« ‘İrtica’ Zırvası Artık Bitmeli | Ana Sayfa | Eşcinsellik, Müslümanlık ve Sıradışı Evlilik »

March 10, 2010

‘Soykırım’ Meselesinde Gerçekçilik Zamanı

[10 Mart 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Her sene aynı şeyi yaşıyoruz. Mart kapıdan gözüküyor ve bizler Amerika’dan yeni bir “soykırım” lafı çıkıp çıkmayacağına kilitleniyoruz. Washington’a giden siyasetçilerimiz lobi yaparken resmi ağızlar “böyle talihsiz bir adımın Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl zedeleyeceği” uyarısında bulunuyor.

Ama bu tabloda ahlâki açından rahatsız edici bir yön var: Amerika’da veya genel olarak Batı’da bu konuda fikir bildiren insanların ezici çoğunluğu, 1915’in bir “Ermeni Soykırımı” olduğuna inanıyor. İnanmıyor da sırf Türkiye’ye “hareket çekmek” için gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor değiller yani. Biz ise bu durum karşısında “tarihsel hakikat”ten ziyade “siyasi baskı”ya yaslanmak zorunda kalıyoruz.

Peki ama neden dünyanın çoğu 1915’in bir “Ermeni Soykırımı” olduğunda hemfikir?

Çünkü, hem yaşanan trajedi gerçekten çok büyük, hem de bunu tarihin derinliklerinde gömülmekten alıkoyan, aksine Batı kamuoyunun gözüne sokan güçlü bir Ermeni diasporası var.

Eğer Osmanlı Müslümanları’nın imparatorluğun son yüzyılında hem Balkanlar’da hem de Kafkaslar’da yaşadıkları korkunç kıyımları da bu şekilde gündemde tutacak, akademik literatürde işleyecek, popüler kültürde yerleştirecek bir “Osmanlı Müslümanları diasporası” olsaydı, durum farklı olurdu. Belki o zaman Sırplar, Bulgarlar veya Yunanlılar da “soykırım tasarıları” ile uğraşırdı.

Bunu bir defasında Amerikalı bir diplomatla konuşmuştum. “Niye Ermeniler’in trajidisi hep gündemde de, Balkanlar’da tehcir ve katliama uğrayan Türklerinki değil,” diye sordum. “Basit,” dedi. “Türklerin kayıplarının derdine düşen olmamış da ondan.”

Bu durum karşısında ise ne bir “Ermeni komplosu”na hükmetmek ne de “Haçlı Batı”ya lanetler yağdırmak gerek. Yapmamız gelen, durumdan ders çıkarmak ve sonra da “soykırım” meselesinde yeni bir anlayış ve dil inşa etmek.

Bunun için de en başta gerçekçi olmamız gerekiyor. Bugüne kadarki yaygın “Türk tezi” pek gerçekçi olmadı, çünkü “Ermeni mezalimi”nden başka bir şeye odaklanmadı ve Ermeniler’in yaşadığı büyük trajediyi ya küçümseme ya da tümüyle görmezden gelme yoluna gitti.

Bu, Kürt meselesini tartışmaya, “bir dakika, Kürt diye bir şey yoktur ki, onlar dağ Türküdür bir kere” diye akıl dışı bir tezle girmek gibiydi. Karşınızdakini sadece sizin saçmalamakta olduğunuza ikna edebiliyordu.

Bunu artık aşmak ve 1915’in ne olduğuna dair, gerçekçi, insani ve ahlâki bir sorgulamaya girişmek gerekiyor.

Bir kere tanımı ne olursa olsun, yüzbinlerce sivil Ermeni’yi yok etmiş korkunç bir olaydan söz ediyoruz. Bu insanların ve onların torunlarının acısını görmezden gelmek veya küçümsemek değil, aksine anlamak ve paylaşmak lazım.

Dönemin İttihat ve Terakki hükümetinin tehcir kararını da tartışmak lazım. Evet, o sırada Ermeni çeteleri Osmanlı ordusunu arkadan vuruyordu. Evet, “cephe güvenliği” şarttı. Ama aralarındaki bazı “teröristler” yüzünden tüm bir halkı sürgün etmek doğru muydu? En azından kadın, çocuk ve yaşlılar tehcirden muaf tutulamaz mıydı?

Olay bence de “soykırım” değil ve bu tanıma karşı çıkmak hakkımız. Ama soykırım tezinin tek alternatifi de “yapılanlar doğruydu, Ermeniler hak etmişti” demek değil.

Bu iki ucun arasında daha girift bir gerçek var ki, onu aramamız lazım. Bu, siyaseten daha akılcı olacağı gibi, ahlâken de daha doğru olacak.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 10, 2010 11:53 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, işbu yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sayın Akyol,
“Soykırım” sadece hukuki bir terim/suç deyip geçemeyeceğimiz kadar önemli, ağır bir kavram. Bir milleti sistemli ve bilinçli katiller olarak kabul etmek demek. Soykırıma iki açıdan bakmak istiyorum, Ermeni meselesi üzerinden ve birazda kinayeli, farklı bir açıdan.
“Ermeni Soykırımı”nın başına “Sözde” kelimesini koymak resmi bakış açımızı sergilerken bize aynı zamanda “Sözde” demokrasimizi, “Sözde” insani değerlerimizi, “Sözde” kırmızı çizgilerimizi, “Sözde” etnik farklılıklarımızı vs sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor.
5,9 şiddetindeki bir deprem gelişmiş ülkeler bir tarafa, üçüncü dünya ülkelerinde bile haber değeri taşımazken ülkemizde 51 yoksul cana mal oluyor ve yıkımın sebebi “Kerpiç” yapı olarak gösteriliyorsa,.. Dünyanın diğer ucunda 8.8 şiddetinde bir depremde ölü sayısı yüzlerle ifade edilirken, 1999 yılında 7.5 şiddetindeki bir depremde ölü sayımız kırk bin oluyor ve “Sözde” devletimiz ve “Sözde” yöneticilerimiz bu sayıyı bölgenin yasal olarak vergi muafiyetine girmemesi için yirmi binin altında gösteriyorsa,… Bir kültür “Sözde” Dağ Türkü diye resmi dilde tanımlandırılıyor/tanınmıyor/yasaklanıyor diye kırk bin cana mal oluyorsa,… “Sözde” rejimin muhalifleri “Sözde” mahkemelerde sorgusuz sualsiz “Sözde” yargılanıp asılıyorsa,…Bazı insanlar sırf devletin “Sözde” mezhebine uymuyor diye ara ara katlediliyorsa,… Sırf insanlar düşünüyor diye “Sözde” kurtarıcılar onların yaşlarını büyütüp asmayalım da besleyelim mi diyorsa,… İnsanlar devletin istediği şekilde inanmayıp, “Sözde” çağdaş olamıyor/giyinmiyor/örtünüyor diye üniversite kapılarında sürünüyorsa,… Herhangi bir devletin bizi soykırımla suçlamasına ne gerek var? Tüm bu yaşananlar/yaşatılanlar da bir yerde ”Soykırım”! değil mi? Tüm bu yaşananlar, sistemli ve bilinçli geri kalmışlık, düşmanlık "Sözde" rejim için "Sözde" halka rağmen halk için yapılan bir soykırım! değil mi?

Gerçek manada soykırım iddialarına, Ermeni meselesine gelince,… İnsanın atalarının bilinçli ve sistemli katiller olarak anılması ve bunu kabul etmesi kolay değil. Ancak, maalesef yaşanmış çok acı, trajik olaylar var. Yaşanmış çok acı olayları bizatihi dönemi yaşayanlardan çok dinledim. Anlatıcılar size resmi söylemi değil, yaşanmış gerçek olayları isim, yer, zaman vererek anlatıyor. Tehcir sırasında Ermeniler kafileler halinde sürgün edilirken güzel Ermeni kızlarının geçtikleri bölgedeki güçlü insanlarca zorla ailelerinden koparıldığını ve onlarla zorla evlenildiğini,… Kimisinin ölünceye kadar Hıristiyanlığını sakladığını,… Kimisini sonradan bilinçli/bilinçsiz Müslüman olduğunu,… Çok ciddi katliamların yaşandığını,… Bir Ermeni’nin köy meydanında önce karısını sonrada kendisini öldürdüğünü,… Bir çok Ermeni tüccarın yanında çalışanların tehcirden sonra yörenin zengini! Haline geldiğini,… Kimi Ermeni ailelerinin halk tarafından saklanıldığını,… Resmi ağızdan değil, sıradan yurdum insanından ve artık sıradan Anadolu müslümanı haline gelmiş zorla evlendirilen Ermeni kızlarının çocuklarından duydum. Neden? diye sorunca cevapları çok basit: Osmanlı savaştayken arkadan vurdular!
Amerika Temsilciler Meclisi ne demiş, Fransa, İsviçre ne demiş,… Hukuki sonuçları nelerdir,… Ne önemi var ki? Soykırım olmasa, kimse tanımasa/tanımasak bile yaşanmış hangi acı yok olabilir ki? Geçmişe/gerçeklere de “Balyoz”la vurulmuyor ki,… Saygılar,…
Av. Cengiz GÜLAÇ

Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 10, 2010 1:17 PM

Evet bende soykırım yoktur (ki bu konuda bir araştırmam bir bilgim olduğundan değil bunu milletimize yakıştıramadığımdan) desemde, aklımın bir ucunda acabalar dolaşıyor.
Soykırım yoksa Ermeniler niye bu kadar ısrarcı?
Acaba?
Acaba?
Acaba?
Evet benim ve benim gibi milyonlarca(herkes hayır soykırım yapılmadı dese de onlarında acabaları vardır) Türk’ün de şüphelerinin yok olması, gerçek neyse iyisi ile kötüsü ile ortaya çıkması gerekiyor.
Bu konuda tarihçilerden oluşacak bir komisyon mu kurulacak, başka bir şey mi olacaksa olsun artık.
Yüzleşeceğimiz şeyler varsa da yüzleşelim.
Tarihimizle yüzleşelim...
Atalarımızın hataları ile de yüzleşelim…
Atalarımızın yaptıklarının cezası bize kesilecekse de cezamızı çekelim.
Yeter ki l kesinlikler sunulsun bize.
…….
Savaşın çirkin yüzü işte; Yak, yık, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden öldür! (Türk, Ermeni, Yunan vs. herkes için geçerli)
Kimi kimin toprağından sürüyorsun.
Kimi tehlike olarak görüyorsun.
Mantıklı baktığında böyle düşünülebilir elbette ama tarihteki olayları bugünün şartları ile değerlendirmek ne kadar doğru?
…..
Bugün bir haber okudum “ABD Başkanı Barack Obama Türklerin katledildiği isyanı övdü “ diye,
“KANLI YUNAN İSYANINA OBAMA ÖVGÜSÜ

Obama ise konuşmasında hakkındaki sözlerinden dolayı Başpiskopos Demetrios'a teşekkür etti. Yunan isyanını öven Obama, "189 yıl önce başka bir piskopos, dağlardaki bir manastırda ağaya kalktı, Yunan bayrağını eline alarak bağımsızlık ilan etti ve demokrasinin beşiğinde yeniden demokrasiyi temin etmek için mücadeleye başladı. (Burada) sadece kısa bir anı kutlamayacağız aynı zamanda Yunanistan ve halkını tanımlayan o ruhu da hatırlayacağız." dedi.

189 yıl önce Amerikalı Yunanlıların okyanusu aşarak Yunan bağımsızlık savaşına katıldıklarını vurgulayan Obama, günümüzde de iki ülke arasındaki ilişkilerin halen güçlü olduğunu belirtti. Obama, "Başbakan Papandreu buradayken Yunanistan'ın, güvenlik ve bölgesel istikrar alanında yaptıklarına, Kıbrıs'ta kalıcı barış çabalarına ve Başbakan'ın Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için gösterdiği kişisel çabalara teşekkür etmeme izin verin. Liderliğiniz için teşekkür ederiz." diye konuştu.

YUNAN İSYANI

Yunanlıların Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırdığı isyan 1821 yılında başladı. Binlerce sivil Türkün öldürüldüğü isyan Yunanlılara bağımsızlık getirdi. Yunanlılar, Osmanlı idaresi altında bağımsızlığını ilk elde eden halk oldu. Osmanlı'nın dağılmasında ayrı bir role sahip olan isyan sırasında, ele geçirilen yerlerde Türklere karşı kitlesel katliamlar yapıldı. Tripolis şehrinde 30 bin, Navarin'de de 3 bin Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi.”
Tarihi bir gerçek fakat şimdi bizim Yunanlılara düşmanlık mı beslememiz lazım veya geçmişte yaşanan o çirkin olayı devamlı gündem de mi tutmamız…?
Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu dün akşam bir tv kanalında Ermeni soykırımı hakkında konuşuyordu. Konuşmanın bir bölümünü ancak dinleyebildim.
Anzaklar okyanusları aşıp savaşmak için Çanakkale’ye gelmişler. Ne için, kim için? On binlerce askerimiz Anzak kurşunu ile şehit düştü. Biz şu an Anzak dediğimiz Avustraylalılara, Yeni Zelandalılara karşı bir düşmanlık besliyor muyuz? Anzaklar her yıl ayin için Çanakkale’ye atalarını anmaya geliyorlar. Biz onları bağrımıza basıyoruz. Farklı da olabilirdi. Bizler onları düşman belleyip çocuklarımıza düşman olarak tanıtabilirdik.
Bakınız; Atatürk’ün Anzaklara yaptığı konuşma “'' Bu memlekette kanlarını döken ve hayatlarını kaybeden kahramanlar!
Şimdi burada bir dost ülke'nin toprağında yatıyorsunuz.
Huzur içinde uyuyunuz.
Bizim için, burada, koyun koyuna yatan mehmetçiklerle Johnni'ler arasında bir fark yoktur.
Siz, uzak diyarlardan, evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı siliniz.
Evlatlarınız bizim bağrımızdadırlar.
Huzur içindedirler.
Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra bizim de evlatlarımız olmuşlardır”
….
Ortada bir soykırım var deniliyor, bu kadar ısrarcı olunuyor ve bir millette bu söylemlerden zarar görüyorsa: Tarihçilerden oluşan bağımsız bir komisyon mu kurulacak ne kurulacaksa kurulsun; gerçekler ortaya çıksın.
Biz geçmişimizle yüzleşmeye hazırız; yeter ki doğru olsun!

Yazan: Birgül Tarih: March 10, 2010 2:34 PM

yıl 1965,yer uruguay,güney amerika.
uruguay parlamentosu ermeni soykırımı tasarısını onaylayarak kabul etti.
parlamento üyeleri türkiye'nin yerini bilmez.
parlemento üyelerinin 1915 te ne oldugu hakkında en ufak bir fikri yoktur.

parlamento üyelerinin bildiği iyi bir şey vardır.ülkesinde ermeni nüfusu vardır ve siyasilerin bu nüfusun oylarına ihtiyacı vardır.ayrıca onlar din kardeşidir.türkler ise müslüman.

ayrıca bu parlamento üyeri türk karşı tezini dinlemeye ihtiyaç duymazlar.ve bu konunun tarihi bir mesele oldugunu ve tarihcilerin bu konuyu araştırmarı gerektiği önemsenmez.bunu önemsememelerinin çok güçlü bir nedeni vardır.
bu ermeniler neden durup dururken dünyanın çeşitli yerlerine göçmek zorunda kalmışlardır.ve ermenilerin hikayeleri fazlaca sorgulanmadan kabul görür.

öte taraftan türkiyeyi tanıyan diğer ülkeler için ayrı bir önem taşır bu tasarı.yukarıdaki sebeblerle beraber türkleri sürekli baskı altında tutabilmek için siyasi bir koz geçer elllerine.yüzyıllarca ezilmiş haçlı ruhunun küçük bir tesellisidir bu.

osmanlının öcü tadını çıkara çıkara alınıyor.

buradaki asıl mesele güç.türkiye bugün gerçekten güçlü bir ülke olsun bölgesinde.bütün bunlar unutulur.hepsi yalanmaya başlar.

ama türkiye teknoloji üretemiyor.otomobil yapamıyor.insansız hava aracı yapamıyor.bir silah yapmaktan aciz.bir ucak yapmaktan aciz.bir gemi yapamıyor.biz üretmiyoruz,gücümüzü üretimden almıyoruz.lafla büyük ülke olunmaz.biz ancak birbirimizi yiyoruz.enerjimizi böyle harcıyoruz.

yabancılar,türklerin uyanmasını,akıllanmasını istemiyor.çin seddini yaptıran türkler,600 yıllık osmanlının torunları bugün ne hallerde.bu utancı hep beraber yaşayalım.ermeni tasarısı o da neymiş.
saçmalık...

bir özeleştiri yapacaksak,şu soruyu sorarak başlamalıyız.ermeniler neden ve nasıl olduda bu coğrafyadan dünyanın çeşitli yerlerine dağıldılar?bunuda zaten biz teklif ediyoruz.açalım arşivlerimizi diye.ama yok.iş siyasete döküldü.fransada tarihçiler isyan etti.böyle şey olur mu diye.fransada ermeni soykırımı yapılmamıştır demek suç.içeri atarlar adamı.hani ifade özgürlüğü???batı çok medeni değil sanırsam.

iş artık zıvanadan çıkmış,siyasi bir mesele halini almıştır.bu kuzey kıbrıs meselesiyle neredeyse aynıdır.haklıyız ama,sesimizi duyan yok.haklıyız ama yanlısız.neden çünkü gavura muhtaçız.güçlü değiliz.her şey güç...ABD ırak'a girdi.haklımıydı.bosnada,avrupanın göbeğinde müslümanları kıydılar.avrupalı seyretti.neden sırpların arkasında ruslar vardı ve kıyılanlar,müslümandı.nedir efem.din...

dinsel ayrılıklar,güç.
bu dünyada haklı olman bazı şeyleri düzeltmen için yeterli değildir.güçlü olacaksın.güçlü olmak içinse üreteceksin.bizim gibi birbirini yemeyeceksin.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: March 10, 2010 5:45 PM

Ba$inizda sekularo-fascistler saltanat surdugu surece boyle kar$ilikli zulumle$meler olagandir, cunku hayali Ulus'un butunlugunu kurtarmak, ulusal cikarlari gozetmek icin ne gerekiyorsa yapmakta bir sakinca yoktur. Bakiniz Afganistan-Pakistan sinirinda uc-be$ terorist yakalama bahanesine yuzbinlerce insan her ay yerlerinden edilir, yuzlerce kilometre koyunlar gibi bir a$agi, bir yukari surulur durur, yerleri yurtlari uzaktan kumandali bombalarla ratgele vurulur, kimsenin giki cikmaz, hatta oyle ki, her sekularo-fascist kol-kola birle$ir bu eylemleri surdurmek icin. Bunlara "Yahu siz napiyorsunuz orda?" deseniz "Kadinlari Taliban'in zulmunden saklamaya cali$iyoruz!" derler gozunuzun icine bakarak, utanmadan. Haa bir de bunlari, yapip ettikten Canakkale'de 300 bin Muslumanin canina "Size sava$mayi degil OLMEYI emrediyorum!" diyerek kiydiktan sonra bu sava$ suclularini ve saldirganlari kahraman ve karde$ ilan ederler, "ne guzel, bakin $imdi kucak, kucaga yatiyorlar!" derler. Siz de bunlara burada oldugu gibi alki$ tutarsiniz;-
Ne zaman akledecek, sekularo-fascistlerin i$ine son vereceksiniz?

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 10, 2010 7:07 PM

Bigalıoğluna katılmamak mümkün değil. Fransa'da ifade özgürlüğü giderek kısıtlandığı gibi, bana yanlış bilgi verilmediyse, bir de ULUSAL BİLİNÇ bakanlığı kurulmuş. Batı, demokrasi tezini değiştiriyor mu ne? Fazla demokrasinin kendilerini silip süpürmekte olduğunu farkettiler galiba))

Yazan: Frkn Tarih: March 10, 2010 7:15 PM

Nilgun Hanim dedi:
"bir de ULUSAL BİLİNÇ bakanlığı kurulmuş"
ee sekularo-fascistler hayali ulusu korkuluk gibi ayakta tutabilmek icin ne $aklabanlik yapsalar, ne zulum i$leseler yeridir. Insan bir kere kendini hayale kaptirmaya gorsun - timarhaneyi boylar gider;->>

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 11, 2010 3:05 AM

Mustafa Bey, selamun aleyküm,

Hemen kısa bir yorum geçeyim, biliyorsunuz bu naçiz yorumcunuz bu aralar meşgul.

Bu yazdıklarınızın hepsine katılıyorum, fakat şurada verdiğiniz hükümler kısmen doğru fakat kısmen aşırı basitleyici olmuş:

Bu durum karşısında ise ne bir “Ermeni komplosu”na hükmetmek ne de “Haçlı Batı”ya lanetler yağdırmak gerek. Yapmamız gelen, durumdan ders çıkarmak ve sonra da “soykırım” meselesinde yeni bir anlayış ve dil inşa etmek.

Haçlı Batı'ya lanetler yağdırmamak gerekliliği üzerinde hemfikirim, Ermeni komplosu diye bir şeye hükmetmemek gerektiği üzerinde de. Ama Haçlı olmasa da modern seküler Batıdır ki Samuel Huntington'ın "Medeniyetler Çatışması" isimli kitabını çok değerli, doğrucu ve önemli bir kitap olarak görmüş ve ona göre hareket eder olmuştur.

Ve dolayısıyla şurada alıntıladığınız "basit"çi yorum da bütünüyle sahih (accurate) değil:

"Bunu bir defasında Amerikalı bir diplomatla konuşmuştum. “Niye Ermeniler’in trajidisi hep gündemde de, Balkanlar’da tehcir ve katliama uğrayan Türklerinki değil,” diye sordum. “Basit,” dedi. “Türklerin kayıplarının derdine düşen olmamış da ondan.”"

Peki, Ermenilerin kayıplarının derdine sadece Ermeniler mi düştü? Türkler kendi kayıplarının derdine düşselerdi sanki Ermeniler gibi desteklenecekler miydi?

Bu soruların her ikisinin de yanıtının hayır olduğunu biliyoruz.

Hatta biliyoruz ki zaten bizim kendi acılarımızı anlatmayışımız da Batının bizi bu durumda dışlayacağını ve daha da kötü ilan edeceğini bilişimizdendir.

O hâlde ortada bir problem var. O diplomat tarafından bazı şeyler size tam olarak söylenmemiş. Zannederim ki zaten bu durumun siz de farkında olsanız gerektir. Söylenmeyen şeyler de az önce anlattığım Samuel Huntington ve modern seküler Batı zihniyeti mevzularıyla doğrudan alâkalı.

İşbu yorumumu tamamlarken bir başka veb sitesinde yaptığım bir yorumu buraya aktarıyorum. Bazı agresif ifadeler var, bağışlayın. Bunlar size değil, orada Türkofobi yapan sosyal-liberal ve solcu kişilere yöneliktir, ki bunların bir kısmı da doğrudan Türk düşmanı gizli ırkçılardır:

"“Batılı kaynaklara dayanarak hazırlanmış “Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922″ isimli Justin McCarthy’ye ait kitabı okuyunuz. Osmanlı Türkleri ve Müslümanlarına yönelik ‘Holokost’un yanında, Ermeni soykırımı denen şeyin çok daha küçük bir olay kaldığını göreceksiniz.

"Ama bizim hükümetlerimiz Batıyı kızdırmamak ve bu şekilde batıya entegre olabilmek için hep kendi acılarımızı gizledi; oysa buna hakkı yoktu. Zaten Hariciyemizi ne idiklerine dair az çok bilgi sahibi olduğumuz monşerler yönetegeldi.

"Ermeni soykırımı denen şeyin temelinde de Rusların Ermenilerle birleşmesi sonucu Doğu Anadolu’da da Balkanlar ve Kafkaslardaki gibi bir Müslüman soykırımı daha olacağı şeklindeki derin korku vardı. Bu korku, sadece İttihatçılarda değil, Kafkaslarda ve Balkanlarda meydana gelmiş felaketlerden haberdar olan yerli halk arasında da vardı.

"Şimdi söyleyin bana ey seküler liberaller ve sosyalistler: Balkanlar ve Kafkaslardaki Türk ve Müslüman Holokost’unu unutup sırf Ermeni trajedisine odaklanarak sahtekârlık, ikiyüzlülük ve ahlâkî bir kötücüllük içinde olmuyor musunuz? Ben de bir 93 Harbi muhaciri torunuyum. Atalarıma yapılanları biraz dedelerim ve akrabalarımdan biraz da kitaplardan öğrendim ve siz seçmece düşünen sahte vicdanlılar bunları unutturmak için ne kadar çalışsanız da ben tarihte gerçekte ne olduğunu unutmayacağım. Siz yalanlarınızla olduğunuz yerde haksız öfkenizden tırnaklarınızı kemirin.”"

İşte bu trajik vakaların ve vakıaların da yeni nesil entelektüel adaylarımız tarafından dikkate alınmasını talep ederim. Dikkate almazlarsa hakikati çarpıtmış olur ve kendilerine zarar verirler, yoksa onlar Batıcıl görünmek amacı taşıyıp öğrendiklerini gizlerken hâlâ hakikatleri söyleyenler var olmaya devam edeceklerdir.

Saygılarım ve esenlik dualarımla,
Uğur Mustafa

Yazan: Uğur Mustafa D. Tarih: March 11, 2010 7:08 AM

Anadolu insanı ağlamayı bilmez, işte mesele bu. Bizim maruz kaldığımız mezalimlerin dünya kamuoyunca bilinmeyişinin nedeni bu.

Ayrıca sadece ordu mu arkadan vurulmuştu, Ermeniler sadece orduyu mu arkadan vuruyordu, yoksa çoluk çocuk bütün Müslüman, Türk, Kürt vs. ahaliyi mi?

Bu çeteler elbette Ermeni vatandaşlardan da destek görüyordu.

Görmese bile Ermeni-Kürt vatandaşlar arasında çıkan olaylarda Ermeniler tehcir edilmese çok daha büyük kayıplar da verme ihtimali ile karşı karşıya kalabilirlerdi

Ayrıca çocuk ve yaşlıları burada bıraktığınızda, onlara tehcir uygulamadığınızda, bu vicdani mi olacaktı sanıyorsunuz, onlara kim bakacaktı, erkekleri tehcir edilmiş bu halk ne halt edecekti buralarda

...

Artık anlayalım,

Evet Ermeniler trajik bir olay yaşamış bu tehcirden dolayı

Ama dünyanın geri kalanı da anlamalı ki, bu bir soykırım değildir, işte belgeler, işte arşivlerimiz, biz açtık, gelsin araştırsınlar

Keşke siz kadar iyi niyetli bakabilseydim meseleye

ANCAK ERMENİLER VE ONLARIN DESTEKÇİLERİ sizin gösterdiğiniz bu iyi niyeti kaç defa gösterdi

Mustafa Bey, bir ülkenin politikasından bahsediyoruz, siz gösterdiğiniz iyi niyet ile bu ülkede yaşayan herkesin hakkını çiğneyemezsiniz, ha siyasi sonuçları olur veya olmaz bunun o ayrı tartışma konusu, bence olmaz, orası başka

İyi niyetli olalım ama o da makul sınırlarda kalmalı, en büyük iyi niyet arşivlerimizi açmaktı

Bunun dışında "atalarımız size kıydı" iyi niyeti saçmalamaktır, nasıl Ermenilerin maruz kaldığı trajediyi görmemek saçmalamaksa. Neden saçmalamaktır? Çünkü o iyi niyetinizi siz defalarca göstermenize rağmen, karşı taraftan hiçbir iyi niyet göremiyorsunuz. Karşı taraftan da tezlerini mantık, hakikat sınırlarına çekmelerini beklemek hakkımız değil mi?

ERMENİLERİN YALANLARI ORTADA.

BU MESELENİN SİYASİ BİR MESELE OLDUĞU ORTADA.

Çok bilmiş BATILI dostlarımız GERÇEKTEN İNANMAYA DEVAM EDEBİLİRLER. Bu gerçekten inanmak ise.

Asıl onlara saçmalamamalarını tavsiye edin.

HAKLI OLAN İNSAN, HAKKINI ARAR, ARARKEN, HAKLILIĞINDAN ŞÜPHE ETMEZ, ŞÜPHEYE DÜŞÜP BU İDDİASINI İSPATLAMAK İÇİN ÜÇKAĞITLARA, TARİHİ GERÇEKLERİ ROMAN VE RESİMLERE, SAHTE BELGELERE, UYDURULDUĞUNU KENDİLERİ DE BİLDİKLERİ GAZETE HABERLERİNE DAYANDIRMAZ.

HAKLI İNSAN HAKLILIĞINDAN ŞÜPHE ETMEZ Kİ HİLEYE BAŞVURSUN.

Bu da gösteriyor ki Batılılar ne kadar gerçekten inanırsa inansın(yani kandırılırlarsa kandırılsınlar)

siz ne anlatsanız, ne yapsanız, hangi iyi niyeti gösterirseniz gösterin

bu meseleye siyasi bakıyorlar

Bakmaya devam etsinler

Benim naçizane tavsiyem de Türkiye'nin Amerikan Meclisinde bu tasarının kabulü için çalışmasıdır, kabul etsin bakalım Amerika Ermeni "Soykırımı"nı

Siz Amerikan Ermenilerinin bunun gerçekten kabul edilmesini istediğini mi sanıyorsunuz, evet isteye de bilirler, ama onlar da nasıl ki 3 nesil önce Türkiye'de Kürt olmadığına inanmadığı halde dağ Türkü yalanını uyduran kuşağın şimdiki kuşağı kandırdığı ve gerçekten inandırdığı gibi istiyorlar. Yani bu tasarıları gündeme getiren Ermeni kuşağı da biliyordu kabul edildiğinde bir siyasi sonucunun olmayacağını, ama şimdiki kuşak olacağına inanmış, 3 kuşak önceki atalarına kanmış, istiyorlar

Kabul etsinler de görsünler hiçbirşey olmayacağını,

Veya biz de görelim, biz güçsüz bir ülke olur isek, Amerikan Meclisi o tasarıyı kabul etmese bile Ermenilerin siyasi taleplerinin gündemde kalacağını

vs.

Amerikan Meclisi kabul etsin, ancak ellerindeki kozu kaybederler

...

Sonsöz: Evet tehcir sırasında Ermeniler ölmüş, bu onlar için bir trajedi, fakat tehcir nedenlerinden ari düşünülemez, tehcir uygulamasının nasıl yapıldığı, gösterilen dikkat ve özen yadsınamaz, ölenler için üzülürüz, ama Ermenilerin şirazeyi kaçıran talepleri, hileleri, HİLELERİ, YALAN VE YANILTICI BELGELERİ, BİLGİLERİ, diğer devletlerin de bu meseleyi siyasi bir mesele olarak gördükleri de bir gerçektir.

Değiştirebilmek için ne yapmalıyız

İyi niyet görmedikçe iyi niyete hiç gerek yok. Arşivler açılmıştır, bundan ala iyi niyet olmaz, iyi niyetli birisi varsa karşınızda

...

Sizin gösterdiğiniz o iyi niyet de, ve eleştirdiklerinizin gösterdiği inat da olaylara siyasi bakan kör Batılı'nın fikrini değiştirmeyecek. Yani o eleştirdiklerinizden 1 adım önde falan değilsiniz.

O yüzden doğruları söylemeye devam edelim: Ermeniler tehcirde ölmüştür, şu şu nedenlerden ölmüştür, tehcirin nedeni şunlardır, tehcir şöyle yapılmıştır, Ermenilerin sayısı şu kadardır, öleni şu kadardır.

İyi niyet mi?

Bu noktada hayır, göstereceğiniz her iyi niyet zafiyettir. Kaldı ki söylediğiniz faydayı bu iyi niyetiniz de sağlamaz. Çünkü mesele siyasi. Bunu kaç defa tekrar ettim yahu :)

haklı insan haklılığından şüphe duymaz, hileye başvurmaz

En iyisi Türkiye'nin Amerikan meclisinden bu tasarının geçmesi için CİDDİ CİDDİ GEÇMESİ İÇİN UĞRAŞMASIDIR.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 11, 2010 11:26 AM

Mustafa Yüce/Dinç (aynı kişiydiniz yanılmıyorsam) ne güzel yazmışsınız! Aman dikkat edin sizi Ergenekoncu sanmasınlar :)) Ne de olsa bütün liberal aydın demokratlarımız Ermenilerden özür dileme yarışında...

Benim anlamadığım bir şey var. Tarih/hukuk konusundaki cahilliğime verin: TC bir devrimle gerçekleştiğine göre, biz Osmanlı döneminde gerçekleşmiş/gerçekleşmemiş bir hadiseden niçin sorumlu tutuluyoruz? Bu hadise bizi ilgilendirmez, diyemiyor muyuz? Böyle sorumluluklar kaç yıl geriye götürülebilir? Örneğin, Avrupa devletleri Afrika'da, Amerika'da, Asya'da yaptıkları mezalimin hesabını vermişler mi?

Yazan: Frkn Tarih: March 11, 2010 2:26 PM

ABD'nin soykirim icin verecegi karari merak ediyoruz ama bir kisim politikaci ve yazarlar ABD kabul etse ne cikar diyor,bir kismiysa ciddiye aliyor.Dogru olan hangisi bilmiyorum fakat benim anladigim kadariyla Turklerin soykirim yapip yapmadigi cokta umurlarinda degil amerikalilarin.Obama,Turkiye'yi ciddiye aliyor ama bu Turk tezine inandigindan degil orta dogu siyasetinde Turkiye'nin stratejik konumu cok onemli oldugu icin.Turkiyeyi gozden cikaramiyor fakat diger taraftan ABD'de ermeni agirligi cok daha ciddi gorunuyor.Adamlar amerikan ekomisinde olsun,politikasinda olsun cok daha etkinler,orada yasayan bir suru ermeni var,biz yillarca inkar edip gormezden gelirken onlar kendilerini dunyaya anlatmislar,elbette onlara hak vermeleri daha mantikli.

Turkiye yillarca inkar politikasi guttu,fakat bu kimsenin kendine destek vermesine ve anlamasina yol acmadi.Simdiki hukumet tabulari biraz yikarak iliskileri artirmaya calisti,kendini daha cok anlatmaya calisti ama bana gore bastan kaybedilecek bir savasti bu.Iliskiler artti diye yada daha iyi duzeye gelecek diye ermeniler iddialarindan vazgecmeyecegini eminim hukumet cok iyi biliyordur.Su anki tabloya bakinca benim anladigim, ermeniler cozum istemiyor, bir orta yol bulunmasina da sicak bakmiyorlar,ortak bir tarih kurumuna da cok istekli degiller.
Soykirimsa cok abarti bir tutum,fakat sonucta bir trajedi yasanmis.Insanlar yuzyillarca yasadiklari topraklardan zorla surulmus,savas donemi zaten bir suru kisi olmus.Yasadiklari aciyi her gelen nesile anlatip,acilarini hep taze tutmuslar,milli mesele olmus.Bundan sonraki asamada ABD yine kabul etmezse,Turkiye rahatlayacak degil,seneye ayni durum yine yasanacak.Iki ulkede adim atmazsa,bu mesele hep devam edecek gibi gorunuyor.

Yazan: svm Tarih: March 11, 2010 4:00 PM

Bu Güzel Makele İçin Çok Teşekkür Ederim..

Yazan: warez Tarih: March 11, 2010 7:41 PM

Sayin Frkn,

Lozan Antlasmasinin 60. maddesine gore Turkiye Cumhuriyeti Osmanli Devletinin Anadolu'daki mal ve mulkunden sorumludur. 62. maddesine gore borclarindan sorumludur. Anladigim kadariyla Turkiye Cumhuriyeti, Osmanli Devletinin genel anlamda yasal olarak devamidir.

Avrupa devletleri yaptiklarini sessiz bir sekilde de olsa kabul ettiler ve sembolik meblaglarda tazminat odediler. (Daha ayrintili bir yanit hangi ulke ve mezalimi kastettiginize bagli.)

Yazan: emre Tarih: March 11, 2010 9:57 PM

Sayın Mustafa Akyol:
Öncelikle "SOYKIRIM"iddasının çirkinliğini,anlamsızlığını,yanlışlığını,hukuken ispatlamak mümkünken, siyaseten "lobiciliğin""soykırım "kavramını karşımıza, hemde konuyla uzaktan yakından ilgili olmıyan ülkelerin parlemento ve senatoları aracılığla getirmeleri aslında bir tek şeyi ispatlamakta.
Milliyetçilik denilen akıl dışı ideolojinin sürekli düşman yaratma,özlemi,arzusu ve iktidar mücadelesinde tarihin belirli dönemlelerindeki olaylardan yola çıkarak mağduru idda edilen bir millet üzerinden "oy"kapma mücadelesidir.
Önce olayın 1914-1915 yıllarında geçtiği düşünülürse,muhatap olarak kabul edilecek bir yönetimin dahi ortada olmadığı bir gerçektir.Yani Osmanlı imparatorluğunun tarih sahnesinden çekilmiş olması dahi,konunun muhatabının 80 yıllık T.C devleti olamıyacağı aşikarken,bu gün dünyada hiç bir mahkemenin kendi kuruluşundan evvelki olaylarla ilgili olarak hukuki sonuçlara göre cezai müeyyide uygulaması(tazminat vs.)mümkün değilken niçin Türkiye aleyhinde (bu gün de işveç parlementosu aynı kararı aldı)bu tip kararlar alınmakta?
Önce "SOYKIRIM "suçlamasının hiçbir bilimsel ve ahlaki bir temeli yoktur.Bunu peşinen kabul etmemizin ırki veya başka bir taasuplukla hiçbir ilgisi yoktur.
Ancak bunu söylerken Tarihin belirli dönemlerindeki olayları örtmek,yokmuş gibi kabul etmek de ahlaki değildir.
Bir kaç gündür "METE TUNCAY,MURAT BELGE ve CEMİL KOÇAK'ın yakın tarihimiz ile alakalı görüşlerini öğreniyoruz.Niçin Resmi Tarihimiz
"OLANDAN"yola çıkarak değilde"OLMASI ARZU EDİLENDEN"yola çıkarak Tarihi, bir toplum inşasında endoktrinasyon aracı olarak görmekte?
Bu yalan ve yanlış bilgilerle nereye kadar gideceğiz?Kıbrısla ilgili olay prof BASKIN OLAY tarafından anlatılmasaydı,loizidu davası olmasaydı
Hangimiz (milliyetçilerimiz dışında)gerçeğin uluslar arası hukuktaki durumunu öğrenirdik.6-7 Eylül olaylarını, Gayri müslüm vatandaşlarımızın mal ve mülk lerine ne olduğu,bunun ortamını hazırlamak üzere ATATÜRK'ÜN selanikteki evine konulan bombayı ve sonraki kitlesel hareketi nezaman anladık?
Bakın meraklısı için,BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE ERMENİ SORUNU Başlıklı konferansı ile
PRF.STEFANOS YERASİMOS'un (yakın tarihlerde vefaat etmiştir)20.Mayıs 2002 de Türkiye bilimler akademesinin Akademi konferansları programı çercevesinde yaptığı konuşmanın metnine herkes ulaşabilir.
Özetle Bir tarihçinin hemde hiç bir taasupluk göstermeden akademik kariyerini kör ideolojik milliyetçiliğe boğdurmadan nasılda zirveye taşıdığını görebilirler.
Yazı uzun yorum köşesinde okuyucuyu sıkacağı için alıntı yapmıyorum.Ancak şu bir gerçekki kendinle, kendi yönetiminle,kendi tarihinle hesaplaşmadan ham milliyetçiliklerle bu yüzyılda hiç bir yere varamazsın.
Unutmayınızki TÜRKÜN TÜRKE YAPTIĞI
Propagandanın aynısını dış dünyada da aynı yol ve yöntemle bir ermeni başka bir ermeniye yıllarca yapıyor.Benim milliyetçiliğim iyidir diyorsanız ve sürekli bu konuda argüman geliştiriyorsanız,aynı yol ve yöntemle karşınızdakide geliştiriyor hemde lobi faliyetleri ile alakasız ülkelerde bu ve benzeri olayları provoke ediyor.
Sonuç yerine Merhum YERASİMOSTAN bir alıntı ile biterelim.
"BU TARTIŞMA İÇİNDE İSE TARAFLAR TARİHİ SEÇİCİ(SELEKTİF)BİR BİÇİMDE KULLANMAKTADIR.YANİ TARİH,OLAYLARIN BELLİ BİR NEDEN SONUÇ İÇİNDE ANLATAN KENDİ İÇİNDE TUTARLILIĞI OLAN BİR TÜM OLMAKTAN ÇIKIP,HERKESİN
HUKUKİ YADA HUKUKVARİ ARGÜMANTOSYONUNUNA UYGUN DÜŞECEK KANITLARI ÇEKİP ÇIKARDIĞI BİR BİLGİ BELGE AMBARI OLARAK KULLANILMAKTA VE BÖYLECE TARİH HUKUN TUTSAĞI OLMAKTA"
işte bütün mesele de bu!Selam ile...

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: March 11, 2010 11:03 PM

Frkn/Nilgün Hanım,

Ben Mustafa Fatih Yüce Bey değilim, amma da karıştırdınız!!!

Eskiden Mustafa Râvî diye takma ad kullanıyordum. Bir süredir artık kullandığım gerçek adım Uğur Mustafa Dinç. Yukarıda gerçek adımla, ama galiba Dinç kısmını D. diye kısaltarak, yazdım. Bir de çok eskiden Mehmed Mustafa takma adıyla da yorum yazmıştım, bir ara bundan da bahsetmiştim.

Mustafa Fatih Bey'in yazdıklarına da katılıyorum ve kendisinin ilk paragrafı zaten benim söylediklerimle aynı konuya işaret ediyor.

İsimlerimizdeki "Mustafa" ortaklığı oldu galiba sizi yanıltan. Yakında siz Mustafa Fatih Yüce ve Uğur Mustafa Dinç'e ilaveten, Mustafa Armağan, Mustafa Akyol, Mustafa Kemal Atatürk, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Sultan 4. Mustafa'nın da hep aynı kişi olduğunu sanmaya başlamayasınız? :P :)

Yazan: Uğur Mustafa Dinç Tarih: March 12, 2010 12:37 AM

Sekularo-fascizmin temel yasalarindan biri sekularo-fascistler arasi sava$larda kazanan taraf haklidir. Onun icin siz Ermeniler Muslumanlara ne zulum yapmi$, Balkanlarda soy-kirimi olmu$mu$ bunlari unutun. Bakin Kizilderililer, Maoriler, Aboriginiler, Endulusten surulen Muslumanlar, Yahudiler boyle bir dava acabiliyor mu? Napalim Muslumanlar sava$larda kaybeden sekularo-fascistler tarafinda sava$masalardi, bugun yaptiklari gibi OTAN/MOTAN gibi kazanacagindan emin olduklari sekularo-fascistler yaninda yer alsalardi;->
onun icin bo$ yere cenenizi yormayin, oy cokluguyla kazanan tarafta sava$mi$ olan sekularo-fascistler haklidir;->
Diyeceksiniz ki : "Peki ama Grand Sen~or biz bu ahvalu $artta ne yapabiliriz?!"
Derim ki : "Protokol'a imzayi basip sekularo-fascizmin saltanatina son verebilirsiniz, bu i$e bir yerden ba$larsaniz, bu suratle butun aleme yayilir, i$te o zaman zevkle seyredersiniz etekleri tutu$an sekularo-fascistlerdeki tantanayi."

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 12, 2010 12:55 AM

Birinci Dunya Savasi, 2. Dunya Sava$i gibi sekularo-fascistler tarafindan cikarilmi$ sekularo-fascistler arasi bir sava$ti. Bu bakimdan olaylara sekularo-fascistlerin baktigi acidan degilde SPEEler acisindan bakarsaniz, bu sava$tan madur olan Ermeniler'le Turkiye'deki ve Balkanlardaki Muslumanlar'in birle$ip sekularo-fascist ITleri ve Avrupali ve Ermeni sekularo-fascistleri sorgulamasi gerekir. O ITler ki sirf Canakkale'de 300000 + Muslumanin telef olmasina neden olmu$lardir. Muslumanlar ve Ermeniler ayrica doguda Ermeni sekularo-fascistleri tarafinda Muslumanlara kar$i i$lenen cinayetlerin de hesabini sormalidir.
Hesap sekularo-fascistlerden ve onlara destek verenlerden sorulmalidir ki halen sekularo-fascistlerin i$leye geldigi zulum ve cinayetlerin de ayni $ekilde sorgulanacagina emsal te$kil etsin. Secularo-fascistlerin suclarini uydurduklari hayali uluslarin sirtina yukleyip masum pozlarda tereyag gibi uste cikmalarina meydan verilmemelidir.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 12, 2010 5:12 AM

I$te size tipik bir sekularo-fascist edebiyati:
"Bakınız; Atatürk’ün Anzaklara yaptığı konuşma “'' Bu memlekette kanlarını döken ve hayatlarını kaybeden kahramanlar!
Şimdi burada bir dost ülke'nin toprağında yatıyorsunuz.
Huzur içinde uyuyunuz.
Bizim için, burada, koyun koyuna yatan mehmetçiklerle Johnni'ler arasında bir fark yoktur.
Siz, uzak diyarlardan, evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı siliniz.
Evlatlarınız bizim bağrımızdadırlar.
Huzur içindedirler.
Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra bizim de evlatlarımız olmuşlardır”"

siz gelin sekularo-fascist emeller ugruna Muslumanlarin ve diger insanlarin canina kiyin sonrada utanmadan yukaridaki laflari edin, tahmmul edilir kustahlik degil bu laflar.
Dunaynin yedi bucagindan dev$irdiginiz bu insanlar burada ne ugruna sava$tiriliyorlardi?
Sekularo-fascist emelleriniz ugruna!.
I$te her iki tarafta sava$tiran sekularo-fascistlerden sorulacak hesap bu.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 12, 2010 5:27 AM

Emre çok teşekkürler.

Yazan: Frkn Tarih: March 12, 2010 9:23 AM

Sayın Frkn,

Mustafa Dinç Bey, aynı kişi olmadığımızı açıklamış. Bir de ben uzatmayayım :D

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 12, 2010 10:35 AM

Sayın Uyar,
Her zamanki gibi yorumlarınızı keyifle takip ediyorum. Yazınıza genel olarak katılmakla birlikte şöyle bir tespit ve sorunuz var: “Önce olayın 1914-1915 yıllarında geçtiği düşünülürse,muhatap olarak kabul edilecek bir yönetimin dahi ortada olmadığı bir gerçektir.Yani Osmanlı imparatorluğunun tarih sahnesinden çekilmiş olması dahi,konunun muhatabının 80 yıllık T.C devleti olamıyacağı aşikarken,bu gün dünyada hiç bir mahkemenin kendi kuruluşundan evvelki olaylarla ilgili olarak hukuki sonuçlara göre cezai müeyyide uygulaması(tazminat vs.)mümkün değilken niçin Türkiye aleyhinde (bu gün de işveç parlementosu aynı kararı aldı)bu tip kararlar alınmakta?” Uzmanlık alanımın Milletlerarası Hukuk olmadığı şerhini öncelikle kayıt altına alayım! Malumunuz Lozan Antlaşması ile Osmanlının borçlarını kabullendik, kapitülasyonları kabul ettik. Ayrıca, örneğin Yunanistan’la karşılıklı mübadeleye ilişkin anlaşmalarımız var. Mübadeleye konu olan insanlar eski Osmanlı tebaası. Dolayısıyla “Reddi Miras” söz konusu değil. Kuruluş öncesi dönemi ilişkin olaylarda muhatap olamayacağımız iddiası şu doğal sonucu da doğurmaz mı?
1-Kıbrıs’ta hangi hak ve tarihi iddia ile varız?
2-Hatay kuruluştan sonra hangi hak ve iddia ile Türkiye’ye bağlandı? Vs.
Size şöyle bir örnek vereyim, konu belki daha iyi anlaşılır. Babası ölen bir insan reddi mirasta bulunmuşsa babasının alacaklarından ve borçlarından sorumlu olamaz. Aksi takdirde örneğin alacaklılar tüm yasal haklarını mirasçılara yöneltebilir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan önceki döneme ilişkin konuları bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Diğer konuya gelecek olursak; tüm evrensel/modern hukukta esas olan ilke gereği, işlendiği zamanın kanuna göre suç sayılmayan bir fiilin, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla suç sayılmış olması halinde fail cezalandırılmaz. Basit bir örnek verecek olursak, hırsızlık fiili, fiilinin işlendiği tarihte mevcut yasalara göre suç değilse, daha sonra hırsızlık fiili yasa koyucu tarafından suç olarak nitelendirilse bile faile fiilin suç olarak kabul edilmediği dönem için ceza verilmez. Yanlış hatırlamıyorsam soykırımın ilk defa suç olarak kabul edilmesi 1948 yılına tekabül ediyor. Dolayısıyla önceki dönemlere ilişkin suç isnadında bulunmak temel prensipler ışığında mümkün değil.
Ermeni soykırımı iddialarına batının tavrının hukuki veya tarihi yaklaşımdan çok siyasi olduğuna inanıyorum. Konunun insani boyutuna daha önce değinmiştim, tekrara gerek yok sanırım. Saygılar,…
Av. Cengiz GÜLAÇ

Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 12, 2010 2:58 PM

Muhterem Cengiz GÜLAÇ beyefendi,
Öncelikle benden daha ehil olduğunuz ve daha bilgi sahibi olduğunuz bir alan,buna rağmen her zamanki gibi tevazu göstermişsiniz.
Sayın Taha akyolun da (9Mart 2010 tarihli yazısı)belittiği gibi" BM Soykırım Sözleşmesi 1948’den geriye doğru yürütülemez "tespiti hukuki bir argüman,ancak tabiki kabul görmüş tek huykuk normu değil.
Osmanlının borçlarını üstlenen genç cumhuriyetin durumu zannediyorum biraz farklı,Lozan antlaşması taraflardan biri olanın(bize ait olanın)kabulü,aynı zamanda kıbrıs olayıda böyle,bakın PRF Baskın olay şöyle diyor;

"1- Tarihsel açıdan: Osmanlı, Kıbrıs'ı 1570'te fethetti. 1878'de, desteğini elde etmek için, fiilen İngiltere'ye bıraktı. İngiltere burayı kendi topraklarına kattığını 1914'te ilan etti. 1923 Lozan'ın 28. maddesi ise şöyle diyordu: "Türkiye, İngiliz hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs'ın [İngiltere'ye] katılışını tanıdığını bildirir." Demek ki, Kıbrıs en azından Lozan'dan beri yok."
Bizim Kıbrısla ilgili yaptırım hakkımız "Garantörlük"hukukundan doğuyor,ancak oda kendi soydaşlarımızın can güvenliği ile sınırlı,yoksa oranın toprak ve demografik yapısını değiştirme ile alakalı teknik konular tartışma dışı,yani niçin kıbrısın tamamı alınmadı,
şeklindeki milliyetçi refleksin uluslar arası hukukta yerinin olmadığı bir vakıa.Bunun delili Yukarıda arz edilen Baskın oranın tespitleri.
Sonuç olarak Ermeni soykırım iddası tamamen siyasi,işte şimdi bir sorgulamanın yapılmasının tam zamanı,
Eğer bunlar benim umurumda değil deniliyorsa söylencek bir şey yok,ancak Amerika ve isveç örneğinde olduğu gibi "Hayır buz gibi umurumuzda "diyorsak,Amerika ve Avrupanın dışında kalarakmı bu lobilerle savaşabiliriz?(alınan karar oy sayısınıda düşünelim)Yoksa 3.genç Türk neslinin yaşamını sürdürdüğü bu topraklarda güçlü,kendi kapitalist sınıfını var ederek en az onlar kadar o parlemantolara giren Türk milletvekilleri sayesinde ve Türk müteşebbisleri sayesinde güçlü lobicilik faliyetleri ilemi savaşabiliriz?
Samimiyet testinden geçmemiz zannediyorum şu an dahada luzumlu.
Selam ve hürmetler...

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: March 12, 2010 10:49 PM

Abidin Bey dedi:
"Sonuç yerine Merhum YERASİMOSTAN bir alıntı ile biterelim.
"BU TARTIŞMA İÇİNDE İSE TARAFLAR TARİHİ SEÇİCİ(SELEKTİF)BİR BİÇİMDE KULLANMAKTADIR.YANİ TARİH,OLAYLARIN BELLİ BİR NEDEN SONUÇ İÇİNDE ANLATAN KENDİ İÇİNDE TUTARLILIĞI OLAN BİR TÜM OLMAKTAN ÇIKIP,HERKESİN
HUKUKİ YADA HUKUKVARİ ARGÜMANTOSYONUNUNA UYGUN DÜŞECEK KANITLARI ÇEKİP ÇIKARDIĞI BİR BİLGİ BELGE AMBARI OLARAK KULLANILMAKTA VE BÖYLECE TARİH HUKUKUN TUTSAĞI OLMAKTA""

burada anlatmaya calistigimiz, bu soylenelerden daha da kapsamli sekularo-fascist tekyasalciligin tutsagi sirf tarih degil, esas tutsaklar yasama haklari, yasalari inkar edilmi$ olan SPEEler, bunlar hayali bir ulus ugruna yava$, yava$ kurban ediliyor. Sekularo-fascistlerin en mariz yani sirf Tarih'in gercekleriyle ilgili olmamalarinda degil diger bilim dallarinda da gercek pe$inde ko$acaklarina salvare apparentias (zevahiri kurtarma) yolunu secmeleridir. Oyle saniyorum ki bu daha ba$tan butun yatirimlarini hayali ulusa adami$ olmalarindan kaynaklaniyor.
Bu konuda $u kitabi tavsiye ederim:
To save the phenomena
Pierre Duhem

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 13, 2010 10:25 AM

Sayın Uyar Merhaba,
Soykırım meselesinin cumhuriyet öncesi dönemi ilgilendirmesi veya 1948 yılında suç sayılan bir fiilin geriye götürülüp götürülememesi mevzuu her ne kadar hukuki bir tartışma olsa da, farklı ülkelerce alınan kararlar sizinde belirttiğiniz gibi hukuki değil siyasi.
En son İsveç parlamentosunda alınan kararda çok iyi gösterdi ki alınan kararlar tamamen siyasi. Tasarı hiçbir akademik araştırmaya dayanmadan, sadece önyargıların ve bilinçaltı husumetlerin etkisiyle hazırlandı... Karada sadece Ermeniler yok, tüm gayrimüslim azınlıklar var. (Allahtan Kızılderililerin Türk olduğu! İddiamızdan başka fiili bir irtibatımız hiç yok!!!) Muhalefetteki sol ittifakın oylarıyla, tek oy farkıyla kabul edildi. Somut delillerle ve tarih biliminin kendi mantığıyla izaha muhtaç soykırım gibi çok ağır ve ciddi bir suç muhakeme edilmeden, tek taraflı oy verenin siyasi pozisyonuna göre karar verildi. Soykırım kararı; özelleştirmeler, sosyal adalet, gelir dağılımı vs konular gibi parlamenter oy açısından önemi/gerekliliği olan konular değil ki oylar sağcı-solcu ayrımına tabi olsun. Herhangi bir ülke parlamentosunun kendisine “Bilirkişi Heyeti” rolü biçmesi utancı sonraki nesiller açısından önemli olabilir, tarihi bir değeri olabilir; ancak, günümüz açısından alınan kararların önemi ve değeri muhatabının gücü ve ciddiyeti oranında anlam ifade ediyor. (Sanırım BM’nin İsrail’e Filistin’de uyguladığı orantısız güç uygulamasına dair uyarılarını, nükleer enerji konusundaki kararları doğru örnekler olur)
Biliyorsunuz son soykırım kararlarını “one minute” olayına bağlayanlar oldu. Ne kadar doğrudur, bunu bilecek durumda değilim. Ancak, gerçek şu ki; “Soykırım” iddiaları Demoklasin Kılıcı gibi sürekli başımızın üstünde duruyor. Bölgemizdeki her hamlemizde karşımıza çıkarıyorlar. Ancak kabul etmeliyiz ki özeleştiri kültüründen gelmiyoruz. Doğal olarak yönetim anlayışımıza da yansıyor bu durum. (Bu konuda sosyolojik araştırmalar var mı, bilmiyorum. Sanırım araştırmaya muhtaç bir konu) Sadece iç siyasete yönelik bir değer taşıyan kırmızı çizgilerimizin uluslararası alanda ne anlam ifade ettiğini neredeyse seksen yıl hiç sorgulamadık. Büyükelçi çağırmak, meydanlarda buzdolabı tepelemek ego tatmininden öte hiçbir uluslararası etki yaratmadı. Elçi çağırıp tekrar geri göndererek ciddiye alınmayı beklemek mümkün değil.
Peki çözüm? Çok şey ileri sürülebilir. Artık sanırım salt milliyetçi yaklaşımları bırak olaylar daha akılcı bakıp değerlendirme yapmanın zamanı geldi. “Onlar ortak, biz Pazar” deyip AB üyeliğini ıskalamasaydık en azından AB üyelerinden soykırım tehdidi almazdık. Güçlü ordu güçlü millet anlayışı İsveç Parlamentosuna sökmüyor işte. Darbeler, muhtıralar, andıçlar, balyozlar, irtica, Kürt sorunu vs. bu kadar çok hataya rağmen ciddi ve güçlü bir devlet olmayı başardık. Tüm siyasi kariyeri boyunca “Köy-Kent” projesinden başka hiçbir fikri/projesi olmayanları kurtarıcı/yönetici diye başa geçirmezsek bazı şeyler değişmeğe başlar sanırım. Değişiyor da,… Enerjimizi kendi insanımızla uğraşmak için değil, kendi insanımızı, dolayısıyla devletimizi yüceltmek için kullanmalıyız. Saygılar,…
Av. Cengiz GÜLAÇ

Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 13, 2010 4:57 PM

$urasini biraz daha acayim:
"Oyle saniyorum ki bu daha ba$tan butun yatirimlarini hayali ulusa adami$ olmalarindan kaynaklaniyor.
Bu konuda $u kitabi tavsiye ederim:
To save the phenomena
Pierre Duhem"
aslinda bu salvare apparentias'in kaynagi P.Duhem'in de kitabinda belirttigi ve Ibn Rushd gibi Musluman du$unur ve bilim adamlarinin tamamen kar$i ciktigi bir Eski Yunan gelenegi, bakin $oyle:

To save the phenomena
Pierre Duhem
p xvi

"physics is not capable of proving its postulates, nor does it have
to prove them"

Averroes De Caelo 2.35

"We find nothing in the mathematical sciences that would lead us to
believe that accentrics and epicycles exist.
For astronomers propose the existence of these orbits as if they
were principles and then deduce conclusions from them which are
exactly what the senses can ascertain. In no way do they demostrate
by such results that the assumptions they have employed as
principles are, conversly, necessities.
Now, through logic we know that every demonstration goes from what is better known to what is more obscure. If what is better known is posterior to what is less known, we have a "demonstration quia." But if what is better known precedes what is less known, two situations may arise: It may be that the existance of the object of
demonstration is obscure, while its cause is known. In such a case
we have an absolute demonstration, which makes known both the
existence and the cause of its object. But if what is unknown is
the cause of the object, we shall only have a "demonstration proper
quid".

But the theory we are talking about belongs to neither of these
modes of demonstration. For in this theory the principles are
hidden from us, but they are in no way necessitated by the known
effects. Astronomers are satisfied to assume such principles,
although they do not know them.

Furthermore, if you consider the effects that astronomers bear in
mind when they advance their principles, you will find nothing in
them from which it follows essentially and with necessity that this
is the way things are. Having laid down unknown principles and
having drived known conclusions from them, the astronomers have
merely assumed the truth of the conversion.

The astronomer must, therefore, construct an astronomical system
such that the celestial motions are yielded by it and that
nothing that is from the standpoint of physics impossible is
implied...Ptolemy was unable to see astronomy on its true
foundations....The epicycle and accentric are impossible.
We must, therefore, apply ourselves to a new investigation
concerning that genuine astronomy whose foundations are
principles of physics...Actually, in our times astronomy
is nonexistent; what we have is something that fits
calculation but does not agree with what is.

When I was young, I hoped to be able to complete this
investigation myself; now that I am old, I have abandoned
that hope; but perhaps these words will induce someone else
to undertake such a study.
(and al-Bitrogi his student fulfilled this wish)
Metaphysica, Ibn Rushd 4, comm. 45

To propose mathematical hypotheses a priori, and then to derive
conclusions from them that are faithful representations of the
facts of observation is the essential task of anyone who constructs
a theory. It would be quite absurd to think that experience, when
it bears out the results of the deductions, transforms their
premises into demonstrated truths. Nothing goes to show that
altogether different premises might not have led to the same
conclusions.

P.Duhem

No matter how numerous and exact the confirmations that are brought to a theory by experience, the hypotheses supporting the theory never attain to the certainty of commonsense truths. It would be a serious mistake to think that they do. To defend such a position in our day, after history has witnessed the collapse of so many
theories long accepted without dispute, one would have to be even
more naive.
p.66

For the astronomer's job consists of the following: To gather
together the history of the celestial movements by means of
painstakingly and skilfully made observations, and then-since he
cannot by any line of reasoning reach the true causes of these
movements-to think up or construct whatever hypotheses he pleases
such that, on their assumption, the selfsame movements, past and
future both, can be calculated by means of the principles of
geometry...It is not necessary that these hypotheses be true. They
need not even be likely. This one thing suffices that the calculation to which they lead agree with the result of observation.
..Obviously this science simply does not know the causes of the
irregularity of apparent movements. It thinks up fictive causes
which generally speaking, it views as known with certainty; yet it
is not with an eye to ever persuading anyone that this is how
things really are that it so conceives of the hypotheses, but
solely to set up correct computation. Sometimes alternative
hypotheses are available with which to account for one and the same
movement; the accentric and epicycle in the theory of solar motion
are a case in point. In such a case, the astronomer will by
preference choose the hypothesis that is easier to grasp while the
philosopher tends to seek out likelihood. Neither the one nor the
other can, however, either conceive or enunciate the least
certainty, unless he be the recipient of some divine revelation...Let no one, then expect from astronomy any doctrine about these hypotheses that is certain. Astronomy can give him nothing of the sort. Let him take care not to take as true, assumptions which were fabricated for quite a different purpose, lest, far from gaining access to astronomical science, he be turned away from it, and leave it more stupid than he was before.

p.68

On April 20, 1541, Osiander writes to Copernicus:
As for hypotheses, this is what I have always thought on that
subject: they are not articles of faith, they are merely the basis
of calculation; even if they should be false, that hardly matters,
so long as they reproduce the...of movements exactly.

p.69

In 1541, Gemma Frisius, the celebrated Dutch astronomer, writes a
letter to Dantiscus, from Louvain, in which he speaks of Copernicus
in the following terms:
I won't become embroiled in any argument about the hypotheses he
uses for his demonstration; I don't investigate what they are nor
what portion of truth they conatin. Ir hardly matters to me whether
he claims that the earth moves or declares it immobile, so long as
we get an absolutely exact knowledge of the movements of the stars
and of the periods of their movements and so long as both are
reduced to altogether exact calculations.

p.109"

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 13, 2010 7:32 PM

Cengiz Bey dedi:
"Enerjimizi kendi insanımızla uğraşmak için değil, kendi insanımızı, dolayısıyla devletimizi yüceltmek için kullanmalıyız. Saygılar,…"
Cengiz Bey hukukcu adamsiniz hayali bir ulus uzerine kurulu hayali devleti hangi hayali hukukla nereye kadar yuceltebilirsiniz?
Enerjinizi bo$una harcamayin!
Bu hayalciler Ermeni meselesini gerceklere dayanarak halledemezler, gorunumu kurtarmaya calisirlar (salvare apparentias), o kadar. Bu i$i de kar$isindakiler kendilerinden daha iyi bildiginden onlarin dedigi gecerlidir. Sizse bu halinizle devletinizin gercegini bile inkar ettiginizin farkinda degilsiniz. Ho$ geldiniz "salvare apparentias klubune";->
Uzulmeyin Papa'da ayni klubu tutuyor;->>

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 13, 2010 7:46 PM

Muhterem GÜLAÇ:
Aynen katılıyorum.Bir önceki yorumumdada belirttiğim gibi,bu alınan kararlar umurumuzda değil diyemeyiz.Tammamen siyasi,ve ülkelerin iç siyasi hesaplarının oya tahvil edilmesindeki ilkellik.Ancak bu ilkelllik İnsanlık tarihi kadar eski.
İşte Milliyetçilik denilen ideoloji
nin getirisi,Sizin her İzmiri kurtuluş mizansenizdeki Yunanlıyı denize dökme figürü,veya ders kitaplarınızdaki Türk Toplumuna yapılan vahşet alıntılarının,karşı milliyetçilik tezahüründeki yeri de işte bu tip atraksiyonlar,lobi faliyetleri,ekonomik anbargolar vs.vs..
İşin çözümünün Soyut DEvlet Aklından(rasyonalist)siyasi akla(amprik) evrilmesinden geçeceğine inanıyorum.İnşallah bir gün Rasyonalist siyaset ile Amprik siyasetin ne olduğunu tartışabiliriz.Bu konuda ProF.Mustafa Erdoğandan,Mümtazer türköneye kadar bir çok bilim adamının görüşleri ortada. Yani sizin iç siyasetinize malzeme ettiğiniz konuyu rahatlıkla, dışınızdakilerde yapabilmekte ,etki tepki prensibi.
Bizler konuyu tarihçilere bırakalım
derken sonderece haklıyız,peki kendi yakın tarihimizi kendi özgür tarihçilerimize bırakmaktan niçin korkuyoruz.Niçin Resmi tarihimizi resmi tarihçilerimiz dışındaki,özgür tarihçilerimize sorgulatma fırsatı vermiyoruz.
İşte dediğiniz gibi eleştrilmek korkusu,kendimizle yüzleşmek korkusu.
Bir önemli konuya daha değinmek istiyorum.Bizde siyasi kültürümüze giren "ÖDÜNSÜZLÜK KÜLTÜRÜ"diğer uluslardada mevcut.O ülkelerdeki akil adamlar Miliyetçilik denilen ideoloji karşısında malesef yeniliyorlar,bizdede öyle değilmi,terör bu gün bir günde biter,ancak hiçbir akil adam, ham milliyetçilk karşısında barınamıyacağını bilir.Çünkü karşınızdaki Şunlardan,şunlardan bahsedemezsin,bunlar sohbet konusu dahi olamaz,bunların dışında ne varsa görüşelim diye kırmızı çizgiyi çizdiğinde,(Soy kırım konusunda ermeni lobileride mevcut parlememtolarda aynı şeyi yapmaktalar) zaten ortada konuşulcak mesele kalmamıştır.
Diyolag konuşmaktan ve karşınızdakini konuşturmaktan geçer.Peşinen karşınızdakinin konuşmasını "Hainlik"olarak görürseniz kendinize de vatanseverlik kalır.Halbuki tarih nice vatansever diye yutturulmuş maceracı,hasta,ülkesini perişan eden insanlarla doludur.İşte Amprik akıl burda devreye girerek geçmişi test eder,hatasından döner,ve tarihi tekerrür ettirmez.Çünkü Tekerrür eden Tarih aynı zamanda Aptalların tarihidir.Ve Halkına bedel ödettirir.Selam ile..

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: March 13, 2010 8:54 PM

Abidin Bey dedi:
"Bizde siyasi kültürümüze giren "ÖDÜNSÜZLÜK KÜLTÜRÜ"diğer uluslardada mevcut."
neden olmasin ki, sirf benzerlik bu mu?
Bugunku modern "devlet, ulus" kavramlari Fransiz Ihtilali'in yan urunudur. Bunlarin anayasalarindan ornekleme yapin gorursunuz ki bunlar prototip Fransiz Anayasasindan kopyalamadir, ayni degi$tirilemez temel maddeleri icerirler. Bunlar arasinda hayali "ulus"'a destek verecek kulturel kuruluslar da benzer yapilardadir, dil, tarih kurumlari, muzeler, spor tesisleri, parklar, bahceler, guzellik yari$malari, moda gosterileri, turistik tesisler, konferanslar, toplantilar, yari$malar, filmler, tiyatrolar, TV programlari, gizli-acik cemiyetler, klupler, bayramlar, seyranlar, anneler, babalar, cocuklar, sevgililer, gunleri, yilba$i v.s. asimilasyonu saglayacak kurulu$ ve orgutler. Ekonomi alaninandaki benzerlikleri de bunlara kolaylikla katabilirsiniz.
Modern Devletleri kar$ila$tirirken anayasalarindan ba$lamak, daha once bulunmadiginiz bir $ehri gezerken kullanacaginiz $ehir haritasini goz onunde tutmaniz gibidir.
Bu benzerliklere baktiginizda bugunku ulusal-devletler arasindaki farkin kozmetik oldugunu gorebilirsiniz. Bendenizin bunlari butun bu benzerliklerinden dolayi sekularo-fascist olarak adlandirmasi temel yasalarindaki benzerliklerine dayanmaktadir. Bu devletlerin en karakteristik ozelligi de tek-yasal olmalaridir.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 14, 2010 9:26 PM

Sayın Gülaç ve Uyar,

Cumhuriyet tarihini batırdınız da batırdınız. Şu Atatürk ve sonra gelenler bir tane de iyi iş yapmamışlar. Bugün her ne başımıza geliyorsa, zaten son 85 yıllık tarihimizin kabahati.....Neyse ki AKP var da her şey güllük gülistanlık oldu:))

İslam tarihini de resmi olmayan, yani İslam kaynaklarının dışındaki kaynaklara dayanarak öğrenmeye var mısınız? Yani İslam bağlamında 'aptalların tarihini' değil, gerçek olanını? 'Ampirik akılla' sorgulananı?

Yazan: Frkn Tarih: March 14, 2010 10:05 PM

Sayın Uyar Merhaba,
Öncelikle sitede yazdığınız son yazınızdan kısa bir alıntı yapmak istiyorum, devamında belki derdimi anlatabilirim: “…,Niçin Resmi tarihimizi resmi tarihçilerimiz dışındaki,özgür tarihçilerimize sorgulatma fırsatı vermiyoruz.
İşte dediğiniz gibi eleştrilmek korkusu,kendimizle yüzleşmek korkusu.
Bir önemli konuya daha değinmek istiyorum.Bizde siyasi kültürümüze giren "ÖDÜNSÜZLÜK KÜLTÜRÜ"diğer uluslardada mevcut.O ülkelerdeki akil adamlar Miliyetçilik denilen ideoloji karşısında malesef yeniliyorlar,…” Bir önceki yazımda benzer bir tespitte bulunmuş, özeleştiriye kapalı olduğumuzu ve bunun sosyolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini söylemiştim. Müsaade ederseniz bu yazımda konuya başka bir açıdan bakmak istiyorum. Mümkün olduğu kadar kısa yazmaya çalışacağım, bakalım başarılı olabilecek miyim!?
Yazılarımızı okuyan bir site yorumcusu ikimizide eleştirmiş: “Cumhuriyet tarihini batırdınız da batırdınız. Şu Atatürk ve sonra gelenler bir tane de iyi iş yapmamışlar. Bugün her ne başımıza geliyorsa, zaten son 85 yıllık tarihimizin kabahati.....Neyse ki AKP var da her şey güllük gülistanlık oldu:))” Yazılarımı takip ediyorsanız biliyorsunuzdur, ara ara bu zihniyeti eleştiriyorum. Herhangi bir beklentim, ümidim kalmadığı için konuları karşılıklı yazışmaktan uzak tutmaya çalışıyorum. Bu kafa özeleştiri yapsa ne olur, yapmasa ne olur? Yazar, kafasında her ikimizide bir yere koymuş, tespitini espiriyle süslemiş devamında şunları söylemiş: “İslam tarihini de resmi olmayan, yani İslam kaynaklarının dışındaki kaynaklara dayanarak öğrenmeye var mısınız? Yani İslam bağlamında 'aptalların tarihini' değil, gerçek olanını? 'Ampirik akılla' sorgulananı?” Ne ilgisi var demeyin, yapıyorlar. Hani bu ülkede beraber yaşamasam, milyonlarca örneğini görmesem anlamakta zorlanabilirdim, ama o kadar çoklar ki! Bakın, Ermeni soykırımı iddialarıyla İslam’ın, İslam tarihinin, “Aptalların tarihi”nin ne ilgisi var, bu nasıl bir zekanın ürünüdür ve bu zeka insanları, inançlarını, tarihini nasıl aptallıkla suçlar? vs demiyorum bile. Alıştırdılar! (Yazılarınızın benim açımdan önemini şimdi anlıyor musunuz?)
Bir çok konuda kendini yetiştirmiş çok büyük değerlerimiz var. Sıkıntı bu insanların toplumda ne kadar karşılık bulabildiklerinde. Farklı şeyler söyleyen herkese tepki hep aynı oluyor. “karşınızdakinin fikrini çürütmek yerine,onu peşinen toplumun lanetlediği ön kabuller arasındaki bir katagoriye yerleştirirsiniz.Artık karşınızdakine bir şey yapmanızda gerekmez,o aşkın suçlayıcı öge yeter gerisini o halleder.” (Abidin Uyar) Özellikle size sizden örnek verdim!
Ürettiğiniz bir değer varsa onu bu topluma sunuyorsunuz. “Bugün her ne başımıza geliyorsa zaten son 85 yıllık tarihimizin kabahati.” Diyen bir insan hangi özeleştiriyi yapabilir ki? Boşu boşuna; “Hanfendi/beyefendi, hangi doğru 85 yıl yanlış sonuçlar doğurur? Demek ki eleştirmemiz, düzeltmemiz gereken şeyler var. Eleştirmek demek yıkmak demek değil ki. Daha mutlu, özgür, gelişmiş vs bir toplumda yaşamayı kim istemez,…” demeyin. Anlamıyorlar! Anlamama konusunda da çok istikrarlılar.
Bir guruba dair ümidimi kaybetmeme rağmen, genel olarak beklentimi yüksek tutuyorum. Yavaş yavaş değişimi hissediyoruz sanırım. En azından sayın Akyolu’n katkılarıyla bizlere sunduğu bu sitede karşılıklı nefretlerimizi birbirimize sunmuyoruz veya ortak nefretlerimiz bizi bir araya getirmiyor. (Belki yapanlar olabilir!) Yıllarca insanlar bunu yapmadı mı? Ortak bir “Nefretin” etrafında toplanıp tüm ülkeyi çatışma alanına çevirmediler mi? Evet, evet! Biz yinede ümidimizi kaybetmeyelim,.. Selamlar, saygılar,…
Av. Cengiz GÜLAÇ


Yazan: Cengiz Gülaç Tarih: March 15, 2010 1:40 AM

Sayın Gülaç, siz gene Sn Uyar'a yazar gibi beni eleştirmişsiniz. Ben eleştirimi doğrudan yapmayı severim. Dolambaçlı yollardan hiç hoşlanmam. Dedikodu misali çekiştirme bana fena halde itici gelir. Ama siz bunu yaparak sitedekilerin fikirlerini eleştirmekten ziyade şahsiyetlerini aşağılamak yoluyla kendinizi üstün bir konuma yerleştirmeye çalışıyorsunuz. Benim ailem beni 'bırak seni başkası takdir etsin' şeklinde yetiştirdi. (etmezse de etmesin) İnsanın kendi kendisiyle övünmesini çiğlik addederim. Siz buna kibir diyorsunuz. Ve evet, en büyük günah olduğu halde, kibirlisiniz. Her yorumunuza 'Av.' sözcüğünü eklemeniz de bunu kanıtlıyor.

Sn Uyar'ı yere göğe koyamıyorsunuz ama yazdıklarını da doğru dürüst okumamışsınız. 'Tekerrür eden tarih aynı zamanda aptalların tarihidir' ifadesi Sn Uyar'a aitti. Ben yalnızca 'tekerrür eden aptalların tarihi' dediği durumu bir analoji yoluyla İslam'a uyarladım.

Yazan: Frkn Tarih: March 15, 2010 9:06 AM

Sn,FRKN;
Sn,Av.Cengiz GÜLAÇ'a ve bendenize yönelttiğiniz suçlamayı hak etmedik.Her ikimizin de yorumları "KABULLERİNİZ"arasında olmıyabilir.Ortada bir sorunun olduğu muhakkak,ancak bu yazdıklarımızdanmı?yoksa okuyup anlamadığımızdanmı?Bunu hakemli bir ortamda tartışsak diyorum ancak buda mümkün değil.
Önce nerden çıkardınız" Şu Atatürk ve sonra gelenler bir tane de iyi iş yapmamışlar. Bugün her ne başımıza geliyorsa, zaten son 85 yıllık tarihimizin kabahati.....Neyse ki AKP var da her şey güllük gülistanlık oldu:))"bu zihni senaryoyu.
Sadece her ikimizinde yapmaya çalıştığı
ibn-Haldun sosyolojisinden hareketle,tarihi tenkid metoduna baş vurmamız.Yani TEMHİZUL-HABER,VEL İNTİKAD,Yani Gelen haberi temhize tabi tutup,tenkidle doğruyu yanlışdan ayıklama,sizde bunun aksini yaparsınız.
Ne AKP liyim nede başka tuttuğum bir parti var.Benim birey olarak meşru taleplerim var,bu taleplerim kimim tarafından yerine getirilmesi önemli değil,kimin artı hanesine yazılıp kimin ne kadar oy alınacağı önemli değil.
Ermeni sorunu Osmanlının son dönemi 1914-1915 İttihatçılık,Çeteleşme,düşünün Topal osman diye istiklal mahkemelerinde aranan ve suçlanan birine yetki verilip devletin bürokratı yapılıyor,şimdi nerden çıkardınız 85 yıllık cumhuriyetin eleştrisini.Hem sizn eleştridiğiniz AKP dönemi 85 yıllık cumhuriyet dönemini kapsamıyormu,ben de size aynı sorıu sorayım AKP nin yaptığı iyiişler yokmu?Aptalların tarihi ve Amprik akıl ise tarafınızdan hiç anlaşılmamış.Kısa bir örnek vereyim.1999 depreminden sonra onca bilimsel çalışma sonucu Belediyelerin ruhsat verdiği binalar,izin verdiği inşaatlar sonucu aynı tarihi akibet bu toplumu bekliyorsa bu Aptalların tarihi olur ve bu tarih tekerür eder.Apmrik akıl bu olaydan ders çıkartır,ve tedbirini alır,ekonomiden,Anayasacılığa ve darbelere kadar bu böyledir.

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: March 15, 2010 12:21 PM

Sayın Frkn,
Peki, istediğiniz gibi olsun! Doğrudan sizi muhatap alayım.
1-Dedikodu gıyaben yapılır. Yazdıklarımı Sayın Uyar’la aynı anda okuyor olmanız dedikoduya girmez.
2-Site yorumcularının şahsiyetini eleştirme ihtimalim söz konusu dahi olamaz. Yere göğe koyamadığımı söylediğiniz Sayın Uyar’ı –ki marifet iltifata tabidir- ne kadar tanıyorsam sizi ve diğer yorumcuları da o kadar tanıyorum.
3-Övünme konusunda önceliği kendime değil Sayın Uyar’a verdiğimi zaten söylemişsiniz. Dolayısıyla kibre dair eleştirinizi hak etmediğimi düşünüyorum.
4-“Av.” Veya benzeri sıfatlar ne zamandan beri ayıplanmaya başladı? Doğrusu anlayamadım!
5- Sayın Uyar’ın “'Tekerrür eden tarih aynı zamanda aptalların tarihidir” ifadesini çok iyi anladım. Sizin bunu ve her konuyu İslam’a uyarlamanızı eleştirdim.
Sayın Uyar’a ve bana yönelttiğiniz eleştirilerinize cevap hakkımızı kullandık, tekrara gerek yok sanırım. Yazılarınızda beni rahatsız eden hususları daha önce de yazdım. Hiç tanımadığım bir insana karşı kişisel husumet gütmem söz konusu olamaz. Belki tekrara girecek ama, olaylara çok ezberci yaklaşıyorsunuz. Ak Parti’li olmakla suçluyorsunuz –ki bir suç veya kabahat değil- kendi tercihinizi bilinçli bir tercih diye sunarken hiç tanımadığınız insanların inançlarını kültürel bir zorunluluk/devamlılık gibi sunuyorsunuz, her konuyu inanç düzeyine çekiyorsunuz. Ayrıca tahammülsüz ve hoşgörüsüzsünüz.
Daha öncede belirttiğim gibi; inanç konusunda insanların size sürekli cevaplar yetiştirmeğe çalışmasını, sanal tevhit aşkını anlamıyorum. Eğer cevaplarsanız bazı sorularım olacak. Ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
1-Dini, özellikle İslam’ı sürekli eleştiriyorsunuz. Kölelik, kadın hakları, eşcinsellik vs. Sizi inkara iten sebep Allah’ın koyduğu kuralların yanlış olması mı, yoksa zaten Allah’ın size göre “yok” olması mı?
2-Sizin doğrularınızı savunan bir din olsa Allah’ın varlığına ve birliğine inanacak mısınız?
3-Zaten size göre “yok” olan iyi söylemiş, kötü söylemiş ne fark eder ki? "Yok" olan şeye bu kadar çok "Var" gibi davranılması doğru mu?
4-“Yok”luğu izah edemediğiniz için mi “yok”un söyledikleriyle bu kadar çok ilgileniyorsunuz?
5-“Alemin küfre göre hem başı hem sonu hiç, iki hiç arasında varlık olur mu ki hiç?” (NFK)
Av! Cengiz GÜLAÇ

Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 15, 2010 3:53 PM

Cengiz Bey Nilgun Hanim icin dedi:
"Ayrıca tahammülsüz ve hoşgörüsüzsünüz."
Nilgun Hanim kendi inanc ve yasalari cercevesinde tahammülsüz ve hoşgörüsüz olabilir fakat Protokol'a "evet" dedigi anda bunlarin yasal sinirini kabullenmi$ olacaktir. Sizse henuz boyle bir sinirlamaya kar$i duyarli degilsiniz. Kendi yasal duzeniniz icinde tahammülsüz ve hoşgörüsüz olmaniz dogaldir, hatta bu bir meziyet olarak bile gorulur, "$eriatin kestigi parmak acimaz" denilir. Ancak $eriatinizi onu kabullenmeyenlere uygulayip onlarin da parmagini kesmeye ba$ladiginizda, onlarin yasalarini/dinini onlara gormediginizde, gormezlikten geldiginizde "tahammülsüz ve hoşgörüsüz" olmaniz bir yana zulum etmeye ba$lami$ olursunuz. I$te $imdi boyle bir ortamda kar$ilikli zulumle$mektesiniz cunku kar$ilikli olarak yasama hakklarinizi inkar icindesiniz, ne bahasina olursa olsun kendi yasalarinizin yururluge sokulmasindan yanasiniz. Bu durumda en buyuk yanilginiz da bir$ekilde ortak yasalar olu$turabileceginize kandirilmi$ ya da kendinizi kandirmi$ olmanizdir. Her ucunuze, yada en iyisi hepinize kolay gelsin;->
Akledenler icin teklifim hala ortada:
Protokol yerine gGetitin daha insanlik $eref ve haysiyetine yaki$ir olanini, bastirayim imzayi, ama getiremezseniz, i$te o zaman bu Protokol'a bir imza borclusunuz, bu borcunuzu bu dunyada odemezseniz Ahiret'te iki elim yakanizda olacak unutmayin.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 15, 2010 9:46 PM

Sayın Grand Sen~or.,
Kusura bakmayın. Peşin peşin cehaletime bağlayabilirsiniz. Yazdıklarınızdan hiç bir şey anlamıyorum. Hep ardarda sıralanmış aynı kelimeler,... Selametle,...
Av. Cengiz GÜLAÇ

Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 16, 2010 12:09 AM

Siz kimsenin yakasinda olmayacaksiniz, Hakki bey, zira yillar yili USENET'te ayni palavrayi yutturmaya calisirken yemediginiz ayar kalmadi.

Yeni Zelanda'da havalar nasil?

Yazan: emre Tarih: March 16, 2010 1:30 AM

Cengiz Bey dedi:
"Yazdıklarınızdan hiç bir şey anlamıyorum."
Anlamadiginizin pe$inden gitmeyin siz Cengiz Bey;-)

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 16, 2010 3:41 AM

Cengiz Bey dedi:
".... Yazdıklarınızdan hiç bir şey anlamıyorum."
Cengiz Bey garip degil mi:
Emre Sultan anliyor, hop oturup, hop kalkiyor, aman ba$kalari duymasin, anlamasin diye aba altindan sopa gosterme gayretlerine du$uyor..
Nilgun Hanim anliyor ve belkide hakli olarak "Protokol iyi guzel de once Muslumanlar "evet" desin" diyor...
Cengiz Bey siz avukatsiniz, onemli bir davaya avukatlik ediyorsunuz, bir tanik size gelip bildigini rapor ettiginde "soylediklerinden bir$ey anlamiyorum" deyip keser atar misiniz, yoksa avukatlik yeteneginizi kullanip, gerekli sorulari sorarak gercegin ortaya cikmasini saglamaya mi cali$irdiniz?
Bakin Cengiz Beycigim eger bana gelip $oyle deseydiniz, size bunlari yazmak zahmetine katlanmazdim:
"Ya Grand Sen~or!, i$im ba$imdan a$kin, coluk, cocuk ba$im zaten dertte, bir de ba$ima sen dert acma, bo$una benimle ugra$ma, anlamak istemiyorum, oldu mu? hepsi bu."

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 16, 2010 5:05 AM

Sayın Gülaç,sorularınızı yanıtlayayım:

BİRİNCİ SORUNUZ:
1-Dini, özellikle İslam’ı sürekli eleştiriyorsunuz. Kölelik, kadın hakları, eşcinsellik vs. Sizi inkara iten sebep Allah’ın koyduğu kuralların yanlış olması mı, yoksa zaten Allah’ın size göre “yok” olması mı?
CEVAP: Siz Allahlar diye bir meclis değil de 'Bir' Allah olduğunu nerden biliyorsunuz? Kitaptan. Kitap başka türlü 'ilim' de göndermiş mi? Evet, göndermiş. Şimdi, bu 'ilim'in büyük kısmı bilim tarafından çürütülmüş, çürütülüyor mu? Çürütülüyor. O halde, Kitabın 'Bir' Allah var demesi de güvenilir bilgi değildir. Zaten Kuran bilgisine 'nakli' bilgi denir. İçinde burhani kanıt yoktur. Dolayısı ile Kitaptaki ilime inanmam ya da 'Bir' Allah var demem için sebep kalmıyor. Bir diğer deyişle, Kutsal Kitaptan başka 'Bir' Allah'ı çıkarsayabileceğim kaynak bulunmadığına göre, 'Bir' Allahın olduğu düşüncesi spekülasyondur. Şöyle düşünün: İçinde yaşadığımız kötülük dolu dünyayı, canlı varlıkların birbirini parçalayarak hayatta kalabildikleri dünyayı, Allah değil de, psikopat bir uzaylı yaratmış olsa ne farkederdi? Dünya bugün olduğundan daha kötü olabilir miydi? İnsanlar ve hayvanlar birbirini boğazlıyor; depremler, tsunamiler, seller, toprak kaymaları ile milyonlar ölüyor; bebekler sakat doğuyor; bir virüsle başa çıkmayı öğrendiğimizde, karşımıza tanımadığımız bir başkası dikiliyor. Sanki Allah, varsa da, bizimle alay ediyor gibi.

Bütün dinleri eleştiriyorum. Bilinmeyene doğa-üstü bir güç, üstelik iyi bir güç yüklenmesini eleştiriyorum. Bu sitede yazan çoğunluk müslüman olduğu için ve ben bir müslüman toplum içinde yaşadığım için oklarım İslama yöneliyor. Aslında Yahudi/Hıristiyanlık daha ESKİ dinler oldukları için içlerinde daha çok mitoloji/hurafe barındırıyorlar.

İKİNCİ SORUNUZ:
2-Sizin doğrularınızı savunan bir din olsa Allah’ın varlığına ve birliğine inanacak mısınız?
CEVAP: Hayır, çünkü 'doğru' doğa-üstünü gerektirmiyor.

ÜÇÜNCÜ SORUNUZ:
3-Zaten size göre “yok” olan iyi söylemiş, kötü söylemiş ne fark eder ki? "Yok" olan şeye bu kadar çok "Var" gibi davranılması doğru mu?
CEVAP: Zaten eleştirilerim 'var gibi davrananlar' için. Ülkemde 'var gibi davrananlar' çoğunlukta ve kendi yasalarını hayata geçirmek istiyorlar. Ve çoğunluğun bir şeye inanıyor olması, onun 'doğru' olduğunu göstermiyor. Beşyüz sene evvel herkes, Kuran dahil, güneşin dünya çevresinde döndüğünü sanıyordu. Çoğunluk yanılıyor; ben de niçin yanıldıklarını anlatmaya çalışıyorum.

DÖRDÜNCÜ SORUNUZ:
4-“Yok”luğu izah edemediğiniz için mi “yok”un söyledikleriyle bu kadar çok ilgileniyorsunuz?
CEVAP: 'yokluk' izah edilmez. 'Ben şu yokturu kanıtlayayım' diye bir girişim olmaz. Varlık kanıtlanır. Siz bu odada cinler var derseniz, bunun varlığını kanıtlamak zorundasınız; bana yokluğunu kanıtlamak düşmez.

BEŞİNCİ SORUNUZ
5-“Alemin küfre göre hem başı hem sonu hiç, iki hiç arasında varlık olur mu ki hiç?” (NFK)
CEVAP: Alemin ezeli olduğu düşüncesi Grek felsefesidir ve övünülen bütün İslam felsefesi, bu küfre dayanan anlayışla yoğrulmuştur. Ben alemin ezeli olup olmadığını bilmediğimizi düşünenlerdenim. Belki ezelidir belki de değil; ancak bu varoluşa bir yaratıcı, üstelik iyi bir yaratıcı atfetmek için neden göremiyorum. Bir yaratıcı da olabilir, yaratıcılar meclisi de olabilir, ezeli de olabilr. Bunu ayırdedecek bir ölçüt var mı elimizde? Neden bilmediğimizi itiraf etmiyoruz?

Sonuç olarak Kutsal Kitaplar çürütüldüğü zaman Allah'a giden merdiven çökmüş oluyor. Batı'da ve daha az olmak üzere Türkiye'de pek çok insan bunun farkında. Dünyada ezici bir çoğunluk kitaplara, dine değil ama yalnızca Tanrı'ya inandığını söylüyor. Ben çevremdeki tek ateistim. Tüm arkadaşlarım ve ailem bu dediğim guruba giriyor. Dine, kitaba inanmıyorlar ama bir Tanrı'ya inanıyorlar. Bu Tek Tanrı fikrinin onlara, inanmadıklarını söyledikleri Kutsal Kitap ve peygamberler yoluyla öğretilmiş olduğunu unutmuş gibiler. :))

Yazan: Frkn Tarih: March 16, 2010 9:39 AM

Bir ateistin inkâriyla Hak din, bâtila dönüsmez; din gercekligini
kaybetmez. Kör bir adam günesi inkâr etse, milyarlarca insan
onu yalanlar ve trilyonlarca canli, günesten faydalanmaya devam
eder. Bir ateistin de kalp gözü kördür. Din günesini inkâr eder.
Ama onun inkâri ne dini, ne de Allah'i yok eder. O ancak kendi
mânevî dünyasini karanliga gömer ve bilim bastonuyla da yolunu
görmeye calisir. En sonunda da gider cehenneme yuvarlanir.
Inanc körlerine acimak lâzim! Fakat zarara kendi rizasiyla girene
merhamet edilmez... Öyle ise: Cehenneme ugurlar olsun!

Yazan: Hakperest Tarih: March 16, 2010 6:49 PM

Nilgun Hanim dedi:
"Alemin ezeli olduğu düşüncesi Grek felsefesidir ve övünülen bütün İslam felsefesi, bu küfre dayanan anlayışla yoğrulmuştur."
Atmayin Nilgun Hanim, hangi alemin ezeli oldugunu kim soylemi$? Kur'an'da "alemlerden" soz edilir, onun icin i$iniz guc;->
Nilgun Hanim dedi:
" 'yokluk' izah edilmez. 'Ben şu yokturu kanıtlayayım' diye bir girişim olmaz. Varlık kanıtlanır."
laf ola beri gele, bakin bir de $oyle du$unun:
Farzedin ki bir odada sandalye yok, ben de diyorum ki:
"Bu odada sandalye yok."
siz de bakiyorsunuz, ara$tiriyorsunuz, sandalya yoksa "yok" deyip cikiyorsunuz. Ne yaptiniz?
Sandalyenin o odadaki yoklugunu gozlemlerinizle kanitladiniz.
Nilgun Hanim dedi:
"Zaten eleştirilerim 'var gibi davrananlar' için. Ülkemde 'var gibi davrananlar' çoğunlukta ve kendi yasalarını hayata geçirmek istiyorlar."
Nilgun Hanim size bir haber vereyim:
Kur'an'a gore "Allah vardir/yoktur" demenin hic bir anlami yoktur. Cunku biz Allah'in yarattigi $eyler icin var/yok deriz. Oyle $eyler ki, bunlar bir mekan da yer alirlar ve bir ecelleri vardir. Allah yarattigi/yaratilan bir $ey degildir, eger siz borle bir $eyi Tanri belliyorsaniz o ayri tabii;->>
Buna gor Allah bir $ey olamdigina gore O'nun icin "var/yok" demek anlamsizdir.
I$te bu sacma var/yok Eski Yunandan Muslumanlarin diline sizmi$, boyle sacma, sapan tarti$malara neden olmu$ ve olmaktadir. Felsefe bilmez Haksever bunu nereden bilsin? Siz bile yarim, yamalak felsefe duymu$lugunuzla bunlari bilmiyorsunuz, "anlam kavrami" konusunda da kara cahil oldugunuzu bizzat itiraf etmi$ bulunuyorsunuz. Buna ragmen boyle tarti$malara giri$iyor olmaniz cehaletinizden gelen cur'et ve cesaretten kaynaklaniyor olmali;->>
Bugunluk bu kadar, bunlari bir guzel hazmedin, gelin goru$elim.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 16, 2010 8:49 PM

Sayin Hakperest,

Iddianizi tersine cevirmek de mumkun: Bir dincinin akli kordur. Akil gunesini inkar eder. Ama onun korlugu ne mantigi curutur, ne tanrinin varligini ispatlar.

Bunu sadece kurdugunuz mantigi elestirmek icin soyluyorum.

Yazan: emre Tarih: March 16, 2010 9:20 PM

Bay Emre,

Gelin, sizin iddianizi düzüne cevirelim: Bir Kur'anlinin akli da görür,
kalbi de görür. Akil günesini inkâr etmez. Ancak dinsiz akli reddeder.
Bunun icin bir Kur'anli "cift" gözlüdür. Ama bir ateistin sadece akil
gözü vardir. Ama o da günessizdir. Ancak cep feneri hükmünde
olan bilimin ciliz isigiyla yolunu aydinlatmaya calisir. Bunun icin
mutluluga eremez. Seni sen yaratmadigina göre, Allah'tan baska
yaratici mi kalir? Yoksa on üzeri seksen atoma ilahlik mi
vereceksin? Bu kadar ilaha kulluk edebilecek misin? Yoksa:
"Ilah benim aklimdir" mi diyeceksin? Ama bu evreni yaratan,
senin aklin degildir!

Yazan: Hakperest Tarih: March 17, 2010 1:51 PM

"Ama bir ateistin sadece akil gözü vardir. Ama o da günessizdir."

Anlamsiz bir cumle. Günessiz ve günesli bir goz nasil olur?

Herkesi bir sey yaratiyorsa allah'i kim yaratti? Yoksa her seyin bir yaraticisi yok mu?

"Yoksa on üzeri seksen atoma ilahlik mi vereceksin?"

Bu da anlamsiz bir cumledir.

"Bu kadar ilaha kulluk edebilecek misin? Yoksa:
'Ilah benim aklimdir' mi diyeceksin?"

Niye illa birine ilah diyeyim ki? Bunu kendi yolunu bulamayan insanlar yapar. Bir yol gostericisine ihtiyaclari vardir.

Yazan: emre Tarih: March 17, 2010 6:24 PM

Rmre Sultan buyurdu:
"Niye illa birine ilah diyeyim ki? Bunu kendi yolunu bulamayan insanlar yapar. Bir yol gostericisine ihtiyaclari vardir."
Sultanim siz bir yolunu bulmu$ gidiyorsunuz, iyi guzel de, herkes sizin gibi Sultan olamaz ki, fekat hatirlatmakla kusur etmi$ olmiyayim ama Kanun-u Esasi'ye aykiri bir laf ettiniz:
Atam izindeyiz!
Ulu onder, onden giden yol gosterici...
falan yani, $imdi siz buna "ilah" demeyin de "ULU ONDER" deyin, o da kabulumuz, ama "yol gostericisine ihtiyacim yok" derseniz, size "kimin izindesiniz?" diye sorarlar, o zaman siz de "ULU ONDERIN" dersiniz ve ilave edersiniz "AKIL VAR, MANTIK VAR. ILIM VAR, IRFAN VAR" dersiniz, i$i tatliya baglarsiniz.
Ama bunlar daha once de vardi ya neyse, akleden kim?

Saygilarimla Sultanim,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 17, 2010 10:17 PM

Emre Sultan sordu:
"Herkesi bir sey yaratiyorsa allah'i kim yaratti? Yoksa her seyin bir yaraticisi yok mu?"
Sultanim Allah herkes degil ki, herkesten biri de degil. Allah bir $ey'de degil, O her $ey'i yaratandir. O $eyleri bir olcu ile ve bir ecel ile yaratir. Ol Gercek Yonetici yaratilmi$ bir $ey degildir, yaratandir, Sultanim yaratan! $eyleri yaratan. I$te bunun icindir ki "allah'i kim yaratti?" diye sormanin anlami yoktur. Cunku tarife/tanima gore O yaratilmi$ bir $ey degildir. Bir kere kendinize sorun Sultanim, akleden biri olarak: Hic yaratilmi$ bir $ey'i tanri edinir miydiniz - Putperset olmayi dilemeniz haric? Hepsi bu, cayicermisiniz Sultanim?

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 17, 2010 10:32 PM

Nereden biliyorsunuz, GEKKO mu kulaginiza fisildadi, Hakki bey?

Madem "yaratan" sozcugu hosunuza gitti...yaratani kim yaratti, Hakki bey? Kendi kendini yaratacak degil ya. Yoksa her sey yaritilmiyor mu?

Hic var olmayan bir seyi tanri edinir misiniz? Bos masallar bunlar...

Yazan: emre Tarih: March 18, 2010 2:41 AM

Demek istedigim: Gözünüz var, Fakat günes ve isik olmazsa,
sizin gözünüz bir ise yaramaz. Sizin de akil gözünüz acik,
ama din günesiniz olmadigi icin de o gözünüz bir ise
yaramiyor. Yani kalp gözünüz kör. Bu durumda
"Bilim" diye sarildiginiz sey de, yürüyebilmenizi
saglayan "baston" oluyor. Din günesini buldugunuz an
kalbinizin körlügü kalkar, elinizdeki baston da
kurtulursunuz. Bu sefer bilim sizin kanadiniz olur,
cok yükseklerden ucabilirsiniz.

Diger iki noktaya Senyör Grand cevap vermis,
tesekkür ederim.

Yazan: Hakperest Tarih: March 18, 2010 1:36 PM

Ateist bay ve bayana,

Gel, felsefeyi benden ögren!
Akilsizsin: "Allah yok" dersen.
Yoksa Allah, sendeki akil nerden?
Beyin yaratmaz, akil üretmez senin cahil madden.
Cünkü Ruh'tur ancak var eden, yok eden, sekil veren.
Madde ise olur; yaratilisa harc, malzeme ve manken.
Harc ortada kalir, olmazsa eger bir yüce Mimar, olusmaz evren.

Ben felsefe bilmem, cünkü onu yaratirim ben!
Beni de yaratmis; "Allah" denen, "herseyi Bilen".
Herseyi yaratmis Olan, yaratilmaz; cünkü vardir O, ezeliyen.

Benim elim yazmaz; aklimin bilgisiyle ve kalbimin istegiyle yazarim yazdiklarimi.
Elim bir "âlet"tir; kalbim gibi, aklim gibi. Evrenin "ne" oldugunu ögren.

Ruhum yoksa, kalbim ve beynim islemez. Beni bir "Yaratan" yoksa,
ben de yokumdur. Ama ben varsam, beni yaratan da vardir, O görünmese de!
Cünkü; görünmemek, olmaz, olmamaya delil.
Varsa ortada bir sen, vardir onu bir var Eden!
Aklin göremiyorsa bunu, Kur'andan ögren...

Yazan: Hakperest Tarih: March 18, 2010 5:43 PM

Emre Sultan buyurdu:
"Hic var olmayan bir seyi tanri edinir misiniz? Bos masallar bunlar..."
Sultanim Musluman olan bir $ey'i tanri edinmez, olmu$/olmami$ farketmez, cunku cok iyi bilirler ki $eyleri bir olcuyle ve bir ecelle yaratan O'dur.
Nereden mi biliyorum Sultanim?!
Apacik bir kitaptan - Kur'an'dan biliyorum, zat-i alinize de hatirlatiyorum ki cahillerden olup cehalet icinde kalmayasiniz, vakit varken imana gelip "O'ndan ba$kasi tanri degildir!" diye $ehadet ediniz.
Sultanim GEKKO kapida elde balyoz bekliyormu$, ne buyurursunuz?
"Kafesleyin!" mi buyurdunuz?
Sultanim Kafes de arkalarindaymi$?!
Sultanim GEKKO'ya "Bu hali peri$aniniz nedir, Serhat Illerinden Seferden mi donuyorsunuz?!" diye sordum, dediler ki:
"Bit Pazarinda sattik kalkamaz artik kazan!" (NFK)

Saygilarimla Sultanim,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 18, 2010 9:33 PM

Hakki bey, ilaclarinizi almayi unutmussunuz. Yeni Zelanda'da kalmadiysa soyleyin kargoyla havale ederiz.

Yeni Zelanda'daki "fasist yasal duzeni" yikma cabalariniz ne alemde? Yoksa sekularo-fasist-soroscugiller orada da mi size kostek oluyorlar?

Bir de sunu merak ettim: Yeni Zelanda'da koyunlar gibi bir gecko bollugu var mi? Her cumlenizden bir GECKO sarktigi icin "acaba?" dedim...

Yazan: emre Tarih: March 20, 2010 10:32 PM

Sultanim siz "GEKKO" ile "GECKO" arasindaki farki goremiyorsunuz, gozlerinizi ogu$tursaniz?!
Cayicermisiniz Sultanim, kendinize gelmek icin.
Sultanim sekularo-fascizmi yikacak olan bendeniz degil, akledenlerin Protokol'a gore olu$turacagi SPEEler. Zaten Sultanim sekularo-fascizm bir orumcek evinden farksizdir. SPEEler "puf!" dese gidecek, sinek avlamak icin kurulmu$ bir ag.
Sultanim ucu$lara cikarken dikkat edin siz de aga takilmayin, yoksa bunlar kaninizi, iliginizi emer posanizi cikarir, kendinizi hala Sultan sanirsiniz da kilinizi, kirpiginizi oynatamiyacak hallere du$ersiniz.

Saygilarimla Sultanim,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 21, 2010 8:56 PM

Ah! ah! Sultanim biliyorum $u lanet olasi Protokol yazilmaz olsaydi, maalesef ileti$im cagindayiz, $imdi bunun bir de Ingilizcesi tedavulde, olmaz ki.
Cengiz Bey'e "Grand Sen~or?! Hazaa $eytan!" dedirten,
Nilgun Hanim'i Kararsiz Kazim kilan,
Siz Sultanimi hop oturtup, hop kaldiran, GEKKO'yu GECKO gormenize neden olan $u Protokol olmaz olsaydi - yumrugumu olanca gucumle masaya vurarak:
"LANET OLSUN!" diyorum, KINIYORUM! "Talimatnamedeki "ALLAH! ALLAH!" dururken bu Protokol'a ne gerek vardi $imdi?!" diyorum.
Sayin Mustafa Akyol! silin $u Protokol'u da Sultanim ve teb'asi rahat etsin ya!
Olmaz ki.

Saygilarimla Sultanim,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 21, 2010 9:29 PM

Sultanim buyurdular:
"Yeni Zelanda'da koyunlar gibi.."
Sayin Mustafa Akyol, olabildigim kadar ciddiyim, lutfedip Protokol'u sitenizden bir daha geri donmemecesine kaziyip atsaniz da Sultanim Yeni Zelllanda'daki koyunlara hendek atlatmadan rahat bir uyku cekse nasil olur?. Boylece teb'asi dahi belki Geyik Muhabbetine geri doner, bir ta$ ila iki ku$ vurmu$ olursunuz, ne dersiniz?
Sultanim bakiniz refah ve saadetiniz, teb'anizin mutluluk ve sururu icin dilimden geleni yapiyorum, yeter ki siz ve teb'aniz berhudar olun Sultanim.

Sonsuz saygilarimla Sultanim,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 21, 2010 10:37 PM

Sultanim dilerseniz bendenizi dani$manliginizdan azad edebilirsiniz. Bakiniz kulunuz Cengiz Han-i Sani nasil feyad ediyorlar:
"BOŞUNA UĞRAŞIP KENDİSİNİ ÖNEMLİ HİSSETMESİNE İZİN VERMEYİN!"
Sultanim kullariniin bu feryadlarina kulak verin, kendilerini bendenizin yerine naib tayin buyurun, kendilerini onemli hissetmelerine destek olun, adiyla, $aniyla dunyanin pipisini urpertmis boyle onderlerin feryadina sagir kalmayiniz. O CENGIZ ki yeri gogu inleten zulmune ragmen sekularo-fascistlerin Muslumanlarin ba$ina sardigi Canakkale Felaketi Sarigi kutlamalarinda Atalariniz gibi "ORDULAR ILK HEDEFINIZ OLUMDUR! ILERIIIII!" demiyecek kadar olsun kendi asakirine kar$i $efkatli, merhametli, esirgeyici, bagi$layici bir Boyyuk Komutandir. Kusturmeyin boyle tarihi degerli kullarinizi Sultanim. Sizler Allah gecinden versin Ahiret'e intikal ettiginizde arkanizdan patirti cikmamasi icin Cengiz Kulunuzu yerinize $imdiden CENGIZ HAN-i Sani ilan ediniz.

Saygilarmla Sultanim,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 22, 2010 2:09 AM

Keske bir de gercekci yaklasimin ne oldugunu acik acik yazsaymissiniz.

Yazan: Anonymous Tarih: April 3, 2010 3:05 AM

Anonymous dedi:
"Keske bir de gercekci yaklasimin ne oldugunu acik acik yazsaymissiniz."

Bakin isterseniz ben size acikliyayim bu "gercekci yakla$im"'in ne olabilecegini:

1. Iki dunya sava$i sekularo-fascistler insanligin ba$ina cokertilmi$ felaketlerdir.
2. Sekularo-fascistler hala duzenbazligin ba$ini cekmektedir.
3. Sekularo-fascistle bir ucuncu dunya sava$i hazirliklari icindedir.
4. Sekularo-fascistlerden bu iki dunya sava$inda i$l$dikleri cinayetlerin hesabi sorulmalidir.
5. Sekularo-fascistlerin hazirlamakta olduklari ucuncu dunya sava$inin onune gecilebilmesi icin butun SPEEler Protokol dogrultusunda birle$erek sekularo-fascistlerin duzenbazligina son vermelidirler.

Yani Azizim Anonymous sizin anliyacaginiz: bunlarin tarihte i$ledikleri haksizliklar ve zulum bir yana, halen i$lemekte olduklari ve yakin gelecekte i$leyebilecekleri zulum ve haksizliklar, bunlarin i$ine son verilerek bir an once engellenmelidir.
Bakiniz burada ne$redilmi$ olan Protokol'a.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 4, 2010 3:53 AM

Taliban ve el-Kaide de sekularist oldular galiba...

Yazan: emre Tarih: April 4, 2010 7:38 PM

Ermeni Meselesi'nde Ezber Bozan Bakış!

Ermeni Meselesi'nde bilinen ve resmi bakış hepimizin malumudur.
Ezber bozan bakış ise, bu konunun merkezi olarak bilinen T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın değil de Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun başkanlığı devrinde Türk Tarih Kurumu'nun ön planda ve kelle koltukta mücadelesi hafızlardadır.
Özgürlükler merkezi olarak bilinen İsviçre'de bile giriş yasağı, cezalandırmalar ile karşı karşıya kalmıştır. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın başı Doç. Dr. Yusuf Sarınay'ın esamisi bile okunmadı.Hatta Ermenilere karşı sessizliğinden dolayı adı Josef Sarınyan'a çıkmıştır.
Doç. Dr. Yusuf Sarınay'ın adının Josef Sarınyan'a çıkmasının da, Ermeni meselesindeki sessizliğinde de, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı eski ve mevcut idarecileri ile personelinin Pars Tuğlacıyan'ın irtibatı ve onları korumasıdır.
Pars Tuğlacıyan'ı herkes bilir, uluslararası üne sahiptir. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın eski ve mevcut idarecileri ile personelinin yardımları sayesinde aşağıdaki yayınların sahibidir:

Osmanlı Şehirleri
Pars Tuğlacı
Milliyet Yayınları; Osmanlı Tarihine ait Genel Kitaplar, Türkiye'de Şehir Tarihleri;


Osmanlı Mimarlığı'da Balyan Ailesi'nin Rolü
Pars Tuğlacı
Çığır Yayınları; Selçuk, Osmanlı, Türk Mimarisi;
İstanbul, 1993, 1. baskı, 23 x 33 cm., 743 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9759555204

Örnek Bir Osmanlı Vatandaşı Kirkor Zohrab Efendi
Pars Tuğlacı
Pars Tuğlacı Yayınları;
İstanbul, 2008, 20 x 27.5 cm., 100 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9786056008306.
Bulgaristan ve Türk - Bulgar İlişkileri
Pars Tuğlacı
Cem Yayınevi; Balkanlar Tarihi 1912'den Günümüze, Uluslararası İlişkiler, Sahhaf, Balkanlar Tarihi, 1912 Yılına Kadar;
İstanbul, 1984, 22 x 29 cm., XV+558 sayfa, Türkçe, Ciltli.
Tarih Boyunca Batı Ermenileri Cilt: 4 (1923-1966)
Pars Tuğlacı
Pars Yayın Ticaret; Sosyal Gruplar > Azınlıklar (Ermeniler) ve Etnik Gruplar;
İstanbul, 2009, 25 x 32 cm, 812 sayfa, Türkçe, Ciltli, ISBN 9786056008320.


Tarih Boyunca Batı Ermenileri Cilt 1 (287-1850)
Pars Tuğlacı
Pars Yayın Ticaret; Sosyal Gruplar > Azınlıklar (Ermeniler) ve Etnik Gruplar;
İstanbul, 2004, 23 x 33 cm., 794 sayfa, Türkçe, Karton kapak, ISBN 9757423041.


vs. Pars Tuğlacıyan'ı herkes bilir, uluslararası üne sahiptir. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın eski ve mevcut idarecileri ile personelinin yardımları olmaksızın bu yayınları yapması mümkündür diyen bir akl-ı evvel var ise beri gelsin!


Bu yayınları Osmanlıca bilmeyen, belge okuyacak kadar Osmanlı diplomatikasına vakıf olmıyanın çıkarması mümkün mü?
Kararı siz verin!
Karşılıksız da değil, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı eski ve mevcut idarecilerinden emekli edilen iki genel müdürü nerede oturuyor? Emekli daire başkanlarının mal varlıkları nelerdir? Normal bir emekli bir memurun İstanbul Bağdat Caddesi'nde oturması mümkün mü?Bankalardaki para ve takıları haric kaç tane daireleri olmuş?Diğerlerine de siz karar verin!
Pars Tuğlacı'ya yardım edip, bilgi belge desteği veren personel Sıkıyönetim ve Özal devrinde tespit edilip, sürüldü, işten el çektirildi.Süleyman Demirel devrinde de, DYP Adalar Belediye Başkan adayı ve Demirel'in has adamlarından Pars Tuğlacıyan marifetiylede, Ankara'ya sürülen işbirlikçileri İDARECİ olarak Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'na atanmışlardır.Ankara'dan dönen Pars Tuğlcıyan mühipleri, kendilerinin bilgi ve belge sızdırdığını bildiren vatavperverleri ve onları sevenleri sürüp, kan kusturmuşlardır.Kimdir bu Ankara sürgünleri ve anlı-şanlı dönünce de terör estirenler?Bunları yıllarca koruyan ve görev başında tutanlar da kimlerdir?


Pars Tuğlacıyan'ın yayınları çıkmadan uluslararası araneda Ermeni tezlerine itibar edilmezdi. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı eski ve mevcut idarecileri ile personelinin katkısıyla Pars Tuğlacıyan'ın çıkardığı, çarpıtılmış yayınları sayesinde Pars Tuğlacıyan'ın yayınları ile uluslararası araneda Ermeni tezlerİ İTİBAR KAZANMIŞDIR!
Pars Tuğlacıyan'ın yayınları ile uluslararası araneda ERMENİLER ATAĞA KALKIP, TÜRKİYE ALEYHİNE ÜST ÜSTE KARARLAR ALDIRMIŞLARDIR. Aleyhimize alınan kararlar artarak devam etmektedir!
Bu duruma bugüne kadar kimse el atmamıştır.Çünkü bu ekip, yıllardır gizli ve açık koruma altındadır.Korunan bu kimseler tamamen ETÜ SEMPATİZANIDIR!


28 Şubat devrinde bir binbaşı tavassutuyla Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne getirilip, AKP devrinde de HEMŞERİSİ Çalışma Bakanı ve eski Başbakanlık Müsteşarı, sabık PROF. Ömer Dincer [yargılanmaktan Mebus olarak yırtmıştır!] tarafından korunup, kollanan mevcut T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü,Türkiye'yi memnun edecek açıklamalar yapmayıp, sadece hamisi hemşerisine şirinlik yapmakla meşguldür. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın personelinin meselelerine hiç sahip çıkmayıp, Kurumu'nun kanunun çıkmasınabile yıllardır köstek olmuştur. Maalesef, hala bir ARŞİV KANUNU yoktur!
Bu mesele de bir faciadır!Kanunsuz bir kurum ne kadar hizmet verebilir ve ne kadar ciddiye alınabilir?Gerisine siz karar verin!
DAHA ÖNCE DE ERMENİ ASILLI OLARAK BİLİNİP, SIK SIK AD DEĞİŞTİREN BAŞBAKANLIK MÜSTEŞARI AHMET SELÇUK VE DEMİREL'İN HEMŞEHRİSİ BAŞBAKANLIK MÜSTEŞAR YRD. İ.AKIN ALTUN PARS TUĞLACIYAN EKİBİNE HAMİLİK YAPMIŞ.ERMENİ YARDIMCILARI SÜREN VATANPERVER PROF.DR. İSMET MİROĞLU'NU DA BU EKİP İSTİFAYA MECBUR ETTİRMİŞLERDİ.ONU POSTALADIKTAN SONRA DA ARŞİV DE YİNE AT OYNATMAYA DEVAM EDE GELMİŞLERDİR!
NE HAZİN DEĞİL Mİ?
Ermeni meselesine ne taraftan bakarsan bak; ezber bozmadan, ağır-aksak faciaya doğru gidilmektedir

Yazan: Hikmet Anıl Tarih: April 29, 2010 9:59 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)