« Mutluluk Şeriatı | Ana Sayfa | Yeni Bir ‘Siyasal İslam’a Doğru »
January 19, 2010
TV’de Tartışma: İslam, Sosyalizm ve Kapitalizm
Yarın akşam (20 Ocak Çarşamba), Habertürk televizyonunda yayınlanan ve gazeteci Balçiçek Pamir’in yönettiği "Söz Sende" adlı programda, ilahiyatçı İhsan Eliaçık hoca, ben ve bir kaç konuk, İslam’a göre sosyalizm ve kapitalizmi tartışacağız. Program, akşam saat 8-10 arasında. İlgilenenlere duyrulur…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 19, 2010 4:48 PM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)




Selamlar Mustafa,
Allah kolaylik versin, lisanina mukayyet ol, yalama olmus kelimeleri kullanmaktan kacin. Bak bu konusmaya katilmadan once ne$'eni bunman icin sana buyuk emeklerle hazirladigim bir EMELci Anayasasi ornegi geceyim:
1. Isbu EMEL Anayasasi EVRENseldir, EVREN'nin en ucra koselerinde yasiyan, yasamis, yasayacak yaratiklari dahi kapsar ve onlari bu yasalara bagimli kilar.
2. Isbu Anayasada belirtilen kurallar kimsenin secimine birakilmis degildir, EMEL EVREN'den aldigi EVRENSEL yetikiye dayanarak oyle buyurdugu icin konmustur, bu nedenle kayitsiz, sartsiz EVREN'de yasayan, yasamis, yasayacak herkes tarafindan uyulmalidir.
3. Isbu Anayasanin uygulama yetkisi EVREN tarafindan kayitsiz sartsiz PARTI'ye verilmistir.
4. PARTI ancak EVREN'e karsi sorumludur.
5. EMEK KOMUNIZM gerceklesene kadar KUTSALdir, SAYGI degerdir. Ondan sonrasini EVREN bilir.
6. KOMUNIZM'in ne zaman gerceklesecegi sorgulanamaz, bu EVREN'in bilecegi bir SIR'dir.
7. EMEKCI"lerin KOMUNIZM'min gerceklestirilmesi surecinde cektigi, cekecegi ZULUM'ler, ZULUM degil bir FEDAKARLIK'tir, YOLDA$LIK GOREVI'dir. Iste bunun icin EMEK KUTSAL'dir.
8. EMEKCI'lerin isbu KOMUNIZM'e gecis doneminde cektigi, cekecegi acilari, fedakarlikleri (zulum demiyoruz dikkat ederseniz) unutup, unutturmasi icin AFYON ve ALKOLLU ICKILER gibi UNUTTURUCULAR'ini kullanmasi mubahtir. (EMELci Babalarimizin dedigi gibi "DIN afyon" oldugundan EMEKCI'ler "DIN"'i kullanamiyacagindan onun yerine "AFYON" ve "ALKOLLU ICKILER" ve diger benzer "UYUSTURUCU" ve "UNUTTURUCU"'lari kullanmalarinda hic bir sakinca yoktur. Yoksa EMEKCILERimiz icin bu FANI HAYAT gercekten cekilmez olurdu. Bu hayata FANI diyoruz cunku BAKI olan hayat KOMUNIZMDIR.)
9. URETIM araclari gecici olarak, yani KOMUNIZM gerceklesen kadar (ne zaman gerceklesecegi SIR'dir SORGULANAMAZ bakiniz Madde 6.) EVREN tarafindan PARTI'nin tasarrufuna birakilmistir. PARTI KODAMAN'lari ve onlarin EVLAD-U IYALI bu konuda tam TASARRUF yetkisine sahiptir. EMEKCILER PARTI'nin EVREN'den aldigi YETKI'ye gore uydurdugu yasalara gore EMEKCI olarak URETIM'e katkida bulunmakla YUKUMLU'dur. URETIM fazlaligi HAZINEYE kalir, HAZINEnin nereye nasil tahsis edilecegine PARTI karar verir. PARTI'nin KOMUNIZMin gerceklesmesi surecinde EMEKCILERIN sirtinda kacinilmaz bir KAMBUR oldugu bir EVRENsel GERCEK'tir. PARTI HAZINE'ye dusen URETIM FAZLALIGI'ni uydurdugu yasalari diger SPEElere dayatmak icin kullanabilir. Bunun icin de SILAHLANMA yarislarina katilabilir. Diger SPEElere gosteris olsun diye SARAYLAR, TATIL KOYLERI, SON-YOLCULUK HANLARI yaptirabilir ve bu gibi gecici konuklarda PARTI UYELERI'ni KONUKLAYABILIR. PARTI'nin UYELERININ yuksek menfaatlerini saglamasi dogaldir. Bu durum GECICI oldugundan EMEKCILERIN gozune batmamalidir, EMEKCILER bu durumu da bir yeni ZULUM olarak degil, FEDAKARLIK olarak algilamalidirlar.
10. PARTI EVREN'in YERYUZU'ndeki HALIFE'sidir, bu nedenle PARTI POLITIKASINI ve yaptigi YASALARI elestiren CEHENNEM'I (SIBIRYA'YI ya da TIMARHANE'yi) boylar.
11. KOMUNIZM'in gerceklesmesi icin EMELcilerin EMEKCIlerin URETIM FAZLALIGI'ni somurmekten, gununu gun etmekten baska yapacagi bir is yoktur, cunku KOMUNIZ'in gerceklesmesi icin hem nitel hem de nicel kosullarin olusmasi gereklidir. Iste bu kosullari olusturacak olan da EVREN'dir/TARIH'tir. EMELcilerin TARIH'in isine karisip KOMUNIZM'i aceleye getirmeye ne gucleri yeter, ne de EVREN onlara boyle bir hak tanimistir. Bu EVREN'in sirridir, EVREN SIRRINDAN SUAL OLUNMAZ. Bir baska deyisle EMELCI EVREN'in ve TARIH'in dilegine boyun egen, teslim olandir.
12. Isbu anayasaya gore kurulmus/kurulu/kurulacak duzenleri elestirenler meczuptur. Bu anayasaya gore calisan Cennet-makan duzenleri elestiren Meczuplar toplumdan yalitilmak amaciyla TIK-VE-UNUTlara gonderilir.
13. KAPITAL EMEL'cileri KOMUNIZM yolundan sapitmaya calisan $EYTAN'dir. Buna gore butun KAPTAL'istler de $EYATIN'dir. Ancak bu $EYTAN, PARTI eline gectiginde gecicide olsa KOMUNIZM'e hizmet eden bir EMELciye donusturulebilir. Boylece $EYTAN'la EMELci arasindaki fark da likide edilmis, bir ta$la iki ku$ vurulmus olur. KOMUNIZM'den once SETAN'in (KAPITALIZM'in) varolusu da EVREN'in sirlarindan EVRENSEL bir sirdir. EVREN HIKMET'inden sual olunmaz! Belki de EVREN EMELCILERI gecici olarak cezalandirmak icin bu $EYTAN'in varligina izin vermis olabilir, cunku EMELCILER KOMUNIZM BAHCELERINDE zevk-u safa surerken bu $EYTAN'a uyup, EVREN'in buyruguna aykiri cikip AYVA'yi yemeselerdi bu $EYTAN bunlara musallat edilmezdi.
14. Evren bize oyle vahyediyor ki Cennet/Cehennem yoktur, olsa bile oralarda bile kast sistemi vardir. Biz EMELciler bu dunyada otuz-bir cektiklerimizi orada da cekecege benzeriz "nuans farki"'yla.."
15. Eger Uluslararasi esittir Globallesme, Enternasyonal esittir Komunizm ise, Komunizm esittir Globallesmedir. Iste Tekyasallasmanin sonu budur.
16. Ticaret haramdir. Fakat komunizm gerceklesene degin Devletin ticaretle istigal etmesi mubahtir.
17. Hic bir EMELci EVREN'in agir gorevini ustlenmez ama kendine sadece katalizatör olarak gorev bicebilir.
Bak bu da FP (Prof Walt's Foreign Policy)'sinde yazanlarin aksiyomatik sistemi:
Salvare Apparentias Theory of FP (SATFP).
1. It is imagined that States exist.
.
2. A State composed of a nation, a national leadership, national interests and power (economic, military, population, land, etc? ..(any others? pls feel free to add, it is the Blog's theory, not mine).
3. It is imagined that there exists a competitive arena where states acts as they do.
4. It is imagined that there exists no central authority in that arena that can enforce moral or legal constraints.
5. States commit morally dubious acts (dubious according to what? The Blog knows) (see axiom 4)(Why this is here? Didn't the Blog declare that SATFP is essencially amoral?)
6. A State's foreign and defense policy reflects national interest of the state.
7. A State can take deterrent action against other State(s) if the Leadership of the State decides so. (see axiom 11 & 12).
8. A State seeks to increase her national interests when her existence is threatened.
9. A State's power is a potential threat to other states. A state is by definition paranoid of other states.
10. States to increase their National Interests, to decrease potential threat of other States, to assimilate them and to dominate them, impose their Constitutions to other States. (But of course this degenerates all constitutions to a mono-constitution which prepares the Competetive Arena to the favour of the State whose Constitution became the one and only dominant Constitution to pave the ground for so called Globalization - Global Dominance - Ein STAAT, ein LAND (the GLOBE), ein FUERER und ein VOLK where there exists NO THREATt, NO COMPETITIVE ARENA, NO WORRIES and bsst of all NO NEED TO FP - a Paradise on Earth if you believe;->>)
11. A State talks sweet but carries her power peeping under her cloak to deterre the potential threats of other states. (McCain the Presidential Candidate 2008)
12. Powerful States to rule or protect or increase their National Interests divide/unite less powerful states ad infinitum/universal.
13. A State can suspend her constitution if the National Interest dictates so. Solely the Leadership decides whether the National Interest dictates that or not and their decision is final, cannot be challenged based on the articles of the Constitution of the State. In such cases the leadership for the sake of the National Interest is not required to disclose the reasons how they reached to a certain decision. When the National Interest of the State requires the constitution of the State becomes just a goddamned piece of paper (as Bush declared).
14. A State to keep her Internal Balance of Threat and National Interest and National Unity must centralize the power and not to share it with any Identifiable National Entity(ies).
15. A State keeps the power of making and implementing the laws solely to herself and does not share this power with any Identifiable National Entity(ies).
16. Salvare Apparentias Foreign Policy is the art of keeping the threats of states in Balance besides saving the foreign policy related phenomena. (How? By shuffling, dividing and mixing nations/races/cultures?!, subjecting them to prototype secularo-fascist laws to reduce their multiplicity to singularity? the Blog knows).
umarim bunlar arasinda isine yariyacak bircok lisan arac-gereci bulursun.
I$i $ansa birakma;-)
"Ya Allah!, ya bismillah!" de ba$la. Ortaligi fazla duman etme;-)
Insallah iyi bir "ba$langic" olur!
Vesselam,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 19, 2010 7:46 PM
Hayırlı olsun. İzleriz inşallah. Neler söyleyeceğnizi bilahere yazıp ulaştırırım.
Yok, yok bu yorumu yazma nedenim duyduğum mutluluğu ifade etmek. Sadece bir kaç yıl öncesine kadar İslami olanı anlatma imtiyazı da İslami olmayana hatta onun düşmanı olana aitti.
Allah'a şükürler olsun değişim için. Artık dün ancak dünyanın Yazgülü Aydoğanları, Canan Artıtman, Nur Serter, Mine Kuıerıkkanatlarına şamar oğlanı yapılmak için Tv'lere çıkarılabilen "bacılar" artık Kahverengiburunlu beyaz(eski)kapatanda dahi "vay be, ıskaladım" hayıflanması yaratıyor ve eski karargah gastecileri artık Müslüman'ın zaviyesini sizler gibi "içerden" olanlardan dinlemek zorunluluğu hissediyor ise bardağın dolu tarafına bakıp "şükürler olsun böylesi sivil vesayet için" demek lazım.
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: January 20, 2010 1:37 PM
Mustafa Bey sizi izledim. Kanımca sosyalist ümitsiz vak'a idi. Nihal Hanım mantıklı konuştu ama pek az katıldı. Eliaçık ve siz, farklı düşünmenize karşın konularınıza son derece hakimsiniz. Tebrik ederim. Size bir küçük yapıcı eleştiri: Genç olduğunuzdan ve kafanız hızlı çalıştığından cümlelerinizi aceleyle ifade ediyorsunuz. Konuya sizin gibi hakim olmayan izleyici bazılarını kaçırabilir. Belki biraz daha tane tane konuşmaya çalışabilirsiniz. Eliaçık bunu iyi beceriyor.
Kapitalist İslam'a gelince, varsın İslamcılar da biraz kaymak yesin. Hakları ne de olsa...kaymak yemek için seçimle iş-başına geldiler...Ama Eliaçık'ın ima ettiği gibi, doyum noktasına geldiklerinde onları tanıyabilecek miyiz, ben de şüpheliyim.
Yazan: nilgün Tarih: January 20, 2010 11:47 PM
programı seyrettikten sonra birşeyler karalamak ihtiyacı hissettim,ben de fikirlerimi paylaşayım bu konuda,eksik kalmayım..:)
İSLAM’DAN SOSYALİZM ÇIKAR MI?
Hz.Muhammed (as) bir savaş dönüşü ashabına şöyle der;
-şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.
Nedir o büyük cihad diye sorar arkadaşları Muhammed’e,bundan daha büyük bir cihad nasıl olabilir ki,sevdiklerini arkalarında bırakıp Hak için can vermeye gitmekten büyük cihad ne olabilir ki?..zihinlerde bu soru dolaşırken şöyle cevap verir şanlı Nebi,
-Büyük cihad nefisle yapılan cihaddır,savaş meydanında çarpışmaktan daha şiddetli bir mücadeledir nefisle cihad..
Evet,hz.Muhammed’in bu öğretisini temel alan gönül ehli insanlar bu büyük cihadı büyük bir mesele olarak ele alıp,bununla türlü şekilde mücadele etmeye çalışmışlardır,nefisle mücadeleyi demir leblebiyi çiğnemeye çalışmak diye tarif etmişlerdir.
İslamın yetiştirmek istediği insan tipi “ben”i aşan ,egoizmini ehlileştirip başkalarını da kendi gibi aziz bilerek Allah’ın ahlakıyla ahlaklanan insan tipidir.Çünkü Rabbın ahlakı karşılıksız vermektir,her şeyi kendi için isteyen insan Rabden uzak insandır..İnsanoğlu yeryüzüne bu deneyimi yaşamak için geldi,Rabbın ruhunu taşıyor ama bunun farkında değil,eğitilmesi gerekiyor,dünyada bu eğitimin gerçekleştirildiği bir okul..İlahi bir okuldur dünya..
Dinlerle mücadele eden sosyalizm ekolüde ilginç bir şekilde insanın kendini başkaları için feda ederek kendini gerçekleştireceğini söyler “ben” ile mücadele noktasında görünürde İslam ile paralellik arz eder gibi durur.
Bu benzerlikten dolayı İslam üzerinde kafa yoran bir kısım düşünürler İslamdan bir sosyalizm çıkabileceğini söylüyorlar.
Bencilliğin ortadan kalkması,halkla beraber olma ve halka hizmet etme noktasında islami düşünceyle ortak bir noktada buluşsa da sosyalizm,metot olarak islam’dan çok farklı bir yol takip eder.sosyalizmde de kamil insan “ben” kavramını kırmış bunu “biz”e dönüştürmüş insandır.
Peki sosyalizmin “ben”i kırmak için önerdiği metot nedir?..Mülkiyetin ortadan kalkması.
Sosyalizmde insanın kişisel hedeflere yönelmesi bir kusurdur,kemal ise toplumsal hedeflere yönelmektir.Kendi benini toplumda yok eden insan,kamil insandır.O öyle bir insandır ki beni değil devamlı bizi hissederek yaşar.
Sosyalizm irfan ekolüne “ben”in ortadan kalkması noktasında benzer görünür ama İslamdaki “ben”in ortadan kalkmasının daha derin bir anlamı vardır.İslam’da “ben”i yok etmek “O”nu açığa çıkarmak içindir..Ben çıkınca aradan kalır sana Yaradan gibi sözlerle de formüle edilmiştir.
Sosyalizm ile İslamın “ben”i ortadan kaldırmak noktasında hem amaç hem de metot bakımından fark vardır.Sosyalizmde bencilliğe sebep olan şey “kişisel mülkiyet”tir.Bundan vazgeçip ortak mülkiyete sahip olmakla “Biz” gerçekleşir ve zulüm ortadan kalkar.Kişisel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla sömüren ve sömürülen,ezen ve ezilen ortaya çıktı,ortak mülkiyette eşitsizlikler ortadan kalkıp insanlar mutluluğa kavuşacaktır inancı hakimdir.
Peki İslama göre bencilliğin,sömürünün kaynağı kişisel mülkiyet midir?
İnsanlar arasındaki eşitsizliklerin ve adaletsizliğin giderilmesine taraftar olan ve bencilliği sevmeyen İslami ekol,insanların mülk sahibi olmasını bencilliğin kaynağı olarak görmez.
Burası İslam ile sosyalizmin metot olarak ayrıldığı kritik bir noktadır ve İslam burada şu kritik soruyu sorar:
“Beni ortaya çıkaran şey,insanın mı eşyaya sahip olmasıdır yoksa eşyanın mı insana?”
İslam’a göre benlik duygusunun kaynağı insanın zengin olması,mülke sahip olması değildir.Dolayısıyla eşitsizliğin sebebi de bireyin zenginliği değildir.Eşyanın insan üzerindeki mülkiyeti,insanın eşyaya “kul” olması insanı “Ben”cil yapar.
İslam mülkiyeti ortadan kaldır demez,insanı eğit,insanı insan yap,parasını yönetmesini öğret,der.Problem insanın çok mülke sahip olması değil,sahip olduğu mülke kul olmasıdır.islam insanı kullaştıran her şeyle mücadele eder,sadece mülk değil..Kula kulluk,paraya kulluk,makama mevkiye kulluk…insanı esir eden akla gelebilecek her türlü şeye dur der ve insanı özgürleştiren yolu gösterir.Sadece Allah’a kulluk..yani evrensel ruhun,kozmozu meydana getiren O yüce iradenin kendi nefsinde tecelli etmesine imkan verecek olan nefisle mücadeleyi başlatarak insan özgürleşebilir ancak..İnsan burada özgürleşip özgürleşmeme kararını kendi verecektir eğer bu yola girerse bu zor bir yoldur ama sonu selamettir girmezse de sonu felakettir..işte insanın yeryüzü serüveninin gayesi kendindeki İlahi gücün açığa çıkmasını sağlamak ve bir nevi Tanrısallaşmaktır.Yaratılışta kendine üflenen tanrı nefesiyle soluk alıp vermek için büyük bir cihada girişmek gerekir.
Benlik sebepleri mülkiyetle sınırlı olmadığı için insanın mülk sahibi olmasıyla mücadele etmek insanları eşitliğe ve adalete götürmeyecektir.hiçbir zaman insanlar yeryüzünde yüzde yüz eşit olamayacaklardır.birisinin çok güzel bir eşi varken başkasının o kadar güzel eşi olmayabilir..Platon Devlet’inde bu sorunu evlilik kurumunu ortadan kaldırıp herkesin birbirinden nasibini alarak eşit bir cinsel yaşamı savunmuş olması takdir edilir ki sadece bir ütopyadır.Ya da sosyalist bir ülkenin başkanının ülkedeki bir işçiyle yaşam standartları açısından bir farkı illaki olacaktır.Gezip gördüğü yerleri herkes göremeyecektir doğal olarak.bu da bir eşitsizlik değil mi?..
Yalnız tek bir şey (mülkiyet) insanlığın ölçü aldığı bir değer olamaz.mülkiyetin benlik yapan güçlü bir etkisi vardır,evet İslam bunu bildiği için serveti dengelemeyi önerir ama bireyin mal varlığını ortadan kaldırmak isteyerek yapmaz bunu..sosyal adaleti sağlamanın yolu bu değildir.
Benlikten kurtulmanın yolu gönlü temizlemektir.
İslam diyor ki,eğer insanı “ben “ olmaktan kurtarmak ve “biz” yapmak istiyorsanız,onun gönlünü temizleyin.O’nun eşyanın kulu olmasına müsaade etmeyin yoksa kişisel mülkiyetin inkar edilmesiyle bu derdin devası olmaz.İnsanın eşyaya sahip olması benlik duygusu vermez,insanı bencil yapan eşyanın insana mülkiyetidir,insanın eşyaya olan gönülden bağlılığıdır.
İnsanın maddi zenginliği ,mülkiyeti vardır ama insan ona kul değilse özgürdür.insanlar maddi bakımdan eşitlenince “biz” mi olmuş olacaklar?..İnsanlar “züht” sahibi olmadıkça bir şeylerin kölesi olmayı,birbirlerini kıskanmayı becerecek şeyler mutlaka bulurlar.İnsan gönlünü ıslah edemedikçe ızdırabı da dinmez.irfan ekolünde her şeyi terk edip kendini yalnızca allah’a konsantre etmeyi öğretirler.Bunu terk-i dünya,terk-i ukba,terk-i terk diye formüle etmişlerdir.öyle ki bu dünyevi kaygılarından vazgeçmen yetmez,uhrevi kaygılarından da vazgeçeceksin..cennetteki nimetlerin beklentisi içinde olmadan o beklentileri de terk ederek gideceksin Rabbe..ve öyle gideceksin ki ben her şeyi terk ettim duygusunu dahi terk edeceksin,nefsine bir gurur gelmesin diye..kendini tamamen saflaştırarak Allah’ın ahlakını nefsinde gerçekleştirmeye çalışacaksın,o zaman toplum da düzelir..Kur’an-ı Kerim’de “siz kendi hakkınızdaki hükmü değiştirmedikçe Allah sizin hakkınızdaki hükmü değiştirmeyecektir” buyrulur.
Toplumun değişmesi,adaletsizliklerin giderilmesi,insanların birbirine sevgi ve şefkatle yaklaşması İslama göre ancak gönül ıslahıyla mümkündür,bu yüzden en büyük cihad budur.İnsanların bireysel mülklerini engellemekle hiçbir şeyi çözemezsiniz..İslami terbiyeden geçmiş insanlar kendi mallarına benim demekten kaçınırlar,mülkün sahibi Allahtır,biz aracıyız anlayışı vardır,elin karda gönlün yarda olacak diye öğretirler İslam irfan terbiyesinde.
İslam ahlakının örnek ismi Hz.Ali mektuplarından birinde şöyle söyler;
“Dünya seni talak-ı selaseyle boşadım,elindeki akçelere bakar ve “ben,beni istediğin yere götüresin diye yularımı senin ellerine vermem”der.
Yine hz.ali şöyle söyler,
Dünya pazarında iki tür insan vardır.biri kendini satar,parasını alır,diğeride dünyada kendin, satın alır ve hür bırakır.
Zühdün sembol ismi hz.ali yokluk içindeyken de devlet hazineleri elinin altındayken de dünya malına rağbet etmemiştir.Peki böyle olması tembelliğe ve fakirliğe mi iter müslümanı,para kazanmaya sırt mı çevirmesi gerekir..çok rahat buna hayır cevabı verebiliriz,çünkü İslam orta yolu tavsiye eder ve vasat bir ümmet yetiştirmeye çalışır.
Hz.muhammed bize burada ölçüyü veriyor,
Veren el alan elden üstündür ve Allah güçlü müslümanı sever buyururlar.
Sosyalizmin benlerden kurtulup bize dönmek ve kemale ermek arzusunu İslam ortak bir hakikat etrafında birleşmekle mümkün olabileceğini söyler.Al-i imran 64.ayette özgürlüğün reçetesini verir,
….Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmayalım…..
Ben “O”na dönmeden,benler O’nda fani olmadan “Biz” açığa çıkarmak,halkta Hakkı görmeden kendini topluma feda etmek zordur.
Kendin için istediğini kardeşin için de istemedikçe iman etmiş olmazsın der İslam,komşun aç iken sen tok yatamazsın,kardeşinin eline diken batsa sen onu tüm vücudunda hissetmedikçe kamil Müslüman olamazsın der İslam.Bireyselliği aşıpta kendini başkasına feda edebilen tip yetiştirmeyi İslam başarabilmiştir.Bunu günde 5 defa kılınan ve her rekatta tekrarlanan fatiha suresindeki evrensel manifestosuyla Müslüman zihinlere kazımaya çalışır ve namazda ne söylediğini bilmeden namaza yaklaşma der.yani yaptığın işin farkına var,evrensel duruşunun farkında ol!
Evet,hep birlikte biz olalım ama hangi metotla hangi vasıtayla başaracağız bunu?..evrensel bir hakikatle..Senden benden sizden bizden olmayan ama herkesten olan her şeyle olan bir hakikat vasıtasıyla…
Önce “O” olarak..O’na giderek ve O’nun boyasıyla boyanarak tüm renklerden arınıp TEK renk olalım..
Bakara 138’de ki insanlığa sunulan evrensel birlik ilkesi şöyledir:
--Allah’ın boyası…kim Ondan daha güzel renk verebilir..Biz sadece O’na boyun eğeriz…
O’nun rengiyle boyanan insan da efendilik taslama,sömürme,sömürülme eylemleri biter.
Senin benim Onun,şu ırkın bu milletin değil evrensel mülkün sahibi olan “Alemlerin Rabbi” ne hamd ile başlar fatiha suresi…
Ve kişisel bir ibadet olan,bireyin yaptığı bir ibadet olan namazda birey rabbine “Biz” diye yönelir..Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım DİLERİZ..
Burada insan zihnine kodlanmak istenen bilgi O’na dönüldüğünde benliğin biz olması ve tüm ayrılıkların ortadan kalkıp rabbin tecellisi olan evrenle bütünleşerek TEK olmak,tüm evrenle bir olmak..Alemlerin rabbinden tek tek insanlara değil “biz” olan insanlık ailesine kutsi bir mesajdır fatiha suresi..rab günde 5 kere hiç olmazsa 3 kere bu akdi yenilemeye davet eder ve namazın sonunda tüm insanlık alemini şöyle selamlar;
Allah’ın selamı üzerimize ve tüm Salih kulların üzerine olsun..
Sonuç olarak birkaç söz daha söylemek istersek,sosyalizmin ulaşmak istediği hedefi İslam derinlikli bir şekilde ve insan fıtratına ters düşmeyecek,onun mülk sahibi olmasını engellemeden doğal akış içinde gerçekleştirir.
Evrensel rabbe bağlanmak,evrensel sevgiyi,evrensel sevgi de eşitsizlik ve adaletsizlikleri ortadan kaldırma azmini getirir.Çünkü eşyaya hakkın gözüyle bakan onda ayrılık gayrılık görmez,O’nda yok olup Hakkın veren eli olanlar,kendi zenginliklerini olmayanlarla paylaşmayı bilir,zorla insanın elinden parasını çekiştirerek insanlar arasında eşitlik sağlayamayacağımızı tecrübe etmişken bazı İslamcı yazarların bu yollara tevessül etmelerini de kendi adıma üzücü buluyorum.
Yazan: deniz Tarih: January 21, 2010 2:18 AM
Konuya "YASA" acisindan bakarsaniz sosyalizm tek-YASAL bir duzen onerir, yasalarinin bilimsel oldugunu, bu nedenle de evrensel oldugunu one surer, cok-YASA'li duzenlere imkan vermez. Sosyaliztler yeryuzunde birtek cok-YASA'li duzen gerceklestirmemistir. Cok-YASA'llik bunlarin teorisine aykiridir. Halbuki Muslumanlar kendi iclerinde cok-YASA'lliga imkan verdigi gibi, Allah onlara kendi YASA'l yapilarini zorla diger SPEElere dayatma "HAK"'i da vermemistir. Iste bundan dolayidir ki tarihte Muslumanlarin gerceklestirdigi duzenlerde cok-YASA'lliga imkan saglanmis, Yahudiler'in, Hiristiyanlar'in kendi YASA'larina gore YASA'maya "HAK"'lari oldugu kabul edilmis, onlarin bunu gerceklestirmek icin kendi YASA'larina gore te$kilatlanmasi engellenmemistir. Muslumanlar kendi aralarinda da cok-YASA'llik ornekleri vermislerdir, bakiniz Misir'da Memluklar donemindeki cok-YASA'l yapilanmalara.
Bu aciklamalara gore sosyalsitler gerceklestirse, gerceklestirse kapitalistler gibi kendi tek-YASA'sini diger SPEElere zorla dayatmayi kendinde bilimsel/evrensel "HAK" belleyen sekularo-fascist bir duzenbazlik gerceklestirirler. Bu da Allah'in buyruklarini hice sayan bir zulum duzenbazligindan baska birsey degildir. Muslumanlar boyle zulum duzenbazliklariyla daha onceleri de oldugu gibi mucadele etmekten kacinip, meydani bunlara birakacak degillerdir.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 21, 2010 3:56 AM
Deniz hanım,
Elinize, gönlünüze sağlık çok güzel izah etmişsiniz.
“Dini nasıl anlamalı?” yazınızda belirttiğiniz gibi dini, yerel unsurlarla tanımlanmış çerçeveler içinden bakarak açıklamaya çalışmanın, halife ve sıfatların/ruhun tecellisi olduğunu idrak edebilecek maneviyatla yaratılmış muhatabı aradan çıkartmaya neden olacağı çoğu zaman dikkatten kaçı(rılı)yor.
Maneviyat seviyesinden bakıldığında, “önce insan” diyen dinlerin evrensellikleri bu tek pencereli bakış açılarıyla yerelliğe hapsedilerek manen insan olabilmenin anlamı da yitirilmiş oluyor. Bu yaklaşımla zorunlu olarak varılan sonuç; “madde = insan” ! Bu maneviyat yoksunu insan tanımı, insanlık sorunlarını bertaraf edeceği düşüncesi ile kabullenilmiş fakat mevcut sorunlara çözüm üretmediği gibi yok sayılan maneviyat nedeniyle de çözümlenmesi gereken yeni sorunlar üretmiş olduğu oldukça aşikar. Şimdi yapılmaya çalışılan ise bu tanımın hapsettiği daraltılmış alandan yitik olan maneviyata yeniden ulaşmayı mümkün kılacak bir söylem üretmek. Bu söylem de mülk yani maddeleşmiş insan düşüncesi üzerinden temellendirilerek yapılmaya çalışılmakta; mülk-hak- insan. Bu söylemin üretildiği daraltılmış yerel alandan çıkabilmesi ancak insanın maneviyatını önceleyen evrensel dini referans alması ile mümkün olabilir.
Belki bu yaklaşımın ne anlama geldiğini daha iyi açıklayabilmek için din özelinde şu tespiti tekrar etmekte fayda olabilir; laik devlet söylemi ile okullarda verilen sözde din eğitimi ile kendilerini dindar olarak tanımlayan bazı insanlar da dahil olmak üzere dinin tanımı namaz, oruç, hac,zekat gibi bazı vecibelerle kısıtlı bir alana hapsedilerek hayattan izole edilmiş olarak yapılmakta. Böylelikle dinin, “önce insan” diyen ve hayata yansıma alanının çok daha geniş olabileceği manevi boyutundan soyutlanarak kontrol edilebilir bir alana,(camiye, eve, kabir başına vb.) tevdi edilmiş olduğunun farkına varılamadığı gibi maalesef.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 21, 2010 9:20 PM
Deniz Hanim'in ve Cuvaldiz'in din"'inden ornekler:
"Dinlerle mücadele eden sosyalizm ekolüde.."
(dinler, mcadele, sosyalizm)
"“Dini nasıl anlamalı?” yazınızda belirttiğiniz gibi dini,"
(din, anlamak)
" “önce insan” diyen dinlerin evrensellikleri bu tek pencereli bakış açılarıyla yerelliğe hapsedilerek manen insan olabilmenin anlamı da yitirilmiş oluyor."
(din, evrensellik,insan, yerellik)
"din özelinde şu tespiti tekrar etmekte fayda olabilir; laik devlet söylemi ile okullarda verilen sözde din eğitimi ile kendilerini dindar olarak tanımlayan bazı insanlar da dahil olmak üzere dinin tanımı namaz, oruç, hac,zekat gibi bazı vecibelerle kısıtlı bir alana hapsedilerek hayattan izole edilmiş olarak yapılmakta."
(din-ozeligi,laik-devlet,din-egitimi,dindar,dinin-tanmi, hayat, izole-etmek)
"insanın maneviyatını önceleyen evrensel dini referans alması ile mümkün olabilir."
(evresel-din, referans)
Bakin beni bir "din" kolleksiyoncusu olarak gormeye calisin, Nilgun Hanim'in "din"'inin profilini bir guzel cikariyorum, sizin "din"'inize de taktim, insallah yavas, yavas onun da bir profilini cikaracagim;-)
Bakin kendinize soyle sorun:
Allah insani yarattiktan sonra ona neleri ogretti?
Isimler, sonra da insanlara peygamberler ve kitaplar gondererek diger lisan ogelerini, kelimeleri ogretti. Iste bu kelimelerden biri de "din"'dir. Fakat zaman gectikce insanlar Allah'in ogrettiklerinden yavas, yavas sapip onun ogrettigi kelimeler yerine o guzelim kelimeleri yozlastira, yozlastir bir araba dolusu ise yaramaz kelimeler icat ettiler, boylece Allah'in kelimelerini $eytan'in da yardimiyla unutup/unutturup Kitaplarini ya rafa kaldirdilar, ya da "bunlardaki derinlige artik sizin sig lisaninizla ulasmaniz mumkun degildir, bunlari anlasa, anlasa resuller anlar, bir de biz Mollalar/Papazlar/Hahamlar/Seckinler anlar size anlatir" deyip hasir alti ettiler. Halbuki Allah bu Kitaplara boyle islem cekilsin diye degil de, elden dusurulmesin, ogrettigi kelimeler lisaniniza temel olsun ve onun icinde yeni, yeni meyvalar versin diye gondermedi mi?
Kisacasi demek istiyorum ki:
Yedek Subay egitimi gorurken, bizim bir nobetci boluk komutani vardi, sabahlari herkesi uyandirir beden egitimi yapmaya goturur, elinden eksik etmedigi Talimatname'ye gore sihirli sozlerle beden egitimi yaptirirdi. Eger emri altindaki biri Talimatname'ye aykiri bir soz ve harekette bulunursa, ki bu cokca olurdu, bizim Binbasi elinde Talimatname soyle haykirirdi:
"TALIMATNAME OYLE DEMIYOOOOOOR!"
sonra baslardi Talimatname'den nameler okumaya;->
Simdi ben de size diyorum ki "sizin "din" Allah'in Kitabin'da gecen "DIN" kelimesine hic benzemiyoooor! Siz bunlari nereden uyduruyorsunuz?"
Iste bakin Kur'an'daki su ayetlere:
009.029, 001.003, 002.132, 002.193, 002.256, 003.019, 003.083,
004.046, 007.029, 008.039, 008.072, 009.011, 009.033, 009.036,
009.122, 010.023, 010.105, 012.040, 012.076, 015.035, 016.052,
022.078, 024.002, 026.082, 029.082, 029.065, 030.030, 030.043,
031.032, 033.005, 037.020, 038.079, 039.002, 039.003, 039.011,
040.014, 040.065, 042.013, 042.013, 042.021, 048.028, 051.006,
051.012, 056.056, 060.008, 060.009, 061.009, 070.026, 074.046,
082.009, 082.015, 082.017, 082.018, 082.019, 083.011, 095.077,
098.005, 107.001, 109.006, 110.002, 003.085, 004.125, 005.003,
002.217, 003.073, 004.171, 005.057, 005.077, 009.012, 040.026,
049.016, 005.054, 003.024, 004.146, 006.070, 006.138, 006.160,
007.051, 008.049, 024.025, 024.055, 030.032, 010.105, 039.014
yani zamanim olsa size bizim Binbasi gibi butun bu ayetleri bir cirpida okuyacagim ama bunu sizler kendiniz de yapabilirsiniz degil mi?
Beden Egitimi yapiyorum falan derken sapitip gitmemeniz icin Talimatname'yi elinizden dusurmeyin;-)
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 12:37 AM
sn çuvaldız,
ne demek istediğimi çok iyi anlamışsınız,ben de ilginizden dolayı size teşekkür ederim.
sn grand rumuzlu arkadaşıma da teşekkür,
benim dine bakış açımın farklı olduğunu,kitabı yorumlama şeklimin normal din algısı içinde olmadığını anlatmaya çalışıyorum zaten,tekrar bir daha girmek istemiyorum..kısaca tekrarlayayım,Tanrı insanlarla konuşmuyor,kutsal kitaplarda konuşan kişi Tanrı değildir.
kutsal kitaplar,evreni meydana getiren bilincin,kozmik ruhun
peygamber denilen özel insanlar tarafından algılanabildiği kadarının aktarılması neticesinde ortaya çıkmıştır.
Tanrı,insan gibi cümle kuran,insana öfkelen,beyinsizler,sizi ahmaklar falan diyen birisi değildir.bu ayetler peygamberin o anki ruh halinden,öfkesinden,verdiği mücadeledeki yaşadığı ızdıraptan,sıkıntıdan yani insan olmaktan kaynaklanan duygusal durumdan dolayı oluşmuştur..
kutsal kitaplardaki ayetler tanrıdan insana ve insandan tanrıya giden ikili bir mekanizmayla oluşturulmuştur.tanrı burada ilhamı verendir,insan ise o ilhamı alıp bir arı gibi bala dönüştürendir.vahiy denilen tanrısal ilhamın peygamberler tarafından işlenmesiyle oluşur kutsal kitaplar.
Yeryüzünde şimdiye kadar gelmiş sayısını bilmediğimiz pek çok din vardır ve bugünde bazıları yaşamaktadır..hangi dine mensup olunduğunun önemi yoktur,önemli olan inancınızın sizi evrensel ilkelere götürüp götüremediğidir.
tanrı dediğimiz varlık din tanımaz,o renklerden arınmıştır,din insan içindir,tanrının din diye bir sorunu yoktur,insanın vardır.
kutsal kitaplarda cümleleri kuran kişiyi siz tanrı olarak kabul ettiğiniz ben de etmediğim için zaten farklı inançlarda oluyoruz.
bu yüzden çok da tartışılacak bir şey göremiyorum ben,
Yazan: deniz Tarih: January 22, 2010 1:43 AM
Deniz Hanim dedi ki:
"Yeryüzünde şimdiye kadar gelmiş sayısını bilmediğimiz pek çok din vardır ve bugünde bazıları yaşamaktadır..hangi dine mensup olunduğunun önemi yoktur,önemli olan inancınızın sizi evrensel ilkelere götürüp götüremediğidir."
peki neymis bu "evrensel ilkeler"?
nereden nasil biliyorsunuz neyin "evrensel ilke" olup olmadigini?
Deniz Hanim siz kendinize gore bir "din" uydurmussunuz, kitabinizi getirin oyle tartisalim.
Yine dediniz ki:
"Tanrı,insan gibi cümle kuran,insana öfkelen,beyinsizler,sizi ahmaklar falan diyen birisi değildir.bu ayetler peygamberin o anki ruh halinden,öfkesinden,verdiği mücadeledeki yaşadığı ızdıraptan,sıkıntıdan yani insan olmaktan kaynaklanan duygusal durumdan dolayı oluşmuştur.."
Ne yani Allah'in vahyettigi ayetlerin bir kismi, ya da tumu sizce paygamberler tarafindan mi bestelenmistir?
Peki siz bunlari nereden biliyorsunuz? Allah'tan buna benzer vahiy falan mi geldi siz?
Kitabinizi getirin!
Fakat en azindan "benim "din"'im Allah'in Kur'an'da vahyettigi "din"'den farklidir" demekle gozlemledigim gercegi dogruladiniz, tesekkurler.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 2:40 AM
Deniz Hanim,
dediniz ki:
"tanrı dediğimiz varlık din tanımaz"
bunu nereden nasil bilebildiginiz bir yana, diyelim ki bilmiyor fakat oyle inaniyorsunuz ki:
"tanrı dediğimiz varlık din tanımaz"
burada sizinle "din"'inizi de tartisacak degilim, cunku mesajinizda sizin "din"'inizin Allah'in "din"'iyle bir alakasi olmadigini soylemis bulunuyorsunuz. Ama ben sizinle su "varlik" konusunu tartismak istiyorum.
Bakin biz var/yok'u Allah'in yarattigi seyler icin kullaniyoruz, Allah'in bir zaman, mekanla sinirli olarak yarattigi seyler icin. Buna gore Allah zaman ve mekanla sinirli olamiyacagi icin "O vardir/yoktur" demenin bir anlami olmuyor. Nitekim Kur'an'da da "Allah vardir" diye bir ayet yoktur. Simdi sizin "Tanri dediginiz varligi" diger varliklardan ayiran ne? Mesela ben size cikip "Tanriniz Evren'dir" desem olur mu? Zaten mesajinizda "evrensel ilkeler"'den soz ediyorsunuz, her halde bu sizin inanclariniza gore "Evren'in koydugu ilkeler" olmali diyebilir miyiz?
Ayrica sizin "din"'inize gore soyle diyebilir miyiz:
"tanrı "evrensel ilkeler"'den baskasini din tanımaz"
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 5:00 AM
Deniz Hanim,
dediniz ki:
"kutsal kitaplarda cümleleri kuran kişiyi siz tanrı olarak kabul ettiğiniz ben de etmediğim için zaten farklı inançlarda oluyoruz."
tartistigimiz kavram "inanc" degil "din" kavramiydi. Siz bu kavrami anlamli bir sekilde kullanmayi nereden ogrendiniz? Bu kavramin en tutarli orneklerinin Allah'in vahyettigi Kitaplar'da verildigini (onlari Peygamberlerin yazdigina inansaniz bile) kabul etmiyor musunuz? Eger etmiyorsaniz bu konuda sizin guvenilir kaynaklariniz ne? Biliyorum cocuklugunuzdan beri bu kelimeyi surada, burada duydugunuz icin "onu herkes gibi kullaniyorum iste" diyebilirsiniz, ama birisi sizi bu konuda sorgulamaya basladiginda (mesela ben) bu durumda siz bu kavraminiza dayanak olarak ne gibi ornekler gosterirdiniz, bu ornekleri nerelerden, hangi kitaplardan, hangi nutuklardan secerdiniz?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 5:55 AM
Sorular:
1. "tanrısal ilhamın peygamberler tarafından işlenmesiyle oluşur kutsal kitaplar" dediğinizde 'başörtüsü' emrinin yeri nedir? (Ben özgürüm, istediğimi takar, giyerim'in ötesinde bir cevaba ihtiyacı var bu sorunun)
2. Grand Senyor deniz ile çuvaldızın yorumlarını "Tanrımız Evrendir" demeye getirirken bence doğru bir noktaya temas etmiş. Spinoza bunu şöyle dile getiriyor: "Deus sive Natura" (Tanrı ya da Doğa) Bu durumda, evrensel, yani perennial, yani gayri-şahsi Tanrı, doğa ve doğa yasalarından ne şekilde farklıdır?
Yazan: nilgün Tarih: January 22, 2010 12:14 PM
Nilgun Hanim dedi ki:
"Spinoza bunu şöyle dile getiriyor: "Deus sive Natura" (Tanrı ya da Doğa) Bu durumda, evrensel, yani perennial, yani gayri-şahsi Tanrı, doğa ve doğa yasalarından ne şekilde farklıdır?"
ah! ah! bu bana Hz Ibrahim'in Ay'a, Gunes'e (siz isterseniz buna Evren'e, Doga'ya deyin) dogru bakip "Tanri'm!" budur dedikten sonra onlarin batip gittigini gorunce Gercek Yaratan'a yonelmesini hatirlatiyor.
Ne yazik ki gecmiste Spinoza'nin, bugun de bircoklarinin hala o "Evren'i, Doga'yi Tanri sanma" a$amasindan oteye gecemedikleri goruluyor.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 9:51 PM
başörtüsüne neden bu kadar takılıyorsun nilgün?
bir insan başörtmenin kendini allah'a yakınlaştırdığına inanıyorsa örter,inanmıyorsa örtmez.kutsal sözlerle arasındaki ilişkiyi birey kendisi belirler,kimse kimseye bir farz dayatamaz.
başörtmeyi ben manevi açıdan faydalı buluyorum ve bu teklifi hayatıma yansıtıyorum..ben kur'andaki hükümleri emir olarak değil teklif olarak değerlendiriyorum..
önemli olan yapılan manevi çalışmanın insanı ruhen ilerletebilmesi,yoksa bir eylemi yapmış olmak için yapmanın bir faydası olacağını düşünmüyorum..dini açıdan bana göre böyle ama başörtüsünü insanların ne için kullandığını sorgulayamayız,örtmek isteyen ne için örterse örter,kimseyi ilgilendirmez.
2.soruna gelinece,evren denilen bu gördüğümüz alem tanrının açığa çıkan yüzüdür.tanrıdan bağımsız bir şey değildir.Tanrı denilen evrensel ruh,kozmik bilinç kendini Evren olarak açığa koymuştur..evren tanrının yüzüdür çünkü Kur'ana göre de "her nereye baksanız Allah'ın vechini(yüzünü) görürsünüz" ayeti vardır.
Aynı zamanda Kur'anda "O her an bir iş üzeredir" buyrulur..yani evrende işi yapan kendisi ama evren Tanrıyı kapsamıyor,bir yönüyle Tanrıyı yansıtıyor çünkü tanrı alemlerden ganidir yani O'na herhangi bir sınırlama getirilemez..Hz.ali O'nu anlatırken "O'nu idrak idrak edilemeyeceğini idraktir" de..O'nu evrenle sınırlayamayız ama evreni de O'ndan bağımsız birşey gibi ele alamayız.
Yazan: deniz Tarih: January 22, 2010 10:10 PM
sn grand senyör,
evrende tanrının işlettiği sisteme,evrensel kurallara "din" dersek (ki böyle olduğunu düşünüyorum)inanç;(inanılan esaslar),peygamberlerin sistemi okuyup aktarabildikleri kadarıdır.hz.Muhammed'in kalbine gelen ilk manada "oku" şeklindedir..sistemi okumak anlamında,içinde bulunduğun koşulları değerlendir,düşün gibi..
Yeryüzündeki dinlerin tek başına tüm sistemi okumuş olduğunu söyleyemeyiz diye düşünüyorum..Sistemi okumak dinlerinde(günümüzde bildiğimiz anlamda dinler) katkıda bulunduğu kolektif bir çalışmayı gerektiriyor.bilim insanlarından da öğreneceğimiz çok şeyler var,felsefecilerin açılımlarına da ihtiyacımız var dinlere ihtiyacımız olduğu gibi..Tüm insanlık alemi olarak içinde bulunduğumuz durumu keşfetmeye çalışıyoruz.
ben eski şeylerden faydalanıyorum ama onları tekrarlamayı değil içinde bulunduğumuz çağa yeni şeyler söylememiz gerektiğini düşünüyorum..Herhangi bir yerden referans almaktansa kendimize güvenip kendi kaynaklarımızı kendimiz oluşturalım..hz.Mevlananın dediği gibi "artık yeni şeyler söylemek lazım cancağızım"
referans alacağımız kaynaklardaki fikirleri üretenlerde bizim gibi insan değiller mi?
Yazan: deniz Tarih: January 22, 2010 10:35 PM
Hakikati idrak eden yada idrak etmek üzere gayret sarfeden biri için yaratılmış tüm evren bir vahiy olarak okunabileceği gibi...
013.002, Allah O'dur ki görüyorsunuz gökleri direksiz yükseltti, sonra Arş üzerine hükümranlığım kurdu, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi; herbiri belirti bir vakte kadar akıp gidiyor; herşeyi yönetiyor ve ayetleri açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınıza kesin olarak inanasınız.
"..ayetleri açıklıyor.." ayetlerin açıklayıcıssı olarak da okunabilir!
Tabii bu okumanın niteliğini anlayabilmek için önce "tevhid inancı içinde hak dine yönelmek ve inkarcılardan olmamak (010.105)" yani teslim(müslim)olup itaat etmek(din) gerekiyor.Neye itaat derseniz de Hakikat'e derim.O Hakikat de ayan beyandır tabii bilmeyi dileyeni için.
Allah kullarını hiçbirini bu gerçeği idrak edebilecek fıtrattan mahrum yaratmamıştır.Adil davranmıştır.Bu gerçeği idrak edemeyen, mühürlenmişliklerinin sebeplerini kendilerinde aramalı!
Başkalarının hakikat bilgisi üzerinden ahkam keserek niçin göremediklerine dair mazeret üretmek beyhude bir çabadır.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 23, 2010 12:06 AM
Çuvaldız demiş ki: "Allah kullarını hiçbirini bu gerçeği idrak edebilecek fıtrattan mahrum yaratmamıştır. Adil davranmıştır. Bu gerçeği idrak edemeyen, mühürlenmişliklerinin sebeplerini kendilerinde aramalı!"
Ve gene şöyle demiş: "Başkalarının hakikat bilgisi üzerinden ahkam keserek niçin göremediklerine dair mazeret üretmek beyhude bir çabadır."
Grand Senyor müslümanların kavramları islami içerikle doldurduğu, bu yüzden onlarla anlaşamıyacağım konusunda beni ikaz etmişti; kendisi bir bakıma haklı çünkü bazıları felsefi düşünce diye Kurani ifadeleri temel alıyor.
Gerçekten de müslümanlar felsefi düşüncede Kuran'ın bir REFERANS OLMADIĞINI anlayana kadar bu konularda kimseyle tartışmamaya karar verdim. Teşekkürler Grand Senyor.
Yazan: nilgün Tarih: January 23, 2010 2:40 PM
Ah, şu felsefi düşünce konusunda bir hocamın da kulaklarını çınlatayım: Her din felsefesi sınavından önce sınıfa döner ve şöyle derdi: Bakın fel-se-fi, yazın diyorum; vaaz vermeyin!
Yazan: nilgün Tarih: January 23, 2010 2:47 PM
grand senyöre kur'anın oluşmasında hz.Muhammedin katkısı olduğu fikrime referans olarak ilahiyatçı Abdülkerim Suruş'u verebilirim.
Tarihte de kur'an mahluk mu değil mi tartışması etrafında dönen bir mesele..
Suruşla yapılmış röportaj çevirisini koymuştum bloğuma,
http://suledeniz.blogcu.com/kur-an-i-kim-yazdi/6023851
http://suledeniz.blogcu.com/tanri-sozu-mu-muhammed-in-kelami-mi/6017268
Yazan: deniz Tarih: January 23, 2010 2:50 PM
Nilgün,
Yaptığınız dinî ve seküler hikmet ayrımı yanlış.
Giriş cümlemi sizin bile hemen anlamayabileceğinizi düşünüyorum. Hemen anlayabildiyseniz, o zaman tebrik ederim.
Bizde "felsefe" şeklinde kullanılan "philosophia" kelimesi, Yunancada filos (philos) ve sofos (sophos) kelimelerinin isim tamlaması yapılmış hâli imiş. Philos demek, "sevgi" demek; sophos ise "hikmet, bilgelik". Dolayısıyla, philosophia ise "hikmet sevgisi" anlamına geliyormuş. Akademik bilgi veren kaynakların en basit bilgileri içerenleri bizi böyle bilgilendirmekteler.
Yakınlarda böyle bir ayrımı felsefeci ve gazeteci Ahmet İnam Bey bile yapmışken, sizin gibi henüz genç bir hanımefendi ve bir felsefe öğrencisi olduğunu sandığım bir kişinin yapmaması düşünülemezdi elbette. :)
Türkiye'nin laik/seküler fikirli ve de açıkçası "seküler itikadlı" kesimlerinde maalesef dine karşı böyle bir önyargı var. Dini ve bilhassa İslam dinini, "âvâm/folk İslam"ı ve de "sûfimsi, totaliter ve popüler tarikat/cemaat/fırka İslam"ı ile karıştırıyorlar. Oysa, İslamî geleneğin içinde bu iki tür İslam anlayışının çok ötesinde derinlikler mevcut. Ah, sizler bir okusanız, ah bir öğrenseniz ve kafalarınızdaki bu "karikatürize din algısı"ndan bir sıyrılabilseniz... Kim bilir, belki bir gün Allah bunu nasip eder.
Evet, kalibreli bir İslâmî hikmetin, kalibreli bir felsefe ile derin bir ortaklığı, beraber konuşabilme özelliği vardır. Nasıl ki filosofiya yani eski Yunan'da başlayan hikmet sevgisi geleneği Hikmet'i arar, Müslümanların açık zihinli düşünürleri de aynı şeyi yaparlar. Bu iki kesim, beraber konuşabilirler ve fikir teâtîsi (alışverişi) yapabilirler. Zaten din ile felsefe, "din felsefesi" adı verilen felsefe kolunda tamamen iç içe de geçmişlerdir.
Ama bunun için öncelikle karşılıklı saygı gerekir. Bir tarafta veya her iki tarafta da saygı olmazsa, müzakerelere önyargılar ve agresiflikler hâkim olursa, işte o zaman elbette hiçbir diyalog gerçekleştirilemez. Aynı bu sitenin yorum kısımlarında, çoğu blogların yorum kısımlarında ve çoğu internet mesaj panolarında olduğu gibi, etrafı müzakereden çok münakaşa ve benlik savaşları kaplar.
Yazan: Uğur Mustafa Dinç Tarih: January 23, 2010 4:38 PM
Gerçekten de müslümanlar felsefi düşüncede Kuran'ın bir REFERANS OLMADIĞINI anlayana kadar bu konularda kimseyle tartışmamaya karar verdim. Teşekkürler Grand
grand senyörün dolduruşuna gelip de kendini Kur'anla örnek verenlere karşı kapatma derim,bu tutuculuğa gerek yok..sen zaten Kuranı kutsal bir kitap olarak görmüyorsun,o zaman senin kurana karşı takınman gereken tavır tam bir felsefeci tavrı olmalı,onu Hz.muhammedin felsefesi olarak ele almalısın ve içindeki ayetlerle felsefe adına mücadele edebilirsin..
Kur'anı felsefi düşüncede referans olarak almayanlar müslümanlar olmalı,sen değil..
Yazan: deniz Tarih: January 23, 2010 7:04 PM
Nilgun Hanim dedi ki:
"Grand Senyor müslümanların kavramları islami içerikle doldurduğu, bu yüzden onlarla anlaşamıyacağım konusunda beni ikaz etmişti; kendisi bir bakıma haklı çünkü bazıları felsefi düşünce diye Kurani ifadeleri temel alıyor.
Gerçekten de müslümanlar felsefi düşüncede Kuran'ın bir REFERANS OLMADIĞINI anlayana kadar bu konularda kimseyle tartışmamaya karar verdim. Teşekkürler Grand Senyor."
"Ah, şu felsefi düşünce konusunda bir hocamın da kulaklarını çınlatayım: Her din felsefesi sınavından önce sınıfa döner ve şöyle derdi: Bakın fel-se-fi, yazın diyorum; vaaz vermeyin!"
Nilgun Hanim daha onceden soyledim, siz modern felsefeden bi-habersiniz;-)
"felsefe" konusunda atiyorsunuz ki sormayin;-)
Size felsefe nasil yapilir ornekliyelim diye "din"'inizi Allah'in "din"'i ile kalrsilastirin dedik, toz oldunuz. "din"'inizi nasil kullandiginizi orneklemek icin bir listesini cikardik, bu yetmiyorsa Kitabinizi getirin ona gore listeyi tamamlayin oyle karsilastiralim dedik citiniz cikmadi. Iste butun bunlar felsefeden haberiniz olmadigini gosteriyor. Siz "felsefe" uzerine Geyik Muhabbeti yapmayi tercih ediyorsunuz, cunku bu konuda yeteri bilgiye sahip degilsiniz. Bakin bu soylediklerime hic alinmayin, "dost aci soyler" deyin, ve hemen madem bu konuya meraklisiniz felsefe ogrenmeye bakin, size kisaca bu konuya nasil yaklasabileceginizi de soylemistim, dilerseniz size bircok kitap da tavsiye edebilirim.
Alin bakin Ugur Bey'de Felsefe'yi sozlukten ogrenmeye calisiyor:
"Bizde "felsefe" şeklinde kullanılan "philosophia" kelimesi, Yunancada filos (philos) ve sofos (sophos) kelimelerinin isim tamlaması yapılmış hâli imiş. Philos demek, "sevgi" demek; sophos ise "hikmet, bilgelik". Dolayısıyla, philosophia ise "hikmet sevgisi" anlamına geliyormuş. Akademik bilgi veren kaynakların en basit bilgileri içerenleri bizi böyle bilgilendirmekteler."
ben buna ne diyeyim?
"Aaa cok iyi bi baslangic!" mi diyeyim, Matematik'i de, Kimya'yida, Mantik'i da oradan ogrendiniz mi bu is tamam, Geyik Muhabbeti'ne devam;->
Bakin Deniz Hanim'da "din"'i "evrensel kural", "tanrinin islettigi sistem" yapmis cikmis:
"evrende tanrının işlettiği sisteme,evrensel kurallara "din" dersek"
Deniz Hanim, anlamiyoruz, bakin biz Allah Kitabinda "din" dediginde $ip diye anliyoruz ama siz "evrensel kural" deyince bununla ne yapacagimizi $a$iriyoruz. Simdi size cikip getirin $u evrensel kurallari desek, bize getire, getire ne getireceksiniz gercekten merak ediyorum, bahse girerim Fizik Kanunlarini getirirsiniz, elinizden gelse bunlari da bir tek Grand Universal Theory (GUT)'a indirgeyip artik Aziz Stephan Hawking gibi Tanri'nin Dusuncesini bile okumaya basliyacaksiniz, iste o zaman belki de Kitabinizi getireceksiniz, degil mi?!
Bana kalsa kururunuzdan siyrilip "din"'inizi Allah'in "din"'iyle cok siki bir sigaya cekmeniz kacinilmaz. Korkmayin, utanmayin, cekinmeyin "din"'inizi Nilgun'un tabiriyle masaya yatirin, alin Allah'in Kitabini elinize onun tiftigini atacak sekilde sorgulamaya baslayin, bakin, gorun, gosterin hangisi daha ustun, hangisi daha ise yarar. Bir cep-telefonu alirken bile piyasadaki bircoklariyla karsilastirma yapmadan almiyorsunuz, "din"'e gelince neden farkli davranacaksiniz ki?
Bakin kisaca soyle dusunun, kelime pazarinda "din" satin almaya gittiniz, Nilgun Hanim onunuze "din"'ini sergiledi (listesini ben cikardim), Deniz Hanim sergilesin, Allah da zaten apacik bir Kitapta sergilemis, size kolaylik olsun diye kullanimiyla ilgili ornekleri demonstre ettigi ayetlerin listesini cikarip verdim. Karar vermeden once herbirini elleyin, kullanin, deneyin, havaya atin, tutun, yere carpin bakalim dayanacak mi, suya daldirin v.s.;-) Fakat tabii burada birseyden soz etmeden gecmiyeyim bu gibi kavramsal sorusturmalarin nasil etkin bir sekilde yapilabilecegini ogrenmek icin modern felsefe ogrenmeniz kacinilmaz oluyor.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 23, 2010 7:56 PM
nilgun Hanim dedi ki:
"Gerçekten de müslümanlar felsefi düşüncede Kuran'ın bir REFERANS OLMADIĞINI anlayana kadar bu konularda kimseyle tartışmamaya karar verdim. Teşekkürler Grand Senyor."
Ne o Nilgun Hanim, Kur'an'dan mi kaciyorsunuz Muslumanlar'dan mi?!
Birakin Muslumanlar'i bir yana siz kendi "din"'inizin ba$inin caresine bakin, onu o bahsettiginiz "masa"'ya soyle bir yatirin, sonra modern Felsefe'yle kusanmis (techiz edilmis) olarak alin nesteri elinize onu birer birer sigaya cekin;-) Yukarida bahsettigim gibi. Yoksa siz pireye kizip yorgan yakmayin, gercegi arayin, gercekten yana olun, onu ogrenin, dile getirin.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 23, 2010 8:05 PM
Nilgun Hanim dedi ki:
"Ah, şu felsefi düşünce konusunda bir hocamın da kulaklarını çınlatayım: Her din felsefesi sınavından önce sınıfa döner ve şöyle derdi: Bakın fel-se-fi, yazın diyorum; vaaz vermeyin!"
Nilgun Hanim buradaki yazismalarimizin bir kopyasini sizin Hoca'ya gonderin bakalim ne diyecek, hatta onu da buraya davet edin de bize birkac ornegiyle gostersin su "fel-se-fi yazin" derken ne demek istedigini. Hoca'niza sormadiniz mi:
"Sevgili Hocam! "fel-se-fi yazilan"'i "fel-se-fi" yazilmayandan nasil ayird edebiliyorsunuz?"
Sorsaydiniz sizi belki de sinavdan affeder, konuyu fazla dagitmadan "gecer"'i basardi sinav kagidiniza;-))
(Tabi fel-se-fe biliyorsa;-))
Sonsuz Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 23, 2010 9:23 PM
Deniz "Kur'anı felsefi düşüncede referans olarak almayanlar müslümanlar olmalı,sen değil.." ifadenizden 'referans' kelimesinin anlamını bilmediğiniz sonucuna vardım. Bir lugata danışmanızı öneririm. ...Ama zahmet etmeyin, nasıl olsa Grand Senyor izah eder :))
Yazan: nilgün Tarih: January 24, 2010 2:55 AM
Sn.senyör bana yazdığınız soruları yeni fark ettim,dilimin döndüğünce cevap vereyim,
--------------------------------------------------
Ne yani Allah'in vahyettigi ayetlerin bir kismi, ya da tumu sizce paygamberler tarafindan mi bestelenmistir?
Peki siz bunlari nereden biliyorsunuz? Allah'tan buna benzer vahiy falan mi geldi siz?
Kitabinizi getirin!
-----------------------------------------------
Bana fikirlerimle ilgili referans sormuştun,ben bu konuda yalnız değilim..İranlı ilahiyatçı Abdulkerim Suruş’la aynı paraleledeyim.tarihtede bu konu tartışılmıştır,Kur’an mahluk mu,değil mi etrafında..bu kadim bir tartışma aslında,ben yeni bir şey icad etmedim.
Peygamberler sıradan insanlar değillerdir,derin meditatif özellikleri olan kişilerdir,6.duyuları çok gelişmiştir,şakraları açık insanlardır,kendilerini tam kapasite kullanırlar,evreni sadece 5 duyuyla gören insanlar değiller..onların söyledikleri sözler sizin benim sözümüz gibi olmaz.
Ayrıca dünya dışı varlıklarla da temas halinde oldukları da hadislerden,ayetlerin söyleniş biçimlerinden,vahyin kendisine nasıl geldiğini tarif etmesinden de anlaşılıyor..daha üst bilince sahip varlıklardan bilgi almış olmalılar..din terminolojisinde ‘melek’ ismi ile adlandırılan varlıklardan..Peygamber kitabın oluşum sürecinde bilgiyi işleyen konumunda..kitapta insani unsurlara rastlamak mümkün bu yüzden..Peygamber bu durumunu gizlememiş aslında,açıkça da söylüyor,biz anlamıyoruz..
Hud suresi 2.ayette,”ben Allah tarafından size gönderilmiş açık bir uyarıcıyım” diyor..bakın,insan cümlesi bu.(.zariyat 51-şura 10)
-------------------------------------------------
Simdi sizin "Tanri dediginiz varligi" diger varliklardan ayiran ne? Mesela ben size cikip "Tanriniz Evren'dir" desem olur mu? Zaten mesajinizda "evrensel ilkeler"'den soz ediyorsunuz, her halde bu sizin inanclariniza gore "Evren'in koydugu ilkeler" olmali diyebilir miyiz?
Ayrica sizin "din"'inize gore soyle diyebilir miyiz:
"tanrı "evrensel ilkeler"'den baskasini din tanımaz"
-----------------------------------------------------
tanrı ya da Allah ismi ile anılan varlık,varlığın ta kendisidir aslında,evren tanrının dışında ya da tanrı evreni yaratıp evren dışında köşesine çekilmiş biri değil.Evren tanrının açığa çıkmış yüzüdür ama tüm yüzü değil,O herhangi bir kayıt altına alınamaz,Evren =Tanrı diyemeyiz ama evren tanrıdan ayrıdır da diyemeyiz..(ibn arabi düşüncesinde olduğumu daha önceden defalarca söylemiştim,bu konulara bir daha girmeden kısaca geçeyim.)
yani şimdi sizin inandığınız Allah şöyle bir varlık mı?..Bu evren yokken onu bir anda yaratmayı murad etti ve ol deyince kendi dışında bir yerde bu uzay oluşmaya başladı,Allah da bunu uzaktan kendi arşına kurulup izliyor..bu evren 6 günde bu haline geldi,kendi bizzat yaratma işinde çalıştı işi bitince de Allah dünya senesiyle bin sene mesafede olan bir yerde mekan tuttu (arşa istiva etti) işlerin kendisine inip çıkmasını bekliyor..bu işleride melekleri aracılığıyla yapıyor..melekler allahın arşından bilgi alıp peygamberlere getiriyor,ne olup bitiyorsa evrende melekler aracılık yapıyor.bazen mesafesi 50 bin yıl olan bir yere gidip geliyorlar,böylece işler dönüyor..
hadi böyle oluyor diyelim,Allah zamandan ve mekandan münezzehtir kaydı da düşülüyor ayrıca,o halde bu evren nerde tanrı nerde?..Allah ayrı evren ayrı ise Allah nerede bitiyor,evren nerede başlıyor?
Benim inancıma göre evren ve tanrı iki ayrı varlık değil..evren tanrının bir parçası,tanrının işleyen yönünü gösteriyor.evrende açığa çıkan enerji,tanrıya ait..buna İslami terminolojide allahın kudreti deniyor.evren allahın esması olarak da tanımlanıyor..esmaül hüsnanın yani allahın özelliklerinin kuvveden fiile çıkmış hali bu gördüğümüz evreni oluşturuyor.baba-oğul-kutsal ruh üçlemesi de bunu anlatmaya çalışan metafizik bir ifade aslında.buna da girmeyelim şimdilik.
bu yüzden evrenin her noktasında tanrının nefesi var,insan Tanrının bilincini temsil ediyor.tanrı bilinci,kozmik bilinç denizse insan bu denizin damlasıdır.ama her insan bunun farkında değil,özel insanlar bunu fark ederek diğer insanlara keşfedebildikleri kadar bu sırrı anlatmaya çalışıyorlar,mesela incilde (sır,isa mesihin içinizde olmasıdır) denir...Peygamberler kendi tanrısallığını keşfetmiş insanlardır,buna inzivalar derin meditasyonlar neticesinde ulaşıyorlar..hz.muhammedin peygamberliğini ilandan önceki mağara inzivaları,hz.musanın 40 gün tur dağındaki inzivası,Budanın yıllar süren uzun meditasyonları….bu içe doğru derin dalışlar sırasında sonsuzu hissediyorlar tanrı da denilen kozmik bilince temas ediyorlar ve bizim bilemediğimiz bir şekilde beyin açılımlarıyla derin bilgiler ediniyorlar..bu bilgileri kendi dönemlerinin koşulları içinde yorumluyorlar ve bunları sembolleştirerek aktarıyorlar,başka seçenekleri olmadığı için..kendi yaşadığını başkasına yaşatamayacağına göre…işte bu anlatımlar kutsal kitapları oluşturuyor..bu meditasyonlar ile evrendeki başka varlıklarla da temasa geçme özelliği kazanıyorlar.onlardan da bilgi alıyorlar,
Yeryüzünde işleyen kuralları keşfetmek Tanrıyı keşfetmektir,evrensel ilkeler denen şeyler de tanrının doğasıdır,bu doğayı kavradığımız ölçüde birlik düşüncesine yaklaşırız,ne kadar bütüncül düşünebilirsek o kadar tanrısallaşırız.
Bu yüzden kutsal kitaplara bakış açımız evrenseli ve yereli ayırt etmek şeklinde olmalı..verdiğiniz ayetleri inceledim,baktım..Siz bu ayetlerdeki dinden ne anladınız onu da merak ettim,çünkü dini böyle anlamak günümüzde bayağı bir problem çıkarıyor.
Mesela 9-29,günümüz açısından oldukça problemli bir ayet ve evrensel değil,yerel..hz.muhammedin içinde bulunduğu koşulu bağlayan bir şey,bize hitap etmiyor..
--kendilerine kitap verilenlerden allaha ve ahiret gününe inanmayan,Allah ve resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle,küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Biz Yahudi ve Hıristiyanlarla bizim gibi inanmıyorlar diye savaşamayız.dinde zorlama yoktur ayetiyle çelişen bir durum..dinde zorlama yoktur ayeti evrenseldir,ama bu ayet değil..
Dinin mesajı bugün bize ne söylüyor diye süzerek almalıyız ,peygamberin döneminde olmuş bitmiş olaylar bizi bağlamaz.Bizi bağlayan evrensel ahlak ilkeleridir.çünkü hz.muhammed öğretisinde “din güzel ahlaktır” diyor..
Bütün dinlerde ortak olan ilkeler var,
--evrenin bir yaratıcısı var ve o tektir,
--kendin için istemediğin bir şeyi başkası içinde istemeyeceksin,bütün insanlar allahın muhterem kuludur,hepsini ayırt etmeden sevmelisin..verdiğim İncil ayetlerinde buna örnekler var.(benim için incil veya kur'an farketmiyor,tahrif edilmiş bir incil falan yok.)
--yeryüzünde bozgunculuk çıkarılmaması,adalet ilkesi,insanları aldatmamak ve onlara zulmetmemek,tecavüz etmemek,ensest ilişkiye girmemek,aile bütünlüğüne önem vermek,eşlerin birbirini aldatmaması gibi uzayıp giden ahlak kaideleri evrensel ilkelerdir ve dinlerden çıkar bunlar…Bunun dışındaki şeyler o dönemin şartlarını bağlar,bizi bağlamaz.
(tesettürde dinlerde öngörülen ortak bir evrensel ilke,insanlar çıplak gezmemeliler,cinsel uzuvları teşhir edici giyinmek fıtrata aykırı görülmüştür. ama başörtüsünün evrenselliği tartışılır,kadınların saçını kapatmaya çalışmakta çok bir hikmet görmüyorum,kişiye kalmış bir şey..bana manevi huzur veriyor,subjektif bir durum,belki alışkanlık..)
Bugün ulaşılan evrensel ilkelerden bir tanesi kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması..din bunun gerisinde kalmışsa demek ki o ilke evrensel değil,yerel..bizi bağlamıyor.insanlar bugün bu ileri seviyeye geldiyse din adına bundan geri dönülmesi zulüm olur,adalet ilkesine uymaz.
Bir sürü laflarla kadına neden yarım miras verildiğinin açıklanmaya çalışılması tanrıyı kurtarmıyor daha da insandan uzak hale getiriyor.Kadın ve erkek eşit iki varlıktır,mirası eşit paylaşmaları gerekir,ya da bir aile kavgasında erkeğin kadını son çare bile olarak olsa dövmesi savunulamaz.Bu evrensel bir ilke değildir ancak o dönemin ürünü olabilir,peygamberin bulduğu bir çözüm.7.yy da yaşamış arap insanı için bir çözümdü belki ama evrensel değil,savunulamaz.
Bu hükümlere tanrı sözü dersek ve evrensel kabul edersek gerçek tanrıyı ıskalamış oluruz diye düşünüyorum..peygamberin getirdiği şeyleri süzerek almalıyız günümüze uymayan şeyler var diye tüm öğretiden de vazgeçemeyiz çünkü önerdiği ibadetlerin ve çalışmaların insanı allaha götüren yönü de var,asırlardır tecrübe edilen bir şey bu..
İbadetlerin insana faydası üzerine de ayrıca belki konuşuruz da şimdi yeri değil.
şimdilik bu kadar olsun..
soruların için teşekkür ederim ayrıca sayın bay senyör grand..
Yazan: deniz Tarih: January 24, 2010 4:20 AM
içimde geldi,budizmden birşeyler yazayım,benim için kiminne söylediği değil,ne söylendiği önemli,dinlerin etiketinde değilim,budizmde de çok hikmetler var..
------------------------------------------------
nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez.nefret sevgiyle yok edilir.bu ölümsüz kanundur.öfkeyi sevgiyle,kötülüğü iyilikle yen.açgözlülüğü cömertlikle yalanı gerçekle yen..
--------------------------------------
aydınlandığında artık herhangi bir dine bağlı değilsindir.
sevgisin ve gerçeksin
ve sevgiyle gerçeğin formu olmaz
formlara dolarlar
ama kelime asla kelimenin ifade ettiği ile aynı şey değildir
"tanrı" kelimesi tanrı değildir
"anne" kelimesi anne değildir
"ben" kelimesi ben değildir
tüm bu sözler boştur
bunlar zihin seviyesinde oynadığımız oyunlardır
içimizde anlamak isteyen şeyi besleyişimizdir.ve işte söylenen onca sözün ardından buradayız..
nereye gittiler?
hepsini hatırlıyor musun?
boş,boş...
Yazan: deniz Tarih: January 24, 2010 4:43 AM
Deniz Hanim dediniz ki:
"Peygamberler sıradan insanlar değillerdir,derin meditatif özellikleri olan kişilerdir,6.duyuları çok gelişmiştir,şakraları açık insanlardır,kendilerini tam kapasite kullanırlar,evreni sadece 5 duyuyla gören insanlar değiller..onların söyledikleri sözler sizin benim sözümüz gibi olmaz."
Ben Peygamberlerin boyle dedigini duymadim, Allah da Kitabinda boyle demiyor, siz bunlari nereden biliyorsunuz?
018.110. De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanim;
ancak bana tanrinizin tek bir Tanri oldugu vahyolunuyor.
Rabbine kavusmayi uman kimse yararli is islesin ve
Rabbine kullukta hic ortak kosmasin."*
dediniz ki:
"yani şimdi sizin inandığınız Allah şöyle bir varlık mı?.."
daha once belirtmistim "Allah icin vardir/yoktur demek anlamsizdir" diye. Buna gore "Allah bir varliktir/varlik-degildir" demek de anlamsizdir. Bununla ilgili olarak soylediklerinizin hepside anlamsizdir.
dediniz ki:
"Yeryüzünde işleyen kuralları keşfetmek Tanrıyı keşfetmektir,evrensel ilkeler denen şeyler de tanrının doğasıdır,bu doğayı kavradığımız ölçüde birlik düşüncesine yaklaşırız,ne kadar bütüncül düşünebilirsek o kadar tanrısallaşırız."
bakin ben su soylediklerinizi su sekilde sadelestireyim, cunku sizin yazdiginizdan pek birsey anlasilmiyor:
"Yeryüzünun isleyisini saglayan Allah'in emirlerini keşfetmek O'nu keşfetmektir, evrensel ilkeler de Allah'in evrene yukledigi emirlerdir, biz buna doga diyoruz, bu doğayı kavradığımız ölçüde Tanrı'ya yaklasiriz."
fakat ben bunu daha da degistirip soyle diyebilirim:
"Algiladigimiz kadariyle doganin isleyisini saglayan emirleri anlamak dogaya ongorulen duzeni anlamamizi saglar. Ancak Kur'an'da da belirtildigi gibi inaniyorsak Allah emrine galibdir, yani emirler yukledi diye onlari degistiremez degildir. Inanan ve akledenler icin bunlari ogrenmek, anlamak onlari Allah'a yaklastirir."
bu sizce kabul mu?
dediniz ki:
"Siz bu ayetlerdeki dinden ne anladınız onu da merak ettim,çünkü dini böyle anlamak günümüzde bayağı bir problem çıkarıyor."
ben burada size "anlam" kavrami konusunda kisaca bilgi verecek durumda degilim, bu konuda yazili bircok kitap var, bunlari anliyabilmek icin de bircok on bilgiye ihtiyac var. Ancak her lisan kullanicisi gibi sizinde pratik olarak ogrendiginiz bir kavram sorusturmasi geleneginiz vardir, ben iste buna hitap ederek sunu soyliyebilirim:
"Bu listesini verdigim ayetlerde "din" kelimesinin hangi diger kelimelerle gecerek bir kavram ailesi olusturmakta oldugunu anlamaya calisin. Bu kelime, diger bircok kelime gibi lisan icinde is gorebilmek icin baska kelimelerle birlikte bir takim olusturarak kullanilmaktadir. Iste bu ayetlerde bu iliskileri goz onunde tutarsaniz ve benzer bir suurlanmayi kendi "din" kavraminda da saglayabilirsiniz. Bundan sonra yapacaginiz bu iki aileyi karsilastirip, deneyip, sinayip, sorgulayip bu konuda bir karara varmaniz olacaktir. Bu gibi kavramsal sorusturmalar sonucta sizi dileginizle basbasa birakacak, yani sizin su veya bu "din"'i tercih etmeniz dileginize bagli olacak. Burada soz konusu olan, listedeki ayetlerin belli bir zaman-mekan'da uygulanirligi/uygulanmazligi degil "din" kavraminin kullanim alaninin saptanmasi.
Bakin soyle dusunebilirsiniz:
Elinizde bir cekic var, bu bircok iste kullanilabilir, mesela onunla bir civi cakabilirsiniz, kup kirabilirsiniz, ceviz kirabilirsiniz ama agac kesemezsiniz, agac kesmek icin testereye ihtiyaciniz var, fakat testereyle de civi cakamazsiniz, belki ceviz kesersiniz ama zor is. Simdi ben elime ceviz alsam ve sizde benim yamagim olsaniz;-0 ve ben "tester!" desem, eger siz bu takimlari iyi taniyorsaniz (bir baska deyisle bunlarin anlamini iyi biliyorsaniz) bana "tester" yerine "cekic" verseniz, ben bunu bunlarin anlamini bilmedigim icin farketmemis olsam, fakat cekicle cevizi kirsam, gelecek sefere size yine "cekic" yerine "testere" demez miydim? Ama dusunun benim elimde bu sefer bir agac dali var ve ben yine "testere" diyorum, siz de bana cekic veriyorsunuz?! Iste kavram kargasasi da buna benzer bir durum;-)
dediniz ki:
"Bütün dinlerde ortak olan ilkeler var,
--evrenin bir yaratıcısı var ve o tektir,"
ben burada "din" kavramlarinin sorusturulmasina katiliyorum, dinlerin degil. Yani henuz sizinle "din" kavrami konusunda anlasmis degiliz, onun icin bu kelimeyle kurmus oldugunuz yukaridaki gibi cumleleri ben henuz anlamiyorum. Yani siz oyle deyince ben soyle duyuyorum:
"Bütün ???lerde ortak olan ilkeler var,
--???in bir yaratıcısı var ve o tektir,"
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 24, 2010 1:18 PM
sn.grand senyör,
biz sizinle hiç anlaşamıcaz,öyle gözüküyor,çok verimsiz bir tartışma oluyor..ben de sizi anlamıyorum açıkçası,benim açıklamalarım güme gitmiş,ben de sizin sorularınıza sizin istediğiniz gibi cevaplar vermiyorum anlaşılan..
yormayalım birbirimizi isterseniz.
ben metne batınilik açısından bakıyorum siz direk metnin zahiriyle ilgileniyorsunuz,yıllarca konuşsak bir şey çıkmaz.
benden de saygılar.
Yazan: deniz Tarih: January 24, 2010 10:13 PM
Deniz Hanim dediniz ki:
"...yıllarca konuşsak bir şey çıkmaz."
iyi bildiniz daha sizinle "din" kelimesini kullaniminda anlasamiyoruz, nerede kalmsi ortak bir lisan elde edip iletisim kurabilelim. Ben elimden gelen gayreti gosterip yazili olarak "din"'imin kullanisini ornekledim, (bu demek degildir ki "din"'inizi degistirin, benimki gibi kullanin) sizse boyle bir caba gostermekten cekindiniz, demek ki sizin icin benim gibileriyle iletisim kurmak o kadar da onemli degil, olsaydi istifa edeceginize gosterdigim yollarda gayret gostermeye calisir "din"'inizi getirip benimkiyle aralarindaki farki gormemizi saglardiniz, boylece "din" dedigimizde birini otekine karistirmadan da iletisim kurabilirdik. Bu sizin dileginiz, benim bu konuda size soyliyebilecegim ne olabilir ki?
Bu yukarida soylediklerim sirf sizin icin degil Nilgun Hanim, Ugur Bey ve digerleri icin de gecerli. Bakin son bir kere daha soyle dusunmeye calisin, farzedin ki siz burada adina "din" dediginiz bir topla oyun oynamak istiyoruz, fakat bir turlu "top"'un seklinin semalinin ne oldugunda karar kilamamissiniziz, devamli bunun uzerinde tartisip duruken cat kapi ben cikageliyorum elimde bir topla ("din" kelimesinin kullanildigi ayetlerle) ve size bununla nasil oynanacagini ornekliyerek demonstre ediyorum, ayni bir cep-telefonu saticisi gibi. Fakat siz benim demonstrasyonu daha gormeden bile "yok yaa! bununla ancak futbol oynanir, biz burada daha sofistike oyunlar pesindeyiz, onun icin bir turlu karar kilamadik bu "top"un sekli-semalinde!" diyorsunuz. O zaman ben "Hayalinizdeki "top"'u getirin, virtuel olarak bir kullanimlar listesi cikarin bunlarla bizim "top" karsilastiralim ne oynamak istediginiz anlasilsin, rugby mi oyniyacaksiniz, hand-bol'mu, basketbol'mu anliyalim, olmaz mi?", sizden gelen cevap gercekten hayal kirici oluyor, diyorsunuz ki:
"biz sizinle hiç anlaşamıcaz,öyle gözüküyor,çok verimsiz bir tartışma oluyor..ben de sizin "top"'u ve onunla oynanabilecek oyunlara verdiginiz ornekleri anlamiyorum açıkçası,benim açıklamalarım güme gitmiş,ben de sizin sorularınıza sizin istediğiniz gibi cevaplar vermiyorum anlaşılan..bizim gayemiz burada oyun oynamak degil, biz daha ciddi isler pesindeyiz "top"'u getirdik mi bizim is biter, onun icin biz onu getiremmeye calisiyoruz ki muhabbet devam etsin dursun, "top"un surasi soyle mi olsun, boyle mi olsun gibi..
yormayalım birbirimizi isterseniz.
ben "top"'a batınilik açısından bakıyorum siz direk "top"'u alip onunla hemen oyuna gecmek istiyorsunuz zahiriyle ilgileniyorsunuz, yıllarca konuşsak bir şey çıkmaz.
benden de saygılar."
ama ne guzel de dile getirdiniz, edebiyat tarihine gececek sekilde;-)
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 25, 2010 1:06 AM
sevgili grand,
ben seninle iletişim kurmaya çalıştım ama olmadı..yoksa sana önem vermediğimden değil,yanlış anlayıp gönül koyma bana...
ama verdiğin örnekte pek olmadı bence.çünkü ben oyunumu hangi topla oynadığımı çok iyi biliyorum,kendimden emin olmasam bu oyuna başlar mıyım?..fakat bir gün siz çıkagelip,benim kapımı çalıyorsdunuz ve elinizde şimdiye kadar hiç görmediğim geometrik yapıda bir top,biraz yamuk biraz uzun biraz kare biraz silindir..ve diyorsunuz ki oyunu yanlış topla oynuyorsun ben sana bu işi öğreteceğim aha da topum!
topunla pas veriyorsun bana geliyor kafama çarpıyor,nerenle attın topu ben nasıl karşılık vercem,bilemedim.
Ben askere gitmediğim için mi anlaşamadık yoksa,bu oyunu askerde mi öğrettiler,talimatnamesi benim elime geçmedi,şaşırdım vallahi,bilemedim sana nasıl pas atayım?
--------------------------------------------------
sen bana şöyle birşeyler söylemiştin,
Allah insani yarattiktan sonra ona neleri ogretti?
Isimler, sonra da insanlara peygamberler ve kitaplar gondererek diger lisan ogelerini, kelimeleri ogretti. Iste bu kelimelerden biri de "din"'dir. Fakat zaman gectikce insanlar Allah'in ogrettiklerinden yavas, yavas sapip onun ogrettigi kelimeler yerine o guzelim kelimeleri yozlastira, yozlastir bir araba dolusu ise yaramaz kelimeler icat ettiler, boylece Allah'in kelimelerini $eytan'in da yardimiyla unutup/unutturup Kitaplarini ya rafa kaldirdilar, ya da "bunlardaki derinlige artik sizin sig lisaninizla ulasmaniz mumkun degildir, bunlari anlasa, anlasa resuller anlar, bir de biz Mollalar/Papazlar/Hahamlar/Seckinler anlar size anlatir" deyip hasir alti ettiler. Halbuki Allah bu Kitaplara boyle islem cekilsin diye degil de, elden dusurulmesin, ogrettigi kelimeler lisaniniza temel olsun ve onun icinde yeni, yeni meyvalar versin diye gondermedi mi?
------------------------------------------------
Biz de Allahın verdiği kitapları elimizden düşürmüyoruz işte,onları okuyunca farklı meyva veriyorum siz farklı..belli bir meyva ağacı yok ki hepimiz ondan aynı meyvayı devşirelim.
yeryüzünde o kadar çeşitli dönemler yaşanmış ve insanlar gelip geçmiş ki ..hepsi de bu dinle muhatap olmuş,onu kendince anlamış ya da anlayanlara tabi olmuş...bu çok doğal ve olması gereken bir şey değil mi?..siz bunda bir yanlışlık görüyorsunuz..
Hz.Muhammed zamanında bile insanlar dünyayı düz ve tüm gezegenleri onun etrafında dönüyor sanıyorlardı..din,insanın evrenle kurduğu ilişki sonucunda oluşur..dünyayı düz sanan insanın kurduğu ilişkiyle günümüzün kuantumcu bilim adamının kurduğu ilişki illa da aynı olmalı,rab kelimeleri verdi denir mi?
ilk insanın kelimeyi anlamasıyla günümüz insanının ki bir olabilir mi?..ilk insan kelimeyi yanlış anladıysa ve biz o yanlışlığı düzeltiyorsak ne olacak?..kelimelere işlem çekilecek tabiki.
sizin kelimeden anladığınız nedir,onu açmıyorsunuz,açtığınızı sanıyorsunuz..aslolan kelime değildir,kelimenin ifade etmek istediği anlamdır..tanrı kelimesi tanrı demek değildir..o kelimeyle kastedilen mana her devrin ve her insanın durumuna göre farklı açılır..bu gelişim seviyesiyle ilgili..
Allah,bir kelimedir..önemli olan allah kelimesiyle ne kastedildiğidir..Hz.muhammed'den önce de allah kelimesi vardı,o zamanlar insanlar Allah'ı ay tanrısı diye biliyorlarmış,hilal sembolü o zamandan kalma diyorlar.
hz.muhammed gelince aynı kelimeyi aldı farklı anlamda kullandı,Onu evrenin yaratıcısı,alemlerin rabbi yaptı ve kelimeye evrensel anlam yükledi.
allah ismi halkın bulduğu bir ,belki rahiplerin falan beğenip tanrıya koyduğu bir isim,tanrının ismi yok bence..o görüntüleriyle var.onun ismi Ne allah,ne İsa ne yahve ne buda ne başka birşey..insanlar buluyor bu kelimeleri,din kelimesini buldukları gibi..
yukardan bir yerden Tanrı insanlara melekler gönderip kelime öğretmiyor ki..mizansen bunlar..insanoğlunun zekası aklı evrim geçirdikçe,tekamüle uğradıkça kelimeleri de kendisi buluyor..siz dışarıdan bir müdahale ile insana tanrının birşeyler öğrettiğini düşünüyorsunuz ben ise tanrının insanın özünde olduğunu,dışarıdan bir şeyin insana gelmediğini söylüyorum..
biz nasıl anlaşacağız bu şartlarda,onu bilemedim..yoksa sizinle iletişim kurmak isterin,neden istemeyim?
Yazan: deniz Tarih: January 25, 2010 1:26 PM
Deniz hanım,
Sanırım Grand Senior’un “din” hususunda söylemeye çalıştığı şu ayetler olabilir mi acaba?(o, "talimatname böyle demiyoooooor diyen binbaşı kısmına ben de takılmıştım itiraf edeyim :-))
Ali İmran 003.064 De ki: "Ey kendilerine kitap verilenler, gelin aramızda ortak bir kelimede birleşelim, Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir ortak koşmayalım ve Allah'tan başka kimimiz kimimizi Rab edinmesin!" Eğer bundan yüz çevirirlerse: "Bizim gerçekten müslüman olduğumuza şahit olun!" deyin.
003.065 Ey kendilerine kitap verilenler, niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi. Bunuda mı kavraya mıyorsunuz?
003.067 İbrahim, ne yahudi ne de hıristiyandı; ancak o, lekesiz bir müslümandı ve Allah'a ortak koşanlardan da olmamıştı.
003.081 Allah, vaktiyle peygamberlerden: "Andolsun ki, size kitap ve hikmetten her ne verdiysem, sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde ona kesinlikle inanacaksınız ve çaresiz ona yardım edeceksiniz." diye söz almış ve: "Bunu kabul ettiniz mi? Bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik." dediler. Allah da: "Öyle ise, şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim!" buyurdu.
003.082 Demek ki, bunun arkasından her kim dönerse artık onlar, günahkarlardır.
003.083 Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa ki, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi ister istemez O'na teslim olmuş, hep döndürülüp O'na götürülüyorlar.
Müslüman, Allah’a teslim olan, selamete eren. Ahdi tutmak ve verilen söz üzere davranmak O’na götüren Hak yolunda olmaktır. Allah inancıyla vahiy edildiği gibi o yolda kalmak itaat etmek dindir.
Tevbe 009.029 Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyenlere küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!
Görebildiğim bu ayette “deyn” (din) kelimesi fiil olarak kullanılmış olduğu.Deyn kelimesinin lugat karşılığı: "Borç. Verilmesi lâzım gelen şey. * Fık: Zimmetinde sâbit olan şey."
Deyn’in(din) fiil olarak yapılan anlam açıklamasını 003.081 deki “Bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?” sualiyle beraber düşünmek anlamı daha doğru kavrayabilmek için gerekli.
* * *
Deyn;
1. Hazır olmayıp, ayrı olarak bulunduğu yeri bildirilmeyen her türlü mal ile hazır ise de ayrı olarak gösterilmeyen kıyemî (çarşıda benzeri bulunmayan, bulunsa da fiyatları farklı olan) mal.
Her satışta söz kesilirken iki maldan her biri ya ayn (hazır, mevcût, belli) veya deyn olur. Bir satışta mebî'in (satılan malın) ve semenin (bedelin) söz kesilme sırasında ikisi de deyn olurlarsa, ayrılmadan önce kabz edilseler (teslim olunsalar) de bey' (satış) sahîh (geçerli) olmaz. Akd (sözleşme) bâtıl (hükümsüz, geçersiz) olur. Sarf satışı bundan müstesnâdır. (Bkz. Sarf Satışı) (Ali Haydar Efendi)
* * *
Özetle “din” için verilen sözün nihayetlendiği hesap gününe hazırlıklı olma hali de denebilir.
Bayraktar Bayraklı’nın bu konuya ilişkin bir açıklamasını eklemek belki daha anlaşılır olması için faydalı olabilir;
"Din kelimesinin manasından haraket edersek, dinin ne olduğunu ortaya koyabiliriz. Din ''deyn'' kelimesinden geliyor. Anlamı ''borç'' demektir. Arapça''da, ''deyn'' borç anlamına geliyor. Bakara Suresi''in sondan ikinci sayfasının ilk satırında bu kelime geçer. Borç anlamı ile din arasında nasıl bir bağlantı vardır? Din, Allah''a karşı borcumuzu anlattığı için din denmiştir. Kendimize karşı olan borcumuzu, milletimize karşı olan borcumuzu, insanlığa karşı olan borcumuzu anlatır. İnsan, Allah''ına, kendine, miletine ve insanlığa kaşı borçludur. Dolayısıyla bu borçları gündeme getirdiği için din denmiştir. Demek ki, din dediğimiz zaman kimlere karşı borçlu olduğumuzu ve nasıl ödeyeceğimizi anlatan ilahi vahye din diyoruz. Bu dinin ilk anlamıdır. Din kelimesinin aynı zamanda başka bir anlamı da ''ceza ve mükafat''tır. Ödülün ve cezanın verildiği ahiret gününü ''Yevmiddin gün'' deniyor. Fatiha suresinde ''din gününün sahibi Allah'' diyor. Din bu anlama da geliyor. O zaman şu ayrımı iyi yapmak lazım. Ahireti olmayan cennet ve cehennem diye bir ödül ve mükafatı bulunmayan bir felsefi sistem din olamaz. Çünkü ahireti yok. Öldükten sonra amellerin değerlendirileceği haklı ve haksızın cennet ve cennemlik olarak ayrılacağı bir alemi olmayan bir sisteme din denemez. Din kelimesinin başka bir anlamı da kanun demektir, yol demektir. ''Dinullah'' dediğimiz zaman Allah''ın yolu demektir. Allah''ın gönderdiği vahyin ayetleri var, onlar onun ilkeleri prensipleridir. Bu kanunları içine alan o sisteme din deniyor. Din kelimesi yol anlamına da geliyor, Allah''a giden yolu belirliyor. Hangi yol Allah''a gidiyor?, Bu yolun kilometre taşları nelerdir? Dini belirleyen ayetlerin kanunların tümüne din diyoruz. Rum suresi''nin 30''ncu ayetine bakarsak o zaman tabiat kanunları da dindir. Yani Allah diyor ki, ''Tabiatta yarattığım kanunlar da dindir, size gönderdiğim vahiyler de dindir.'' Demek ki, bir sosyal hayatı düzenleyen ilahi ilkeler vardır, bir tabiat kanunu, fiziki alame düzenleyen kanunlar vardır. Bunlar da dindir. Kainatı idare eden bütün kanunları düşündüğümüz zaman hepsi dindir. O zaman, dinin aynı zamanda maddi bir anlamı, fiziki bir manası ortaya çıkıyor. Aynı zamanda manevi bir anlamı var. Nitekim Kuran''ı Kerim ''din getirdi'' diyoruz, islam dini diyoruz. Din dediğimiz zaman borç, yol, kanun, ödül anlamına geliyor. Allah''ın gönderdiği vahyin oluşturduğu sisteme de din diyoruz."
Daha fazlasını bilebilmek için okumak isteyenlere;
http://s1.islamhouse.com/data/tk/ih_articles/tk_meaning_of_the_word_religion_in_the_quran_and_sunnah.pdf
Not:size yazarken grand senior'un sorusuna yanıt yazmış oldum bunun için kusura bakmayın lütfen:-)
Yazan: çuvaldız Tarih: January 25, 2010 4:55 PM
Sn.Grand Senior,
"Algiladigimiz kadariyle doganin isleyisini saglayan emirleri anlamak dogaya ongorulen duzeni anlamamizi saglar. Ancak Kur'an'da da belirtildigi gibi inaniyorsak Allah emrine galibdir, yani emirler yukledi diye onlari degistiremez degildir. Inanan ve akledenler icin bunlari ogrenmek, anlamak onlari Allah'a yaklastirir."(G.Senior)
Yukarıdaki yorumlarınızdan birinde Deniz hanıma hitaben onun bir açıklamasını "size göre" yeniden ifade etmiştiniz.
"Ancak Kur'an'da da belirtildigi gibi inaniyorsak Allah emrine galibdir, yani emirler yukledi diye onlari degistiremez degildir."
Bu kısmı ilk ve son cümlenizle ifade ettiğiniz anlamdan kopmadan doğru anladığımdan emin değilim.Biraz daha açıklayabilir misiniz lütfen!
Şöyle olduğunda benim için daha anlaşılabilir oluyor fakat sizin ifade etmek istediğinizden uzak mı oluyor bilemiyorum? "Ancak Kur'an'da belirtildiği gibi inanıyorsak Allah'ın emrine tabidirler.Allah emirler yükledi diye onları değiştirmez değildir."
Yazan: çuvaldız Tarih: January 25, 2010 5:18 PM
Not:size yazarken grand senior'un sorusuna yanıt yazmış oldum bunun için kusura bakmayın lütfen:-)
rica ederin sn çuvaldız,bilakis memnun oldum.çümkü ben garnd senyöre cevap veremiyorum anlaşılan..
benim kafam batıniliğe çalışıyor,böylesi kuralları kalıpları ben anlamıyorum..tanrı buyruklar yolladı,şöyle şöyle vahyetti,tanrıya borcumuz var falan..benim böyle bir inancım olmadığı için "din" konusunda ortak bir anlayış nasıl çıkaracağız?
bunu bilemedim doğrusu..
Yazan: deniz Tarih: January 25, 2010 6:08 PM
Sayin Cuvaldiz,
dediniz ki:
"Ancak Kur'an'da belirtildiği gibi inanıyorsak Allah'ın emrine tabidirler.Allah emirler yükledi diye onları değiştirmez değildir."
buna karsilik ben Kitap'a tamamen sadik kalarak ancak su kadarini soyliyebilirim:
"Ancak Kur'an'da belirtildiği gibi inanıyorsak Allah'ın emrine tabidirler. Ve Allah emirine galibdir."
Cunku bundan fazlasi "yorum" oluyor.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 25, 2010 8:17 PM
Deniz Hanim,
"siz dışarıdan bir müdahale ile insana tanrının birşeyler öğrettiğini düşünüyorsunuz ben ise tanrının insanın özünde olduğunu,dışarıdan bir şeyin insana gelmediğini söylüyorum.."
bu musahadeniz dogru, ben insanlarin lisanina Allah'in onlara Resullari araciligiyle vahyettikleriyle mudahale ettigini, bu vahiylerin onlarin lisaninda degismelere, gelismeler yol actigini soyluyorum.
Diger soylediklerinizin bir kismina daha once cevap yazmistim, "anlam kavrami" konusunda calismanizi tavsiye etmistim. Ben bu arada "din"'inizle Allah'in "din"'ini karsilastirmanizi soylemistim, bunu nasil yapacaginizi kisaca anlatmaya da calistim.
Dediniz ki:
"ben oyunumu hangi topla oynadığımı çok iyi biliyorum,kendimden emin olmasam bu oyuna başlar mıyım?.."
sizin bilmeniz yeterli degil, bizim siizin ne demek istediginizi anlamamiz icin bize de "top"'unuzu nasil kullandiginizi tipik ornekleriyle gostermeniz gerekli. Bu da yeterli degil, bu ornekleri bizim "top"'umuzla gosterdigimiz orneklerle karsilastirarak "top"'larimiz arasindaki benzerlik ve farklari karsilikli ogrenerek anlasmamiz gerekli ki bir anlamli bir oyun surdurelim. Tabii bu zaman alici bir on calisma.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 25, 2010 8:40 PM
Sayin Cuvaldiz,
dedi ki:
"Sanırım Grand Senior’un “din” hususunda söylemeye çalıştığı şu ayetler olabilir mi acaba?"
icinde "din" kelimesi gecen butun ayetleri gectim.
"din" kelimesinin anlami konusunda yapmis oldugunuz aciklamalar "anlam kavrami" konusunda yeteri bilginiz olmadigini gosteriyor. Bu konuda bir calisma yapmanizi tavsiye ederim. Siz yaptiginiz aciklamalarla "din" kelimesinin anlamini saptamiyor ayetlere gore onu yorumluyorsunuz. Bu anlam saptirmasidir. Anlamin yorumlara gore sinirlanmasi degil, yorumlarin anlam sinirlari icinde olmasi gerekir.
Bu nedenle yaptiginiz aciklamalarin Kur'andaki "din" kavraminin anlamiyla uzaktan yakindan alakasi yoktur bile diyebilirim. Yani yaptiginiz bir "yorum" calismasi, bir "anlam" sorusturmasi degil.
"din" kelimesinin anlamini sorusturup bu konudaa bizi bilgilendirebilmeniz icin "anlam kavrami" konusunda zamanimizin bilgisine sahip olmaniz gerekir.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 25, 2010 9:02 PM
Dinin anlamı: Bir de dinler tarihçisi Eliade'a kulak verelim. Diyor ki: "Din insanla ilgili bir olgu olduğu için toplumsal/dilsel/ekonomik bir olgudur; çünkü insan dilden ve toplumsal yaşamdan ayrı düşünülemez. Ama son tahlilde insanı tanımlayan temel işlevlerden biriyle dini açıklamaya çalışmak boş bir çabadır." "Dinsel görüngü indirgenemez ve özgün niteliği ile kendi içinde ele alınmalıdır."
Eliade dinsel görüngünün çerçevesini çizmenin zorluğuna değindikten sonra, bu görüngüyü ifade etmek için "kutsal olmayanın karşıtı" terimini benimsiyor. Bu terimin içine ise hiyerofaniler (kutsalı ifade eden herhangi bir şey) giriyor.
Dolayısı ile taş, toprak, ibadet, minare vs. her şey kutsalı ifade ettiği sürece hiyerofanidir ve bir din tanımı yapmaktan ziyade bu hiyerofaniler üstünde çalışılmaldır; çünkü bu çeşitlilik din terimini bir tanım içinde toplamayı zorlaştırıyor.
Yazan: nilgün Tarih: January 25, 2010 10:38 PM
Sn.Grand Senior,
"buna karsilik ben Kitap'a tamamen sadik kalarak ancak su kadarini soyliyebilirim:
"Ancak Kur'an'da belirtildiği gibi inanıyorsak Allah'ın emrine tabidirler. Ve Allah emirine galibdir."
Cunku bundan fazlasi "yorum" oluyor.
"(g.senior)
Zahmet olmazsa Kitap'tan sure ve ayet numaralarını verebilir misiniz?
Yazan: çuvaldız Tarih: January 25, 2010 11:42 PM
sn.grand senyör emeğiniz ve katkınız için teşekkürler,söylediklerinizi önemsedim ama blog ortamında uygulamak zor ve sıkıcı olur diye düşünüyorum,
burada daha samimi olarak duygularımızı bilgilerimizle de harmanlayarak anlatıyoruz,bir nevi stres atıyoruz..akademik bir çalışma yaparsam bunları dikkate alıcam,
teşekkürler,
Yazan: deniz Tarih: January 25, 2010 11:43 PM
Sayin Cuvaldiz,
dediniz:
""Ancak Kur'an'da belirtildiği gibi inanıyorsak Allah'ın emrine tabidirler. Ve Allah emirine galibdir."
Cunku bundan fazlasi "yorum" oluyor.
"(g.senior)
Zahmet olmazsa Kitap'tan sure ve ayet numaralarını verebilir misiniz?"
012.021 ...galibun-ala-emrhi...
sahhara ve emr kelimelerinin gectigi ayetler:
007.054, 016.012, 014.032, 038.036, 045.012
bu ayetlere gore yukaridaki cumleyi daha da duzeltirsek soyle diyebiliriz:
"Allah'ın emrine musahhardir (bagimli kilinmistir,tabidirler). Ve Allah emirine galibdir."
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 26, 2010 3:25 AM
Sn.Grand Senior,
"Yeryüzünde işleyen kuralları keşfetmek Tanrıyı keşfetmektir,evrensel ilkeler denen şeyler de tanrının doğasıdır,bu doğayı kavradığımız ölçüde birlik düşüncesine yaklaşırız,ne kadar bütüncül düşünebilirsek o kadar tanrısallaşırız."(Deniz)
"Algiladigimiz kadariyle doganin isleyisini saglayan emirleri anlamak dogaya ongorulen duzeni anlamamizi saglar. Ancak Kur'an'da da belirtildigi gibi inaniyorsak Allah emrine galibdir, yani emirler yukledi diye onlari degistiremez degildir. Inanan ve akledenler icin bunlari ogrenmek, anlamak onlari Allah'a yaklastirir."(G.S)
Tabiatın işleyişi de insan biyolojisinin işleyişi gibi ,cüzi iradenin mevzubahis olmadığı kurallara tabidir="Allah'ın emrine musahhardir (bagimli kilinmistir,tabidirler).(G.S)
Dolayısıyla sizin Yusuf suresinden alıntıladığınız ayet ”012.021 ”.. İllallahu galibun-ala-emrihi...” insanın kendisine bahşedilen cüzi irade ile yapıp ettiklerini(kuyuya atmak) emir telakki ederek yorumlamak kanımca yanlış olur. İnsanın cüzi iradesi ile yapıp ettikleri ancak Allah’ın iznine tabidir. Allah’ın insana, cüzi iradesini ortaya koyabilecek şekilde “Ol”mayı emretmesi bu emrin yine Allah tarafından değiştirilemeyeceği anlamına gelmez. Ancak isyan ve itaat etme özgürlüğü tanınan yaratılmışlar söz konusu olduğunda “galibun ala emrihi” açıklamasının uygun olabileceğini düşünüyorum.
“Doğanın işleyişi” denirken mevzubahis edilen külli iradedir. Buna bağlı olarak Deniz hanımın anlaşılır kılmak üzere sadeleştirdiğiniz cümlesinde kullanılabilecek doğru kelime(ayetlere göre)sehhara:emrine vermek,hizmete sunmak,boyun eğdirmek fiilinden türeyen “musahhar:hizmete adanmış” olmalıdır.Topraktan yaratılmış kabı itibariyle maddeten insan bu emre tabidir. Ruhu ile halefdir yani “galibun ala emrihi” dir.
Bu durumda yorum yapmaktan imtina ederken siz de yorum yapmış olmadınız mı? Talimatnameyi elinde tutan bir binbaşı olmaktan da imtina etmek gerekiyor ki siz de yukarıdaki yorumunuzda buna karşı olduğunuzu belirtmiştiniz;
“Allah insani yarattiktan sonra ona neleri ogretti?
Isimler, sonra da insanlara peygamberler ve kitaplar gondererek diger lisan ogelerini, kelimeleri ogretti. Iste bu kelimelerden biri de "din"'dir. Fakat zaman gectikce insanlar Allah'in ogrettiklerinden yavas, yavas sapip onun ogrettigi kelimeler yerine o guzelim kelimeleri yozlastira, yozlastir bir araba dolusu ise yaramaz kelimeler icat ettiler, boylece Allah'in kelimelerini $eytan'in da yardimiyla unutup/unutturup Kitaplarini ya rafa kaldirdilar, ya da "bunlardaki derinlige artik sizin sig lisaninizla ulasmaniz mumkun degildir, bunlari anlasa, anlasa resuller anlar, bir de biz Mollalar/Papazlar/Hahamlar/Seckinler anlar size anlatir" deyip hasir alti ettiler. Halbuki Allah bu Kitaplara boyle islem cekilsin diye degil de, elden dusurulmesin, ogrettigi kelimeler lisaniniza temel olsun ve onun icinde yeni, yeni meyvalar versin diye gondermedi mi?”(G.S)
Ve kendinizi talim yaptıran binbaşı gibi görerek size cevap yazanları “bunu bilmiyorsunuz, size öğretecek değilim, öğrenip de gelin” diyebileceğiniz sığ lisanlılar olarak itham etmekten de hiç imtina etmediniz doğrusu.
Din koleksiyoncusu olarak insanların “din”lerini anlatmasını istediniz ama önünüze konanlara da bu değil, bu değil diyerek itiraz etmekten ve sure- ayet numaralarını listelemekten başka bir şey söylemediniz.
Din hususunda yönelttiğiniz sorunuza “Bu değil” demekten başka verebileceğiniz bir cevabınızın olmaması itirazınızın asıl gerekçesini şüpheli hale getiriyor.
Not 1: kelimelerin manâlarında hemfikir olunmadan kavramlarda anlaşmak nasıl mümkün olabilir. Din bütünlüğü için ortak bir referanstan hareketle “din” kelimesinin manâsını sapmadan/sapıtmadan izah etmeye çalıştım. Manâlara “yorum” bu diyerek itiraz edersek kavramlar nasıl inşa edilebilir ki?
“Düşünme eyleminin hareketi son tahlilde nesne ve olgulardan kavramlara, kavramlardan anlamlara, anlamlardan ise sözcüklere doğrudur; yani düşünme, varlıktan düşünceye, düşünceden de dile doğru yönelir. Eğitim sırasında bunun tersi bir yol takip edilir. Önce sözcüklerin (terimlerin), sonra anlamların, sonra kavramların, en nihayet varolanların bilgisi öğretilmek istenir.”(D.Cündioğlu)
“Allah insani yarattiktan sonra ona neleri ogretti?”(G.S)
Bilinmek üzere yaratan ve öğreten Allah, öğretilen de “insan” olduğunda bu eğitimi, insanın insana öğrettiği gibi sözcüklerden başlanılan tek yönlü bir yol olduğunu söyleyerek izah etmeye çalışmak çok basite indirgemek olmaz mı? “galibun ala emrihi” akılda tutularak bazı insanlar için öğrenmek dışardan içeri/aşağıdan yukarı, bazılarında da içerden dışarı/yukarıdan aşağı olabilir. Batıni ya da zahiri ama Allah’ın kulları için taktir ettiği din; teslim olmak!
Not 2:Bilmediklerimi işaret ettiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim. Dikkate alıp eksiklerimi elimden geldiğince tamam etmeye çalışacağım.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 26, 2010 6:11 PM
Deniz hanım,
Sizin yazdıklarınızdan ne demek istediğinizi anlamak, Grand Senior’u anlamaktan çok daha kolay geliyor .
“Kelimeler, manâyı taşıyan atlar gibidir.”(Emin Işık) Kısaca söylemem gerekirse sizin atlara biraz daha aşinayım diyebilirim. Bu öğretenden kaynaklanan öğrenilenin akrabalığı olabilir!
Diğer taraftan G.S’un da yazdıklarındaki manâyı, ayakkabı ölçülerimizin farklı olabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurmaya çalışarak, işaret ettiği yerden bakıp, anlamaya gayret ediyorum. Sonuçta G.S nin ne demek istediğini anlamazsam bile neden anlamadığıma dair kabullenebileceğim, vehim olmayan mâkul bir fikir ortaya çıkar belki!
Aynı dili kullanarak anlaşamama durumu biraz da G.S’un yukarıdaki yorumlarından birinde yazdığına benziyor;
“Deniz Hanim, anlamiyoruz, bakin biz Allah Kitabinda "din" dediginde $ip diye anliyoruz ama siz "evrensel kural" deyince bununla ne yapacagimizi $a$iriyoruz.”(G.S)
Yazan: çuvaldız Tarih: January 26, 2010 6:13 PM
vallahi sn.çuvaldız,
ben de kendi kendime seviniyorum ,ne güzel anlatıyorum,açıklayıcı oluyor falan diye..:9
hiç kimsenin birbirini anlamadığı bir sohbeti başarmış olduk,aferin bize..
atlar,toplar,ayakkabılar..valla süperiz.:)
ben de sizin son yorumunuzdan pek bi şey anladım ya neyse,
:)
sevgiler,
Yazan: deniz Tarih: January 27, 2010 12:22 AM
Grand Senyor: Yukarıdaki bir yorumumda Eliade'ın dini görüngüyü 'hiyerofani' (kutsal ifade eden herhangi bir şey) olarak açıkladığını yazmıştım. Sizin anlam bilginiz ışığında düşüncenizi merak ettim.
Yazan: Frkn Tarih: January 27, 2010 10:42 PM
Sayin Cuvaldiz:
Yukarida ben size Kur'an'dan istediginiz ayetlerin referansini verdim, siz bunlar uzerine alabildigini yorumlar gecmissiniz. Benim adimi yorumlarinizla birlikte gecmeyin lutfen, cunku benim sizin yorumlarinizla ilgili degilim. Yani yorumlarinizi ne onayliyorum, ne de onaylamiyorum. Ben bu ayetler uzerine yorum yapmaya kalkismadim. Bir ara sizin yaptiginiz yorumu degistirdim, ama onu da kabullenmedigimi, neyi kabullendigimi ayetlere referans vererek kisaca yazdim, bakin su kadarini soyluyorum:
"Allah'ın emrine musahhardir. Ve Allah emirine galibdir."
Parantez icindekileri de cikardim sizin icin. Buna da yorum derseniz icinde "emr" ve "galib" gecen butun ayetleri size okurum o kadar.
Dediniz ki:
"kelimelerin manâlarında hemfikir olunmadan kavramlarda anlaşmak nasıl mümkün olabilir."
"anlam(siz ona "mana" deyin isterseniz) kavrami" konusunda koklu bir calisma yapin ondan sonra bu konularda anlamli sozler soylersiniz. Bu halinizle yukaridaki cumlenizin hicbir anlami yok.
Dediniz ki:
"Bu durumda yorum yapmaktan imtina ederken siz de yorum yapmış olmadınız mı? "
Yaptigim yorumu getirin, yorumumu ayiklayip, ayetleri yorumsuz kabul edeyim. Ben sadece "galib" ile "emr" kelimesinin gectigi ayetleri istediniz onlari size sundum.
Bu ayetler uzerine yorum yapan sizsiniz.
Dediniz ki:
"Ve kendinizi talim yaptıran binbaşı gibi görerek size cevap yazanları “bunu bilmiyorsunuz, size öğretecek değilim, öğrenip de gelin” diyebileceğiniz sığ lisanlılar olarak itham etmekten de hiç imtina etmediniz doğrusu."
Ne yani yalan mi soyleseydim?! Soyle mi deseydim:
"Ah neguzel "din"'iniz var, biraz daha gayret ederseniz bu hizla Allah'in "din"'ini bile sollarsiniz;-)".
Gercekten de ben size burada mesela "anlam kavrami" konusunda cok sey ogretemem, bu konuda bir kac ornek verdim bu konularda calisma yapmanizi tesvik icin. Ama bakiyorum siz saniyorsunuz ki anadan dogma bu yetenege sahipsiniz, oyle degil ogrenmeniz gerek, ogrenmek icin de cok calismaniz gerek. Mesela bir "anlam kavrami"'ni ogrenmeniz icin 20000 saat calismaniz gerek diyebilirim. Cunku bunu ogrenebilmeniz icin bircok yan bilgiler edinmeniz de kacinilmaz. Simdi 20 bin saatte ogrenebileceginiz bir konuyu ben size burada nasil birkac saatte ogretebilirim ki? Sihirbaz miyim ben?!
Sayin Cuvaldiz, ben buraya guzellik yarismasina katilmak icin gelmedim, soylediklerinizden birsey anlamiyorsam "anlamiyorum" diyorum. "din"'inizi Allah'in "din"'iyle karsilastirin benzerliklerini, farklarini gosterin anlamaya calisalim ne demek istediginizi diyoruz, cil yavrusu gibi dagiliyorsunuz. Ben sizinle ne konusayim?
Bakin sizin anlam kavraminizin nasil 1500 yil eskilere dayandigini gosteren veciz bir soz:
“Kelimeler, manâyı taşıyan atlar gibidir.” (Emin Işık)
Simdi bunu ben size nasil gosterebilirim ki? Bunu gorebilmeniz icin "anlam kavrami"'nin tarihcesini ogrenmeniz gerekir, bu konnuda yazilmis o kadar cok kitap var ki saymakla bitmez. Isterseniz Google'dan "meanin of meaning" konusunda yayinlanmis kitaplar listesini cikarmayi deneyin gorursunuz. Bir de bu kitaplari anlamak icin hangi kitaplari okumaniz gerektigini dusunun havluyu atar, bu isten vaz gecer Deniz Hanim gibi ""Geyik Muhabbeti"'ne devam!" dersiniz.
Soylediklerinizden ic acici olan ne biliyor musunuz?
"Grand Senior’u anlamaktan çok daha kolay geliyor."
Aksini soyleseydiniz "vay yalanci vay!" derdim;-))
Bir baska deyisle ben bunlari buraya anliyasiniz diye yazmiyorum, "ya bunun dediklerinden bi$ey anlamiyorum ama olsun okuyayim yine de, Fareli Koyun Kavalcisi gibi yaziyor, bakalim bizi nereye dogru surukliyecek, kaptirdik gidiyoruz..";-))
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 28, 2010 2:36 AM
Nilgun Hanim (nami diger Frankestein) dedi ki:
"Eliade'a kulak verelim. Diyor ki: "Din insanla ilgili bir olgu olduğu için toplumsal/dilsel/ekonomik bir olgudur; çünkü insan dilden ve toplumsal yaşamdan ayrı düşünülemez. Ama son tahlilde insanı tanımlayan temel işlevlerden biriyle dini açıklamaya çalışmak boş bir çabadır." "Dinsel görüngü indirgenemez ve özgün niteliği ile kendi içinde ele alınmalıdır." "
"Sizin anlam bilginiz ışığında düşüncenizi merak ettim." (Nilgun)
anlam bilgimle pek alakasi yoksa da sorunuza bu paragrafi yeniden yazarak cevap vermis olayim:
"Eliade'a kulak verelim. Sagir kulagim ancak sunlari duyabiliyor: "Yasa insanla ilgili bir olgu olduğu için toplumsal/dilsel/ekonomik bir olgudur; çünkü insan dilden ve toplumsal yaşamdan ayrı düşünülemez. Ama son tahlilde insanı tanımlayan temel işlevlerden biriyle yasayi açıklamaya çalışmak boş bir çabadır." "Yasal görüngü indirgenemez ve özgün niteliği ile kendi içinde ele alınmalıdır." "
"eee bundan ne anliyorsunuz?" derseniz, "hiiic! ustu kaval alti $i$hane!" derim;-))
Ama siz bisey anliyorsaniz, iyiye alamet olabilir;-))
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 28, 2010 2:49 AM
Cuvaldiz Kardes,
Ducane'den alintilar yapmissiniz:
"“Düşünme eyleminin hareketi son tahlilde nesne ve olgulardan kavramlara, kavramlardan anlamlara, anlamlardan ise sözcüklere doğrudur; yani düşünme, varlıktan düşünceye, düşünceden de dile doğru yönelir. Eğitim sırasında bunun tersi bir yol takip edilir. Önce sözcüklerin (terimlerin), sonra anlamların, sonra kavramların, en nihayet varolanların bilgisi öğretilmek istenir.”(D.Cündioğlu)"
Ducane atlamis atina harmanlamis yine, kendileri dogru durust felsefe bilmezler, nerde kalmis "anlam" kavrami konusunda anlamli bir laf edebilsinler;-)
Siz beni dinleyin, bu isi ko$eyazarlarindan degil ehlinden ogrenmeye calisin;-)
Ha bu arada 20 bin saatlik bir program yapmayi da unutmayin, bir Felsefeci'nin dedigi gibi "bu konunun prenslere ozel bir ogrenim bicimi yok!";-)
Bakin yine soyliyeyim, sirf sunu alintilamaya deger bulmaktan bile bu konuda halinizin perisan oldugunu soyleye bilirim:
"“Kelimeler, manâyı taşıyan atlar gibidir.”"
Bu bana Teksas'taki Rodi'yi hatirlatiyor:
"Blek! Atlar hazir!"
Cuvaldiz Kardesim bana hic kizmayin, igneyi kendime batirmadan cuvaldizi size batirmiyorum;->
Sahi Ducane ara sira buralara takilir mi?
Onunla yari kalmis bir hesabimiz var da;-))
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 28, 2010 3:46 AM
Sayin Cuvaldiz,
yazdiginiz her cumleyi alip, yuzlerce soru ile sorgulamak geliyor icimden, ama Alis Harikalar Diyarinda'ki tavsan gibi "vaktim yok, gec kaldim!, gec kaldim!" demem gerekiyror.
Bakin ne dediniz:
"insanın kendisine bahşedilen cüzi irade"
ne "cuz'i iradesi" kardesim yaa, ne cuz'i iradesi? Almissinizi Eski Yunan'in masallarindan bir "irade" atiyorsunuz ki sormayin.
Bak sunlari bir oku da hafizan tazelensin:
'IRADE' kelimesi Kuran'da $oyle kullanilmaktadir:
IRADE ve EMIR
036.082 Bir seye irade ettigi zaman ona emri 'ol!' demektir ve olur.
017.016 Bir sehri yok etmeyi irade ettigimiz zaman $imarik varliklarina yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan cikarlar.Artik o sehir yok olmayi hakkeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
018.028 ..dunya hayatinin guzelliklerini irade ederek gozlerini o kimselerden ayirma. Bizi anmasini kendisine unutturdugumuz emrinde asiri giderek hevesine uyan kimseye uyma..
074.052 Hayir, herbiri onlerine butun emirlerin acilmis olarak verilmesini irade ederler.
004.060 ...putlarinin onunde muhakeme olmayi irade ederler oysa onlari tanimamakla emrolunmuslardi. $eytan onlari derin bir sapikliga saptirmayi irade eder.
007.110 Sizi yerlerinizden cikarmayi irade eder, ne emredersiniz ?
026.035 ..Firavun: "Dogrusu bu bilgin bir sihirbaz, sizi sihirle yerlerinizden cikarmayi irade ediyor, ne emredersiniz ?"..
IRADE ve DILEK (sha)
039.004 Allah cocuk irade etseydi yarttiklarindan diledigini secerdi...
074.031 ...inkarcilar "Allah bu misalle neyi irade etti" desinler. Iste Allah boylece diledigini saptirir, diledigini dogru yola eristirir..
011.032 Ancak Allah dilerse onu basiniza getirir, siz O'nu aciz birakamazsiniz.
011.033 Allah sizi azdirmayi irade ederse ben size ogut vermek istesem de faydasi olmaz.
028.027 Kadinlarin babasi "Bana sekiz yil calismana karsilik bu iki kizimdan birini sana nikahlamayi irade ediyorum. Eger on yila tamamlarsan o senden bir lutuf olur. Ama sana agirlik vermek istemem. Allah dilerse beni iyi kimselerden bulacaksin."
017.018 Acele (hayat) olani irade edene-irade ettigimize diledigimize-hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazirlariz, yerilmis ve kovulmus olarak oraya girer.
010.107 ..Sana bir iyilik irade ederse onun nimetini engelleyecek yoktur. Onu kullarindan diledigine verir...
002.253 ..Allah dileseydi birbirlerini oldurmezlerdi. Fakat Allah irade ettigini yapar.
011.107 Rabbinin dilemesi bir yana gokler ve yer durdukca orada kalacaklardir. Rabbin suphesiz her irade ettigini yapar.
002.026,108,185,228,233,253
003.108,145,152,176
004.020,026,027,028,035,044,060,062,088,091,134,144,150
005.001,006,017,029,037,041,049,091,113
006.052,125
007.110
008.007,062,067,071
009.032,046,055,085,107
010.107
011.015,034,079,088,107
012.023,025,026,030,032,051,061
013.011
014.010
016.040
017.016,018,019,103
018.028,077,081,082,079
020.063,086
021.017,070
022.014,016,022,025
023.024
024.033
025.062
026.035
028.005,019,027
030.038,039
032.020
033.013,017,028,029,033,050
034.043
035.010
036.023,082
037.086,098
038.006
039.004,038
040.031
042.020
048.011,015
051.057
052.042
053.029
054.037
061.008
072.010
074.031,052
075.005
076.009
085.016
086.017
yetmiyor mu Allah'in "irade"'si?
"cuz-i irade" "muz-i irade" deyip insani cildirtmayin yaa;->
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 28, 2010 5:03 AM
Deniz Hanim,
sizin buradaki yazilariniza bakarak bir kavram-sorusturmacisi olarak koyabildigim te$his $udur:
"Siz Eski Yunan'in "din"'ini Allah'in "din"'ine tercih etmis bulunuyorsunuz, fakat bunun farkinda bile degilsiniz. Farkina varmak da istemiyorsunuz, cunku "din"'inizden sonsuz mutluluk duyuyorsunuz." Fakat alinmayin bakin sizin gibi Cuvaldiz da Eski Yunan'in "irade"'sini Allah'in "irade"'sine tercih etmis durumda, Allah'in "irade"'sinin farkinda bile degil. Iste belki de siz bunun icin Cuvaldizla daha kolay anlasiyorsunuzdur;-)".
Ah..ah biliyorum icinizden "Neden cikti bu Grand Sen~or denen karsimiza, $unun $urasinda ne guzel Geyik Muhabbeti edip yorgunluk gidermeye calisiyorduk, buralari bize zehir etti bu, bu kadarcik zevki bile bize cok gorerek."
Ozur dilerim ama huyum kurusun!
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 28, 2010 5:15 AM
Grand Senyor: Ama alıntıladığınız giriş cümlesiydi; yani dinsel görüngünün indirgenemez ve özgün niteliğine vurgu yaptı. Daha sonra Eliade, "dini görüngü İNDİRGENEMEZ niteliği içinde yalnızca 'kutsalı ifade eden herhangi bir şey' (hiyerofani) olarak ele alınabilir" diyor.
Yani bütün bu yazışmaların(m)ız daki dinin anlamını belirleme uğraşlarımızı yalnızca kutsalı ifade eden şeylere yöneltmezsek işin içinden çıkamıyacağımızı bildiriyor. Siz de çıkamadınız zaten. Şimdi ne yapmalısınız? İkili bir işimiz var:
1. Herhangi bir dini diğer dinlerden ayırmak.
2. Dini sosyal/dilsel/ekonomik bağlamlarından ayrıştırmak.
Her ikisini de yalnızca hiyerofanilerin (kutsal sayılan şeylerin) dökümünü yapmakla ortaya çıkarabiliyorsunuz. Diğer her türlü din tanımı dinin özgün niteliğini bulanıklaştırarak içine sosyal/dilsel/ekonomik unsurlar katıyor.
Yazan: frkn Tarih: January 28, 2010 6:02 PM
Nilgun Hanim dediniz ki:
"1. Herhangi bir dini diğer dinlerden ayırmak.
2. Dini sosyal/dilsel/ekonomik bağlamlarından ayrıştırmak."
henuz "din" kavrami uzerinde bir uzlasmaya varamadik ki bu soylediklerinizden birsey anliyabileyim.
Eliade'in kendine gore eskilerden devralma bir "din" kavrami var belki onu ufak tefek degisikliklerle kullaniyor.
Benim sorunum cala-kalem bu kelimeyi kullanmaya gecmeden once onun lisan icinde nasil kullanildigini anlamaya calismak, bunun icin Eliade'nin "eskilerine" gitmek gerekiyor. Iste bu kullanimlar baskalarininkiyle karsilastirildiginda aradaki farklilik ve benzerliklere gore ayni kavrama mi geliyor/gelmiyor anlasilabilir ve kimin dedigi buna gore belli olur. Yani ben demek istiyorum ki: Eliade eger "din" derken eskilerden (Eski Yuan'dan v.s. kaynaklardan) farkli bir kavrama sahip oldugunu soylemek istiyorsa once bunu eskilerin ve kendinin kullanimindan ornekler vererek, aradaki farklari ve benzerlikleri sergiliyerek ise baslamasi gerekir. Ben Eliade'den bir yazi okumadim, bu konuda ne soylemek istedigini bilmiyorum. Ama yukarida bahsettigim turden bir gelenek olmadigi icin bunlari yaptigini sanmiyorum. Oteyandan "din" kendi basina bir kavram da degildir, lisan icinde kendi kavram ailesi diyebilecegimiz aile uyeleriyle birlikte i$ gorur. Yani yukarida bagsettigim karsilastirmalarda bu kavram aileleri de goz onunde tutulmalidir.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 28, 2010 7:53 PM
Sn.Grand Senior,
Size göre eski yunan masalı olduğu için Cüz-i iradeden söz edemeyeceksek Kur'an'a göre günah ve günahkar için ne diyeceksiniz?
Yazan: çuvaldız Tarih: January 28, 2010 8:33 PM
Grand Senyor: Eliade dünyanın en ünlü dinler tarihçisidir. Tüm dünya inanç biçimlerini, taaa en başından itibaren incelemiş ve arketiplerini çıkarmıştır. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (3 cilt) Kabalcı yayınevinden mevcut. Benim hierofani (kutsal olan herhangi bir şey) için söylediklerim onun Dinler Tarihine Giriş (Kabalcı) kitabından. Adam bir din tanımı yapmanın zorluğuna değiniyor; mümkün olmayacağını söylüyor. Yalnızca 'kutsal addedilen' üstünden dinleri anlamaya çalışıyor. Dolayısı ile sanırım bir din tanımı yapmak için boşuna uğraşıyorsunuz. Bunu demek istedim. Vaktiniz varsa ve ilgi duyuyorsanız bu üç ciltlik kitabı okumanızı tavsiye ederim. Palavra değil; akademik referanstır. Üç cildi bitirip, tüm o kültürlerin - antik Batı ve Uzak-doğu'dan İslam'a ve bugüne kadar tüm dinlerde ortaya çıkan ORTAK arketipleri ve doktrinlerdeki DÖNGÜSELLİĞİ anladığınızda dünyaya bakışınız değişecek, bana inanın. Hem de din tanımı arayışınıza yeni bir boyut kazandırabilir. (İngilizcesi de var ama Kabalcı'nın Türkçe çevirisi çok güzel)
Yazan: Frkn Tarih: January 29, 2010 12:01 AM
Nilgun Hanim dediniz ki:
"Dolayısı ile sanırım bir din tanımı yapmak için boşuna uğraşıyorsunuz."
Din tanimi yapmak istedigimi nereden cikardinz?
Ben "tanim" ne bilmiyor muyum saniyorsunuz?
Ben sizin "din"'inizi sorgularken tanim yapmaya calisan sizsiniz. Doktrinler pesinde, karsilastirmasinda falan da degilim. Sizin ya da Eliane'nin dedigi gibi dinleri karsilastirma faaliyeti de gostermiyorum. Yeni bir doktrin falan da ileri surmuyorum. Herhangi bir doktrini falan da elestirmiyorum. Olsa, olsa sizin "din" kavraminizi anlamaya calisiyordum diyebilirim, bu operasyonu da gayet iyi yurutuyordum, siz havlu attiniz, dini tarif etmeye basladiniz, bircok tarifler denediniz olmadigini gorunce kendinizin de "din" deyince Geyik Muhabbeti yaptiginizi kabullendiniz - Deniz Hanim gibi.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 29, 2010 7:44 AM
Sayin Cuvaldiz sordu:
"Kur'an'a göre günah ve günahkar için ne diyeceksiniz?"
Baslangic olarak icinde "gunah", "gunahkar" gecen ayetler yetmiyor mu sana bunlar hakkinda birsey soylemek icin? Eger bunlar yetecekse Kur'an'i ac, eline bir Kur'an Fihristi al "gunah/gunahkar" gecen kelimeleri soyle guzelce bir tara, sonra her ayette bu kelimeyle birlikte gecen anahtar kelimeleri not et. Birisi sana senin bana sordgun soruyu sorunca ona bu ayetleri hatirlat, bunlar da yetmezse o anahtar kelimelri tara onlarin gectigi ayetleri de hatirlat, daha da yetmezse Kitabi eline ver butununu okumasini tavsiye et.
Eger bu dahi yetmezse, hadis kitaplarini da verebilirsin, icinde gunag/gunahkar gecen hadislerden basliyarak...
Ya da ben sorunu anlamdim?!
Oldu mu Kardesim?! Hep "armut pi$ agzima du$" deyip bunlari benden bekliyecegine zahmet edip bunlari bir de sen yap. Bak "kader" dedin sana bunlari getirip sundum, zahmet edip bu ayetleri kendine hatirlattin mi? Hic sanmiyorum. Hatirlatmis olsaydin "cuz-i irade"'yi agzina bile almazdin.
Oteyandan sen bo$ver benim bu gibi sorunlarina ne cevap verecegimi falan da madem bu "anlam kavrami" senin dikkatini cekiyor, bu konuda birseyler soylemek istiyorsun oyleyse benimle bosuna vakit harcayacagina bu konuda eline ne kadar kitap, defter gecerse okuyup arastirmaya basla, bu konuyla ilgili bu konuyu anlamanda gerekli diger disiplinleri de ogren, ko$eyazarlarindan medet ummadan ciddi bir sekilde bu ise el at. Bu arada Allah'a da soyle du et "Allah'im ben su "anlam kavrami" neymis ogrenmek istiyorum, bu konuda benim ilmimi arttir!". Unutma Allah ilmi dileyene verir.
Ya da eger bunlari onemsemeyip Geyik Muhabbetine devam etmek istiyorsan, hic olmadik "anlam/mana" falan gibi anlamadigin kelimeleri es gec, havadan, sudan, BALYOZ'dan KAFES'teki ku$lardan falan bahset, kunu bolluguna kiran mi dustu;-)
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 29, 2010 8:17 AM
Sn.Grand Senior,
Siz, kimin hangi konuda ne yazacağına karar verebilecek kadar bilgiye(fasılasız 20000 saat hiç az değil yaklaşık 2,3 sene) yatırım yapmış, sermayesi gani, ezberi kuvvetli birisiniz. Bu belli. Yazdıklarınız anlamakta zorlansam da bu kısım insanı çok da çalışmadan öğrenilenler niteliğinde.
Bu nedenle dediğinizi yapıp Balyozla, Kafes kuşlarıyla ilgilenmemiz daha doğru. Siz öyle dediğiniz için olur elbet. Bu arada din konu edildi mi sözü size bırakır sukût içinde sizin klavyenizden döküleceklere biat ederiz. Ne de olsa biz bu konularda bizim bu konularda bilgimizde lisanımız da sığ.
"bunlardaki derinlige artik sizin sig lisaninizla ulasmaniz mumkun degildir, bunlari anlasa, anlasa resuller anlar, bir de biz Mollalar/Papazlar/Hahamlar/Seckinler anlar size anlatir" deyip hasir alti ettiler. (G.S)
Cüz’i irade olmadan günahı izah edemezsiniz.
Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur'an) indirdi. (Talak 10)
Sakınmak, sakınmayı istemek(irade!)
Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur? (tur 32)
Azgın topluluk!
018.028 ..dunya hayatinin guzelliklerini irade eden kimselerden gozlerini ayirma. Bizi anmasini kendisine unutturdugumuz emrinde asiri giderek hevesine uyan kimseye uyma..
Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz!
Bakara 206 Ona "Allah'tan kork" denildiği zaman gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!
Araf 18 Allah dedi ki: "Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum."
İsra 15 Kim doğru yola giderse, sırf kendi iyiliği için gider; kim de sapıklık ederse, ancak kendi aleyhine eder; Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez! Biz bir peygamber göndermedikçe azap da etmeyiz.
İsra 18 …her kim acilen isterse(yuridu/irade) ona, dilediğini hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.
017.018 Acele (hayat) olani irade edene-irade ettigimize diledigimize-hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazirlariz, yerilmis ve kovulmus olarak oraya girer.(G.S)
Yola gelmeleri emredilenler o emre itaat etmeyip yoldan çıkanlar “hak” eder !
017.016 Bir sehri yok etmeyi irade ettigimiz zaman $imarik varliklarina yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan cikarlar.Artik o sehir yok olmayi hakkeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
İsra 11 İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder. İnsan çok acelecidir.
Allah,emrine galipdir!
Allah irade ettiğinde “ol” emri ile istediği hasıl oluyor. Bu iradeyi, insanın iradesi ile mukayese etmeye kalkmak saçmalık. Aslı olmadan var olamayan gölge üzerine konuşmaya benzer. Yok dediğiniz cüz-i iradeye zamanınızın zayi olmayacağına kanaat getirebilirseniz bir de buradan bakmayı deneyin.
Dünya ziynetleri; mal, mülk, evlat değil aynı zamanda ilim,irfan ..hepsinin zekatı var. Onları Allah yolunda nasıl kullanıp harcayacağınızı aldığınız öğütle akıl edip, irade etmeniz gerekir.
İsra 13 Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
İsra 14 "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir.
Amel, o cüz-i irade olmadan nasıl Allah’ın “ol” emri ile vuku bulacak..
Bu değil,bu değil demek sizin iradeniz!Siz isterseniz bunun adına "yorum" da diyebilirsiniz elbet.Size kalmış.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 29, 2010 1:39 PM
Çuvaldız: Şunu nasıl izah ediyorsunuz?
Benim özgür iradem var diyelim ve Tanrı herşeyi biliyor. Önümde ABC seçenekleri varsa ve Tanrı benim C seçeneğini seçeceğimi BİLİYORSA, o takdirde benim özgür iradem var mı? Ben, örneğin B seçeneğini seçebilir miyim? O takdirde Tanrı BİLMİYOR olmaz mı?
Bu probleme 'Tanrı bilir ama karışmaz' şeklinde hiç te tatmin edici olmayan bir sözde çözüm getiriliyor. Sözde diyorum çünkü; Tanrı KESİN BİLİYORSA, Tanrı yanılmayacağına göre, o kesin şey gerçekleşecektir. Bu takdirde benim özgür irademden nasıl söz edilebilir?
Başka bir çözüm biliyor musunuz?
Yazan: Frkn Tarih: January 29, 2010 6:59 PM
Cuvaldiz Bey dediniz ki:
"Siz, kimin hangi konuda ne yazacağına karar verebilecek kadar bilgiye(fasılasız 20000 saat hiç az değil yaklaşık 2,3 sene) yatırım yapmış, sermayesi gani, ezberi kuvvetli "
cikin, cikin, cikin, bunun icinde tuvalete gitme zamani var, hic calismadiginiz nasil da belli oluyor, teneffuse bile cikmamissiniz;->>
Mesela yapilan istatistiklere gore bir BS programcisi ortalama gunde ancak 6 saat verimli calisabilir, ondan sonra yaptigini bozmaya baslar;-) Buna gore 20K saat edermi sana 9 yil...
"Cüz’i irade olmadan günahı izah edemezsiniz."
Bak ben sana bi masal anlatayim:
Iki kafadar Memmetcik Ba$bug'un ogrettigi gibi ALLAH! ALLAH! nidalariyla cephede ilerliyor, siperlere kadar ilerlemisler, cephedeki yerlerini almislar, bekliyorlar.
Komutanlari "Ni$an AAAAL!" demis, bizim iki kafadar birbirine donup "Kaade$ bu Gomutan ne deyyo, imci biz ni$an almaya neyin mi gideceeez?" diye baslamislar Komutanlarinin emirlerini yorumlamaya, bu arada Komutan 'ATEE$!" demis, bizim kafadarlardan biri "Amman Gomutanimiz "ATE$" dedi cigarasini yakacak her halde" deyip ayaga kalkip cakmagi cakmislar, o cakis, pat diye yere yigilmis, yalniz kalan kafadar "Hayret cakmak patlamaz ama" demis.
Simdi benim sorum $u:
"Sen cocuklarina "gunah" ne, "gunahkar" ne
cuz-i irade (ne menem $eyse)'den basliyarak mi ogretiyorsun?"
eger oyleyse yandi senin cocuklar karde$im, yandi Cehennem'de;-)
"irade"'ye gelincee, bu konuda Kur'an'dan butun ayetlerin referansini verdim, fakat sen Eski Yunan'in "irade"'sini Allah'inkine tercih ettiginden Allah'in ayetlerini ona gore yorumlamaktan kendini alamiyorsun. Dikkat et Allah adama hesap sorar - benden hatirlatmasi.
Sen bo$ver beni, benimle a$ik atmaya kalkacagina, cali$, ogren, ilmin artsin. Ha bu arada bu "cuz-i irade"'yi falan unut, bak seni calismadan alikoyuyor;-)
Bak yine dedin ki:
"Bu arada din konu edildi mi sözü size bırakır sukût içinde sizin klavyenizden döküleceklere biat ederiz."
Dedim ya sen beni ve benim soylediklerimi rafa kaldir, onlari ben gecici olarak soyledim onlar yerine rafa kaldirdigin Allah'in "irade"'sini, "din"'ini indir ona biat et. Simdi Allah'in "irade"'sini, "din"'ini hice sayan, dinlemeyen, dinlemek istemeyen tutupta bana niye biat etsin? Benimle alay mi ediyorsunuz siz?! Ote yandan siz biat edeceginize biat etmissiniz zaten: Eski Yunan'in Masallari. Adami soyletme yani $imdi;-)
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 29, 2010 8:02 PM
Bakin Sayin Cuvaldiz,
Cephedeki bu acikli hikayenin sonuna sunu ilave etmeyi unutmusum:
"Simdi bu Komutan olacak zaat "ni$an'di, ate$'ti. al'di, ver'di demek yerine Ba$bug'un belirttigi gibi talimatnameyle ogretilmis olani soyleseydi, yani yumrugunu BALYOZ gibi masaya indirip, kaldirip "ALLAH! ALLAH!" deseydi bu Mehmetcikler de bir nikah, ni$an, cigara, cakmak uzerine onca tevil, tefsir ve yoruma dalip helak olup gideceklerine, emri anlayip du$mana saldirir, onlara "ANAAAM!, ALLAAAAH!" dedirtmez miydi?
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 30, 2010 1:36 AM
İHSAN ELİAÇIK YANILTIYOR..
İhsan Hoca yazılarından bildiğimiz kadarıyla Kur’an’ın klasik anlaşılmasına ve O’ndaki günümüze uymayan yerleri kelimeler üzerine odaklanarak çözümlemeye çalışan bir entelektüel. İyi niyeti ve akılcı yorumlarıyla takdiri hak eden, geçmişin fetvalarını ezberlemeyip kendi ilmiyle bu çağa bir şeyler söylemeye çalışan biri.
İhsan Hoca Kur’an’da bazı problemler olduğunun çok iyi farkında ve bunları çözmeye çalışıyor. Çünkü bu haliyle ele alsa, vicdanı buna el vermiyor. Kendisinin İslam’ın bilinen haline iman etmediği ortada. Benim hocaya itirazlarım şöyle; Kur’an’daki yanlış anlamaları düzelteceğim diye metni bozuyor olması. Hadis literatüründe kendi fikrini destekleyecek hadisleri bulup, aynı güvenilirlikte olan fakat kendine ters düşen hadisleri es geçmesi ve işte “hadiste ve Kur’an’daki gerçek İslam budur” demesi. Ve müslümanların Kur’an’la bağlarının zayıf olduğunu iddia ederek kendi yorumladığı Kur’an’a davet etmesi…
Hoca iyi niyetle çalışıyor ama haksızlık yapıyor, objektif davranmıyor.
Çünkü asırlardır Müslümanlara din öğreten kişiler de İslam alimleridir.. Bu insanlar da İhsan Hoca kadar hatta çok daha ileri düzeyde Arapça biliyor ve metni anlıyorlardı. Kaynaklar aynı kaynaklardı, Kur’an aynı Kur’an ve hadis kaynakları da aynı kaynaklardı. O alimlerin göremediği neyi görmüştü sayın Eliaçık?..ilk dönem İslam alimleri hz.Muhammed’e daha yakındılar ve İslam’ın neyi kastettiğini daha doğru anlamış olmalılar. 21.yy mantığıyla kalkıp 8-9-10. vs. yy alimlerinin bakışının hatalı olduğunu söylemek insaflı değil.
Bu konulara hocanın “ sübyanla evlilik, çok eşlilik ve kadın dövme” başlıklı yazısını okurken girme ihtiyacı hissettim. Sadece bu konularda değil başka yazılarında da gözüme çarpan bazı tahrifatlar var hocada.
Hocanın bu yazısından bazı bölümler alıp, kendi yorumumu söylemek istiyorum.
“3- KADIN DÖVME: Sokaktaki adamın karısını dövdükten sonra pişkin pişkin ileri sürdüğü gerekçelerden birisi de “Allah dövün demiş, sana ne?” mazaretidir.
Hayır! Allah dövün demiyor.
Hatim indirmeye, ölülerin araksından okumaya kısa bir ara ver de, Kur’an’ı iyi oku;
“Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah’a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın… Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…” (Nisa; 4/34-35). Hz. Peygamberin “Bütün gece, Muhammed ailesinin etrafında her biri kocasından şikâyet eden yetmiş kadın dönüp dolaştı. Hâlbuki sizler, o kadınlarını dövenlerin hayırlılarınız olduğunu göremezsiniz.” (İbni Mace, Ebu Davud) hadisinden de anlaşılacağı gibi, o dönemde de kadınlar dövülmektedir. Artan şikâyetler üzerine inen ayetlerde, dayak başta olmak üzere şiddeti yegâne çözüm yolu görenler bu işten vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.
Zaten kadınlarını dövmekte olan, bu yüzden de koşup peygambere gelen ve bütün gece onun evinin etrafında şikâyetlenen “mağdur” kadınlar için, bir de gelen ayetlerde “Onları dövün, dövmeye devam edin” denir mi? Olacak şey midir? Bu, Kuran’ın daima mağduru koruyup kollayan ruhu ile bağdaşıyor mu?
Burada oturup konuşmadan, bir müddet yatağını veya odasını ayırma gibi gayet insanî yöntemlere başvurmadan, tek bildiği “Karnından sıpayı başından sopayı eksik etmeyeceksin” olduğu anlaşılan o günkü Arap toplumunu ıslahın amaçlandığı apaçık ortadadır.
Bu ayetten sonra ne gibi gelişmelerin olduğuna baktığımızda, bizzat Hz. Peygamber’in ömrü boyunca evli olduğu hanımlara tek bir kez bile el kaldırdığını göremiyoruz. Bir ara hanımlarıyla sorun yaşayınca önce onlarla konuşmuş, sonra yatağını ayırmış ve bir müddet (iki ay kadar) onlardan ayrılmıştır. Sonra anlaşma sağlanınca tekrar dönmüştür. Ayete verdiğimiz meal onun bu uygulamasına da dayanmaktadır.”
Burada hocanın Nisa-34 ayetine verdiği meal klasik ulemanın hiçbirinin tefsirinde yok, hepsi ayeti “dövün” olarak almış. Bu kadar insan yanlış anlamış olamaz, artı eğer böyle yaygın bir anlayış varsa bu yüzden insanları kınamak da olmaz. Müslüman erkekler bunu böyle biliyorsa bu Müslümanların suçu değil. Bu ayetten utanıyorsa İhsan hoca burada insanları değil kendi imanını sorgulamalı bence, metni tahrif etmemeli.
Ayetin mealini kendine göre verdikten sonra bununla ilgili hadis örneklerine geçmiş. Hoca burada kendi kendini tuzağa düşürüyor, çünkü “dayakla “mağdur” olup da peygamberin kapısına gelen kadınlara mağdurun ve mazlumun yanında olan Kur’an hiç dövün der mi?”diyor. Ebu Davut’tan bir hadis naklederek yapıyor bunu ve Hz.peygamberin aile yaşantısında eşlerini dövmediğini, son yol olarak evini ayırdığını örnek göstererek ayeti neden böyle çevirdiğini anlatıyor.
Burada hoca kendi dünyasına göre mantıksal bir çözüm bulmuş ve bununla mutlu olmuş gibi gözükse de yorumları objektif değil oldukça duygusal.
Hz.Muhammed’in o dönemin vahşi Arap erkeklerine, kadına karşı yumuşak davranmak, kadının hakkını gözetmek, ona mirastan pay vermek (yarım dahi olsa), şahitliğini muteber saymak gibi kendi dönemine göre “dev” adımlar attırdığı ve kadını kolladığı ortada. Ama kendi dönemine göre dev adımlardır bunlar, kıyamete kadar kadına karşı atılacak nihai noktalar değildir, bir gelişme göstergesidir sadece. Müslümanlar bu hükümleri kıyamete kadar geçerli Tanrı buyruğu sanıyorlar, Tanrı son sözlerini söyledi ve kalemi kırdı gibi anlıyorlar.
Hz.Muhammed’in kadınlara iyi davranma hakkında söylediği sözler var hadis kaynaklarında, bunlara tamam, amenna diyoruz. Ama olay bundan ibaret değil. Peygamber kadınlara yumuşak davranılmasını istediğinde ve bu yönde telkinler yaptığında erkekler Hz.Peygambere şikayete geliyorlar ve dövme ile ilgili ayet bu şikayetler üzerine oluşuyor.İşin bu tarafını İhsan hoca ıskalıyor, görmek istemiyor. Ama bakın olaylar aslında nasıl gelişiyor:
Biz de Ebu Davud’dan sahih isnatla aynı hadisi cımbızlamadan aktaralım. Ebu Davud’dan hocanın yaptığı gibi işimize geleni alıp diğerini yok saymıyoruz, objektif davranıyoruz, buyrun:
İyas b. Abd’illah b. Ebi Zübab (ranh)’den:
şöyle demiştir: “Resulullah (as);
-“kadınları hiçbir surette dövmeyin” buyurmuştu. Bir müddet sonra Ömer (ranh) huzuruna geldi ve:
- ya Resulallah! Kendilerini dövmemek hususunda verdiğiniz emirden bu yana kadınlar kocalarına karşı gelmeye başladılari dedi. bunun üzerine Resulullah kocalarına karşı cüretkar kadınları dövmek için ruhsat verdi. Bu kez de pek çok kadın, Resulullahın yakınlarını dolaşarak kocalarının kendilerini dövdüklerinden yakındılar. Resulullah;
- pek çok kadın Muhammed’in yakınlarını dolaşarak kocalarının kendilerini dövdüklerinden şikayet ediyormuş. Kadınlarını döven o erkekler sizlerin en hayırlılarınız değildirler.”
Tirmizi’den hasen, sahih bir hadis;
“müminlerin imanca en olgunları, ahlakça en güzel olanlarıdır. Sizlerin en hayırlılarınız kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır.”
Tirmizi’den hasen, sahih bir hadis;
Amr b. El- ahves el- Cüşemi (ranh)’den,
Veda haccında Nebi (as) şöyle buyurmuşlardır;
“dikkat edin! Kadınlar haKkındaki tavsiyelerimi kabul edin. Zira onlar sizlerin yanında ancak birer yardımcıdırlar. Bunun yani karı-kocalık münasebetleri dışında onlar üzerinde bir başka tasarrufa malik değilsin,iz. Meğer ki arayı açacak bir fuhuş yapmış olsunlar. Eğer böyle yaparlarsa kendilerini yataklarında yalnız bırakın. Bu kar etmezse yaralamadan dövün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın.
Dikkat edin! Sizin, kadınlarınız üzerinde haklarınız, yataklarınızı başkalarına çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri evlerinize girmelerine izin vermemeleridir. İyi dinleyin! Onların sizin üzerinizdeki hakları da, giyimlerinde ve yemelerinde kendilerine iyi bakmanızdır.
Burada aktardığımız hadislerde Hz.Muhammed’in kadının durumunu iyileştirmek için verdiği mücadele çok açık görülüyor. Tam bir kadın hakları savunucusu. Kadının adı olmayan bir dönemde O’nu yüceltebildiği kadar yüceltmiş, elinden geleni yapmış. Kız çocuklarını namus, rızık endişesi gibi sebeplerle diri diri gömenlere karşı şiddetli mücadele vermiş. Kadının adının olmadığı bir dönemde bu mücadelenin verildiğinin altını kalın kalın çizmek ve olayı tarihi bağlamında ele almak lazım.
Yalnız bu olaylara baktığımızda Hz.Muhammed kocasının yatağına ihanet eden, erkeklerin baş etmekte zorlandığı sorunlu kadınlar için “dövme” izni verdiği görülüyor. Kur’an’daki dövme izni bu hadislerle de örtüşüyor. İhsan Hoca haksız yere ‘dövme ‘ ayetine karşı çıkıyor ve metni gereksiz yere tahrif ediyor. Kendisi hadislerden örnek vermekten çekinmediğine göre biz de onun verdiği hadisin tam metnini yazdık ve burada dövme izni koşula bağlanmış olarak da olsa var.
İhsan Hoca ayeti kurtarayım derken sahih hadislerle de çelişiyor. Hadisleri kendisi delil olarak kullandığı için ben de hadisler üzerinden gidiyorum. Tekrar hocanın çevirisine bakalım.
“Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın……nisa-34)
Ebu Davut’tan hasen bir hadis;
Muaviye b. Hayde’den rivayet olunur ki;
-Ey Allah’ın resulü bizden birinin hanımının kocası üzerindeki hakkı nedir?
- kendin yediğinden ona yedirmeni giydiğin vakit de ona giydirmendir. Yüzüne vurma. Onu kötüleme. Darılıp ayrı yatmaya mecbur kaldığınızda ondan yalnız evin içinde uzaklaş:
Bu hadiste yatakların ayrılması ile eşlerin ayrılması aynı kategoride. Ayrılık evin içinde oluyor. Hz.Muhammed evin dışında bir müddet ayrı yaşayın demiyor ki. İhsan Hoca dövebilirsiniz iznini bir müddet ayrılın” diye çevirmiş. Ama burada ikinci seçenek zaten yatağın ayrılması şeklinde ve bu ayrılık süreci ev içinde olmalı diyor peygamber. Peki bir üçüncü seçenek olarak bir müddet ayrılın diye bir daha neden söylensin. Açık ki bu ayette belli durumlarda yüze vurmadan, yaralamadan dövebilirsiniz diyor. Hadislerle beraber anlarsak durum bu.
Şimdi sırf “dövün” izni bugünkü mantıkta bize ters geliyor diye metni tahrif etmeye çalışmak objektif ilim adamlığı vasfına yakışıyor mu yoksa başka duygusal faktörler mi var?..Eğer hadislerle beraber alırsak Hz.Peygamber yatağınızda başka bir adamla karınızı yakalarsanız onu yaralamadan ve yüzüne vurmadan hafifçe dövebilirsiniz, diyor. Böyle bir durumda kaç erkek hafifçe döveyim der?.. Hz.Muhammed hakikaten çok ileri görüşlü birisiymiş, böyle bir durumda bile kadına eziyet ettirmiyor. Kur’an’da dövme yok denemez ama fuhuş halinde yaralamadan hafifçe dövmeye izin veriliyor, dövmeden kasıt budur dense hoca metni kurtarmış olacak ve bu anlaşılabilir bir durumdur. Ama dövme ayetininden hoşlanılmıyor diye böyle metin üzerinde oynamayı doğru bulmuyorum.
Hocanın bir yazısında da Hz.Muhammed’i fakir biri gibi gösterme çabası vardı. Hz.Peygamber fakir birisi değildi, çok verimli arazileri vardı, ganimetten elde ettiği gelirleri vardı. Kur’an’da “ seni fakir bulup da zengin etmedi mi?” diye bir ayet vardır, bunu görmeden fakirlik edebiyatı yapmak doğru mu?..Hz.Muhammed servet yığan biri değildir, eline geçeni dağıtırdı demek ayrı Hz.Muhammed fakirdi demek ayrı..
Sayın İhsan Hocamız metinle yaşadığı sorunları metni bozarak değil de tarihsel bir yaklaşımla ya da Abdülkerim Suruş hocanın yaptığı gibi döneminin bir ürünü olarak ve ayetleri oluşturanın Hz.Muhammed olduğunu kabul ederek yorumlasa belki içine düştüğü bunalımdan daha kolay kurtulacak. Hem metin hocayı tatmin etmiyor hem de Allah sözü olması düşüncesinden kaynaklanan metnin hatasızlığı düşüncesini bir yere oturtamıyor.
Bence Hocanın kafası bayağı karışık, metindeki kelimelerin köklerine inerek bir şeyler bulmaya çalışıyor ve anlamı bozduğunu fark edemiyor.
Olan da kafası karışan Müslümanlara oluyor. Alimlerin bir kısmı yıllarca ayeti “dövün” diye çevirmiş ve bu anlayışı Kur’anın doğru ifadesi diye Müslümanlara öğretmiş.. Şimdi de “eskiler yanlış anlamış, Kur’an’a dönün, biz doğrusunu öğretiyoruz” diyen hocalar eski yorumu doğru bilenleri Kur’an’dan uzak kalmakla suçluyorlar.
Yıllarca sağa yatırarak Müslümanları uyutan alimlerimiz şimdi de yeni hocaların eliyle sola yatırılarak uyutuluyor. Sonuçta Müslümanlar hep uyuyor, biraz sağa biraz sola…
Yazan: deniz Tarih: February 13, 2010 9:19 PM
Deniz Hanim dedi ki:
"ayetleri oluşturanın Hz.Muhammed olduğunu kabul ederek"
Allah Kitabinda hicbir ayette:
"Ayetleri olusturan sensin Ey Muhammed, Allah ve onlari sana indiren Cebrail bir aksesuardan baska birsey degildir."
Ya da:
"Ayetleri pisirip olusturan sensin Ey Muhammed, biz sadece onlarin tastikcileriyiz, Deniz Hanim da olustursun begenirsek onlarida tastik ederiz."
Deniz Hanimcigim i$inize geldigi yerde Kur'an'dan ayetler sayip dokmekte hic kusur etmiyor baskalarnin bunlardan nasil saptigini diller dokerek gostermeye calisiyorsunuz. Simdi bize bir, birkac ayet getirip gosterir misiniz su soylediginizi onlara nasil uydurdugunuzu:
"ayetleri oluşturanın Hz.Muhammed olduğunu kabul ederek"
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 14, 2010 6:34 PM
Deniz Hanim dediniz ki:
"Abdülkerim Suruş hocanın yaptığı gibi döneminin bir ürünü olarak ve ayetleri oluşturanın Hz.Muhammed olduğunu kabul ederek yorumlasa belki içine düştüğü bunalımdan daha kolay kurtulacak."
Deniz Hanim bu tipik bir sekularo-fascist saptirmadir. Kur'an'da "ayetleri olusturan Muhammed"'dir diye bir ayet yok, bilakis bunun aksine ayetler var. Buna gore sizin onerdiginiz cozum suna benziyor:
"Siz Kitabin Allah kelami oldugunu inkar edin, yorumlamakta hicbir sorununuz kalmaz. Hatta yoruma falan gerek kalmaz, Sekularo-fascistler evrensel kurallar, bilimsel bulgular diyerek size bunlardan daha inanilirini sunar, yasalarini onlara dayandirip size ve diger SPEElere dayatir. Zaten siz asirlarca uyumussunuz, Eshab-i Kehf gibi bir saga, bir sola donerek, artik uyanin gorun o donem degisti simdi Sekularo-fascizm donemidir, bilimsellik donemi, evrensel kurallar donemidir.";->
Bu arada Deniz Hanim, "anlam kavrami" konusunda bir tek kitap bile okumamis oldugunuzu, bu konuda gunumuzun bilgisine sahip olmadiginizi size daha once hatirlatmistim, buna ragmen hala "anlam" uzerine oyle nutuklar cekiyorsunuz ki sormayin;->
Ha bakin bu arada elestirmeye calistiginiz kisilerin de bu konuda sizinkinden fazla bilgisi olmadiginin hakkini vereyim ki Geyik Muhabbetinize, ya da birbirinize ninniler soylemeye kaldiginiz yerden devam edin;->
Demek istedigim siz de ayakta uyuyorsunuz;->
Ama beni dinlerseniz, bilmediginiz konularda soz sarfetmeyin, bilmeden gunaha girersiniz, diger bilmeyenleri de sapitir bir de ustelik onlarin da gunahina ortak olursunuz. Madem ki bu konu ilginizi cekiyor, cok cazip bir konu, donup, dolasip oraya geliyorsunuz, bu kunuda ciddi calisma yapin ki herkese faydaniz olsun.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 15, 2010 5:38 AM
garnd senyor,
biz vahye farklı yerden bakıyoruz, anlaşmamız mümkün değil ama olsun bu farklılık da güzel, benim sizle bir sorunum yok..:)
"Ayetleri olusturan sensin Ey Muhammed, Allah ve onlari sana indiren Cebrail bir aksesuardan baska birsey degildir." G.S
ben cebrail diye gökten tanrının yanına gidip ayetleri alıp sonra kanatlarıyla 50 bin yıllık mesafeyi bir anda katedip Hz.peygambere haber getiren bir Cebrail olduğuna inansam bu tezimi ortaya koymazdım herhalde. İhsan eliaçık hocayla bu konuda anlaşıyoruz. cebrail,mikail, azrail diye bilinen meleklerin Allah'ın farklı fonksiyonlarını anlatmak için kullanılan kelimeler olduğunu söylüyor.
http://ihsaneliacik.wordpress.com/2009/03/16/gayb-nedir-ne-degildir-2/
Deniz Hanimcigim i$inize geldigi yerde Kur'an'dan ayetler sayip dokmekte hic kusur etmiyor baskalarnin bunlardan nasil saptigini diller dokerek gostermeye calisiyorsunuz. G.S
benim Kur'an'ı, içinde hiç hata olmayan kıyamete kadar geçerli yanılmaz tanrı sözü olarak görmeyişim kur'an'la bağım olmadığı anlamında anlaşılmasın. ben Mesneviyi okuyup feyz alıyorsam Kur'an'ı okumaktan bin kat daha feyz alırım, çünkü hz.Muhammed'in Allah'a yakınlığı Mevlana ile kıyaslanamaz bile. Hz.mevlana maneviyatta Hz.Muhammed'in öğrencisi olur ancak.
Simdi bize bir, birkac ayet getirip gosterir misiniz su soylediginizi onlara nasil uydurdugunuzu:..G.S
burada neden bu kadar saçmalama ihtiyacı hissettin bilemiyorum, çünkü ben hiçbir zaman peygamberlik iddia etmedim.
Deniz Hanim bu tipik bir sekularo-fascist saptirmadir. Kur'an'da "ayetleri olusturan Muhammed"'dir diye bir ayet yok, bilakis bunun aksine ayetler var. G.S
Kur'an'da Hz.Muhammed Allah ile olan ilişkisini insanlara teşhis sanatıyla anlatıyor yani Allah'ı konuşturarak. Ayetleri hz.muhammed şairlerin yaptığı gibi heva ve hevesinden oluşturmuyor, allah ile olan yakınlığından kalbine doğan manaları yorumluyor, hz.muhammed'in ayetleri oluşturması sözüyle Allah'ı devre dışı bırakmıyorum. ben bunu böyle anladığımı defalarca söylememe rağmen siz saptırmak isteyebilirsiniz ama benim yazılarım ortada..siz anlamıyorsanız ben ne yapayım?
ayrıca Hz.muhammed Kur'an'da Allah'ı konuşturmadan da oluşturduğu ayetler var. Bunu açık açık söylemiş zaten, benim iddiam değil ki, Kur'an 'da var bu.
Hud suresinin ilk ayetleri,
1-2)..Elif-Ram-Ra..Bu,Allahtan başkasına ibadet etmemeniz için ayetleri sağlamlaştırılıp sonrada açıklanan bir kitaptır..Şüphesiz ben O'nun tarafından sizin için gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım..
Zariyat suresi 50-51. ayetlere bakalım,
50..O halde Allah'a koşun..Şüphesiz ben O'nun katından gelmiş açık bir uyarıcıyım..
51...Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin..Şüphesiz ben O'nun tarafından gelmiş açık bir uyarıcıyım..
bu ayetlerde Allah dedi ki, de ki girişi yok, direk Peygamber kendisi konuşuyor, bunu da Kur'an'a almaktan çekinmemiş, belki yıllarca biz onu anlamadık, o kendini anlatmış aslında.
Bir de şu SPEE'lerden falan ikide bir bahsediyorsun ya, yazılarının akıcılığını düşürüyorsun..bu tarz kelimeleri yazınca çok entel falan mı olduğunu sanıyorsun, hiç yakışmıyor bence, rahatsız edici.
---------------------------------------------------
Sekularo-fascistler evrensel kurallar, bilimsel bulgular diyerek size bunlardan daha inanilirini sunar, yasalarini onlara dayandirip size ve diger SPEElere dayatir. Zaten siz asirlarca uyumussunuz, Eshab-i Kehf gibi bir saga, bir sola donerek, artik uyanin gorun o donem degisti simdi Sekularo-fascizm donemidir, bilimsellik donemi, evrensel kurallar donemidir.";->
----------------------------------------
sen benim fikirlerimi, duruşumu pek anlayamadım, eskiden de tanışmıyoruz galiba, o yüzden bana böyle tuhaf şeyler söylemeni normal karşılıyorum.
kime neyi dayatacağım ben?..ben türkiye'de ezilen, dışlanan, ötekileştirilenlerin safındayım, iğneyi kendimize batırıyorum sadece..hep beraber uyutuluyoruz ya da uyuyoruz anlamında kullanıyorum.
bilimsellikten ve evrensellikten bu kadar korkma bence..kutsal kitaplar dünyanın sabit durduğunu, düz olduğunu falan söylerken bizi aydınlatan bilim adamları oldu, köleliğin insan haklarına aykırı olduğunu söyleyen de evrensel hukuk olmuştur, bunu en son kabul eden İslam dünyası olmuştur, o da baskılarla.
insan aklı da tanrının ayetlerindendir. onun evrene ve kendine karşı yaptığı keşifleri küçümsemeyin. tanrı işi dinlerle görmek isteseydi hz.muhammed'de noktayı koymazdı, son din olması bundan sonra akıl çağının geleceğinin işaretiydi zaten. çünkü dinlerin şeriatları dünyadaki değişim ve dönüşüm süreçlerine yenik düşmüştür. evrensel olan ahlak ilkeleri ve ibadet ritüelleridir. ama hukuk kuralları eskimiştir.
Ama beni dinlerseniz, bilmediginiz konularda soz sarfetmeyin, bilmeden gunaha girersiniz, diger bilmeyenleri de sapitir bir de ustelik onlarin da gunahina ortak olursunuz.G.S
bu sözleri size hiç yakıştıramadım, o kadar felsefe lafı edip konuyu böyle bağladınız ya sizin adınıza üzüldüm. insanların düşünmelerini günah kavramıyla baskılamaya çalışmak..düşünmeyin, sorgulamayın günaha girersiniz, tabi ya atalarımın dinini taklid edip cennete girmek varken değil mi?
benim yazımı okuyup size göre sapacak olanlar varsa (ki o nasıl bir şeyse) o insanlar zaten hiç inanmamışlar demektir. farklı düşünceler karşısında inancını değiştiren insanın zaten şüpheleri var demektir, sapıyorsa bırakın sapsın..belki saptığı o yol kendisine daha çok huzur getirir..sizin doğru yolda olduğunuzun garantisi nedir?..milyarlarca insan kendi dininin hak yol olduğuna inanıyor, senin inancının onlardan farkı ne?
günah, sevap, ceza, cehennem, azap...ben bunlarla tehdit edilebilecek biri miyim sence..:)
Yazan: deniz Tarih: February 15, 2010 2:29 PM
Deniz hanim yazdi:
"Allah'ın farklı fonksiyonlarını anlatmak için kullanılan kelimeler olduğunu söylüyor."
eli degmisken yeni bir Kur'an getirseydi bize;->
dediniz:
"tanrı sözü olarak görmeyişim"
bunu hangi habere, bilgiye dayandiriyorsunuz?
dediniz:
" Kur'an'ı okumaktan bin kat daha feyz alırım"
ama bu arada onda gecen bircok apacik ayetlere pek onem vermediginiz icin, onlar soylenmemis gibi, onlari duymazliktan gelip soyle diyebilirsiniz:
"tanrı sözü olarak görmeyişim"
dediniz ki:
"bu ayetlerde Allah dedi ki, de ki girişi yok, direk Peygamber kendisi konuşuyor, bunu da Kur'an'a almaktan çekinmemiş, belki yıllarca biz onu anlamadık, o kendini anlatmış aslında."
bu sizin yorumunuz, bu ayetler "hadis" degildir, kaldi ki Kur'an'in Allah'in Elcisinin icadi olmadigina dair bircok ayet vardir. Yani siz bu gectiginiz ayetlere bakarak "Kur'an'i Elcisi bestelemistir" diyemezsiniz.
Dediniz ki:
"Kur'an'da Hz.Muhammed Allah ile olan ilişkisini insanlara teşhis sanatıyla anlatıyor yani Allah'ı konuşturarak"
Kur'an'da oyle demiyor, siz bunlari hangi ayetlere dayanarak soyliyebiliyorsunuz?
Dediniz ki:
"bu ayetlerde Allah dedi ki, de ki girişi yok, direk Peygamber kendisi konuşuyor, bunu da Kur'an'a almaktan çekinmemiş, belki yıllarca biz onu anlamadık, o kendini anlatmış aslında."
bunlar da sizin yarumunuz, Kur'an'daki diger apacik ayetlerle bagdasmiyor. O apcaik ayetlerde Kur'an'in Elcisinin uydurmasi/icadi oldugu soylenmiyor, aksi soyleniyor.
dediniz ki:
"kime neyi dayatacağım ben?..ben türkiye'de ezilen, dışlanan, ötekileştirilenlerin safındayım, iğneyi kendimize batırıyorum sadece..hep beraber uyutuluyoruz ya da uyuyoruz anlamında kullanıyorum."
buna karsilik Sevim Hanima bir cevap vermistim onu okuyun hic de masum, ezilen safinda olmadiginizi, bilakis "korkunc" oldugunuz anlayin artik.
"bilimsellikten ve evrensellikten bu kadar korkma bence..kutsal kitaplar dünyanın sabit durduğunu, düz olduğunu falan söylerken bizi aydınlatan bilim adamları oldu, köleliğin insan haklarına aykırı olduğunu söyleyen de evrensel hukuk olmuştur, bunu en son kabul eden İslam dünyası olmuştur, o da baskılarla."
ah..ah..bir sekularo-fascistler olarak bilimsellik, evrensellik tasliyarak onunuze gelen SPEE'ye yasalarinizi dayatma hakkini kendinizde gormeseniz, onlarin YASAMA hakkini engellemeseniz tadiniza doyum olmayacak.
dediniz ki:
"insan aklı da tanrının ayetlerindendir. onun evrene ve kendine karşı yaptığı keşifleri küçümsemeyin. tanrı işi dinlerle görmek isteseydi hz.muhammed'de noktayı koymazdı, son din olması bundan sonra akıl çağının geleceğinin işaretiydi zaten. çünkü dinlerin şeriatları dünyadaki değişim ve dönüşüm süreçlerine yenik düşmüştür. evrensel olan ahlak ilkeleri ve ibadet ritüelleridir. ama hukuk kuralları eskimiştir."
"akletme" konusundaki ayetleri Deniz Hanim'a verdigim cevapta gectim, burada sizin "akl" konusunda soylediklerinizle onlari karsilastirin belki nerede oldugunuzu gorursunuz.
dediniz:
"bu sözleri size hiç yakıştıramadım, o kadar felsefe lafı edip konuyu böyle bağladınız ya sizin adınıza üzüldüm. insanların düşünmelerini günah kavramıyla baskılamaya çalışmak..düşünmeyin, sorgulamayın günaha girersiniz, tabi ya atalarımın dinini taklid edip cennete girmek varken değil mi?"
alakasi yok, ben sizi bilgi edinmeye tesvik ediyorum, cehaletten kurtulmaya tesvik ediyorum, bunu da cok iyi bildigime, sizin bildiklerimi bilmediginizi de bildigime dayanarak soyluyorum. Acikca diyorum ki "Bilmiyorsunuz, hata ediyorsunuz, hatalarinizla bilmeyenlerin lisanini karistiriyorsunuz". Bana inanmiyorsaniz gidin bir bilene sorup durumunuzu gozden gecirin.
dediniz ki:
"belki saptığı o yol kendisine daha çok huzur getirir.."
belki de digerlerine bol, bol olum ve zulum getirir;->>
Deniz hanim zan pesinde kosmayin, bilgi edinin, cehaletten kurtulmaya bakin, "cehalet belki insana huzur getirir" gibi sacmalamayin;->
dediniz ki:
"milyarlarca insan kendi dininin hak yol olduğuna inanıyor, senin inancının onlardan farkı ne?"
ben "din" deyince ne demek istedigimi acikca burada tezgaha serdim, "inanc" henuz sergilemedim.
dediniz:
"günah, sevap, ceza, cehennem, azap...ben bunlarla tehdit edilebilecek biri miyim sence..:)"
Allah'a sorun, ben sadece O'nun dediklerini hatirlattim. Ama size gore bunlari O soylemis olamaz, soylemisse bile bir donemde soylemistir, o donem gecti simdi Sekularo-fascizm donemindeyiz, cehaletin huzur ve muttluluk bile getirebildigi bir donemde.
son olarak dediniz ki:
"sapıyorsa bırakın sapsın.."
birakamam, dilim el vermiyor.
Rahmetli Annem bu dediginiz duysa derdi ki:
"Insanlik o"ldumu?"
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 15, 2010 8:58 PM
Deniz Hanim dediniz ki:
"bilimsellikten ve evrensellikten bu kadar korkma bence..kutsal kitaplar dünyanın sabit durduğunu, düz olduğunu falan söylerken bizi aydınlatan bilim adamları oldu, köleliğin insan haklarına aykırı olduğunu söyleyen de evrensel hukuk olmuştur, bunu en son kabul eden İslam dünyası olmuştur, o da baskılarla."
Tamam verin oylarinizi evrensel-tekyasalci sekularo-fascistlere, bakin koleleri kolelikten onlar kurtarmismis;->>
"Islam Dunyasi"??!
Sekularo-fascistlerin tek-yasal saltanatinin hukum surdugu dunyada nerde bu "Islam Dunyasi"?
Lutfen isim vermeden once anayasalarini okuyun.
Evrensel Yasalar geregi kolelik kaldirilmis??!
Fakat bir de bakiyorsunuz ki ne bakin; megerse kaldirilan (hani sizin uzerinde uzun, uzun nutuklar cektiginiz) "donemini doldurmus, donemi gecmis" artik pek is gormeyen demode "ilkel kolelik". Fakat onun yerine modern silahlar ve teknolojiyle donanmis cok daha etkin "kitlesel kolelik" yerlestirilmis, saat gibi tikir, tikir i$liyor. SPEElerin (hani sizin yazilarimda gordukce sinir oldugunuz SPEElerin) yasama haklarini inkar ederek topluca kolelestirilmelerine, yok edilmelerine zemin olusturacak evrensel/bilimsel sifatlarla bezenmis yasalar icat edilmis. Bu evrensel yasalar petrol/dogalgaz/kadin-haklari gibi bahanelerle umulmadik kitle-yokedici silahlarin golgesinde kitlelere zorla dayatilmis. Artik durum oyle hale gelmis ki Di$i$leri Bakanligi'ni biraz daha zorlasaniz soyle diyecek:
"Yurttaslarim! Sekularo-fascist Yasalarin hukum surdugu gunumuz dunyasinda hangimiz kole degiliz ki? Fakat biz bunu boyle ifade etmiyoruz, artik biz buna kolelik demiyoruz, sirin gorunsun diye "bagimlilik" diyoruz. Hepimiz iste bu evrensel/bilimsel yasalara/yasalarla bagimliyiz. Eskidendi o SPEEsel YASAL bagimsizlik donemi. Unutun artik siz o gunleri, donem, devran degisti. Simdi donem sekularo-fascist evrensel yasalar saltanati donemidir. Onun icin siz simdi bu donemin sizlere bah$ettigi imkanlardan, ekonomik imkanlardan faydalanmaya bakin, acilip, sacilalim ki turizm gelirlerimiz artsin degil mi? Saltanatin bize bahsettigi ekonomik guc bagimsizligimizin gostergesi, bagimliligimizin en verimli meyvasi degilmidir? Artik G.Orwell'in Hayvanlar Cifligi'ndeki domuzlarla insanlarin birbirine karistigi gibi gunumuzde bagimlilikla bagimsizlik da birbirine karismis bulunuyor - kafaniz karismasin. Bu duruma biz bagimlilik icinde bagimsizlik diyerek eski kolelik gunlerinin ozlemini duymadan zevkini cikarabiliriz. Hepinizi bu vesileyle saygi ile selamlarim, sevgili yurttaslarim."
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 16, 2010 12:58 AM
Deniz Hanim, bakin su apacik ayetler duruken nasil olur da yorumlara dayanarak "ayetleri oluşturanın Hz.Muhammed olduğunu" soyliyebiliyorsunuz?
dediniz ki:
"bu ayetlerde Allah dedi ki, de ki girişi yok, direk Peygamber kendisi konuşuyor"
asagidaki acik ayetleri goz onunde tutarak bu ayetlerin Peygamber tarafindan uyduruldugunu one suremezsiniz, burada sundan fazlasini soyliyebilecek bir dayanaginiz, Kur'an'dan bir ayet yok: bu ayetler de Allah tarafindan oyle vahyedilmistir, oyle kayda gecmistir.
010.038. Senin icin, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianizda samimi iseniz, Allah'tan baska
cagiribileceklerinizi de cagirin.
011.013. Senin icin: "Onu uydurdu" diyorlar, oyle mi? De ki: "Oyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianizda samimi iseniz, Allah'tan baska cagirabilecekelerinizi de cagirin."
011.035. Sana "Kuran'i kendiliginden uydurdu" derler, de ki: "Uydurdumsa sucu bana aittir; oysa ben sizin islediginiz gunahlardan uzagim." *
032.003. "Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, oyle mi? Hayir; O, senden once peygamber gonderilmemis olan bir milleti uyarman icin sana Rabbinden gelen bir gercektir. Belki artik dogru yolu bulurlar.
046.008. Veya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eger onu uydurdumsa, beni Allah'a karsi hicbir sekilde
savunmazsiniz; O, Kuran icin yaptiginiz taskinliklari daha iyi bilir. Benimle sizin aranizda sahit olarak O yeter. O, bagislayandir, merhamet edendir.
052.033. Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar oyle mi? Hayir, inanmiyorlar.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 16, 2010 9:43 AM
grand senyor bakıyorum hızını alamamışsın, dolup dolup taşmışsın.:)
teşekkürler cevapların için de benim korkunç olduğumu düşünmene güldüm biraz :)
sen benim farklı düşünmemi, Kur2an'a farklı yaklaşmamı neden korkunçluk olarak yorumluyorsun, ben kendi inancımı anlatıyorum, kendimi ifade ediyorum, kimseye baskı yapmıyorum, benim gibi düşünün düşünmezseniz günahkar olursunuz demiyorum ki..aksine siz beni baskı altına almaya çalışıyorsunuz, böyle şeyler yazmayın insanları saptırısınız, günaha girersiniz falan..
siz benim inancıma saygı duymuyorsunuz, ben Kur'anı sizin anladığınız gibi anlamak zorunda değilim. ayetlerin zahiri anlamlarına değil batıni anlamlarına bakmaya çalışırım ben, batınilik önemli benim için. benim inancımı yanlış bulabilirsin ama beni boğmaya çalışman hata..
Tanrı buyurdu ki diye ne kadar söz varsa yeryüzünde bu sözler, sözleri insanlara ileten kişilerin manevi tecrübesinin ürünüdür. mistisizmle uğraşanlarında böyle çok ayetleri vardır. Tanrı bir tek Kur'an'da konuşturulmuyor,i bu ezoterik bir teknik. mistikler tanrı ile olan ilişkilerini bu şekilde anlatırlar, hz.Muhammed'de bir mistiktir.
siz Kur'an'daki ayetlerin zahirindeki anlama kaptırıyorsunuz kendinizi, ben kaptırmıyorum, aramızda böyle bir fark var.
hz.Muhammed Allah ile yakınlık kurmuş büyük bir velidir aslında. halkın anlayacağı şekliyle evliyalık mertebesindedir. nebiliği evliyalığından kaynaklanıyor. veliler allah ile olan ilişkilerini, yakınlıklarını bu şekilde anlatırlar, Allah şöyle buyurdu falan gibi, hz.muhammed piramitin zirvesine çıkmış birisi olduğu için elbette bu kadar iddialı olacak vebu sözlerin benzerini getiremezsini diyecek. bu ayetlerin benzerinin getirilememesi demek Hz.muhammed'in mertebesine çıkılamayacağını, o mertebenin büyüklüğünü anlatmak demektir.
batıni yorumu böyle, ben buna inanıyorum.
sizinle nasıl anlaşalım?..benim inandığım allah, peygamber, melek, vahiy sizin inandığınızla aynı değil ki..
birbirimizi anlayamayız, inanç farklılıklarımıza saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok..siz beni korkutmayın ben de sizi..:)
saygılar, sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: February 17, 2010 3:38 PM
Deniz Hanim dediniz ki:
"sen benim farklı düşünmemi, Kur2an'a farklı yaklaşmamı neden korkunçluk olarak yorumluyorsun,"
benim sizi korkunc bulmamin nedeni Kur'an'in ayetlerini "anlam" kavrami konusunda hicbir bilginiz olmadan yorumlamaya calisiyor olmanizda falan degil.
bakin ne demisim:
"buna karsilik Sevim Hanima bir cevap vermistim onu okuyun hic de masum, ezilen safinda olmadiginizi, bilakis "korkunc" oldugunuz anlayin artik."
simdi zahmet edip Sevim Hanima cevap olarak yazilan bu yaziyi okumadan dalmissiniz makyaj yaparak korkunclugunuzu ort-bas etmeye;-)
Deniz Hanim:
"hz.muhammed piramitin zirvesine çıkmış birisi olduğu için elbette bu kadar iddialı olacak vebu sözlerin benzerini getiremezsini diyecek"
diyerek yalan soylemeyin, Allah'a ve Peygamber'ine iftira etmeyin su, ayetleri vahyeden Allah, Muhammed degil. Bu arada siz "vahiy"'le "ilham"'i da birbirine karistiriyorsunuz.
"010.038. Senin icin, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianizda samimi iseniz, Allah'tan baska
cagiribileceklerinizi de cagirin.
011.013. Senin icin: "Onu uydurdu" diyorlar, oyle mi? De ki: "Oyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianizda samimi iseniz, Allah'tan baska cagirabilecekelerinizi de cagirin."
011.035. Sana "Kuran'i kendiliginden uydurdu" derler, de ki: "Uydurdumsa sucu bana aittir; oysa ben sizin islediginiz gunahlardan uzagim." *
032.003. "Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, oyle mi? Hayir; O, senden once peygamber gonderilmemis olan bir ulusu uyarman icin sana Rabbinden gelen bir gercektir. Belki artik dogru yolu bulurlar.
046.008. Veya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eger onu uydurdumsa, beni Allah'a karsi hicbir sekilde
savunmazsiniz; O, Kuran icin yaptiginiz taskinliklari daha iyi bilir. Benimle sizin aranizda sahit olarak O yeter. O, bagislayandir, merhamet edendir.
052.033. Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar oyle mi? Hayir, inanmiyorlar."
Deniz Hanim, artik gerceginizi olsun inkar etmeyin.
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 17, 2010 8:07 PM