bunlarla basiyorum problem cozuyorum, geli$iyorum, serpiliyorum, acilip, saciliyorum. Bu parmaklar olmasa ben yildizlari, Hidrojen Atomunda kac proton, kac elektron oldugunu nasil sayabilirdim ki?”
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yukarıdaki yorumum düşünce safhasındayken gidiverdi. Quantum sözcüğünü yanlışlıkla uzay fiziği yerine kullanmışım. Düzeltirim.
Mutlak doğru, mutlak gerçek filan yok. Bugün bir nedenle hastanedeyken parmakları kopmuş 3-4 yaşlarında bir çocuk getirdiler. Annesinin ve çocuğun acısı karşısında biz oradakiler gözyaşlarımızı tutamadık. Hala tesirindeyim ve bu bir süre devam edecek.
Hangi doğru, hangi mutlak gerçek, hangi Tanrı? Tanrı’nın umurunda bile değiliz. Tanrı önce o çocuğun hesabını versin!
Nilgun Hanim dedi:
” Hangi doğru, hangi mutlak gerçek, hangi Tanrı? Tanrı’nın umurunda bile değiliz. Tanrı önce o çocuğun hesabını versin! ”
Hangi Tanri? diye sorduktan sonra cevabini beklemeden “Tanri’nin umurunda degil!” demeniz sorunuzu gereksiz kilmiyor mu?!
Isterseniz $oyle sorun:
“Hangi Tanri’nin umurunda bile degiliz?”
cevap “kendi inandiginiz Tanri’nin” olabilir, ama siz bir de ustelik Tanri’ya falan inanmadiginizi iddia ediyorsunuz, o zaman ne geregi var boyle laflar etmenin Tanri uzerine?
Inanabiliyor musunuz: inanmadiginiz Tanri o cocugun hesabini verecek?!
Verse inanir miydiniz? Yooo! laf olsun torba dolsun, $ey blog dolsun;->>
Bendeniz sizin yerinizde olsam aglama korosuna katilacagima o cucugu ve annesini teselli etmek icin soyle derdim:
“Allah gorunmez kazalardan saklasin, $ukredin ki cocugunuzun kafasi kopmami$! Bir dahaki sefere kapiyi kapatirken daha dikkatli olun, sabah uyaninca da Allah’a sukredin ve sizleri gorunur, gorunmez kazalardan saklamasini dileyin, Ayetel Kursu’yu okuyun ufleyin ki $eytan cevrenize yakla$masin. Parmaklari veren Allah, parmaklari aldi diye uzulmeyin, verdiklerine $ukredin. Unutmayin birgun gelecek verdigi cani da alacak Allah.”
Nilgun Hanim Allah caninizi aldigi zaman “Tanri’nin umurunda degil once aldigi canimin hesabini versin hele bir!” mi diyeceksiniz;->
Sizden korkulur yaa;->>
Ne ucuz Tanri’niz var yaa, kafa tutuyorsunuz;->>
Derim ki: Pazar’dan kendinize dogru, durust bir Tanri secin, $oole saygi duyacaginiz, ellerinizi acip yalvaracaginiz, kulu, kolesi olacaginiz, emrine uyacaginiz, dua edip dileklerinizi yerine getirecegine inandiginiz bir dort ba$i magrur bir Tanri, sizinki gibi kici kirik, $amar oglani bir Tanri degil;->>
Umarim siz BS alirken daha dikkatli davraniyorsunuzdur, mali almadan her turlu spesifikasyonunu gozden geciriyor, demonstrasyonlari agziniz acik degil, gozunuz acik takip ediyorsunuzdur, yoksa kazigi yediniz demektir;-> Tanri’nizdan yemi$siniz bir kazik birde BS’ciden yemeyin!
Nilgun Hanimcigim size ve Tanri’niza doyum olmaz;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Nilgun Hanim dedi:
” Yukarıdaki yorumum düşünce safhasındayken gidiverdi. Quantum sözcüğünü yanlışlıkla uzay fiziği yerine kullanmışım. Düzeltirim. ”
Nilgun Hanim siz Istanbul’dan Ankara’ya arabanizla kac saatte ula$acaginizi Einstein’in Relativite teorisine gor mi hesapliyorsunuz yoksa Newton’un Mekanik’ine gore mi?
Eger Relativite Teorisi’ne goreyse yukardaki Tanri’niz siz kolaylik versin;->>
Demek ki neymi$, siz begenmeseniz de;
” iki nokta arasındaki en kısa mesafe düz çizgi ”
imi$, yoksa kisa omrunuz Istanbul’la, Ankara arasindaki mesafeyi hesaplamakla heba olurmu$;->>
Daha teknik bir dille konu$ursak:
Teoriler birbirlerini yanli$lamak icin ortaya atilmazlar, hatta Popper’e gore yanli$lanamayan teori, bilimsel teori bile degildir (mesela Evrim Teorisi gibi;-)). Teoriler yanli$/dogru falan da degildirler, nedirler? Belli bir bilimsel faaliyette bilim adamlari arasindaki ileti$ime yariyorlar yada yaramiyorlardir. Bu bakimdan araba yapiminda Newton Fizigi daha kullani$lidir, fakat Uydu yapiminda degil. Onun icin araba muhendisleri araba tasarlarken sivri zekalilik edip Relativite Fizigi kullanmazlar, yoksa i$ten atilirlar;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Sacmala haci, arabilarin gittigi hizlarda gorecelilige basvurmaya gerek yok; klasik kuramlar dogru sonucu verir. Isten atilmakla ilgisi yok. Araba tasariminin hangi asamasinda gorecelilik kuramina basvuracaksin allah askina? Bir arabayi ucaktan firlatip yere cakilisini incelerken bile goreceliligi dikkate almak gerekmez.
Bilmedigin seyler hakkinda atip tutma, yoksa bilenlerden ayar yemeye devam edersin.
Bugun tv8′de bir tartisma programinda konusmacilardan biri yas’da komutanlara yapilanlarin haksizlik oldugundan, bir komutana bu yapiliyorsa muhalefetin veya bir vatandasin hic guvencesinin kalmadigindan bahsetti.Sonrada onemli olanin demokrasi,hak,hukuk oldugunu soyledi.Ilginctirki bu ulkede hangi dusunce ve goruse sahip insan varsa hepsinin ortak paydasi demokrasi,hak-hukuk,ama nedense bu kavramda bir turlu uzlasi saglanmiyor.Herkes demokrasi diyor ama bir turlu kimse anlasamiyor.Demekki herkes ya farkli bir anlam cikariyor yada yalniz kendi dogrusunu olcut aliyor.
Bu da gosteriyorki tek bir dogru her zaman cozum getirmedigi gibi cogulculukta getiremeyebiliyor.
Mustafa beyin son cumlesi guzeldi,konuyu yeterince ozetlemis zaten.
Nilgun Hanim, bendeniz bu durum kar$isinda kendim icin de $oyle dua ederdim:
“Allah’im sana $ukurler olsun, parmaklarimi bana bagi$ladigin gibi onlari dogru tu$lara basarak dogru yolda ilerlememi nasip eyle, $eytan’a uyup yanli$ tu$lara basip sapitip gitmeme firsat ve imkan verme.”
Tabii diyeceksiniz “senin Rab’bin Merhametli ve edilen dualari i$itendir, bizimkisiyse oyle mi? Vurdum duymaz Kor Ayvaz!”
Derim ki “Nasil olmu$da boyle bir Tanri’yla gaflet icinde bu ya$a gelmi$siniz hayrettir?!, degi$tirin artik $unu yaa, arabanizin tekeri patladiginda degi$tirdiginiz gibi, taa ki Merhametlisini bulana kadar onunuze geleni inkar edin!”
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Bakin Nilgun Hanim E$$ek Sipasi soylediklerimi nasil onayliyor;->>
“.. arabalarin gittigi hizlarda gorecelilige basvurmaya gerek yok; klasik kuramlar dogru sonucu verir. … Araba tasariminin hangi asamasinda gorecelilik kuramina basvuracaksin ..? Bir arabayi ucaktan firlatip yere cakilisini incelerken bile goreceliligi dikkate almak gerekmez.”
Okudugunu anlamasa da, iyi anlatiyor bu E$$ek Sipasi yavv;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Hani Daltonlar ayna kar$isina gecip korkunc yuz denemeleri yaparlar ya, bazi Donmeler de burada sekularo-fascist yasalarina dayanarak ikide bir Allah’in Resullerini yargilama denemeleri yapiyorlar;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Nilgün Hanim…
yapmayin. “mutlak dogru” elbette var. Bakiniz “her nefis ölümü tadacaktir” ayeti “mutlak” bir dogrunun yalin ve acik bir ifadesidir.
Mutlak dogruyu “her şeyi bilen, her şeyin dizgini elinde olan” bir Kadir-i Mutlak bilir.
Surada yazdigim dörtlügü cok yerlerde duymuşsunuzdur:
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
√Çrif anı seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
Buradan şuna gelmek istiyorum. Sizin anne ve cocuk olarak bahsettiginiz olay size ve bize diş görünüm itibari ile “şer olarak” veya “kötü olarak” gözükebilir. Fakat bu sizin gözleminizdir. O kadar. Her şeyin bir de “öbür dünyaya” müteallik bir yönü var. Öbür dünyadaki makami güzel olan bir insan burada bir dakikacik bile durmak istemez. Mesela “şehitlik makami” netice itibari ile bir insanin “ölümü” degil midir? Ölüm ise dişardan bakinca “şer” olarak görülmez mi? Ama işe bakin ki, meselelerin manevi cihetini gözden kacirmayan bir şairimiz ne demiş:
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: ilerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kaafilelerle…
Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan.
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.
Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat arsa kanatlandık o hızla…
Cennette bugün gülleri açmış görürüz de
Hala o kızıl hatıra titrer gözümüzde!
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Yahya Kemal¬¥in bu şiirini okuyup ta tüyleri diken diken olmayan var midir bilmem. Ama bakiniz bu insanlar “ölüyorlar”. Fakat “mutlular”. Pekala onlarin “şen ve şakrak” bir tarzda yildirim gibi hacli sürülerinin üzerine binip, koca koca ordulari darma dagin ettikten sonra ölüp gitmeleri sizce “boşuna verilmiş” bir gayret midir? Bu isimsiz kahramanlarin bir cok insana göre bir “şer” olarak gözüken ölüme koşarcasina, adeta bir dügün alayindaymiş gibi gitmeleri onlara şehitlik makamini bahşeden bir Kadir-i Mutlak ve bir Hakim-i Mutlak`in verdigi “söz” sebebi ile degil midir?
Bence bizler o ilk yazdigim dörtlügün manasi üzerinde derin derin düşünmemiz lazim. Evet…
Hak şerleri hayreyler…
Kalin saglicakla…
Candaroglu dedi:
” bakiniz bu insanlar “ölüyorlar”. Fakat “mutlular”. ”
Allah Kitabinda Alimlerin makaminin $ehidlerinkinden ustun oldugunu bildirir, onun icin biraz da ölmeden mutlu olmanin yolunu secseniz, nasil olur? Zor gelir degil mi?!
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroğlu zaten zavallı Mehmetçik ya dinle kandırılıp şehit olup cennete gitmek uğruna ya da vatan millet uğruna cepheye sürülüp durmuş.
)
Peygamber döneminde de böyleymiş bugün de değişen bir şey yok!
Maksat devletin semirmesi ve semiren devlet kasasına yakın olanların köşeyi dönmesi. Doğru yol bu mu? Zenginin daha çok zenginleşmesi fakirin ise fakirleşmesi. Haydi Mehmetçik cepheye! Şehit ol ki cennete gidesin. Ama beyzade çocukları Amerika’da çalışarak bedelli ile askerliği geçiştirsinler ve gemi işletsinler.
Mehmetçiğe bu dünyada gün yüzü yok. Kandır zavallıyı ahiretle!
“Her canlı ölümü tadacaktır” sözü malumu ilam zaten. Bu cümleden felsefi anlamlar çıkarmak herhangi bir gazete makalesinden mistik metaforlar üreterek metafizik plana yükselip mutlak gerçekliğe erişmek gibi
Tanrı adaletsizliği bu dünyada çözemedikten sonra ötekinde bunu başaracağına nasıl inanayım? Tanrı bana aklını kullan diyor. Bu aklı bana Tanrı verdi ve ben fıtraten aklımın ötesindekini bilemem, değil mi? Tanrı bana bu bilgiyi bahşetmemiş. Eeee, o takdirde ben ancak bu dünyadaki adalete bakarım. Diğeri üstüne ahkam kesmek Tanrı’nın bana fıtraten bahşetmediği bir alana tecavüz etmek olur.
Tanrı adaletini benim aklımın alacağı biçimde bu dünyada ispat etsin. Öteki dünyaya erteleyip durmasın. Kendimi fena halde kandırılmış hissediyorum!
Uzun yorum ekleyip zamanımı ve enerjimi tüketmek istemiyorum. Kıymeti bilinmeyen bir şeyi niye üreteyim ki?
Hayrettin Karaman sadece bir hoca değildir, o üstaddır, hatta Üstad’dır. Bu çağdakiler arasında, Kur’an ve sahih senedli sünnete onun kadar vâkıf ve bağlı başka bir âlim tanımıyorum. Yoktur demiyorum, her ne kadar okumalarım oldukça eklektik ve geniş spektrumlu olsa da, belki de diğerlerini ben tanımamışımdır şimdiye kadar. Üstadın yetkinliğine lâf eden bir iki kişi gördüm. Bu kişiler, bunu ya fırkacı sâiklerle bir “argumentum ad hominem” (fikri çürütemeyince şahsı yermek) olarak ya da kıskançlık yüzünden yapıyorlar.
Liberal görünümlü dincilerin iktidarlarını katmerlediklerini hissettikçe çoğulcuğu yeren yazılar döşenmeye başlamış olmaları hoş. Ama bu yazı başlıbaşına hoş, Akyol’un argümanları standart mantık suistimalleri (logical fallacy) ile dolu:
- “Tek bir doğru yok” fikrinin tek doğru olmasının paradoksal olduğu iddiası: Tek bir doğru yok’u ilke olarak kabul etmek tek bir doğru olmadığna inanmak anlamına gelmez. Tek bir doğru yok, tek bir doğruda anlaşmamızın gözlenmiş zorluğundan yola çıkarak bir çıkış yolu sunar: Madem anlaşamıyoruz, öyleyse anlaşmak zorunda değiliz. Bu mutlak bir kabul değil, pragmatik bir varsayımdır. (Bu argümanı ciddi ciddi öne sürebilen birinin “Tanrı kendi kaldıramayacağı taş yaratabilir mi” argümanı karşısında çarçabuk ateist olması gerekir kanımca).
- Sübyancılık argümanı: Uç örnekler ilkesel tartışmalarda yanlış yönlendirici olurlar. “Bunun sonu neye varır” sloganı ilkesel olarak reddedemedikleri özgürlüğü reddetme sevdasında olanların sıklıkla başvurdukları bir mantık suistimalidir, uygunsuzdur. Sübyancılığı ‘yanlış’ olarak mahkum edecek birçok nesnel kriter öne sürebilirsiniz, burada bahsedilen ise ‘öznel’ doğrulardır. Akyol’un pedofili argümanı türban yasakçılarının argümanlarına ne kadar da benziyor.
Evet, ne yazık ki dinci zihinlerden çoğulculuğu içlerine sindirmelerini bekleyemiyoruz, çünkü aralarında en liberal geçinenleri bile karşımıza bu argümanlarla çıkabiliyorlar.
Gene sacmaliyorsun, haci. Nilgun hanim gorecelilikten soz etmedi; o konuyu sen actin.
Yasini basini almissin, ne gerek var bilmedigin konulari desmeye? Otur oturdugun yerde, ayaklarini biraz daha yika, dusunmeyi Alzheimersiz insanlara birak.
Bu arada Eskimolar “kar” icin onlarca degisik isim kullanmiyorlar. Sagdan soldan duydugun sehir efsaneleri bize pompalama.
‘Okudugunu anlamasa da, iyi anlatiyor bu E$$ek Sipasi yavv’
Anlati yetenegimi her gece yatmadan evvel kitab-i mukaddesi okumaya borcluyum. O guzelim masallari nasil da anlatmislar. Ama bu iltifati yine de kabul edemem; SIPA’larin krali sizsiniz. Ben olsa olsa bir SIPA’cik olabilirim.
“”mutlak dogru” elbette var. Bakiniz “her nefis ölümü tadacaktir” ayeti “mutlak” bir dogrunun yalin ve acik bir ifadesidir.”
gerçeğin ne anlama geldiğini bilmeyen işte böyle sapıtır.sizin mutlak doğru diye ifadettiğiniz şey aslında “mutlak gerçektir.”
gerçekler değişmez.her canlı ölümü tadacaktır.ancak doğrular değişir. “mutlak doğru” diye bir şey yoktur.doğrular görecelidir.
Belki de soruyu soyle sormak yararli olurdu:
“TC tekyasalciligiyla tek dogrular pesinde mi kosuyor? Komunistlerin vaadettigi gibi ‘bir gun gelecek tek dogrulara kavusacagiz’ mi demek istiyor? Ya da daha da dogrusu ‘dogru ile yanli$ arasinda fark kalmayan o gun gelecek’ mi demek istiyor?” Oyle ya “yolun sagindan da, solundan da gidilir” diye kurallar koymaya ba$ladiginizda aRtik bunun dogrusu, yanlisi kalmamistir – Komunistlerin vaadettigi Cennet’e varmisizdir;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Mustafa Bey,
Bir dincinin hiç bir zaman liberal olamayacağına kanıtı gibisiniz. Gün geçtikçe bilinç altınızı açığa vuruyorsunuz. Dindar bir insanın liberal olabileceğini beklemek naiflikten başka bir şey değil sanırım.
Verdiğiniz örnekler de, vardığınız sonuçlar da çok yüzeysel.
erdem
Nilgun Hanim yine Tanri’sindan yakinarak dokturdu:
” Tanrı adaletsizliği bu dünyada çözemedikten sonra ötekinde bunu başaracağına nasıl inanayım? Tanrı bana aklını kullan diyor. Bu aklı bana Tanrı verdi ve ben fıtraten aklımın ötesindekini bilemem, değil mi? Tanrı bana bu bilgiyi bahşetmemiş. Eeee, o takdirde ben ancak bu dünyadaki adalete bakarım. Diğeri üstüne ahkam kesmek Tanrı’nın bana fıtraten bahşetmediği bir alana tecavüz etmek olur.
Tanrı adaletini benim aklımın alacağı biçimde bu dünyada ispat etsin. Öteki dünyaya erteleyip durmasın. Kendimi fena halde kandırılmış hissediyorum! ”
Nilgun Hanimcigim “Tanri”‘nizi degistirin “Tanri”‘nizi;->
$oole kendinize dortba$i Mamur bir “Tanri” edinin artik canim, olmaz ki. Akil var izan var;->
Yoksa bu “Tanri”‘niz sizi verem edecek;->
BTW “akil” sizin tapulu maliniz degil, bakiniz:
http://groups.google.com/group/AlaaddinsCave/web/aql-intellect
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Erdem Bey dedi:
” Bir dincinin hiç bir zaman liberal olamayacağına kanıtı gibisiniz. ”
Bak Erdemcigim bendeniz sizin dediginizi soyle anliyorum:
“Bi tekyasalcinin hiç bir zaman liberal olamayacağına kanıt gibisiniz.”
ne dersiniz?
ama hanginiz tekyasalci degilsiniz ki, (bakiniz Protokol’a);->>
Yani Erdem Beycigim sizin sozleriniz suna geliyor:
“Tencere dibin kara!
Seninki benden kara!”
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Haci, Aladdin’in magarasindan cik da bize cebinde sakladigin basarili cok yasalci ulkeleri goster.
Cok yasalciligi elestirebiliyor musun? Asil ilgilenmemiz gereken sorun bu.
BDP AMAÇ MISIN ARAÇ MI?..
“Biz PKK değiliz diyorsunuz ama kendinizi de PKK’dan ayıramıyorsunuz!”
Geçtiğimiz günlerde BDP’lilerin Diyarbakır’dan Hatay Dörtyol’a konvoy halinde ilerlemeleri kısa süreli de olsa Türkiye’nin geleceğini hissedenlerinde haliyle korku filmi tadında bir gerilim yarattı.
Ancak beklendiği üzere güvenlik kuvvetleri BDP’lileri kapıdan çevirdi. Çevrilme sonrası televizyonlarda BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı izledim.
Karara tepki gösterdi ve kameralara şunları söyledi: “Bu yapılan hukukun çiğnenmesidir. Biz parti binamızın yakıldığı Dörtyol’da evleri, işyerleri yakılan insanlara destek olmak için böyle bir girişimde bulunduk. Kalabalıkla gitme gibi bir niyetimiz de yoktu. Öyle bir şey olsa, binlerce kişiyle gidebilirdik. İçişleri Bakanı ve Vali’nin bu konudaki tutumu da son derece gereksiz. Bir partinin eş başkanını ilçeye sokmamak, uygun bir davranış değil. Bu yaptığımız sükûnetin sağlanmasına yönelik girişim. Hatay bir mozaiktir. Hatay’da böyle bir şeyin olması üzüntü verici. Hatay’da yaşanan bir provokasyondur. ”
Evet, her şey rağmen Türkiye özgürlükler ülkesidir. İsteyen parti lideri istediğini söylemekte özgürdür. Ama söylediklerini ve yaptıklarını eleştirmekte de herkes özgürdür.
Buradan Selahattin Demirtaş olmak üzere, BDP’lilerin birkaç noktaya dikkatlerini çekmek istiyorum:
Türkiye’nin çoğunluğu uzun süre Kürt-Türk ayrımı nedir bilmedi. Çoğunluğun Kürtler’e karşı bugüne kadar hiçbir olumsuz yargısı olmadı.
Evet, onca kışkırtmaya, ölüme, teröre rağmen de sağduyu hâlâ galip ve halen Kürt ve Türk birbirini düşman görmüyor, kışkırtmalara da boyun eğmiyor.
İddia edildiği gibi bir derin bir Türk-Kürt ayrımcılığı olsaydı 27 yılda bu kadar provokasyona Türkiye’de taş üstünde taş kalmazdı.
Bu nedenle ve ne olursa olsun sağduyuyu elden bırakmamak ve emperyalist güçlerin taşeronu PKK’nın şiddet tuzağına düşmemek lazım.
“Biz PKK değiliz diyorsunuz ama kendinizi de PKK’dan ayıramıyorsunuz!”
PKK her gün insanlık dışı eylemlerini sürdürüyor. Kürt gençleri göz göre göre ölümün kucağına atan PKK ağaları, birbiri ardına yayınladıkları bildirilerle “daha fazla öldürün” diyerek cinayetlerin artan sayısıyla ayakta kalabileceğini sanıyor. Ama üzücü olan, Kürtlerin oylarıyla seçilen sizlerin de ve Parlemontada temsil edilen bir parti olan BDP’nin bugüne kadar PKK’nın asker-sivil ayrımı yapmaksızın yoğun şekilde devam eden şiddet eylemlerine karşı tek bir cümleyle dahi olsa karşı çıkmamasıdır. En acı olanı da, daha geçenlerde PKK mayını 4 BDP’liyi vahşice parçaladı; ama sizlerden yine tık yok.
Tabii ki, böyle bir atmosferde PKK’nın insanlık dışı eylemlerine tepki olarak insanların BDP binalarını hedef olarak görmelerinden doğal bir şey olamaz.
BDP’lilere ve BDP binalarına yönelik tepki içeren şiddet eylemlerini onaylıyor muyum? Kesinlikle hayır. Yüz bin kere hayır. Ama şunu unutmamalısın Selahattin kardeşim ve diğerleri. Birilerinin onaylaması ya da onaylamaması gerçekleri değiştirmiyor. Algı gerçektir.
Bence, güvenlik görevlilerinin sizi Dörtyol’a almaması da size rağmen sizi korumak içindir diye düşünüyorum.
Dörtyol’a konvoy halinde gidip olayı gövde gösterisine dönüştürmek istemeniz de en az açılım sürecinde otobüs üzerinde halay çekmeniz kadar yanlış!
Tabii ki, güvenlik güçlerini “Biz istesek binlerce insanı oraya yığarız!” diye tehdit etmeniz de…
İki eş başkan yapmanız gereken şey güvenlik güçlerinden koruma isteyip saldırılan şubenizi ziyaret etmekti. Sonra da öldürülen polis ailelerini ziyaret etmekti.
Peki, edebilir misiniz?
Yanıtınız “hayır” ise, Kürt-Türk kutuplaştırması sürecinde parti olarak değişik adlarla oynadığınız rolü, davranışlarınızı bir kez daha gözden geçirin.
Amaç mısınız? Yoksa araç mı?..
Bir kere daha parti meclisi olarak kendinize bu soruyu sorun. Eğer amaçsanız öncelikli hedefiniz provokasyonlara elinizde körükle gitmemek olmalı. Ama eğer araçsanız… Diyecek bir şey yok. Nokta…
Nail Amudi
Ateist demis: ["Her canlı ölümü tadacaktır" sözü malumu ilam zaten.]
Ebediyete asik olan nefis, ölümü unutur; kendini ebedî görmek ister.
“Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti ise, onu bu gafletinden uyandirir,
gözünü gercege actirir.
Ateist demis: “Tanrı adaletsizliği bu dünyada çözemedikten sonra
ötekinde bunu başaracağına nasıl inanayım?”
Ateistlere göre Tanri (Allah) “yok”tur ki, O’nun adaleti olsun!.. Onlara
Allah’in adaletini anlatmak bosuna olacagindan, onlari birakip gercegi
arayanlara sunlari söylemek lâzimdir:
Tanri, insanlar arasindaki adaletsizlige cogunlukla müdahale etmez.
Cünkü onlari birbirleriyle imtihan etmektedir. Bunun icin karsilik bul-
mamis adaletsizlikler, baska bir âlemde bir BÜYÜK MAHKEME’ye
havale edilmektedir. Cünkü dünyada verilecek bir ceza veya mükâfât,
adaleti karsilamaya yetmez. Cünkü meselâ, on kisiyi öldürmüs bir
adami bir kere idam edebilirsiniz. Halbuki onun hakki on kere idam
edilmektir. Eger baska bir diyarda hesap-kitap görme olmazsa, maz-
lûmlarin hakki yanmis olacaktir. Bu da cok büyük bir adaletsizliktir.
Allah ise bu adaletsizlige izin veremeyeceginden, sonucu baska bir
diyara ertelemektedir.
Hem meselâ; Allah, maddî dünyamizin gecesini karanliktan kurtarmis
olan Edison gibi bir adama bu dünyada mükâfât vermek istese, o in-
sanin alacagi ödül -Allah’a inanmis olmak sartiyla- cok büyük olaca-
gindan, o ödülün sefasini tam süremeyecektir. Cünkü bir insan bu
dünyada ancak 60-70 yil gibi kisa bir ömre sahiptir. Halbuki bu insana
milyonlar sene ömür vermek gerekir ki, ona verilecek büyük ödülün
sefasini sürebilsin.
Iste bu gerceklerden dolayi bu dünyada adaletin tam gerceklesmesi
mümkün degildir. Bunun icin de bir öte dünya ve ona girmeden önce
de bir BÜYÜK MAHKEME’de adaletlesmek, Allah’in üzerine borc ol-
mustur. Allah da bu borc ve vaadini yakinda ve mutlaka yerine geti-
recektir. Ateistler inanmasa ve kabul etmese de!
Ateist demis: “Tanrı bana aklını kullan diyor. Bu aklı bana Tanrı verdi
ve ben fıtraten aklımın ötesindekini bilemem, değil mi? Tanrı bana bu
bilgiyi bahşetmemiş. Eeee, o takdirde ben ancak bu dünyadaki ada-
lete bakarım. Diğeri üstüne ahkam kesmek Tanrı’nın bana fıtraten
bahşetmediği bir alana tecavüz etmek olur.”
Sen, aklinin ötesindekileri kendi basina bilemezsin. Fakat senin yara-
ticin olan Allah, onlari sana bildirebilir ve Kur’aniyla bildirmis. Sen bu
bildiriyi reddedersen, karanlikta kalmak senin sucundur!
Ateist demis: “Tanrı adaletini benim aklımın alacağı biçimde bu
dünyada ispat etsin. Öteki dünyaya erteleyip durmasın. Kendimi
fena halde kandırılmış hissediyorum!”
Tanri, senin keyfine göre hareket edemez! O’nun adaletine dair bir
isbat ariyorsan, o isbat: “Kur’an”dir. Onu kabul etmezsen, kendi key-
fine göre bir adalet uydurmak zorunda kalacak, bu uyduruk adaletle
de insanlara zulmedip zalim olacaksin! Seni kandiran Allah degil,
seytandir. Allah’a inanmadigin müddetce de seni Allahsizlikla, ate-
istlikle kandiracaktir ve kandirmaktadir. Kandirilmaktan kurtulmak
istiyorsan, herseyin sahibi BILEN Allah’a yönel, kurtul! Bilgisiz mad-
deye ve kör tesadüfe tapmaya devam edersen, kurtulusun yoktur…
Eger Allah olmasaydi, sen de olmazdin. Eger O’nun adaleti olmasay-
di, O’na inancsizligindan dolayi seni suracikta bir böcek gibi eziverirdi.
Fakat adaleti geregi ve hem “belki düzelirsin” diye ve sana verilen sü-
renin dolmasi icin hemen ceza vermemekte, seni kiyametten sonra
kurulacak olan Büyük Mahkeme’ye ertelemektedir.
Nail Bey dedi:
“Biz PKK değiliz diyorsunuz ama kendinizi de PKK’dan ayıramıyorsunuz!”
neden ayirsinlar PKK bunlardan daha bagimsiz. Sen elin Allah vergisi yasama haklarini ellerinden al, sonra da kendilerini sekularo-fascist yasalariniz disi orgutlenen yasa-disi bir orgutten ayiramadiklarina yan, sasip kal?!
hic mi akletmezsiniz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Amudi yine olayi amuda kaldirip bakmis.
Yazida MHP li yoneticiden tek kelime yok.
Yazida Jitemcilerin MHP li ile sohbetinden tek kelime yok.
Yazida yoldan gecen adamlarin “teroristler yakalandi” diye emniyete goturulmesi ile ilgili tek kelime yok.
“Aman olayin MHP ile irtibatini gizleyin” cabalariyla MHP li yoneticiyi istifa ettirme numaralari ile ilgili birsey yok.
Ulkuculerin emniyeti basmak icin birbirlerine yolladigi binlerce mesajdan tek kelime edildigi yok.
“Burasi BDP binasi” diye yangina mudahale etmeyen ulkucu itfaiyeden tek kelime yok.
Fakat…
Bunlari soyleyen Demirtas icin koca bir sayfa yazi yazmis.
Masallah… cok objektif bir yazi olmus.
‚ÄûMutlak Dogru“ üzerine Mustafa Beyin Hayrettin Karaman Hocamiza istinaden dile getirdigi bir makale bu. Dolayisi ile yazi dinden bahsettigi icin, bizler de dini bir cerceve icerisinde görüslerimizi izhar etmeye calisiyor oldugumuzu belirtelim. Dolayisi ile biri kalkip ta ‚Äûher seye dini sokuyorsunuz“ seklinde bir cümle kurmasin. Esasen bu davranisimiz, yani bir cok meseleyi dini cepheden ele almamiz Islam`in ne kadar da ‚Äûsosyal hayatla ve ilimle“ icice oldugunu da gösteriyor olmasi acisindan da enteresandir.
Bizler mutlak dogruyu bilen bir zatin varligina inandigimiz kadar, ona inamayanlarin da oldugunu biliyoruz. Yalniz sunu ifade etmeliyim: Hem bir yandan ‚Äûmutlak dogru“ yoktur diye savunurken, diger yandan da sanki aslinda kendi bildiginin ‚Äûmutlak dogru“ olduguna inaniyor olmak gibi bir konuma da düsmemek lazimdir. Mesela Samet rumuzlu arkadasimiz Mustafa Bey`e hitaben diyor ki: ‚ÄûLiberal görünümlü dincilerin iktidarlarını katmerlediklerini hissettikçe çoğulcuğu yeren yazılar döşenmeye başlamış olmaları hoş.“ Yorumunun bir baska yerinde ‚ÄûEvet, ne yazık ki dinci zihinlerden çoğulculuğu içlerine sindirmelerini bekleyemiyoruz“ . Kullanmis oldugu kelimenin Türkiye`de hangi cevrenin lügatindan neset ettigini ve o lügatta daha hangi kelimelerin mevcut oldugu herkesin malümudur. Bu cevrelerin ortak özelligi belli: Fikren maglup edemiyorsan ‚Äûdamgala“ ve hatta ‚Äûfisle“. O da olmadi ise ‚Äûucagini düsür, camiisini bombala“. Bunlari yaparken de ‚ÄûMutlak dogru“ sandigin o zihniyete hizmet ettigini düsün ve vicdanen müsterih ol.
Simdi bu arkadasimiz sözümona ‚Äûkendi dogrusunu“ teskil etmis bir vaziyette yaziyor. Yoksa Mustafa Bey`e kalkip ta ‚Äûdinci“ damgasini ‚Äûmutlak manada dogru olmadigina inandigi“ görüslerine istinaden vurabilir mi? Gerci o ‚Äûmutlak dogru“ yok demiyor. Ama icraati ile, yani yazdiklari ile esasen kendince bir takim dogrulara sahip oldugunu (ve hafiften bu dogrularinin ne kadar da “mutlak dogru” olduguna inanaraktan) da acikca gösteriyor.
Bu bence normal bir durumdur. Yani herkesin kendince bir ‚Äûdogru“su vardir. Fakat bunlar ‚Äûmutlak“ manada dogru mudur? Soru budur. Eger bir kisi kendi dogrusunun ‚Äûmutlak dogru“ olamayacagina inaniyorsa karsisindaki insanin görüslerini begenmese bile onu ‚Äûsen öylesin, böylesin, dincisin,gericisin, sucusun, bucusun“ diye damgalayip taciz etmeye kalkmaz. Medenilik bunu icabettirir. Ha bunlar ‚Äûmutlak dogrularimdir“ diyorsa, bu da sadece kendisini baglar. Zorlama yok.
Bizlerin dogruyu tayin etme noktasinda elimizde olan veri nedir? Dindir, ilimdir. (Bu arada belirteyim: Ilim ahlaki norm koymaz). Bunlarin insani dogruya götürmesi icin lazim olan sey ise akildir. Yani aklimizi kullancagiz elbette. Elimizdeki dogrular ‚Äûmutlak manadaki dogrulardan“ bir cüzdür. Tamami degildir. Kendi kanaatlerimize mutlak nazari ile bakamayiz. Bendeniz de kanaatlerime mutlak dogru nazari ile bakmiyorum. Baskasinin görüslerini de gayr-i mutlak olarak mütalaa etmiyorum. Ifade etmege calistigim hususlar da sadece ‚Äûilmim kadar“ olani ve ‚Äûifade edebildigim kadaridir“.
Her ayna günesten haber verir ama ‚Äûgünes iste bu aynanin icindedir“ denmez. Bendeniz diyorum ki: “Mutlak” kelimesi bir katiyyet ifade eder. Bu da tam ve eksiksiz bir ilme sahip olmayi icabettirir. Buna ise yalnizca ve yalnizca asagida yazdigim sifatlara haiz bir zatin mevcut olmasi gerektigini düsündürür.Öyle bir zat ki, ilmi ile sonsuzlugu mutlak manada ihata etmis.
Bir arkadasimiz da ‚Äûsizin mutlak doğru diye ifadettiğiniz şey aslında “mutlak gerçektir.” demis. Olaya bir de sölye bakiniz: Simdi bir mantik kuralim: Her varlik ölümcüldür. —> Insan bir varliktir. —> Öyleyse insan ölümcüldür.
Son cümleye mantik dahilinde verilen cevap ‚Äûdogru“ veya ‚Äûyanlis“tir, “Gercek“ denmez. ‚ÄûGerceklenmesi“ fiilin vukuundan sonradir, yani ölümden sonra. ‚Äûsapıtır“ kelimesini ise yukarda yazdigim cercevede mütalaa edersek sizde inandiginiz ‚ÄûMutlak dogrular“ adina karsinizdakine böyle hitap edebiliyorsunuz. ‚ÄûMutlak dogru“ degilse o halde ne diye karsinizdakini ilzam edersiniz ki…Garip!
ISTE O SIFATLAR:
KAD√éR (kelime manasi): Her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Allah.
KAD√éR-İ AL√éM: Herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten Allah.
KAD√éR-İ B√éMİS√ÇL: Benzeri olmayan güç sahibi olan Cenab-ı Hakk.
KAD√éR-İ EZEL√é: Herşeye gücü yeten zaman ve mekânla kayıtlı olmayan Allah.
KAD√éR-İ HAK√éM: Herşeyi hikmetle yaratan ve herşeye gücü yeten Allah.
KAD√éR-İ KAYY√õM: Varlığı kendinden olan ve herşeye gücü yeten Cenab-ı Hak.
KAD√éR-İ KER√éM: İkramı bol olan ve herşeye gücü yeten Allah.
KAD√éR-İ KÜLL-İ ŞEY: Herşeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Allah.
KAD√éR-İ MUTLAK: Kudreti mutlak olan ve herşeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Allah.
Digerlerini siz Internette bulabilirsiniz.
Nilgün Hanim,
diyorsunuz ki: ‚ÄûTanrı adaletini benim aklımın alacağı biçimde bu dünyada ispat etsin.“
Bu sözünüze verilecek cevap sudur: Mahluk Halikini sorgulayamaz.
Acayim: Siz bir mühendis olarak gayet maharetli, sizin kadar olmasa bile düsünen, karar verebilen bir robot yapmis olsaniz, yaptiginiz bu robotun kalkip ta size ‚Äûelimi altindan yap, gözümü elmastan“ deme hakki olabilir mi? Böyle diyen robotunuza siz ne yaparsiniz? Siz ne kadar da görmezden gelseniz sizin Halikiniz sizi yaratmis. El vermis, göz vermis, ayak vermis. Siz hangi uzvunuz icin ‚Äûbu hosuma gitmiyor, baskasini istiyorum“ davasinda bulunabilirsiniz ki? O istese idi sizi mesela bir agac olarak ta yaratabilirdi veya bir kaplumbaga. Halbuki bakiniz o yaratici siz yukardaki sözünüzle ne kadar da isyankar olsaniz da sizi hür birakmis; robot degilsiniz, fikrinizi söylüyorsunuz. Tabii ki bu fikirlerinizin O`nun katinda degerlendirilmesinden daha normal bir sey olamaz. Yoksa siz söylediklerinizin, yazdiklarinizin ve diger amellerinizin O`nun tarafindan ölcülüp tartilmamasini ve hic bir surette kaale alinmamasini mi tercih ederdiniz?
Ayrica hikmet noktasinda bazi hadiseleri tam degerlendiremiyor olabiliriz. Ama bu bizleri isyana sevketmemeli. Size Kur-an da zikredilen o meshur hadiseyi tekraren okumanizi tavsiye ederim. Hz. Musa ile Hz. Hizir arasinda gecen o meshur hadise!
Meselelere yüzeysel olarak bakmamaliyiz. Bir vakitler yazmistim: Mânây-ı harfî ve mânây-ı ismî …
Esen kalin…
Yukardaki yazimdaki önerme “her canli ölümcüldür” seklinde olmaliydi. Sehven “her varlik” diye yazdigim bu cümleyi biri kalkip ta ciddi ciddi elestirmeden düzeltiyorum.
Candaroglu yazdi:
” Varlığı kendinden olan ”
Candaroglu bu varlikcilik” var ya, bu Yunan-i Atika’dan gelme bir kavramdir, bazi mutekallimun bilmeden Mal-bulmus Magribi gibi bunun uzerine atlamis olmadik safsata uretmis, uretmektedir. Halbuki Kur’an’da “Allah vardir” diyen birtek ayet yoktur. Onun icindir ki ne “Allah vardir” ne de “Allah yoktur” demenin hicbir anlami yoktur. Cunku “var/yok” Allah’in yarattigi $eyler icin kullanilir. “Allah kendini yaratmi$ olan $eydir” demenin bir anlami olmadigi icin de “Allah vardir/yoktur” demenin bir anlami yoktur. Bu “var/yok” kelimelerinin gramerinden boyle.
Bakin “la ilahe illalah” da bu Mutekallimun tarafindan yanli$ tercume edilmi$, edilmektedir, bu bati dillerinde de yanlis tercume edimis bulunmaktadir. Dogrusu soyle olacakti:
“Allah’tan baskasi tanri degildir.”
“la” bildiginiz gibi Arapca da olumsuzluk ifade eder “la ilahe” “ilah degil”, “not god”, Mantik’ta kullanilan sembollere gore “~god”.
Ustadlariniza, Ustad-i Muazzamalariniza soyleyin bunu boyle duzeltsinler artik.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Sayin Grand Senyor,
son yillarda ortaya cikan bir hastalik var: Minicik te olsa bir kesim Islami meselelerde fikirlerini ifade ederken kendilerinden neset eden görüslerin ne kadar da degerli oldugunu buna mukabil “eskilerin”, yani sizin tabirinizle “Ustadlarin, Ustad-i Muazzamalarin” görüs ve düsüncelerinin ise ne kadar degersiz oldugu anlayisi üzerinden hareket ediyorlar. Yani “eskiyi” kaldirip atiyorlar, begenmiyorlar. Hayir bu hepten yanlistir demiyorum. Bir yere kadar dogrudur. Ama burada “resmen hakarete varacak, kücümseyici” bir elestiri olunca insan
ister istemez bu nevzuhur “yenileri” reddediyor. Mesela eski tarihlerde ister önemli bulunmadigi icin deyiniz, ister “sabun köpügü” mesabesinde oldugu icin gayetle önemsiz görüldügünden dolayi deyiniz hic kimsenin üzerinde kafa yormadigi bir meselede biri kafa yormus olsun. Aradan asirlar gecsin ve o mesele birden bire önem kazansin. Sonra o konuda ilk kafa yoran zatin yazdiklari ele alinsin ve bunlarin “tamamina yakini yanlis sonuclar” olsun. Bakiniz buna ragmen “o ilk kafa yoran” var ya iste onun adi o mesele ile ilgili her konuda gecer. Alin size bir örnek : “atom” hakkinda ilk yunan felsefecilerinin ileri sürdükleri görüsler. Bir sürü yanlis var ama “atom” kelimesi bile bir Yunan feylesofonun adi. Mesela “Piri Reisin Haritasi” veya bir baskasinin yaptigi fakat o günün sartlarinda imal edip calistiramadigi bir makina…(Bu sekilde Leonardo de Vinci`ye maledilen o kadar cok makina var ki). Mesela Fotokopi makinasi tarihi itibari ile cok eskiye dayanir, fakat mucidi makinayi imal ettirmek icin müracaat edince icadinin “cok degersiz” oldugu gercegi(!) ile karsilasir. Hic kimse yardim etmez ve bu makinasi asirlaca unutulmaya terkedilir.
Demek istedigim sudur: Bir görüsün yanlis olmasi onu ileri sürenin hakir görülmesini icabettirmez.
” Varlığı kendinden olan ” cümlesi üzerine eklemek istedigim husus sudur: Bakiniz kainattaki her sey Cenab-i Hakk`in sifatlarindan bir cüze isaret eder. Mesela “görmek, duymak” fiilleri Cenab-i Hakk`in “görmeyi” ve “duymayi” bildigine delalet eder. Ses, yazi, renk, akil, hatirlamak, yazmak, bilmek, kizmak… ne dersenin deyiniz. Iste o begenmediginiz “üstadlar” burada derler ki: Evet Allah görür, duyar, bilir ve hakeza. Buna bakip Allah`in gözü, kulagi, eli vardir denmez. Hatta bu “el” bahsi kimileri tarafindan gercek bir “el” gibi kabul edilir olmus. Öyle ya sizin deyimizle “ayette geciyor”. Iste o eski ve sizin, bizim yillarca okusak seviyelerine ulasamayacagimiz “üstadlar” diyor ki: Bu mecazidir. Mecazi manada kullanilmistir ve Allah`in her yere istedigi anda, hic bir mania cikmadan ulasacagina delelalet eder.
Konusmamiz Allah`in “konustuguna” isaret eder. Ama bu nasil olur bilinmez. Allah`in mutlakiyet ifade eden o kadar sifati var ki: Bunlari bizim kendi lisanimiz ile ifade etmemiz, tasvir etmemiz mümkün degildir. Mesela sizin bahsettiginiz “varlik” konusunda üstadlar der ki: Allah vardir, fakat bu var olma “esyanin” var olmasina benzemez. Yani biz tasavvur edemeyiz bunu. Eskiler buna “kadir- i kayyum” demisler iste. Ilk yorumumda manasi yazili. Peki Allah`i yakinen tanimak icin ne yapacagiz? Elimizde mevcut olanla yetinip “Allah duyar, görür, bilir, gazap eder, sever….” diyecegiz. Allah`in sifatlarini ifade icin kullandigimiz lisanlarin haricinde bu “mahzurlari” ihtiva etmeyen bir lisan, bir yol varsa söyleyiniz. Simdi “Allah görür” dedigimiz zaman bu görmenin nasil oldugunu bilemeyiz. Bizlerde Cenab-i Hakk`in mutlak manada sahip oldugu “görme, isitme” sifatlarindan bir cüz var degil mi? Iste biz de o kadari ile yetiniyoruz. Yoksa “Allah`in gözü vardir” ve “görmesi de aynen bizim gibidir” demiyoruz.
Mutafa Bey`in yazisina katki manasinda olmasi icin de diyoruz ki: Bizim “dogru” diye tarif ettigimiz hususlar Cenab-i Hakk`in Mutlak manadaki dogrusu gibi degillerdir. Mutlak dogruyu ancak Allah bilir. Bizler ise sadece o mutlak dogruya bir fonksiyonun sonsuza giderken baska bir fonksiyona yakinlasmasi gibi yakinlasa biliriz, ama hic bir zaman mutlak manadaki dogruya ulasamayiz. “Beser sasar” sözü de bir bakimdan buna isaret eder. Iste buna binaen üstadlarimiz kaleme aldiklari görüslerinin dibine dibine bir de “benim görüsüm budur, dogrusunu ancak Allah bilir” diye eklerlerdi.
Üstadlarimiz bizlere böyle ögretti. Allah onlardan razi olsun. Cümlesine gani gani rahmet eylesin.
Bu vesile ile Mustafa Beyin, sizin ve diger bütün Alam-i Islamin mübarak Ramazan ayini can-u gönülden tebrik ederim.
Esen kalin.
Sayin Candaroglu sorumu anlamamis gibisiniz, kirk dereden su getiriyorsunuz, bakin sorumu daha da ozellestireyim, dediniz ki:
” Varlığı kendinden olan ”
Kur’an’da “varlik (diyelim vucud)” kelimesinin “kendi” kelimesiyle birlikte gectigi bir ayet var mi?
Yani Sayin Candaroglu bendeniz “benim görüsüm budur, dogrusunu ancak Allah bilir” demiyorum, ne diyorum “Gelin bakalim Kur’an’da Allah hangi ayette “Ben varim” “Varligim Kendimdendir” “Allah vardir” “Rabbiniz vardir” ve benzeri icinde “Allah” “O” “vardir” gecen bir ayet varmidir?”
Siz se kaciyorsunuz, Kur’ana bakacaginiza Ustadlarinizin laflarina bakiyorsunuz, Tevrat’i rafa kaldirmis onun yerine Talmut’u gecirmis Yahudiler gibi Kur’an’dan baska ne kadar kaynak varsa tariyorsunuz, Kur’an’a gelince zinkliyorsunuz.
Simdi birisi cikip size “Kur’an’da “Allah vardir” denmiyor, o halde Allah yoktur diyebilirim, su kayitla ki “benim görüsüm budur, dogrusunu ancak Allah bilir”" dese siz buna ne derdiniz?
Ramazan’iniz mubarek olsun,
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Muhterem Grand Senyör.
Efendim sunu anladim ki,size laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zormus. Hersey nafile.
Diyorsunuz ki, “Simdi birisi cikip size “Kur’an’da “Allah vardir” denmiyor, o halde Allah yoktur diyebilirim, su kayitla ki “benim görüsüm budur, dogrusunu ancak Allah bilir”
Bu konuya temas etmeden evvel dikkatimi ceken bir hususu size ileteyim: Hic bir yorumunuzda ve hic bir yerde karsinizdaki muhatabiniza “bunda hemfikirim” dediginiz yok masallah. Asil yazilani anlamayan sizsiniz galiba. Yoksa sayisi yüzleri bulan Akyol okuyucusuna karsi yorum yazip hep “muhalif” bir noktaya parmak basiyor olmazdiniz ve mütemadiyen “serh” koymazdiniz. Hayir o konuda da serbestsiniz de, ben size bunun hic te “alisilmis” bir durum olmadigini ileteyim.
Kaldiki “dogrusunu Allah bilir” diyen zevat bunu demeden önce Kur`an ve sahih sünnete bakmis, okumus ve bir neticeye varmis. Sizin bahsettiginiz sekilde bir cümle kuran olsa bile ne degisir? Yani inkar edecek olan kisiye ne yaparsaniz yapin onlarin kalbini cevirebilir misiniz? En mantikli cevabiniz bile imkani yok tesir etmez. Kur`an da “hayir, siz onlarin kalplerini ceviremezsiniz” diyor. Öyleyse benim yazdiklarimi nicin illaki “falanca böyle derse ne cevap verisiniz?” tarzinda degerlendirmeye tabii tutuyorsunuzki? Halen dahi günümüzde yanlis bir takim bilgileri Kur`ana malederek savunanlar yok mu? Eskiden de olmus, simdi de var. Önemli olan nedir? Önemli olan bizlerin Kur`an ve sahih sünnete sahip cikip cikmamamizdir. Bir vakitler bir Hocamiz “tavuktan da kurban olur” deyince hep beraber “göbegimizi hoplatarak” gülmedik mi? Peki nicin güldük? Cünkü adamin dediginin Kur-an ve sahih sünnetle bagdasir yani yok ta ondan! Yoksa o bunu demis, öteki sunu demis, beni ve benim gibi düsünenleri zerre kadar alakadar etmez. Islami ögrenme babinda ciddi olarak sorulacak o tip sorulara verilecek cevabimiz da vardir. Hic merak etmeyiniz.
Bir cümleniz daha var: “Tevrat’i rafa kaldirmis onun yerine Talmut’u gecirmis Yahudiler gibi Kur’an’dan baska ne kadar kaynak varsa tariyorsunuz, Kur’an’a gelince zinkliyorsunuz” Bu sözü Islami terbiyenin icabi olan “müslümanlar arasinda su-i zan yerine hüsn-ü zan” prensibi ile bagdastiramadigimi ifade etmek isterim.
Selamlarimla…
Candaroglu dedi:
“”bunda hemfikirim” dediginiz yok masallah”
kabahat bende mi?!
yine bir araba dolusu laf ettin ama, nerden cikti bu:
” Varlığı kendinden olan “?
cevap yok. Gerisi lafi guzaf.
Cevabini da verdik: “Yunan-i Atika’nin esatirinden.”
Ama bunu kabullenmek size zor gelir, cunku lisaninizda zincirleme degisikliklere yol acar bunu kabul etmeniz. Tembellik dururken boyle zahmetlere girmeye ne gerek;->
Siz ” Varlığı kendinden olan ” demekle Allah’a sirk kostugunuzun farkinda bile degilsiniz. Kur’an’da buna benzer bir ayet yok! Allah “bir $ey” degildir ki var edilmis olsun. Allah’in yarattigi seyler icin vardir/yoktur denir. “$eyler” de buyutlariyla kendilerine takdir edilmis bir ecele gore mekan isgal ederler. Bu konuda asla sizinle hemfikir olacak degilm. Benimle hemfikir olmasi gereken sizsiniz ama gururunuza yediremiyorsunuz.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Allah`in sifatlari nelerdir?
Allah`in sifatlari “zati” ve “subuti” olmak üzere ikiye ayrilir.
Zati sifatlara bakalim: vücud, kidem,beka, vahdaniyet, muhalefetü`n lil havadis, kiyam bi nefsihi.
Subuti sifatlari sayalim: hayat, ilim, irade, kudret, sem`(isitme), kelam ve kekvin (var etme sifati)
Bizi ilgilendiren Vücud sifati “var olmasi” manasina gelir. Bu sifat “Allah`in varliginin ne evveli, ne de ahiri olmadigini belirtir ve varligi baska hic bir seyin varligina benzemez. Kainattaki hersey zerreden kürreye oradan galaksilere kadar hersey O¬¥nun varligina delildir. Allah`in varligi ne kadar kesinse, ona serik olabilecek herseyin de “yoklugu” o kadar kesindir.
Allah bu sifatlarindan cüzi miktarda insanogluna bahsetmistir. Kainatta bu sifatlarin tezahürlerini görürüz.
Sayin Senyör, siz felsefeye dalip gercek ulemanin sesini duymaz olmussunuz. Toparlanin biraz. Inanin Üstadlar yanlis söylemez.
Selamlarimla…
Candaroglu kirk dereden su getirmeye devam ediyor:
“Bizi ilgilendiren Vücud sifati “var olmasi” manasina gelir.”
Kur’an’dan bir ayet getir be mobarek adam;->
Candaroglu dedi:
“Sayin Senyör, siz felsefeye dalip gercek ulemanin sesini duymaz olmussunuz. Toparlanin biraz. Inanin Üstadlar yanlis söylemez.”
Felsefe’den bi-haber Üstadlar(?!)’inizin hali ne aciklidir, birsey yapayim derken bin sey bozarlar, siz cahiller de onlari inatla takip edersiniz.
Cevabini da verdik: “vucud kavraminiz Vahdet-i Vucud’cular tarafindan Yunan-i Atika’nin esatirinden kotarmadir.”
Ama bunu kabullenmek sizede Üstadlar(?!)’iniza da zor gelir, cunku lisaninizda zincirleme degisikliklere yol acar bunu kabul etmeniz. Tembellik dururken boyle zahmetlere girmeye ne gerek;->
Siz ” Varlığı kendinden olan ” demekle Allah’a sirk kostugunuzun farkinda bile degilsiniz. Kur’an’da buna benzer bir ayet yok! Allah “bir $ey” degildir ki var edilmis olsun. Allah’in yarattigi seyler icin vardir/yoktur denir. “$eyler” de boyutlariyla kendilerine takdir edilmis bir ecele gore mekan isgal ederler. Bu konuda asla sizinle hemfikir olacak degilm. Benimle hemfikir olmasi gereken sizsiniz ama gururunuza yediremiyorsunuz. Heman bunu gidin Üstadlar(?!)’iniza yetistirin, koro halinde buraya gelip kirk dereden su getirin bakalim hatanizi temisleyebilecek mi;->
Candaroglu dedi:
“”bunda hemfikirim” dediginiz yok masallah”
siz de benim bildiklerimi bilseydiniz, siz de “bunda hemfikirim” demezdiniz, bildiklerim devlet sirri falan degildir, siz de calisip ogrenebilirsiniz.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglu Üstadlar yetmez Üstadim, siz elinde Talmut Üstad-i Muazzama’nizi getirin;->>
Bir de “Yahudilesmis gibisiniz!” deyince bir tuhaf oluyorsunuz, sanki Yahudiler insan degilmis gibi;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
UCB HASTALIGI
Manevi hastaliklar kabilinden bir hastaliktir. “Kendini begenme” hastaligi olarak ta bilinir. Kalbi bir hastaliktir. Bu öyle bir hastaliktir ki, ona dücar olanin bütün hayir ve hasenatini da tehdit eder, degersizlestirir. Kisinin her ameline seytani müdahil eder. Bu hastalik sebebi ile kisi riyaya yönelir ve kisiyi kendi amelini begendirmeye yöneltir. Amelini begendigi icin bunu baskalarina da gösterip onlarin da hayranligini kazanmak ister.
Karun “ben malimi mülkümü kendi ilmim ve hünerimle kazandim” demisti. Sonrasi ise malum.
Suurlu bir insanin sunlari düsünmesi lazim:
Hitabeti ile ucublanan kisiye bu kabiliyeti kim verdi?
Mali ile ucublaniyorsa yine sormasi lazim: Mali kim verdi?
Ilmi ile ucublaniyorsa “ilmi kim verdi?” diye düsünmesi lazim.
Meshur bir hikayede anlatilir. Allah kuluna sorar: Sana bu kadar nimet verdim. Mukabilinde ne yaptin?
Kul cevap olarak: “Ya Rabb. Ilim ögrendim, Kur-an okudum der.
Allah buyurur: “Hayir, yalan söylüyorsun. Ilmi sana alim desinler diye Kur-an`i da sana ne güzel okuyor desinler diye okudun ve sana böyle de denildi”
Ulemamiz der ki: “Bir kula ilim olarak Allah`tan korkmasi yeter. Cehalet olarak ta amelini begenip ucba kapilmasi”
Bazi kimseler varki Allah`in emir ve nehyettigi hususlari insanlara anlatirlar, fakat gel gelelim bunu yaparken olmazsa olmaz sartlari, yani “ihlasi, sefkati, sabiri” göstermezler. Onlara muhalif en ufak aksi bir fikir cikmasi halinde kizarlar ve hatta muhataplarini dinden adeta “afaroz” ederler. Üstelik bunu bir de “Allah adina hiddetlendiklerine” yorarlar.
Seytanin insanlari bazen de “ibadetlerle” aldatigini bilmezler. Amellerini yeterli görürler ve seytan bunlarin kalbine yaptiklarini da “Kur-an adina, din adina” yaptiklari hissini verir. Bu kisiler gittikce daha cok azginlasir bir de birakiniz kedilerini anlamadigi icin halka kirgin olamalarini ve hakir görmelerini, önde gelen din alimlerine bile dil uzatirlar, kizarlar, kücük görürler, begenmezler.
Mustafa Bey, meseleye bir de bu acidan bakmak lazim diye düsünüyorum.
Esen kaliniz…
Candaroglu, lutfen “Inadim inat, k… ikikanat!” diyerek gururlanmaktan vaz gecin Usdatlarinizin asarini Allah’in Kitabindan ustun tutmaktan vaz gecin. “ilm” kavramini Allah Kitabinda nasil kullanmis once onu ogrenmeye bakin:
http://www.sakirkocabas.com/concept.html
ha bakin bu arada Karun’la ilgili olarak yillar once sunlari yazmistim:
http://groups.google.com/group/starwords/web/Test
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglu’na Allah’in Kitabina bakin dedik diye magrur biz oluyoruz, tenezzul edip bakmaktan cekinen gendileri de mutevazi oluyor?!
Komedinin son perdesi;->
Candaroglu! Azizim sen “gurur” ne, nasil kullanilir onu da bilmiyorsun, bak hatirlatayim, gozlerini ac da oku:
002.206. Ona: “Allah’tan sakin” denince, gururu kendisine gunah isletir, artik ona cehennem yetisir, ne kotu yataktir!..
038/001-002. Sad. Ogut veren Kuran’a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrilik icindedirler.
038.075. Allah: ” Ey Iblis Kudretimle yarattigima secde etmekten seni alikoyan nedir? Boburlendin mi? Yoksa gururlananlardan misin?” dedi.
040.083. Peygamberleri onlara belgelerle gelince,
kendilerinde olan bilgiden gururlandilar da, alaya
aldiklari sey kendilerini sariverdi.
023/045-046. Sonra Musa ve kardesi Harun’u, Firavun ve erkanina mucizelerimiz ve apacik delille gonderdik. Buyukluk tasladilar. Zaten magrur bir kavimdiler. (kibir, kavim)
023.066-067. “Ayetlerim size okundugunda buyukluk taslayip, gece agziniza geleni soyleyerek ardiniza donuyordunuz.” (ayet, kibir)
028.039. O ve askerleri, memlekette, haksiz yere buyukluk tasladilar. Gercekten Bize dondurulmeyeceklerini sandilar.
029.039. Karun’u, Firavun’u ve Haman’i da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmisti de onlar yeryuzunde buyukluk taslamislardi. Oysa azabimizdan kurtulamazlardi.
(kibir)
032.015-016. [S] Ayetlerimize ancak, kendilerine hatirlatildigi zaman secdeye kapananlar, buyukluk taslamayarak Rablerini overek yuceltenler, vucudlarini yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdigimiz riziklardan sarfedenler inanir.
(ayet, kibir)
034.031. Inkar edenler: “Bu Kuran’a ve ondan oncekilere inanmayacagiz” dediler. Sen bu zalimleri, Rablerinin huzurunda dikilmis olduklari zaman, sucu birbirine atip dururken bir gorsen! Gucsuz sayilanlar, buyukluk taslayanlara: “Siz olmasaydiniz biz inanmis olacaktik” derler.
(kibir)
034.032. Buyukluk taslayanlar, gucsuz sayilanlara: “Size dogruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alikoyduk? Hayir; zaten suclu kimselerdiniz” derler. (kibir)
034.033. Gucsuz sayilanlar da buyukluk taslayanlara: “Hayir gece gunduz hile kuruyor ve bize Allah’i inkar etmemizi, O’na ortaklar kosmamizi emrediyordunuz” derler. Azabi
gorduklerinde, ettiklerine icleri yanar. Inkar edenlerin boyunlarina demir halkalar vururuz. Yaptiklarindan baska bir seyin mi cezasini cekerler?
035.042-043. Kendilerine bir uyarici gelince, ummetler icinde en dogru yolda gidenlerden biri olacaklarina, and olsun ki, butun gucleriyle Allah’a yemin etmislerdi; fakat kendilerine uyaricinin gelmesi, yuryuzunde buyukluk
taslamak ve kotu duzen kurmak ile ugrastiklarindan sadece nefretlerini arttirdi. Oysa pis pis kurulan ktu tuzaga ancak sahibi duser. Oncekilere uygulanagelen yasayi grmezler mi? Sen Allah’in sunnetinde bir degisiklik bulamazsin. Sen Allah’in sunnetinde bir baskalasma da bulamazsin.
038.073-074. Iblis’ten baska butun melekler secde etmislerdi. O, buyukluk taslamis ve inkarcilardan olmustu.
039.059. Ey insanoglu! Evet; ayetlerim sana gelmisti de onlari yalanlamis, buyukluk taslamis ve inkarcilardan olmustun.
040.035. “Bunlar, Allah’in ayeterini uzerinde kendilerine gelmis bir delil bulunmadan tartisirlar. Bu, Allah katinda da, inananlarin yaninda da ofkeyi arttirir. Allah, buyukluk taslayan her zorbanin kalbini bundan
dolayi muhurler.”
040.047. Atesin icinde birbirleriyle tartisirlarken, gucsuzler, buyukluk taslayanlara: “Dogrusu biz size uymustuk, simdi atesin bir parcasini olsun bizden savabilir misiniz?” derler.
040.048. Buyukluk taslayanlar: “Dogrusu hepimiz onun icindeyiz. Allah kullar arasinda suphesiz hukum vermistir” derler.
040.060. Rabbiniz: “Bana dua edin ki duaniza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi buyukluklerine yediremiyenler alcalmis olarak cehenneme gireceklerdir” buyurmustur. *
041.015. Ad kavmi, yeryuzunde haksiz yere buyukluk
taslamis, “Bizden daha kuvvetli kim vardir?” demisti. Onlar, kendilerini yaratan Allah’in onlardan daha kuvvetli oldugunu gormuyorlardi degil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardi.
041.038. Putperestler eger buyukluk taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katinda bulunanlar hic usanmadan, O’nu gece gunduz tesbih ederler.
045.007-008. Kendine okunan Allah’in ayetlerini dinleyip, sonra, onlari hic duymamis gibi buyukluk taslamakta direnen, yalanci ve gunahkar kisinin vay haline! Ona can yakici bir azap mujdele.
046.010. De ki: “Eger bu Kitap Allah katindan ise ve siz de onu inkar etmisseniz; Israilogullarindan bir sahit de bunun boyle olduguna sehadet edip de inanmisken, siz yine de buyukluk taslarsiniz, bana soyleyin kendinize yazik etmis olmaz misiniz?” Dogrusu Allah zalim kavmi dogru yola eristirmez. *
046.020. Inkar edenler, atese sunulduklari gun, onlara: “Dunyadaki hayatinizda sizin icin guzel olan her seyi harcadiniz, onlarin zevkini surdunuz; ama bugun, yeryuzunde haksiz yere buyukluk taslamanizin ve yoldan cikmanizin karsiliginda alcaltici bir azap goreceksiniz”*
063.005. Onlara: “Gelin de Allah’in peygamberi sizin icin magfiret dilesin” dendigi zaman, baslarini cevirirler; buyukluk taslayarak yuz cevirdiklerini gorursun.
074.016. Hayir; hayir; cunku o, Bizim ayetlerimize karsi son derece inatcidir.
074.017. Onu sarp bir yokusa sardiracagim.
074.018. Cunku o, dusundu, olctu bicti;
074.019. Cani cikasi, ne bicim olcup bicti!
074.020. Cani cikasi; sonra yine ne bicim olcup bicti!
074.021. Sonra bakti;
074.022. Sonra kaslarini catti, suratini asti;
074.023. Sonra da sirt cevirip buyukluk tasladi.
074.024-025. “Bu sadece ogretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnizca bir insan sozudur” dedi.
Candaroglu! kirk dereden su getirmek bitti, simdi siraya bok-atmak mi geldi? Nasil hukmediyorsun?
Yukaridaki ayetkleri hatirla da de ki “sekularo-fascistler buyukluk taslayanlarin ta kendileridir, Grand sen~or degil!”
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Sayin Senyör,
bakiniz su yazdiklariniza, ki bunlari güya sözümona din adina yaziyorsunuz. Sondan baslayalim:
Diyorsunuz ki: “kirk dereden su getirmek bitti, simdi siraya bok-atmak mi geldi? Nasil hukmediyorsun?”
Bakalim bu fiili kim islemis? Önce bir iddiada bulunmus ve demissiniz ki “bu varlikcilik” var ya, bu Yunan-i Atika’dan gelme bir kavramdir.
Sonra bu yetmemis olacak ki, “Kur’ana bakacaginiza Ustadlarinizin laflarina bakiyorsunuz, Tevrat’i rafa kaldirmis onun yerine Talmut’u gecirmis Yahudiler gibi Kur’an’dan baska ne kadar kaynak varsa tariyorsunuz, Kur’an’a gelince zinkliyorsunuz.”
Ardindan “Üstadlar yetmez Üstadim, siz elinde Talmut Üstad-i Muazzama’nizi getirin;”
Bir de bu var: “Felsefe’den bi-haber Üstadlar(?!)’inizin hali ne aciklidir, birsey yapayim derken bin sey bozarlar, siz cahiller de onlari inatla takip edersiniz.”
Sonra “lutfen “Inadim inat, k… ikikanat!” diyerek gururlanmaktan vaz gecin Usdatlarinizin asarini Allah’in Kitabindan ustun tutmaktan vaz gecin. ”
Ve en son yorumunuzda yazdiginiz ayetler. Kimisini siyah harfle yazdiginiza göre “bendenize ithaf etmissiniz.” Yani “Bir Müslaman ayetlerle nasil dinden afaroz edilir?” sorusunun cevabini burada bütün okuyucular görüyor. Yaziklar olsun diyorum baska bir sey demiyorum.
Bütün bunlara sirasi ile bakiniz ve ne kadar da islami zerafet, nezaket, nazahet sahibi oldugunuzu görünüz. Bu üslup dogru bir üslup degildir. Iste bu üsluba dair bir iki satir yazdik diye “bok-atmak” fiilini islemis oduk öyle mi? Bunu yapan bastan beri sizsiniz de haberiniz yok. Siz muhatabinizi hangi dini, Islami hükme dayanarak Islam dairesinin disinda olmakla itham edip yahudilik dairesine sokmaga calisirsiniz? Var mi bunun Islami bir tarafi? Bu nasil teblig metodudur? Nerde kimden ögrenmissiniz? Ki bunu sadece bendenize degil baska yorumculara da yapiyorsunuz.
Bakiniz bir yerde “Kur’an’dan baska ne kadar kaynak varsa tariyorsunuz” derken kendinizin Yunan kaynaklarini taradigini görmüyor ve Islam alimlerini taklitcilikle sucluyorsunuz. Bu sizin Yunan Felsefesinin hayranligi altinda kalip Islam alimlerinin felsefe noktasinda “hic bir sey” olduklari düsüncenizin ifadesidir ki, zaten kendiniz de “felsefeden bi- haber” diyerek bunu ifade ediyorsunuz. Bu sizi baglar tabii. Fakat bize de “bati karsisindaki ezikliginiz” noktasinda da bir fikir verir.
Esasen sorularinizin ve ithamlarinizin tümüne yukardaki yorumlarimda cevap vermistim, dere tepeden de bahsetmemistim. Bir daha derli toplu olarak vereyim.
Evvela Ulemanin sizin bilginizle mukayese dahi kabul etmeyecek büyüklüke oldugunu, sizi cebinden cikarak bilgi ve birikime sahip olduklarini görünüz (ben görüyorum) ve onlara karsi su-i zanda bulunmayiniz. Ayrica buradaki “birikim” bazilarinin kafasini karisitiran ve sacmalamalarina vesile olan manadaki “birikim” degil ha!
Bir yerde; “varlikcilik” var ya, bu Yunan-i Atika’dan gelme bir kavramdir” demissiniz.
Aman efendim bakiniz bu alimler ve sade vatandas “Elma var, Armut var, dere tepe var” veya “falanca filanca da yoktur” derken “var/yok” kelimelerini günlük lisanlarinda kullanmiyorlar mu? Kullaniyorlar. Pekala alimlerimizin ifade ettikleri “Vücud” sifati da “var” demek degil mi? Mademki “elma var” cümlesinde gecen “var” kelimesi ile “vücud” sifatinda gecen “var” kelimesi aynidir, ne diye bu adamlar Yunana kadar gitsinler ki? Hazir kendi lisanlarinda, burunlarinin dibinde olan “var” kelimesini birakip ta, taaaa Yunan`a nicin müracaat etsinler? Demek ki bu “kelimeler” muhtevalari itibari ile farkli! “Allah vardir” cümlesindeki “var” O¬¥nun “vücud” sifatina delalet eden “var” kelimesidir.
Iste bu farki ifade icin “Vücud” sifati “Allah`in varliginin ne evveli, ne de ahiri olmadigi ve varligi baska hic bir seyin varligina benzemez” seklinde aciklanir.
Görülüyor ki, alimlerimiz sizin bahsettiginiz “yaratilmislik” meselesine asirlar öncesinden kafa yormuslar ve coktan halletmisler. “Allah vardir” cümlesindeki “var” kelimesi hakkinda Yunan filozoflarinin yukarda yazdigima benzer bir aciklamalari var mi ki, kalkip ta “Yunan`dan alinmistir” diye iddia edersiniz? Hic mi düsünemiyorsunuz?
Bu konuda son bir not: Allah`in mukaddes varligi icin “Vacib-ül vücud”, mahlukatin varligi icin de “mümkin-ül vücud” kelimeleri kullanilir. Vacib-ül Vücud; varligi kendinden olup bir baskasinin var etmesiyle yaratilmaktan münezzeh bulunan ezeli ve ebedi olan Allah`in varligi demektir. (Yunan felsefesinde bu tarif varsa bize bildiriniz).
Suna bakiniz: “Allah’in Kitabina bakin dedik diye magrur biz oluyoruz, tenezzul edip bakmaktan cekinen gendileri de mutevazi oluyor?!”
Sorunuz neydi?: “vücud” sifati Kur`an`da var mi? Yok olmasi Allah`in bu sifatinin olmadigina delil midir? Haydi bendeniz sizin deyiminizle cahilim (Ucb bahsine bakiniz); peki bu “vücud” sifatindan bahseden alimler de mi cahil (Ucb bahsine bakiniz)? Onlar da mi Kur-an`i acip okumamis? Tekrar binlerce defa yaziklar olsun size!
Namazda okunan hepimizin bildigi “sübhaneke, ettehiyyatü, salli-barik” dualari Kur-an`da var mi? Yoksa nicin okuruz bu dualari?
Bunlari dine kim soktu(!)? Bu sorunun cevabi bizzat “Pegamberimiz” degil mi?
Meshur fikradir anlatilir. Birisi hoca efendiye sorar: Hocam, herşey Kuran’da var mı? Hoca efendi “Evet, herşey vardır” der. Ardından En’am 59′u okur; ¬´ Yaş ve kuru ne varsa herşey Kitab-ı Mübin’dedir. ¬ª
Bunun üzerine adam merakla sorar: Peki hocam, nasıl helva yapılır… O da Kuran’da var mı?
Hoca efendi: “Evet var” der; ¬´ Bilmiyorsanız bilgi sahiplerine sorun. ¬ª (16/43) ayeti sorunu halleder, bu ayete göre sen bir helvacıya git, ondan öğren…
Bilgi sahiplerine danisinca duydugumuz sözlere bakiniz: “Yunan felsefesinin etkisinde kalmislar!… Üstadlariniz da kimmis?… Yahudilesmis gibisiniz!… sirk kostugunuzun farkinda bile degilsiniz … cahil…sekularo-fascistler…Üstadlar yetmez siz elinde Talmut Üstad-i Muazzama’nizi getirin….” Ve minel garaib.
Son bir sey:
“siz de benim bildiklerimi bilseydiniz, siz de “bunda hemfikirim” demezdiniz,” …Aman efendim bu ne tevazu,ne “kadar cok sey biliyorsunuz, ne kadar alimsiniz” siz böyle! (Ucb bahsine bakiniz). Efenim biz cahillerin sizden ögrenecek cok seyimiz var. Hani denir ya: Alimle sohbet etmenin kiymetini, cahille sohbet ettikten sonra anladim (Ucb bahsine bakiyorum)…
Bir de sunu yazmissiniz: “Daha sonra siz de calisip ogrenebilirsiniz”. Aaa ne cok okumussunuz, hayran olmamak elde degil.
Yok efenim, biz mümkün degil o seviyeye ulasamayiz. Cok ali cenapsiniz! Olmaz efenim. Bizim müktesabatimiz nedir ki o seviyeye ulasalim?
Kalin saglicakla…
Sayin Candaroglu sizinle bu konudaki tartismamiz tekrardan oteye gecmiyor. Allah’a “vucud” yuklemeyi helva yapmakla denk tutuyorsunuz. Ben size yardim edemem. Kur’an’dan delilinizi getirin dedik, karsilik veremediniz. Delilimiz ulemanin dedikleridir dediniz, boyle ancak Allah’in yaratiklarina yuklenen “var/yok” kavramini Allah’a yukleyebilmek icin Kur’an’da apacik bir ayetin olmasi gerekir, olmadigina gore bendeniz tum allame-i-cihaniniz gelse bu “var/yok” kelimelerini boyle kullanacak degilim.
Yani bendeniz sizin buyurdugunuz gibi “Allah vardir” demiyecegim, ne diyecegim? Kur’an ile bana ogretildigi gibi “La Ilahe Illah!” diyecegim. Bunun da Turkce’si “Tanri’dan baska tanri yoktur!” degil “Tanri’dan baskasi tanri degildir”‘dir.
Ves-selam,
Grand Sen~or.
Sayin Candaroglu bu arada soylemeyi unutmusum “var/varlik/vucud/mevcut” sifat degildir.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglu dedi:
“Sorunuz neydi?: “vücud” sifati Kur`an`da var mi? Yok olmasi Allah`in bu sifatinin olmadigina delil midir?”
Emre dedi:
“Sorunuz neydi?: “la mevcud” sifati Kur`an`da var mi? Yok olmasi Allah`in bu sifatinin olmadigina delil midir?”
Candaroglucugum siz bana degil “Allah yoktur” diyen Emre’ye laf yetistirin;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglu, ben kucukken bizim mahalleye yakin bir meydan vardi: Karabiber Meydani. Yazin buraya nereden turedikleri belli olmayan ip cambazlari, at cambazlari, $arlatanlar kamp kurar gosteriler yaparlardi. Sokak, sokak uzun tahta bacaklar uzerinde dolasip bahcelerdekileri dikizleyen cambazlar mahalleliyi Karabiber Meydani’ndaki gosterilere davet ederlerdi. Tabii bunlara biz de davetliydik, giderdik. Hic unutmuyorum bu meydanda bir $arlatan vardi ki sesi digerlerini bastirirdi. Elinde borazan ( yani sey elektronik olmayan diktafonla ) soyle terennum ederdi:
Kadinlarin ilaci ebegumeci
Erkeklerin ilaci ebegumeci
Uydur, uydur soyle ebegumeci
hey gidi gunler hey;->>
ama burada siz bu gunleri arattirmiyorsun;->>
Dunyanin 7 harikasi bu aksam Karabiber Meydanindaaaa
Her derde deva Karabiber Meydanindaaaa
Yav Mustafa Bey su sitenizin adini Karabiber Meydani koysaniz ne musteri cekerdiniz sormayin;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Google Earth’e baktim bizim Karabiber Meydani’nin yerinde yeller esiyor?!
Dediler ki: Ismet Ba$Aga’nin Belediye $a$kinlari orayi Insanlar Harasi yapicilarina satmis, onlar da oralara uc-katli haralar dokturmus, adini da haritadan silmisler ki foyalari meydana cikmasin;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglu tatli, tatli anlatiyor:
“Meshur fikradir anlatilir. Birisi hoca efendiye sorar: Hocam, herşey Kuran’da var mı? Hoca efendi “Evet, herşey vardır” der. Ardından En’am 59′u okur; ¬´ Yaş ve kuru ne varsa herşey Kitab-ı Mübin’dedir. ¬ª”
Azizim Candaroglu ben “her$ey vardir” demeyin mi dedim? Hayir!
Bendeniz dedim ki “Allah’in yarattigi $eyler icin var/yok deriz, Allah “bir$ey” degildir, “yaratik” degildir, Yaratandir”. Simdi bunun uzerine Yaratan’a siginiz seni e$$ek sudan gelene kadar dovmek gerek;->>
yav Candaroglu sen “$ey” ne onu da kullanmayi bilmiyorsun, bunun icin de Kur’an’da icinde “$ey” gecen ayetleri tarayip hafizani tazelemende yarar var, bunun icin de beni ugrastirma, bunu da lutfedip kendin yap, bi zahmet buraya gec ki, senin gibi bir “$ey” den bi-haber olanlar da yararlansinlar. Bi is$e yara – haybeye bacak salliyacagina!
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglu! Allah Kitab’inda :
“Ben $eylerden bir $eyim” mi diyor?
Hangi ayette?
ah..ah.. lisaniniz corap sokugu gibi, ucundan bir cekiyorum geriye kaliyor hicbir$ey;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Haci gene kendi kendinle konusuyorsun; bak arka arkaya bes tane mesaj atmissin. Bunu yazmasam kim bilir kac tane daha atarsin.
Bunakligin oyle bir hal almis ki halusinasyon goruyorsun; bana atfetdigin seyleri soylemedim. Sana bu tartismada sordugum ve hala yanitini bekledigim iki soru su: cok yasalciligi elestirebiliyor musun, ve basarili buldugun cok yasalci ulkelerin isimleri ne? Cokmus bir imparatorluktan soz etme bana.
GoBEKKOna saglik.
hehehe Candaroglu bak:
“Allahin yoklugunu inkâr ettiginiz müddetce ilkel zihniyetinizden kurtulamazsiniz.”
diyen fareler bile dediklerini inkar edip batmakta olan geminizi terkedenlerin ilki olmaya bakiyorlar;->>
hehehehhe
neymis “Allah bir varmi$, bir yokmu$”, len hayatinizda masal kitabi okumadiginiz nasil da belli oluyor Allah’in Kitabini masal kitabi saniyorsunuz;->>
Ama uzulmeyin, siden oncekiler de:
“Bunlar eskilarin masallari! (esatirul evveliin)” demislerdi.
Geminizde oyle bir delik actim ki var‘inizi, yok‘unuzu batiracagim;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Ayyas haci, ilk iletinde yazip bana atfettigin su metni aynen bul, yoksa GECKO’yu sana yedirim:
“Sorunuz neydi?: “la mevcud” sifati Kur`an`da var mi? Yok olmasi Allah`in bu sifatinin olmadigina delil midir?”
Sen Maorilerle SIPA’lik yapmaya devam et.
Candaroglu gozunu ac da bak:
Fareler, fareler ah bu fareler, batan gemiden nasil viyakliyarak kacisiyorlar.
Yahudilesmissiniz dedik bir tuhaf oldunuz, bu kafayla bir de Beni Israil’e kafa tutmaya kalkismaz misiniz?! Feto$ gibi kisin kuyrugunuzu yoksa bunnaa var olan Tanrinizi yok eder de haberiniz bile olmaz;->>
Bakin siz simdi gelin bana deyin ki:
“Sen bizim niyetimize bak! Niyetimize!”
Fakat unutmayin sizden oncekiler de demisti ki:
“Aslinda biz bu putlara tapmiyoruz tabii, fekaaat bunlar bizi adim, adim O’na yaklastiriyor!”
Siz Allah’in Kitabini rafa kaldirin, Talmutcularin pesine takilin, sonra da iflah olacaginiz hayalleriyle gununuzu gun etmeye bakin?!!
Mavi Marmara geminizi Beni Israil’e firsat vermeden batiracagim! Bakalim denize dusunce hangi var olan tanriya sarilacaksiniz;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Candaroglucugum fareleri bir telas aldi ki sorma;->>
“Allah bir varmis, bir yokmus” diye baslayan bir gemi dolusu masal kitabini derya yutacak;->>
Len bunna domuzcuklar gibi viyaklamasinlarda ben mi viyakliyayim;->>
Kuuuuuu$ sesleriiii
Ovaaalaaaraaa yayilir
Iiiiiinsan bunaaa
Hayraaan olur baaayilir
Balyapanlarciceklerekoooonarken
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Candaroglu, yeryuzunde bazi megalomanlar vardir ki yegane Emre kendileridir sanirlar, len sizden buyuk Yunus Emre var len;->>
Saygilarimla,
adi buyuk, kendi buyuk Grand Sen~or.
Bana uydurma sozler atfettigin icin ozur dilemeyi cok gormussun, ama senin gibi bir sebekten bunu beklemek lazim.
Talmutcularla ne derdin var; ayni tanriya inaniyorduk hani? Bu arada ben de imana gelir gibiyim; al-Ilah bana sesleniyor galiba. Bak senin icin sehadet getiriyorum:
En buyuk Eloah, baska al-Ilah yok. Butun Islami bayraklarda bize siritan ay tanrisi haric.
Hubal dalgalanan nazli bayraklardan sana sesleniyor, haci. Sen de el salla nazli yarime.
Azizim Candaroglu, yine bazi cahiller vardir ki “Allah dilemedikce iman etmeyi dilemezler” olduklarini bilmezler.
Talmutcular Tevrat’i rafa kaldirip kendi uydurduklari Talmut’a gore Yahudileri kolelestirirler, bunlara benzemekten uzak durmak gerek;-> Yani diyebiliriz ki Yahudiler Hahamlarin kulu, kolesidir. Muslumanlar arasinda da Hahamliga soyunanlar/giyinenler yok degildir;-> Bunlara kul, kole olmamak lazim.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Cok ayip ediyorsun haci. Hubala el salla bakayim.
Ziyaretine gidip evini turlayan sen degil miydin? Ayiptir soylemesi, evine tas attigini bile duydum, hacca giden diger arkadaslarinla birlikte. Bir tanrinin evine tas atilir mi?
Yeni Zelanda’da seni terbiye edememisler.