« TV’de Tartışma: İslam, Sosyalizm ve Kapitalizm | Ana Sayfa | Bir Eleştiri, Kapitalizm ve Tekel İşçileri »

January 20, 2010

Yeni Bir ‘Siyasal İslam’a Doğru

[20 Ocak 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Müslüman aydın Ümit Aktaş’ın geçen hafta Neşe Düzel’e söylediği şeyler önemliydi. Taraf’ın “İslamcılar Kadın Çalışsın İster” başlığıyla yayınladığı söyleşide ön plana çıkan mesele de, Türkiye İslamcılarının son yirmi yılda yaşadıkları dönüşümdü.

“1980’lerden önce demokrasi hepimiz için neredeyse bir küfürdü” diyen Aktaş, ekliyordu:

“Demokrasi, değişim, yenileşme, özgürleşme gibi şeyler ancak 80’den sonra İslamcılar tarafından tartışılıp savunulmaya başladı… (Böylece) Alevilerin de, gayrımüslimlerin de kendi kimliklerini özgürce yaşamaları gerektiğini savunan bir anlayış gelişti.”

Biraz toplumsal analiz yeteneği olan herkes zaten bu dönüşümü görüyor. (Bu konularda bildikleri tek kavram “takiyye” olan kör-kütük Kemalistler hariç, tabii.) Fakat yeni yeni oluşmaya başlayan bu “özgürlükçü İslamcılık” anlayışının teorisi de pek oturmuş değil. Dolayısıyla, küçük de olsa bir katkı niyetine, bir kaç fikrimi paylaşayım.

Önce yine Ümit Aktaş’ın ettiği bir sözden yola çıkalım. “Müslümanlar, toplumsal adaletsizliklere ve zulme karşı mücadele etmekle yükümlüdürler, bu da İslam’ı ister istemez siyasallaştırır” demiş.

Bu, doğru bir laf. Ama hemen arkasından gelmesi gereken soru, kritik: “Toplumsal adaletsizliklere ve zulme karşı mücadele”nin yolu ne olmalı?

20. yüzyılda gelişen İslamcı hareket, bu soruya, ne yazık ki, “tek yol, bir İslam devleti kurmaktır” diye cevap verdi. Mümkün olan farklı İslam yorumlarından sadece birini alıp da resmi ideoloji haline getirecek olan bu devletin otoriter olması kaçınılmazdı. Zaten bu fikrin öncüsü olan Pakistanlı teorisyen Mevdudi açıkça yazmıştı 1930’larda; “İslam devleti… tüm topluma hakim olduğu için faşist ve komünist devletlere benzer” diye.


Laiklik Ezberleri

Bu teori, İslam’ın kaçınılmaz neticesi değildi. Daha çok, hem devleti çok mühim ve matah bir şey sanan, hem de özgürlükten çok disiplini önemseyen “ataerkil” zihniyetin bir ürünüydü. Ama o kadar tuttu ki, İslam’ın siyasi alandaki doğal sonucu gibi zannedildi. Böylece “siyasal İslam” ile “İslam devleti projesi” adeta özdeş hale geldi.

Oysaki “siyasal İslam”ın, “laik bir siyasal sistem içinde İslami değerleri savunma çabası” olarak ortaya konması da mümkündür.

Bu, kuşkusuz Türkiye’deki bağnaz laiklik anlayışına uymaz. Çünkü bu anlayış “din ile siyasetin ayrılması gerektiği” ezberi üzerine kuruludur. Gerçekte ise dinden ayrılması gereken şey devlettir, siyaset değil. Devlet tarafsız (ve dolayısıyla laik) kalmalıdır elbette. Ama siyaset İslam’dan da, Hıristiyanlık’tan da, “diyalektik materyalizm”den de, pozitivizmden de ilham alabilir. (Sonuncusu zaten “Kemalizm” olarak her gün karşımızda.)

Teoriden biraz güncele gelirsek de, söz konusu “özgürlükçü siyasal İslam” anlayışının zaman zaman (ne yazık ki her zaman değil) AK Parti’de yankı bulduğunu söylemek mümkün. Türkiye’nin “özel şartları” bunu açıkça ifade etmeyi zorlaştırsa da, parti yöneticilerinin değerler dünyasında yeri olan “mazlumun ahı”, “Hz. Ömer’in adaleti”, “kimsesizlerin kimsesi olma” gibi kavramlar, siyasetlerini olumlu etkileyebiliyor.

İyi ki de öyle, çünkü öteki tarafın değerler dünyasında “yüce devletin yüksek menfaatleri” ve “devrim yasaları” gibi faşizan temalardan başka pek bir şey yok…

NOT: Katledilişinden bu yana geçen üç yıldan sonra dün yeniden anılan Hrant Dink’i ben de burada saygıyla anıyor, katillerinin ve tüm azmettiricilerinin de hak ettikleri cezaya çarptırılmasını diliyorum. “Yüce devletin yüksek menfaatleri”ni bilemem, ama adalet bunu gerektiriyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 20, 2010 11:35 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey dediniz ki:

"Çünkü bu anlayış “din ile siyasetin ayrılması gerektiği” ezberi üzerine kuruludur. Gerçekte ise dinden ayrılması gereken şey devlettir, siyaset değil. Devlet tarafsız (ve dolayısıyla laik) kalmalıdır elbette."

Bakin bunlar uzerinde dusunmenizi saglamak icin ben bu cumleleri sadelestirerek soyle degistiriyorum:

"Çünkü bu anlayış “yasalar ile siyasetin ayrılması gerektiği” ezberi üzerine kuruludur. Gerçekte ise yasalardan ayrılması gereken şey devlettir, siyaset değil. Devlet tarafsız kalmalıdır elbette."

ama bu onlari degistirilmis haliyle onayliyorum anlamina gelmiyor, cunku bu cumleler tek-yasal sistemi var ve kalici sayiyor, cok-yasal sisteme acik gorunmuyor.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 20, 2010 12:28 PM

Bu en önemli değeri devletin yüce menfaati olan Kemalistler kimlerdir? Nerede, ne zaman iktidar olmuşlar ve devlet yönetimini belirlemişlerdir? (Zalimane, Allahsız biçimde icra ederek özellikle Kürtleri katletmişler ve insanlara eziyet etmişlerdir?)

Özgürlükçü siyasal islam diye bir islam mı vardır? Varsa bu kavram çağlara damgasını vuran bir gelenek ve birikimin sonucu ortaya konan (!) "ılımlı islam" la aynı anlama mı gelmektedir?

Yazan: Arık Buğra Tarih: January 20, 2010 2:24 PM

Bu iş gene yasada düğümlenir. Karşınızdaki Hıristiyanlık değil ki... İslam'ın kendine has çok ciddi yasası var...Atatürk'ü aptal mı sandınız? Bütün bunları düşünmedi mi sandınız? O dönemde başka çıkar yol yoktu. Osmanlı modernleşmesi 200 yıl uğraştı, İslam yasasını güne uyduramadı.

Hem 85 yıllık laik TC de son 5-10 yılın problemi olan bir başörtüsü sorunundan ötürü dinin yaşanamadığı da nerden çıkıyor?

CAMİSİZ EZANSIZ BİR DÖNEM Mİ YAŞANDI? ŞEKER/KURBAN BAYRAMINIZI MI KUTLAYAMADINIZ? SİZE ORUÇ MU TUTTURMADILAR? ÖLÜNÜZE CENAZE NAMAZI MI KILINMADI?

NEDİR BU VAVEYLA?

Yazan: kör-kütük Kemalist Tarih: January 20, 2010 3:06 PM

KKK dedi "NEDİR BU VAVEYLA?"

Muslumanlar yasama haklarina sahip cikmak istiyor, tek-yasalci sekularo-fascist zulum altinda, onlarin izin verdigi kadarina gore degil de kendilerinin inandigi yasalara gore ya$amlarini olusturup, surdurmek istiyorlar. Yasama bagimsizliklarina kavusmak istiyorlar. Tabii bu mucadelede Musluman SPEEler yalniz degil, ayni sekilde diger SPEEler de hakli olarak yasama bagimsizligi pesindeler. Yani senin anliyacagin tek-yasalci sekularo-fascistlerin saltanati kokten sarsilmaya basladi, bir gumburtu kopacak ki sorma, ardindan da bir tsunami (Nuh Tufani) gelirse hic $a$ma...

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 20, 2010 8:28 PM

Biraz daha aciniz, nasil bir tufan ve cok yasalci bir duzenmis bu?

Yazan: emre Tarih: January 21, 2010 6:18 PM

Emre :

"Biraz daha aciniz, nasil bir tufan ve cok yasalci bir duzenmis bu?"

diyerek rica etti.

Aciim Karde$im, bu konuda daha once bir taslak olarak a$agidaki Protokol'u hazirlamistim, i$te $oyle:

GIRIS
Her SPEE'nin insanlarin toplumsal yasama hak ve hurriyetlerine sahip
oldugu inanciyla hareket eden, her turlu teke indirgemeciligi
reddeden, SPEEsel farkliliklari eko-kulturel gercek olarak goren bir
denge ve adalet anlayisina sahip, SPEElerin yasal bagimsizligina
dayanan, bu bagimsizligi saglamak ve korumak icin kurulacak kurum ve
kurallari duzenleyen bu Protokol'la insan haysiyet ve serefine
yakisir, baris icinde bagimsizligi gerceklestirmeye sozlesmis
oldugumuzu butun aleme bildiririz.

MADDELER

Madde 1: Birer sosyo-politiko-ekonomik yasal entite olarak her SPEE
kendi yonetim sekline kendi karar verir, adini da kendi koyar.

Madde 2: Bu Protokol cercevesinde hukmetmek SPEElere aittir. SPEEler
hukmetme haklarini bu Protokol cercevesinde yasama, yurutme ve yargi
organlariyla saglarlar.

Madde 3: Hicbir SPEE kendi yasalarini diger SPEElere dayatamaz, diger
SPEE uyelerini kendi yasalarina gore yargilayamaz.

Madde 4: SPEEsel yasalar yururlukte olduklari surece uyeleri icin uyelerin bulundugu butun zaman
ve mekanlarda gecerlidir, hicbir uye hicbir zaman ve makanda uyesi
oldugu SPEE'nin yasalari disina cikamaz.

Madde 5: Her SPEE uyesi ait oldugu SPEE'ye uye olmaktan dogan yasal
sorumlulugu cercevesinde uyelikten cikma hakkina sahiptir.

Madde 6: SPEEler amac ve gorevlerini yasalarina gore kendileri
saptar, ancak bu amac ve gorevler bu Protokol'da belirtilen maddelerle
celiskili olamaz.

Madde 7: SPEEler arasi yasalar ve bu yasalara dayali yurutme ve yargi
organlari SPEEler tarafindan bu Protokol'a gore duzenlenir.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 21, 2010 8:57 PM

Yasalari duzenlemek icin bir meclisimiz var zaten. Degistirmek istediginiz bir yasa varsa politikaci teklifte bulununuz. SPEE terimi ile daha once karsilasmadim... hangi kitapta bunlari okudunuz acaba? Ve "eko-kultur" nedir?

Yazan: Anonymous Tarih: January 21, 2010 11:44 PM

Anonimus dedi "Yasalari duzenlemek icin bir meclisimiz var zaten"

"Sekularo-fascist yasalar"'inizi duzenlemek icin demek istiyorsunuz. Muslumanlarin, Hiristiyanlarin, Yahudilerin, v.b.'inin kendi yasalarini kendi dilekleri, ya$ama tarzi, inaclarina, ihtiyaclarina gore yapip, kendi kurumlariyla kendilerine uygulama hakki var mi?
Yok! Sekularist prensiplere dayali olarak yasalari Sekularistler yapar, herkese dayatir - bakiniz Anayasa'niza. Anayasa'niz baska hicbir SPEE'ye yasama hakki tanimaz, yani duzeniniz tek-yasal bir duzendir, cok-yasal bir duzen degil.

Eko-kultur, ekolojik cevreyi koruyucu, gozetici kulturdur diyebiliriz.
SPEE=sosyo-politiko-ekonomik-entite, Protokol'da kullanildigi anlamda.

Anonimus sordu :
"hangi kitapta bunlari okudunuz acaba?"
bunlari yuzlerce kitaptan 30-40 bin saatlik bir calismayla ve bircok kisilerle kurdugum iletisim ve tartismalar sonucu taslak haline getirdim.
Bazi kitaplarin listesi ve daha fazla bilgi icin yukaridaki URL'e basvurabilirsiniz.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 2:07 AM

Galiba laikligin ne ise yaradigini o 30-40 bin saatlik calismaniz suresince anlayamadiniz. Eger omrunuz yeterse gelecekteki 30-40 bin saatlik calismanizda anlamanizi temenni ederim.

(Meselenin ekolojiyle ne ilgisi var? Ekoloji, biyolojinin bir dalidir.)

Saka bir yana, meclisten ne tur yasalar gecirmek istersiniz mesela? Bir de basarili buldugunuz cok yasalci ulkelerin bir dokumunu yaparsiniz cok sevinecegim.

Saygilarimla.

Yazan: Anonymous Tarih: January 22, 2010 2:39 AM

Ailecek Balyoz'un ne "tutuklanacaklar" ne de "yararlanılacaklar" listesine girebilmişsiniz Mustafa ve Taha Beyler.

"Gözünüz aydın" mı desek, "bu ne ihmal" mı karar veremedim.

Ama 210 bin kişilik Burhan Felek ve Şükrü Saraçoğlu tesislerinde ağırlanacaklar listesinde hepmize de yer vardır tahminim.

Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: January 22, 2010 2:54 AM

Bayılıyorum bu gençlere! Bilmedikleri şey yok. Epistemolojiden giriyor mikrobiyolojiden çıkıyorlar.

Sadece etraflarındaki yangından bi-haberler. Fazla seksi mi değil yeteri kadar akademik mi değil bilinmez.

Başlarına her gün balyoz iniyor, ruhları duymuyor ama kaptalizmin felsefesini de Kant'ın ahlakına kadar her konuda gayet sofistike analizleri var.

Fikir işlerini satranç veya puzzle çözme gibi bir zihin sporu mu sanıyorlar acep? Hiç birini ne bir Filistin konferansında görebilirsiniz ne darbeye dur de yürüyüşünde, ne başörtüsü zulmü protestosu, ne herhangi vicdani aktivzmde.

Kusura baklmayın çocuklar o süslü merkepliklerinizden bu amca hiç etkilenmiyor. Beleşten yaşlıyorsunuz. Parazitsiniz. Genç Bakış'taki moronlardan farkınız daha kaliteli zevkleriniz olması. Ama hobileriniz nihayetinde..

Bırakın Müslüman veya demokrat olmayı vicdan ve ahalkın minimumundan nasiplenmiş insanlar nasıl bu kadar duyarsız olabilirler etraflarındaki yangına?

Gerisi laf-u guzaf. Yeni Şafak'tan bir adamın "Aktif iyi olmak için fikir sorumluluğu" (?)diye bir yazısı vardı. Gidin onu okuyun. Laf ebeliğni bırakın rüştünüzü ispatlayın, gelişmiş insan olmak gibi bir iddianız varsa.

Not: Belki ilerde bunlasrı dediğime pişman olurum ama şimdi demesem çatlardım! Cevaba cevap vermem.

Yazan: Anonim Tarih: January 22, 2010 4:33 AM

Anonimus dedi ki:
"Galiba laikligin ne ise yaradigini o 30-40 bin saatlik calismaniz suresince anlayamadiniz."

Azizim Anonimus, ben sekularizme karsi falan degilim, ben tek-yasalciliga karsiyim, yani sekularistlerin yasalarini diger SPEElere zorla dayatmalarina karsiyim. Bu durumu sekularo-fascizm olarak tanimliyorum. Yani yukarida gectigim taslak Protokol'a gore bu boyle tanimlanabilir. Bunda anlasilmayacak ne var?

Anonimus dedi ki:
"meclisten ne tur yasalar gecirmek istersiniz mesela?"

Hangi meclisten? Protokol'um "meclis" mi oneriyor?
Yoo, Proyokol'umu iyice okuyun ona gore soru sorun lutfen. Benim sekularo-fascist meclislerden gecirilmek icin onerilecek yasam falan yok. Ben diyorum ki tek-yasal, uniter, sekularo-fascist duzenler tek-yasalarini butun SPEElere zorla dayatan zulum duzenleridir, tek-yasalariyla SPEEleri asimile edip teke indirgemeye calisan zulum duzenleri. Sen de kalkmissin bana tipik bir sekularo-fascist olarak "dile benden ne yasasi dilersen!" diyorsun;-> Ne kadar comertsin, SPEElerin yasama hakkini inkar et sonra da gel bana bunu sor? Ama soyle de cevap verebilirim bu sorunuza:
"Kendi kendinizi anayasanizla, yasalarinizla, tum kurumlarinizla tasfiye edin, kendi yerinize Protokol'uma uygun SPEEler olusturun. Hem de bunu elinizde boyle bir firsat varken hemen gerceklestirin."
Iste benim sekularo-fascist meclislere onerecegim budur.

Gunumuzde cok-yasalci ulke yok. Fakat tarihte buna benzer yapilanmalar gerceklestirilmistir. Bunlardan tahmin bile edemiyeceginiz bir ornegi Kubilay Cin'de gerceklestirmistir. 500 bin kisilik ordusuyla cok kisa bir zamanda yasal reformlar yaparak butun Cin'i iceren cok-yasal bir duzen gerceklestirmistir. Gunumuzde SPEEler uzerinde sekularo-fascist zulum saltanat suruyor. Ama bu demek degildir ki SPEElere yapilmakta olan bu zulum daha uzun sure surup gidecek.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 10:02 AM

Anonimus dedi ki:

"Eger omrunuz yeterse gelecekteki 30-40 bin saatlik calismanizda anlamanizi temenni ederim."

Azizim Anonimus, bendeniz sekularo-fascizmin ne ise yaradigini cok iyi biliyorum, bildigim gercegi dile getirmek icindir ki bu Protokol'u hazirladim. Isterseniz siz de buna karsilik sekularo-fascist olarak bir Protokol hazirlayin, Protokol'larimizi karsilastiralim ne dersiniz?
Maksat gercek ortaya ciksin, degil mi?

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 10:13 AM

Anonim dedi ki:

"Başlarına her gün balyoz iniyor, ruhları duymuyor"

Sizin ruhunuz duyuyor da birakin elinizi dilinizden ne geliyor?

Bizim ruhumuz bunlari coktan duydu ve duydugumuzu dile getirecek taslak da olsa bir Protokol bile hazirladik, ama belli ki sizin balyoz gurultusundan bizim ruhunuza hitab eden fisiltimizi duyacak haliniz kalmamis;->
Bana oyle geliyor ki siz bu gidisle daha cook balyoz yersiniz;->

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 10:39 AM

Azizim Anonimus,

"SPEEsel farkliliklari eko-kulturel gercek olarak goren"

yerine

"SPEElerin birbirleriyle ve cevreleriyle olan iliskilerinde kulturel farkliliklarini korumayi, gelistirmeyi, dengeli tutmayi gercek olarak goren"

de denebilir. Burada SPEEleri kulturel farkliliklari ve diger SPEElerin kulturleri ve cevreleriyle olan iliskiler acisindan bir organizma gibi dusunurseniz bunu "eko-kulturel" olarak kisaltabilirsiniz.
Not: bu konuda daha once yaptigim aciklamayi silebilirsiniz.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 11:33 AM

Azizim Anonimus,

dediniz ki:
"Galiba laikligin ne ise yaradigini o 30-40 bin saatlik calismaniz suresince anlayamadiniz."

sekularizmin yararlarini benim anlayip aylamamam o kadar onemli degil, fakat ben sizin sekularizmin ne ise yaradigini bildiginizi ve faziletlerine inandiginizi anliyabiliyorum. Eger oyle olmasaydi neden sekularist olasinizdi ki? Benim icin burada daha once de belirttigim gibi onemli olan sekularistlerin yasalarini sekularist olmayan diger SPEElere zorla dayatmasidir. Protokol'uma gore hicbir SPEE'nin yasalarini diger SPEElere dayatmaya hakki yoktur. Sekularistler yasalarinin evrensel/bilimsel oldugunu ileri surerek onlari diger SPEElere dayatma hakki kazanamaz. Ayni sekilde Hiristiyanlar/Yahudiler/Muslumanlar da yasalarinin ilahi oldugunu ileri surerek onlari diger SPEElere zorla dayatmaya hak kazanamaz.
SPEElerin yasalari onlari yasa kabul etmis bulunan uyelerini baglar, onlara uygulanir.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 12:04 PM

Sen duydun dsa ne oldu? _ Patentli az gelişmiş. sorumsuz yartıklığın tescil belgesi.

Yapsan nollacak abi..?

Hadi ordan az gelişmiş ukala laf ebesi! Seninle kaybedecek zamanım yok. eminim birleri etkilenmiştir bu merkep edebiyatından!

Yazan: Anonim Tarih: January 22, 2010 5:17 PM

Ekolojiyi gectik cok sukur, oyleyse hukuka donelim.

Derdimi anlatamadim galiba. Proto-Fasist sisteminizin yasalari (yasasiz olmayacak herhalde?) mevcut yasalarimizdan ne acidan farkli olacak? Bir kac ornek saymanizi rica ettim sadece. Bir anayasa taslaginiz varsa linkini iletebilirsiniz. Su ana kadar somut bir sey sunmadiniz.

Yazan: emre Tarih: January 22, 2010 5:24 PM

Ümit Aktaşın,Neşe Düzele verdiği mülakat,islamcılığın yeni bir evrilme noktası namı işarettir?Bu yorum bana islamcılığın değil ancak,İslamcılık içinde konuşlanmış bireyin,değişen dünya içinde daha fazla bilgi sahibi olduğuna işaretmiş gibi gelmektedir.
İslamcılık değil bana göre değişen,münferit bireyin değişimi söz konusu olan.
Mustafa beyin ifade ettiği gibi,Seyit Kutup ve Mevdudi çizgisi,Humeyni Devrimiyle,İslamın müntesibini "Devrimci şiddet"metodunu içselleştirip anti emperyalist nosyondan hareketle,müslümanların emperyalist ülkelere ve kendi ülkelerindeki bu emperyalist ülkelerle işbirliğine girmiş BAAS tipi rejimlere karşı "İslami Devlet"idealizimini başlatmıştı.
Ancak özellikle Bizim gibi ülkeler,eş zamanlı olarak,farklı düşünürlerlede tanıştı,Bilhassa Fazlurrahman ve onun ekolünü benimsiyen bir çok akademisyen islamcılığın salt,teolojik ayağının dışında,iktisadi ayağının,marksist esinlenme ile kavramsallaştırılmış bir çok ifadenin Weber ve bizdeki Sabri Ülgener gibi düşünürlerle,farklı bir tezini daha ortaya attılar.
Ancak Ortadoksi islam ın geleneksel ayağı hemen karalama kampanyasına başladı.Çünkü Türkiye dindarlığının sosyolojisi çok farklıydı. Ancak bu islamcılığın kesinlikle değiştiğinin değil sadece zıtların uyumlu birlik dönemlerine geçişini sağladığının ispatı oldu.Çünkü islamcılar bu dönem marksla çok iyi anlaştı,onun düşman tanımı aynen islamcı içinde geçerli oldu.
Geçen akşam,İhsan Eliaçık gibi muhteşem,aklı hür,ve dini tespitlerinin hemen hemen hepsinin altına imzamı atacağım yürekli ve cesur,bir müslümanın, denizi başarıyla geçip küçük bir gölette nasıl çırpındığını gördüm.
Çünkü Kur'anın anlaşılmasındaki birinci yolu yani "dilsel"olanını fevkalade kavradığını,ancak yorumlama ve açıklama kısmında iktisadi ve ekonomi ayağındaki kavrayışı marksist gözlükle yaptığı için malesef (tabi bana göre kaydını koyup)müslümanın bu gün meşru bir takım taleplerinin Yine KUR'AN eliyle yerine getirilmesinin imkansız olduğunuda(dolaylı) idda etmiş oldu.
Örneğin; sizden de tartışmada beklediğim ancak haklı olarak zamanın kısıtlı olması sebebi ile söylenememiş bir açıklamayı sevgili ihsan Hocama yöneltilmesini çok isterdim.
Kur'an "Takvaya en yakın yolun "ADALET"olduğunu evrensel ve zamanlar üstü bir norm olarak beyan etmiştir.Peki bu adalet ilkesi asgari ücretli için işletildiğ zaman sonderece güzel bir sonuca ulaşmışken(aslında asgari ücret başlı başına tartışmalı bir durumdur ancak burda anlatmak istediğim gerçekten emeğe tekabül etmiyor)En az 10 yıldır,hiçbir emek sarf etmediği halde sendikaların şantajı ile her yıl arttırılmak suretiyle bu gün artık tahamül edilemez noktaya gelen,bankamatik işçisine dönüşmüş,bir sosyal statüyü, islamın adalet ilkesi açısından sadece kapitalist müteşebbis için değil, hak etmediği ücreti alarak bunuda bir hak mücadelesi imiş gibi gösterip ,bu günkü çarpık tablonun oluşumunda katkısı olan kamu sendikacılığı ve onun üyesi içinde yapmış olsaydı "ADALET"ilkesini islamın paylaşımcılığını bir nebze anlatabilirdi.
Aslında Allahın İktisat yasasıydı keşfedilmesi gereken,ozaman "ÜCRET"denilen şeyin nasıl oluştuğunu anlatabilirdik,"FİAT"denilen şeyin nasıl oluştuğunu anlatabilirdik. Arz ve talebin ne olduğunu ,İBN-i Haldunu (tabi o toplantıdaki marksist yorumcu arkadaşımın İbn-i halduna yöneltiği idda hiç doğru olmamıştır.Sizin tespitiniz doğruydu,o ilk serbest piyasa teorisyeniydi)anlatabilirdik.
Sonuçta islamcılık yeni bir evreye yönelmiyor,sadece münferit isimler gerçeği kavrıyor gibi geliyor bana,
Çünkü islamcılık bireyselleşmiş bir hareket değil,bir tür modern kabilecik şeklinde,kendi yayınları,kendi lider,üstad kültü(tabi tüm kapalı toplumlardaki gibi sorgulanamayışları)ile var olmuş,reaksiyoner bir harekettir.

Yazan: Anonymous Tarih: January 22, 2010 6:32 PM

Benden kaynaklanan teknik hatadan dolayi yorumum isimsiz gönderilmiştir.Düzeltirim.A.U

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: January 22, 2010 6:35 PM

Emre dedi ki:
"Derdimi anlatamadim galiba. Proto-Fasist sisteminizin yasalari (yasasiz olmayacak herhalde?) mevcut yasalarimizdan ne acidan farkli olacak? Bir kac ornek saymanizi rica ettim sadece. Bir anayasa taslaginiz varsa linkini iletebilirsiniz. Su ana kadar somut bir sey sunmadiniz."

Emrecigim, su tek-yasal dusunmeten kendinizi bir an icin yalitsaniz Protokol'u anlayabilirsiniz. Benden neyin anayasa taslagini bekliyorsunuz? Ben bir SPEE'miyim de anayasa taslagi one surebileyim? HamurAbi'miyim ben? Hayir!
Anayasalarini da yasalarini da yapacak olanlar SPEElerdir. Yani burada sizin gibi dusunenler, inanalar, mevcut yasalariyla yasanmayi kabul edenler de bir araya gelip bir SPEE olarak statukolarini devam ettirebilirler. Protokol boyle bir yapilanmayi engellemiyor, fakat Protokol boyle bir SPEE'nin yasalarini diger SPEElere dayatmasini engelliyor. Anlatabildim mi Kardesim? Yani burada somut bir anayasa, yasalar falan sunacak olan ben degilim - Protokol'a saygili SPEEler.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 9:22 PM

A.U. dedi ki:

"Çünkü islamcılık bireyselleşmiş bir hareket değil,bir tür modern kabilecik şeklinde,kendi yayınları,kendi lider,üstad kültü(tabi tüm kapalı toplumlardaki gibi sorgulanamayışları)ile var olmuş,reaksiyoner bir harekettir."

ne yani tek-yasalci, uniter-devletci, sekularo-fascist duzenbazlik cok acik da bu gibi KABILECIK'lerin kendi YASA'lariyla kendilerini YASA'malarina imkan mi veriyor? Sekularo-fascizm SPEElerin yasama hakkini inkar edip zorbalikla onlari kendi yasalarina uymaya zorlayarak, onlari asimile edip, yozlastirip, dejenere edip teke indirgemeye calisan reaksiyoner bir hareket degil de ne?
Bu KABILECIK'lerin YASAL bagimsizligi sekularo-fascistler tarafindan engellenmis durumda, onun icin onlari "(tabi tüm kapalı toplumlardaki gibi sorgulanamayışları)" yaftasiyla yaftalamanin hic bir anlami yok. Bu KABILECIK'ler can derdinde, sekularo-fascitlerin yavastan likidasyonu altinda can cekisiyorlar.
Bu sizin yaptiginiz neye benziyor biliyor musunuz;
birilerini bir hucrede tecrit etmissiniz, yetmemis agizlarina tikaci, ayaklarina kostegi, kollarina kelepceleri baglamissiniz, sonra da karsilarina gecip "(tabi tüm KAPALI TOPLUM'lardaki gibi SORGU'lanamayışları)" diyorsunuz, ne kadar da dusuncelisiniz ama;-

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 10:25 PM

I.B. Ziyaretci dedi ki:

"Ailecek Balyoz'un ne "tutuklanacaklar" ne de "yararlanılacaklar" listesine girebilmişsiniz Mustafa ve Taha Beyler."

Ya birak birazida BALYOZ-2'ye kalsin;-)

BALYOZ'a neden takiyorsunuz anliyamiyorum. Iki dunya savasi cikarmis sekularo-fascistler icin BALYOZ/MALYOZ leblebi-cekirdek kalir;-)
Bakin Pakistan'a hergun BALYOZ;-)

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 23, 2010 3:06 AM

Hayir, anlatamadiginiz gibi bir tek basarili bir ornegini veremediniz. Bir tek Osmanli Imparatorlugundaki millet sistemini cagristirdi, ki o duzenin sonunu hep birlikte gorduk. Ya da sizin uslubunuzla belki buna kabilo-milleto-fasizm + cok-yasalci-anarsizm demeli? Siz arastirmaya devam edin...

Yazan: emre Tarih: January 23, 2010 6:04 PM

Emre Bey dedi ki:
"Bir tek Osmanli Imparatorlugundaki millet sistemini cagristirdi,"

eh en azindan birseyler cagristirmis sizde.

yine dediniz ki:

" cok-yasalci-anarsizm "
gerci SPEEsel sistem bugunku anlamda "sekularo-fascist, uniter devlet"'i gereksiz kiliyor ama onun yerine yonetimi gercek sahiplerine birakiyor, onlarin yasama, yurutme haklarini kullanma imkani veriyor. SPEEler arasi kuruluslara gerek duyuldugunda onlarinda yasal olarak orgutlenebilirligini engellemiyor. Yani Protokol anarsi onermiyor. Siz Protokol'umu cok dikkatli okuyun, anlamadan yargilamayin, cunku bu Protokol uzerinde cok tartisilacak.

ayrica dediniz ki:
"kabilo-milleto-fasizm"

Protokol'uma gore "sekularo-fascizm" "tekyasalci, uniter duzen olmakla kalmayip yasalarini zorla diger SPEElere dayatan duzenbazlik" olarak tarif edilebilir. Simdi buna gore siz uydurdugunuz "kabilo-milleto-fascizm"'i bir guzel tarif ederseniz okurlar sizi daha iyi anlar. Kaldi ki "millet" dediginizde sizi anlamiyoruz, bir de onu nasil kullandiginizi ornekleriyle bize gecer misiniz? Ben bu kelimenin Kur'an'da nasil kullanildigini buraya gecmistim, iste ona benzer bir kullanim ornegi sunabilir misiniz?

Tesekkurlerimizle,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 24, 2010 12:31 AM

Emre Bey so yazdiginiz:
"cok-yasalci-anarsizm"
sozunuz uzeine sunu da ilave edeyim:
Protokol anarsizm onermiyor, hicbir yonetim bicimi de onermiyor, bunlari yasama haklarini kullanacak olan SPEElere birakiyor. Protokol'un butun onerdigi hicbir SPEE'nin yasalarini diger SPEE(ler)'e zorla dayatmaya hakki olmadigi. Ote yandan Protokol birilerinin bir araya gelip Protokol cercevesinde bir SPEE olusturup yonetimsiz, belirli yasalara bagli olmayan bir duzen/duzensizlik kurmalarini da engellemiyor. Yeter ki Protokol'a uygun olarak bunu baskalarina zorla kabul ettirmeye kalkismasinlar.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 24, 2010 1:11 AM

Emre Bey dedi ki:
"Bir tek Osmanli Imparatorlugundaki millet sistemini cagristirdi,"

Emre, Protokol size "Uluslararasi Sirketler" yapilanmasini da cagristirdi mi? Herne kadar "Uluslararasi Sirketler" tam yasama bagimsizligina sahip degilse de sekularo-fascist zulum duzenbazligi altinda SPEElere "Uluslararasi Sirketler"'e taninan bagimsizliklar kadar bile bagimsizlik taninmamaktadir. Iste bu nedenle SPEEler "Uluslararasi Sirketler" huviyetine bile burunup varliklarini surdurme cabasi vermektedir.
Sekularo-fascizmin en zayif yani SPEElerin varligini inkar eder bir duzenbazliga takilmis olmalaridir. Bunun icin SPEElerin varliklarini ortbas etmek icin olmadik yasal $aklabanliga bas vurmaktan kendilerini alamazlar, yok mu ya SPEEleri zamanla uyutacaklar, dejenere edecekler. Sekularo-fascistlerin bu konuda butun gayretleri zaman kazanmaktir. Bunlara gore Tarih aldiklari tedbirlerle(?!) SPEElerin kimliklerini onlara zamanla unutturacaktir.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 24, 2010 8:29 AM

Cok- veya tek-yasalci olsun, teokrasi fasizm ve zulumun en guzel ornegidir. Insanlara bir kac kisinin din anlayisini cebirle dayatmaya kalkarlar. Dinler arasi kacinilmaz catismalari birakin, bu sacma yonetim sekli mezhep catismalarina acik bir davettir. Dolayisiyla laik bir ulkenin boyle bir gidisi onlemeye calismasi fevkalade iyi bir seydir.

Nedense insanlar hep teokratik ulkelerden laik ulkere kacmaktadir. Tersine gidis yok. Bosuna size sormadim ornek veriniz diye. Cunku ornegi yok; bu tip ulkeler beladan kurtulamamaktadir. Ve bu bir tesaduf degil.

Yazan: Anonymous Tarih: January 24, 2010 4:55 PM

Emre Bey dediniz ki:
"Siz arastirmaya devam edin..."

Siz musterih olun, hic merak etmeyin, biz arastirma ve calismaya en az sekularo-fascistler kadar kararli bir sekilde devam ediyoruz ve de Allah'in emirlerinden dogan tum dogal gucler de bizden yana, sekularo-fascistler uyurken uyumuyor zemin hazirliyorlar. Sekularo-fascistlerin vahsi orman deyip cala-balta yerle bir edip muz bahcelerine cevirdigi, o icinde binlerce degisik hayvanat, insanat ve nebatat coklugunun barindigi ahenkli, saglikli, guzel ve guclu balta-girmemis ormanlarin eski sahipleri onlari geri almak icin sotada bekliyorlar.
Yani demek istedigim sekularo-fascistler kendilerine baska bir is aramaya baslasinlar artik, muz yedirmekten gina getirdiler yaa;-))
Ha bu arada siz de isterseniz once bir muz plantasyonunu gezin sonra da sekularo-fascistlerin henuz el atmadigi bir balta-girmemis ormani gezin ve ikisi arasinda bir karsilastirma yapin hangisi ne kadar cokluk icinde ahenkli bize bir, bir sayip bildirin, ne dersiniz?

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 24, 2010 7:34 PM

Bilmem ki, muz plantasyonlari sizin uzmanlik alaniniz herhalde, benim degil. Hangi emirlerden soz ediyorsunuz?

Yazan: emre Tarih: January 24, 2010 10:21 PM

Emre Bey dedi ki:
"Cok- veya tek-yasalci olsun, teokrasi fasizm ve zulumun en guzel ornegidir. Insanlara bir kac kisinin din anlayisini cebirle dayatmaya kalkarlar. Dinler arasi kacinilmaz catismalari birakin, bu sacma yonetim sekli mezhep catismalarina acik bir davettir. Dolayisiyla laik bir ulkenin boyle bir gidisi onlemeye calismasi fevkalade iyi bir seydir."

tabii, tabii sekularo-fascist saltanatin suregitmesi icin ne de guzel nedenleriniz var, her yasanin evrenselini, bilimselini sizler bilirsiniz, digerlerine meydani birakirsaniz onlarda sizin gibi olur cikarlar, hatta daha da kotusu, ama bunun Protokol'la ilgisi ne?
Protokol'da diyor ki:
Hic bir SPEE'nin yasalarini diger SPEElere dayatmaya hakki yoktur.

Yani Emrecigim sen bu soylediklerinle ayna karsisinda kendi, kendini yumruklama denemeleri yapiyorsun, bunlardan Protokol'a bir fiske bile dokunmuyor;->

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 25, 2010 1:16 AM

Ne saltanati? Meclis var, anayasa var, secimler var, polis var. Yani halkin iradesini uygulamak ve haklarini korumak icin kurumlarimiz var. Saltanat dediginiz ilkel teokrasilerin ozelligidir. Kagit uzerinden dayatma yoktur ama pratikte vardir, hem de nasil. Ornekler saymakla bitmez. O yuzden tekrar rica ediyorum, bir kac basarili cok yasalci teokrasi sayiniz ki gorelim nasil yuruyormus.

Siz hala hangi yasalarin degismesini istediginizi belirtmediniz. Yani ortada bir sorun bile yok. Bir kac yasa soyleyin, masaya yatirip gerekirse yeni bir yasa taslagi yazariz.

Ortadada bir "prokol" yok ki bir sey yapayim. Siz bir hayal aleminde yasiyorsunuz.

Yazan: emre Tarih: January 25, 2010 5:21 PM

Emre dedi ki:
"Siz bir hayal aleminde yasiyorsunuz."

he ben hayal aleminde yasiyorum, sen de hayallerimden tedirgin olupduruyorsun;->
Yazdigim Protokol da su uzerine yazdigim icin yok, yazar yazmaz kayboluyor ne hikmetse;->
Dur bakiim kendimi bi cimdikliyeyim, hala hayattamiyim yoksa hayal alemine mi goc ettim ne;->

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 26, 2010 7:35 PM

Hayir, anlatamadiginiz gibi bir tek basarili bir ornegini veremediniz. Bir tek Osmanli Imparatorlugundaki millet sistemini cagristirdi, ki o duzenin sonunu hep birlikte gorduk. Ya da sizin uslubunuzla belki buna kabilo-milleto-fasizm + cok-yasalci-anarsizm demeli? Siz arastirmaya devam edin...

Yazan: videoizle Tarih: January 30, 2010 10:59 AM

videoizle (nami diger emre) kendini tekrar ederek dedi ki:
"Hayir, anlatamadiginiz gibi bir tek ...."
ozur dilerim ama bu mesaji 23 Ocak 2009 da buraya gonderdiniz, cevabini da aldiniz, ben kendimi gerekmedigi surece tekrardan sakinirim, cunku bu bos yere zaman ve mekan harcamadir. Ama siz dilerseniz buyurun 23 Ocak'tan beri bu mesajiniza verdigim cevaplari da tekrar edin durun, kendi kendinizi kisir-donguye sokun.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 30, 2010 9:25 PM

Aşağıdaki makale Taraf gazetesinden (8.02.2010)
Ama ben iki kişi arasındaki iktidar yarışını eleştirmiyorum. Yarışmanın bu dini cemaatte aldığı biçimi eleştiriyorum. Bu cemaatlerin aslında 'dini' teriminin çağrıştırdığı vicdan ve adalet kavramlarıyla yakından uzaktan ilgilerinin olmadığını vurgulamaya çalışıyorum. 17 yaşındaki Medine'yi diri diri gömen dedesi de her akşam zikire katılırmış.İmam yokken evinde teravih namazı kıldırtırmış. (Orada polisin de ihmali var ama ben sonuçta ailenin dindarlığına karşın yaptıkları işin vahşetine değinmek istiyorum)

"İSMAİLAĞA Cemaati’nin liderinin yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu, hasta olan amcasının geri çekilmesini fırsat bilen Cübbeli Ahmet Hoca’nın karanlık ilişkiler kurup cemaati ele geçirmeye çalıştığını söyledi.

İsmailağa Cemaati’nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu, “karanlık ilişkiler kuran” Cübbeli Ahmet Hoca’nın, amcasının sağlık sorunlarını fırsat bilerek cemaati ele geçirmeye çalıştığını söyledi. “Elimizde Cübbeli hakkında bazı bilgiler var” diyen Ustaosmanoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca’nın bazı çevreler tarafından kollandığını belirterek çarpıcı açıklamalar yaptı.

Aynı zamanda cemaatin yayın organı Furkan dergisinin yayın yönetmeni olan Saddettin Ustaosmanoğlu, cemaate sonradan katılan birinin de geçtiğimiz ay silahla evini bastığını ve kendisini tehdit ettiğini söyledi.

İsmailağa Cemaati’nde 2006 yılında uğradığı saldırı sonucu öldürülen Bayram Ali Öztürk cinayetine dikkat çeken Ustaosmanoğlu, bu girişimin de planlı bir biçimde ve psikolojisi bozuk bir kişi tarafından yapıldığını belirtti.

‘Devlet kurumları peşinde’
Cübbeli Hoca’nın bir takım kişisel zaaflarının olduğunu belirten Ustaosmanoğlu, bunların ötesinde bazı ilişkilerinin de cemaatte büyük tepkiye yol açtığını söyledi. Ustaosmanoğlu, “Cübbeli’nin bundan altı ay önce CHP İl Başkanı Gürsel Tekin’le görüştüğünü duydum. Son olarak Deniz Baykal, yaptığı açıklamada, ‘Cübbeli televizyona çıktığında, kendisini eğlenceli bir program izler gibi zevkle izlediğini’ söyledi” diye konuştu.

Cübbeli’nin, “Hodri meydan” dediğini ve bazı kesimler tarafından da önünün açıldığını iddia eden Ustaosmanoğlu, “Yapılmayacak davranışlara teşebbüs etti. Cemaatin içinde genel kanı da böyledir. Seneler önce ben kendisine bir haber yollamıştım. Peşine takılmış olan devlet kurumlarından birileri var demiştim, uyarmıştım onu. Mahmut Ustaosmanoğlu’nun geri çekilmesinin ardından, cemaatteki bazı gruplar ön plana çıktı. Cübbeli, cemaatin öncüsü olma çabası içinde olduğundan beri bizi rezil etmiş durumda. Cübbeli’nin bir takım zaafları var. Bu da biraz paraya düşkün olması. Onun başka işlerinden de bahsedilir, bazıları basına yansıdı” diye konuştu.
Taraf’a konuşan Gürsel Tekin ise, Cübbeli Ahmet Hoca’yla
hiçbir zaman görüşmediğini
söyledi.

‘Cemaate zarar veriyor’
Cübbeli ile ilgili ellerinde bir takım istihbari bilgiler olduğunu söyleyen Saadettin Ustaosmanoğlu, “Bunlar basına sızmış olan bir takım şeylerin devamı. Dini cemaatlerde bir kişiyi ihraç etmek, siyasi partilerde olduğu gibi kolay değildir. Ona Mahmut Efendi karar verir” dedi. Cübbeli Ahmet Hoca’nın son zamanlarda cemaate büyük zarar verdiğini söyleyen Ustaosmanoğlu, cematte Hoca’ya tepkilerin çoğaldığını açıkladı.
Cübbeli Ahmet Hoca bir internet sitesinde yaptığı açıklamada, “Çok yakında benimle ilgili bir takım kasetler çıkabilir. Bunlar montajdır sakın inanmayın” demişti.

Saldırgan cübbeli ve sarhoştu
İsmailağa Cemaati’nin kurucularından Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu evinin silahlı bir kişi tarafından basıldığını söyledi. 21 Ocak Perşembe gecesi meydana gelen olayda, silahlı bir kişinin oturduğu binaya geldiğini söyleyen Ustaosmanoğlu,
“Gece saatlerinde bir kişi binanın içine girdi. Binada ‘Saadettin’i bana verin’ diye bağırdı. Sonradan yaptığımız araştırmalarda olayın planlı bir girişim olduğu ortaya çıktı” dedi.

‘Saldırganı tanıyoruz’
Ustaosmanoğlu, evini basan kişinin cübbeli ve sakallı olmasına rağmen sarhoş ve psikolojisinin bozuk olduğunu iddia etti. Ustaosmanoğlu, başından geçen olayı şöyle anlattı; “Bana saldırı girişiminde bulunan kişi cemaate sonradan katılan kimsesiz biri. Zamanla ailemizle bire bir ilişkiler kurdu. Olay günü oturduğum apartmana silahıyla geldi ve benim bulunduğum kattan üst kata çıktı. Sürekli ismimi bağırarak söylüyor, ‘karşıma çık’ diyordu. Ben ilk başta bunun saldırı olduğuna ihtimal vermedim. Adam yukarı çıktı, ağabeyim Bahaddin Ustaosmanoğlu, onu durdurdu ve önceden birbirlerini tanıdıkları için konuşmaya başladı. Sonra saldırgan, ‘Ben bunu yapamam, ben sizin ekmeğinizi yedim, size sıkacağıma kafama sıkarım’ diye bağırarak ağlamaya başladı.”
Ağabeyinin saldırganı sakinleştirerek yakınlardaki bir kahveye götürdüğünü söyleyen Ustaosmanoğlu, takım elbiseli kişilerin ağabeyini takip
ettiklerini sözlerine ekledi."

İşte bir İslami tarikat böyle demokratik ve özgürlükçü!

CHP de bunlara yüz veriyorsa, yuh olsun!

Yazan: Frkn Tarih: February 9, 2010 9:40 AM

Nilgun Hanim demis:
"evinde teravih namazı kıldırtırmış. (Orada polisin de ihmali var ama ben sonuçta ailenin dindarlığına karşın yaptıkları işin vahşetine değinmek istiyorum)"

Vurun Kahpeye!
Nilgun Hanim tipik bir sekularo-fascist yorumlamasiyla yururlukten kaldirdiginiz yasalarina ragmen Muslumanlari onlarla yargilamaya calisiyorsunuz. Bize masal anlatmayin siz, bakin olaya soyle yaklasin:

"Bir vergiveren yurttas sekularo-fascist yasalarimiza gore suc sayilacak bir eylemde bulunmustur, onlara gore cezalandirilir, yasalarimizda "musluman" diye bir SPEE yoktur, yasalarimizda boyle bir terim de yoktur, bunlara YASAMA hakki falan da taninmamistir, birilerinin kendilerinde boyle YASAMA gucu vehmetmesi yasalarimizi baglamaz. Sanik Yurttas yasalarimiza gore yargilanir. Gerisi YASALARIMIZIN evrensel/bilimsel/en-ustun yasalar oldugunu gostermek icin kullanilan propagandadan baska birsey degildir, eh o kadar olacak, yoksa tek-yasal duzenbazligimiz nasil saltanat surebilir ki?"

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 9, 2010 7:06 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)