[15 Haziran 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Başbakan Erdoğan’ın muzaffer “balkon konuşması”nı hemen herkes gibi ben de beğendim. Bunun tek sebebi ise Başbakan’ın barışma ve uzlaşma mesajları vermesi değildi. Yaptığı “helalleşme” vurgusunu da ayrıca sevdim. Bu, “demokrasi” denen evrensel değere kendi Müslüman kültürümüz içinden referanslar bulmanın bir örneğiydi ki, böyle bir dile hem bizim hem de tüm Müslüman dünyanın ihtiyacı var.
Fakat “balkon konuşması”na dudak büken, “biz bu filmi görmüştük” diye omuz silkenler de var. Böyle düşünenler, Erdoğan’ın 2007’deki seçim zaferinin ardından yaptığı “balkon konuşması”nda da kucaklayıcı mesajlar verdiğini, fakat bunun ardından siyasi gerilimin giderek yükseldiğini hatırlatıyor.
Ancak bu yorumları yapanlar, 2007 seçimlerinden sonraki siyasi gerilimin kimler tarafından ve nasıl yükseltildiğini yanlış hatırlıyor gibiler. Onun için hafızalarını tazelemelerine biraz yardımcı olayım.
Statükonun saldırısı
2007’ye dönüp bir hatırlayalım neler olduğunu… AK Parti, “muhtıra” kokan bir askeri diklenmenin ve 367 maskaralığının gölgesinde erken seçime gitmiş ve büyük bir zafer kazanmıştı.
Ardından partinin Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül, hakkı olduğu şekilde Çankaya’ya çıktı. Ama, “Cumhurbaşkanım” hitabından kaçınmaktan Hayrünnisa Hanım’ı boykot etmeye kadar bir dizi nezaketsizlik gösteren generaller, demokrasiyi hala sindiremediklerini gösterdiler hemen.
AK Parti ise hazır Meclis’te MHP’yi ve Bağımsızlar’ı bulmuşken, kendi tabanının önemli bir sorunu olan üniversitedeki başörtü yasağını kaldırmak istedi. (Niçin istemesindi ki; bu yasak “ırk ayrımcılığı”na benzer bir zulüm idi ve 2002’den itibaren onlarca farklı konuda büyük reformlar yapan hükümet bu konuda henüz hiçbir şey yapamamıştı.)
Sonra, mâlum, tam 411 vekilin oyuyla, başörtülülere üniversite kapısını açan son derede makul ve mütevazi bir anayasa değişikliği yapıldı. (Makul ve mütevazi olduğu o kadar belli ki, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si bile bugün buna eyvallah diyor.)
Ama “statüko”, bu makul ve mütevazi adım karşısında zıvanadan çıktı. Kemalist yargı, AK Parti’nin tepesine bindi hemen. Haddini aşıp anayasa değişikliğini iptal etmekle kalmadı; bir de korkunç bir “kapatma davası” açtı. Kemalist parti, yani CHP, bu yargısal darbe girişimini tebessümle izledi. Kemalist medya, zil takıp oynadı.
Yeni durum
Bana sorarsanız, 2007’deki balkon konuşmasının atmosferini dağıtan, ülkeyi yeniden gerilime sürükleyen ana sebep, AK Parti’nin kazandığı seçimin hemen ardından maruz kaldığı bu “statüko saldırısı”dır. Bu saldırıdan kılpayıyla (Anayasa Mahkemesi’ndeki tek bir oyla) kurtulan AK Parti’nin sonra aynı statükonun üzerine gitmesi, “Ergenekon savcılığı”na soyunması, yüksek yargı ve “merkez medya” ile restleşmesi anlaşılır bir tepkidir. Bu süreçte benim de eleştirdiğim bazı aşırılıklar olduysa da, “ilk yumruğu” kimin attığını unutmamak gerek.
Ama şimdi, sanırım, daha farklı ve daha iyi bir evredeyiz. Statüko ve onun toplumsal tabanı, hem zayıflamış hem de bu sayede biraz sakinleşmiş durumda. AK Parti’ye karşı darbeyle değil demokratik yollarla muhalefet etmeye ikna oluyor gibiler.
Kılıçdaroğlu CHP’si bence bu ikinci eğilimi temsil ediyor. Dolayısıyla, Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin sürmesini, CHP’nin daha da yenilenerek gerçek bir sosyal demokrat parti kıvamına gelmesini diliyorum.
Böyle bir CHP’nin yeni ve demokratik bir anayasa için AK Parti’yle uzlaşmasını ise hem mümkün görüyor, hem de çok istiyorum. Bu, eğer başarılabilirse, seksen yıllık fay hatlarını onaracak tarihsel bir “helalleşme” olabilir Türkiye için.


Mustafa Akyol'u her Pazartesi saat 20.00'de TGRT Haber'de yayınlanan "Siyasi Akıl"da, her Çarşamba ise
saat 20.00'de Mehtap TV'de yayınlanan
Merhabalar;
Şunu unutmamak lazım:
Statüko saldırdıkça Akp etrafında toplandı insanlar. Akpye oy verenler her icraatını desteklemiyorlar.
Helalleşme olmalı. Ama tarihimizi yeniden yazdıktan, onunla yüzleştikten ve tarihimizle barıştıktan sonra.
28 Şubatta neler yaşandı hepimizin hafızasında. Bunlar toplumsal bellekten hiç çıkmayacak şekilde yeniden işlenmeli ve dersler çıkarılmalı. Yoksa “unuttum gitti” ile başa döneriz.
28 Şubatı doğuran şartları, destekleyenleri ve yaşananları unutmamalıyız yoksa kimliğimiz ve duruşumuz kaybolur. Ama helallik dileyenleri ve özür dileyenleri affedebiliriz.
Akpnin esas kimliğini doğuran ve insanları etrafında toplayan da 28 Şubattır ve statükodur, hiç başka sebep aramayalım.
Çok Selamlar
Muzaffer Kazım Alarcon
Muzaffer Bey, çok doğru söylediniz. Aslında hâlâ dahi sekülaristler (ateistler, agnostikler vs.) takımı bize hakaret edip duruyorlar, zaten kendi yasalarını bize dayatmaya devam ediyorlar ve Mustafa Akyol gibi liberal Müslümanların bu hususta onlara söyledikleri hiçbir sözleri yok. Ama 28 Şubat’ta bize ettikleri aşağılık, iğrenç, pis kötülükler yine de bugün yaptıkları kötülüklerle kıyaslanamaz. O dönemki azgınlıkları yine de çok daha kötüydü ve onlar unutulmamalıdır, hesapları sorulmalıdır.
Ak Parti dik durabilirse o yumruğu bir daha atmaya kimse cesaret edemez. Ve umarım dik durabilir.
Azizim Adeimantus,
bir partinin dik durmasiyla yekyasal duzenbazligin degistirilebildigi tarihte ulus-devletlerde gorulmus bir olay degildir. Mesela SSCB’de tekparti dik durmus duzenbazligi dagitmaya tesebbus etmistir, fakat yekyasal duzenbazliklarinin yerini ala, ala cok yekyasal duzenbazliklar almistir. Cunku Azizim ortada ornek yok, ornegin olusmasina olanak saglayacak kavramsal ortam hazirlanmis degil. Onun icin TC de olsa, olsa bu yozlastirdiklari, birbirine indirgeyerek ise yaramaz hale soktuklari “millet,din,ummet,kavim” kavramlari yerine gecirdikleri kavramlarla SSCB, ya da Yugoslavya kadar olur, yek yekyasal duzenbazligini, cok yekyasal duzenbazliklara birakir gider.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Adeimantus,
kisacasi demek istedigim, kavramsal alanda savasi kaybetmis bulunuyorsunuz, EU$ onunde yugoslavlastirilabilir olmamaniz icin hicbir neden goremiyorum.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Sayın Mustafa Akyol, dediniz ki: \Böyle bir CHP’nin yeni ve demokratik bir anayasa için AK Parti’yle uzlaşmasını ise hem mümkün görüyor, hem de çok istiyorum.\
Kusura bakmayın, ama siz bu hayalperestlikle daha \bin sene\ beklersiniz. Hatırlayın, hani bunlar 28 Şubat Sürecini bin sene sürdüreceklerdi ya, işte o bin sene…
Hâlâ dahi hiç sürdürmüyor değiller, hâlâ müminlere düşmanlık yapıyorlar, müminlere hakaret ediyporlar, mesela müminlerin kızlarını da kendi kızları gibi soyup çıplak dolaştırmak için uğraşıyorlar. Bu kadarına güçleri yetiyor, güçleri yettiği kadar kötülüğü ve zulmü hâlâ yapıyorlar.
Aynen Kur’an’da söylendiği gibi oluyor yani. Bırakın bu hayalperestliği ve Rabbinize kulak verin: Âl-i İmran Suresinin 118′inci ayetini okuyun; orada şu mealde bir cümle var:
Bu insanlar sizi şahsen bir dinci olarak da bellemiş bulunuyorlar ve onlara ne kadar zeytin dalı uzatırsanız uzatın, şayet güçleri buna yeterse sizin hayatınızı mahvetmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar. Babanızın yattığı hapis cezası onun yanında bir hiç kalacak. O yüzden, gelin, Rabbinizin o âyetini iyi anlayın ve 28 Şubatçı kötülere zeytin dalı uzatmak gafletini bırakın.
Bahsettiğim ayetin tamamına ait bir vereyim şimdi:
Onların içlerinde bulunup aslında imana ermeye namzet olanlara Allah hidayet etsin ve geri kalan kötülerin, 28 Şubatçıların, laikçilerin, seküler-faşistlerin şerrinden Allah biz Müslümanları kurtarsın. Bizim içimizdeki cahilleri, mesela seküler-faşist hukuki düzeni onaylayan Mustafa Akyol gibi kimseleri de Allah hikmetlendirsin. Âmîn.
Saygılarımla
Şu yorumumu tam bu noktaya koyacaktım, yanlışlıkla biraz öteye gitti: http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/2007’deki-‘balkon’dan-sonra-ne-olmustu/#comment-37395
Gayri-müslimlerle dost olunamaz ve onlara iyi davranılamaz diye anlaşılmasın yukarıda yazdıklarım. Bu konuyu Hayrettin Hocadan okuyun bence. Buyurun:
http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0694.htm
Bence de balkon konuşması fevkalade olmuştur. Şu kadar söyleyeyim, rahmetli führerimiz de bu tip konuşmalar yapar idi. O kadar ki hem Potsdam’da hem de Reichstag’da buna benzer nice konuşmalar yapılmıştır.
Hele helalleşme gibi kavramlardan bahsedilmesi efes… afedersiniz enfes idi. Zira benim gibi zındıkların bu gibi kavramları kabullenmesi mümkün olmaz. Hatt-ı zatında bu tip kavramlar ilk kez kullanılmaktadır CUMHURİYET (pardon)tarihimizde. Daha önce hiçbir hükumet liderince böyle islami kavramlar kullanılamamıştır. Çünkü önceki hükumet liderleri müslüman değil, probably zındık, kafir ve hatta münafıklar taifesine girmekte idi.
Buradan yola çıkarak güzide matbuatımızdan kimi mümessillerin özellikle
balkon içinde ne yatar,
işte budur konuşma,
herkes kafadan atar
tarzındaki değerlendirmelerine pek müteşekkirim. On dokuz mayıs merasimlerinin dahi führerprinzip kabul edildiği bir atmosferde; balkon konuşmaları islami, kur’ani, ruhani, buhari ve de ihtiyari kabul edilebilmektedir.
Azizim Adeimantus,
dediniz ki:
“hükumet liderince böyle islami kavramlar kullanılamamıştır”
ne yani Azizim “helallesmek” TC Anayasasi’na aykiridir mi demek istiyorsunuz?
Dava acin, Anayasa Mahkemesi ne gune duruyor? Daha olmazsa devrim yapar anayasayi degistirir “helallesme”‘yi suc yaparsiniz, nasil ki basortusu giymek suc, onun gibi bir sey.
Eh EVRENsel Anayasa bu kadar olus, “helallesme” gozden kacmis…iyi ki kacmis, derbeye gerekce olusturmak icin olmali…Anayasa’ya soyle bir madde ilave etmenin tam zamanidir – degisiklige soyunulacak ya:
Madde falanca: Meclis-i Mebusan helallesemez. Helallesmek icin tesis kuramaz, balkonlardan helallesme cagrisinda bulunamaz, meydanlarda da helallesemez, ama kapali kapilar arkasinda kimse gormiyecek, duymayacak sekilde helallesilmesi her Turk Vatandasinin vaz gecilmez hakkidir.
oldu mu Azizim? Olmadi derseniz siz bir madde onerin, gundeme alinsin.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Adeimantus,
“Meclis-i Mebusan uyeleri” demek istedim, duzeltirim.
Azizim Adeimantus,
elim deymisken su Anayasa maddesini daha bir liberallestireyim:
Madde falanca: Meclis-i Mebusan uyesi olan Turk Vatandaslari uyelikleri suresince helallesemezler. Helallesmek icin tesis kuramazlar, balkonlardan helallesme cagrisinda bulunamazlar, meydanlarda da helallesemezler, kapali kapilar ardinda da helallesemezler. Ancak Meclis-i Mebusan uyesi olmayan Turk Vatandaslarinin helallesmek hakki is bu maddeyle anayasal garanti altina alinmistir, anayasanin diger maddeleriyle celismedigi surece Turk Vatandaslari diledigi gibi helallesebilirler, helallesmek icin balkonlardan davette bulunabilirler, meydanlarda toplanabilirler, pankart acabilirler, helallesme merkezleri kurabilirler, diledikleri zaman ve mekanda ifade ozgurlugu kapsami icinde birbirlerine “helal olsun sana bu yollar!” diyebilirler, t-shirtlerine “hakkinizi helal edin!”, “herkese hakkim helal olsun!”, “Atam helalinden versin!” bastirabilirler.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Adeimantus,
sunu zikretmeyi unutmusum:
“…analar-babalar gunleri gibi helallesme gunu secebilirler, ancak kimse kimseyi helallesmeye zorliyamaz, birbirine “helallesmek istemiyenin cani Cehennem’e” diyemez…”
tam Anayasal Reformluk bir madde olsun…
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Efendim ben manidar olmada sıkıntılıyım. Zat-ı alleriniz gibi yüksek anlama kabiliyetini haiz olanlar dahi demek istediklerimi anlayamıyorlar.
Yok, yok. Ben anlatamıyorumdur. Bunun aksi nasıl düşünülebilir?
Şöyle tekrar edeyim o zaman ki, sizlerden de feyiz almak sureti ile abes düşüncelerimi bir noktaya vardırmaya çalışayım.
Ben Naziyim efendim. Onun için Kemalizm gibi ideolojiler bana kifayet etmez. İslamiyete, dindarlığa, ibadete, maneviyata, nübüvvete, ilahiyata, edebe, takvaya karşı allerjim var.
Helalleşmek gibi çağ dışı kavramlar laik TÜRKİYE CUMHURİYETİ (afedersiniz) başbakanınca kullanılamaz efendim. Muasır medeniyet seviyesine uymaz.
Bir Allah demek dahi yanlış olur. Onun yerine tengri, tanrı, yaratıcı gibi ÖZTÜRKÇE (afedersiniz) kavramlar kullanılmalı, ezan da TÜRKÇE(pardon) okunmalıdır.
En sevdiğim sanatçı Müşerref Akay, en sevdiğim siyasetçi Recep Peker, en sevdiğim işaret stavrika ve en sevdiğim mekan da Anıtkabir’dir. Sevdiğim renkler ise Mao güneşi Kızıldeniz’e vurduğunda mavinin aldığı tonun, altı oka yansır iken ortaya çıkan renk ila; Prusya mavisinin “Duçe” kıyafetine uygulanmış halinin hayali; ve de kılık kıyafette benimsediğim tarz Stalin bıyığı ile oluşturulan tarzlardır. Hayatımda cami nedir bilmedim, bilemem. Bütün ömrüm islam dini mensuplarına zulmetmekle geçmiş; onların bedduası neticesi bu sitelere düşmüş, kalbim mühürlenmiş; gözüm kararmış; nursuzluktan sağımı, solumu (yaşasın, sol yumruklar havaya, tek yol DEVRİM), önümü arkamı seçemez hale gelmiş; anayasa nedir anlamaz anlamaz gezmiş; hele felsefenin ‘f’sini bile göremez imiş olsam da; bu mükemmel fikirli yorumcular sayesinde daha önce de hassaten ifade eylediğim gibi tarihi, dini, hukuku, siyaseti, kainatın anlamını, kendimi anlamaya çalışıyorum.
Fakat beyhude. Ne diye uğraşıyorum? Ben zaten safımı belli etmişim. ÇokyasalakıllıyetmişikibuçuktoplumasaygılıeşidostubaşıkapalısadecekendinimüslümansanantoplumsalolaylarışşşşşaaaakkkkkdiyekavrayanantikemalistveantiFener milletine değil TÜRK(afedersiniz) milletine mensubum. Tüh.
Ben böyleyim.
Böyle oldum.
Genç yaşımda bir zındık oldum.
Zat-ı alleriniz gibi islamiyeti ve siyaseti öğrenebileceğimiz yegane değerler var iken; benim gibi zındıklarla kimsenin işi olmaz.
p.s: Lütfen beni dinlemeyin ve okumayın, yerime diğer musallat… afedersiniz müdavim olan büyük yorumcuları okuyun, onlar söylemek istenenleri öyle iyi kavrıyorlar, edebiyat alanında ve anlama konusundaki fevkalade kabiliyetlerini öyle maharetle sunuyorlar ki, bana lüzum kalmıyor.
p.s of p.s: Ben başörtülü olanlara da düşmanım. Herkes başı ve her yeri açık dolaşmalıdır. Çağdaşlık bunu gerektirmektedir. Nitekim eşim, dostum, akrabam, yakınım, kardeşim, kızım; tamamı apaçık dolaşmakta; edep, namus gibi antilaik değerleri zinhar refüze eden bir yaklaşım sergilemektedirler. Zaten insanlar şöyle bir bakın. Başı açıksa gafil, cahil, salak, beynamaz, yahudi; mamafih başı kapalı ise bunların tam tersidir. Bunu hemen baş üzerindeki örtüden anlıyoruz.
Azizim Adeimantus,
dediniz ki:
“ezan da TÜRKÇE(pardon) okunmalıdır.”
ne o oyle cagrilirsaniz namaza mi basliyacaksiniz?!
Azizim hayiflanip duracaginiza usenmeden anayasanizi getirin, sizin de ne mal oldugunuz anlasilir. Pazar bu Azizim Anayasa Pazari. Anayasa’niz kadar konusun, bal gibi anlasilirsiniz.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Adeimantus,
dediniz ki:
“Helalleşmek gibi çağ dışı kavramlar laik TÜRKİYE CUMHURİYETİ (afedersiniz) başbakanınca kullanılamaz efendim. Muasır medeniyet seviyesine uymaz.”
aaa bakin darilirim ama, ben de onu diyorum; “Anayasa Mahkemesi’ne verilmeli” diyorum! Hatta yetmez darbe yapilmali, yururlukteki anayasa kaldirilip yerine yukarida onerdigim meddeyi dahi iceren cagdas bir anayasa yapilmali ki helallesmenin cagdisi oldugu kayda gecmis olsun, eski darbeci EVREN unutmus, kabahat Basbakan’da mi? TC Anayasasinda “helallesmek haramdir, “haram”‘da, “helal”‘de cagdisidir” mi yaziyor, hangi maddesinde? EVREN’in gozu korolsun! Bu anayasaya “evet” cekmeden once bunun EVRENsel oldugunu gorememis oldugundan, simdi kal silaha saril bir darbe daha yap, onca kisinin kanini akit, olacak is mi Azizim?! Cagdaslar kafa-kafaya vermeli neyin cagdisi, neyin cagici oldugunu su Anayasa’ya madde, madde yazmali ki kimsenin bu konuda suphesi kalmasin, degil mi? Fakat gelin, gorun ki Azizim cagdaslar yan ciziyor, EVREN’den yatki bekliyor, EVREN’in boyle bir anayasa hazirlamaya kendilerini yatkili kilmasini bekliyor. Bence EVREN bu yururlukteki anayasanin EVRENsellikten uzak hazirlanmis olmasindan dolayi onu hazirlayanlarin mezarina okumalidir. Yetti, bu is boyle olmaz, yaz-boz tahtasina dondurduler bu Anayasa Profesorlari bu anayasayi artik. Kimdi o Azizim Ilhan Arsel miydi, neydi, hala sag mi? “Boyle anayasa mi ciziktirilir” diye darbede ilk darbeyi yiyecek o olabilir – sagsa tabi, sag degilse de cesedi Okyanus’a, ya da Karadeni’e atilabilir.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Adeimantus,
ne demis? NE DEMIS?
“helalleselim” mi demis?!
vay kerata vay “Helalleşmek gibi çağ dışı kavramlar laik TÜRKİYE CUMHURİYETİ (afedersiniz) başbakanınca kullanılamaz efendim. Muasır medeniyet seviyesine uymaz.”
atin keratayi Yassi Adaya da bellegi basina gelsin! Partisini de kapatin! Mikrop bunlar! MIKROP! Ulkeyi boyle mikroplardan temizlemek sart (Mubasir Esat). 21.yy’da “helallesecem” diye tutturuyor, bulamadin mi Gunah Cikaracak Kilise ve de Papaz?! Balkondan gunah cikaracak, olmaz ki? Mahfel ne gune duruyor?! Bunlari yakaliyacaksin kulagindan gotureceksin…”Nereye goturuyorsunuz?” dediklerinde de “Gunah cikarmaya! Helallesmeye goturuyoruz!” diyeceksin, “sonra da urgana…”.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
En iyi ihtimalle bile liberallerin yapacağı bir yeni anayasa olacak. O anayasayla da sekülaristlerin hukuki anlayışı, onların yasaları ve dolayısıyla onların “din”i Müslümanlara dayatılmaya devam edilecek.
Müslümanların zorla sekülarizme asimile edilişi böylece sürdürülecek.
Türkiye’de ve genel olarak dünyada öyle şiddetli bir seküler-faşist askerî ve siyasî baskı düzeni var ki Ak Parti yöneticileri gibi en namazlı niyazlı Müslüman yöneticiler bile, Müslümanların işbu sekülarizm dayatmasından kurtulma hakkını savunamıyorlar; üstelik devletin seçilmiş yöneticileri güya bizzat kendileri!
İşte müminin içinde yaşadığı kara zulüm… Irak, Afganistan ve Libya’daki gibi üzerimize henüz bomba yağdırılmıyor, ama bizler bile bu cebir altında zulme uğruyoruz…
Ayrıca bakınız: “Laikçi Zorbalık Nedir, Nasıl Düzeltilir” http://tefekkurname.com/?p=2633
Kıymetli müelliflere itaf ediyorum bir dahi:
Efendim konuyu cahilane bakış açısı ile izah etmeye tevessül edeceğim için bağışlayınız.
Fakat, gerçekten hepiniz cahilsiniz. Ben daha cahilimdir. Mamafih dinleyin:
Laiklik demek Allahsızlık demektir. Bunu hala anlayamamışsanız ben size ne diyeyim?
Eğer; vitrinin en üzerinde ardından geliveren meali ve sahih hadis kitaplarının hemen öncesinde yerleştirilmiş, umumiyetle yeşil renkli cilt bezi ile kaplanmış kitap dışında herhangi bir kitapla işlerinizi hal ve yola koymaya çalışmakta iseniz salaksınız.
Mesela kans tu tiyy şın, yani bir anayasa varsa o uydurmadır.
Bir medeni kanun varsa o zırvadır.
Bir tüzük veyahut yönetmelik ve hatta yönerge, genelge, tamim, iç emir, genel emir, YARGITAYYYY içtihatı varsa onlar saçmadır.
Bir bilginiz varsa yalandır.
Bir öğretmeniniz varsa, bu kafir düzende muhtemelen şeytandır(1).
Bir okulunuz varsa din dışıdır.
Bir fikriniz varsa o aslında yoktur.
Hepiniz (kusura bakmayın) salaksınız yani.
Sadece laiklik karşıtı, çokyasaldemokratikdindarçokyönlükürdeçerkezelazasaygılızinhartürkuydurmadıruydurmakalacaktırkıbrıs türkolamaztürkkalmayacaktırkıbrıstürküdeuydurmadırmesela çok yönlü boz ala boz ve de çok başlı toplumu mensupları bilir herşeyi.
Onlar anlar.
Onlar zekidir.
Onlar çalışkandır.
Onlar din-i islamın biricik mümesilleri, hakiki takva sahipleri.
Onları ruzumahşerde dahi göreceğiz ve niye biz onlara inanmamıştık ki diye ağlayıp duracağız, zebaniler onların kabaetlerini tepelerk… afedersiniz, onlar cennette misk kokulu ağaç dalları ile yemyeşil yaprakların altında eşleri ile günlerini gün ederler iken ve de kevser şarabın tadarlarken, ve de iyy ki dünya hayatımızda TÜRK değilmiş idik, laiklik delilik, cep delik cepken delik, yaşasın kürt kardeşlik diye terennüm eder iken, en canhıraş TÜRKülerini çığırırlar iken; siz aaaahh ah, keşke Kemalist olmasaydık ta TÜRK düşmanı oluverse idik, uydurma Türklükle ne işimiz vardı ki, ya rab! bizleri affet diye boş yere ağlaşıp duruvereceksiniz.
Anladınız mı?
ps: son soru cümlesinde “mı” eki ayrı yazılmıştır ve ayrı yazılmalıdır; “mı” eki de bir kelime teşkil etmekte olup son cümle esasen iki kelimeden müteşekkildir.
(1) Nitekim tebarüz etiremediklerimizden bu güne yalan dünya tarihi ve aldatılmış insanlık ansiklopedisinin kırkından sonra azanı teneşir paklar bahsini de içeren kırkıncı fasikülünün beşinci sayfasında müellifler alıntıladığım rubaide şöyle demişler:
“Gel bana gel, ki bu alemde -aksi olur bühtan
Sebebim yok, emelim yok -oldum sana derman
Laiklik, millet, devlet, -değer, saygı hepsi boş
Bırak düşünmeyi, hadi ça-buk babana koş
Ben de o saygın müellife şu naçizane rubai ile cevap vereceğim:
“Yayladan gel, ki ağarmadan tan yeri
Dandanakan gibi hoplattın her yeri
Konuşma ve zırvalama; hepsi yoktan(*)
Laik isen bil ki şeyhin olur şeytan
Hepinize mutlu günler, yarınlar dilerim; hayırlı CUM’A lar TÜRK iye, her nerede yaşanıyor ve de yaşatılıyorsak.
(*) Şerafettin Süleymanoğlu, altıncı okla alakalı tercümesinde bu rubainin üçüncü mısraının son kelimesinin orijinalinde “y” değil, “b” ile başladığını SAVLAMAKTADIR. İsteyen öyle de okur. İsteyen böyle de okur. Buna protokol karışmaz.
Azizim Adeimantus,
dedi:
“bir anayasa varsa o uydurmadır”
oolur mu hic Azizim? Olur mu hic?
EU$ Anayasalarindan firlama bir yekyasal-ulus-devlet anayasasina nasil uydurma diyebilirsiniz?
“EU$ Anayasalarindan firlama” deseniz?
Medeni(?!) Kanun dahi Italyan-Roma hukukundan duzmece deseniz, daha bi isabet buyurmus olmaz miydiniz?
Oteyandan Azizim laikligin dahi kendine gore zannettigi tanrilari yok degildir, mesela EVREN, Kenan EVREN degil Azizim hani su sizim EVRENsel YASALAR’indan soz ettiginiz EVREN. Dusunebiliyor musunuz Azizim EVREN’i ve de yasalarini yenebilecek bir GUC? Yani simdi laikler bunun onunde boyun egmesin de Lat-Menat-Uzzat onunde mi boyun egsin? Laiklere “tanrisiz bunnaa!” demek bahsettiginiz cehaletten olmalidir, onun icin cahilliginize veriyorum.
Azizim dusunun laikler bosuna mi yekyasalcilik tasliyorlar yoksa EVREN’in EVRENsel yasalarinin en unulmaz, karsi durulmaz yasalar oldugu icin mi? Insanlik adina, cahdaslik adina, uygarlik adina bosuna mi yekyasalcilik tasliyorlar?!
EVRENsel yasalardan daha modern, cagdas, uygar, mukemmel yasa mi olur Azizim? EVREN’den boyyuk kim var ki tanridan sayilsin?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Azizim Adeimantus,
soracaksiniz ki:
“Madem bu seko-fa$olar EVREN’e tapiyor, onun yasalarinin en ustun olduguna iman ediyorlar da niye onlari yekyasal-ulusal-devlet duzenbazliklariyla onune gelene dayatmaya calisiyorlar, kendilerini EVREN’in yeryuzundeki kilici, golgesi olarak satmaya calisiyorlar? EVREN aciz mi de yasalarini kendi basina yurutemesin?”
Azizim gelin alninizdan opeyim boyle isabetli bir soru yoneltmis oldugunuzdan dolayi….
gelelim cevabinaaa:
Azizim bunlar yeni yetisme, siz EMEKCILER gibi EVREN’i deneyimlerinizle derinden tanimis degiller, imanin derinliklerine vakif degiller, onun icin imanlari zayif kaliyor, onu ortbas etmek icin de silaha, her turlu guce sarilarak EVRENsel yasalari onune gelen SPEEye dayatmaya kalkisiyorlar. Halbuki Azizim sizlerin de bildiginiz gibi EVRENsel yasalarin yerini bulmasi icin hem nitel hem de nicel kosullarin olusmasi gerekir, EVREN hikmetinden sual olunmaz. Ne varki Azizim bu seko-fa$olar aceleci, sabretmeyi bilmiyorlar henuz sizler gibi, bakin siz ne guzel kenara cekilmis TARIH’i sabirla izliyorsunuz, TARIH’in isine karisip KOMUNIZM’i aceleye getirmeye calismiyorsunuz…iste oyle bu seko-fa$olar da bunu kafalarini duvara, Aglama Duvari’na vura-vura ogrenecekler.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
“biz emekçiler”
Evet. Kullandığım üslup, yazı yazarkenki tarzım kıymetli dimağları yanıltmaya devam ediyor.
Hata bendedir.
Herkes bir yerlerde yanılmaktadır. Yanıldığını, yanılma ihtimalini kimseler kabul etmek istememektedir.
Kin ve garez dolu biçimde saldırılan her kavram, saldırıda bulunanları keskinleştirmek kadar hiçbir amaca hizmet etmiyor.
Tevazu.
O da ne?
Nerede?
Akıllı olmayan, kendini tamam hissetmeyen, herkese ayar vermeyi görev addetmeyen, haddini aşmayan, “bir ben Allah’ın hükmüne vakıfım” demeyen, karşı argüman ortaya konunca bir şekilde o argüman sahibini yaftalamayan, bu yaftalamanın mahşer gününde yaftalanan kişiler lehine doğuracağı kul hakkından endişe eden, herkesi kafir sanmayan
VAR MI?
Arıyorum.
Şimdi şöyle yazacağım
“Zaten evrensel değerlerden bahsederseniz kafirsinizdir.”
Fakat şunu demek istiyorum. “Evrensel değer” denen bir olgu vardır. Bu olgunun var olduğunu düşünenleri laik, din dışı, Allahsız, Kemalist bilmem ne diye yaftalamaya hakkınız yoktur. Bunları değer gören insanların takva ehline dahil olup olmadığını bilemezsiniz. Bu türden bir yaklaşım; yani, insanların iman durumları üzerinde konuşmadan önce dikkatli olma yaklaşımı, yani başkalarının fikrine saygılı olma yaklaşımı gösteremediğinizde; kul hakkı sorunu da dahil, birçok sorunla karşı karşıya kalırsınız. Üsteğmen Kubilay’ın sizden takvada daha geride olup olmadığını ispat edemezsiniz. Buna “ispata ne gerek var” diyemezsiniz. Bunlar Allah’ın bildiği konulardır. İspata gerek vardır ki ahiret diye bir kavram vardır. Onun muhakemesini siz değil Allah yapacaktır. “Allah zaten o muhakemeyi şöyle yapacak. Üsteğmen Kubilay’ı benden önce cehenneme gönderecek” demeye kimin haddi vardır?
Bir süredir yazılarımda yapmaya tevessül ettiğim ironi anlaşılamamış. Dediğim gibi. Hatayı kendimde görürüm.
Ben günümüzde ve bu sitede hakim olan argümanlar üzerinden bir taşlama yapmaya çalışmaktayım. Her yerde her şeyi bilen, kendini her daim topluma rehber addeden, Cumhuriyet döneminin tepeden tırnağa her sürecini yanlış bulan, umumiyetle garez duygusunu bastırmakta sıkıntı yaşayan entellektüel olarak algılanan günümüz insanlarına yönelik bir taşlama tevessülüdür yaptığım. Bu taşlamadan herkes nasibini almalıdır, sadece Kemalist veya sadece dindar diye yaftalananlar değil.
Böyle “derin” ve “edebi” usullerle yapılacak değerlendirmelerin, hemen hemen hiç anlaşılamamış olmasının sebepleri üzerinde de düşünmeli.
Bir tanesi, yazılanların tam okunmaması olabilir.
Bir diğeri, ideolojik kalıpların tesirinden çıkamama ile alakalı sanıyorum. Buna önyargı da diyebiliriz.
Bir tanesi, genel olarak karşı gördüğü argümana saygı duymama ile alakalı. Aslında düşündürdükleri için hiddetlenilen ve derhal sahibinin muhtelif kavramlarla yaftalanması sonucunu doğuran argüman içinde; belki saldıranın kendi fikirlerini destekleyecek ipuçları da var. Fakat farkedilemiyor köpürmekten.
“Biz emekçiler”
Aslında şunlar da:
“biz zalimler”
“biz Kemalistler”
“biz faşistler”
“biz yanılmışlar”
“biz beynamazlar”
“Ne o namaza mı başlayacaksınız?” gibi bir suale de muhatap olduk ya. Bunun cevabı yok.
Eski Türk filmlerinde umumiyetle Hülya Koçyiğit veya Filiz Akın gibi oyuncuların canlandırdığı karakter; erkek oyuncuya şu replikle karşılık verirdi.
“Nen var sevgilim?”
“Ne o, gücendin mi yoksa?”
“Ne o namaza mı başlayacaksınız?” suali tepeden tırnağa arızalıdır. Cevabı yoktur ama layığı şudur: “Sen başladın mı namaza? Akşam namazı nasıl eda edilir anlat bakayım. Arkamda cemaate dur. Allahü ekber!”
Sayın Arık Boğa,
Size üç noktada uyarı yapmalıyım.
Birincisi, gördüğüm kadarıyla sayın Grand Sen~or evrensel değerler hakkında konuşmadı, fakat evrensel KANUNLAR koymaya çalışanlar hakkında konuştu. Bunu hâlâ anlayamadınız mı, yoksa bilerek mi çarpıtıyorsunuz? Herhalde samimisinizdir, gerçek anlamamışsınızdır. Öyleyse işte size izah ettim ve etmeye aşağıda devam ediyorum. Daha da anlamazlıktan gelirseniz size bir daha anlatmam…
Bakınız, evrensel kanunlar koymaya kalktığınızda, farklı kültürlere ve inançlara sahip insanlara kendi kültürünüzün ve inancınızın kurallarını dayatmışsınız demektir. Ortada gerçekten evrensel olan kanunlar yoktur, birilerinin kendi kanunlarını evrensel diye başkalarına dayatması vardır; ve bunu sekülaristler yapmaktadırlar. Grand Sen~or Hocamın seküler-faşism veya secularo-fascism tabiriyle anlatılan işte bu dayatmadır. Bu hususla ilgili şu yazıyı da ben yazmıştım: http://tefekkurname.com/?p=2633
İkincisi, Üsteğmen yahut Asteğmen Kubilay’ı kim cehennemlik ilan etti? Kemalizm eleştirilmekle “Asteğmen Kubilay cehennemliktir” denmiş mi olmuyor?! Kaldı ki asteğmen Kubilay hakkındaki resmî Kemalist hikaye doğru değildir, insanların her tarafı patır patır dökülen bu hikayeye ve onun etrafında teşkil edilen Kemalist nefret ideolojisine (gericiler!!! insan kestilerrrr!!!) inanmalarını beklemeyin. Ayrıca farklı farklı yerlerde okudum ki asteğmen Kubilay’ın adı Kubilay da değildir. O bir tür takma ad imiş. Asıl adını unuttum, aklıma gelmiyor. … Hah, Google Efendi sağ olsun, buldum. Asıl ismi Mustafa Fehmi.
Vesselam
Azizim Adeimantus,
dediniz ki:
“yani başkalarının fikrine saygılı olma”
Azizim biz yasalardan soz ediyoruz, sizse efkardan dem vuruyorsunuz. Simdi birileri sizi yasalariyla kiskivrak baglamis olsa, sonra da fikirlerinize sonsuz saygilar, hurmetler gosterse, siz buna ne derdiniz?!
“Siz bizimle alay mi ediyorsunuz?! Saygidan once adil olmayi bi deneseniz de yasama hakkimizi engellemeseniz?! Artik birakin sizler bizi “fikir ozgurlugu, fikre saygi” masallariyla avutmayi!” demez miydiniz.
Yani Azizim buyurun EVRENsel degerlerinizi, yasalarinizi kendi aranizda paylasin, baskalarinin bogazina tikistirmaya kalkismadan – iste Protokol, buyurun Turkce ezan okuyup namaza duranlar SPEEsi kurun, ama gelipte yeni bir EVRENsel yasa ve deger uydurup herkese Turkce Ezan dayatmaya kalkismayin. Ama Protokol isinize gelmez Tekel’e konmusken her isi tekelden yurutmeye alismissiniz, dedigini EVRENsel deger, yasa olmus, niye saltanattan vaz gecesiniz ki? EVRENsel deger ve yasalara simsiki yapismis, en uygar, en bilgili, en saygideger, en cagdas sizsiniz, sizin dediginiz dedik olmiyacak da kimin olacak, etrafima bakiniyorum kimseyi goremiyorum.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Arıkboğabeykardeşim,
Gerçekten salaksın.
Hiçbir şeyi anlamamaya devam ediyorsun. Oysa herkes her şeyi ne kadar iyi anlıyor. Sen ne söylenenleri anlayabiliyor, ne de toplumsal ve tarihsel olayları değerlendirebiliyorsun.
Nice muhteremlerin yanında niye laf kalabalığı yapıyorsun? İnsanları aldatmaya çalışıyorsun? Neden kafirlik yapıyorsun? Kubilay’ı kim cehennemlik ilan etti? Bunu sen uyduruyorsun. Uyarılmayı çoktan hak ettin. Senin durumun artık tekdirlik olmaktan da çıktı Arıkboğabeykardeşim. Sen herkesten ayar ve ders almalısın Arıkboğabeykardeşim. Cahilsin Arıkboğabeykardeşim. Yasaları ve anayasayı savunuyorsun Arıkboğabeykardeşim. Türklükle ilgili saplantıların var Arıkboğabeykardeşim. Oysa yasalar ve anayasa uydurmadır. Evrensel değerler diye herkesi kandırıyorlar. Onları koyanlar zındık ve zorba; böyle değerleri dillerine dolayanlar zalimdir. Sen ne iktidarı takdir ediyorsun, ne “hellalleşme” gibi kavramları kullananlara hayranlık duyuyorsun, ne Kürtçüsün, ne muhafazakarsın, ne Kemalistsin, ne solcusun, ne faşistsin, ne sekülersin, ne dindarsın, ne laiksin. Peki sen nesin Arıkboğabeykardeşim? Nesin sen söylesene. Yoksa sen Aziz Nesin misin?
Seni bir kez daha uyarıyorum. Bilmediğin ve anlamadığın konularda konuşma. Zavallısın. Farkında değilsin. Boşsun. Olamamışsın hiçbir şey Arıkboğabeykardeşim.
Bak sana hakikatleri anlatıyoruz, anlarsan ne ala. Fakat bu doğrultuda hiç ümidim yok Arıkboğabeykardeşim.
Bir daha buralarda yazma. Çok saçma bir insansın. Biz biliyoruz her şeyi Arıkboğabeykardeşim. Seninle iletişim kuramazlar böyle Arıkboğabeykardeşim.
Müslümanlara zulme devam et Arıkboğabeykardeşim. Sen bir hiçsin. Kendine acındırmaya mı çalışıyorsun? Yani acitas… pardon ajitasyon yapıyorsun demek. Fakat ajitasyon demek, kendine acındırmak demek değildir ki Arıkboğabeykardeşim. Olsun, sen anlıyorsun ne demek istediklerini. Hem c olsa ne olur, j olsa ne olur? Mendebur latin alfabesine takılıp kalıyorsun. Kelimelerin anlamlarını yerli yerinde kullansan ne, kullanmasan ne? Ne sanıyorsun sen kendini be Arıkboğabeykardeşim.
Ülkeden bihabersin.
Adaletten anlamazsın.
Hukuk bilmezsin.
Dersim katliamının bile farkında olamayan bir geri zekalısın. Oysa bak. Herkes nasıl da aşmış merhaleleri. Nasıl da bilgeleşmiş. Onlar bu hale gelirken sen neredeydin? Sahi, neredeydin Arıkboğabeykardeşim. Yoksun sen, yok. Çıkıp git buralardan bilgeleşmiş insanları anlayamıyorsan. Kendi saçma ve kısır iç dünyana kapan. Boşver Arıkboğabeykardeşim.
Azizim Adeimantus,
sordunuz:
“Yoksa sen Aziz Nesin misin?”
oyle degil soyle sormaliydiniz:
“Yoksa sen Azizim Nesin? Adeimantus musun?”
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Arık Boğa Bey, Allah aşkına, sizin şahsınıza hakaret ediliyormuş gibi vicdan sömürüsü türünden şeyler söylemeyi, ayrıca hicvettiğiniz fikirleri çarpıtarak hicvetmeyi bırakın.