loading
loading
The Islamic Jesus
Columns and Op-eds
Lectures and Debates
Islam without Extremes

‘Seküler Ahlak’a Dair Düşünceler…

Seküler, yani din-dışı bir ahlak olur mu? Bu soru sıkça tartışılır ve bu sitenin yorum bölümlerinde de son günlerde gündeme geldi. Kanımca, evet, seküler ahlak olur. Dine inanmayan insanlar da ahlaki erdemler (sözgelimi dürüstlük, fedakarlık, tevazu, namus) gösterebilirler. Nitekim böyle pek çok insan vardır da… Fakat mesele bu noktada kapanmaz. Öncelikle şunu tespit etmek gerek: Seküler bir insan ahlaklı olabilir, ama öyle olmak zorunda da değildir. Eğer “ben sadece kendi çıkarımı düşünürüm, bunun için her şeyi yaparım” diye düşünürse, ona bunun yanlış olduğunu gösterecek bir “mutlak yol gösterici” yoktur. Dolayısıyla seküler bir insan için ahlaklı olmak, bir “tercih meselesi”dir. Oysa dinlere, özellikle ilahi dinlere göre insanlar ahlaklı olmak zorundadır. Bir dindar “ne gerek var ahlaka” diyemez; böyle bir düşünce dindarlığın tanımına aykırı olur. Dindarlığın kötü bir şey olduğunu düşünenler bu noktada söze “ama sahtekarlıklar yapan dindarlar var” diye girip, kendi deyimleriyle “hacı-hoca takımı”nın kınanası davranışlarına vurgu yapabilirler. Yapıyorlar da zaten. Ancak bu, dindarlığın ahlaksızlıkla çelişkili olduğu gerçeğini değiştirmez; sadece bazı insanların “sahte dindar” olduğunu gösterir. Bu ise bir sürpriz değildir; aksine Kuran’da da böyle insanlardan kınamayla söz edilir:
“İşte (şu) namaz kılanların vay haline! Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar. Onlar gösteriş yapmaktadırlar. Ve ‘ufacık bir yardımı (veya zekatı) da’ engellemektedirler.” (Maun Suresi, 4-7)
Öte yandan “sahte dindar” olmayan, ancak tutkularına yenik düştüğü için dini ahlakın gereklerini yerine getiremeyen pek çok dindarın varlığını da belirtmek gerek. Bir de “seküler ahlak”ın iç mantığına bakalım… Dine inanmayan insanlar da ahlaki erdemler gösterebilir demiştim. Ancak bunu biraz açarsak, bu gibi insanların ahlaki kıstaslarının da aslında çoğu zaman din kaynaklı olduğu görülebilir: Bu kıstasları doğrudan dinden değil, dinin topluma sinmiş olan değerlerinden almaktadırlar. Sözgelimi hırsızlığın yanlış olduğu yaygın kabul gören bir ilkedir. Ama “neden yanlıştır” diye sorulur ve biraz eşilirse, bunda Tevrat’ın, İncil’in, Kuran’ın ve diğer kültürlerdeki dini geleneklerin izini bulmak zor olmayacaktır. Peki kendisini hem dinden hem de dinle yakından ilişkili olan toplumsal normlardan sıyıran seküler bir insan, nasıl “ahlak” inşa edebilir? Bu soruya verilen cevap genellikle “sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmama” kıstasıdır. Örneğin koyu Darwinist ve ateist Richard Dawkins’e göre, insan çalmamalıdır, çünkü çalarsa, bu davranışı normalleştirmiş olacak ve sonuçta bu bir gün kendisine geri dönecek, başkası da onun malını çalacaktır. Dawkins, bu “faydacı” mantık üzerine, rasyonel bir toplumsal ahlakın kurulabileceği iddiasındadır. İyi ama bu durumda insanlar “ben çalmanın yanlış bir şey olduğunu savunayım, bu ahlakı toplumda yaygın kılayım, ama herkes saf saf buna uyarken kendim yolumu bulayım” diye düşünürse – ki dünyada ve ülkemizde böyle düşünenlerin sayısı giderek artmaktadır – bu da gayet rasyonel bir düşünce olmaz mı? Bu soru, Dawkins’in tezini çıkmaza sokmaktadır… Özetle, “seküler ahlak”a dair şu söylenebilir: Başta belirttiğim gibi seküler insanlar da gayet ahlaklı olabilirler. Ama sekülerizme dayalı ve gerçekçi bir ahlak teorisi pek mümkün gözükmemektedir. Bu arada, bu vesileyle, tüm okurlara hayırlı bayramlar diliyorum….
07 November 2005 Posted By : Mustafa Akyol 0 Comments

Related posts

Leave a Reply