« Niçin Bu Kadar Çok Vatan Haini Var? | Ana Sayfa | İstanbul’da Konferans »
March 1, 2010
‘Habur Olayı’ Doğru Bir Olaydı
[1 Mart 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Şu aralar muhalefet hükümetten dört ay önceki “Habur olayı”nın hesabını soruyor. CHP’nin İçişleri Bakanı hakkında verdiği gensoru önergesi AK Parti’ye “fire” bile verdirdi. Gensoru görüşmelerinde söz alan MHP’li Oktay Vural ve CHP’li Nur Serter, “açılım”a sağlı-sollu giriştiler. “Pis oyun”, “kara leke”, “utanç tablosu” gibi bildik laflar havada uçuştu. Uçuşmaya da devam ediyor.
Hükümet ise sanki biraz mahcup, biraz sessiz gibi.
Oysa Kürt sorununu az-buçuk bilen bir insan olarak ben kendi kanaatimi açıkça söyleyeyim: Bir grup PKK militanının silah bırakarak topluma katılmasını ifade eden “Habur olayı”, özünde doğru bir olaydı. Bir yanlış varsa, bu “olay”ın sembolize ettiği “PKK’nın silahsızlandırılması” sürecini el birliğiyle baltalamış olmamızdır.
Hukukçu değilim ve de meselenin hukuki değil siyasi yönüne bakıyorum. Bu açıdan ise durum aslında berrak. Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Ya, PKK tam da “Habur olayı” gibi süreçlerle dağdan inip silahlı mücadeleyi bırakacak. Ya da “dağda” kalmaya ve Türkiye ile savaşmaya devam edecek.
Sayın Bahçeli bu ikinci seçenekte pek bir sakınca görmüyor olmalı ki, “gerekirse elli yıl daha savaşırız” dedi geçenlerde. Ama bu savaşı kimin çocuklarıyla verecek, daha kaç genci Güneydoğu’nun sarp dağlarında ölüme gönderecek, bizi o konularda pek aydınlatmadı.
Bu sorularda ısrar edersek, “ülkemiz bölünecekse hepimiz canımızı vermeye hazırız” gibi hamasi cevaplar da alabiliriz, ama bunlar pek bir anlam taşımaz. Çünkü doğru soru, Türkiye’nin bölünüp bölünmemesi gerektiği değil. (O, ancak, PKK ile savaş iyice tırmanır, kitleselleşir ve, Allah korusun, ülke “Yugoslavyalaşır”sa olabilir.)
Doğru soru şu: Belirli siyasi hedefleri ve kitle desteği olan, yöntem olarak da teröre başvuran bir “gerilla ordusu”yla yapılan “savaş”, nasıl sona erer?
Önce bu tanımda anlaşmak lazım, çünkü Türkiye on yıllarca yanlış tanımlarla kendini kandırdı.
Ben çocukken televizyonlarda PKK’dan “şakiler” diye söz edilirdi. Şakiler, yani yol kesip soygun yapan eşkıya…
Sonra “terörle mücadele” başladı. Bu nispeten daha uygun bir kavramdı, yine de yanlıştı. Çünkü terör başlı başında bir güç değil, o gücün kullandığı bir “taktik”tir. Dolayısıyla “terörle mücadele”, “tüfeklerle mücadele” veya “tanklarla mücadele” gibi anlamsız bir laftır aslında.
Türkiye’nin resmi dili, kendisine karşı teröre başvuran bu gücün ne olduğunu kabul etmeyi ise hiç istemedi. Sorumluluğu “sünnetsizler”e, “dış güçler”e ve “satılmışlar”a yıkmayı seçti. PKK’nın kurdurduğu partilerin neden her seçimde yüzde 5 civarında oy kazandığını sormadı, sordurtmadı.
Artık görmemiz gerekiyor ki, PKK, iki milyonu aşkın seçmeni, on binlerce ateşli taraftarı bulunan bir etnik milliyetçilik hareketidir. Buna karşı “efendim, devlet gitsin suçluları yakalasın” diyerek “çözüm” bulamazsınız. Koskoca Britanya dahi böyle bir “çözüm”ü IRA’ya karşı başaramamış, sonunda bir şekilde “siyasi çözüm”e gitmiştir.
Türkiye için de tek mümkün çözüm, meseleyi silahtan ve şiddetten olabildiğince arındırmak, siyasal ve sosyal zemine taşımak, ve “açılım”ı genişleterek “PKK tabanı”nı kazanmaya çalışmaktır.
Eğer bu yapılmaz, “daha fazla Habur” yerine “daha fazla kelepçe” yaşanırsa, “taş atan çocuklar” dayak yiye yiye hapislerde çürürse, ne olur biliyor musunuz?
Beş-on sene sonra bugünleri mumla ararız. Rahmetli Özal zamanındaki “ateşkes”in bitişine hayıflandığımız gibi, bugünkü “açılım”ın saman alevi gibi sönüşüne yanarız.
Çünkü bugün “taş atan çocuklar” o zaman çoktan “roket atan gençler”e dönüşmüş ve ülke yangın yerine dönüşmüş olabilir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 1, 2010 12:13 PM




Sayın Akyol,
"Niçin Bu Kadar Çok Vatan Haini Var?" başlıklı yazınıza yaptığım yorumda güncel siyasi olaylarda, medyatik davalarda yapılan hukuki yanlışları belirtmeğe çalışırken Habur olayına da kısaca değinmiştim. Bugün ki yazınızda "Hukukçu değilim ve de meselenin hukuki değil siyasi yönüne bakıyorum." demişsiniz. Olaylara elimden geldiği kadar liberal/özgürlükçü çerçeveden bakmaya çalışırken, hep siyaset ve hukuk ayrımının doğru yapmaya çalışıyorum. Siyaseten doğru olan hukuki manada doğru sonuçlar vermeyebilir. Buna bende katılıyorum. Ancak, benim açımdan sıkıntı şu; hukuk gözetilmeden yapılan siyasi çözümler o anki egemen siyasi görüş tarafından yapılıyor. Hukuk ise herkes için, herkese ve her güce rağmen evrensel değerler ihtiva ediyor, en azından etmeli.
Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'e konuşan Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mete Tunçay şunları söylemiş: "Atatürk döneminde aslında yargı da içler acısı vaziyette. Atatürk gece trenle İstanbul’a giderken Eskişehir’e uğruyor. Temyiz üyelerine haber veriliyor, hepsi sabaha karşı saat birde, ikide peronda hazır olda bekliyorlar. Atatürk, komünistler için ‘bunlar hafif akıllı adamlardır’ dediği o meşhur antikomünist nutkunu, işte o gün sabaha karşı istasyonda yargıçlara veriyor ve onları irşat ediyor, uyarıyor, yönlendiriyor. Yargının bağımsızlığını ve konumunu anlatmak açısından bu olay yeterli sanırım." 28 Şubat sürecinde Genelkurmayda esas duruşa geçen yüksek yargı mensuplarına ne kadar da benziyorlar, öyle değil mi?
O günün egemen anlayışının siyaseten olaylara bakış açısı, yargısı ve çözümleri bugünün Türkiyesinde eleştiriliyor. Tamamen siyasi kararlar alan, hukukun gözardı etmek bir tarafa iğdiş edildiği İstiklal Mahkemlerini kabul etmek mümkün mü? Yapılan yanlışlara ne cevap veriyorlar: "Rejimin oturması için gerekliydi,.." Yani siyaseten doğruydu.
Kürt sorununda hukuk çiğnemeden de çözümler bulunmalı, bulunabilmeli. Devletin Kürt olayına bakış açısının problemli olduğunu bende kabul ediyorum. Ancak, hedef evrensel hukukun kriterlerine sahip bir ülkede yaşamaksa siyaseten -doğru bile olsa- hukukun çiğnenmemesi gerekir. "..., her şehit için 10 DTP'li öldürülmeli,..." zihniyetini eleştiri sınırları içerisinde değerlendiren yargıyla, habur'da ki yargı aynı olmalı. Saygılar,...
Av. Cengiz GÜLAÇ
Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 1, 2010 4:08 PM
Av. Cengiz Bey dedi:
"Hukuk ise herkes için, herkese ve her güce rağmen evrensel değerler ihtiva ediyor, en azından etmeli."
kimin hukuku, neyin evrensel?
gunumuzde saltanat suren hukuk sekularo-fascist hukukudur, bunlar SPEElerin yasama hakkini inkar edip kendi yasalarini zorla herkese dayatirlar. Gerekceleri de hukuklarinin evrensel, bilimsel oldugudur. Mesela bir hiyarin teki cikar "ba$ortusu yasasi" koyar bunu herkese uygular, bunun evrensellik, bilimsellik neresinde? Ya da bir tertip darbeci cikar kendi keyiflerine uyacak ismarlama bir Anayasa hazirlatir, cesitli dalavereyle halk oyuna sunar kalabaliga onu yutturur, sonrada demokrasi'den dem vurarak "kalabaligin dedigine herkes uymalidir" der cikar isin icinden. Bakin ben bu durumda bir insan olarak kafami ka$iyip dusunuyorum "Len ben kalabaligin dedigine mi uyacam Allah'in ogutlerine mi kulak verecegim simdi?" Dusunuyorum ve diyorum ki "Buldum! buldum! Eureka! Eureka! Kalabaliklarin yasalari kalabaliklara, bizim gibi inananlarin yasalari da bize olmali!" deyop bir Protokol hazirliyorum. Ne bizim yasalarimizi kalablaiklara zorla kabul ettirmeye, ne de kalabaliklarin yasalarini bize zorla dayatmaya hakki yoktur!
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 1, 2010 8:32 PM
Sayın AKYOL;
"Habur Olayı’ Doğru Bir Olaydı"başlıklı yazınız ile"Niçin Bu Kadar Çok Vatan Haini Var?" başlıklık yazınız,aslında benim açımdan birbirini tamamlıyan tek parça bir yazıdır.Çünkü Habur olayından yola çıkarak vatan hainliğini, dolaylı olarak da olsa AKP ye bulaştıran CHP sözün arkasındaki belirleyicidir.
Vatan hainliğine yaptığım yorumu dikkatli okuduysanız sözün arkasındaki idda sahibi
nin ciddiye alınabilmesi için sabıka kaydına bakılmasının zarureti ortaya çıkmıştır.
Yazınızdan tam bir gün sonra mecliste kopan kızılca kıyamette BDP Muş Milletvekilinin CHP ve Genel Başkanıyla ilgili ittifak arayışı ile söylediği sözleri düşünün,işte tam bu noktada Vatan hainliği kavramına baş vuran CHP nin durumunu düşünün.
Bu durum benim açımdan değil ancak
CHP nin tutarsızlığına bir kanıttır,yoksa o dönemde legal olarak parlementoya girmiş bir partiyle görüşmenin anormal bir tarafı olamaz(ancak 20 militan sözünü doğruysa bu ayrı bir tartışma konusu)
Ancak bu gün CHP nin kullandığı argümana bir bakın.
Şimdi gelelim Habur olayına,
bu olayın provoke edilmesi MHP nin ,CHP nin ekmeğine şüphesiz yağ sürmüştür.Çünkü kesinlikle
anlaşılmıştırki, terörün bitmesi salt AKP nin arayışları ile olamaz,kesinlikle anlaşılmıştırki Türkiyedeki Demokratikleşme ve hukuk devleti olma arayışı salt AKP nin sayısal üstünlüğü ile olamaz.
Yine kesinlikle anlaşılmıştırki Yeni bir Anayasa sadece AKP nin katkısı ile olamaz.
Timsahın göz yaşları ile "bizde bu terörün bitirilmesini istiyoruz AMA.."diye Maksimalist talepleri ortaya koyanlar için Habur olayı bulunmaz bir nimetti.Aslında Terör konusu Dünya da bir çok ulusun canını yakan ancak bir çok uulusunda çözüm bulduğu yol yöntem ve metodlar mevcuttur.
Bütün mesele toplumun ne istediği ve olayları algılama düzeyidir.Eğer Bu toplum kendi özgür iradesiyle doğru ve dürüst enforme edilme kanallarına yönelir ve sergilenen oyunu hissedip,bu ülkenin milli menfaatlerinin,50 yıl daha savaşmaktanmı geçeceğini,şehit Annelerinin sayılarının arttırılıp,nerdeyse küçük bir ülke bütçesine ulaşan savaş maliyetinin sürekli artıp vergilerin silah tüccarlarının ve komisyoncularının cebine girmesindenmi geçtiğini,yoksa bu kaynakların başka alanlara kaymasının,artık gözü yaşlı Annelerin duygularınının sömürülmemesinden yola çıkarak huzurlu bir ülkeye dönüşmesindenmi geçtiğini düşünmek durumundadır.
Evet dediğiniz gibi devlet şiddet geleneğini sürdürerekmi yoksa şefkatli ve rehabilitasyon kanallarını açık tutarak RECEP YAZICIOĞLU ve GAFFAR OKKAN (Allahın Rahmeti ve güzellikleri üstlerine olsun)gibi bürokrat ların sayılarını artırarakmı yapıcaktır.İşte bütün mesele bu.
Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: March 1, 2010 9:09 PM
Mustafa Bey,
ortadaki sorunlar sosyo-politiko-ekonomik(SPEsel) sorunlar, boyle sorunlarin cozumu sirf SI-YASAL degil daha ziyade YASAL'dir. Bu sorunlarin kaynagini olusturan SPEE'lerin YASAMA HAKKI'ni engellemekten vazgecerek, onlarin sekularo-fascist yasalarin boyundurugundan kurtulmasini sagliyarak barisci cozume gidilebilir. Ama bu is Sekularo-fascistlerle pazarliga girmekle olmaz, bu EU$-vari bir yaklasimdir, HAYALI DEVLET'i KURTARMA yaklasimi. Eger gercekten yanaysak SPEElerin YASAMA HAKKI pazarliga gelmez, ama hayale kapilmis gidiyorsak bizi tutabilecek kim;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 1, 2010 10:00 PM
Sayın Grand Sen~or.
Çok iyi ifade etmemiş olabilirim. Siz olanı söylüyorsunuz, bense olması gerekeni. Şöyle ifade edeyim, belki daha iyi anlatırım (Konular çok geniş aslında, uzun yazınca okunmuyor, kısa yazınca eksik kalıyor. Sanırım derdimi tam olarak anlatamadım)
Allah adildir. İsim sıfatlarından birisi adalettir. En basit tarifiyle adalet; bir eşitlik düşüncesidir. "Hukuk ise herkes için, herkese ve her güce rağmen evrensel değerler ihtiva ediyor, en azından etmeli." derken eşitliğe vurgu yapmaya çalışmıuştım. Bugün, eleştirenler bile Osmanlı'nın adaletini kabul ediyor. Tartışılmaz tek miras belkide adaletidir. Hz. Ömeri Yaratan hangi özelliğinden dolayı cennetle müjdelemiştir: Ömer adildir. İnanan, inanmayan her kes onun adaletine sığınmıştır. Bugün modern demokrasilerde, en azından görünürde olsa bile, halkta şöyle bir kanaat hakimdir: "Benim devletim adildir. Vatandaşlarına karşı eşit yaklaşır" İşte, Kürt sorununda da devlet vatandaşına bu hissi vererek çözüm bulmalı. Siyaseten dahi olsa adalet gözardı edilmemeli.
Dünün muktedirleri farklı siyasi mülahazalarla adalet dağıtıyordu, bugün onları eleştiriyoruz. Mete Tunçay'dan alıntı yapmamın sebebi dünü ve bugünü kıyaslamaktı. Saygılar,...
Av. Cengiz GÜLAÇ
Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 1, 2010 11:28 PM
habur olayı doğru, babam da doğru olduğu görüşünde, kuzenim askere gitti, komando olarak,üzülüyoruz,amcam da doğru olduğu görüşünde...habur olayını yasal mevzuatla değerlendirmemek lazım,yasaları insanlar yapıyor, evrensel hukuk değerlerine bakmalı.evrensel hukuk kriterlerinde silah bırakmanın, savaşı durmasının kötü bir yanı yok. bizim kardeşlerimiz ve belki yıllar sonra çocuklarımız toprağa düşmeyecekse,bunun garantisi verilecekse, varsın bugünkü bir kaç suçlu cezaevine girmesin.hayatının baharındaki güzel çocuklar yaşayacaksa, varsın onlar da aramıza dönsün."Bir masumun haksız yere içerde olmasındansa yüz suçlunun dışarıda olması toplum barışı açısından daha iyidir" diye bir hukuk anlayışı(masumiyet karinesi kapsamında)varken, bundan sonra kimse ölmeyecek diyerek bazı suçluları suçtan alıkoyma, suç işlemesini engelleme kanun dışına çıkmak değildir. bu kadarcık fedakarlık olması gerekir. neticede siopi'de olağanüstü bir mahkeme kurulsa da, kanunlara aykırı gibi görünse de..güzel, masum gençleri,çocukları kurtarmak için, yengem ağlıyor şimdi, ve hiçbir annenin ağlamaması için...
Yazan: ehbe Tarih: March 2, 2010 12:19 AM
Cengiz Bey dediniz ki:
""Benim devletim adildir. Vatandaşlarına karşı eşit yaklaşır" İşte, Kürt sorununda da devlet vatandaşına bu hissi vererek çözüm bulmalı. Siyaseten dahi olsa adalet gözardı edilmemeli."
Cengiz Bey, adalete, adil olmaya gelmeden once biz henuz yasalarda anlasmi$ degiliz, yani uzerinde henuz anlasmaya varmadigimiz yasalarin uygulanmasinda uygulayici (mesela Devlet) ne kadar adil olursa olsun bu yasalarda anlasmis olmayanlar icin bu anlamli olmuyor. Bakin soyle basit bir ornek vereyim siz Adil bir Hakimsiniz, bendeniz Emre Beyle bir alisveris yapmisim ortada, bu alisverisin sartlarini belirten bir yazili kagit var, fakat bu sartlarin altinda benim imzam yok, Emre Bey'in imzasi var, alis-veriste yurumuyor size bas vuruyoruz, siz yazili sartlari elinize aliyor ona gore adil bir karar veriyorsunuz. Emre Bey sizi yuce adaletinizden dolayi alkisliyor, ucuyor, bendenizse size "Hakim Bey anlasmaya imza atmadim ki buna gore karar verebilesiniz!" diyorum, "bakin benim elimde de Allah'in ogutlerine gore hazirladigim bir sartname var, altinda da benim imzam var, buyurun bir de buna gore karar verin" diyorum, siz buyuruyorsunuz ki "Emre'nin sartnamesi sekularo-fascist yasalarimiza uygun hazirlandigindan ona gore karar vermek zorundayim", ben itiraz ediyorum "Ama Hakim Bey, ben daha bastan bu yasalara, bunlarin dayandigi anayasaya Allah'in ogutleriyle uzaktan, yakindan alakali olmadiklari icin "evet" demedim, beni "evet" demedigim kurallarla nasil yargilayabilirsiniz?" siz diyorsunuz ki "Evladim derdine yan, cogunluk "evet" dediyse artik sen bu yasalarla ister istemez bagimlisin, Uniter Devletimiz coklu yasal sistem tanimadigindan sizin gibi Allah'in ogutlerine dayali yasalara ve boyle bir yasal sisteme yer yok, zorla Devlet'in yasalarina boyun egersiniz, demokrasi, evrensel yasalar, cart, curt bunu gerektiriyor, derdinizi AHIM'a anlatin!", bendeniz "Ama Hakim Bey biz size adalet almaya geldik bize ogut veriyorsunuz, ne guzel, fakat bilmis olun biz sizin ogutlere degil Allah'in ogutlerine kulak verenlerdeniz, yasama hakkimizi elde etmek icin elimizden geleni ardimiza koymayacagiz." siz aliyorsunuz sazi elinize "Bana bakin Grand Sen~or musunuz nesiniz, siz Uniter Devletimizi, Laik Anayasamizi ve onun yasalarini yikip yerine bilmedigimiz, bilmek istemedigimiz, cok-mok-yasal sistem mi gecirmeye calisacaginizi soyluyor, Uniter Devletimize ve onun yasama otoritesine karsi mi cikiyorsunuz?" bendeniz "EVET", siz "hah iste simdi siz Anayasa'nin falanca maddesine gore Anayasa'ya aykiri dusmekten, Uniter Devletimiz, sekularo-fascist duzenbazligimizin yerine olmadik duzen gecirmeye calismak icin orgutlenmeye canak tutmaktan yersiniz cezayi, ama bu benim yargilama cercevem disinda onun icin bu davayi ilgili Ozel Devrim Mahkemesine havale ediyorum." Bendeniz "Deseniz Hakim Bey benim icin yandi Gul'um keten helva;->>" diyorum, Emre Bey de ellerini ovusturarak "Evrensel yasalarimiza dayali adil hukmunuzun ba$imiz uzerinde yeri var Sayin Pa$am, $ey Hakim Bey, ATAM sizi ba$imizdan eksik etmesin, ba$iniz uzerindeki fiyakali tablosuna yakisir bir karar verdiniz, sag olun, var olun." diyor.
Yani kisacasi Cengiz Bey siz yukarida kopyaladigim sozleri soylerken ben onlari soyle duyuyorum:
""Benim sekularo-fascist Uniter Devletim adildir. Vatandaşlarına karşı sekularo-fascist yasalara dayali olarak eşit yaklaşır" İşte, Kürt sorununda da Uniter Devlet vatandaşına bu sekularo-fascist yasalarin ustunlugu, evrenselligi hissi vererek çözüm bulmalı. Siyaseten dahi olsa sekularo-fascist yasalara dayali adalet gözardı edilmemeli."
Cengiz Bey SPEEsel sorunlar bir tek "KURT sorunu"'ndan ibaret olsa, alavere-dalavere Kurt Mehmet nobete olurdu belki ama artik Pandora'nin Pithos'u acildi SPEEler yasama haklarini elde etmeye kararlilik ve umitle ilerliyorlar.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 2, 2010 2:20 AM
Cengiz Bey dediniz ki:
"Siz olanı söylüyorsunuz, bense olması gerekeni."
Cengiz Bey, ben olani soyluyorum, ayrica olmasi gerekeni de bir Protokol one surerek belirtiyorum. Siz tarihten, Hz Omer'in adaletinden soz ediyor, "iste adalet dedigin boyle olmalidir" diyorsunuz. Hz Omer doneminde, onun ve arkadaslarinin yaptigi uyguladigi yasalarin yururlukte oldugu donemde yasamiyoruz. Sekularo-fascistlerin yasalarinin yururlukte oldugu bir donemde yasiyoruz. Bu durumda sizin Kurtler'e:
"Benim devletim sekularo-fascist yasalari uygulayan adil bir devlettir. Vatandaşlarına karşı eşit yaklaşır, Kurtler de vatandastir onlara da bu yasalar uygulanir." dedikten sonra "Biz adil derken Hz Omer'in adaletini kasteddik, i$te boyle bir adaleti bu sekularo-fascist yasalarla gerceklestirebiliriz. Kürt sorununda da devlet vatandaşına bu hissi vererek çözüm bulmalı." diyecek haliniz yok;->
Cengiz Bey siz hala sorunun Kurt sorunundan ibaret oldugunu saniyorsunuz, ya da gercek sorunlar urkutucu oldugundan Kurt sorununa siginmak istiyorsunuz. Ben size kotu haberi simdiden vereyim; TC sekularo-fascist tek-yasalci duzen icinde bu sorunu cozemez. Cozmeye yeltenirse darmadagin olur gider, ayni Sovyetlerin darmadagin oldugu, ayni Yugoslavya'nin darmadagin edildigi gibi. Bence cozum, burada defalarca tekrar ettigim gibi, sekularo-fascist devletin kendi kendini tasfiye ederek ortami SPEEsel yapilanmaya birkmasidir. Bunu yapmak hic de kolay degil, zorlugu icerden cok disardan, dunyadaki sekularo-fascist hakimiyetten kaynaklaniyor, fakat bu surec/evrim birkere, bir yerden basladi mi bu hakimiyetin suratle cokmesi kacinilmazdir. Bu ise nasil baslanilir onu da daha once buraya yazdim. Bu gecise yol acacak Protokol'u da buraya gectim.
Simdi buna karsi sizin cozumunuz ne?
Benim one surdugum Protokol'u lutfen tetkik ederek bir elestirisini yapar misiniz? Boyle bir Protokol'a "evet" der miydiniz? Demezseniz, onun yerine ne onerirdiniz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 2, 2010 5:08 AM
Habur olayını doğru veya yanlış diye değerlendiremeyiz. Değerlendireceksek de yanlış bir olaydı!
Fakat burada AK Parti'nin bir suçu, kastı yok.
Habur o görüntüyü sergileyenler yani o görüntülerden rahatsız olan insanlardı da, AK Parti ve açılım sürecinden sonra mı o noktaya geldiler?
Hayır, o insanlar zaten o noktada direnerek duruyorlar. Çözümü baltalayan, insanları kutuplaştıran o noktada.
DTP zaten o zihniyette idi?
PKK ve sempatizanları zaten o zihniyette idi?
Yani açılımdan dolayı gerçekleşmiş bir görüntü değildi bunlar.
...
Orada çözüm isteyen samimi insanlar toplanmış olsaydı, o teröristler bugün DTP'nin ve PKK'nın, İmralı'dakinin elçisi gibi konuşmazlardı.
Bir hata varsa, o da o kişilerin pişmanlık yasasının gereklerini yerine getirmeden, pişmanlık yasasından yararlandırılmalarıdır.
...
DTP, Apoş muatab alınsın derken şunu söylüyor, veya dağdakilere terörist değil de gerilla derken şunu söylüyor, veya o dağdakilerin pişman olmaması gerektiğini söylerken şunu söylüyor:
-Evet, bizim çocuklar hata yapmadı.(Terör hata değil demek ki) Yaptıysa da devletin baskıları yüzünden, Kürtlerin özgürleşmesi için yaptı. Bir Kürdistan istemek masum bir istektir.
(Evet, Kürtlere devletin yaptığı baskıları haklı göstermek, asimile politikalarını haklı göstermek imkansız. Bunlara bir Kürdün tepki göstermemesi imkansız ve zaten bunlara destek de verilemez. AMAAA)
Evet, tam olarak bunu anlıyorum ben. Binlerce şehidi ortada duran bir halkın buna tepki göstermemesi imkansız. Ülkesi bölünmek istenilen bir devletin vatandaşları olan bu garip anadolu insanının buna tepki göstermemesi imkansız. Teröre milyarlarca dolarını harcayan, verdiği verginin fazlasını o bölgeye, o bölgenin insanına aktaran bu fakir anadolu insanının bu nankörlüklere tepki göstermemesi imkansız.
Şimdi Kürler, Kürt arkadaşlar, PKK sempatizanı olan Kürtler söyleyin bakalım:(Tüm Kürtler değil, PKK'ya hak verebilecek kadar körleşmiş olanlara soruyorum)
-Bir Kürdistan istemediniz mi?
-Kim ülkesinin bir kısmının bölünmesine seyirci kalabilir, siz bir Kürdistan kursanız, Arapların, Süryanilerin, Ermenileri, Zazaların ayrılık taleplerine EYVALLAH mı diyeceksiniz?
-Terör, silahlı mücadele yapmadınız mı? Masumları öldürmediniz mi? Haklarını siyasi ortamda savunmak varken.(Ha kaç kere kapatıldı partimiz demeyin, o silahlı örgütün bir kanadı olmasaydı, tamamen bağımsız bir parti ile o haklar siyasi ortamsa savunulsaydı, bu anadolu insanı sizin haklarınızı elbette görecekti.)
-Siz bir ülke kursanız, haklı oldukları konuda, haklarının yendiğini düşündükleri bir konuda siyasi mücadele yapmak yerine silahlı mücadele yapanlara, silahlı mücadele yapanların bir kanadı gibi davranarak güdümlü siyaset yapanlara hoş mu bakacaksınız?
...
Evet , Kürtlere karşı yapılan haksızlıklara karşı çıkıyorum. Kürtlerin demokratik taleplerinin makul ve mantıklı ve insan hakları sınırında kalanlara, hak isterken o hakkın getireceği sorumlulukları görmezden gelmeden istenen haklara EVET BUNLAR HAKTIR VE TESLİM EDİLMELİDİR diyorum.
Bu BASKI VE YANLIŞLARI YAPANLARI ELEŞTİRİYORUM.
AMAAA
Neden o DTP'ye % bilmem kaç oy veren Kürtler, PKK'ya en ufak bir hak atfeden Kürtler, benim içimden çıkan o suçluları eleştirmemi İSTERKEN, o baskı ve baskıcıları eleştirmemi İSTERKEN,
KENDİLERİ AYNI ŞEYİ YAPMIYOR.
YANİİİ
KENDİ İÇLERİNDEN ÇIKAN YANLIŞ, HATA VE SUÇ YAPANLARI ELEŞTİRMİYORLAR.
Neden terör yapanları eleştirmiyor.
Neden teröristi kahraman gibi göreni eleştirmiyor.
O zaman MERT OLACAKSIN.
Ya kendi içinden yanlış yapanları eleştirecek ve ayıklayacaksın.
YA DAAA
Benden de içimden yanlış yapanları eleştirmemi ve ayıklamamı isteMEyeceksin.
Mesela yargısız infaz yapanları eleştirmemi istemeyeceksin,
Mesela hapishanede birisine pislik yedirenleri eleştirmemi istemeyeceksin,
Mesela seni asimile etmeye çalışanları, dilini vs. bastırmaya çalışanları eleştirmemi istemeyeceksin,
EĞER MERT İSEN
Sen nasıl PKK'lı teröristi, hakkını silahla arayan o adamı, benim canımı yakan o adamı kahraman gibi görürsen
İşte maalesef ben de sana hapishanede pislik yedireni, yargısız infaz edeni, dilini, kasedini yasaklayanı kahraman gibi görürüm.
...
İş Kürtler de.
Türklerden birçok insan aydınlandı, o baskıları gördü ve kınadı.
Sıra Kürtler de. Barış, kardeşlik, demokrasiyi ağızlarından, parti isimlerinden düşürmemekle bu iş olmuyor. Samimi iseniz, Türkler nasıl içlerindeki hatalı, suçluları eleştirmeye başladı ise, siz de PKK'yı, Apoş'u muatab alın diyeceğiniz YERDE bunlar hata yaptı diye onları eleştirin.
Karşılıklı adım olmadan barış anca sizin ağzınızda kalır.
Beni tahrik ederek mi barış istiyorsun.
Benim adımıma, adımla karşılık ver.
Şark kurnazlığını ele aldı PKK sempatizanları.
Sen PKK'yı kahraman görürsen, buradaki kimsenin yargısız infazcıları kahraman görmesini ELEŞTİREMEZSİİİİN.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 2, 2010 10:52 AM
Mustafa Fatih Yuce yazdi:
"-Kim ülkesinin bir kısmının bölünmesine seyirci kalabilir, siz bir Kürdistan kursanız, Arapların, Süryanilerin, Ermenileri, Zazaların ayrılık taleplerine EYVALLAH mı diyeceksiniz?"
haklisin, boyle tek-yasalci, sekularo-fascist duzenbazlikla sosyo-politiko-ekonomik (SPEsel) kimlik sorunlari cozulemez, kotuden, kotuye gider.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 2, 2010 7:43 PM
Sayın Grand Sen~or.
Galiba iletişim sıkıntısı çekiyoruz . Öncelikle şu değerlendirmenize sebep olacak hangi ifadede bulundum, doğrusu anlayamadım: “Cengiz Bey siz hala sorunun Kurt sorunundan ibaret oldugunu saniyorsunuz, ya da gercek sorunlar urkutucu oldugundan Kurt sorununa siginmak istiyorsunuz.” Tespitinizi doğrulayacak tek satır yazmadım. (İlginçtir, hayatımın hiçbir döneminde olmadığı kadar bu sitede yanlış anlaşılıyorum!)
Biraz daha geniş bir şekilde asıl anlatmak istediğimi tekrarlayayım.
Nisa 58: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
Nisa 135: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
Maide 8: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin.”
Maide 42: “Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah adil olanları sever.”
A’raf 29: “De ki: Rabbim adaleti emretti.”
Nahl 90: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
Yukarıda örnek olarak verdiğim ayetler ve daha bir çok ayette Allah adaleti emrediyor. A’raf 29 çok açık: “De ki: Rabbim adaleti emretti”. Seküler-faşist yasalar, TC vs,… Ben üstün, evrensel bir değerden bahsediyorum. Mevcudu yeterli bulsam bunları neden yazayım? İnanan bir insan için Allah’tan daha üstün hüküm koyabilecek bir kul olabilir mi? Ancak, Hz. Ömer Kur-an’ın açık hükmü varken ganimetleri farklı dağıtmıştır. Bu ayet caiz bile değil, emir niteliğindeydi (Medineden Lozana, Taha Akyol, Sy 79) Çünkü ölçü ADALETTİR. Kur-an, yukarıda misal verdiğim ayetlerde de belirtildiği gibi nihai hedefi, amacı gösterir. Kulların kendi aralarındaki hukukta hüküm vermelerine engel bir emir yoktur. Sizin seküler-faşist diye eleştirdiğiniz ve bir çok problemin bulunduğu sistemde/rejimde bile adaleti sağlayacak yasal düzenlemeler yapılabilir.
Bugün tüm dünyada aslolan yargıda birliktir. Mecelleyi incelemenizi tavsiye ederim. Üstat Taha Akyolu’un Medineden Lozana isimli kitabı faydalı olabilir. Önemli olan insanların farklı hukuklara tabi olması değil, temel hak ve özgürlükleri koruyan, evrensel değerlere tabi olmaktır.
Kur-an ölçüyü koymuş: Adil olacaksın. Nisa 135’de belirttiği gibi kendi ananız-babanız ve akrabalarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik edilmeli, adaletten sapılmamalı. Maide 8’de dediği gibi, bir topluluğa duyduğumuz kin dahi bizi adil davranmaktan alıkoymamalı. Bu hükmü kendisine şiar edinmiş bir devlet vatandaşları arasında ayrım yapabilir mi? Türk-Kürt, alevi-sünni, General-kapıcı ayrımı yapabilir mi? Annesi-babası aleyhine bile şahitliği esas alan bir sistem, ağa-paşa ayrımı yapabilir mi? Yoksa gerisi teferruattır. Bugün köle hukukunu savunabilir miyiz? İki kadının şahitliği bir erkeğe denk diyebilir miyiz? Tekrar ediyorum ölçü, adil olmaktır. İşte sayın Grand Sen~or., aslolan adaleti tesis edebilmekte. Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, bilişim hukuku, miras hukuku vs nasıl olmuş hiç önemli değil.
“Bu gecise yol acacak Protokol'u da buraya gectim.
Simdi buna karsi sizin cozumunuz ne?
Benim one surdugum Protokol'u lutfen tetkik ederek bir elestirisini yapar misiniz? Boyle bir Protokol'a "evet" der miydiniz? Demezseniz, onun yerine ne onerirdiniz?” Demişsiniz. Çok özür dilerim bahsettiğiniz protokolü kaçırdım galiba. Biliyorsunuz, sitede daha yeniyim. Nerede yazdığınızı söylerseniz veya tekrar yazarsanız belki sorularınız cevaplayabilirim. Saygılar.
Av. Cengiz GÜLAÇ
Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 3, 2010 10:32 AM
Cengiz Bey dedi:
"Kulların kendi aralarındaki hukukta hüküm vermelerine engel bir emir yoktur."
Cengiz Bey adaletle ilgili ayetleri hatirlattiginiz iyi oldu. Simdi yukaridaki cumlenizde gecen "hukum" kelimesiyle ilgili ayetleri ben burada daha once hatirlatmistim, bir de buna goz gezdirsek.
dediniz ki:
"Bugün tüm dünyada aslolan yargıda birliktir."
be de aksini iddia etmiyorum, bilakis bunun en buyuk hata ve zulum oldugunu belirtiyorum, adini da sekularo-fascizm koyuyorum.
dediniz:
"Önemli olan insanların farklı hukuklara tabi olması değil, temel hak ve özgürlükleri koruyan, evrensel değerlere tabi olmaktır."
bu tipik bir tek-yasalci propagandasi.
"evrensel degerler" neye gore evrensel degerler?
"temel hak ve ozgurlukler" neye gore temel?
Insanlar farkli hukuklara gore hayatlarini farkli sekilde duzenlemek istiyorsa bunu engellemek niye? Farkliligi yok edip teke indirmek, asimile etmek degil mi?
dediniz ki:
"Kur-an ölçüyü koymuş: Adil olacaksın. Nisa 135’de belirttiği gibi kendi ananız-babanız ve akrabalarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik edilmeli, adaletten sapılmamalı."
Cengiz Bey sekularo-fascist yasalarin Kur'an'la alkasi ne?
Bakin Kur'an'da soyle de deniyor:
005.044 Biz, icinde dogruya rehberlik ve nur oldugu halde Tevrat'i indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermis peygamberler onunla, yahudilere hukmederlerdi. Allah'in Kitab'ini korumalari kendilerinden istenen Rablerinden yana olanlar ve haberdar olanlar da. Hepsi ona sahidlerdir. Insanlardan korkmayin, benden korkun. Ayetlerimizi az bir bedel karsiliginda satmayin. Kim Allah'in indirdigiylr hukmetmezse iste onlar kafirlerin ta kendileridir.
bu ne olacak, hasir alti mi olacak?
Kur'an'da ayrica:
"sizin yasalariniz(dininiz) size bizim yasalarimiz(dinimiz) bize ,,," de deniyor bu ne olacak, hasir alti mi olacak?
dediniz ki:
"alevi/sunni ayirimi yapilabilir mi"
sizin yapmaniza ne gerek bu insanlar kendilerini farkli yasalari hayatlarina gecirmeye adamis, siz bu insanlarin yasalarindaki farkliliklari hice sayip tepeden inme sekularo-fascist yasalari uygulayarak bunlara adalet dagitabileceginizi saniyorsaniz yargictan cok sihirbaz olmaniz lazim. Kaldi ki bu insanlar kendi inanclarina dayanan, Allah'in ogutlerine dayanan kendi yasalariyla yargilanmak istiyorlar, kendi yasalariyla celisen sekularo-fascistlerin yasalarini yasa olarak bellemiyorlar, bunlari yasa kabul etmeyi inkarcilik olarak goruyorlar.
Cengiz Bey size Misir'da Memluklar donemindeki yasama duzenlerini tetkik etmenizi tavsiye edeyim, Ibn Battuta'da orayi ziyaretlerinde bu konuda cok degerli kayitlarda bulunmustur. Ayrica Enduluteki ve Osmanlilardaki uygulamalari da tetkik edebilirsiniz. Hatta Kubilay'in Cin'de uyguladigi farki yasama sistemlerini de tetkik etmenizi tavsiye ederim. Kendinizi cok-yasalciliga alistirmaya bakin, tek-yasalciligin sonu geldi.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 3, 2010 8:19 PM
Bozuk plak gibi nasil da tekrar ediyor...
Grand Senor,
Bize basarili bir kac cok yasalci ulke sayabilir misiniz? Hangi gelismis ulkede tek yasalcilik sona geldi?
"Insanlar farkli hukuklara gore hayatlarini farkli sekilde duzenlemek istiyorsa bunu engellemek niye?"
Siz zaten hayatinizi istediginiz gibi duzenleyebiliyorsunuz. Sizin amaciniz baska insanlarin hayatini da duzenlemek. Fasist olan sizin sisteminiz. Biz mi anlatamiyoruz yoksa siz mi anlamiyorsunuz?
Yazan: emre Tarih: March 4, 2010 1:01 AM
Cengiz Bey dediniz ki:
"Önemli olan insanların farklı hukuklara tabi olması değil, temel hak ve özgürlükleri koruyan, evrensel değerlere tabi olmaktır."
Bakin soyle bir benzetme yapayim:
Bir ku$ var bi de deve. Bunlarin degisik tabii yasalara uyan degisik yasamlari var. Belki bunlarin uydugu ortak tabii yasalar da vardir ama bunlari birbirinden farkli kilan farkli yasalara uygun yasamlarini surdurmeleridir.
Siz simdi "esas olan bu hayvanlarin farkli hukuklara tabi olmasi degil temel hak ve ozgurlukleri koruyan evrensel degerlere sahip olmaidir" deyip, bu farkli hukuklari engelleyip, yasadisi ilan edip, bu iki tur hayvana uyacak diye evrensel deveku$u yasalari yapsaniz, sonra da adalet dagitiyoruz diye bu yasalari develere ve ku$lara zorla uygulasaniz, bu develerin ve ku$larin hali nice olur? Bunlar boyle deveku$u yasalari altinda kendi benliklerini nasil koruyabilirler? Tabii sekularo-fascistlerin bu deveku$u yasalarindan gaye adalet falan degil develeri ve ku$lari kirpip, kirpip zorla deveku$una cevirmek, boylece evrensellik yerini bulsun;->
Bu ayni tabii ormanlar yerine, ormani yerle bir edip kereste uretmek icin bir tur cam agaci ormanina cevirmeye benziyor. Siz bir hukukcu olarak bunu farketmiyor musunuz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 2:16 AM
Emre dedi:
"Bozuk plak gibi nasil da tekrar ediyor..."
siz burada koro halinde bozuk plak gibi gece gunduz sekularo-fascizmin faziletlerinde soz edince oluyor da ben ayni sorularina ayni cevaplar verince mi olmuyor?
Emre dedi:
"Siz zaten hayatinizi istediginiz gibi duzenleyebiliyorsunuz. Sizin amaciniz baska insanlarin hayatini da duzenlemek. Fasist olan sizin sisteminiz. Biz mi anlatamiyoruz yoksa siz mi anlamiyorsunuz?"
Protokol oyle demiyor, sen bana iftira ediyorsun, yalan soyluyorsun, ya da okudugunu anlamiyorsun. Protokol hicbir SPEE'ye yasalarini digerline dayatma hakki vermiyor. Sekularo-fascistler bu hakki kendilerinde goruyorlar, onlar butun insanlarin hayatini kendi sekularo-fascist yasalarina gore zorbalikla duzenlemeye calisiyorlar.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 2:25 AM
Cengiz Bey, bakin su ayette "adalet" ve "hukum" kavramlari birbirine su sekilde baglaniyor, yani lisanimizda "adalet" tek basina i$ gormuyor:
004.058 Allah size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi (= ve iza hakemtüm beynennasi en tahkümu bil ‘adli) emreder; Allah size böylece ne güzel öğüt veriyor; muhakkak ki Allah, işitendir,
bilendir. (hukum, adalet).
Iste bunun icin "adalet"'ten soz ederken "hukm" kavramini hatirdan cikarmamak gerekiyor.
Kur'an'daki bu kavramlarlarin nasil kullanildigini gosteren tasvirler icin bakiniz:
http://www.sakirkocabas.com/concept.html
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 4:53 AM
Cengiz Bey bakin sunu bir dinleyin:
"The non-Muslims among the new settler were grouped into millets, or 'nations', according to their religion. Thus the Greek millet was headed by the Orthodox patriarch, the Armenian by the Gregorian patriarch and the Jewish by the chief rabbi. The authority granted to the head of each millet extended not only to religious matters but also to most legal questions other than criminal cases, which were always tried before the Sultan's judges. The millet system instituted by Mehmet was continued by his successors right down to the end of the Ottoman Empire, forming the core of its multi-ethnic character. The Grand Turk John Freely, 2009 p.51."
$imdi tek-yasalci sekularo-fascistlerin zulmu altinda inleyen Muslumanlar, Ermeniler, Kurtler, Yahudiler, Rumlar, kisacasi SPEEler bu yukarida bahsi gecen yasama/yargilama haklarindan daha azina niye "eyvallah!" dedsinler? Bunlarin hic mi tarihsel suuru kalmadi? Kaz mi bunlar?!
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 6:16 AM
Sayın Grand Sen~or.,
Tek bir soru soracağım ve benim açımdan bu bahis kapanacak. Devletin başında siz varsınız. Herkes tabi olmak istediği yasalara göre yaşıyor, yönetiliyor. Seküler-faşist TC değil yani! Halkın %90'ı diyor ki: "Bizim inancımıza göre vergi vermek büyük günahlardandır" olamaz mı? Neden olmasın! Belki adamlar peynir dininde!
İşte o zaman ne yaparsınız? Saygılar,...
Av. Cengiz GÜLAÇ
Yazan: Cengiz GÜLAÇ Tarih: March 4, 2010 11:44 AM
Cengiz Bey dediniz ki:
"Tek bir soru soracağım ve benim açımdan bu bahis kapanacak. Devletin başında siz varsınız."
Cengiz Be eger Protokol'u okusaydiniz bu soruyu sormazdiniz. Cunku artik ortada sizin hayali devlet yok ki ben ba$inda olayim;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 7:09 PM
'$imdi tek-yasalci sekularo-fascistlerin zulmu altinda inleyen Muslumanlar, Ermeniler, Kurtler, Yahudiler, Rumlar, kisacasi SPEEler bu yukarida bahsi gecen yasama/yargilama haklarindan daha azina niye "eyvallah!" dedsinler? Bunlarin hic mi tarihsel suuru kalmadi?'
Ne munasebet! Kendi adima konusacak olursam, Osmanli Imparatorlugunun dagilmasindan bir ders cikardigim icin bu tutumu takiniyorum. Osmanli Devleti bugun azinlik torunlari tarafindan nasil aniliyor sizce, ozlemle mi?
(Muslumanlar haric saydiginiz "SPEE"'ler birer etnisite. Kastiniz buysa yeni bir kisaltma uyduracaginiza lutfen etnisite deyiniz.)
Sayin Gulac'in sorusunu acmak isterim:
1. Ulkedeki inanc cesidi kadar yasa sistemi mi olacak? Oyleyse bu isin icinden cikamazsiniz.
2. Mezhebin icindeki gorus farkliliklariyla nasil basedeceksiniz? Ayni mezhepten olup dinimizi farkli bir sekilde yorumlayabiliriz. Koyun degiliz ya.
3. Mezheplerin arasindaki surtusmeleri nasil halledeceksiniz? Diyelim ki aramizda bir anlasmazlik oldu. Sizin inanciniza gore suc isledim, ama kendi inancima gore sucsuzum.
Grand Senior,
Kagit ustundeki ulkuyle pratikteki uygulamasiyla uyusmayabilir. Cozum onerinizin sorunlarina daha once degindim, ve yurumeyecegini bildigim icin sizden bir kac ornek istedim. Cok yasalci ulkeler, hele hele teokrasiler, er ya da gec belaya catarlar. Etrafinizdaki ulkelere bakin.
Yazan: emre Tarih: March 4, 2010 10:10 PM
Emre Bey dedi:
"1. Ulkedeki inanc cesidi kadar yasa sistemi mi olacak? Oyleyse bu isin icinden cikamazsiniz.
2. Mezhebin icindeki gorus farkliliklariyla nasil basedeceksiniz? Ayni mezhepten olup dinimizi farkli bir sekilde yorumlayabiliriz. Koyun degiliz ya.
3. Mezheplerin arasindaki surtusmeleri nasil halledeceksiniz? Diyelim ki aramizda bir anlasmazlik oldu. Sizin inanciniza gore suc isledim, ama kendi inancima gore sucsuzum."
Sorularinizin cevabi Protol'da SPEEler arasi sorunlari ilgili SPEEler aralarindaki ikili veya coklu anlasmalarla helledebilir. Protokol boyle anlasmalari engellemiyor. Protokol'un engelledigi herhangibir SPEE'nin yasalarini digerlerine zorla dayatmasi - sekularo-fascistlerin yaptigi gibi. Siz hala bir hayali sekularo-fascist devlet var SPEElere o babalik edecek diye dusunuyorsunuz.
Dedik ya artik sekularo-fascist devlet yok, o ATTA'ya gitti, SPEEler bakar ba$inin caresine;->
dediniz ki:
"Osmanli Devleti bugun azinlik torunlari tarafindan nasil aniliyor sizce, ozlemle mi?"
Osmanlilar donemi kapanmistir. Protokol'un Osmanli SPEsel yapilanmasina benzer taraflari var, ancak ona benzemeyen cok onemli bir farki da var. Protokol hukmun SPEElerde olacagini oneriyor, buna gore yapilanmanin tepeden inme degil tabandan/temelden yukselme olacagini ongoruyor. Yani Protokol SPEEler ustu bir devlet (Yeni Osmanli Devleti/Imparatorlugu) falan onermiyor. SPEEsel yapilanmanin boyle hayali bir devlet tarafindan, onun denetimi/vesayeti/diktasi altinda gerceklestirilebilecegini ongormuyor, bilakis boyle hayali devleti tekyasalci olarak reddediyor. Ama bu demek degildir ki SPEEler dilekleri dogrultusunda SPEEler ustu yapilanmaya gidemezler - bu aralarindaki anlasmaya bagli, Protokol geregi boyle anlasmaya/anlasmalara digerlerini zorlamayada haklari yok.
Goruldugu gibi bu konular Protokol'da apacik belirtilmis bulunuyor, dikkatli okuyun lutfen.
dediniz ki:
"Kagit ustundeki ulkuyle pratikteki uygulamasiyla uyusmayabilir."
sunu demek istemis olmalisiniz:
"Kagit uzerindeki Protokol'le pratikteki uygulamasi uyusmayabilir."
Uyu$up uyu$madigina SPEEler karar verir ben/sen degil, ona gore o uyu$mayan yapi SPEE olma durumundan cikar. Yani Protokol'a gore SPEE i$lemi gormez. Protokol hicbir grubu SPEE olmaya zorlamiyor. Ama boyle bir grup cikip yasalarini digerlerine zorlarsa o zaman karsisinda Protokol'a gore yasallasmis SPEEleri bulabilir. SPEElerin boyle zorbalara karsi nasil bir onlem, yontem ve politik uygulayacagina SPEEler karar verir.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 11:42 PM
Emre Bey dedi:
"(Muslumanlar haric saydiginiz "SPEE"'ler birer etnisite. Kastiniz buysa yeni bir kisaltma uyduracaginiza lutfen etnisite deyiniz.)"
bu sekularo-fascist duzenbazliga gore oyle olabilir ama Protokol'a gore SPEE, cunku Protokol SPEsel farkliligi yasalara bagliyor. Yani bir SPEE'nin digerinden farki bir sekilde yasalarinin farkli olmasina bagli.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 4, 2010 11:50 PM
Sayın Grand Sen~or.
"Cunku artik ortada sizin hayali devlet yok ki ben ba$inda olayim;->" dediniz. O zaman neyin mücadelesini veriyorsunuz? Basit bir soru sordum. İkna ederseniz, belki bir yandaş daha kazanırsınız. Saygılar,...
Av. Cengiz GÜLAÇ
Yazan: Anonymous Tarih: March 5, 2010 12:39 AM
Cengiz Bey dedi:
""Cunku artik ortada sizin hayali devlet yok ki ben ba$inda olayim;->" dediniz. O zaman neyin mücadelesini veriyorsunuz?"
aslinda ben dogrudan bir mucadele vermiyorum, fakat Protokol'u kabul edecek olanlar simdilik sozde de olsa SPEElerin YASAMA HAKLARINI elde etmelerinin mucadelesini veriyor olacaklardir. Esas mucadele SPEElerin Protokol'a "evet" demesiyle ba$lamis olacaktir. Ya da daha da dramatigi sekularo-fascistlerin Protokol'a "evet" diyerek SPEElesip (sekularizm adina bir SPEEye donu$up) SPEElerin yasama hakkini inkardan ellerini cekmesiyle ba$lamis olacaktir. Bir ba$ka deyi$le sekularo-fascistlerin Hayali Devlet olmaktan el, etek cekmeleriyle/cektirilmeleriyle SPEEsel degisime gecilmeye baslanacaktir.
(Protokol'u bulup okuyabildiniz mi bilmiyorum, tekrar, takrar buraya gecmek istemiyorum.)
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 5, 2010 2:24 AM
Grand Senior,
Galiba "etnisite" kavraminin ne anlama geldigini bilecek kadar toplum bilimi bilginiz yok ki yeni terimler turetme ihtiyacini hissediyorsunuz. Bilin ki bu dunyada "etnisite" yerine "ekolojik entite" diyen sizden baska insan yok. Cunku demesi yanlis olur; etnisite "ekolojik" bir "entite" degildir.
Lutfen bildiginiz Turkce sozcukler kullanmaya ozen gosteriniz.
Yazan: emre Tarih: March 5, 2010 4:38 PM
Emre Bye dedi:
"Galiba "etnisite" kavraminin ne anlama geldigini bilecek kadar toplum bilimi bilginiz yok ki yeni terimler turetme ihtiyacini hissediyorsunuz."
sekularo-fascistlerin yasalardan yalitilmi$ kostum dekora indirgenmi$ kavramlarindan bana ne hayir gelir? Tabii ki gercegi dile getirmek icin onlarin kavramlarini kullanmiyorum. Sekularo-fascistlerin gercekle alakasi yok, bunlar hayali uluslar ulusturup bunu bahaneyle yasalar uretip yasalarini butun SPEElere dayatarak gunlerini gun edip saltanat surmek isterler. Benim bunla alakam ne de bunlarin propaganda araci uyduruk kavramlarini kullanayim? Onlar saltanat pe$inde, bense gercek pe$indeyim, gercekten yanayim.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 5, 2010 8:38 PM
Cengiz Bey dediniz ki:
""Cunku artik ortada sizin hayali devlet yok ki ben ba$inda olayim;->" dediniz. O zaman neyin mücadelesini veriyorsunuz?"
$imdi soru sirasi bendenizde:
bu durumda siz neyin mücadelesini veriyorsunuz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 5, 2010 9:04 PM
Sayin Grand Senior,
Herkesin elma dedigi seye armut demeye hakkiniz var. Bunun karsiliginda insanlarin size yabanci bir "astronomik entiteden" dusmussunuz gibi bakmalarini dogal karsilamaniz gerek.
Yazan: emre Tarih: March 5, 2010 11:55 PM
SayınGrand Sen~or.
Benim herhangi bir mücadelem yok. Nizama şekil vermek, insanları ikna etmek gibi yüksek! ideallerden vazgeçtim. Ben sadece paylaşıyorum, öğrenmeğe çalışıyorum. Ben, bende olmayan keyfiyeti aramaktan vazgeçtim, çocuğumda bulmayı ümit ediyorum. Tek hayalim iyi bir evlat yetiştirebilmek. Saygılar,...
Av. Cengiz GÜLAÇ
Yazan: Anonymous Tarih: March 6, 2010 12:16 AM
Emre Bey dedi:
"Herkesin elma dedigi seye armut demeye hakkiniz var. Bunun karsiliginda insanlarin size yabanci bir "astronomik entiteden" dusmussunuz gibi bakmalarini dogal karsilamaniz gerek."
ah..ah..ke$ke elmaya armut demis$ olasam;->
ben siz "millet" deyince "ulus" demek istiyorsunuz, "din" deyince "yasa" demek istemiyorsunuz, "ummet" deyince de "buyukce ulus" demek sitiyorsunuz, "adalet" deyince bunun "hukum"'le alakasi yok saniyorsunuz ve daha neler neler diyorum, sizin lisaninizla ancak hayal kurulur, i$ gorulmez diyorum.
ah..ah..bir kere benim yabanci bir astronomik entiteden du$utugume kanaat getirseniz pek sorununuz kalmayacak, ama ben sizin kucaginizda buyuyenlerdenim, i$te sizi hop oturtup, hop kaldiran, uykularinizi kaciran da bu;->>
Benim icin sizin bana nasil baktiginiz sorun degil, sorun sizi kaykilmi$, i$e yaramaz hale gelmi$ lisaninizla yuzle$tirmek, onu ben duzeltecek degilim, dilerseniz siz duzeltirsiniz, dilemezseniz kaykilir gidersiniz, tohumunuza para mi verdim;->>
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 6, 2010 8:17 PM
Cengiz Bey dedi:
"Tek hayalim iyi bir evlat yetiştirebilmek."
dikkat edin yarin evladiniz size gelip sormasin:
"Babacigim sen etrafinda bu dumenler donerken, neredeydin? Niye sesini cikarmadin? Olumuydun de mucadeleden vazgectiydin? Yoksa Allah'in rahmetinden umit mi kesmi$tin? Bak Internet'ten tarihini okuyorum, Grand Sen~or denen biri seni ne de guzel uyarmi$, "adalet" kelimseini "hukum" kelimesinden yalitik kullanamazsin demi$, bu iki kelime arasinda cok kuvettil bir bag vardir demi$, ayeti de getirmi$ onune koymu$, bu konuda ne yaptin? Dilini mi duzelttin? Yoo! "Benim herhangi bir mücadelem yok." deyip sorununla yuzle$mekten kactin, butun yuku sirtima yiktin, ama uzulme senden oncekiler de senin gibi yapip, yuku geleceklerin sirtina yika, yika altindan kalkilamaz hale soktular, i$te sana teslim bayragi cektiren bu olmali."
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: March 6, 2010 8:32 PM
BDP BÖLGESEL Mİ KALACAK TÜRKİYE PARTİSİ Mİ OLACAK?..
Kurduğu partiler defalarca kapatılan bir siyasi hareketin “Türkiye Partisi” özelliğine kavuşması, ciddi bir dönüşümü ve paradigma değişikliğini gerektirir. Böyle bir beklenti, sadece BDP’yle ilgili olan kişilerce değil, toplumun farklı kesimlerince de dile getirilmekte ve önemsenmektedir.
Birkaç haftadır Abdullah Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde bu konuya değinmekte, BDP’nin Türkiye partisi olması gerektiğini vurgulamaktadır. BDP’nin Türkiye partisi olabilmesi için öncelikle PKK ile dolaylı ilişkisinden kurtulması gerekiyor, ancak yine de Öcalan'ın böyle bir tavsiyede bulunuyor olması, paradoks gibi görünmekle birlikte çok manidardır.
Türkiye partisi olmak söylemden üsluba, ideolojik bakış açısından örgütsel yapılanmaya kadar birçok konuda kendisini gözden geçirmesini gerektirmektedir. Bu ise geçmişin iyi analiz edilmesini, ciddi bir sorgulama yapılmasını, geleceğe yönelik farklı bir yaklaşım içine girilmesini ve cesur bir tavır takınılmasını zorunlu kılıyor.
BDP’nin Türkiye partisi olması birkaç açıdan dönüşüm ve farklılaşma gerektiriyor:
Birincisi BDP’nin çizgisindeki partilerin siyaset tarzı bugüne kadar (etnik temelde) “kimlik siyaseti” olmuştur. Hareketinin merkezine tek bir etnik özelliği yerleştirerek, buna göre örgütlenen, buna göre söylem üreten, buna göre tutum takınan etnik kimlik siyaseti, marjinal kalmış, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olmuş, çatışmacı karakteri sebebiyle sistem dışına itilmiştir. Zira, toplumun her kesiminin her sorununa ilgi göstermek, her kesimden insanı teşkilat yapısına katmak, her bölgede kabul görecek bir siyasal dil üretmek, Türkiye partisi olmak için olmazsa olmaz şarttır. BDP’nin farklı kesimlerden birkaç kişiyi bünyesine katarak, biraz da söylemini yumuşatarak Türkiye partisi hüviyetine bürünmesi mümkün değildir. Öncelikle olması gereken, çatışmacı etnik kimlik siyasetini bırakmaktır.
İkincisi, partilerin merkez partisi olarak adlandırılabilmelerinin bir koşulu da, dayandığı üye ve yönetici profilinin toplumun ne kadarını temsil ettiğidir. Bölge partileri ya ürettikleri siyasetin sadece belli bölgelerde kabul görmesi açısından ya da temsil kabiliyetlerinin belli bölgelerle sınırlı olması açısından bu sıfatı taşırlar. Ülkenin geneline yayılan bir teşkilat yapısına sahip olmak, ülkenin farklı bölgelerini temsil eden yönetici ve üyelere dayanmakla mümkündür. DTP, Doğu ve Güneydoğu'ya sıkışmıştır. Dolayısıyla BDP’nin bütün bölgelerden oy alabilen bir parti haline gelmesi, tüm Türkiye'yi ilgilendiren konularda siyaset üretmesine, tüm bölgelerde temsilci ve taraftar bulabilmesine bağlıdır. Farklı bölgelerdeki Kürtlerin oyunu almak, her bölgeden oy alabilmek anlamını taşımaya yetmeyecektir. BDP, Kürt nüfusun olmadığı bölgelerden de oy alabildiği zaman ancak gerçek bir Türkiye partisi olacaktır.
Üçünçüsü, BDP'nin sadece Kürtlerin meseleleriyle ilgilenen bir parti konumundan kurtulması, Türkiye partisi olabilmesi için en temel zorunluluktur.
BDP, ekonomi alanında ne diyor, işsizlik için ne öneriyor, bölgesel kalkınma projeleri için, sağlık reformu için, sosyal güvenlik sistemi için, üniversiteye giriş sistemi için, KOBİ'lerin meseleleri için, işsizlik için, töre cinayetleri için, esnaf ve çiftçi için ne düşünüyor, hangi alternatifleri ortaya koyuyor?
TBMM’deki görüşmelerde konu ne olursa olsun Kürt meselesi ekseninde bir söylem ortaya konulursa, BDP’nin Türkiye partisi olduğu düşünülemez. BDP, günlük yaşamla ilgili, ülkenin kronik sorunlarıyla ilgili, Ege'nin de, Trakya’nın da, Karadeniz'in de meseleleriyle ilgili konuları gündemine alabilmelidir. Türkiye partisi olmak, Türkiye'yi ilgilendiren her konuda görüş ve öneri sahibi olmayı gerektirir. Dolayısıyla BDP’nin ortaya koyacağı söylemin mahiyeti ve kapsamı, bölgesel, ideolojik, etnik bir hareket mi, yoksa tüm ülkeyi kuşatan bir Türkiye partisi mi olduğunu belirleyecek en temel ölçüttür.
Dördüncüsü, PKK Marksist-Leninist bir hareketti. Dine, topluma, hayata bakışı bu ideolojinin perspektifini yansıtıyordu. BDP çizgisinin ise ideolojik olarak yelpazenin nerede durduğu çok net değildir. Sağ-sol eksenine oturtulan bir siyasal tabloda BDP kendisini solda konumlandıracaktır. Merkez-çevre eksenine oturtulan bir yapıda ise BDP’nin konumu merkez kaç, yani çevre pozisyonudur. Dolayısıyla BDP’nin kendisini ideolojik olarak nasıl tanımladığı, ortaya koyacağı politikaların mahiyetini de belirleyecektir.
Beşincisi, partilerin ideolojik görünümleri, kafa yapıları, ulaşmak istedikleri hedefler siyasal meşruiyetleri açısından önemli hususlardır. Kafa yapısı toplum tarafından problemli olarak algılanan, ütopik hedefleri olduğu düşünülen, topluma farklı bir ideolojik gömlek giydireceği varsayılan hareketlerin meşruiyetleri zayıf kalabilmektedir. BDP'nin merkez partisi olabilmesinin bir yolu da hedef ve amaçlarını net olarak tanımlaması, toplumu tedirgin etmeyecek, umumi kabul görecek hedefler belirlemesidir. Demokratik hukuk sistemi içinde gerçekleştirilemeyecek, bu yapıyı derinden sarsacak amaç ve hedeflere sahip olduğu izlenimi, partilerin kitleselleşmesini, merkeze taşınmasını ciddi şekilde engeller.
Altıncısı, ajite eden, tahrik eden, kavga çıkaran değil, akl-ı selimi, sağduyuyu, ılımlılığı, itidali yansıtan bir üslup, Türkiye partisi olmak için önemli bir gerekliliktir.
Yedincisi, Türkiye partisi olmak, sisteme yönelik muhalefeti, eleştirisi ve karşıtlığı olsa dahi sistem içinde bir aktör olmayı kabullenmeyi gerektirir. Sistemi dönüştürmek, ıslah etmek, rehabilite etmek, çağdaş normlara adapte etmeye çalışmak, başka bir şeydir, sistemi başka bir sistemle değiştirmeye yönelik sistem karşıtı bir hareket olmak başka. BDP’nin illegaliteyle bağını kesmesi, legal bir hareket olarak özgürlüğünü kazanması, hukuki meşruiyetin gelişimi için önemlidir. Legal ve illegal alanların birbirinden ayrılması, demokratik siyasetin temel şartıdır. Hukuksuzluklarla yoğrulan bir hareketin Türkiye partisi olması, kitleselleşmesi, topluma güven vermesi mümkün değildir.
SON SÖZ… BDP’nin Türkiye partisi olmak için olumlu bir dönüşüm yaşaması, başta BDP olmak üzere, Kürtlerin ve Türkiye'nin menfaatinedir. Siyaset netice almak, milletin sorunlarını çözmek için yapılacaksa, her parti üzüm yemeğe dönük olarak fonksiyonlarını geliştirmeli ve kendisini buna göre konumlandırmalıdır. Aksi halde, hem kendisine güvenen Kürtlere ihanet etmiş olacak, hem de kendisinden öncekiler gibi siyasi partiler tarihinin çöplüğüne atılmaya mahkûm olacaktır.
Nail Amudi
Yazan: nail amudi Tarih: March 9, 2010 3:39 PM
Avukatımız demiş ki: "Allah adildir. İsim sıfatlarından birisi adalettir. En basit tarifiyle adalet; bir eşitlik düşüncesidir"
Allah'ın adaleti, Allah'ın eşitliği nerede? Erkeği kadına göre bir derece üstün saymasında mı? Kadını örtünün altına sokmasında mı? (Erkeğin tahrik olmasından neden kadın sorumlu tutuluyor?) Köleye iyi davranın diyerek kölelik kurumunu onaylayıp onlara iyi davranılmasını bir lutuf gibi göstermesinde mi? Homoseksüeli pislik saymasında mı? (Homoseksüellik ne hastalık ne de sapıklıktır; doğal bir insan yönelimidir) Yahudi ve Hıristiyanı dost edinmeyin demesinde mi? Putpereste ölüm ilan etmesinde mi?
Dindarlar ne kadar futursuzca YALAN söyleyebiliyor!
Yazan: Anonymous Tarih: March 11, 2010 6:43 PM
Teşekkürler...
Yazan: murat Tarih: June 2, 2010 3:59 PM