“Bu kitabı mutlaka okumalısız… Bu konuda çok kitap okudum; hiçbirinde Mustafa Akyol’un kitabı kadar komple, sağlıklı bir dökümle karşılaşmadım.” – Mehmet Ali Birand
“Akyol’un kitabında katılmadığınız yargılar olsa bile, karşıt yargıyı da oluşturacak zengin malzemeyi bulabilirsiniz… Kitaplığınıza alın.” – Doğan Hızlan
“Çok önemli analizler içeriyor.” – Mehmet Metiner
“Akıcı bir üslûp ve bilgi dolu bir eser.” – Nazlı Ilıcak
“Mustafa Akyol objektif, önyargısız… Kutluyorum.” – Oral Çalışlar
“Sorunun genel bir fotoğrafını çekiyor… öneriyorum.” – Mehmet Y. Yılmaz
ÖRNEK BÖLÜM: Kitabın 5. bölümünün tamamını buradan indirip okuyabilirsiniz.*
ONLINE SİPARİŞ: Kitabı, internet satış sitesi Ideefixe‘den hemen satın alabilirsiniz.
KİTAPTAN KONU BAŞLIKLARI:
- Kürtler Osmanlı İmparatorluğu’na kendi rızalarıyla nasıl ve neden katıldılar?
- Sultan II. Abdülhamid neden “Kürtlerin babası” olarak ünlendi?
- “Araplar” Osmanlı’yı gerçekten arkadan vurdu mu?
- Kürtler, I. Dünya Savaşı’nda ve Milli Mücadele’de işgalcilere karşı Türklerle omuz omuza nasıl savaştı?
- Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerin kalbini nasıl kazandı? Kürt liderler, neden Sevr Anlaşması’nı protesto etti?
- Hilafet’in kaldırılması Kürt sorununu nasıl etkiledi?
- Musul gerçekten niçin kaybedildi? Şeyh Said isyanında “İngiliz parmağı” var mıydı?
- Tek Parti dönemi Kürtleri neden küstürdü? 30′lu yılların Türk ırkçılığı, Kürt milliyetçiliğini nasıl kışkırttı?
- “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyası, Kürtleri Türkçe öğrenmekten nasıl alıkoydu?
- Türk ırkçılığı bugün neden Türkiye için bir tehdit? Türkçüler nasıl bölücülük yapıyor?
- Kürtçülüğün esasları nedir? Ve neden çarpıktır? Bu ideoloji, Kürtçüleri nasıl kör ediyor? İsmail Beşikçi, Kemal Burkay ve “federasyoncular” nerede yanılıyor?
- Kürdistan gerçekten bir “sömürge” mi? Güneydoğu kasten “geri bırakıldı” mı?
- Neden bazı Kürt milliyetçileri “İslam’dan kurtulalım, Zerdüşt dinini diriltelim” diyor?
- Katı laiklik anlayışı, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümüne nasıl sekte vuruyor?
- Türkiye bölünebilir mi? Federasyon kurulabilir mi? Neden terörist PKK bile bu formülleri artık savunmuyor? Üniter devlet ve bireysel özgürlüklerden başka bir çözüm yolu var mı?
- “Türklük” yerine “Türkiyelilik” mümkün mü?
- Etnik sorunlar dünyada nasıl çözülüyor? Bunlardan nasıl dersler çıkarabiliriz?
- Irak Kürtleri Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Kuzey Irak bizim için bir tehlike mi, yoksa imkan mı?
Bunların ve daha pek çok sorunun cevabı, Mustafa Akyol’un kaleminden, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek‘te. Türkiye’nin en önemli sosyal ve siyasi problemini her açıdan masaya yatıran bu kitap, sadece dev bir akademik araştırma değil, aynı zamanda Türkçülüğe ve Kürtçülüğe karşı güçlü bir meydan okuma…
* Bu dosyayı okumak için gereken Acrobat Reader programı bilgisayarınızda yok ise buradan ücretsiz olarak indirebilirsiniz.


Mustafa Akyol'u her Pazartesi saat 20.00'de TGRT Haber'de yayınlanan "Siyasi Akıl"da, her Çarşamba ise
saat 20.00'de Mehtap TV'de yayınlanan
Kitabınızı en kısa zamanda okumak isterim. Herbiri başlıbaşına derin tartışmalar -ve çoğu zaman da jonglörlük*- gerektiren bu sorulara bakalım nasıl cevaplar vermişsiniz, bakalım bu netameli meselede suya sabuna ne kadar dokunup fincancı katırlarını ne kadar ürkütmüşsünüz, merak ediyorum doğrusu…
*(jongleur): “1. Çeşitli eşyayı birbiri peşi sıra havaya atıp gene sırayla yakalayan ve bu marifetini aralık vermeden birçok kere tekrarlayabilen sahne sanatçısı. 2. Mecazi anlamda. Fikirler ve kelimelerle ustaca oynayabilen yetenekli kimse.”
“Mustafa Akyol, Türkiye’nin yükselen kalemi” diyordum.Demeye devam ediyorum, o da beni haksız çıkarmamaya…
Daha bunlar başlangıç.
KÜRT sorununu yeniden defalarca düşündüm. Çözüm çok basit. “K” ve “T” harflerinin yerini değiştirdim. TÜRK.
Yeniden bir şey düşünmeye gerek yok. Çünkü aklın yolu birdir. Mutluluğun formulü çok açık. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Ataman Bey, keşke herşey bu kadar basit olsaydı, hayat bayram olsaydı, halamın…
Kitapta, Ataman beyin önerdiği despot ve otoriter zihniyetin, yani “Kürtleri Türkleştirelim, olsun bitsin” mantığının, ne büyük acılara, felaketlere, çatışmalara neden olduğu da anlatılıyor…
Saygılar,
M.A.
Bence bu sorun Türklük yerine Türkiyelilik ile cözülebilir.Ancak ülke bölünmeden.Bu konuda Mustafa abinin görüslerine aynen katiliyorum.
nicin kurtlere istediklerini vermek istemiyoruz? turkiye’nin butunlugu ve turk’lugun eksilmesi soz konusumu? bunlari tartismanin zamani coktan gecmedimi? ben Amerika’da yasayan bir Turk olarak turkiye’nin ‘racial’ degil fakat ‘ethnic’ kolleksiyon oldugunu iddia ediyorum. siz ne dusunuyorsunuz.
Daha bugün haberlerde gördüm.2 tane Kürt kanalı açılmış yeni ancak türkçe altyazı zorunluluğu getirmişler.Allah aşkına bunlara ne gerek var? Bu bürokratik eziyetin sahipleri, böylesine gereksiz bir kanun yaratırken neler düşünüyor?
Kanal sahibi diyor ki ; “Bir saatlik program yapmak, bizim bir günümüzü alıyor.”
Yani çektirilen eziyet ufak tefek türden birşey de değil.Önemli olan, o bölgenin insanlarına herhangi bir Türk vatandaşının sahip olduğu haklardan farklı haklara sahip olmadığını “hissettirebilmek”.Olayın özü “hissettirebilmek”.Geçmişe göre epey yol katettiğimiz bir gerçek, ancak ufak tefek de olsa garip uygulamalarımızla bu hissiyatı olumsuza çevirmekteyiz.Yanlış olan bu.Kolay olan ise hissiyatları olumluya çevirmek.Bizim neden zor yolu ısrarla denediğimizi anlamak ise bir dert…
Herşey güzelde Mustafa bey, kitabın yayınlandığı kitapevi yani doğan yayıncılık ve siz pek uygun görmedim açıkcası. Başka yayınevi bulamadınız mı? sorusunu sormak istiyorum açıkcası.
Enes bey,
Yorumunuzda “keşke daha muhafazakar, dindar bir yayınevinden çıksa idi” gibi bir serzeniş seziyorum. Eğer öyle size, şöyle düşünmeye ne dersiniz: Bu fikirlerin, muhafazakar olmayan bir yayınevinden çıkıp, muhafazakar olmayan kitlelere de ulaşması iyi değil mi?
Saygılar,
M.A.
Kitabinizin muhafazakar olmayan bir yayinevinden cikmasiyla muhafakazar olmayan kitlelere ulasmasi arasinda ne gibi bir ilgi var? O yayinevinin cikarttigi kitaplarin alicilarinin muhafakazar olmadigina dair istatistiki veriler mi var elinizde? Bu iliskiyi neye istinaden kurdunuz?
blog cemaatinin bazilarinin biraz (af edersiniz) cahilligindenmi ileri geliyor bilmiyorum ama ben konunun Kurt sorunu oldugunu saniyordum, megerki kitabin yayinevi tartismasi icin bu kitap yazilmis herhalde. yazik!
Sayın Enes Reyhan,
İşte bu düşünce çok pahalıya maloluyor Türkiye’ye.
Biraz üzerinde düşünün isterseniz.
Mustafa bey,
Nerden çıkartıyorsunuz despot ve otoriter zihniyetin temsilcisi olduğumu? Sizin Atatürk milliyetçiliği’nden ve onun ders niteliğindeki “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” özdeyişinden anladığınız bu mudur? Tebrikler! Allah zihin açıklığı versin.
Bırakın Lazı, Kürdü, Çerkezi bu topraklar üzerinde yaşayan herkes bu ülkenin gerçek sahipleridir. Asıl sorun doğu ve güney doğu anadoludaki toprak ağalığı, şeyhlik ve aşiret düzenindedir.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı eksik kalan devrimlerinden biridir aşiret ve ağalık düzenini ortadan kaldırmak. Doguda ve güneydoğuda bu aşiret ve şeyhlik düzeni yıkılmadıkça adına ister Kürt sorunu deyin ne derseniz deyin bu sorun bitmez. Daha dün beşikteki bebelerini bile öldüren katillerin posterlerini taşıyorlar bugün. Neden taşıyorlar? Çünkü ağaları ve şeyhleri öyle istediği için.
Son 55 yıldır sağ partiler iktidardalar neden kaldırmadılar aşiret ve şeyhlik düzenini? Çünkü aşiretlerden, şeyhlerden oy karşılığı siyasi menfaat sağladıkları için. Çünkü ağaları, şeyhleri satın aldın mı bütün oylar senin iktidar garanti demektir. Sağ partiler 55 yıldır bunu yaptılar ve yapmayada devam ediyorlar. Aşiretin tarikatın mensuplarıda şeyhleri ve ağaları kimi gösterirse ona oy atmak zorundalar çünkü.
Böyle ağalık, aşiret ve şeyhlik düzeni hüküm sürdükçe insanlar ağalarının ve şeyhlerinin isteğiyle vatanlarını bile başkalarına satarlar. Irak örneğinde görüldüğü gibi. Daha dün Saddam’ın dizinin dibinden ayrılmayan bazı Kürt aşiret liderlerinin ülkelerini İşgalci güçlere nasıl sattıklarını herkes gördü.
Türkiye Kürtleri önce şeyhlik ve aşiret düzenine başkaldırsınlar. Ruhlarını ve kişiliklerini ağalarına ve şeyhlerine satmasınlar. Ülkemizi bölmeye parçalamaya çalışan soysuz soytarıların oyununa gelmesinler. Türk, Laz, Kürt, Çerkez veya başka bir ırkın mensubu olmak önemli değildir. Önemli olan ADAM olmaktır. Vatanını satmaya kalkan ağasının şeyhinin peşinden gitmemektir!
Umarım kitabınızda doğudaki ağlık, şeyhlik, aşiret konusunu işlemişsinizdir. Tahminimce işlememişsinizdir. Çünkü işinize gelmez.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Mustafa bey,
PDF numneyi okudum ve en azindan bu kisminin oldukca iyi arastirilmis oldugunu dusundugumu soylemeliyim.
Kitabin kendisini de, gercek bir kitapcida sayfalarini karistirip inceledikten sonra, alip okuyacagim. Bir iki kitapcida aradim, henuz gelmemisti; ama cok surmez, gelir zannedersem.
Müzmin bey,
Müspet yorumunuz için teşekkür ederim. Kitap en geç 1-2 gün içinde tüm kitapçılara dağıtılmış olacak sanırım. Geneli hakkındaki yorumlarınızı da beklerim. Ilginize tekrar teşekkür.
M.A.
FK Bey,
Mustafa bey adina yorum yapmak istemem ama ben sahsen (örnegin) NESİL yayinlari gibi bir cok dindar yayinevlerinin kitaplarina, muhafazakar olmayan insanlarin tercih ettigi DNR, Megavizyon, Mephisto, Kabalci vb kitapcilarda rastlayamiyorum. Bu tür kitaplari ya internetten siparis veriyorum veya özel olarak bu tür kitaplara yogunlanmis olan NT gibi magazlardan tedarik ediyorum. Bu nedenle, Eger Mustafa Bey’in kitabı daha muhafazakar bir yayinevinden ciksaydi, gercekten de muhafazakar olmayan insanlara ulasamayabilirdi.
Ataman Bey: “. . . Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı eksik kalan devrimlerinden . . .”
O gunden bu gune kendi kendimizi ilerletmekten, yonetmek ve yonlendirmekten bile aciziz gibi bir mana cikmis ortaya.
Acaba ‘Mustafa Kemal’ hic dunyaya gelmeseydi, biz hala Osmanli Imparatorlugu olarakmi kalacaktik ve kurtulus savasi veya devrimler gibi hicbir hadise ortaya cikmayacakmiydi?
Herseyi (iyiyi ve kotuyu) ‘Ataturk’ e baglamak acaba isimize mi geliyor yoksa hakikaten oylemi?
???
Ben tam olarak muhafazakar bir yaklaşım ileri sürmemiştim, sadece doğan kitapevinden çıkan yazarların haketmedikleri yere reklam sayesinde geldiğini söylemek istemiştim. ortada kitapları ve formatı ile kaliteli, yapıkredi yayınları, iş bankası yayınları gibi güzel yayınevleri var. bence kitap ve yazar kadar kitapın çıktığı yayınevide önemlidir o yüzden mustafa bey’i kendisine yakışır bir yayınevi ile görmek daha güzel olurdu.
Ataman bey,
Temsilcisi oldugunuz yolundaki kanaatlere katilirim. Sozkonusu zihniyetin gununde, devrinde, belli pragmatik sebeplerle yansimasinin despotik oldugunu da kabul etmek lazim.
Yansimasi oyleydi fakat niyetleri halisane olabilir, ve buyuk resim acisindan buyuk bir ihtimalle de oyle idi.
Fakat, cok kisa zamanda buyuk resim kucuk insanlarca, kucuk hedeflere yonlenmis bence.
Ve, sonucta, bugun, tipki o gunlerde bir onceki rejime yonelik yapildigina benzer, bir suclamalar korosu mevcut. Bugunku koronun o gunku korodan temel farki, bugunkunun tepeden gelen emirle yapilmiyor olusudur. Aradaki farka dikkat edeceginizden kuskum yok.
Dogrudur. Fakat, bu problemi hem orada yasayan bireylere ragmen yapamazsiniz –yani, derdinizi anlatabilmis olmaniz gerekirdi–, hem de bu amaclari zikrettikten sonra oradaki mutegallibe ile isbirligi yapmamak gerekirdi. En azindan uzun vadeli yapmamak gerekirdi.
Bunun MKA ile dogrudan alakasi cok az. Bu degerlendirme yeni devletin kurulusunun temel gayeleri ile alakali ve yeni devletin butun gayelerini MKA icad etmis degil.
Alternatifi, daha iyi olan alternatifi biz goturmeliyiz. Onlari, orada yasayan bireyleri itham ederek, dislamaktan baska anlamli bir sonuc alamayiz. Bu da bence arzu edilir bir sonuc degil.
Son 55 sene ile bitmiyor bu. Ondan oncesinde de benzer yapilanmalar var.
Ne yani; pragmatism bizde olursa iyi, baskalarinda olursa kotu mu?
Bu isler maalesef boyle talimatlarla olmuyor
Dogudaki baldiri ciplak elifi mertek bile bilemeyen gariban mecburen tek adam saydigi birinin (Aganin) pesinden giderse kotu, Batidaki murekkep yalamis zurefa bunu yaparsa iyi.. cunku bu Kemalizm oluyor, oyle mi?
Selamlar-
Bence kürtlere gerektiğinden fazla önem veriliyor. Kürt kültürü denilen şeyin ne olduğunu görüyoruz. Namus cinayetleri, gasp, hırsızlık, tecavuz, kanunusuzluk, ensest ilişkiler vs… Bu mu, korunması gereken kültür? Eğer korunacaksa arap kültürü korunsun, laz kültürü, çerkez kültürü vs. ama kürt kültürü değil. Kürtlerin diğer etnik gruplardan tek farkı sayılarının fazla olması, kültürel olarak dünyanın en “zavallı” kültürürüdür. o yüzden bence kitap kürt sorunu değil, “kürt tehlikesi” hakkında olmalıdır.
MUSTAFA AKYOL’UN NOTU:
ÜSTTEKİ GİBİ FAŞİST/IRKÇI FİKİRLERİN NEDEN YANLIŞ OLDUĞUNU DA YİNE “KÜRT SORUNUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK” ADLI KİTAPTA OKUYABİLİRSİNİZ….
Sayın “Lazkopat”,
İsmiyle müsemma olmanın misali hatta timsali olmak için mi müstearınız “psikopat”tan bozma? Siz en iyisi gidin başka yerlerde zırvalayın, burası ciddi bir tartışma ortamıdır; seviyesizliğin bu kadarını kaldırmaz. Bugünün Türkiyesinde mebzul miktarda sizin gibi faşist var, konuşacak çok ülküdaş bulursunuz.
Sayın Lazkopat,
Bana göre ibretlik bir yorum yapmışsınız. Bu ülkenin meselesine bu zihniyetle yaklaştığınız sürece acılar dinmeyecek, umarım farkındasınızdır. Benim ülkemin bir kürt sorunu var, ama bu sorun sizin yaklaşım tarzınızla asla çözülmez, çözülemez.
“Kürt kültürü denilen şeyin ne olduğunu görüyoruz. Namus cinayetleri, gasp, hırsızlık, tecavuz, kanunusuzluk, ensest ilişkiler vs…” diyorsunuz, ne yazık, ne acı… Bahsettiğiniz bu olumsuzluklar sadece Kürtler de, Kürt kültüründe mi mevcut, tüm sorunlar bundan dolayı mı??… Hiçbir Laz, Çerkez veya Türkmen yada diğerleri hırsızlık yapmaz mı, adam öldürmez mi, töre cinayeti işlemez mi, mafyaya karışmaz mı? Diğer taraftan bu dünyaya Kürt, Laz, Çerkez vs. olarak gelmek bizim seçimimiz değil ki, siz (kullandığınız isimden dolayı Laz olduğunuzu düşünerek) Laz olmayı kendiniz mi seçtiniz? Ya Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelseydiniz o zaman konuya bakış açınız nasıl olurdu, ne hissederdiniz??.. Neyse, uzatmak istemiyorum, yorumunuza çok üzüldüğümü belirtmek isterim, bakışınızın bir gün değişmesini dilemekteyim.
Umarım; Sayın Akyol’un çok emek vererek ve ciddi araştırmalarda bulunarak hazırladığı bu kitabı, bizlere yeni bir bakış açısı dahası çözüm önerileri getiriyordur.
Bu arada, Mustafa Akyol’un Referans Gazetesinde yayınlanmış üç güzel yazısını tavsiye ederim. (Son yazısı siteye eklenmiş ancak önceki ikisi yok.) Konuyla ilgili, (bana göre) doğru tespitler içerdiği için ilgilenenlere tavsiye ederim.
Yazıları aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.
href=http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=37887&YZR_KOD=128>
href=http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=37982 href=http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=38106
selamlar-
Söylediğiniz yazıların hemen hemen hepsini okudum. hiç merak etmeyin. bana kalırsa, inanmak istediğiniz şeylere inanıyorsunuz. algılarda seçicisiniz. kürtler hakkında fazlasıyla iyimsersiniz. eğer fikirlerimi kategorik olarak reddederseniz siz bilirsiniz. sadece kendinizi kandırırsınız. eminim ki, hayatınızda zengin muhitler dışında yaşayan hiç bir kürtle bağınız olmamıştır. o yüzden kürtlere sempatiyle bakabilirsiniz ama sadece kendinizi kandırmış olursunuz.
bugün, liselerde çıkan olaylar baya gündemde. gidin bakın. o olaylara karışanların yüzde 90 ı kürttür, insan ailesinde ne görüyorsa onu yapar. sizin o çok saygı duyduğunuz “kürt kültürü” bütün o olayların nedenidir. eğer siz bu kültürü korunması gereken bir şey olarak görüyorsanız, birisi önünüzü kesip para istediğinde, ya da bıçak çektiğinde, tecavüze yeltendiğinde buna da “saygı” dıyacaksınız. nerde güvenlik güçleri, bu ülkede can güvenliği kalmadı diye bağırmayacaksınız. yoksa kendinizle çakışırsınız.
ayrıca, lazları falan kürtlerle hiç bir şekilde aynı cümlede kullanmayın. lazlar bu ülke için her şeyi yapmış, kültür düzeyi, aile ortamı, soyal yaşamı vs. ortada olan bir millettir. kürtler ise tam zıt kutupdur. 2000 yıldır bu topraklarda yaşayan ama taş üstüne taş koymamış bir millettir. o yüzden, kürtlerle lazları aynı cümlede kullanmanızı bile lazlara hakaret olarak addederim.
MUSTAFA AKYOL’UN NOTU:
“LAZKOPAT” BEY’İN BU YORUMLARINA, IRKÇILIĞIN İNSANI NE KADAR YANLIŞ NOKTALARA GÖTÜREBİLECEĞİNİN GÖZÜKMESİ İÇİN YER VERDİM. “SUÇ İŞLEYENLERİN YÜZDE 90′I KÜRTTÜR” GİBİ, HİÇ BİR VERİYE DAYANMAYAN, TAMAMEN HAYAL VE ÖNYARGI ÜRÜNÜ İDDİALARLA TÜRKİYE SADECE VE SADECE İÇ ÇATIŞMAYA GİDER. LAZLAR’A SAYGIM VAR, FAKAT BURADAKİ “LAZ MİLLİYETÇİLİĞİNİ” ŞİDDETLE KINIYORUM.
Sayın “Lazkopat”,
Bir kere sizin Laz olduğunuzu hiç sanmıyorum, siz olsa olsa Temel fıkralarına konu olabilecek bir Karadenizli olmalısınız -ama onlar da böyle düzeysiz ve sevimsiz laflar edebilecek insanlar değildir.
İkincisi, siz bu ırkçı önyargıyla ancak kendiniz gibi düşünenleri küçültürsünüz. Size biraz kendinizi eğitmenizi tavsiye ederim.
(Size özel not: Ben Kürt değil, İç Anadolulu bir “Türk”üm, çok yakından tanıdığım bir de “Karadeniz uşağı” var: hayat arkadaşım! Ayrıca, çok değerli “hakiki Laz, Hemşinli, Gürcü” arkadaşlarım da vardır.)
Tam da lafın üstüne denk geldi: Bugünkü Zaman gazetesinde (25 Mart 06) Şahin Alpay’a gelen bir okur mektubu var. Mektubun sahibi RİZELİ! Sayın Lazkopat, zaman.com.tr adresine girip okuyunuz; seviyesi yüksek bir Karadenizli görünüz.
Sayın Lazkopat,
Üzüntümü devam ettiriyorsunuz, çok yazık. Biraz empati kurmaya çalışmanızı tavsiye ederim.
“kürtlerle lazları aynı cümlede kullanmanızı bile lazlara hakaret olarak addederim.”
“eminim ki, hayatınızda zengin muhitler dışında yaşayan hiç bir kürtle bağınız olmamıştır.” bundan o kadar emin olmayın. Pazarda çalışan Kürt kökenli arkadaşım da var, hukukçu olan, öğretmenlik yapan da..Benim tanıdığım insanlar bu ülkeyi ve insanlarını çok sevmekte, hatta uğruna şehit dahi olmaktadırlar. Rahmetli Binbaşı arkadaşımın cenazesinde annesi Kürtçe ağıtlar okumuştu, hemde askeri erkanın önünde. İnanın acının etnik kökeni yok.
Hali vakti yerinde Laz’ları da tanıyorum. Neyseki benim tanıdığım hiçbir Laz sizin gibi düşünmüyor.
Etnik kökeni ne olursa olsun insana saygım sonsuzdur. Siz bu iki kelimenin yanyana gelmesine bile tahammül edemiyorsunuz ama anyı apartman içinde gayet güzel yaşayabiliyor, gayet güzel komşuluk yapabiliyorlar.
Demek ki kurtaracak hala birşeyler var diye düşünüyorum…
Acaba ‘Mustafa Kemal’ hic dunyaya gelmeseydi, biz hala Osmanli Imparatorlugu olarakmi kalacaktik ve kurtulus savasi veya devrimler gibi hicbir hadise ortaya cikmayacakmiydi?
Sayın metin,
Saltanatın yerinde kalıp kalmayacağı konusunda bir fikir yürütemem ama kalsaydı eğer Lihtenştayn (okunduğu gibi) gibi bir ülke kalırdı diye düşünüyorum. Herkes sular seller gibi İtalyanca, Fransızca, Yunanca konuşuyor olurdu. Kurtuluş savaşı olmazdı. Bir müddet sonra yani son kullanma tarihimiz geçtikten sonra bizi kendi halimize bırakırlardı.
Şimdi Cezayir vb. ülkeler gibi bağımsızlığımızın 30 küsuruncu yılını kutluyor olurduk.
Neyse bunları düşünmek çok anlamsız artık. Fikri hür vicdanı hür nesiller yetiştirilmesine engel olan, çağdaş insan aklını kendine rehber edinmeyen örümcek kafalı yobaz siyasetçiler yüzünden ülkemizin düşürüldüğü durum ortada. Buna Atatürkçü geçinen sağcısı, solcusu, milliyetçisi, dincisi, dinsizi ve imansızı bütün örümcek kafalı yobazlar dahildir.
Herkesin ellerine sağlık. Ülkeyi ne hale getirdiler. Artık ceplerini ve midelerini doldurdular şimdi elbirliğiyle bu güzelim ülkeyi parçalamaya çalışıyorlar. Maşallah bu konuda herkes çok yetenekli ve istekli. Hadi bakalım kolay gelsin.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Sayın Müzmin Anonim,
Son paragrafınız hariç diğer yorularınıza katılabilirim. Ama hele hele son paragrafınızdaki yorumunuz çok tutarsız, çok desteksiz, çok mesnetsiz ve çok haksız bir yorum olmuş. Yanıt aşağıda ilk günkü gibi tap taze duruyor. Saygılarımla, Ataman Ertuğrul.
Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar..
Mustafa Kemal ATATÜRK
Ataman Bey,
Kader karşınıza bir Metin daha çıkardı! Beni onunla karıştırmayınız, çünkü sizi bir daha üzmek istemediğim için çok gerekli olmadıkça yorumlarınıza karşı-yorum getirmemeye karar verdim. Gerekli olduğunda da hatırlamak istemediğim eski polemiğimiz gibi olmayacak -size ve kendime söz verdim biliyorsunuz.
(Yalnız içimde kötü bir his var; burayı ırkçı-faşist saçmalarıyla kirletilmeye müsait bir Terra Nova olarak algılayan yeni bir arkadaş zuhur eyledi. Kendine “Lazkopat” adını takmış olması da hayra alamet değil. Onunla kapışacağız gibime geliyor.)
Bu bölümdeki yorumlara binaen, Sayın Akyol’un kitabından bir alıntı ile kendi yorumumun son noktasını koymak isterim:
Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, 5. Bölüm başlangıcı, Ziya Gökalp’in Belirlemeleri başlığı altında;
“Kürtler’i sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkler’i sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir.” (Ziya Gökalp, Haziran 1922).
Sayın lazkopat,
Son yıllarda kapkaç terörü estirenlerin çoğunlukla doğu ve güneydoğu kökenli yurttaşlarımız olduğu doğrudur ama bu o bölgede yaşayan yurttaşlarımızın hepsinin kapkaççı olduğu anlamına gelmez. Nasıl ki ülkemizde Taliban benzeri aşırı yobaz dinciler genellikle Karadeniz bölgesinden çıkıyor. Örnek eski Rize belediye başkanı. Şimdi en aşırı yobaz dinci insanlar hep Karadeniz bölgesinden çıkıyor diye bütün Lazlar aşırı yobaz dincidir diyebilir miyiz? Diyemeyiz.
Dolayısıyla verdiğiniz örneklerle duduğunuz tepkiyi bir ırk’a maletmeniz çok yanlıştır. Doğu ve güneydoğu anadoludaki şeyhlik, aşiret ve toprak ağalığı düzeni yıkılmadıkça o bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimiz her türlü çıkar guruplarının kirli oyunlarına alet olmaya devam edeceklerdir.
Kaldıki ırkçılık bizim tabiatımıza aykırıdır. Tarih yazmamış.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
“Etnik kökeni ne olursa olsun insana saygım sonsuzdur. Siz bu iki kelimenin yanyana gelmesine bile tahammül edemiyorsunuz ama anyı apartman içinde gayet güzel yaşayabiliyor, gayet güzel komşuluk yapabiliyorlar. ”
sizin bahsettiğiniz kişiler kürtler değil, asimile olmuş kürtler. eğer gerçek manada kürtlerle tanışmak istiyorsanız, güneydoğuya veya diğer PKK kamplarına git. ondan sonra konuş.
son olarak, eminim senin tanıdığın lazlar da tanıdığın kürtler gibi senin kafadandır. bir de benim lazlığımı tartmışsın. eğer gerçek manada, lazların kürtler hakkında ne düşündüğünü bilmek istiyorsan, git trabzona ve rizeye sokaktan bir kişi çevir ve sor. ondan sonra gel, konuş…
“Dolayısıyla verdiğiniz örneklerle duduğunuz tepkiyi bir ırk’a maletmeniz çok yanlıştır. Doğu ve güneydoğu anadoludaki şeyhlik, aşiret ve toprak ağalığı düzeni yıkılmadıkça o bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimiz her türlü çıkar guruplarının kirli oyunlarına alet olmaya devam edeceklerdir”
aşiret düzeni yıkılsa ne olacak yıkılmasa ne olacak. her şeyi aşirete bağlamak yanlış. kaldı ki, aşiret düzeninden kurtulmuş olan kürtlerin ne yaptığıda görüldü. PKK aşiret bağlantılımıydı? HAYIR! Tam tersi laik, seküler, ve hatta konunits bir oluşum. buna rağmen kürtler arasında aldığı destek ortada. bölgede aşiret olsa da durum aynı, olmasa da.
Sayın sıfatını haketmeyen Lazkopat,
Karşınızdakine “sen” diye hitap etme cüretini nereden alıyorsunuz? Elcevap: Gerikalmış faşist kafa yapınızdan! Terbiyenizi takının.
İsabet etmişsiniz, Trabzon’u hatırlatmışsınız. O güzelim Trabzon sizin gibilerinin linç girişimleriyle ve papaz cinayetleriyle hatırlanıyor artık. Elinizde olsa burayı da tararsınız siz.
Laz değilsiniz, Lazlığı kirletmeyin. Türk değilsiniz, Türk bu derece küçülmez. İnsan olduğunuz konusunda şüphelerim var.
Sayın Lazkopat,
Burada samimiyetle düşüncelerimi dile getiriyorum. Sizin Lazlığınızı tartıyor değilim. Düşünceleriniz ise gerçekten üzüntü verici. Eğer bir gün yolum Karadeniz’e düşerse emin olun bahsettiğiniz şekilde araştırma yaparım, gerçekten anlamak için bunu yaparım. Varsa yanlış bir düşüncem ona göre değişiklik de yaparım. Bundan çekiniyor da değilim. Eninde sonunda hepimiz beşeriz…
Şu noktada sizinle aramızda ciddi anlamda düşünce farkı var. Ben son noktamı yukarıda koydum. Görünen o ki sizinle fikren konuşmak imkansız, neticesi olmayan boş konuşmalar ise ancak zaman kaybı. Bu konuyu fazla uzatarak siteyi takip edenlere ve de Sayın Akyol’a saygısızlık yapmak istemem. Sizi aklı selim düşünmeye davet etmekten başka da bir temennim yok. Allah yolunuzu açık etsin.
Metin bey,
Metin’leri karıştırmadım merak etmeyin.:-)) Lütfen güzel ve hatta esprili yorumlarınızı benden esirgemeyiniz. Bana ilk gönderdiğiniz yazıyı kahkahalarla gülerek okumuştum. Fakat sonraki yazılarınızda çok gereksiz karşılıklı polemikler yaratmıştınız. Neyse gerçekten benim için önemli değil bunlar böyle bilmenizi isterim.
Evet lazkopat diye ırkçı-faşist görüntü sergileyen bir arkadaş katılmış. Kendine lazkopat dediğine göre sanki lazlardan çok büyük bir iyilik görmüş gibime geliyor.Irkçı-Faşizm’e de, Emperyalizm’e de, işlerine gelmediği zaman demokrat ve özgürlükçü kesilen siyasal islamcılara da aynı derecede karşıyım. Lazkopat arkadaşın yazdıklarına katılmak mümkün değil. Irkçılık dünyanın en kötü düşüncesi. İnsan onurunu ayaklar altına alan bir düşünce. Malesef daha uzun bir süre bu düşünceyle mücadele etmek zorunda alacak insanlık.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Ataman Bey,
Nereden zannettiniz Saltanat’in kalmasini istermisim gibi dusundugumu. Ben sizin gibi M.K. gelmeseydi Saltanat kalacakti, cumhuriyet’in kurulmasi seneler gecikecekti, veya Saltanat kalmasi gerekliydi vs. diye bir iddia etmedim ki . . .
Yani M.K. Ataturk olmasaydi baska biri cikmazmiydi ortaya diye bir iddia ileri surdum. Ve herseyi Ataturk’le cozmemizin zamani gecmedimi demek istemistim.
Aslinda epeydir kafa yordugum konulardan biri olan Kurt Meselesi (pardon Guneydogu sorunu
) uzerine ahkam kesmeden once Mustafa Bey’in kitabini okumayi dusunuyordum. Ama burdaki bazi mesajlara goz atinca, “I can resist anything but temptaion” sozunde tanimlanan tabiatima teslim oldum.
).
Once gecen Cengiz Candar’in baskasindan naklettigi bir fikra. Epey bir zamandir Irak’in Kurt yogunluklu bolgesinde bircoklari cocuklarina Kurdistan ismini verirlermis. Kurdistan isimli bir hanim sinir kapisindan Turkiye’ye gecis yaparken gumruk memuru adini sormus. Kadinin cevabi: Kuzey Irak.
Turkiye’nin diger pek cok meselelere oldugu gibi bu konuyada yuzeysel, sosyal gerceklikleri inkar eden, semboller, tabular ve toplum muhendisligi ile karakterize edilebileck yaklasimini karikaturize ettigi icin hosuma gitti fikra.
Birde kendi tecrubemden edindigim bir tesbit: 1977 yili yazi idi saniyorum. ITU’den ik dindar arkadasimla Batman-Raman civarinda staj yapiyorduk. O zaman Siirt’e bagli bir ilce olan Batman’in nufusu 40 bin idi ve 36 tane cami vardi Batman’da. Namaz saatlerinde herkes camilere akin ederdi. Bizim Turk oldugumuzu bilen, Batman halki bize olaganusti misafirperverlik gosterdi “musluman kardes” oldugumuz icin. Her 2-3 gunde bir birinin evinde yemek-sohbete giderdik. “apocular” diye birlerinden bahjsedilirdi ama cok kucuk bir grup olarak. Oylarinin %90′i MSP ye giderdi. bIz ayrilirken bir kafile toplanmisti ugurlamak icin, ellerinde paketlerle sekerler, borekler baklavalar. Benzeri durum Adiyanman, Mardin, Urfa ve diger bircok bolg icinde gecerli idi. YAni Islam cimento idi. O Batman’in simdi Irkci partilerin, OKK’nin kalelerinden olduguna inanasim gelmiyor.
Benim gozumde Kurt Sorunu, dincilik sorunu, egitim sorunu, terorizm sorunu, modernite sorunu vb sorunlar yoktur. Rejim sorunu vardir. Mevcut, toplumun degerlerin yabanci, bireye saygisi olmayan, toplumu gudulecek suru, yada istedigi seklle sokulacak camur olarak goren hakim zihniyet sorun vardir. Kurt sorunu, laiklik sorunu, universiteler sorunu bu sorunun degisik safhalardaki yanismalaridir. Kurt milliyetciligi, ve terorizm “tepki” dir. Bir eski basbakan “Eskiden derslere besmele ile baslardik.. Simdi siz gittiniz ‘Turkum, dogruyum, caliskanim..’ dedirtiyorsunuz cocuklara. Siz bunu yaparsaniz Kurt cocyga da ‘oylelim? O zaman bende “kurdum, daha da dogruyum, dahada caliskanim.” deme hakkini vermis olursunuz” dedigi icin hakkinda dava acvildi ve zinde guclerden firca yedi!
Bu zihniyet bir savci Semdinli iddianamesi ile buzulun gorunen ucuna dokundugu icin kendisinin ilahlara kurban edilmesi ile yetinmeyip “samar gibi” muhtira veren zihniyettir.
Bir gozlem daha: Psikopatlar Laz, Turk, Kurt her etnik gruptan olabiliyor. Bunun birornegini gecen PKK yanlisi bir itede gordum. Antalya’da sapigin birinin bir magazanin virinndeki cansiz modele cinsel tacizde bulundugunu okumustum. Bunu PKK yanlisi yayin “Turkkler Cansiz MAnkenle sevisiyor Manseti” ile vermisti (sanki DNA testi yaptirmis ve adamin oz be oz Turk kanindan oldugunu tesbit etmis gibi). O gazetede yazan, kendisini oldukca makul buldugum ve bir uredir yazistigim kose yazarina durumu sordugumda “Bunda ne varki, burun gazeteler yazdi” dedi. Bundan benim ciklardigim ders su” Bu mesele uzerinde diskur ve dialogu , Lazkopat, Kurtopat, Turkopat, devletopat, militaropatlara birakamayiz (tamam, dedimya ben muhendisim diye
Bu cercevede Mustafa Akyol’un kitabinin olumlu bir adim oldugun dusunuyor, sagduyu sahibi diger dusunurlerin seslerinin psikopatlarin gurultusu arasinda kaybolmamasini diliyorum.
Kitabi okuduktan sonra donmek umidi ile.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Sayın “Lazkopat,”
Sizi üslubunuz dolayısıyla uyarıyorum. Burada yazmaya devam etmek istiyorsanız;
1) Diğer yorumculara karşı karşı terbiyenizi takınmanız
2) Kürtlere veya bir başka etnik gruba saygısız davranmamanız
şarttır.
M.A.
Ataman bey,
Hatirlatma amaciyla; benim yazdigim buydu:
Dogunun tarihini ya da sosyal yapisini en iyi ben bilirim iddiam yok; ama, hic de ilgim ya da bilgim olmadigini soylersem gercegi aksettirmemis olurum. Ayni seyler uc asagi bes yukari yakin tarihimiz icin de gecerli.
Bahsi gecen cografyada Osmali ile Idri-i Bitlisi araciligi ile yerel feodaller (ki, belki de tarihlerindeki tek ve en kapsamli birlikteliktir) Osmanli’nin genel bir nizam ve harice (ve dahile) karsi savunma saglamasi mukabilinde, Osmanli’nin Dogu sinirlarini muhafaza etmek akti yapilmistir.
Bu akit, o devirde, her iki taraf icin de son derece akilci gerekceler ile yapilmis ve her iki taraf da buna iyiniyetle sadik kalmaga calismistir.
Bu aktin yan etkilerinden birisi de, o cografyada yasayan herkesin (Kurt, Turk ya da baska herkes) kapali bir havzaya kendisini hapsetmis olmasi da vardir. Bu talihsiz sonuc, baska sonuclari da dogurmustur; bunlarin basinda da, yari-ozerk bir aidiyetle bagli olduklari devletin –eldeki imkanlar cercevesinde– getirecegi yeniliklerdir (egitim vs).
Bu olamamistir. Taraflarin bu sonuca varilmasinda –bilhassa baslangic itibariyle– bir art niyetinin oldugunu dusunmek icin bir sebep yok.
Fakat, evet, degisik kisveler altindaki feodaller (agalar, seyhler vs) oradaki reayanin dimagen kolelestirmesini sagladilar; islerine, kolaylarina geldi.
Bunun sorumlusu, lokal elitleri olsa da, bunun bedelini sokaktaki ya da dagdaki adama veya kadina fatura edemezsiniz.
Elitlerini yeniden yonlendirmek gerekiyor; daha dogrusu elitlerine nasil daha faydali olabileceklerine dair acilimlar lazim. Bunu da iyi kotu ve hep beraber yapiyoruz –Turkiye icindeki kisimlarin daha iyi bir durumda oldugu ortada; ama, tabii ki yeterli degil.
Gelelim, sizce tutarsiz, mesnetsiz, desteksiz ve haksiz olan benim Kemalizm irtibatli yorumuma:
Once sunun bir adini koyalim; Kemalizm agirlikli olarak pragmatizmdir. Yani, ‘zaman sana uymuyorsa sen zamana uy’ turunden bir realizm –lutfen bana devrimler filan gibi seylerin benim bu dedigimin aksini gosterdigini de soylemeyin, cunku, iyice bakarsaniz devrimlerle filan da yapilmaga calisilan tipik bir pragmatizmle ‘zaman sana uymuyorsa sen zamana uy’dur.
Peki, Kemalizm o idi ise, bugunku Kemalizm –daha dogrusu bugunku Kemalistlerimizin durusu nedir? Cevap basit ama hic de hos degil:
80-90 sene oncesinin pragmatizminin bugun de sahiplenilmesi, dondurulmus haliyle muhafaza gayreti.. Zaman degisti, pragma degisti, fakat… bir asir oncesinin pragmatizminde hala daha israr var..
Hal boyle olunca, evet, tekrar yazabilirim:
Dogudaki baldiri ciplak elifi mertek bile bilemeyen gariban mecburen tek adam saydigi birinin (Aganin) pesinden giderse kotu, Batidaki murekkep yalamis zurefa bunu yaparsa iyi.. cunku bu Kemalizm oluyor, oyle mi?
MKA’nin neyi basarmaga calistigini iyi okumak gerek. O kadarini bile yap[a]madan MKA’nin manevi mirasina konmak isteyenler var tabii ki. Fakat, yurumez. Ustelik, redd-i miras ile yola cikanlarin miraslarinin da kalicigina yonelik endiseler giderek azalir.
Umuma:
Nezaket geregi kusura bakmayin diye soze baslamam gerekiyor, ama, bu, kusurun bende oldugundan degil; sadece nezaketen..
Bilmemneyizmi tartisirken eldegmedik detaylar siralayabilen bunca munevver arasindan eline klavyeyi alan her Allahin kulu (Kemalistimiz de, anti-irkcimiz da, etiketi kendinden menkul baskalari da) ‘Laz’ irkinin butun Karadeniz ahalisine tesmil edilebilir oldugunu farzediyor..
Guya bizim mekteplilerimiz olacaksiniz…
Boylesine bir ‘galat-i meshur’u bir gercek gibi tekrar etmenin tek faydasi, bir-iki nesil sonra Karadenizde de, Doguda oldugu gibi (Kirmanci, Zaza, Zorani gibi birbiriyle eser miktarda alakali olanlari) ikrah zoruyla olusmus bir bloga donusturup kendimize dusman yaratmak olabilir.
Umulan fayda bu mudur?..
Istirham edeyim; sunu aklinizin bir tarafina yazin: Karadenizde kendine Laz diyen ve/veya Lazca konusan nufus (butun Turkiye’de) toplam 200-300 bin kisiyi gecmez. [Birkacini tanirim] Laz irki apayri bir irktir.
‘Lazkopat’ musteariyle yazan kisiye acil sifalar dilemenin cok daha isabetli oldugunu dusunuyorum.
Lazkopat Bey,
Sizce güneydoğuda yaşayan, çoluk cocuk, kadınlarda dahil olmak üzere tüm KÜRT topluluğu imha mı edilmelidir? Elinizde böyle bir güç olsa yapacaksınız gibi geliyor bana. Sizce, bugüne kadar oradaki halkı eğitimsiz, işsiz ve aç bırakan gelmiş geçmiş TC hükümetlerinin hiç mi payı yoktur bu işte. Siz askerliğinizi Güneydoğuda mı yaptınız? Çünkü eğer yapmış olsaydınız oradaki halkın nasıl sefil ve içsel acısı halde bırakıldığını görür ve böyle konuşmazdınız? Oradaki halk kime güveneceğini şaşırmış ve çaresiz durumda!
Yeni kitap dolayısıyla sizi tebrik ederim,
Yazılarınızı bu siteden düzenli takip eden biri olarak bir kitabı almak için yazarının Mustafa Akyol olmasını yeterli buluyorum. İlk fırsatta okuyacağım.
Bu ilk kitabınız mı?
Değilse diğer kitaplarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Sayın İlhan Bey,
Ben askerlik yapmadım ama güneydoğuya defalarca gittim hatta eminim burada kürtler hakkında olumlu şeyler söyleyen kişilerden daha fazla gitmişimdir. Hayır, elimde güç olsa hatta Amerikan başkanı kadar bile güç olsa kürtleri yok etmem. Kürtleri sevmiyorum ama nefret de etmiyorum!
Bence, güneydoğuda bir plebisit yapılmalı ayrılmak isteyen beldeler ayrılmalı ve Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan kürtler de bu bağımsız Kurdistan’a gönderilmeli.
Bölgenin geri kalmışlığı hakkında şunu söyliyeyim, eğer çocuklarını okula göndermezlerse, kendilerine iş ve aş geirecek partilere oy vermezlerse,kanunlara uymazlarsa, teröre neden olurlarsa hiç bir ülke kalkınamaz. Kaldı ki, güneydoğuya yatırım yapılmadığına da inanmıyorum. Gidin güneydoğuya bir tane asfaltsız yol bulamazsınız bir de gidin Trabzon’a nerdeyse tüm köy yolları toz toprak. Kaldı ki, Türkiye bütün yıllık kazancını arttırsa hepsini güneydoğuya yatırsa ordan bir kişi çıkıp devlete veya türklere şükran duymaz. Emre Aköz’ün Sabahta çıkan yazısını aktarıyorum. Umarım fikriniz değiştirir:
“Çelişkili devlet politikaları
Bundan yedi yıl önce, 1999′da Hakkâri’ye gitmiştik. Dönüşte Van valisini de ziyaret ettik. Vali bey uzun uzun bölgedeki doğum oranının fazla olduğunu, bu nedenle doğum kontrolüne çok önem verdiklerini anlatmıştı.
Ona göre doğum oranı yüksekti, çünkü halk bilinçsizdi; ne yaptığını bilmiyordu. Ben de geziden dönüşte , ‘Aşiretin Nüfusu, Aşiretin Nüfuzu’ başlıklı bir yazıyla bu ‘bilinçsizlik’ yaklaşımının, asıl gerçeği örttüğünü belirtmiştim. Fazla çocuk sahibi olmanın ardında, ‘bilinçsizlik’ değil, tersine toplumsal çevreye uyum çabası vardı.
Neydi ‘toplumsal çevrenin’ özellikleri? Bir kere çocuk yetiştirmek (ve dolayısıyla çalıştıracak emek sahibi olmak) ucuzdu. Diyelim ki büyük kentte bir çocuğun maliyeti 100 ise, doğunun kırsalında 5′ti! İkincisi, aşiret sistemiyle ilgiliydi. Bir aşiretin gücünü belirleyen en önemli faktör nüfustu. Kafa sayısı ne kadar fazlaysa, aşiretin çeşitli odaklarla (siyasetçiler, diğer aşiretler vs.) pazarlık gücü o kadar fazla oluyordu. Yani aşiretin nüfuzunun ardında, aşiretin nüfusu vardı. Aileler bu tip bir ortamda çok çocuk yapmak zorundaydı.
Velhasıl doğunun halkı pek kulak asmıyordu ama devlet doğum kontrolü için ısrarla çeşitli politikalar uyguluyordu.
Nevruz nedeniyle gittiğimiz Şemdinli’de ise tam tersi bir politikayla karşılaştım. Şemdinli Devlet Hastanesi’nden aldığımız bilgiler, yeni uygulamaların nüfus artışını desteklediğini gösteriyordu.
Neydi bunlar? Çok sayıda insana, ince eleyip sık dokumadan ‘Yeşil Kart’ dağıtılmıştı. Hasta sayısı (diş dahil) bazı günler 300′ü aşıyordu ve bunlardan ücret ödeyenler ikiyi, üçü geçmiyordu. Kalanına teşhis ve tedavi bedavaydı! Hastanede doğum yapmaları için kadınlar teşvik ediliyor; bunun için, az da olsa para veriliyordu. Ayrıca doğum öncesi ve sonrası kontroller (aşı vs.) için de para ödeniyordu.
Bu proje Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarla birlikte yürütülüyordu. Yani paranın önemli bir bölümü ‘dışarıdan’ geliyordu.
Sonuçta, tahmin edeceğiniz gibi Şemdinli’deki doğumlarda ciddi bir artış meydana gelmişti.
Çelişkiye bakar mısınız? Sen devlet olarak yıllarca doğum kontrolü için küfeyle para ve emek harca… Sonra kalk, bunun tam tersi bir politika izlemeye başla.
İşin ‘hüzün veren’ bir yanı da ne biliyor musunuz? Bu yardımı alan bazı aileler minnettar kalırken, bazıları, ” Ne olmuş yani, TC vermiyor ki para zaten dışarıdan geliyor ” diyor.
“
Lazkopat bey,
Öncelikle uzun ve detaylı cevabınız için teşekkür ederim. Son yazdığınız mesajda üslubunuzu biraz yumuşatmışsınız. Emin olun, ilk mesajınızdaki tarzınız ve içeriğiniz bu şekilde olsaydı, burada bu kadar tepki almazdınız. Diğer mesajlarınız resmen dolaylı olarak şu mesajı yansıtıyordu: “ Kürt etnik grubuna ait her birey potansiyel bir PKK militanıdır ve yok edilmelidir” Bu nedenle burada bu kadar çok kişiden tepki aldınız.
Benimde altını çizerek söylemek istediğim şey şu: Askerlik görevi nedeniyle Mardin ve Hakkari yörelerinin merkez ve merkez dışındaki yerleşim birimlerine ve köylerini gezme şansım oldu. Orada 20 çocuklu, Türkçe’yi konuşamayan, son derece ilkel, rezalet şartlarda yaşayan insan topluluklarına şahit oldum. O bölgelerde görev yapmak isteyen; doktor, öğretmen vb kişilerin bulunmasının çok zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Siz şuna şahit oldunuz mu orada hiç: insanlar dağıtılan prezervatifleri “hap” zannedip, o şekilde kullanmaya çalışıyorlar. İş malzeme temin etmekle olmaz, insanlara o malzemeyi kullanmanın niçin gerekli olduğunu aşılamak lazım. Bu da çok öncelerden başlar. Yani, sözün kısası orada var olan sağlık ve eğitim gibi hizmetleri Türkiye’nin hiçbir yeri ile kıyaslanamayacak kadar kötü. Normal öğretmenlerin güvenlik sebebiyle görev yapmak istemediği bir okulda yanlış zihniyetteki bir öğretmenin görev yapması sonucunda oradaki minicik beyinler yanlış yönlendirilirse siz oradaki gelecek nesillerden ne beklersiniz? Oradaki 5 yaşındaki çocuğu sahipsiz, eğitimsiz, Türklük bilinçsiz bırakırsanız tabii ki eline PKK bayrağı alıp sallar ve bu zihniyetle de büyüyünce bir PKK militanı olur.
Siz, Trabzon’da yol vb hizmetlerin olmamasına rağmen insanların PKK gibi bir örgütün taraftarı olmadığını söylüyorsunuz. Tabii ki olmazlar. Güneydoğu’da yaşayan insanlar PKK’nın hemen yanıbaşında yaşıyorlar, yıllardır hükümetlerden ne doğru dürüst eğitim, ne sağlık hizmeti almışlar. Sadece vaad vaad ve vaad.Türkçe’yi bile bilmiyorlar. Bir yandan da bölücü örgütün tehditleri ve vaadleri altında kalmışlar.
İkinci olarak, sizde biliyorsunuz ki PKK oradaki insanlara el bebek gül bebek davranmıyor. Bunu biliyorsunuzdur herhalde. PKK’ya gönüllü katılımcılar olduğu gibi, bir çok kişi zorla kaçırılıyor. Yani PKK’dan korkan, nefret eden ama çaresiz kalan bir çok kişi var. Dünyanın en büyük ikinci ordusuna sahip olan bir ülkede böyle bir durumun olması, (tekrar ediyorum) bu gününe kadar ki TC hükümetlerinin (kasti veya bilinçsizce izlenen)yanlış Güneydoğu politikalarını gösterir.
Heil Lazkopat!
Züccaciye dükkanına giren fil gibisiniz diyeceğim, olmayacak. Çünkü ideolojinizin yol açtığı kafa sığlığının zorunlu sonucu olarak, iletişim, dil, metafor, konuşma sanatları gibi şeyler size yabancı olgular. Dolayısıyla anlamazsınız. Fil olamazsınız, olsa olsa kurtsunuzdur desem o da yanlış. Çünkü benim bildiğim doğadaki hiçbir kurt faşist değildir.
İnternette bir sürü kitsch (Bkz: sözlük) forum ortamı var. Oralarda takılın, zehrinizi oralarda dökün. Faşist deyince de üzerine alınması gereken yalnız siz değilsiniz; aynaya bakarsanız hart hart göbeğini kaşıyıp PKK mekaka diye zırvalayan ve şu anda bir yerlerde tıkılı olan birinin suratıyla karşılaşacaksınız, sizin adınız da belki onunki gibi Abdullah’tır kimbilir…
Bir daha sizinle ilgili tek kelime etmeyeceğim; zırvalarınızı “önem verilip eleştirilmesi gereken düşünceler” sanmanız gibi bir yanetkiye yol açsın istemiyorum.
Muzmin Anonim Bey,
Umuma seslenmişsiniz ancak bendeniz kendimi temize çıkarayım diyorum:
Gözünüzden kaçmış olacak. Laz-Karadenizli ayrımını en başta vurguladım.
Sayın İlhan Bey,
Yazdıklarımın biraz prokatif olduğunu biliyorum. Eğer sizi incittiysem özür dilerim. Amacım kimzeyi incitmek değildi ben sadece fikirlerimi söylüyorum.
Yazınızda şöyle demişsiniz: “Oradaki 5 yaşındaki çocuğu sahipsiz, eğitimsiz, Türklük bilinçsiz bırakırsanız tabii ki eline PKK bayrağı alıp sallar ve bu zihniyetle de büyüyünce bir PKK militanı olur.”
Bu açıklamanız ilk bakışta mantıklı görünüyor. Ama, olaylara biraz dikkatli bakınca bence yanlış bir düşünce. Peki diyelim ki, güneydoğuda yaşayanlar çok kötü yaşam sürdükleri için bir manada PKK’ya itiliyorlar. Bu önermenin ben kısmen doğru olsa da esasında yanlış olduğunu düşünüyorum. Geçenlerde bir terörist Van’da kendini patlattı 3 kişiyi de öldürdü. Bu kişi, sonrada ortaya çıktı ki, öyle yoksunluk içinde yaşayan öğretimden falan uzak bir kişi değil, tam tersi örgüte katılmadan önce Yıldız Universitesinde öğrenciymiş. Keza, PKK üst kadrolarının önemli bir kısmı üniversite mezunu ya da universite okumuş ama sonrada ayrılmış kişiler, APO dahil. Hadi onu geçtim, bugün İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de bu bölgeleri Kurdistan’ın bir parçası saymalarına yetecek kadar kürt var. Bu kişiler de mi, güneydoğudaki gibi sefalet içinde yaşıyor: HAYIR! Ama, her fırsatta toplanıp Türkiyeye ve Türklere hakaret etmekten geri durmuyorlar.
Ayrıca, bölege halkının (Mardin, Siirt, Urfa, Erzurum ve bir kaç ili bunun dışında tutuyorum) gelişmek, iş-güç sahibi olmak, kalkınmak gibi bir gündemlerinin olduğunu sanmıyorum. Öyle olsaydı, DEHAP veya benzeri partilere oy vermezlerdi. Zira, DEHAP’ın hiç bir zaman benim takip ettiğim kadarıyla ekonomik vaadi olmadı, sadece kürtlük üzerinden politika yaptı ve hep öyle oy aldı.
“İkinci olarak, sizde biliyorsunuz ki PKK oradaki insanlara el bebek gül bebek davranmıyor. Bunu biliyorsunuzdur herhalde. PKK’ya gönüllü katılımcılar olduğu gibi, bir çok kişi zorla kaçırılıyor.”
Bu bana pek inandırıcı gelmiyor. Hiç kimse zorla yasadışı bir örgüte katılmaz. Kaldı ki, güneydoüudaki insanların dağda olsun şehirde olsun PKK’ya olan sempatisini anlmak için biraz gözlemci olmak yeterli.
” Dünyanın en büyük ikinci ordusuna sahip olan bir ülkede böyle bir durumun olması, (tekrar ediyorum) bu gününe kadar ki TC hükümetlerinin (kasti veya bilinçsizce izlenen)yanlış Güneydoğu politikalarını gösterir.”
Hiç bir ülke 100% doğru politikalar uygulayamaz. Kaldı ki, Türkiyeyi yönetenleri biliyoruz. Bu oran Türkiye’de 50% olsa Türkiye şimdi çok daha farklı olurdu. Ama, ben bölgenin geri olmasının tamamen hükümetin suçu olduğunu sanmıyorum. Kalkınma birazda kültür ve sosyal yapı meselesidir. Bu yapı ve kafayla, 1000 yıl geçse orada çok değerli bir maden falan çıkmaz ise (uranmyum veya petrol falan) güneydoğu ne kalkınır ne de başka bir şey olur.
SAYGILAR
Sayın Müzmin Anonim,
“‘Laz’ irkinin butun Karadeniz ahalisine tesmil edilebilir oldugunu farzediyor..” İkazınız için teşekkür ederim. Son derece haklısınız.
Kendi adıma yaptığım hatadan dolayı herkesten af dilerim.
Bekir Bey,
“Turkiye’nin diger pek cok meselelere oldugu gibi bu konuya da yuzeysel, sosyal gerceklikleri inkar eden, semboller, tabular ve toplum muhendisligi ile karakterize edilebileck yaklasimi” [BY]
“Benim gozumde Kurt Sorunu, dincilik sorunu, egitim sorunu, terorizm sorunu, modernite sorunu vb sorunlar yoktur. Rejim sorunu vardir. Mevcut, toplumun degerlerine yabanci, bireye saygisi olmayan, toplumu gudulecek suru, ya da istedigi seklle sokulacak camur olarak goren hakim zihniyet sorunu vardir. Kurt sorunu, laiklik sorunu, universiteler sorunu bu sorunun degisik safhalardaki yansımalaridir. Kurt milliyetciligi, ve terorizm ‘tepki’ dir.” [BY]
“Bu mesele uzerinde diskur ve dialogu , Lazkopat, Kurtopat, Turkopat, devletopat, militaropatlara birakamayiz” [BY]
Yukarıdaki sözleri benden önce yazdınız ya alacağınız olsun!!!
Sn. Metin-the-poor,
Nakettiginiz cumlelerimi sizden once kullanmaya gelince, ne diyeyim “insomniyak olmann avantajlarida varmis” yada “solucan erken kalkan kusun olurmus” (tercume) tan baska..:)
Bu konuda paralel dusduncelerimiz olduguna sevindim. Valla dogrusunu soylemek gerekirse siz ve Muzmin Anonim’le zit dusmek hic isime gelmez
Sizde pek cok yorumlarinizda benim dusuncelerimi benden epeyce daha zengin, ve cogunluklada istihzali uslubunzla iafade etmistiniz benden once. Odesmis sayilmaliyiz..:)
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Metin (Kemal) bey,
Isim ilavesi konusunda haddimi asmis olabilecegim icin bastan ozur dilerim; 110-120 yil once bir benzer vaka icin uydurulan^H^H^H^H^H^H^H^H^H ogretilen bir gelenekten mulhemdir
Efendim, estagfurullah. Benim bir iki dikili agacim varsa da, bunlardan hic biri daragaci cinsinden degil..
Fakat, atifta bulundugunuz yaziniz eger bu ise, evet, burada bir ayrim sezer gibi oluyorum; ama, ayisiginda yurur gibi sanki: Geliyor mu gidiyor mu, pek cikaramadim
Sevgili Bekir Bey & Sevgili Muzmin Anonim Bey,
Benim de herkes gibi, hitap ederken isminin başına değer ifade eden birtakım sıfatlar getirmeyi elzem gördüğüm dostlarım var. Son zamanlarda bunların arasına Mustafa Bey’in bloguyla karşılaşmam neticesinde sizler de girmiş oldunuz ki, bu beni hakikaten çok mutlu kılıyor. Çok sevip saygı duyduğum hocam İlber Ortaylı geçenlerde bir basın söyleşisinde boş insanların kendisini çok sıktığını söylüyordu; ben de naçizane öyleyim; ruhumu, beynimi, gönlümü zenginleştirecek, aynı frekansta olduğum insanlarla karşılaşmak milli piyangodan büyük ikramiye çıkmışa döndürüyor beni!
Bu vesileyle şunu da belirtmiş olayım: Bu blogda aslında çok daha fazla diyaloğa girmek istiyorum, fakat ikide bir deklare ettiğim vakitsizlikten öte, görebildiğim ilk yorumundan itibaren Muzmin Anonim dostumuz -tek bir kere su yüzüne çıkan fikir ayrılığımız haricinde (Çiller’in lafı!)-hemen her zaman benim düşündüğüm şeyleri -benden çok daha sofistike, berrak ve yetkin bir ifade ile-benden önce söylediği için bana sarfedecek laf kalmıyor! Bekir Bey, bana Muzmin Anonim Bey yetiyordu zaten, şimdi bir de siz eklendiniz; işim iyice zorlaştı! Tabii her konuda olmasa bile birçok hususta S.Öztürk Bey’in de lafı ağzımdan aldığını belirtmezsem haksızlık etmiş olurum. Ve Nuri Sağlam Bey’i de unutmayalım derim.
Bu kadar “güzelleme”den sonra, bir de buradaki herkese teşekkür ederek şükran görevimi ifa etmiş olmanın huzuruyla sahneden çekileyim. Helalleşmekte fayda var; ne olur ne olmaz; henüz genç sayılırız ama olsun! Ne de olsa, bu ülkede ve İstanbul’da yaşamanın stresi, istiap haddini aşmış kamyona benzetti bendenizi… (Kamyon dedim de, aklıma şu zavallı şoför geldi!..)
Muzmin Anonim Bey, Lazkopat’a o kadar sinirlenmiş olduğum halde, Laz-Karadeniz ayrımını en başından vurgulamayı ihmal etmemiştim. Tamam, Karadenizlilere dokundurdum, onu da kabul ediyorum, ama… Neyse, boşverelim!!!
Saygılar, hürmetler.
…Bu arada, isim espriniz adresini bulmuştur! Sabah sabah gülümsedim, teşekkür ederim.
Metin Bey,
Tabii her konuda olmasa bile birçok hususta S.Öztürk Bey’in de lafı ağzımdan aldığını belirtmezsem haksızlık etmiş olurum.
Bu ilmekte ettiğim bir sözüm olmasa da beni de sizinle pek çok konuda paralel düşünenler arasına katma nezaketiniz için teşekkür ederim.Bu arada helallik istemişsiniz,içlerinde ben de varsam ve de hakkım da varsa seve seve helali hoş olsun..
Bu yazının altına yazılan yorumları okuyunca -özellikle lazkopatın yorumlarını- cevabi bir yorum yazmak inanın içimden gelmedi.Bazı arkadaşlar birçok şey için çoktan içlerinde bir hükme varmışlar,onlara ne söyleseniz boştur.Bu gibi kişilere hele bir bir yorum sitesinde cevabi birşeyler yazmak adeta kördöğüşüne davetiye çıkartmak demek..
Etnik miliyetçiliği anlayamadım hiçbir zaman.. Hangi teorik temellere oturduğunu da çözemedim. Kendilerini şu ya da bu şekilde bir etnik kimlik ile sıkı sıkıya gönül bağı olduğunu hissedenler ve karşılarına yine etnik bir öteki yerleştirerek yine aslında kendilerini tanımlayanlar, bunu neye dayanarak yapıyorlar bilemiyorum.Hele bunu yapanlar arasında kendilerini muhafazakar olarak tanımlayıp, İslam öğretisine dayananlar yok mu işte asıl buna katlanamıyorum..”İslam’ın hangi nassında etnik ayrım var” diye sorsanız cevap bile veremeyecek durumda olanlar, maalesef meydanlara çıkıp son derece kutsal ve latif olan ilahi söylemleri slogan yapmayı beceriyorlar.
Oldukça uzun insanlık tarihinde çok kısa sayılabilecek bir zaman olan birkaç bin yıl geriye gittiğimizde hangimizin etnik kökeninin izi sürülüebilir ki ? Dahası bunun ne önemi var ? Kimse doğacağı ana-babayı seçme şansına sahip değil..
Hepimiz yice Yaratıcı’nın kullarıyız.Bunu tam olarak bir anlayabilsek..
Sevgili S. Öztürk Bey,
“Bu arada helallik istemişsiniz,içlerinde ben de varsam ve de hakkım da varsa seve seve helali hoş olsun..” [SÖ]
İnsanın “insan” gibi insanların sırf mevcudiyetini biliyor olması bile ferahlatıcı, gelecekten ümitlendirici, güzel birşeydir. Dolayısıyla, elbette size de borçluyum, sağolunuz.
“Bazı arkadaşlar birçok şey için çoktan içlerinde bir hükme varmışlar,onlara ne söyleseniz boştur. Bu gibi kişilere hele bir bir yorum sitesinde cevabi birşeyler yazmak adeta kördöğüşüne davetiye çıkartmak demek..” [SÖ]
Çok haklısınız. Böyleleriyle tek kelime konuşul(a)maz. Kendine yakıştırdığı müsteardan bile meşrebi ve tabiatı kolayca anlaşılabilen o bahsettiğiniz şahıs sanırım Kürt kelimesini duyunca kırmızı görmüş boğaya dönenlerden biri. Kırmızı rengi arayıp bulmak için de internette tarama yapmış olacak ki bu bloga düşmüş. Bazıları eskiden de komünist kelimesini duyunca salya akıtırlardı. Yaşınızın müsait olmadığını biliyorum, o yüzden sormayacağım F.Tüysüz’ü hatırlar mısınız diye… Bu aşağılık mahluk, “Canımız sıkılmıştı, sokağa çıkıp birkaç komünist öldürelim dedik.” diye savunmuştu kendisini… (Binlerce örnekten biridir.) (12 Eylül öncesine ilişkin bu anektodu eksik bırakmayayım da terazi dengelensin: Bizde sosyalist sosyalisti katletmiştir -meleklerin cinsiyeti hakkındaki tartışmada tek bir harfte çıkan fikir ayrılığından ötürü!)
“Etnik miliyetçiliği anlayamadım hiçbir zaman.. Hangi teorik temellere oturduğunu da çözemedim.” [SÖ]
Çok basit: Irkçı-faşist zihniyetin fikir yahut teori boyutu filan yoktur. Olmayan şeyin nesini anlayacaksınız?
“Kendilerini şu ya da bu şekilde bir etnik kimlik ile sıkı sıkıya gönül bağı olduğunu hissedenler ve karşılarına yine etnik bir öteki yerleştirerek yine aslında kendilerini tanımlayanlar, bunu neye dayanarak yapıyorlar bilemiyorum.” [SÖ]
Ötekileştirmenin en vahşi/vandal ekolü etnomilliyetçi faşist zihniyetinkidir.
“Hele bunu yapanlar arasında kendilerini muhafazakar olarak tanımlayıp, İslam öğretisine dayananlar yok mu işte asıl buna katlanamıyorum..” [SÖ]
Bunlardan biri, ellerine bulaşmış kanla siyaset arenasında boy göstermeye devam ediyor.
“Hepimiz yice Yaratıcı’nın kullarıyız.Bunu tam olarak bir anlayabilsek..” [SÖ]
Umudum yok dostum…
merhaba öncelikele büyle kronolojik bir sorun üzerine kitap yazdığınız için sizi tebrik ederim.kitabınızı okumadım ama en yakın zamanda alacağım.bilindiği gibi kürtler tarihleri boyunca 29 defa isyan etmişlerdir.kimileri bu isyanları dış güçler tarafından kışkırtıldığı iddaa etmektedir. bence bunlar asılsızdır bütün bunları dış güçlere bağlamak hayalperestlikten başka bir şey değildir.80 yılık cumhuriyet tarihi boyunca kürtler hep imha inkar ve asimile politikalarıyla sindirmeye çalışılmiştır.şidetin şidet doğurduğu artık günümüzde bilinen bir gerçektir.tarihtede bunun örnekleri mevcutur.bir dil yasaklanabilirmi.bizler bütün dilerin ve kültürlerin özgürce bir arada yaşamasından yanayız. insanlar dini ırkı mileti ne olursa olsun ne aşağlanmalı nede yüceltilmelidir.ve ortadoğuda kürtlerinde içinde bulunduğu coğrafyada mutlaka ama mutlaka barış ve demokrasi kazanacaktır faşizm ve despotizim kaybedecektir
Mustafa bey’e kürt\türk sorunu içerikli bir kitap çıkarttığı için çok müteşekkir olduğumu dile getirmek istedim.Ben bir kürt evladıyım ama Türkiyenin doğusunda değil batısında doğup büyüdüğüm.türklüğü savunanlara hitaben demek isterim ki hiç kimse aslında kürtlüğü felan savunmak istemiyor ama buna zorlanılıyor özelliklede batı tarafında.nasıl mı?benim kürt olduğumu dile getirmeyi daha doğrusu ne milletten olduğumu söyleme gereği duymadığım bir mecliste,benim kürt olduğumu bilmeyen sınıfımızın erkek mensupları ve psikoloji hocamız ‘kürtleri Türkiye’den atmak lazım,onların soyunu kurutmak lazım…v.b’ gibilerinden laflar ediyorlardı.aslında böyle düşünenlerin seviyesiz olduklarını düşündüğümden cevap verme gereği duymam böyle insanlara ama dayanamadım.inanın insan aslında tanımadığını,bilmediğini sevmezmiş.vel-hasıl kelam bende hocam biraz haksızlık etmiyormusunuz benim size ne zararım var dedim.şaşkın bir ifadeyle yüzüme bakakaldılar ne dediğimi idrak etmeye çalışıyorlar tabi bende kürt olduğumu bu arada dile getirdim.işin garip tarafı benim hiç kürde benzemediğimi söylediler tabi bu benim için onlar hakkındaki düşüncelerimin(seviyesiz)çok da olumluymuş meğerse kanaatine vamama vesile oldu.(derse yetişmem lazım devamını daha sonra yazacağım inşaALLAH)
yeniden merhaba…olayın devamını anlatmak istiyorum,hocam ve arkadaşlarım bu sefer lafı değiştirmeye çalıştı.şu an o arkadaşlarım öğretmen olacaklar bilmem ne olacaklar ve insanlarımıza ne öğretebileceklerini düşünün.ister istemez insanları bazı şeyleri savunmaya sevk eden böyle şahısların var oluşu.ama ELHAMDULİLLAH ki ben müslümanım ve benim inancımda böyle bir ayrımcılık yasak ve ben böyle yok kürtler şöyle yok böyle(tabi her kötülüğü kürtler yapar)diyenlerin kendi densizlikleri olduğunu düşünüyorum.arkadaşın ingilizcesi mükemmel kpds den 85 almış neymiş kürtmüş üniversiteye uzmanlık için alınamazmış.batıda bir işe girerken nerelisin diye soruyorlar tabi doğulu isen baştan kaybettin sonrada derlerki bütün kürtler hırsız arsız pardon pardon öyle değilde bütün hırsızlar kürttür bütün bıçakçılar kürttür diyorlar peki onları böyle düşünmeye sevk eden kim?bir kişiye kırk kez deli dersen o kişi deli değilsede deli olurmuş ya sanırım bu da öyle birşey.ben doğuda bir üniversiteyi kazanınca nasıl gideceksin oraya korkmayacakmısın kürtlerden dediler ve bende kürt olduğumu hatırlatınca söylediklerinden utandılar.işte öyle bir şey kürt olmak…
merhabalar,
Öncelikle Mustafa Akyol Bey’i yeni kitabından ötürü kutluyorum. Bu konularda onlarca kitap okumuş biri olarak bu kitabı da sabırsızlıkla okumayı beklediğimi ifade etmek istiyorum…Ben Kürt sorununa tarihi bir perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyorum. Fransız İhtilalinin tüm dünyaya yaydığı milliyetçilik akımlarının etkisinde önce Osmanlının hristiyan unsurları (Yunanlılar 1829′da bağımsız oldular, Sırplar 1806′da ilk isyanlarını başlattılar, bunları Bulgarlar ve diğer Balkanlı milletler ve doğuda Ermeniler izler) daha sonra ise Osmanlıdan ümidini kesen müslüman milletler girdiler (Araplar, Arnavutlar ve son olarak Kürtler)…Bazı tarihçiler Osmanlının batıda ve doğuda 2 prensi olduğunu ifade ederler: batıda Aranavutlar, doğuda ise Kürtler…çünkü Osmanlı bu iki unsurun içişlerine mümkün olduğunca karışmaz, onları serbest bırakmıştı…
Ancak 20. yy’ın başında devletin sahibi Osmanlılar İttihat Terakki partisiyle birlikte Türk milliyetçiliğine kayması onların kadim kardeşleri Kürtleri kendi başlarına yeni çözümler bulma arayışına itti. Kürt Teavün Cemiyeti, Bedirhan Paşa’nın oğulları Celadet Bedirhan ve Kamuran Bedirhan’ın ilk Kürtçü yayınları bu yeni arayışların birer sonucu idi.
Kısaca geçiyorum…Kürtler din kardeşleri Türkleri hiç yalnız bırakmadılar…Tarihi dönemeçlerde, kritik savaşalarda onalara destek verdiler…1071 Malazgirt Savaşında Alparslanın ordusunun üçte biri Kürtlerden oluşuyordu,1514 Çaldıran Savaşında Osmanlıya destek vererek Anadolunun şiileşmesini önlediler…ve en son Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün liderliğine güvenerek bin yıl boyunca kader birliği ettiği Türk kardeşlerini desteklediler…
Peki ne oldu da iki kadim unsurun arası bu denli bozuldu…bunun sebebi cumhuriyetin üzerine inşa edildiği temel nitelikler maalesef…çoğu yönden yararlı görülebilecek bu sitemin “tek dil, tek millet” felsefesi, uzun yıllar kendi içişlerinde özgürce yaşayan Kürtlerin işine gelmedi…1925 Şeyh Said isyanından, 1930 Ağrı İsyanı’na 1938 Dersim İsyanı ve bugün PKK isyanı devam edip durdu…
bunun çaresi asla imha yada inkar etmek etmek değil…bunun çaresi medeni ülkelerdeki misaller gibi, birlikte, ancak birbirini olduğu kabul etmekten geçer…yani sen Türksün ben Kürdüm…seni sevmem için sen Kürt olmak, ya da Kürt gibi olmak zorunda değilsin…sen beni özgün sesi sazı kültürü ve düşüncesi olan bir Kürt olarak kabul edeceksin…bundan sonra biz kardeş olabileceğiz…
hakaretle, horlamayla, küçük görmeyle, yoketmekten bahsetmeyle sen beni ikna edemeyeceğin gibi ancak kendine düşman edersin…
Allah bilir Osmanlı döneminde de ayrılıkçı fikirler güden Yunanlı, Sırp, Bulgar, aranavut veya Araplara bugün Kürtlere bazı ırkçıların söylediği sözler söyleniyordu…Ancak ne oldu..şimdi her biri bağımsız, hiç birinin Türkiye ile bir alakaları kalmamış…onca savaşlar onların Osmanlının kontrolünde kalmalarını sağlayamamış…demekki o yöntem işe yaramıyor…
o zaman farklı yöntem denemek gerekiyor…uzklaştırıcı değil benimseyici olmak gerekiyor…
hepinize sevgi ve sauygılarımı sunuyorum…
Fatma Hanim,
Kurt degilim ama duygularinizi iyi anliyorum. Sizin yasadiginiz bu tatsiz durumun benzerlerini ABD’deki 25 yilim icerisnde ben de defalarca yasadim; sadece hikayenizdeki Kurt kelimesinin yerine Musluman , Turkiye yerine ABD koyarsaniz benim hikyalerimi andirir.
Yukuarda bu konudaki mesajimi okursaniz bu konuya genel yaklasimimi anlarsiniz. Orada kullandigim fazlada edebi olmayan ““Bu mesele uzerinde diskur ve dialogu , Lazkopat, Kurtopat, Turkopat, devletopat, militaropatlara birakamayiz” ifadem Metin-the Poor’un hosuna gitmis; o zaman burdada tekrar etmis olayim.
Malesef ozellikle mevcut duzenin savunuculari arasinda Lazkopat, Kurtopat ve sizin tarif ettiginiz Turkopat’lar var. Yukardada bahsettigim gibi bir Kurt Irkcisi gazete Antalya’da bir sapigin bir cansiz mankeni cinsel tatmin malzemesi yapmasi olayini “Turkler Cansiz Mankenle Sevisiyor” basligi ile verdigini ve bunu dikkatine sundugum, “oldukca makul” bir kose yazarinin bana “bunda ne var, butun gazetweler yazdi” cevanini verdiginden bahsetmistim. Sizin orneginiz, bu ornek, Lazkaopat ornegi gibi su-i misaller cogaltilabilir. Ama bu orneklerin Turkiye genelini temsil ettigini iddia etmek en buyuk haksizlik olur; bu gun dahi!
“Sizlerden Arab’in aceme, acemin Arab’a ustunlugu yoktur; ustunluk ancak takva iledir” ahlaki ile ahlaklanmis Islam medeniyetleri bu konuda Bati’nin cok ilerisindedir.
Gene yukarda musahhas bir ornekle bir zamanlar Guneydogu Anadolo’da Islam’in nasil harc gorevini yaptigindan bahsetmistim. Malesef “Kurdum” demeyi suc sayan zihniyet “Muslumanim” demeyide suc sayiyor. “kurd” tabusu bir miktar kirildi son yillarda, dilerim Islam konusunda da benzeri olur.
Unutmayalimki gerek temel ecvrensel ahlaku kurallaini benimseyenler, gerek Muslumanlar, gerek demokratlar kisacasi adalet ve baris isteyen insanlar savunduklari davalarda kendi etnik aidiyetlerinin ustune cikmak zorundalar.
Zaten bir kimsenin ait oldugunu sandigi (kimse emin olamaz, ve bir zamani referans noktasi almak zorundasiniz) etnik orijin uzeerinden ustunluk iddia etmesi kanimca kisisel aczin ifadesidir. Kendine ait sunacak fazla seyi olmayan insanlar ancak bir cesit kendi kontrolleri disindaki, aidiyetten kendilerine birseyler cikarip kimliklerini tanimlamaya calisirlar. Dini aidiyet buna dahil degildir, cunki burda bir ahlaki degerler butunu secimi soz konusudur, insanin iradesi ile.
Ben Mustafa Akyol’un kitabini okumaya bugunlerde baslayacagim; size ve herkesede tavsiye ederim. Basliklardan anladigim kadari ile dogru sorular soruluyor ve dogru perspektiften yalasiliyor konuya.
Musluman Kardesiniz
Bekir L. Yildirim
benim alamadim sey turkler her sey diebiliyor irgcilik olmiyor kurtler kurtluk ten basedince vatan bolunecek kim irkcilik yapiyor ne mutlu turkum diyenmi turkun turkten baska dostu yok diyen bir devlet irkcidir
Merhaba,
Son olaylardan sonra hala sorunun bir kültürel hak sorunu olduğunu mu düşünüyorsunuz merak ediyorum?
Bu ülkede Kürt asilli insanlar Basbakan,Bakan,Cumhurbaskani olabiliyorsa, bu ülkede Kürt sorunu var denemez. Meclisimizin hatiri sayilir bir kesimi Kürt kökenli Vekillerle doluysa, bu ülkede Kürt sorunu var denilemez. Benim tek anlayamadigim, dogudaki insanlarin neden rahat ve barisci bir sekilde yasamak icin caba harcamak yerine, ellerine tas, sopa, silah alip haklarini aramaya ciktiklari?
Resimlere ve görüntülere bakinca, ön safhada sadece ccocuklarin, yani ne yaptiklarini niye yaptiklarini bilmeyen insanlarin olduklari dikkati cekmiyormu?
Bu ülkede yok Kürt sorunu. Bu ülkedeki sorun, ortaligi karistirmak isteyen Kürtler ve kafasini kuma gömen Türklerdir.
Burda Atatürkcülügü tartisanlara (elestirenlere) ise diyecegim, anlamadiginiz seyi tartismayin. Cumhuriyetin yasi ilerledikce, onun degeri,onun icin veriler özverilerin büyüklügü kabolluyor sizlerin gözlerinde.
Eger saglam bir Politikamiz olsa, ülkemizdeki insanlarin hepsinin karni doysa, o zaman kimse kimsenin lafina aldanip sokaga savasmaya cikmayacak.O zaman herkes kimin ne oldugunu cok iyi anliyacak. Anlamayanlara o zaman diyebilirsinizki, buyrun, Kuzay Irak sizi bekliyor.
Cumhuriyet tarihimizde doğuda ve güneydoğuda yaşanmış Kürt isyanlarını günümüzdeki PKK terörüyle bir tutan arkadaşlarımız büyük bir yanılgı içersindeler.
Geçmişte Kürt bölgelerinde yaşanmış isyanlar Laik Cumhuriyete karşı “din elden gidiyor, islam elden gidiyor” diye yapılmış ayaklanmalardır. Bu kalkışmanın önderleride tarikat lideri dinsel kişiliklerdir. Kesinlikle ayrılıkçı Kürt hareketi değildir. Bugünkü PKK terörü ise ayrılıkçı bölücü Kürt hareketidir.
Dikkatlerinize sunulur!
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Sayın Ertuğrul,
Doğu ve Güneydoğuda geçtiğimiz yüzyıl içerisinde meydana gelen isyanların dinsel karakterli olduğu yönündeki düşüncenizi maalesef paylaşmıyorum…sadece 4 isyan örneği vereyim, ki bu isyanlar en büyük Kürt isyanlarıdır, bunların temel çıkış sebebi dinsel olmaktan öte etnik özelliklerdir…
1-Şeyh Said İsyanı: Her ne kadar hilafetin kaldırılmasına yönelik olduğunun belirtilmesi ve Şeyh Said’in dini ünvanı gözönünde tutularak din eksenli olduğu söylense de, ki bu bir ölçüde doğrudur, ancak isyanın altyapısı ve tabanı Türk Ordusunda yüzbaşı iken ayrılıp, Kürt milliyetçiliğini temel alan bir programı olan Hoybun Örgütünü kuran Cibranlı Halit’in çalışmalarıyla oluşturulmuştur. Şeyh Said de bu kişiyle Erzurumda bir görüşme yapmıştır. Ancak isyan başlamadan Cibranlı Halit tutuklanmıştır.
2-Koçgiri İsyanı: Din ile uzaktan yakından bir ilgisi olmayıp tamamen alevi Kürtlerinin ön aldığı etnik karakterli bir isyandır.ilk etnik Kürt isyanı olarak kabul eden tarihçiler vardır.
3-Ağrı İsyanı: Din ile kesinlikle alakası yoktur. Tamamen sürgünlere karşı tepkiden doğmuş, Kürtçü özellikleri ağır basan uzun süre devam eden bir isyandır. Bu isyan nedeniyle Türkiye İran Pakistan arasında Sadabat Paktı imzalanmıştır. Nedeni İsyan sırasında İran’a kaçan Kürtlerin İran tarafınca teslim edilmelerini sağlamaktır.
4- Dersim İsyanları: Yine alevi Kürtler tarafından çıkarılmış bir isyandır. Bu isyanda da kimse “din elden gidiyor” dememiştir.
ayrıca şu enteresan bir gerçektir ki, bir Kürt ne zaman milliyetçi olur biliyor musunuz…Güneydoğuda köyünde iken değil, ne zamanki çalışmak veya okumak üzere Batı illerine gider, arkadaşlarının ve çevresinin bilerek/isteyerek veya bilmeyerek/istemeyerek incitmelerine/hakaretlerine maruz kalır, işte o zaman kimliğini sorgulamaya başlar, kimliğini farketmeye başlar ve ona sarılır…
Bu durum ABD ve özellikle Almanya’ya giden Türklerin daha milliyetçi olup MHP ve benzeri partilere daha yakın olmaya başlamalarıyla aynıdır…Bu açıdan, Bekir Bey ile Fatma Hanımın ızdırapları esas itibariyle aynıdır.
Saygılarımla,
Bence sorun ancak yapılacak bir halk oylamasıyla çözulur. Halk oylaması yapılsın isteyen gitsin kursun kurdistanını. Biz vergilerimizle bize hiç minnet duymayacak olan insanları subvanse etmek zorundamıyız? Sırf param Diyarbakıra gidecek diye, mibuse bile binmıyorum artık.
sayın mustafa kardesim,akıllı bir zat oldugun belli.arastırma yönünde güzel belliki okul dönemini iyi degerlendirmissin lakin hayatı ve bu ülkeyi,bu milleti daha iyi tanıyamamıssın.kıtabının baslıkları,verdiğin mesajların sinyallerini olusturuyor.niyet belli olunca sonuc onun ifadesi olur.kitabının tek bir gayesi var bana göre; cumhuriyet ve ulus-devlet değerlerini cemaatin abdli reisi talimatları dogrultusunda yıpratmak..
cumhuriyetin yıkılması,türk devletinin kurucu hakım kımlık olarak türklüğün tasfiyesi yolundaki bir ab-d + vatikan ortaklıgına dayalı polıtıkalara hizmete soyunmussun.yazık… Bir gün mutlaka dogruyu anlayacak vede gelisen playlar senınde gözünüacacaktır,emınım………………………………………….
ÖNÜMÜZ TUFANMIŞ, NE GAM . NUHUN GEMİSİDİR; VATAN..!!!!
Ben Istanbul, Ankara ve Antalya da özel ve is icabi bir cok seneler yasadim. Ve onlarca seneler icerisinde gördügüm kadari ile, bir cok cete, kap kac ve harac gibi yasadisi olaylarda dogu kökenli insanlarin daha agirlikli yer aldigiydi. Rakamsal olarak bunlari sunmak imkansiz, cünki böyle bir istatiksel yada bilimsel bir arastirma oldugunu zannetmiyorum. Yapmakda ayip olur.
Kendi kendime düsünmedim de degil, acaba bu bir önyargimi diye! Fakat yasadigim ve gördügüm bir cok seyde bunun önyargidan uzak oldugunu tastikledi.
Ama bunu genellmek de benim yapacagim en büyük hata olur.
Türkiye Türklerinmidir, bence degil. Ama burasi baris icinde yasamayi bilenlerin olmali.
Bilmiyenlerede gereken ceza verilmeli. Her iki senede bir af cikarmadan..
kürt sorununa tepeden bir bakış yapmadan evvel aşağıdaki yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum. ekşi sözlükten alıntı. yazının orjinal adresi;
http://84.44.114.44/show.asp?t=k%FCrt+feodalizmi
kürt feodalizmi bu ülkenin en büyük sosyal sorunlarından birisidir. ne yazık ki, ülkenin toplum bilimci akademisyenleri bu konuya pek ilgi göstermemiştir. bu konunun sahipsizliğinin bir diğer ispatı da, bu başlığının sözlük açıldıktan tam 6 sene sonra dolmasıdır. üstelik de sözlükteki onca sosyoloğa rağmen bir mühendis tarafından. neyse amacımız tereciye tere satmak değil o da biline. sözlüğün ersatz yuppie akademisyenleri (bu başlığın dolu olması ise ayrı bir trajedi, bir çeşit özeleştiri herhalde) konuyla ilgilenmiş olsalardı ben de haddimi bilecektim elbette.
feodalizm hakkında bilgi için (bkz: feodal toplum) , (bkz: feodalizm)
kürt feodalizmine girmeden evvel kürtleri tanımak gerek. (bkz: kürtler/@galatyphoon)
yine de kısaca bahsetmek gerekirse, kürtler tahmini olarak m.s. 6-10.yy arası kuzey ve orta iran’dan anadolunun güneydoğusuna göç ettiği düşünülen hint-aryan kökenli bir ırktır. kürtler büyük oranda hayvancılıkla uğraşırlar. bu yüzden yüksek düzlüklerde ve dağlarda yaşarlar. dağ olgusu o kadar güçlüdür ki, kürt mitolojisine dahi girmiştir. kürtlerin dağlık bölgelerde yaşamaları, onları merkezi yönetimin etki alanından bir nebze olsun çıkarmış ve yerel feodal güçlerin etkin olmasına sebep vermiştir.
coğrafik sebepler dışında feodalizmin etkin olmasının en az onun kadar etkili başka sebepleri de vardır. hint aryan ırklarının sosyokültürel olarak feodalizme yatkın olmaları, tarihte stratejik sebepler ile bölgede hiçbir devletin tam olarak hakimiyet kuramaması diğer etkenlerdir.
son maddeyi açmak gerekir. kürt aşiretleri osmanlı ve safeviler (iran’da kurulu alevi/şii türk hanedanlığı) arasındaki anadolya hakim olma mücadelesini çok iyi değerlendirmiş böylece osmanlı hanedanının bölgede merekezi yönetmi etkin hale getirmesini engellemiştir. (merkezi yönetim ile feodalizm tezat şeylerdir. çoğu zaman birinin olduğu yerde diğeri olamaz yada güçlü olamaz.) kürtler tam olarak anadolu ile safeviler arasında sınır gibiydiler. osmanlı, safevilerin anadoluda mukim alevi türkmenler üzerinde etkili olması engellemek için sünni kürt aşiretleri ile ittifak yapmış, onları safeviler ile alevi anadolu türkmenleri arasında doğal bir tampon olarak kullanmıştır. bunun karşılığında osmanlı aşiret liderlerinin bölgedeki hegomanyasına karışmamış böylece aşiret düzeni bölgede iyice semirmiştir. bu üç adet oyucunun olduğu oyuna çok iyi dikkat etmek gerekir. bu basit bir tarihsel vaka değildir. sırayla gidersek;
osmanlı – aşiretler – safeviler
osmanlı veya türkiye – aşiretler – emperyalist güçler
türkiye – aşiretler – pkk
görüldüğü üzere aşiretler ne yapıp ne edip bu oyunda merkezi hükümet ile teke tek kalmamayı başarmış böylece dengeyi sağlamıştır. merkezi hükümetler bu oyuna ister istemez gelmiş, aşiret düzeni bir türlü yıkılamamıştır. bu konu için (bkz: kürt sorunu/@galatyphoon)
konuya geri dönersek, feodal güçler yöre halkı üzerindeki hegomanyalarını kaybetmemek için faydalı olası her stratejiyi kullanmıştır. töre baskısı yada dini baskı bunların arasındadır.
kürt feodal sistemi o kadar etkin olmuştur ki, töre denilen sosyal olgu dahi feodalizmi desteklemek üzere inşa edilmiştir. kürt toplumu için töre herşey demektir. gündelik yaşamdan, evliliğe, ticaretten, bir babanın çocuğunu toplum içinde nasıl sevmesi gerektiğine kadar her alanda yazılı olmayan feodal kurallar işler. bölgede herşey feodal sisteme uygun işler, en ufak uyumsuzluğa tahammül gösterilmez. söz gelimi hayvancılık için çok önemli olan otlakların nasıl paylaşılacağı tamamen aşiret düzeni içinde belirlenir. hiçbir istisanaya müsade yoktur, mesela vaktinde hakkari yüksekova’da nehil ırmağın etrafındaki bataklıkların kurutulup otlak olarak bazı köylülere verilmesi gündemdeydi. aşiret liderleri ne yapıp ne edip bunu engellediler. çünkü bu bölgedeki iktidar yapısını değiştirecekti.
töre namına ne kadar kural varsa hepsinin feodal yapıyı güçlendirdiğini kolayca görebiliriz. misal kürtlerde amca kızı yada baba tarafı kuzenleri ile yapılan evlilikler bütün evliliklerin % 40′ı kadardır. amca kızı yada kuzen olmasa dahi evliliklerin nerdeyse tamamı aşiret içinden olur. kürt olmayan (misal bir türk) biri ile yapılan evliliklerin oranı o kadar düşüktür ki, bu tür bir evlilik çevrede sansasyon yaratır (kasabalarda bu evliliklerin oranı bir miktar daha yüksektir). bunun sayesindedir ki, belirli bir bölgede mülkiyet aşiret içinde kalır, yabancılaşma ve asimilasyon engellenmiş olur. böylece feodal yapı dağılmaz.
kürt feodal düzeninde hiyerarşiyi tanımlarsak (sömürü piramidi);
aşiret ağası
melalar, şıhlar (dini liderler)
kabile reisi (aşiretin bir alt birimi kabiledir)
hane reisi
hanenin yetişkin/evli erkekleri (malxo)
evin en kıdemli kadını (kebani)
küçük erkek çocuklar
evlenmemiş kızlar (çocuk yada genç)
evin gelinleri
bebekler
genel kanı bu düzenin tek sömürücülerinin aşiret reisleri olduğu yönünde olsa da, bu çok büyük bir yanılgıdır. zannımca hane reisi ve daha üstte bulunan birimler, bu düzende verdiklerinden çok daha fazlasını alıyorlar. yani bir erkek doğduktan sonra hane reisi oluncaya kadar sömürülen, hane reisi olduktan sonra da sömüren statüsüne geçiyor. bu yüzden genç kürt erkekleri olabildiğince çabuk hane reisi olmak, hane reisi olanlarda evli oğullarının, evlerini ayrımasını olabildiğince uzatmak gayesindedirler. (klasik bir kürt hanesinde, anne-baba, evli erkek çocuklar, eşleri ve bunların çocukları, evlenmememiş kızlar ve diğer çocuklar hep beraber otururlar. çoğu zaman amca tarafı da bu haneye katılabilir)
kürt feodal sisteminde en tepede aşiret liderleri varsa an aşağıda kürt kadınları (bebeklerden sonra) vardır. bu bahsedilmesi gereken bir konudur. kürt kadınlarının kendilerine yönelik bu baskıdan kurtulmak için, en kabul gören yeteneğini yani doğurganlığını bir silah olarak kullanır. aslında bu da dolaylı olarak feodalizme hizmet eder. gerçekten de feodalist düzende bir çok kere üremek/çoğalmak desteklenir. eve yeni gelin gelmiş ve evde en düşük sosyal statüde (çocuklardan bile düşük) olan gelin statüsünü yükseltmek ve kebani yani en yüksek statülü kadın olmak için çok çocuk özellikle de erkek çocuk sahibi olmak zorundadır. çok çocuk sahibi olmak feodal düzende;
- hane reisi için daha çok hizmetkar yada bir nevi işçi anlamına gelir. tıpkı aşiret ağasının haneleri sömürmesi gibi hane reisi de kendisinin altındaki bireyleri sömürür. onları kendi malı gibi görür. erkek yada kız fark etmez. erkek çocuk olsanız dahi babanız için çalışmak zorundasınızdır. bu anlayış her türlü sosyal yaptırım ile desteklenir. mesela bir kürt atasözü “kureki ku ji bo bav√™ xwe dixebite, ji bo nefsa xwe dixebita” der ki, “babası için çalışan oğul, kendisi için çalışıyordur”. bu sebeple baba olabildiğince evlenen oğlunun evini ayrımasına izin vermez. bir adamın erkek çocuğu ne kadar çabuk yetişkin* çocuğu olursa o kadar işlerden kaytarır. kendisini köy kahvesine daha fazla atabilir, daha fazla aylaklık yapabilir.
- hane reisi ve aşiret için çok nüfus güç demektir. ne kadar çok nüfusunuz varsa olası bir çıkar çatışmasında o kadar çok arkanız var demektir. tamamen fiziksel şiddete dayalı olan bir sistemde arkası olmamak acınası, zavallı bir halde sömürülmek demektir.
- aşiret düzeninin sömürücüleri, nüfus fazla oldukça merkezi hükümetin bölgede daha fazla zorlanacağını iyi bilirler. çok çocuk demek, eğitimsizlik yani cahillik demektir. cahillik ise düzenin devamı demektir.
- en temelde evin gelini için çocuk bir nevi rütbe demektir. hiyerarşinin en altında bulunan kadın için baskıdan biraz olsun kurtularak, saygı duyulmanın tek yolu olabildiğince çocuk yapmaktır. esasında bu da bir çeşit sömürüdür. bu sebeple bebeğin yeri piramitte annesinin altıdır. gerçekten de, yeni doğan çocuk 2-3 yaşına gelinceye kadar aileden sayılmaz, kendisine isim dahi verilmez.
- söz konusu piramitte her zaman için aşağı doğru indikçe nüfus artar. yani bir aşirette, sadece bir tek aşiret reisi varken, bir kaç tane kabile reisi ve şıh, yüzlerce hane reisi, daha aşağı unsurlardan ise, aşağı doğru gittikçe artmak ana kural olmak üzere binlerce vardır. bu kural unutulmaması gereken bir kuraldır, her zaman için sömürülenler, sömürenlerden sayıca daha fazla olmalıdır. bu yüzdendir ki, çok çocuk yapmak sömürülen sayısının artması için gerekli şarttır.
bütün bu sebepler birleşince, bölgede % 3,5′lara varan inanılmaz düzeyde bir nüfus artışı ortaya çıkıyor. bırakın bu kadar fakir bir bölgeyi, bu oran bir çok petrol zengini ülke olan ortadoğu bölgesinde dahi bir rekordur. sürdürülmesi imkansızdır.
(bkz: #7760066)
bir süre sonra ülke bütçesinde çok büyük gedikler açılacak. daha da önemlisi çok büyük sosyal sorunlar çıkacaktır. bu da kürt feodalizminin zararlarının artık bölgesel nitelikten çıkıp ulusal bir sorun olduğunun kanıtıdır.
feodalizmin batıya ihracı, üzerinde durulması gereken çok önemli bir konudur. 1980 sonrası feodal kürtlerin batıya göçleri hızlandı. giderek daha fazla bireyselleşen ülkenin batısına feodal bir ailenin göçmesi tam anlamıya züccaciye dükkanına giren fil misali gibidir. doğuda aşiretlerin çıkar çatışmaları söz konusu olduğunda en azından bir aşiret aşirete karşı mücadele eder. fakat batıya göçmüş bir aşiret karşısında aşiretleri değil savunmasız ve şiddetin değil hukuğun üstünlüğüne inanmış bireyleri bulur. eğer türkiye’de hukuğun bu gibi durumlarda zayıf kaldığını düşünürseniz, aşiret ile yüzyüze kalmış bireyin haklarından vazgeçmesi ve bir nevi serf durumuna düşmesi kaçınılmaz sondur. gerçekten de bu süreç bir çok bölgede yaşanmıştır. mesela güney bölgelerdeki turistik kasabalarda orta ve küçük çaplı turistik işletmelerin (küçük oteller, restoranlar, plajlar vs vs) çoğu baskı ve tehdit ile bu aşiretlerin eline geçmiştir. hatta yerel halk işten tamamen çekilmiş, tıpkı güneydoğu anadoluda olduğu gibi aşiretler artık kendi aralarında çatışır olmuştur.
http://www.hurriyetim.com.tr/…~2@nvid~610390,00.asp
güneydoğuda kaçakçılık ve uyuşturucu ticaretinin kürt feodal sistemini besleyen bir damar haline geleli 25 seneden fazla oluyor. batıya göç eden aşiretler ise mafyalaşarak sadece üretimi yada kaçakçılığı değil sokakları da ele geçirmek için çabalamaktadırlar. bu çaba sadece türkiye’de değil avrupa’da da görülmektedir. ayrıca kapkaç, hırsızlık, değnekçilik gibi adi suçlarda aşiretler olmasa bile yine bölgedeki feodal sistemin sonucu olarak ortaya çıkan sokak çocukları sorunu ile ilintilidir. güneydoğuda bir çok aile çocuklarını bu tür çetelere para karşılığı vermekte yada çeteler çocukları kaçırıp kapkaça ve hırsızlığa zorlamaktadır.
http://www.sabah.com.tr/2004/12/08/gnd101.html
http://www.tempodergisi.com.tr/…lum_politika/06149/
http://www.aksiyon.com.tr/…=14434&yorum_id=1820
http://www.hurriyetim.com.tr/…~1@nvid~552793,00.asp
bütün bu olaylar her geçen gün şiddetlenerek devam etmektedir. batı insanının bu insanlara tepkisi ırkçılık olarak olmakta bu ise aşiret bireylerinin aşiretten çözülmesini engellemekte feodal düzenin şehirlerde de devam etmesine neden olmaktadır. bu da biz ve siz kavramını her iki taraf için de güçlendirmekte ve batıya göç eden kürtlerin bile asimile olmasını engellemektedir. hatta bu ayrım o kadar şiddetlidir ki, çoğu zaman büyük şehirlerde kürt milliyetçiliği güneydoğuya göre daha güçlüdür.
son olarak kürt milliyetçiliği yada pkk ile kürt feodalizmi arasındaki ilişkiyi incelersek, kürt feodalizminin hem kürt milliyetçiliğini beslediği ve desteklediğini hem de bu vakte kadar bölgede bağımsız bir kürt devletinin kurulmasının önünde en büyük engel olduğunu görüyoruz. bunda şaşılacak bir şey yoktur. yazının başında bahsedilen 3 kutuplu oyunda ne ankara ne de pkk tam anlamıyla başarılı olacaktır. bu oyunda nash dengesi şu anki düzenin devamı üzerine kurulmuştur. oyunun şartları değişmediği sürece yeni bir denge kurulmasını beklemek oyun teorisine aykırıdır. bu düzen sadece aşiretlerin yararınadır. ayrıca giderek daha fazla ülkenin batısında çıkar elde eden aşiretler için türkiyeden kopmak çıkarlarına terstir (bu durum değişebilir). öte yandan pkk’nın yada kürt milliyetçilerinin mücadeleyi kaybetmesi yada yok olmaları da işlerine gelmez çünkü böyle bir durumda merkezi hükümet ile pazarlık kozunu kaybetmiş olacakları için merkezi yönetim feodal düzeni yıkarak onları yok edecektir. ayrıca kürt feodalizmi hizipçilik üzerine kurulmuştur. bölgedeki aşiretlerin her birinin çıkarları çatışır. bu sebeple ne hepsi kürt milliyetçisi olur ne de devlet yanlısı olurlar. bu feodal sistem gereğidir. hatta bazı aşiretler zaman zaman kürt milliyetçisi (barzanici) rolüne bürünmüş, başka zaman da sıkı şekilde devlet tarafına geçmiştir. bunda şaşılacak bir şey yoktur, aşiretler söz konusuysa kaypak bir zemine alışmak gerekir.
türkiye yöneticileri ne yazık ki, bu oyuna gelmişlerdir. bölgedeki korucu uygulaması buna örnektir. halbuki bizim politikamız feodal sistemin olabildiğince çabuk yıkılması, bölge insanının medenileşerek ulus devlet içinde hızlı bir asimilasyonu üzerine olmalıydı. fakat ne yazık ki türk eğitim sistemi feodal çarklar sebebiyle bölgeye girememiş, bölge türkiye’ye bağlı olmasına rağmen çoğu yerde türkçe bilen insan sayısı 15-20 %’yi geçmemiştir. neredeyse 1000 senedir (bunun 500 senesi türk yönetimi altında) beraber yaşadığımız insanlara türkçe öğretememişsek çuvaldızı (hatta mümkünse daha kalın bir şeyi) kendimize batırmamız gerekir. aşirete karşı aşiret politikası artık iflas etmiştir. bu politikanın terk edilmesi gerekmektedir.
tespitler bitti şimdi çözüm için yapılabilecekler
(bkz: kürt sorunu/@galatyphoon)
konu ile ilgili bazı kaynaklar;
kürtlerde aşiret ve akrabalık ilişkileri – lale yalçın
dünden bugüne kürtler – a. m. menteşaşvili
aşiret raporu
Mardin’de 25 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelerek ne aş, ne doğru dürüst eğitim (hem aileden hem de devletten) ne de işe sahip olan bir birey olarak yetişsek ve bir taraftan da TV’de televolevari programlarda İstanbul vb şehirledeki cafcaflı hayatlara şahit olsak bizlerinde bir kapkaç çetesinin eline düşmeyeceğimizi veya terörist olmayacağımızı kimse garanti edemezdi. Bu nedenle, suç olaylarını belirli yörelerinin insanlarına atfedip de günah keçisi arayacağımıza,onları bu tür olaylara teşvik eden sosyo-ekonomik şartları belirleyip gereken düzeltmeleri yapmalıyız. Yoksa bu ülkede hiç bir şey düzelmez.Herkes hariçten gazel okumaya devam eder.
SLM-
Almanya ne kadar almanlarınsa, Türkiye de o kadar Türklerindir. Faşizan bir algı yaratmak istemem ama PKK’ya mazaret bulmak yerine olayları olduğu gibi görmek bence en akıllısı. Gerçek şu ki, kürtlerin önemli bir kısmı Türklerin de giderek artan bir kısmı artık birbirleriyle yaşamak istemiyor. Neden bu zoraki evliliği sürdürüyoruz. Katolikler bile artık başanabiliyor. Biz niye, kendi vergilerimizle, kazandıklarımızla bize hiç minnet duymayan, tek kuruş vergi vermeyen, her şeyi devletten bekleyip sonra da devlete küfredenlerle aynı ülkede yaşamak zorundayız?
Sevgili Ilhan arkadasim,
Ben Yozgatliyim, ve sana sorarim, sen hic Yozgata geldinmi?
Dogudan eksigi var, fazlasi yok. Ama orda kimse fakirlikden dolayi, yada devletten az ilgi gördügünden dolayi daga cikmadi. Hepsi okullara gitmeye calisti. hatirlatirim, Atatürk tarafindan yasaklanan illerden birisidiydi Yozgat.
sagilarimla
Son olaylar bağlamında Prof. İhsan Dağı’nın bugün Zaman’da yayımlanan makalesini okumakta fayda var. Türk ve Kürt faşistlerinin karşılıklı birbirini besleyip azdıran provokatif yaklaşımlarıyla hiçbir yere varılamaz; daha doğrusu, cehennemî bir kargaşa ve çöküş ortamına varılır.
http://www.zaman.com.tr/?hn=271416&bl=yorumlar&trh=20060331
Değerli Sadık Bey,
Şöyle demişsiniz:
“Ben Yozgatliyim, ve sana sorarim, sen hic Yozgata geldinmi?
Dogudan eksigi var, fazlasi yok. Ama orda kimse fakirlikden dolayi, yada devletten az ilgi gördügünden dolayi daga cikmadi.”
Size şunu sorayım:
Evet Kürt halkı dağa çıkıyor ve terörist oluyor:
1)Tüm kürt toplumunun tüm bireylerini aynı (suçlu) potansiyelde mi göruyorsunuz. Evet hepsini aynı kefeye koymuyorsanız bunu özellikle belirtmeniz gerekirki. Genelleme yapamayız.
2) Güneydoğu Anadoluda’ki eğitim, öğretim, dil, iş vb sorunlarının diğer yörelerden çok daha ağır olduğuna katılıyor musunuz? Biraz yukarıda Güneydoğudaki askerlik anılarımdan bazı aktarımlar var, bu aktarımları okuduktan sonra ne düşünüyorsunuz?
3) Size göre bu Kürt sorununun kökü nasıl kazınır? Yani, sizin çözümünüz nedir?
Çok teşekkür ederim.
Saygılar,
selamlar,
Kürt sorununu sırf ekonomik kaynaklı görmenin eksik kalacağını düşünüyorum…sadece ekonomik nedenlerden kaynaklansaydı, Yozgatlı arkadaşımızın dediği gibi Yozgatlıların da, Kırşehirlilerin de, çorumluların da tüm geri kalmış illerin de bir şekilde tepki vermesini beklemek gerekirdi…
Kürt sorununda ekonomik nedenler bence sadece “kolaylaştırıcı, hızlandırıcı” etkiler yaratıyor…yani, aşağıda belirteceğim ana nedenlerden doğan sorundan olumsuz etkilenen insanların tepki göstermelerini hızlandırıyor belki de kolaylaştırıyor…
Kürt sorunu özde siyasidir, kanatimce…şöyle ki, kim ne derse desin, (Türkçü tarihçiler Kürtleri Türk, Farslar Kürtleri kendilerinin amcaoğulları olarak görme eğilimindedirler)Ortadoğu da kendilerini Türk, Farsi ya da Arap olarak görmeyen, hissetmeyen, onlar arasında yaşasa da kolay asimile olmayan, az çok özgün bir dili olan, kendi has kültürü varolan ancak uluslaşma sürecini henüz tamamlamamış bir topluluk/halk var…
Dikkat ediniz, Kürtler yaşadıkları 4 ülkede de sorun çıkarıyorlar…bu onların “sorunlu” ya da “sorun çıkarıcı” bir halk olduklarını göstermez…Bu onların bulundukları ülkelerin hakim milletlerinden ayrı olduklarını gösterir…Kürtler Ortadoğuda 4. en büyük nüfusa sahip millet olarak 4 parçada da “altta” yaşamayı içlerine sindiremiyorlar, isyan ediyorlar…
Dünya haritasına bakınız…İsrail 6 milyon, Azerbaycan 6 milyon, Ermenistan 1.8 milyon, Bulgaristan 10 milyon, Türkmenistan 10 milyon Kırgızistan 5 milyon, 1 milyonun altında nüfusu bulunan onlarca devlet var…Kürtlerin nüfusu en az 30 milyon…ama hala varlıkları sorgulanıyor, dillerini kullanmaları, kültürlerini yaşatmaları kısıtlanıyor…hatırlayın, daha 20 sene önce kimyasal bombalarla öldürülüyorlardı Saddam tarafından…
ayrıca bugün Kürtleri kapkaççı olmakla suçlayanlar “Şarkın sevgili sultanı” Kudüs fatihi selahattin Eyyubi’nin, Bediüzzaman Saidi Nursi’nin, Mevlana Halidi’nin, beriye gelelim, “Türkçülüğün Esaslarını” yazarak bugün Kürtlere küfreden Türkçülerin ideologunun, Cumhuriyetin ilk Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’ın (ilk isyanı çıkaran Bedirhan Paşa’nın torunudur, tıpkı tarihçi Cemal Kutay gibi)ve daha bir çok tanınmış şahsın Kürtlerden çıktığını unutmamalılar…
saygılar,
Türk sorununu sadece “ekonomik” kaynaklı olarak görmek tabii ki eksik bir bakış açısıdır. Daha önceki mesajlarımda da belirttiğim gibi “ekonomik” etkenler bu sorunun etkisini arttıran nedenlerden sadece birisidir. Bu sorunun kökeninde içinde bulunduğu coğrafya’ya özgü bir çok nedenler sayılabilir.
Benim vurgulamak istediğim esas nokta; Kürt sorunun “temel sebeplerini” ortaya dökmekten ziyade; bu sorunu “Kapkaççıların çoğu Kürt (hatta “doğulu” diye yazılmıştı) kökenlidir” gibi ırkçıvari söylemler ile daha da körükleyip yanlışın üzerine yanlış ile gitmektir.
Saygılar,
DÜZELTME:
Bir önceki mesajımın başında yer alması gereken “Kürt sorunu” ibaresi yerine yanlışlıkla “”Türk sorunu” yazmışım. Bilgilerinize…
Saygılar,
Merhaba Ilhan Bey,
Ben bu ülkede Türk Kürt ayrimi yapilmasina karsiyim. Eger ilk makalelerimi okusaydiniz, genelleme yapmakdan kacindigimi anlardiniz.
Ama ben ayrim yapmazken, bazilari benim dükkanimi acmama yasak koyarsa, benim ögretmenlerimi, PTT görevlilerimi vurursa, o zamanda DUR BAKALIM deme hakkina sahibim.
Benim lafim, terörist olmayi herhangibi bir nedene baglayanlaradir. Insan vurmanin hic bir mantikli nedeni olmaz. Kimse bana ilgi yada deger verilmiyor nedenine siginip baskasina zarar veremez.
Benim savundugum, bu isleri yapanlara gerekli cezanin verilmesidir.
Devlet olarak, yada toplum olarak cok hatalar yapildigini biliyorum. Ama Kürtlerinde cok büyük bir bölümünü olusturdugu bu toplumda her sucu devlete atmak da yalnis olur.
Benden cözüm istemissiniz! Benim cözümüm yok. Ama karsi tarafa bakilirsa cözüm toprak ayirmak. Belkide en iyisi bu. Alsinlar ülkenin yarisini, sonra bakalim ABD ne kadar onlarin nazini cekecek.
Ve tekrar yenilemek istiyorum, Türkiye Türkler degil,baris icinde yasamayi bilenlerin olsun.
Hepinize saygilarimla
Sadık Bey,
Son mesajınızda yazdıklarınız ile ana hatları ile bende hem fikirim. Tabii ki T.C vatandaşları olarak bu ülkeyi bölmeye ve zarar vermeye çalışanlara karşı elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz ama bu mücadele sadece “onlar bizi bölmeye çalışıyor bizde onların kafasını ezelim” mantığı ile olupta, sosyal, ekonomik, eğitimsel, dilsel gibi bu sorunu yaratan diğer etkenler konusunda hiç bir önlem alınmazsa boşa kürek çekmekten başka bir çaba harcamış olmalıyız ve olduğumuz yerde sayarız.
Biraz empati yapalım; Iğdır’ın bir köyünde, 18 kardeşli bir ailenin çocuğu olarak, bir mağarada büyüdüğünüzü farzedin (olabilirdi değil mi Allah bizi orada yaşayan bir KÜRT çocuğu olarak da dünyaya getirebilirdi.) Ebeveynleriniz ne Türkçe ne de sizin isminizi biliyorlar. Eğer biraz şansınız varsa; 50-60 km ötedeki ilkokula gidiyor ve burada 4-5 sınıf aynı anda ve aynı mekanda ders görüyorsunuz. Bir yandan PKK teröristleri köyünüzdeki evlere baskınlarda ve empozelerde bulunuyor, sizi devlete karşı provoke ediyor Devlet deseniz o da size üvey evlat gibi davranıyor; sanki bulunduğunuz yöre T.C. sınırları içinde değil. Sonra, 9-10 yaşlarındayken birileri elinize PKK bayrağını veriyor ve “bunu sallayacaksın, hakkını söke söke alacaksın, bak bu devlet senin için ne yaptı ki” diyor. Böyle bir zihniyet ve bakış açısı ile büyüyen bir çocuğun istikbali veya akıbeti ne olur sizce? Çıkan olaylarda 3-5 kendini bilmez provokatörün yanızıra büyük ölçüde çoluk çocuk olduğunu görmüyor musunuz? Ne yapacağız, tüm kürt toplumunu ipe dizip sllandıracak mıyız size göre? Aynı “kurtlar vadisi” zihniyeti ile büyüyen bir çocuk gibi; geçenlerde kendini Polat Alemdar olarak gören bir çocuğun okulda neler yaptığını ve iki ailenin yok oluşunu hep birlikte izledik. Aynı duruma bir Kürt çocuğunun düşmesi ve beyninin yıkanması o kadar muhal mi gözüküyor? Olaylara her zaman tek taraflı mı bakmak zorundayız?
T.C hükümetlerinin, neredeyse yarım asıra yaklaşan PKK terör tarihinde böyle bir kritik bölgeyi (Güneydoğu’yu) bu kadar (göz göre) geri bırakmaya ve kendi kaderine mahkum etme hakkının olup olmadığını da sorguluyor muyuz hiç?. Ekonominin de ötesinde İnsanlar ne dillerini ne dinlerini ne de milli bilinç (Türklük) duygusunu biliyorlar. “Andımız” ı veya” İstiklal Marşı” nı ne derecede biliyorlardır dersiniz? Siz önce böylesine hassas ve çok sorunlu bir bölgeye gerekli önemi ve hizmeti verirsiniz, ondan sonra “evet biz devlet olarak üzerimize düşen görevi yaptık, gönlümüz rahat, artık sıra sizde bak sakın ha! nankörlük edenin başını ezerim” deme hakkını kendinizde görürsünüz. T.C hükümeti milletvekili ve bakanlarının oğulları, Güneydoğu şöyle dursun, evlerinin karşısındaki orduevinde kuşsütünün eksik olduğu “askerlik” görevlerini icra ederken, kusura bakmayın ama herkes güler ağlanacak halimize.
Ciddi bir hastalığı tedavi etmeye çalışırken, o hastalığa sebep olan (temelinde yatan) faktörleri mi ortadan kaldırmaya çalışmalıyız yoksa temele fazla inmeden yüzeysel tedavilerle geçici çözümlere mi başvurmalıyız. “Kapkaççılar, tinerciler Doğudan çıkıyor, onlar tuh kakadır” gibi bir zihniyete mi bürünmeliyiz? Yoksa, “tamam bu insanlar bunu yapıyor ama niye yapıyor?” diye araştırıp kökten çözümler mi aramalıyız?. Eğer böyle düşünmezsek, sonuçta, karşımıza çıkan her KÜRT vatandaşını terör ve suç ile bağdaştırır ve “kör, bağnaz etnik milliyetçi” halini alırız. Ve esas, fiştekleyici, provokatör olan bölücülerin ekmeklerine bal, kaymak süreriz.
Saygılar,
Dip not:
Türkiye’nin Sorunlarına Çözüm Konferansı’nın 2 yıl süren çalışmaları sonucunda 81 il içinde gelişmişlik sırasına göre iller:
… 69. Bayburt, 70. Van, 71. Batman, 72. Siirt, 73. Mardin, 74. Şırnak, 75. Adıyaman, 76. Bitlis, 77. Muş, 78. Bingöl, 79. Iğdır, 80. Ağrı, 81. Hakkari.
Araştırmaya göre okuma yazma oranının en az olduğu iller Güneydoğu illeri, okuma yazma oranının en düşük olduğu il ise Şırnak
Arkadaslar,
Yukarda yazdigim bir yorumda benim Kurt Meselesi’ni Turkiye’deki mevcut hasta sistemin semptomparin biri olarak gordugumu, ya da bunun bir “tepki” oldugunu dusundugum ifade etmistim. “etki” nin hangi zihniyet oldugu konusunda fazla detaya girmemistim. Bu “etki” yi ureten “yeni bir millet insasi” nin mimarlarinin psikolojisini yansitan guzel bir yazi cikti dun ve bugunki ZAman’da Ibrahim Kalin’in kaleminden. Fazla yer isgal etmemek icin iki parcalik yazinin sadece bu gunku kismini koyuyorum. Konuyu temelden kavramak isteyenlere ilk kisminida okumalarini tavsiye ederim.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
————————–
DR. İBRAHİM KALIN
01.04.2006 CUMARTESİ
[Yorum - Dr. İbrahim Kalın]
Cumhuriyet’in derin korkuları- 2
Din ile milletin birbirinden kopartılması, dinin yerine Avrupa medeniyetinin, milletin yerine etno-seküler Türklüğün konması için yeni tanımların yapılması, yeni kurumların açılması kaçınılmazdı. 1912 yılında kurulan Türk Ocakları, amacını Balkan Harbi’nin o zorlu günlerinde söyle tanımlamıştı: “… akvam-ı İslamiye’nin bir rukn-u mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve anlaşıyla ırk ve dilinin kemaline çalışmak…” (F. Üstel, Türk Ocakları 1912-1931 (İletişim Yayınları, 1997), s. 100).
Fazla değil, 10 yıl sonra Türk Ocakları öyle bir noktaya gelecektir ki başkan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Türk Ocağı’nı ‘Batıcı ve terakkiperver’ bir kuruluş olarak tanımlayacak ve ona “Batı’nın Doğu’daki temsilcisi” sıfatını yakıştıracaktır. Aynı Hamdullah Suphi, Birinci Millet Meclisi’nde Evrak ve Tahrirat Müdürü olarak çalışan Necmettin Sahir (Silan) Bey’in 1921-1923 yılları arasında yaptığı “ilk Meclis anketi”nin tek sorusu olan “Kazanılacak olan milli istiklal mücahedemizin feyizdar ve semeredar olması neye mütevakkıftır?” sorusuna şu cevabı verecektir: “Garp medeniyetinin beşeri bir medeniyet olduğunu idrak etmek İslam milletlerini mumya gibi içinden olmuş bir kalıp halinde tutan ve her şeye sumulü olan muhafazakarlığı terk etmeli. Memleketi asar-ı atika müzesi gibi canı çıkmış, köhne müessesatın, düşüncelerin mahfazası olmaktan kurtarmalı. Maarif namına yeniden baş gösteren irticaın ne korkunç bir hortlak olduğunu çok vakit geçmeden takdir etmeli… Ruhumuza vaizden, edebiyattan, ağlar bir musikiden, mezarlık üstüne bakan köy, kasaba ve mekteplerden gelen mevt ve fena felsefesi yerine aşk-ı hayat ikame eden yeni bir felsefe sokmaya çalışmalı.” (İlk Meclis Anketi (TBMM Yayınları, 2004), s. 45).
Peki millet korkusu? Dinin bir ‘araz’ olarak gördüğü etnisiteler mutlak ve kurucu bir değer haline geldiğinde, öteki etnisitelerle çatışması kaçınılmaz hale gelir. Etno-seküler milliyetçiliğin tanımladığı Türklük, sadece İslam’dan kopartılmış değildir. O aynı zamanda ‘ağa ve şeyhlerin hükümranlığı altında terakki edememiş’, geri ve ilkel etnisitelere de karşıdır. Bu yüzden Cumhuriyet mühendisleri Anadolu sathında “Türk”ten başka bir şey görmek istemiyorlardı.
Kurtuluş Savaşı sırasında garp cephesi komutanı olan İnönü bir grup subaya yaptığı konuşmada söyle diyordu: “… İçinde bulunduğunuz vaziyeti bilesiniz … Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır … kimse işitmesin, millet düşmanınızdır.” (aktaran İdris Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması, (Alan Yayıncılık, 1989) s. 96). Bu düşman tasavvuru, genç Türkiye devleti kurulduktan sonra da devam edecektir. Demek ki Cumhuriyet milletin kendisinden korkuyor. Neden? Çünkü millet demek, bir tarafta din öte tarafta etnisite ötesi bir kimlik demek. Millet demek, Cumhuriyet elitinin artık terk etmek istediği tarih demek. Oysa 1919′da kurulan ve ilk Meclis’in çekirdeğini oluşturan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti, şu ilkeden hareket ediyordu: “… bilcümle anasır-ı İslamiye yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile hiss-i fedakarı ile meşhun ve vaziyet-i ırkıye ve içtimaiye ve şeraiti muhitiyelerine riayetkar öz kardeştirler.” (Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931 (Cem Yayınevi 1989), s. 341).
İlk Meclis’in gizli oturumlarının birinde konuşan Gazi Mustafa Kemal ise şöyle diyecektir: “Suret-i umumiyede prensip şudur ki hudud-u milli olarak çizdiğimiz daire dahilinde yaşayan anasır-ı muhtelife-i İslamiye yekdiğerine karşı ırkı, muhiti, ahlakı, bütün hukukuna riayetkar öz kardeşlerdir. Binaenaleyh onların arzuları hilafına bir şey yapmayı biz de arzu etmeyiz. Bizce kat’i olarak muayyen bir şey varsa o da hudud-u milli dahilinde Kürt, Türk, Laz, Çerkez vesair bütün bu İslam unsurlar müşterekü’l-menfaadir.” (TBMM Gizli Celse Zabıtları (İş Bankası Yayınları, 1985), cilt I, s. 73; aktaran Mesut Yeğen, Devlet Söyleminde Kürt Sorunu (İletişim Yayınları, 2003; 2′nci baskı), s. 114-5).
Kısa sürede anasır-ı İslam olmaktan kurtarılan ve muasır medeniyetin bir âzâsı olarak ilan edilen bu Türk milleti nasıl bir millettir? Buradaki “Türk” hiç de zannedildiği gibi Kürt’ün ya da Arap’ın üstünde yahut Batı’ya meydan okuyan bir Türk değildir. Tarih ve mekan algısı daralmış, kendini muhayyel bir geçmişe ve yabancı bir geleceğe ait hisseden bir Türk milleti. Tanımı hâlâ yapılamamış, sabıkalı bir muasır medeniyete dahil olabilmek için ne olduğunu bin yıllık bir tecrübeyle ortaya koymuş İslam medeniyeti havzasını terk etmesi öngörülen bir Türk milleti. Bugün bu Türklerin Leila’da vatan kurtaranlarına ‘beyaz Türk’, varoşlarda ömür tüketenlerine ‘Televole Türkü’ diyoruz!
Korkuyu doğru tanımlamak
Türkiye 20′nci yüzyılın neredeyse tamamını bu iki derin korkunun yol açtığı psikozla geçirdi. Kültürel geri kalmışlık sendromunu, tarihin dışına düşme korkusuyla birleştiren siyasi elitler ve aydınlar, tevarüs ettikleri din ve millet korkusunu daha da derinleştirdiler. Bugün eski korkularına yenilerini ekleyen Türkiye, iç ve dış düşmanların tehdit algılamaları karşısında her gün biraz daha geriliyor ve “çılgınlaşıyor”. Son yıllarda tekrar nükseden komploculuk salgını, Türkiye’nin uluslararası sistem tarafından yok edileceği korkusundan besleniyor. Bu korkuya cevap veren sesler, “Çılgın Türkler”i daha da bir çileden çıkartıyor. Onları herkesin ve her şeyin karşılarında ve düşman olduğu bir paranoyaya sürüklüyor. Oysa korkuyu yenmenin ilk şartı, onu doğru tanımlamak.
Amerikan Başkanı Roosevelt, 1930′ların zor günlerinde “Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir.” demişti. Fakat korku temel bir güdü olduğuna göre, ondan kurtulmaya değil, onu “idare” (manage) etmeye ve yönetmeye çalışmamız gerekiyor. ‘Korku yönetimi’ dediğimiz şey, önce neden korkmamız gerektiğini tespit etmemizi, sonra bu korku karşısında ne yapacağımızı belirlememizi ifade ediyor. Neden korkacağız? Türkiye’nin derin din ve millet kimliklerinden mi? Yoksa bunlardan duyduğumuz korkunun bizde açtığı yaralardan mı?
Türkiye bugün hükümetiyle, aydınıyla, ordusuyla, medyasıyla, işadamıyla, akademisyeniyle bu sorulara doğru cevaplar bulmak zorunda. Türkiye’nin yeni siyasi dili, bu cevaplar üzerinde yükselecek. Kendi insanından, dilinden, dininden, milliyetinden, tarihinden, coğrafyasından korkan bir Türkiye karşısında, Avrupa Birliği’nden, Amerikan mandasından ya da Rus yayılmacılığından korkan bir Türkiye, daha sorunlu, daha kırılgan, daha güçsüz bir Türkiye’dir. Bu yüzden Türkiye olarak din ve millet korkularını masaya yatırmamız, bunların ne kadarının gerçek ve rasyonel, ne kadarının sanal ve hatalı olduğunu tespit etmemiz gerekiyor.
Kendinden korkmayan bir Türkiye, sahih korkularını yeniden keşfedecek. Ve belki de şöyle diyecek: Biz eskiden bir dostu incitmekten korkardık. “Yerin kulağı var” denildiğinde “vicdanımızın kulağı var” manasında bir şeyler anlardık. Komşumuzun “horozuna hişt!” deyince, onu incitmiş olmaktan korkardık. “Onlara öf! bile demeyeceksin” buyruğunu duyunca, anne-babayı incitmiş olmaktan korkardık. Biz eskiden Allah’tan korkardık. Din ve millet korkusunu yenmek için, neden niçin korktuğumuza selim bir akıl ve hür bir vicdan ile yeniden karar vermemiz gerekiyor.
HOLY CROSS ÜNİVERSİTESİ / SETA VAKFI GENEL KOORDİNATÖRÜ
[Bekir Bey, çok yaşayın, gene benden önce davranmışsınız!]
Bu siteye yeni giren heyecanlı arkadaşlara tavsiye ettiğiniz makalenin yazarı olan İbrahim Kalın’ın ismini daha önce duymamıştım; benim için önemli bir kazanç oldu Zaman’da onunla karşılaşmak… “Cumhuriyetin Derin Korkuları”nı da, “Türkiye’nin İnce Gücü”nü de mutlaka okumak lazım.
Bekir bey,
Yeni rejimin her tarafta Turkler gormek istedigini soyluyor. Dogrudur.
Ama, ne anlama geldigi, tarifin ne olduguna bagli olarak degisir: Ben Turkum ama, hem o devirde hem de ondan sonraki tanim beni tariflemiyor.
Yeni rejim, bir Turk olarak benden de olabildigince uzak, bana da yabancilasmis bir seydir. Ben, bu ulkenin kurulusuna kan verenlerden oldugumu biliyorum da, kurucu unsur imtiyazlarini kullananlarin benden oldugu kanaatinde degilim…
Etrak-i bi-idrak, Aziz Nesin’in topragi bol olsun, evet, bu ulkenin yuzde 70′lerini, hatta cok daha fazlasini, olusturuyor..
‘Kalkin, ey ehl-i vatan, dediler, kalktik; yerimize baskalari oturdu’nun ne anlama geldigini bugun bu ulkenin siyasi, ekonomik ve kultur hayatina yon verenlerin aidiyetlerine baktikca daha bir anlamli buluyorum.
Misak-i Milli hudutlarinin haricindekilerin devlet baskani olmamasi gerektigi yolundaki itirazlari hatirlamak lazim. Ama, baska caremiz yoktu anlasilan. Ya savastigimiz dusmana teslim olacaktik, ya da onlarin kabul edecegi alternatiflere.. Ikincisini sectik; ve morfoza ugramagi kabul etmek de bunun zimni bir mutemmim cuzi idi..
Boylece, “Turk’ isim ve sifati da en hafif tabiri ile musadere edildi (nezaket icabi gasp demedim). Ibrahim Kalin da kalkgidelim edilmis bu sifatin aslina uygunlugunu farzederek konusuyor.
Baska seyleri bir yana birakin, bugun, benim konustugum dilin bana (benim ezelime) aidiyeti eser miktardadir; agirlikli olarak uyduruk ve derlemedir. Bir asir oncemle bile benim aramdaki iliski namevcut mertebesinde. Kendi kultur dairem nerede ben neredeyim belli degil.. Yine de, ‘Sabir, ya Hu!’ diyorum..
Simdi bugune donup, Ingiltere’nin (bir olcu degil tabii ki, ama, adini daha once hic duymadigim) ‘Mukaddes Istavroz’ nam Cizvit Kolejinden yazan Ibrahim Kalin ismli kiymetli arkadasimizin bir bahar cicegi kadar taze ve masum onerilerine iyi kulak vermek gerekiyor.
Cunku bugune kadar kimsenin aklina gelmis seyler degil soyledikleri: Sartlar olgunlasmistir. Tek yapmamiz gereken korkuyu yenmek. Macera ve heyecan bizi bekliyor…
Osmanli hic yeniden dogamadi ama bir Jon Turk dalgasi geliyor yine –galiba.
Ammaaa, Kurtlerin ‘Jon Kurt’lerinin –orantisal olarak– bizden cok olmasi bizim onlari ornek almamiz icin anlamli bir sebep midir?
Sevgili Kardeşim Mustafa,
Öncelikle emeğin için seni tüm kalbimle kutlarım. Elbette tartışacağımız bölümler var. Ama tüm bunlar, elimizdeki bu ciddi çalışmanın bir üretkenliğin sonucu olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu Vatan için, insanlık için düşüncesi ne olursa olsun, aydın insanların hiç boş durmayarak sürekli üretmesi gerek. Ve sen bunu genç yaşında fazlasıyla yapıyorsun. Seni tebrik ediyorum.
Bu mesajımı özellikle buraya yazmamın nedeni, yorum gönderen beylerin, hanımların da bu tespiti benimle birlikte paylaşmaları arzumdur.
Bu topraklar binlerce yıldır, Dünya’nın merkezi oldu. Biz hata yaparsak, bundan dünya da etkilenir. Dolayısı ile biz doğruyu yapmakla mükellefiz. Kafalarımızın hiç bir konuda karışık olmasına müsade etmemeliyiz. Yükselen milliyetçilik veya ulusalcılık, ırkçı ve şovenist bir temele dayanırsa bunu reddetmeliyiz. Aslında doğru analiz edildiğinde Mustafa Kemal’in modeli bunu redetmiştir. ancak bu redediş, vatana vatandaşlık bağı ile sonuna kadar bağlı olmanın hassasiyetine canımız pahasına sahip olmayacağız anlamına gelmez. 1919′da bunu ispat ettiğimizi düşünüyorum. Dolayısı ile devlet ricalinden sade vatandaşımızıa kadar herkes tarihi sorumluluk altındadır. Akıl dışı, dünya dengesi içinde pozisyonunu güçlendirmeye çalışan şer odaklarının ekmeğine yağ süren biçimde şovenist tepiklerle değil, vatanever, disiplinli ve analitik stratejilerle geleceğimize sahip çıkmalıyız.
Bu çabada önemli bir katkı yarattığın için seni kutluyorum.
Sevgilerimle,
Selva Tor
Sn. Muzmin Anonim ve Metin-the-poor,
Smiley koymam bunu fazla negatif anlamda kullanmadigimi vurgulamak icin. Siz bu oyunu seviyorsunuz, Ozturk’un dedigi gibi biraz “hinlik” seziyorum yazdiklarinizda ve satir aralarinizda. Bana karsi (fazla karsi’da degilya baska terim bulamadim) yazdiginiz yorumdaki her cumleye cevaben birer makale, hatta kitap yazilabilir. Sairin dedigi gibi “actirma agzimi zinhar, derunumda neler var”.
Bu vesile ile Hayrettin Karaman hoca gibi, Metin-the Poor’un tavsiye ettigi I. Kalin’in “Islam’in Ince Gucu” makalesi ve gene Zaman’da cikan Prof.Sukru Hanioglu’nun (Princeton) butun yorumlarinida tavsiye ederim.
Once bu ilmegin basligi olan “Kurt Sorunu’nu Yeniden Dusunmek” kitabinin henuz baslarinda oldugumu ve okudugum kadari ile Nazli Hanim’in “bilgi dolu ve akici” degerlendirmesine katildigimi soyleyeyim.
Daha onceki yorumumda iktibas yaptigim “Cumhuriyet’in Derin Korkulari” baslikli makalenin yazarina gelince: Kendisi halk muzigi, tasavvuf muziginden (ney, saz dahil birkac enstruman calmasi dahil), epistemioloji’ye kadar pek cok alanlardaki kaabiliyetlerini uretken sekilde kullanan bir genc dostum. Insha-Allah, gelecekte ismini daha sik duyacagiz tefekkur dunyamizda. Kendisi Boston, yakinlarindaki Holly Cross ( Madem Muzmin-Anonim ozel ismi cevirme geregi duymus, bizde “Mukaddes Istavoz” manasini not edelim) Universitesi’nde ders vermektedir. Kendisi gene Zaman’da cikan tasavvuf uzerine bir makalesi iktibas yapilan Seyyed Hossein Nasr’in asistani ve dokora ogrencisi idi. Universitenin Cizvit’mi, Mormon’mu, Evanjelist’ mi yoksa digerleri gibi Yahudi kontrolundemi arastirmadim itiraf edeyim, fazla ilgi duymadigim icin. Yalniz su kadarini soyleyeim. ABD’deki gayrimuslumler arasindaki en saygin Islam arastirmacilarinda John Esposito (Goergeown, gene kilise universitesi”) daha once ayni Holly Cross’ta ders vermisti. Ayni statudeki diger bir dusunur Yvonne Haddad (gene Georgetoewn-koneni Turkiye)’da daha once gorevi papaz yetistirmek olan Hartford Seminary’d ders vermisi. Benim Hartford Seminary mezunu “radikal Islamist” denebilecek dostlarimda var. BU vesile ile Bati dunyasi’nin en nesnel ayin yapan dergisinin adinin bir kilise yayin olan “Chrisian Science Monitor” oldugunu hatirlatayim. Beni korkutanlar Harvard’li, Princeton’lu ve diger “Ivy Leauge” lular. Bati dunyasindaki akademia da, medya da, Hollywood’da iksacasi butun “dusunce ve kultur fabrikalari” Yahudi kontrolundedir. Daha derine inersek sabik Malezya Baskani Mahatir Muhammed’in dedigi gibi “Jews run the world by proxy” (Yahudiler dunyayi vekalet yoluyla idare ediyorlar). Konudan ciktigimi dusunebilirsiniz, ama ben hangi konunun temeline inme gayreti gosterirsem karsima ayni musebbibler, failler cikiyor. Burada “political correctness” (siyasi dogruluk) geregi kendini sansurleme geregi duymasam da, baskasinin “ev” inde olma fakindaligindan gelen kindini-sansuleme geregi bu konuya fazla dalmayayim.
Sn. Muzmin-Anonim, yazdiklriniz resmen provokatif!
Tekrar makale konusuna donecek olursak bence bu yazi bir cesit Cumhuriyet’in psikoanalizi; hatta onun dahi tamami degil. O korku faktounu baz alarak bunu analiz etmis. Yani onun analizinde de Sn. Mustafa Akyol’unkinde oldugu gibi faillerin motiflerini bir cesit zihinsel bozukluktan ortaya cikan samimi inanis yada felsefe urunu oldugu kabulu var. Tabiiki mevcut konjuktor (?) de bir akademisyen ya da soyal arastirmacinin ciddiye alnmasi’nin olmazsa olmazi, benimki gibi radikal ve “sofistike olmayan” ifadeler kullanmamak, nesnel gorunmeye ozen gostermek. Ikiside bunu yapmislar. Ben ise bunun isin felsefi yada psikolojik temelleri konusunda onemi aciklamalar getirmekle birlikte, daha seytani motifleri disarda biraktigi kanisinmdayim. Sn. Muzmin-Anonim’in yorumunun satir aralarindan cikardigim bu konuda paralel dusundugumuz. Yani “sahi bu Jontukler, dunku ve bugunku Cumhuriyetciler cagdaslar, enteller kimler” bunlarin kisisel konumlari, kokenleri,ic ve dis menfaat baglantilari neler” gibi sorulari sormak ya “yassah” tir yada adami marjinallestrir. Bu sath-i vatan manzarasinin sath-i cihan baglantisi uzerine kafa yoranlar gecenlerde Harvard’da (!) “ABD ‘nin dis politikalari Yahudi’ler tarafindan ABD menfattini gozeterek degil, Israil menfaatleri gozeterek yonlendiriliyor” mealinde bir yazi yazma cureti gosteren prof’un basina gelenleri izlemeye devam etsinler eger mealen “Holokost’ta olenler 6 milyondan azdi” deme cesaret gosteren David Irving, in -sonradan tevbe etmesine ragmen- basina gelenler ve ondan once benzer fikirlerden dolayi binlerce dusunurun basin gelenlerden hbersiz iseler. Gene konu ile ilgili olarak Paul Findley’in “They dare to speak out” (Konusma cesaret gosterenler) kitabini Turkce’ye tercume etme cesareti gosteren olmadi bildigim kadari ile.
Ben burda yorumlari cumle cumle analiz metodu yerine “bottomline” ci yaklasimi tercih ettigimi soylemistim, her ne kadar yazdiklarimda bu ilkeye riyaet ettgim tartisilabilir olsada. Fakat yukarda atifta bulundugun “Muzmin-Anonim-Muhalif” in “provokasyonu” na yenik dustum gene.
Soyle diyor Sn. Muzmin-Anonim:
“Cunku bugune kadar kimsenin aklina gelmis seyler degil soyledikleri: Sartlar olgunlasmistir. Tek yapmamiz gereken korkuyu yenmek. Macera ve heyecan bizi bekliyor…
Osmanli hic yeniden dogamadi ama bir Jon Turk dalgasi geliyor yine –galiba.
Ammaaa, Kurtlerin ‘Jon Kurt’lerinin –orantisal olarak– bizden cok olmasi bizim onlari ornek almamiz icin anlamli bir sebep midir?” diyor Sn. Muzmin-Anonim.
Kusura bakmayin ama Sn. Anonim, tasarimcisiz tasarim olabilecegi, “sonsuz yogunluk” yada sonsuz derecede kucuklugun (infinitessimally small) sifira yani hiclige gitmedigini, teori geregi oncesi olmayan “big bang” in oncesinin AT’ye dahil olup olmadigi gibi “ilginc” sorgulamalarla mesgul “overactive mind” burda da kendini gostemis gibi. Yukarda yazdiklarinizin birakin bendenizin veya Ibrahim Kalin’in makalesi ile alakasini, ne demek istedigini bile ciarabilmis degilim. Kalin’in soyledikleinin orijinal olmadigi konusunda hemfikrim. Herkes orijnal sey soylemeye calissa idi “Sosyal Bilimler” yada Felsefe diye bir bilim sahalari olurmu idi ondanda emin degilim. Ya kosekadilarimizin haline ne olurdu bir dusunun. Kalin’inda boyle bi iddiasi yok. O’nun bahsettigi “korku” faktoru basliktan anasildigi gibi “Cumhuriyet’in” ki. Burdan “Jonkurtlere karsu Jonturkler” yada “yeni bir Jonturk ruhu ile macera ve heyecan aramak” yorumlarini cikarmak icin dedigim gibi epeyce fazla mesai yapan bir zihin gerek. Ne onun yazisinda ne benim yazdiklarimda Turk-Kurt meselesine “onlar” ve “biz” yaklasimi olmasi bir yana yaklasimi enfoze eden kafanin analizi (Kalin) ve seytani motiflerini sorgulama (bendeniz) var. Dolyisi ile Sn. Muzmin Anonim’in sorusu retorik degilse hipotetik tir o da degilse muhatabi ne ben nede bu makaledeki Kalin’dir. Kalin’in makalesini buraya koymamin sebebi bu Kurt Meselesi’ni yaratan zihniyeti temelden sorgulamak isteyenler icin en azinda ipuclari icermesi idi. Niyetim tartismayi bu ilmekte dahi rastladigim “kurtler sunu yapti”, “yok Turkler daha kotusun yapti” kisir dongusunden cikarip dogru zemine oturtmaya katki saglamakti (ki su anda edindigim intiba Mustafa Akyol’un kitabida bu amaca donuk). Ayni makale “En Hakimi Mursit”, “cumhuriyet’in Mulumanlara Borcu” hatta “Turk Darwinstleri” ile ilgili bircok baslik altina da uygun olurdu. Dolayisi ile fazla ustume glme; bak bu konuda Metin-the-Poor dahi yanimda; ona gore!
Yukarda ozetledigim gibi benim kafam boyle calisir. Birlesik Alan Teorisi deyin adina Birlesik Kaplar Sisemi deyin, “hersey birseydir” ya da benim favorim “Butun Yollar Tophane’ye cikar” deyin.
Selamlar, saygilar,
Bekir L. Yildirim
Bekir bey,
Bırakın makaleler Zaman’da kalsın. Bu makalelerin yeri ve zamanı Zaman dır. Ancak Zaman’a yakışır. Ayrıca Cumhuriyet’in İslam’a borcu morcu yoktur!
İslam önce Selçuklu Türklerine sonra Osmanlı Türklerine borcunu ödesin bakalım. İslam bugünkü varlığını gelmiş geçmiş bütün Türk devletlerine borçludur. Türkler olmasaydı İslam bugün belkide sadece Hicazda sembolik bir din di..
Gerçekler acıdır Bekir bey. Cumhuriyet daha da acı. Acınızı anlıyorum.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Yukardaki yorumumu post edilmeden once edit etmeliymisim; simdi, cumle bozukluklari ve imla hatalari bir yana, Holy, Georgetown, Christian, Darwinist, infinitesimal, karsi, Musluman, menfaat gibi pek cok kelimeyide katlettigimi farkettim. Affoluna.
Ataman Bey,
İlle beni konuşturacaksınız yani!
Bir makale Zaman’da yayımlandığı için kötüdür / Zaman’da yayımlanan her makale kötüdür” gizli-önermenizin doğruluk değerini bir araştırın derim.
“O zat alçak olamaz, çukurdur!” anekdotunda bahsedilen zatın yerine biz Türk medyasını yerleştirelim, ne dersiniz, anlaştık mı? Peki o halde, ben şunu ekleyeceğim: Böylesine rezil bir basılı medya ortamında, kötülerin en az kötüsü olarak ben iki medium saptıyorum: 1) Zaman gazetesi, 2) Radikal İki eki. Şiddetli itirazınızı, feveranınızı ta buradan görüyor ve işitiyorum! “Türkiye’nin aydınlık insanları Cumhuriyet okur” diye bir lakırdıyı duymuşluğum var; bu lakırdı bana rahmetli DSP’yi hatırlatıyor: Ne “D”, ne “S”, ne de “P” olan, geçmişteki hilkat garibesi siyasi fenomeni. (Cumhuriyet nam neonazi ceride tam 20 yıl gözlerimi yordu; İÇERİDEN tanırım onu ben!)
Ataman Bey’ciğim, ne olur skolastisizminizden birazcık sıyrılınız.
Bekir bey,
Guzel. Elestirmek icin bunlardan daha iyi sebep zor bulunur.
Elestirelim ki haddeden cekilsin
Her ozel ismin tercume edilmezligi oldugunu dusunmuyorsunuz umarim.
Mesela, bizdeki partilerden CNN’de ya da BBC’de bahsedilirken ne dendigini hatirlatmak isterim.
Bir onceki yazidaki linki tiklarsaniz, pek de zahmete girmeksizin Cizvit oldugunu gorebilirsiniz.
Beni bunlari tercume etmege sevkeden de yazarin, cok onemliymis (matah?) gibi, bunlari yazinin altina ilistirmesiydi.
Istihdam edildigi kurum, ya da almis oldugu icazetleri siralamak ihtiyacini hissetmegi hep yadirgadim. Taze akademisyenlerin coklukla yaptigi bir seydir.
Burasi biraz ‘siz benim kim oldugumu biliyor musunuz’ gibi kacmis, ama, gayenizin o olmadigini biliyorum.
Benim itirazim, kurum kimliginin eteklerinin arkasina saklanmak ihtiyacini hissetmesiydi oncelikle –ve, eger oyleyse, kurum kimliginin ne anlama geldigine dikkat etmiyor olusunun altini cizmek…
Daddy, if Batman is so smart, why does he have to wear his undies over his trousers!..
Beni de en az korkutanlar bunlar… Bu parlak cocuklarin en buyuk handikaplari parlak olduklarini surekli ispatlamak zorounda olduklarini dusunmeleri.. Kolayca birbirlerine karsi kullanilabiliyorlar.
Konunun disina ciktiginizi dusunmuyorum.
Eh.. ‘Cikar agzindan baklayi, ey Yunus’ dedirtmek icin de olsa, buna ihtiyac oluyor bazan..
Yoksa, baska turlu, verilen konu basliklarina bagli kalmak gibi bir prensibiniz yuzunden, sizden istifade edemeyecegiz gibi gorunuyor..
Ozturk beyin gunahini almayalim. Hinlik yaptigimi ben yazmistim.
Mezara mi gitsinler… Tabii ki acin agzinizi ve soyleyin istiyorum.
Handikaplarini anliyorum. Ama, bu da bir tur populizm. Elestrilmedigi zaman da ayak takiminca alinip kalkilabilir.. Halbuki, biraz daha olgun ve genis bakabilmelerini isterim. Istemekle olmuyor, biliyorum; ama, iyinin daha iyisini istemenin neresi kotu?
Aman, sakin ha. Bana paralel dusundugumuzu soylemeyin; yoksa yine muhalif damarim kabarir
Tamamini okudum. Sozumona ‘elestiri’leri de okudum. [Firsat bulsam, tercume de edecegim]
Bildigimiz, artik klasiklesmis, ‘kassa’larin her zaman sahneye koyduklari oyun oynaniyor..
Ama, malesef, ellerinde cok adam var. Uzun zaman takip etmeyen birisi, patterni yakalayamiyor.
Biraz daha gerilere gidersek, ‘Hitlerin Anilari’ meselesini hatirliyorum. Kitabin iceriginin sacma olup olmadigina okuyanlarin karar vermesi gerekir normal olarak –ama, bu anilar icin bu yapilmadi. Derhal 3-4 yerden fakat belli aidiyet sahibi isim cagrildi bilirkisi olarak ve anilar afaroz edildi. O gun bugundur de arayan soran olmadi. Ben bunun gibi seyleri garipserim.
Biz nice kati disiplinli Prusyalilari bu ulkeye gelisinin uzerinden bir iki ay gecmeden ‘Oof, of.. N’olacak bu memleketin hali’ dedirtmis bir ecdadin cocuklariyiz.. Siz de acclimatize olacaksiniz. Resistance is futile [Direnc bihude]
Yok, boyle cross-smear
olmamali.. Ilgili yerlerde goruslerinizi belirtmeliydiniz. Tasarimcisiz tasarim olur demis degilim –diyenlerin abesle istigal ettigini soyledim hep. Sonsuz ‘yogunlugun’ hiclige gidip gitmedigini de bir muhendis olarak sizden duymak isterim.
Ama, bunlar sizin, bir bakima, onemli derecede acclimatize oldugunuzu da gosteriyor; cunku bunlar ‘akil yurutme, lan’ makaminda (yenicerilerin de ‘konusturmayin, urun’ dedikleri) seylerdendir.
Cok basit. Populizm yapiyor; ya da acemilik.
Bitiridigi paragrafa bir bakiniz: Sanki bir asr-i saadetten bahsediyor –Cumhuriyet oncesine atifla..
Eskiden dostu, komusuyu, anne-babayi incitmekten korkarmisiz da, Allahtan korkarmisiz da.. filan.
Ya Hu, bu kadar lirik pastoral seyleri soylemek icin insanin gercekten tahsilli olmasi gerekiyor… Bahsettigimiz yillar bundan 500 sene oncesi degil, 100-120 sene oncesi.. Dunun bedelini odedigimiz gunler..
Dini kurumlar alabildigince tavsamis; chelaet kol geziyor. Allah korkusu belki vardi, ama, yerel fodaller tarafindan kendi cikarlarina yonelik istismar ediliyordu.
Japonlarin Osmanli’dan belli sartlari tasiyan (read ‘bilgili’) din adamlari talebi Sulta Abdulhamid’e geldiginde ‘Benim bu kadar bilgili adamim olsa, biz bu halde mi olurduk’ dedigi bir ortam bin kat beter olmus. Evet, Jon Turkler, Ittihat Terakki su bu bunun uzerine fiyonklu tuy dikmis, ama, bu Cumhuriyet’in kuruldugu yillarda eldeki malzemenin ne oldugu gercegini degistirmez.
olgun bir tarihci de, profosyomnel ya da amator, bunlari da dikkate almak zorundadir. Ilber Ortayli’yi tavsiye ederim.
Eh, haklisiniz.. kimseyi ekmek kapisindan etmek dogru olmaz
Analizinin oncesi eksik bana gore. Mukayeseli tarih yapmak yerine, populer tarih yapiyor. Bunu da Kalin’in mevcut becerilerine yakistiramiyorum.
Arapca ve Farsca da bilmesine ragmen, kendisinin galiba sadece dini metinlere kisitlamis. Halbuki, bu dillere hakim olanlara daha genis bir sahada da ihtiyacimiz var –keske, bir de Ibranca, Rumca ve Rusca bilse ve cograyfayi bilhakkin anlayip bize anlatsa. Buna o kadar ihtiyacimiz var ki –bu bosluk zonkluyor.
Belki de hic yapmayan bir zihin gerek?… [cok daha rahat olur insan, eminim]
Korkuyu yenmek nedir? Ne demektir?
Korkunun reel sebeplerinin ortadan kalktigini mi iddia ediyor? Ediyorsa, buna yonelik bir iki satir gormem lazim.
Bunlar yok, sadece ‘korkuyu yenmek’ten bahsediyor… Anlasilan cok kalmis Amerika’da: “If there’s a will, there’s way” mavalini cok ciddiye almak da dogru degil; an azindan zencilere bakarak bunun saglamasini yapabilirdi..
Biz ilk defa korkuyu yenmis degiliz… Daha onceleri de boyle kestirme cozumlerle muhayyel hedeflere gittigimiz oldu..
Musavvat, Hurriyet filan nakaratlari ile, korkmadigimizi gostermek icin Bulgar ve Yunan Kiliselerinin birlesmesine izin verdik.. Korkmadigimizi gostermek icin luzumundan cok erken Tanzimat-i Hayriyyeler ilan ettik..
Biz korkuyorduk –ama, korkMAmamizi soyleyen parlak cocuklar vardi, Evropa’da tahsile gondermis oldugumuz.. Sayelerinde, korkMAmayi ogrendik; korkmaya korkmaya parcalandik.. Yigit yigit dediler candan ettiler..
Simdi, baska kiymetli aydin(lar)imiz tarihin tekerrurunu kulaklarimda yankilattigi zaman, bunun tabii ki muhatabi ne siz, ne de ilgili arkadasimiz olur… Iyi de, kim olmali?
Sizi itham etmis degilim. Oyle gorunduyse ozur dilerim.
Ama, ben, korkulari kucumsemek yerine, onlari irdelemek ve oyle ilerlemek taraftariyim. Ve, korkmayan insan tedbir de almaz; sebebi yoktur cunku.
Hakli olabilirsiniz. Ama, ilham perisi (!) buraya rastladi
Bu benim kaderim; “I’m a poor lonesome cowboy..”..
Beni boyle wild goose chase gondereceginize, linke verseniz ne kadar makbule gecer –ciddi ve samimiyim.
Ote yandan, gelinen bu noktada, ulkenin mevcut konjonkturunde, Islam’in bir gucu oldugunu soylemekte de zorlaniyorum. Var, tabii, ama, malesef muz baglari (banana bonds) kadar.. belki de daha az..
Butun yollarin nereye ciktiginda degil sizinle ihtilafimiz (!).. hangi yollarin nerelerden gectigi, hangisinin daha az sorunlu oldugunda daha cok, galiba.
Sn. Ataman Ertugrul,
Asagiya kopye ettigim sozlerinizin cevaba ihiyaci yoktu. Ama bu entellektuel seviyedeki kimseler malesef bir avuc degil. Benim esimi, kizlarimi, hatta annemi okullara, dairelere, her gun yeniden tanimladiklari, simdilerde evlerin icini dahi dahil etmek uzere olduklari “kamusal alan”a sokmayan, sokakta basini orten, kariyeri basarilarla dolu, nadide bir ogretmeni danistay karari ile “kotu ornek” ilan eden, hayirsever bir hanim kendi yaptirdigi okula “turbanli” diye sokmayan, Canakkale Zaferi yildonumundeki konusmasinda sehitlerin Allah aski ile savastiklarini anlatan menkibelere “hurafe” diyen, daha ciltlere sigmayacak zirvaliklara, kendi anne, baba, yakinlarina karsi bu dercede kin guden kafa ve kalp, ve entellektuel duzeyi temsil ediyor Sn. Ataman. Dolayisi ile sergiledigi zihniyeti gozardi etme luksune sahip degilim. Siz benim yazilarimda yakinigim “hakim zumre” den degilsiniz ama tamda onlarin istedigi mamulsunuz. Simdi bu mamulu biraz inceleyelim:
Soyle buyurmussunuz:
“Bırakın makaleler Zaman’da kalsın. Bu makalelerin yeri ve zamanı Zaman dır. Ancak Zaman’a yakışır. Ayrıca Cumhuriyet’in İslam’a borcu morcu yoktur!
İslam önce Selçuklu Türklerine sonra Osmanlı Türklerine borcunu ödesin bakalım. İslam bugünkü varlığını gelmiş geçmiş bütün Türk devletlerine borçludur. Türkler olmasaydı İslam bugün belkide sadece Hicazda sembolik bir din di..
Gerçekler acıdır Bekir bey. Cumhuriyet daha da acı. Acınızı anlıyorum.”.
Sondan baslayayim: Ben Cumhuriyet’in gercek olmadigi konsunda size katilmiyorum. Gercek olmasa idi bu kadar “aci” olurmu idi? Evet “aci” oldug konusunda sizinle hemfikirim. Siz ne kadar aci oldugunun yasayan ornegisiniz. Exhibit 1.
Dilerdimki yazima cevap vermeden once okumak zahmtine katlansaydiniz. Aslinda basit lisanda yaziyorum. Yoksa okudunuzda anlayabildiginiz tek cumle icinde sadce bu sitedeki diger bir yazinin basligi’nin bir kismi gecen “Cumhuriyet’in Muslumanlara Borcu” cumlesi mi idi. Bu veciz sozlerle cevap verdiginiz yazimda o konu hic gecmedi.
Ama madem bu konuda bu derce ateslisiniz, tavsiyem once Mustafa Bey’in “Cumhiriyet’in Islam’a ve Muslumanlara Borcu” basligi altindaki yazisini okuyun (kisa bir yazi; birsey olmaz), Sonra o konuda degerli fikirlerinizi paylasin bizlerle. O yazida Pakistan’lilarin din kardesleri olan Turklere gionderdigi o zaman icin cok buyuk bir meblag (bu gunku Turkiye’nin 3 milyar dolardan fazla bir para gondermesine denk gelen) para “Cumhuriyet’in Muslumanlara” “borcu morcu” degilse nedir sizce?
Siz Ilk meslis’in Kur’an-i Kerim tilveti ile namez ve dualarla acildigini, ve ilk mesclis-i mebusanin uyelerini cogunun dindar oldugunu, kurtulus savasi icin asker toplamak icin Mehmet Akif;i bir tarafa birakin, sonradan en buyuk devrimcilerden olan Celal Bayar’in , “Galip Hoca” adiyla cami, cami dolsarak asker topladigini, Canakkale’de, Anafartalar’da Conkbayirin’da, Dumlupinar’da sehit ve gazi olanlarin dusman siperlerin arkasinda namaz kildiklarini, cepheye mermi tasiyan o mubarek kadinlarin hepinin “turbanli” oldugunu duymadinizmi?
Hicbirini duymadi iseniz size musahhas bir ornekten bahsedeyim. Yemen gazisi rahmetli buyuk amcam Yemen hatiralarini anlattiktan sonra 1930′larda Kur’an-i Kerim’i samanlikta toplanip okuduklarini ve “koyun alt tarafina” jandarma geldiginde haber vermesi icin bekci diktiklerini anlatirdi. Sizce bu cumhuriyet’in ona “borcu morcu” olmayabilir ama rahmetli “Alemmim” (Ali Emmim) ve adil olan Allah (CC) farkli dusnuyordur.
Okur yazarliginiz olduguna gore ilkokula gittiginizi farzediyorum. Aslinda bugunun universitelerinden birinde “Prof.Dr.” yada milletvekili olsaniz dahi sasirmam. Size hic tarih okutmadilarmi ilkokulda? Bizde “devrimleri” M.K.A.’nin hayatini, hitabesini, siirleri marslari ezberleyerek yetistik ama taa ilkokulda Emevileri (Endulus diye bir yer duydunuzmu?), Memlukleri, Abbasileri, Salahaddin-i Eyyubi’yi, Islam’i 5 kitaya tasiyan pek cok Arap, Acem, Hintli, Uzakdogulu Muslumabnlari da ogrenmistik. Siz “Turkelerin” Hicaz’dan Islami alip dunyaya yaydiklari “bilgisini” hangi kitaptan aldiniz?
Ama Turker’in Islami kabul ettikten sonra onu yaymada oynadiklari rolun onemi konusunda size katiliyorum. Ama Turklugunden bu kadar gurur duyan biri olarak o saygi duydugunuz atalarinzin dininden bu kadar nefret etmeniz kendinizden nefret ifadesi degilse nedir? Sizin Turklugunuz Samanizm’den laikligemi atladi? O aradaki 1000 yillik donemdeki Musluman ecdadinizi lanetliyormusunuz, red mi ediyorsunuz? O zaman yikin Turkiye’deki tarihi eserlerin yuzde 90′ini! Sizin “Turkculugunuzun” “Turk’u” kim? Onlara sayginizi nasil ifade ediyorsunuz, onlarin Muslumanligini onlardan nasil ayiriyorsunuz?
Bu kadar savundugunuz Cumhuriyetcilige gelince: Sizin savundugunz Cumhuriyet hangi “Cumhur” un “iyet”i Allah askina? “cumhur’a dusman Cumhuriyet! Bir dusunun, degsiklik olsun. Size bu ezberleri ogreten seckinler dahi is Turkiye’yi pazarlamaya gelince Turkiye’nin Islami tarihi disinda sunacak sey bulamiyorlar biliyormusunuz? Sorun Turkiye’yi ziyaret edenlere, Turkiye’de Cumhuriyet donemine ait hangi tarihi, kuturel, entellektuel eserden etkilenmisler.
“Makaleler Zaman’da kalsin, yeri zamani Zamandir. Zamana yakisir” veciz sozude ancak despotik kafali, baskasina ait olan yerleri dahi kotrol etme hakkini kendinde goren bahsettigim “seckinler” ve onlarin “mamul” une yakisir. Bahsettigim makaleleri yazan kisiler ABD universitelerinde hocalar. Her ikisininde Bati’nin en saygin yayin kuruluslari tarafindan basilan pek cok yayinlari var. Emriniz uzerine bu yazilarin Zaman’da kalabilecegi fikri cehaletinizin fasizanliginizdan geri kalmaigini gosteriyor. “bilisim cagi” ni duydunuzmu sn Cumhuriyetci, ilerici, cagdas vatandas? Artik gercekleri dunyuadanm saklamak zor; herkesi sizin seviyenizde birakmakta. Bunlari Turklerden saklamak isteyen seckinlerin su ana kadar bir olcude basarili olduklarinin guzel bir ornegisiniz. Ama nereye kadar? Sular yukari akmiyor. Onlar cirpindikca batiyorlar. Siz anlamadiginiz savasta kazanan taraf’ta olmak istiyorsunuz; ama kanimca yanlis ata oynuyorsunuz.
Bekir L. Yildirim
Not: Kimse yazdiklarimdan Cumhuriyet’in hicbir olumlu urunu olmadi yargisinda oldugumu sanmasin. Benim burda hedef aldigim bu “cumhiriyetci”, “laikci”, “cagdasci” Ataturk’un kendi hitabetlerini dahi sansurleyen Stalinist rejim ve onun “mamulleri”.
Umuma söylüyorum / Muzmin Anonim dostum işitsin!:
Bu platformda insan içine çıkalı beri tükettiğim byte’lardan az çok nasıl bir yerde durduğum da anlaşılmıştır, nasıl bir “zihinsel emotion”a sahip olduğum da… Bu benim için de geçerli elbet; benim de blogda yazan KAYDA DEĞER dostlara ilişkin tahayyül ve tasavvur çerçevelerim var.
Bayram değil seyran değil diyeceksiniz sayın dostum, ancak benden binlerce km uzaktaki birisinin yazdıklarının sizde oluşturduğu kanaatin ve bunun dışavurumu olarak klavyenizden yansıyan yargının ucunun kendime de dokunduğunu hissettim! Niye, çünkü ortada refere etme “gaflet”inde bulunduğum bir entellektüel ürün var.
Amma, işte zurna burada kendini duyuruyor: Ben bu “gaflet”te hep bulunuyorum, ısrarla. Ve işte kendimi aklama yönünde bir zavallı çaba: Blog yorumcularından sayın Yılmaz’ın -sanırım beni- niteleyen ifadesiyle: bir tür “lirik”lik bu! Şöyle de diyebilirim: Bir mesleki deformasyon. Vallahi ben masumum! Vasat’a, otorite buyruğu niteliğiyle malul egemen söylem’e, taşları bağlayan anlayış’a, yoksayıcılığı çoktan yokedicilikle bütünleşmiş ötekicilik’e, kapıkulu münevveranı’na vs vs vs duyduğum öfke ve nefretin gözümü karartmasıyla ve içimi sıkıştırmasıyla, eğri, eksik, yanlış yerlerini uzun uzun deşifre etmeye, açımlamaya, analiz etmeye ve yargılamaya gerek duymaksızın HAYIRLI ve HAYIR’LI gördüğüm her entellektüel ürünün üzerine atlıyorum!
Değilse, bu kadar ilimle bu kadar cehalet (sizin nazik ifadenizle “lirizm, pastorallik”)… evet, üstüme alınmakta haklı olabilirdim:
“Ya Hu, bu kadar lirik pastoral seyleri soylemek icin insanin gercekten tahsilli olmasi gerekiyor” [MA]
…Nedir blog sakinlerinin şu garip Metin’den çektiği; yine egosantrik bir yorum yaptım! Kabahatimin gerekçesi: Önemsediğim bir tutumu deklare edebilmek içindir bu “ben, ben”.
Neyse, İbrahim Kalın’a dikkat çekmekte haklı olduğumu, iyi bir şey yaptığımı, Bekir Bey’le bu konuda kesinlikle hemfikir olduğumu belirtmeye devam ediyorum. Ancak, sizin Bekir Bey’e cevabınızda İ. Kalın’a yönelik eleştirel bakışınızı da paylaştığımı buradan ilan edersem, inşallah Bekir Bey’in de, sizin de, başkalarının da aklına şiş ve kebap gelmez -diye de umuyorum.
Evet, bence de:
“Analizinin oncesi eksik bana gore. Mukayeseli tarih yapmak yerine, populer tarih yapiyor.” [MA]
öncelikle böyle küklü bir sorun özerine kitap yazdığınız için sizi kutlarım.kimileri sorunun ekonomik nedenlerden kaynaklandığını idda etmektedir.bence bu yanlış bir tespitir.çünkü bunun birde uluslararsı boyutu var ispanyada bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele eden eta bilindiği gibi ispnyanın en zengin halklarıdır.bu nedenle ulusal akımları ekonomik nedenlerle isyana kalkıştığını idda etmek bence yanlıştır. kürt sorununun bence tek çüzümü.siyasi bir genel af çıkartıp dağdakileri indirmrek ve kürt dili, ve kültürü önündeki yasal engeler kaldırılmalıdır.ab sürecinde yasalar değişiyor ama malesef zihniyet aynı zihniyet.önemli olan bu yasaları pratikte uygulamak.saygılar
Sn. Muzmin Anonim,
.
Bu fazla mesai yapan, fazla sorgulayan ve ince zekayi barindiran kafanin urunu olan yorum-cevabiniz’dan kes-yapistir yapmayacagim. Aklimda kadigi kadari ile, ve benim yazdiklarimla direkt ilgisi oldugunu dusundugum birkac noktaya deginecegim.
ABD’deki bircok kilise universitesinde gorev yapan bircok hocanin Islam’a pozitif veya nesnel baktigi, hatta bunlarin arasinda papaz okullarinin dahi buludugunu vurgulamak icindi birkac ornek, ve cok taninan isim vermem. Bunuda sizin bahsettigim yazinin yazarinin calistigi universitenin Cizvit oldugu ve adinin tercumesininde “Kutsal Istavroz” oldugu gibi “gercekleri” ifsa etme geregi duymaniz uzerine idi. Bu birsey ifade etmez, Harvard’ Princeton veya Oxford mezunlari daha korkutucu benim icin demek istedim, o kadar. Hartford mezunu “radikal Iaslamci denebilecek” (bakalari tarafindn) dostlarim var demem ayni many guclenirmek icindi; hehalde anlasilmasi zor degil. “su su kisiler radikal islamci” diyeck halim yoktu. Burdan “siz benim kim oldugumu viliyorsunuz” manasini nasil cikti anlayamadim. Ama neyse, bu kouya cevap yazsanizda, ben uzatmayacagim; yeteri kadar saptik ana mevzudan.
I. Kalin uzerine yazdiklarinizin coguda konu disinda saniyorum. Sizin kendisi, yazdiklari hakkinda ne dusuneceginize ben karar veremem. Burda onun avukatligini yapmak gibi bir gorevimde yok. Ben kaabiliyetlerini, urettiklerini taktir ediyorum. Siz bir makalede akliniza gelen, konunun butun tegetlerinden cikan tali mevzularda dahil her soruya cevap vermesini istiyorsunuz. Kanimca sizin bu “critical scrutiny” nizde gecebilecek beseri bir eser mevcut degildir.
Yazi adi uzerinde “Cumhuriyet’in korkulari” uzerinde. Onlar reel’mi hayalimi, paranoyami, saglikli korkumu vb; hepsi bir yazida anlatilmaz. O sorularin cevabini aslinda o “korku” nun sahiplei vermeli. “Sundan korkuyoruz” , “bu korkumuz sundan reel” seklinde koherent bir ifade sunmadilar su ana kadar bildigim kadari ile. Buda buyuk olcude benim “korku disinda”, “sinister intent” (seytani niyet) faktorune yaptigim vurgunun pekte isabetsiz olmadigini gosteriyor. Bir Irak anolojisi fazla yerine oturmayabili ama meramimi anlatmama yardimci olabilir. Yahudiler Irak’i niye isgal etti; yada simdi niye Iran’i hedefe koydular? Bunu “korkuyorlar ondan” diye cevap verirseniz fazla yanilmazsiniz ama bu kourkunun hakliligi yada mesruiyeti olup olmadigi sorusu gelir arkasindan.
Akademisyenlerden sosyal arastirmacilardan, ve ciddiy alinmak isteyen diger insanlardan benim gibi “radikal” lisan kullanmalarini beklemek dogru olmaz. Mevcut ic ve dis kosullarda bunun manasini herkes anlar herhalde. “nesnel olmak” yeterli degil ayni zmanda “nesnel gorunmek” lazim. Bud tabiiki yeterli deil Harvard profesoru, david Irving ve diger oreneklerde oldugu gibi. Bu vesile ile bahsettigim Paul Findley kitabinin cook ilimli sadece ve sadece AIPAC (Americn Isreli Public Affairs Counicil)’in kendisini meclis disrada birakmak (Arafat’la gorustugu icin) ve diger bircok poltikaci ve akademisyene karsi yuruttugu kariyer sonlandirma kampanyalarini anlatior delillerle. Hicbir yerde Yahudileri genel olara sclayici bir ifade soyle dursun, sace birtek organizasyonun faaliyetlei disina cikmiyor. Demek istedigim bu kitap hicte “antisemite” bir yayin falan degil. Tabiiki Hitler’in hatiralari dahil herseyon yayinlanip soylenebilmesi Bati’lilarin kendilerinin dunyaya ogrettikleri “ifade hurriyeti” geregi. Maz. Muhammed (sas) karikaturlerini “bizde ifad hurriyeti var; siz anlamiyorsunuz” diye savunan Bati’nin Israil, yada Yahudilere yonelik en kucu bir elesitriye dahi tamammul edememeleri kendi cifte degim multi- standardliliklarinin bir ostergesi.
Neyse, boyle bir dunyada kendilerine hareket alan arayan, mimlenmeden, marjinalize edilmeden, hapse atilmadan konusabilmek steyen insanlarin “fine-line” da yurumelerin anlamak zor degil. Bende sik sik pek coklarini fazla ilimli olmakla sucladim; hatta fazla taviz vermekle. Her gercegi herkes, heryerde soyleyemez diyelim vesselam.
Sizin “overactive mind” iniza ornek verirken, diger bir ilmegin konusunu detalari ile nakletmek geregi duymadim; bir cesit incorporation by reference yaptim. Sonlu madde sonsuz yogunluk hacmi sifira goturur demeliydim. Benim op okunuda gorusum “big babg” in “Kunfe yekun” den guzel ifadesinin olmadigi, S, Ozturk’un ifade ettigi gibi. Baka turlu olsa ornegin bir “anac atom” vardi o infilak etti deseler tabiiki “pek o nerden geldi, oncesi?” sorulari olacak. Oysa “oncesi sorusu sacma, oncesi yoktuki” diyorlar. Yani “kunfe yekun” diyorlar. Ben bunu anladim. Bu ornegi burda hele hele size karsi kullanmamin ne kada yanlis ldugunu bilmeli idim. O konuda s. Ozturk’un temel argumanlarina katildigimi soyleyip isin icinden cikayim.
Su anda hali hazirda Kalin, I. Hanioglu veya baska yazarlara ai linkler yok. Benim duzenli bir dosyalama sistemine ihtiyacim var herhalde. Saniyorum Zaman gazetesindeki yorumlar arasinda “Ibrahim Kalin”, veya “Sukru Hanioglu” isimleri ile aarama yaparak cok kolay blabilirsiniz. Genede ben buraya post etmeye calisayim birkac yazi linklerini.
Pek cok gazetede oldugu gibi Zaman’dada duzenli yazi yazmayanlarin yazilarinin altina yazarin kim oldugu bilgisi yer alir; yerli veya yabanci.
“Butun yollar Tophane’ye cikar” i benim hangi problemin kokenin arastirsam karsima ayni temel unsurlarin ciktigini virgulamak icin soyledim tabii. Bu ilmegin konusu ile ilgili olarak, dunyada bu temel unsur “Yahudi” dir kanimca, Turkiye’de “rejim”. Tabiiki bunlardanda oteye gideilebilir ama ademe kadar gitmenin pratik bi yarari olmaz. “farkil yollardan” gidebilmemize itirazim yok, ama ben sadece “hedef” ten gozumuzu ayirmamamizi, ve kaynagi kafamizda tutmaizii kafamizda tuttugumuzda, yol secimi optimizasyonunun kolay olacagini dusunuyorum. Daha oncede demistim benim gun be gun karsilastigim gercek durumlarin pek cogunda ikilem yoktur; kim hakli, kim haksiz oldugu pek cok durumda gun acigi kadar belirlidir.Problemleri onemlerine gore siralasak, sonrada cozumu kolay gorunenlere oncelik versek pratik yarar saglanmis olur (bahsetmismiydim muhendis oldugumdan?)
Selamlar, saygilar
Bekir Bey,
” diyerek başka bir konuya geçmek istiyorum.
Müzmin Bey ile olan tartışmanızı dikkatle izliyorum.Müzmin Bey “tartışmayı” sever.Ve çok da iyi bir tartışmacıdır.Bu yüzden aranıza girmeden , tartışmada sizin fikirlerinize katıldığımı belirterek ; Müzmin Bey için de “Şeytan azapta gerek
Siz bu sitede çok eski değilsiniz.O yüzden Ataman Bey’i tanımıyor olabilirsiniz.Benim Ataman Bey ile geçmişte yine bu sitede bayağı teşriki mesaim olduğu için sizi uyarma ihtiyacı hissettim.Bu uyarının içeriği ile ilgili olarak sitenin arşivindeki makalelerin yorum bölümlerine bakabilirsiniz. Ataman Bey ve mensubu olduğu ideolojinin yandaşları, yani nam-ı diğer “taife-i Laicus”lar kendilerini bu ülkenin gerçek sahipleri olarak gördükleri için biz “zencilere” karşı doğal bir saldırı rekleksine sahiplerdir.Onlar bu ülkenin başta “dini” olmak üzere geçmişten gelen bütün değerlerine düşmandırlar.Bu “taife-i laicus”un en halim selimleri , en insancılları bile İslam ile ilgili bir şey duyduklarında “al görmüş boğaya” dönerler. İslam’a , geleneklerimize ve kültürümüze “ayaklarına geçirdikleri don” kadar değer vermeyen bu taife kendi kültürel geçmişlerini de ne hikmetse hiçbir kökene dayandıraMAmaktadır.
Ataman Bey’e cevaben yazdıklarınızın tamamına hiçbir istisnası olmaksızın katılıyorum.Fakat bu ve benzeri cevaplar yazarak hem emeğinize yazık etmiş olacağınızı hem de Ataman Bey’i muhatap alarak tartışma ve duruş kalitenizin düşmesine göz yummuş olacağınızı belirtmek istiyorum.
Mevlana ne demiş ? “Ne kadar anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anlayabileceği kadardır. ”
Saygılarımla..
Bekir bey,
Merak etmeyin yanlış ata oynamam mümkün değil. Ancak ve ancak duygularıyla hareket eden insanlar yanlış ata oynayabilirler.
Nutkunuzu okudum ellerinize sağlık. Günümüz akıl ve bilim çağında her şeyi din eksenine oturtmaktan vazgeçin artık. Ayrıca güzel ülkemde dindar insanlar olmasına ve islama karşı olduğum siz ve sizin zihniyetteki insaların hüsn-ü kuruntusudur. Dini kişisel çıkarlarınıza alet etmekten vazgeçerseniz her şey daha güzel olacak.
Cumhuriyet’in İslamiyete ve müslümanlara olan borcunu sözde kanıtlamaya çalışırken verdiğiniz örnekler bu güzel ülkenin hangi dinden olursa olsun bir dine inansın inanmasın yurtsever insanlarına karşı yapılmış çok büyük bir hakarettir. Bu örnekler İslamiyeti ve müslümanlığı yüceltmeyeceği gibi ona zarar vereceğini düşünememenizde çok büyük bir talihsizliktir.
Kurtuluş savaşının kazanılıp Cumhuriyetin kurulmasını eğer İslam’a ve müslümanlığa bağlarsanız adama sormazlar mı, başta Filistin olmak üzere neden bütün müslüman Arap ülkeleri askeri ve siyasi olarak emperyalist devletlerin işgali altında diye? Nerde İslam? Bu mudur İslam? Emperyalistleri ülkelerinin doğal zenginliklerinin üzerinde oturtmak mıdır İslam?
Dort milyonluk İsrail bile iki yüz milyonluk müslüman Arap ülkelerini sadece 6 (yazıyla ALTI) günde savaşamaz hale getirip defterlerini dürmedi mi? Nerde İslam? Nerde müslümanlık? Neden İslam ve müslümalık bu ülkelere yardım edip onlardan alacaklı olmuyor da ya istiklal ya ölüm parolasıyla kanının son damlasına kadar savaşan kahraman Türk milletinden alacaklı oluyor?
Yanıtını veremeyeceğiniz konulara hiç girmeyin! Din’i kendi siyasi ideolojik çıkarlarınıza alet etmekten vazgeçin! İslam dinine en büyük zararı siz veriyorsunuz. Din din olmaktan sizin gibi insanlar sayesinde çıktı. İslam bugün = terör diye anılıyorsa bundan din’i siyasi ideolojilerine alet edenler sorumludur!
Sorun Turkiye’yi ziyaret edenlere, Turkiye’de Cumhuriyet donemine ait hangi tarihi, kuturel, entellektuel eserden etkilenmisler.
Tam tersi Bekir beyciğim asıl henüz Türkiye’ye gitmemiş insanlar Türkiye’yi hala çarşaflı peçeli ve dört kadınla evlenilebilen bir ülke sanıyorlar Türkiye’ye gidin görün diyoruz. Bundan daha büyük bir eser olabilir mi? Yeter mi bu size? İşte bu örnek sizin gibi düşünen insanların hala anlamakta güçlük çektiği Cumhuriyet’in çok acı bir gerçeğidir.
Bu yüzden Cumhuriyet, siz ve sizler gibi sadece işlerine gelmediği zaman özgürlükçü ve demokrat kesilen insanları hiçbir zaman mutlu etmez.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Sayın S.Öztürk,
Din’i siyasi ideolojinize ve maddi çıkarlarınıza alet ettiğiniz müddetçe bir arpa boyu yol gidemezsiniz. Din’i rahat bırakın!
Bu ülkenin gerçek sahipleri akıl, vicdan ve irfan sahibi ama dindar ama dinsiz bütün yurtseverlerdir. Asıl geçmiş değerlere saldıran Medine dönemi Arap örf ve adetlerini din diye dayatmaya kalkan sizlersiniz. Açın bakın bakalım tarihe hangi Osmanlı hilafet makamının karısı, kızı, annesi, kızkardeşi sıkmabaşlı (türbanlı) dır? Madem geçmişinize bu kadar bağlısınız neden kendi eş ve kızlarınıza Osmanlı hilafet makamının eşlerini ve kızlarını kendilerine örnek almalarını söylemiyorsunuz?
Neden? Neden? Neden?
Neden? Çünkü sizler sadece işinize gelmediği zaman özgürlükçü ve demokrat kesilen insanlarsınızda ondan.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Kıymetli S.Öztürk dostum,
“Bu ‘taife-i laicus’un en halim selimleri , en insancılları bile İslam ile ilgili bir şey duyduklarında ‘al görmüş boğaya’ dönerler.” [SÖ]
Size yine ufak bir itiraz notum var: “Taife-i laicus”tan kastınız, anlam kaymasına uğratılmış -avam- deyişle “laikçiler” yani sizin pek hoşlanmadığınızı sezdiğim ama bana göre önemli biri olan Murat Belge’nin deyişiyle “Aydınlanamamış Aydınlanma”cılar mıdır (ki bunların ezici çoğunluğu kemalisttir); yoksa marksistiyle, bir kısım liberaliyle, falanıyla filanıyla -yine yaklaşık olarak M.B.’nin sözleriyle- ”bir kutsallığı bir başka kutsallıkla ikame etmeye kalkışmayan sahici sekülaristler”in de haksızca içinde varsayıldıkları, antiteolojist/antiteokratist, heterojen bir küme midir?
Birincisi ise nema problema, ama ikincisi ise bu beni üzer!
İmdi, -mesela- ben ve -mesela- Ataman Bey aynı küme içinde nasıl birarada tutulabiliriz, birbirimizi yaralayıp berelemeden, söyler misiniz kuzum?!
Kıymetli S.Öztürk dostum,
“Bu ‘taife-i laicus’un en halim selimleri , en insancılları bile İslam ile ilgili bir şey duyduklarında ‘al görmüş boğaya’ dönerler.” [SÖ]
Size yine ufak bir itiraz notum var: “Taife-i laicus”tan kastınız, anlam kaymasına uğratılmış -avam- deyişle “laikçiler” yani sizin pek hoşlanmadığınızı sezdiğim ama bana göre önemli biri olan Murat Belge’nin deyişiyle “Aydınlanamamış Aydınlanma”cılar mıdır (ki bunların ezici çoğunluğu kemalisttir); yoksa marksistiyle, bir kısım liberaliyle, falanıyla filanıyla -yine yaklaşık olarak M.B.’nin sözleriyle-”bir kutsallığı bir başka kutsallıkla ikame etmeye kalkışmayan sahici sekülaristler”in de haksızca içinde varsayıldıkları, antiteolojist/antiteokratist, heterojen bir küme midir?
Birincisi ise nema problema, ama ikincisi ise bu beni üzer!
İmdi, -mesela- ben ve -mesela- Ataman Bey aynı küme içinde nasıl birarada tutulabiliriz, birbirimizi yaralayıp berelemeden, söyler misiniz kuzum?!
S.Öztürk Bey,
Sizin yazınızla ilgili yazdığım itiraz notunu göndermeden, yazınızı bir kez daha dikkatle okumuş olsaymışım, şu ibareyi atlamayacakmışım:
“Ataman Bey ve mensubu olduğu ideolojinin yandaşları, yani nam-ı diğer “taife-i Laicus”lar” [SÖ]
Bu sözün muhatabının benim gibiler olmadığını -Ataman Bey’in mensubu olduğu ideolojiye bakarak-anlamak mümkün olduğuna göre, dikkatsizliğime veriniz. Özür dilerim.
Sn. S. Ozturk,
), Bercenay, Ajlan Abudak gibi bircok entellektuelin tuketimi ici degildi tabiiki yazdiklarim. Ataman Ertugrul icin de degildi aslini sorarsaniz. Dorduncu kisilerin tuketimi icin yararli olabilir iye usundum. Hani arkalarindaki tanklar sayesinde hayatimizin he sahasini kontrol etmeye calisan taifeden sik, sik yakinan biri olarak bu kimseinin kendisini afise etmesinden birseyler cikartacklarini dusundum. Hani “ortada” olabilecek ortalama zeka, ve insaf sahibi kimselere “iste bundan bahsediyorum” demek istedim. O ada kalkip “burda” dedi.
Bu Ataman Ertugrul zati hakkinda daha onceden bilgi sahibi olmadigim dogru. Bilmem size olurmu, bana bazen olur. Biri biryerde size karsi veya cok saygi duydugunuz, benimsediginiz degerlere karsi cok cahilce, agsgari akil, izanla tevil edilemez sozler sarfeder. Ilk refleksiniz haddini bildirmek, sonra “La Havle..” cekip uzaklasmak istemek, sonraki gene tabiatiniza yenik dusmek ama bu defa ilk refleksi biraz daha rafine etmis olarak bir iki soz soyleyim demek fakat orda duramamak. Iste bu zata cevap vermemde boyle bir process’in sonucu oldu.
Bunun yarari olmayacagi gibi “ayaga dusme” gibi bir sonucada hizmet edebilecegi sakincasida aklima gelmemis degil. Fakat burada gorulmedi ise goulecektirki ben oldukca dugusal, biraz dahi reaksiyoner bir insanim; her zaman stratejik hareket edemm. Neyse kendi psikoanalizim gibi herkesin cok ilgileneceginden emin oldugum konuda bu kadar
Aslina kalirsa dugusal reaksiyonun otesinde birazcikta “hesap” vardi cevap vermemde. Kendisini biraz daha ekspoze etsin istedim bu bana “gunumuz akil ve bilim cagi, bilimin isigi” vb oldugunu ogreten karacahilin. Bu da benim tecrubemdir: Hayatimda bana “cagimizin” ne cagi oldugun “cagdasligi”, “bilimciligi”, “modernizmi” vb ogretmeye kalkanlar hep kara cahiller olmustur. Habni “dinime dahleden bari Musluman olsa” derlerya. Ateistlerin dahi zekileri vardir. Ama nasilki Diyarbakir’da saga sola saldiranlar 11-12 yasinda couklar iste buralarda one surulenlerde benzeri karacahiller. Bu “taife-i laicus” (simdi bunu okuyorsa bana kufurmu etti diye soruyordur bir bilene eminim) arasinda acaba “laiklik” tanimini yapabilecek kac kisi cikar merak ediyorum. Retorik soru. Bahsettigim hesap ne siz, Metin-the-Poor, Muzmin Anonim, diger Ozturk (bir siz birde sadece Ozturk vard degilmi-belki ikinizin yazilarindaki benzerlik kafamda ayrim olusturmamis henuz; birde tabiiki yeni olmam
Ama tabiiki ben mazosist degilim. Dolayisi ile uyariniza uyup onu kendi “bilim ve akil” i ile basbasa birakacagim.
Nede guzel buyurmus Rumi. Ama bizde o bilgelik nerde? Benim aklimada bir eski sarkidan bir satir geldi: “my friend we are older but no wiser” (arkadasim yaslandik ama bilgelesmedik).
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Sn. S. Ozturk,
), Bercenay, Ajlan Abudak gibi bircok entellektuelin tuketimi icin degildi tabiiki yazdiklarim. Ataman Ertugrul icin de degildi aslini sorarsaniz. Dorduncu kisilerin tuketimi icin yararli olabilir diye usundum. Hani arkalarindaki tanklar sayesinde hayatimizin her sahasini kontrol etmeye calisan taifeden sik, sik yakinan biri olarak bu kimsenin kendisini afise etmesinden birseyler cikartacklarini dusundum. Hani “ortada” olabilecek ortalama zeka, ve insaf sahibi kimselere “iste bundan bahsediyorum” demek istedim. O ada kalkip “burda” dedi.
Bu Ataman Ertugrul zati hakkinda daha onceden bilgi sahibi olmadigim dogru. Bilmem size olurmu, bana bazen olur. Biri biryerde size karsi veya cok saygi duydugunuz, benimsediginiz degerlere karsi cok cahilce, agsgari akil, izanla tevil edilemez sozler sarfeder. Ilk refleksiniz haddini bildirmek, sonra “La Havle..” cekip uzaklasmak istemek, sonraki gene tabiatiniza yenik dusmek ama bu defa ilk refleksi biraz daha rafine etmis olarak bir iki soz soyleyim demek fakat orda duramamak. Iste bu zata cevap vermemde boyle bir process’in sonucu oldu.
Bunun yarari olmayacagi gibi “ayaga dusme” gibi bir sonucada hizmet edebilecegi sakincasida aklima gelmemis degil. Fakat burada gorulmedi ise goulecektirki ben oldukca duygusal, biraz dahi reaksiyoner bir insanim; her zaman stratejik hareket edemem. Neyse kendi psikoanalizim gibi herkesin cok ilgileneceginden emin oldugum konuda bu kadar
Aslina kalirsa dugusal reaksiyonun otesinde birazcikta “hesap” vardi cevap vermemde. Kendisini biraz daha ekspoze etsin istedim bu bana “gunumuz akil ve bilim cagi, bilimin isigi” vb oldugunu ogreten karacahilin. Bu da benim tecrubemdir: Hayatimda bana “cagimizin” ne cagi oldugun “cagdasligi”, “bilimciligi”, “modernizmi” vb ogretmeye kalkanlar hep kara cahiller olmustur. Hani “dinime dahleden bari Musluman olsa” derlerya. Ateistlerin dahi zekileri vardir. Ama nasilki Diyarbakir’da saga sola saldiranlar 11-12 yasinda couklar ise buralarda one surulenlerde benzeri karacahiller. Bu “taife-i laicus” (simdi bunu okuyorsa bana kufurmu etti diye soruyordur bir bilene eminim) arasinda acaba “laiklik” tanimini yapabilecek kac kisi cikar merak ediyorum. Retorik soru. Bahsettigim hesap ne siz, Metin-the-Poor, Muzmin Anonim, diger Ozturk (bir siz birde sadece Ozturk vard degilmi-belki ikinizin yazilarindaki benzerlik kafamda ayrim olusturmamis henuz; birde tabiiki yeni olmam
Ama tabiiki ben mazosist degilim. Dolayisi ile uyariniza uyup onu kendi “bilim ve akil” i ile basbasa birakacagim.
Nede guzel buyurmus Rumi. Ama bizde o bilgelik nerde? Benim aklimada bir eski sarkidan bir satir geldi: “my friend we are older but no wiser” (arkadasim yaslandik ama bilgelesmedik).
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Metin Bey ;
Ayrımı o kadar iyi yapmışsınız ki benim ayrıca açıklamama gerek kalmamış.”Taife-i Laicus” la kimleri kasdettiğimi pekala anlamışsınız. Murat Belge’yi başka nedenlerden dolayı pek sev(e)mesemde yaptığı ayrıma katılırım.Apayrı bir ilmek ancak şunu da belirteyim ki katı sekularizmi çıkışı olmayan labirente
benzetirim , birçok açıdan varoluşa tatmin edici cevaplar üretemez lakin saygı duyduğum pek çok entellektüel de o cenahta yeralmakta..
Siz ve Ataman Bey’i aynı küme içinde tutmak ? Böyle bir münasebetsizliği rüyamda bile yapmam
Saygılar , hürmetler..
Bekir Bey ,
”
Çünkü o kadar cahilce satırlar yazılıyor ki hani “bu kadar cehalet ancak tahsille olur” deyişini haklı çıkarıyorlar.Eminim siz de yenersiniz 
), 
“Bunun yarari olmayacagi gibi “ayaga dusme” gibi bir sonucada hizmet edebilecegi sakincasida aklima gelmemis degil. Fakat burada gorulmedi ise goulecektirki ben oldukca dugusal, biraz dahi reaksiyoner bir insanim; her zaman stratejik hareket edemm. Neyse kendi psikoanalizim gibi herkesin cok ilgileneceginden emin oldugum konuda bu kadar
Ataman Bey’e karşı bende de bulunan bu tür reaksiyonu yendim sayılır.Bu sitede geçirdiğim aylar bir nev’i terapi gibi oldu..
“Bu da benim tecrubemdir: Hayatimda bana “cagimizin” ne cagi oldugun “cagdasligi”, “bilimciligi”, “modernizmi” vb ogretmeye kalkanlar hep kara cahiller olmustur.”
Başka bir alan gerçi ama aklıma geldi..Merhum Cemil Meriç bu “çağdaşlaşma” kelimesinden nefret edermiş.Bir söyleşisinde “bu çağdaşlaşma kadar aşağılık, rezil bir kelime yoktur, çağ bu zaman diliminde yaşayan tüm insanların çağıdır, doğunun batının kuzeyin ve güneyin..” demişti, batı yaltakçılığını eleştirirken..
Aynen buyurduğunu gibi öyle şeyler yazıyorlar ve söylüyorlar ki düzeltmek için doktora tezi gerekir.
diger Ozturk (bir siz birde sadece Ozturk vard degilmi-belki ikinizin yazilarindaki benzerlik kafamda ayrim olusturmamis henuz; birde tabiiki yeni olmam
Bir ara adımı sadece “öztürk” olarak yazmıştım.Yani “öztürk” ve “S.Öztürk” aynı.Bu sitede benden başka “öztürk” ya da “S.Öztürk” rumuzunu kullanana da rastlamadım şimdiye kadar..
Saygılar , hürmetler..
Bekir bey,
Bundan sonra yanıt veremeyeceğiniz açılımlara katılmazsınız umarım. Bu size ders olmuştur. Ne kadar kolay tabii din elden gidiyor, İslam’a saldırdılar yaygarası koparmak. Tek meziyetiniz bu sizin. İddia ediyorum İslam Arap aleminde Muhammed den sonra aklını birazcık olsun kullanmayı denemiş bir Allah’ın kulu yok. Eğer Arap alemi aklını kullansaydı bugün tek bir İslam olurdu. Muhammed’in ölümünden sonra kimse birbirini iktidar mücadelesi için boğazlamazdı.
1400 yıldır aklını kullanmayı beceremeyen insanların İslam’ı getirdikleri nokta ortadadır. İğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırın. hala Laiklik tanımıyla uğraşıyorsunuz. Anlamadınızmı hala laiklik aklını kullanmayı başarmış aklıyla düşünen insanların bir mamülüdür. (mamül = kullanım hakkı Bekir bey’e aittir)
Laik’lik, işlerine gelmediği zaman özgürlükçü kesilenlerin işine gelmeyen bir kavramdır. Sürekli yeniden tanımını yapmak isterler. Oysa bilmezler ki laikliğin tanımını yapmaya bile gerek yoktur. Aslında laiklik aklını kullanmaktan korkanların en büyük güvencesidir. Hiç korkmadan aklınızı rahat rahat kullanmadan ömür boyu yaşayabilirsiniz.
Kendi kendinize bana bir ideoloji biçmeye çalışmayın. Kendinizi boşuna paralamayın sizlerden farklıyım. Sizler gibi ne bir ideolojim ne bir tarikatım ne de emirlerine amede olduğum birileri var. Benim tarikatım sürekli gelişen ve değişen çağdaş insan aklıdır.
Aklın yolu da birdir.
Tam bağımsızlık, yurtta barış dünyada barış ve NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Var mı itirazınız?
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Degerli Ataman Ertugrul ulkudasim yada dava arkadasim, dostum,
Sen bu dincileri bilmezin; bunlar boyledir iste. Daha Osmanli padisahlarinin oldugu gibi ayrica halifelerininde kizlarinin, karilarinin acik sacik kiyafetlerini Gucci, Emanuel Ungaro, ve Versace’den getirdiklerini bilmezler. (Isteyenlerbu sirketlerin sitelerini ziyaret edebilirler).
Ayrica onlar sanli Turk tarihinin 20 bin sene onceye gittigini, ve Turklerin millattan once 1800 yillarinda Hiristiyan oldugu gerceginide bilmezler. Mesela gecenlerde Polinezya Univesitesi’nden Prof. O. Ignoramus’un Sumer kalintilar arasinda kokenlerinin laik Tuklerden geldigini belirledigini soylesen inanmazlar. Dedimya adamlar orumcek kafali.
Sizi bilmem ama bence egitim sart!
Yazinizin beni en duygulandiran kismi:
“Madem geçmişinize bu kadar bağlısınız neden kendi eş ve kızlarınıza Osmanlı hilafet makamının eşlerini ve kızlarını kendilerine örnek almalarını söylemiyorsunuz?
Neden? Neden? Neden?
Neden?” kismi idi. Bence bu “Neden” kismini birkac defa daha tekrarlamak gerek boylelerine, sadece dort kere yetmez.. O zaman hepside mosmor olur otururlar yerlerine.
Mucadelenizde sizinle beraberim, bilesiniz!
Tanri, Saman, Zerdust ve Doga laik Turkiye’yi korusun!
Sn. Muzmin Anonim, Metin the Poor, S. Ozturk ve diger ilgilenen akadaslar,
Muzmin Anonim’in yerinde hatirlatmasi uzerine adlarini zikretme gafletinde bulundugum birkac yazara ait birkac link sunayim dedim, Mustafa Bey icin sakincasi yoksa.
Bu I. Kalin’in “Cumhuriyet’in Derin Korkulari” yazisinin ilk kismi. (Gecmisi nerde, karsilastirmali tarih yok gib elestrilerinize ne kadar cevap verir bilemiyorum ama bu konuda soylediginin tamamini sunma isine yarar en azindan).
“Cumhuriyet’in Derin Korkulari” (I)
http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20060331&hn=271417
Yazarin diger yazilarina bu yazinin bulundugu sayfa altindan ulasilabilir.
ABD ve Turkiye’de laiklik (Hanioglu)
http://www.zaman.com.tr/?hn=266190&bl=yorumlar&trh=20060316
Turk Basini’nin Siyasallastirma Hastaligi (Hanioglu)
http://zaman.com.tr/?hn=152760&bl=yorumlar&trh=20050315
Turkiye’nin Ince Gucu (I. Kalin)
http://www.islamonline.net/English/News/2006-04/04/article05.shtml
Mulla Sadra ( I. Kalin)
http://www.findarticles.com/p/articles/mi_m0QYQ/is_1_1/ai_n6145345
Islam and the West-Esposito ile Soylesi
http://reflectioncafe.blogspot.com/2005/04/islam-and-west.html
===================================================
Disclaimer: Th views expressed in these articles do not necessarily reflect those held by this humble “copy and paster”. Nor should it be presumed that he read all of them.
========================
Sn. S Ozturk,
Dusuncelerinizi tamami ile paylasiyorum. Dilerimki Metin-the-Poor’un uzerinde yarattigi (gereksiz yere, dedigim gibi o ne benim ne sizin muhatabinizdi, “taife-i laicus” referanslarinda) turnusol etkisini “dorduncu kisiler” uzerine gostermis olsun, ve ortalama zeka sahibi ve “ortadaki” diger ziyretciler, kokudan rahatsiz olup ayrismak geregi hissetsinler. O zaman bu bytler tamami ile bosa gitmemis olur. Her halukarda ben tavisyenize uyup “zararin burasindan” donuyorum.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
“Bu da benim tecrubemdir: Hayatimda bana “cagimizin” ne cagi oldugun “cagdasligi”, “bilimciligi”, “modernizmi” vb ogretmeye kalkanlar hep kara cahiller olmustur.”
Bekir bey, yukarda sarfetmiş olduğunuz sözlere bakılırsa sanırım aynaya bakıp kendi kendinize konuşmuş olmalısınız.
“Taife-i laicus” terimi asıl sizlere çok yakışır. Çok tuttum bu terimi. Cuk oturuyor. Yani işlerine gelmediği zaman özgürlükçü kesilen taife “Taife-i laicus”..Çünkü Laiklik kelimesini dilinize pelesenk eden sizlersiniz.
Desteksiz ve akıl dışı mesnetsiz iddialarınıza devam edebilirsiniz. Bu ülkenin çağdaş insan aklını rehber edinmiş, karakteri tam bağımsızlık, ülküsü yurtta barış dünyada barış olan, birlik ve beraberliğinin simgesi, sevgi ve hoşgörüsü NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE olan yurtsever insanlarını başta din olmak üzere geçmişten gelen bütün değerlerin düşmanı olarak lanse etmeye devam edin durun. 80 yıldır devam ediyorsunuz 4,5 milyar yıl daha devam edeceksiniz. Yani güneş sönene kadar.
Mesnetsiz ve tutarsızca suçladığınız bizler islamiyet öncesi ve sonrası, Osmanlı öncesi ve sonrasıyla bütün değerlerimizle ve büyük milletimizle ilelebet gurur duyuyoruz. Osmanlı halifelerinin çağa uygun modern giyimli başları açık özgür kadınları ve kızlarıyla da, hiçbiri hacca gitmemiş gelmiş geçmiş 36 Osmanlı padişahı’yla da gurur duyuyoruz.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Efrad-i mahsusa vu agyar-i umuma


[Bu benim kisisel kanaatimdir.]
]
[Nadiren yazdigim 'alinitsiz' yazilardan birisi daha]
Metin bey,
Lirik-pastoral atfim size dolayli bir dokundurma degildi. ‘Orjinal Makale’ yazarinin metnin bir yerlerinden sonra kullandigi usluba idi.
Kalin’in yaptigi uzere, ozlemlerimizi tabii ki yaziya dokebiliriz, bizi kimse tutamaz, fakat sosyosiyasi tahlillerimizin arasina bunlari yerlestirirsek sonucta ortaya cikan sey bir tahlil mi yoksa buyuklere masallar mi olur.. Nacizene, ben, ikincisine daha yakin bulurum.
Turk milleti caliskandir, zekidir falan filan ama, gercekten kapsayici sifat, bence, Turk milletinin ‘duygulsal’ oldugudur. Zaaf derecesinde duygusal… [Yeteri kadar buyuk olcekte bakildiginda 'Turk milleti' ile 'Musluman' da ayni sayilabilir zannedersem]
Zaaflarimizi kasiyan ya da oksayan seylere yaklasimimiz ise fazla deterministic (determinable) oluyor… Bunun iyi bir sey olmadigi kanaatindeyim; ve zaaflarimizi kasiyan ve oksayanlari asagi yukari ayni gozle okurum: Elestirel.
Bu da benim aramruba (disturbant) olarak algilnamama yol aciyor.
Baska bir deyisle, fikir katarlarini (train of thought) yola koymus oldugunu (cuf cuf beklentileriyle) dusunen huzurince [sic] nahos bulunabiliyor.
Kumullar hep oldugu yerde kalsin istemek son derece insani bir zaaf; eksibe- i bahariyyeye (drift of sand mounds) yol acan en hafif yel dahi ek bir zihni kulfet anlamina geliyor..
Bu kulfete bir de fikirlerimizle aramizdaki duygusal baglarimizi da katarsak, ‘esme bre deli ruzigar’ deyisimizi anliyorum tabii
Bekir bey ise benim yasklasimima ‘fazla mesai yapan zeka urunu’ diyor…
‘Paranoid’in haddeden cekilmis bir baska ifadesi, yani
Muhakkik ve/ya muhtezir olmaga gayret ederken muhakkar duruma dusmek hos olmasa da, ben bunu sorun etmiyorum –Sarikamis daglarina hangi planlarla gonderiliyor oldugumuzu bilseydim, butun iyiniyetine ragmen Enver Pasayi oracikta ceker vururdum… ben katil olup asilnus, o sehit oluo bir turbeye gomulmus; yuz bin kisi de kurtulmus olurdu..
Maalesef, kurmay heyetinden bir kisi cikip bunu yapmadi; cunku Enver Pasa sevilen bir insandi.. Sevdiklerimizin bizi olumlere suruklemesine izin vermemeliyiz
Herseyin ucunda olum yok tabii.. Oldurmeyip surundurenler de, surundurmeyip yolda sasirtanlar da, bunlarin hici birisi olanlar da var.. Baska kategoriler de.
Gorev ayrimi olmalidir. Edebiyatcilar, gazeteciler vb ile bilim adamlarini (akil adamlar anlaminda soyluyorum) ayirmmamiz lazim. Birinci kategorinin duygulara hitap etmesini beklerim, hatta gorevleri de o olmalidir; hikaye, masal, siir, muzik, ve faydali amaclara yonelik safsatalar bu kategorinin calisma sahasidir.
Uniformayla siyaset yapilmamali dedigimiz zaman neyi anlatmaga calisiyorsak, bilmsel titrlerle gazetecilik, edebiyatcilik yapmamak gerekir demek de odur.
Kalin’in yanlisi, bence, ikinci kategoride oldugunu ihsas edip birici kategorideymiscesine davranmasidir.
Bekir bey, Ozturk bey,
Ataman beyle bu forumda en sert tarisanlardan birinin ben oldugumu soylersem herhalde abartmamis olurum. Bu boyle olmakla beraber, sizin yaklasiminizi da dogru bulmuyorum.
Biz bu tur yaklasimlari gecmiste cok yasadik: Solcular sagcilari, sagcilar da solculari muhatap almadi. Birbirlerinin gazetelerini okumak ne kelime, o gazete bir yandasin elinde kazara bulunsa bile, afaroz ettiler..
Sloganlardan birisi ‘bitaraf olan bertaraf olur’ idi.. Kulaga hos geliyordu, ama, zaman bitaraf olmayalari bertaraf etti. Kirmizi cizgilerimiz olacak tabii, ama, bunlari hem cok kalin cizmemelyiz, hem de mikro olceklere indirgememeliyiz.
Nacizane, umuma arz ve rica ederim.
[Bekir bey, evet, malesef bu da konu disinda bir yazi oldu.
Ama, en fazla yarisi kadar: '... Yeniden Dusunmek' kismina uydugunu dusunuyorum cunku.
Ve, evet, bir muhendis oldugunuzu daha once yazmistiniz. Off-topic olmamak icin gosterdiginiz gayreti de dikkate alirsam, Prusya ekolunden oldugunuzu mu farzetmeliyim
Müzmin Bey,
İki gündür sesiniz çıkmıyordu , başınıza birşey geldi zannettim. Şükür ki aramızdasınız.
Ataman beyle bu forumda en sert tarisanlardan birinin ben oldugumu soylersem herhalde abartmamis olurum.
Doğru söylüyorsunuz.Epey sert tarrtışmalarınız olmuştu.
Biz bu tur yaklasimlari gecmiste cok yasadik: Solcular sagcilari, sagcilar da solculari muhatap almadi. Birbirlerinin gazetelerini okumak ne kelime, o gazete bir yandasin elinde kazara bulunsa bile, afaroz ettiler..
Sloganlardan birisi ‘bitaraf olan bertaraf olur’ idi.. Kulaga hos geliyordu, ama, zaman bitaraf olmayalari bertaraf etti. Kirmizi cizgilerimiz olacak tabii, ama, bunlari hem cok kalin cizmemelyiz, hem de mikro olceklere indirgememeliyiz.
Aslında haklısınız ama herkes aynı değil maalesef. Ben sitede birçok kişi ile tartıştım. Mesela Sayın Da Vinci ile defalarca tartıştık. Hiçbir konuda hemfikir olmasakta hep “bilgi içerikli tartışmalar yaptık. Sloganlarla konuşmadık.Ama iş slogan atmaya, değerlere , hakaret etmeye, laf cambazlığı ile iğnelemelere gelince ben o zaman karşımdakini muhatap alamam.Maalesef Ataman Bey hemen her yazısında sloganlarla konuşuyor.
Ben karşıt görüşe katı ambargolar koyanlardan da değilim.Bir örnek verirsem belki anlaşılabilir; mesela “Cumhuriyet Gazetesi”nin fikirlerine ve çizgisine hiç katılmadığım halde hemen hergün okurum.”Aydınlık” dergisini de..
Sizinle de birçok konuda fikir ayrılıklarımız var, veya başka arkadaşlarla mesela Metin Bey’le de.. Ama pekala birbirimizi “muhatap” alıp düzeyli insanlar gibi tartışabiliyoruz.Kırmadan dökmeden insan gibi konuşabiliyoruz.Ben aslında nette çok gezinirim ama birkaç yorum blogu hariç hiçbir sitede yazmıyorum.Mustafa Bey’in sitesine ise müptela oldum.Bunun en büyük sebeplerinden birisi de hem sitenin içerik ve kalitesi hemde yorumcuların çoğunluğunun entellektüel düzeyi..
Herkesin kırmızı çizgileri vardır.Benimde var.Ama bu çizgiler benim karşımdakinin söylediklerini dinlememe engel değil ki ? Ama uslup , bilgi , saygı ve ciddiyet.Bunlar olmadan tartışma olmaz belki dövüşme ya da en iyi ihtimalle sövüşme olur.
Maruzatım budur efendim ..
Muzmin Anonim dostumuz,
Yazımda dile getirmeye çalıştğım şeyı iyi anlatamamışım sanırım. “Lirik-pastoral” atfinızın bana yönelik dolaylı bir dokundurma olduğunu söylemek değildi derdim; makale sahibi için dışavurduğunuz yargıyı bana teşmil etmenizin de imkan dahilinde olduğunu, çünkü sitede yazıp çizdiklerimden böyle bir GÖRÜNTÜnün doğmuş olabileceğini -siz söylemeseniz de gönül rızamla kendim dile getirebileceğimi vurgulamaktı. Becerememişim.
Yazımdan bir alıntı yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Tek bir “D” harfini majisküle çevirerek:
“Vasat’a, otorite buyruğu niteliğiyle malul egemen söylem’e, taşları bağlayan anlayış’a, yoksayıcılığı çoktan yokedicilikle bütünleşmiş ötekicilik’e, kapıkulu münevveranı’na vs vs vs duyduğum öfke ve nefretin gözümü karartmasıyla ve içimi sıkıştırmasıyla, eğri, eksik, yanlış yerlerini uzun uzun deşifre etmeye, açımlamaya, analiz etmeye ve yargılamaya gerek duymaksızın HAYIRLI ve HAYIR’LI gördüğüm her entellektüel ürünün üzerine atlıyorum! Değilse, bu kadar ilimle bu kadar cehalet (sizin nazik ifadenizle “lirizm, pastorallik”)… evet, üstüme alınmakta haklı olabilirDim.”
Demek ki üstüme alınmamışım! İ. Kalın’ın kusurunu işaret etmek elbette önemli, size katılmamak olmaz; ancak -diyorum ya- hakim zihniyetin kokuşmuş diskuruna duyduğum nefret, her taze ve akil sese bilakaydüşart kulak vermeye koşturuyor beni. Bu heyecan ve sevinç, yoksunluk ve özlem duygularının bir dışavurumudur; mazur görülesidir!
“(…) kapsayici sifat, bence, Turk milletinin ‘duygusal’ oldugudur. Zaaf derecesinde duygusal… (…) Zaaflarimizi kasiyan ya da oksayan seylere yaklasimimiz ise fazla deterministic (determinable) oluyor… Bunun iyi bir sey olmadigi kanaatindeyim; ve zaaflarimizi kasiyan ve oksayanlari asagi yukari ayni gozle okurum: Elestirel. Bu da benim aramruba (disturbant) olarak algilnamama yol aciyor.” [MA]
Yukarıda nedenini deklare etmeye çalıştığım heyecan duygusunun eleştirel bakışımı yoketmediğini söylersem, sanırım alıntıladığım son cümlenizin muhatabı olmadığım, aksine bu sitede sizi müthiş ufuk açıcı, “meNtal yorgunluğu” giderici gördüğüm de kolaylıkla anlaşılabilir. Benim gibi bir “zeka fetişisti”ne de -bazı çapsız üçüncü şahıslar nezdinde hakir görülmek ve haketmeyeceğim bir sıfatla anılmak pahasına- sizin zekanızı övmek yakışır!
Bekir Bey & Suat Bey,
Ataman Bey’e kıymayınız! Aksi halde burası renksiz, tadsız tuzsuz bir sanal mekana dönüşebilir!
Muhterem Muzmin Anonim dostum,
” [MA]
” [MA]
Sözüm bitmemiş meğer:
“Bekir bey ise benim yasklasimima ‘fazla mesai yapan zeka urunu’ diyor… ‘Paranoid’in haddeden cekilmis bir baska ifadesi, yani
Bekir Bey’in öyle bir kinayede bulunduğunu, aklından öylesini geçirdiğini sanmıyorum. O da tahminimce benim gibi samimi takdir duygusunu ifade ediyor gibime geliyor.
“Muhakkik ve/ya muhtezir olmaga gayret ederken muhakkar duruma dusmek hos olmasa da, ben bunu sorun etmiyorum –(…) Sevdiklerimizin bizi olumlere suruklemesine izin vermemeliyiz
Bu sözlerinize hiç ama hiç itirazım yok. Elhak doğrudur.
“Gorev ayrimi olmalidir. Edebiyatcilar, gazeteciler vb ile bilim adamlarini (akil adamlar anlaminda soyluyorum) ayirmmamiz lazim. Birinci kategorinin duygulara hitap etmesini beklerim, hatta gorevleri de o olmalidir; hikaye, masal, siir, muzik, ve faydali amaclara yonelik safsatalar bu kategorinin calisma sahasidir.” [MA]
Sizin bu kategorileştirme eğiliminiz, bana analojik olarak John Brockman’in “literati/digerati” ayrımını ve isyanını hatırlattı/çağrıştırdı.
“Uniformayla siyaset yapilmamali dedigimiz zaman neyi anlatmaga calisiyorsak, bilmsel titrlerle gazetecilik, edebiyatcilik yapmamak gerekir demek de odur. Kalin’in yanlisi, bence, ikinci kategoride oldugunu ihsas edip birici kategorideymiscesine davranmasidir.” [MA]
İ.Kalın’a yönelik eleştirinizde kantarın topuzu azıcık kaçmamış mı acaba bu son cümlenizle, affınıza binaen sormaya cüret ederim.
Ataman bey,
Bu sorunun temelindeki mantik orgusu yanlis bence.
Baska ulke ya da cografyalarda tarihi ya da sosyal amillerin nelere yardimci oldugu, neleri sagladigina bakilarak birebir karar verilmesi mumkun degildir. Ingiltere’de monarsi var ama demokrasi ile yonetiliyor[du, simdi polis devleti olmak yolunda hizla ilerliyor].
Baska yerlerde de kralliklar var ama secmen demokrasisi hic gelismedi –Osmanli’nin son 50 senesinin temsili demokrasiye hayli yaklastigini dikkate almak lazim.
Muslumanlarin yasadigi ulkelerin, sizin de altini cizdiginiz ve benim de katilacagim, ciddi bir handikapi var:
Soyle ya da boyle, yonetimleri bir yabanci unsurun eline gectiginde, Emr ul Muminine itaat prensibinden kaynaklaniyor olsa gerek, bu yabanci unsuru baslarindan kaldirip atamiyorlar kolay kolay.
Bu bu ulke icin de gecerlidir –detyalarina girmiyorum.
Ikinci soru ters bir baglanti uzerine kurulmus; farkindasiniz degil mi?
Evet, bu sayede bu ulkede belli bir kesim de biatlerini Israil’e yoneltti. Bunlarin arasindan onemli bir kismi israil’e tasindi; ama, tasinmayip aramizda yasayanlar da var. Siz henuz karar verememislerden misiniz?
Cumhuriyet, tabii ki, varligini bir onceki devletimize borcludur. Buradaki insanlar uzaydan gelmediler. Burokrasisi ile, teknik kadrosu ile, herseyi ile, bir onceki devletin mirasini devraldilar. Borclarini reddetmek istediler, ama, kimse bu anlamsiz redd-i miras oyununu yemedi ve pasa pasa Osmanli’nin borclarini da odedik.
Osmanlinin borclarini odedik, ama, bu Osmanli’ya borclarimizi odemis oldugumuz anlamina gelmiyor. Bu borcu da, Osmanli’nin herhangi bir ferdine odemek filan da sozkonusu degil.
Insanlar, milletler gecmislerine (ecdadina) borclu olur, ama, geleceklerine (ahfadina) oderler borclarini.
Aslini inkar edenin haramzade sayilacagini da akilda tutarak..
Iyi bir tavsiye, fakat tavsiyenin sahibinin de dikkate almasini beklerdim.
Bu da oyle.
Bu da.
Den den.
Oncelikle, sizin din (Islam) ve teror ayni sey degil turunden bir yaziniza rastlamadigimi soyleyeyim.
Ikidebir Israil gibi bir devletin ‘basari’larindan ornek verdiginiz zaman, boyle bir yazinizla karsilasmamais olmagi pek de sasirtici bulmuyorum.
Terorist bir devleti ovmegi siar edindiginiz ortada iken, din uzerinden teror yapilmasini yeren bir anafikirde yazi yazmanizi beklemek hamhayaldir. Olsa olsa, siz sadece Israil’e karsi yurutilen faaaliyetleri teror olarak nitelendirirsiniz belki.
Ikisinin ayni sey olmadigini siz de biz de biliyoruz.
Sn. Muzmin-anonim,
Bu ilmekte Mustafa Bey’in kitabinin konusu ile alakali olmayan konularda artik yorum yapmamayi arzuluyordum (karar vermistim demenin fazla kuvvetli olacagini dusundum, bir karasiz Kasim olarak). Tabiiki gene sarkicinin “and at least until tomorrow I’am never gonna fall in love again” (en azindan yarina kadar asla asik olmayacagim)demesi hesabi gene temptation veya provokasyon’a malup dustum.
Bu ilmekteki iki zeki dosttan biri beni bir zati muhatap aldigim icin elestirdi, digeri almmadigim icin. Ben bu konuda S. Ozturk’un uyarisini hakli buldugumu ifade etmistim. Halada o gorusteyim. Buyurun bu “karsi taraf” i temsil eden zatin “fikirlerini” okuyun ve siz muhatap alin. Gercekten bende ogrenmis olurum bu tur vakalarda uygun reaksiyon tarzini. Daha once Mustafa Bey’in Ingilizce sitesi http://www.thewhitepath.com ‘da sizinle Ataman Ertugrul’un bir hemcinsi ile girdiginiz tartisma uzerine “‘IQ farki 20′den fazla olunca iletisim imkansizdir’ dusuncesine simdiye kadar ragbet etmezdim” dedigimi hatirliyorum. Bu durumu sadece “taraf” olma bazina indirgeme fiilini baska birisi ifa etse idi benim Muzmin -anonim adli dostum paramparca ederdi pnu, o kinayeli, istihzali uslubu ile eminim. Buyurun bu zatin “fikirlerine” fikirle cevap verin. Hatta bu taifenin “ustad” larindan hehangibirinin, or. O. Ince, M. Kirikkanat veya Bedri Baykam’in bir yazisini burda inceleyin. Merak ediyorum nasil becereceksiniz. Ogretici olmasa dahi en azindan keyif verici olur emnim sitenin mudavimleri icin.
Bu “taraf” “bi-taraf” bazindaki argumaninizla benden cok S,. Ozturk’e haksizlik yaptiginizi dusunuyorum, onun Da-Vinci gibi bircok ateist, Darwinst’in en sacma, sathi fikirlerine karsi dahi ne kadar sabirla, ozenle ve metodik tarzda fikir urettigini benden daha iyi bilen biri olarak.
Benzer sekilde, Sarikamis analojinizide “mounds of sand” vb metaforlarinizida “misplaced” buldugumu soyleyeim.
Gene Kalin yazisi uzerine. Benim
sosyal bilimler” ve bir bransi olan siyasi bilimler sahalarina cok fazla saygi olmadigini bunlara “ilim” mi pseudoscience’mi denilmesi gerktigi konusuna emin olmadigimi saniyorum AT uzerine olan ilmekte zikretmistim. burda dahi “herkes orijinal seyler yazmaya kalksa sosyal bilimler olurmuydu” demistim saniyorum. Gene provokasyonunuz uzerine (biliyorum burdaki muhatap Metin-the-poor idi fakat sizde biliyorsunuzki ben alinganim) biraz ahkam keseyim, hemde orijinal ve radikal cinsinden. Sosyal bilimler tebiligi ile kose yazisinin farki: Tebligler daha uzun olur. Alin herhangibir kose yazisini, biraz susleyin, altina birkac dipnot, birkac referans ekleyin. Oldu size bir teblig. Sadece bu sitedeki fikir tartismalarimizi alip kitap yapsak oertaya cikan “eser’ Piyasalarsdakinin yairsinan kaliteli olur. Devam edeyimmi? Simdi daha once “actirma agzimi zinhar derunumda neler var” ile ne kastettigimi biraz daha iyi anladiniz eminim. Birde “pity not for a mediocre idea in an eloquent expression, but for a brillant idea in a medicore expression” (suslu ifadee edilen zayif fikre degil, iyi ifade edilemiyen guzel fikre acirim) souzunde ilave edeyim tamam olsun. Sosyolog da , gazeteci de edbiyatci da esasta ayni isi yapiyor gozumde.
Ammaa, adil olmak lazim. I. Kalin’in yazisinida kendi cercevesinde degerlemdirebiliriz ancak. Adam sonucta bir gazetede bir yorum yazdi Allah askina; “bilimsel makale” dahi degil. Icinde dogru gozlemler barindirdiginda, hemicinsleri icersinde kalburustu oldugunu dusundugumude tekrarlayayim. Ve musadenizle sizin “critical scrutiny” nizden gecebilecek beseri bir eser oldugunu dusunmedigimide tekrarlayayim. Sizi tanimlarken kullandigim ifadelerden “paranoid” tasvifi cikrmaniz yalnlis. Sinikal, skeptik , overactive mind evet ama paranoid? Hayir.
Gene biraz kendi psikoanalizim: Burada ve bicok yerde kisilerin cesitli konularda dogrulari, yanlislar ifade edeken, dusunce sistemlerini, baz aldiklari temer degerlerini, hatta idiosyncrasy’lerni (nev-i sahsina munhasirlik?) ifsa etmesi gerekir diye dusunuyorum. Ben sik sik, “boyle dusunuyorum cunki..ben soyle bir hayattn geldim; boyle bir egitim gordum, su tecrubelerden gecti, ve su temel degerlerim vardir” vb aciklamalari yapma geregi duyarim (en azindan truth in advertising olarak) eger argumanlarim evrensel degerler uzerine degilse. Sik sik, “muhendisim” demem ondandir, ve birazda “self deprecating humor” tesebbusudur. Tabii bilimlerde problemi cozmeden once, temel tabiat kanunlarindan baslamayi, basitlestirici on kabulleri, cozumun sinir sartlarini vb kullanmayi ogretirler. Dolayisi ile buldugunuz “cozum”un mahiyetini, sinirlarini, nerden geldigini, izafiyetini ve nerelerde kullanilacagini bilirsiniz. Sosyal bilimlerdede bu metodoloji kuvvetlendikce sosyolog/tarihci/kose yazari vb. ayrimlari netlesecektir kanimca.
Ben netiquette’ (internet adabi)ni pek bilmem. Ama buralarda konu disina ciktigimda oncelikle sitenin sahibine karsi duydugum kendi suclulugumu seslendirdim zaman, zaman. Bunu baskalari uyari veya admonishment olarak aldilarsa, Bediuzzaman gibi “nefsimle beraber dinle”yi ekleyeyim bu saaten sonra bir anlami olacaksa:)
Bunlari okuduktan sonra artik “Prusya okulumu” sorunuza cevap beklemiyorsunuz eminim.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Bekir bey, Metin bey, Ozturk bey [alfabetik siralamayla]
icin bunu Ozturk beye bir sorsam iyi olur diye dusundum orada…


Onumuzdeki hafta, bir haftaligina, bir ‘trip’e (seyahate) cikiyorum –bu onceden planlanmis bir Internet perhizi. Iyi ki daha once planlanmis bir seydi; yoksa, sizlerin yazdiklarinizdan sonra planlayacak olsaydim, kesinlikle bir ego-trip olacakti
Saka bir yana, [iltifatlariniza --en azindna ben oyle sandim] tesekkur ederim.
Dun, Edirne’de idim. Basta Selimiye olmak uzere bir cok cami gezdik; her camide de iki rekat… Uzun zamandir aile buyuklerimizin de beraber olacagi boyle gunubirlik bir ziyarete niyetlenmistik fakat ertelemek gerekmisti [hava muhalefeti vs].
Eski Caminin hatlarina oldum olasi hayranimdir. Fakat, bu defa, ana kapidan girerken, kapinin saginda ‘Allah’, solunda da ‘Muhammed’ yazan iki enfes hat bilhassa dikkatimi cekti. Ikisi de ayni buyuklukteydi…
Seytan azapta gerek sozune yabanci olmadigini bildigim
Simdi de sorayim: Her iki hattin ayni buyuklukte olmasi, (birisinin kapinin saginda digrinin solunda olmasi haric) baska her acidan esdeger olmalari normal midir?
Bunun haricinde, ozel olarak bahse deger bir sey de, Sukru Pasa aniti.. Aramizda bir TSK mensubu varsa, bence boyle bir eseri ortaya cikarmis bir camiadan olmasi hasebiyle gurur duymalidir.
[Ama, bundan da kesinlikle utanilmalidir]
Sukru Pasa aniti cok guzel, anlamli bir tesis. Totem mantigi terkedilmis gibi. Teknoloji de iyi kullanilmis sayilir. Bugune kadar gordugum en iyi, ve statik olmayan, acik-hava muzesi…
Sukru Pasa’nin sozlerini okudugum zaman gozlerimden yas bosaldi –ki, ben hic sulugoz birisi degilim. Edirne’ye yolu dusenlere, Sukru Pasa Anitini gormelerini kuvvetle tavsiye ederim –aslinda ‘anit’ ya da ‘muze’ kelimeleri bence cok da uymuyor; turbe de uymaz… ama, teklif bile etmek icin baska bir kelime benim de aklima gelmiyor. Ah, kabile diline donen dilimiz..
Neyse.
Metin bey, yetisen gencligimizin, bir onceki nesil (ve daha onceki nesiller) ile kiyaslandiginda ve ozellikle Bati sozkonusu oldugunda, entellektuel acidan, cok daha rahat, cok daha az ozenti ve cok daha omuz hizasindan bakabildigini ben de goruyorum ve bu size oldugu gibi bana da heyecan veriyor.
Bu tespiti, daha dun gece bitirdigim ilber Ortayli’nin ‘Kirk Ambar Sohbetleri’nde de gordum; yani, galiba yalniz degiliz.
[Bu gelismenin 12 Eylul ve Ozal'in apolitizasyon politikasinin bir sonucu olabilecegini saniyorum, ama, derinligine incelemis degilim]
Bu gencligin, yeni neslin, maziden gelen korku ya da ezikliklerden olabildigince arinmis olmasini ben de seviyorum. Samimiyim. Ama, bir tek problem var. Onu da yukarida elimden geldigince dile getirmege calistim –tekrar etmeyecegim–; korkularin ya da gecmisteki onyargilarin sebeplerini de incelemeleri lazim: Illetin adini koymak yetmiyor, hastanin mazisini de bilmek gerek.
Sonuc? Evet, sonucta, tekrarlamakta bir beis yok bence; bu genc arkadaslarimizin durdugu yeri begeniyor ve seviyorum. Ama, bazan da, mecburen, bir debbag gibi sevmek zorunda kaliyorum.
Bu son paragrafim da, zannedersem, ilk cevabinda yazdigi ve sonra tekrar etmek ihtiyacini hissettigi uzere, Bekir beyin “Kanimca sizin bu “critical scrutiny” nizde gecebilecek beseri bir eser mevcut degildir.” kanaatini hem teyid hem de bir cesit aciklama mahiyetinde olabilir.
Buradan, Bekir beyin bahsettigi diger isimlere gecebilirim galiba.
Ozdemir Ince benim radarimda hic olmadi, tipki —nedense, ve mesela–Hadi Uluengin’in olmayisi gibi [bunu siz bahsetmemistiniz, ama, tesbihen ben ekledim].
Mine S. Kirikkanat’la ilgili bir seyleri buraya da yazmistim; entellektuel bir derinligi oldugunu dusunmuyorum, durdugu yeri de begendigimi soyleyemem. Baskalarinin ilgisini cekip gundemi bir ara isgal ettiginden, hakkinda yorum yapmak zorunda kaldigim icin de hayiflaniyorum.
Bedri Baykam?.. Bedri Baykam da, benim icin, Ozdemir Ince gibi; ne ne yazdigini ne de ne dusundugunu bugune kadar hic merak etmis degilim. Yazdiklarini hic okumadim mi, tabii ki okudum. Ve, ondan sonra da sonraki yazacaklarini merak etMEmeye karar verdim…
Konuyu [tekrar] degistiriyorum
Internet adabini, eh, iyi kotu bildigimi dusunurum. Ve, sizin titizliginiz genelde bende de vardir –mesleki forumlarda, ‘newsgroup’larda ya da ‘maillist’lerde..
Fakat, ayni tur bir titizligi burada gostermedigimin hem siz farkindasiniz, hem de ben itiraf ederim. Bu tur bir titizligi burada gostermeyizimin sebebi, seviyeyi dusurmek amaciyla tasimiyor, iletisimi cesitlendirmek ve karinca kararinca zenginlestirmek icindir. Bu benim kisisel tercihim, ve sabrini zorlamak bahasina Mustafa beyin de hosgoru ile yaklastigini bildigim bir sey.
Bunu da bilhassa takdir ediyorum, cunku, efkar-i umumiyyenin “N’aber lan, lavuk” ya da “abi, dun gittik, oturduk, karilar kizlar, yedik ictik, kafayi bulduk” veya “bizim takim hepinizin anasini sinkaf eder’ seklinde tezahur ettigi ‘forum’lardan daha seviyeli bulusma mekanlarina ihtiyacimiz var.
Burasi da onlardan birisi, bence, ve verili bir ‘konu’ya cok fazla saplanilmasi halinde yavanlasmasi ihtimaline kurban edilmemeli.
Konuyu [tekrar] degistiriyorum
Ozturk beyle Da Vinci bey/hanimin tartismalarini tabii ki ilgiyle izledim. Da Vinci bey/hanimin durdugu yeri gorebildigimi dusunuyorum, ve kisisel (ve isabetli olmak iddiasinda olmayan) kanaatim, o da galiba benim daha onceleri yaptigim (suruklendigim) gibi, icerigini bilir bilmez hukum kesenlere karsi bir isyani sergiliyor. Fikri isyan gordugum yerde hurmet duyarim.
Ozturk beyi de, (dogrudan hitap ettigim yazilarda da yazmis oldugumdan, burada da bir benzerini soylemekte bir yanlis yapmamis olurum zannedersem) fikir cilesini cekmislerden kabul ediyorum, daha da otesi bunun boyle oldugu belli. Biraz (ya da bir hayli) farkli bir fikri guzergahtan gelmis olsa da, Ozturk beyde Cemil Meric’in nefesini hissettigim zamanlar oluyor.. Ilerde takismamiz ihtimalini bile bile, benim bu ulkede yasayan bir faninin entellektualitesi hakkinda bundan daha fazla soyleyebilecegim cok sey yok.
Sonuc?
Sonucta, bu da uzun ve daginik bir yazi oldu –yine ve gene
Muzmin Anonim dostum,
Bir hafta mir hafta, sizi özleyeceğiz, yokluğunuz hiç hoş olmayacak. Zaten şu iki gün yüreğim ağzıma gelmişti! Sağlıcakla gidip dönünüz.
***
Yanılmıyorsam, Türkiye’de 80 bin cami var. Ben buna çok üzülüyorum; çünkü bunların çoğu Allah’a hakaret edercesine kitsch bir anlayışla inşa ve tefriş edilmiş, gecekondu azmanı, insanı dininden imanından soğutacak denli çirkin yapılar. E, elbette kör kıza şaşı damat demişler; müezzinleri de o mimari kitsch’liğin canlı örneği olmaya baştan hevesli; ezan okuyuşları bir felaket; ne vaktine uygun makam, ne bir gırtlak edebi, ne ilahi olana saygı; zaten mikrofonize olunmuş; güzelim minare fonksiyonsuz bırakılmış… Siz Edirne ve Selimiye dediniz de, ben de bu konuda içimi dökeyim; niye Müslümanlara kızdığım hususunda ipuçlarından birini vereyim dedim…
***
İlber Ortaylı benim hocamdır; o da Cemil Meriç gibi bu ülkenin gurur duyup iftihar etmesi gereken üstün değerlerinden biridir. Zekası ve birikiminin yanısıra, aydın, münevver ve entellektüel kavramlarının bütün içerik ve kapsamını dolduracak bir figür olduğunu da bilhassa vurgulamak gerekir. O kitabı da listeme aldım; bir fırsat bulabilsem alıp okuyacağım (ayıp olacak ama ben daha halâ Mustafa Bey’in kitabını da bulup okuyabilmiş değilim.)
***
Kıymetli dostum Bekir Bey’in listesi elbette çok eksik! İlk zat, nevi şahsına münhasır bir kifayetsiz muhteristir. İlgi ve uğraş alanıma girdiği için sizlerden çok daha iyi tanıyorum kendisini. Hayatın, fikirlerini yanlışlaması, onu bir tür “ters orantı sendromu”na mahkum etmiş durumda; üzerine gitmeye değmez! MK’ın adını anmak bile lüzumsuzdur. BB’a gelince… beni ilk defa çok şaşırttınız dostum; sizden hiç beklemezdim böylesine irrasyonel bir hareketi, nasıl olur da hayatınızın birkaç değerli saatini (yahut dakikasını) böylesine klinik bir vak’anın hezeyanla karışık zırvalarını okumaya tahsis edersiniz?!
***
Da Vinci ile Yılmaz Bey’in bu blogda yazmalarını önemli buluyor ve bu blogun medeni bir tartışma zemini olmasına -ufak yollu iğnelemeler bir yana- katkı sağladığını düşünüyorum. (Gerçi Da Vinci terketti burayı ama…)
***
Dedikodu yazarlarına döndüm ya hu! Neyse, S.Öztürk Bey’i çok takdir ettiğimi, çok sevdiğimi söylemeden de kendimi alamayacağım doğrusu! Ne güzel, bu dostumla Cemil Meriç’in isminin yanyana zikredilmesi -hele de tarafınızdan!
***
Sizi kıskandım dostum; İstanbul beni boğuyor. Neyse, n’apayım, ben de şimdi http://www.auralmoon.com kanalını açar progressive rock dinlerim; olmadı, Erkan Oğur dinlerim; olmadı, Bach dinlerim; olmadı, ney taksimi dinlerim; o da olmadı bozlak, uzunhava dinler, ruhumu arındırıyor ve Yaratıcı’nın muhteşem düzeninden nasipleniyor oluşuma şükrederim…
Sn. Metin-the-poor, arkadaslar
Once konuyla ilgili kucuk bir kisisel gozlemim. Dun gece Siysaet Meydani programinda Diyarbakir belediye baskani Osman Baydemir’i izledinizmi bilmem. Panelde 7-8 kisi vardi ama yildiz o idi. Soylediklerinden yeni seyler ogrendim. Bunlardan en onemlisi, kendisini “niye olaylari yatistrici konusma yapmadiniz, niye PKK’yi kinamadiniz” vb sorulari soranlara verdigi cevapti. Soyle dedi aklimda kaldigi kadari ile: “Nasilki Turkiye genelinde ‘muktedir olmayan iktidar’dan bahsediyoruz, askerin sorunlarin cozumunde siyasi iktidarin alanini daralttigindan bahsediyoruz ayni sey Kurtler icinde soylenebilir, bizim icin de bir ‘askeri guc’ vardir [Pkk]“. Bu fikirde pek coklarimiz icin ‘orijinal’ gelmeyebilir ama Osman Baydemir’in agzindan bu kadar aciklikla cikmis olmasi kayda degerdir kanimca.
Benim “okuma listem” e gelince b. Baykam, O.Ince, M.Kirikkanat isimlerini zikretmemin tek sebebi Sn. Muzmin Anonim’in bana ve Ozturk beye “Ataman Erugrul’ u muhatap almalisiniz”, “taraf fanatizmi ile yaklasmamak lazim” mealindeki elestrisi uzerine verdigim cevapti. Sunu dedim ben:
“Daha once Mustafa Bey’in Ingilizce sitesi http://www.thewhitepath.com ‘da sizinle Ataman Ertugrul’un bir hemcinsi ile girdiginiz tartisma uzerine “‘IQ farki 20′den fazla olunca iletisim imkansizdir’ dusuncesine simdiye kadar ragbet etmezdim” dedigimi hatirliyorum. Bu durumu sadece “taraf” olma bazina indirgeme fiilini baska birisi ifa etse idi benim Muzmin -anonim adli dostum paramparca ederdi onu, o kinayeli, istihzali uslubu ile eminim. Buyurun bu zatin “fikirlerine” fikirle cevap verin. Hatta bu taifenin “ustad” larindan hehangibirinin, or. O. Ince, M. Kirikkanat veya Bedri Baykam’in bir yazisini burda inceleyin. Merak ediyorum nasil becereceksiniz. Ogretici olmasa dahi en azindan keyif verici olur emnim sitenin mudavimleri icin”.
Saniyorum bu o isimleri zikredis sebebimi, ve contekst’i acikliga kavustrur. Bu kimseleri buradaki insanlara ‘okunmasi gerekenle’ olarak sunacak kadar sadist degilim
Bu vesile ile bende Sn. Muzmin Anonim’e eglenceli, kazancli bir tatil diliyorum.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Müzmin Bey,
Birçok camiide benzer hatlardan var.Hatta bazı camiilerde -belki de çoğunda- dört halifenin isimleri de duvarları süslüyor.
Öncelikle sağ salim kazasız belasız gidip dönünüz inşaAllah.İki günde özledik , bir hafta burası sizsiz çok soluk olacak.Yine de ara ara bağlanın, bir laptop bu işi görür , bizi yalnız bırakmayın..:-)
Camide dikkatinizi çeken hatlar konusunda bana dokundurmuşsunuz.
Bu konuyu lise yıllarında iken meşhur bir camiimizin imamına sormuştum.”Kem küm” le başlayıp “sen daha küçüksün bunlardan anlamazsın” mealinde biten birkaç cümleden başka bir cevap vermemişti.
Benim düşünceme göre bu tür levhalar uygun değil.Eskiden daha çok rastlanırdı şimdi azaldı gibi.Lafza-i Celalin yanında/karşısında hele aynı büyüklükte Peygamberimizde olsa bir “kul” un isminin asılması bence hoş değil.. Bu aslında gelenekselleşmenin eseri.Birçok levhada saat vb. süs eşyalarında da bunu görüyoruz. Aşırı yüceltmeci Peygamber tasavvurunun küçük tezahürlerinden.Hat sanatı bizim en güzide sanatlarımızdandır. Efendimiz(sav)’in ismide en güzide şekilde yazılmalıdır.Ama bunun sergilenme yeri olarak Lafza-i Celal’in yanının seçilmesi bence uygun değil.Hal böyleyken Hulefa-i Raşidin’in isimlerinin camilere asılmasının da hiç uygun olmadığı herhalde izahtan varestedir.
Benim adımı hiçte haketmediğim halde Ustad Cemil Meriç ile aynı cümlede kullanmanız ve fikir çilesi çekenlerden olarak zikretmeniz beni çok onore etti, teşekkür ederim. Fikirlerinizden , açılımlarınızdan , birçok konuda tartışırken hiç aklıma gelmeyen boyutları özenle bulup gündeme getirmenizden ve katmanlı analizlerinizden çok istifade ettiğimi bilmenizi istiyorum..
“Gerçekten düşünen” herkes fikir çilesi çekiyor; hepimiz çekiyoruz, ve bu çile bitecek gibi de durmuyor..
Saygıdeğer Bekir Bey,
Sözkonusu zevatın isimlerini zikrediş sebebinizi yanlış anlamış ve bize onları önerebileceğinizi zannetmek gibisinden akla ziyan bir kanıya kapılmış değilim. Sizi, sağduyunuza, aklınıza, zekanıza, birikiminize, duruşunuza güvenebilecek seviyede tanımış olduğumu söylesem, üç beş satırla adam tanımak mümkün değildir diyecekler çıkar mı acaba? Çıkarsa ben de onlara derim ki, kemiyete değil keyfiyete bakınız.
Müsterih olunuz efendim.
Müzmin bey,
Sağolun sizde olmasanız kimse sıkıştırmayacak beni.:-))
Sizinle çok sert (gereksiz) tartışmalarımız oldu ama hiçbir zaman sizden yok manevi değerlere hakaret ediyorsun dediğinizi duymadım. Çünkü hayatım boyunca sanal ortamlarda dahil böyle bir davranışta bulunmadım ve bulunmamda mümkün değildir. Şunu söyleyebilirim bu platformda sizin dürüst olduğunuzu söyleyebilirim. Önemli olanda bu zaten. Dürüstlük ve samimiyet.
Ama aynı dürüstlük ve samimiyeti S.Öztürk beyden gördüğüm söylenemez. Körler sağırlar birbirini ağırlar ortamında ondan bu dürüstlüğü ve samimiyeti de beklemiyorum zaten.
İnançlı olayım ya da olmayayım İslam’ın terör kelimesiyle beraber anılmasından halkı müslüman olan bir toplumun ferdi olarak tabiiki bende rahatsızlık duyuyorum. Buna sebep olarak ta Muhammed peygamberin ölümünden bu yana yapılan yanlışları dile getiriyorum. Yapılan en büyük yanlış da Muhammed’in din getiriciliğinin yanında devlet kurmuş ve yönetmiş bir kişilik olmasının gözardı edilmesidir.
Kur’an’ın %85 ini oluşturan Medine döneminde inen ayetlerin günümüzde uygulanmasının mümkün olmadığını bunların 622 yıllarının Medine şartlarında geçerli olabileğini artık anlamak ve kabul etmek gerek. Çünkü bu ayetler Medine de toplumsal düzenin sağlanmasına yönelik devlet yapılanmasıyla ilgili içinde savaşların, ölüm kalım mücadelelerinin anlatıldığı tamamen savaş ortamında öldürmeyle ilgili ayetler var. Bütün sorun Kur’an’ın bu bölümünün referans alınması. Halbuki bu ayetler o dönem Medinesi için gerekli ve geçerli olan ayetlerdir.
İslam’ı siyasal ideolojilerine alet edenler din den kanlı ellerini çekmedikleri müddetçe bu sorun devam edecektir. Müslüman müslümanı boğazlamaya kendi canlarına ve masum insanların canlarına kıymaya devam edeceklerdir.
Verdiğim İsrail örneği çok güzel bir örnek aslında çağın gereklerine göre aklını kullanan insanların ve toplumların her alanda zafer kazanması kaçınılmazdır. Anlatmak istediğim budur.
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Ataman Bey’in dikkatine:
“Körler sağırlar birbirini ağırlar ortamında” [AE]
Bakın ben de sevgili Bekir Bey gibi alıngan bir insanım. Vallahi tahmin etmiştim bu taşın başıma isabet edeceğini, ama yine de pek bi erken düştü. Çok ayıp etmişsiniz Ataman Bey!
“Şunu söyleyebilirim bu platformda sizin dürüst olduğunuzu söyleyebilirim.” [AE]
Muzmin Anonim dostumuzun size teşekkür, bizimse teessüf borcumuz var bu durumda galiba!
merhabalar,
burası tam bir tartışma platformuna dönüşmüş gördüğüm kadarıyla…Ancak ilk başlardaki Kürt Türk tartışması yerini laiklik çekişmesine bırakmışa benziyor…
Ataman bey,
Dediklerinize katiliyorum. Ama, is yapan yanlis da yapar. Yapildigi anda yanlis olmasa bile, zamanla yanlisa donusme ihtimali var..
Yapilan yanlislarin hatirlatilmasi yanlis mi, hayir –tabii ki degil, bilakis hatirlatilmazsa yanlis olur– ama, herseyde oldugu gibi bunun da muspet ya da menfi sonuclar doguracak usluplari, yollari var.
‘Siz hep boylesiniz, zaten sunu da soyle yapmistiniz’ demek var; ‘su durumda sunu soyle yapmistik, yanlis sonuclar dogurmustu; simdi oyle yapmayalim’ demek var.
Birincisinin tek faydasi (!), olsa olsa, tukenmez serbeti misali militan yetistirmektir. Ve, militanlara karsi militanlar uretmek..
‘Ilericilik’ sadece daha once baskalarinin gosterdigi istikametlerde bir seyler soylemek yapmak gayreti olmasa gerek. ‘Ilericilik’ gecmise saplanmamalidir. Ne kendi gecmisine, ne de baskalarinin gecmisine…
Bunu sunun icin soyluyorum: Okumus iseniz, burada butun arkadaslarimizin, Mustafa bey dahil, Islam fikih ve seriatinin su ya da bu kisminin bugune uygulnamasinda sorunlari oldugu, bazan acik acik, bazan da satir aralarinda mevcut.
Baska bir deyisle, herkes hepsini sizinle birebir ortusur sekilde dusunmese de, onemli bir cogunluk –kismen farkli kismen de ortusur kapsamlarda– bazi/bircok yorumlarin guncellestirilmesi gerektigini dusunuyor.
Islamin ozellikle ilk caglari hakkinda bilginizin oldugunu biliyorum, ama, bu bilgiyi bence yanlis kullaniyorsunuz ya da oyle algilaniyor oldugunuzu farketmiyorsunuz.
Kadin haklari konusu acilir; ve mesele gunumuz kadinlarinin nasil daha ‘cagdas’ olabilecegi tartismasidir; bu tartismanin icine siz (bilerek ya da bilmeyerek) Hz Muhammed’in hayatindan bir kesit, ya da bir iki ayet ile dusersiniz. Buna eskiden biz ajan provokator diyorduk. Gundemin hic bir seyine faydasi olmayan, gundemi saptiran bir katki…
Nams ile ilgili bir konu acilir. Siz yine ayni yaklasimda bir katki ile katilirsiniz…
Ben sizin durdugunuz yeri de, bu yeri secisinizdeki mantigi da anlamiyorum. Sizin adiniza anlamiyorum. Cok da samimiyim bunlari yazarken.
Nicin mi anlamiyorum? Sundan dolayi:
Oyle ya da boyle, onemli cogunlugu musluman olan vatandaslarimizin kendi ruhani hayatlarinin daha kolaylasmasina; ve bunun getirecegi ulkenin sosyal ve siyasi basincinin dusmesine; bu insanlarimizla beraber daha birbirine yakin ve anlayisli bir ortamin olusmasina, nicin, yardimda bulunmak yerine, raydan cikarici argumanlarla katiliyorsunuz.
Bu yaklasimin icinde sizin de bulundugunuz ortama daha bir huzur geirmek gibi bir faydasi olabilir mi? Mumkun mudur?
Gecmiste patinaj yapip durmamizin kime ne faydasi var?
Anlamiyorum.
Metin bey,
Eyvallah. Dediklerinizin eksigi var fazlasi yok. Her kelimesine katiliyorum. Elinize dilinize saglik.
Biz, biz bugunlerde pek farkinda olmasak da, Hint, Fars, Arap ve Roma kulturlerinden fevkalade sentezler yaptiydik bir zamanlar..
Hint/Fars mimarisindeki soganimtrak kemerlerinden kubbelerinden ilham aldik, ama taklit etmedik, cok daha estetik bir sekle donusturduk. Arap mimarisinin (Arnavutun ‘nah boyle pirasa’ dedigine uzere kutuk gibi) minarelerinden ilham aldim, onlari ufka zerafet imzasi atar hale burundurduk. Roma mimarisinden, kulturel aldiklarimizla bunlari hemhal eyledik, kulliyeler, kulturel ve ekonomik habitatler olusturduk..
Neredeyse bunlarin, bu yeteneklerimizin, birikimimizin tamamini da unuttuk; ve, dediginiz gibi kitsch ve isgal ettigi hacme zulum sayilan igretilikler peydahladik… Bize yakismiyor; hic yakismiyor.
Maksat ibadethaneler yapmak olmasa bile, tarihe imza atmaktir. Caglar otesine ‘burada BIZ vardik’ diyebilmek ve ‘gercekten VAR imisler’ dedirtebilmektir. En kalici imzalar da ibadethanelerdir.
Bu uygarliktan, cagimizin uygarligindan, 1,000 sene sonrasinda ortalikta kalacak olan seyler plastik kap kacaktan baska bir sey degil. Diger hersey, ama, hersey ‘perishable’dir (curuyecektir).
Benim bir hayalim var. Bu hayalin zerresinin gerceklesmesine benim ne param ne omrum, ne de icrai bilgim yeter. Ama, hayalim var. Ve, o da sudur:
Binasinin onemli kisimlari som kristal bir cami ve kulliyesi.
Bunu da, yukarida saydigim bati mimarisinden edinilmis sentezleri de ekleyerek yapmak…
hayal meyal gorur gibi olsam da, tam olarak neye benzeyecegini, tabii ki, bilmiyorum, ama, bildigim bir sey varsa o da: Mesela, kiliselere kiyasla icleri hep daha aydinlik olan camilarimizin icinde en aydinlik caminin bu olacagidir..
Benim hayalim budur..
Bekir bey,
Maalesef izleyemedim –televizyon izlemek aliskanligim pek kalmadigi icin.
Kayda deger oldugunu kabul ve not ediyorum. Buna karsilik, belki siz de soyle bir analizi okumak istersiniz. Lider yetiştirmek
Aklimdayken, sizin tophaneye cikan yollar analojinize bir baska acilim getirebilecegini dusundugum su yaziya da mumkunse bakmanizi oneriyorum.
Muzmin Anonim dostum,
Mahir Kaynak deyince, uzak geçmişten gelen bir duyguyla ürpermemek pek elde değil! Ancak, artık beni iyi tanıyorsunuz; sekterlik, şu bu ile alışverişim yoktur; dolayısıyla arada bir de olsa Kaynak’ı zevkle okurum -uzunca bir zamandır ihmal ettiysem de…
Link verdiğiniz yazılardan özellikle ikincisi pek hoş. Çok beğendiğimi not düşmek istedim.
Sn. Metin the poor, Muzmin anonim,
O “okuma listesindeki isimler” konusunda hemfikir oldugumuzdan zerre kadar suphem yoktu. Ama her ikinizin yorumlarinda da bu kisiler uzerine goruslerinizi okuyunca acaba “birakin Ataman Ertugrul’u bu “aydinlar” la dahi dialog mukun degildir” mesajini veremedimmi gibi bir duyguya kapildim; aciklama geregi bundandi. Bu vesile ile Metin bey’e tevccuhu icin tesekkkurler; bilmukabele.
Muzmin Bey, Mahir Kaynak Hoca’nin Osman Baydemir’le de ilgili olan yazisini okudum. Aslinda benim Osman Baydemir’den programin “yildizi” olarak bahsetmem bir genel endorsment degildi tabiiki. Ama zeki, lafi gevelemeyen (sinirlar dahilinde), ve karsi tarafida anlayabilecek kapasitede, gercekci, yani dialoga girilebilir biri olarak gozukuyor. Sonucta temsil ettigi gorus su haliyle benim icin dahi “kabul edilebilir” degil ama sadece “aydinlarla” konusarak olmuyor bu is “karsi tarafla” konusmak lazim; kanimca bu “karsi taraf” ta konusulabilecek en onemli isimlerden biridir kendisi.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Saygıdeğer Muzmin Anonim dostum,
Benim de biraz sizin hayalinize benzeyen bir hayalim var. Bir gün fırsat bulursam anlatırım. Ve sizden “hayal” sözcüğünü duyduğuma da çok sevindim. Çünkü sizin “digerati”ye mensup olduğunuzu kuvvetle tahmin ediyorum ve o kesimin “hayal” kelimesine yüklediği kavramsal içeriğin pek de hoş olmadığını algılıyorum. (Bu literati/digerati mes’elesinin de en az Türkler/Kürtler mes’elesi kadar gürültü koparması lazım ama nerdeee bizim gibi atından inememiş toplumlarda öyle entellektüel tartışmalara olan ihtiyaç!..)
“Bu uygarliktan, cagimizin uygarligindan, 1,000 sene sonrasinda ortalikta kalacak olan seyler plastik kap kacaktan baska bir sey degil. Diger hersey, ama, hersey ‘perishable’dir (curuyecektir).” [MA]
Bu uygarlığın Türkiye topraklarındaki kesiminden bin yıl sonraya kalacak olan şeylerse plastik kap kacağın yanısıra, kafatası kemiklerimizin iç kısımlarında biyokimyasal kalıntı olarak açığa çıkacak olan “Türk’e Türk propagandası” yaveleridir.
Torunlarımız bu buluntularla karşılaşınca, bize önce acıyacak ardından gülecek yahut önce gülecek ardından acıyacaktır. “Bu, vaktiyle ayaklarını ummanlar yalayan / Bu, üç kıtayı atının nallarıyla damgalayan / Bu, Timur’u, Atilla’yı, Oğuz’u / Bu, Yıldırım’ı, Fatih’i, Yavuz’u / Bu, seni yetiştiren ulu millet” acaba bir devletin varlık sebeplerinin hiçbirini hiç mi hiç hatırlamayan ama “millet (daha doğru ifadeyle: toplum) için devlet” şiarı yerine “devlet için millet/toplum” dayatmasını her daim, her an, kararlılık, pervasızlık ve benzeri şekillerde dışavuran bir tutumla uygulayagelen bir akıldışı aktörün büyüklere masallarını dinleye dinleye nereye varacak, bu sersemletilmiş kafayla kendisinden geleceğe hangi fiziksel/fikirsel eserler kalacak?
Evet, mirasımız, plastik kap kacak ve iç yüzeyi deformasyona uğramış kafatası kemikleri olacaktır yalnızca.
Sn. Muzmin Anonim,
Gecen yorumumu yazmadan once verdiginiz diger hyperlink’teki Mahir Kaynak’in ikinci yazisi “Soyut Dusunmek” i kacirmisim, Simdi okudum ve gerek ana mesaji gerekse kullandigi orneklerdeki tesbitlere katiliyorum. Bazen bir dedktif gibi olaylari “somut deliller” uzerine incelemenin avantajlari vardir; ve birilerinin bunlari yapmasi gerekir. Polisin, otobuse bombayi kimin attigini sorusturmasi gibi. Ama birilerininde detaylardan uzaklasip, uzaydan dunyaya bakar gibi “detached” bir bakisla bakmasi gerekir. Mahir Hoca’nin soyut dusunme kavramida bu cercevede benim “Tophane teorim” (!) le buyuk olcude ortusuyor.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Metin bey,
Duymak isterim. Insallah rastlar ve okurum.
Ilk olarak, digerati mensubu degilim –boyle bir grup ile herhangi bir bagim mevcut degil. Iltifat gibi gorunuyor, ve tesekkur ederim; ama, kelimenin anlamini kendim icin kullanilecegimi sanmiyorum.
Meraklisina not:
‘literati’ (Latince, ‘literatus’tan [*] turtilmis –yani ‘murekkep yalamis’), ‘munevverler’ ya da ‘munevveran’ ya da (Demirel baglaminda vaktiyle soylendigi uzere) ‘bir-bilen’ler filan anlamina geliyor…
Belki biraz daha gersek ‘akil adamlar’ anlamini daha uygun da bulabiliriz.
‘digerati’ ise ‘digital’ ve ‘literati’ kelimelerinin icice girmeleriyle (dig + erati) turetilmis.
‘digerati’ taifesi Siberistan’in (sanal alemin, dijital teknolojilerin olusturdugu dunyanin) elitleri sayiliyorlar… Kiminin blogu, kiminin de sanal alem ve teknolojiler uzerine diger (baska) yayinlari var.
Bildigim kadariyla, beyaz sapkali bir taife. Yani, toplumun aleyhine ve/ya kasitli zarar vermek amaci gutmuyorlar.
Bu ozet tarif disinda baska anlami varsa ben bilmiyorum.
[*] Kelime zaten bir ‘cogul’a isaret eder –tipki
‘memur’ –> ‘memurin’
‘asker’ –> ‘askeran’
oldugu uzere..
Bu durumda, iki kere cogullatma anlamina geldiginden, ‘literati’ kelimesini uyduranlarin munevverligi de tartisilabilir
Metin bey, isyaninizi anliyorum, ama, objektif bakarsak bu isyana esas teskil eden gerekceler mevcut degil bence.
“Turk’un Turk’e propogandasi” benim kanaatimce sadece bir tesebbustur (uzun sureli olsa bile) fakat yok denecek kadar az etkili olmustur..
Birakin kafatasimiza kazinmasini, eser miktarda etkisi dahi oldugunu sanmiyorum. Bunu da, elle tutulur (tangible) derecedeki (butun millet ya da toplum bazindaki) asagilik kompleksimizi gostererek destekleyebilirim.
Kisacasi, bence o tesebbus tutmamistir.
Tutmus olmasini ister miydim? Evet, sonuclari itibariyle, galiba isterdim.
Kendine guvenen bireylerin (ici dolu bir’kendine guvenin’) olusturdugu bir toplumu tercih ederdim.
Benim de uzuldugum bu. Pek bir sey kalmayacak.. Kalanlara da ’19.cu yuzyilin modasiydi, ama, bizimkiler 20.ci yuzyilda taklit ettiler’ filan diyeceklerinden endise ederim.
Merak etmeyin. Bizlerin gomuldugu usullerle kafataslarimiz 1,000 sene dayanmaz..
‘Delil yetersizliginden beraat’ bile sozkonusu degil, ‘giyaben nisyan’ daha muhtemel bence..
Metin bey,
vaktiyle, burada, bir kac defa Yalcin Kucuk’ten bir kac defa bahsettigim zaman, Ataman beyden duymadigim kalmadiydi –’endek-dondek’ten tutun, baska bir suru seye kadar. Laflari bana degil, YK’ya idi, ama, ben gelin yerindeydim
Sizin MK ile boyle seyler demeyeceginizi biliyorum. Dolayisi ile, MK ile ilgili olarak sunlari soyleyebilirim:
Son 5-6 senedir MK’yi elden geldigince okurum. OK, bazan uctugu da olmadi degil, ama, hakkini da vermek lazim; hoca acik ogretimle analiz yontemleri dersleri veriyor… Gecmisi bir yana birakip, bu dersleri takip etmek gerekiyor, bence; yoksa devamsizliktan (g) kalacagiz.
Saygıdeğer Muzmin Anonim dostum,
Sanırım siz seyahatten dönünce daha rahat tartışırız bunları. Çünkü ilave bir iki sözüm olacak gibi görünüyor.
Tekraren: Güle güle gidip dönünüz.
Mustafa bey mrb öncellikle yeni kitabınız için tebrik ediyorum,ayrıca böyle bir konuyu ele aldığınız için ayrıca teşekkür ediyorum.Çünkü gerçekten bir sorun var buda KÜRT SORUNU,neden bunu görmemezlikten geliyorlar anlamıyorum,olmayan bişey konuşulmaz ve tartışılmaz bu bir gerçek yanlız kör olup ta görmemezlikten gelinir buda bir gerçek,daah kitabınız okumadım ama yarın ilk işim bu eserini alıp okumak olacak size sevgilerimi yolluyorum..
kitabınızın bir sayfasında yanlış hatırlamıyorsam şöyle bir ifade geçiyordu kürtlerinde türk olduğunu ifade eden bir yazı vardı ben size soruyorum ben kürdüm ve neden beni türk yapmak için uğraşıyorsun acaba sen kendi ğeçmişini araştırıp kendinin türk olduğunu ispat et bende senin söylediklerine inanayım
ne mutlu türküm diyeBİLENE
Mustafa AKYOL’un KÜRT SURUNUNU YENİDEN DÜŞÜMEK ADLI kitabını daha okuma fırsatım olmadı ama tabulara alışmış ve kendi gerçekleriyle birtürlü barışık yaşamasını öğrenemeyen bazı milliyetçi şoven tarafları üzeceğe benzer.çünkü yurumlardan okuduğum kadarı ile hiç taraf tutmadan düzenlenmiş güzel bir çalışma sanırım. realitesi bile kabul edilemeyen yaklaşık 15.000 milyon vatandaşımız olan kürtlerin ne dilleri,ne tarihlerine,nede yaşam biçimlerine hiç saygı duymadımız bu vatandaşlarımız hakkında düzenlenmişmiş bu geniş çaplı çalışmanın.en azından bazı insanların bu kunuda bilgi sahibi olup geniş düşüneçeğini umarım Mustafa AKYOL’la başarılarının devamını dilerim.
KÜÇÜK BİR ÖĞÜT!! TÜRKİYEDEKİ BÜTÜN KALEM USTALARI MUTLAKA BİRGÜN HAPİSHANENİN TÜTÜN KOKAN ATMOSFERİNİ KOKLAR.
Meraba henüz kitabı okuyamadım.Ancak söylenecek çok şey var bence.Öncelikle Türkiye’de azınlık yoktur.Bu şekilde yansıtımasına yıllardır birlikte yaşadığımız Kürt,Türk fark etmez tüm kardeşlerimizin kendisini böyle hissetmesine izin vermemeliyiz.Kısaca Ne mutlu Türküm diyene ve kendini Türk hissedenlere.At gözlüklerinizi çıkarın artık.
Enise Hanim,
Turk-Kurt-Cerkez-Aranavut-Bosnak veya diger etnik gruplar seklinde bolunmus bir Turkiye’yi isteyen ya aptaldir yada kotu niyetlidier. Bundan Kurtler dahil hicbir etnik grup karl cikmaz zararli cikar.
Mustafa Bey’in kitabini bitirdiginizde (ki ben dahi henuz bitiremedim) bu “ne mutlu Turkum diyene” solaganciliginin istenilenin tam tersi tepki verdigini ve bu duruma gelionmesinde en onemli rolu oynadigini ogreneceksiniz.
Eger Turk-Kurt faerkeetmezse, ve butun etnik kokenler kardes ise “ne mutlu Turkum diyene” deme ihtiyaci neden duyariz, bunu sorgulamaliyiz. Birilerimiz bunu soyledigi zaman takdir edersinizki otwekinede “ne mutlu Kurdum diyene” demeye hak ve tesvik saglami olursunuz dialektik geregi. (hani etki-tepki olayi varya). Nitekim kitapta vugulanan gercekte budur.
Insanlar ancak kendi karakterleri, amelleri ile guru duyabbilirler; kendi kontrollerinde olmayan “irklari” ile degil. Turk olmayi ben secmedim; Turk dogdum (saniyorum-ki bu sanma herkes icinde gecerlidir, kimse kokenini Oguz boylarina kadar goturemeyecegine gore; Kurdum diyende kendini Kurt sanandir). Ben anadolu kulturu ile yetistim, ki anadolu kuturu pek cok etnik kulturlerin sentezinden olusmustur. Kulturumu , dinimi, orf ananelerimi severim. O kadar. DNA dan yada kafatasi seklimden gelen bir ustunluk kompleksim veya “mutluluk” kaynagim yoktur. Inancimdan, ve onu uygulamamdan gelen bir gurur kaynagim vardir; cunki inancimi degistirebilirim, fakat irkimi degil.
Olayin birde sosyal gerceklik boyutu vardir. Birilei kendilerine “Kurdum” diyorsa bu bir sosyal gercekliktir; bunu yok saymak inkar etmektir. Baskalari kendilerini bizim istedigimiz sekilde tanimlamiyorsa basimizi kuma gomup onlari yok saydigimizda yok olmayacaklarini ogrenmis olmamiz lazim. Birlestirici olmak isteyenler ayni zamanda sorumlu olmalidirlar. “Ne mutlu tUrkum diyene” vb solganlar, belki bazilatrimizi rahatlatir ama problemi cozmek yerin derinlestirir. Deliller kitapta ve ortada.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Bekir bey,
Sorgulayiniz.
Bakalim sonuda neye variyorsunuz?
Bugun Turk ismiyle nitelendirdigimiz bir mahlukun Cumhuriyet oncesinde yasadigini mi saniyorsunuz?
Cumhuriyet bir millet yaratmak projesi ile ise basladi.
Yaratmak. Yani, yoktan var etmek.
Sonucta da bir dereceye kadar basarili oldu. Birilerinden isim alindi (Turk), baska birilerinden kultur (haricten ve muhtelif azinliklardan), diger birilerinden de muzik (Kurt).. ilah.. sonunda, evet, ortaya daha once yasamamis bir yeni cikti.
Bu yeni mahlukun bir parcasi olan Kurtlerin rahatsizligini hem anliyorum, hem de anlamiyorum.
Cunku, Kurtler de zannedildigi kadar homojen filan degiller. Ne kulturel ne de etnik acidan..
Bir ornek olarak Kocgiri asiretine bakabiliriz. Her sene Osmanli’nin manevi kurucusu olan Seyh Edebali’nin anma torenlerine sakir sakir Kurtce konusarak katilan bu asiret bugun Kurt olarak biliniyor.. Benzer baska bir cok bilinen bilinmeyen ornek var… Karakeciler filan. Bunlarin baslangicinin, agirlikli olarak, Celali isyanlari donemlerine gittigi soylenir.
Ama, mesele onlara ne olduklarini bizim soylememiz degil tabii. Fakat, bizden ayrilmalari halinde daha sonra kendi iclerinde nasil daha da ayrisacaklarini da soylemekte fayda var. Bu bir tehdit degil; haddim de degil zaten.
‘Ne mutlu Turkum diyene’nin artik maalesef cok anlami kalmadi. Bunu dayatanlarin Turkler oldugunu da dusunmuyorum; gerektiginde komunizmi alabilecek olan pragmatik kadrolar bunu uygun gordu. Sartlar oyle gerektiriyordu anlasilan.
Ama, irki aidiyet dayatmak bizim ve bu topraklarin tarihsel gercekligiyle pek ortusmuyor. Dolayisi ile, bir gun sabah kalkinca artik ‘Ne mutlu Turkum diyene’ denilmezse dunyanin sonu gelmez.
Aslolan ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ olmalidir.
Bir Batmanlı olarak şunu söylemek isterim:Sayın Mustafa AKYOL yazılarınızı okuyorum ve de beğeniyorum aynı düşünceleri paylaşıyorum ve gerçekten sizi kutluyorum bu yorumları burada yayınlattığınız için. Lazkopat diye kendini tanıtan şahsın ne kadar yobaz olduğu ve ne kadar kolay gaza geldiğini görüyorsunuz arkadaşlar.İki etnik unsurun baş harflerini bile yanyana görmek istemiyormuş!ben böyle bir ırkçılık görmedim arkadaşlar.hayret ve nefretle KINIYORUM LAZKOPAT Beyi!!!Bir insan bu kadar ırkçı olur artık.Bu sözünüzden dolayı Lazlardan nefret ettirmek için mi yazıyorsun bunları?Şunu da eklemek istiyorum.Trabzon da geçen yıl yapılan linç girişimlerinde o yörenin insanları ne kadar kolay gaza geldiklerini gördüm.biri kalkıp hadi ortalığı karıştıralım diyor eee hazır malzeme de var.kolay gaza gelenler yani.birden 2000 kişi toplanıyor.ertesi gün bakıyorlar ki biz mi bunları yapyık diyebilirlar yani.Bu olaylardan ders çıkarmalarını tavsiye ederim.Yoksa kendi kardeşlerini bile yanlışlıkla linç edebilirler…
merhaba ben kıtabızı okumadım ama özetini biraz da olsa web adresin den ve televizyon kanalın dan izledim yıllarca kürdü kürt deyil türk lestirme politikası 40 bin insanın ölümüne neden olmadımı ? yada buna nazaran dogu bölgesinde failli meçhuller olmadı bbugun gene diyorlar ki 200 bin askerri operasyon için doguya sevk ettik bu ne kurdü bitirir nede savasa don setiri hep yanlıs plitika ve geri zihniyet yüzünden bu hallerde deyilmiyiz
Her ne kadar bir emek verilmiş olsada bence bu kitabı okumak zaman kaybetmekten başka bir sonuç doğurmaz. Mustafa Akyol sanırım bir kitap yazayım da yazmış olayım zihniyetinde ele almış çok gerçekdışı,klasik at gözlüğü vak’ası. Ama ortada bir emek olduğu için teşekkür etmemiz gerek sanırım.(emin değilim ama)
Tek yol islam……..! Türküm kürtler de kardeşimdir. PKK ise türk değil ilkin kürt sonra türk düşmanı. Ne dediğimi anlıyosunuzdur eminim.
Sayin Mustafa Akyol bey calismaniza ve emeginize saygi duymakmak olmaz yanliz siz bu kitabinizdan dolayi cok defa TV programlarina katildiniz ve hep bir seyin altini ziziyorsunuz Kardeslik–eve kardeslik tabikicok iyi ve olmasi gereken bir olgu Unutugunuz bir söz var nasil Bir kardes istiyorsunuz siz yani kürtleri susturulmus kücük kardesmi yoksa cumhuryetin kurucu halki olarakmi kardesligi dayatiyorsunuz..
yani kisaca kardesler arasinda bir diyer kardes inkar edilerek kardes olunmaz kendini inkar et gel kardesimiz olun diyorsunuz bu da mümkün,mü sizce???..
http://www.ciwanen.org
Sayin Mustafa Akyol,
su an Almanyada Türk medyasi üzeri diplomami yaziyorum.Özellikle Almanyadaki Türkler kendine özel bir kültürü meydana getirdikleri söylenebilir.Türkiyede Medyanin büyük kismi tarafsiz olmadigina umarim sizde katilirsiniz.
Burdaki Türkler üzerinde en büyük etkenlerden biri ise Türk Medyanin carpitici olmasi.
Yani Manipulation!
Bügüngü programinizi ilgiyle izledim!
Keske sizin gibi farkli düsünenlere daha fazla söz verilse.Burdakilerin o zaman biraz gözü acilir.
Diger Arkadaslarada su bilgiyi sunmak istiyorum:
Dünyada ilk matbaa 1440¬¥ta avrupada kuruldu,
Osmanliya ise 1730´da geldi!
Yani 300 yillik gecikme ile!
Ne yazikki Türkiye toplumu aydinlama sürecini yasamamistir ve bügün bunlarin sancilarini görüyoruz.
Türkiyenin bu sorun ile karsi karsi kalmasi ise normaldir bence, cünkü kendi gölgesini asmamis olan bir toplum olarak kalimistir.
Sevgilerle
Mustafa
mustafa bey bugün cnn türk te izledim sizi gerçektende çok beğendim kendimi tanıtıyım batmanda yaşayan bir kürdüm bizim ilk dinimiz zerdüştlüktür bunu kabul ediyorum ancak şu anda bütün kürtler en azından türkiyedeki kürtler müslüman dır ve zerdüşlüğe dönüş gibi bir fikirleri yoktur ayrıca şunu belirtmek isterim kürtler öyle sanıldığı gibi geride kalmış bir millet değildir gelip g.doğu ve doğu anadoluda araştırma lar yapmanızı tavsiye ederim batman son üç senedir öss sınavında dereceler yapmaktadır diyarbakır ha keza yine öyle elbetteki geri kalmış kesimler vardır yalnız bunlarda yavaş yavaş kendilerini toparlıyacaklardır kitabınızı en yakın zamanda okuyup tekrar sizinle irtibata geçeceğim iyi günler
Herkese selamlar.
Kitap çıkalı iki aydan fazla oluyor.Fakat konu ile ilgili tartışmalar hala tüm hızıyla devam ediyor.Kimi zaman seviyeyi düşüren katılımlar olsada genel itibari ile aklıselimin hakim olduğu yorumlar okuyoruz bu sayfadan.
Ben henüz kitabı tamamen okumadım.Yalnızca belli bölümlerini okudum ve okuyanların yorumlarını takip ediyorum.En kısa zamanda okuyacağımı da belirtmek isterim.
Sorun çok derin gerçekten.Bazılarımız görmezlikten gelsede bu sorun var.Onlar inkar etsede bu sorun dağ gibi ortada duruyor.Kabullenmemeleri bi tarafa sorunun varlığını dillendirenlerde (örnek: Başbakanımız) bölücülükle suçlanıyor.Suçlamayı yapanlarda bana zeytin yağını hatırlatıyor.Bütün suç onlarda olmasada payları var.Çünkü bu ülkenin yönetiminde bulunmuş bir kitle.Buna rağmen suyun üstüne çıkıyolar.
Sayın Akyol’un bugün katıldığı programda dile getirdiği bir gerçek var ki o da bölge halkının sisteme entegrasyonunda geçmişten gelen bir hatalar zinciri var.Yani geçmiş hükümetler ve belki halihazırdaki hükümet bölge için tam manasıyla gerekli politikaları uygulamıyor.
Bu sayfadaki bazı yorumlarda soruna oldukça sert yaklaşım sergileniyor.Benim söyleyeceğim tek şey sertlik sertliği doğurur.Bu bir kısır döngüdür ve malesef tarih bunun acı örnekleri ile dolu.
Bu konu ile ilgili en kısa ve keskin cevabı Bediüzzaman geçtiğimiz yüzyılın başında vermiştir.Belki de o tarihlerden bizim bugün yaşayacağımız bu sorunu kestirip çözüm için gereken reçeteyi vermiş.Sorun şu üç kavramla özetlenmiş üstad tarafından: CEHALET, FAKİRLİK ve TEFRİKA(AYRIMCILIK)
Sorunun çözümüde sebeplerinde gizli: EĞİTİM, EĞİTİM, EĞİTİM…
SELAM VE DUA İLE…
yazılarınızdan dolayı oncelıkle sızı tebrık edıyorum yanlız kafama takılan sey sevr anlasmasındakı maddelerın neden yok sayılıp kurtlerın bır azınlık olduğuna bu kadar ınananların 300bın askerı sınıra yonlendırmesı. Madem azınlıksa madem kurt dıye bısey yoksa 100 tane terorıst se neden 300 bın askerı sınıra yığıyor ve daha ılkokul cağındalkı kurt cocuklatrını fısleme yoluna gıdılıyor saygılarımla dıyarbakırlı genc
Mustafa Bey “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” adlı kitabınızı okudum ve bir Tarihçi olarak bütün samimiyetimle şunu söyleyebilirim ki birinci sınıf kaynak bir eser sayenizde bilim dünyamıza kazandırılmış oldu. Bu çok hassas ve üzerinde çok konuşulsa da akademik olarak pek birşey yazılmayan konudaki bilimsel araştırmanız bu konuya çok farklı yönlerdende bakılması gerektiğini gösteriyor.
Kendimi zorlamadan keyifle okuyabildiğim bir kitap oldu. Pek bir şey bilmiyordum, derli toplu bilgilere ulaştım.Mustafa Akyol un kitabını bir “introduction to” kabul edebiliriz. “Kürt sorunu”nun ülkemiz için hayati olduğundan hareketle ; bu kitabı okumanın, okumayan, sağdan soldan duyduğu yalan yanlış bilgilerle yorum yapanları uyarmanın farz olduğunu düşünüyorum.
Kitap sadece bilgilendirmekle kalmıyor,bu bilgileri iyi niyetli, çözüme dönük bir çerçevede sunuyor.
Mustafa Akyol’a teşekkür ediyorum.
sadece şunu söyliyeyim bizler kimiz türk nedemek türkçede hangi yazı tipi kullanılmış vede kürt nedemektir hangi dili kullanır bana açıklama yaparsanız sevinirim acemiyim idare edin
SORUN OLARAK GÖRDÜĞÜNÜZ NEDİR ? KAÇTANE ZENGİN İŞ ADAMI VARDIR KİMLER VE HANGİ MEMLEKETLİDİR DOĞU KÖKENLİ NEKADAR OKUMUŞ DEGERLİ İNSAN VARDIR TÜRKİYE CUMHURİYETİ NE DEMEKTİR?
arkadaşlar yorumların birçoğunu okudum ve gözüme en çok batan yorumun bi arkadaşımızın doğuda kürtçe yayın yapan kanallara türkçe altyazı getirilmesi zorunluluğunu elştirmesi oldu.Peki ben o arkadaşımıza sesleniyorum iyi o zaman türkçe konuşma yasağıda konulsun orda okullarda kürtçe eğtim verilsin,hatta kürtlere özel öss yapalım.Peki ozaman birlik ve bütünlük nasıl korunacak nedense hep türklerin adım atma zorunluluğu varmış gibi bi durum var peki tamam biz adım atalım ama neden kürt vatandaşlar pkk ya açıkça karşı çıkamıyor biribana bunu söylerse çok sevinirim…
Uğur Mumcu’nun söylemi ile bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak aydınlarımızın(!) önemli bir handikapıdır. Bu handikapın oluşmasında en büyük sorumluluk bir türlü çağdaşlaştırıp, demokratikleştiremediğimiz eğitim sistemimizdedir. Eğitim sistemimizi bugün de ezbercilikten, ilkel bir milliyetçilik anlayışından kurtarabilmiş değiliz. Ezbercilikten ve ilkel bir milliyetçilik anlayışından kendini kurtarabilmiş aydınlarımız sayıları az da olsa gene de var. Bu tür nadir aydınlarımızdan birisinin de Mustafa Akyol olduğunu “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” adlı kitabını okuduktan sonra anlamış oluyoruz. Kürt sorunu gibi son derece tahrif edilmiş, çetrefilleştirimiş, speküle edilmiş bir konuyu 310 sayfada her yönü ile ve çok akıcı bir dil kullanarak okuyucuya sunabilmek kolay bir iş değildir. Mustafa Akyol işin kolayına kaçmadan son derece kolay okunan, zengin içerikli bir yapıtla karşımıza çıkıyor. Konuyla ilgili belgeleri orijinalitelerini bozmadan günışığına çıkarıyor, kendi düşüncelerini de lafı eğip bükmeden açıklıyor. Mustafa Akyol pandoranın kutusun aralamıyor tamamen açıyor. Mustafa Akyol’dan Laiklik, CHP gibi konulardaki pandoranın kutularını da ardına kadar açmasını ben şahsen bekliyorum. Zararın neresinden dönsek kardır. Eğer gerçekten hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğuna inanmış olsaydık bunları zaten çoktan yapmış olmamaız gerekirdi! Kürt sorununa ilişkin fikir sahibi olmak isteyenler ilk iş olarak Mustafa Akyolu okumalıdırlar. Hiç vakit geçirmeden!
Sadece kürt ve türk kardeşliğidir beni ilgilendiren.Kürt ve türk milleti olarak her zaman faşistlere karşı birlik olalım.kırılmasın bizi bağlayan kardeşlik zincirimiz…!
Örnek PDF dosyanızı okudum birazdan almak için çarşıya gidiyorum.
Teşekkürler.
Sayin Lazkopat
(bu hitaba yakismadiginizi, ama terbiyemin bunun aksini müsaede etmedigi icin bu sekilde yazmak zorunda kaldigimi bilmenizi isterim),
Bu foruma bu kadar gec katilmis olmaktan duydugum üzüntüyü size anlatamam, keske daha önce katilsaydim da, sizinle o zaman yazisabilseydik.
Probleminizi anlamamak icin salak olmak lazim diyorum. Herhalde kötü bir cocukluk gecirdiniz, ya da siz cooook kücük yaslardayken esek falan tepti sizi? Bir Kürt olarak sahsima ve tüm Kürt toplumuna yapmis oldugunuz hakaretleri; sadece sadece sahsiniza geri iade ediyorum. Sizin gibi kücük biri olsaydim; ben de tüm Lazlari bu ise karistirirdim, ama Allaha sükür sizin gibi kücük biri degilim. Karadenizli cok arkadasim var(Trabzon`dan Rize`ye-Sinop`tan Samsun`a vs. ) umarim buradan sizi onlardan biri duymuyordur, inanin cok üzülürler. Atatürk`ün ömrünün yetmedigine ve doguda birtakim devrimleri yapamadigina dair demler vurmussunuz. Sadece gülüyorum ve dikkat ettimde sizin kisisel düsüncelerinizle, örnek olarak sundugunuz birtakim arastirmaciyazarlar tarafindan yazilmis tespitlerin birbirine uymadigini görüyorum. Bir tarafta arastirmaci insanlar var bir tarafta siz Sayin Lazkopat. Birbirinize hic uymuyorsunuz. Ayrica sizden ricam, bakarsiniz karsiniza sizin gibi kücük biri cikar ve o da tüm Lazlara, sizin Kürtlere takindiginiz tavri takinir. Bu da hic hos olmaz. Ben hayatimda hicbir Almanin Ne mutlu Türküm diyecegine inanmiyorum, o yüzden de ben bir Kürt olarak Ne mutlu Kürtüm diyene diyorum. “Lazlarda ne mutlu Lazim diyene” “Cerkezlerde ne mutlu Cerkezim diyene” vs. vs. diyebilirler. Bu onlarin ve tüm insanlarin en dogal hakki.
Bu foruma katilmis tüm büyüklere, arkadaslara kardeslere
Sevgi ve Saygilarimla
selamlar ben zaza hüseyin yani kürt hüseyin aslın da türk hüseyin de..anlamadıysanız digerlerine sesleniyorum ı am TURKİAN too.biz kürtler olarak müslümanlıgı 500 yıl sancakta tasıyan kişilere vefasızlık yapamayız diger yandan biz türkler olarak bir ırkı yok sayamayız.umarım bana katılıyorsunuzdur.
Slm ben kurmanc ozan yani kürt ozan aslında fransız ozan,ingiliz ozan,arap ozan,türk ozan…ee ademoğlu ozan.umarım beni anlıyorsunuzdur.
S.A ben bir kürdüm bazıları kendini bilmezler kürd insanına hakaret ediyor.kürd soyu binlerce yıldan beri gelmektedir.G.D.A bir çok peygamber evliyalar yatmaktadır.bunların çoguda kürd bazıları kürdlerin soylarına hakaret ediyor.Allah(c.c)dostlarına hakaret edenlerin hesabını sorar.
siz kurt halkina hakaret ederek sadece nefretlerini kazaniyorsunuz.daha dogrusu devleti parcaliyorsunuz.zaten isminden anlasiliyor pikopat sana gore o yorumlar tabiki normal.ama bu yorumlari okuduktan sonra kurt halkinin ne kadar zor bir durumda kaldigini anliyorum.resmen kendi elinizle turkikyeyi boluyorsunuz.ben size kessin garanti vereyim eger kurt halki boyle dislanirsa turkiye bolunur.ben bir kurdum turkikyeyi ve turk halkini cok seviyorum.ama olanlari gorunce ben bile etkilniyorum.allah askina etmeyin kucak acin onlara ulkemizi kendi elimizle avrupali soyu sopu belli olmayanlarin eline vermeyelim.turkiyeyi cunku onlar bolup us yapmak istiyor.ne olur benim yuregim yanmasaydi eger vallahi ben burada boyle yalvarmazdim sizlere
merhaba sevgili Türk arkadaşlar.Cumhuriyet kuruldu sanayi atılımları yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı.ekonomik göstergeler pozitif yönde gelişmeler kaydetti .Uygulanabilir TÜRK halkına ve Türk ekonomisine uygun ekonomik politikalar geliştirildi ve uygulandı.sonrasında karışıklık ve darbe oldu.ekonomi tekrar yavaş yavaş ayağa lakmaya başladı ve 12 eylül. siz sanmayınki bizde ayrımcılık var Türk Kürt Alevi doğu batı.Aklınızı başınıza alın .biz yeni nesil 60-70 kuşağı kadar saf değiliz..herşeyin farkındayız.sizlere tavsiyem siyaseti partizanlığı sağcılığı solculuğu bırakın.kendinize ait bir planınız ve projeniz olsun.hadi ülkeniz için bişeyler yapamıyorusunuz bari kendiniz için iyi şeyler yapmaya bakın.esen kalın.
slm mustafa bey ben bircok kez yazi yazdim yazim yayınlamadi herhalde milliyetçi veya faşist olmadigim icin yazimi ciddite almadiniz umarım busefer ciddiye alirsiniz.bana göre kürt sorunu denen bi sey yok asimilasyon sözde vatandaş,ayrimcilik sorunu vardir bu sorunlar çözüldü zaman kürt sorunu denen sey çözülür.bakin tütürkler gecmisten beri içinde yani himayasine aldiği milletleri hep isimile ,eritme politikasini sürdürmüşlürdir.eğer yalandir diyorsaniz işte ıspat osm.dev.balkanlara girdiğinde ordaki halkı anadoluya anadoludaki halkı ise balkanlara yerlestirmiştir allah aşkina bunun amaci asimila değilde nedir tabi sadece bununla sinırli geğildir cok yere böyle yapmiştir.kimsae küretleri kücümsemesin türklerin anadoluya yerleşmesinde kürtlerin katkisiyla olmuştur.TÜRKİYE TÜRKİYE HALKININDİR…..*********
Sayın Yörükoğlu
Buraya türklerden baska her etnikten insan yorum bırakabilir veya sadece siteyi ziyaret edebilir.siz sadece türk kardeslere slm vermişsiniz.bir kürt kardesin olarak üzülmüş bulunmaktayım!sevgiler&saygılar
Sayın Mustafa Bey,
İtiraf etmeliyim ki kitabınızı okumaktan büyük bir zevk aldım.Konuyla ilgili bilgilerin akıcılığı ve doğruları ifade ediş tarzınız hoşuma gitti.Kitabınız kütüphanemde yerini hemen aldı.İnanın ki hemen hemen her satırı çizili ve kendi notlarım yazılı.Kendimde sosyoloji bilimiyle uğraşmaktatım.Fikirlerinizin tümüne katılmamakla birlikte, çalışmanızdan ötürü sizi tebrik ederim.Müteakip sefere bu konuda fikirlerimi size ileteceğim.Sağlık ve muhabbetle kalın…
H.Ertuğrul MIHÇI
Hemen hemen her sayfanın altındaki dipnotlar kitabın ne denli bir araştımanın sonucunda ortaya çıktığının bir göstergesi.
Tebrik ederim. Devanı Bekliyoruz.
merhaba Mustafa Bey,
geçtiğimiz hafta Boğaziçi Üniversitesi’nde sizinde konuşmacı olarak katıldığınız ‘come,come,whatever you are’ isimli projenin bir seminerinde düşüncelerinizi ilkkez dinleme fırsatı buldum. seminer sonrasındaki muhabbetlerden sonra ise ‘işte kitabı zevkle okunacak bir yazar’ dedim… fakat kitaplarınız hızla tükenmiş ve beşiktaştaki hiçbir kitapevinde kalmamış, o günden beri bekliyorum. düşüncelerine değer verdiğim bir yazarın başarısı beni çok mutlu etti, kitapda yarın geliyor inşallah… başarılarınızın devamını dilerim.
Bilal YILMAZ
Selam Mustafa bey. Ben Türküyeli bir Kürdüm.kitabinizi alip incelemedim. Ama internette rastladim ve içerikle ilgili biraz bilgi sahibi oldum. Ve sanirim ortak bir çok düşüncemiz var. Benim kanatim şudur ki,bu noktadan sonra Kürt sorununa ne mutlu Türküm yaklaşimiyla bakmak yangina körükle gitmektir. Bana göre Kürt sorununa tek çözüm Türklük kavraminin yerine Türkiyelilik kavraminin oturtulmasidir. Bazi arkadaşlarimiz hala cahilce ne mutlu Türküm dedirmek çabasinda ve bunun çözüm olarak görüyorlar… Bana göre tek çözüm budur…. Bu arada kitabinizi en yakin zamanda alip inceleyecegimi belirtmek isterim
Ataman Ertuğrul
siz gerçekten cahilsiniz yahu… hani teist-ateist meselesinde anladımda bu konuda da mı…?
siz doğudaki aşiretlik sistemini pkknin kaldırdığından haberiniz yok galiba. bölgedeki feodal kesimin hemen tüm oylarını dypnin aldığından da..
koruculuk sistemini ele alan aşiret liderlerinin pkkyi en çok kayıba uğratan güç olduğundan da…
pkknin kürtlerin tamamının desteğini almamasının nedeninin; dini, dolayısıyla burdaki anlamıyla şeyhliği ve feodaliteyi yani kürtlerin değil aşiretlerin çıkarlarını önplana çıkaran sistemle şavaşmasının neden olduğunu da bilmiyorsunuz…
ateistlerin yok böyle demeyeyim; entellektüellerin kürtlere bu yüzden sempati duyduklarından da haberiniz yok..
ahmet bey,
kürtlerin pkkye karşı çıkmalarını nasıl beklersiniz allah aşkına. biraz okuyun da son yüzyılda kaç defa kürtlerin kırımdan geçirildiğini idrak edin. hal böyleyken kürtler tek silahlı güçlerini neden yüzüstü bıraksın. siz onları devlete karşı koruman için ne yapacaksınız o zaman?
herşeyden önce -devletin de operasyonları durdurması kaydıyla- pkkye silah bırakma çağrısı yapın. herşeyi kanla çözemezsiniz.
Bu siteyi tesadüfen buldum ve her gün okumaktayım. Eskimiş bir konu hakkında Lazkopat beye gerekli bilğiler verilmiş.Hatırlatma olarak Sayın Lazkopat bey ‘kürdün Deniz görmüşüne ne denir bilirmısınız.saygılarımla. Bekir Arda
Sayın Ataman Ertuğrul;
Kürt Sorunu’nu defalarca düşündüm diyorsunuz. Sonunda da bir sonuca ulaşıyorsunuz: K ve T harflerinin yerlerini değiştirmek. Çok yazık olmuş. Demek defalarca düşünmenize rağmen ancak iki harfin yerini değiştirebildiniz. Merak ettim acaba sadece bir defa düşünseydiniz ne yapacaktınız.
Sizi tebrik ederim. Çok basit bir yöntemle çözmüşsünüz sorunu. Bence siz nasıl çözdüğünüzden bir an önce hükümeti haberdar edin. Görsünler, bir türlü çözemedikleri ve ellerine ayaklarına doladıkları bu sorunun basit bir yoldan nasıl çözüldüğünü.
Sayın Ertuğrul biliyor musunuz, siz köhnemiş bir zihniyetin ürünü ve aynı zamanda temsilcisisiniz. Yeri geldi mi Kürtler’e laf atmaktan geri durmuyorsunuz yeri geldi mi de Kürt, Türk aynı şeydir deyiverip işin içinden sıyrılıyorsunuz/sıyrılacağınızı sanıyorsunuz. Madem Kürt=Türk o halde neden bir ayrım yapmaya gerek görüyorsunuz, anlam vermek mümkün değil. Mesela kapkaççıların çoğunlukla Kürt olduğunu söylüyorsunuz. Burada bir ayrım sözkonusu. Yani kapkaççılar Kürtse demek ki bir başkaları da Kürt değil. Bu bağlamda da Kürtler’in varlığını kendiniz kabul etmiş oluyorsunuz. Lakin öbür taraftan da Kürt=Türk diyorsunuz.
Kürtler önce ağalarının, şeyhlerinin peşinden gitmeyi bıraksınlar diyorsunuz sonra da kalkıp K ile T’nin yerini değiştirip Kürt=Türk sonucuna varıyorsunuz ki bu sadece sizin değil 1930′lu yıllardan günümüze kadar devam edegelen sözümona köhnemiş zihniyetin de ortaya koyduğu suni bir sonuçtur. Gerçek sonuç ise şudur: Kürt=Türk tezi hiçbir zaman doğrulanmamış sadece -sizin zihniyetinizdeki- kimileri tarafından doğru kabul edilmiştir. Yıllar yılı Kürt yoktur Türk vardır denilerek asıl sorun hep hasıraltı edilmiştir. İşte günümüzdeki asıl sorunun kaynağı da budur. Bu uzun süreçli hasır altı etme operasyonudur. Siz de kalkmış sorunun, Kürtler’in ağa ve şeyhlerin peşinden gitmelerine bağlıyorsunuz ve ağa ve şeyhler ortadan kalktı mı sorunun çözülüvereceğini söylüyorsunuz. Pes doğrusu, sorunun çözüm yolu ne de basitmiş. Nasıl olmuş da şimdiye kadar kimse kalkıp düşünememiş bunu.
Sayın Ertuğrul bir insanın ben Türk değil Kürdüm demesi onun Türkler’in karşısında olduğu, Türkler için bir tehlike arz ettiği ya da Türkler’i sevmediği anlamına gelmez. İnsan ne ise odur ve olduğu gibi kabul görmek ister. Mesela siz Türksünüz, İspanyol olarak kabul görmek ister misiniz. İsteseniz bile böyle bir şeye gerek yoktur. Türkseniz Türk olarak kabul göreceksiniz, bu eşyanın tabiatı. İşte bir Kürt olarak benim asıl söylemek istediğim bu. Ben Kürdüm dediğimde Fransız rahatlıkla anlayabiliyor, ben de Fransızım diye cevaplıyor. Ben Kürdüm dediğimde İngiliz rahatlıkla anlayabiliyor, ben de İngilizim diye cevaplıyor. Ben Kürdüm dediğimde Japon rahatlıkla anlayabiliyor, ben de Japonum diye cevaplıyor. Tıpkı bunun gibi ben bir Kürdüm dediğimde bir Türk de gayet rahat anlayabilir beni. Ama gelin görün ki sizin zihniyetinizdeki insanlar 70 yıldır bunu anlamıyorlar/anlamak istemiyorlar. Yazık ki bugünde anlamayanlar/anlamak istemeyenler hiç az değil.
Merak etmeyin, Kürtler’den de sizin gibilerden çok sayıda insan var ve marjinal, faşist, antidemokratik fikir ve hareketlerinizle birbirinizi besliyorsunuz. Türk Milliyetçiliğiyle Kürt Milliyetçiliği birbirini besleyen en önemli iki kaynak. Korkarım gelecekteki muhtemel tehlikelerden biri de bu durumun sürmesi olacaktır.
Yazmaya devam etsem, herhalde iki – üç saat daha sürer. Ancak burada kesmek zorundayım. Sanırım meramımı anlamışsınızdır.
Ümit ediyorum ki akıl tarihin her döneminde olduğu gibi şimdi de galip gelecektir. Halihazırda Kürt Sorunu’nun çözümü için tek sermayemiz Latinler’in “recta ratio” dedikleri doğru aklıdır. Ancak doğru bir akılla düşünüp doğru sonuçlara varabiliriz.
Aksi takdirde yaptığımız yanlışlıklar üzerimize sinmeye devam edecek ve zarar eden yine “biz” olacağız.
Sağlıcakla…
kütrler geçmişte oldugu gibi bugünde milletine vatanina en sadik insanlardir.eger bu gun bazi sorunlar oluşmüşsa bunu faşist türklerin cikardiği bir sorundur…
NE MUTLU İNSANİM DİYEBİLENE…
Kitap harika.. Birçok sitede tavsiye ediyorum.. Etnik bir sorunun köküne bu kadar iyi inebilmiş başka bir kitap bilmiyorum.. Vatandaşlarımız gerçeği bu kitapta görebilirler. Çalışmalarınızın devamını dört gözle bekliyoruz..
faşist TÜRK ler mi yoksa çok şerefli !!! avrupa ülkeleri ve insanları ve amerikalı yahudilerin çıkarttığı bir sorun mu? ayrıca faşist TÜRK diye bir insan kitlesi yok denecek kadar az.onların bu sorunu çıkaracak güçleri olduğunu sanmıyorum. ayrıca herkes insanım der demiyen varsa şüphe etmek lazım.bu ULU ÖNDER ATATÜRK sözü bu sözü çevirmeye hakkınız yok. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Size bir hatırlatma: NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözünü diyen Atatürk değil Ziya Gökalp’tir. Bilakis Ziya Gökalp Diyarbakırlı ve kendisi bir kürt. Ve ataman ertuğrul beye bir tavsiyem; herşeyi böyle basit görmesin.
“Divanelerle alakadar olmak dahi bir nevi divaneliktir” sözünü hatırlarak değersiz kişilere pek değer vermeyin yoksa değer verdiniz kadar değersiz olursunuz…
ya ne diyosunuz kürtler tarihi bir yolda giyürüyüp gidiyo kimse onunların önünü kesemez cünkü biz kürdüz
ben kürt kökenli antalya da dogmuş 23 yaşın da biriyim yazdıgınız onca şeye hak veriyorum. bizim bu dünya ya ne için geldigimiz benim için çok önemli,eger bu dünyada yaşama ya geldiysek kürt türk sorunuu çözmek için degil, dünya da insan lar yaşadıgımız şeyleri kolaylaştırmak için birşeyler icat ediyorlar bu güzel birşey ama insanların hayata karşı akışını degiştiriyor. ben bunun için bu dünya ya geldigimizi düşün müyorum, dünya da bu kadar insanın bir arada bir birlerine karşı saygı sevgi paylaşmayı seven bir topluluk olmasını diliyorum onun için kürt olarak türk olarak savaşmak boşuna ben kendimi dünyalı hisse diyorum herkezinde böyle hissetmesini istiyorum çünkü bu hayattan birşeyler ögrenmek istiyorum benim görüşüm buydu teşekürler
KÜRT!KÜRT!KÜRT!…Asırlardan buyana bu sorunu tartışıyoruz.Ve neye vardık ki…Elde sıfır olan bir şey.Kendisi zararsızdır,etkisizdir ama aynı zamanda da yok edicidir.Biz bu sıfırı etkisizken yok edici konuma getirdik ve hâlâ da bir şey olmamış gibi yolumuza devam ediyoruz.Geçmişi objektif olarak irdelediğimiz zaman bunun sorun olmadığını rahatça görebiliriz.Çok geriye gitmek yerine Kurtuluş Muhaberesi’ni örnek olarak verebiliriz.
Doğuda kürt diye adlandırdığımız onca insan topyekün savaşa karşı mücadele verirken,taht kürsüsünde oturan Biz Türkler ise nasıl başımız ağrımadan bu olaydan kurtuluruz diyordu.O zamanlar Anadolu’nun herkesimi böyle düşünüyordu.Ama her yerde olduğu gibi ihanetçiler de vardı,Mustafa Kemal ve onun arkasında olan ve canını bu uğuurda verecek Türk,Kürt de birlik beraberlik içinde vardı.
Duralım ve düşünelim neden bu duruma geldi herşey.
1.)Ayrımcılık
2.)Aşağılama
3.)Hor görme ve ayırt etme.
İşte bu sebepler bizi biz olmaktan ayırdı.Düşmanlığa döküldü kardeşlik ve bu akıntıda sürüklenen birlik beraberlik anlayışı da denize karışmak üzere.O deniz de bize kucak açan gibi görünen sinsi düşmanlarımızdır.Unutmayalım ki bizi biz yapan değerlerden ne kadar uzaklaşırsak yok oluşumuz da aynı orantı da artar.”ve şu iki önemli unsuru da unutmayalım:”
1.)Eski düşman asla dost olmaz.Dost gibi görünür biz bizlikten uzaklaştırır ve ensonunda düşman eder.
2.)Bizler asla başkasına benzemeyelim.Bizler benzenmek istenen olalım ve bu amaçla eskide olduğu gibi birlik ve beraberlik içerisinde başaralım.Başarmak için de el ele olmak lazımdır.
Sonuç olarak dost diye tabir ettiğimiz şu ankiler geleceğimizi yok etmek üzerine kuruyorlar.Ve bu süreç de bizleri savaş ile yenemeyeklerini anladıkları andan itibaren devam eden bir film şeridi gibi ilerliyor.Bu film şeridinin tek bir amacı da yok etmektir,geçmişte olduğu gibi.
Sonucun Özü:”Bir devlet savaş ile yıkılamayacağı anlandığı zaman,o yerde bir ayrılık tohumu belirir.Ve bu tohum o yerleri sarmaşık gibi sardığında ise,işte o an bilin ki yok olmanız yaklaşmıştır…”
Sayın Mustafa Akyol;
Öncelikle böyle bir site kurup ve bu site de güncel konulara yer verdiğiniz için teşekkür ederim.
Her şeyden önce sizi “Müzmin” beye yazdığınız bir cevap niteliğinde eleştiriye tutacağım.Cevabınızda “Kur’an sadece indirildiği dönemin şartlarını ingilendirdiğini ve o dönemi kapsadığını bu anlamda da o dönem ile bu dönemi kıyaslamayın.”demiştiniz kısaca.Ve üstüne üstlük “Kur’an-ı’n %85 böyle anlam taşıdığını ifade ettiğiniz de gözümden kaçmış değil.”
Sözlerinize bir sözüm yok ama herkesin farklı düşüncesi de eleştiriyi gerektirdiğini biliyoruz.Kibarca sadece eleştireceğim ama kimi yeri de acı-tatlı karışık olabilir sakın alınmayın:))
Geçmişle başlamak istiyorum her zaman ki gibi sözlerime:
Kur’an bundan yaklaşık olarak 1450 sene önce indirilmeye başlandı.Ve ilk ayeti de herkesi ilgilendiriyordu “Oku!Yaratanın adıyla oku.O sizleri bir kan pıhtısından yarattı…”
Ve böyle ilk beş ayet devam ediyordu.”Oku” günümüze ışık tutan bir ayet.Geçmişte de olduğu gibi İslam dini her şeyin cahillikten kaynaklandığını biliyordu.Puta tapmak,büyüye inanmak ve bir çok batıl inanç ve kötü davranışların…
Günümüzde de hâlâ öyle değil mi?Cahillik ve onun getirdiği bir çok olumsuzluk…
İşte,Kur’an-ı’n sadece o dönemi kapsadığını düşünmek;bence asıl cahillik bu!(Bu bir)
Ve bundan 1450 sene önce indirilmesine rağmen günümüze de ışık tutması Kur’an-ı’n evenselliğini,ilme verdiği önemi (bunu da ilk ayetlerinden anlıyoruz…Ve daha sonrakilerden de…),insanlığı hem o günün şartlarında düzene sokmak hem de günümüze ışık tutan bir çok ayetleri barıdırdığı apaçık ortada.
Bundan sonraki ayetlerin,hem bilimi hemde insanlığa ışık tutan ayetleri barındırdığını söyledim.
Bir araştırmacı Amerikalı kaptan “Kur’an-ı önceden okuduğumda sıcak ve soğuk akıntıların karışmadığını öğrenince önce inanamamıştım ama işte şimdi o görüntülerle karşı karşıyayım.Bu inanılmaz bir şey!Belki de bunları yazarken hâlâ şoktayım…” diyordu anılarında.Ve ondan sonra da İslam’ın bu güzelliklerinden etkilenerek Müslüman oluyordu bu zat.(Bu iki)
Ve Kur’an-ı’n başka ayetlerinde de çocuğun oluşumu,evrenin düzeni,güneş sistemi,evrenin katmanları gibi bilime ışık tutan bir çok konuda bahsediyorken 1450 sene önce,Orta Çağ’da Avrupa milleti daha evreni düz ve anlamsız şekillere benzetiyordu.Daha sonra Reform ve Rönesans hareketleri oldu da Dünya 1450 sene önce benzetilen şeklini aldı akıllarında.İşte bu da Kur’an-ı’n evrenselliğini gösteren bir çok kanıttan bazılarıdır.(bu da üç)
Ha şunu da unutmadan;
Bazı kendini bilmezler yüzünden Müslümanlar alternatif terörist gözüyle bakılıyor.İran’ın kendi kafalarına göre düzenledikleri sözde şeriatla yönetiminden tutun da kendilerini İslam ordusu gözüyle bakan El Kaide,Hizbullah ve Irak Terörürün 2. Lideri Mehdi Orduları…
Halbuki Kur’an’da böyle birşey geçmiyor.Yani ŞERİAT,SUÇSUZ YERE ADAM ÖLDÜRME (HEM DE VAHŞİCE),CANLI BOMBA GİBİ BİR ÇOK HEM MÜSLÜMANA HEM DE İNSANA YAKIŞMAYAN BU FİİLİ HAREKETLER…
Şeriat,insanları evrensel yani Kur’an ahlak yasalarına göre bir arada barış içerinde yaşama bilincini benimsetme ve hem bu dünya hemde ahiret hayatında mutluluğa ulaştırma prensibi ve disipinidir.
Bu malesef herkes tarafından yanlış anlanıyor.İran bunu yönetim şekli olarak algılamış,bizler ise bu gerçeği gericilik.
Ama asıl neden bunu hazmedememek.Yani ulusal barışı ve barışın kaynağı olan Kur’an-ı…
Ama gerçekler bu sözlerimle açığa çıkacağını düşünüyorum.
Kur’an ne yanlış anlaşılan şeriatı ne de gericiliği emreder.O’nun amacı,insanları bir arada barış içerisinde yaşamasını,dünya ve ahiret mutluluğunu sağlama disiplininden başka bir şey değildir.Ama bu da onun şartlarına uyulduğu ve tabiî ki uygun yaşandığı takdirde gerçek olabilir.
Sözün özü:”Gerçeklere ancak gerçeklerle uzlaşarak ulaşılabilir.Gerçekler ise biz ile sonsuz saadet arasındaki ince ve anlamlı bir köprüdür.”
bravo bravo tam istediğm gibi bir kitap
1960 larda Amerikan ve “Bati” medyasinda (Turk gazeteleride dahil) bir Vietnamli karikaturu; kafasinda koni sapkasi olan, dislek, limon suratli, oldukca salak gorunuslu fakir tipler olarak cizilirdi.
Yine son zamanlara kadar Hintli denildiginde; civi uzerine yatan, yilana zurna calan, kicinda bir karis bez parcasi olan, sakalli-turbanli tipler karikaturize edilirdi.
Afrikali ise kafasina kemik baglanmis ve masum “beyaz adami” kazanda kaynatan tip…
Bunlar bir zamanlar dunyayi somuren ingilizlerin psikolojik taktikleri idi.
Turkiyede pek bilinmez ama ingilizler yuzlerce sene bir zamanlar somurgesi olan irlanda ve halkini oylesine asagilamis ve fakir birakmislardirki acliktan olenin sayisi bilinmiyor. irlandaliyi asagilama propagandasi oylesine etkili olmuski, 1930 lara kadar New York taki Central Park’a irlandalilar alinmiyordu.
…benzeri ornekler cogaltilabilir.
***
Buradaki amac, o halki “YONETiLMESi GEREKEN iLKEL iNSANLAR” olarak portre edip kamu oyuna sunmak, boylece kendi halkindan vicdan sahibi olan potansiyel muhalif insanlar de icin “kestirmeden bahane” olusturmakti… uzun sure de basarili oldu.
***
Afrikali, Vietnamli, Hintli, Kizilderilinin vs nin somurgecilerden cektikleri kutuphaneler olusturur demiyorum, cunku tum kutuphanelerin cok buyuk buyuk bolumu bu kitaplardan olusur. Sarkilarin, siirlerin, anitlarin buyuk bir bolumude bunlar icin yapilmistir.
Yapilmaya devam etmektedir…
…tabiiki Irlandalilarla Kurtlerin arasinda bir benzerlik varmi onada siz karar verin.
Haydar bey,
İrlanda ve Kürtler arasındaki fark, Sinn F√©in, dolayısıyla IRA ile PKK arasındaki fark ile eşdeğer değildir…
IRA ile PKK arasindaki fark konustugu lisandir. Yoksa her ikiside cocuklari olduren orgutlerdir.
***
Irlanda ile Kuzey Irlanda farkli yerlerdir. Dikkatinizi cekerim.
Haydar bey
Ffark olarak görecekseniz de, Sinn F√©in ve IRA’nın kuruluşları 1910 lara dayanır.
Artık Bu devirlerde bunlara Provision Sinn Fein ve PIRA (Provisional IRA) deniyor
Sayin ingenue,
Benim bahsettigim Irlanda, baskenti Dublin olan, AB uyesi bagimsiz bir ulkedir. Zaman zaman ismi Eire yada “Serbest Irlanda” olarak gecer.
IRA, Sinn Fein orgutlerinin mevzu oldugu ve baskenti Belfast olan Kuzey Irlanda ise Iskocya, Galler, Ingiltere gibi Britanya birliginin bir parcasidir.
iki ayri ulke yani.
Haydar bey, bahsettiğiniz Kuzey Irlanda “Great
Britain”ın bir parçası değildir.
Great Britain ise, İngiltere, İskoçya, Galler gibi ülkelerin yanı sıra Isle of Wight, Anglesey, Isles Of Scily, Orkney ve Shetland adalarından ibarettir.
United Kingdom ise, İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan ibarettir. The United Kingdom ayrıca deniz aşırı Bermuda, Gibraltar, Montserrat ve Saint Helena gibi adalara sahiptir.
Isle of Man ve Channel Islands Kraliyete aittir.
Konuyu fazla saptırdık. İkisi arasındaki farkı konuştukları dil konusunda size katılıyorumm. Yalnız IRA kuruluşundan bugüne kadar 3500 insanı katletmiştir. PKK’nın ki ise bunun on katı…
Öncelikle Kürt Sorunu üzerine yeniden düşünmek isimli güzel çalışmanız için teşekkür ederim. Yanlız Rıza Nur’un karşısına koyarak bir bakıma ideal milliyetçiliği Ziya gökalp’te resmetmissiniz.Ziya Gökalpe Nurettin Topçu pencersinden bakan bir kişi olarak kendisinin bu milletin bağrında derin bir yara açtığı kannatindeyim. Bizim milliyetçiliğimiz Necip Fazıl, Mehmet Akif, Nuretin Topçu, Said Nursi endeksli mana boyutlu bir milliyetçiliktir. Ziya Göklap gibi içi manadan arındırılmış (Tekin Alp’in tabiri ile testisten öteye geçmeyen )bir milliytetçilikle yol alabileceğimiz kannatinde değilim.
oldukça güzel bir kitap ama belli bir kesimin canını çok sıkmışsınız ki hakkınızda ciddi eleştiriler yapılıyor. bence kitapta pkk sorunu ile kürt sorununu kesin cizgilerle ayıramamışsınız.bu konuda bir yazı yazıyorum size göndersem yardımcı olur musunuz?
Aydın, bilgili bir müslüman olarak dünyaya örnek olmanızı diliyorum. Bir genç olarak size imreniyorum, kaybolan şevkimi sizinle buluyorum. Teşekkürler Mustafa Akyol
Sayın mustafa bey kitabınızı okudum ve kürt kökenli türk vatandaşı olarak bir kez daha türk ve kürt halkının barışına inandım
bu ülke elelebet kalacaktır inşallah ben kürt asıllı olarak bu ülkeyi kurtaracak üç unsurun(kürt-türk ve iman) devam etmesi halinde kalacağına inanıyorum. kimisi sevmez kürdü, kimisi zevmez türkü ama ikisinide sevmeyen imansızdır.diğer adı abd dir diğer adı israildir.lakin kürtlerin eğitim sorunu büyük bir sorundur hepsinden.bütün kötü olayları (kapkaç,tecavüz,kaçakçılık ect.) kürtlere mal etmek ne kadar insanlığpa sığar varın siz düşünün lakin fazla düşünmeyin çünkü türkiyede dşünce sucu var mazallah saddam gibi asılırsınız. bu bir gercektirki kürtlere gerektiğinden fazla önem hiçte verilmiyor ben kendimden cevremden biliyorum artık AŞİRETÇİLİK kalktı bilmem blki güneydoğuda azda olsa vardır. olsa bile gidin bakın onların misafirperverliğine, kalplerini acın bakın. bugün ekonomide,sanatta,eğitimde,siyasette kürtlerin varlığını kimse küçümseyemez. kardeşim bırakalım gitsinler diyenler utansın o millet nereye gidecek ki tüm kürtler bir ayaklansa sen evinde rahat uyuyabilecekmisin ki? PKK ermeni asıllı hatta stalinist kişilerin kurduğu bir örgüttür kürtler(tam kürtler) asla onlarla iş birliği içinde değiller tek düşünceleri adam gibi bi hayat, eş iş aş… elbetteki beyinler yıkanacak bazıları tuzağa düşecek hatta bazıları türk ırkçılığına tepki olarak dağa cıkacak. sadece cennette rahatlık vardır.sen iyi düşün ölüm döşeğinde belkide oğlun mişrasına konmak için dört gözle beklerken senin cesedini bir kürt kaldıracak ve yaptığın herşeyin hesabını vermeye geldiğinde ilk karşına cıkacak olan kul hakkıdır. yakanı bırakmaz kul hakkı lakin yaptığın ırkçılık en büyük kul hakkıdır.. bu sözler sadece müslümanlar içindir geri kalan zavallı insanlar için söyleyecek tek söz vardır ALLAH kolaylık versin…
merhaba,kitabınızı okudum, herşeyden önce toplumumuzda konuşulmayan veya yanlış aktarılan konulardan birini ele alıp ,objektif biçimde aktarmışsınız,elinize sağlık.Kitaptaki aryan ırkı konusu üzerinde söylemek istediğim birşey var.Konu bazı yerlerde öyle karışmış ve uzamış ki anlamakta zorlandım doğrusu.Asıl sormak istediğim konuysa Kitabın biryerinde “Ellibin yıl öncesine dair bilinen insanlar Neanderthaller veya homo sapiens archaic gibi kimilerinin ‘alttür’saydığı ,hiçbir ırk veya milleterle ilişkilendirilemeyecek en temel insan gruplarıdır.” demişsiniz.Şuana kadar kitaplarda okuduğum kadarıyla insanların bu şekilde sınıflara ayrılması-homo sapiens ,homo erektus vs. gibi-evrim teorisi taraından yapılmış.Akıllı tasarım konusunda bildiklerim ise sizin sitenizde okuduklarımla sınırlı.Ama bu sınıflamaların akıllı tasarım tarafından da kabul edildiğine rastlamadım.Bu teori bu tür sınıflamaları kabul ediyor mu anlamış değilim?
Merhabalar Mustafa Bey,ben yazarlık yaptığım için kitabınızı birden fazla kez okudum.Özellikle bazı kısımlarını daha da çok…Kitabınızda,ideolojik olarak ortada kalmışa benziyorsunuz.Yani hafif Atatürkçülük kıpırtıları,hafif Ilımlı İslam…
Bunları eleştirmeyeceğim elbette,her yazarın bir uslübü vardır ancak ben sizin ılımlı İslam’ın temsilcilerinden biri olduğunuza inanıyorum.Hatta T.C kurulurken,öylesine yorumlar eklemişsiniz ki,sanki Mustafa Kemal’in devrimi yapması ve ümmetçiliğin bozulması büyük bir sorun yaratmış gibi…Evet feodal düzende böyle bir etki olduğunu söyleyebiliriz ancak faşizan düzenin nyanlışlarından da bahsedebilirdiniz.Köy enstitülerini kaldıran zihniyetten,Diyarbakır cezaevinden falan pek bahsedilmemiş.Sanki kitabın okuyucuları için,Kürt sorununu çözmek için ümmetçilik anlayışı sunulmuş.Siz de haklısınız,Amerika’da okumuşsunuz ve belli bir ideolojik kültür ile büyümüşsünüz ancak neden emperyalist tuzaklardan hiç bahsetmediniz?Yani körü körüne İngilizlere suç atmak ne kadar doğru?Sizce bu sorunun yaratımında ABD’nin rolü yazılmayacak kadar ufak mı.
Emeğinize sağlık,saygılarımla…
doğrusu harika konulara değinmişsiniz dileriz bazı gözü kör olan türk kardeşlerimizin gözlerine şifa olur selam ve saygılarımla
Benim fikrimce bir kürt sorunu yok. Bu sorun dış güçlerin dayatmasından başka bir şey değil.kürtler çok çabuk galyana geliyorlar. Kendilerini bizlerden soyutlayarak grup oluşturma yoluna yöneliyorlar.tüm şehirleri gözlemledeğinizde kürtlerin sanki herbiri anlaşmışçasına bir bölgede toplandıklarını ve bu bölgelerde ikametgah ettikleri göreceksiniz.sürü psikolojisi daha küçük yaşlarda başlıyor. Yani anlatmak istediğim sorunu kendilerinin yarattığı.biz onlara birşey yapmıyoruz.İlk saldıranlarda onlar olmadımı.Milyar dolarların döndüğü bir orta doguda, silah satışı yapan soguk ve sıcak iki ülkenin rekabetinden doğan sorunlar bunlar.
Kürtler hak talep etmiyor bağimsizlik hatta bir adim daha ilerisi büyük kürdistan istiyorlar.ne kadar hak verirsek verelim yeterli görülmeyecek
Sayin Akyol,
Kitabinizi cok buyuk bir heyecan ve ilgilyle okudum. Hasan Cemal’in “Kurtler” isimli kitabindan sonra en doyurucu bakis acisina (acilarina) sahip eser.
Kaleminize saglik.
Ataman Bey
)…siz düşüne durun belki K ve T harflerine ekleme veya kısaltma yaparsınızda kürt meselesine çözüm getirirsiniz.
yazdıgına bakarmısnız…
Evet lazkopat diye ırkçı-faşist görüntü sergileyen bir arkadaş katılmış….
______________________________________
siz sanki ayrı bir tutum takınıyormussunuz gibime geldi yanılıyormuyum nedir acaba?lazkopatla aranızdaki farkı yazarmısınız? ama cekilmişsiniz sanırım uzun süredir yazınızı göremedim yine düşünmekle mesgulsunuz sanırım
Sayın Mustafa AKYOL Kitabınızı okumadım ama eleştiriler ırkçı ve faşist yorumcular dısındakilerce baya beğenilmiş eleştiriler olumlu yönde en kısa zamanda okuyacagım basarılarınızın devamını diliyorum…
Saygılar…
sayın ataman bey siz nasıl bir insansınız anlam veremedim.yukarda Allah var unutmayın vede saçma sapan yorumlar yazarak bu satırları işgal etmeyin
5000 yıllık Türk ve Anadolu tarihinin ilk ırkçı partisi DTP, ilk ırkçı hareketini kürtler başlatmış ve arkadan vurmuşken, niçin biz onlara hala emzikli çocuk muamelesi yapalım ki? İstiklal Savaşı bitiminin haftasında Hainler, Irak işgal altında vatanlarını değil abd çıkarlarını koruma maskarası olmuşlar, sınırlarımızı ve namusumuzu koruyan askere polise arkadan saldırıyorlar. “Bunu yapan pkk tüm kürtler değil” cümlesi de masal çünkü DTP nasıl yüzde 70 oy alabiliyor? İmralı yolundaki otobüslerde 80 yaşındaki ninenin ne işi var?
Bir de doğu geri bırakılmış konusu var. içinde kürt olmayan Kastamonu’ya bir gidin derim. Özellikle köylerine.
Türkiye’nin kürt sorunu falan yoktur. İhanet ve satılmışlık peşinde olan bir aciz güruh sorunu vardır. Gerekirse İstiklal Mahkemeleri ile çözülecektir.
mustafa bey sizden ricam bu tartışma ortamının kalitesini biraz daha arttırın.yazılan yorumları biraz daha irdeleyerek buraya çıkarın.özellikle lazkopat ve ataman beyin bu siteye girmesini kanunen engelleyin.bi insanın görüşü ters olabilir kürtleride sevmeyebilir ama bunların yaptığı düşmanlık.ben kürt falan değilim kayserili bi türküm.tüm kötü işleri yapanların kürt olduğunu söyleyen arkadaşa sorun bi,o da doğuda büyüseydi sonra büyük şehire gelseydi sonu ne olurdu.o sadece kötü işlerle uğraşan kürtleri görmüş.araştırırsak her memleketten ipsiz sapsız adama rastlarız.lazkopat bey,hrant dink zanlısıda laz dı.onu gözünüz görmedi mi?o adamın dağdaki teröristen farkı sadece şehir ortasın da eşkıyalık yapmak,kendi halinde işine giden bi zavallıya kurşun sıkmam mı?şimdi bu zanlı laz dı diye lazlar hep kötü diyecez?şunu unutmayın önemli olan iyi insan olmaktır bu dünyaya faydası olan insan olmaktır.sonuçta herkes aynı yere gidecek ve orda türk kürt ayrımı olmayacak orda iyi kötü ayrımı olacak.ataman bey Atatürk gibi yüce bi insanın sözlerini saçma sapan yönlere çekmeyin.yapıyosanız yorumlar yapın.bu rada mustafa bey kitabınızı hemen alacağım okuduğum bölümlerde iyi araştırmanın izlerine rastladım.elinize sağlık.
iyibir gözlemciyimdir.
bir durum daha farkettim.
zerdüştlük dinini yeniden hortlatmak.
buna sempatisi olan birden fazla şahıs da tanıdım.
zannımca farklı bir din sahiplenilirse.
müslüman kardeşliği kalkacak.
ve farklı din.farklı ırk farklı dil
ile binlerce yıllık birliktelik
müslümanlık zerdüştlük diye de
suni olarak ayrılınca
kanlı bir cankırıma dönüşecek.
böyle de planlar var diye düşünüyorum.
kapitalist ülkelerin
büyük milletleri ellerine geçirmesi
ve bunun süregelen bir yapı kazanması kolay degildir.
ne kadar küçük olsa okadar iyi sömürülür
mantığını tek hücreli canlıların bile uyguladığı
kanısındayım.
tabiatta olan olayları günlük yaşantımızdan birçok örneği görerek (bu Kuran-ı kerim’de “Oku” diye geçiyor) karşılaştırabiliriz.
Batılı bir filozofun (bizde bunun adı şeyh,hoca… dır )
Büyük işler başarabilmek için.küçük karıncalar gibi çalışmak kafidir”
diyerek ve bazen karıncalar kadar aklımızın olmadıgını düşündüğümü söyleyerek
ilk ve son mesajımı gönderiyorum.
saygılar
sadece görüşlerim
kimseye taş atmadım.
Koca koca adamlarsınız ve hatta hemen hemen hepiniz entellektüel birikintilere sahipsiniz ama kendi aranızda sohbet etmekten birbirinize cevap vermekten dolayı konunun aslından o kadar uzaklaştınızki gerçekten çok ayıp.
Şimdi hepiniz kendini haklı çıkarmak yada beni mat etmek için o kadar güzel cümleler kullanacaksınızki okuyan sizi haklı görecek.Şu an benide bu cümleleri yazan biri olarak sizin konumunuza düşürdünüz ama buna mecbur kaldım.
Ben kürdüm ve kürtlükle alakalı bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.Samimiyetimle söylemeliyimki sizin tartışmalarınız beni bunalttı,daral geldi vallahi.
Sözün sonu ; yaptıklarınız çok ayıp.
bende bir kürt vatandaşıyım muşluyum ama sonuçta bu vatan için gerekirse canımı vıririm bu bayrak için kanım canım feda ama ne yazıki bizi kuçusuyorlar buneden bu kadar ofke kuzey ıraktaki kutlerle türkiyedeki kürtleri karıstıran sadece cahiliktir bikaç akılsız çıkıp teror estiriyo o kadar şehit vırdik ama yinede türkiyedeki kürtlere kotü gozle bakmak cahiliktir bizde bu vatanın bu bayragın altında yaşıyoruz?
sayım musatfa abi kitabınıza bisi dedigim yok ama bak bunuda dusunelim bende türkiyedeki kurtlerden biriyim ama bizleri hain gorüyorlar ayrımcılık yapıyorlar bizi kuzey ıraktaki kutleremi benzetiyosunuz onlar satılmış insanlar cahil insanlar arkalarında amerika var bu yuzden bizleri tehtit ıdiyorlar ianan yani bir çok kurt tanıdıklarımda bunu soyluyo biz gerekirse bu vatan için canımızı vıririz sonuçta bu bayragın altında yşıyoruz yarın oburgun bir savaş çıksa hepiz gidecez ama ne yazıki valahi turkiyedeki kürtler ve türkler dosttur hepimiz ademin çocuklarıyız kitabımız bir herseyimiz bir bu neden ?
mustafa bey türk milliyetçiliğinin siyasal zeminin, buna inananların hal ve hareketlerini değerlendirmekten ise türkiye için resmi anlamda nasıl bir milliyetçi çizgi tasarlayabilirsiniz, vatanseverliğin ölçütlerini belirleyeceğinize devletin resim ideolosinin ne olması, nasıl bir siyaset izlenilmesi ve bunun partilere göre değişmeyecek nasıl bir ulusal devlet modelinin oluşbalieceği hususunda neler kurgulayabilirsiniz…. bu konuda sizden ciddi bir çalışma bekliyorum, yeni kitabınız türkiye cumhuriyet devletinin siyasal ve ideolojik sürecinin değerlendirmesi ve gelecekteki türkiyenin kurgulanması olabilir örneğin ister iseniz bu konuda paslaşabiliriz
Bilimsel -tekraren; bu bilim bilim değil onun kutsal nesne haline getirilişidir- olarak Türkler, Farslar, Araplar “kurtuluş”a ermiştir, Türkler ilerici, Fransızlar ilericiydiler. Hasılı ulus devlet kuran her kim varsa alemde o ilericiydi. Ama gel gör ki şu modern zamanlar boyunca bir tane olsun doğru düzgün ulus devleti inşâ edemeyen Kürdler gericiydi, ayak takımıydı yobazdı bilimsel olarak!
Sakın yanlış anlamayın ben bilimsel gelişme ile dini gelişmenin birbirinin karşıtı olarak ilerlediğini anlatmaya çalışmıyorum. Ne pozitif ne de negatif cihette ikisi arasında böyle bir zorunluluk ilişkisi kurmak mümkün değildir.
Mezkur paradigma ile İslam dünyasının ahvaline bakarsak devlet kurabilmiş bütün Müslümanların “kurtuluşa ermiş” olduklarını görmemiz ve kabullenmemiz gerekecek. Üstelik meselenin bir başka boyutu daha var; İslam dünyasında Müslümanların kurduğu 60′a yakın devlet acaba İslam’ın “ilerici” mi yoksa “gerici”mi olduğuna dalalet eder. Kürdler modern zamanlarda devlet kuramadılar diye gerici mi oldular yoksa ilerici mi oldular?
İslam Türkler’i bir dönem dünyanın neredeyse hakimi haline getirdi, Farisîler medeniyet olma özelliklerini İslam ile kemikleştirdiler ve de dünyanın her zaman hatırı sayılır gücü oldular. Peki İslamiyet Farisîlerin ve de Türkler’in bu kadar işlerine yaradı da bu başarıyı Kürdler neden göstermedi dersiniz? Üstelik İslamiyet oralara da Kürdistan’a nasıl girmişse öyle girmiştir.
Peki Araplar, Farslar ve Türkler de Müslüman değil midir? Bu Müslümanlık denen şey Araplar’ı, Farslar’ı, Türkler’i, Endonezyalılar’ı, Cezayirliler’i, Pakistanlıları vs. “kurtarabiliyor” da neden Kürdler’i kurtaramıyor?
Mesele gayet açıktır: Bu durum İslam dininin kendisinden değil Kürdler’in kendi sosyolojik imkan(sızlık)larından kaynaklanmaktadır. Kürdler medeniyet olma özelliği gösterebilecek bir tarih tecrübesine, bir dile ve edebiyata sahip değillerdir ve hala da olmamıştır. Bunun İslam olmakla hiçbir ilişkisi yoktur.
şimdi bir kürd yazarın görüşleri ile karşılama yapmak istiyorum,
Delilerden bahs ederken asikar ki S. Zilan bilgi ve olgulara dayanarak hareket etmemekte, bilakis buna aykiri davranmaktadir. Islamiyet¬¥in Kürdistan¬¥a gelis seklini ve islamiyetin zorla kabul ettirme sürecinin Kürdler acisindan nelere mal oldugunu ne S. Zilan nede hic kimse inkar edemez, inkar ettiklerinide zan etmiyorum. Kürdistan dag ve ovalarinda nekadar Kürd kelesinin asildigi ve ne kadarinin dilinin kesildigi gercegini S. Zilan yadsiyabilir mi!?
Bizim bugünün Kürdistan’ı adına 1400 yıl önceki Kürdistan üzerinden bir şeyler devşirebilmemiz için, referans nesnemiz olan “1400 yıl önceki Kürdistan”ın zamansal koşullarını hesaba katmamız lazım. Bu bir.
İkincisi Kürdistan’a İslamiyet’in vahşi yöntemler ile girdiğine ilişkin iddiaların nesnel bir kaynağı var mıdır? O dönemin tarih kitaplarından hiçbirinde böyle bilgiler yoktur. Hz. Ömer’in Kürdçeyi yasakladığı, bilmem hangi komutanın Kürdler’in dilini kestiği ve de kellelerin havada uçuştuğuna ilişkin tek bir “tarihsel belge” yoktur.
Varsa getirin bize gösterin biz de bilelim. Biz ulaşabilmiş değiliz. Yalnız bir bilginin tarihsel bir belge niteliği kazanması onun herhangi bir kitapta yazılmış, gündeme getirilmiş olması yetmiyor. Bu iddiaların sözkonusu tarihsel dönem itibariyle “belge” niteliğini teşkil edecek referansalarına bakılır ki bu tür kaynakların hiçbirinde böyle bilgiler sözkonusu değildir. Kürdler adına tarih yazıcılığı yapanların kitaplarında bu iddiaların kol gezdiğinden habersiz değilim bu arada.
Hz. Ömer’e atfedilen “Kürdçeyi yasakladığı” ve Kürdler’in kellelerinden bilmem ne fanteziler geliştirdiği ve de Kürdler’in dillerini kestiği yönündeki iddiaların hiçbir belgesel niteliği yoktur ve de bunlara inanabilmemiz için Hz. Ömer hakkında bilinen tüm sahih ve belgesel haber ve bilgilerin hepsini toptan reddetmemiz gerekecektir.
Hz. Ömer adalet ve merhameti ile insanlık var olduğu sürece anılacak ve kendisini yakından tanıyanlarca hayranlık uyandıracak denli muazzam bir İslam insanıdır. Adalet ve merhameti, içten ve gayretli çabası ve yaşam biçimi ile bütün insanlığa emsal teşkil edebilecek biridir. Bu iddiamı ispatlayabileceğim yüzlerce tarihi belgem vardır. Eğer Hz. Ömer’e -zaten mesnedsiz olan- bu yakıştırmalara inanacaksak insanlığın elinde bulunan bu yüzlerce tarihi belgeyi yok saymamız gerekecek. Çünkü burada büyük bir çelişki vardır. O zalim, gaddar, dilleri yasaklayan, dilleri kesen, kellerlerden fanteziler yapan biri midir yoksa adalet ve merhameti ile dillere destan biri midir?
Diyarbakır’ın, Silvan(meyafarqin’in)’ın, Bitlis’in, Gaziantep’in, Urfa’nın ,Mardin’in, Siirt’in, Adıyaman’ın teker teker İslam’a giriş serüvenleri kayıt altındadır ve bu illerin tarihlerinde mevcuttur.
Gecen yüzyilin basindan beri ezilen uluslarin kendi kurtulus mücadelelerini verirken Kürd¬¥lerin kendi kurtulus sorunlarina nasil yaklasiklari, osmanli devletinin yenilgisi sonrasinda isgalci batili devletlere nasil baktiklarini, kendi ‚Äûdin kerdesleri“ olan Türk¬¥lerle nasil ‚Äûgavurlara“ cephe actiklarini Kürd¬¥lerden bilmiyen var mi!
Balkan uluslari savas öncesinde nasil ulusaal kurtulus savasi verdikleri, Osmanlilarin yenilgisene sevnirken, Kürd¬¥lerin ‚Äûisgalcileri“ kovalamak icin nesil cihat actiklarini herhalukarda sayin S. Zilan da bilmektedir. Kardes millet olarak bildigimiz Ermeni¬¥lere karsi ‚ÄûHamidiye Alaylari“ olarak hangi motiflerle katliamlara yardimci olduklarmizi hepimizin malumu degil midir!? M. Kemal kendi örgütlenmesini ilk önce nicin doğuda baslattigini ve bizim aramizda neden ragbet gördügünü hangimiz yadsiyabilmektedir!.
Kürdler Türkler ile birlikte bağımsızlık savaşı vererek emperyalist devletlere karşı savaşmışlardır. Bu bir bağımsızlık savaşıydı ve temel katalizörü dindi. Bu doğru ve olması gereken bir şeydi. Lakin Türk devletinin Kürdler’i kandırmış olmasının İslam üzerinden tartışılacak bir tarafı yoktur. Şeyh Said gibi zatların zaten buna itiraz ederek ayaklandığını ama bunu başaramadığını biliyoruz. Kürdler’de ulus olma bilincinin geç gelişmiş olmasının tarihsel ve sosyolojik koşulları vardır, değilse diğer “bağımsızlığa kavuşan” İslam ülkelerinin İslam’a rağmen bunu nasıl başardıklarını açıklayamayacağız.
Yakin tarihimizde Türk devleti gerilayi “Ermeniler“ olarak nitelendirip halkimizin önemli bir bölümünü dini duygularla maniple ederek kendi tarafina cekip kendi kardesine karsi savastirmadi mi?
Ben dini duygularından ötürü PKK’ye karşı devletin yanında savaşan bir Kürd görmüş değilim. Halbuki yazar “halkımızın önemli bir bölümü”nden bahsetmektedir. Dindar Kürdler hiçbir zaman devletin yanında yer almak için PKK’den uzak durmuş değiller. En az PKK kadar onlar da devlet düşmanıdırlar.
Peki yazar bunları sorgulayacağına neden şu soruları sormuyor: Kürd halkının önemli bir kesimi ve de dindar Kürdler’in çoğunun PKK’den uzak durmayı tercih etmesi acaba PKK’nin “din dışı” söyleminden de kaynaklanmıyor mu?
Sayın yazara sormak isterim neden hemen hemen her Kürd Şeyh Said’i, Kadı Muhammed’i, Molla Mustafa’yı sever de Abdullah Öcalan’ı sevmez?
Eğer size şunu hatırlatırsam belki de bu sorunun cevabını vermiş olursunuz: Molla Mustafa “komünist” olsaydı, halkının dini inançlarına hakaret edip aşağılasaydı, din ile savaşmayı kurtuluş mücadelesinin bir gereği olarak kabul etseydi asla başarılı olamazdı, halkının desteğini alamazdı ve de bugünkü Güney Federal hükümeti olamayacaktı.
Demek ki dindarlık ulusal mücadelenin önünde bir engel değil tam tersine bu mücadelenin muvaffakiyetinin önemli bir gereğidir. Peki o halde ulusal özgürlük mücadelesinin önünde engel olan şey nedir? Gayet açık: Dinsizlik, dindışılık.
Türkiye’deki Kürd siyasal hareketi tarihi bir yanılgının içerisindedir. Yıllarca İslam’ı ulusal mücadelenin önünde bir engel olarak addettiler ama aslında bu söylemin kendisinin ulusal mücadelenin önünde bir büyük engel olduğunun farkında değillerdi.
Güney Kürdistan¬¥a habire “girip isgal ederiz“ tehdidinde bulunan AK-PARTİ, Kürdistan¬¥da halen nicin birinci parti durmundadir!.
Cevabı gayet basit: Çünkü Kürd siyasal hareketinin inancını temsil etmediğini düşünüyor. Burada suçlu olan Kürd değil Kürd siyasal hareketidir. Ayrıca Türkiye’nin Güney Kürdistan’a girişine eyvallah diyecek dindar Kürd de bulamazsınız.
Hasılı AK-Parti’nin Kürdistan’da birinci olması dindar Kürdler’in değil dinsiz Kürdler’in suçudur. (Gerçi AKP birinci değil, seçimlerde DTP açık ara ile önde)
Esmer tenli çocuklara söylenmiş yalanları kalemler yazamaz, diller anlatamaz. İnanmıyorsanız Mahabad’ın Çarçira meydanında asılmaya giderken “Allah’ım, şahitsin ki senin yolunda elimden gelen her şeyi yapmışım. Allah’ım, Kendin de şahitsin ki bu millete hizmet etmekte hiçbir şey esirgemedim ve endişem olmadı. Allah’ım, bu dünyada ve kıyamette mazlumların intikamını zalimlerden al (benim bildiğim kadarıyla bu hep böyledir). Her şeyden haberdar olan Allah’ım, bütün mazlumları ve Kürt milletini de zalimlerin boyunduruğundan kurtar” diyen mazlumun vasiyetnamesini okuyun. .
kürt-islam sentezi
seçimlerde AKEPE ve dehap-dtp nin oy karşılaştırmasını yaptığımda görüyorum ki aslında doğuda AKEPE desteklenmelidir , kürt sorunun azdırıcı yanları olsa da bazı yönlerden de entegre edici yönü de var
ADIYAMAN:
DTP : 25.666
AKP : 88.831
AĞRI:
DTP : 51.947
AKP : 26.219
ARDAHAN:
DTP : 9.142
AKP : 6.746
BATMAN :
DTP : 70.027
AKP : 30.654
BİNGÖL :
DTP : 19.709
AKP : 28.198
BİTLİS :
DTP : 30.352
AKP : 18.151
DİYARBAKIR :
DTP : 236.689
AKP : 67.298
HAKKARİ :
DTP : 33.881
AKP : 5.115
IĞDIR :
DTP : 20.199
AKP : 4.015
KARS :
DTP : 23.659
AKP : 20.831
MARDİN :
DTP : 89.113
AKP : 34.746
MUŞ :
DTP : 49.302
AKP : 21.876
SİİRT :
DTP : 26.980
AKP : 14.728
ŞANLIURFA:
DTP : 83.600
AKP : 99.331
ŞIRNAK :
DTP : 47.567
AKP : 14.512
TUNCELİ :
DTP : 13.470
AKP : 2.759
VAN :
DTP : 105.520
AKP : 66.197
yukarıda kürt islam sentezi dedim ya bu tür bir akımın fikri yapısına ilişkin olarak bazı yazılar var mesela aşağıda örneğini sunayım;
KARDEŞ DEĞİLİZ
Türkiye’de ifade edilmesinden en çok rahatsızlık duyduğum savlardan biri de hepimiz kardeşiz iddiasıdır.
Bu rahatsızlığım, biraz sonra açıklayacağım üzere kardeşliğe olan rahatsızlığımdan değil kardeşlik söylemi ve iddiası üzerinden kardeşliğin katledilmiş olmasındandır.
Yani aslında kardeşliğe olan tutkum ve özlemimden ötürü hepimiz kardeşiz iddiasından hoşnutsuzum.
Kimi zaman hayat içerisinde dini veya herhangi bir siyasi/ideolojik söylem ve inanç vesilesi ile tanınıp, bu tanıtlamayı hoş karşılayıp, dini ve söz konusu ideolojik kabulü sadece öznel hayat pratiğini meşrulaştıran bir zemin olarak görenler vardır, kardeşlik meselesi de böyle bir şey aslında.
Türkiye’de en çok da vurgusu yapılan Kürdler ile Türkler’in din kardeşliği meselesidir. Türkler’in ultra faşistleri her zaman Allah’tan, Peygamberden bahsederler.
Nedir İslam kardeşliği?
İslam kardeşliği tevhid ve adalet üzerine kurulmuştur.
Halbuki Türkiye’de reel şartlar içerisinde ihya edilmek istenen kardeşlik şirk ve zulüm üzerine kurulmaktadır.
Şirk üzerine kurulmaktadır çünkü insanların birbirlerine veya iktidara veya geleneğe kulluk etmeden sadece Allah’a kulluk esası üzerine değil; ulusal, devletçi ve iktidarcı bir esas üzerine kurulmak istenmektedir.
Zulüm üzerine kurulmuştur çünkü Türkler ile Kürdler’in kardeş olması, aralarındaki kardeşlik hukukunun tesis edilmesi ile olanaklı olabilir.
Nedir bu kardeşlik hukuku?
Hz. Muhammed (sav) der ki; “kendiniz için istediğin (meşru) şeyi kardeşin için de istemedikçe iman etmiş sayılmazsınız”
Yani Müslüman bir Türk, kendisi için istediği meşru ve hukuki kazanımları bir Kürd kardeşi için de istemedikçe Kürd ile kardeş sayılmaz.
Hatta iman etmiş sayılmaz.
Müslüman Türkler, meşru hakları olan siyasi ve kültürel özgürlüğü, dilini konuşma ve yayma serbestliğini, tarihini öğrenme ve çocuklarını istedikleri meşru kültürel formlarda yetiştirme haklarını, hatta devlet kurma hakkını Kürdler için de istemedikçe Kürdler ile kardeş olmuş sayılmazlar.
İman etmiş sayılmazlar. Peygamberin bu esasını es geçmiş sayılırlar.
Hz. Muhammed(sav) aramızda hakem olsun.
Ben can u gönülden razıyım.
O hiçbir zaman insanları Araplaşmaya çağırmadı. Onbinlerce insanın toplandığı veda hutbesinde manifestosunu ilan ederken Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana üstünlüğü yoktur demişti.
Hiçbir kavim diğerine üstünlük taslamayacak.
Hiçbir kavim, diğeri istemedikçe öbürünü asimile etmeyecek, varlığını inkar etmeyecek, dilini yasaklamayacak, meşru kültürel taleplerine engel olmayacak.
Müslümanın, müslümanın dilini yasaklaması haramdır. İmha etmesi haramdır.
Şu halde bizim kardeşlerimiz aynı zamanda bu hakkı ve meşru taleplerimizi temin etmede bize yardımcı olanlardır.
Bir Türk eğer bu konuda Hz. Muhamed (sav) gibi düşünüyorsa benim kardeşimdir.
Beni kavmine, ulusal/Kemalist devletine, bayrağına davet eden, kardeş olmamızı bu şartlara bağlayan bir Türk benim kardeşim değildir.
O da beni kardeş kabul etmemekle onurlandırmış olur. Kardeşliğimi Kürdlüğümden vazgeçmeme bağlayan insan zaten Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din ile de problemlidir.
Hepimizin malumudur ki Türkler’in -kahir ekseriyetle- Kürdler’i kardeş kabul etmesi onların Kürdlüklerini bertaraf etmeleri ile koşullanmıştır.
Kardeş olmak ayrı tektipleşmek, hemkavimleşmek ayrı bir şeydir. Kardeş olmanın ölçüsü benim yanımda aynı dili konuşmak veya aynı ırktan gelmiş olmak değildir ki kardeşliğimi bu esasa bağlayanı nerde kardeş kabul edeyim?
Kardeşlik diye davet edildiğimiz yerde zulüm ve inkar vardır.
Kardeşlik kavramının ihya edilmesi gerekir.
Tevhid ve adalet esaslarına göre tecdid edilmesi gerekmektedir.
Değilse bu koşular altında “kardeşiz” demekle kardeşliğin canına okumuş oluyoruz, kardeşlik kavramının içini boşaltıp tam da tersi bir anlam ile doldurmuş oluyoruz.
“Kardeşliği”, kardeşliği katlederek temin etmeye çalışıyoruz.
Onun için kardeşliğin hikmetine ve niteliğine sadık olan Kürdler ve Türkler’in bu yalana karşı çıkmaları lazım.
O zaman onlar gerçek kardeş olmuş olurlar.
Ümmetçi” olmakta kardeş olmakla mümkündür.
Kardeşlik hukukunun ihya edilmediği bir toplum ümmet değildir.
Kürdler’in adam yerine konulmadığı bir toplum ümmet olamaz.
Kürdler’in, Allah’ın ve doğanın onlara verdiği hakları temin etmeye çalışmayan bir toplum ümmet olamaz.
Müslüman Kürdler bunu temin etmeden ümmetten bahsedemezler.
Ümmet kaygısı taşıyan Müslüman bir Kürd’ün, Kürdler’i ümmete kardeş kılabilecek koşullar hazırlama gayreti taşıması gerekmektedir.
Kürdler’in davası temel olarak kardeşlik davasıdır. Kürtler kendilerine kardeşçe uzanan bir eli öpüp başlarına koyarlar.
Kürdler’in ekstremist bir davası, söylemi ve talebi yoktur. Başkalarını asimile etmeyi, toprağından sürmeyi, inkar etmeyi akıllarından bile geçirmiyorlar.
Diğer bütün Müslümanların sahip oldukları haklara sahip olmak istiyorlar.
Onun için Kürdler’in davası temelde kardeşlik davasıdır.
Başkaları onları “etnik bölücü” olarak adlandırabilir.
Onlarınki haksızlık ve zulüm üzerine kurduğu bir kardeşliktir. O kardeşliğin bölünmesi gerekir tabii ki de.
Bir Kürd kardeşlik talep ediyorsa, Türkiye’nin reel şartlarında bölücü olması şarttır.
Bölücü olmayan Kürd ümmetçi olamaz, kardeşlikten bahsedemez.
—
gördüğünüz üzere çokça ilgimi çeken bir fikriyat oldu benim için mantıksız yanları da yok değil bunun üzerinde düşüneceğim
merhaba…
mustafa akyolu babam aracılığıyla tanıdım yazılarının derinliği we cazibesi akıcılığı beni çok etkiledi her tanışığıma tavsiywe ediyorum…
KÜRT TÜRK sorununu NE MUTLU TÜRKÜM ile tamamlayan ama KÜRT TÜRK KARDEŞTİR diye başlayan zihniyetleri kınıyorum…herkesin kendi ırkıyla övünmeye hakkı wardır NE MUTLUKİ BENİM IRKIMA,,
kardeşlik başka bir ırkı kendi ırkıymış gibi kabul edip o ırka mensup insanlar gibi olmak deildir.. insan kardeşi büyük suçlar işlemişde olsa onu bağrına basmayı bilmektir..bir daha aynı hatayı yapmama sözü aldığında..o yüzden kardeşlik naraları atmamak daha iyidir selamlar..
mustafa AKYOL beyin açıklamaları we yaklaşımları için kutluyorum(kitabı okumadım ama en kısa zamanda inşAALLAH)
bende bir kürd olarak mustafa beyi kitabı için tebrik ediyorum.
özellikle son yıllarda yapılan inkar politikalarına karşı dikkat çekici bir eser olduğunu düşünüyorum.
aynı çizgilerde, tarafsız, çözüm önerebilen nice eserlerin ortaya çıkmasını temenni ediyorum.
ayrıca lazkopat vb. insanlıktan nasibini almamış kişileri kınıyorum(uzun zamandır sesi çıkmadığına göre ülküdaşı ogünle görüsüyodur).
ayrıca ataman bey gibi insanlarda cafcaflı laflarla demokrasiyi savunduklarını sanıp ırkçılık yapmaktadırlar.(duyurulur).
yaşasın halkların kardeşliği derdim eskiden ama yıllar geçtikçe türk kardeşlerim nedense bana ya sev ya terket gibi kelimeler kullandılar.
şimdi ise kürdistanda barzani türkmenlere ya sev ya terk et dediğinde bu türk kardeslerimizin neden bu kadar zorlarına gidiyor ve meydanları dolduruyorlar anlamış değilim.
slav u hurmet….
Öncelikle herkese selamlar
ancazin kardeşim demiş ki;
“”"Beni kavmine, ulusal/Kemalist devletine, bayrağına davet eden, kardeş olmamızı bu şartlara bağlayan bir Türk benim kardeşim değildir.”"”
“”"O da beni kardeş kabul etmemekle onurlandırmış olur. Kardeşliğimi Kürdlüğümden vazgeçmeme bağlayan insan zaten Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din ile de problemlidir.”"”
kimse size kürtlüğünüzden vazgeçin demiyor. ancak bu ülkede yaşamak istiyosanızda bu ülkeyi temsil eden milyonları temsil eden yüce TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN bayrağını kabul edeceksiniz. aksi takdirde demiş olduğunuz şekilde bi durum olursa yani sizin kendi bayrağınız bizim kendi bayrağımız onların kendi bayrağı[yukarıda kastetdiğin budur.] olursa 30 yıldır pkk yoluyla bölünmeyen bu ülkeyi 30 saniyede bölersiniz.(tabi bu benim düşüncem herkes istediğini düşünür.)
“”"Hiçbir kavim, diğeri istemedikçe öbürünü asimile etmeyecek, varlığını inkar etmeyecek, dilini yasaklamayacak, meşru kültürel taleplerine engel olmayacak.”"”
asimileden kastını anlayabilmiş değilim. ancak şunu söylemekte fayda var M.K. Atatürk’ün de bize gösterdiği yolda bir ülkede birlik ve beraberlik ancak ve ancak dil bütünlüğü ile sağlanır.lazı ben lazca konuscam ermenisi ermenice konuscam kürdü kürtce konuscam … derse ne olur bu ülkenin hali anayasada da belirtildiği gibi bu ülkenin resmi dili Türkçe’dir.. evinizde ya da eş dost arasında kendi dilinizi konusmanızda sakınca görmüyorum. ancak yarın öbür gün bu durum meclise ve daha farklı yerlere rastlarsa ülkenin bölünmesi içten bile değil.bu arada kimse kürtlerin varlığını inkar etmiyor. ve hiç kimse meşru kültürel taleplerine engel olmuyor.
“”"Kürdler’in ekstremist bir davası, söylemi ve talebi yoktur. Başkalarını asimile etmeyi, toprağından sürmeyi, inkar etmeyi akıllarından bile geçirmiyorlar.”"”
demiş.Şuan kuzey ıraktaki Türkmen’lere yapılanları kimse görmüyor heralde. gece yarıları evlerinden alınıp götürülen babaların dönüşlerini bekleyen küçük çocukları kimse görmüyor..
sayın taner .. onlar alıntı.. anlatılmak istenileni anlamamışsın, sıkça konuşulmasından dolayı iğreti duymaya başladığım bu sorunun siyasi ve gayrisiyasi hali ile bunların içerisindeki insanların neler yazıp düşündüğünü ve dolayısı ile o toplumda nasıl bir düşünce etkileşimi oluştuğunu ortaya koymak amacı ile yaptığım alıntılardır.
anladım ancazin kardeşim kusura bakma. yalnız ben gene diyorum ben bir TÜRK olarak bu ülkeye, bu bayrağa ve bu millete çalışan herkesi din, ırk ayırt etmeksizin kabul ederim. Ancak belli konularda insanların tutucu olması gerekir bunun başında dil, bayrak, vatan birliği…vs gelir. (bu şahsi görüşümdür karşı olabilirsiniz. ;D)
Kitabın bir kısmını okuma fırsatım oldu. Fena bir çalışma değil; ama noksan.
Mustafa Akyol’un İslami perspektifinden yansımış bir kitap ortaya çıkmış.
Kürt sorununun bugünkü geldiği noktada Mustafa Akyol’un tavrının bir hayli problemli olduğunu düşünüyorum. Kendisinin yazdığı bu konuda blogladığı yazılara bir göz gezdirdim. Kürt cenahından çıkan çeşitli çözüm önerileri (federasyon, özerklik, ayrılma, etc) Akyol’un öğretici adam tavrıyla “aman gerçekçi olun, şunu istemeyin, bu bizim ülkemize uygun değil”.. diye eleştiriliyor. Kürt öznesiz, Kürt sorunu çözmeye çabalayan bir yaklaşım esasında Akyol’unkisi.. Tam da sorunun kaynağı bu değil midir?
Herhalde Akyol, Kürt sorunundaki ne kadarını kendi siyasi düşünceme (İslamcılık) yontabilirim hesabında.. Çözüm noktasına gelince de, hızla mukeddesatçı-milliyetçi bir çizgiye çekiliyor.
Değil midir ki, Kemalizm Türk’ü millet-i hakime konuma çıkarmış.. Ulus yaratmış. Hem Kemalizm’in neticelerini sahiplenicen, hem de tarihi deşerek İslamin ortak çimento olmaktan çıkaran Kemalizmi topa tutacan..
Samimi değil, kanaatimce
Yine de emeğine sağlık. Fena bir çalışma değil.
Saygılar efenim.
Kitabın 5. bölümünü okudum. Bazı noktalara değinmek istiyorum.
1)- Kürtleri soğutan hilafetin kaldırılması ise. Sırpları, Bulgarları, Yunanları soğutan neydi? Bu unsurları bir arada tutan yıllardır İslam mıydı?Osmanlı olma bilinci mi?
2)- Ayrışmanın sebebi yükselen milliyetçilik akımı değil miydi? Bu bağlamda yukarıda saydığımız ırkların milliyetçiliğine karşılık olarak Türk milliyetçiliğinin doğması normal değil midir?
3)- Müslüman kardeşlerine ve Halife hazretlerine o kadar bağlı olan Kürtler 1.Dünya savaşı sırasında neden Ermeni ve Ruslarla iş birliği içine girmişlerdir? Ruslarla yapılan Desim- İngöl muharebesi sırasında Kürt aşiretler Müslüman kardeşlerini neden arkadan vurmuşlardır?
4)- Kurtuluş savaşı sırasında verdikleri destek, Rusların ve Ermenilerin 1917-1918 yıllarında yaptığı tecavüzlerden mi kaynaklanmaktadır? Yoksa halife hazretlerine ve Müslüman, Türk kardeşlerine(!!) olan bağlılık duygusundan mı?
5)- Kitabın 5. bölümünde Türkleri kardeş gibi gördüğü iddia edilen Kürt Said daha hilafet kaldırılmadan 16 Eylül 1919′da İkdam gazetesinde kuvayı milliye güçlerine destek verilmemesi hatta onlara karşı mücadele edilmesini buyurmuştur. Bu kardeşlik duygularından mı kaynaklanmaktadır? Yoksa yurdumuza tecavüz için gelenlerle savaşmak kendilerine göre uygun değil midir? Kitabın diğer bölümlerinde bu şahsın yukarıdaki tip yaklaşımları da var mıdır? Yoksa sadece kendi hoşunuza giden sözleri mi yer almaktadır?
6)-(Bu son madde genele söylenmiştir) Ne mutlu Türk’üm diyene! bazılarını rahatsız ediyor olabilir. Ama etmemeli, biz burada ne mutlu Türk olana demiyoruz. Irkçı değiliz. Bu bizim birleştirici unsurumuzdur. Rahatsızlık duyarsınız veya duymazsınız ama bizi birleştiren ortak kültürümüz,tarihimiz ve dilimizdir. Hiçbir Azeri’yi kendi vatandaşıma değişmem. Benimle aynı gemide bulunan insanlar olarak şunun farkına varın ki, ne din birliği ne ırk birliği bizi bağlı tutamaz. Bunca yıldır bizi bir arada tutan, ortak bilincimizdir, Anadolu kültürümüzdür. Kimselerin oyununa gelmeyiniz.
Kitabınızda güzel konulara değinmişsiniz.Bence Akıllı Tasarım hakkında da bir kitap yazın.
Saygılar…
kitabınızda Ahmet Türk’ün soyadının Türk olmasının dedesinin Türkiyeye olan bağlılığından kaynaklandığını iddia ediyorsunuz. Yalnız geçen hafta bir gazeteye verdiği röportajda Ahmet Türk bunun doğru olmadığını söyledi. Bu konu hakkında ne diyorsunuz
——————————–
MUSTAFA AKYOL’UN NOTU:
KİTABIMDA BÖYLE BİR İDDİA OLDUĞUNU SANMIYORUM.
SAYGILAR,
M.A.
kardeş değiliz TC gibi ırkçı bir millet dünyada yok çönkü bizde çanakkalede bizde cepelerde savaştık ama hiç birinden basdemiyorlar
kitap güzel belki bir nebze olsa tarih onlardan ibaret olmadığını anlarlar saygılar
Sayın can,
Çok soyut bir yorum yazmışsınız
Bizim ihtiyacımız olan sizin fikirleriniz değil
Biz: Tarihte kardeşçe yaşamış Türkler ve Kürtler…
Siz: Hamaset tellalı Türkler ve Kürtler…
İnanın bu yorumunuz ne Kürtler ne de Türkler için ve sağlıklı bir tartışma için uygun ve faydalı değil…
Türkcü-Turanci bir aile cevresinden gelen birisiyim. Nihal Atsiz¬¥in romanlarinin masal olarak okutuldugu, siirlerinin zorla ezberletildigi bir ortamda büyüdüm. Cocuklugumdan itibaren yillarca “Kurtulus Savasi¬¥nin sadece Türklerin zaferi“ oldugu, “Türkler savasirken Kürtler daglarda saklandi, onlar Ermenilerle isbirligi yapti vs.“ gibi hic bir ampirik bulguya dayanmayan, ve simdi baktigimda son derece agir hakaret icerdigini düsündügüm iftiralarla büyüdüm.
Özellikle Cumhuriyet tarihimiz daha objektif incelendiginde görülecektir ki; bu ülkenin meydana gelisi sirasinda oldugu kadar, bunu izleyen dönemde de Kürt vatandaslarimiza yönelik devletin en yüksek kurumlari ve yöneticileri tarafindan oldukca dislayici davranilmistir ve kelimenin tam anlamiyla istenmeyen insanlar olarak yaklasilmistir. Yukarida yer alan Sayin Akyol¬¥un ifadelerine de o acidan katiliyor, hatta daha da ileri giderek su savi ortaya atmak istiyorum: henüz genc olan Cumhuriyet kadrosu ilk yillarda her ne kadar Türk-Kürt vurgusunu devam ettirdiyse de – ki bu vurgu sürekli olarak Kurtulus Savasi döneminde birlestirici-kaynastirici slogan olarak basarili bicimde bizzat Mustafa Kemal tarafindan yapilmistir – en gec Dersim Ayaklanmalari (ve diger kücük büyük isyanlar) ile Cumhuriyet kadrosu bu söylemi kesinlikle terk etmistir. Bugünün bakis acisindan insanlarin o zamanki düsünce ve ruh hallerini yargilamak istemeden söylemek istedigim su; Kürtleri ilk basta kullanan Türk ic siyaseti, daha sonra yillarca bu insanlara ikinci-ücüncü sinif insan muamelesi yapti. Cumhuriyet¬¥in kazanilmasi ve daha sonra temellendirilmesi evrelerinde kullandi, daha sonraki yillarda ise tamamiyle yok saydi onlari. Hatta kitlesel olarak süpheli durumuna soktu ve Kürt vatandaslarini potansiyel suclu, ayrilikci insanlar olarak ele aldi. Buna bir de 1920¬¥li ve 30¬¥lu yillarin Türkiye¬¥sindeki öncelikli ulus yaratma ve buna bagli olarak yürütülen – kismen de olsa – irkcilik kokan Türk-santrik hakim ideolojiyi eklersek, “Günes Dil Teorisi“ veya “Kayip Mu Adasi“ gibi bugün gülünc olma pahasina ortaya atilan “tezlerin“ temelinde yatani anlayabiliriz. Yani bir tarihi haksizlik söz konusudur ve Kürtlere karsi bir insani borcumuz vardir bize miras birakilan.
Bu cümleleri söylerken bir artniyetimin olmadigini söylemek zorunlulugunu hissediyorsam ve bazi ifadeleri defalarca silerek düzeltmek durumunda kaliyorsam, bence bu bile Kürt politikamizin ne denli bir cikmaz icinde oldugunu göstermeye yetiyor düsüncesindeyim.
Iyi yayinlar.
KÜRT OLAYI
ALPEREN GÜRBÜZER
Kürt konusu, senelerdir Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli meseledir. Meseleye tek pencereden yaklaşmakla sağlıklı bir neticeye varamayız. Olayı çok yönlü değerlendirmek gerekiyor.
Kürt olayını sadece etnik yönden açıklamak da hatalıdır. Bu vakayı kültür, sosyal, coğrafi, ekonomik, idari, siyasi ve dış boyutlarıyla analiz etmek zorundayız. Çünkü tek tip görüşler meseleyi daha da karmaşık hale getirmektedir. Oysa çağdaş sosyoloji, tek tip değerlendirmeler yerine çok faktörlü bakış açısı ile sağlıklı sonuçlar elde edileceğini bildiriyor.
Türkiye’de tartışmaların çoğu, Güneydoğu insanının etnik kimlik noktasında odaklanmaktadır. Bilerek veya bilmeyerek herkes bu konuyu kaşımaktadır. İlmi platformda görüş beyan eden aydınlarımıza bir sözümüz yoktur. Fakat bu hassas meseleyi “siyasi Kürtçülük” meselesine dönüştüren birtakım zavallılar, iç ve dış güçlerin emellerine hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Aslında biz bu konunun gündemde tutulmasında ve tartışılmasında mahzur görmüyoruz, ama uzun süredir iki de bir pişirilip önümüze konulması, ister istemez Türkiye üzerinde hesapları olan birtakım odakların varlığını gösteriyor.
Kürtlerin etnik kimliği ve boy tarihi hakkında şimdiye kadar çeşitli teoriler geliştirildi. İleri sürülen teorilerden belli başlı görüşler şunlardır:
1. Gut-i Kürt nazariyesi,
2. Kartuklar ve Karduk-Kürt nazariyesi,
3. Med-Kürt nazariyesi,
4. Kürt-Karrada nazariyesi,
5. Kürt-Gut nazariyesi vs.
Hilmi Göktürk’ün “Kürtlerin Soy Kütüğü ve Boy Tarihi” adlı eserinde bu teorilerle ilgili geniş bilgiler var. Biz bu ileri sürülen teorileri kısaca özetledikten sonra Kürtlerin bir millet mi, bir boy mu, bir ırk mı sorularının cevabını araştırmaya çalışalım.
Gut-i Kürt tezini savunan E. A. Speiser; “Kürtler Gutilerle aynı ırktandır ve Gutiler Sümer ülkesinde yaşarlar” diyerek, Kürtlerin M.Ö. 1900-1700 tarihleri arasında Süleymaniye yakınlarında yaşayan Lullu Kralı’na ait bir kitabede adı geçen Guttiler’in soyundan geldiğini iddia eder. Türkçe aslında “Gudi kavim”, yani yerleştikleri sahaya nispetle “aşağı inen” anlamında kullanılmıştır. O halde Gut-i Kürdi, toplumun yer değiştirmesiyle ilgili bir sözcük olsa gerektir.
Kartuk-Kürt teorisyeni Kseneton ise; “Karduklar, Sakaların, Küçük Asya’da ana kütleden ayrı bir kabilesidir” diyor ve böylece M.Ö. 401 yıllarında yaşadığı söylenen Karduklar’ın Kürtlerin soy kaynağı olduğu ileri sürülür. Oysa Th. Noldeke, M. Hortmanın, Nisbach gibi şarkiyatçılar, Kürt terimi ile Kardu terimi arasında etimolojik bir bağ bulunmadığını ilmi bir şekilde ispatlamışlardır. Öte yandan, Asur Selnameleri’nde, ne Kardu, ne de Kürt kelimesine rastlanılmamaktadır.
Kürt-Karrada nazariyesine göre de; “Kürtler Süleyman Peygamberin Meclisinden kovulan Cassad adlı bir cinnin soyundan türemiştir” iddiasından hareketle Cen-Cin teriminin Kur’an’daki cinle ilişkilendirilerek Cin’in Süleyman Peygamber tarafından kovulduğu da belirtilmiştir. Nitekim; Arap tarihçileri Kürtlere “El Akrad Taifetün Minel Cin” demişlerdir. Hatta Arapça Karrada fiili ile Kürt sözcüğü arasında bir ilişki aranmaya çalışılmıştır. Arap tarihçilerin ilim dışı beyanlarına rağmen, bir zamanlar Doğu ve Güneydoğu’daki yolun ulaşmadığı, okulun girmediği insanlarımız boşlukta gafil avlanarak köklerini Araplığa kadar götürmeyi meziyet sanmışlardır. O yörelere eğitim götürülmezse olacağı buydu, ne beklenirdi ki? Çelişkiye bakın ki Araplar Kürt kardeşlerimizi “Cin’e” dayandırıyor, yıllardır ihmal edilmiş insanımız ise kendini Arap görmek istiyor. Dolayısıyla Evliya Çelebinin de dikkatin çekmiş olsa gerek ki bu konuda köklerini Araplığa bağlamış bu ahaliden uzun uzadıya bahseder.
Görüldüğü gibi yukarıda ileri sürülen nazariyeler sadece bir iddiadan ibarettir. Belli bir mesnet içermiyor. Yine buna benzer teorilere ilaveten Med-Kürt savunucuları ise, “Kürtlerin M.Ö. 10. ve 9. asırlarda şarkı işgal ederek büyük bir imparatorluk kuran Med’ler soyundan, yani Ari ırkı kolundandır” tezini ileri sürerler. Prof. N.J. Marr satır aralarında etnik manada Kürtleri Ermenilere yaklaştırmak ister. Bilindiği gibi Ermenice Gurt “hadım” manasına gelir. Hatta Medce’yi Kürtçe’nin mirasçısı ilan etmekle yetinmeyip Med-Kürt-Ermeni üçlemini ortaya koyarlar. Oysa Kürtlerin Küçük Asya’nın dağlık bölgelerinde yaşadığını ileri sürerlerken Medler’in Küçük Asya’da değil Azerbaycan’da yaşadığını unutarak kendi kendilerine çelişkiye düşmüşlerdir. Prof. N.J. Marr, aynı zamanda Kürt-Gurt nazariyesinin de öncülerindendir. Bazen insan ister istemez şu soruyu sormaktan edemiyor: Yoksa Ermeniler el altından bu çelişkili “Med-Kürt-Ermeni teorilerinden mi cesaret alıyorlar da piyonları vasıtasıyla P.K.K.’yı destekliyorlar? Abdullah Öcalan’ının Ermenilerle bağlantılı olduğu şaibesi yanlış değilse de doğruya çok yakın. Ermeni Asala örgütünün yapmış olduğu eylemlerle PKK’nın dolaylı bir ilişkili olduğu istihbarat kaynaklarınca doğrulanmıştır çünkü. Büyük bir ihtimal “Met-Kürt-Ermeni” nazariyelerinin menşei Ermenilerce uydurulan bir planın parçası gibi gözüküyor.
Gerek Gut-i Kürt, gerek Kartuk-Kürt, gerek Med-Kürt ve gerekse Kürt-Karmada nazariyeleri tarihi gerçeklerle bağdaşmaz. Çünkü tarihi vesikalar “Kürt” isminin bir millet olma iddiasını çürütmektedir.
Dr. M. Şükrü Sekban “Kürt Meselesi” adlı kitabında; “Kürt” adını verdiği insan topluluklarının “Turanı” olduklarını itiraf etmek zorunda kalmış ve bu konuda Alman araştırmacıların tezlerinin doğruluğunu kabul etmiştir. Bugün hala Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da insanlarımız uyduruk bir tarihi zemin içinde kandırılmaya çalışılmaktadır.
S. Ahmet Arvasi “Doğu Anadolu Gerçeği” adlı eserinde; ‘’Bir uyruk ve bir boy olarak “Kürt” kelimesinin tarihte ilk defa Yenisey’deki Göktürk kitabelerinde (Elegeş yazıtında) rastlıyoruz. Sözü edilen Kürt Uyruğu, Göktürkler içinde yaşıyordu ve beylerinin adı “Alp Urungu” idi. Bir Türk kültür merkezi olan Herat’tan üç fersah yukarıda Herirud nehrinin sol sahilinde Timuriler devrinde pek meşhur olan “Ulenknişın”dır. Görüldüğü üzere Türkçemizde bu kelime bulunmaktadır. Burada Kürt terimi bir ırk veya millet anlamını ifade etmez” der.
Anlaşılan Kürt kavramına oldukça zengin manalar yüklenilmiş. Belli başlıca manaları kar yığını, çığ, dallarından yay, ayva ağacı şeklindedir.. Hakeza “Kürüt” şeklinde yazılanı ise, Merih yıldızı demektir. Daha başka araştırmaya ve incelemeye yönelik yazılar da bu kavramı açıklığa kavuşturmaya yetiyor. Nasıl mı? İşte:
Kazakça’da Kürt kelimesi: Kalın kar yığını,
Şark Türkçesi’nde Kürt kelimesi: Çığ,
Taran’çilerde Kürt kelimesi: Yeni yağmış kar,
Çavuşça’da Kürt; Karların saçak çıkıntısı,
Kazan Tararcası’nda Kürt: Kar yığını,
Uygurca “Kördük”: Kar denizi,
Karakırgızlar’da, Soyonlar’da, Yakutlarda ve Teleütler’de ise “kürdük”: Kar yığını tarzında yorumlanır..
Görüldüğü gibi yukarda bahsi geçen “Kürt” terimi ne bir ırk, ne de bir millet anlamını içermiyor. Çeşitli boylarda ırkın dışında anlamlandırıldığı gayet açık olup, şüphe götürmeyecek niteliktedir. Hatta hiç bir boyda ırk veya millete dayalı bir mana görülmediği gibi esamisi de orta da yoktur.
Kürtçe diye bir dil de yoktur. Aslında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konuşulan bir dil değil “ağız”dır. Yani Kürt dili diye bir dil yoktur. Sadece “Kürt ağzı” vardır. Kürt dili ve Kürt alfabesinden bahsedenler, bütün dünyadaki dillerin cümle yapılarına da mı bakmazlar? Basit bir dil kuralı olan “sentaks” kavramından da mı habersizler¬¨? Malum olduğu üzere Ari Sami Hindu Arap dillerinde cümle yapısında önce fiil (yüklem), fail (özne)ise sonradır. Fakat Türkçe ve “Kürt ağzı”na baktığımızda bunun tam tersi görülür. Yani fail önce fiil sonradır. Buradan da anlaşılacağı gibi Türk lisanı ile Kürt Ağzı, diğer dillerin aksine sentaks (cümle yapısı) ayniyetine sahiptir. Burada akla şu sual gelebilir. Peki, sentaks yapıları uyumlu olmasına rağmen “Kürt Ağzı” nereden türemiştir? Gayet basit, Kürtçe çeşitli dillere sahip söz yığınlarının birikimiyle ilgilidir. Fars-Arap, Türkçe-Fars, Türkçe-Arap veya hepsinin karışımı bir “kırma ağız” söz konusudur. Bu kırma ağız zaman içerisinde Kirmancı, Zazaki, Gorani, Soranı ve Larani tarzda türevlerini de beraberinde getirmiştir, yani bu lehçe türü şiveler Arap ve Fars kültür dairleriyle kaynaşma neticesinde ortaya çıkmıştır. Hâsılı coğrafi şartlar dil değişiminde rol oynayıp, bu söz yığınları ödünç alınılmış bir tür kaynaşmayı ortaya çıkarmıştır. Maalesef gelinen noktada Türk kültüründen mahrum kalan yörelerde milli kültürümüz yenik düşmüştür. Buna rağmen o bölgede insanlarımız Türkçe’mizi koruma mücadelesi vermektedirler. Dil konusundaki bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, dil nazariyesi tek başına milliyetin kati ölçüsü olamaz. Mesela Bulgarların ataları Türk olmasına rağmen Türkçe konuşmazlar. Demek ki ecdatlarının kullandığı lisandan ayrı dil konuşan kavimler de vardır. O halde dilden hareketle kavme şu milletten veya şu ırktandır demek hatalı sonuçlar doğuracağı muhakkak..
Antropoloji sahası için de bu kaide geçerlidir. Örneğin Yakutlar, Türk olmasına rağmen antropoloji sahasında Türk tasnifine girmezler. Zaten saf ırk ve saf dil aramak ilmen hatalıdır. Şu halde dilde olduğu gibi sırf antropolojik verilere bağlı kalarak soy sop faslına girmek yanlıştır. Bazı art niyetli kimseler Farsça kelimelerin çoğunluğunu ileri sürerek Kürtleri ayrı bir millet olarak göstermek yarışına girerler adeta. Oysa Kürt Ağzı incelendiğinde Türkçe ve Arapça kelimelerin oranı küçümsenmeyecek kadar çoktur. Öyle de olsa Kürt Ağzının cümle yapısı, yani sentaksı Türkçe’dir. Anlaşılan odur ki “Kürt Ağzı” her türlü yoruma ve istismara açıktır. Bu istismarlardan hareketle insanımızın kafasını çelmeye çalışıyorlar habire.
Seyyit Ahmet Arvasi Türk-İslâm Ülküsü (I.ci cilt) eserinde: “Yenisey’de yapılan kazılarda Kürt İlhanı Alp Urungu’nun mezar taşı, bugün Orta Asya’dadır ve kitabesi Türkçe’dir. Doğu Anadolu toprakları kazıldıkça yerden Akkoyunlu ve Kara koyunlu heykelleri çıkıp durmaktadır. Doğu Anadolu’da yolun gitmediği yerlere Arap ve Fars dili girmiş, mektup ulaştırabildiğimiz yerler, Türklüklerini korumuş bulunmaktadır” ifadelerine yer vererek gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Ahmet Arvasi bununla yetinmeyip yorumlarına ilave olarak; ‘’Şu halde Kürt diye anılan bu boy, Turanı olup, Türk soyundan gelmektedir. İçinde “Kürüt” kelimesi geçen bu belge karşısında bölücülerin susması gerekmez mi? Göktürk alfabesi ile yazılmış 12 satırlık kitabede şöyle denmektedir: “Kürt El-Kan Alp Urungu, altunlug keşiğim bandım belde, elim tokuz kırk yaşım” Hakeza Namık Orkun’un Eski Türk Yazıları (C.1) eserinde bu ifadeler şöyle tercüme edilir: “Kürt İlhanı Alp Urungu’yum. Altunlu okluğumu bağladım belde, elimde devletim, otuz dokuz yaşında öldüm” beyanıyla meseleyi orijinal belgelere dayandırır. Bütün bu ilmi araştırmalar ve belgeler Kürt isminin bir millet olma teorisini çürütmektedir. Milli bütünlüğümüzü kıskanan iç ve dış mihraklara bakılırsa, bütün Doğu ve Güneydoğu “Kürdistan” ve 5000 yıl öncesinden bugüne kadar yaşamış, Ari dil grubuna bağlı Kürtçe konuşan millet olarak tanımlanır. Oysaki Türkler gerek Malazgirt zaferinden önce ve gerekse Malazgirt zaferi sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu da çeşitli milletlere ve medeniyetlere beşiklik etmişlerdir. Alparslan, Anadolu’nun kapılarını Türk’e açmadan önce, doğuda Hurri’ler, Hititler, Urartular, Persler, Metler, Makedonyalılar, Sakalar, Hazar Türkleri, Müslüman Araplar ve Bizanslıların uzun ve kısa dönemli birer hâkimiyetleri olmuştur ve üstelik bu milletlerin dilleri kendilerine özgü idi. Hiçbiri Kürtçe konuşmuyordu. O halde hiç kimse buralarda Kürtçe böyle bir belge, bir kitabe ve herhangi vesika gösteremez. Tek belge yukarda da belirttiğimiz gibi Göktürk alfabesiyle kaleme alınmış Yenisey’deki anıt mezar ve kitabesidir. Bu tarihi belge fitne ve fesat odaklarının uykusunu kaçırmıştır. Tüm çabalara rağmen “Kürt-Türk” ayrılmaz bir bütündür, bu kardeşliği bozamayacaklardır. Sözü edilen kitabede geçen Kürt kelimesi ne bir ırk, ne de bir millet anlamını taşır. Sadece Göktürkler(Kök Türükler) içinde yaşayan aynı zamanda beylerinin adı “Alp Urungu” etrafında yaşayan Kürt Uruğu’dur. Bütün bu belgeye rağmen hala Kürt sözüne etnik bir menşe bulunmaya çalışılıyorlarsa pes doğrusu, fazla söze ne hacet.
Kürtlerin etnik kimliklerini tanıyalım noktasındaki koparılan yaygaralar ilmi olmaktan çok bir moda söylem olarak gündemde yerini alıyor. Değişim rüzgârlarının estiği şu günlerde birtakım kimseler “entel” havalarına bürünüp birkaç içeriksiz yaldızlı laflar üreterek gündemi “kimlik” meselesine dönüştürmüşlerdir. Bazı yarı aydınlarımıza bu konuda laftan çok biraz da ilmi belgelere bakmalarını tavsiye ederiz. Yenisey’deki Anıtmezar ve kitabesi, Kürt diye anılan bir boyun “Turanî” olduğunu ve Yenisey’deki Türk soyundan geldiğinin açık seçik ifadesi ortada iken, niçin kimlik problemi varmış gibi beyanlar ortada dolaşıyor? Hala anlamış değiliz. Şu bir gerçek; Türkiye’de Kürtlerin kimlik problemi yoktur. Onlar bizim özbe öz kardeşlerimizdir. Kimlik meselesini doğudaki Kürt kardeşlerimizde kabul etmiyor, ama bu olayı “Siyasi Kürtçülük” meselesine dönüştüren şovmenler sürekli körükleyerek kafaları bulandırmaya devam ediyorlar.
Tabiat boşluğu sevmez. Yılların ihmalini galiba pahalı ödüyoruz. Tek parti döneminde halkımızla “jandarma” vasıtasıyla diyalog kurulmaya çalışılmış ve bu durum, maalesef vatandaşla devlet arasında soğukluk meydana getirmiştir. İdarecilerin doğrudan doğruya halkla temasa geçmesi gereği yeni anlaşılmaya başlanılmış olsa da geçmişin yaraları daha henüz sarılmış değil. O devirlerdeki ilgisizlikten kaynaklanan boşluğu “Siyasi Kürtçü” şovmenleri doldurmuş ve o yörenin halkı içinde bir nebzede olsa tefrika oluşturmayı başarmışlardır. Bugün devleti yönetenlerin yapacağı tek şey bölücü ve ayrılık meydana getirenlerin propaganda malzemelerini etkisiz hale getirmektir. Onlar sürekli “Kürt kimliği tanınmalı” propagandası mı yapıyorlar? O zaman bizim yapmamız gereken şey, “hayır tanımıyorum” demek değildir. Akıllı ve basiretli politika gereği: “Evet Kürt kimliğini tanıyorum” tarzında ortaya çıkıp düşmanın istismar kaynaklarını yok edebiliriz pekâlâ. Kürt realitesini tanıyorum demekle Türkiye bölünmez. Aslında bölünme fobisi biraz da kafamızda oluşturduğumuz gereksiz kaygıların eseri.. Açık toplumlar meselelere, “karşı tavır” koyarak ya da “yasak” getirerek meseleye yaklaşmazlar. Milli bütünlüğü korumanın yolu, düşmanın istismar alanlarını daraltmaktan geçer. Hasmımız, Kürt kimliği tanınmalı derken İsrail’in “Arz-ı Mevudu” şeklinde düşünür. Biz ise, Türklerin bir boyu olduğunu, ayrı-gayrı olmadığımızı algılarız. Dayatmacı metot izlersek, kaş yapayım derken biranda göz çıkarabiliriz, dikkatli olmakta fayda var. Kürt, Çerkez, Abaza vs. bu gibi kavramlar maksatlı olarak ortaya atılsa bile, bunlar bizim zenginliğimizdir. Bu kadar boya sahip, bu kadar farklı şive ve lehçelere sahip hiç bir millete nasip olmayan zenginliğin göstergesi olup, bu durum Türk milletinin acizliğini ve fakirliğini göstermez. Bilakis çok yönlü, derya olduğumuza işarettir. Yukarda “Kürt” sözcüğünün çok zengin ve çeşitli manalar içerdiğini ve bu manaların hiç birinde milliyet ve ırkın bahis konusu olmadığını belirtmiştik. Çok renklilik çoğulculuk adına sevindiricidir. Yani, Türk milleti olarak kültür yönümüzün zenginliğine işarettir.
Biz Anadolu’yu vatan edindiğimiz zaman, Anadolu adeta bomboştu. O günlerde ne Rusya, ne Amerika bahis konusuydu. İstanbul’un fethinde bile Amerika denilen kıtanın varlığı bilinmiyordu. Buna rağmen 10 asırlık Türk yurdumuzu bize çok görüp “Kürdistan” devleti kurma hesapları yapan güçler mevcut. Ellerinde koz olarak bulundurdukları “Siyasi Kürtçülük” meşalesiyle Anadolu’daki insanımızı kandırmak ve radikal hale sokmak istemektedirler. Bizden ne alıp verecekleri var bilemiyoruz, ama şunu bilsinler ki; “Anadolu Malazgirt’le başlayıp İstiklal Savaşıyla fethi tamamlanmıştır.
Cemil Meriç; “Kürtçülüğü tasvip etmiyorum. Ortada bir dil yok, devlet geleneği yok, neye göre devlet kuracaklar ki? Biz bu adamları devlet memuru, bakan, profesör, asker yapıyoruz, hiç bir zaman ayrı dahi görmüyoruz. Niye böyle yapıyorlar? Anlamak mümkün değil” diyor. Cemil Meriç’in niye böyle yapıyorlar dediği kesim “Siyasi Kürtçü Şovmenleri”dir. Kürtleri Ari ırk içersinde değerlendirmek hatadır. Türkler Anadolu’ya geldikleri zaman ne bir Ermeni, ne de bir Kürt devleti vardı, 11. asırdan itibaren gelip buralara yerleşen Artukoğulları’nın, Dulkadiroğulları’nın, Akkoyunlula’rın, Karakoyunlular’ın, Karakeçililer’in, Danişmendoğulları’nın, Mengücüoğulları’nın, Saltukoğulları’ının ve daha nice Türkmen ve Oğuz boylarının ve beylerinin torunları nasıl inkar ve ihmal edilebilir? Maalesef 10 asırlık Türk yurdumuz üzerinde tartışma yapılmaktadır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muz arazi yapısıyla iklim şartlarının sert olması, aynı zamanda geçimi tarım ve hayvancılığa dayalı olduğundan, “konar-göçer” yaşamışlardır. Tarihte her milletin bir göçebe hayatı olmuştur. Bizim de ister adına bozkır diyelim, isterse göçebe diyelim, böyle bir devremiz yaşanmıştır. Göçebe hayat tarzımızı bir kısım ilim adamları “yaylak-kışlak” şeklinde tanımlamışlardır. Şu anda bu bölgemizde göçebe hayat tarzımızın ilkelliğinin yansımaları söz konusu. Hizmetin ulaşamadığı bu yörelerimiz, kendi işlerini halletmek için kendi aralarında teşkilatlanmışlardır. Teşkilatlarının ismi çok kere “aşiret” şeklinde telakki edilir. Aşiretin önde gelen kişileri “Bey”, Ağa” veya “Şeyh” olarak nitelenir. Fakat bu liderler Avrupa’nın orta çağında yaşanan “serf ya da senyör” ilişkileriyle karıştırılmamalı. Bizdeki aşiret reisleri sadece bir toplum lideri özelliği gösterir. Avrupa’daki gibi toprakla alınan ve toprakla satılan feodalite yapısı bizde görülmez. Feodal yapıda toprağa bağlı köle sistemi söz konusudur. Günümüzde maalesef bir kısım liderlerin Güneydoğu’daki aşiret yapısını feodalite olarak nitelemesi bilgisizliklerine delalettir. Her neyse, o yörelerimiz daha henüz aşiret yapısından çıkmış değiller. Aşiretler fonksiyoneldir. Otoriteleri günden güne zayıflamakla birlikte yok olmamışlardır. Tamamen ortadan kalkması için, tarımdan sanayiye “geçiş sürecini” aşarak bilgi toplumu olmamız gerekiyor. Hızla yatırım ve ekonomik hamleler başlatılmalı. Çünkü kalkınmaya yönelik her bir yatırım, aşiret yapılarını çözecektir. Aynı zamanda PKK’nın istismar propagandalarına darbe de vurulmuş olacaktır. Siyasi Kürtçüler Güneydoğu’nun kalkınmasını istemiyorlar. Biliyorlar ki, o yörenin iktisaden ayağa kalkması sosyal tabanlı militanlaşma eğilimlerini bertaraf edecektir. Bu gerçeği dost, düşman herkes biliyor. Onun için süratle GAP’ın bütün üniteleriyle devreye girmesini gerçekleştirmeli. GAP bütün üniteleriyle hazır hale geldiğinde, bu proje bizim petrolümüz olacaktır. Devlet yatırımlarıyla, projeleriyle kendisini hissettiremezse, orada ister istemez başka otoriteler teşekkül edecektir. Vatandaşın aşiret liderlerinin etrafında toplanılmasına paydos demeli ve bu konuda gerekli atılımlar yapılmalıdır.
Ekonomik tedbirlerle nüfus göçü önlenmelidir. Ekonomik sıkıntı çeken vatandaşlarımız ister istemez soluğu büyük şehirlerde alıyorlar. Büyük şehirlere göç eden insanlarımız çarpık kentleşmeyi de beraberinde getiriyorlar. Dolayısıyla geleneksel alışkanlıklarıyla şehrin normları farklı olduğu için bir takım sosyal sancıların meydana gelmesi de kaçınılmaz kılıyor. Kararlı ve cesur ekonomik politikalarla nüfus göçüne engel olunmalıdır. Köyünden ve kasabasından kopan insanımız, şehir hayatı içinde intibaksızlık sancısı yaşamaktadır. Üzerlerinde kent merkezlerinde karşılaştıkları “Kürt sayılma” psikolojisi ve ezikliği var. Oysa onlara bu ezikliği veren duygu, çevrenin bakışlarıdır. Onlara Kiro-miro denilerek ikinci sınıf vatandaş görülmek ağır gelmektedir. Aslında ayrılığımız gayrlılığımız yok. Kafalarda ayrılık doğurmak isteyenler var sadece. Doğuluya güzel gözle bakmalıyız. Türk’ü-Türk’e veya Kürdü- Kürde, bundan da öte Türk’ü-Kürt’e sevdirecek bir eğitim sistemi şart. İslâmiyet’te insan Müslüman olunca derhal hukuki hüviyet kazanıyor. Halifeyi köleye karşı eşitleyen bir kimlik. İnsan Allah’a kul olunca bütün milli ve etnik kimlikler üstünlük sayılmaz, üstünlüğün ancak ve ancak takvada olduğu anlaşılır.
Doğu ve batı insanını kaynaştıracak bir formüle ihtiyaç vardır. Doğulu batılıya, batılı doğuluya iyi niyetle bakan bir anlayış kabulümüzdür. Tıpkı Kıbrıs çıkarmasında, Kürt, Laz, Çerkez ve Türk demeden “milli şuur” etrafında kenetlenip beraber hareket ettiğimiz gibi. Haçlı zihniyeti bizim birlikteliğimizi çekemez. Onların görevidir karıştırmak. Türk’ün Anadolu’da ve Avrupa’da varlığına tahammül edemezler. Bir taraftan Rusya, İngiltere, Fransa, öte yandan ABD boş durmamaktadırlar. Geçmişte yaşadığımız Çekiç güç hakkındaki şaibeler hala açıklanmış değil. İsrail ABD lobisinde etkili kalarak Güneydoğu ile endirekt ilgilenmektedir. Güneydoğu’da ve Doğu’da ikinci bir “Sevr” yaşatma çabalarının ardında hep bu tertipler vardır. Bu kurtlar sofrasını lehimize çevirecek Sultan Abdülhamit Han gibi dış politika dehasına ihtiyaç var. Ulu Hakan, 33 yıl boyunca Osmanlı’yı ayakta tutmuşsa hep onun ustaca dış manevraları sayesindedir. Dünya dengelerini iyi ayarlayabilecek, sürekli çözüm üretecek strateji geliştirebilecek bir dış politika kadrosu oluşturmak fırsatı her zaman var. Eğer ülke olarak savunmadaysak demek ki dış politikamız geri, şayet ileri ve atak isek dış politikamızın iyi olduğunu gösterir. Ne savunma, ne de atak politika, yani hiçbiri yoksa bu demektir ki statik bir politikaya sahibiz.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Türkleşmesinde rol oynamış şairleri ve liderleri anmakta boynumuzun borcu; halk şairi Ercişli Emrah, din ve dil alimi Van kulu Mehmet Efendi, müfessir Vani Mehmed Efendi, araştırmacı Ali Emiri Efendi, İbrahim Hakkı Bitlisi, Akbıyık Mehmet Bey ve Kıbrıs harekatında bulunan kahramanlarımız ve daha niceleri..
Bir başka önemli olan konu da; 1993 yılında aramızdan ayrılan sevilmişlerin sevilmişi, seçilmişlerin seçilmişi, işaret olunanların işaretçisi Sultan Seyyid Muhammed Raşid (K.S.)’in doğu ve batı insanını kaynaştıran iklimidir. Hekimoğlu İsmail bir yazısında; “Raşid Efendi Arapça, Kürtçe ve Türkçe bilirdi. Menzil’de Kürt’ü, Türk’ü ve Arap’ı kardeş kesilirdi. Böylece milli derdimizin dermanı idi. Bir kısım bürokratlar kıymetini bilemedi. Osmanlı Devleti’ni asırlarca ayakta tutanlar Raşid Efendiler gibi kimselerdi. Türkiye bunların kıymetini bilmediği için şimdi başımıza PKK olayları çıktı. Çünkü İslâmiyet’i yaşamaktan başka bir gayesi olmayan Raşid Efendi ve O’nun gibiler sürekli gözetim altında bulunduruldu, sürgün edildi, ifadesi alındı, kısaca rahat bırakılmadı ve olaylar PKK’lılara malzeme oldu. İslâmiyet her ırkı, her mezhebi kısaca Müslümanları kardeş eder. Bugünkü kavmiyetçilik kardeşi kardeşe düşman etti. Raşid Efendi gibilere imkân tanınsaydı Güneydoğu hadiseleri olmazdı” diyor.
Vehbi Vakkasoğlu; “…Şeyh Muhammed Raşit Hazretleri’nin mensup olduğu manevi silsile, iman ve irşat sahasının en parlak ve etkili yollarındandır. Öyle ki, bir zamanların eşkıyaları olan Hamido ve Celilo dahi, Gavs Hazretleri’nin sohbet halkasında yep yeni bir şahsiyet haline gelmişler, eski hayatlarından tamamen çekilerek temiz bir ömür yaşamışlardır. Bunun binlerce örneği o mütevazı Menzil’de halen yaşamaktadır” beyan buyuruyor.
Prof. Dr. Haydar Baş diyor ki; “Bugün millet olarak içimizde kanayan bir yara hükmündeki terör belasından kurtuluşun yolu, bu zatın (Seyda Hz.) ve onun gibi ehli maneviyatın hizmetlerine ağırlık vermektir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da böyle maneviyat ehli insanların faydalı hizmet yaptıkları yerlerde insanların huzur içinde oldukları ve devlet-milliet kaynaşmasının gerçekleştiğini görüyoruz. Zira kalbinde Allah korkusu olanların milletine zarar veremeyecekleri açık bir gerçektir.”
Şimdiye kadar, kültürel, iktisadi, sosyal ve sivil politikalar uygulayabilseydik, belki de Kuzey-Irak harekâtına gerek kalmayacaktı. Meselenin çözümünde askeri tedbirler kısa vadelidir. Uzun vadeli çözüm, kültürel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerdir.
Bugünkü Kürt toplumu, bizden ayrı insanlar değildir. Yukarda da ilmi verilerde belirttiğimiz gibi, o yörenin insanları muhtelif Türk Uruğlarına mensup zümrelerin karışmasından doğan bir Türk zenginliğidir.
Zenginliklerimiz, ayrılık olarak telakki edilmemeli. Çünkü hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.
Aman Allah’ım!Böylesine güzel,seviyeli(lazkopat adlı faşist istisnadır)bir tartışma ortamı ilk kez buluyorum desem yalan olmaz!
Çünkü tartışma ortamında ya aşırı sağcı Türkçüler işe karışıyorlar ya da aşırı apocu,kürtçüler tartışmanın seviyesini bozuyorlardı..
O yüzden bu ortam gayet iyi hazırlanmış,seviyeli doğru bir tartışma platformudur..
Mustafa Bey size böyle bir tartışma platformu yarattığınız için öncelikle teşekkür ederim..
Kitabınızı ne yazık ki şimdi gördüm,yakın zamanda da unutmazsam alırım.Kutlarım kanayan bir yaraya parmak basmışsınız..
Şimdi benimde bazı düşüncelerim var Kürt sorunu hakkında:
Sağduyulu Kürt aydınları ile tartışmak lazımdır diyor ve söze başlıyorum izninizle..
Dtp halkımızı çok tahrik ediyor ve iyi birşey yaptığını sanarak kutuplaşmayı körüklüyor ne yazık ki..
Dtp ilk meclise girdiğinde umutlananlardanım,ama dtp çok yanlış yaparak tahrik dolu açıklamalar yapmak suretiyle halkı kışkırttı ve kışkırtıyor..
Şimdi benim de bir önerim şudur ki:Bölünme,federasyon,konfederasyon konuları kesinlikle konuşma konusu dahi yapılmamalıdır..
Türkiye Cumhuriyeti üniter yapıya sahiptir.
Ve öyle kalması temennimizdir.Bu konular tartışma konusu bile yapılmadan konuyu tartışmak yerinde olacaktır.Birkaç Kürt aydını ve Türk aydınlarıda tartışıp bir çözüm üretmelidirler..
Bu bizlerin tartışmasıyla olmuyor ne yazık ki..
Dtplilerin ve Kürtçü kişiliklerin en önemli öncülerinin en gerekçesiz,kayıtsız,saçma olan tezlerinden biride ”operasyonların durdurulması” zırvalığıdır.Her ülke kendini korumak zorundadır.İç ve dış tehditlere karşı devletlerin birtakım uluslararası hukuktan doğan hakları vardır..
Kısacası tarafsız aydınlardan oluşan bir akil adamlar grubu oluşturulup bu konu enine boyuna her ayrıntısıyla-yukarıda belirttiğim konuların dışında-konuşulup tartışılmalı ve artık bu kanayan yara durdurulmalıdır..
Şimdi derseniz ki;’sen kendi ırkının,devletinin arkasındasın’.
Hayır ben en objektif tarafımla bakıyorum bu konuya.
Ben ne kendi ırkım olan Türk ırkını ne de bizim coğrafyamızdaki Kürt ırkını objektif olmayan bir bakış açısıyla değerlendiriyorum.
Hükümet geçmişte çok büyük hatalar yaptı bu yadsınamaz..İşte örnek vermek gerekirse Kürt dilini yasaklamak,kart kurt ya da dağ Türkleri diyerek aşağılamak v.b şekilde hatalar yaptılar..
Bu hataların kimin işine yaradığı apaçıktır hiç su götürmeyen bir gerçektir ki;Bu emperyal devletlerin yararına olmuştur.
Kesinlikle faşizme,ırkçılığa karşı bir insan olarak bir kere tarafsız olmam gerekir..
İkincisi iyi araştırdığıma inandığım bir konu da ‘Kürdistan’kavramıdır..
Kürdistan kesinlikle ”coğrafik ”bir kavramdır..
Yani Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları yere verilmiş coğrafik bir addır..Bu adıgeçen kavram Osmanlı Devleti zamanında da söylenmiş ve bugünlere gelmiştir..
Yani kısacası Kürdistan kurmak hikayeleri,yok ‘Türkler Asyadan gelip buraları işgal etti’lafı mesnetsiz ve uydurmadır..
Yani yine Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen emperyalist odakların bir uydurmasıdır ‘Kürdistan toprakları kavramı’..
Yani Kürtçülük denen akım bunu dile getirmektedir.
Ve de bunu amaçlamaktadır nedense..
Özetliyorum:
1.si Hem Türk hem de Türk aydınlarından oluşan bir komisyon kurulup bu konu enine boyuna tartışılmalıdır..
Artık bu konu Türkiye’nin gündeminden çıkartılmalıdır..
Lazkopat adlı kişi gibi ve Kürt ırkçıları bu yaraya merhem değil tam tersine zehir oluyorlar ve kanamasına yardımcı oluyorlar yazık ki..
Kitabınızı da listeme aldım.Siyasi kitapları sevdiğimden bu kitabı da büyük bir zevkle okurum..
Çünkü yorumlardan da anlaşılacağı üzere tarafsız bir bakış açısıyla yazmışsınız..
Kutlarım,yaşamınızda başarılar dilerim..
Sayfayı da kaydettim,katılım olursa tartışmak üzere yine ziyaret edeceğim bu güzel tartışma platformunu..
Sağlıcakla kalınız..
Saygılarımla
Uğur..
kürtlerin Türk soyundan olmadigi bilim cevreleri tarafindan bilinmektedir. Ayni soydan oldugunu kanitlayabilecek en ufak kanit dahi bulunmamaktadir. Bu bir gercektir.
Kardesligi savunanlar su iki görüsü ortaya atmaktadirlar;
1. Bin yildan beri ayni topraklarda yasamaktayiz.
2. Ayni dine mensubuz.
Birinci görüsü savunan zihniyet söyle demektedir;
” bin yildan beri ayni topraklarda yasamaktayiz bu nedenle kardesiz” diye, diyelimki insanlar ayni toprakta yasamakla kardes oluyorlar öylese sunu sormak gerekmektedir; mademki ayni toprakta uzun bir süre yasamayla kardes olunuyor ozaman neden ermeni,yunan…vs. irklarla nicin kardes olmuyoruz hatta düsman oluyoruz. Eger bu görüsün tutarli bir tarafi varsa ozaman ermeni, yunan…vs. irklarlada kardes sayiliriz. Ancak nedense bu görüsün mensuplari bunu kabul etmemektedirler.
Ikinci görüse gelince daha vahim bir durumla karsilasiyoruz din kardesligi.
Evet mademki ayni dine mensup olmakla kardes sayiliyoruz, din kardesligini savunanlara su sorulari sormak gerekir;
1.Dünya savasi sirasinda Osmanli Pahtisahinin din adamlari araciligiyla bütün müslümanlari cihata cagirmasina neden hem toprak hemde din kardeslerimiz uymadi. Tam tersi ihanet icinde bulundular. Osmanli ordusunun dagitilmasini sevinc ile seyrettiler. Oysaki Osmanliyi gayrimüslümanlarla birlik olup sirtindan vuranlar bugün gayrimüslümanlarin sömürgesi haline gelmis ve namuslari ayaklar altindadir bu durum Tanri`nin taktiri oldugu süphesizdir.
Din kardesimiz kürtler sevr antlasmasi sonrasi agizlari sulanarak Türk topraklarindan pay kapabilmek icin harekete gecmisler bu yolda dernekler ceteler kurmuslardir.
Din kardesligine sadece Türkler uymustur ve bunun faturasini agir ödemislerdir. Din kardesligi yanlizca teoride kalmistir, pratikte cürütülmüstür.
Bizlerin kürtlere kardesligimize karsi yanlizca ihanet ve kahpelikten baska birsey görmedik. Kardes oldugumuzu varsaysakta kürtler artik Türk topraklarinda kangren olmuslardir, kangren olan yara vucuttan kesilip atilir aksi taktirde hastalik bütün vucuda dagilir.
Biz ne bu devleti nede diger kurdugumuz devletleri birileriyle beraber kurduk, yanlizca akan Türk kaniyla kurduk.
Ülkücü zihniyete gelince onlarda bal gibi biliyorlarki kürtlerle kardes deyiliz. Ancak bunun tersine kardeslik nutuklari atmaktadirlar. Bunun nedenine gelince yukarida Cagatay Bey`inde bahsettigi gibi bir cogu kürtlerle kiz alip vermeleri nedeniyle akraba durumuna düsmüslerdir, ya üc bes oy kazanma nedeniyle Türklüge ihanet etmektedirler yani koltuk sevdasiyla, ya cikacak bir ic catismada akrabalari olan kürtlerle karsilasmamak icin yada evlerinin iclerine kadar girmis olan kürtlerden korktuklari icindir. Oysaki akacak kan damarda durmaz.
Mhp eger kürtleri savunduklari kadar Türkler`i savunsa kendilerinin dahi inanamiyacaklari kadar arkalarinda destek bulurlar. Ancak bunun yerine günlük cikarlarini düsünmektedirler.
Gün gelip ihanetlerinin farkina vardiklarinda cok gec olacaktir cünkü gercek milliyetciler milliyetciligi ellerinden alip onlari lanetliyecektir.
MHP= Milliyetci Hareket Partisi ismi yerine
MHP= Melezci Hareket Partisi ismini kullanmalidir, cünkü artik melezlerin piclerin haklarini savunmaktadirlar.
Tek üzüldügüm noktaysa tabandaki saf temiz Türk genclerinin beyinlerinin zehirlenmesidir. Yukardaki Cagatay Bey`in yazisinin cogaltilip bu aldatilmis genclerin okumasini saglamamiz gerekmektedir.
TÜRK’iye TÜRK’lerindir
Kurt diye bir sey varmiydi ya? bu ingilizlerin cikardigi bir kelime degilmiydi? herkes, kizilderililer bile Turk degildmiydi? bunun tersini dusunen hain degilmidir? Ne mutlu Turkum diyemeyen neden mutlu degildir?? Turkiye sadece Turklerinmidir? Safkan/soylu Turk dedigin nedir/neye benzer? ben oyle gozu cekik bir iki kisi gordum Turkiye de, onlarda fazla bu ulkenin sahibi gibi gorunmuyorlardi….
Kürtler hakkında doğru dürüst bilgimiz yok.Duyduklarımızla konuşuyoruz ve bu davranış bizlere hata yaptırıyor.Kitabınızdan çok şey öğrendim.Dünde bir arkadaşımın verdiği,Yasin Vasat’ın kaleme aldığı Mezopotamya’dan Latinceye KURMANCİ adlı eseri okudum.Daha mantıklı olmamız gerektiğini anladım.
Saygılar.
her türlü olaydan bir malzeme çıkıyor. Kürt sorunu diye bir sorun yok sorunu yaratanlar kötü niyetli ne kürt ne türk olan insanlar tamamen kendi egoizmlerini tatmin etmek için etraflarındaki insanları kendilerine bağlıyorlar yani bunu affedersiniz ama hakkarinin en ücra köşesindeki mehmet ağa bile biliyor. Bunu sizler bilmiyorsunuz bunu bizler bilmiyoruz sonuç olarak hepimiz orta asyadan geldik bilmem 50 yıl öncesinde kürt sorunu yoktuda şimdi mi var bu tarz düşünceler konuşmalar bile bunların yani bu ne olduğu belirsiz insanların bile hoşuna gidiyor bir komplo söz konusu ortaya bir laf atarsınız ona kimi bağlanır kimi karşı çıkar bunu sizin zihninizde bir kere belirmesi lazım kürt sorunu yok dünyanın her yerinde olduğu gibi bazı temel kaynakları kendilerine siper savunma hattı oluşturan insanların sorunları var insanların kan arzuları var insanların vesvese fesatlık arzuları var yani sen tut 5 bin yıl bilmem kaç yıl birlikte yaşa sonra onun bunun lafı ile sorun var şu var hepsi hikaye düzmece yani sorun bizim kafamızda bitiyor inanmak zorundayız kabullenmek zorundayız doğuda yaşayan kardeşlerinde adı ben sen o gibi salih mehmet haydar ali her neyse adımız kanımız soyumuz yemeğimiz dilimiz geleneğimiz örfümüz herşeyimiz aynı ordaki insanlar öcü değil kısaca kürt sorunu yok sorun bizleriz kendi kendimizi köreltiyoruz.
yaw sizin ne kürt sorununu çozebilecek kadar bilginiz var ne de
bu konuda yorum yapmaya yetecek gücünüz var
lütfen kimse işi olmayan konularda yorum yapmasın siz once kendi sorununuzu çozun NE MUTLU KÜRDÜM DİYENE diyenler çok yaşayın ve yaşatın
9 Nisan 2008 tarihli Anonymous’a ait “yorum”u okurken, ilk cümlede klasik bir Türk milliyetçisi ile karşı karşıya olduğumu zannederek merakla bir insanın ne kadar sığ düşünebileceğini görmek için “yorum”un geri kalan kısmını okuyordum. “NE MUTLU…” diye başlayan cümleciği de okumaya başladığımda içimden “vay faşist vay” diyordum ki bir anda önyargımdan utandım. Türk ırkçılarına bir özür borçluyum sanırım. Kürk ırkçıları da onlardan aşağı kalmıyormuş hani, bunu bir kez daha görmüş olduk. Hatta en azından Türk ırkçıları katil, dinsiz bir terör örgütünün ortağı değiller.
sayın Mustafa kitabınızı okuyorum gerçekten çok bilgiler sunmuşsunuzbu arada yorumları da esefle okudum.ben aslen polatlılıyım ve kürtüm.insanlar kürt deyince genelde güneydoğu canlansa da…öğretmenim öğrencilerime milli ve manevi değerlerins sonuna kadar vereceğim.ama inan ki kürtlüğün ayrı bir ırk olduğunu dahi ırkçı zihniyetlerden öğrendim.üniversiteye geldiğimde o saf ve masum zihnitetimi bulayanlarla karşılaştım daha da karşılaşıyorum malersef.özel yaşamımda tutund aöğretmen odasında dahi…ben bi rkürt olarak bu olaylardan sıkıldım.ama bu ırkçı galiba sonuna kadar bu işi görmezlikten gelecek.ama nasıl olsa bu işin ahiret boyutu var.elbet İlahi adalet kazanacaktır.her iki tarafındaki ırkçı zihniyetlerle ahirette bulşacağım.hele en olumsuz en kötü ne varsa kürtle izah edenler sizlerle ve bugün bu kadar insanın kanının dökülmesine sözde kürt halklarını savunduğunu sanan pkk zihniyetine
bu sorunu pkk yaratmadi..
AHMET ALTAN : ATAKÜRT
Mustafa Kemal, Selanik’te değil de Musul’da doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşı’nı Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu ***huriyetin adını “Kürdiye ***huriyeti” koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla “Atakürt” adını alsaydı…
Kürdiye ***huriyeti’nin bütün vatandaşlarına “Kürt” deneceği için hepimiz “Kürt” sayılsaydık, Taksim’e, Kadıköy’e, Kızılay Meydanı’na, Kordon’a “Ne mutlu Kürdüm diyene” pankartları asılsaydı…
“Kürdiye’de” Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında “deniz Kürdü” oldukları iddia edilseydi…
Kürtlerin “yedi bin yıllık” bir tarihi bulunduğunu, Anadolu’nun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık…
Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı…
Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık…
Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı…
“Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var” dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, “özel timler” bizim “Kürdiye ***huriyeti’ni” parçalamak isteyen “ayrılıkçılar olmamızdan” kuşkulanıp hepimize sürekli “suçlu” muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı…
Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı “Türk teröristlere” yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakır’a, Hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık…
Biz Türkler buna razı olur muyduk, “işte hepiniz Kürdiye ***huriyeti’nin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz” sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin “eş*piep*” vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih “Türk” çizgisinden yürümüş, bugün bizim “Türk” olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
Türkiye’nin bu kanlı karmaşadan “demokrasiyle” ve Kürt vatandaşların “kimliklerinin” kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?
Biz Türkler, bir “Kürdiye ***huriyeti’nde” yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eş*piep* oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
Değmez diyenler “demokrasi” istiyor işte.
*17 Nisan 1995 tarihli Ahmet Altan’ın köşe yazısından alınmıştır.
okuyun lütfennnnnnnnnnnnnnnnn….
Bu Kürd sorununu ben de defalarca kez nasıl olur da çözülür diye irdelemeye çalıştım. Evet belli sonuçlara vardım ve bunlar Sn Akyol’un görüşleriyle genelde paralel. Ama en temel sorun Kürt vatandaşların aidiyet problemi. Yani,bence, bazı Kürtler kendini bu devlete ait değilmiş gibi görüyorlar. Aslında haklı oldukları taraflar var. Ama düşünüyorum da acaba Kürtçe’ye izin vermek, kimliklerini tanımak ne kadar sorunu çözer. Açıkcası denemeye değer. Eğer tarihte bazı Türkler veya Kürtler hata yaptıysa; bunu bizim ödemememiz lazım. Ha PKK veya Apo muhatap alınmalı mı?. Bence evet. Eğer en kısa yoldan silahların susması sağlanırsa, Kürt Sorunu siyasal bir hale gelir ve daha kolay çözülür.
Yukarıda bazı arkadaşlar Kürt olduları için belli suçlamalara maruz kaldıklarını söylemişler. Açıkcası buna şahidim(bir Türk olArAK) . Örneğin üniversitede 2 kişilik yurtlarda oda arkadaşım Diyarbakırlıydı. Aileme bunu söylediğimde ilk söyledikleri şey ‘Dikkat et!’ oldu. Ama inanın bu algının yanlışlığı benim için adeta ‘önyargıları çöpe atmak’ oldu. Önceleri ben de böyleydim. Ağrı’da doğmuştum(babam öğretmendi) ve bana küçükken sorulan “Cehenneme kim gidecek?” sorusunu “Kürtler” diye cevapladığımı biraz hüzün biraz kendime gülerek hatırlarım. Belki bunlar kişisel gibi görünebilir; ama geçenlerde birçok Türk kökenli insanla(genelde eğitimsiz) bu konuyu konuşup genel bir intiba elde etmeye çalıştım. Bir yakınımızın Kürt gelinle düğünü vardı tabi ki. Onların Kürtler için ‘çoook garip’ düşüncelere sahip olduğunu gördüm. Hatta çok yakın akrabam affedersiniz ‘Bu Kürtler yediği tabağa….’ dedi ben tabi itiraz ettim ama kafaları değişmiyor. Yanlış anlaşılmasın bu sözleri sarfeden insan MHP li değil aksine çok iyi bir AKP’liydi. Ama onların sorununu ben hep bizim Batı’ya gelen şehitleri görmesine bağladım. Ayrıca mesela Kürt mahallelerinde çok adli olay olur açıkcası kimse kızmasın ama Konya’dan örnek olarak Fatih-Işıklar ya da Özalkent civarı yerlerde ‘daha fazla’ olay olmakta. (İnanmayan ya da veriye dayanmıyor diyenlerin gidip yaşaması gerekli). Ama bu sadece Kürtlere mal edilemeycek kadar komplike ve çetrefilli bir olgu. Yani münferit ‘olaylar’ değil bu bir olgu ve Türkiye gerçekliği.
Neyse ben umuyorum ve biliyorum ki bu sorun ilk kez bu kadar çözüme yaklaştı. O Yüzden bitmemek için biraz naz yapıyor. Ama bitecek…
Birbirimizi anlamak ve birbirimiz için ağlamak dileğiyle…
Not: Kürd kardeşlerimden her türlü yanlış anlamalarına karşı özür diler, Mustafa abiye saygılar sunarım…
akyol abi yazmış kesinlikle mükemmeldir bu kitabı muhakkak okuyacağım inşallah. konuyu aslında pek kavrayamasamda sanırım kitabınızda sade anlatmışsınızdr size yorum yazan bazı yorumcu şahsiyetlere kızıyorum sizi rencide ediyorlar lütfen bana cevap
Hepinize bir sorum var!!! Kurtler yillarca T.C topraklari icinde yasamislardir ve T.C askeri durduk yere hangisini kurt vatandasi oldurmustur? Hicbirini!! peki oncelikle su sorunu cozelim ? sorunumuz kurtlerlemi kendini bilmeyen suursuz Pkk militanlariylami ! Turkiyenin bolunmesini isteyen guclerin olusturdugu bir teror orgutudur pkk!! Pkk`nin faturasini Kurt vatandaslara kesemessiniz AMA Kurt vatandaslarin sucu yok diyede Pkkyi omuzlar ustune alan zihniyete karsiyim.!!! butun sorun Turkiyeyi bolmek icin yaratilmistir bu Kurtler degil Lazlar cogunlukta olsaydi lazlar ile olucakti . O yuzden Kurt ve Pkk`lilari ayirip bir kitap yazarsaniz sevinirim.Cunku Diplomasi duygusal yaklasimlar ile yapilicak bir olay degildir. Ve ne yazikki icinde yasadigin ulkenin dilini kabul etmek her ulke vatandasinin zorunlulugudur!Kimsenin boyle bir luksu yoktur!!!Irtica hakkini kullanabilir kabul etmek istemeyen vatandaslar 1 yada 20 milyon insan farketmez nasilsa onlari besleyen devletler irticalarinida kabul ederler bu kadar sevdiklerine gore!!
Hamdi Erser Dizmen
Uluslararasi Iliskiler Siyaset ve Diplomasi Bolumu 3.Sinif Ogrencisi
Rusya MGMo Universitesi
Mustafa Akyol’un bu kitabını aldım ve okuyorum. Açıkcası iyi hazırlanmış ve araştırılmış bir eser. Gayet objektif ve sade olarak hazırlanmış.
Sayın Mustafa abi, buradan size sesleniyorum. Yeni kitaplarınızı/eserlerinizi bekliyoruz. Özellikle “Evrim-Akıllı Tasarım” üzerine veya “politik” kitaplar.
Sayın Akyol çalışmanızdan ötürü size teşekkür ederim.
————————————
Kürt Problemi hakkında bazı tespitlerde bulunmak istiyorum:
1. PKK da dahil Kürtler hain mi?
Hain nedir? Hıyanet edendir!!!
Hıyanet etmek için önceden söz vermiş olmak veya anlaşmış olmak gerekir.
Kürtler şu anki Türkiye, Suriye ve İran rejimlerinin hangisinde bu şekilde yaşamak için söz vermişler? Ne zaman ve kimle şu anki durumları için anlaşma yapmışlar?
Hiçbirinin cevabı yok!!!!
Peki pkk da dahil Kürtlere neden hain deniliyor???
Pkk bu üç devlet için düşmandır.
Ama pkk’nın hain olması için bu devletlere önceden mevcut yaşam koşulları için söz vermiş olması gerekiyor!!!
Peki Kürtler hain veya düşman mı? Hayır!!
Kürtler PKK’dan farklı olarak düşman değil muhaliftirler. Yani yani ellerinden geldikçe mevuct rejimlere muhalefet ediyorlar. Hak istiyorlar. Çözüm istiyorlar. Kalkınma istiyorlar. Yasakların kalkmasını istiyorlar.
Devlet sopasına yeter artık diyorlar.
2. Kürt sorunu acaba PKK ile mi başladı???
KESİNLİKLE HAYIR!!!!
Kürt isyanları taa 1800′lü yıllardan itibaren sayısız kez oldu. Pkk bu isyanların en sonuncusudur.
Peki daha Selçuklular ve Osmanlı zamanında da isyanlar olmamış mı??? Mutlaka olmuştur ama yenildikleri için imparatorluğa Yunanlılar, Bulgarlar, Araplar v.s. gibi boyun eğmişler.
Peki Kürt sorununda neden hala işin kaynağı olarak PKK gösteriliyor???
Pkk sonuç mu yoksa neden mi?
Tarihi veriler ve süreçler genel olarak sonuç olduğunu gösteriyor. Ama bir yönüyle gelecekteki çok daha büyük çaplı Kürt isyanının kaynağı olacak gibi görünüyor.
Çünkü daha önceki Kürt isyanları genel olarak eğitimsiz Kürtler tarafından yapılmıştı. Eğitimsizlik sonucu isyanlar çok kanlı bir şekilde kısa sürede bastırılıyordu.
Fakat şimdiki silahlı isyancı Kürtler (Pkk) ise hem ideolojik olarak hem de askeri olarak eğitimli kadrolardan oluşuyor.
Bu eğitimliliğin sonucudur ki araziyi çok etkili kullanarak 25 yıldır bastırılamamışlar.
Devletlerin son zamanlarda yaptıkları psikolojik medya harpleri saymazsak Pkk’nın bittiğine veya dağıldığına dair herhangi bir işaret de görünmüyor.
Bilakis çatışmaları Türkiye dışına da taşırmış. Yani aynı anda Türkiye ve İran ile savaşabilecek kapasiteye ulaşmış.
Pkk bunun dışında boş durmamış Suriye, iran, Irak, Türkiye, Ermenistan, Rusya, Avrupa ve dünyadaki diğer bir çok yerde hem örgütlenmiş hem de yeni nesil Kürt nüfus üzerinde etki bırakmış. Yani Pkk’ya göre sözde “ulusal bilinç” oluşturulmuştur. Artık gelecekte eskisi gibi parça parça küçük isyanlar yerine bölgesel bir isyanın altyapısı oluşturulmuş.
İşte bu yüzden pkk hem Kürt sorununun bir sonucudur hem de gelecekte oluşabilecek NEO-İsyanın da kaynağı olacaktır.
3. Pkk ile bu kadar uzun mücadele’nin acaba Türkiye için en zararlı tarafı ne olmuştur.
Multimedya teknolojilerinin bu kadar gelişmiş olduğu bir çağda Pkk’nın yürüttüğü 25 yıllık çatışma süreci adeta bir hatta bir kaç kuşağı ideolojik ve siyasi olarak yetiştirmiş ve eskisi gibi artık Devletlerin yaptığı ve attığı her adım kayıt altına alınabiliyor ve koca bir arşiv kendiliğinden günden güne oluşuyor.
Artık eskisi gibi arşivler sadece devletin elinde değil!!!!
Eskisi gibi Ermeni soykırımı oldu mu olmadı mı tarzında tartışmalar gelecekte olmayacak!!!
Çünkü dijital memory’ler artık her anı kaydediyor.
Artık insanlığın tarihi bir daha silinmesi ve yok edilmesi mümkün olmayacak şekilde kayıt altına alınıyor ve bu her gün birikiyor.
Artık gelecek nesiller kendilerinden önceki atalarının neler yaşadığını çok rahatça alıp okuyabileceklar.
Dolayısıyla bence 25 yıllık bir terör mücadelesinin Türkiye’ye gelecekte çok ağır faturası olacak gibi görünüyor.
Bu problem Özal döneminde derhal halledilmeliydi. Tatlıya bağlanmalıydı. Şimdi iş artık kontrolden çıktı.
Artık karar gelecek nesillerin insafına, dünyaya bakış açısına ve isteklerine kalmış.
Şu an çoğunluğu genç ve çocuk olan Kürt nüfusu gelecekte bakalım nasıl bir tarz belirleyecek.
Ben sadece Türkiye değil bölge ülkeleri hakkında da iyimser değilim.
tek çare,gerçek kardeşliği her iki kesime benimsetmek.yani kardeş olan kardeşçe yaşamalı,bu kardeşliği benimsetmenin tek çareside manevi bir değere sahip olmaktır,birlik ve beraberlik ancak bu şekilde olur,buğüne kadar hep aynı çatı altında birlik beraberlik içerisinde oldular ve bu birlik beraberliği artık kesin bir düzene konulmalıdır..
Af edersiniz beyler bayanlar, kürt milliyetçiliği yapanlar!!! Arabı, Çingenesi, KÜRDÜ, Lazı, Türkü kısacası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Acep bir problem mi var? Amerika’da yaşayan insanlara nerelisiniz diye bir soru yöneltin. Amerikan vatandaşıyım, Amerikalıyım ya da —– kökenli Amerikalıyım der. Bilmem anlatabildim mi, faşist çamuru atıpta, faşist yatıp faşist kalkanlar!!! Sivaslı kürt kökenli bir TÜRK’ten tüm vatanıma selamlar…
mustafa beye bu değerli kitabından öturü çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu kitapla ben yıllardır görmezlikten geldiğim değerlerime daha güvenle sarılmaya başladım.
ne mutlu kurtum diyene
ER GEÇ ELBETTE Kİ YİNE DEMOKRASİ KAZANACAKTIR.LAZKOPAT GİBİ AŞIRI NASYONALLERİN SONU MEÇHUL.BİR KÜRT OLARAK HER TÜRLÜ HUKUKSUZLUĞU VE İŞKENCEYİ YAŞADIM AMA ASLA DEMOKRASİ ÇİZGİSİNİ ŞAŞMADIM VE BUNA HEP İNANDIM.FİKİRLERE KARA KİLİT VURMAK GERİCİ ZİHNİYETİN FAŞİST DALGALARINDAN İBARETTİR.İŞÇİLER EZİLENLER SOSYALİSTLER DEMOKRATLAR VAR OLDUKÇA LAZKOPATLAR BUHARLAŞACAKTIR.SAYIN MUSTAFA AKYOL U KUTLARIM
BU ÜLKEDE KÜRT SORUNU YOKTUR SORUNLU KÜRTLER VARDIR..
bakın türk kardeşlerim siz yüzyıllaraca bölgedeki kürt insanına zülm ettiniz şimdede kalkıp bizi işagalci
vatan haini bebek katileri diyorsunuz
sizde hiçmi şeref namus duygusu yok siz eyer insan olsaydınız adam olsaydınız öncelikle insanlığa saygı kişilerin düşüncelerine haklarına saygılı olurdunuız hiç kimse kürt halkını bu konuda suçlayamaz yargılayamaz bizler demokratik özerklik hakalara eşitlik isteik siz bunu anlamakta güçlük çektiniz biz ne yapalım
aklınız kıt
herkese selam
Her kim bu vatanı,canından aziz bilir,canımdır kardeşimdir.
Her kim bu vatana hainlik eder,kardeşim bile olsa benden değildir.
ÜMİT ÖZDOĞAN
1789 la birlikte dünya tarihinde yepyeni bir sayfa açılldı.milliyetçilik rezaleti… ve hiç bir tarih devresinde dokülmeyen kan bu dönemden sonra döküldü. osmanlının bir kırıntısı olan (anatolia)anadolu da yaşayan elitler bu topraklarda yaşayan insanlar için yeni bir kimlik arayışına girdiler. ne yapalı ne edelim derken kemal adında birisi çıkıp ülkeyi kurtarmaya girişti . fakat tplum farkalı renklerden oluştuğu .için hepsinin koordineli olarak hareket etmesi pek zor görünüyordu. ancak onun da çaresi vardı. kemal akılı biri olduğu için evella bütün toplumu birarada tutan harcın islamiyet olduğunu tekrardan halka hatırlattı. kurtuluş savaşıyla birlikte pek çok kayıp vermiş fakat yüzü ak bir şekilde savaştan çıkmış türkiye halkını yeni bir sürpriz bekliyordu. milliyetçilik…masonik fikirlerin türkiye temsilcisi olan kişiler(ziya gökalplar gibi) yeni bir ulus arayışına girdiler.(sanki ihtiyaç varmış gibi)nihayetinde birçok dini ve etnik çeşitliliğe sahip olan anadolu halkı “türk” kimliğine sığdırılmaya çalışıldı. ancak bu şekilde bir birlik ve bütünlüğün sağlanabileceği düşünce kısa bir süre sonra geri tepti(1925 şeyh sait isyanı).ancak daha sonraki kemalist kanat (yoksa yahudi lobilerince desteklenmiş masonik düşüncenin temsilcisi olan ve kemalistliği bir kalkan olarak kullanan kanat mı diyeyim) olanca hızıyla gayet doğal olarak ortaya çıkan farklı sesleri bastırmaya giriştiler.bunu da gerek radyosuyla gerek tepeden indirmeci inkılaplarıyla yada yasalarıyla ve yahut da somut bir şiddet göstegesi olan aynı zamanda devlet eliyle verilmiş olan özgürlükleri! geri almak amcını güden darbelerle insanlara empoze etmeye çalışıldı. fakat küreselleşmenin hızla yayılmasıyla birlikte artık türkiyede olan bitenlerden haberdar olan başka halklarda oldu.dolayısıyla ulusalcı kesimin keyfi olarak sürdürmeyi düşündüğü ırkçı politikalar iflas etmiş vaziyette.onun için yeni nesil kürt ve türk gençliği geçmişte kalan inkar politikaları terk edip türkye halkı için en gerekli olan çözümlerle platform oluşturmalıdırlar.atalarımızın hataları bizim de hata yapmamızı gerektirmez.
s.a
Öncelikle kürtleri eleştirerek kendi kültür seviyesini yükseltmeye çalışan lazkopat arkadaşa bir kaç cevap yazmak istiyorum…
Benimde bir sürü Laz, Türk, Yörük, Göçmen, Alevi, Zaza,Bulgar vs. arkadaşım var…
Bir ara internette çalışırken bir arkadaş masadan kalkıp lavaboya gitti ve o arada iki kişi kalkıp hızla hesap ödeyip çıkıp gittiler… Lavabodan çıkan arkadaş masasına oturur oturmaz telefonum yok dedi… Bende nasıl olur bilmiom ben lavaboya giderken masanın üstündeydi dedi… Benimde hemen aklıma gelen o hızlı hesap ödeyen çocuklar oldu yaşlarıda 18-20 arasındaydı bende hemen dedim yukarı doğru kaçtılar zaten dışarıya çıkıp baktığımızda caddenin ucunda gözüküodular… İkimizde hemen peşlerinden koştuk süratlı bir şekilde… ve onlar ara sokağa girince bizde girdik… En sonunda biri yoruldu ve yakayı bizim elimize verdi… ve bende iki tane çaktım suratına yakışıyor mu dedim… Telefon nerde dedik dedi diğer arkadaşta bizde hemen arkadaşın yerini göster dedik… ve aldık aşağıya getirdik.. Telefonu çalınan arkadaşın amcasın yanına… Amcasına olayı anlatınca amcasıda çaktı bir iki tane çocuğa… ve kimliğini istedi… kimliğini alıp baktığında artvinliydi kendisi bu arkadaşın amcası kimliğine bakınca baktım ki daha çok dövmeye başladı bu sefer bende üzüldüm araya girdim… Benim üzüldüğüm nokta insanların sadece oralı buralı diye birbirlerine öyle hemen gaddar olmalarıydı…Eğer amcası o’nu bir hırsız adında dövseydi ben ses çıkarmayacaktım ama iş ırkçılık noktasına varınca vijdanen rahatsız olup müdahale ettim.. Amcasıda beni görünce vazgecti dövmekten… ve bu iki arkadaşta misafirliğe gelmişler… Buna benzer bir olayda tanıdığım ve laz olan bir çocuğun okula uyuşturucu sokup pazarlaması ve yakayı ele vermesi…
Ama sadece demiyorum Lazlar yapıyor diye… Kürtlerde, Alevilerde, içanadolularda, Birçok ırktan kişi yapıyor… Sadece benim dikkatimi çeken bu lazkopat arkadaşın kendi pencerisinden bakarak Kürtleri karalaması… Demiş ki kürtlerde kan davalığı var… Sanki lazlarda yokmuş gibi… demişki kürtlerde namus cinayeti var sanki Lazlarda yokmuş gibi! demişki Kürtlerde gasplar çok sanki Lazlarda yokmuş gibi… Demiş ki Kürtlerde tecevüz, hırsızlık, vs. bir çok suç oranı mevcut sanki kendilerinde yokmuş gibi…
Lazkopat arkadaş beş parmağın beşi bir değil diye bir ata sözü var… Sence bu ata sözü ne manaya geliyor… Yoksa siz lazlar beş parmağınızda birmi!
bu sözde benden sana olsun…
İnsan küçük düşmez kendini büyük göstermedikçe!!!
Başkalarını küçülterek kendini büyük gösteren insanların kültürden bahsetmeleri ve kendilerini kültürlü görmeleride bence çok komik…
Bir kere senin kullanıcı adın zaten başlı başına problem… “Laz kopat” psikopat psikolojisi bozuk kişilere denilir… sende lazkopat olduğuna göre sen de lazlığın bozuk hali olmalısın!…
Biz bu ortamda psikoloji problemlerini çözmeye çalışıyoruz yükseltmeye değil… ve ne kadar çok problemler tespit edilirse ve ne kadar bilgi edinilirse o kadar çabuk tedavi yöntemlerine baş vurulacak… Bu portalda bilgi dağılımı için kurulan bir portaldır… Bilgin varsa sun… yoksa da bilgi edinmeye bak…
Eğer hasta bir insansanda ki öylesin! senin hastalığının giderilmesi içinde bilgi dökebiliriz…
Bu ortamda kürtleri kötülüyerek kendini de yüceltme…
Kürtler suç oranı yüksek bir millet ise bunun sebepleri senin gibi ön eleştirili ve bu ön eleştirilerini topluma dayatmaya çalışan zihniyet yüzündendir…
Bugün sizce neden avrupa birlik ülkelerinde suç oranları az ve afrika ve o’na benzer ülkelerinde suç oranları çok…
Arasında ki fark… Avrupa ülkeleri afrika ve diğer ülkeleri sömürerek kendi vatandaşlarına ileriye yönelik rahat bir yaşam sunmuşlar… ve bu sömürülen ülkelerde kendi aralarında açlık mücadeleri veriolar… ve doğal olarakta suç oranları artar… Şu bir gerçektir aç kurt saldırgan olur… Geleceğe karamsar bakan insanda aynı aç kurt gibi olur… Bugün eğer avrupada ki insanlar afrika şartlarında olsaydılar onlarda pek farklı şeyler yapmayacak tı…Eğer bir insanın geleceğe yönelik bütün haklarını elinden alırsan ve bu insanlarıda aşağılık komplekslerine büründürürsen bu insanların da sana karşı veya topluma karşı düzgün hareket etmelerini bekleyemezsin…Laz arkadaş, konum ile alakalı olan herşeyi kişilerin ırklarına maledemezsin!!!
Olaylara laz pencerisinden değil insan penceresinden bak…
Irkları böyle karalayarak karanlıklara değil aydın yol’u bulup! ve aydın yol sunmaya bak…
Sana en aydın yolu sunuyorum arkadaş…
Bütün peygamberlerin sunduğu gibi…
Hadisi şerif;
“Asabiyet dâvâsına kalkışan (ırkçılık yapan), onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.” (Ebu Davut, Edeb, 121)
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)
Allah müminlerin dostu, kayırıcısıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise Şeytan ve yardakçılarıdır. Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. Onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.(Bakara-257)
Ne sen istediğin için laz doğdun nede o istediği için kürt doğdu kimsenin seçme hakkı Yoktu Yüce Yaradan ol dedi ve oldu… ya sen kürt olsaydın o’da laz olsaydı diye hiç düşündün mü!
ve kürt dilini yoksayan kişilere gelince…
Ben bir kürt olarak kullandığım kelimelerin çoğu gırtlaktan çıkartırım… Bir keresinde bir türk arkadaş, ben dudak üstünde olan bir türk kelimesini söyleyemeyince benim ile dalga gaçti… Bende dedim ki ben kürdüm… Benim o kelimeyi söylemem tabiki zordur… Çünkü dedim biz genelde gırtlaktan konuşuruz… ve madem öyle bende sana kürtçe bir kelime söyleyecem ve sende bunu tekrarlayacaksın… O da tamam dedi ve benim söylediğim bir kelimeyi tekrarlamaya kalkıştı ne kadar denedi ise başarılı olamadı… Dedim işte anladın mı şimdi… yeterince anladım dedi!
Kürt dili yok ve bu türkçeden türetilmiştir türklere bağlıdır diyenlerde herhale anlamıştırlar…
Bir kaç kitap ile felsefe yaparak kürt kimliğini kürt dilini yok saymak ve bunu topluma dayatmak kürtlerin hakkını yok saymaktır…
Sİz Türkler (sözüm ırkçı olanlara)çok güzel felsefe yapıyorsunuz…
felsefe yaparak insanların kafasını karıştırıyorsunuz…
İnsanın bildiği doğrulardan şüpheye sokuyorsunuz…
Eğer kürtlerde size karşı felsefe yaparlarsa bu seferde siz aynı duruma düşersiniz…
Türklerin yazdığı kitapları okuduğumuz zaman kitaplarda türklerden başka millet yok… Yok karmış yok buzmuş yok çayırmış yok çimenmiş vs.. vs.. Kim inanır ki size…
Sizde de suç yok ki o kadar çok hikaye okuyan insanda ancak hikaye yazar… bu’da sizin en doğal hakkınız olsa gerek!…
Hikayelerle kendini İlahlaştıran bir milletten başka ne beklenebilir ki…
Herşeye kendince bakan bir millet kendi gerçeğinden başka hangi gerçeklerden bahsedebilir ki!
s.a
mustafa fatih yüce demiş ki :
9 Nisan 2008 tarihli Anonymous’a ait “yorum”u okurken, ilk cümlede klasik bir Türk milliyetçisi ile karşı karşıya olduğumu zannederek merakla bir insanın ne kadar sığ düşünebileceğini görmek için “yorum”un geri kalan kısmını okuyordum. “NE MUTLU…” diye başlayan cümleciği de okumaya başladığımda içimden “vay faşist vay” diyordum ki bir anda önyargımdan utandım. Türk ırkçılarına bir özür borçluyum sanırım. (Kürk)”K ile T harfinin arasında çok fark var” ırkçıları da onlardan aşağı kalmıyormuş hani, bunu bir kez daha görmüş olduk. Hatta en azından Türk ırkçıları katil, dinsiz bir terör örgütünün ortağı değiller.
Arkadaş şu bir gerçektir etki tepkiyi doğurur..
eğer bu gün kürtlerde ne mutlu kürdüm diyorlarsa bu da etkinin doğurduğu tepkiden ibarettir…
ve yukarıda yine demişsin ki kürt milliyetçileri katil ve dinsizdir…
Ya sen dinin ne olduğunu bilmiyorsun… ya da türklerden başka herkesi dinsiz zannediyorsun…
Din’in aslı İnanç biçimi ile hal ve hareketlerle günlük hayat’a dökülen yaşam biçimidir!!!
ve her insanın dini vardır ama o isimdedir ama bu isimdedir ama isimsizdir ama sonuçta hayatta belli bir şekillerle yaşıyor insanlar…
Bazıların ki semavi dindir dünyalık değildir ahiret inancı taşır ve yapılan hal ve hareketlerini ahirete göre yapar…
örnek musevilik, isevilik ve islam…
yahudilere göre musevilik hak din, hristiyanlara göre isevilik, müslümanlara göre ise islam hak din
… Bu arada diğer dinler tarife uğradıkları için Hak din ve son semavi din islamdır… ve bende islam dinine mensup bir müslümanım…
ve diğer dinler:
sosyalizm
kemalizm
laikizm
satanizm
ülkücülük
kürtçülük
lazcılık
kominizm
isterseniz inancınız kendi hal ve hareketlerinizden olsun o’da ismi konulmamış bir yaşam biçimi yani o da bir dindir…
Bahailik
» Moonculuk ( Moonlar )
» Tenrikyo Dini
¬ª Tanrının Yolu Topluluğu
» Ahmediyye (Kadiyanilik )
» Uzay Dini (Raelian)
¬ª Ramtha Akımı
» Rastafarianizm
¬ª Yehovanın Şahitleri
» Vica Dini
» Mormonlar
» Nusayriler
¬ª Dürziler ve Dürzilik
¬ª Zerdüşt Dini ( Mazdaizm )
» Sabiilik
» Yezidilik
» Samirilik
» Budizm
¬ª Janizm-Caynacılık
¬ª Sihizm – Sıkh Dini
» Hinduizm
¬ª Şintoizm
¬ª Konfüçyüsçülük
¬ª Taoizm – Taoculuk
Gün geçtikçe başkaları yaşamını isimlendirdimi ve bu yaşantıya dair esaslar getirip insanlarada bu esaslara iman ettirdimi o da bir din olarak karşınıza çıkar…
pkk da sosyalist inancındandır…
ve kurmak istediği devlette aynı tc. gibi laik+sosyalist bir devlettir…
ve kürt gençlerinin bir çoğu ırkçıların dışlamalarından dolayı ya eski dinleri olan zerdüşte yada daha çağdaş ve dünyalık bir din olan sosyalizmi seçmiştirler…
Bazıları her ne kadar müslümanız deselerde hayatlarında islam’ı temsil eden hal ve hareketler olmadığından dolayı müslüman değillerdir…
Her ne kadar kalbimiz temiz deselerde kimseye kötülük yapmıyoruz deselerde kendilerince iyilik ve kötülük kavramını değerlendirdiklerden farklı bir dine mensup olduklarının bile farkında değillerdir..
Aynı şekilde Türkler içinde Geçerli!!!
Genelde çoğu insanın dini takip etmediğinden ve din ile alakalı olan herşeyin çarpıtılmasından kaynaklanmıştır…
Sadece ata babasından ne gördüyse o’nu taklit etmiştir…
çoğunluk ata babası yanlış mı doğrumu yapıyor diye herhangi bir araştırma yapmamıştır…
Kur’an tabiri ile çoğu ata babasının dinine uyar…
çoğu çoğunluğu ölçü edinir…
Ama müslümanın ölçüsü kur’an ve Sünnettir..
ve tek örneği önderide onlar bunlar şunlar değil Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)dir…
“KATİL” sözünüde daha sonra türklerin yaptığı ile karşılaştırıp bir değerlendirme yapacağım…
ve bu arada Kürtleri savunduğumdan değil… sadece herkesin kendi pencerisinden baktığından rahatsız olup bunları yazıyorum…
Birbirinizi her ne kadar anlamaya çalışırsanız çalışın hiç bir zaman kendinizi ırkçı duygularından arındırmadığınız müddetçe bir arada huzurlu olamazsınız… Sizin çözümünüz bile o şekilde birbirinize karşı kininizi artırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır…
Çözümde huzurda islamdadır…
ama ata babanızdan öğrendiğiniz islam değil…
Gerçek islamı araştırın…
Ben dediğim gibi müslüman bir kürdüm…
ve tc. tağutunuda aponun kurmak istediği k.c tağutunuda savunmuyorum… Benim bayrağım kelimei tevhid bayrağıdır… yani islam bayrağıdır… anayasam Kur’an’dır…
Önderim, örneğim Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)dir…
s.a
Sayın aLaaDDiN YüCe,
Yanlış anlaşıldığımı sanıyorum.
Beni ırkçılıkla itham ediyorsunuz fakat Kürtlerin ırkçı olanlarına duyduğum kini söylemek ırkçılık değildir. Aynı şekilde Türk ırkçılarını da yeriyorum dikkat edersen.
Kürt ırkçıları derken PKK denen adi, şeref yoksunu, nankör terör örgütünü kastediyorum.
Ve PKK’nın dinsiz bir örgüt olduğu, PKK’nın katil bir örgüt olduğu konusunda fikrimi değiştirmiğş değilim.
Marksist bir örgütün içinde tek tük saf cahil dindar adam çıkabilir, hatta bu örgüt dini sömürerek katil toplayabilir ama bu durum o örgütün dindar olduğunu gösteremez.
Marksist bir örgüt nasıl dindar olabilir?
Katilliği konusunda ise tartışmaya bile gerek yok sanırım.
“Efendim filanca da katilmiş, filanca da dine karşı imiş” benim derdim değil, benim söylemek istediğim PKK’nın katil ve dinsiz oluşu.
…
Ayrıca ırkçılığı bu kadar yerdikten sonra size “ırkçı” diyemem,
ama sanırım
romantik Kürt Milliyetçisi diyebilirim.
Ben PKK’yı kastederek dinsiz ve katil diyorum, siz savunmaya geçiyorsunuz.
Klasik türk milliyetçilerinden pek farklı değil.
…
Benim diğer yorumlarımı da okursanız bu sitede, benim Türkleri Türk olduğu için övüp, Kürtleri Kürt olduğu asla yermediğimi görebilirsiniz.
Zaten o yorumumda da Kürt ırkçılarından nefret ettiğim gibi, Türk ırkçılarından nefret ettiğim, Kürt milliyetçilerine acıdığım gibi Türk milliyetçilerine acıdığım anlaşılıyor sanırım.
…
Sonsöz: Kürt ırkçıları dinsizdir derken kastettiğim PKK, Kürtlerin çoğunluğu elbette İslami hassasiyeti olan bir millet. Ama namazla dağga geçen, dağda bitli karılarla fuhuş yapan, katil, nankör, MARKSİST bir örgütün de dindar olduğunu söylemeyin bana.
Sayın dindar kardeşim Alaaddin Bey, lütfen beni doğru anlayın.
Sayın: mustafa fatih yüce
ben bir kürt olarak kürtleri toplu bir şekilde kast içererek aşağılayan kimseleri sevmem… aynı şekilde türklerede yapanları sevmem… benim size ençok kızdığım nokta Kürt kelimesini (Kürk) diye yazmanızdır… bunuda zaten belirtmişimdir…
ve devamında da zaten sizin bu şekilde bir uyuşma çabanız ancak bir birinize karşı kininizi artırır.
“Birbirinizi her ne kadar anlamaya çalışırsanız çalışın hiç bir zaman kendinizi ırkçı duygularından arındırmadığınız müddetçe bir arada huzurlu olamazsınız… Sizin çözümünüz bile o şekilde birbirinize karşı kininizi artırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır…”
“ama sanırım
romantik Kürt Milliyetçisi diyebilirim.” demişsiniz
olaylara kendi pencerenizden bakarsanız haklı olabilirsiniz… ama ben bütün milliyetçilik duygularımı islamla bağdaşmıyor diye cahilleyemde bırakmış bir müslümanım!!!
ve islamı bilmeden önce de sosyalizm dinini destekleyen duygu ve düşüncelerim vardı… ama ne zaman ki sosyalizmin islam’la çakışan noktalarını anlayınca ve sosyalizmin sadece maddeye yönelik bir din yani yaşam biçimi olduğunun farkına varınca hemen sosyalizmi reddettim…
zaten yukarda ki yorumlarımda da nasıl bir zihniyette olduğumda açıktır… ben olaylara kendi penceremden bakan bir insan değilim…
olaylara islam pencerinden bakarak genelde yazıyorum…
ama mantık yapana da mantık yapmıyor da değilim…
Ben din konusunda da sizi pek fazla eleştirmeyeceğim… siz dini sadece islam, isevilik, musevilik diye biliyorsunuz… Oysa ben size dinin sadece onlardan ibaret olmadığını açıkladım… örnek olarak din nedir bunu ayrıntılı bir şekilde size açıklamam gerekecek…
Zamanımın darlığından pek fazla ayrıntılı bir şekilde bilgi sunmaya bilirim…
Din kelimesi Kur’an’ı Kerim’de Şu Dört Anlamda Kullanılmıştır:
1- Üstünlük, egemenlik, itaat, emir, itaate zorlamak, köle ve kişiyi itaatkar olacak şekilde zorlayıcı bir kuvvet kullanarak köleleştirip itaat ettirmek… Yüce egemenlik, sahibinden gelen üstünlük ve galibiyet. Bu anlamları ile din kelimesi her türlü tezellil ve boyun eğiş manasını taşımaktadır…
Rasulullah (sav) Şöyle Buyurmuştur:
Akıllı kimse odur ki nefsine hakim olup zelil kılar ve ölümden sonrası için çalışır.
Ahir zamanda herkes (kendi) bildiği doğruya hayran kalacak, ve o zaman insan sayısı kadar din ortaya çıkacaktır.
2- Birine itaat etmek, kölelik yapmak, onun hizmetine girmek uşağı olmak, onun hakimiyeti ve otoritesi altında zilleti ve boyun eğmeyi kabullenmek, hizmetkarlık yapmak.
Ve tabiri caizse itaat kime ise ibadette o’nadır sözü yerinde olur…
3- Ceza mükafat, muhakeme, hesap, muhasebe, yargılama.
4- Şeriat, kanun,yol,mezhep,millet,adet Suçlular için öngörülen cezalar, kanunlar, uyulan yol.
Daha iyi din kelimesinin anlaşılması için daha çok örnek sunabilirim.
“Hüküm (Egemenlik!) ancak Allah’ındır. O kendisinden başkasına ibadet etmemenizi, emretmiştir. Dosdoğru din işte budur, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 40)
2- Yusuf (as) “gerçekten ben Allah’a inanmayan ve ahireti inkar eden bir kavmin dinini terk ettim” (Yusuf 37)
ve Firavun kıssalarını da okumanızı tavsiye ederim…
Daha çok ayrıntı için:
http://islamakidesi.wordpress.com/2006/12/17/yusuf-suresi-particilige-bakis/
Sayın :mustafa fatih yüce Umarım yeterince kendimi ifade etmişimdir… ve umarım size yeterince de bilgi sunmuşumdur…
olaya hakim bir zaman da ve kafamın daha boş olduğu bir zaman da umarım sizin ile bu konuları dada iyi anlaşılacak bir şekilde tartışmak isterdim… Nasip ise belki bir gün olur… sağlıcakla…
Sayın aLaaDDiN YüCe,
İnanın Kürt kelimesini bir kasıt ile Kürk olarak yazmadım. Ben de bunu yeni farkettim. Arkasına eklediğim t k harfi mevzusu da yanlış anlaşılmamı sağlamış. Benim demek istediğim Türk ırkçılarına kızıyorum, ama Kürt ırkçıları da onlardan az kalmıyormuş idi. T ve K harfleriyle ilgili lüzümsuz espiriciği de o yüzden yapmışım. Türk Kürt hani sanki sadece bir harfin yer değişitirmesi veya tersi gibi duruyor ya. İnanın açıklaması bile zor. Ama orada işr kasıt olmadığını bilin isterim.
Ayrıca ben Kürt milliyetçileri terörist ve dinsizdir demiyorum. Kürt ırçıları derken PKK sempazitanlarını kastediyorum ve “katil, dinsiz bir terör örgütünün” diyorum. Yani PKK dinsiz ve katil bir örgüttür.
Ayrıca PKK’ya da dinsiz derken onun ideolojisiz olduğunu değil, yani dinsiz derken sadece İslamsız olduğunu söylemeye çalışıyorum. Yani dinsiz derken evet sizin anladığınız manada dinsiz demiyorum. Ama sanırım benim tabirim de doğru, PKK İslam düşmanı, İslam’la dalga geçen, İslam’ı sadece porpaganda amaçlı sömüren bir örgüt.
Gösterdiğiniz farklı bakış açısı için teşekkürler.
Fakat ben o yorumumda Kürt ırkçılarını yererken, Türk ırkçılarını övüyor değilim. Her ikisini de yeriyorum. Türk ırkçılarına bir özür borçluyum derken de gerçekten özür borçlu olduğumdan değil, bir Kürt ırkçısının da, Türk ırkçıları gibi bağnaz olduklarını ifade etmeye çalışıyorum.
Neyse ben de kendimi çok iyi ifadee edemedim, çok karmaşık bir pot kırmışım.
Sayın mustafa fatih yüce
Bende zaten pkk yı ve pkk yı destekleyen kişileri savunmuyorum… ama aynı şekilde tc.yide savunmuyorum… çünkü ikisinin de islama göre farklı bir yanı yok… islam’da tağut, ALLAH’a ve Peygamber’e muhalefet eden herşeydir… ve islam’ın ilk şartı olan Kelime-i tevhid (L√Ç İL√ÇHE İLL’ALL√ÇH Muhamedun Rasullullah) bütün tağutları reddet ve yalnızca ALLAH’a Peygamber’e itaat der…
Örnek olarak bu iki ayet : Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık birbirinden kesinlikle ayrılmıştır. Kim Tağut’u, azgınlığı reddederek Allah’a inanırsa kopması sözkonusu olmayan, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi işitir, herşeyi bilir.(Bakara -256)
257- Allah müminlerin dostu, kayırıcısıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise Şeytan ve yardakçılarıdır. Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. Onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler..(Bakara -257)
Ve detaylı bilgi için tefsire bakılabilir…
http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm Bakara 256-257
Birde Siz dağda ki sosyalist zerdüşt kişilere kendi ideolojinizi bırakın gelin bizim laik tc’nin ideolojisine itaat etmi diyeceksiniz?
Sizce kaç kişi kendi idallerini bırakıp da laik tc’ye itaat eder!
Dağda ki kişilerde türklerin müslümanlık altında hep kürtlere zülm ettiğini söyler…
ve islam’a olan kinleri de bu yüzdendir…
Türk milliyetçileri de zaten farklı bir görüş içinde değillerdir…
islam osmanlı döneminden sonra bütün siyasi aktivitesini kaybettikten sonra herkes kendince atabasının ideolojisine islam ismini verdi…
ve cumhuriyet döneminde bütün İslamı kelimelerin kavramları herkesce çarpıtıldı…
herkes kendi dünyalık amaçları için üç beş kuruşa İslam dinini sattı…
zaten ahir zaman için söylenen hadisi şeriflerde işaret ediyor:
Ahir Zaman Alametleri…
Kâinatın Efendisi ümmetinin geleceği ile ilgili endişeleri olmuştur. Zamanın bozulacağı, bozulan zamanda insanlığın ve de mü’minlerin bozulacağını açık bir ifade ile haber vermiştir. Kâinatın Efendisi’nin ümmetinin geleceği ile ilgili haberlerini incelediğimizde bugün bu haberlerle yüz yüze olduğumuzu görmekteyiz. Şimdi sizleri Efendimizin mübarek sözleri ile baş başa bırakıyoruz:
Kâinatın Efendisi buyurdu ki:
‚Ä¢ İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır.
‚Ä¢ Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek.
‚Ä¢ Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek.
‚Ä¢ Kabirler süslenecek ve Kur’an, kazanç getiren bir meta hâline gelecek…
‚Ä¢ Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler.
‚Ä¢ Kur’an’dan bir resim, İslâm’dan bir isim, Müslüman’dan bir cisim kalacak.
‚Ä¢ Üç şey çok kıymetlenecek; Helâl para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost.
‚Ä¢ Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler.
‚Ä¢ Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar.
‚Ä¢ Mihnet, belâ, musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek.
‚Ä¢ Bir Müslüman, koyundan daha âciz olacak, hor ve hakîr görülecek.
‚Ä¢ İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak.
‚Ä¢ Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak.
‚Ä¢ Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak.
‚Ä¢ Akrabalık bağlan kopacak ve selâm, sadece tanıdık olanlara verilecek.
‚Ä¢ Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler.
‚Ä¢ Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak.
‚Ä¢ İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler.
‚Ä¢ Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek (kilise ve havralar gibi) ve içlerinden yüksek sesler gelecek.
‚Ä¢ Hâinlere emin, emin olanlara hâin denilecek ve “şurada emin bir insan vardır” denilecek kadar emin insan sayısı azalacak.
‚Ä¢ Kişiye, şerrinden korkulduğu için ikramda bulunulacak. Görünüşte dost fakat esasında düşman insan sayısı artacak, sözler hep yalan ve birbirine muhalif olacak, amir ve memur çok, doğru iş yapan az olacak.
‚Ä¢ Yıldızlar (fal) doğrulanacak ve kader yalanlanacak.
‚Ä¢ Allahü Teâlâ (C.C.) apaçık inkâr edilecek.
‚Ä¢ √Çlicenaplık, izzet-ikram ve cömertlik duyguları kaybolacak ve haklar para karşılığında satılır hâle gelecek.
‚Ä¢ Cemaatin inancı zayıf, ibadeti taklit olacak, hafızlar çok, ama âlim bulunmayacak.
‚Ä¢ Zenginlere itibar edilecek, cimrilik artacak, zekât ağır bir borç olarak kabul edilecek.
‚Ä¢ √Çlimler, para ve dünyalık karşılığında ilim öğretecek, âhiret ameli ile dünyalık talep edecekler.
Umarım herkes kendi payına düşeni alır… ve kendini sorgular Sağlıcakla…
Sayın alaaddin Yüce,
Ben Kürt sorununda devletin de hataları olduğunu ve teröre propaganda malzemesi verdiğini düşündüğümü söyleyeyim de sizi daha fazla yormayayım.
Ben Kürt ırkçıları ve PKK’yı, sempatizanlarını yererken, Türk ırkçılarını veya devletin yıllarca sürdürdüğü Kürt politikasını övMEdim.
Her ikisini de yerdim.
Sizi de gereksiz yere yordum.
Sayın mustafa fatih yüce
Bence Hiç birşey gereksiz değildir…
Ben de zaten gereksiz yere kendimi yormam ve gereksiz birşey yazmam…
Ben sadece merakımdan size o soruyu yöneltmiştim…
Malum sizin ile Bir kürk kelimesi yüzünden tanıştık…
Size sorduğum soruyuda duygu ve düşüncelerinizi hal ve hareketlerinizi bilmediğimden olsa gerek…
benim yazdıklarım da kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!!
Ama şunu biliyorum ki hatalar insanlar içindir…
Hatalardan dönmekte insanlar içindir…
Ne mutlu ki o hatalarından dönen insanlara…
Ben kendi payıma düşen hatalarımı gözden geçiren ve kısa zaman içerisinde vazgecen birisiyim…
Zaten onun içindir ki İslam gibi güzel Bir din ile şereflendim…
Eskiden Sosyalizm’i yaşadığım için insanlara sosyalizm’i anlatırdım ve bütün hal ve hareketlerimi de sosyalizme bağlayarak anlatırdım…
Ama Artık : Deki; benim namazım, amellerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir”. En’am 162.
huzur, mutluluk, adalet ve insana dair ne varsa güzel olan her bir şeyin islam’ da olduğunu anladım. çünkü islam, yaratıcının son dini, alemleri yaratan Rab’bin son Kur’an’ıdır…
ben insanları türk ve kürt kardeşliği altında bir araya toplama gayretinde de değilim…
Çünkü fani düşünceler fani olur…
Ancak gerçek bir manada ALLAH’a teslim(müslüman) olan kişiler benim kardeşimdir…
dili,ırkı ne olursa olsun…
Ve Hz Ömer’den 10 Güzel Söz :
1.Günah ve harama düsme endisesiyle süpheli seylerden uzak durmadikça…….AKLiN FAYDASi OLMAZ
2.ilmin olmadikça….ERDEMiN FAYDASi OLMAZ
3.Allah’a karsi alçak gönüllü bir duyarlilik sevgi ve ürperti duygulari tasimadikça….. KURTULMANiN FAYDASi OLMAZ
4.Adalet olmadikça… YÖNETiMiN FAYDASi OLMAZ
5.Edep olmadikça.. ASALETiN FAYDASi OLMAZ
6.Cömertlik olmadikça.. ZENGiNLiGiN FAYDASi OLMAZ
7.Güven olmadikça.. SEViNCiN FAYDASi OLMAZ
8.Kanaat olmadikça….. FAKiRLiGiN FAYDASi OLMAZ
9.Alçak gönüllülük olmadikça.. YÜKSELMENiN FAYDASi OLMAZ
10.Allah’in basariya ulastirmasi olmadikça. ÇALisMANiN FAYDASi OLMAZ
Sağlıcakla
Sn Mustafa Akyol
Kitabınızı henüz okuyorum.ve şu ana kadar okuduğum bölümlerde katılmadığım hiçbir şey yoktu.sizi daha yeni keşfettim diyebilirim.yazılarınızıda takip etmeye çalışıyorum.bir arkadaş sizin için Türkiye’nin yükselen kalemlerinden olduğunuzu yazmış. arkadaşla hemfikir oluğumu söylemek isterim.
Mehtap tv deki progamınızı da izlemeye çalışıyorum.
Bu arada kitabınızı da bitirince size yorumlarımı göndermek isterim. Gerçekten çok fazla bilmediğimiz gerçek varmış.
Saygılar
çok güzel bi kitap ve çok uzun tam 1 aydır okuyorum kitabı bitirdim abim şimdi okumaya başladı bu çok uzun diyo ama bence çok güzel bir kitap ben bu kitabı çok beğendim herkese tavsiye ederim başka kitap yazdı isen bana msn den sölersin çok güzel bir kitap ben bu kitabı çok beğendim herkese tacsiye ederim tamam mı yazdıklarımı unutma unutursan bozuşuruz hee
hade çok iyi bir kitap yazmışsın sana aferin hade yazdılarımı unutma:D
Gayet iyi araştırılmış ,büyük bir çalışmanın eseri olduğu belli olan kitap; akıcı, aydınlatıcı ve doyurucu….
2006′da basılan böyle bir kitabı henüz okuyabildiğim için kendi adıma üzgünüm.
Çerçevemi genişlettiğini söyleyebilirim.
Bu ülkede kürt sorunu diye bir sorun hiç olmamıştır. sorun emperyalist hain güçlerin oyunundan iberttir. buna inanan ve destekleyende bilerek veya bilmeyerek Dine,Vatana,Bayrağa,Toprağa ihanet içindedir. Ne Mutlu TÜRK’üm Diyene….
Ulu önder Yüce TÜRK
Senin izinde yürüyen genc TÜRK’ler olarak,seni unutmadık,unutmayacağız !
Emanetini kanımızın son damlasına kadar koruyacağımıza and içeriz
Ne mutlu TÜRK’üm diyene !
Kürtleri ayrı bir millet olarak göstermeye çalışmakla kime hizmet ediyorsunuz?
Kürtçe diye bir dil yoktur.
Kürt diye bir ırk yoktur.
Kürtler öz be öz Türktür.
bu konuda Seyid Arvasi Hazretlerinin “Doğu Anadolu Gerçeği” kitabını okumaya yönlendiriyorum herkesi.
neden cikariniz icin bukadar insanin kafasini karstiryosunuz sayain akyol kurt turk ayrimi varmiki bizde dusunelim bidaha senin o kitabini kendin oku ki kafani duzelt turkiye turklerindir kurtlerde kurt deyil özbe öz turktur zamaninda atilmis bi fitne bugun gunumuzde oldugu gibi herkes biseler kazaniyo bu rantan EN BUYUK TURKIYE TURKUNDUR kitabini baska dalda yaz kurtlri ulkeyi konu yapip bise kazanamasin
Güzel bir kitaba benziyor, bu kitabı temin etmek istiyorum yardımcı olursanız sevinirim.
Cevat Bey, “kitabı temin etmek istiyorum yardımcı olursanız sevinirim” demişsiniz. Bir vatandaş olarak hemen kolları sıvama ihtiyacı hissettim.
1.Yol:İdefix.com’dan sipariş verebilirsiniz.
http://www.idefix.com/vitrin/aramasonuc.asp?Shop=1&aranan_yer=0&Page=1&SearchTerm=mustafa+akyol&SearchTerm%3ASelectedValue=&submit.x=16&submit.y=8
2.Yol: O kitapçı senin bu kitapçı benim kitabı arayabilirsiniz. Ben Kadıköy’deki kitapçıların hepsini dolaşmıştım. Çoğu kalmadığını söylemişti(demek ki alınmış, okunmuş)
3.Yol: Sağa sola sorup olan birinden temin edebilirsiniz (ama lütfen sizde benim kitabımı alıp getirmeyenler gibi kitabı iade etmeyi unutmayın!)
İyi okumalar!
sayın mustafa bey yukarıdaki yorumları dikkate alırsanız genellikle herkes türkiye türkündür diyor. benim askerime kurşun sıkan partiyi destekleyen kişilerle bırakın muhattap olmayı yüzüne bile bakmam …
bu sorun ben yoken bile vardı şimdi yaşım olmuş 24 halla var bu işin sonu olmayacakmı ????
Kürt sorunu diye durmadan önümüze getirilen nedir!Nasıl bir sorundue ki çözülemez!Türkiye de Kürtler e ne yasak? Memur olurlar,Genel Müdür,Müşteşar,General,Genel Kurmay başkanı,Milletvekili,bakan,başbakan,cumhurbaşkanı onuda oluyorlar. AMA TEK BİR ŞEY OLMAMIYORLAR,YA DA YAPAMIYPRLAR;AĞALARINA ,MİRLERİNE(BEYLERİNE) KARŞI GELEMİYORLAR.Yani marabalıktan kurtulamıyorlar.İşte sorun bu…
Sayın Akyol,
Kitabın yeni baskısı yapılacak mı?
Şu an hiçbir yerde bulunmuyor.
Teşekkürler
Kürt sorunu diye durmadan önümüze getirilen nedir!Nasıl bir sorundue ki çözülemez!Türkiye de Kürtler e ne yasak? Memur olurlar,Genel Müdür,Müşteşar,General,Genel Kurmay başkanı,Milletvekili,bakan,başbakan,cumhurbaşkanı onuda oluyorlar. AMA TEK BİR ŞEY OLMAMIYORLAR,YA DA YAPAMIYPRLAR;AĞALARINA ,MİRLERİNE(BEYLERİNE) KARŞI GELEMİYORLAR.Yani marabalıktan kurtulamıyorlar.İşte sorun bu…
bu hepimizin yarsı dır
mustafa abi sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum ben hukuk soon sınıftayım öyle yorumlar yazılmış ki sanki insanlık sukut etmiş ama bunlar yaşanacak doğal bir süreç Avrupa ülkeleri birbirlerinin kanlarını eme eme şimdi nasıl gerçeği gördülerse biz de bu yoldayız ve hatta ileride nasıl bir noktada olacağımızı düşünce mahrumu fikir sahibi kıymetli vatandaşlarımız görecek bu zevki onlara yaşatacağız tabi farkındalarsa türkiye iyiye gidiyor bir şeyi 40 defa söylersen olurmuş
Do you recognize that it is high time to get the business loans, which would make your dreams come true.
Sayin Mucahit yazdi:
” Avrupa ülkeleri birbirlerinin kanlarını eme eme şimdi nasıl gerçeği gördülerse biz de bu yoldayız.. ”
Avrupa hangi gercegi gormu$?!
Avrupa’nin gercekle ne alakasi var ya?!
Avrupa sekularo-fascisttir, sekularo-fascistlerin de gercekle uzaktan, yakindan bir alakasi yoktur. Onlar hayal uretirler, insanlari it gibi hayal pe$inde ko$tururlar, bunlar insanlara sekularo-fascist tekyasalci, monopolist, uniter duzenbazlik sistemlerini zorla dayatirlar, SPEEleri yasama haklarini inkar ederler, reddederler ve yasak kilarlar sonra da onlara “bakin nasil da ki$isel ozgurluklerinizin zevkini cikariyorsunuz degil mi, sizi koftehorlar siziii!” derler. Sen bunlarin pe$inden gitme Azizim, bunlarin yolu Cehennem Yolu. Iki dunya savasini insanligin ba$ina orenler bunlar degil mi? Bir ucuncusune canak tutmuyorlar mi? I$te bunlardan gelecek, umulacak gercekler bunlar, hic de ozenilecek gercekler degil;-
s.a arkadşalar
Arkadaşlar bence hepsi amerikanın pis oyunlarından başka bir şey deil…
Bence amerika her bahsinede girerim kürtlerlerin başındak kişiylede grşyr bizim başbakanlada yani 2 yüzlü zaten bubnu herkez bilir…
Bu Kürd sorununu ben de defalarca kez nasıl olur da çözülür diye irdelemeye çalıştım. Evet belli sonuçlara vardım ve bunlar Sn Akyol’un görüşleriyle genelde paralel. Ama en temel sorun Kürt vatandaşların aidiyet problemi. Yani,bence, bazı Kürtler kendini bu devlete ait değilmiş gibi görüyorlar. Aslında haklı oldukları taraflar var. Ama düşünüyorum da acaba Kürtçe’ye izin vermek, kimliklerini tanımak ne kadar sorunu çözer. Açıkcası denemeye değer.