« İyi Bir Yazı: Neden Millet Olamadık? | Ana Sayfa | TV’de Tartışma: İslam, Sosyalizm ve Kapitalizm »

January 18, 2010

Mutluluk Şeriatı

[18 Ocak 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Yıllar önce “Nasıl Mutlu Olunmaz” diye bir yazı yazmış ve bir yerinde şöyle demiştim:

“Tarih boyunca kendilerini en mutlu hissetmiş olan insanlar; almak yerine vermeyi, bencilik yerine fedakarlığı ve madde yerine anlamı tercih edenlerdir.”

Dünkü New York Times gazetesinde okuduğum Nicholas Kristof imzalı köşe yazısı ise, “tarih boyunca” geçerli olan bu mutluluk sırrının bugün de işlediğini anlatıyordu.

Kristof, iki farklı Amerikalı’nın durumunu kıyaslayarak konuya girmiş.

İlki, Florida’daki havuzlu ve görkemli bir evde yaşayan 36 yaşındaki Richard. İyi para kazanan Richard, sağlıklı ve yakışıklı bir beyaz. Bir sürü güzel ve gösterişli sevgilisi olmuş. Tatillerini egzotik memleketlerde geçiriyor, “seçkin” mekanların ve hobilerin tadını çıkarıyor, kısacası gününü gün ediyor.

İkinci Amerikalı ise, Boston’daki mütevazi bir evde yaşayan, fazla kilolu, hiç çekici olmayan, ve dahası böbrek hastalığı nedeniyle sık sık diyaliz makinesine giren Lorna adlı bir siyahi kadın. 64 yaşındaki Lorna, epey dindar. Bizdeki “zekât”ın Yahudi-Hıristiyan geleneğindeki karşılığı olan “ondalığını” düzenli olarak ödüyor, yani gelirinin onda birini yoksullara veriyor. Kilisesi aracılığıyla da bir sürü hayır işi yapıyor. En son, mesela, Haiti’deki depremin mağdurları için yardım toplamışlar.

Bu iki örneği veren Kristof şöyle diyor:

“Eğer bu insanlardan biriyle yer değiştirme şansımız olsaydı, muhtemelen çoğumuz Richard’ın hayatını tercih ederdik. Oysa büyük olasılıkla Lorna ondan daha mutlu.”

Kristof, bu örneği Amerikalı psikolog Jonathan Haidt’in “Mutluluk Hipotezi” adlı kitabından almış. Hangi insanların kendilerini daha mutlu hissettiklerini araştıran bu profesör, Richard ve Lorna gibi daha nice vak’aya baktıktan sonra şu sonuca varmış:

“Zenginlik ve mesleki başarı üzerine odaklanan insanlar; hayır işlerine, din ve maneviyata, aileye ve dostlara odaklananlara göre genelde daha az mutlu.”

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün aynı konuda yürüttüğü kapsamlı bir araştırmadan da özetle şöyle bir sonuç çıkmış: “İnsanoğlu, sanki fedakâr olmaya programlanmış gibi... Hayır yapmak, iyi hissettiriyor.”


Hazcılık mı, ahlâkilik mi?

Benim bu sonuçtan çıkardığım iki ders var.

Birincisi, bu “fedakâr olmaya programlanma” durumunun, ilahi dinlerin mesajına ne kadar uygun düştüğü. Kur’an-ı Kerim, insanları dine çağırırken, bunun zaten onların “fıtratına” (yaradılışına) uygun olduğunu söyler ki, fedakârlık emreden “şeriat” ile ancak fedakârlıkla mutlu olabilen insani “tabiat” arasındaki paralellik, epey anlamlı.

İkincisi ise, üstteki örnekte bahsedilen Richard’ınkine benzer renkli bir hayata kavuşmak için yanıp-tutuşan Türklerin trajedisi.

Evet, açık konuşalım, “Sex and the City” gibi Amerikan dizilerindeki renkli hayatlara özenip duran, oradaki gibi bir yaşam biçimine ve standardına ulaşınca başının göğe ereceğine inanan milyonlar var Türkiye’de.

Bunun neden boş bir hayal olduğunu, yıllar önce, ellili yaşlardaki bir New Yorkluyla konuşurken anlamıştım. Alabildiğine zengin, güzel ve “üst sınıf” bir kadındı, ama Afrikalı aç çocuklara yardım işine adamıştı kendini. “Neden buna yöneldiniz” diye sordum, şu cevabı aldım:

“Her şeyi gördüm, her şeyi yaptım. Sonunda anladım ki en büyük mutluluk doğru bir şeyler yapmakta.”

İşte, trajik olan bu: “Her şeyi gördüm, her şeyi yaptım” diyen bir Amerikalı sonuçta mutluluğu hazcılık yerine ahlâkilikte bulabiliyor.

Bizim burada ise, “her şeyi göreceğim, her şeyi yapacağım” diye hırsla kıvranan, bu arada da her türlü ahlaki değeri çöpe atan özenti bir Türk, bir serap peşinde harcayabiliyor hayatını.

Ne hazin…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 18, 2010 10:29 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey demiş ki: "fedakârlık emreden “şeriat” ile ancak fedakârlıkla mutlu olabilen insani “tabiat” arasındaki paralellik, epey anlamlı.."

Hayır, sizin yazdığınız bağlamda şeriat ile 'verici' insani tabiat arasında ne paralellik var ne de anlamlı..Fedakarlık emreden şeriat insanın kendi kurtuluşu içindir; yani amaç, kendine sonsuz yaşamda bir yer kapabilmektir. Dolayısı ile egosentriktir. Yukarıda eleştirdikleriniz dünya malı için çırpınırken, dindar bu dünyayı geçici, diğerini kalıcı addettiğinden, öbür dünya nimetleri için çalışır. Arada fark yoktur.

İnsani 'tabiat'a gelince, biraz Darwin'e kulak verin. (yargılamayın :)) İnsan 'doğası icabı' fedakar olmaz. Bu onun başkası lehine hayattan çekilmesi anlamına gelir. Evet, gene de dünyada fedakarlık var ve bu iyi bir şey ancak nedenleri inceleniyor. Bir sonuca ulaşılamadı. İnsan 'doğası icabı' fedakar olsaydı, yasaya ne gerek vardı ki? Şeriat olmadan da toplumlar kaosa düşmez, kozmosu gerçekleştirebilirlerdi.

Yazan: nilgün Tarih: January 18, 2010 12:01 PM

Ruhani ve gerçek mutluluk kavramı üzerine düşündürücü bir yazı.

Dünyevi anlamda hiçbir eksiklik hissetmeden ömür geçiren bir sürü insan var. Bu insanların bazılarının dünyadaki ömürlerini tamamen mutlu geçirdikleri de söylenebilir. Yani, "bu dünyada her şeyim var, her şeyi yaşadım, ama mutlu olamadım" sözleri ile özetlenen bir anlayış herkes için geçerli olmayabilir. Bazı insanlar da var ki hem "her şey"e sahipler ve "her şey" i yaşıyorlar, hem de mutlu oluyorlar. Tüm hayatları boyunca, doğru düzgün bir sıkıntı dahi yaşamadan dünyevi yaşamlarını tamamlıyorlar. Hedonizm ve nihilizmden taviz verme gereğini duymadan.

Fakat, dünyadan sonra da yaşama inanıyorsanız, ruhani ve ebedi mutluluk kavramlarını sorgulamak gerekiyor. Sayın Akyol'un yazısında bahsettiği "her şey" i yaşayıp, belli bir yaştan sonra kendini hayır işlerine adayan kadın örneğinde böyle bir sorgulama görüyoruz galiba.

Yazan: Arık Buğra Tarih: January 19, 2010 9:38 AM

Arık Buğra: Cennet bir mutlak 'hedonizm' mekanı değil midir?

Mustafa Bey'e eleştiri olarak şunu da ekleyeyim. Diyor ki, Kuran'a göre İslam dini insan fıtratına uygunmuş. O halde niçin Peygamber insanların bu dine (şeriata)uymalarını sağlayabilmek için ÇİFTE CEZA koydu? Bir dünyevi kanun, bir de cehennem ateşi! Demek ki, pek te 'fıtratlarına uygun' değilmiş.

Sizin gibi beyinlerin onca basit çelişkiyi sorgulamamanız beni hayretten hayrete düşürüyor!

Yazan: nilgün Tarih: January 19, 2010 10:56 AM

mustafa Beyde aşk,sevgi falan deyip bizi yavaş yavaş şeriata alıştırmaya çalışıyor galiba..:)

bu hikayede Richard'ı Mustafa akyol'a benzettim yaşam şekli açısından,ama aradaki fark Mustafa Bey hayatından memnun,maneviyatı da eklemiş bu rahat,süslü yaşamına..

belki de dikkat çekmemek için maneviyatı karıştırıyor,standartların üstünde yaşadığı için seslendiği kitleye karşı çekiniyor belkide..

Yazan: kartal Tarih: January 19, 2010 2:52 PM

Doğru tespitler. Ancak bu noktaya varabilmek için bu örneklerede gerek olmadığını düşünüyorum. "Durduğumuz yerin" farkına varmak yeterli..

Türk insanının bu hazin davranışının altındada Batılılaşmayı/Moderneşmeyi aramak gerekiyor.

Nilgün,

Fıtratla, sözümona "çifte ceza" arasında bağlantı kurmanız pekte anlamlı değil.

"çifte ceza" olarak adlandırdığınız durumun, dünyevi yönü kişiyi tövbeye götürüp ahirette ki cezadan kurtulmasına yönelik olabilir mi sizce? Adına çelişki dediğiniz bu durumun önyargı duvarlarınız arasında tutarak anlamaya çalışmak yerine, işe duvarlarınızı yıkmakla başlayın...

Yazan: Fkdmr Tarih: January 19, 2010 4:02 PM

Sorgulamak ezberi bozmaktır zaten, yani
ön-yargı duvarını yıkmak.

Fkdmr'e göre insana tövbe etmesi için dünyevi ceza veriliyor. Örneğin, insan bir büyük günah işliyor. İdam edilirken tövbe ediyor ve bu yolla ahiret cezasından kurtulduğu için cennetle mükafatlandırılıyor. Böyle idam dostlar başına!

Diğer yandan, şeriat insan fıtratına uygunsa, tövbe etmeğe gerek olması için insanın fıtratına aykırı yaşaması gerekir. İnsan neden ezici bir çoğunluk olarak fıtratına uygun değil de aykırı yaşıyor sizce?


Yazan: nilgün Tarih: January 19, 2010 5:48 PM

Önce bir yanlışı düzelterek başlasak diyorum.
" Sizin gibi beyinlerin onca basit çelişkiyi sorgulamamanız beni hayretten hayrete düşürüyor!"suçlaması; zannnediyorum muhatabımızdan istediğimiz ilkeyi önce kendimizin ihlal etmesinden kaynaklanıyor.Hadi Dünyevi cezayı tevil edebiliriz,ya uhrevi cezayı peygamber nasıl koyabilir?
Kendisinin dahi uymak zorunda olduğu bir kitabın aksine"Kendi nefsinden bir şey uydursa onun şah damarını kopartırız"tehdidine rağmen!
Hele "mustafa Beyde aşk,sevgi falan deyip bizi yavaş yavaş şeriata alıştırmaya çalışıyor galiba..:)"ifadesi şeriat kavramının dahi ne şeriatı savunan ne de şeriat dendiğinden tüyleri diken diken olan zevat tarafından sorgulanmadığının acı bir gerçeğidir.
Örneğin, "Şeriat isterük"diye bir takım hukuksal taleplerini ortaya döken gayrimüslümler tarihin bir döneminde neyi anlatmak istemişlerdir.
Bir şeye inanmamak ile,inanmadığın o şey hakkında gerekli bilgiye sahip olmak bambaşkadır.
Ancak Mustafa beyin anlatmak istediği zannediyorum daha farklı.Klasik ortodoks'i islam Kur'anı adeta asprin gibi kullanmakta,yani; tahrif edilmemiş bir metnin elimizde olması,bizi hayatın her alanında mutlu etmezken,geçmiş vahyin izleyicileri tahrif edilmiş bir metnin müntesibi olsalarda,aslında islamın önerdiği mutluluğu bizden daha çabuk yakalamaktalar.Rejimleriyle,yoksulluklarıyla,hiç te model olamıyan islam ülkeleri salt Kur'an gibi bir metne sahip olmaları sebebiyle Allahın değişmez yasaları karşısında onları imtiyazlı hale getirmemekte.
sonuç olarak Amerika gibi bir ülkede hazcılığın hertürlüsünü yaşamış olan bir kadının,elinde kuran olmadığı halde "FITRATEN" Doğru ve güzel işler yaparak mutlu olabildiği (zaten her insanın bu yeti ve istidatla islam olarak yaratıldığı) ancak sonradan insanın bu fıtratını
bozarak,insandan,beşere bir iniş yaşadığı,mahlukatın en şerefli konumundan en aşşşağılık konuma kendi eylemiyle çevrildiği bir vakıa dır.

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: January 19, 2010 5:55 PM

Nilgun Hanim dedi ki:
"İnsan 'doğası icabı' fedakar olsaydı, yasaya ne gerek vardı ki?"

Nilgun Hanim bence siz soyle demek istiyrsunuz:
"İnsan 'onu hayvandan ayri, insan olarak belirleyen yasalara gore' fedakar olsaydı, ilave yasaya/yasalara ne gerek vardı ki?"

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 19, 2010 11:32 PM

Nilgün, o hazlar, dünyevî hazları kaybeden müminlerin "altta kalmadıklarını" anlatmaya yöneliktir.

Zaten sanıldığının aksine, Kur'andaki cennet tasvirleri fazla ayrıntılı değildir. Hep genel ifadelerdirler.

Sonra, Allah aşkına, hangi hazcı insan bugünkü zevklerin cazibesinden kurtulup onyıllarca sonra gerçekleşecek, ancak ölünce gerçekleşek bir cennete "haz isteği" ile, "şehvet" ile, "iştah" ile bakar?

Hiç kimse böyle bir şey yapamaz. Şehvet çok daha yakın şeylere yönelik olur. Zaten içiniz müsterih olsun, müminlerin hiçbirinin cennete yönelik böyle bir şehvetleri yok. Onların bilhassa en iyi niyetli olanlarının amaçları sadece bu dünyada çok da fazla eziyet görmeden sevap kazanıp buradan kurtulabilmek.

Velhasıl, Cennet düşüncesi müminlere sadece tesellî veriyor, şehvet değil, arzu değil...

...

Sen buna İslam'ı anlamaya çalışmak diyorsun, öyle mi Nilgün Hanım?

Gerçi sen bunları kendi aklınla düşünmedin ki zaten. Saçmalığını sanırım yeterince ispatlamış bulunduğum bu bayat argümanı başka ateistlerden de duydum ben. Bu argüman, binlerce, milyonlarca ateistin tekrarlayıp da bir tanesinin bile üzerinde analitik bir şekilde, adam gibi düşünmediği berbat bir klişedir sadece.

Bu insanoğlu neden tefekkür etmesini, taakkul etmesini, tefakkuh etmesini sevmiyor, ey Allah'ım, ey merhametlilerin en merhametlisi?

...

Mustafa Bey, ya benim durumumu nasıl açıklarsınız o zaman?

Fazla bir meslekî başarı da istemiyorum, para da, ama mutsuzum!

Nedeni biliyorum aslında: Meslekî başarı ve para istemiyorum, ama etrafımda derinlikli ve analitik düşünüp konuşabilen bazı insanların var olmasını, anlaşabileceğim, lâf anlatabileceğim, düşünen insanların bulunmasını istiyorum.

Çok mu şey istiyorum?

Gerçi yazıda anlattıklarınıza katılıyorum, ama yine de bu yazı biraz eksik gibi bence, Mustafa Hocam. Mutsuzluğun çok başka nedenleri de olabiliyor, gördüğünüz gibi...

Yazan: Uğur Mustafa Dinç Tarih: January 20, 2010 4:48 AM

Sayın Nilgün,

Ben hangi tip beyinler kategorisine girmekteyim size göre? (Bu soruya cevap vermeniz mümkün değil, çünkü beni tanımıyorsunuz).

Ebedi ve ruhani mutluluk kavramı size çok mu uzak geliyor?

Cennet bir mutlak hedonizm mekanı değildir. Cennet kavramını bu tür nitelendirmelerle açıklamak bence yanlış olur. Onu maddeleştirir, basitleştirir. Gülen bir bebeğin yüzüne bakınca genellikle gülme gereksinimi duyulur. Bir anne, evladının okuldan mezun olduğu gün mutluluk gözyaşları dökebilir. Bir baba, yeni doğan evladı kucağına verildiğinde olumlu bir şeyler hisseder. Bu anlattıklarım normalde böyledir. Ve mutluluk kavramını açıklamak için yeterli değildir ama, mutluluk bir bütünse, o bütünün parçalarındandır. Cennet te bunlarla ilişkilendirilebilir belki. Lakin hedonist bir mekan asla değildir. Bu doğrultuda yapılan kimi tasvirler (huri konusu, altlarından ırmaklar akan ağaçlar, leziz içecekler) semboliktir. Cenneti hedonist mekan yapmaz.

İnsanları kategorize ederken çok aceleci olduğunuzu düşünüyorum. Bu sizi yanılgılara götürür. Gerçi burada düşüncelerini açıklayan çoğu yorumcuda var bu acelecilik.

Yazan: Arık Buğra Tarih: January 20, 2010 9:04 AM

Nilgun Hanim sordunuz:

"O halde niçin Peygamber insanların bu dine (şeriata)uymalarını sağlayabilmek için ÇİFTE CEZA koydu?"

Nilgun Hanim bendeniz "din" dendiginde su asagidaki kullanimlarla celismeyen, bunlar gibi bir kullanimi kolayca anliyorum ama sizin yukarida sordugunuzdan birsey anliyamiyorum.

Bakin asagidaki Kur'an'da "din"'le ilgili ayetler listesinde

"Peygamberler insanlarin dine uymalari icin cifte ceza koymu$tur"

diye bir ayet falan yok, siz bunu nereden uyduruyorsunuz? Size bu konuda yepyeni bir vahiy indigini iddia etmiyorsunuzdur, her halde;-)

Simdi bu asagidaki ayetlerden "din"'in apacik nasil kullanildigini anlamamis olmanizi, onun yerine kendi "din"'inize gore anlamadigimiz cumleler kurmanizi, ustelik bunu bize sanki Allah'in "din"'iymis gibi sunmaya kalkismanizi sizin gibi samimi ve akletme yetenegi olan birisine nasil yakistirabiliriz?

----------
Allah (chosen/ordained) for you the DIN
Allah (establish) for them their DIN
Allh said: I perfected DIN
I have chosen for you al-Islam as DIN
Allah send messenger with the DIN of truth that may cause it to
prevail over DIN
Allah said: people of scripture ! stress not in your DIN other than
the truth
would you teach Allah your DIN ?
the DIN (for/with/of) Allah
the DIN of truth
pure DIN is for Allah
making (their/my) DIN pure for Allah
keeping DIN pure for Allah
on the day of DIN the command is Allah's
establish the DIN
pharaoh said: Moses will alter your DIN
according to king's DIN
someone (follows/follows-your/slanders/may-seek-help-in-the-matter-
of/set-purpose-for-the-right/denies/becomes-a-renegate-from-
someone's) DIN
give the lie to someone about the DIN
(no-compulsio/no-hardship/to-gain-sound-knowledge/brothers/who-is-
better) in DIN
the day of DIN
have they partners made lawful for them in their DIN that which
Allah allowed not
DIN will happen
to war against someone on account of DIN
(they-are-in-dispair-of/they-will-fight-till-they-made-you-
renegates-from/they-assail) your DIN
people of scripture (exaggerate-in-their-DIN/and-disbelievers-make-
a-jest-and-sport-of-your-DIN)
they take their DIN for pastime and jest
(they-split-up/they-sunder) their DIN and become schimatics
their DIN had (deluded/beguiled) them
their partners make their DIN obscure for them
it deceived them regarding their DIN
if you are in doubt of my DIN

List of ayats where "DIN" occurs:

009.029, 001.003, 002.132, 002.193, 002.256, 003.019, 003.083,
004.046, 007.029, 008.039, 008.072, 009.011, 009.033, 009.036,
009.122, 010.023, 010.105, 012.040, 012.076, 015.035, 016.052,
022.078, 024.002, 026.082, 029.082, 029.065, 030.030, 030.043,
031.032, 033.005, 037.020, 038.079, 039.002, 039.003, 039.011,
040.014, 040.065, 042.013, 042.013, 042.021, 048.028, 051.006,
051.012, 056.056, 060.008, 060.009, 061.009, 070.026, 074.046,
082.009, 082.015, 082.017, 082.018, 082.019, 083.011, 095.077,
098.005, 107.001, 109.006, 110.002, 003.085, 004.125, 005.003,
002.217, 003.073, 004.171, 005.057, 005.077, 009.012, 040.026,
049.016, 005.054, 003.024, 004.146, 006.070, 006.138, 006.160,
007.051, 008.049, 024.025, 024.055, 030.032, 010.105, 039.014
-----------------

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 20, 2010 11:49 AM

iylik yada kotuluk eksenli bazi degerlerin insanin fitratinda olduguna inaniyorum,fakat fitratimizda olmasi onu birtakim kuralarla sekillendirmeyecegimiz anlamina gelmiyor. Yazida gercek mutluluk icin almak yerine vermeyi,bencillik yerine fedakarligi ve madde yerine anlami tercih edenlere dair ornekler verilmis.Gercekten guzel ornekler ama ne kadar genel-gecer oldugu tartisilir.Insan yasamini maneviyatlar uzerine kurmussa,dini degerler yada insani degerlere inaniyorsa elbette dogrudur.Fakat en luks arabalara ve evlere sahip,en son trendleri takip eden,eglencelerini eksik etmeyen,yani gununu gun eden insanlara mutsuz demek bence dogru degil.Anlattigim yasam tarzi benim mululuk anlayisima uygun degilse benim icin gercek mutluluk bu degildir diyebilirim,ama bu tarz hayat yasayan yada yasamak isteyen biri icin sen gercek mutluluga sahip degilsin demek ne kadar dogru.O insanin degerleri ve inanclarini maddi,gosterissel,eglence ve bencillik,yani haz ustune kurulmus bir yasam sekllendirmis olabilir.Fedakarlik boyutuda bir zengin icin mesela bir okul yaptirdiginda o degerlerini doyurmus olabilir.

Yazan: svm Tarih: January 20, 2010 12:13 PM

1. Ben beyinleri kategorize etmedim; beyin terimini 'düşünen insan', felsefi bağlamda, yani aklı ile düşünen, dolayısı ile sorgulayan insan anlamında kullandım.

2. Kuran'ın mecazi yorumlanması gerektiği 'beşer'in ifadesidir. Kuran'ın kendi metni içinde bunları metaforik yorumlayın diyen ayet yoktur. Tam aksine, ayetlerin çoğu o dönemde literal yorumlanarak hayata geçirilmiştir ve cennet/cehennemle ilgili ayetleri metaforik yorumlamak için hiçbir geçerli neden yoktur. Bu yönelim ayetler eskidikçe ortaya çıkar. Örneğin Yahudilik daha eski olduğu için, ayetleri en çok metaforik yorumlanan dindir. Çünkü artık onu güne uyarlamak imkansızlaşmıştır. Dolayısı ile 'Tanrı alemi 6 günde yarattı' ayeti 6 dönem olarak açıklanmaya başlamıştır. Dikkatinizi çekerim: Bunu 'beşer' yapıyor. Ve imanına ters düşmemek için bir çıkış yolu olarak yapıyor. Kutsal metin böyle yönlendirmiyor.

3. Grand Senyor: Çifte cezayı anlamak için Kuran uzmanı olmaya gerek yok. Bir dünyevi hukuk sistemi, bir de ahiret cezası yok mu? Bunları peygamber koymadı, vahyedildi derseniz iş daha da fena çünkü çelişki peygamberin değil, doğrudan doğruya Allah'ın oluyor.

4. Ama hiç kimse fıtratı üzre fedakar, 'iyi'olan insanların niçin ezici bir çoğunlukla fedakarca yaşamadıkları soruma cevap vermemiş. Bence can alıcı bir nokta bu!

Yazan: nilgün Tarih: January 20, 2010 2:47 PM

Nilgün,

İnsanlar ezici bir çoğunlukla fedakar yaşıyorlar ki. İnsanlığın yarısından fazlası anne-baba oluyor ve çocukları için oldukça da fazla fedakarlıkta bulunuyorlar. Yani gözleminiz yanlış.

Anne-baba fedakarlığını da "türünün devamlılığı" olarak niteleyip bencillik olarak nitelemeniz mümkün, fakat şehit olan oğlu için ağlayan bir babanın "artık neslim devam etmeyecek" diye ağladığını hiç sanmıyorum. Yani darwinin ortaya koyduğu motivasyon anlatımı da yanlış.

Öte yandan sorunuz şöyle düzeltilebilir : neden insanların çoğu afrika için fedakarlıkta bulunmuyor? Tek cevabı var : nefsin, ruha galip gelmesi. Bu nedenle shortrundaki lezzetlerin, longrundaki iyiliklerden daha büyük gözükmesi. İnsanın geleceği düşünen bir varlık olması ve yağmurlu günler için gereğinden fazla önlem alması. Yani insan gayet kompleks bir duygular set'ine sahip. İnsanı sadece fedakar-bencil parametresiyle değerlendirmeniz de yanlış.

Yazan: sinan Tarih: January 20, 2010 4:07 PM

Nilgun Hanim dedi ki:

"3. Grand Senyor: Çifte cezayı anlamak için Kuran uzmanı olmaya gerek yok. Bir dünyevi hukuk sistemi, bir de ahiret cezası yok mu? Bunları peygamber koymadı, vahyedildi derseniz iş daha da fena çünkü çelişki peygamberin değil, doğrudan doğruya Allah'ın oluyor."

Nilgun Hanim ben yazabilecegimi yazdim, siz:

"Peygamberler insanlarin dine uymalari icin cifte ceza koymu$tur"

diyerek Kur'an'a gore bo$ bir laf ettiniz, bu bo$ lafinizin icinde kullandiginiz "din" kelimesinin Kur'an'da ogretilen "din"'le uzaktan, yakindan bir alakasi yok. Bu sizin dediginize benzer bir ayet falan yok, bu sizin uydurmaniz. Daha once de sizin "din"'inizin gectigi cumlelerin bir listesini size cikarmistim, "din"'inizle Allah'in "din"'ini karsilastirmaizi tavsiye etmistim. Bu Muslumanlarla iletisim kurmaniz icin gerekli, yoksa siz "din"'i onlarin kullandigi gibi kullanamadikca Muslumanlar sizin soylediklerinizden birsey anliyabilecek degiller, kavram kargasasi icinde birbirini duyamaz iki insan gibi bos yere karsilikli atisacaksiniz, ne israf degil mi?

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 20, 2010 8:05 PM

Grand Senyor: Din terimini Kuran'a göre anlayanlar dışında koskoca bir dünya var. Ben onlara uyacağıma, dindar biraz tarihi/eleştirel bakışın ne demek istediğine kulak versin. Hiç değilse dünyanın geri kalan kısmı ile iletişim kurabilmek için gerekli bu. İsraf asla değil. Bir Hıristiyan Kuran'a benim gibi bakar; keza Yahudi, keza Budist. Kaldı ki, Hıristiyan kendi İncil'ine de benim Kuran'a baktığım gibi bakabiliyor. Müslüman bunu niye yapamasın?

Yazan: nilgün Tarih: January 21, 2010 12:16 AM

Grand Senyor: Müslümanlar dışındaki tüm dünya Kuran'a tarihsel/eleştirel gözle bakar. Müslümanlar henüz bu bakışı kazanamadılarsa kendi sorunlarıdır. O takdirde, din söz konusu olduğunda yalnız benimle değil, dünyanın geri kalan kısmıyla iletişim kuramazlar.

Yazan: nilgün Tarih: January 21, 2010 12:31 AM

Sinan: Fedakar-bencil parametresi, Mustafa Bey'in yukarıdaki makalesinde 'insanoğlu fedakar olmaya programlanmış' ifadesinden doğdu. Yani ben değil Mustafa Bey icad etti.

Siz 'insan fedakar ki' diyor sonra da çeşitli nedenlerle nefsin ruha galip geldiği örnekler veriyorsunuz. Yani, çocuğa karşı gösterilen fedakarlık hariç, beni teyid ediyorsunuz.

Diğer yandan,çocuğa gösterilen fedakarlığın, Darwin'ci olmadığını ise şehit ana-babalarının gözyaşları ile kanıtlamaya çalışmışsınız. Darwin'ci davranış biçimini henüz iyi tanımıyoruz ki. Yalnızca teoriler var. Soyumuzun devamı güdümüzü, bilinçli ya da bilinçsizce, sizin de dediğiniz gibi, tam da ne olduklarını tanımlayamadığımız pek çok 'duygular' ın bizi yönlendirmesi biçiminde ortaya koyuyor olabiliriz. Darwin yanlış demek çok aceleci bir yargı.

'İnsan fedakar ki' ifadenizi, dünyadaki binlerce, onbinlerce bencil davranıştan birkaç tanesini, örneğin kız çocuklarının doğar doğmaz gömülmesini, engizisyonu, sömürgecliği, Irak'a müdahaleyi, para kurumlarının akıl almaz karlarını düşünerek tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Sonuçta tüm dinlerin, ya da kültürlerin diyelim, yasaları toplum yaşamının selameti için insanoğlunun bu bencil 'nefsini' kontrol altına almağa yönelik değil midir? (nefs terimini tradisyonel anlamında kullanıyorum; ben bedenden farklı bir ruh ve ruhun bölümleri olduğu antik Grek düşüncesine katılmıyorum)

Ezici çoğunlukla nefs ruha galip gelmese, adil bir dünyada daha mutlu yaşıyor olur, binlerce yıldır bir türlü oturtamadığımız adaleti hala arıyor olmazdık.

Yazan: nilgün Tarih: January 21, 2010 11:44 AM

Nilgun Hanim dedi ki:

"Grand Senyor: Müslümanlar dışındaki tüm dünya Kuran'a tarihsel/eleştirel gözle bakar. Müslümanlar henüz bu bakışı kazanamadılarsa kendi sorunlarıdır. O takdirde, din söz konusu olduğunda yalnız benimle değil, dünyanın geri kalan kısmıyla iletişim kuramazlar."

"din" dediklerinde digerleriyle iletisim sorunu olanlar Muslumanlar degil sizsiniz. Kendi "din"'inizi onlarinki ile bir karsilastirin bunu goreceksiniz dedik, kaytarip gittiniz;-)

Bakin"din" derken neler sacmaliyorsunuz, sonrada bu kelimeyi kullandiginiz cumleleri baskalarindan anlamalarini bekliyorsunuz:

Nilgun Hanim'in "din"'i

"Din kalabaliklar icin iyidir, cunku onlar felsefi dusunce duzeyine cikmamislardir. Spinoza'dan alinti."
(din, kalabaliklar, felsefi-dusunce-duzeyi)

dine bir totaliter rejim yasası bağlamında değindim;
(din=totaliter rejim yasasi)
ahlak yasası olduklarını düşünüyorum
(din=ahlak yasasi)
katı kurallar içeren bir yasası bulunan İslam dinini
(Islam dini=kati kurallar iceren yasasi bulunan din)

herkes serbestçe dinini yaşasın
(din, ya$amak)

İslam yasasını da seküler yasa ile birlikte eş-zamanlı olarak hayata geçirmek zorundayız.
(Islam yasasi, sekuler yasa)
dinlerin totaliter ideolojilere karşı toplumsal direnç oluşturmakla yararlı bir görev icra ettikleri sonucuna ulaşamayız
(dinler, totaliter ideolojiler)
Zira dinlerin her biri kendi içlerinde birer totaliter ideolojidir.
(din=totaliter ideoliji)
dini yaymak her müslümanın görevidir;
(dini yaymak)
Dolayısı ile dinleri, ya da tarih sürecindeki totaliter rejimleri kınamak için daha iyi bir model ortaya koymamız gerektiğini, ancak bu modelin henüz ortaya konamadığını düşünüyorum.
(din=totaliter rejim, kinamak icin model koymak)
İslam dini ya da Kuran diyelim, ana fikir itibariyle ahlakı tesise yöneliktir ve 'siyasi bütün' için bir yasası var.
(Islam dini= Kur'an, ahlaki tesise yonelik, siyasi butun icinde yasasi var)
kendi dini mahkemesine gidebiliyor
(dini mahkeme)
din özgürlüğü tanıyacaksa ve bu dinin kendine has yasası varsa, vatandaş her iki tarafın isteği doğrultusunda o mahkemeye başvurabilmeli. Aksi takdirde, din özgürlüğünü tam anlamıyla tanımamış olursunuz.
(din ozgurlugu, mahkeme, dinin yasasi)
Herkesin, özellikle dindar kadınların bu sekülerleşmeyi kucaklamaları kendi yararlarınadır
(dindar kadinlar, sekulerlesme)
Dinlere pek çok açıdan yorum/eleştiri getirilebilir: Şu anda aklıma gelenler: 1. Din mensubu tarafından 2.Başka din mensubu tarafından 3.Dinler Tarihi açısından
(din, elestiri, yorum, din mensubu, dinler tarihi)
din felsefesi ile uzaktan yakından ilginiz olmadığı anlaşılıyor
(din felsefesi)
biz de aynı şekilde dini masaya yatırır sorgularız
(dini masaya yatirmak)
'din felsefesi yapmak ne işe yarar'
(din felsefesi yapmak)
(İşte size din için yeni bir anlam denklemi çıkardım: din = kendini kandırmak::))
(din=kendini kandirmak)

Nilgun Hanim yine dediniz ki:
"Grand Senyor: Din terimini Kuran'a göre anlayanlar dışında koskoca bir dünya var. Ben onlara uyacağıma, dindar biraz tarihi/eleştirel bakışın ne demek istediğine kulak versin. Hiç değilse dünyanın geri kalan kısmı ile iletişim kurabilmek için gerekli bu. İsraf asla değil. Bir Hıristiyan Kuran'a benim gibi bakar; keza Yahudi, keza Budist. Kaldı ki, Hıristiyan kendi İncil'ine de benim Kuran'a baktığım gibi bakabiliyor. Müslüman bunu niye yapamasın?"

Ben diyorum ki:
Muslumanlar "din" dediklerinde ne demek istediklerini apacik ornekleriyle belirten, apacik bir kitap one suruyorlar. Sizinse bu kelimeyi kullandiginizda ne dediginizi bize gosterecek bir kitabiniz yok. Oradan, buradan Muslumanlarin, Yahudilerin, Hiristiyanlarin, Eski Yunanin kitaplarindan calma, kotarma, yozlastirma laflarla karsimiza gecip Muslumanlarin/Yahudilerin/Hiristiyanlarin/Eski Yunan'in "din"'iyle ilgisi olmayan tam bir kavram kargasasi icinde nutuklar cekiyorsunuz;-) Soylediklerinizi anlamiyoruz deyince de kabahati bize yuklemeye calisiyorsunuz;-)
Bakin anlamak icin gayret sarfediyoruz, "din" kelimesini nasil kullandiginizi sorusturuyor, bu kelimeyi kullandiginiz cumleleri ortaya cikarip onunuze seriyoruz, sonunda diyorsunuz ki "din=kendini kandirmak", ee o zaman da sizin "din"'iniz oluyor mu size:

Nilgun Hanim'in "kendini kandirma=din"'inden secmeler:

"Kendini kandirmak kalabaliklar icin iyidir, cunku onlar felsefi dusunce duzeyine cikmamislardir. Spinoza'dan alinti."
(kendini kandirmak, kalabaliklar, felsefi-dusunce-duzeyi)

kandini kandirmaya bir totaliter rejim yasası bağlamında değindim;
(kendini-kandirmak=totaliter rejim yasasi)
ahlak yasası olduklarını düşünüyorum
(kendini kandirmak=ahlak yasasi)
katı kurallar içeren bir yasası bulunan İslam kendini kandirmasinin
(Islam kendini kandirmasi=kati kurallar iceren yasasi bulunan kendini kandirma)

herkes serbestçe kendini kandirimini yaşasın
(kendini kandirmak, ya$amak)

İslam yasasını da seküler yasa ile birlikte eş-zamanlı olarak hayata geçirmek zorundayız.
(Islam yasasi, sekuler yasa)
kendini kandirmalarin totaliter ideolojilere karşı toplumsal direnç oluşturmakla yararlı bir görev icra ettikleri sonucuna ulaşamayız
(kendini kandirmak, totaliter ideolojiler)
Zira kendini kandirmalarin her biri kendi içlerinde birer totaliter ideolojidir.
(kendini kandirma=totaliter ideoliji)
kendini kandirmayi yaymak her müslümanın görevidir;
(kendini kandirmayi yaymak)
Dolayısı ile kendini kandirmalari, ya da tarih sürecindeki totaliter rejimleri kınamak için daha iyi bir model ortaya koymamız gerektiğini, ancak bu modelin henüz ortaya konamadığını düşünüyorum.
(kendini kandirma=totaliter rejim, kinamak icin model koymak)
İslam kendini kandirmasi ya da Kuran diyelim, ana fikir itibariyle ahlakı tesise yöneliktir ve 'siyasi bütün' için bir yasası var.
(Islam kendini kandirmasi= Kur'an, ahlaki tesise yonelik, siyasi butun icinde yasasi var)
kendi kendini kandirma mahkemesine gidebiliyor
(kendini kndirma, mahkeme)
kendini kandirma özgürlüğü tanıyacaksa ve bu kendini kandirmanin kendine has yasası varsa, vatandaş her iki tarafın isteği doğrultusunda o mahkemeye başvurabilmeli. Aksi takdirde, kendini kandirma özgürlüğünü tam anlamıyla tanımamış olursunuz.
(kendini kandirma ozgurlugu, mahkeme, kendini kandirmanin yasasi)
Herkesin, özellikle kendini kandirmis kadınların bu sekülerleşmeyi kucaklamaları kendi yararlarınadır
(kendini kandirmis kadinlar, sekulerlesme)
Kendini kandirmalara pek çok açıdan yorum/eleştiri getirilebilir: Şu anda aklıma gelenler: 1. Kendini kandirma mensubu tarafından 2.Başka kendini kandirma mensubu tarafından 3.Kendini kandirmalar Tarihi açısından
(kendini kandirma, elestiri, yorum, kendini kandirma mensubu, kendini kandirmalar tarihi)
kendini kandirma felsefesi ile uzaktan yakından ilginiz olmadığı anlaşılıyor
(kendini kandirma felsefesi)
biz de aynı şekilde kendini kandirmayi masaya yatırır sorgularız
(kendini kandirmayi masaya yatirmak)
'kendini kandirma felsefesi yapmak ne işe yarar'
(kendini kandirma felsefesi yapmak)

Simdi Nilgun Hanim siz kendinizi kandirmaktan vazgecin, eger bu liste sizin "din"'inizi sergilemekte hataliysa getirin bir guzel kitabinizi bize hatalarinizi duzeltin. Bastan felsefe yapmaya merakli olan siz degil miydiniz? Simdi bu kavramlarinizi sorgulamaktan kacmak ne oluyor? "Kendinizi kandirmak oluyor" her halde.
Siz burada alismissiniz Geyik Muhabbet'ine, saniyorsunuz ki Grand Sen~or'da ayni muhabbette, muhabbet ilerledikce dediklerinizi unutu, unutu verecek karga'ya donusecek;-)

Koskoca bir Dunya'nin insanlarinin cogu siz "din" dediginizde sizi anliyor kuruntusuna kendiniz kaptirmayin. Lutfen "din"'inize ceki-duzen verin oyle gelin.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.


Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 21, 2010 8:42 PM

Kızmayın Grand Senyor: Adem'den beri İslam vardı!

Yazan: nilgün Tarih: January 21, 2010 10:56 PM

Mujdeler olsun! Nilgun Hanim'a bir vahiy daha indi:
"Adem'den beri İslam vardı!"

Nilgun Hanim ne zaman peygamberliginizi(?!) ilan edeceksiniz? Bizi ugrastirmadan Kitab'inizi getirseniz olmaz mi? Ayetlerinizi agzinizdan iple cektirmeyin bize lutfen;-)

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 2:26 AM

Haşa :), Grand Senyor; rumuzunuzla peygamberliği, hatta Tanrılığınızı ilan eden sizsiniz. Bakın grand = büyük, azim, ulu, muazzam, fevkalade, saltanatlı, heybetli....Grand Senyor..hani Tanrı'nın oğlu gibi...Hz. İsa gibi...Büyük İskender gibi...

Benim acizane dünyevi Maimonides'çi :) 'şaşırmışların rehberi' mi ise siz eklemleyerek kitap haline getirdiniz zaten.

Yazan: nilgün Tarih: January 22, 2010 11:43 AM

Nilgun Hanim,

"Grand Sen~or"'un ne anlama geldigini gayet iyi bilirsiniz;-) Onun icin cavcavi birakin;-)
Kaldi ki buraya hicbir Allah'in Kitabinda yer almamis, yepyeni ayetlerle gelen sizsiniz. Ayetlerinize bakinca hicde $a$irmisligini kabul etmis biri gorunumu vermiyorsunuz, kendinizi kandirdiniz diye baskalarinin da size kanacagini sanmayin;-)
Felsefe yapmaya soyunan sizdiniz, ben de demistim ki "Felsefe'den donenin ka$igi kirilsin!", "kalemi" mi deseydim;-)

Sonsuz Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 22, 2010 6:41 PM

Bu iskender ÖKSÜZ nasıl biriymiş,ve ben böyle bir zatı şimdiye kadar nasıl görmememişim hayret!!!Abartmıyorum,okuyunca içim sızladı,tam bir özet,cemil meriç in "gözümüzü oymuşlar,neden göremiyorsunuz" diye kızıyolar dediği gibi ...Okuyunca beynim de lamba yandı...Mesele budur dedim...Tşk.Böyle birini bana tanıttığınız için.Şimdiye kadar acaip üzülüyodum bilim adamı kimliği adı altında çıkan garabetlere bakıp,bunu da gördüm ya gam yemem artık.

Yazan: emrah Tarih: February 1, 2010 7:45 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)