Islam Without Extremes - by Mustafa Akyol
 

Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim De Yanlıştı

Yazar: Mustafa Akyol Tarih: November 23rd, 2009

[23 Kasım 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Tek Parti döneminin Dersim gibi karanlık sayfalarını ne zaman açsak karşımıza klasik bir cevap çıkıyor: “Ne yapalım, kansız devrim olmaz!”

Bunu söyleyenler, “adamlar haklı yahu, kansız devrim mi olurmuş, bizde amma safız” dememizi bekliyorlar. Kemalist devrimin Sovyet ve Çin devrimleri gibi başka örneklere kıyasla çok daha kansız olduğunu da hatırlatıp, “bizimkisi yine en ılımlısıymış, öpüp başımıza koyalım” dememizi istiyorlar.

İyi de, ülkelerin ille de “devrim”lere ihtiyaç duyduğunu nereden biliyoruz ki?

Daha doğrusu, bu “devrimci felsefeyi” niçin kabul etmek zorundayız ki?

Ben kendi felsefemi size söyleyeyim: Her devrim yanlıştır. Bazıları çok korkunçtur, bazıları bizdeki gibi “ehven-i şer”dir, ama sonuçta hepsi kötüdür. Çünkü hepsinde, kendini toplumun geri kalanından daha akıllı gören bir kadro, silah ve kanun gücünü kullanarak, despot bir rejim kurar. Kendine muhalif gördüğü bazı insanları öldürür. Bazı toplumsal kesimleri ezer. Binlerce, bazen milyonlarca “ana”yı ağlatır da ağlatır.

Bütün bu bedellerin karşılığı da, ya çok sınırlı bir “kazanım” ya da “sıfıra sıfır elde var sıfır”dır. Vaadedilen ütopya hiç bir zaman gerçekleşmez. Tabii devrimciler işin sorumluluğunu dış düşmanlara, emperyalistlere, kapitalistlere, gericilere, “devrimsel bilinci özümsememekte direnen cahil kitlelere” yıkarlar. “Biz nerde hata yaptık” diye sormak akıllarına hiç gelmez. Çünkü devrimciliğin ilk kuralı, devrimin doğruluğundan kuşku duymamaktır.

Burada kast ettiğim “devrim”in ne olduğunu da biraz açayım. İşgal edilmiş bir ülkenin bağımsızlık savaşından söz etmiyorum kuşkusuz. Bu tür mücadeleler, bizim Kurtuluş Savaşı’mız gibi, doğrudur, meşrudur, onurludur. Bir diktatörün zulmü altında inleyen bir halkın adalet ve özgürlük için ayaklanmasından da söz etmiyorum. Kast ettiğim devrim, ideolojik bir kadronun silah zoruyla iktidarı ele geçirmesi ve sonra da kendi siyasi programını topluma dayatmasıdır.

Tarihsel olarak bu farklı türdeki “devrim”ler bazen içiçe geçer. Mesela İran’da Şah’ın devrilmesi meşruydu, fakat sonra İslamcı kanat demokratik değil otoriter rejimi kurdu. Jakobenler Fransız Devrimi’nde aynı şeyi yapmaya çalıştılar, bunun için de korkunç bir “terör” uyguladılar.

Bizde de Kurtuluş Savaşı’nın bir numaralı kahramanı olan (ve bu sebeple minnet duygularımızı hak eden) Mustafa Kemal Paşa, savaş sonrasında “devrim” yapmaya karar vermiş, siyasi rakiplerini tasviye etmiş ve sonradan “Kemalizm” olarak anılacak bir ideolojiyi topluma dayatmaya girişmiştir. Ve bu, çok yanlış bir iş olmuştur. Açtığı yaraları hala saramadık.

“Peki bu iş nasıl olabilirdi” diyenlere, Amerika’nın kuruluşunu örnek vereyim. Derdim “Amerikancılık” değil, ama örnek iyi. Onlar da bizim gibi İngiltere’ye karşı Kurtuluş Savaşı verdiler. Mustafa Kemal Paşa’nın ordaki muadili General George Washington’dı. Ama savaş bitince adam “Tek Parti rejimi” kurmadı. En “dinci” olanları dahil, hiç bir fikri yasaklamadı. “Sınırlı devlet, özgür toplum” ilkesine göre bir demokrasi kurdular. Geldikleri nokta ortada.

Bizim geldiğimiz nokta da ortada: Darbeler, andıçlar, işkenceler, askeri harekatlar, psikolojik harpler ve ağladıkça ağlayan analar…

 

51 Yorum ↓

  1. beagle says:

    Artık diyecek söz bulmakta zorluk çekiyorum,
    Devrimler kötü imiş, sınırlı kazanım olabilirmiş en fazla, devrim kan demekmiş.
    M Akyol, artık insafa gelin ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.
    Anladık, işiniz Kemalizm i, Atatürk ü , ve devrimlerini küçültmek , ama frene basın biraz.
    Ben size birkaç devrim söyleyeyim: Bilimsel Devrim, Sanayi devrimi.
    Lütfen yazar mısınız Scientific Revolution dan olan nefretinizi?
    Hadi ama …

    • selim sezer says:

      Bilimsel Devrim, Sanayi devrimi gibi devrimlerin de olup olmadığı tartışılıyor bugün Avrupa’da. Mustafa Armağan’ın Avrupa’nın 50 Büyük Yalanı isimli kitabına göz atmanızı tavsiye ederim.

    • cihangir berhanalp says:

      Scientific Revolution’dan nefret eden bir Intelligent Design savunucusu:)

      “beagle” kemalizmin tutarsızlaştırdığı kitlelere kendini örnek sayabilirsin.ama değişmek gerek artık, değil mi?

  2. Dr. Amca says:

    Dün kapımı biri kız biri oğlan iki genç çaldı. “Biz Cumhuriyeti korumak isteyen gençleriz” diye söze başladılar. Uykudan uyanbdırmışlardı. Ve “Cumhuriyeti koruyanlar” ifadesinin hiç te güzel bir çağrışımı yoktu.30 saniye içersinde sohbewtimiz “bemn Cumhuriyeti korumak istemediğimi belirtmem üzerine son buldu.
    Onlar gittikten sonra kendi kendime “niye bu hergün bir “bitirme” kafes vb ancak aptal şeytanın akıl edebileceği planların ve “Dersim final çözümlerinin” artık sağır sultanın dahi bildiği günlerde, sizin gibi sevimli, güzel giyimli gençlerin hala “Cumhuriyet koruyoruz” diyerek kendinizi ne pozisyona koyduğunuzun farkında değilmisiniz” diye başlayan bir ders vermediğm için biraz hayıflandım ama fazla değil.
    Kısa zamanda şu realizasyona vardım:
    Neye kızıyorum ki? İyi ya işte kapı kapı dolaşarak beni ikna etmeye çalışıyorlar. Yani metod demokratik. Uygulamalı demokrai dersi olur bu onlara. . Darbe yapmak. Gestapo düzeni kurmnak, yargıyı orduyu millete
    karşı kullanmak gibi şeytani, faşizan metodlar yerine insanları ikna ederek fikir yarıştırarak alınan sonucun daha tatmin edici, daha erdemli olduğunu öğrenebilirler belki.
    Benim gibi bazılarından olumsuz cevap alacaksınız. bazılarınbdan olumlu, bazıları sizi anlayacak bazıları anlamayacak, bazısı yanlış anlayacak, ilgilenmeyecek, bazısının umurunda olmayacak. Fikirlerin de emtia gibi serbest piyasada değer bulacak. Müzede çocukları bombalayıp “aha bu dinciler yaptı” demekten, insanlarl katledip asait kuyularıuna atmaktan. çoluk çocuğu muhbir olrak kullanıp konu komşuyu fişletmekten daha az zahmetli değil mi? Hem sağlıklı hem doyurucu. Hem de aynaya baktığınızda gördüğünüz manzara daha dayanılır.
    Tavsiye olunur.
    Doktor Amca

  3. metin kara says:

    Bi dk sn M.akyol, Amerikalılar bizim gii ingilizlere karşı mı savaştı yoksa yunanlılara karşı mı? :)

  4. Bigalıoğlu says:

    önemli olan kısımları alıyorum.
    “Kast ettiğim devrim, ideolojik bir kadronun silah zoruyla iktidarı ele geçirmesi ve sonra da kendi siyasi programını topluma dayatmasıdır.”
    “Mustafa Kemal Paşa, savaş sonrasında “devrim” yapmaya karar vermiş, siyasi rakiplerini tasviye etmiş ve sonradan “Kemalizm” olarak anılacak bir ideolojiyi topluma dayatmaya girişmiştir. Ve bu, çok yanlış bir iş olmuştur.”
    Atatürk devrim yapmaya savaş sonrası karar vermemiştir.bu kararı daha genç bir osmanlı subayı iken vermişti.Atatürk cumhuriyetin ilk yıllarında çok partili rejime destek vermiş,ancak bu sistem başarılı olamamıştı.
    İlk alıntıladığım cümleyi aslına bakarsanız pek anlayamadım.burada kast edilen Atatürk ise,bu yazıda bir ard niyet ararım.
    bütün bu yazdıklarınızda gözden kaçırmış olduğunuz çok önemli ayrıntılar var maalesef.siz bugünkü mantıkla toplum penceresinden olaylara yaklaşıyorsunuz.ancak birde o günkü zamanda yaşayarak kendinizi Atatürk’ün yerine koymayı deneyin.Atatürk’ün istediği üzerinde insanların özgürce yaşayabileceği bir vatan inşa etmekti.Türk insanının azmi ve imanıyla bu başarıldı.Günümüz Türkiye tablosu Atatürk’ün hayal ettiği tabloydu.Aslında çok daha fazlasıydı.Bizler onun mirasına yeterince sahip çıkamadık.
    Atatürk öldüğünden beri hakim sol ve hakim sağ zihniyet çatıştı durdu.Bence Atatürk’ün yanılmış olduğu tek nokta komünist zihniyete fazlaca güvenmiş olması ve sağın sağduyusuna yeterince güvenmemiş olması.ölümünün ardından onu onure eden yine demokratik sağcı liderler olmuştur.
    Ancak şükretmemiz gereken,Atatürk’ölümünden sonrada işleyen bir devlet sisteminin sağ salim ayakta kalması.bir ülke iki şekilde yönetilir.
    1;lider tarafından
    2;sistem tarafından
    bir ülkede yerleşik bir sistem,kanun ve kurallar bütünü kurarsanız,sonradan seçilecek lider kötü niyetliyse sistem bunu engeller.
    Mesela şu an ülkemizde yarı işleyen bir sistem ve lidere dayalı bir yönetim biçimi mevcut.Erdoğan iktidarı kaybederse bu defa yarım demokrasimizi karşı taraf kendi çıkarına kullanacaktır.
    bizim ülkemizde bu güne kadar yönetimin perde arkasında ordu duruyordu.perdenin önünde sağcı ve solcu liderler iktidarcılık,muhalefetçilik oynuyordu.siyasiler ülkeyi yönettiklerini sanadursunlar.siyaseten kim gelirse gelsin,perde arkasındaki herdaim yönetici orduydu.
    neyse konuyu dağıtmayalım.ben artık sağda solda atatürk büstü görmek istemiyorum.atatürkçü düşünceyle bu ülkeyi kalkındırmaya çalışan eğitimli insanlar görmek istiyorum,vatansever insanlar görmek istiyorum.
    devrimlerin yanlış olduğunu söyleyemeyiz.arabistan yarımadasında bir arap ülkesinin resmi dili ingilizce.siz resmi dilinizin osmanlıca,arapça yada ingilizce olmasını istermiydiniz.yada buralara arapça klawyeyle yazmak istermiydiniz.yada hala fes takmak istermiydiniz.yada hala iran gibi dini bir yönetimle yönetilmek istermiydiniz ki,şu an iran halkını serbest bıraksanız,özgürlük diye bağırdıklarını duyabilirsiniz.
    Atatürk’ün yanlış yaptıgını söylemek Einstein’in yanlış yaptıgını söylemekle eşdeğerdir.İyi niyetle atılan doğru adımlar neticesinde edinilen kazanımlar,kötü niyetli insanların eline geçtiğinde topluma veya tüm insanlığa zarar verebilir.
    Atatürk ve Einstein’in ortak noktası budur.

    • Barış Şenyüz says:

      …. Anlayamyan kör beyinler, kör aydınlarımız için kısa fakat son derece anlaşılır bir yazı. Kafasında bit kadar beyni olanlar dahi rahatlıkkla anlayacaktır yazdıklarınızı. Kendi adıma teşekkür ederim.

  5. Bigalıoğlu says:

    cumhuriyete ve getirdiği kazanımlara muhalif yazılarınızı daha öncede okumuştum.bu son yazınızdan sonra aklımı bir kurt kemirmeye başladı ve hakkınızda biraz araştırma yaptım.
    Sanırım Taha bey size babasının adını vermiş,Hacı Mustafa Efendi.Dedenizin o dönemde CHP karşıtı,sol karşıtı,hatta Atatürk karşıtı biri olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.Yada Atatürkçüydü ama CHP karşıtımıydı,bilemiyorum artık.sanıyorum aşağıda yazılanlar yanlış değildir.
    “Hacı Mustafa Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu olarak 10 Ekim 1946′da doğan Taha, kendini, Mehmet Hulusi Efendi’nin gölgesinde, muhafazakâr değerlerin samimiyetle yaşandığı bir aile ortamında bulacaktır. Babası Hacı Mustafa Efendi, küçük bir tuhafiye dükkânı işletmekle beraber Sebilürreşad mecmuasını takip eden, Safahat ve Râşid Tarihi gibi kitaplar okuyan, kültürlü, daha da önemlisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne şiddetle muhalif koyu bir Menderesçidir. Bunun için 27 Mayıs ailede çok büyük bir üzüntü ve tepkiyle karşılanmış, Adnan Menderes ve iki arkadaşı idam edilince günlerce feryat figan edilip ağıtlar yakılmıştır.”
    http://www.aksiyon.com.tr/yazarDetay.do;jsessionid=4A58B39A23C79101194D8E92F01B218A?haberno=4803
    eminimki babanız amcanızdan,sizde dedenizden etkilenmiş olmalısınız.bunda bir gariplik yok,benim dedemide askerler kovalamış köyde,başındaki fesi çıkartabilmek için.ancak dedem kaçmış çıkarmamış fesini başından.
    yıllar sonra ben doğmuşum,zatürre olmuşum 1 yaşında.dedem başımda dualar okuyup duruyormuş,2 gün,3gün.sonunda annem dayanamış,kolundaki bilezikleri bozdurup doktora götürmüş beni.doktor dediği laf “1 gün daha geç kalsanız,bu çocuk ölecekti.”yani kafasından fesini kaptırmayan dedem 1 gün daha benim için dualar okusaydı,dualarla öbür dünyaya göcecektim.buralara yazmak nasip olmayacaktı.
    Atatürk’ün dediği gibi “hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir”.dini inanca sahip insanlar doğaları gereği,peygamberi bile dinlemekte zorlanırlar.ne der peygamber “yarın ölecekmiş gibi ahiret için,hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışın”
    yada en doğrusu şöyle diyelim.
    “insan,insan içindir.herşey insan içindir.
    sen insanı onurlandırırsan,Tanrı’yı da onurlandırmış olursun.
    Bizi farklı kılan tek şey “O”nun bize bahşettiğidir.
    yoksa haywanlardan ne kalırdı farkımız.”

    • Barış Şenyüz says:

      Sizin gibi araştıran, düşünen aydınlarımız, çoğaldıkça, bizi içten kemiren, kanımızı içen parazitler zamanla yok olacaktır. Teşekkürler…

  6. mustafa fatih yüce says:

    Ya, şapka takmasak yüzyıl geride olurduk şimdi(!)
    Üniversitelerimizdeki profesörler bile 100 yılcık öncesinin kaynaklarını OKUYAMIYOR
    Laiklik başımıza bela.
    Milliyetçilik başımıza bela.
    Devletçilik başımıza bela.
    Ordu başımıza bela.
    Demokrasi, cumhuriyet ağır aksak.
    Ve hala modernleşmenin, demokratikleşmenin, sanayileşmenin Atatürk ile başladığını sananlar var.
    Köklü kurumlara bakın hep Osmanlı’dan.
    İlk hidroelektrik santralimiz Menderes döneminde. Sanırım tek parti uyudu 30 sene. Kurduğu “sanayi”nin elektriğe ihtiyacı olduğunu farketmedi.
    Demokratikleşme, batılılaşma, okullaşma hep Osmanlı’da başlamış durumda.
    Halka güvenmeyen Halkçılık(!)
    Bence demokrasiyi halka bıraksa idik(o zamanın şartları ile düşünüyorum)
    Bugün başımızdaki çok bela OLMAZDI.

    • Barış Şenyüz says:

      Sanırım akrabalarınızın, arkadaşlarınızın etkisinde çok fazla kalmış, hiçbirşeyi okumamışsınız, yada hep taraflı şeyler okumuş, tek yönlü beslenmişsiniz. Osmanlıda sanayileşme varmış… Buna kargalar dahi güler… Osmanlıda sanyileşmi 15, yüzyılda sona ermiştir. Osmanlıda toprak düzeninin değişmesi yani tımarlı sipahiliğin kaldırılıp yerine Yeniçeri ocaklarının kurulması ce ünlü celali isyanları ile birlikte Osmanlı imparatorluğu çözülmeye, çürümeye ve fakirleşmeye başlamış ve bu sonun başlangıcı olmuştur. Sanayileşmenin durması ve hatta sanayi de dışa bağımlılık da bu dönemlere denk gelir. daha sonraları Osmanlı başta sanayi ve ticaret olmak üzer her türlü alanda çağın devletlerinden gerisinde kalmış ve yüzyıllar süren bir durgunluk ve gerileme dönemine girmiştir. Size ufak bir sorum veya hatırlatmam olacak. Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi ne zaman kurulmuştur ve görevi nedir. Açıklamak isterdim ama çok kapsamlı, uzun ve bir o kadar da hüzünlü bir hikaye .

  7. İsyankar says:

    İtiraf ediyorum. Ben suçluyum. Sıradan suç değil benimkisi. Devrimn yasalarına karşı geldim. Bir zamanlar bu suç idamlık idi ama idamın tarih olduğunu biliyorum. Kılıç Aliler yaşasa da normal yollrdan beni asamazlar.
    Anonim olduğum için itiraf ediyorum. Lütfen kimse Genel Kurmay’a bidirmesin!
    Suçum: Geçenlerde şapkasız olarak kamusal alana çıktım Serpuş kanununu da bildiğm halde!! Evet malesef ciddiyim.
    Söylemesem suçluluk duygusundan kendimi yiyipo bitirecektim.
    Neden yaptım bilemiyorum. Herhalde “ben de yasağı kırabildim” diyebilme arzusu.
    Artık bana isyankar diyebiliresiniz.
    İskilipli Anonim

  8. Gökalp says:

    mustafa fatih yüce,
    Halka güvenmeyen Halkçılık(!)
    Bence demokrasiyi halka bıraksa idik(o zamanın şartları ile düşünüyorum)
    Bugün başımızdaki çok bela OLMAZDI.
    Halka bırakılsaydı ne olurdu tahmin edebiliyor musunuz? Hadi bir tahmin yapın, biz de o engin bilginizden faydalanalım.
    Yazıya gelince, M.Akyol’un bu kadar düz mantıkla düşünebildiğini düşünememiştim, kendisini tebrik ediyorum.
    Bütün devrimler yanlıştır, o halde Kemalist devrim de yanlıştı.
    metin kara,
    Bi dk sn M.akyol, Amerikalılar bizim gii ingilizlere karşı mı savaştı yoksa yunanlılara karşı mı? :)
    Ne yazacaksan açık açık söyle, İngilizlere karşı savaşmadık mı diyorsun? Ya da aşağıladığın yunanlıların ordu gücü ve ingiliz desteği yok mu diyorsun?
    İsyankar,
    İskilipli Atıf Hoca denen herifin geçmişini ve milli mücadele döneminde ne yaptığını biliyor musun? Neden asıldığını biliyor musun? geçmişte hangi cemiyet adı altında kimlere destek ve yalakalık yaptığını biliyor musun? Yoksa internette dolanan onlarca hurafeden “şapka giymediği için asıldı” yalanına mı inanıyorsun?

  9. mustafa fatih yüce says:

    Sayın Gökalp,
    Anladım, ödev vermeyi seviyorsunuz ama benim sizin verdiğiniz ödevlere ayıracak çok zamanım yok.
    Ne olurmuş, siz söyleyin. Öyle “ooo neler olurdu” demekle olmaz. Ne olurdu da kötü olurdu.
    Ben de işte o zaman onların neden olmayacağını veya olsa da bunların normal olacağını söyleyeyim.
    Bence demokrasiyi doğurabilecek bir kapasite vardı bu millette. Devrimlere biat isteyen baskılar, tam aksine demokorasi yerine bir sorunlu bir devlet yapısı, oligarşi doğurdu, demokrasi değil.

  10. Artık isyankar diil says:

    Ziya Gökalp Bey,
    Ne bileyim internette öyle diyordu. Meğer serpuş kanununa muhalefetten değil, yalakalıktan asılmış.
    Ama asıldığı zaman yalaka olduğu bilniyoır mu idi yoksa İsatiklal Mahkemesi onun için de “asdılmasına. delillerin bilahere toplanmasaın” mı demiş idi?
    Adaletini sevsinler! Senin gibi gençleri Danıştay. Yargıtay hatta AYM’de görmek isteriz.
    Neyse, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp di mi ama?
    Bir zaman önce bir başka sitede biri “senin beynini Mustafa Akyol yıkamış” dedmişti de ona da aynı şeyi demiştim:
    Dedim yaq size ben masumum diye?
    Şimdi tez elden bir Turgut Özakman, bir Ergun Poyraz ve bir de Emre Kongar kitabı alıp gerçekleri öğrenmeye koyuluyorum.
    Artık isyankar diilim. Serpuş kanununa (ki burada bir devrimci hala yürürlükte olduğunu hatırlatmış idi) örtenin de o kanundan dolayı suç olduğunumuhalefetim için de tevbe ettim.

  11. Anonymous says:

    mustafa fatih yüce,
    Kıvırmayın, eğer iddianız varsa ucundan dokundurup geçmeyin, iyice açıklayın. Siz de sallayıp kanıt istendiğinde kaçanlar grubundansınız galiba. Bu sitede de onlardan çok var, o bakımdan yalnız değilsiniz.
    Artık isyankar diil,
    Ama asıldığı zaman yalaka olduğu bilniyoır mu idi yoksa İsatiklal Mahkemesi onun için de “asdılmasına. delillerin bilahere toplanmasaın” mı demiş idi?
    Ben yalakalıktan asıldı diye bir şey demedim ki. Ayrıca delillerin toplanması, yakılması da bir uydurmadır. Ergun Aybars bu konuda en yetkin kişidir ve bütün belgeleri incelemiştir. Açın onun kitabına bakın, orada herşey açıkça yazılıdır. İstiklal Mahkemelerinin işleyişi ve diğer bütün yaptıkları bellidir. Dincilerin uydurup daha sonra çoğu kişinin inandığı “şapka giymediği için asılan, mezardan çıkarılıp tekrar asılan, namaz kılıyor diye asılan vb.” hurafelere inanmayın. Eğer siz tarihi belgelerden değil dincilerin kitaplarından öğrenmek isterseniz kendi bileceğiniz iş. Onun dışında İstiklal Mahkemeleri ile ilgili başka tezler de vardır, Atıf Hoca’nın idam sebebini öğrenirsiniz.
    Tarihi Abdurrahman Dilipak, Kadir Mısıroğlu vb. dincilerden(hakkını yemeyeyim, uydurmada çok yaratıcı ve başarılıdırlar), Sevan Nişanyan, Fikret Başkaya, Altan brothers gibi entel geçinenlerden öğrenmeye çalışıp Kemalist tabuları yıkan(!), milli mücadele ve cumhuriyetin yalanlarla dolu tarihinden kendini kurtaran(!) yurdum insanına gerçekten çok üzülüyorum.

  12. olgu aydın says:

    hatayı onlar yapmadı çok sayın akyol , hatayı siz yapıyorsunuz. sorununuz ne ile olduğunu farkında varmak hiç zor değil, derdiniz aydınlanma ve bilimle.1400 yıl öncenin felsefe kitapları üzerine kurmuş olduğunuz düşünce sistemi bütün sorununuzun kaynağı.Ondandır ki , 1920 devrimini bir türlü içinize sindiremiyorsunuz, sizin için asıl önemli olan noktayı , kaypakça es geçip, size bir şey ifade etmeyen kesiminden 1920 devrimine saldırıyorsunuz.
    s.Anlamaya çalışıyorum sizi ama nereden tutsam elimde kalıyor.siyasete geldi mi sorununuz devrimle, bilime geldi mi sorununuz evrimle.yukarıdaki yazınıza bakıyorum, annesinden babasından duyduklarını arkadaşlarına anlatan lise öğrencisinin sahip olduğu derinlikten ötesini görememekteyim.İddialarda bulunuluyor, hiç bir şekilde sistematik bir inceleme, düşünceyi somut olgulara dayandırma çabası yok.
    1) Kemalist devrim neden yanlıştır?
    2) Kemalizim denen düşünce sistemini topluma dayatma girişimi hangi gerekçelerle yanlıştır?
    bunların cevabını göremiyorum, bana babannemi hatırlatıyorsunuz.
    ezan okunurken televizyon izlenmez evladım karşılık neden diye sorardım, günah derdi.
    evrim günah onda ikna oldum da, bir de şu kemalist devrimi hallediversek iyi olur.aydınlanmamı yaşamak istiyorum mustafa bey, sizden donanımlısını da göremiyorum.

    • Teşekkürler donanımlı arkadaşım. Sizin gibi araştıran insanlara ihtiyacımız çok. Adam lise seviyesinda yorum yapıyor malesef, konuların derinliği ve dayanağı yok veya işine öyle geliyor. Şurada yorum yapanların bir tanesine öncelikle de sn. Akyol’a sorun bakalım hiç hayatında bir kere olsun merak edip ” yahu bu adam neyi anlatmaya çalışıyor amacı neymiş ” diyerek NUTUK ‘u veya Atatürk devrimlerinin neyi amaçladığını okumuş mu ? Okumaz, okuyamaz… Çünkü kafası bulanır ve kendini sorgulamaya başlar. Onalr bırak kolay yolu seçsin, tek yönlü beslensin.. Ama tek yönlü beslenmek önce bünyeyi sonrada beyni ve düşünme yeteneğini bozar…. Saygılar…

  13. dj says:

    dogrusu ben pek anlamadim bu yaziyi. once butun devrimler kotudur demissiniz. sonra devrim olarak adlandirilan bazi seylerin kotu olmadigini soyleyip onlari ayirmissiniz. demek ki, sadece kotu devrimleri devrimden sayiyorsunuz. o zaman da “devrimler yanlistir” totolojik bir onerme oluyor.
    iyi devrim olarak, kurtulus savasimiz gibi bagimsizlik mucadelelerini bir kenara ayirmissiniz. lakin burada bizim kurtulus savasimizi gerceklestiren irade, sonraki devrimleri gerceklestiren iradeden cok mu farkliydi diye de sormak zorundayiz. o tarihte bir referandum yapma imkani olsa halkin ne kadari mucadeleye devam etmek isterdi? anadolu hareketine karsi cikan istanbul basini, o donemin sartlarinda degerlendirildiginde, ne kadar haksizdi? o basin milletin kanaatlerini hic mi temsil etmiyordu? tekalif-i milliye emirleri demokratik yolla mi cikartildi? nedense kurtulus savasimizin halkin ortak arzusu ve inanciyla yurutulup basarildigi yonundeki kemalist tezi hic sorgulamadan kabul edip devrimlerin de ayni sevkle basarildigi yonundeki tezi kokten reddediyorsunuz. oyle bakinca birisi halkin mucadelesi olup sizin kriterinize gore mesru, digeri halka ragmen bir mucadele olup gayrimesru oluyor elbet.
    ayrica diktatorluklere karsi ayaklanmalari mesru saymak icin getirdiginiz diktatorun halkina zulmediyor olmasi sarti da durundurucu. mesela cok da zalim olmayan bir diktatore biat etmek, daha demokratik bir duzen umuduyla isyan etmekten daha mi dogrudur? evet demenizi demokrat durusunuzla bagdastiramam dogrusu.
    lafi uzatmayalim, neyin mesru olup neyin olmadigi konusundaki kriterleriniz tamamen keyfi.

  14. ancazin says:

    1-Üniforma düşmanlığını asker üniformasıyla sınırlı tutup, türban ve polis kıyafetlerini sivil saymak.
    2-Yaptığı hiçbir eylemden sonra gözaltına alınmayacağını adı gibi bilmek.
    3-İnsanların bazen bedelini yaşamlarıyla ödedikleri 1 Mayıs işçi bayramını kutlama kararlılığı için, sadece 340 Euro otel ücreti bedeli ödeyerek yırtabilecek kadar parası olmak.
    4-AKP milletvekili adayı olup halen “sivil” kalabilmek.
    5-Bazıları pankart astıkları için cezaevlerinde onlarca yıl yatarken yine aynı tür bir eylem nedeniyle Cumhurbaşkanlığı resepsiyonlarına katılıp, giydiği converse ayakkabıyı otoriteye muhalefet saymak.
    6-Rahatsız olmak.
    7-Yasadışı dinlemelere tepki gösteren hukukçulara darbeci diyerek ancak bir “sivil polis” kadar SİVİL olabilmek.
    8-Sivil olmak için gericiliğe destek olmak gerektiğini düşünmek ve gereğini yerine getirmek.
    9-Sabahın köründe gazeteciler evlerinden alınıp götürülürken, kanser hastası Türkan Saylan’ın evi basılırken gıkını çıkartmayarak, yalancı otorite karşıtlıklarıyla, ancak bir “sivil faşist” kadar SİVİL olabilmek.
    10-“Kıvrak ve ironik zekalarını” AKP iktidardan düştüğü günden sonra tabanları yağlamak için kullanabilmek. :) )) ELBETTE DEMOKRAT DA OZGURLUKCU DE HUKUKUN USTUNLUGUNUN YEGANE TEMSILCISI DE SIZSINIZ

  15. ancazin says:

    Naşit Uluğ’un 1938′de basılmış “Tunceli Medeniyete Açılıyor” isimli kitabını okumadan Dersim isyanının niye çıktığı, Atatürk’ün bu isyanı bastırmaya neden bu kadar önem verdiği anlaşılamaz. Kitapta şu değerlendirme yapılıyor:
    “Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu.”
    Gerçekten de doğu illerindeki aşiret yapısı, Atatürk’ün en çok mücadele ettiği düşmanlardan birisiydi. Yüzlerce yıldır, bölgede feodal bir baskı düzeni kurmuş olan Kürt aşiretleri en başından itibaren Atatürk’ün bu medeniyet projesine karşı çıktılar. Ve kendi gerici toplumsal yapılarını devam ettirmeye çalıştılar. Kurtuluş Savaşı’yla kovulmuş emperyalistler de Kürt aşiretlerinin bu gerici isyanlarını her seferinde destekledi.
    1937 ve 1938′deki Dersim isyanları Atatürk dönemi Kürt isyanlarının en sonuncusudur. Tabii, Atatürk bu isyanları bugünkü AKP iktidarı gibi izlememiş, isyancılarla anlaşmamış, isyancıların ardındaki emperyalistlere teslim olmamış ve Türk milletini bölecek adımlara izin vermemişti. Dersim isyanı “açılımlar”la ve isyancıların bölücü emelleriyle uzlaşılarak değil, askeri bir harekâtla bastırıldı. Aynen Şeyh Sait ve Ağrı isyanı ve diğer Kürt isyanlarında yapıldığı gibi…
    Bugün feryat figan eden Kürtçülerin derdi de işte budur. Türk devletinin PKK terörüne teslim olmasını ve bir Kürt devletine göz yummasını isteyenler, Atatürk’ün Dersim isyanını bastırmak için yaptıklarına tabii ki karşı çıkacaktır.
    Amaçları Atatürk’e saldırmak
    Dersim isyanıyla ilgili yürütülen Kürtçü propagandanın kökeninde derin bir Atatürk düşmanlığı yatıyor. Atatürk’e açıktan saldırmaya cesaret edemeyen Kürtçüler, “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarıyla bunu dolaylı yollardan gerçekleştirmeye çalışıyor.
    Halbuki, Kürtçülerin iddiasının aksine Dersim isyanı bastırılırken bir “Kürt katliamı” kesinlikle yaşanmamıştır. Aşiretleri tasfiye eden, Doğu insanımızı sömüren derebeylik rejimini ortadan kaldıran Atatürk devrimlerine karşı direnen gericilerle mücadele edilmiştir, o kadar.
    Dersim isyanı askeri bir harekâtla bastırılmıştır, ancak bu harekâtta iddia edildiği gibi büyük katliamlar falan yaşanmamıştır. Kürtçülerin “90 bin kişi öldürüldü, 100 bin kişi zorla göç ettirildi” iddiaları bir hayalden başka bir şey değildir. Yalnızca nüfus rakamlarına bakmak bile bu yalanı ortaya koymak için yeterlidir.
    İsyan öncesi Tunceli nüfusu 1935 rakamlarına göre 100 bindir. İsyan sonrasındaki 1940 sayımındaysa 95 bindir. Aradaki 5 bin fark da isyan sonrası zorunlu göçe tabi tutulan aşiretlerin nüfusudur. Hangi aşiretten kaç kişinin zorunlu iskana tabi tutulduğu belgelerde de sabittir ve bunun toplamı da 3470′tir!
    Üstelik, 1940 yılı sayımındaki 95 bin nüfus o dönem için çok büyük bir rakamdır. Tunceli’de bugün bile, 2008 rakamlarına göre, 87 bin kişinin yaşadığını düşünürsek, iddia edildiği gibi bir katliamın yaşanmadığı kolaylıkla ortaya çıkar.
    Atatürk isyana hazırlıklıydı
    Kürtçüler Dersim’de sistemli bir katliam yaşandığını iddia ediyor. Halbuki durum böyle değildir. Dersim isyanı için Kürt aşiretleri yıllarca hazırlık yapmış, Atatürk liderliğindeki Türk devleti de isyan başlayana kadar askeri hiçbir harekâta girişmemiştir. Kemalist iktidarın 30′lu yıllarda Tunceli’de yaptıklarını incelersek bu gerçeği görebiliriz.
    1930′daki Ağrı isyanının bastırılmasının ardından Doğu Anadolu’daki gücüne büyük darbe vurulan Kürtçülüğün Dersim dışında tutunabilecek bir yeri kalmamıştı. Dersim’deki Kürt aşiretlerinin bir ayaklanmaya hazırlandığı daha 30′ların başlarında tespit edilmişti. Pek çok resmi raporun yanı sıra Başbakan İnönü ve Ekonomi Bakanı Bayar’ın Şark Raporları da, bu konuda uyarılarla doludur.
    Atatürk de isyanı elleri kolları bağlı beklemez. 1935′te “Tunceli Vilayetinin Kurulmasına İlişkin Kanun” kabul edilir. O zamana kadar Dersim olarak bilinen yöreye Tunceli ismi verilir.
    Ancak Atatürk Tunceli’de yalnızca askeri önlemler almaz, Tunceli’ye “medeniyet” götürülür. Yüzlerce yıldır şehir merkezlerinden kopuk yaşamış Tunceli köyleri yapılan yol ve köprülerle “medeniyet”le tanışır. Hastane yapılır, doktor götürülür. Okul yapılır, öğretmen götürülür. Mahkeme yapılır, adalet götürülür… Köylüyü baskı ve zulüm altında tutan aşiret reislerinin silahlarına el konulur… Tabii tüm bu “medenileşme” hareketi gerici Kürt aşiretlerinin direnişiyle karşılaşır.
    Ve… 1937 yılının 21 Martında, yani bugün PKK’lıların da ayaklanma günü olarak kutladığı Nevruzda, Seyit Rıza liderliğindeki Abasan Aşireti, Harçik Köprüsü’nü yakarak isyanı başlatır. Aynı gece bir karakolumuzu basarak 33 askerimizi şehit ederler. 1920 Koçgiri isyanını liderlerinden ve Ağrı isyanına da katılmış Alişer ile Nuri Dersimi de isyancılar arasındadır.
    Ertesi gün Pah Hükümet Konağı, ilçede yeni kurulmuş ilkokul ve hastane de ateşe verilir. İsyanın hedefi açıktır: Atatürk Cumhuriyeti’nin götürdüğü “medeniyet”in bütün simgeleri…
    Tabii Atatürk, isyanın hemen bastırılmasını emreder. Ve dönemin Tunceli Valisi Korg. Abdullah Alpdoğan’ın komutasındaki 20 bin kişilik bir kuvvetle isyan bastırılır. Elebaşları idam edilir.
    “Dersim Harekâtı” olarak bilinen bu isyan bastırma operasyonu, bölgedeki aşiretlerin gücü tamamen kırılana kadar sürer. Aşiretlerin önde gelenleri, Tunceli dışına sürülür ve bölgede Cumhuriyet rejimi tam anlamıyla tesis edilir.
    Kürtçülerin ve Fethullahçıların yalanlarını belgelerle çürütüyoruz!
    Varan 1: İsyanın lideri Seyit Rıza bir tarikat şeyhi ve aşiret reisiydi
    Kendisine solcuyum, ilericiyim, sosyalistim diyen bir insanın Dersim isyanını savunması kadar komik bir şey olamaz. Çünkü Dersim isyanı kesinlikle bir halk hareketi ya da ilerici bir ayaklanma değildir.
    İsyanın lideri Seyit Rıza, Dersimli bir aşiret reisidir. Ve Atatürk Dersim’deki aşiret yapısını ortadan kaldırmak istediği için ayaklanmıştır. Seyit de zaten bir isim değil, Peygamber soyundan gelen Şeyh anlamında yerel bir dini ünvandır! Anlayacağınız, Dersim isyanı, bir derebeyinin, bir dini liderin, bir tarikat şeyhinin, bir aşiret reisinin Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmasından başka bir şey değildir. Bu anlamda Menemen ayaklanmasından hiçbir farkı yoktur.
    Varan 2: İsyancılar Fransız işbirlikçisiydi
    Bütün diğer Kürt isyanları gibi Dersim isyanı da emperyalistlerin kışkırtma ve desteğiyle başlamıştır. Nasıl Şeyh Sait isyanı Musul-Kerkük meselesinin görüşüldüğü bir dönemde İngilizler için bir koz olduysa, Dersim isyanı da Hatay meselesinin tartışıldığı bir dö¬≠nemde Fransızlar tarafından kullanılmıştır. Nitekim, isyancıların üzerinden Fransız ordusuna ait silahlar çıkmıştır. Elebaşlarından Nuri Dersimi de, isyan bastırılınca Fransız mandası altındaki Suriye’ye kaçmış ve Fransız Hükümeti’nin koruması altında yaşamıştır. Bugün “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarının da AB koruması altındaki sempozyumlarda dile getirilmesi bu nedenle bir tesadüf değilir.
    Varan 3: Seyit Rıza İngiltere’den destek istedi
    Mektubu büyütmek için tıklayınız
    Dersim isyanının lideri Seyit Rıza’nın isyan sırasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 30 Temmuz 1937 tarihli şu mektup Kürt isyanlarının işbirlikçi karakterinin en açık delillerinden birisidir:
    “Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,
    Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor. Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor. Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.
    Seyit Rıza Dersim Başkomutanı”
    Varan 4: İsyan Atatürk’ün baskıları değil
    Atatürk döneminde yapılan köprü ve yollar yüzünden çıktı
    21 Mart 1937′de isyancılar tarafından yıkılan Harçik Köprüsü
    Dersim isyanı iddia edildiği gibi Atatürk Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik baskıları yüzünden başlamamıştır. Halka baskı yapmak bir yana, Atatürk, Dersim’deki aşiret yapısını dağıtarak Tunceli halkını özgürleştirmek için büyük çaba göstermekteydi. Şehrin ismi bu yüzden Osmanlı dönemini çağrıştıran Dersim bırakılarak Tunceli olarak değiştirilmişti. Bu nedenle bugün Tunceli ismine tahammül edemeyenlerin, Atatürk’ün Şapka Devrimine karşı çıkanlardan hiçbir farkı yoktur. Çünkü Dersim ismi isyanın değil, halk üzerindeki feodal baskının simgesidir. Tunceli ise o derebeylik baskısını kaldırmak isteyen Atatürk devrimciliğini simgeler.
    Ancak çıkarları zedelenen aşiretler ve “seyit” denilen din adamları Atatürkçü devrimlere karşı çıktılar. Menemen’de yaşanan gerici isyanın bir benzeri böylece Dersim’de başlamış oldu. İsyancıların ilk hedefi de devletin binbir zorluk ve masrafla yaptığı köprüler oldu. Munzur etrafındaki iki dağlık bölgeyi birbirine bağlayan Harçik Köprüsü ilk hedefti. Gericiler, “medeniyet”in bir örneği sayılan köprüye bile tahammül edememişti!

    • Araştırmanız ve vermiş olduğunuz önemli detaylar için teşekkür ederim. Gerçekleri görmek isteyen beyinler için son derece önemli bir yazı hazırlamışsınız. Zaten anlamak istemeyen beyinler için ne yaparsanız yapın birşey değişmez onlar yine kulaktan dolma hurafelere ve demogojik bilgilere ehemniyet verirler.

  16. Oğuzhan says:

    İşiniz gücünüz Atıf Hoca .Hadi diyelim ki Atıf Hoca haindi.
    Erzurum’da şapka takmak istemeyen halkın üzerine ateş açılması nedir peki.
    Kemalist devrimin yanlış olduğunu anlamak için Kemalist rejimin koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetlerine geçmişine bakmak yeterli.
    tenkil harekatları faili meçhul cinayetler, andıçlar, Batı Çalışma Grubu, darbeler muhtıralar…
    Tamamen kendi halkını yakın tehdit olarak gören bir zihniyet.

  17. sabırlı says:

    poff…
    sizden ne zaman kurtulacağız merak ediyorum.
    türkiye tarihine çok büyük bir kara leke olarak geçeceksiniz.
    adnan menderes’e atılan iftiralardan (haklı olarak bahsedersiniz) ama TSK’ya atılan iftiraları görmezden gelirsiniz.
    sağcı birisinin kılona dokunsa yer yerinden oynar (ki hiçbir zaman bunlara dokunulmaz) ama engin ceber gibiler kameralar önünde döve döve öldürülür, gıkınız çıkmaz.
    nasıl insansınız siz???
    daha doğrusu, siz insan olduğunuzu mu sanıyorsunuz?

  18. Ömer Kaya Mumcu says:

    Büğün ülkede atatürkcüyüm diyenler. Nedense hükümetin
    dayatma ile yürüyen bir siyaset izlediğine kanaat ediyorlar. Halbuki Cumhuriyet dayatma yöntemiyle kuruldu. Amerika yanlısı avrupa yalnısı olarak göründügüne kızan atatürkcüler , söylesinler bakalım bu giysi kılık kıyafet devrimini nerden kopyalandıgını. Hangi ülkenın devrimiyle dayatıldıgını. İttifak devletleri ile anlaşmalarla sınırlar daraldı. Ve onların yaşantılarının fikirleririnin bize empoze edildiğini unutur olduk. Aslında Biz ne oldumuzu nerden geldimizi ve nasıl yaşamamız gerektiğini unuttuk . Tarihe altın sayfalarla yazılmış olan Ceddimize sahip çıkamıyoruz. Gurur duyulması geekn tek millet onlardır.

    • Osmanlı tarihini, gerileme ve çöküş nedenlerini bir araştır bakalım ne göreceksin. Yüzyıllar boyunca neleri unuttuğumuz neleri esgeçtiğimizi bi araştırıver arkadaşım. Osmanlıyı Atatürk yıkmadı Osmanlıyı sen ve senin gibi düşünenler veyahut ” Düşünemeyenler ” yıktı. Osmanı-lının gerilemesi ” Atatürk’ün doğumuyla değil Osmanlıyı yönetemeyenlerin doğumu” ile başlar. Yani 1500 lerin başında. Bi okuyuver sevgili kardeşim. Osmanlıyı Atatürk yıkmadı sen yıktın. Sevr anlaşmasını sen imzaladın, milli mücadele savaşçılarının ölüm fermanını şeyhülislan eliyle sen verdin. Toprakların parçalanırken sarayında oturup seyrettin, damat Ferit ve hükümetinin yaptığı ihanetleri sen görmedin. Kurtuluş mücadelesine silah olmasın diye yüzbinlerce Osmanlı yopunu tüfeğini mermisin marmara denizinin ortasına sen boşalttın. Yunana İngilize ateş etmeyin, Kemel ve askerlerini öldürmek mübah’tır diye uçaklardan sen attın” İşbirlikçi vatan haini Ali Kemalleri ( İngiliz Kemal ) sen yarattın. İngiliz gemisine binerek Malta’ya sen kaçtın… daha sayacağım o kdar çok şey var ki…. Binlerce…

      • Grand Sen~or says:

        Azizim Adeimantus,

        sevr’e canak tutan ve onu imzalayanlar ITlerdi, Atalarinin Agababasi ITler. Iste simdi hala o ITlerin ideolojisi yururlukte. Ac Anayasa’ni oku, gor!
        Ote yandan Osmanlilar eceli gelmis olmus bir ummettir. Sizinkilerin de eceli kulaginda Azizim;->

        Saygilarimla,
        Grand Sen~or.

  19. tuna says:

    çok güzel açıklamışsımız ağzınıza sağlık

  20. suat says:

    Kemalistlere soruyorum:
    1)Atatürk 2 yıl boyunca Vahdettin in yanında ne yapmıştır?
    2)Kimin izni ile ve hangi amaçla Anadolu ya çıkmıştır?
    3)General Allby nın izni ile çıkmış olabilir mi?
    4)Kullandığı geminin psulası bozukmuydu?
    5)İstanbul dan gizli bir şekilde kaçtıysa Samsun da meşhur karşılama nasıl organize edildi?
    6)ajanların ve istbhratın çok güçlü olduğu bir dönemde nasıl bunları yapabilidi?
    7)Kurtuluş Savaşı sırasında Osmanlı ya ve Şeriat a bağlı olduğunu niye her seferinde bildirdi?
    8)Laikliğe karşı eylemlerde niye bulundu?Neden kongreleri ve meclisi Kuran larla ve ezanlarla açtı?
    9)Her seferinde Kürt aşiret liderlerini Ankara ya destek için neden davet etti?
    10)Halkın Osmanlı ya bağlılığını kullanmadı mı?
    11)Sakarya savaşından sonra yaveri”Paşam bu zaferi ezanlarla bütün memlekete duyuralım dediğinde” “bu huraflerle uğraşacak zamanımız yok”diyerek birden nasıl U dönüşü yaptı?
    12)Beraber omuz omuza savaştığı insanlar Cumhuriyet kurulduğunda nasıl oldu da vatan haini oluverdiler?
    13)Kongrelerde,mescliste Kuran ve ezan okuttuğu,her ortam da yanından ayırmadığı din alimleri nasıl vatan haini oluverdi?
    14)Bizimle beraber savaşan Kürtler neden Cumhuriyete karşı çıktılar?faşist ve sadece Türk ön planlı sisteme,”kürtlerin bu ülkede tek vazifesi Türklere hizmet etmektir”diyen İçişleri bakanına kızmış oabilirler mi?
    15)Emperyalizm le savaşan bir lider nasıl olurda onların hukuk sistemlerini,onların ekonomık sistemlerini,onların yaşam tarzlarını ülkeye kes-kopyala yapar?esaret altında olmak sadece silah altında mı olur?
    16)Kes kopyala ile yapılan değişikliklere Türk Devrimi denirmi?
    17)Ege adaları,Batı trakya ve hilafet bırakılarak Musul-Kerkük nasıl bırakılır?Bunlarda tam İngilizlerin istedği gibi olmamışmıdır?
    18)İngilizler tek kurşun sıkmadan İstanbul dan nasıl çıkmıştır?
    19)Atatürk emperyalist düzene uyan hareketlerde bulunmakla onlara hizmet etmişmidir yada Ataürk İngilizlere sözler vermişmidir?Acaba İngiliz kuklası olabilirmi?
    alın size 19 soru
    yalnız cevaplarken fkir üretin sakın slogan ve küfür üretmeyin
    ben cahil bir insanım lüftfen benide çağdaşlatırın benide projenıje ekleyin

  21. Gökalp says:

    suat,
    1) İki yıl boyunca Vahdettin’in yanında yaptığı bir şey yoktur. Sadece Vahdettin veliahtken Çanakkale’deki başarılarından dolayı orduyu temsilen Almanya gezisinde refakat etmiştir.
    2) Vahdettin’in ve İngilizlerin izniyle resmi olarak Samsun civarındaki Türk isyanlarını bastırmak için çıkmıştır.
    3) Evet, çünkü o zaman Karadeniz ve limanlar İngiliz kontrolündeydi.
    4) Hayır.
    5) Gizli bir şekilde kaçma yoktur. Fakat daha sonra kendisine izin veren Karadeniz Orduları Komutanı Amiral Calthorpe geri dönmesi için telgraflar çekecek, İstanbul Hükümetini zorlayacaktır.
    6) Nasıl? Oraya zaten İstanbul Hükümetinin İngilizler tarafından verilen izniyle resmi olarak gitmiştir.
    Hem kim tarafından gönderildi deyip birkaç soru sonra bu soruyu sormanız çelişki.
    7) Her seferinde bildirmedi. Ayrıca ilk defa 25 Eylül 1920′de meclisteki gizli bir oturumda söylemiştir. Kendisi tepki görmeyi bırakın, alkışlanmıştır bile. 1921′den itibaren de açık olarak bunu beyan etmiştir. Yani her seferinde bağlılık diye bir şey yok. Olsa bile Sakarya Savaşından sonra Vahdettin her seferinde İngilizler aracılığıyla Ankara hükümetini ve M.Kemal’i ortadan kaldırmaya çalışmıştır. 8) Çünkü şartlar onu gerektiriyordu.
    9) Çünkü Kürtlere güvenilmemesi gerektiğini, her zaman arkadan vurma potansiyellerinin olduğunu ve bunu da yaptıklarını görmüştü. Nitekim cumhuriyet sonrası bile bu tarz olaylar devam etti.
    10) Halkın Osmanlı’ya bağlılığı çok kısa bir süre içinde kullanıldı. Hareket çoğunluk olarak “vatan ve millet” ekseninde gelişti. Sakarya Savaşı sonrası halka yayınlanan bildiriyi okursanız görebilirsiniz.
    11) Zamanımız yok demekle u dönüşünün ne alakası var?
    12) Mesela kimlerden bahsediyorsun? Ethem mi, 150 likler mi, üst düzey komutanlar mı?
    13) Kimmiş o vatan haini olan alimler?
    14) Bahsettiğiniz konuşma 1930 yılı Ağrı isyanı sonrasıdır. Milli mücadele dönemindeki olaylar ilişkilendirmeniz garip.
    Siz o konuşmadan çok bize güvence verip arkadan vuran, isyanlar çıkartanlara gerekli tepkiyi gösterdiniz mi?
    Bu ülke Sait ve avanesini boşa idam etmedi, Gönen-Manyas Çerkeslerini boşa sürmedi, hiçbirini keyfinden yapmadı.
    Ayrıca emin olun, bizim yerimizde başka bir ülke olsaydı şu anda onların esamesi bile okunmazdı.
    15, 16) Kendisinin hedefi çağdaşlıktı. Dolayısıyla hırsızlığa el kestiren, zinaya 100 değnek vurduran, kadınları yarım adan sayan, kaıdnlara cilbab, erkeklere sarık, cübbe giydiren şeriat kanunları yerine çağdaş medeni kanunları koyması gayet normaldir.
    Hatayı o dönemde değil, bugüne kadar kopyala-yapıştır dediğiniz yasaları değiştiremeyen çoğunluğu sağcı hükümetlerde arayın.
    17) Hilafetin neresi durmalıydı? hilafet bize ne verebilirdi? Türklerde başka hiçbir müslime etkisi olmayan, Abdülhamit döneminde bile müslümanlara karşı İngilizleri savunan hilafet neye yarardı?
    Ege Adalarını, Musul Kerkük’ü M.Kemal’e değil Osmanlıya sorun. bugün Ankara ve çevresindeki bir avuç, etrafı sarılı, emperyalist ülke topraklarından fazlasına sahipsek, en basitinden Fatih’in aldığı İstanbul’a hala sahipsek bunu M.Kemal ve diğer milli mücadele kahramanlarına borçluyuz.
    Musul için de birçok girişimde bulunuldu, hatta komutanı Kazım Karabekir olan bir ordu kurulması bile görüşüldü. Fakat bazılarının neredeyse milli şehit ilan ettiği Şeyh Sait gibi kişilerin isyanları sayesinde muvaffak olamadık.
    18) Tek kurşun sıkmadı iddiası uydurmadır. Gayet de çarpışmalar olmuştur. Hatta beğenmediğiniz İngiliz ajanı dediğiniz M.Kemal, Anadolu’daki bütün İngiliz subaylarını tutuklamıştır, buna Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un kardeşi Albay da dahildir.
    İstanbul’un alınması ise tamamen M.Kemal’in siyasi dehası ve politik başarısıdır. Açın onlarca İngiliz yazışması vardır, okuyun. İstanbul’u bırakın, Çanakkale Boğazı’nı kaybetmemk için bile neler yapmışlardır. Size bir kaynak vereyim, David Walder – Çanakkale Olayı.
    19) Emperyalist düzene uyan hareketler neymiş, siz buyurun. İngilizlere ne söz vermiştir? İngiliz kuklası birini istiyorsanız bunu M.Kemal’den çok İstanbul’daki kişilerde arayın.
    Görüyorum ki alternatif tarih denilen çarpıtma, yalan ve sahtekarlık dolu bilgilerle beyniniz bulanmış. Size milli mücadele konusunda yardımda bulunmayı bir görev sayarak mesajımı burada noktalandırıyorum.
    Gökalp

  22. Grand Sen~or says:

    Sayin Gokalp dedi:

    “18) Tek kurşun sıkmadı iddiası uydurmadır. Gayet de çarpışmalar olmuştur. Hatta beğenmediğiniz İngiliz ajanı dediğiniz M.Kemal, Anadolu’daki bütün İngiliz subaylarını tutuklamıştır, buna Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un kardeşi Albay da dahildir.
    İstanbul’un alınması ise tamamen M.Kemal’in siyasi dehası ve politik başarısıdır. Açın onlarca İngiliz yazışması vardır, okuyun. İstanbul’u bırakın, Çanakkale Boğazı’nı kaybetmemk için bile neler yapmışlardır. Size bir kaynak vereyim, David Walder – Çanakkale Olayı.”

    basarisidir?! ne bahasina onu es gecmissin, bak onu da Lawrence’den dinle;->

    “the recent reform of the constitution in Costantinople
    (i.e. the revolution) is entirely due to the American mission.” They have so educated the country (without touching the politics) that public opinion rejoiced
    in reform. They have colleges all over Syria, and Asia Minor,
    and in Constantinople (mostly self-supporting) and in
    all of them the religious side is emphasised: also every school is a mission station’.
    Lawrence of Arabia; by J Wilson; pp.60.”

    Saygilarimla,
    Grand Sen~or.

    • Gökalp says:

      Okumadan salladığın belli oluyor. Gitmiş Lawrence’dan belge bile olmayan öznel bir yazıyı, kendi görüşünü getiriyor. Madem öyle ben de Osmanlı padişahları hakkında yabancıların yazdığı fantastik şeyleri getireyim olur mu, üstelik lawrence’kilerinden daha gerçekçi.

      Üstelik beyefendinin sitenin demirbaşlığı süresince bulduüu tek şey Lawrence’dan bir paragraf alıntı. Daha kendi yaşadığı olayları bile yanlı ve yanlış aktaran, olmadığı yerlerde olmuş gibi davranan Lawrence’ı kaynak diye göstermesi bir yana, bu adamın İstanbul’un alınmasında ne emeği olmuş ki de bana getiriyor? Mudanya görüşmelerinde mi bulunmuş, Türklerle İngilizlerle Çanakkale’de karşı karşıya kalınca o da mı oradaymış, General Harrington Curzon’la yazışırken o mu varmış da getirip sanki İstanbul’un alınmasında en kilit pozisyondaki kişi gibi alakasız bir şeyi getiriyorsun? Dediğim kitabı okumamışsın, bilmiyorsun. Onu beğenmezsen İngiliz arşivlerinden yazışmaları yayımlayan birçok kişi var (Bilal Şimşir, Erol Ulubelen, yabancılardan gotthard Jaeschke vb.) git onların bulduklarını oku. Tabii onlar Lawrence beyefendi gibi bir yerlerinden uydurmadıkları için veya illa Kurtuluş Savaşı’nı küçümsemedikleri için bir işe yaramaz.

      Bakalım bir sonraki mesajında o saçma sapan üslubunla mason-sabetay-İngiliz kuklası, anlaşıldı vs. diye yazacak mısın merakla bekliyorum.

      • Grand Sen~or says:

        Azizim Adeimantus,

        Lawrence’e ne gerek ac Anayasa’ni satir, satir oku, EU$ Anayasalariyla karsilastir, farklari bana bildir;->>

        Saygilarimla,
        Grand sen~or.

      • Grand Sen~or says:

        Azizim Adeimantus,

        bu arada Inonu’nun Eege Bolgesinde bir yerlerede ABD ajanlariyla yaptigi gorusmeleri de es gecme.

        Artik Lawrence’e ne gerek Anayasan kabak gibi ortada degil mi?
        Sen git EU$’un dikte ettigi Anayasa’yi kendine Anayasa edin sonra da gel bana Kurtlu$’tan falan bahset;->
        Heee, hee anladim Kurtulu$ Beyoglu’nda bir semtin adi;->.
        Size kalsa 2.Dunya Savasindan sonra ABD’nin dikte ettigi Anayasayi kendine Anayasa edinen Japonya’da Kurtulus Savasi vermisti;->>

        Saygilarimla,
        Grand sen~or.

  23. Grand Sen~or says:

    Sayin Gokalp!
    ne zamandan beri politik alis-verislerde alis var da veris yok?

    Saygilarimla,
    Grand Sen~or.

  24. Grand Sen~or says:

    Birisi gelsin sana desin:

    “Sen var ya bu ulkeyi bizim anayasalardan firlama bir seko-fa$o anayasaya gore yoneteceksin! ogrettigimiz gibi Avrupali olmak bunu gerektiriyor!”

    sen de bunu gerceklestirmek icin elinden geleni ardina koyma, hatta bugun referandumla buna ince ayar yaptigini bile gogsunu gere, gere soyle, sonra da gel bize “Biz Manda degiliz!” de;->

    Manda degilsiniz de Kaz misiniz?!

    KAZ Avarel! KAZ! KAZ! KAZ!

    Saygilarimla,
    Grand Sen~or.

  25. emre says:

    Haci,

    Senin kendi isteginle yerlestigin memleketin, Yeni Zelanda, da sekularo-fasist. Demek ki sekularo-fasizmle bir derdin yok. Ya da sekularo-fasizm anlayisin biraz carpik. Afganistan ve Sudi Arabistani sekularo-fasist saydigina gore…

    Daltonlar diyor ki: “Uydur haci uydur!”

  26. Grand Sen~or says:

    Kuzucugum dedi:

    “Demek ki sekularo-fasizmle bir derdin yok.”

    Kuzucugum ben Don Quijote de la Mancha degilim ki sekularo-fascist devletler gibi politik entitelere karsi tek basima cala kilic hucuma geceyim;->>
    Eger Protokol’u dikkatli okumus olsaydin benden boyle bir fedakarlaki beklemezdin;->>
    Protokol sekularo-fascist duzenbazligin ancak ve ancak Protokol’a gore kurulacak SPEElerce iflasa suruklenebilecegine isaret ediyor.
    Kuzucugum ben ne bir SPEE‘yim, ne HamurAbi, ne de Don Quijote de la Mancha, sen beni hayalinde 12 Dev Adam olarak goruyorsun galiba;->>
    Seni hayal kirikligina ugrattigim icin ozur dilerim;->>
    Ayrica daha once de dedigim gibi Felsefecilerin memleketi/ulkesi falan yoktur, onlar kavramsal sorusturma yaparlarken bu gibi suni sinirlar tanimazlar.

    Grand Sen~or.

  27. mustafa kayhan says:

    çok güzel bi yazı teşekkürler

  28. mehmet says:

    evt haklısın. kardeşim..

  29. Metin Sezgin says:

    Ataturk Olmasaydi Sen yine Dogardin Amma Baban kim bilemezdin diyor Neyzen Tevfik…
    Ne istiyorsunuz Ataturk’ten.
    Eger yazarsaniz.. Bir fikir one surun tartisin, yapici yaratici olun..
    Yoksa dedikodu gibi elestiri yaparak bir yere gelemezsiniz.. Ancak onun bunun saksakcisi olursunuz

  30. Ali Haydar says:

    tebrik ederim, çok güzel, kime batıyorsa batsın, gerçekler çamurla sıvanamaz

  31. Akli Selim, Los Angeles says:

    Itiraf ediyorum, yurt disinda yasayan bir kisi olarak bugune kadar Mustafa Akyol’un kim oldugunu bilmiyordum.. Bugun (1 Haziran 2011), Mustafa Akyol’un Hacca gitmesiyle basladigi ve orada kadin erkek beraber tavaf edildigini gozlemledigini anlattigi Ingilizce konusmasini dinledim. Islam dinini anlamasini ve anlatmasini cok begendim ve dogru buldum. Hatta ne guzel diye Amerika’da yasayan kendi kizlarima bile gonderdim.

    Velevki, bu begendigim gencin kim oldugunu biraz daha ogreniyim diyerek Google yapinca karsima 23 Kasim 2009 tarihli STAR yazisi cikti! Sadece bir tek sey hatirlatacagim bu genc arkadasima: yabancilarin onunde yaptigi bahsettigim Ingilizce konusmasinda “Benim memleketim Turkiyede Islam cok daha modern anlayislidir. Arabistandaki veya diger hicbir yerdeki Islama benzemez. Turkiye dinde modernlesmeyi erken baslatti ve basarili oldu. vs.vs.” diye IFTIHARLA soyledi. STAR’da Mustafa Kemal’i yeren yazisini goz onune alarak kendisine sadece sunu soruyorum: 1920-1938 arasinda Mustafa Kemal’in yaptigi devrimler olmasaydi, Mustafa Akyol yabancilarin onunde memleketiyle ovundugu sozleri soyliyebilirmiydi?

    Eger Allah bize lutfedip Ataturk gibi bir dahiyi gondermeseydi Turkiye bugun MIsir’dan, Pakistan’dan, Tunus’dan farksiz, butun dunyanin asagiladigi geri kalmis bir islam ulkesinden baska bir sey olmazdi.. Mustafa Akyol cikipta boyle bir konusma yapabilmesini bile Mustafa Kemal’in kurdugu Turkiye’ye borclu, ama ne yazikki farkinda degil!

    George Washington’un 1776 Amerikasini Ataturk’un 1920 Turkiye’siyle bir tutarak mukayeseler yapmaya kalkismak cok yanlis. Iki ortamin gereksinimleri, tehditleri, dinamikleri, halklari, dinleri, o tarihler itibariyle dinlerinin moderizasyon (reformasyon) gecirip gecirmedigi, cok cok farkli. Amerikan tarihini de Turk tarihini de cok iyi bilen birisi olarak genc arkadasim Mustafa Akyol’a isterse bunlari anlatabilirim…

  32. ozbuyucusu says:

    Devrimler asla yanlış değildir,Kemalist devrim de yanlış değildi.
    Devrim bir yeniliktir.Yenilik getirir.
    İslam da bir DEVRİMDİR.
    Türkiye’nin kurulması da bir devrimdir.
    Sayın Mustafa Akyol sizin bu yazıyı yazmanız bir karşı devrim hareketi olmasın ? Devrim yanlış diyorsunuz,ama devrim yapmaya çalışıyorsunuz.

  33. fatma says:

    sayın akyol s.ze katılıyorum.dewrim sonrası sadece analar ağlamaz bu kadar sınırlı değil .sarılmayan yaralar o kadarda masum değil yani .insanlar birbirine haddi olmadan sınıflar ayırdı bu dewrmlerle we hala anlamakta güclük cektiğim teoriler ortaya cıktı .sahibinden habersiz olduğunu zan edip koyun gutmeye calışanlar ne kadarda gülünç oluyorlar .illa dewrm olacaksa ozgurlk dewrimi olsun .insanlar kulluğunu unutturulmadan yaşasın .sewgmle

  34. Mustafa Dogan says:


    “Açtığı yaraları hala saramadık.”

    Hay, Allah iyiliğinizi versin e mi Mustafa Bey, şaka gibi yaziyorsunuz maşallah sevgili adaşim…:)

    Dogru, provokatorlukten, halkin arasina nifak sacmaktan, elalem -hristiyan azinliklar- haril haril ticaret yapip dunyanin pesinden giderken peygamberi tacir olan bir dinin mensubuna ticareti yasaklayan din anlayisini empoze eden, esitsizligin arsiz ve utanmazca cigirtganligini yapmaktan, misyonerlikten baska maksadi olmayan, Musluman-Turk kimligini vargucuyle asagilayip yaralamaktan hatta YOK saymaktan baska maksada hizmet etmemis, etmeyen ve etmeyecek olan tekke ve zaviyelerin canlanmasi, Mason localarinin tekrar acilmasi, Turk ocaklarinin tekrar faaliyete gecmesi, yabanci kolejlerin tekrar genclere tasallut edilmesi, vb, disinda Ataturk’un actigi yaralarin pek cogu kapanmadi HENÜZ:

    Ulkenin %99′u okur yazar degildi, bu oran tersyuz edildi. Entellektuellik o yuzde birlik elit tabakanin elinden alindi. Hele bu yaranin kapanmasi imkan dahilinde degil artik! :)

    Millet kendi kutsal kitabini anlamaktan acizdi, her “Peygamber şoyle demiş…” diyene inanmak mecburiyetindeydi, Turkceye cevrildi de Allah’in kendilerine gonderdigi mektubu anlayma kabiliyetleri dahilinde yarim yamalak ta olsa ogrenme sanslari oldu, kendi burnunun ucunu gormekten aciz, ne idugu belirsiz haci hoca takiminin maskarasi olmaktan kurtuldu. Boyle bir yara nasil telafi edilebilir? :)

    Kadin haklari konusunu hic acmiyorum. Kadinin hayvan muamelesi gormekten cikarilmasinin yaralarini hala saramadik, saramayacagiz da. :)

    Yuzde 99′u kendi adını yazmaktan aciz, yuzyillardir kula kulluk edip tum kimligi ve sahsiyeti dumura ugratilmis, yoksul birakilip savaslarda telef edilmis, birak demokrasi kelimesinin manasini cumhuriyetin bile ne menem birsey oldugunu tam manasiyla anlayamayan bir milletle 1924′te cogulcu demokrasi denemesi yapildi. Ne romantik bir hayalperestlik, Ya Rabbim! :)

    Ataturk’un safcasina bir Chateaubriandvari Fransiz romantizminin eseri olan bu ilk cok partili rejim denemesi Allah muhafaza, basarili olsaydi, asil o zaman halimiz dumandi! Asil bu yaranin kapanmasi yuzyillari bulurdu herhalde..

    Her fikir o fikrin yaraticisizyla birlikte olur, olmesi de gerekir. Yasam duragan olmadigi icin, fikirlerin de surekli kendisini yenilemesi, surekli ama surekli tefris edilmesi gerekir.

    Sen Ataturk’u alir, 1938′te dondurur, onun gunun kosullarina gore soylediklerini ve yaptiklarini tabu sayip AYNEN uygulamaya kalkarsan adam kendi karisinin, kardesinin, annesinin kafasindaki basortusune karisma curetinde bile bulunmamisken, o oldukten 50 sene sonra colugun cocugun kafasindaki basortusunu yolup atmak gibi bir hilkat garibesine donmek yaninda, uygulamaya calistigin kanunla da celisen bir kanunsuzluzluk icine dusersin. Cunku Kiyafet Kanunu’na gore dini kiyafeti meslek ya da ihtisas alani gostergesi olarak giymek yasaklandi, sokaktaki kiz cocugunun basortusunu “Dini ben senden daha iyi biliyorum, benim anlattigim dine uyacaksin, kendi yetersiz aklinin Allah’in sana yazdigi mektuptan ne anladigina degil…” baskisi yapmak icin takmadigi surece bu kanunla celismesi mumkun degil.

    Siz cok yaşayin, e mi!

    1938′ten sonra sahneye cikan moronlarin sucunu totaliter bir bakis acisiyla devrimlere atmaniz yuregimi incitti, surc-i lisan ettiysem affedilme dilegi ve,

    yazdiklarimi sayfanizda gorme umuduyla…

  35. Furkan Kurtoğlu says:

    Mustafa Akyol’u tebrik ediyorum. Keyifle okuduğum ve mantığıma yatan güzel bir yazı oluşturmuş. Acılarını bugün hissettiğimiz devrimin halen meşru olduğunu söyleyen arkadaşlarımız da var. Sanırım ideolojik gözlüklerini çıkarıp tarafsız bir şekilde bakmaları gerekiyor hayata…

  36. Bİrisi says:

    Amerikan ve İngiliz Devrimleri de yanlıştır! başlıklı yazı ve \tüm devrimler….\ tezinin devamını bekliyoruz.

Yorum Yaz