« Alanson’un Umresi ve Muhafazakâr Olmayan İman | Ana Sayfa | ‘Tek Parti Rejimine Gidiyoruz’ Zırvası »

January 6, 2010

İslam Geleneği Müslümanlara Yeter de Artar mı?

[6 Ocak 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Türkiye’deki İslami çevrelerde eskiden beridir tutan bir söylem var. İnsan hakları, demokrasi, piyasa ekonomisi, özgürlükler gibi “Batılı” kavramlar gündeme gelince, “bizim böyle ithal fikirlere ihtiyacımız yok, İslam bize yeter” deniyor. Ve konu hemen kapanıyor.

Son dönemde bazı saygıdeğer Müslüman aydınlar bu anlayışı yeniden savunuyorlar. Mesela, “ne liberalizm ne Marksizm, ne muhafazakârlık yaramıza merhem olamaz. Sıhhatli bir değişimi İslam'ın kaynaklarında aramalıyız” gibi argümanlar okuyoruz.

Bu yaklaşım oldukça “İslami” durduğu için, mütedeyyin bir Müslüman’a cazip gelmesi kaçınılmaz. Ama bu cazibe yanıltıcı da olabilir.

Mesela ben size şöyle desem ne düşünürsünüz:

“Ne metro, ne otoban ne de havayolu yaramıza merhem olmaz. Sağlıklı bir ulaşım sistemini İslam’ın kaynaklarında aramalıyız.”

Herhalde saçmaladığımı düşünürsünüz. Çünkü açıktır ki, İslam’ın Müslümanlara va’z ettiği bir “ulaşım sistemi” yoktur. Sözünü ettiğim araçların önce Batı’da ve Batı toplumlarının ihtiyaçlarına göre icad edilmiş olması da, Müslümanlar tarafından alınıp kullanılmalarına engel değildir.

Peki İslam’ın Müslümanlara va’z ettiği bir “ulaşım sistemi” yoktur da “siyasal sistem” var mıdır?

O da yoktur. Kur’an-ı Kerim’de adalet, güvenlik, hakka riayet gibi “siyasi ilkeler” vardır elbette, ama Peygamber’in ardından bunların nasıl hayata geçirileceğini belirleyen bir devlet tarifi yoktur. Zaten o nedenle de ilk Müslümanlar bu ilkeleri hayata geçirebilmek için kendi devirlerinin şartlarına göre sistemler kurmuşlardır. Vahye değil beşeri kararlara dayanan “Hilafet” kurumu böyle doğmuş, Mâverdî gibi alimlerin siyaset teorileri böyle gelişmiştir. O dönemde dünyanın hiç bir yerinde “parlamenter demokrasi” olmadığı, her yerde tekil hükümdarlar bulunduğu için, “İslami siyaset teorisi” de bu şartlara göre şekillenmiş, “hükümdarın faziletli olması” ve şeriat tarafından dizginlenmesini vurgulamıştır.


‘Batılı sistemler’ bizi bozar mı?

Eğer şimdi siz geçmiş Müslümanların kendi şartlarına göre oluşturdukları bu anlayışları bizzat İslam’ın kendisi sayar ve “bundan başka bir şeye ihtiyacımız yok” der iseniz, kendinizi tarihe hapsetmiş olursunuz.

Mesela karşınıza “demokrasi” diye bir şey çıkar, bunu kafir Batı’nın icad ettiği “tağuti” (şeytani) bir sistem sayarsınız. Nitekim öyle diyen İslamcılar var.

Eğer demokrasiyi kabul ediyorsanız, onun içinde rekabet eden ve modern devletin nasıl organize edilmesi gerektiği konusunda farklı görüşler öne süren liberalizm, sosyalizm, muhafazakârlık gibi ideolojileri de kabul edebilirsiniz. Bunların “Batı kaynaklı” olması, İslam’a aykırı ve Müslümanlara yararsız oldukları anlamına gelmez. Onüç asır önceki Müslümanlar da Bizans’ın veya Sasaniler’in devlet ve hukuk sistemlerini adapte edip kullanmışlardı.

Ha, Batılılar bazen kendi menfaatlerine göre “siyasi projeler” üretip Müslümanlara dayatmazlar mı? Dayatırlar. Buna dikkat etmek gerekir. Ama Batı’nın bize telkin ettiği her şeyi peşinen reddetmek de bağnazlıktır.

Mesela Avrupalılar bize onyıllardır “vatandaşlarınıza işkence yapmayın, insan haklarına saygı gösterin” diyorlar. Fena mı?

Buna karşı “böyle ithal fikirlere ihtiyacımız yok” mu diyelim? Hakan Albayrak’ın geçenlerde Yeni Şafak’ta isabetle dile getirip eleştirdiği “İslam dünyasının işkence utancı”na ne diyeceğiz o zaman?

Sonsöz: İslam, din olarak tabii ki Müslümanlara yeter. Ama konu siyaset, ekonomi, bilim, sanat veya felsefe olunca, Müslümanlar her medeniyetin kazanımlarından istifade etmelidir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 6, 2010 11:48 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

mustafa abim doğru söylüyor,bence de yetmez,demokrasi şimdilik en iyi çözüm,daha iyisi çıkarsa onu da düşünürüz.

Kur'an akledin,düşünün,ibret alın,başka kavimlerin yaşantısına bakın diyor,daha ne desin..ancak bu kadar olur,aklını kullanmayan kavimlere Allah pislik yağdırır diyor,kitap yüklü eşek olmayın diyor,hiç bilenle bilmeyen bir olur mu diyor diyor diyor..insanlar ahlaksız,akılsız olmuş din ne yapsın?

Yazan: deniz Tarih: January 6, 2010 12:47 PM

"İslam, din olarak tabii ki Müslümanlara yeter. Ama konu siyaset, ekonomi, bilim, sanat veya felsefe olunca, Müslümanlar her medeniyetin kazanımlarından istifade etmelidir."

ve medeni Dünya'ya yeni kazanımlar sunmalıdır.Bizler almaya alışkın olduğumuz için verme kısmı hiç düşünülmüyor.

demokrasi iyidir,yenmez içilmez ama yaşatır.hemde iyi yaşatır...

yanlız müslüman çocukların eline demokrasi silahını vermeden önce o silahı kullanmasını öğretmek lazım.yoksa silah geri teper.(bakınız,ırak)

ne zamanki islam ülkeleri halkını eğitmeye başlar,dini kullanan yönetimler yerini halkın kullandığı yönetimlere dönüştürülür,işte o zaman müslüman toplumlar kalkınmaya başlar.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: January 6, 2010 7:08 PM

Mustafa Bey, diyorsunuz ki: "Kur’an-ı Kerim’de adalet, güvenlik, hakka riayet gibi “siyasi ilkeler” vardır elbette, ama Peygamber’in ardından bunların nasıl hayata geçirileceğini belirleyen bir devlet tarifi yoktur.."

Doğru, ben de öteki sütunda Peygamber'in ardından yasayı beşerin hayata geçirdiğini, dolayısı ile giderek kutsallığının azaldığını iddia etmiştim. Ancak, Kurani siyasi ilkeler olarak tanımladığınız 'adalet', 'güvenlik', 'hakka riayet' zaten evrensel siyasi ilkelerdir. Taa Hitit'ten Sümere, Batı medeniyetine kadar her toplum iktidarın bu ilkeleri sağlamasını beklemiştir. Dolayısı ile İslami yasaya ne ilke bazında ne de somut hayata geçirilme aşamasında ihtiyacımız kalmış oluyor. İhtiyacımız olan yalnızca İslami kesimi duygusal olarak mutlu edecek, içinde İslam kelimesinin geçtiği seküler bir yasa meydana getirmek olsa gerek!

Yazan: nilgün Tarih: January 6, 2010 8:42 PM

"yanlız müslüman çocukların eline demokrasi silahını vermeden önce o silahı kullanmasını öğretmek lazım. yoksa silah geri teper.(bakınız,ırak)(bigalıoğlu)"

“her aklına geleni söyleyen, istemediklerini de duymak zorunda kalır”*(KÇ). :-)

Sn.Bigalıoğlu, çocuk aklına sahip olduğunuz zamanlarda elinize tutuşturulan şeyin bugün yetişkin halinizle hala daha o gün size söylendiği gibi "demokrasi" olduğunu sanıyor olmanız üzücü. Bakın sizin çocukluk zamanlarınızdaki gibi şimdilerde de bazı babalar “büyünce asker olacak benim oğlum” diyerek çocuklarının sırtlarını “öldüren sevgileriyle !” sıvazlayarak, ellerine silah tutuştururlar. Kısaca tetiği çekilebilir şey silahtır “demokrasi “değil.Dediğiniz gibi silah yaşatmak için değil bir gün “gerektiğinde” öldürmek içindir. Sevginin ve demokrasinin tetiği çekilebilir öldüren şeyler olmadığını artık öğrenme yaşınız gelmiş de geçiyor bile!

Çocuklarının ilk öğretmenleri olan babalar da hata yapabilir.

"Şüphesiz, bir devletin adının cumhuriyet olması ve başında da veraset yoluyla iktidara gelmiş olmayan bir devlet başkanının bulunması, mutlaka o devletin millî egemenlik ilkesine dayanan "demokratik" bir rejime sahip olduğunu göstermez.
* * *
Meselâ monarşilerde hükümdarın şahsı, kutsal ve sorumsuz sayılır. Hükümdarın suç işleyemeyeceği ve hata yapmayacağı varsayılır. Demokratik rejimin beşiği İngiltere'de bile bu ilke, "Kral hata yapamaz" (the King can do no wrong) vecizesiyle ifade edilir.
Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi"

Yazan: çuvaldız Tarih: January 6, 2010 9:14 PM

Mustafa Başkan, seni çok seviyorum.

Çok çok çok önemli şeyler söylüyorsun yahu. Millet farkında değil. Dostlar, okuyanlar soruyorum bu fikirleri daha önce başka yerde duyan var mıdır? Bunu fikrin ilginçliğini göstermek için değil, neden şimdiye kadar düşünülmemiş olduğunu sorgulamak için soruyorum.

Neden geri kaldı islam dünyası? Cevap burada: Önce matbaaya bile, gavur icadı diyerek karşı çıkmışız. Gitti 200 sene. Onu zar zor aştıktan sonra liberal demokrasiye "islama uymaz" diyerek karşı çıkmışız. Bu da bayaa bir zaman götürdü ve götürecekti...

De, işte yüce mevlamın bir lütfu olarak internet icad oldu, küreselleşme arttı, islam dünyasından Mustafa Akyol gibi müthiş bir insan çıktı ve inşallah beyinler biraz doğruyu görebilmeye başladı.

Sorun şudur: Elektiriği devlet mi dağıtmalı özel sektör mü? Necmeddin Erbakan öldükten sonra yerine geçecek kişi oğlu mu olmalı başkası mı? Neye dayanarak o cevabı verdin kardeş.

İslamcılarda gördüğümüz şudur:
1- Suudi arabistan gibi padişahlıkla yönetilelim.
Peki kardeş neden?
Eh osmanlı padişahlıkla yönetilmiş ya.
Haaa...

2-Devlet herşeyin sahibi olsun.
Peki kardeş neden?
Eh iran da devletçi ya o yüzden.
Haaa....

3-Bu ülkedeki herkes türktür.
Peki kardeş neden?
Ne bileyim ilkokulda öyle öğrettiler ve peygamberimizin hadisi var bu konuda.
Haaa...

SOLCULARLA MÜCADELE DERNEĞİ
GENEL BAŞKANI
ALİ BERAL

Yazan: Ali Beral Tarih: January 7, 2010 12:38 AM

Aslında sorun,anti emperyalist nosyondan hareketle savunmacı refleksin ideolojiye dönüşmüş biçimindedir.
Din birkez ideoloji olunca,ideolojide
vahyin bir ürünü gibi algılanmakta.
İşin ilginç yanı,islamizimin Marksist felsefeile arasının 20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren düzelmesi,marksın uydurduğu kapitalizme marksın metoduyla savaşaçması marksın devrimcişiddet metodolojisini benimsiyerek,demokrasinin islam karşıtı bir söylem olunduğu inancının yaygınlaştırılması,Tüm kötülüğün,her pisliğin Batıdan geldiği inancı,islamizimin, Barış-Huzur-Teslimiyeti(islamı) adeta müslümanın ılımanlaştırılmış,edilgen hali olduğu propagandası haline dönüştürmüştür.
İslam medeniyeti aslında bir fıkıh medeniyeti dir.Ancak fıkıh ilk iki asırdaki dinamik halini niçin sürdürememiştir.?
Bu gün hala; günümüzün hiçbir sorununa dair görüşü olamıyan olmasıda beklenemiyen 6-7 asır evvelki müslüman alimin fetvalarıyla kıyaslama yolu ile,günümüzde özgün bir iktisadi doktrin geliştirmek nasıl mümkün olabilir?
Prof.Sait Hatiboğlunun Kültürel mirasımızın tenkidine yönelik onlarca örneği vardır,suyun 100 C derecede kaynaması Allahın Sünnetullahı olduğunu söyliyen günümüz klasik uleması,Arz ve Talep kanununu,Fiat denilen olgunun,nasıl oluştuğunu,ücretin verimliliğin üzerindeolamıyacağı ilkesini,üretim araçlarını,
modern toplumlardaki bireyin tüketim tercihlerindeki değişikliklerini,emeklilik sistemlerini,Ulusların zenginliklerinin adaletle,sağlıkla,eğtimle,güvenlikle birebir ilşkili olduğu,ve bunlarında Allahın iktisat kanunları olduğunu görmezlikten gelmektedir.
Müslüman hafıza kavram fetişizmiyle kendini peşinen bloke etmiştir.Kavramlara yükledkleri anlamların her coğrafyada,her kültürde,her dönemde monolatik olduğu savıyla,
ezber sloganların taklidi söylemin yarasına melhem olamıyacağını hala anlamamıştır.
Bu sebebledirki olgu-metin ilşkisi,(vakıa-Ayet)bir türlü kurulamadığından bu gün hala Hanifilik,eşarilik,maturidilk üzerinden gelecek inşasına çalışmaktayız.

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: January 7, 2010 1:09 AM

Kazanımlarından istifade etmelidir.

Ama neyin kazanım olduğu da kesin değildir.

Acaba borsa, sigorta, kredi kartları, bankacılık sistemi, talih oyunları vs. kazanım mı?

Komunizm mi, sosyalizm mi, kapitalizm mi? Hangisi kazanım?

Piyasa ekonomisinin ne kadarı kazanım, kapitalizm nasıl olunca kazanım.

İslam bize ulaşım sistemi konusunda hükümler getirmemiş olsa bile ilkesel olarak her konuda rehber olabilir, ekonomi konusunda, siyaset konusunda dünden.

Ama elbette batının ürettiği değerleri tümden yok saymakla bir yere varamayız.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: January 7, 2010 10:13 AM

s.a.
Çok Çok Çok Önemli Bir Duyuru

09 Ocak 2010 Cumartesi günü saat 20;00 de BAĞCILAR KÜLTÜR MERKEZİ (ÖZGÜR-DER BAĞCILAR ŞUBESİ) nde çok önemli bir konu üzerinde Konferans Var.

Bu konferansa gelenler; bizim Ankara da cuma namazlarımızda dinlediğimiz Mehmet Pamak' ın vaazlarından bir bölüm dinleyecek, Kuran Sünnet bütünlüğünde DİNLER VE MÜSLÜMANLAR ARASI DİYALOG konusunda Müslümanların düşünceleri hakkında fikir edinecek, ayrıca şirk tevhid bağlamında nerde olduklarını anlayacak, tevhidden savrulmalarının Kuran Sünnet bağlamında ki yerini görecekler...

ve herkesin farklı yorumladığı Medine vesikası hakkında çok önemli bilgiler edinecek...


“DİNLER VE MÜSLÜMANLAR ARASI DİYALOG”

KONUŞMACI; MEHMET PAMAK 09.01.2009 20,00
BAĞCILAR KÜLTÜR MERKEZİ (ÖZGÜR-DER BAĞCILAR ŞUBESİ)

http://www.haksozhaber.net/
Bu linkte genel davette mevcuttur.

Arkadaşlarınızı da çağırınız...
Selametle...

Yazan: S&B Tarih: January 7, 2010 5:17 PM

sayın çuvaldız,

AKP totaliter rejimle mücadele edebilmek için sürekli demokrasi silahını kullanılır.ama bu silah adamı fiziksel olarak değil,fikirsel olarak öldürür.

ıraktaki demokrasi silahıda dini yönetimlerin baskını ortadan kaldırabilmek için yine fikirsel olarak kullanılmalıdır.ama bunun için kitlelerin eğitilmeleri gerekir.

görmüyormusunuz,cennete gideceksin denilip canlı bomba yapılıp onlarca insan bir anda katlediliyor.neye karşı gavur icadı demokrasiye.saddam döneminden daha vahim bir ırak var karşımızda.ama demokraside var.eğitimsiz insanlara demokrasi getirirsen,al sana demokrasi derler,iktidarı kaybetme korkusu yaşayan şıhlar.bu ülkelerde din bir kontrol aracı olarak kullanılıyor toplumları.demokrasi demek kontrol dışı özgür bireyler demek,eğitimli bireyler demek.siz inanıyormusunuz bir gün bu ülkelere demokrasi gelecek.peki anlayabiliyormusunuz bu ülkenin neden yarı demokratik bir ülke olduğunu.al sana demokratik türkiye,bizim ülkemizdeki demokrasi cem uzan demokrasisi.

ülkemizde kavramlar bile nihayi amacı perdelemek için toplumlara karşı kullanılıyor.

hukuk yarım.
demokrasi yarım.
laiklik yarım.
bizde her şey yarım.
çünkü niyet bozuk.

bütün sistemler,bütün oluşumlar kendi içindeki çıkarları gözetecek şekilde kurulmuş ve o şekilde yasalaştırılmış.geri kalanı toplumu kandırma,uyutma operasyonları.

sivil toplum kuruluşlarımızın yöneticileri bile yönetime geldikten sonra kendi çıkarlarını gözetmeye başlıyorlar.ki en temiz yönetim biçimleri.

o zaman birey olarak bizim kendimizi sorgulamamız lazım önce.demokratik anlayışı,özgürlükçü anlayışı,dürüstlüğü,doğruluğu,içimize sindirebilmişiz mi?

bugün seçim barajını indirin,3'lü yada 2'li koalisyon hükümeti gelsin.hemen birbirimizi yemeye başlarız ki şu an bile elin gavuru çalışıp kendi işine bakarken biz kendimizle uğraşıyoruz.

yarım demokrasiye layığız biz toplum olarak,ortadoğu toplumlarıda saddam gibi adamlara.ki zaten öyle yönetiliyorlar.

tekrar ediyorum,toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: January 7, 2010 10:03 PM

Güzel yazı elinize sağlık;
Anlamadığım,böyle bir konu suidi ya da iran da yazılıp yorumlansa anlarım.Batıyı red filan ettiğimiz yok ki.Hatta batıyı red etmek ne kelime ,böyle soldan soldan geliyo zaten.Ortada red lik bi durum varsa o da kendi değerlerimiz.!

Yazan: emre Tarih: January 7, 2010 10:35 PM

Sn.Bigalıoğlu,
Niyet!

Hukuk üzerine temellendirilmiş sistemlerde niyete değil delile/fiile bakılır. Hukuğun amacı “muhtemel suç ve suçlulara” göre bireylerin özgürlük alanlarını daraltmak değildir. Adalet, eşitlik arayışı ile ancak hukuk üzerine temellendirebilir olan sistemlerin, oluşabilmelerinin en zaruri gereği olan özgürce ifade edilebilen düşünceleri, yok etmeye dönük bir takım olumsuz kehanetlerde bulunmak ve “bozuk niyet” olarak etiketlemek oldukça “dogmatik” bir yaklaşımdır.Ceza gerektiren bir suç durumunda hukuk niyet’i ancak cezayı hafifletici unsur olarak göz önüne alır.Hukukta niyet hiçbir zaman suç fiilinden önce ve ceza taktirinde de arttırıcı unsur olarak değerlendirmez!

Fikirsel olarak öldüren demokrasi!

Demokrasi elbette eksikleri tamamlama, yanlışları düzeltme imkânı veren bir araçtır
Niyet okuyuculuğundan hareketle, kehanetlerle her şeyin “kötü” olacağına hükmediliyorsa geçici bir süre için bile olsa eksik olanın tam olması bilinçli bir şekilde engellenmeye çalışılıyor demektir. Bunun fikri zemininde de her şeyin hale hazırda “eksiksiz ve değiştirilemez mükemmellikte” olduğu ön kabulünün yer aldığını kabul etmek gerekir. Bu durum tespitini şu şekilde ifade edebilmemiz mümkündür değil mi;Demokrasiyi silah gibi kullanan totaliter rejimler, fikirsel öldürme(!) ile kitleleri eğitmiştir!

Dolayısıyla sahip olduklarını “tam” buldukları için memnun olan eğitilmişler ile onlara bakıp sahip olduklarını “eksik” bulan eğitilmemişler her zaman olacaktır. Hangi siyasi parti iktidar olursa olsun bu eksik tamamlama işi mütemadiyen bu şekilde devam edecektir. Bu iki farklı gurubun seçimleri ile iktidara gelecek olan partiden eksikleri tamamlaması, kazanımları koruması beklenecektir. Demokrasi ancak, birinden aldıklarıyla diğerinin eksiklerini tamamlayan kıt bir kaynak olarak görenler için geri tepen bir tür silah olarak tanımlanabilir.

Cennet ve canlı bomba örneğinizden yola çıkarak şunu söyleyebilmemiz elbette mümkün; Totaliter rejimlerden nemalanmakta olanlar kitleleri eğitebilmek için “cumhuriyete, demokrasiye, ülkemize, toprağımıza, bayrağımıza sahip çıkalım” fetvalarıyla eğittiklerinin ellerine silah tutuşturarak, fikirleri ve insanları öldürterek “demokrasi”nin kazanımlarını koruduklarını iddia edebiliyorlar. Analar ağlasın ama biz kazanımlarımızı kaybetmeyelim! Bu nedenle kazanımların niteliğini ve kazananlarını iyi tespit etmek gerekir. Toplumu baskılayan, sorunlar üreten yasaklar, kazanım olarak tanımlanamaz.

Ve bu bağlamda kesinlikle hemfikir olduğum cümleniz;

“ülkemizde kavramlar bile nihayi amacı perdelemek için toplumlara karşı kullanılıyor.”(Bigalıoğlu)

Demokrasiyi lütfedilen bir hediye gibi öğretemezsiniz !
Toplumun kitlesel eğitimle nasıl uyutulup, kandırıldığına dair bir örnek olarak şunu da eklemek mümkün;”the king can do no wrong”
Önce bir kral ilan edip, menfaatleriniz için yaptığınız her şeyi kral adına yapıldığını söyleyip kralı yasalarla koruma altına almakla elde edilebilecek “kitlesel eğitimimin” sonucu ne olabilir ki? Yanlış ve eksik yapılanı eleştiren, kralı eleştirmiş demektir.Ceza gerektirir!
“Özgür bireyler eğitimli bireyler demektir” diye yazmışsınız. Kendimizi kandırmayalım.Siz tektipleştiren, kontrolü mümkün kılan bir tornacılıktan bahsediyorsunuz. Yanlışa yanlış,eksiğe eksik dedirtmeyen eğitim ile bu mümkün olamaz. Eğitimi özgürleştirmeden bu mümkün değildir. İşte geri tepen de budur!

Sonuç olarak belki şimdi siz de aslında neden demokratik bir ülke olamadığımızı anlayabilmişsinizdir diye umuyorum

Yazan: çuvaldız Tarih: January 8, 2010 3:19 PM

Çuvaldız, Bigalıoğlu ile yazıştığınız konunun ana fikrinden sizi uzaklaştıracağım için özür dileyerek, yorumunuzdaki “...cumhuriyete, demokrasiye, ülkemize, toprağımıza, bayrağımıza sahip çıkalım” fetvalarıyla eğittiklerinin ellerine silah tutuşturarak, fikirleri ve insanları öldürterek “demokrasi”nin kazanımlarını koruduklarını iddia edebiliyorlar..." ifadeniz içinde geçen 'FETVA' sözcüğü ile, totaliter bir rejim deyince, konu TC eleştirisi bile olsa, dini bir rejim çağrışımının kaçınılmaz olduğunu ortaya koyduğunuzu vurgulamak istedim.

Yazan: nilgün Tarih: January 8, 2010 5:45 PM

sayın çuvaldız,
ülkmizdeki hiçbir kurumda,yapılan bir girişim için mantık aranmaz.
bu üniversitelerde de böyle,hukuktada,büroraside de.

herkes,dillendirmese de karşı tarafın "niyet" inin ne olduğunu sorgulamaya,anlamaya çalışır.bu önseziler doğrultusunda hareket eder.

bu iki kutuplu türkiyemizde her iki kesim içinde geçerlidir.laikler,yenilikçiler.

bu ülkede her konuda özgürlük getirmek epey zor olmuştur.gözümün önüne 90'lı yıllarda yapılan radyomu isterim kampanyaları geliyor.bugün kürtçe yapın yapan devlet televizyonu.devletçi kesim her zaman yeniliğe büyük bir kaygıyla yaklaşıyor,samimi olanlar.diğerleri çıkar derdine düşmüş peşinde.

neyse,sizin hukuk dediğiniz şey aslında türkiyemizde guguktur.

hukuku yazanlar,her zaman kendi çıkarları doğrultusunda maddeler arasına delikler koyarlar.bu delikler kurtarma delikleridir.

bizim ülkemizde hukuk felan yoktur.hukuku düzeltmek isteyende yoktur.başbakan uğraştı uğraştı.artık yoruldu.bu işlere hepimiz el atmalıyız.bana bile gına genliyor artık.çevremde bile onca yanlış var ve hepsine ben müdahale ediyorum.yok mu kardeşim başka duyarlı vatandaş.

nerede bu ülkenin sivil toplum kuruluşları,nerede bu ülkenin baroları,herkes birey olarak sorumlu olmalı.

e efendim ben kanunları nasıl değiştireyim,benim boyumu aşar.hiç bile aşmaz.siz erafınızdaki yanlışlara bir müdahale etmeye çalışın bakalım,ne çeşit dirençlerle karşılaşıyorsunuz.bizler önce birlikte hareket etmeyi öğreneceğiz,ondan sonra gücümüzü göstereceğiz.

kısaca söyleyeyim,bu ülkede hukuk felan yoktur.taraflar hukuk üzerinden bir savaş vermektedirler.buna sebebte ne yazık ki yobaz laiklerdir.

ülkeme birçok konuda yazık oldu.artık bir şeyleri tayyipten beklemek yerine bu milletin daha duyarlı olması gerekir.söz söylemekle bu işler olmuyor.arayın adalet bakanlığını,çevrenizde baro varsa,harekete geçirin.

anlat anlat bitmez.
şunu da iyi belleyin,herkes önce niyet sorgular.sonra davranışta bulunur.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: January 8, 2010 7:31 PM

Son söz hak söz olmuş...

İslam'ın diğer ilahi dinlerden ayıran en temel özellik kavme özel gelmemesi,dinin tamamlanması ile mesajının evrenselliğidir. Evrensellik İslamın tevhid ile birlikte kanımca en temel özelliğidir. Davetin ortak bir ilaha, ortak bir tevhid ile yönelmesi temel düsturdur.

İslam'ın evrenselliği bu denli apaçık bir şekilde ortada duruyorken, evrensel doğrular ve gerçeklerin islam toplumunca ortak insanlık bilinçiyle paylaşılması Müslümanın en doğal davranış biçimi olmalıdır.

Bundan gocunan,buna tepki koyan,red eden dimaların İslamla ilişkisi dinden çok kültürel olarak sahiplendiği etnisite-milliyet temelli bir çarpık anlayışın tezahürüdür.

İslamın evrenselliğinin bugünkü İslam toplumu/toplumları içersinde ne derece içselleştirildiğinin sorgulanmasını tetikleyebilecek bir yazı olmuş. Bu açıdan takdire şayan ve esas ana sorunun tartışabilmesi için düşünsel bir zemini sunan bir çalışma için Mustafa Akyol'a teşekkür ediyorum.

İslam olduğunu iddia eden toplumların toplumsal dinamik ve sosyo-kültürel hezeyanlarıncada tanık olduğumuz kırılmaların, modernite sebebiyle değil bizzat bu kültürlerin kendi dinlerini inşa etme çabası olduğunu artık görmemiz gereklidir. Kendini siyasal olarak farklılaştırmak için en kolay yol aidiyetin ortaklığını farklılaşitırıp, bunu siyasi rantın enstrümanı olarak kullanan devlet yapılarının, statükoca yapılanların kutsanmasınıda bunun üzerindne gerçekleştirdiğini görebiliriz. Bu maalesef tarihimizin yada tarihin ana katalizörlerinden biridir. (Belkide tarihin seyrinde toplumsal bilinçin evrilmesi için gerekli düşünsel bir mutasyondur.) Bu durum dinin evrenselliğinin içselleştirilmesinin önündeki en önemli engeldir. Bunun üzerinde tartışarak genelde Akyol'un makaleleri altında ana eksenden kopan tartışı yorumlara girmezsek sanırım yazarında niyet etmiş olduğu amaca saygı göstermiş oluruz.

Yazan: Düşünür Tarih: January 9, 2010 1:12 PM

Düşünür düşünmüş düşünmüş demiş ki:" İslam'ın diğer ilahi dinlerden ayıran en temel özellik kavme özel gelmemesi,dinin tamamlanması ile mesajının evrenselliğidir. Evrensellik İslamın tevhid ile birlikte kanımca en temel özelliğidir..."

Buyrun işte, gene İslam'a gönül gözüyle yüklenmiş anlamlar...Kavme özel din yalnızca Yahudiliktir. Dünyadaki pekçok diğer din arasından, özellikle Hıristiyanlık ve Budizm evrensel sıfatını hakedecek dinlerdir. Zaten tüm dünya, ister kabalist olsun, ister tasavvuf ehli, ister spiritualist, temel olarak perennial felsefe anlayışı ile Budizme kaymıştır. Dolayısı ile öncelikle evrensellik İslam'ın ayırdedici niteliği değildir. (Bir de örnek vereyim: Yeni Zelanda Maorisi, evrensel! örtünme ayeti uyarınca başı-kapalı ve yerlere kadar uzanmış paltosuyla sal üstünde Pasifik okyanusunu geçiyor!! Bir tahayyül ediniz.)İkincisi, dinin tamamlanması, tam da onun bir dogma olarak kalmaya mahkum olduğunu bildirir. Tanrı'nın birliği inancı ise Yahudilikten İslam'a mirastır.(Hadi daha ağır bir söz kullanmış olmayayım!)

Yazan: nilgün Tarih: January 9, 2010 10:13 PM

Nilgün Hanım

Affınızı sığınarak elmaları armutlarla karıştırmışsınız demeliyim...

Din kelimesini Grand Seniorda çok eşeledi. Sebebi kendinden malum. Dinden vasat bir Müslümanın anladığı aşağı yukarısıyla şudur. Hz.Adem'den beridir gelen tüm peygamberlerin getirdiği tevhid mesajı ve bunun en nihayetinde Hz.Muhammed (S.A.V) tarafından tamamlanmasıdır. Kendisinin sözüyle duvardaki son tuğlayı yerleştirmiştir. Din tamamlanmıştır. Din budur. Tüm peygamberlerin getirdiği dine Kuran İslam demektedir. Hz.Peygamber yeni bir şey getirmiş değildir.Eski paygamberleri doğrulayıcı ve tehvidin mutlak tamamlayıcısıdır. Bunun dışında bir anlam yüklenilmeye çalışılması Kuran'ın ruhuyla çelişir ve ard niyet taşır.

Bu sebeple Dinin temel kaidesi evrenselliktir dedim. Tüm zamanları kapsayan ama belli bir coğrafyayı kapsamayan her topluma gönderilmiş peygamberlerin hepsinin ortak manada nebi ve resullük yaptıkları Din aynıdır.

Hristiyanlık, Hz.İsa'nın arkadaşlarınca yayılan mesajının Yunan paganizmi ile evlendirilmesiyle 'evrensel bir'' nitelik kazanabilmiştir. Bizim inancımıza göre gerçek Müjdeden çok küçük parçalar ve kırıntılar taşıyan ama genelinde pagan toplumların gelenek ve ritüellerinin tıpkı anadoluda bazı şaman gelenekleri İslama dahil edilmesi gibi bir çarpıklıkla kurumsallaştırıldığı bir yapay din haline sokulmuştur. Bu noktadan sonra, Avrupa'da yaygınlaşmaya ve Roma tarafından (Constantin ve daha sonra Jüstinyen) kurumsallaştırılıp bu kültürün taşınmasında evrensel bir araç haline dönüştürülmüştür.

İşte sanırım siz , Müjdenin içeriğindeki evrensellikle bu evrenselliği karıştırıyorsunuz. Okul hayatınızdaki o kadar karşılaştırmalı okuma yorumunuzdaki avam karşılaştırma için yapılmamış olsa gerek.

Budizm evrenselliği, Richard Gere ile alakası kadardır. Az önce bahsettiğim yapay dinden tiksinen ruhların bir çözüm arayışında geleneksel olandan uzaklaşmak için ve zühdün çekiciliği sebeiyle Batılı toplumlarda 'moda' olmuştur. Bu evrensel dinin ? coğrafi sınırları 2 yüzyıl evvel himaliyalar , Çin Hindi ve Okyanusya ile sınırlıydı;

http://www.mustafaakyol.org/cgi-bin/mt/mt-comments.cgi


Bu alanlar dışında ciddi bir topluluğu yoktu. Halada yoktur.

Özetle, über faşist Hint kast sistemine isyan içerikli bir inanç hareketinin merkezinde kendilerini kölelleştirmiş Brahmanlara toplumsal isyan varsa, bu bir inançtan çok siyasi harekettir. Heleki, bu inancın bir çok ritüeli gene Vedalar ve eski Hinduizm pratiklerine dayanıyorsa, bu inancın evrensellikten daha çok var olan duruma göre konuşlandırılmış toplumsal bir sosyal ihtiyaç/Devinim olduğunu görebiliriz.

Bir gün, vicdan sahibi bir prens aldığı eğitimin ve vicdanının yardımıyla kendi kastına isyan ediyor ve büyük halk kitleleride bunu bir kurtuluş umudu olarak kucaklıyor. İçerisinde var olan evrensel temalar ise zaten haksızlığa ve zulme uğramış her toplumun kültüründe izlenebilecek çıktılardır. Bunların sistematize edilip din haline getirilmesi bunları evrensel yapmaz.

Evrenselliğin belkide ilk şartı mesajın ana çekirdeğinin bir kavmin kültür ya da coğrafi ortamına veyahut ritüellerine bağlı olmadan, ondan kaynaklanmadan, tüm insanlarca benimsenebilen temel değerler taşımasındadır. Dinin bu bu evrensel söylemi, sadece o dinin içersindekilerin özgü olamaz. İnsanlığın ortak bilinçi ve vicdanıdır.

Bir dinin evrenselliği ne derece bu bilinçe ve vicdana seslendiği ile alakalıdır. Kültürler arası tüm etkileşimlerin üzerinde,onlardan etkilenmeden, doğrudan bu bilinç ve vicdan merkezine ulaşabilen söylem varsa,işte o zaman evrensel kabul edilebilir.

Bu kriteri karşılayan İslam'dan başka bir din olmadığının ispatını Mekkeye gidip tavaf eden Müslümanlar arasındaki farklı toplumların birlikteliğinden gözlemleyebilirsiniz. İhram içinde hepsi birdir. Dünyevi aidiyetlerinden kurtulmuş ve Rablarına ibadet için birliktedirler. İbadetlerinin kişisel bir iç yönü olduğu kadar ve hatta ondan daha kuvetli olarak bir ümmet boyutu vardır ki, Hac görevini esas manasıda kanımca budur. Bu şuuru içselleştirmek. Bu şekilde bir cemi sağyalabilmiş başka bir din örneğiniz varsa öğrenmekten mutluluk duyarım.İşte o zaman sizle evrenselliği daha derinlemesine tartışırım.

Belkide Peygamberim Hz.Muhammed (S.A.V) Veda hutbesinden alıntılarla sonlandırmak en güzeli olacaktır.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde

hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger

gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz bırakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir.

Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in,

meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet

ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap

olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin

da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda

en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.

"Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu

dinleyiniz ve itaat ediniz.

"Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz.

"Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:

* Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
* Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
* Zina etmeyeceksiniz.
* Hirsizlik yapmayacaksiniiz..

"Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri

zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

Saheb-i Kiram birden söyle dediler:

"Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

üzeller güzelide ; 3 kez Şahid ol Ya Rab... dedi..

Yazan: Düşünür Tarih: January 10, 2010 10:24 AM

Önemli not: ilk yorumda yolladığım harita linki karışmış özür dilerim. Bu yorumu yayınlarsanız sevinirim.

Nilgün Hanım

Affınızı sığınarak elmaları armutlarla karıştırmışsınız demeliyim...

Din kelimesini Grand Seniorda çok eşeledi. Sebebi kendinden malum. Dinden vasat bir Müslümanın anladığı aşağı yukarısıyla şudur. Hz.Adem'den beridir gelen tüm peygamberlerin getirdiği tevhid mesajı ve bunun en nihayetinde Hz.Muhammed (S.A.V) tarafından tamamlanmasıdır. Kendisinin sözüyle duvardaki son tuğlayı yerleştirmiştir. Din tamamlanmıştır. Din budur. Tüm peygamberlerin getirdiği dine Kuran İslam demektedir. Hz.Peygamber yeni bir şey getirmiş değildir.Eski paygamberleri doğrulayıcı ve tehvidin mutlak tamamlayıcısıdır. Bunun dışında bir anlam yüklenilmeye çalışılması Kuran'ın ruhuyla çelişir ve ard niyet taşır.

Bu sebeple Dinin temel kaidesi evrenselliktir dedim. Tüm zamanları kapsayan ama belli bir coğrafyayı kapsamayan her topluma gönderilmiş peygamberlerin hepsinin ortak manada nebi ve resullük yaptıkları Din aynıdır.

Hristiyanlık, Hz.İsa'nın arkadaşlarınca yayılan mesajının Yunan paganizmi ile evlendirilmesiyle 'evrensel bir'' nitelik kazanabilmiştir. Bizim inancımıza göre gerçek Müjdeden çok küçük parçalar ve kırıntılar taşıyan ama genelinde pagan toplumların gelenek ve ritüellerinin tıpkı anadoluda bazı şaman gelenekleri İslama dahil edilmesi gibi bir çarpıklıkla kurumsallaştırıldığı bir yapay din haline sokulmuştur. Bu noktadan sonra, Avrupa'da yaygınlaşmaya ve Roma tarafından (Constantin ve daha sonra Jüstinyen) kurumsallaştırılıp bu kültürün taşınmasında evrensel bir araç haline dönüştürülmüştür.

İşte sanırım siz , Müjdenin içeriğindeki evrensellikle bu evrenselliği karıştırıyorsunuz. Okul hayatınızdaki o kadar karşılaştırmalı okuma yorumunuzdaki avam karşılaştırma için yapılmamış olsa gerek.

Budizm evrenselliği, Richard Gere ile alakası kadardır. Az önce bahsettiğim yapay dinden tiksinen ruhların bir çözüm arayışında geleneksel olandan uzaklaşmak için ve zühdün çekiciliği sebeiyle Batılı toplumlarda 'moda' olmuştur. Bu evrensel dinin ? coğrafi sınırları 2 yüzyıl evvel himaliyalar , Çin Hindi ve Okyanusya ile sınırlıydı;

http://www.wadsworth.com/religion_d/special_features/popups/maps/schmidt_patterns/images/w023.jpg

Bu alanlar dışında ciddi bir topluluğu yoktu. Halada yoktur.

Özetle, über faşist Hint kast sistemine isyan içerikli bir inanç hareketinin merkezinde kendilerini kölelleştirmiş Brahmanlara toplumsal isyan varsa, bu bir inançtan çok siyasi harekettir. Heleki, bu inancın bir çok ritüeli gene Vedalar ve eski Hinduizm pratiklerine dayanıyorsa, bu inancın evrensellikten daha çok var olan duruma göre konuşlandırılmış toplumsal bir sosyal ihtiyaç/Devinim olduğunu görebiliriz.

Bir gün, vicdan sahibi bir prens aldığı eğitimin ve vicdanının yardımıyla kendi kastına isyan ediyor ve büyük halk kitleleride bunu bir kurtuluş umudu olarak kucaklıyor. İçerisinde var olan evrensel temalar ise zaten haksızlığa ve zulme uğramış her toplumun kültüründe izlenebilecek çıktılardır. Bunların sistematize edilip din haline getirilmesi bunları evrensel yapmaz.

Evrenselliğin belkide ilk şartı mesajın ana çekirdeğinin bir kavmin kültür ya da coğrafi ortamına veyahut ritüellerine bağlı olmadan, ondan kaynaklanmadan, tüm insanlarca benimsenebilen temel değerler taşımasındadır. Dinin bu bu evrensel söylemi, sadece o dinin içersindekilerin özgü olamaz. İnsanlığın ortak bilinçi ve vicdanıdır.

Bir dinin evrenselliği ne derece bu bilinçe ve vicdana seslendiği ile alakalıdır. Kültürler arası tüm etkileşimlerin üzerinde,onlardan etkilenmeden, doğrudan bu bilinç ve vicdan merkezine ulaşabilen söylem varsa,işte o zaman evrensel kabul edilebilir.

Bu kriteri karşılayan İslam'dan başka bir din olmadığının ispatını Mekkeye gidip tavaf eden Müslümanlar arasındaki farklı toplumların birlikteliğinden gözlemleyebilirsiniz. İhram içinde hepsi birdir. Dünyevi aidiyetlerinden kurtulmuş ve Rablarına ibadet için birliktedirler. İbadetlerinin kişisel bir iç yönü olduğu kadar ve hatta ondan daha kuvetli olarak bir ümmet boyutu vardır ki, Hac görevini esas manasıda kanımca budur. Bu şuuru içselleştirmek. Bu şekilde bir cemi sağyalabilmiş başka bir din örneğiniz varsa öğrenmekten mutluluk duyarım.İşte o zaman sizle evrenselliği daha derinlemesine tartışırım.

Belkide Peygamberim Hz.Muhammed (S.A.V) Veda hutbesinden alıntılarla sonlandırmak en güzeli olacaktır.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde

hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger

gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz bırakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir.

Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in,

meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet

ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap

olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin

da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda

en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.

"Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu

dinleyiniz ve itaat ediniz.

"Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz.

"Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:

* Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
* Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
* Zina etmeyeceksiniz.
* Hirsizlik yapmayacaksiniiz..

"Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri

zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

Saheb-i Kiram birden söyle dediler:

"Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"

üzeller güzelide ; 3 kez Şahid ol Ya Rab... dedi..

Yazan: Düşünür Tarih: January 10, 2010 10:31 AM

Din kelimesi kişisel manada bana hitabeti ortaya koydum. Diğer ilahi 'dinler' kelimesi ise diğer insanların kelimeye yüklediği anlamın kendisidir. Benim için içeriği anlam içeriğini taşımaz, inanç sistemine insanlarca yüklenen genel addır.bu kullanımında çeviriler yüzünden yaygınlaştığı kanaatindeyim.

Aynı durum milli-milliyet kelimesi içinde açıkça ortadadır.Kelimenin gerçek anlamı ile bugünkü kullanılan anlamları arasında taban tabana bir zıtlık söz konusudur.Bu sebeple Din kelimesinden benim kastım ile din kelimesinden diğer bazı yorumcuların kastı elbette ortak olamaz.

Bu bir çelişki şöyle dursun esas kelime ve kavramların asıl anlamının kendi köklerindne kopartılıp, başka anlamların yüklenmesiyle oluşturulmuş bir durumdur. bir Müslüman olarak her iki kelimenin orjinal sami kökeninden yola çıkıp daha sonra İslam döneminde de sergiledikleri anlamsal bütünlüğün korunduğunu ve şahsi olarak bu kullanımları kelimelerin gerçek manası olarak kabul ettiğimi söyledim. Kendimin kullanım kastı budur.

İletişimde mağdem ki ortak bir anlam bulutu içersinde olunmalıdır.Karşımızdaki yorumcularla yorumlaşırken onların kelimeye yüklediği anlam üzerinden onlara hitap etmek gerekir. (Tabi bizimde bunlardan ne anladığımızı açıklayarak) o sebeple bu kullanımlar çelişkiyi değil zorunlu bir durumu temsil etmektedir. Bunun altının sürekli eşelenmesi ise samimi olmayan ve altında başka niyetleri taşıyan bir çabadır. Bunun bir parçası olmayacağımı ayrıca belirtmek isterim..

Yazan: Düşünür Tarih: January 10, 2010 2:36 PM

Düşünür, "Budizm Richard Geere ile alakası kadar vardır" demek gülünçtür. Her türlü mistisizmin - tasavvuf dahil - kökeni perennial felsefedir; yani gayri-şahsi Tanrı anlayışı ki kökeni Brahmanizm/Budizme dayanır. "Atman is Brahman, Brahman is not Atman" derler. Yani, insan ruhu alem ruhudur (onun parçasıdır) ancak alem ruhu insan ruhu değildir (onu aşar). Tasavvufa hiç benzemiyor değil mi:)) Mevlana tüm din mensuplarını bir kefeye koyarken işte bu alem ruhunda birleşmekten söz etmiyor mu?

Atman/Brahman anlayışı evrensel değildir de nedir?

Yazan: nilgün Tarih: January 10, 2010 3:35 PM

Nilgün hanım,
Zira sizinki gibi bir yorumun gelebileceğini bilerek o kelimeyi seçerek, özellikle kullanmıştım.

"Öğrenilmiş, tehditlere karşı uyanık olma "refleksi" ile kaçınılmaz şekilde “uyaran(!)” zihniyet” tartışmanın “ana fikri” zaten. Bu nedenle özre hiç gerek yok.

Kimler için “dini bir rejim çağrışımının kaçınılmaz olduğuna" birlikte bakalım isterseniz?

Demokrasi talebiyle totaliter rejim eleştirisi yapıldığında ne söylendiğine değil de hangi kelimelerle söylendiğine dair geliştirilen seçici algıya işaret edebilmek için beklediğim bir örnekti sizinki; devlet tekelinde özgür olamayan eğitim ile kodlanan zihinler, dikte edilenin dışında farklı bir okuma gerçekleştiremez.

Yazan: çuvaldız Tarih: January 10, 2010 10:07 PM

Çuvaldız, dil düşüncenin dışavurumudur. "Demokrasi talebiyle" totaliter rejim eleştirisi yapıldığında FETVA kelimesinin yeri yoktur. Sizin deyiminizle, "özgür olamayan eğitim ile kodlanan zihinler" için kendi kullandığınız dil aynasında eğitiminizi ve düşünce yapınızı gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

Yazan: nilgün Tarih: January 11, 2010 9:30 AM

Nilgün hanım

Okuduğunuz bölümde şartlanmış bir şekildemi eğitim aldınız bilemiyorum...

''her türlü mistisizmin - tasavvuf dahil - kökeni perennial felsefedir;

Bu genel bir açıklama için geçerlidir..


''yani gayri-şahsi Tanrı anlayışı ki kökeni Brahmanizm/Budizme dayanır. "Atman is Brahman, Brahman is not Atman" derler. Yani, insan ruhu alem ruhudur (onun parçasıdır) ancak alem ruhu insan ruhu değildir (onu aşar). Tasavvufa hiç benzemiyor değil mi:))''

Bende size güleyim :D Tasavufun İslamı tamamıyla temsil etiğini nereden çıkardınız ? Niçin bana karşı yorum yazarken , hele ki ben oldukça açık biçimde 'din' kelimesinden şahsi olarak ne anladığımı açıklamışken, bu tür bir gayretin içine girdiniz? Belli bir şartlanmışlıkla alakası olabilir diye düşünmeden edemiyorum.

Yaptığınız çıkarımları evrenselliği temelde Zühd geleneği ile İslam'ın özündeki mesajla biribirne karıştırmaktır. Ard niyetli değilse olağandır. Tasavvuf geleneği sayısız örnekle doludur. Fakat biz bir inancı değerlendirirken onun esas kaynağı kabul edilen metini ve üzerinde şüphe olmayan pratikleri temel almalıyız. Meğer ki bunun birde eğitimini aldıysak..

Sizin yapmak istediğinizi anlıyorum. Beni içine çekmek istediğiniz posizyon, bu koldan yola çıkıp (tasavvuf) İslamıda bu yapıya indirgemek olabilir. Fakat tasavvufun ne kadar İslam olduğunu ortaya koymak ya da bunun diğer inanç sistemleri ile alakasını felsefi olarak kurmaktansa, kendinize İslam'ın kitabında ve Sünnet ve Sahabe pratiği içinde tasavvufa ne kadar yer vardır, diye sorarak işe başlayabilirsiniz. Doğrudan onlardan gelip bunu destekleyen somut veriniz var mıdır ? Tasavvuf ehlinin bile yoktur...

Ataman / Brahman elbette evrenseldir. Paganizm de öyledir. Fakat bu insan dinleri ile ilahi olanın ayrımını yaptığımızda karşınıza çıkanla ilgilidir. Evrensel olanın sömürüsü ondan parça kullanılmadıkça yapılamaz...beşerin türettiği inanç yada din budur...


Belki ikna olmazsanız daha sonra Elif Şafak gibi 'evrensel ' bir kitap yazıp, işte bahsi geçen sömürüyü yapabilirsiniz...yoksa zühdü seçip mi evrenselleşirsiniz ? Orası bizi ilgilendirmez.

Felsefe ve inanç temelli düşünce dünyasında İbn_i Rüşd ile Gazali arasında bir yaşanan kısr döngünün benzerini uçlarda söylem üreterek tekrar etmeye lüzum yoktur.

Leküm diniküm ve liyye din...

Yazan: Düşünür Tarih: January 11, 2010 10:30 PM

Düşünür soruyor: "Tasavvuf'un İslamı tamamiyle temsil ettiğini nerden çıkardınız?"

İlahiyat Fakültesi'nde İslam Düşüncesi başlığı altında üç unsur vardır: Prof. Bekir Karlıağa'dan alıntılıyorum: "...Kelam, Tasavvuf ve İslam Felsefesi gibi daha spesifik disiplinler ise doğrudan İslam düşüncesi'nin ANA DALLARINI oluştururlar." (Prof. Dr. Bekir Karlıağa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri, s.29.)

Ben de bunun iyi bir tasnif olmadığını düşünüyorum ama ilahiyatçılar tasavvufu İslam'a maletmek istiyor; kanımca nedeni de şu: İslam Felsefesi Batı'da teoloji sayılıyor; kelam ise kısır. Dolayısı ile İslam Düşüncesini renklendirecek bir unsur lazım: O da tasavvuf oluyor! Bir de dünyada mistisizm yükseldiği için İslam'ın da bunda bir payı olması gerekli, hatta payı değil kaynağı olması gerekli ??:))

Yazan: nilgün Tarih: January 12, 2010 9:17 AM

Nigün hanım

Son paragraftaki yorumunuzun temel içeriğine canı gönülden katılıyorum.Fakat sizde 'onlar' gibi davranıyorsunuz.Bu sebeple onların yaptıklarıyla sizin yapmaya çalıştığınıızın görünürde farklı ama özde nerdeyse aynı olması durumu ilginç kılıyor...

İslamın ana dallarıda ,düşünce kaynaklarıda bellidir. Prof.unuzun yer işgalinde bulunduğunu anlanlandırmak için prof. olmaya gerek yok sanırım..

Saygılarımla..

Yazan: Düşünür Tarih: January 12, 2010 3:59 PM

Nilgün hanım,
"Çuvaldız, dil düşüncenin dışavurumudur. "Demokrasi talebiyle" totaliter rejim eleştirisi yapıldığında FETVA kelimesinin yeri yoktur."(Nilgün)

Peki çağdaş bilimsel eğitim almış insanlar “şahadet makamı, kutsal mabet, kutsal yemin, kutsal görev,kutsal makam” kelimelerini kullanarak görevlerini tanımladıklarında bana verdiğiniz tepkinin aynısını verir ve “kendi kullandığınız dil aynasında eğitiminizi ve düşünce yapınızı gözden geçirmenizi tavsiye ederim” diyerek eleştiri yöneltir miydiniz?

* * *
İlker Başbuğ’un konuşmalarından bir iki alıntı;
1) Bir Türk subayının meslek hayatında ulaşabileceği en yüce ve en kutsal makam olan Genelkurmay Başkanlığı görevinin sorumluluğunu, ağırlığını ve onurunu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde fiilen 46 yıl hizmet etmiş, bu süreçte çok şey görmüş ve yaşamış bir asker olarak çok iyi bilmekteyim.

2) Bütün Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları gibi şanlı al bayrağımız üzerine el basarak ettiğim yeminle bu mesleğe başladım. Yemin, kutsal bir söz vermektir.

Orgeneral F.Tuncel görev teslim töreninden;
1)Görevimi büyüklüğünü ve kutsallığını iliklerime kadar hissederek yapmış olmanın huzuru içerisindeyim'

Lojistik Komutanlığının Hava Kuvvetleri Komutanlığının kalbi niteliğinde olduğunu ifade eden Korgeneral Dingiloğlu;
1)Hava kuvvetleri ocağı kutsal bir mabettir
2)Görevdeyken şahadet mertebesine ulaşan personelimizin
* * *

Yukarıda sordum ama bu insanların kim olduklarını yazmadan alıntı yapmış olsaydım “kutsal” kelimesinin altını çizip, kendilerinin almış olduğu eğitim ve düşünce yapılarını gözden geçirmelerini tavsiye edeceğinizden de eminim bu nedenle aldıkları eğitime birlikte bakalım;

"Kuleli Askeri Lisesi'nde her öğrenci, yemeğinden giyimine, sosyal faaliyetlerden arkadaşlık ve çevre ilişkilerine kadar en iyi şekilde yetiştiriliyor...
Okulda, çağdaş eğitim ve öğrenim bilimi kapsamında, öğrenciyi merkeze alan eğitim felsefesine uygun, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mevcut ve gelecekteki ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte eğitim veriliyor. Bilimsel alt yapı ile donanmış, temel askeri bilgi ve davranışları kazanmış üstün bedensel yeneğe sahip, iletişim becerisi gelişmiş ve insanlığa hürmet, vatan, millet sevgisi, şeref ve bağımsızlık kavramlarını kendisine ilke edinmesinin yanı sıra Atatürkçü düşünce sistemini özümsemiş ve bunu bir yaşam tarzı olarak benimsiyerek kendine rehber edinmiş askeri öğrenciler yetiştiriyor.

Lise bünyesinde 63 genel dershane, 14 özel dershane, 16 laboratuvar, 6 bilgisayar destekli eğitim dershanesi, 44 spor tesisi, kütüphane, kapalı devre TV stüdyosu, bilgi erişim merkezi, otomotik bilgi işlem merkezi, Atatürkçülük, coğrafya, edebiyat, müzik, resim, sinevizyon ve mekanik dershanesi bulunuyor.

157 yıllık bir geçmiş, 55 bin mezun... Bir çok genelkurmay başkanı, cumhurbaşkanı, bu okulda yetişti. Çağdaş ve bilimsel alt yapı ile donatılan okulda, şeref ve bağımsızlık kavramlarını kendine ilke edinmiş öğrenciler yetiştiriliyor. Öğrencilerin, iletişim ve sosyal yönünün gelişmesi için yılda bir kez bale, opera, tiyatroya, ayda iki kez ise sinemaya gitmesi zorunlu.
Sadece erkeklerin eğitim gördüğü yer olan lisenin birçok branşta kardeş okulu var. Bunlardan biriside danstaki kardeş okulu Kandilli Kız Lisesi'dir. Yatılı okulun yemekhanesi de hayli zengin. Her hafta bir gün mutlaka balık, bir gün hindi, ve bir günde tavuk çıkıyor. Bütün mönüler, uzman diyetisyenler tarafından hazırlanıyor.
1923-1924 öğretim yılı içinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabulüyle okul önce sivil sonra da askeri lise oldu ve ''Kuleli Lisesi'' adını aldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında yeniden taşınmak zorunda kalan lise, 18 Ağustos 1947'de tekrar ve son olarak tarihi kutsal yuvasına geri döndü."
http://www.harbiyeliler.org/joomla/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=42&Itemid=46

Bu askerlerin dillerine yansıyan düşünce yapılarını aşağıdaki örneğe yansıdığı şekilde çözmek elbette sizin için mümkündür !

Ordu Komutanlığına atanan Orgeneral İsmail Koçman: ''Atatürkçü düşünce sistemini özümsemiş ve ondan asla taviz vermeyen, her zaman muharebeye hazır, mutlaka kazanmaya azimli, Türk yurduna, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ne sarsılmaz bir inanç ve azimle bağlı, üstün vazife şuuruna, yüksek disiplin, fiziki ve moral gücüne, çağın gerekli kıldığı kültür ve beceriye sahip, çok iyi eğitilmiş, Atatürk Cumhuriyeti'nin temel niteliklerine yönelik her konusuna karşı mücadeleyi azim ve kararlılıkla sürdürecek askerler ve birlikler yetiştirmek, ülkemize, ulusumuza ve Silahlı Kuvvetlerimize sadakatle hizmet etmek, silah arkadaşlarımla birlikte değişmez hedefimiz olacaktır."

Atatürkçü düşünce sistemini özümsemiş ve bunu bir yaşam tarzı olarak benimseyerek kendine rehber edinmiş bir asker olarak yetişen G.K.Bşkn. İ.Başbuğ “dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez” dediğinde “fetva” vermiş sayılır mı sayılmaz mı?

İ.Başbuğ:"Türk Silahlı Kuvvetlerinin laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşu; Anayasanın 24’üncü maddesinde açıkça ifade edilen “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez veya kötüye kullanamaz” ilkesine herkesin sıkı sıkıya bağlı kalması, dinin veya dini duyguların, dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmemesidir."

Kutsallık dini bir tanım mıdır? Buna bağlı olarak “kutsal” olanın tanımını yapmak “FETVA” mıdır?

Hayır değildir, kutsal kelimesi her alanda kullanılabilir derseniz de sormak isterim; Atatürkçü düşünce sistemini özümsemiş ve ondan asla taviz vermeyen, laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşu olan TSK mensubu bu askerler için “kutsal” olan “Atatürkçü düşünce” midir?

Laik devlet olduğu anayasanın değiştirilemez maddelerle anayasasında belirtilmiş olan ülkemizde kutsallık atfedilen bir düşüncenin okullarda eğitimi verilebilir mi?

Şahadet mertebesine ulaşanlar Atatürkçü düşünce sistemini özümseyip ondan taviz vermemek üzere ölenler midir? “Yok, ne lakası var elbette değil” derseniz “fetva” gibi kabul etmeniz gereken “şahadet ve şehitlik” gibi dini, üstelik de kutsallık atfedilen kavramların neden TSK tarafından kullanıldığını da izah edebiliyor olmanız gerekir.

İlk yazdığınız cümleyi tekrar hatırlatarak sormak istiyorum; “dil düşüncenin dışavurumudur.” dediğinize göre laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşu olduğu iddia edilen bir kurumun personelinin dilinde “KUTSAL” ve “ŞAHADET” gibi kelimelerin yeri var mıdır?

Yazan: çuvaldız Tarih: January 14, 2010 12:40 AM

Çuvaldız diyor ki: “dil düşüncenin dışavurumudur.” dediğinize göre laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşu olduğu iddia edilen bir kurumun personelinin dilinde “KUTSAL” ve “ŞAHADET” gibi kelimelerin yeri var mıdır?"

Yoktur elbette. Asker üstünden beni ya da, daha doğrusu benim üstümden askeri eleştirmişsiniz. Askerin bu kelimeleri kullanması beni hiçbir şekilde bağlamaz. Ben bir ateistim ve inanın, özel yaşamımda din içerikli kelime kullanmadan meramımı anlatabilmek için zorlanıyorum. Örneğin, başsağlığı dilerken "Allah rahmet eylesin" demeye dilim varmıyor. 'Sabırlı olmanızı dilerim' gibi sözcükler kullanıyorum ama karşımdakine o duygu yüklü üzüntüyü aktaramamış oluyorum. 1500 yıllık bir dini gelenek var. Sözcükler halk diline yerleşmiş. Herşey dini sözcükler üstünden tanımlanıyor. Eh, asker de insan. Ateizm yaygın olsaydı, halk diline inşallah, maşallah v.s. gibi Allah'lı kelimeler yerine umarım, aman ne iyi şeklinde seküler terimler yerleşirdi.

Dolayısı ile askerin dini terim kullanmamasını tercih ederdim. Gene de onların bu terimleri kullanması ile sizinki arasında nuans olduğunu düşünüyorum. Asker bu dini terimlerle kurumuna yücelik atfetmeye çalışıyor - dini yüce bir kavram olarak algılıyor. Yani amaç, kurumun yüce kılınması - dini bir niteliğe bürünmesi değil. Eh, bu nasıl olacak? Halkın gönlündeki yüce kavramlara, yani kutsala, şahadete v.s. müracaat edilecek. Sizin 'fetva' sözcüğünüz ise rejimin kendisini yanlışlanamaz bir dini otorite şeklinde ortaya koyduğunu ima ediyor - ki bunu çeşitli vesilelerle savunuyorsunuz zaten. Asker 85 yıl içinde eskiyen bir yasa uyarınca üstüne düşen sorumlulukları yerine getirdi. Şimdi bu yasa eskidiyse, bunun değiştirilmesinin sorumluluğu iktidara aittir. Askeri eleştireceğinize iktidarın niçin hala bu yasayı değiştiremediğini sorgulayın. Yasa değişirse asker de 'fetva' veremez. Kimse elindeki hakkı, karşısındaki almadan teslim etmez.

Yazan: nilgün Tarih: January 14, 2010 2:20 PM

Nilgün hanım,

Mustafa beyin link vererek hatırlattığı yazı, kelimeler ve kaçınılmaz çağrışımlarının nedenleri (dini rejim! bknz.tartışmaya özür ile müdahil olduğunuz ilk yorumuz) ile ilgili yeterli açıklamaya sahip bir yanıt niteliğinde.

"Çuvaldız, dil düşüncenin dışavurumudur. "Demokrasi talebiyle" totaliter rejim eleştirisi yapıldığında FETVA kelimesinin yeri yoktur." (Nilgün)

Bir ateist olarak mümkün olsa din izi taşımayan “ateist dilin kelimeleri” ile konuşabilmeyi arzu ettiğiniz için “dili arındırma” çabasının temel sebebini ve varmak istediği hedefi anlamanız kolay olacaktır. Tabii eğer sözcüklere nüfuz eden “gelenekten(!)” dolayı başsağlığı dileğinizi duygu yüklü olarak ifade edememiş olmaktan dolayı “öfkeli” değilseniz !

“Ateizm yaygın olsaydı, halk diline inşallah, maşallah v.s. gibi Allah'lı kelimeler yerine umarım, aman ne iyi şeklinde seküler terimler yerleşirdi.(Nilgün)

Konuyu fazla uzatmadan, savunmak üzere ortaya sürülebilecek bir nüans olmadığının, aksine yorumlarınızda da çok açık bir şekilde gözlemlenebileceği gibi gereksiz aşırılıkta tepkisel bir durumun söz konusu olduğunun artık farkına varabilmişsinizdir umarım! Bunun da sebebini önceki yorumlarımda izah etmiştim;
“ne söylendiğine değil de hangi kelimelerle söylendiğine dair geliştirilen seçici algıya işaret edebilmek için beklediğim bir örnekti sizinki; devlet tekelinde özgür olamayan eğitim ile kodlanan zihinler, dikte edilenin dışında farklı bir okuma gerçekleştiremez.” (çuvaldız)

“Sizin 'fetva' sözcüğünüz ise rejimin kendisini yanlışlanamaz bir dini otorite şeklinde ortaya koyduğunu ima ediyor”(Nilgün)

Laik olduğu iddia edilen ulus devletin yüce kılınması amacıyla halkın gönlündeki yüce kavramlara, yani kutsala, şahadete v.s. (din?)müracaat edilmesini, istisna ya da nüansa sığınmadan nasıl izah edebilirsiniz peki?

Kısaca İnanç yok edilemez, dolayısıyla inançsız insan olması da mümkün değil. Ateizm dahil. Bunun bilincinde olan ve egemenliği gökyüzünden yeryüzüne indirme iddiasında olan otorite için Tanrıya hizmet eden müminlerden, devlete ve ideolojisine koşulsuz hizmet eden vatandaşlar üretmek için “inanç” oldukça “uygun” ve “faydalı” bir araçtır. (Roma’nın resmi dini haline getirilen Hıristiyanlık inancı örneği!)

Yani amaç, kurumun yüce kılınması - dini bir niteliğe bürünmesi değil. Eh, bu nasıl olacak? Halkın gönlündeki yüce kavramlara, yani kutsala, şahadete v.s. müracaat edilecek.(Nilgün)

Halkın 1500 yıldır ruhuna dolayısıyla yaşamına nüfuz edenle bağının tepeden inmeci bir anlayışla koparılmaya çalışılması sizce Sadece “Demokrasi” yi yerleştirmek amacıyla mıydı? Kılık kıyafetten,dile,dilden eğitime her alanda gerçekleştirilen ve cezai yaptırımları olan devrimleri bir de bu açıdan değerlendirin.
“Kimse elindeki hakkı, karşısındaki almadan teslim etmez.”(Nilgün)

Fetva kelimesi sizde “dini rejim çağrışımı” yapıyorken neden aşağıda yazdığınız gerekçe aklınıza gelmedi acaba? Asker olmadığım için beni insan olarak düşünemediniz mi Nilgün hanım? :-) Hiç eşitlikçi değil! Neden?

"1500 yıllık bir dini gelenek var. Sözcükler halk diline yerleşmiş. Herşey dini sözcükler üstünden tanımlanıyor. Eh, asker de insan."(Nilgün)

Yazan: çuvaldız Tarih: January 15, 2010 6:08 AM

Çuvaldız demiş ki: "Kısaca İnanç yok edilemez, dolayısıyla inançsız insan olması da mümkün değil. Ateizm dahil."

İnançsız insan olması tabii ki mümkün değil; ateizm yalnızca tüm dinlerin ortak özelliği bulunan doğa-üstü inancı olmamaktır. Doğa-üstü inancı ise evrile çevrile, şekil değiştire değiştire, 'yedigökler katmanlarında' geriye çekile çekile, fiziğin her adımıyla metafizikten fiziğe dönüşe dönüşe modern insanın bilincinde klasik teizmden deizme, panteizme kaymıştır. Bu kadar çok Tanrı algısı olmasını hiç sorgulamaz mısınız? Bize haksız biçimde ateist diyorlar - sanki bir Tanrı'nın var olduğunu düşünüyor da ona karşı geliyormuşuz gibi. Ben de alışkanlıkla 'ateistim' diyorum. Aslında doğru kelime 'naturalist'tir. Tanrı'ya karşı filan değilim; olmadığını düşündüğüm şeyin nesine karşı geleyim?

Gene diyorsunuz ki: "Asker olmadığım için beni insan olarak düşünemediniz mi Nilgün hanım? :-) Hiç eşitlikçi değil! Neden?"

Düşündüm; sizi inançlı bir insan olarak düşündüm ve öylece de dile getirdim. Fetva sözcüğü 'hukuk'u çağrıştırdığından, sizi, İslamca yaşama bağlamında askerin yaşadığı manevi boyuttan ötede bir yere yerleştirdim. Ama o kadar duygusallaşmayın, canım. Peki, ben abartmış olayım :)

Yazan: nilgün Tarih: January 15, 2010 1:56 PM

Çuvaldız demiş ki: "Kısaca İnanç yok edilemez, dolayısıyla inançsız insan olması da mümkün değil. Ateizm dahil."

İnançsız insan olması tabii ki mümkün değil; ateizm yalnızca tüm dinlerin ortak özelliği bulunan doğa-üstü inancı olmamaktır. Doğa-üstü inancı ise evrile çevrile, şekil değiştire değiştire, 'yedigökler katmanlarında' geriye çekile çekile, fiziğin her adımıyla metafizikten fiziğe dönüşe dönüşe modern insanın bilincinde klasik teizmden deizme, panteizme kaymıştır. Bu kadar çok Tanrı algısı olmasını hiç sorgulamaz mısınız? Bize haksız biçimde ateist diyorlar - sanki bir Tanrı'nın var olduğunu düşünüyor da ona karşı geliyormuşuz gibi. Ben de alışkanlıkla 'ateistim' diyorum. Aslında doğru kelime 'naturalist'tir. Tanrı'ya karşı filan değilim; olmadığını düşündüğüm şeyin nesine karşı geleyim?

Gene diyorsunuz ki: "Asker olmadığım için beni insan olarak düşünemediniz mi Nilgün hanım? :-) Hiç eşitlikçi değil! Neden?"

Düşündüm; sizi inançlı bir insan olarak düşündüm ve öylece de dile getirdim. Fetva sözcüğü 'hukuk'u çağrıştırdığından, sizi, İslamca yaşama bağlamında askerin yaşadığı manevi boyuttan ötede bir yere yerleştirdim. Ama o kadar duygusallaşmayın, canım. Peki, ben abartmış olayım :)

Yazan: nilgün Tarih: January 15, 2010 1:56 PM

Nilgün hanım,

ifadeniz içinde geçen 'FETVA' sözcüğü ile, totaliter bir rejim deyince, konu TC eleştirisi bile olsa, dini bir rejim çağrışımının kaçınılmaz olduğunu ortaya koyduğunuzu vurgulamak istedim.(Nilgün)

Fetva sözcüğü 'hukuk'u çağrıştırdığından, sizi, İslamca yaşama bağlamında askerin yaşadığı manevi boyuttan ötede bir yere yerleştirdim.(Nilgün)

Kusura bakmayın ama bu kadar karıştırmış olduğunuz bir düğümü çözmek bile başlı başına bir sorun. Bu çelişkilerinizin farkına varmadığınız sürece size ne anlatılsa boş.

Sizin seçimlerinize ilgilenmiyorum ta ki siz kişisel kodlanmışlığınızın çağrışımlarıyla “manevi boyut” analizimi yapıp, bu “uygun” bu “uygun değil” diyerek seçimlerime “müdahil” olana dek!

Yazan: çuvaldız Tarih: January 15, 2010 5:09 PM

Çuvaldız: Karşılıklı yazışma hep zihin kodu analizidir. Siz beni, ben de sizi kağıda döktüklerimizden çözümlemeye çalışırız.

Tamam, size ilk yazan bendim ama destansı cevaplarla karşılık vermeseydiniz, bu dialog çoktan bitmiş olurdu.

Yazan: nilgün Tarih: January 16, 2010 7:11 PM

Nilgün hanım,

Zihin kodunuz:" ilk yazan bendim ama destansı cevaplarla karşılık vermeseydiniz"(nilgün)

Çok yaşayın emi :-))

Yazan: çuvaldız Tarih: January 17, 2010 5:16 PM

Çuvaldızın alaylı çıkarımıyla zihin kodum: "..Destansı cevaplarla karşılık vermeseydiniz.."

İçerimini farkedememiş: "Ana fikire yoğunlaş, ayrıntıda boğulma."

Yazan: nilgün Tarih: January 17, 2010 9:46 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)