« İslam ve Liberalizm: Çatışma mı İşbirliği mi? | Ana Sayfa | Hiç Kimse Vatan Haini Değildir »
December 14, 2009
‘Liberal’ Ezberleri Biraz Bozalım
[14 Aralık 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatmasına şaşırmadım. Dahası, çoğu “liberal” dostumun aksine, bunu “açılıma sabotaj” ve “barışa saldırı” sayıp lanetlemedim.
Aslında ben de DTP’nin açık kalmasını umuyor, çünkü bunun “siyaseten” daha iyi olacağını düşünüyordum. Ama Anayasa Mahkemesi’ni “niçin siyaseten zararlı bir karar verdiniz” diye eleştiremeyiz.
Hukuki yönden de, DTP’nin kapatılmasını basit bir “siyaset yasaklama” örneği sayamayız. Bu açıdan, bu dava geçen sene AK Parti’ye açılan kapatma davasına hiç benzemiyor. O, apaçık bir “yargısal darbe girişimi” idi, çünkü AK Parti sadece fikirleri ve yasal icraatları nedeniyle yok edilmek istenmişti.
DTP’nin kapatılma sebebinin ise “Kürtlere özgürlük” talebi değil, “teröre destek” olduğu anlaşılıyor. Aynı Anayasa Mahkemesi’nin yine “Kürtlere özgürlük” isteyen, fakat terörü reddeden Hak ve Özgürlükler Partisi’ni açık tuttuğunu da “unutmayalım.
Ha, “teröre destek” parti kapatma sebebi midir? Benim idealime göre değilse de, Avrupa hukukuna göre öyle. İspanya’daki ETA terörüne destek veren Herri Batasuna partisinin kapatılmasını referans gösterenler, haksız değil.
* * *
Geçen haftanın iki kritik olayından biri DTP’nin bitişi ise, diğeri de yedi merhum askerimizi vuran Reşadiye saldırısını PKK’nın üstlenişi idi. Oysa saldırıyı izleyen üç gün boyunca bu işten “derin devlet”in sorumlu olduğunu iddia veya ima eden yorumlar duymuştuk.
Bence bu yanılgıdan bir ders çıkarmak lazım. En çok da kendilerine “liberal” denen bazı yorumcular açısından.
Liberal kelimesini tırnak içinde kullandım, çünkü ben de kendini siyaseten liberal sayan bir insanım, fakat bu kavramın Türkiye’de anlam kaymasına uğradığını düşünüyorum. Öyle ki, bugün otoriter devlete karşı çıkan, derin devletin, Ergenekon’un üstüne giden herkese, aslında solcu olsalar dahi, “liberal” denir oldu.
Bu “liberal” kesim, otoriter devlete haklı olarak tepki gösterirken, başta PKK olmak üzere bu devlete karşı çıkan otoriter (ve dahası eli kanlı) güçlere yeterince tepki göstermeyen bir “tek taraflı söylem” geliştirdi. Dahası, Türkiye’deki tüm kötülüklerin otoriter devlet tarafından organize edildiği yönünde bir “büyük komplo teorisi” üretti. Her olaya bu şablon üzerinden bakıyor, en azından öyle refleks veriyorlar.
Onun için de, mesela, İzmir sokaklarında boy gösteren (ve benim de kınadığım) “Türk faşizmi”ni lanetlerken, İmralı’yı “Kâbe” edinip Diyarbakır sokaklarında boy gösteren “Kürt faşizmi”ni nedense o kadar görmüyorlar.
* * *
Bu “liberal ezber”e düşmeyen hakiki bir liberal olduğunu düşündüğüm Gülay Göktürk, dünkü köşesinde DTP’nin kapatılmasına dair gördüğüm en isabetli yorumlardan birini yapmıştı. Bunun illa açılımın sonu anlamına gelmediğini, eğer Kürtler meseleyi doğru anlarsa iyi bir dönemin başlayabileceğini savunarak şöyle diyordu:
“Kürtler DTP'nin ipini çekenin devlet değil PKK olduğunu gördüyse; her zamankinin tersine devletin bu defa bu kanalı kapatmamak için oldukça sabırlı davrandığını, kararı ertelediğini ama mecbur kaldığını; buna karşılık demokratik açılımdan paniğe kapılan PKK'nın açılımı engellemek amacıyla harekete geçtiğini ve DTP'yi kapattırmak için elinden geleni ardına koymadığını kendi gözüyle gördüyse, o zaman farklı bir bilinç doğar bu olaydan… Geniş kitleler özledikleri barışa ulaşmak için PKK engelinin kalkması gerektiği gerçeğiyle yüz yüze gelir.”
Evet, bugün en büyük mesele, Kürt kamuoyunun, fanatik PKK’yı ve onun narsist liderini aşıp aşamayacağıdır.
Unutmayalım ki, Türk tarafındaki faşizm, iktidarda değil, muhalefettedir. Kritik soru, Kürt tarafındaki faşizmin de iktidardan inip inmeyeceğidir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 14, 2009 11:50 AM




olay budur...daha fazla söze gerek yok.tamamen katılıyorum.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 14, 2009 12:30 PM
neden buralara kadar geldik anlamıyorum 1 ay öncesine kadar herşey yolundaydı... şimdi neredeyse bir iç savaş söz konusu üstelik ilk defa başbakan cumhur başkanı ve hükümet açılıma destek verirken, belliki bazı kesimler açılımın olmasını istemiyor GÜLAY TÜRK çok farklı bir açıdan ele almış ve gerçekten başarılı bir yaklaşımyalnız DTP' ye oy verenler gerçekten kendi istekleri ile mi verdiler bir çok arkadaşım zorlamalar ve dayatmalar olduğunu söylemişti zaten DTP spon seçimlerde yaklaşık 1.600.000 ile 1.800.000 arası oy almıştı. eğer bu oy veren ve vatandaşlarımız PKK'nin ne istediğini tam anlamıyla idrak ederse o zaman bir şeyler yapılabilir. ben istemiyorum otobüslere molotof kokteyl atılmasını Serap'ların ölmesini esnafların camlarının inmesini özellikle provokasyonlarda çocukların kullanılmasını yazık değil mi o minicik çocuklara sevgiyle büyümeleri gerekirken bir yetişkini bile korkutacak olayların içerisinde yer almaları.umarım bu yolun sonu barışa ve özgürlüğe çıkar.
Yazan: TACETTİN Tarih: December 14, 2009 1:01 PM
Mustafa Bey yazılarınızı ilgiyle okuyorum.Liberal duruşunuz ve bundan kaynaklanan antimilliyetçi söyleminde hakkını veriyorsunuz.Ama buradaki yazıda bazı diğer yazılarınızda da görülen tek taraflı bakış açısı hakim bence.Bu söylem aslında Türkiye nin aslında gizli bölünmüş bir ülke olduğunu gösteriyor , biz ne kadar da bölünmez bütünlük nutukları atarsak atalım...Örneğin "Ey pkk gerçekten hiç pişman değil misin" başlıklı yazıda şöyle tehlikeli bir soru geçiyor: "Ana dilde eğitim gecikti bunun için eylem mi yapıyoruz diyeceksiniz."Peki bu soruyu tersten sormaya cesaret edebiliyorsak mesele kalmıyor."Türkiye Trt şeşi açmamak için mi operasyonlar yürütüyordu"Bu yüzden bu tekyanlılığı biraz tehlikeli bulduğumu belirtmeliyim.Anladık Dtp batasunaya benziyor amenna...Ama Türkiye de İspanya değil Güneydoğuda bask bölgesi...
Yazan: Ahmet Taylan Tarih: December 14, 2009 2:01 PM
O "liberal söylem" ve adeta kötülük yapabilmek için Türk_Sünni olmak gerektiği, diğer herkesin ancak mağdur olabileceği edebiyatını pompalayan, kendilerinden başka herkesi yüzleşmeye çağıranlar geç olmadan bu bazı kesimlere bahşettikleri "ebedi sorumsuzluk" duygusunun faturası ile yüzleşmelidirler.
(bu liberallerden bazıları İsviçre'deki minare yasağını destekleyen ve siz kim oluyorsunuz da onları sorguya çekiyorsunuz , "tencere dibin kara.." yazıları yazdılar. Alakasız değil)
Yalnız, Reşadiye'deki menfur katliamın da 1993'teki 33 erin katledilmesinde olduğu gibi kolayca "derin devlet" dediğmiz "bizden" mihrakların en azından kasıtlı ihmali olabileceği fikri sadece "liberallere" ait değil. Kafes ve ıslak imzalı "bitirme planları" yapanlar hem açılıma son verrebilecek hem Ak Parti'nin pozisyonuna darbe vurabilecek böyle bir kirli eylemin yapılmasına möüsade etmeyecek vicdan sahibi olduklarını bekleyemeyiz.
Ergenekon sanıklarından Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük Imralı'nın dost-danışmanıdırlar. Washington'da Dehşet Senaryosu oturumunda "terörist liderler Türkiye'ye verilir ise bu Ak Parti'nin işine yarar" diyen ise GK'ı temsil eden general idi. Koç Müzesi'ne azami sayıda çocuğun gitmesi için propagada yapılacak, böylece ölü sayısı artacak ve olay dincilere yüklenecek planı eyleme dönüşmek üzere idi. Bombalar yerleştirildikten sonra önlenebildi.
Ergenekon iddianamelerinde, delil klasörlerinde Ergenekon'un PKK ile ilişkilerine dair çok delil var. Teröristbaşı'nın eski dostu şimdi İsveç'te yaşayan bir Kürt yazar 1993′teki 33 erin şehit edilmesi olayında teröristbaşının kendisine “haberim yoktu ama üstlenmek zorunda kaldım” dediğini söylemiş. Dün bir köşe yazısında da "PKK her zaman askerin imdadına yetişti" demiş.
Ondandır bu konuda konuşur iken PKK ve Kürtçü teröre "Ergenekon'un Kürt kanadsı" derim. Açılıma en fazla destek olmasıo beklenilen DTP de onu kösteklemek için elinden geleni ardına koymadı. Sebep? "bunu yeterli bulmamışlar"? Benim için değil belki yazıda bashsedilen "liberaller" için turnusol olması lazım bunun.
Kendilerine Liderliğin tırnağı kadar değer vermeyenler kendilerini kapatmış idiler zaten.
Gerek PKK ve siyasi kanadı DTP gerek Ergenekon bu çarpık, ahaksız paradigmanın yaratıklarıdır. İkisi de statükonun idamesini arzuladıkları için ikisinin de hedefinde demokrasi, insan hakları, meşruiyet, barış ve taşıyıco Ak Parti vardır. Bu tabii ki ancak Mahir Kaynak'ın mantığı ile "kim bundan karlı çıktı" sorusu ile alakalıdır. Yani bir başlangıç noktasıdır. Kimlerin emri verdiği, işbirliği veya kasıtlı ihmal içersinde olduğu gibi sorular belki hiç cevaplanamayacak ve bu da "komple terilerinin" üretilmesine elverişli ortamın idamesi demek olacak.
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: December 14, 2009 4:13 PM
Bir ara ben bu kosedeki yorumlarin birisinde "Kürt sorununun cozümü Kürtlere bagli" demistim ve bazi arkadaslar burada itiraz etmisti..
gordunuz iste, devlet yapabilecegi her seyi yapmaya calisti ama iyi niyetini suistimal ettiler
DTP bir Turkiye partisi firsatini yakalamisken, mezarliga girdi.. kendi rizasiyla mezara girene acinmaz
Yazan: Mehmet Tarih: December 14, 2009 5:09 PM
Güzel yazı olmuş ezber bozmak iyidir hele bu ülkede.. şık durur, kafa karıştırır.
İlk önce bazı saplamalara katılıp bazılarına katılmadığımı belirterek,katıldıklarımla başlayayım;
güzel tespite bakalım;
“Kürtler DTP'nin ipini çekenin devlet değil PKK olduğunu gördüyse; -İnşallah diyelim Kürt kardeşlerimiz uçlarda hayır olmadığını anlarlar..artık dinlerinin evrenselliği ile mi liberal politikalarla mı yeni bir siyaset yapmaya çalışırlar bilemiyorum ama bu bana milli görüşcülerin 28.şubat kırılmasını hatırlattı ,orda mutasyon işe yaradı ve milli görüşcüler saçma sapan fantazilerinden vazgeçtiler bu sayede.Hayırlı oldu yani.Mahçupyan Beyfendide dün buna değinmiş çok yerinde saptamalarla..
''Türkiye’de anlam kaymasına uğradığını düşünüyorum. Öyle ki, bugün otoriter devlete karşı çıkan, derin devletin, Ergenekon’un üstüne giden herkese, aslında solcu olsalar dahi, “liberal” denir oldu.''
Evet doğru tespit çünkü solculuğun büyük ksımıda devlet faşizminin başka türünü ister.Görüş tanrı yerine devleti koyar bizim ülemizdekine benzer bir devleti kutsallaştırma hali vardır. Polit büro vs.. uzundur yazmak..bu insanlar pragmatist solcudur ama kimse insanoğluna pragmatist diye kızmamalı.Yaban doğası bu şekildedir.Marks ekolojisinde de bunu işler.
Birde katıldığım nokta DTP'nin maalesef MHP nin aynadaki ikizi haline gelmesi üstüne üstlük terörü savunur bazı eğilimleride sergilemesi siyaseten kabul edilemez elbette.Fakat siyaset yasağı getirilen Türk bu parti içinde '' en liberal'' barış yanlısı sesken diğer şahinlerin dağa çıkmaktan henüz bahsetmemişken siyasi yasaklı olmaması kararı hukuki yanını sorgulamaya sizi itmiyor mu Msutafa Bey?
Şimdi gelelim katılmadığım yerlere;
''Ama Anayasa Mahkemesi’ni “niçin siyaseten zararlı bir karar verdiniz” diye eleştiremeyiz. ''Bunu bir liberal mi söylüyor ? Mahkeme ne zaman nerde hangi koşullarda altında kurulmuştur sonra sizin eleştirdiğiniz neleri yapmıştır ? diye düşünürseniz bu cümlenin bir liberal için tahlihsizlik olduğunu kavrayabilirsiniz sanırım.
Basklar ve Herri Batasuna hakkındada ynılıyorsunuz.Daha önce bir yazınızda Haşmet Babaoğlunun uzmanlık alanından gelen nadir güzel yazılarından birini linklemiştim;
''Bask ülkesinin ayrı bir parlamentosu, ayrı bir başkanı ve hükümeti olduğunu kaç kişi biliyor?
Bu ülkenin Mayıs'tan beri başkanı bir sosyalist olan Patxi Lopez.
Bu adamın iktidara geldiği zaman ilk olarak "görevim ETA'ya karşı gece gündüz savaş vermektir" açıklaması yaptığını bilen var mı?
Peki Bask ülkesinde en büyük Bask milliyetçisi parti hangisi?
Bizim siyaset yazarlarının söylediklerine baksanız, bu partinin ayrılıkçı terör örgütü ETA'nın siyasal kanadı Batasuna olduğunu sanırsınız...
Yanılgı ve yanıltma orada işte!
Bask'ın kitle desteği en büyük partisi PNV (Milliyetçi Bask Partisi) adlı partidir. Bu parti geçen bahardaki seçimlere kadar hep oyları silip süpürdü ve özerk bölge iktidarını elinde tuttu. Hâlâ da en çok oy alan parti.
ETA kan döktüğünde milliyetçi Basklıların sokaklara dökülüp terörü lanetlemesinin siyasal altyapısı buradadır.''
Güzelce özetlemiş Haşmet bey..
Şimdi de ortak dileğimizi seslendirdiğiniz yere geleyim;
Evet, bugün en büyük mesele, Kürt kamuoyunun, fanatik PKK’yı ve onun narsist liderini aşıp aşamayacağıdır..
“Kürtler DTP'nin ipini çekenin devlet değil PKK olduğunu gördüyse;
Size benzer görüşü dün yine eniştemiz JOOST LAGENDIJK seslendirmiş ;
bir tarafta siyasi bir uzlaşma sağlamaya istekli olan Türkler ve Kürtlerle, diğer tarafta bir çözüm bulunmasıyla ilgilenmeyen Türkler ve Kürtler arasında verilen zorlu bir mücadele. Türkiye’de son birkaç haftadır yaşananlar, ılımlılar bir anlaşma sağlamaya yaklaştığında ihtilafın iki tarafındaki radikallerin bu süreci enkaza çevirmek için ellerinden geleni yaptığını belirten ihtilaf teorisinin ders kitaplarına girecek bir örneği. Bunu daha önceden Kuzey İrlanda’da, Batı Şeria’da ve İsrail’de gördük.
Şimdi aynı sürece İzmir, Tokat, İstanbul ve Ankara’da bir kez daha tanıklık ediyoruz.
Anayasa Mahkemesi’nin Demokratik Toplum Partisi’ni veya DTP’yi kapatma kararı, kısa
süre önce hükümet tarafından başlatılan uzlaşma sürecini durdurmak için herşeyi yapmaya hazır Türklerle Kürtler arasındaki hain koalisyonun harekete geçirdiği süreçte yere düşen son domino taşı. Peki asıl suçlular kim?
Buna cevabımız elbet çözümsüzlükten kandan beslenen her iki tarftaki oligarşik rant yiyicilerdir..
Faşizm rasyonelleştirilmesi ancak şiddetle olur.Maalesef hatta lanet olsun ki bu daha kaşınacaktır. Unutmayalım barış her iki tarafdan da cesaret ister..
Yazan: Düşünür Tarih: December 14, 2009 5:52 PM
DTP'nin arş-ı âlâyı titreten sahtekârlıklarına sempati duyan ve onları destekleyen sözde vicdanlı liberallerin, içlerinde Müslümanlar da var, bu gaflet ve akıl tutulmaları artık iyice zıvanadan çıktı.
Hitler de Almanlara onun döneminde büyük acı çektirildiğini, onların emperyalist amaçlı Slavlar (meselâ Avusturya bağlamında Çekler) elinde zulme uğradıklarını anlatmıştı. Bir iki paragrafını şu Kavgam'ın bir uzaktan tanıdığımdaki nüshasında gördüm buna dair bazı bahislerin. Bildiğim kadarıyla, belki Çekler hakkında haksız olsa da, genel olarak Almanlara yapılanlara dair epey bir miktar haklıydı da.
Acı çeken Kürtlerin, bir tür ırkçı-sosyalist anlayışla, yapılmış kötülüklerle alâkasız ve de silahsız Türk çocuklarına saldırıp onları öldürmeleri, şayet empati, merhamet ve ahlâk esaslarına uygunsa, o zaman Hitler de haklıydı denmesi gerekir... Kolaysa bunu da desinler "enteller", desinler de görelim.
Ama artık şunu anlayalım. Kur'an'da hatırıma geldiği kadarıyla birkaç ayette dendiği gibi, insanların ekseri bilmezler, düşünmezler, akıl kullanmazlar. Çok batısal ve çok fiyakalı, liberal geçinimli entellektüellerimiz de meğer bu ekseriyetin içindeymişler. Yazık...
Benim konuya dair, bir aydan fazla bir süre önce, yazdığım bir yazı vardı. Onu da bağlantılamak istiyorum burada: http://www.fikiralemi.com/2009/11/04/dtpnin-stratejik-amacli-demokratik-acilim-karsiti-sovu/
Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 15, 2009 2:13 AM
Efendilerimden Özür diliyorum!
SOYLU VE YÜCE EFENDİLERİMİZE
Varlığımızla sizleri bunca zahmete koyduğumuz için özür diliyoruz.
katliamlarla, sürgünlerle bizi yok etmeye çalıştığınızda yokolmadığımız için özür diliyoruz.
Dilimizi, kimliğimizi, varlığımızı yasakladığınızda, kısaca bizleri asimile etmeye çalıştığınızda asimile olmaya direndiğimiz için özür diliyoruz.
kendimizi bir Halk sanıp "her halk şerefli bir şekilde kimliğini ve benliğini yaşamalıdır" diye yola çıkıp hak arayışına yeltendiğimiz için siz efendilerimizden özür diliyoruz.
Siz efendilerimizin bize reva gördüğü muameleleri insanlık dışıdır diye sizleri Dünyaya şikayet ettiğimiz için özür diliyoruz.
Bize kendi kimliğinizi münasip görmenize rağmen sizin kimliğinizi benimsemediğimiz için özür diliyoruz.
Hala daha fiziki varlığımızı yok etmemenize rağmen bunu dahi bir minnet bilmediğimiz ve nankörlük ettiğimiz için özür diliyoruz.
Adına "Demokratik açılım" denen ve içinde bizden laf ile de olsa söz etmesini büyük bir nimet olduğunu kabul etmediğimiz için özür diliyoruz.
Siz YÜCE efendilerimizden bu açılım adına hak-hukuk talebinde bulunduğumuz için özür diliyoruz.
Bin yıllık beraberliğimize katlandığınız için ve dörtüz doksan beş yıllık hakimiyetinize rağmen size layık teba olmadığımız için özür diliyoruz.
Dünün Vietnamın'da, Kabboçya'sında ve bu günün Filistin'inde, Irak'ında, Afganistan'ında bağımsızlık veya özgürlük mücadelesini verenler ile kendini özdeşleştirip siz Efendilerimize karşı kalkışma cüretinde bulunan teröristlerimizin sizlere verdiği hertürlü zarardan ve rahatsızlıktan ötürü özür diliyoruz.
Bizde insanız, kimliğimiz, tarihimiz,kültürümüz var diye ortaya sunduğumuz bunca kanıtlardan dolayı sizlerden özür diliyoruz.
Kimliğimiz "Kürt"tür, coğrafyamız "Kürdistan"dır dediğimiz için sizlerden özür diliyoruz.
Artık böylesi bir hata yapmayacağımıza dair siz Efendilerimize değer verdiğimiz birşeylerimiz olsaydı söz vermek isterdik. Ancak hiç bir değerimiz olmadığını siz YÜCE efendilerimizden öğrendiğimiz için neyin üzerine söz vereceğimizi bilmediğimiz için sizlerden özür diliyoruz.
Şimdi sizlerden affımızı diliyor ve diyoruz ki; isterseniz bizi yeniden asimile etmeye kaldığınız yerden devam edin. Eğer buna rıza göstermiyorsanız bize gidecek bir yer gösterin.
kısacası; sizlerin O YÜCE resmi ideolojinize teslim olmadığımız için sizlerden tekrar tekrar özür diliyoruz.
(Kemal)
kendimizi kınıyoruz!
kaynak: http://turkiyepolitik.com/viewtopic.php?f=3&t=242
Yazan: sokrat Tarih: December 15, 2009 3:57 AM
Hmmm, dur bakiim, kabul etsem mi etmesem mi..?
Tamam neyse kabul ettim özürünü.. İyi günüme denk geldin. Bi daa olmasın Okey?
Yazan: Efendi Tarih: December 15, 2009 11:44 AM
peah..
mustafa bey en azıdan birşeylerin farkına varmaya başladınız...
bazı sözde liberaller ülkedeki her kirli işi ergenekon isimli bir dipsiz kuyuya (kara delik demek daha doğru olur) yıkmaya alışmıştı halbuki.
bunlar da darbeci, demokrasi düşmanı adamlardı, değil mi? mesela iddianameye bakarsanız cumhuriyet gazetesi hem fail, hem de mağdur idi.
gerçekleri anlata anlata dilimizde tüy bitti, bir türlü dinletemedik.
aydın doğancı değilim, ama muhalif bir tek haberturk ve doğan grubu kalmıştı. doğan grubu da görünüyor ki satılarak "liberal"lerin (yandash desek daha doğru) eline geçecek, böylece her yer güllük gülistanlık olacak.
tek kaynaktan gelen olumlu bilgilerle millet açlığı, sefaleti, işsizliği, yolsuzluğu, vurgunları unutacak, böylece "pisikolojik olaraktan karamsar tablo" çizenlerden kurtulacak!
varsın evine ekmek götüremiyor, elektrik parasını ödeyemiyor, çocuğunu tedavi ettiremiyor, okula yazdıramıyor olsun. mühim değil, ihracat bir önceki aya oranla %2.1 arttı ya, yeter!
artık şu kuzu postuna bürünmüş kurdu, yüzü kızarmadan utanmadan sıkılmadan yalan söyleyen arsızları farkedin yahu, bu kadar mı zor?
Yazan: sabırlı Tarih: December 15, 2009 12:31 PM
Sayin "sabirli" yazar,
o cok ovdugun Dogan gurubu simdi ic savas cikarmak icin elinden geleni yapiyor ama.. goruntuleri tekrar be terkrar yayinlayarak kiskirtma propagandasi yapiyor..
Yazan: Mehmet Tarih: December 15, 2009 7:39 PM
"Bakınız, bu kadar iyi kalpli ve DTP-PKK ideolojisine muhalif ve muarız Kürtler bile PKK ve DTP’nin muhatap alınması gerektiğini söylüyorlar, çünkü başka türlü Kürtler ikna olmayacak, diyorlar. Bu bizi düşündürmeli, ve daha da geniş ve gönül alıcı bir açılıma yöneltmeli."
Bu bizim sitede son yazdığım yazıdan bir alıntı. İsteyenler, yorumumun hemen altındaki yorumcu ismime tıklayarak bizim sitede o yazımı okuyabilirler.
Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 15, 2009 8:35 PM
Bu pazarki Radikal İKİ ekini okumayı herkese öneriyorum.Makalelerin çoğunda son 3-4 yazıdır tartışıla gelenler üzerine epey not düşülmüş.Belki aramızdan birilerinin kafasında soru işareti oluşturabilir yada kendi ekseni ile ilgili konumunu sorgulamaya itebilir kanaatindeyim. Fakat en iyisi kendiniz okuyup nasibiniz neyse almak.Aklı selim için ilk önce yaşanılmış ve yaşanılanları anlamak ve anlamlandırmak ümidiyle...
Yazan: Düşünür Tarih: December 15, 2009 11:59 PM
"selam hidayete tabi olanların üzerine olsun" diye buyurdu Hz Musa (as). Musa nebi Halkını fıravunun zulmünden ve esaretten kurtarırken, bu görevi halkına olan düşkünlüğü veya milli-Manevi duygu ve düşünceler ile yapmadı. O bu vazifeyi Rabbinin emri ve o emre sadakatı gereği yaptı. Bu vazifesini ifa ederken, yegane arzu ve mükafatı Rabbinin rızasına nail olmaktı.
kuşkusuz kimseden Musa nebi olmasını beklemiyoruz. Ancak insanlıktan nasibini almış herkesten insanca bir tutum ve insani bir empati bekliyoruz. Rabbim şahidim olsun ki mümkün olsa şu anda bile kendi Kavmi kimliğimi değiştirirdim. Ancak maalesef bu konuda Yüce Yaradan hiç kimseye salahiyyet vermemiştir. 1982 yılının ilkbaharında İsrail Lübnanı işgal ettiğinde hedefinde Filistin direnişini kırmak ve hatta yok etmekti. Biz orada Filistinli kardeşlerimizle omuz omuza siyonistlere karşı savaşırken, başka filistinli kardeşlerimiz Saddam ile birlikte "Addavetul Ummul Arabiyye"(Arap Ulusu davası) adına Irak'taki kürtlere karşı savaşıyorlardı. Irak'tan dönen bazı Filistinli Milli savaşçılarla karşılaşmıştım. onlara "kendi diktatörlerinizle birlikte Halkımıza karşı neden savaşıtınız" diye sorduğumuzda bize hiçte tatmin edici cevap veremiyorlardı. Aslında onların birkaç dinar için ordaki suça iştirak ettiklerini biliyorduk.
kimin ne yaptığı bizi bağlamıyordu. Bizim için "iki güzelden birine" ulaşmak gaye idi. Şimdi soruyorum; Herkes elini vijdanına koysun ve hak üzeri söylesin. Müslümanım diyenler sizler için öncelikli hedef Allah u teala'nın rızasımı yoksa milli-manevi değerlermi? Liberal-Demokratım diyenler ve insanlıktan nasibini almışlar sizin için eşitlik ve uhuvvet ölçüsü nerede başlar ve nerede biter? "kendin için istediğini mü'min kardeşin için istemedikçe kamil müslüman sayılmazsınız" düsturunu duymayan varsa artık duymuştur. "Bir kavme olan kininiz sizi adaletten saptırmasın" düsturunu duymayan varsa artık duymuştur. Terörü bahane edenler ve kırkbin şehit verdik diyenler bilsinler ki o kırkbinin otuzüç bini teröre karşı mücadele ederken ölen Kürtlerdi. Kürt isyanları diye tabir edilen islami hayat tarzından vazgeçmeyen kürdün Hak üzeri mücadelesinde bizlere anlatılan destanlarda şu cümle hep dikkatimize sunulurdu; isyancılar savaşırken ileri gelenleri dermiş "Sakın ha mehmetciğe ateş etmeyin. zira onlar müslüman çocuklarıdır. omuzlarında rütbe örmedikçe kimseye ateş etmeyin. yoksa haşir günü hesabını veremeyiz" bana söylermisiniz, Kürt isyanları zamanında kaçtane erat vurulmuş. Amma ne yazık ki, bunca hassasiyete rağmen o vurulmasın ve vurulmasına cevaz verilmeyen erlerinde içinde olduğu birlikler nice ŞANLI katliamlara iştirak ettiler. kutu deresinden Zilan deresine kadar onbinlerce insan katledildi. zilan katliamını araştırın. onların tek suçu osmanlıdan kalan islam medreselerini yaşatmaktı. Allah rızası için bu facialara nasıl ortak olunur.
Evet ben tekrar özür diliyorum ki; tarihin en arka ve karanlık raflarında saklı olan bu gerçekleri dile getirdim diye.
Şimdi anlıyorum ki iyi ki kürt'müşüm pardon kroimişim. Hiç olmazsa bu gibi veballerin hesabını vermek gibi bir sorunum yok.
Artık vebalı ve hesabı olanlar düşünsün!
Rabbim hidayet ihsan eylesin cümlemize.
Yazan: sokrat Tarih: December 16, 2009 3:59 AM
Yeter bu kadar duygu sömürüsü Sokrat be! Bütün Türkler kendilerini BoğaZ Köprüsünden atsalar tatim olurmusun? Aşağısı kurtarmaz gibi görünüyor. Bu sitenin sahibi ve pek çok yorumcusu da bu ahlaksız devlete en ağır eleştriler hatta hakeretler yatılar. Beninm en az 300 tane yazıom var bunu yaptığım.
Sıra sende. Hadi bakalım. özgürleştir kendini esas SAHIP IMRALIDAN!! Bu dokunaklı acındırma edebiyatının ötesine geçemiyorsan layıksın AĞA'nın kapı kulluğuna.
Marslı olsam sanarım ki burası 1800lerin amarişkası ve her Türkün bir kaç Kürt kölesi var..
La havle..
Yazan: EFENDİ Tarih: December 16, 2009 4:03 PM
Anayasa mahkemesinin yaptiklari sabotajmi bilmiyorum ama zamanlamasi biraz dusundurucu.Ulke ciddi bir sinav verirken ortalik iyice bulandi.Provakatorler ortaligi karistirdi ama en buyugu 20-22 yaslarinda gncler,daha kucukleri taslari nicin attiklarini bilmiyor,eglence olsun diye atiyorum diyor.Ayrica hepside fakir cocuklari bu tabloya bakinca acilima nerden baslanacagi daha acik gorunmuyor mu?Tabi bazi akli eksiklerde hemen ohal demeye basladi,artik ulkemizde sorun cikarmak cocuk oyuncagi haline geldi.birisi ortaya sacma bir laf atiyo birden bir kisim insanlar bunu var edip ciddiye aliyor.
Aciliminda sekteye ugradigini sanmiyorm AKP zaten tek basinaydi,simdi yalnizca piskolojik yuku biraz daha artti.Hem CHP,hem MHP,hem de PKK'nin acilima bir faydasi yoktu zararlari bir yana ,DTP'ninde belirgin faydlari oldugu soylenemez.DTP'lilerin yeni patileri eskisinin aynisi olursa cozum acisndan yine etkisi olmayacak gorunuyor.Bu durumda cozum icin herkesin hosgoru gostermesi ve biraz empati kurmasi isleri biraz daha yumusatir gorunuyor.
Olaylar yine donup dolasip gecmise dayaniyor.Turk siyaset hayatindaki nasirlasmis inanc ve dusunce kaliplarimizi yikmadan,gecmisle yuzlesmeden ileriye gidemiyor,sorunda gittikce cetrefelli bir hal aliyor.
Yazan: svm Tarih: December 16, 2009 11:18 PM
BDP’LİLERE KÜÇÜK BİR ÖNERİ!..
“Kürt Siyasetçiler, Etnik Milliyetçilik Söylemlerinden Kaçınmalı, Çatışmayı ve Bölünmeyi Körükleyecek Fotoğraflarda Yer Almamalılar!..”
“Kürt Siyasetinde Derebeylik Yapıyı Sarsmanın ve İmralı Faşizmine Son Vermenin Tam Zamanı!..”
“Kürt aydın ve siyasetçiler, etnik milliyetçilik temelinde yürütülen söylemlerden süratle kaçınmalı, bölünmeyi çağrıştıracak, çatışmayı körükleyecek ve eski korkuları anımsatacak fotoğraflarda yer almamaya özen göstermeliler.
Kan ve gözyaşı acıları büyütüyor. Şiddet ortamına hemen son verilir, harcanan enerji ülkenin birliğini korumak için yoğunlaştırılırsa, Türkiye'de yaşayan herkesin sosyal ve ekonomik refahı artacak, demokrasi alanında reformların önü açılacaktır.
Burada dikkat çekilmesi ve üzerinde durulması gereken husus, Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesinin, bu tür sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işi olduğudur. Bu bakış açılarında direnmek, Türkiye'yi bölünmeye, Kürtleri ise sömürülmeye götürecek esas neden olacaktır. Her iki toplum arasındaki mevcut karşılıklı duygudaşlık korunabilirse, geçmişte yaşanan acılar ve hatalar unutulup, silah yerine, kardeşliği pekiştirecek demokratik yaklaşımlar desteklenirse, sorunlar kısa zamanda çözüme kavuşturulabilecektir.”
Yukarıdaki satırlar bana değil, terör örgütü PKK ile arasına mesafe koymadığı için kapatılan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk'a ait. Bu sözler, Radikal Gazetesi’nde (23 Nisan 2007) yayınlanmıştı.
Evet, o günden bugüne köprünün altından çok sular aktı. Son zamanlardaki bazı gelişmeler -bilhassa Reşadiye katliamı- üzerine başlayan tartışmalar, Türkiye toplumunda İmralı-Kandil-DTP(BDP) üçlü sarmalının “barış”, “insan hakları”, “demokratik açılım”, “birlik-beraberlik-kardeşlik” söylemlerinin ciddi anlamda sorgulanmasına, hatta artık sorgulanmayarak “söylemlerin inandırıcı olmadığı” yönünde hüküm verilmesine neden olmuştur. Bugün PKK tabanı bile "Bu PKK ne yapıyor yahu?" diye sormaya başlamıştır.
Ancak ben her şeye rağmen yine de umudumu kesmiyor ve BDP’ye küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Aysel Tuğluk'un iki sene önce yazdığı o yazıdaki şu ifadelerin, yeni bir dönemin eşiğindeki BDP’liler tarafından “resmi söylem” olarak benimsenmesinin bu umudu yeniden yeşerteceğini düşünüyorum:
"Kürt aydın ve siyasetçiler çatışmayı körükleyecek ve eski korkuları anımsatacak fotoğraflarda yer almamaya özen göstermeliler."
"Şiddet ortamına hemen son verilirse, demokrasi alanında reformların önü açılacaktır."
"…silah yerine, kardeşliği pekiştirecek demokratik yaklaşımlar desteklenirse, sorunlar kısa zamanda çözüme kavuşturulabilecektir."
Evet, Anayasa Mahkemesi DTP’yi kapatmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, kapatılmaması için en başta DTP milletvekilleri kıllarını bile kıpırdatmamışlardır. Fotoğrafa dikkatli bakılacak olursa, DTP'nin bir dizi "kapatın artık bizi" hamlesiyle kapatılma kararını zorlayan söz ve eylemleriydi. Bu tavrın kesinlikle bilinçli olduğunu düşünüyorum. Zira, partinin siyasi ve hükmi şahsiyetini yok sayan, her lafı getirip İmralı Sakini Abdullah’a ve terör örgütüne bağlayan bir siyasi partiydi DTP.
Evet, hesaba göre İmralı Sakini Abdullah’ın inisiyatif kazanması için DTP'nin tasfiyesi gerekiyordu ve DTP bunu, -içlerinden bazısı içine sindiremese bile- isteyerek yerine getirdi. Dava sürerken efeliğe toz kondurmadı, aşağıdan almadı; politik sistemle ahenk içinde çalışmak istediğini hatırlatan şeylerden uzak durdu. Lafın özü, kapatılmaya davetiye çıkardı ve mukadder akıbet!
Bugün artık DTP yok, fakat her şeyiyle aynı BDP var…
Unutulmamalıdır ki, İmralı-Kandil ağzıyla konuşan bir DTP çizgisinin barışa ve demokratik açılıma katabileceği olumlu bir katkının bulunmadığı görülmüştür. Aşırıların elinde Kürt meselesi çözümsüzlüğe doğru yalpalıyor; bu sertleşmeye kimin dur diyeceği açıktır.
Türkiye hızla değişir, dönüşürken Kürt siyasetinin hâlâ dağdaki silahlı adamları yedekte tutarak kavgayı kırbaçlaması gariptir.
DTP’nin kapatılmasından sonra Kürt siyasi hareketlerinin, demokrat Kürtlerin, terör örgütlerine, silahlı eylemlere karşı alacakları tavır, ortaya koyacakları mesafe, Demokratik Açılım’ın ve toplumsal barışın güçlü bir şekilde tesisi için hayati önemdedir.
Bugün demokratik sistem içerisinde Türkiye’de yaşayan herkes, devleti, orduyu, Meclis’i, hükümeti, güvenlik güçlerini istediği gibi eleştiriyor, ama bir Kürt aydını çıkıp da PKK’yı eleştirebiliyor mu?.. “Hain” damgası ve “infaz” satırı, hür düşünmek isteyen her Kürt aydınının ve siyasetçisinin başında sallanmaktadır! Kürt aydın ve siyasetçileri, böyle bir totaliter ipotek altında kaldıkça demokrasi nasıl gelişebilir?..
SON SÖZ…Kürtler omuz vermedikçe bu taşın kımıldaması imkânsız. Kürt siyasetindeki derebeylik yapıyı sarsmanın tam zamanı. Haydi!
Nail Amudi
Yazan: nail amudi Tarih: January 5, 2010 5:13 PM
ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DTP’Yİ KAPATMA KARARI EVRENSEL HUKUKA UYGUN!..
EVRENSEL HUKUK DİYOR Kİ, “TERÖRLE BAĞLANTILI HER PARTİ KAPATILABİLİR!..”
DTP, BDP’Yİ ZOR DURUMDA BIRAKMAK İSTEMİYORSA AİHM’YE GİTMEMELİ!..
DTP'liler kapatma kararının ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gidiyor. Kapatma davasının gerekçeli kararının DTP'nin eski genel merkezine ulaşmasıyla birlikte AİHM'ye başvuru süreci başladı. Başvurunun bu ay içinde yapılması planlanıyor.
Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani'ye göre, Anayasa Mahkemesi gerekçesi "Hukuktan ve hukuk mantığından yoksun". Diyarbakır Milletvekili Gülten Kışanak ise "Gerekçeli kararın Kürt siyasal hareketine yönelik olduğunu" iddia ediyor.
Bence ikisi de yanılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin, DTP’nin kapatılmasına ilişkin gerekçeli kararı tam 425 sayfa! Aynı nitelikteki DEP’in kapatılmasına ilişkin karar ise 215 sayfaydı. Mahkemenin “en uzun karar”ı oldu bu. Kararın bir özelliği de gerek esasa ilişkin, gerek delillerin değerlendirilmesi konusunda hiç “karşı oy yazısı”nın bulunmamasıdır. Kararın gerekçesini ağırlıklı olarak “terör örgütüyle bağlantı” faktörü oluşturuyor, AİHM kararlarına atıflarda bulunuluyor, hatta alıntılar yapılıyor.
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında şöyle deniliyor;
"Bir siyasi partinin, siyasi faaliyet görüntüsü altında ülkenin tamamının asayiş ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyen, tüm bireylerin temel hak ve hürriyetlerden yararlanmalarını engelleyen veya ortadan kaldıran terör eylemlerini destekleyen, zemin hazırlayan ve meşrulaştırmaya çalışan söylem ve eylemlerde bulunması, hiçbir demokratik sistemde koruma göremez."
"Hukuk devletine aykırı eylemlerin ilgili parti organlarınca kınanmadığı, suskun kalındığı ortamda, davalı partinin demokratik sisteme zarar vermesinin önüne geçilmesi, anayasal zorunluluk halini almıştır... Demokratik düzende, terör eylemlerine karşı siyasi duruşunu açıkça belirlemeyen, suçu ve suçluları kınamayan ve gizleyen bir partinin varlığı hoşgörüyle karşılanamaz."
İspanya Yüksek Mahkemesi'nin AİHM tarafından da onaylanan Batasuna Partisi'ni kapatma kararının gerekçesi de aynıydı:
"Demokratik düzende, terör eylemlerine karşı siyasi duruşunu açıkça belirlememek, suçu ve suçluları kınamamak..."
Yani?.. Tek cümleyle, "Terörle arasına mesafe koymamak..."
Hatırladınız mı? AB ülkelerinin Ankara'daki büyükelçileri DTP'lilerle her görüşmelerinde "Terör örgütüyle aranıza mesafe koyun" tavsiyesinde bulunuyorlardı. Çünkü AİHM açısından bunun parti kapatmalarının tek değilse bile en meşru gerekçe oluşturduğunu biliyorlardı.
Anayasa Mahkemesi’nin karara bu kadar özen göstermesi, delillerin hayli “liberal” bir gözle ayıklanması ve AİHM kararlarına da atıflarda bulunulmasının sebebi çok açık: Evrensel hukuka uygunluk...
Bu kararın AİHM’den dönmesi PKK terör örgütü lehine, onaylanması ise PKK terör örgütünün aleyhine ciddi siyasi ve hukuki sonuçlar doğuracaktır.
AİHM, PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmektedir. PKK ile ilişkisi “geçerli deliller”le kanıtlanan bir partinin kapatılmasını da haklı bulacaktır. AİHM’nin örnek kararı, Herri Batasuna adlı Bask partisinin kapatılmasını onaylamış olmasıdır.
DTP, eğer AİHM’ye giderse, “Terör örgütü PKK ile ilişkimiz yok” diyebilir mi?! Dese bile ikna edici olabilir mi?!
DTP’nin kapatılmasını AİHM’nin onaylaması, yeni BDP’yi hem hukuken hem siyaseten sıkıntıya sokacaktır! Onun için AİHM’ye gitme konusunda DTP’liler çok iyi düşünmeliler.
Nitekim, bu durumu gören çok sayıdaki DTP’li, AİMH’ye gitmeyi ‘çok riskli’ buluyor.
Son olarak DTP’lilerin “ifade krizi”ne değinmek istiyorum. Avukat Aysel Tuğluk da çok iyi bilir ki, Mahkeme’nin “zorla getirme” kararı Anayasa ve yasalara uygundur! DTP’liler bu hükümlerin değişmesi için Meclis’te hiçbir önerge de vermemişlerdir! Ama şimdi mahkemeler yasaları uygulayınca “Mahkemeye gitmeyeceğiz” diyerek kitleleri tahrik ediyorlar. Halbuki Mahkeme’ye gitmek, ama ifade vermekten imtina etmek mümkündür...
Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk gibi ılımlı isimler bu eğilimde...
Fakat Emine Ayna gibi “komiser”ler, “Gitmeyeceğiz, polis gelip götürsün” diyerek ucuz ajitasyona başvurup, yine kitleleri tahrik ediyorlar.
Ama farkında değiller ki, çözümün yolu ancak ılımlı ve evrensel hukuka uygun davranışlarla açılabilir. Unutmamalılar ki, gerilimi tahrik etmekle kendilerinin yollarını kapatıyorlar; hem hukuken hem siyaseten.
Nail Amudi
Yazan: nail amudi Tarih: January 11, 2010 4:09 PM