« Aşk Şeriatı | Ana Sayfa | Mutluluk Şeriatı »

January 15, 2010

İyi Bir Yazı: Neden Millet Olamadık?

Star’ın Açık Görüş ekinde geçen hafta sonu yayınlanan Prof. Dr. İskender Öksüz imzalı ve “Neden Millet Olamadık” başlıklı yazı çok iyi ve önemliydi, belirtmeden geçmek istedim. Eğer yanılmıyorsam (bugünkü MHP'nin aksine) demokrat bir Türk milliyetçisi olan Prof. Öksüz, Kemalist “ulus inşa süreci”nin aslında neden bir “millet tahrip süreci” olduğunu çok iyi anlatmış. Benden not etmesi…

İLAVE: Bir de büyük tarihçi Prof. Kemal Karpat'ın "İsyanların Temelinde Tek Parti Var" başlığı altında dediklerini önereyim de, tam olsun.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 15, 2010 1:48 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Prof. Karpat'ın yazısına göre hem batılı manada ferdiyetçi olmak istiyoruz. Hem de cemaatçilikten kopamıyoruz. Bizi kurtaran da bu cemaat ruhu.

Ayrıca halktan insanlar bürokrasiye yerleşmeye başlıyor, devlet millet oluyor. -Halktan kastedilen cemaat ve aşiret mensupları ve böylece elit olmayanlar ise (ki Karpat'ın yazısından o anlam çıkıyor)- bu cümlenin ifade ettiğine katılmıyorum. Ne kadar aşiret mensubu ve tarikatçi bürokrasiye yerleşirse devlet o kadar millet olmaz. O kadar aşiretçi ve tarikatçi olur. Herhangi bir aşiret veya tarikate mensup olmayanların da fırsat eşitliğine sahip olduğu devlet düzeni devleti milletleştirebilir ancak.

Ben, cemaatçilik, tarikatçilik ve aşiretçiliğin ülkemizdeki belirleyiciliğinin sevinilecek bir özellik olduğunu düşünmüyorum. Bu belirleyicilik öteden beri vardı. Son yirmi yıldır yükselişte. Benim her zaman vurguladığım, ülkemizde hakim cemaat ve (veya) aşirete mensubiyetin oluşturduğu avantajlar aşikarken; devleti ceberrut Kemalist ve ırkçı (üstelik Türk ırkçısı) olarak tanımlamanın en azından çok çok yanlış olduğunun görülememesidir (veya görülmek istenmemesidir).

Laiklikten, Kemalizmden, milliyetçilikten uzaklaştıkça; bizi cennete ulaştıracakmış gibi ifade edilmeye çalışılan bir ikame ideoloji; aşiretçilik, tarikatçılık ve Kürtçülük gibi özellikleri giderek daha çok özümsüyorsa ve putlaştırılmaya devam edilecekse; ciddi sıkıntılarımız var demektir.

Yazan: Arık Buğra Tarih: January 15, 2010 5:17 PM

Karpat Hocam ağzına sağlık ;

''"Türkiye'nin idarecileri, apoletli subayları vs. vatan millet diyerek ülkeyi savunuyorlar; ama bunların bildiğimiz Türk'le hiç alakası yok. Aileleri geleneksel hayat sürerken, bunlar bir elitler kültürüne girmiş, o sayede mevki sahibi olmuş. Askerler o elit kültürü kabul ettikleri için kendilerinin hâkim olmalarını, emir vermelerini adeta doğuştan gelen bir hak olarak kabul ediyorlar. Bu ayrımı anlamadan, sonrasında ne olduğunu anlayamazsınız.''

Hadi şimdi bu tespite de itiraz edin ey ulusalcı postal yalayıcıları...

''Oysa her şeyimiz, dünya görüşümüz, arkadaşlık, aile, vatan vs. hepsi cemaat kültürünün bir ürünü. Bu uzun yıllar din ağırlığıyla işledi, bu kültürü din verdi. Bu cemaat o kadar güçlü, o kadar bağlayıcı ki sosyolojik ve psikolojik ne varsa hepsini içine alıyor ve o üst tabakayı kuruyor. Sana kumanda eden o asker de bir yerde apoletlerini çıkarınca senin gibi insan oluyor. İşin ilginç tarafı bu. Bizi, bu cemaat ruhu kurtarıyor.''

Hatta hocam garip olan, bu insanların ''cemaatce '' cenazi namazı bile kılınıyor.Burası hakikaten garip ve garipleştirilmiş bir ülke..bu kelimeyi hem halk ağzındaki hemde strange manasındaki modern haliyle kullanıyorum..

Prof. İskender Öksüz Karpat hocanın yazısını tam anlamıyla tamamlamış.Bu sebeple Mustafa Bey'in ikisini konu üzerinde harmanlayışı çok yerinde olmuş.Teşekkür ederiz. Böyle rafine yazıları yakalamak her zaman mümkün olmuyor.Yardımda çok işe yarıyor.

İkinci yazının benim nemli tespiti, ulusalcıların bilinçaltında yatan klinik vaka halindeki dört başı mamur kimlik krizi... geleneksel Türk ile tanımlanmış Türk aarasındaki doğal ile yapay arasındaki sosyal hesaplaşma..

Burada birkaç dört başı mamur ulusalcı arkadaşla millet kelimesininin derin anlammını irdelemiştik geçen yazılarda.İşte ulusalcıların zihinlerinin arka planında yatan o gizil bastırılmış idi şu cümle çok iyi açıklıyor.

''Millet bu dinden mümkün mertebe uzaklaştırılmalı, hiç olmazsa dini “reforme” edilmeliydi.''

Halbuki Hz.Muhammed S.A.V kendisi bir reformistti. Millet ve din kelimesinin özdeki anlamını tartışırken bu epistemolojik indirgemeci ve ispatlanmış veriler üzerinde inanç inşa etmeyi aydınlıkla karıştıranlara bunu anlatmaya çalışmıştık. Peygambere özde yeni bir şey getirmiş değildi. Dinin beşerin bozunmasına uğramasını en nihahi bir şekilde önleyecek ve dini tam manasıyla tamamlayacak bir son reformist olarak,onu öz değerlerine kavuşturacak ve sırat-ı müstakime ulaştırcak bir mesajın müjdecisiydi. Bunun genel amanda hala Türkiye dahil tüm İslam dünyasında yeterince anlamlandırılamasının altındaki nedenler farklıdır. Bizde en öenmlisi diktanın kendi din modelini Avrupadakine benzer bir toplum mühendisliği için kullanmasında yatmaktadır.Bunu yaparken yine indirgemeci ve sosyal rolün mümkün mertebe azaltılmasıyla dinin sosyal yaşam içersinde eritilmesi amaçlanmıştı. Ellerinde patlatı...


Fakat yazının en can alıcı noktası İskender hocanın T.C akademik ortamının acınası haline dair yazıklarıdır. Bu ülkede ne kadar çok yeri işgal altında olduğunu anlamak için şu satırları okumak yeterli değil midir ?

''Ortak yüksek kültür yoksunluğu öyle bir hale gelmiştir ki bugünkü nesiller-buna birçok akademisyen de dâhildir- artık bilmediklerini fark edecek kadar bile bilmemektedirler.''

Artık millet olamazsınız. Ancak etnisite olabilirsiniz. Hoş geldiniz Maoriler, Saramakanlar ve yirmibirinci asrın Türkleri!

Ve asıl ayrılıkcıların kimler olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor İskender hoca...

''Laikçi diyebileceğim diğer kesim de milleti millet yapan kültür unsurlarını tıraşlaya tıraşlaya öyle bir noktaya geldiler ki, onların “ulus” dediği şey de artık ırktan, kavimden ve etnisiteden ibarettir. Toplumu millet yapan ortak yüksek kültür kaybedilince millet öncesi alt kimlikler çırılçıplak ortaya çıkmaktadır. Etnisite, cemaat, aşiret bu alt kimliklerin bir kısmıdır ve Türkiye şimdi bu ölümcül problemlerle karşı karşıyadır.

Bu krizi yaratmak için millet seviyesine erişmiş toplumun da milletlikten çıkıp etnisite-ve ırk düzeyine gerilemesi gerekirdi. Öyle olmalıydı ki birleştirici millet bağı zayıflasın; ırk, etnisite gibi ilkel bağlılıklar çırılçıplak öne çıksın.

Bunun bazı gizli güçler veya dış mihraklar tarafından şuurlu olarak yapıldığını mı iddia ediyorum? Katiyen. Tam bir şuursuzlukla bunu kendi kendimize yaptık. “Dış mihraklar” olsa olsa yardımcı oldular.


Belkide Atatürk'ün gençliğe hitabette bahsettiği ''iç mihraklar'' tamda bu kraldan çok kralcı görünene ama aslında ne olduklarını kendilerinin bile tanımlayamadığı ittihatçı kafalardır..


Yazan: Düşünür Tarih: January 15, 2010 7:27 PM

Ulus inşaası (nation building), halkın hukuk ve müktesebatını (mesela Kraliçe Viktorya’nın Baltalimanı antlaşması ile dikte ve ihsan ettiği serbest-ticaret hakkı), "inkılap yapıyorum" çocuksu niyeti ile paspas gibi çiğnemekle değil, fakat doğru okumak ve doğru kaleme almakla başarılabilecek bir iştir. Düzce, Hendek, Adapazarı, Şeyh Sait ve Dersim isyanları Düyun-u Umumi tahsildarlarına, Reji kolcularına karşı çıkmadı. Ben Bayar ve Menderes’in Atatürk ne emretmişse (ne bir eksik, ne bir fazla) tam da onu yaptıklarına bir Ecevit-öncesi-CHP fanatiği olarak her zaman ve zeminde tanıklık ederim. Onların siyasi mirası üzerinde hak iddia edenler de ederler mi acaba? Hiiiiiiiç sanmıyorum.

Yazan: Murat Aygen Tarih: January 15, 2010 8:13 PM

Milletler yapılmaz ; sadece tespit edilirler.

Yazan: AHMET TAYLAN Tarih: January 17, 2010 1:13 AM

Iskender Oksuz demis:
"Mesele dille bitmiyor. Kültürü kültür yapan, başka bir açıdan milleti millet yapan bütün temellere uzanıyor. Melih Cevdet Anday’ın, “bizim klasiklerimiz yoktur” vecizesi burada bir işaret taşı; millî kültür açısından da belki bir mezar taşı! Hemen şu soruyu davet ediyor, Melih Bey, o zaman, şu “biz” dediğiniz kimdir? Klasikleriniz yoksa “siz” kimsiniz? Klasiklerimiz yoksa “biz” nedir, biz kimiz? İşte size dört başı mamur bir kimlik krizi.

Bu acayip insanlar, bu dünyadan, geçmişten ve emin olun gelecekten habersiz insanlar, bu on yıllarımıza hâkim olup bizi bugünkü kimliksizliğe sürükleyen insanlar, “biz”i, yani Türk Milleti’ni çok seviyorlardı. Çok seviyorlardı ama bu çok sevdikleri milletin:

Dilinin reforme edilmesi lâzımdı. Hatta Nurullah Ataç gibi bazıları, Türkçe yerine Latincenin ikamesinin daha hayırlı olacağını düşünüyordu.

Dini son derece mahzurluydu. Millet bu dinden mümkün mertebe uzaklaştırılmalı, hiç olmazsa dini “reforme” edilmeliydi. (Bazıları Hıristiyanlıktaki “reform”un, dinin ılımlılaştırılması olduğunu sanıyordu. Bazıları da Osmanlı’nın teokrasi olduğunu.)"

Ben sadelestiriyorum:
"Mesele dille bitmiyor. Kültürü kültür yapan bütün temellere uzanıyor. Melih Cevdet Anday’ın, “bizim klasiklerimiz yoktur” vecizesi burada bir işaret taşı; kültürunuz açısından da belki bir mezar taşı! Hemen şu soruyu davet ediyor, Melih Bey, o zaman, şu “biz” dediğiniz kimdir? Klasikleriniz yoksa “siz” kimsiniz? Klasiklerimiz yoksa “biz” nedir, biz kimiz? İşte size dört başı mamur bir kimlik krizi.

Bu acayip insanlar, bu dünyadan, geçmişten ve emin olun gelecekten habersiz insanlar, bu on yıllarımıza hâkim olup bizi bugünkü kimliksizliğe sürükleyen insanlar, “biz”i, yani Türk Ulusu'nu çok seviyorlardı. Çok seviyorlardı ama bu çok sevdikleri ulusun:

Dilinin reforme edilmesi lâzımdı. Hatta Nurullah Ataç gibi bazıları, Türkçe yerine Latincenin ikamesinin daha hayırlı olacağını düşünüyordu.

Yasalari son derece mahzurluydu. Bu Ulus bu yasalardan mümkün mertebe uzaklaştırılmalı, hiç olmazsa yasalari “reforme” edilmeliydi. (Bazıları Hıristiyanlıktaki “reform”un, yasalarin ılımlılaştırılması olduğunu sanıyordu.)

Iskender Oksuz demis:
"Ortak yüksek kültür

Klasikler de gerçek tarih de din de bu atılgan tavrın önünde engeldir. Değil nesilden nesile aktarılması, unutturulması gerekir. Hemen unutturulamıyorsa belki Ertuğrul Günay’ın Teşkilâtı Mahsusa’sı gibi bir müddet müzeye konulabilir. Bu, şu kelimeyi değil de bu kelimeyi kullanalım, tarihin şurasına değil de burasına ağırlık verelim meselesi değildir. Bu millet olmaktan bir etnisite olmaya doğru bozulmaktır, gerilemektir; dakik kavramla, tereddidir.

Ziya Gökalp de biliyordu ama ondan on yıllar sonra sosyologlar daha da açık gördüler ve anlattılar. Millet, bir ortak yüksek kültürün, devlet eliyle teşkilatlandırılan bir eğitim sistemi vasıtasıyla aktarılmasıdır. Bu aktarma, halkınızın yaşadığı coğrafyada, mekân üzerinde yayma şeklinde olur. Aynı zamanda bu aktarma, nesilden nesile, yani zaman içinde de işler. İşte millet budur. Bu ortak, yüksek ve çekirdeği standart kültürdür.

Mekân ve zaman içindeki bu aktarma sayesindedir ki George Washington’un söylediğini Bill Clinton’un nesli anlayabilir. Bu aktarma sayesindedir ki, ABD’de “Amerikanlar, İngilizler, Almanlar, Kızıl Derililer, Afrikalılar” değil, sadece Amerikanlar vardır. Ama onlar Alman Amerikan, Yerli Amerikan, Afrikalı Amerikan veya Hispanik Amerikan olabilirler veya bunların bir karışımı veya hiçbiri... Ama mutlaka Amerikan’dırlar. Çünkü iki asırdır bu millet, standart bir İngilizceyi, bizimkinden çok daha kısa ve sakin de olsa övünülen bir tarihi ve herkesin yaşayan dini neyse o dini, mekân üzerinde bir okyanustan diğerine, zaman içinde de nesilden nesile aktardı. Böylece etnik grupların üstünde ve ötesinde bir Amerikan milleti oluştu. O bugün dünyanın en güçlü milleti.

Bu ortak yüksek kültürü sağlayamazsanız ne olur? Daha doğrusu, mevcut ortak yüksek kültürü tahrip için elinizden geleni yaparsanız ne olur?

Artık millet olamazsınız. Ancak etnisite olabilirsiniz. Hoş geldiniz Maoriler, Saramakanlar ve yirmibirinci asrın Türkleri!

İlkel bağlılıklar

Siyasi ümmetçiler, topluma baktıklarında, ideolojileri milleti görmelerini engelliyor. Sadece ırklar, kavimler, etnisiteler görüyorlar. Laikçi diyebileceğim diğer kesim de milleti millet yapan kültür unsurlarını tıraşlaya tıraşlaya öyle bir noktaya geldiler ki, onların “ulus” dediği şey de artık ırktan, kavimden ve etnisiteden ibarettir. Toplumu millet yapan ortak yüksek kültür kaybedilince millet öncesi alt kimlikler çırılçıplak ortaya çıkmaktadır. Etnisite, cemaat, aşiret bu alt kimliklerin bir kısmıdır ve Türkiye şimdi bu ölümcül problemlerle karşı karşıyadır.

Türkiye’nin kimlik sorununu yaratmak için Güneydoğu aşiretlerinin aşiretten etnisiteye geçmesi yetmezdi. Aşiretler aşiretliği bırakırken yukarıda yükselip tutunabilecekleri bir millet olsaydı ona intisap ederlerdi. Bu krizi yaratmak için millet seviyesine erişmiş toplumun da milletlikten çıkıp etnisite-ve ırk düzeyine gerilemesi gerekirdi. Öyle olmalıydı ki birleştirici millet bağı zayıflasın; ırk, etnisite gibi ilkel bağlılıklar çırılçıplak öne çıksın.

Bunun bazı gizli güçler veya dış mihraklar tarafından şuurlu olarak yapıldığını mı iddia ediyorum? Katiyen. Tam bir şuursuzlukla bunu kendi kendimize yaptık. “Dış mihraklar” olsa olsa yardımcı oldular."

Ben bunu tahrif ederek sadelestiriyorum;-)

"Ortak yüksek kültür

Klasikler de gerçek tarih de yasalar da bu atılgan tavrın önünde engeldir. Değil nesilden nesile aktarılması, unutturulması gerekir. Hemen unutturulamıyorsa belki Ertuğrul Günay’ın Teşkilâtı Mahsusa’sı gibi bir müddet müzeye konulabilir. Bu, şu kelimeyi değil de bu kelimeyi kullanalım, tarihin şurasına değil de burasına ağırlık verelim meselesi değildir. Bu hayali bir ulus olmaya zorlanmaya boyun egmemek icin bir SPEEsel savunmaya gecmektir.

Hayali Ulus olusturma cabasi bir ortak yüksek kültürün, devlet eliyle teşkilatlandırılan bir eğitim sistemi vasıtasıyla tekellestirilmesini gerektirmektedir. Bu aktarma, halkınızın yaşadığı coğrafyada, mekân üzerinde yayma şeklinde olur. Aynı zamanda bu aktarma, nesilden nesile, yani zaman içinde de işler. İşte hayali Ulus boyle olusturulur. Bu ortak, yüksek ve çekirdeği standart tek-kültüre indirgemekle.

Mekân ve zaman içindeki bu asimilasyon sayesindedir ki George Washington’un söylediğini Bill Clinton’un nesli anlayabilir. Bu asimilasyon sayesindedir ki, ABD’de “Amerikanlar, İngilizler, Almanlar, Kızıl Derililer, Afrikalılar” değil, sadece hayali Amerikanlar vardır. Ama onlar gercekte Alman Amerikan, Yerli Amerikan, Afrikalı Amerikan veya Hispanik Amerikan olabilirler veya bunların bir karışımı veya hiçbiri... Ama mutlaka hayali olarak Amerikan’dırlar. Çünkü iki asırdır bu hayali Ulus, standart tek bir İngilizceyi, sekularist yasalari zorla kabul ettirdi, tek tarihi, yaşayan yasalari neyse o yasalari, mekân üzerinde bir okyanustan diğerine, zaman içinde de nesilden nesile savunmaya calisan, direnen SPEElere onlarin yasama hakkini engelliyerek onlara zorla kabul ettirdi. Böylece SPEEler üstünde ve ötesinde bir hayali Amerikan Ulusu oluştu. O bugün dünyanın en güçlü sekularo-fascist Devletidir.

Bu hayali ortak yüksek kültürü sağlayamazsanız ne olur? Daha doğrusu, mevcut SPEElerin yasama hakkini inkar etmezseniz ne olur?

Artık hayali bir Ulus olusturamaz sekularo-fascist bir Devlet olamazsınız. Ancak kendi kimliklerinizi, kendi kulturunuzu kendi yasalariniza gore koruyup gelistirebilen SPEEler olabilirsiniz ve kimliklerinizden fedakarlik etmeden, kimliginizi tehdit altinda gormeden diger SPEElerle entegre olmaktan cekinmeyip yeni bir medeniyet olusturabilirsiniz. Yoksa Hoş geldiniz sekularo-fascistlerin tek-yasasiyla izin verdigi kadariyle asimilasyon yollarinda surunen Maoriler, Saramakanlar ve yirmibirinci asrın Türkleri, Kurtleri, Abazalari, Bosnaklari, Ermenileri, Yahudileri, Rumlari, Cerkezleri, Lazlari, Hiristiyanlari, Musevileri, Muslumanlari, Alevileri, Sunnileri, Bektasileri, ve saireleri!

İlkel bağlılıklar

Sekularo-fascistler, topluma baktıklarında, SPEEleri yasama haklari ellerinden alinip kendi tek yasalarina asimile edilebilecek ırklar, kavimler, etnisiteler olarak görüyorlar. Bunlar SPEEleri SPEE yapan yasal bagimsizliklarini ellerinden alip, engelleyip onlari birbirine benzetmek icin onlarin yasalarini kültür unsurlarını tıraşlaya tıraşlaya öyle bir noktaya getiriyorlar ki, onların “ulus” dediği şey de hayali oluyor. Iste sekularo-fascistlerin boyle hayali ulusunda artik tek-yasalcilikla orta mali yaptiklari ortak yüksek kültür de hayali oluyor. Kimlikleri tehdit altinda olan SPEEler dogal olarak varliklarini koruyabilmek icin yasal bagimsizliklarina kavusabilmek icin zorla savasa dogru surukleniyorlar ve Türkiye şimdi bu yeniden yapilanma problemleriyle karşı karşıyadır.

Bu yeniden yapilanma sirf Türkiye’nin sorunu da degildir, sekularo-fascizmin saltanat surdugu bir Dunya sorunudur. Bu sorun oyle yarim-yamalak acilimlarla cozulebilecek bir sorun degildir. Fakat bu SPEEler tarafindan, SPEElerin birbirlerinin yasama haklarini taniyacaklari ve kendi yasalarini digerlerine dayatmiyacaklari protokolundan hareketle barisci bir sekilde cozulebilir.

Bunun bazı gizli güçler veya dış mihraklar tarafından şuurlu olarak yapıldığını mı iddia ediyorum? Katiyen. Tam bir şuursuzlukla sekularo-fascist modaya uyduk, bunu kendi kendimize yaptık. “Dış mihraklar” olsa olsa yardımcı oldular.""

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

not: SPEE (=sosyo-politiko-ekonomik-entite)

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 17, 2010 2:13 AM

Prof. Karpat demis:
"Türkiye, toplum olarak esasen cemaat üzerine kuruldu. Biz cemaatçiyiz. Bu cemaat, yalnız dinî bir cemaat değil, çok geniş anlamda bir cemaat. Şimdi bizde iki çeşit ferdiyetçi mücadele var. Birincisi, Batılı anlamda ferdiyetçi olmak istiyoruz; müstakil düşünen, müstakil karar veren, müstakil hareket eden. İkincisi de cemaatten kopmak istiyoruz. Oysa her şeyimiz, dünya görüşümüz, arkadaşlık, aile, vatan vs. hepsi cemaat kültürünün bir ürünü. Bu uzun yıllar din ağırlığıyla işledi, bu kültürü din verdi. Bu cemaat o kadar güçlü, o kadar bağlayıcı ki sosyolojik ve psikolojik ne varsa hepsini içine alıyor ve o üst tabakayı kuruyor. Sana kumanda eden o asker de bir yerde apoletlerini çıkarınca senin gibi insan oluyor. İşin ilginç tarafı bu. Bizi, bu cemaat ruhu kurtarıyor."

Prof Karpat "millet"'le "ulus"'u birbirine karistiriyor, "ulus"'tan vaz gecelim "millet" olsun diyor, olmaz, niye vaz gecelim? Bir kere "millet"'le "ulus=kavim" birbirine benzer kavramlar degil, her ikizinin de lisanda onemli yeri var, oyle ki "kavim" kelimesi Kur'an'da yuzlerce ayette gecerken "millet" 15-20 ayette gecmektedir. Tabii diyeceksiniz ki bu kelimeler artik Turkce'de Kur'an'daki gibi kullanilmiyor. Dogrudur kullanilmiyor, iste onun icin de bu kavram kargasasi surup gidiyor.

Ben haddim olmiyarak Prof Karpat'in yukaridaki paragrafini kendi kullandigim kavramlarla yeniden yaziyorum, bunun belki Prof Karpat'a da bir yardimi olur dusuncesiyle:

"Türkiye, toplum olarak esasen SPEEler üzerine kuruldu. Biz SPEEsel bir toplumuz. Bir SPEE, yalnız yasal bir entite degildir, adi uzerinde sosyal, politik, ekonomik bir entitedir. Şimdi bizde iki çeşit ferdiyetçi mücadele var. Birincisi, Batılı anlamda ferdiyetçi olmak istiyoruz; müstakil düşünen, müstakil karar veren, müstakil hareket eden. İkincisi de SPEElerimizden kopmak istiyoruz. Oysa her şeyimiz, dünya görüşümüz, arkadaşlık, aile, vatan kisaca, ekonomik, sosyal, politik iliskilerimizi, ortaklastigimiz yasalar, kulturel kurumlarimiz, vakiflarimiz vs. hepsi SPEEsel yapilanmanin bir ürünü. Bu SPEElerin yasama hakki inkar edilmezden once uzun yıllar yasal ağırlığıyla işledi, bu sosyal, kültürel, ekonomi yapilanma yasal bagimsizlikla saglandi, mumkun oldu. SPEEler o kadar güçlü, o kadar bağlayıcı ki bunlar sosyo-politiko-ekonomik ve psikolojik ne varsa hepsini içine alıyor ve o üst tabakayı o olusturuyor, kumanda SPEElerin elinde oluyor. Bu durumda Ordu emri SPEElerden aliyor, cunku onu da yasalariyla SPEEler olusturuyor. İşin ilginç tarafı bu. Bizi, bu SPEEsel yasal bagimsizlik ruhu kurtarıyor."

Bu paragraf oldugu gibi onayliyorum sanilmasin, ben bunu Prof Karpat'a "yakistirdim", umarim kendisi de buna "bak bu bana iyi gitti, eline saglik!" der;-) Bu ilmekteki onceki yazimi da buna benzer sekilde yorumlayabilirsiniz.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

not: dikkat ettiyseniz bu ilmekteki yazilarimda kullanimi "yalama" olmus bircok kelimeyi kullanmaktan kacindim. Bunlarsiz da meramimi ne guzel anlatabiliyorum, degil mi? Ne dersiniz?;-)

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 19, 2010 10:27 AM

"millet"'le ilgili oldugu icin 27/10/05 tarihinde yapilan bir yazismadan kopya:

"Bu gun EU ve oteki bati ulkelerinde Osmanlilarda oldugu gibi cok milletli bir idare gelenegi olmamistir hicbir zaman. Onun icin bunlar muslumanlara kendi aralarinda kendi hukuklarini tatbik etme imkani vermezler. Bunlari cok milletli bir yonetim sekline alistirmak lazim. Bu da bircok alanda cok calismayi gerektirir. Tembel muslumanlarla bu tur meseleler cozume kavusturulamaz. Vesselam, XY."

"Muslumanlar kendilerine kendi aralarinda kendi hukukunu tatbik etme imkani veriyorlar mi? Bunu baskalarindan beklemek abes degil mi? Simdi al sen
Turkiye'yi, muslumanlara kendi hukukunu tatbik etme imkani saglanmis mi da bunu EU'dan bekleyeceksin? Herkes laik yasalardan o kadar mutlu ki, bunlari terk etmek Cennet'ten kovulmak mesabesinde;-)
Ote yandan muslumanlarin yasa yapmak ve uygulamak yetenekleri tamamen yok edilmis, ve tarihte uyguladiklari yasalar onlarin bugunku yasalari gibi gosterilmis ve boylece bunlari uygulama hayalleri bile yok edilmis, dusun bir bin yil onceki yasalari bugun uygulamaya calistigini, bin yil kaybetmissin yasa gelistirme prosesinden bin yil sonra gelip Islam Fikhina gore bu boyledir diyorsun, hangi Islam Fikhi, bu fikih goketen zembille mi indi saniliyor. Bunun icin Ibn Battuta okuyup soyle o gunlerdeki yasal
ortami bir temasa etmek gerek, sonra da bugunku durumla karsilastirmak gerek aradaki farkin azametini kavramak icin. O gunun fakihleri, kadilari senin bugunku politikacilarin yapisinda adamlar degil, bulunduklari zamanlarin ilim zirvesinde adamlar, buna bir de mukemmel insan karakteri ekle bak bakalim boyle bir adam gorebiliyormusun etrafinda. Ve bu adamlar her an
halkla temas halinde, sanki halkin nabzi gece gunduz ellerinde gibi.
Kapilari herkese acik. Sen, ben bunlarin yasantisinin zenginligini hayal bile
edemeyiz. Misir'da yasayan sozum ona modern bir Fakih'in bir yigin hayali yasal probleme cozum ararken, Almanya'da essekler gibi calistirilan bir
muslumanin derdine derman olmasini hayal edebilir misin?
Biri tarihin derinliklerinde hayal aleminde yasiyor otekisi uzerinde heyula gibi birikmis binlerce problemle hasir nesir, ne yapacagini bilmez halde denize dusmus, yilana sariliyor.
Grand Sen~or."

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: February 3, 2010 9:38 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)