« ‘Kâbe Arabın Olsun, Kürtlere İmralı Yeter’ | Ana Sayfa | ‘Liberal’ Ezberleri Biraz Bozalım »

December 10, 2009

İslam ve Liberalizm: Çatışma mı İşbirliği mi?

[Söyleşinin orjinali, Özgün Duruş gazetesinde yayınlandı]

akyol_bulac.jpg- Özgürlüğü nasıl tanımlıyorsunuz? Liberaller ile İslamcıların özgürlük yorumları arasında ne tür farklar var?

Özgürlük, benim anlayışıma göre, bireylerin (yahut Allah’ın kullarının, nasıl ifade ederseniz) başta siyasi otorite olmak üzere, hiç bir dış güç tarafından zorlanmadan, hayatlarını kendi rıza, istek ve vicdani kanaatlerine göre tanzim edebilme hakkıdır. Bir Müslüman bu hakkı İslam’ın gösterdiği hedefler doğrultusunda kullanırken, seküler bir insan da seküler hedefler doğrultusunda kullanır. Bir Müslüman’ın bu ikinci durumu tasvip etmese de, onun var olma hakkını kabul etmesi, bence İslami açıdan da doğru ve hatta gereklidir, çünkü "dinde zorlama yoktur" ve "sizin dininiz size, benim dinim bana"dır. Bu sebeple, liberal siyasi gelenek ile İslami düşüncedeki özgürlük tanımlarının çelişik olmadığını, en azından olmayabileceğini düşünüyorum.


- “Liberal özgürlük anlayışı genel ve barışçı, İslamcıların özgürlük anlayışı sekteryen ve savaşçıdır” ifadesine katılır mısınız?

"Sekter ve savaşçı" İslamcılar olduğu gibi, öyle olmayan İslamcılar da vardır. Liberal düşünce de kendi içinde farklı tonlar barındırır. Genellemelere gitmek bence bizi sadece yanıltır.


- 28 Şubat döneminde dindar Müslümanlar, hukuk mücadelesini liberal özgürlük anlayışına dayanarak mı vermişlerdir? Eğer öyleyse niçin?

Müslümanlar, hukuk mücadelesini büyük ölçüde liberal özgürlük anlayışına dayanarak vermişlerdir. Çünkü başörtüsü hürriyeti, "din özgürlüğü" yahut "bireysel özgürlük" gibi başlıklar altında savunulmuştur, "Allah’ın emri budur, bu farzı yerine getiriyoruz" diye değil. Bu "seküler dil" ise normal ve bence İslami açıdan da meşrudur, çünkü içinde yaşadığımız hukuk sisteminin "Allah`ın emirleri, farzlar, sünnetler" gibi nosyonları yoktur. Buna karşın, her ne kadar Türkiye`deki resmi hukuk kurumları pek kulak asmasalar da "hak ve özgürlükler" diye bir nosyonu vardır. Kaldı ki, "Allah`ın emri"nin ne olduğunu tartışmaya başladığınızda da farklı içtihatlar ortaya çıkar ki bunların her birine hayat hakkı tanımak için yine özgürlük anlayışına ihtiyacınız vardır.

Kısacası ben liberalizmi, tüm insanlara ve bu arada tabii ki Müslümanlara diledikleri gibi yaşama hakkı veren, devleti buna göre terbiye etmek isteyen olumlu bir ideoloji olarak görüyorum. Doğrudan İslam`ın kendi geleneğinden çıkıp gelmese de (aynen demokrasi gibi) modern devrin Müslümanları için "makbul" olması gerektiği kanısındayım.


- Farklı din, mezhep, etnik yapı ve yaşam tarzına sahip olunan Türkiye’de barış, huzur, özgürlük ve refahı İslamcı özgürlük anlayışı mı yoksa liberal özgürlük anlayışı mı sağlayabilir?

Türkiye`deki renkliliği barış içinde bir arada yaşatabilmenin formülü çoğulculuktur ki, bunun hem İslami geleneğe hem de liberal düşünceye uygun düştüğünü söyleyebiliriz.


- Batı’nın zenginliğinin kaynağı, “özgürlük temelinde çalışma” mı yoksa “köleleştirmeyle yapılan sömürü” mü?

Sömürünün belirli bir payı olduğuna kuşku yok. Ama "Batı başarısı"nın kanımca asıl sırrı, bilimsel ve teknolojik gelişme, bunun da altında yatan araştırma, yeni şeyler keşfetme, bunun için sistemli olarak çalışma düşüncesidir. Bunun da liberalizmin savunduğu bireysellikle yakından ilgisi vardır. Batı ülkelerinden bile daha sömürgeci olan Sovyet Rusya`nın batışı ise, bu bireysellikten yoksun olmasıyla, bireyi devlet ideolojisi ile hapsetmesiyle yakından ilgilidir. (Bireyselliğin bizde sıkça anlaşıldığı gibi "bencillik" olmadığını burada hemen belirteyim.)

Köleliğe gelince… Evet, bu konuda Batı medeniyetinin sicili karanlıktır, ama diğerlerinin de ne kadar aydınlıktır, tartışılır. Modern zamanlara dek dünyadaki hemen her medeniyette kölelik vardı ve bu normal, tabii bir durum sayılıyordu. İslam medeniyeti de kölelere insanca davranma vurgusu yapmasına rağmen, köleliği bir kurum olarak kaldırmamıştır. Osmanlı`da köle ticaretinin yasaklanması, ancak 19. yüzyıl ortasında ve İngiltere baskısıyla mümkün olabildi. "Köleci Batı" hakkında atıp-tutanlar, işin bu yanını pek görmüyorlar nedense.


- Liberalizmin küresel hâkimiyetine karşın sosyal adaletsizlikler, açlık, çevre felaketleri, savaşlar gibi sorunların ileri düzeyde devam etmesi bir çelişki mi yoksa doğal ve normal mi?

"Liberalizmin küresel hâkimiyeti" altında yaşadığımızı düşünmüyorum. Sadece dünyadaki etkin devletlerin (ABD ve AB ülkeleri) siyasal sistemleri liberal yahut liberal olmaya yatkın. Ancak bu, söz konusu ülkelerin "ulusal menfaatleri" olduğu ve bunlara göre kimi zaman mütecaviz politikalar izlediği gerçeğini değiştirmiyor. Burada liberalizmin bir "dış politika doktrini" değil, bir siyasi ideoloji olduğunun da sanırım altını çizmek lazım. Bu, Türkiye`de çok karıştırılıyor. "Amerika’da din özgürlüğü"nden örnek verince, "Irak`ı işgal eden Amerika mı, lanet olsun!" cevabını alabiliyorsunuz. Oysa Irak`ın işgalinin liberalizmle bir ilgisi yok, Sovyetler`in Afganistan`ı işgal etmesinin sosyalizmle bir ilgisinin olmadığı gibi. (Bu arada, ABD`deki pek çok "serbest piyasacı" klasik liberal çevrenin Irak işgaline ve genel olarak militarist dış politikaya karşı çıktığını da belirteyim.)

Öte yandan çevre felaketleri, açlık, fakirlik gibi sorunların da liberalizmle doğrudan ilgisi yok. Çevre sorunlarına yol açan şey "sanayi"dir. Sanayi, sosyalist veya faşist ülkelerde de çevreyi kirletir. Açlığın ve fakirliğin liberal ekonomi yüzünden değil, bilakis ona dâhil olamayış yüzünden yaygın olduğunu öne sürmek mümkündür. Kapılarını "küresel sermaye"ye sonuna kadar açan Güney Kore mi daha iyi durumda, yoksa kendisini bu "sömürü düzeni"nden koruyan Kuzey Kore mi, karşılaştırın.

"Sosyal adaletten" kasıt, "devlet eliyle maddi eşitlik yaratılması" ise, bu elbette liberalizmle çelişkilidir. Ama zaten kanımca İslamiyet`le de çelişir. İslam geleneğinde toplumdaki ihtiyaç sahiplerine yardım, temel olarak "vakıf"lar, yani sivil toplum tarafından yürütülmüştür. Cumhuriyet döneminde tüm bu vakıfların devlet tarafından gasp edilmesi, ne yazık ki bu geleneği bize unutturdu, pek çok İslamcımız da "sosyal adalet" peşinde sosyalist oldu.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 10, 2009 4:41 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

siyasal islamcıları bugün liberal ve demokrat yapan süreç 28 Şubat ile başladı,bu açıdan 28 Şubat çok faydalı olmuştur.siyasal islam yapan milli görüşçüler ve radikaller demokrasinin önemini kavramaya başladılar,değişim sürecine girdiler.pek çok faydalı sonucu olmuştur 28 şubat'ın.

28 şubat öncesi siyaset yapan islamcılar demokrasi=şirk inancındaydılar.Allahın kanunlarıyla yönetilmiyoruz,bunu kabul edersek şirke düşeriz inancındaydılar ve bu laik sistemi değiştirmek için siyaset yapıyorlardı böyle bşir ütopyaları vardı,28 şubat bu rotadan çıkışa bir ayar vermiştir.

imam hatiplerin orta kısmının kapatılması 11-12 yaşında çocukların(oyun çocukları) dinden kaynaklanan bir baskı altına girmesini engellemiştir..bu yaşta devlet eliyle din eğitimi olmaz,bu yanlıştan dönülmüştür.

siyasal islamcıları demokrasi mücahidi haline getirmiştir..

işte bazen şer gibi görünen şeylerde hayır vardır diye boşuna söylenmemiş..

Yazan: deniz Tarih: December 10, 2009 5:38 PM

Sosyal süreçlerin önceden inşası iddası,günümüz müslüman toplumlarının, sorunlarının kendileriyle yüzleşmeden öteki üzerinden komplo teorilerine dayanarak gerekçe üretme faliyetlerine dönüşmesi
sorunun sorunsallığınıda beraberinde getirmekte.
İslamcılık islamın bizatihi kendi değildir.İslamcılık iktidar mücadelesindeki,sınırsız gücü,kuvveti,şiddete tapmayı veya tapınmayı amaçlamış yol/yöntemin metodolojisidir.
İslam değil ancak islamcılık niçin
kendine savaşılcak hedef olarak kapitalizmi,liberalizmi seçmiştir?İnsanlık tarihi
tüm kötülüklerin başlangıcını sanayi devrimi olarakmı göstermiştir?
İslamcıların marksist felsefeye muhabbetle bakışları,Sosyalizmin sosyal adalet anlayışı ile kur'nanın kast ettiği sosyal adalet anlayışı arasında kurulan rabıta neyle izah edilecektir?
Devlet kapitalizmi ile bir devlet içinde gelişen şahış kapitalizmi arasında islamcı niçin tercihini Devlet kapitalizminden yana koymaktadır?
Eğer bilgisizliğinden ve cehaletinden
değilse"biz hertürlü kapitalime karşıyız"türünden şablonik haykırma,sosyal hayatın haklı talepleri karşısındaki kapitalist sınıfın varlığı ile oluşan
hayati yatırımlar elinin tersiyle,inatla itebileceği türden şeylermidir.
İhsan eli açık beyin haramsallaştırdığı ancak herkesin bir arabası olabilir içtihadındaki sermaye birikiminin üretim aşaması neyle izah edilir?O araca koyulan benzinin ham maddesi olan Petrolün insanlık tarihindeki keşfi feodal üretim modeli ile mi olmuştur?
İnsanlığın sosyal kazanımları,emeklilik,işgüvenliği yasası,tüketici hakları,haftalık izin,yıllık izin hakkı,ağır ve tehlikeli işler tüzükleri,bireyi devletin ceberrutundan koruyan Anayasacılık faliyeti,seçme ve seçilme hakkı,kuvvetler ayrılığı ilkesi,kıdem tazminatları ve tüm kazanımlar,islamcıların "bunlar sanayi devrimi ile gelişen kapitalizmin sonuçlarıdır hepsini red ediyorum"ben daha mükemmel altarnatif kazanımları
insanlığın hizmetine sunuyorum diyebileceği bir önermeleri mevcutmudur?.
Saygı değer Ali Bulaç bir sosyolog olarak kapitalizmin nasıl vahşileştiğinin sosyolojini niçin yapmamaktadır.Hukuk üreten bir devlette,Anayasal organları işlevsel ayrılıkla
çalışan bir devlette,Üstünlerin değil hukuğun üstünlüğünün olduğu bir ülkede,yargısı yasalara göre yerindelik değil uygunluk denetimi yaptığı bir ülkede,sayıştayının her kurumun harcamalarını denetliyebileceği bir ülkede,bir sermaye nasıl vahşileşir.
Peki bu soruların cevaplarını vermek yerine,hergün kullandığın bilgisarayınla cep telefonunla (Allahtan bunlar kapitalizmin nimetleri değil)kapitalizm ve liberalizme savaş açmak neyle izah edilir.?
El cevap;İNAT

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: December 10, 2009 10:39 PM

Mustafa Bey, sizden Allah tekrar razı olsun.

Bakınız, yazmışsınız ki:

"Bir Müslüman’ın bu ikinci durumu tasvip etmese de, onun var olma hakkını kabul etmesi, bence İslami açıdan da doğru ve hatta gereklidir, çünkü "dinde zorlama yoktur" ve "sizin dininiz size, benim dinim bana"dır."

Çok doğru söylediniz Mustafa Hocam.

Ama bunları küçümseyen, İslam'ın kıtal (savaş) dini olduğunu söyleyen Müslümanlar var, çünkü aslında "her türlü mücadele, mücahede, kötülüklere karşı yoğun çaba" anlamına gelen cihad kelimesini silahlı çatışmaya indirgemişler.

Kur'anda nesih (ayetlerin hükmünü yürürlükten kaldırma) fikrinin daha özündeki sorunlar ve "kolaycılık" bir yana, söylediğiniz temel ahlâka dair ayetlerin bile neshedildiğini ileri sürüp duranlardan bahsediyorum. Onların zekâlarındaki ve muhakemelerindeki bu tuhaflığa gerçekten şaşıyorum.

Hadi bazı hüküm ayetleri hakkında bu neshedilme sözleri söylendi, pekiyi ahlâkî esas bildiren ayetler nasıl neshedilebilir Allah aşkına? Yalan söylemeyi önce yasaklayıp sonra da serbest bırakmaktan ne farkı olurdu böyle bir şeyin? Dahası, bu neshe dair elde hangi kesin veya kesine yakın delil var? Yok, öyle deliller yok.

Zaten müfessirlerin çoğu da benim söylediğimi söyler. O yüzden lütfen benim yazdıklarımdan da faydalanarak eskî, geleneksel âlimlerimize yine "toptan" sataşmaya başlamayınız yorumcu arkadaşlar! Toptancılık ve aşırı genellemecilik yanlıştır, hele hele azınlığın yaptığı bir şeyi çoğunluğa genellemek daha yanlıştır.

Ama gerçi bu kardeşlerimiz fıkıhçıların ekseriyetine çatmakta bayağı haklı olabilirler. Çünkü söz konusu ayetlerin neshedildiğini söyleyenlerin bu tuhaf ve mesnedsiz görüşlerini kabul etmeseler bile, özellikle sonraki nesillerdeki fıkıhçıların ekseriyeti sanki bu âyet-i kerimeler yok gibi davranmışlar gibi görünmekteler..

Bunda, ortaçağ siyasî otoritelerinin savaşkanlıklarına destek verme saikinin yanında şunu anlamayışları da var:

Hz. Ömer ve diğer reşid halifeler o fetihleri yapmak zorunda kaldılar, saldıracakları kesinkes haber alınmış devletlere baskın yaptılar. Bir nevi, gerçek birer "önleyici saldırı", ama Amerika'nın Irak işgali gibi sahte delillere dayalı da değil, gerçek delillere ve önceki tecrübelere dayalı!

Ayrıca, benim üniversitedeki profum söyledi ve belgeleriyle gösterdi, aldığım İslam tarihi dersinde: Ayşe Hür'ün Taraf'taki maksatlı İslam ve Müslüman eleştirilerinin aksine Ömer Paktı diye gerçek bir siyasî metin yok! Hz. Ömer'in Kudüs'ün fethinden sonra ahaliye "evlerinizi küçük yapacaksınız, ata binmeyeceksiniz, Müslümanlara karşı ezik olacaksınız vs." diye katı kurallar koyduğunu belirten o metin, büyük ihtimalle Hz. Ömer'le alâkasız ve Hz. Ömer böyle şartlar öne sürmedi. Belki Ömer b. Abdülaziz'e aittir deniyor, ama o da çok tahmînî.

Velhasıl, haklısınız. Reşid halifeler döneminde Medine şehrindeki dinî anlayışa dönüş bu dünyanın iyiliğine olacaktır. Allah utandırmasın.

Bakınız dostlar: Bu yazdığım ve her satırına dair size doğrulukları üzere yemin edeceğim bilgiler, çok önemli. bunları bilmeyen Ayşe Hür gibi yeni okumuşlar, İslam'a cephe alıyorlar. Cephe alma niyetleri zaten varsa, buna malzeme sağlıyorlar. Daha da önemlisi, biz Müslümanlar kendi dinimizi çok sığ biliyoruz, kendimize yazık ediyoruz, çünkü Kur'an fıkhedin (derinden kavrayın) derken, biz yüzeysel olarak bile kavrayamıyoruz.

Lütfen daha doğru olan bu anlayışı yayalım. Allah gerektiğinde savaşı da emreder ve gereken kişiyi temizlenene kadar, gerektiği kadar cehennemde de azaplandırır. Ama İslam bir savaş ve cehennem dini değildir. Sadece gerektiği kadar savaşılmasını müminlerin ve diğer ahalinin ırz ve canının korunması için savunma savaşı yapılmasını emreder. Adalet ve temizleme için cehenneme atar Allah bazı kullarını. Yoksa onlara sonsuza dek boş yere işkence etmek için değil. (Cehennemin azabının herkes için sonluluğuna dair bizim sitede verdiğim, bazı klasik İslâmî dönem âlimlerinden gelen bilgileri de ah keşke insanlar okusa.)

İslam, sürekli rahmân (bütünüyle şefkatli) ve rahîm (çok merhametli) Allah'tan bahseder, yani İslam şefkat, merhamet, empati dinidir! Bunu lütfen en başta biz müminler anlayalım.

Sizleri temin ediyorum. Bu heyecanlı üsluplu yazım, çok önemli ve çok doğru. Lütfen katılıyorsanız, bu bilgileri ve fikirleri siz de başkalarıyla paylaşın ve unutmayın ki emr bil maruf ve nehy anil münker yapmazsanız, bildiklerinizi kendinize saklarsanız, zalimleri ve kasıtlı olarak cahil kalanları vuracak azaplar sizi de vuracak, bu da Allah'ın bir vaîdi.

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 11, 2009 1:48 AM

Ama bakın burada büyük bir tarihsel bilgi eksiğiniz var Mustafa Hocam. Lütfen bu uyarımı dikkate alın. Bu çok önemli konulardan biri ve şurada yazdıklarınız büyük bir hata içermekte.

Yazmışsınız ki: "Köleliğe gelince… Evet, bu konuda Batı medeniyetinin sicili karanlıktır, ama diğerlerinin de ne kadar aydınlıktır, tartışılır. Modern zamanlara dek dünyadaki hemen her medeniyette kölelik vardı ve bu normal, tabii bir durum sayılıyordu. İslam medeniyeti de kölelere insanca davranma vurgusu yapmasına rağmen, köleliği bir kurum olarak kaldırmamıştır. Osmanlı`da köle ticaretinin yasaklanması, ancak 19. yüzyıl ortasında ve İngiltere baskısıyla mümkün olabildi. "Köleci Batı" hakkında atıp-tutanlar, işin bu yanını pek görmüyorlar nedense."

Siz Osmanlıda kölelik üzerine çalışan Y. Hakan Erdem hocayı hiç okumadınız, hiç dinlemediniz mi?

Batı eğitimli ve Sabancı'da hoca olan bu hocamız şu gerçeği söylüyor:

Amerikalılar, kölelere ırkçı yaklaştılar ve onları koyun çiftleştirir gibi, plantasyonlar denen özel bölgelere işçi olarak hapsedip onları kendi aralarında evlendirdiler. Dahası, yüzyıllar boyu onları kölelikten azad etmediler. Torunlarının torunlarının torunları bile köle kaldı siyahların.

Oysa Osmanlı Devleti ve İslam dünyası tamamen farklıydı, Y. Hakan Erdem Hoca'ya göre.

Buralarda kölelerin belki de ekseriyeti zaten siyah bile değildi. Özellikle Anadolu'ya daha çok beyaz köleler geldi. Mesela Konya yöresine gelenlerin çoğu Rus'tu.

Neyse, asıl önemlisi şu ki (en azından teoride ve çoğu zaman da uygulamada) sadece savaşlarda esir alınan kimseler olan köleler, ya kendi hayatlarında azat edildiler, ya da çocukları azat edildi. Kölelik neredeyse hiçbir zaman babadan oğula geçen bir şey olmadı. Köleler, normal Türk, Kürt, Arap toplumlarına entegre olup normal vatandaşlar olarak yaşadılar. Çocukları da köle olmadı. Zaten gaddar ötesi plantasyon köleciliği, birkaç kısa istisna dışında, İslam ve OSmanlı dünyasında hiçbir zaman var olmadı.

Yazan: Anonymous Tarih: December 11, 2009 1:58 AM

Yukarıdaki son "anonymous" yorumu da ben yazdım. İsmimi yazmayı unutmuşum herhalde.

Saygılar, selamlar Mustafa Bey ve herkese de selâmetler dilerim. Ben bir süre internete az girmeliyim. :S

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 11, 2009 1:07 PM

bu yazıdaki en önemli şey islamın köleliği kaldırmadığının söylenmesi..bunu isteseydi yapardı,çünkü Kur'anın tanrının sözleri olduğu iddia edilerek buna inanmayanların ağır cehennem tablolarıyla tehdit edildiği bir inanç sistemi istediği herşeyi yapabilirdi..istesdi köleliği kesin sözlerle yasaklardı uygulamada insanlar zorlansa da teoride bunu getirebilirdi..aksine ne olmuş,köleliği tanıdığı gibi bir de kölelik hukuku icad edilmiş..kölelere iyi davranılması marifet değildir,marifet tanrının bütün yarattığı kullarının eşit olduğunu insanlara anlatmasıdır.

bu yapılamamıştır,bu da bize Kur'an ayetlerinin Tanrı sözü olmadığını kanıtlıyor..bunu ben defalarca yazdım yine yazıyorum..Kur'an hz.Muhammed'in kendi manevi tecrübesinin ürünüdür,kendi dünyasının ürünüdür Tanrının değil..Kur'an hz.Mevlana'nın mesnevisi gibidir ya da said Nursi'nin risaleleri gibi..Muhammed'in de Kur'an'ı vardır..

olay çok açık aslında,görebilene..ben göstermeye çalışıyorum..neden rahatımı bozup bu riskli işi bir ialhiyatçı olarak üzerime alıyorum?..çünkü insanların kendilerini Tanrı'dan gelme buyrukların baskısı altında hissetmelerini istemiyorum,özgürleşmelerine katkıda bulunmak istiyorum,bedeli olsa da yapacağım bunu..

sadece maneviyat ve ruhanilik vardır,bunun yolu da sistemi ve kurallarını tanımaktan geçer..dinler bu konuda insanlara biraz yardımcı olur ama içindeki mucizeler insanları gerçek sistemi anlamaktan uzaklaştırdığı için problemlidir..21.yy insanının bunu görmesi lazım.

not:yanlışlıkla bu yazının yarısı yollandı,onu değil bunu yayınlarsanız sevinirim.

Yazan: deniz Tarih: December 12, 2009 10:11 AM

Şule Deniz Hanım, ben sizi Müslüman sanıyordum, Kur'an'a ve Peygamber'e inanıyorsunuz sanıyordum. Ama siz Kur'an'ın Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sözü olduğunu söylüyorsunuz. Onu Hz. Muhammed'in uydurmadığını, Allah'tan geldiğini söyleyen bütün âyet-i kerimeler birer sahtekârlık mı o zaman? İster sahtekârlık diye açıklayın, ister delilik/halüsinasyon, iki ihtimalle de siz Müslüman değilmişsiniz. Hay Allah, bu kadarını bilmiyordum.

Müslüman olmamanız bir yana, Hz. Muhammed'in hayatıyla, karakteriyle ve akıl sağlığıyla ilgili bilinen bütün gerçeklere aykırı, dogmatik bir yol tutmuşsunuz.

Yalanları ve doğruları eşit sayarak maneviyat mı üreteceksiniz? Nasıl maneviyat anlayışıdır bu? O şekilde vicdanlı, merhametli, iyi bir insan bile olunmaz. Maneviyat, bir yoga, bir hızlı nefes alıp verme değildir, evreni keyfine göre hayal etmek hiç değildir. Maneviyat, fizikötesi gerçekliğin doğru anlaşılmaya çalışılmasıdır öncelikle.

Hz. İsa hakkındaki şu fikrinizi hiçbir bilgi ve gerçek karşısında değiştirmemeye kararlı oluşunuz bundanmış demek. Ateistlerin en militan olanlarına mahsus bazı içi geçmiş spekülasyonları (Hz. İsa'nın hiç yaşamadığı gibi bazı Sovyet tarihçileri tarafından vs. ortaya atılmış ve günümüzdeki ciddi, akademik tarihçilerce hiç ciddiye alınmayan bazı iddialar) kesin gerçek diye savunmanız hep bundanmış...

Kölelik hakkındaki kesin hükmünüz de çok tuhaf açıkçası. İslam'daki kölelik, yukarıda da açıkladım, bir tür işçiliktir, ama vicdansız plantasyon işçiliği değildir. Eh, bu tür işçilik günümüzün modern toplumlarında bile fazlasıyla var vallahi. Hatta günümüzde çok daha zor şartlarda çalıştırılıp yaşatılıyor insanlar.

İnsanlara şimdi eşit oldukları, olabilecekleri yalanı söyleniyor, ama gerçekte aptal, aşağı, patronlar ne emrederse inanacak kalabalıklar olarak görülüyorlar. Ay, ne eşit!

Merak etmeyin, insanlar artık o kadar koyun sürüsü yerine konuyorlar ve zihinleri ve hayatları öylesine bir esaret altına alınıyor ki şimdi İslama uygun kölelik zamanındakinden daha az eşitler. Daha da kötüsü, bireyleşememiş aptallar yerine konan, koyun sürüleri yerine konan bu insanlara, modern elit önderleri tarafından bir de eşitlendikleri yalanı söyleniyor.

Allah'ın kabul etmeyeceği şey işte budur. Kötülük işte budur. Ve bunun böyle oluşu, Kur'an'ın Allah sözü olduğunu, her şeyi şaşırtıcı şekilde dosdoğru söylediğini bir kez daha delillendirir.

Ve hapishane/zindan tutsaklığından ibaret şu modern iğrençlik: Sizin erdemli Tanrı anlayışınız; insanların bütün ömürleri veya uzun yıllar boyunca hapishanelerde, kölelikten milyon kat beter bir tutsaklık içinde çürütülmelerine, yani modern ceza sistemine karşı değil herhalde. O zaman sizin biraz başınızı ellerinizin arasına alıp artık bir düşünmeniz lâzım.

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 13, 2009 4:51 AM

Mustafa ravi bey,

Salt eleştirel bakış açısıyla bakabilecek her kişinin varacağı sonuç (malesef) Kur'an tanrısal bir yazı olmadığı, insan ürünü olduğudur.

Bazılarının -şimdilik- ittifak içinde olduğu "Hristiyan din kardeşlerimiz"in birkaç Kur'an analizine göz atmanızı tavsiye ederim.

Kur'an'ın, özellikle astronomi ve bilimsel konularda temelde Aristo astronomisine dayanan (ve yanlış olan) bilgiler içerdiğini bu hristiyan kaynaklardan öğrenebilirsiniz.

Bir de Google da "flat earth koran" diye aratırsanız, haddinden fazla kaynak çıkıyor.

İnancınıza, hele de bu kadar inandığınız birşeye karşı çıkılmasının hoş bir duygu olmadığının, ve inancınızdan kesinlikle vazgeçmeyeceğinizin de farkındayım.

Yine de gerçekleri -inancınıza saygısızlık etmeden- ifade etmeye çalışayım dedim.

Saygılar.

Yazan: Sabırlı Tarih: December 14, 2009 12:13 AM

Ali Bey'i çok severim.Özellikle yazıları rafine bilgi birikminin işaretleridir. Bu sohbet hocalarından Cemil Meriç'i çok mutlu edebilecek ama nüktede taşıyan bir düşünce yapısı içeriyor. Belkide kendisinin geçmişiylede bir analiz içinde söylüyordur.Açıkcası bunu bilemiyorum.

Fakat bir liberal olarak ve elden geldiğince kendini temelde Ali ve Mustafa Bey gibi bir dini algıya konumlandıran biri olarak okumaktan büyük keyif aldığım bir makale ile diyalogları anımsatan bir düşünce egsersizi olmuş.

Mustafa Akyol yine yeniden teşekürler...

Yazan: Düşünür Tarih: December 14, 2009 6:23 PM

öyle dindarlar var ki beni BİLE dinsiz yapmak için ellerinden geleni yapıyorlar, tüm eylem[sizlik]leri ile.. Ben şimdi neden İsveç'teki Norveç'teki Kanada'daki insanların müslüman olmadığını çok daha iyi anlıyorum. İslam'ın önündeki engel masonlar, siyonistler, felsefe, ateistik bilim, materyalist Batı falan değil, tek engel: müslüman olduğunu iddia edenler. Kavgacı, çatışmacı, agresif, etrafını ve kendisi gibi düşünmeyeni dışlamaya hazır, tahripkar, dogmatik, sert bir imajdan başka neyi gösterebildi günümüz müslümanı? Şu blog ortamlarını geziyorum, millet birbirini tekfir etmekten zevk duyuyor adeta. Benim inandığım "gerçek islam" diğerleri "yamuk", "sahte" demek onlara ayrı bir keyif ve tatmin veriyor sanki. İslam'ı tekellerine almak onlar için bir görev sanki. Bir müslümanda olması gereken minimum ahlaki ölçüleri bile es geçip, bize islamın gerçek yüzünü vazettiklerini sanıyorlar. Muhammed denince iki dakika salavat çekenlerin, ellerini güya vecdle göğüslerine getirenlerin, ya da "hayatım sünnettir" diyenlerin Resul-u Ekremin eşyaya, varlığa, insana nasıl bir yaklaşım sergilediği konusunda en ufak bir benzerlik taşımadıklarını görünce, karikatürle saygısızlık yapanları mı yoksa bunları mı protesto etmeliyim diye düşünüyorum? hangisi daha tahripkar? Cahilce çocuksu bir eylem mi, yoksa ilim ve ciddiyetle sarmalanmış bir boşluk mu? Takdirlere bırakıyorum.

Yazan: kuru üzüm Tarih: December 15, 2009 11:35 AM

M.Ravi Bey tekrar selamlar,

yorumumla ilgilenmişsin teşekkür ederim,yeni girebildim bu siteye şimdi gördüm yazınızı..

Benim Kur'an'a bakışımdaki çizgim Abdülkerim Suruş'un çizgisiyle paralel,onunla yapılmış röportajıda bloğuma almıştım.

http://suledeniz.blogcu.com/tanri-sozu-mu-muhammed-in-kelami-mi/6017268

Bizim vahye bakışımız; vahyin dışarıdan değil insanın özünden gelen bir şey olduğu..vahiy algımız farklı olduğu için benim yorumlarımın size İslam dışı gelmesini çok normal karşılıyorum.

Ben islamın dışında değilim ama farklı yerlerde durarak bakıyoruz vahye o yüzden yorumlarımızda farklı..

Kur'an'ı Hz.Muhammed uydurmamıştır aksine hz.muhammed'in Tanrı ile bağlantılı olduğunun göstergesidir.tanrı ile bağlantılı olmakla Tanrı sözü olması farklı şeylerdir.Benim söylemeye çalıştığım bu..Hz.muhammed Tanrı ile bağlantılı olduğu manevi olarak çok yükseldiği anda kalbine gelen manaları kendi dünyevi bilgisinin sınırları içinde yorumlamıştır bu yüzden Kur'an ayetlerini Allah sözü olarak aktarmıştır.Burada çok ince bir nüans var,bunu anlatabiliyor muyum ya da anlayabiliyor musunuz bilemiyorum.

Mesela abdülkadir Geylani bir risalesinde Allah'ı konuşturur..O Allah'a soru sorar Allah'da ona cevap verir..Geylani der ki Allah'a:Sen neredesin,mekanın nerededir?

Allah da der ki: Ben mekanın mekanıyım..

şimdi burada allah böyle mi konuşuyor gerçekte yoksa Geylani kendi manevi tecrübesini aktarmak için teşhis sanatına mı başvuruyor?

Kur'an'ı Kerim bir edebi şaheser..Maneviyat kapısını edebiyat sanatlarıyla aralamış bir kitap..Burada da tanrının konuşturulması sanatı kullanılmış,bir nevi antropomorfizm var..Gerçekte böyle insan gibi konuşan tanrı olmaz..Tanrı insan gibi cümle kurmaz çünkü Tanrı insan değildir.

İnsan tanrıyı tecrübe eder 6.duyusu iel,his alemi ile ve bunları değişik tekniklerle aktarır.İncil'de kullanılan teknik Tanrıyı yeryüzünde yaşamış bir insan gibi anlatarak maneviyat eğitimi vermektir..Bu yolla da insanlar ıslah edilmiştir,aydınlatılmıştır.kur'an'da kullanılan teknik tanrının daha soyut anlatılıp yeryüzünden göğe çekilip sadece konuşturulması tekniğidir.Buda'nın öğretisinde ise maneviyat bir felsefe dersi gibi öğretilmiştir..

her yiğidin farlı bir yoğurt yiyişi vardır,insanlara maneviyat öğreten aydınlanmış kişilerinde kendi kavminin psikolojisine göre uyguladıkları metotları farklıdır.

Siz Kur'anda cümleleri kuran kişinin Tanrı olduğunu zannediyorsunuz,oysaki tanrı cümle kuran,konuşan,kızan bir insan değildir..

Benim söylediklerimi tarihi geçmiş ateist söylemler olarak değil de ne söylediğimi anlamaya çalışarak değerlendirirseniz belki anlaşabiliriz.

bir yazımı daha önereyim size,belki orada derdimi anlatabilmişimdir.

http://suledeniz.blogcu.com/hud-suresinde-konusan-kim/6025063

ayrıca bir insanın müslüman olup olmamasına değil maneviyatta ne kadar ilerlediğine bakmanızı öneririm,çünkü tanrı insanları herhangi bir din mensubu olarak tasarlamamıştır sadece insan olarak yaratmıştır..Mü'min-kafir ayrımlarını 21.yy'a taşımasak iyi olur diyorum.Artık yeni bir çağda yaşıyoruz çünkü,dinler çağı eski formuyla kapanmıştır,artık maneviyat alanında da evrensel ilkeler çağında yaşıyoruz,dinden kaynaklanan ayrımları bırakalım isterseniz,hiç şık durmuyor akisne çok ürkütücü ve itici bence,

saygılar,sevgiler.


Yazan: deniz Tarih: December 15, 2009 6:02 PM

Sabırlı, seninle bu konuyu daha önce konuştuk. Ben Kur'an-ı Kerim'i artık sözlükler yardımıyla da olsa, orijinalinden okuyorum. Eskiden beri bilim ve din konusunda çok okudum ve düşündüm. Artık tamamen biliyorum ki bahsettiğin türden siteler saçmalıyorlar.

Bunlar meselâ Albert Einstein'ın bilimdışı dogmatik bir dinci olduğunu ve eserlerinin de bilimdışı olduğunu söyleseler, Kur'an aleyhinde bulduklarından yüz kat daha fazla delil bulurlar ve akılları sıra onu rezil ederler. Nitekim "eleştirel"lik analitik bir yaklaşımla ve dürüstlükle harmanlanmadığında, kişi herkesi gerizekâlı ve cahil ilan edebilir.

O tür sitelerdeki kara propaganda görevlisi insanların söylediklerinin aksine, Kur'an bilimsel konularda hiçbir fire vermemiş, hatta bazı birkaç bilgiyi şaşırtıcı şekilde öngörmüştür.

...

Yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir nokta şu ki Zafer ve Sızıntı gibi Müslüman dergilerden de öğrenmeye kalkmayın İslam ve bilim ilişkisini. Bu dergiler, sonradan içlerine girdiğimde ne tür dogmatik ve analiz karşıtı bir zihniyet taşıdıklarını anladığım bazı dinî iddialı tarikat benzeri yapılanmalara aitler; ve yıllar boyu din ve bilim ilişkisine dair birçok saçmalığı hiçbir analiz ve eleştiri süzgecinden geçirmeden yayımladılar. Bunların üfürdüğü Firavun'un Kızıldenizdeki cesedi efsanesini Yeni Şafak'tan Ali Murat Güven Bey çürütmüştü. Yeni Şafak'ın sitesinde onun inceleme yazıları arasında hâlâ okuyabilirsiniz o çürütmeyi ve de meselenin aslı ve esasını. Muhtemelen artık biraz akıllanmışlardır, ama yine de ben onları herhangi bir konuda bilgi ve fikir sahibi olmak için tercih etmem.

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 15, 2009 11:19 PM

Mustafa Bey,
demissiniz ki:

"Özgürlük, benim anlayışıma göre, bireylerin (yahut Allah’ın kullarının, nasıl ifade ederseniz) başta siyasi otorite olmak üzere, hiç bir dış güç tarafından zorlanmadan, hayatlarını kendi rıza, istek ve vicdani kanaatlerine göre tanzim edebilme hakkıdır."

SPEEsel ozgurlugun, SPEElerin yasama ozgurlugunun olmadigi yerde bireysel ozgurluklerden soz etmek, onlara ozgurluk serabi sunmaktan farkli degildir. Bu insanlari avutmadir, oyalamadir, kandirmadir. Bu sekularo-fascistler tarafindan cokca ileri surulur, sayilir, ovunulur ama i$ hayali devlet'in zevahirini kurtarmaya gelince yuzlerindeki gercek siritkanlik belirmeye baslar.

Bakin dilerseniz o zaman bu soylediklerinizi soyle degistirebilirsiniz:

"Özgürlük, benim anlayışıma göre, bireylerin (yahut Allah’ın kullarının, nasıl ifade ederseniz) ait olduklari SPEE'de diger SPEElerin onlara yasalarini zorla dayatmaya haklari olmadigi bilinc be guvenligi icinde, hayatlarını kendi dilek, inanc, riza ve vicdani kanaatlerine göre kabul ettikleri yasalara gore orgutlenip tanzim edebilme hakkıdır. Bu hak ait olduklari SPEE'nin yasalarini diger SPEElere dayatmaya hakki olmamasiyla sinirlidir."

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: January 30, 2010 4:40 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)