« ‘Liberal’ Ezberleri Biraz Bozalım | Ana Sayfa | Kemalist Hukuk mu İyi, Osmanlı Şeriatı mı? »

December 16, 2009

Hiç Kimse Vatan Haini Değildir

[16 Aralık 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

CHP lideri Baykal, demokratik açılım sebebiyle hükümeti “ihanet”le suçladı ve suçlamaya devam ediyor. MHP lideri Bahçeli zaten epeydir aynı telden çalıyor. Buna karşılık hükümet saflarından da “asıl hain sizsiniz” gibi cevaplar duyuluyor.

Bu “siyaset dili” yeni bir şey de değil. Türkiye on yıllardır birbirini “vatan haini” ilan eden adamlarla dolu.

Hem de bu ağır suçlama, en mütevazi “açılımlar” karşısında bile ortaya çıkabiliyor. TOBB başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu geçenlerde bu konuda samimi bir öz eleştiride bulundu. Sırf ekonomiyi dışa açma politikası nedeniyle merhum Turgut Özal’ı ilk başta “vatan haini” sandığını anlatarak şöyle dedi:

“Bir adam geldi. Dedi ki, 'dünyaya açılın, ticaret yapın.' Başta, 'bu adam vatan haini midir, nedir?' dedik. Elimizde bir Murat 124 marka araba üretimi vardı. Onu mu dışarıya satacaktık... Ne diyordu bu adam. Ama rahmetli (Özal) bizden daha iyi düşünüyormuş. Dışa açılmayla beraber öyle bir gelişme kaydettik ki, bugün Avrupa'da satılan her 3 televizyondan biri Türk malı..”

Dikkat edelim: Kapalı ekonomi içinde yetişmiş zihinlerin dışa açılmaktan korkması biraz anlaşılır bir şey. Fakat Hisarcıklıoğlu sadece dışa açılmaktan korkmamış, bu siyaseti savunan Özal’ın “vatan haini” olduğundan şüphelenmiş!

İşte, sorunun özü burada. Türkiye’deki yaygın siyasi zihniyet, farklı düşünenlerin o düşüncelerde samimi olabileceğini kabul edemiyor. Çoğu insan, kendisine belletilen ideolojinin mutlak doğruluğuna iman ettiği için, farklı düşünenlerin en iyi ihtimalle “aldatılmış”, daha yüksek ihtimalle de “satılmış” olduğunu düşünüyor.


‘Dahili ve harici bedhahlar’

Bu siyasi zihniyeti nereden edindiğimiz sorusuna gelince, sanırım diğer pek çok “Cumhuriyet kazanımı” gibi bunu da en başta sevgili Atamız’a borçluyuz. Rahmetli, mâlum, iktidarını serbest seçimlere girerek değil siyasi rakiplerini tasfiye ederek kurmuştu. Bu tasfiye sırasında da söz konusu rakipleri, örneğin muhafazakar/liberal çizgideki Terakkiperver Fırka yöneticilerini “en hain dimağlar” olmakla suçladı. Dahası, “dahili ve harici bedhahlar”, “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olanlar” gibi kavramlar üretti ki, bunlar geçtiğimiz yetmiş yıl boyunca tüm Cumhuriyet çocuklarının beynine özenle kazındı.

Bugün de “vatana ihanet” söyleminin, hemen her kesimde görülse de, en çok Kemalistlerce kullanılması bir tesadüf olmasa gerek.

Gerçekte ise bence hemen hiç kimse “vatan haini” değildir. Öyle tipler belki binde bir çıkar, ama insanların ezici çoğunluğu nasıl ailesini, mahallesini, köyünü seviyorsa ülkesini de sever. Tabii bir durumdur bu. (Onun için aslında bence “vatanseverlik” öyle çok yüksek bir meziyet de sayılmaz.)

Türkiye’deki farklı siyasi çizgilerin hiç biri de “vatan haini” değildir. Sadece vatanın selametini farklı yerlerde görmektedirler. Bu açıdan ben bana en uzak siyasi figürlerin, hatta Ergenekoncuların ve darbecilerin dahi vatanseverliğinden kuşku duymuyorum.

O şahsiyetlerin sorunu, kanımca, resmi ideolojiden ve “devletin yüksek menfaatleri”nden başka bir siyasi değere sahip olmamaları. Adaleti, hürriyeti, insan haklarını ve “mazlumların ahı”nı ya pek umursamıyor, ya da kolaylıkla feda edilebilir görüyorlar. Bu yüzden de vatanseverliklerinden pek bir hayır gelmiyor.

Keşke bu bitmek tükenmek bilmeyen “ihanet” saçmalığını aşabilsek de, bu “değerler” meselesini biraz konuşabilsek…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 16, 2009 1:46 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

BU SÖZLER YAŞAR KEMAL’E YAKIŞMADI!..

YAŞAR KEMAL, FRANSA’DA “TÜRK MEVSİMİ” ETKİNLİĞİNDE “PROVAKATÖRLÜĞE” SOYUNDU!..

Dün bilgisayarıma düşen bir e-posta, beni çok şaşırttı.

Demokratik Açılım ve Milli Birlik Barış sürecine yaptığı katkılardan dolayı kendisine devletin en yüce katlarından onur ödülleri verilen Yaşar Kemal, Fransa’daki “Türk Mevsimi” kapsamında Paris’teki Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde “Yaşar Kemal İle Buluşma” adı altında düzenlenen etkinlikte bakın neler söylemiş…


Fransa Kültür Eski Bakanı Jack Lang’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda seçkin davetlinin katıldığı bir etkinlikte konuşan Yaşar Kemal, Türkiye’de 25 milyon Kürdün işkence altında yaşadığını belirterek, “Türkiye’de aşağılanan ve hor görülen Kürtlerin, ana dillerini konuşmaları, kendi dillerinde (Kürtçe) sanat, müzik, tiyatro, gazete, dergi, TV ve radyo yayını yapmaları yasak. Kürtlere yönelik baskıdan ve yasaklardan dolayı kendi dilim Kürtçe’de eserlerimi kaleme alamadım. Bu nedenle dünyada ‘Türk yazarı’ olarak tanındım. Türkiye’de Kürtler asimile edilmeye çalışılıyor” demiş.


Bu sözler, Yaşar Kemal’in yazarlığına ve ününe yakışmayacak şok sözler… Bence bu sözler, Yaşar Kemal’in “provokatörlüğe” soyunduğunun açık göstergesi…


Evet, Türkiye’de barıştan, kardeşlikten, doğruluktan, dürüstlükten bahseden Yaşar Kemal, yabancı bir ülkede yabancı konukların önünde ne hikmetse birden bire değişiyor.


Acaba Yaşar Kemal, daha önce birilerinin yaptığı gibi, “Nobel” ödülünü almak için Türkiye’yi karalamanın yeterli olacağını mı düşünüyor; bilemiyorum.


Ancak bildiğim bir şey varsa, Yaşar Kemal bu sözleriyle, bugüne kadar binlerce Kürdün kanını döken ve Kürtlerin demokrasinin nimetlerinden yararlanmasını önlemek için her yolu mübah sayan PKK’nın, Türk-Kürt çatışması yaratmaya yönelik etnik milliyetçilik temelindeki propagandasına hizmet ediyor. Diğer bir ifadeyle, kendisinden beklenenin “birleştirici” misyonunun aksine, “bölücülüğe”, “provokatörlüğe” soyunmuş görünüyor.


Yaşar Kemal’in ütopik açıklamasına ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.


Bir defa bağımsız ve tarafsız kuruluşlarının araştırma ve raporlarına göre, Türkiye 25 milyon değil, yaklaşık 12 milyon civarında Kürt yaşıyor.


İkincisi, Türkiye’de yaşayan Kürtler, kendi dillerinde tiyatro, sanat çalışması, gazete, dergi, TV ve radyo yayını yapabiliyorlar.

(İnternette küçük bir tarama yaparsanız, nüfus ve yasaklar konusunda somut verilere ulaşabilir, Bay Yaşar Kemal’in yalan söylediğini rahatça ortaya çıkarabilirsiniz.)


Benim burada asıl durmak istediğim konu, Yaşar Kemal’in “Türkiye’de Kürtçe konuşmasının yasak olduğu için eserlerini Türkçe kaleme almak zorunda kaldığı” iddiası…
Kurmançca, Soranice, Feylice... Söyleyişi olarak dağ ve yayla köylerinde, şehir ve kasabalarda konuşulan ve Farsça, Türkçe, Arapça kelimelerden meydana gelmiş, cümle yapısı Farsça benzeri olan, dar kadrolu bir dille bugünkü sosyal ve medenî hayatın hangi tezahürlerini, hangi kavramlarını ifade edebileceksin de böyle konuşabiliyorsun Bay Yaşar Kemal…


Bazı dil bilimciler, Kürtçe’nin, Farsça'dan çıkma bir dil olduğunun delili olarak kendine ait sayı isimlerinin mevcut bulunmayışını gösterirler. Lengüistik ilminin verilerine göre, bir dilin müstakilen mevcut olması için kendine ait sayı isimlerine malik bulunması gerektiği tezini ileri sürerler. Aksi takdirde kendisine ait rakam isimleri mevcut olmayan diğer dillerden birinin veya ikisinin karşılıklı etkileşimi suretiyle meydana gelmiş bir lisan olabileceği iddia ve ifade edilmektedir.


Şimdi bu düşünceden hareket edilecek olursak, Kürtlerin, Türklerden veya Farslardan veyahut her ikisinden, her ikisinin karışımından meydana gelmiş bir topluluk olduğu fikri de ortaya çıkmaktadır.


Esasen bir insan için önemli olan şu veya bu topluluğa mensup olmak değil, dünyada bulunduğu müddet içinde kendine, yakınlarına ve insanlığa faydalı ve hayırlı bir insan olabilmektir. Hangi dili konuşursa konuşsun, hangi milletin, hangi devletin bir ferdi olursa olsun önemli olan, hayatının maddi ve manevi hedeflerine bir insanın ulaşabilmesidir.
Bay Yaşar Kemal, Sen Adana'da, Kadirli'de, Ankara'da, İstanbul'da Türkiye’de ortak dil olan Türkçe’yi geliştirerek, gazetelerinde çalışarak, aydın grupları içinde pişerek, halk arasında dolaşarak bu dilin seçkin bir yazarı haline gelmişsin ve ödüller almaya hak kazanmışsın.


Peki, daha ne istiyorsun arkadaş? Eğer Türkçe bilmeseydin, rakamları bile Farsça’dan alınma dar kadrolu bir dille yazmak mecburiyetinde kalsaydın; neyi, hangi edebiyatı, hangi eşkıyanın hangi destanını yazabilecektin, söyler misin?..


Evet, ortak dil Türkçe sayesinde bugünkü çağdaş hayatın teknik, ekonomik ve sosyal nimetlerinden Türkiye’de yaşayan herkes beraberce faydalanmıyor mu?..


Bay Yaşar Kemal, sizin şahsınızda, tüm Kürt aydın ve siyasetçilerine, ünlü Kürt aydını ve yazarı Behlül Yavuz’un “Kürtler” isimli meşhur kitabındaki şu sözlerini dikkatlice okumalarını tavsiye ediyorum;
“Bu topraklarda diz dize, komşu olarak, beraberce askerlik yaparak, birbirimizden kız alıp kız vererek, bin yıldır birlikte yaşıyoruz. Dinimiz bir, gelenek ve göreneklerimiz bir. O halde niçin birbirimize yabancı gibi davranacağız? Niye birbirimizden ayrılacağız, söyler misiniz? Kasabalarda ve birçok köyde mezrada karışık yaşıyoruz. Büyük şehirlerde birlikte yaşıyoruz. Birbirimizle ortak işler kurmuşuz. Karşılıklı alışveriş yapıyoruz. Dost olmuşuz, kardeş olmuşuz. Öyleyse, yabancıların kışkırtmasıyla birbirimize düşman mı olacağız? Gün olmuş, girdiğimiz harplerde bizi; İngiliz’i, Fransız’ı, Rus’u daha adını bile artık söylemek istemediğimiz bir sürü irili ufaklı hasmımız kışkırtmaya çalışmıştır, kışkırtmışlardır. Ama şükür ki, bizi birbirimizden ayırmaya muvaffak olamamışlardır.”

Evet, ortak dil Türkçe sayesinde memleketin en iyi avukatları Kürt kökenlidir. Hâkimleri, savcıları Kürt kökenlidir. Mühendisler, doktorlar, milletvekilleri, belediye başkanları, bakanlar, başbakanlar ve cumhurbaşkanları içinde ne kadar Kürt kökenli vatandaşımızın mevcut olduğu güneş gibi ortada değil midir? Eğer ayrıcalık fikrine taviz verilseydi böyle olabilir miydi? Eski bir siyasinin söylediği gibi “Kürt ne kadar Türkse, Türk de o kadar Kürttür” sözünün Türkiye’nin gerçeklerine tamamıyla uyduğunu inkar etmek mümkün müdür?


Bay Yaşar Kemal, ayrılık gayrılık fikrini kafamızdan kazıyıp atmalıyız artık. Kürt gençlerinin kanları üzerinden rant sağlayanlara ve saltanatlarının ellerinden alınmasından korkanlara karşı birlikte mücadele edelim.


“Kürdistan bölgesinde Türkçe’nin yanında Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi” önerisi, akla “iki uluslu cumhuriyet” fikrini getiriyor. Türkiye’yi etnik temelde bölgelere ayırıp her farklı dilin “resmi dil” olarak eğitimde kullanılmasını talep etmek, etnik milliyetçi bir taleptir. Bu öneri, çözüm sürecini peşinen sabote etmekten öte bir anlama da sahip değildir. Çok kültürlülüğü ile zengin Anadolu, bölünmeye uygun bir toprak değildir. Bu çağ artık bölünme çağı değil, bir arada yaşama çağıdır. Kürtler, demokratik bir Türkiye’de sosyal, ekonomik ve kültürel yönden daha iyi yaşamak istiyor. Kürtler, medeni dünyanın bir parçası olmak, gençlerini okutmak, iş sahibi yapmak, geleceğini kurtarmak istiyor.

Lütfen akıllı olalım, aklımızı başımıza alalım. Eğer halkların ayrılığını iddia eden bir kavgaya başlarsak, bu facianın acısını bu memlekette yaşayan herkes acı bir şekilde çeker ve bu acı yıllarca sürer. Ve sonunda ne mi olur? Bu memleket ahalisi kurda kuşa yem olur. Sahip olduğumuz nimetin, nimetlerin kadrini bilelim. Sonra dövünürüz, saçımızı başımızı yolarız. Çok şükür ki halkımızın yüzde 99'u bu gerçekleri biliyor. Sükûnetini ve asaletini muhafaza ediyor. Aydınlarımızın hepsi de bundan ders alarak, ona göre konuşmalılar. Birliğimizi, dirliğimizi hep beraber korumalıyız.

SON SÖZ… Anadolu, etnik kaynaşmanın etnik ayrışmayı yendiği bir yerdir. Ayrılık gayrılık fikrini kafamızdan atmalı, silahların gölgesinde siyaset yapmaktan kurtulmalı ve etnik milliyetçilik yapanları tecrit etmeliyiz! Çözümün anahtarı; birlikte yaşama iradesine ve demokrasi ipine sımsıkı sarılmak!.. Bu ipin bizi huzura ve mutluluğa ulaştıracağından kuşkunuz olmasın.

Nail Amudi

Yazan: nail amudi Tarih: December 16, 2009 2:15 PM

Türkiye’deki yaygın siyasi zihniyet, farklı düşünenlerin o düşüncelerde samimi olabileceğini kabul edemiyor. Çoğu insan, kendisine belletilen ideolojinin mutlak doğruluğuna iman ettiği için, farklı düşünenlerin en iyi ihtimalle “aldatılmış”, daha yüksek ihtimalle de “satılmış” olduğunu düşünüyor.

ne yazık ki durum bu.ilaveten bir şey daha dikkatimi çekti.deniz baykal ve devlet bahçeli için önemli olan iki konu var.birincisi koltukları,ikincisi en son kamuoyu yoklamalarında aldıkları oy oranı.

deniz baykal kuru muhalefetle,devlet bahçeli hamasetle işi götürüyor.devleti,milleti düşünen pek yok.bu adamlar kendi kamuoyları ne yönde davranış göstermelerini istiyorsa o şekilde davranıyorlar.kattıkları bir artı değer yok,stress yok,sıkıntı yok.koltuk yerinde,oy oranı yerinde,kamuoyu arkalarında.

vatanseverlik sokaklarda nara atmakla olmuyor.çalışıyormusun,üretiyormusun,istihdam sağlıyormusun.en büyük vatansever sensin.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 16, 2009 8:19 PM

Mustafa Bey;
Önümüzde iki tane , iktidar olmaya aday partinin lideri var, bir de bu iki lider le kendi sempatizan kitlesi arasında oluşturulmuş bir "DİL"mevcut.
Bu dil siyast bilimi açısından,siyaset sosyolojisi açısından,veya her hangibir iktisadi doktrinin olmazsa olmaz koşulları açısından kabul edilebilir olup olmaması hiç önemli değil.
Bu iki lider mi o sempatizanı var etti?Yoksa o sempatizan mı kendine uygun olanı buldu?bu soruların cevabıda hiç önemli değil.
Bu iki lider kendileri için çok önemli olan bu münbit arazinin özelliğini bildiğinden bu iklimde yeşeren seçmen kitlesiyle çok rahat "ŞİDDET"diliyle anlaşıyor.
Bun lar hiç bir şey söylemiyorlar,hiç bir şey önermiyorlar,inanılmaz alkış alıyorlar,ve oyları artıyor.
Çünkü kapatılma ihtimalleri hiç yok,
Her yaptıkları akıl dışılık kendi tanımladıkları,ve toplumunda bu tanıma itibar etmesi gerektiği iddası ile adeta "DELİ GÖMLEĞİNE "dönüştürdükleri bir ideolojileri var.
Tehdit oluşturmıyan bir "YUNANİSTAN"A
Öfkeleniyor.Çözüme kavuşmuş bir "KIBRIS!A"öfkeleniyor.Huzurlu bir Ülke hayaline,derin devletiyle hesaplaşmasına,şehitlerin gelmiyeceği
hiç bir Annenin ağlamıyacağı özlenen bir Türkiyeye öfkeleniyorlar.
Ancak sempatizanıda öfkeleniyor.Böyle bir ülkenin hayali dahi bu kitleyi rahatsız ediyor.
Size soruyorum,
Bu iki liderin hakemli bir ortamda bırakın bir siyeset bilimci karşısında,
sıradan bir seçmenin karşısında dahi 1 dakikalık
anlatabileceği bir şey bilgi düzeyinde zihninde mevcut değilken,hiç bir şey yapmadan iktidara talip olması(insan hafızasının unutkanlığından da yararlanarak)söz konusu iken,
Niçin sizin Ahlakilik olarak gördüğünüz"HİÇ KİMSE VATAN HAİNİ DEĞİLDİR"önermenize katılsınlar.Onlarda biliyor bu ülkeye en büyük zararı kendilerinin verdiğini,
ancak var olabilmeleri,o kitleyi tahrik edebilmelerinin tek yolu,kaos ve kaotik ortam,varlık nedeni bu, bu kadar basit bir gerçeği
niçin ellerinin tersiyle itsinler.Dün Dolap deredeki 500 lira karşılığı silah çekene,PKK nın derin devletle kurduğu baplantıya,bir askeri hapishane olan imralıdan Avukatları aracılığıyla hemde teslim olur olmaz emrinizdeyim diyecek kadar liderlik vasfına sahip olmıyan birinin bir örgütü yönlendirmiş olduğuna,33 askerimizin yıllar evvel nasıl şehit olduğuna,kafes planlarına,en son 7 askerimizin şehid edilmesine,darbe günlüklerine,niçin kafa yorsunlar,taraftarları niçin yorsunlar?
Şehitler ölmez vatan bölünmez,gerekirse dağa çıkarız.Bu ülkeyi satıyorlar,bu ülkeyi bölüyorlar.işte size 4 adet cümle bir dört de siz ilave edin ve kapın oyları.

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: December 16, 2009 9:57 PM

Nail Amudi'ye...

“Bir defa bağımsız ve tarafsız kuruluşlarının araştırma ve raporlarına göre, Türkiye 25 milyon değil, yaklaşık 12 milyon civarında Kürt yaşıyor.”
demişsin… Hangi bağımsız kuruluş neye kime göre yaptı bunu?Sadece bir cümleyle yola çıkarak bir doğruyu savunmak mümkün mü?
“İkincisi, Türkiye’de yaşayan Kürtler, kendi dillerinde tiyatro, sanat çalışması, gazete, dergi, TV ve radyo yayını yapabiliyorlar”
Hangi yıldan sonra kim ne kadar ne yaptı? Hala bu serbestlikten bahsetmek ciddi ve samimi anlamda mümkün mü?
“Kurmançca, Soranice, Feylice... Söyleyişi olarak dağ ve yayla köylerinde, şehir ve kasabalarda konuşulan ve Farsça, Türkçe, Arapça kelimelerden meydana gelmiş, cümle yapısı Farsça benzeri olan, dar kadrolu bir dille bugünkü sosyal ve medenî hayatın hangi tezahürlerini, hangi kavramlarını ifade edebileceksin de böyle konuşabiliyorsun Bay Yaşar Kemal”
Özellikle sosyal ve medeni hayatın tezahürlerini…diye devam eden cümleyle içinizdeki öteki duygusunu son raddeye gelince nasıl da belli ettiğinizi gösteriyor. Böyle bir cümle kurmak bizim dilini bilmediğimiz bir Fransız ya da Alman’nın nasıl sosyal ve medeni hayatını tezahür ettiğini sorgulamaya benzer. Bilmediğin bir dilin kültürü ve hayatı hakkında yorum yapmak sizin gibi bu kadar cümleyi yan yana getirebilen biri için basit bir yargı olsa gerek…
Mesela ne Kemal ne de bir başka bir şey… Bizim bir başkasına, teröre, kana ihtiyaç duymadan, son tahlilde öteki diyebileceğimiz insanları, Mevlana aşkıyla, Yunus Emre aşkıyla sevebilme hoşgörümüzdür.
Mesele, “herkes cami yapalım, ama kimse namaz kılalım demiyor. ” meselesi olmasın.

Yazan: Okan Lark Tarih: December 17, 2009 6:26 PM

Okan Lark ve Nail Amudi Beyefendiler,

Türkiyede Kürtlerin, Arapların ve de Türklerin ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgeler biliniyor. Bana kalırsa, bunlara bakarsak, yukarıda verilmiş her iki rakamın, birbirine zıt yönlerden, abartılı olduğunu tahmin etmemiz gerekir.

Tarhan Erdem başkanlığında Milliyet gazetesinin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiyede kendini Türk görenler 55 milyon kadar iken, Kürt olarak tanımlayanlar 11 milyon kadardı.

Bu kaynak, bağımsız olmayabilir elbette.

Benim bildiğim diğer yabancı kaynaklar ise şu anki Kürt nüfusunu 16-17 milyon civarında veriyorlar sanırım.

Herhalde bu son rakam hepsinden daha mantıklı.

Türkiyedeki Çerkezler, Kürtler, Boşnaklar gibi bütün etnik grupların kendi sayılarına dair verdikleri tahminleri üst üste toplayın ve sonuçta şunu göreceksiniz: Türkiye'de sıfırın altında (!) on milyon kadar Türk var! Yani azınlık etnik gruplarından mikro-milliyetçilerin kendilerine dair verdikleri sayılar, Türkiye nüfusunu aşıyorlar toplandıklarında.

Saygılarımla,
Uğur (Mustafa-yı Râvî) Dinç

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 17, 2009 9:49 PM

Okan Bey, Nail Amudi'den alıntıladığınız kısım da çok çarpıcıydı. Böyle iddialara artık dilbilimciler gülüyorlar. Dünyadaki hiçbir dil ilkel değildir, Afrikalı ve güneydoğu Asyalı çıplak kabilelerinkiler bile.

Kürtçenin Farsçaya benzemesi de tabiidir, çünkü ortak kökenden gelirler. Ayrıca, bu mantıkla, İngilizceyi de "kelimelerinin yarısını Almanca kalan yarısını Fransızcadan araklamış, cümle yapısı bu ikisinin ortası olan, bağımsız ve öz-hakiki dil bile olmayan ortaya karışık bir çorba, bununla bilim mi yapılır, hahaha hihoho" diye tanımlayabilirdiniz. Ama bugün neredeyse bütün bilim İngilizceyle yapılıyor!

Hatta tamamen aynı şeyi Türkçe için de söyleyebilir, Türkçeyle de dalga geçebilirdiniz...

Bütün bunlar sadece dilbilim hakkında hiçbir şey bilmemekten değil, oturup meseleyi hiç düşünmemekten kaynaklanıyor.

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 17, 2009 9:57 PM

Sn. Akyol,

Artık iyice anladık, siz ve sizin gibilerin söylediklerini ciddiye almak bir hata. Zırvaya cevap verilir mi? Verilmez.

Biraz Ruhat Mengi'yi örnek alın. Belki tutarlılık, yazarlık, keskin zeka ve akıl nedir öğrenirsiniz.

Bu arada Atatürk'ten mümkünse pek bahsetmeyin. Yakışmıyor.

Kartalların yeri çöplükler değil, zirvelerdir.

Vizyon sahibi insanlar yükseklerden "gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olanları" görür, ve gelecek nesilleri bunlara karşı uyarır.

Hatta o kişiler bu kanı bozuklara karşı:

"Muhtaç olduğun kuvvet, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" diyerek bizlere güç verir.

Yazan: sabırlı Tarih: December 18, 2009 9:22 AM

Kesinlikle cok haklisiniz cumhuriyetten beri en cok yapilan hata da bu degilmi.Ataturkun bile en cok elestirdigimiz yonude bu,farkli goruslere yasam hakki vermemesi.Malesef bu bakis acisida hepimizin zihnine az cok yerlesmis.

Yazan: svm Tarih: December 18, 2009 2:59 PM

KANDİL-İMRALI-DTP... VE KÜRTLER... VE TAHRİK... VE AKLISELİM!..

Aslında kişiler ve kurumlar hakkında eleştiri yapmaktansa, sistemi analiz etmeyi tercih edenlerdenim. Ama bu sefer iki çift laf etmeden geçemedim. Zira işin içinde basiretsizlik ya da ölçüsüzlük değil, düpedüz bilinçli bir “tahrik” ve “kötü niyet” var.

Birkaç haftadır ortaya çıkan resmin gösterdiği, İmralı-Kandil ve DTP üçlü sarmalının, demokratik açılım sürecinin barış içerisinde çözüme ulaşmasını falan istemedikleri gerçeğidir. Aksine bu üçlü, etnik çatışmayı teşvik eden, ondan beslenen ve barış atmosferinden ödü kopan bir görüntü veriyorlar.

Nitekim bu görüntüleriyle, diğer bütün ırkçı, etnik milliyetçi oluşumlar gibi ötekileştiriyor, tahrik ediyor ve bence başta Kürtler olmak üzere, tüm Türkiye halkına ihanet ediyorlar.

Evet, PKK’nın Reşadiye eyleminin gerekçesi hakikaten çok komik. Bizzat Adalet Bakanı tarafından yalanlanmış olmasına ve TV-gazetelerde çarşaf çarşaf görüntüleri yer almasına rağmen, “Öcalan'ın cezaevinde daha küçük bir odaya alınmış olması gerekçe gösterilerek eylemin yapılması”, kargalara bile inandırıcı gelmiyor.

Hatırlayın; sokak eylemlerinin başlama gerekçesi de aynıydı. Ne de olsa bu yaranın kapanmadan kangren olmasını isteyenlerin ellerinde kullanacakları malzeme her geçen gün bitiyordu. Bu kadar eylem için de sarılabilecek tek bir gerekçe bulabildiler. O da çok komik! Çünkü, “Örgüt liderinin kaldığı yer 12 santimetrekare daraltılıyor” diye dünyanın hiçbir örgütü böylesi kanlı bir eylem yapmaz. Üstelik PKK'nın bir numaralı ismi Murat Karayılan'ın Türkiye Gazetesi'ne verdiği röportajın hafızalarımızdaki yeri taptazeydi daha...

Karayılan, 24 Kasım 2009 tarihli Türkiye gazetesinde şöyle diyordu: "Türkiye şunu bilmelidir ki, Kürt halkı vardır, Türklerle birlikte yaşamak istiyor. Çözüme açık olduğumuzu söylüyoruz. Bu da diyalogdan geçer.''

Dikkat edin; Karayılan'ın bu sözleri söylemesinin üzerinden iki hafta geçmeden, örgütün söylemlerinde ne kadar samimi olduğu, daha doğrusu barış ve kardeşlik konusundaki samimiyetsizliğini net bir şekilde ortaya koyan Reşadiye’deki kanlı eylemi gerçekleşti.

Türkiye'de iki haftada her şey toz duman oldu. Daha iki hafta önce bu ülkede kanın durması için her kesimden insanlar büyük umut taşıyordu. Ancak daha önce olduğu gibi bu defa da “tarihi fırsat”ın önünü kesen Kandil-İmralı-DTP üçlü sarmalı oldu.


Hatırlayın; DTP, önce durup dururken bir İzmir mitingi düzenledi. İzmir gibi bir yerde seçim yok, başka bir şey yokken ne için Apo posterleriyle böyle bir miting düzenlenir kimse anlam veremedi. Gerginliğin fitili İzmir'de yakıldı. Sonra Mersin, Adana... Sonra Apo'nun yerinin darlığıyla (pul kadarlık bir küçülme) ilgili iddialar geldi. Ardından Diyarbakır'daki gösteriler ve gösterilerde öldürülen bir gencin haberi... Ve final Reşadiye'deki kanlı eylem…

Evet, “Demokratik açılım”ı ve "Kürt meselesi"ni bugün herkes konuşuyor. Siyasetçiler, gazeteciler, sosyal bilimciler... Kürt kimliğine sahip en geniş daire, hadiseye en sessiz yaklaşan kitleyi oluşturuyor. O kitle olayları uzaktan seyretmeyi, küçük jestler yapmayı; sonunun ne olacağını kesinkes görmeden konuşmamayı tercih ediyor.

Bence, bu suskunluğun sebepleri var. Şu ana kadar yaşanan birtakım acı olaylardan tutun, sürecin nereye gidip dayanacağına dair duyulan endişeye kadar pek çok sebep susmayı anlamlı bir tercih haline getiriyor. Ancak bu tutum nereye kadar sürmeli, "şimdi değilse ne zaman?" sorusu daha ne kadar geciktirilebilir?..

Aslında Kürt sorununun göbeğinde asıl karar verici olan, sade Kürtler olacaktır; yani vicdanıyla yaşayan, örgüt korkusunu vicdani kanaatiyle yenmiş, barışa ve kardeşliğe yürekten inanan insanlar. Böyle büyük bir kitle var Kürtler arasında. Aklıselimle hareket etmeyi biliyor bu insanlar. Kardeş kavgasının kimin ekmeğine yağ sürdüğünün de farkındalar.

Sorun devam ettikçe insanları korkutarak hükümranlığını sürdürenlerin sosyal barış ve kaynaşma sağlandıkça nasıl eriyip gideceğini aslında herkes biliyor.

Bazı çevreler sorunlar çözülsün istemiyor. Ancak ne yapsalar nafile! Çünkü sessiz çoğunluk yaşanan sürecin tam bir samimiyet sınavı olduğunu görüyor. Bu süreç, o çoğunluğun demokrat sesinin yankılanacağı bir zaman dilimini işaretliyor. O ses vicdanlardan yükselmeye başladığında, inanın taş atarak, halkın kullandığı toplu taşım araçlarını molotoflayarak, şiddet çığırtkanlığı yapanların o berbat seslerini duymayacak, kanla beslenen bedenlerini görmeyeceksiniz...

SON SÖZ… Hayat geriye doğru yaşanmaz. Asıl olan geleceğimiz, gelecek nesillerimizdir. Bu sorunu çocuklarımıza, torunlarımıza miras bırakmamak adına, yarınlarımızı kin ve intikam üzerine değil, umut ve barış üzerine bina etmek esas sorumluluğumuzdur.

Nail Amudi

Yazan: nail amudi Tarih: December 18, 2009 3:54 PM

sabırlı sen şaka mısın?

Yazan: irrasyonel Tarih: December 18, 2009 9:35 PM

sabırlı,Atatürk kurduğu bu ülkenin uzun yıllar yaşaması için elinden gelen herşeyi yapmıştır.bazıları Türk'ün boyun eğmeyen mücadeleci yapısına anlam veremez.manevi değerler uğruna gözünü kırpmadan ölüme gidebileceğini anlayamaz.gerçi artık,göz kırpmadan ölüme gidece adam bulmak epey zorda.

Barbarlık,islam şehadeti birleştiğinde böyle bir şey çıkıyor ortaya.ama artık bizde global insanmerkeziyetçiliğinden etkilendik.

bu sistemde yaşamının değeri,farkındalığın kadardır.akıllı isen yaşamın değerli,cahil isen ırakta canlı bomba saldırısında hayatını kaybeden 150 kişiden biri kadar değerin yoktur.

düşünüyorumda islam ülkelerinde insan hayatının değeri neden bu kadar ucuz?cehalet.

bilgi,akıl değerlidir.cehalet beş para etmez.nereden nereye geldik gene yaw.

bazı arkadaşlar Atatürk'ü anlamaya çalışmıyor.onlarda başka telden çalıyorlar.boşver gitsin bence.laik bir ikinci osmanlı bence de fena olmaz hani.dışarıda iyiyizde,birde içimizde abuk subuk şeyler olmasa.

yeri değil ama,apocu pkkcı aydın,yazar,siyasetçi bozmaları aklını başına devşiriversin.Apo milli mahkundur,sinek kadar değeri yoktur bu topraklarda.asılmadığına dua etsin,yesin kuru fasulyeyi otursun yerinde.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: December 19, 2009 12:18 AM

Selam Mustafa bey kardeşim. Sizin Hakkı dillendirmeniz insan tabiatına olan insanın özlemine adeta yol açan bir çabanın eseri olarak değerlendiriyorum. Bendeniz sizleri tanımıyorum ama yazdıklarınızdan onuncu köyden olduğunuzu anlıyorum. sanırım bu noktada aynı köydeniz. Rabbim ecrinizi artırsın.
Vatanı kendi babalarının tapulu malı sananlar kendi çıkarlarına en ufak bir dürtme olduğunda kendilerince kızıl kıyamet koparırlar. maalesef bizler bu garip gerçeğe alıştık. benim bildiğim vatan hainliği savaş ortamında düşmanla işbirliği yapan ve bu işbirliği suçu sabit olanlara tevcih edilen bir askeri suçtur. Öyle anlaşılıyor ki Baykallar bu ortamı ya "savaş" ortamı ile karıştırıyorlar,yada kendilerince savaş çığırkanlığı yapıyorlar. neyseki onlara gerekli cevabı bu halk sandıkta yeterince veriyor.

Yazan: sokrat Tarih: December 20, 2009 10:35 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)