<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Akyol.org — Din, Siyaset, Kültür ve Bilim Üzerine Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.mustafaakyol.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafaakyol.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Jan 2012 11:23:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Akşam Gazetesi&#8217;nde Söyleşi</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/aksam-gazetesinde-soylesi/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/aksam-gazetesinde-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 11:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2267</guid>
		<description><![CDATA[Söyleşinin tümünü buradan okuyabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mustafaakyol.org/wp-content/uploads/2011/11/Screen-shot-2011-11-20-at-2.10.27-PM.png"></a><a href="http://www.aksam.com.tr/turkiyede-namaz-kilana-muhafazakar-bara-gidene-liberal-deniyor--79900h.html" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-2275" title="Screen shot 2011-11-20 at 2.14.52 PM" src="http://www.mustafaakyol.org/wp-content/uploads/2011/11/Screen-shot-2011-11-20-at-2.14.52-PM.png" alt="" width="585" height="283" /></a><a href="http://www.aksam.com.tr/turkiyede-namaz-kilana-muhafazakar-bara-gidene-liberal-deniyor--79900h.html" target="_blank"></a></p>
<p><a href="http://www.aksam.com.tr/turkiyede-namaz-kilana-muhafazakar-bara-gidene-liberal-deniyor--79900h.html" target="_blank">Söyleşinin tümünü buradan okuyabilirsiniz</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/aksam-gazetesinde-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Star Yazıları — Her Pazartesi, Her Çarşamba</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/star-yazilari-%e2%80%94-her-pazartesi-her-carsamba/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/star-yazilari-%e2%80%94-her-pazartesi-her-carsamba/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 11:49:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Iç Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2264</guid>
		<description><![CDATA[Star gazetesinde haftada iki kez yayınlanan köşe yazılarımın tümüne, ve yazılarla ilgili yorumlara, buradan ulaşabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Star gazetesinde haftada iki kez yayınlanan köşe yazılarımın tümüne, ve yazılarla ilgili yorumlara, <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol.htm" target="_blank">buradan ulaşabilirsiniz</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/star-yazilari-%e2%80%94-her-pazartesi-her-carsamba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Islam Without Extremes — Online Satış</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/islam-without-extremes-turkiyede-satiliyor/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/islam-without-extremes-turkiyede-satiliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 22:05:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2254</guid>
		<description><![CDATA[ABD&#8217;de yayınlanan Islam Without Extremes: A Muslim Case For Liberty isimli kitabımı Ankara&#8217;daki Liberte Yayınları&#8217;dan sipariş edebilirsiniz. Kitap bugüne dek The Wall Street Journal, The Economist, National Review gibi yayınlarda yorumladı veya hakkında benimle söyleşiler yapıldı. The Wall Street Journal şu yorumu getirdi: &#8220;Türkiye&#8217;de ve İslam dünyasının genelinde liberal demokrasi imkanları üzerine son derece orjinal bir yorum.&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mustafaakyol.org/wp-content/uploads/2011/10/k1-369.jpg"><img class="size-full wp-image-2259 alignright" title="Islam without Extremes" src="http://www.mustafaakyol.org/wp-content/uploads/2011/10/k1-369.jpg" alt="" width="203" height="300" /></a></p>
<p>ABD&#8217;de yayınlanan <em>Islam Without Extremes: A Muslim Case For Liberty</em> isimli kitabımı Ankara&#8217;daki <a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=MzY5&amp;kat=&amp;kat1=" target="_blank">Liberte Yayınları&#8217;dan sipariş edebilirsiniz</a>.</p>
<p>Kitap bugüne dek <em>The Wall Street Journal, The Economist, National Review</em> gibi yayınlarda yorumladı veya hakkında benimle söyleşiler yapıldı. <em>The Wall Street Journal </em>şu yorumu getirdi:</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;de ve İslam dünyasının genelinde liberal demokrasi imkanları üzerine son derece orjinal bir yorum.&#8221;</p>
<p>Kitaba dair Türkçe bir eleştiriyi ise <a href="http://www.derindusunce.org/2011/12/21/islam-without-extremes-mustafa-akyol" target="_blank">burada okuyabilirsiniz</a>.</p>
<p>Kitabın ismini &#8220;Özgürlüğün İslami Yolu&#8221; olarak planladığım Türkçe baskısı ise önümüzdeki aylarda Doğan Yayınları tarafından yayınlanacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/islam-without-extremes-turkiyede-satiliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laik Devlet, Din İçin de İyidir</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/laik-devlet-din-icin-de-iyidir/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/laik-devlet-din-icin-de-iyidir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Sep 2011 10:47:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din, Devlet ve Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası ve Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2232</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan’ın Arap dünyasına verdiği laiklik mesajı, bu önemli kavramı yeniden gündeme getirdi. En ilginç olansa, İslamcı kesimden gelen bazı itirazlar oldu. İtiraz edenlerin çoğu, “laikliğin Batı tecrübesi içinde çıkmış bir kavram” olduğunun altını çizmekle işe başlıyor. Ama bu sırf bu tespite bakarak laikliğin üstünü çizeceksek, işimiz iş. “Kökü dışarıda” olan daha nice fikri reddetmek, mesela [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan’ın Arap dünyasına verdiği laiklik mesajı, bu önemli kavramı yeniden gündeme getirdi. En ilginç olansa, İslamcı kesimden gelen bazı itirazlar oldu.</p>
<p>İtiraz edenlerin çoğu, “laikliğin Batı tecrübesi içinde çıkmış bir kavram” olduğunun altını çizmekle işe başlıyor. Ama bu sırf bu tespite bakarak laikliğin üstünü çizeceksek, işimiz iş. “Kökü dışarıda” olan daha nice fikri reddetmek, mesela köleliğin kaldırılmasına, eşit vatandaşlığa, meclise, seçimlere, siyasi partilere, anayasalara karşı olmak lazım. Hatta gazete okumayı dahi bırakmak lazım; çünkü “günlük gazete” de bir “Batı icadı”.</p>
<div>
<div>
<p><a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/laik-devlet-din-icin-de-iyidir-haber-383619.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/laik-devlet-din-icin-de-iyidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>72</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erdoğan, Arap Baharı ve Laiklik</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/erdogan-arap-bahari-ve-laiklik/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/erdogan-arap-bahari-ve-laiklik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 10:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din, Devlet ve Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Iç Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2233</guid>
		<description><![CDATA[Selahattin (Eyyübi)’den bu yana, hiçbir Arap olmayan lider, Araplar arasında bu kadar popüler ve etkili olmadı.” Kanada’nın Globe and Mail gazetesi, Tayyip Erdoğan hakkında bu yorumu yapmış. Mübalağa da etmemiş doğrusu. Çünkü Başbakan’ın Arap dünyasındaki karizması gerçekten büyük. Geçen haftaki Mısır-Tunus-Libya gezisiyle daha da büyüdü. Yazının tamamı »]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selahattin (Eyyübi)’den bu yana, hiçbir Arap olmayan lider, Araplar arasında bu kadar popüler ve etkili olmadı.” Kanada’nın Globe and Mail gazetesi, Tayyip Erdoğan hakkında bu yorumu yapmış. Mübalağa da etmemiş doğrusu. Çünkü Başbakan’ın Arap dünyasındaki karizması gerçekten büyük. Geçen haftaki Mısır-Tunus-Libya gezisiyle daha da büyüdü.</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/erdogan-arap-bahari-ve-laiklik-haber-383039.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/erdogan-arap-bahari-ve-laiklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Birlik ve Beraberlik’ İhtiyacımız</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/%e2%80%98birlik-ve-beraberlik%e2%80%99-ihtiyacimiz/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/%e2%80%98birlik-ve-beraberlik%e2%80%99-ihtiyacimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Sep 2011 10:49:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Dünyası ve Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Medyaya Eleştiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2234</guid>
		<description><![CDATA[Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu dönemde” diye başlayan beylik konuşmalar, “Eski Türkiye”nin alamet-i farikası gibiydi. Askerlerin belirlediği “milli doğrular” her vatandaşa dayatılır, hele de Kıbrıs ya da “sözde Ermeni Soykırımı” gibi “milli dava”larda herkesin aynı çizgide birleşmesi istenirdi. Ama Eski Türkiye’nin pabucu dama atıldı. “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu dönemde” diye başlayan beylik konuşmalar, “Eski Türkiye”nin alamet-i farikası gibiydi. Askerlerin belirlediği “milli doğrular” her vatandaşa dayatılır, hele de Kıbrıs ya da “sözde Ermeni Soykırımı” gibi “milli dava”larda herkesin aynı çizgide birleşmesi istenirdi.</p>
<p>Ama Eski Türkiye’nin pabucu dama atıldı. “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu dönemde” diye başlayan cümleleri, bugün daha ziyade espri malzemesi olarak duyuyoruz. O zaman dikte edilen “milli doğru”lara aykırı sesleri de artık özgürce çıkarıyor ve işitiyoruz.</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/-birlik-ve-beraberlik-ihtiyacimiz-haber-381905.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/%e2%80%98birlik-ve-beraberlik%e2%80%99-ihtiyacimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkiz Kuleler’i Kim İndirmişti?</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/dogu-bati-meseleleri/ikiz-kuleler%e2%80%99i-kim-indirmisti/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/dogu-bati-meseleleri/ikiz-kuleler%e2%80%99i-kim-indirmisti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2011 10:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğu-Batı Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2235</guid>
		<description><![CDATA[Bundan on yıl önce New York’un İkiz Kuleleri’ne dalan iki yolcu uçağı, üç bine yakın sivili öldürmekle kalmamış, “İslam endişesi”ni de Batı’nın gündeminin tepesine oturtmuştu. Bu “siyasi milat,” o günden bu yana epey belirleyici oldu. Başta Amerika olmak üzere Batı, İslam ile adeta “kafayı bozma” noktasına gelirken, biz Müslümanlar da Batı’nın niyet ve hedefleri konusunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan on yıl önce New York’un İkiz Kuleleri’ne dalan iki yolcu uçağı, üç bine yakın sivili öldürmekle kalmamış, “İslam endişesi”ni de Batı’nın gündeminin tepesine oturtmuştu. Bu “siyasi milat,” o günden bu yana epey belirleyici oldu. Başta Amerika olmak üzere Batı, İslam ile adeta “kafayı bozma” noktasına gelirken, biz Müslümanlar da Batı’nın niyet ve hedefleri konusunda haklı endişeler duyduk.</p>
<p>Ancak bu haklı endişeler yanında bence abartılı olan komplo teorileri de geliştirdik. Bunların hemen hepsi, muhtemel bir “medeniyetler çatışması”nın Batı tarafından en baştan beri istendiği, ince ince planlandığı ve “taşeronlar” vasıtasıyla hayata geçirildiği varsayımına oturuyordu. Batı’yı adeta Kadir-i Mutlak, Müslümanları da her daim pasif ve kurban gibi gören bir varsayıma&#8230;.</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/ikiz-kuleler-i-kim-indirmisti-haber-381325.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/dogu-bati-meseleleri/ikiz-kuleler%e2%80%99i-kim-indirmisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’an, Oryantalizm ve ‘Hür’ Olmak</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/medyaya-elestiri/kur%e2%80%99an-oryantalizm-ve-%e2%80%98hur%e2%80%99-olmak/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/medyaya-elestiri/kur%e2%80%99an-oryantalizm-ve-%e2%80%98hur%e2%80%99-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 10:44:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Medyaya Eleştiri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2229</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” demeye henüz fırsatım olmadı. Ama geçen hafta bir Twitter mesajı yazdım ve gündemim birazcık değişti. Taraf yazarı Ayşe Hür’ün sayfasına konuk oldum birden bire. Önce “olayın” özeti: Ayşe Hür, son üç haftadır Kur’an-ı Kerim üzerine yazıyor. Önce “savaş ayetleri”ni konu edindi. Sonraki hafta, “Ama hangi Kuran’ı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” demeye henüz fırsatım olmadı. Ama geçen hafta bir Twitter mesajı yazdım ve gündemim birazcık değişti. Taraf yazarı Ayşe Hür’ün sayfasına konuk oldum birden bire.</p>
<p>Önce “olayın” özeti: Ayşe Hür, son üç haftadır Kur’an-ı Kerim üzerine yazıyor. Önce “savaş ayetleri”ni konu edindi. Sonraki hafta, “Ama hangi Kuran’ı esas alacağız” diye başlık atıp, Kur’an metninin tarihçesine girdi. Zaman’dan Ali Ünal, bu yazıya biraz sert bir cevap verdi. Ben de, “bilgisel içeriğine katıldığımı” not ederek, yani üslubundan ayrı durarak, Ali Ünal’ın yazısını Twitter’da önerdim.</p>
<div>
<p><a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/kur-an-oryantalizm-ve-hur-olmak-haber-380088.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/medyaya-elestiri/kur%e2%80%99an-oryantalizm-ve-%e2%80%98hur%e2%80%99-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>36</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsrail’e Ne Yapmalı, Ne Yapmamalı?</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/israil%e2%80%99e-ne-yapmali-ne-yapmamali/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/israil%e2%80%99e-ne-yapmali-ne-yapmamali/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Sep 2011 09:56:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası ve Ortadoğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2223</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin bu kadar yükseleceğini beklemiyordum açıkçası. Çünkü daha bir kaç hafta öncesine kadar İsrail hükümetinin bir şekilde “özür” dileyeceği ve işin tatlıya bağlanacağı havası yayılmıştı. Ama üst üste yaşanan iki gelişme, her şeyi aksi yöne çevirdi. Önce İsrail’den “özür yok” açıklaması geldi. Ardından da, Mavi Marmara cinayetleri üzerine hazırlanan “Palmer Raporu”nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin bu kadar yükseleceğini beklemiyordum açıkçası. Çünkü daha bir kaç hafta öncesine kadar İsrail hükümetinin bir şekilde “özür” dileyeceği ve işin tatlıya bağlanacağı havası yayılmıştı.</p>
<p>Ama üst üste yaşanan iki gelişme, her şeyi aksi yöne çevirdi. Önce İsrail’den “özür yok” açıklaması geldi. Ardından da, Mavi Marmara cinayetleri üzerine hazırlanan “Palmer Raporu”nun İsrail’i memnun eden içeriği basına sızdırıldı.</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/israil-e-ne-yapmali-ne-yapmamali-379528.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/israil%e2%80%99e-ne-yapmali-ne-yapmamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Dünyasının Bahtının Miftahı</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/islam-dunyasinin-bahtinin-miftahi/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/islam-dunyasinin-bahtinin-miftahi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 09:56:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Dünyası ve Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2225</guid>
		<description><![CDATA[Büyük İslam mütefekkiri  Bediüzzaman Said Nursi, bundan tam bir asır önceki Şam hutbesinde şöyle demişti: “Asya’nın bahtının miftahı, meşveret ve şuradır.” Bu, bugünkü dille, “Doğu’nun kaderinin anahtarı demokrasidir” demekti. Genç Said, bu vizyonu daha 1910’larda geliştirebilmişti, çünkü o her şeyden önce bir “meşrutiyet aydını” idi. Namık Kemal gibi Genç Osmanlılar’ın inşa ettiği “hürriyetçiliği” ve “istibdad” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük İslam mütefekkiri  Bediüzzaman Said Nursi, bundan tam bir asır önceki Şam hutbesinde şöyle demişti: “Asya’nın bahtının miftahı, meşveret ve şuradır.”</p>
<p>Bu, bugünkü dille, “Doğu’nun kaderinin anahtarı demokrasidir” demekti. Genç Said, bu vizyonu daha 1910’larda geliştirebilmişti, çünkü o her şeyden önce bir “meşrutiyet aydını” idi. Namık Kemal gibi Genç Osmanlılar’ın inşa ettiği “hürriyetçiliği” ve “istibdad” karşıtlığını benimsemiş, Batı’nın ilerlemesindeki en büyük sırrın yine “hürriyet” olduğunu da fark etmişti.</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/islam-dunyasinin-bahtinin-miftahi-haber-378549.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/islam-dunyasinin-bahtinin-miftahi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Ontolojik Sorunu</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/turk-silahli-kuvvetleri%e2%80%99nin-ontolojik-sorunu/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/turk-silahli-kuvvetleri%e2%80%99nin-ontolojik-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 01:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Iç Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2216</guid>
		<description><![CDATA[Müstafi Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner’in basına sızan konuşmalarının ilk bölümü, bende sempati uyandırmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son yıllarda çok tartışılan “operasyon zaafları”nın altında “kasıt”tan ziyade hantallık, köhnelik ve beceriksizlik olduğunu tahmin ediyordum ki, emekli generalin sözleri bunu doğrular gibiydi. Ancak “Koşaner ifşaatları”nın ikinci serisinde geçen bir kısım var ki, burada sempati beslenebilecek bir zaaf [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Müstafi Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner’in basına sızan konuşmalarının ilk bölümü, bende sempati uyandırmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son yıllarda çok tartışılan “operasyon zaafları”nın altında “kasıt”tan ziyade hantallık, köhnelik ve beceriksizlik olduğunu tahmin ediyordum ki, emekli generalin sözleri bunu doğrular gibiydi.</p>
<p>Ancak “Koşaner ifşaatları”nın ikinci serisinde geçen bir kısım var ki, burada sempati beslenebilecek bir zaaf değil, endişe verici bir kibir gördüm. Askeri darbelerin göstermelik “hukuki dayanağı” olan TSK İç Hizmet Kanunu 35. maddesine dair yürüyen tartışmalar üzerine şunu diyordu paşa:</p>
<p><a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/turk-silahli-kuvvetleri-nin-ontolojik-sorunu-haber-378101.htm" target="_blank">Yazının tamamı »</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/turk-silahli-kuvvetleri%e2%80%99nin-ontolojik-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>46</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir Yorum Mecrası: Star Gazetesi</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/yeni-bir-yorum-mecrasi-star-gazetesi/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/yeni-bir-yorum-mecrasi-star-gazetesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 14:01:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2211</guid>
		<description><![CDATA[Bu sitede yayınlanan yazılarıma yıllardır çok sayıda yorum geliyor ve buna müteşekkirim. Ancak sitenin yorum kısmının ana yazıdan koparak tümüyle ikili polemiklerin zemini haline dönüşmesinin bazı okurları rahatsız ettiğinin de farkındayım. Dolayısıyla, sitenin değerli takipçilerine benden bir öneri: Yazılarım üzerine ifade edeceğiniz görüşleri, lütfen Star gazetesinin ilgili sayfasında yapınız. Facebook&#8217;la entegrasyon sayesinde, artık okur yorumları yer alabiliyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sitede yayınlanan yazılarıma yıllardır çok sayıda yorum geliyor ve buna müteşekkirim. Ancak sitenin yorum kısmının ana yazıdan koparak tümüyle ikili polemiklerin zemini haline dönüşmesinin bazı okurları rahatsız ettiğinin de farkındayım.</p>
<p>Dolayısıyla, sitenin değerli takipçilerine benden bir öneri: Yazılarım üzerine ifade edeceğiniz görüşleri, lütfen Star gazetesinin ilgili sayfasında yapınız. Facebook&#8217;la entegrasyon sayesinde, artık okur yorumları yer alabiliyor gazete sitesinde. Hem daha &#8220;konuya yönelik&#8221; olur, hem de daha fazla insan tarafından okunur.</p>
<p>Dilerseniz bugünkü yazımdan, <a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/yeniden-islam-ve-liberalizm-haber-376355.htm" target="_blank">Yeniden İslam ve Liberalizm</a>&#8216;den başlayabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/duyurular/yeni-bir-yorum-mecrasi-star-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>17</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslümanın İdeolojisi Olur mu?</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-ve-muslumanlar/muslumanin-ideolojisi-olur-mu/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-ve-muslumanlar/muslumanin-ideolojisi-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 13:59:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2208</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Şafak’ın değerli yazarı Özlem Albayrak ile, onun “Liberal Müslüman olur mu?” başlıklı bir yazısı üzerine verimli bir polemiğe girmiştik. Özlem hanım, bu konuda yazdığı ikinci yazısındaki bir ifadeyle bu tartışmayı daha da verimli kıldı. En azından, “evet, meselenin püf noktası tam da bu” dedirtti bana. Çünkü, Özlem hanım, açık açık, “İslam ve liberalizmin özde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>Yeni Şafak’ın değerli yazarı Özlem Albayrak ile, onun “Liberal Müslüman olur mu?” başlıklı bir yazısı üzerine verimli bir polemiğe girmiştik. Özlem hanım, bu konuda yazdığı ikinci yazısındaki bir ifadeyle bu tartışmayı daha da verimli kıldı. En azından, “evet, meselenin püf noktası tam da bu” dedirtti bana.</p>
<p>Çünkü, Özlem hanım, açık açık, “İslam ve liberalizmin özde, birinin akıl, diğerinin vahiy kaynaklı olması dolayısıyla uzlaşamayacağını” yazdı!</p>
<p><span id="more-2208"></span>Bunu okuyunca, “Allah, Allah” dedim, “akli olanla dini olan mutlaka çelişir diye bir kural mı var?”</p>
<p>Bu sorunun açacağı tartışma, İslam’ın ilk asırlarına kadar gider aslında. O devirde bazı mezhepler (bilhassa Hanbeliler ve kısmen Eş’ariler) akla hiçbir şekilde itimad edilemeyeceğini, dolayısıyla hep “nasılını sormadan” iman etmek gerektiğini savunmuştu.</p>
<p>Başka mezheplerse (bilhassa Mu’tezile ve kısmen Maturidiler), akla önem verdi. Vahyi üstün tuttular kuşkusuz, ama vahiy olmasa dahi insanların bazı hakikatlere akılla varabileceğini savundular. Mesela, vahiy olmasa bile, hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bulabilirdi insanlar.</p>
<p><strong>Vahiy ve akıl</strong></p>
<p>Türkiye’de “itikadi mezhebin nedir” diye sorulsa, çoğu insan ya “o ne yahu” diye sorar, ya da “Maturidiyim” der. Ama görünen o ki pek çok dindar aslında Eş’ari kalıplarıyla düşünüyor.</p>
<p>Ben ise akılcı taraftan bakıyorum meseleye. Dolayısıyla, diyorum ki, vahye sahip olmayan insanlar da, “dünyevi” konularda akıllarını çalıştırıp, tecrübelerini konuşturup, doğru sonuçlara varabilir. (Hele de tümden “vahiysiz” değil, aksine “ehl-i kitap” olan Batı’dan fena şeyler çıkmayabilir.)</p>
<p>Dahası, vahiy, çok hikmetli bir biçimde, bize her şeyi açıklamamış, aksine çoğu dünyevi meselede sadece “temel ilkeler” vermiştir. Mesela Kur’an’da bir “siyasi sistem” tarifi yoktur. Sadece adalet, emanet, meşveret gibi ilkeler vardır. Bu ilkelerin ne gibi siyasi modeller içinde ayakta tutulabileceği, her devrin şartına göre yeniden “akledilmesi” gereken bir sorudur. (Zaten ilk devirlerin Müslümanları da kendi şartları içinde akletmiş, örneğin o devirdeki yaygın saltanat rejimini “verili durum” kabul etmişlerdi.)</p>
<p>Dolayısıyla, bu çağda siyasi bir vizyon geliştirmeye çalışan her Müslüman, vahyin ilkelerine sadık kalarak, insanlığın ortak akıl ve tecrübesinden yararlanabilir. Kimisi sosyalizmi, kimisi liberalizmi, kimisi milliyetçiliği beğenip savunabilir. Kimisi demokrasiye, kimisi totaliterliğe itibar edebilir. Zaten öyle de olmuştur ve olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Demokrasiden liberalizme</strong></p>
<p>Durum bu iken, sıkça duyduğumuz “Müslüman, Müslümandır; sosyalisti liberali olmaz” gibi hamasi laflar, pek bir anlam ifade etmiyor. Çünkü “liberal Müslüman” terkibindeki ilk kelime, Müslümanın dinini değil, siyasi ve iktisadi görüşünü tarif ediyor. Bir Müslüman, nasıl meslek itibarıyla mühendis, doktor veya manav olabiliyorsa, “siyasi meslek” itibarıyla da şu veya bu olabiliyor.</p>
<p>Bu anlaşılmadığı sürece “liberalizm iyi mi kötü mü” diye tartışmanın anlamı yok, çünkü tartışmanın bir tarafı “akli olan”ı doğrudan reddedecek. İslam geleneğinin içinden çıkmamış her fikri peşinen lanetleyecek.</p>
<p>İşin enteresan tarafı, bu dostlara “demokrasi iyi midir” diye sorsak, herhalde “evet” diyecekler; “demokratikleşme süreci”ni savunuyorlar çünkü. İyi de, çoğu, bundan sadece 20 sene evvel, kafir Batı’dan gelen “tağuti” (şeytani) bir rejim sayıyordu demokrasiyi. “Demokraside hakimiyet halkındır, İslam’da ise Hak’kındır” gibi bir kaç basit sloganla da pek güzel ikna ediyorlardı kendilerini. Bugün liberalizm karşısında gösterdikleri reaksiyon ise aynı filmin devamı gibi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-ve-muslumanlar/muslumanin-ideolojisi-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>41</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarlık, Hoşgörü ve Tahammül</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/topluma-elestiri/dindarlik-hosgoru-ve-tahammul/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/topluma-elestiri/dindarlik-hosgoru-ve-tahammul/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 13:58:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Topluma Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamsal Meseleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2205</guid>
		<description><![CDATA[[15 Ağustos 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Hayrettin Karaman hocanın geçen hafta Yeni Şafak’ta yayınlanan “Tahammül mü, hoş görmek mi?” başlıklı yazısı epey tartışıldı, epey tepki aldı. Benimse yazıda hem katıldığım, hem katılmadığım kısımlar var. Katıldığım kısım, Hayrettin hocanın, dindarlara sıkça dayatılan “niye bizim ahlak anlayışımızı tasvip etmiyorsunuz bakıyım” küstahlığına karşı haklı tepkisi. “Hiii, duydunuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>[15 Ağustos 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/dindarlik-hosgoru-ve-tahammul-haber-374581.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hayrettin Karaman hocanın geçen hafta Yeni Şafak’ta yayınlanan “Tahammül mü, hoş görmek mi?” başlıklı yazısı epey tartışıldı, epey tepki aldı. Benimse yazıda hem katıldığım, hem katılmadığım kısımlar var.</p>
<p><span id="more-2205"></span>Katıldığım kısım, Hayrettin hocanın, dindarlara sıkça dayatılan “niye bizim ahlak anlayışımızı tasvip etmiyorsunuz bakıyım” küstahlığına karşı haklı tepkisi. “Hiii, duydunuz mu, mayo giymenin günah olduğuna inanıyorlarmış; bu çağda bu kafa” tipi yorumlar, bunun Beyaz Türk medyasında hemen her gün karşımıza çıkan çiğ örnekleri.</p>
<p>Hem “tek-kültürcü” Batılılar hem de onların yerli versiyonları arasında yaygın olan bu tutumun ardında, kendi ahlaki kıstaslarını herkese empoze eden bir totaliterlik yatıyor kuşkusuz. Oysa herkes neyi doğru neyi yanlış, neyi sevap neyi günah sayacağını kendi bilir. Herkesin, yanlış ve günah saydığı fiilleri “tasvip etmeme hakkı” da bâkidir.</p>
<p>Ancak bu noktadan sonra, yani “tasvip etmediklerimize karşı ne yapmak gerektiği” meselesinde, biraz farklı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Alan savunması</strong></p>
<p>Hayrettin hoca bu sorunun ideal cevabının, İslam’a göre yaşamayanlara “aykırı filleri için özel mekanlar ihdas etmek” olduğunu, ama mevcut siyasi sistemde buna imkan olmadığını belirtti. Kıyamet de buradan koptu; “ne yani, gettolar mı yaratmak mı istiyorsunuz aslında” diye soruldu.</p>
<p>Benim, “din-dışı dünyaya karşı alan savunması” dediğim bu tutumun klasik fıkıhta kaynakları var elbette. Ama bu kaynakları aynen korumak mı, yoksa “tecdid”den mi geçirmek gerek, bir düşünmek lazım. Çünkü modern dünyadaki “alan savunması”nın geleneksel devirdeki maksadı yerine getirdiğini söylemek zor. Seyahatin, televizyonun, internetin bu kadar yaygın olduğu bir devirde, gayrı İslami fikir ve eylemleri gözlerden uzak tutma şansınız yok. Bunu en uç boyutta zorlayan Suudi Arabistan gibi baskıcı rejimler ise sahici dindarlıktan ziyade ikiyüzlülük üretiyor.</p>
<p>Bu yüzden, ben modern dünyada Müslümanlara gerekenin “alan savunması”ndan çok “bireysel ahlak” olduğunu düşünüyorum.  Yani, “bizimkiler günahkarları görüp de sapıtmasın” diye bir baskı ve izolasyon ortamı kurmaktansa, o “bizimkiler”in her birine bireysel bir şuur kazandırmaya çalışmak.</p>
<p><strong>Esirgenen tebessüm</strong></p>
<p>Gelelim meselenin üçüncü boyutuna. Hayrettin hoca bu noktaya bugün için “özel mekanlar ihdas etmek” imkanının olmadığını, dolayısıyla mecburen “yan yana yaşanacağını” söyleyerek gelmiş. Ama bu yan yana yaşam içinde, “dine, ahlaka ve âdâba aykırı” yaşayan insanlardan “tebessümü esirgemek” gerektiğini savunmuş.</p>
<p>Bu, kuşkusuz “tasvip etmeme hakkı” çerçevesinde bir tutumdur. Kimse “demokraside yeri yoktur” filan diyemez.</p>
<p>Ancak bu “tebessüm esirgeme” ilkesinin din için ne gibi sonuçları olacağını bir düşünelim derim. Korkarım bunun bir ileri aşaması, din-dışı yaşamlara sahip insanların, bunu belli ettikleri her noktada, dindarların manevi hışmına uğramasıdır. Peki acaba bu tutum, söz konusu seküler insanları nasıl etkiler? Onları dine yakınlaştırır mı, yoksa dinden daha da mı uzaklaştırır?</p>
<p>Küfelik vaziyette evine dönen bir adam, örneğin, kendisine “zıkkım iç emi” imasında bulunan bir çift çatık kaştan mı, yoksa sırtını sıvazlayıp “bir derdin mi var kardeşim” diyen bir kalenderlikten mi daha müspet etkilenir?</p>
<p>Bunu soruyorum, çünkü Türkiye’de dine mesafeli duran insanların bir kısmının, aslında, Necip Fazıl’ın tabiriyle “kaba softa ve ham yobaz”dan ürkmüş insanlar olduğuna şahidim.</p>
<p>O insanlara el uzatmanın yolu ise, sanırım biraz daha Sufi-meşrep bir dindarlıktan geçiyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/topluma-elestiri/dindarlik-hosgoru-ve-tahammul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve Şeriat Bireyi Korudu</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/ve-seriat-bireyi-korudu/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/ve-seriat-bireyi-korudu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2011 13:54:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğu-Batı Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası ve Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2203</guid>
		<description><![CDATA[[10 Ağustos 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Bazı okurlar, İslam’ın, kabileci cahiliye toplumundan sorumlu bireyi çekip çıkardığını savunan bir önceki yazıma “İyi ama İslam’da cemaat de var” diye itiraz etti. Tabii ki var. Hem evrensel bir cemaat olarak “ümmet” var, hem de belirli ekoller çevresinde oluşan tarikat ve cemaatler. Benim demek istediğim, bu cemaatlerin, birey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>[10 Ağustos 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/ve-seriat-bireyi-korudu-haber-373301.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Bazı okurlar, İslam’ın, kabileci cahiliye toplumundan sorumlu bireyi çekip çıkardığını savunan bir önceki yazıma “İyi ama İslam’da cemaat de var” diye itiraz etti. Tabii ki var. Hem evrensel bir cemaat olarak “ümmet” var, hem de belirli ekoller çevresinde oluşan tarikat ve cemaatler.</p>
<p><span id="more-2203"></span>Benim demek istediğim, bu cemaatlerin, birey hürriyetini ve iradesini ortadan kaldıran “kollektivist” yapılar olmadığı, daha doğrusu olmaması gerektiği. Namaz kılarken oluşturduğumuz cemaatlerdeki gibi: Cemaatle namaz daha feyizlidir; Müslüman bireye daha fazla sevap kazandırması umulur. Ama Müslümanın namaz kılmak için illa cemaate ihtiyacı yoktur; dahası cemaatle saf tuttuğunda da bireysel “niyet” ve “huşu”sundan sorumludur.</p>
<p>Ancak, müstebit Emevi sultanlarından itibaren, bireyin özgür iradesini reddeden, dolayısıyla ona “kula kulluğu” dayatan, ve bu yolla bazı kullara mutlak iktidar sunan ekoller olmuştur. Bunların etkileri halen de sürmekte, İslam dünyasında din adına kurulan kimi otoriter yapılara gerekçe olmaktadır.</p>
<p>Türkiye’deki muhafazakâr mütedeyyinlerin ise, son 10-15 yıldır güçlü bir biçimde savundukları “demokrasi” ve “hak ve özgürlük” söylemlerinde tutarlı olmak için, geleneksel anlayıştaki otoriter damarları sorgulamaları faydalı olabilir. (En azından, sorgulayanları “sapıtmakla” suçlamasalar ne iyi olur.)</p>
<p><strong>Kulların hakları</strong></p>
<p>Dönelim birey kavramına&#8230; Son yıllarda bazı İslamcı düşünürlerimizce “İslam’da yeri yoktur” buyrulan bireyin, aslında tam aksine, İslam’ın hem ilahiyatında hem de şeriatında merkezi bir yer tuttuğu kanısındayım. İlahiyat kısmına bir önceki yazıda değindim. Gelelim şeriata.</p>
<p>Hem Batılıların hem de Batılılaşmış Doğuluların gözünde bir öcü haline gelmiş olan şeriat, aslında “hukukun üstünlüğü” denen siyasi değerin İslam’daki karşılığıdır. Çünkü şeriat, siyasi otoritenin emriyle ve ona hizmet etmek için değil, Kur’an ve Sünnet’e dayanan ve çoğu kez devletten bağımsız olan ulemanın eliyle gelişmiştir.Ulemanın da korumak istediği iki temel değer vardır: “Allah’ın hakları” ve “kulların hakları”. (Yani, dikkat edin, “devletin hakları” değil!)</p>
<p>İşte bu “kul hakları”, bugün “birey hak ve özgürlükleri” dediği şeyden çok uzak değildir. Şeriat, bunları özenle korumuş, mesela sultanların keyfi sebeplerle mal müsadere etmesine engel olmuştur. İslam’daki “vakıf” müessesesi bu sayede gelişmiştir: Vakıf, aç gözlü ve haddini bilmez devletlerin el koymasına karşı şeriatın koruduğu malvarlığıdır. (Nitekim, ülkemizdeki Müslüman ve gayrımüslim vakıflar, Osmanlı idaresinde güvencede iken, bizi sözüm ona “şeriattan kurtaran” otoriter Cumhuriyet tarafından gasp edilmiştir.)</p>
<p><strong>‘Nefsinin efendisi’</strong></p>
<p>Osmanlı’dan bir örnek daha vereyim: 17. yüzyılda Filistin’deki Lüd kentine çok sayıda köylü göçer. Şehrin “paşa”sı, yani örfi amiri, bu göçmenleri köylerine zorla geri göndermek ister. Ama Müftü Hayreddin El Ramli Efendi müdahale edip fetva verir:</p>
<p>“Onları kendi iradeleri ile yerleşip alıştıkları, yurt edindikleri bir şehirden sürmek caiz değildir&#8230; Mümin, kendi nefsinin efendisidir; istediği diyarda yaşar, istediği şehre yerleşir.”</p>
<p>Bu fetvayı Osmanlı arşivlerinde bulan İsralli tarihçi Haim Gerber, Türkçe’ye çevrilmemiş olması büyük eksiklik olan “Islamic Law and Culture” adlı kitabında hayranlıkla şöyle der:</p>
<p>“Burada devletin hakları ile bireyin hakları karşılaştırılıyor ve ikincisi daha üstün bulunuyor.”</p>
<p>Şeriat, işte bu manada “bireyi koruyan hukuk”tur.</p>
<p>Bireyin, ancak din-dışı bir tasavvurda var olabileceğini zanneden (ve bu ortak yanılgı üzerinden iki zıt uca savrulan) Kemalistlerimize ve kollektivist İslamcılarımıza duyurulur.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/ve-seriat-bireyi-korudu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve İslam Bireyi Yarattı&#8230;</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/ve-islam-bireyi-yaratti/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/ve-islam-bireyi-yaratti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 09:57:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Dünyası ve Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2200</guid>
		<description><![CDATA[[8 Ağustos 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] İslamiyet’ten önceki “cahiliye” Araplarının temel özelliğinin putperestlik olduğu, hemen her Müslüman tarafından bilinir. Ancak aynı Arapların bir özelliği daha vardır ki, putperestlik kadar önemli olmasına rağmen, daha az dikkat çeker: Kabilecilik. Cahiliye kabileciliği çok güçlüydü, çünkü altıncı yüzyılda yaşayan bir Arap, ancak kabilesi kadar kuvvet, itibar ve güvenlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[8 Ağustos 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/ve-islam-bireyi-yaratti-haber-372830.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>İslamiyet’ten önceki “cahiliye” Araplarının temel özelliğinin putperestlik olduğu, hemen her Müslüman tarafından bilinir. Ancak aynı Arapların bir özelliği daha vardır ki, putperestlik kadar önemli olmasına rağmen, daha az dikkat çeker: Kabilecilik.</p>
<p><span id="more-2200"></span>Cahiliye kabileciliği çok güçlüydü, çünkü altıncı yüzyılda yaşayan bir Arap, ancak kabilesi kadar kuvvet, itibar ve güvenlik bulur, kabile dışında ise varlığını bile sürdüremezdi. “Sen kimsin” sorusunun ilk cevabı “ben falancayım” değil, “ben falancalardanım”dı.</p>
<p>Yani, cahiliye devrinde “birey” yoktu. Öyle ki, “bireysel suç ve ceza” dahi yoktu. Mesela A kabilesinden biri B kabilesinden birini öldürürse, B kabilesi gelir “sizden birini kısas yapmak üzere bize verin” derdi. (Herhangi birini!) Kız çocukları, kabileler arasındaki savaşlarda işe yaramadıkları için değersizdi: Diri diri toprağa gömüldükleri bile olurdu.</p>
<p>Arapların bu koyu kabileciliğinin coğrafi bir sebebi vardı kuşkusuz: Çöl şartları, insanların başına buyruk yaşamasına izin vermiyor, onları sık-dokulu yapılar içinde “kollektivist” hayatlara zorluyordu.</p>
<p><strong>Payidar kabile</strong></p>
<p>Fakat kabileciliğin bir de zihniyet temeli vardı: Araplar, elleriyle yaptıkları putlara iman ediyor, ama “ölümden sonra hayat”a ve bu hayatta sorguya çekileceklerine inanmıyorlardı. Nitekim, İslam peygamberine karşı şöyle diyeceklerdi:</p>
<p>“O, yalnızca bizim dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.” (Müminun Suresi, 37)</p>
<p>Bütün gerçeklik “dünya hayatından” ibaret ise, bu hayattan ayrılan bireyler yok olup gidiyordu. Buna karşılık kabile, her daim varlığını koruyordu. Bu vizyonun doğal sonucu “ebedi” sanılan kabilenin, “geçici” görülen bireyi kendi içinde eritmesiydi. (Aynen, “ilelebet payidar” kalacağını vehmeden kimi modern otoritelerin, elleri altındaki her bireye “varlığım sana armağan olsun” dedirtmesi gibi.)</p>
<p>İslamiyet, işte bu kabileci kültüre karşı muazzam bir fikri devrim gerçekleştirdi. Bunu da her bir insanı, tek bir Yaratıcı’ya karşı tek başına sorumlu birer birey kılarak yaptı. İslam’a göre birey kabilenin içinde kaybolamazdı. Aksine, hem kabile hem de yeryüzündeki her şey yok olup gidecek, bir tek Allah bâki kalacaktı; bir de “ahiret hayatına” göçtüğü için sonsuza kadar yaşayacak olan birey&#8230;</p>
<p>Birey, Allah’a vereceği hesabında da başka hiç kimseden destek ve kayırma göremeyecek, sadece kendi yaptıklarına dayanacaktı. Ahirette karşılaşacağı hitap şuydu:</p>
<p>“Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz.” (En’am Suresi, 94)</p>
<p><strong>Yaratıcı’dan bireye</strong></p>
<p>İslam’ın bu uhrevi mesajının kabileci Arap toplumundan bireyi çekip çıkardığı gerçeği, kimi Batılı düşünürlerce de teslim edilir. Alman Katolik ilahiyatçı Hans Küng, “Islam” adlı 700 küsur sayfalık kitabında şöyle der:</p>
<p>“[Hz.] Muhammed’in yaydığı tutarlı tek-tanrıcılık&#8230; yeni bir bireysel sorumluluk yarattı&#8230; Tek bir Tanrı varsa ve o Tanrı Yaratıcı ise, onun yarattığı insanlar özel bir onur kazanıyor; her şeyi belirleyen bir kabileler sisteminin objeleri değil, Yaratıcı’larına karşı sorumlu ve hatta O’nun ‘halifesi’ olan bireyler oluyorlardı.”</p>
<p>Her ne kadar sonradan kimi Müslümanlar “kurtuluşa eren fırka” gibi kavramlar ve “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” gibi efsaneler türetse de, yani “kollektif kurtuluş”a meyletse de, Kur’an’ın her insanı bir birey olarak muhatap aldığı ve sorumlu kıldığı gerçeği değişmemiştir.</p>
<p>Ve buradan da “bireyin özgürlüğü” kavramına oldukça güçlü bir İslami temel çıkmaktadır ki, tarih boyunca bunu anlayan ve savunan nice Müslüman düşünür olmuştur.</p>
<p>Çarşamba günü, inşallah, devam edelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/islam-dunyasi-ve-ortadogu/ve-islam-bireyi-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>41</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal Müslüman Olmaz mı?</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/liberalizm-sosyalizm-ve-islam/liberal-musluman-olmaz-mi/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/liberalizm-sosyalizm-ve-islam/liberal-musluman-olmaz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 00:44:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam, Liberalizm, Sosyalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2195</guid>
		<description><![CDATA[[3 Ağustos 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Yeni Şafak gazetesinin ilgiyle okuduğum yazarlarından Özlem Albayrak, geçen hafta “Liberal Müslüman olur mu?” başlıklı bir yazı yazdı. Bu sorunun muhafazakar camiada bir süredir tartışıldığını belirten Özlem hanım, kendi cevabını da kestirmeden verdi: “Liberal Müslüman” olamazdı, en azından olmamalıydı, çünkü liberalizme göre “her birey kendi menfaati peşinde koşar”dı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>[3 Ağustos 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/yazar/mustafa-akyol/liberal-musluman-olmaz-mi-haber-371567.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Yeni Şafak gazetesinin ilgiyle okuduğum yazarlarından Özlem Albayrak, geçen hafta “Liberal Müslüman olur mu?” başlıklı bir yazı yazdı. Bu sorunun muhafazakar camiada bir süredir tartışıldığını belirten Özlem hanım, kendi cevabını da kestirmeden verdi: “Liberal Müslüman” olamazdı, en azından olmamalıydı, çünkü liberalizme göre “her birey kendi menfaati peşinde koşar”dı. Oysa İslam “bireye sorumluluklar-sınırlar-görevler ihdas etmiş” idi.</p>
<p><span id="more-2195"></span>Ben tabii böyle düşünmüyorum. Düşünmeyişimin sebebi de, liberalizmin sıkça indirgendiği bu “menfaat peşinde koşan birey” karikatürüne inanmayışım.</p>
<p>Bu karikatürü o kadar sık görüyoruz ki Türkiye’de&#8230; Geçenlerde muzip bir banka reklamında bile vardı. “Fakir ama onurlu bir genç”e kızını bırakması için para teklif eden “röptoşambırlı fabrikatör”, tam bizde “liberal” denince akla gelen tipti: Bir elinde viski, öbür elinde puroyla paracıklarını sayan, “hayatı çok seviyorum, ho ho ho” diye kahkaha patlatan bir zevkperest.</p>
<p>‘Menfaat peşinde koşmak’</p>
<p>Oysa gerçekte liberalizmin ideali, “menfaat peşinde koşan birey” değildir. Neyin peşinde koşacağına kendi karar veren bireydir. Menfaatçi olmayı seçebilir kuşkusuz. Ama fedakar, yardımsever ve paylaşımcı olmayı da seçebilir. Din-dışı bir hayatı seçebileceği gibi, alabildiğine dindar olmayı, hayatını zühd ve takvâ içinde geçirmeyi de tercih edebilir.</p>
<p>Liberalizmin ısrarı, bireylerin kendi hayatları üzerindeki asıl karar mercii olmasıdır; o kararın “menfaatçi” olması değil.</p>
<p>Mesela, bakın mübarek Ramazan ayına girdik. Oruç, gücü yeten her Müslüman için bir vecibe. Eğer liberalizmi Özlem hanımın tarif ettiği gibi anlayacaksak, “liberaller herhalde oruç tutmaz, çünkü onlar istek ve tutkuları üzerinde herhangi bir sınır tanımaz, ne zaman canları çekerse o zaman yiyip içerler” diye bir tahminde bulunmak lazım.</p>
<p>Oysa benim hem Müslüman hem de liberal olan nice arkadaşım var ve hepsi de kendi iradeleriyle açlıklarını bastırıp diğer tüm müminler gibi iftar saatini bekliyor. Liberallikleri, ancak birilerine “zoraki oruç” dayatılırsa ortaya çıkar. Buna karşı çıkar, “isteyen oruç tutsun, isteyen tutmasın” derler.</p>
<p>Bireyin sorumluluğu</p>
<p>Bana enteresan gelen, liberalizme yönelik bu “menfaatçilik” suçlamasının, İslamcılar’dan Kemalistler’e, milliyetçilerden solculara dek tüm bir “Türkiye yelpazesi” tarafından benimsenmiş bir ezber olması.</p>
<p>Sanırım, farklı ideolojik pozisyonları olsa da, tüm bu gruplar, “cemaatçi” bir zihniyete sahipler. İnsanların, ancak kolektif gruplar içinde ahlaklı olabileceklerini, “sürüden ayrıldıkları”nda ya kendi nefislerindeki tutkular ya da dış dünyadaki saptırıcılar tarafından ayartılacaklarına inanıyorlar.</p>
<p>Bir başka deyişle, bireyselleşmenin mutlaka bencilleşme yaratacağını düşünüyor, “bireysel ahlak”a pek itimat etmiyorlar.</p>
<p>Oysa, başkaları neyse de, en çok mütedeyyinlerin “bireysel ahlak”ı önemsemesi gerek. Çünkü İslam’da imanın “taklidi” değil “tahkiki” olanı, yani kalabalığa uymayla değil “bireysel tefekkür”le ulaşılanı makbuldür. İbadetin de “konu-komşu ne der” endişesiyle değil, sadece Allah rızası için yapılanı değerlidir.</p>
<p>Aslında İslam’ın özünde bireye hitap eden bir din olduğunu Özlem hanım da teslim etmiş: İslam’ın “bireye sorumluluklar-sınırlar-görevler ihdas etmiş” olmasının anlamı başka ne ki?</p>
<p>Bana sorarsanız, liberalizm, işte bu “sorumluluklar-sınırlar-görevler”in dış baskıyla değil de iç şuurla yerine getirilmesinin siyasi ve toplumsal zeminidir.</p>
<p>Çünkü, liberal düşünür Lord Acton’ın ifadesiyle, “özgürlük, canımız ne isterse onu yapma hakkı değil, yapmamız gerekeni yapabilme gücüdür.”</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/liberalizm-sosyalizm-ve-islam/liberal-musluman-olmaz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>21</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anti-İslami Teröre Hoşgeldiniz</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/dogu-bati-meseleleri/anti-islami-terore-hosgeldiniz/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/dogu-bati-meseleleri/anti-islami-terore-hosgeldiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 00:41:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğu-Batı Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Müslümanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2189</guid>
		<description><![CDATA[[27 Temmuz 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Batı dünyası, 11 Eylül 2001’den bu yana, “İslami terör” adını verdiği bir tehlikeyi tartışıp duruyordu. Norveçli fanatik Hıristiyan Anders Behring Breivik’in gerçekleştirdiği korkunç katliam ise, adına “anti-İslami terör” denebilecek, hiç beklenmedik bir olgu koydu önlerine. Bunun, tabiri caizse “İslam’la kafayı bozmuş” olan Batı medyasında yeni ve olumlu bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>[27 Temmuz 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/anti-islami-terore-hosgeldiniz-haber-369876.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Batı dünyası, 11 Eylül 2001’den bu yana, “İslami terör” adını verdiği bir tehlikeyi tartışıp duruyordu. Norveçli fanatik Hıristiyan Anders Behring Breivik’in gerçekleştirdiği korkunç katliam ise, adına “anti-İslami terör” denebilecek, hiç beklenmedik bir olgu koydu önlerine.</p>
<p>Bunun, tabiri caizse “İslam’la kafayı bozmuş” olan Batı medyasında yeni ve olumlu bir tartışma başlatması muhtemel.</p>
<p><span id="more-2189"></span>New York Times gazetesinin aklı başında yazarlarından Roger Cohen, “Breivik ve Azmettiricileri” başlıklı dünkü yazısıyla bunun öncülüğünü yaptı bile. Bazılarının Norveçli teröristi izole bir psikopat gibi göstermek isteyeceğini, oysa adamın sadece hasta bir ruh değil aynı zamanda hasta bir ideolojiyle hareket ettiğini anlatan Cohen, bu ideolojinin hem Avrupa hem de Amerika’da bir dizi siyasetçi tarafından pompalandığını hatırlattı.</p>
<p>“İslamofobi” de denen bu ideolojinin siyasetçileri kadar “entellektüelleri” de var. Nitekim Norveçli teröristin hazırladığı ve eyleminden hemen önce internete koyduğu “2083: Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi” başlıklı 1500 sayfalık manifesto, söz konusu anti-İslami yazarlardan yaptığı alıntılarla dolu.</p>
<p>İnançsız ama Haçlı</p>
<p>Bu yazarların en dikkat çekici üçü, yani Robert Spencer, Bat Ye’or ve Andrew Bostom, benim de yakından tanıdığım isimler. Çünkü her üçü de, Amerikan basınında yayınlanan ve radikal İslamcılığın gerçekte İslam’ı temsil etmediğini savunan makalelerime sert reddiyeler yazmış, beni “İslam’ı sinsi sinsi savunmakla” suçlamışlardı.</p>
<p>Kendilerinin yaptığı ise, İslam medeniyeti tarihindeki bütün olumsuzlukları listeleyip, sonra da “bakın, İslam işte bunlara sebep oldu” demek. Mesela Andrew Bostom’a verdiğim uzun cevapta göstermiştim ki, adamın “cihadçı Müslümanların Akdeniz’de yaptığı katliamlar” dediği şey, aslında sadece ismen Müslüman olan korsanların yağmacılığından başka bir şey değildi.</p>
<p>“Karayip korsanları” ne kadar “Hıristiyan”sa, yani, Akdeniz korsanları da ancak o kadar “Müslüman”dı&#8230;</p>
<p>Tabii İslamofobların bu gibi saçmalıklarını eleştirirken, aynı yanlışın zıddına düşmemek, yani Batı’nın sadece olumsuzluklarını görüp, sonra bir de bütün bunları Hıristiyanlığa (veya Yahudiliğe) mâl etmemek gerek.</p>
<p>Bu açıdan Breivik’in vahşetine “Hıristiyan terörü” demek bile doğru değil. Çünkü, Norveçli terörist, her ne kadar “neo-Haçlı” olsa da, dindar bir Hıristiyan değil. Hatta inançlı bile değil. Meşhur manifestosunda, Allah’ın varlığına dair kuşkuları olduğunu, ama Avrupa’nın “Hıristiyan kültürünü” savunduğunu yazmış. “Öncelikle bir mantık insanıyım” demiş, Darwin’e övgüler düzmüş.</p>
<p>Menderes’ten Erdoğan’a</p>
<p>Gelelim hikayenin bir diğer enteresan kısmına: Breivik’in Türkiye hakkındaki görüşlerine.</p>
<p>Bunlar da, neo-Haçlı teröristin İslamofobik akıl hocalarından aldığı vizyonu doğruluyor. Buna göre, Müslüman toplumlara demokrasi yaramıyor. Çünkü demokrasi, dindar Müslümanları iktidara getiriyor! Bunun yerine laik dikta rejimleri kurulması lazım ki, din kontrol altında tutulsun.</p>
<p>Breivik, buna benzer lakırdılar ettikten sonra şu yorumu da yapmış:</p>
<p>“Hem mevcut Erdoğan yönetimi, hem de on yıl önceki dindar Erbakan hükümeti, İslam’ın Türkiye’deki ‘sosyo-politik uyanışının’ ileri aşamasını yansıtıyor. Ki bu uyanış, seçmen desteği uğruna Müslüman dini duyarlılıklarına taviz veren, tarikatları yeniden açan ve geniş bir cami inşası kampanyası başlatan Menderes hükümeti sırasında başlamıştı.”</p>
<p>Bana bir yerlerden tanıdık geliyor bu jargon ama, tam çıkaramadım.</p>
<p>Siz çıkarabildiniz mi?</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/dogu-bati-meseleleri/anti-islami-terore-hosgeldiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Bir Suç Teşkilatı’</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/%e2%80%98bir-suc-teskilati%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/%e2%80%98bir-suc-teskilati%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2011 00:41:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gayrı Resmi Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Iç Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2191</guid>
		<description><![CDATA[[1 Ağustos 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Genelkurmay eski başkanı Işık Koşaner, istifası sonrasında yayınladığı “veda mesajı”nda şöyle diyordu: “Soruşturma ve uzun süreli tutuklamaların bir amacının da TSK’nın sürekli gündemde tutularak kamuoyunda bir suç teşkilatı olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığı, bunu fırsat bilen yanlı medyanın da her türlü yalan haber, iftira ve suçlamalarla yüce ulusumuzu kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>[1 Ağustos 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/-bir-suc-teskilati--haber-371016.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Genelkurmay eski başkanı Işık Koşaner, istifası sonrasında yayınladığı “veda mesajı”nda şöyle diyordu:</p>
<p>“Soruşturma ve uzun süreli tutuklamaların bir amacının da TSK’nın sürekli gündemde tutularak kamuoyunda bir suç teşkilatı olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığı, bunu fırsat bilen yanlı medyanın da her türlü yalan haber, iftira ve suçlamalarla yüce ulusumuzu kendi silahlı kuvvetlerine karşı tavır almaya teşvik ettiği dikkatlerden kaçmamaktadır.”</p>
<p><span id="more-2191"></span>Yani, sayın generale göre, TSK’yı bir “suç teşkilatı” gibi göstermek isteyenler vardı ve bunların tek dayanağı da “yalan haber ve iftira”ydı.</p>
<p>Bu cümleyi duyunca durup biraz düşündüm. Temel görevi ülkemizi korumak olan TSK’ya “suç teşkilatı” diye bakmanın yanlışlığına ikna oldum. Ama “bu teşkilat hiç mi suç işlemedi hakikaten” diye sormadan da edemedim. Hafızamı yoklayınca da aklıma uzun bir liste geldi.</p>
<p>27 Mayıs’tan bugüne</p>
<p>TSK, 1960 yılında korkunç bir suç işlemişti, mesela. Seçilmiş meşru iktidarı silah zoruyla devirmiş, sonra da ülkeye büyük hizmetleri olan bir başbakan ve iki bakanı düzmece bir mahkeme kararıyla idam etmişti. Merhum Menderes’i asmadan önce mazlum bedeni üzerinde sigara bile söndürmüştü, TSK’nın gözü dönmüş suçluları.</p>
<p>Aynı TSK 70’lerde suç işlemeye devam etti. Yüzlerce insanı tutuklayıp korkunç işkencelerden geçirdi. Orgeneral apoleti taşıyan kibir küpleri, cumhurbaşkanı olabilmek için meclis üzerinden savaş uçağı uçurdu. Yani, halkın ödediği vergilerle halkın seçtiği temsilcilere kabadayılık tasladı.</p>
<p>TSK’nın suçları, 80’lerde korkunç boyutlara ulaştı. “Terörü durduracağız” diye darbe yapan askerler, benzeri görülmemiş bir terör dönemi başlattı. Yüzbinlerce insanı sırf fikirleri nedeniyle tutukladılar, onbinlercesini korkunç işkencelerden geçirdiler. Hele de Diyarbakır’da o kadar eziyet ettiler ki tutsaklara, PKK’yı alevlendirecek kin ve öfkeyi kendi elleriyle yarattılar.</p>
<p>80 darbesi bitti, ama TSK’nın sabıkası kapanmadı. 28 Şubat’ta yeniden çıktılar sahneye. Binlerce insanı, sırf namaz kılıyor veya eşinin başı kapalı diye, ordudan attılar, üniversiteden kovdular. Güney Afrika’nın “apartheid”ına benzer bir ayrımcılık rejimi kurup, “gerekirse bin yıl böyle sürecek” buyurdular. Suçsuz insanlara “andıç”larla iftira attılar.</p>
<p>Sabıka ve iyi hal</p>
<p>Diyebilirsiniz ki, “tüm bunlar geçmişte oldu.” Evet, öyle oldu. Ama TSK’nın komutanları, bir gün olsun ortaya çıkıp da bu altmış yıllık kabarık “sabıka kaydı”na dair tek bir pişmanlık ve özür beyan etmedi. Bir kez olsun aralarındaki suçluları sivil adalete teslim etmedi.</p>
<p>Aksine, son yıllarda takındıkları pek çok tavır, “aslında yapacağımızı bilirdik, ama na’apalım, şartlar elvermiyor” der gibiydi. Başörtülü kadınlara cüzzamlı gibi davranmaya devam ettiler. Veya “Mustafa Muğlalı kışlası” açtılar, kör göze parmak sokarcasına.</p>
<p>Biz de hiç bir zaman bilemedik, TSK’daki zihniyetin değişip değişmediğini. “Acaba bu adamlar hala mı darbe peşinde” diye merak etmekten, “yine mi gelip milleti ezecekler” diye endişelenmekten geri duramadık.</p>
<p>Sayın Koşaner’in şikayet ettiği tablo, yani bir kısım medyanın Ergenekon ve Balyoz davaları karşısındaki aşırı enerjik tutumu, sanırım biraz bu arka plana oturuyor. Ben de her iki davada başta uzun tutukluluklar olmak üzere problemler görüyorum. Geçmişteki suçlar yüzünden bugünkü suçsuz subayların mağdur olmasına da rıza göstermem.</p>
<p>Ama biraz da “iyi hal” görmek istiyorum ki, geçmişe bir sünger çekelim, TSK’nın hukuka ve demokrasiye tam bağlandığına ikna olalım.</p>
<p>Necdet Özel paşanın buna öncü olması umudu ve dileğiyle&#8230;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/ic-politika/%e2%80%98bir-suc-teskilati%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Krallık mı İyi Cumhuriyet mi?</title>
		<link>http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/krallik-mi-iyi-cumhuriyet-mi/</link>
		<comments>http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/krallik-mi-iyi-cumhuriyet-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 00:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din, Devlet ve Laiklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafaakyol.org/?p=2187</guid>
		<description><![CDATA[[25 Temmuz 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı] Yunan başkentinde altı ayda bir düzenlenen bir Ortadoğu Konferansı var. ABD’den, Avrupa’dan ve Ortadoğu’dan yüzlerce akademisyen ve diplomat bir araya gelip Arap dünyasının sorunlarını ve İsrail-Filistin meselesini tartışıyor. Ben de üçtür buradayım. Bu seneki toplantının ana konusu, son altı aydır Ortadoğu’da esen “Arap Baharı” rüzgarları. Ele alınan enteresan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="hdetay">
<p>[25 Temmuz 2011 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/politika/yazar/mustafa-akyol/krallik-mi-iyi-cumhuriyet-mi-haber-369330.htm" target="_blank">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Yunan başkentinde altı ayda bir düzenlenen bir Ortadoğu Konferansı var. ABD’den, Avrupa’dan ve Ortadoğu’dan yüzlerce akademisyen ve diplomat bir araya gelip Arap dünyasının sorunlarını ve İsrail-Filistin meselesini tartışıyor. Ben de üçtür buradayım.</p>
<p>Bu seneki toplantının ana konusu, son altı aydır Ortadoğu’da esen “Arap Baharı” rüzgarları. Ele alınan enteresan temalardan biriyse, bu demokratikleşme rüzgarı karşısında bölgenin krallıkları ve cumhuriyetleri tarafından verilen farklı tepkiler.</p>
<p><span id="more-2187"></span>Önce bir hatırlatma: Bizde pek fark edilmedi, ama Arap Baharı sürecinde yıkılan ya da sarsılan dört büyük rejimin dördü de (yani Tunus, Mısır, Libya ve de Suriye) birer cumhuriyet idi. Fakat bunlar ya “Tek Adam” ya da “Tek Parti” cumhuriyetleri olduğu, yani demokrasiden yoksun oldukları için, kendi haklarının çoğunluğu tarafından benimsenmiyordu.</p>
<p>Tunuslular ve Mısırlılar, tepelerindeki bu diktaları yıkmayı başardılar. Libya ve Suriye rejimleri ise direndi ve ayakta kalabilmek için kitlesel cinayetlere girişti. Yanıbaşımızdaki Suriye’nin zalim, acımasız, insanlık dışı siyaseti her gün devam ediyor.</p>
<p>Bu karşılık, bölgedeki krallıkların tutumu biraz daha müspet. Bunun en iyi örneği de, her ikisi de “meşruti monarşi” sayılabilecek olan Fas ve Ürdün. Her iki ülkede de anayasa ve meclis kurumu var. Dolayısıyla farklı siyasi partiler ortaya çıkıp birbirleriyle yarışabiliyor. Fas’ta, mesela, bizdeki AK Parti’yi örnek alan ve tam da onunla aynı ismi taşıyan bir Adalet ve Kalkınma Partisi var, İstiklal Partisi gibi diğer partilerin yanında.</p>
<p>Fas Krallığı’na göre çok daha laik ve “çağdaş” bir ülke olan Suriye Cumhuriyeti’nde ise, Baas dışında hiçbir partiye izin yok. Müslüman Kardeşler’e üye olmak, idamlık suç sayılıyor. Dolayısıyla Fas’ta, partiler üstü olan kral, parlamentonun yetkilerini giderek genişleten ve tüm siyasi partileri kapsayan bir “reform süreci” başlatabiliyor. Suriye’de ise, Baas Partisi ile özdeş olan rejim, diğer partilere bir türlü hayat hakkı tanıyamıyor.</p>
<p>Özgürlük nerede?</p>
<p>Bu tablonun ise, bizlere çocukluğumuzdan beri ezberletilen “krallık kötüdür, cumhuriyet iyidir” ezberlerini biraz sorgulatması gerekiyor.</p>
<p>Bu ezber sorgulatma işini son dönemde Taraf gazetesinde yayınlanan “Taraf Üniversitesi” adlı köşesiyle harika bir biçimde yapan akademisyen dostumSerdar Kaya, önceki haftaki yazısında şöyle diyordu:</p>
<p>“Günümüzde dünya üzerindeki 194 devletin 128?sinin resmi adında ‘cumhuriyet’ ifadesi yer alıyor. Ancak bu, söz konusu ülkelerde rejimin gerçekten de halka ait olduğu anlamına gelmiyor&#8230; Freedom House verilerine bakıldığında, resmi adında ‘cumhuriyet’ ifadesi geçen ülkelerin ortalama özgürlük seviyesinin, dünya ortalamasının altında olduğu görülüyor&#8230; Adında ‘krallık’ ifadesi geçenlerin demokrasi ortalaması ise&#8230; daha yüksek!” (“Siyaset Bilimi 104: Cumhuriyet”, Taraf, 17 Temmuz)</p>
<p>Yani, dünya ortalamasına bakılırsa, krallıklar cumhuriyetlerden daha özgür rejimler!</p>
<p>Tabii, detaya inince, etiketlerden ziyade, demokrasi kriterlerinin önemli olduğunu görüyorsunuz. Britanya da krallık; Suudi Arabistan da. ABD de cumhuriyet, Kuzey Kore de&#8230;</p>
<p>Bizde durum nedir derseniz, Tanzimat’tan itibaren giderek demokratikleşen bir meşruti monarşimiz var iken, hem demokrasi hem de özgürlük açısından ondan daha geri olan bir Tek Parti Cumhuriyeti’nin eline düştüğümüzü, ama Allah’tan 1950’den bu yana aynı Cumhuriyeti aşama aşama demokratikleştirdiğimizi söyleyebiliriz.</p>
<p>Bizdeki Tek Parti rejiminin teslim etmemiz gereken bir erdemi ise, “çok partili hayata” geçmeyi kabul etmesi, kan dökmeksizin iktidarı teslim etmesidir.</p>
<p>Yiğidi öldürürken hakkını da vermiş olalım.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafaakyol.org/din-devlet-ve-laiklik/krallik-mi-iyi-cumhuriyet-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

