« Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı | Ana Sayfa | Faşizm Zaten ‘Çağdaş’ Bir Şeydir »
November 25, 2009
Kadercilik Sahiden Dinden mi Gelir?
[25 Kasım 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Her ikisi de üniversiteden hocam olan Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu’nun yürüttüğü “Türkiye’de Dindarlık” araştırmasını ilgiyle okudum. Tespitleri, ilginç ve önemliydi.
Mesela “hoşgörü” meselesi... Raporda, “Türkiye’de yüzde 89 ölçüsünde müthiş bir çoğunluğun kendi inanışlarında olmayan dinlere de saygı gösterilmesi gerektiğini düşündüğü” belirtiliyor. Yani durum ilk bakışta iyi. Ama bu hoşgörüyü hayata geçirmeye gelince işler değişiyor. Gayrımüslimlerin “kitap basıp yayınlaması veya fikirlerini açıklaması” hakkı sorulunca, buna “olur” verenlerin oranı yüzde 35 civarına geriliyor.
Yani, bizim toplum hoşgörünün iyi bir şey olduğuna inanıyor ve dahası buna sahip olduğunu düşünüyor. Ancak bu hoşgörünün içeriği pek dolu değil.
Aynı, “tabii ki Kürtlere saygılıyız, ama öyle ulu orta Kürtçe konuşmasınlar” diyenlerde gözüktüğü gibi.
‘Metafizik güçler’
Benim asıl değinmek istediğim mesele, araştırmada “kadercilik” üzerine söylenenler. “Türkiye’de deneklerin sadece yüzde 28’i hayatın akışını kendimizin değiştirebileceğine inanmaktadır” tespiti yapıldıktan sonra şu yorum yapılmış:
“Kadercilik, veya metafizik güçler tarafından büyük ölçüde belirlenen bir hayat algısının toplumda yaygın olarak paylaşıldığı izlenimi ortaya çıkmaktadır.”
Bunu dikkatlice okumayan birisi, “metafizik güçler”e inanmanın kaderciliğin doğrudan sebebi olduğunu düşünebilir.
Oysa araştırmada bu yargıyı geçersiz kılacak çok önemli bir örnek var: Amerikan toplumu.
Amerika, Kanada ile birlikte, “Hayatımızın akışını değiştirebilmek için yapabileceğimiz çok az şey vardır” yargısına en az katılan toplum olarak ortaya çıkmış. Amerikalıların yüzde 80’inden fazlası, “hayır, hayatımızı değiştirebiliriz” demiş.
Ama aynı Amerika, “Allah tek tek herkesle ilgilenir mi?” sorusuna, “evet” cevabını en yüksek oranda veren toplumlardan biri olarak da ortaya çıkmış: Yüzde 73. (Aynı oran Doğu Almanya’da yüzde 20’nin Fransa’da yüzde 30’un altında.)
Yani, Amerikalıların ezici çoğunluğu, hem Allah’ın hayatlarının içinde olduğuna inanıyorlar, hem de hayatlarını kendi elleriyle değiştirebileceklerine dair güçlü bir özgüvene sahipler.
Dinin illa pasifizm ürettiği ezberine inananlar, bu iki durum arasında çelişki görebilirler. Oysa çelişki değil, aksine doğrusal ilişki var. Çünkü Amerikalı “düşünce tarihçisi” Walter Russell Mead’in vurguladığı gibi, ABD’deki yaygın din anlayışı, Allah’ın her insana kendi hayatını yönetme hakkı ve gücü verdiğini kabul ediyor. “Amerikan iyimserliğinin ve dinamizminin temelinde” diyor Mead, “dini inanç vardır.”
İslam’da dinamizm ve pasifizm
Bazı ilahiyatçılar, İslamiyet’in de aslında ilk başta “dinamizm” üreten bir din olduğunu, ama Emeviler’le başlayan bir süreç içinde “kaderci” hale geldiğini savunur. “Zihniyet tarihçisi” merhum Prof. Sabri Ülgener de aynı yargıyı paylaşır ve şu teşhisi yapar:
“Kadercilik, dinin ve hele İslam’ın getirdiği bir şey değil; çöl ve bozkır adamının eğip-bükemediği tabiat zoru karşısında aczinin ifadesi demek… Mümkündür ki, teslimiyet adı ve maskesi ile dine -İslam’a- ‘kapağı atıp’ varlığını onun desteğinde ve üstelik de kutsallaşmış olarak sürdürmenin kolayını bulmuş olsun.” (Zihniyet ve Din, s. 10)
Yani “boynu bükük” kadercilik ile dindarlık, farklı şeylerdir. Bazen iç içe geçseler de…
Peki bu kadercilik, dinden ayrı olarak, tek başına, seküler biçimde de var olur mu?
Tabii olur. Tüm dünyanın her şeye kâdir “komplocular” (emperyalistler, kapitalistler, Siyonistler, vs.) tarafından yönetildiğine ve bizim de bunların elinde sürekli “piyon” ve “oyuncak” olduğumuza inanmak, tam da böyle bir şeydir işte…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 25, 2009 1:18 AM




İslamda özgür irade diye bir şey yoktur. Kaderciliğin de Allahı vardır, zaten öyle olmasaydı fakir halkı dolandıranlar "öbür dünyada Allah da sana verecek, hele bi sabret" diye nasıl kandırabilirlerdi?
Şimdi bir de Kurana bakalım
ŞÛRÂ - 30
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
TEGÂBUN - 11
Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Allahın izni olmadan hiçbirşey gelmez, Allah istemiş ve izin vermiş ki bizim başımıza gelmiş.
HADÎD - 22
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
Yani ne diyor, siz doğmadan önce ne yapacağınız, ne mal olacağınız, başınıza ne geleceği daha siz DOĞMADAN bellidir. O yüzden boşuna özgür irade veya seçimden söz etmenin gereği yoktur.
ENFÂL 30
Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.
Nahl (93)
Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
Fatır (8)
Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Muhammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helak etme! Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.
Zümer (23)
Allah sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
Müddessir
(31) Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, "Allah örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
Burada da yüce Allahın merhameti ve bize uygun gördüğü yaşamdan, KADERDEN bahsediliyor.
Eğer bu mesajım yayınlanırsa müslüman arkadaşlar bana bir ton sövecek, küfür edecek, sapkın, pis münafık felan diyecek. Ben de bunu kabul edeceğim, çünkü benim böyle sapkın bir pislik olacağım daha ben doğmadan önce ve Allahın izniyle olduğu için kötü kaderimi beklemekten ve cehennemde cayır cayır yanmayı beklemekten başka bir çarem olmayacak.
Gökalp
Yazan: Gökalp Tarih: November 25, 2009 11:34 AM
Amerika'lıların olayların akışını kendilerinin değiştirebileceğine inanmalarında en büyük etken; olayları kendilerinin değiştirebileceklerini görme şansına sahip olmaları bence.
Filistin'de işgalde doğan, büyüyen ve büyük ihtimalle ölecek olan adamın ise kaderciliği tabi ki daha baskın olacaktır. Biraz Marksist bir yaklaşım oldu belki ama insanların algılarının çevre koşullarından kaynaklanabildiğini gözardı etmemek gerek. Bu algının "bu yanlış bir inanış, İslam öyle demez, böyle der" filan diyerek gerçekleşeceğine dolayısıyla, pek inanmıyorum.
Yazan: blue Tarih: November 25, 2009 12:50 PM
Kur'anın tek başına yeterli olmayacağını hep savunmuşumdur çünkü ayetler her yöne çekilebilir..öyle mi böyle mi,insanın kafası karışabiliyor..mesela Gökhan Beyin verdiği ayetlerin ilk ikisi birbirine ters gözüküyor..
başımıza gelen musibetler kendi yaptıklarımızdan mı,Allah'ın dilemesinden mi?..herşey levh-i mahfuzda biz yaratılmadan önce yazılmışsa bu yazgıdan kaçmak mümkün mü?...
bu çelişkilere hiçbir zaman Kur'anda cevap bulamayız bence..Kur'anda fikirler dağınık bir şekilde yer alıyor,bunları akla en makul gelen şekilde sentezleyen insanların yorumlarına bakmak lazım..hz.ali haricilerle uzlaşmak için gönderdiği elçisine diyor ki:..onlara Kur'andan delil sunma,çünkü ayetler başka yönlere çekilebilir,onlarda başka ayetlerle karşına çıkabilir,sen Peygamberin hayatından örnek ver..
bu olay beni en çok etkileyen durumlardan biridir.Kur'anla yapılacak bir savunmanın başarıya ulaşamayabileceğini Kur'an ilminin kapısı olan bir kişi söylüyor..
kader konusunda en başta Hz.muhammed'in hayatına bakmak gerekir..tedbirsiz,kuralsız,rasgele bir iş yapmıyor..hep planlı,tedbirli..savaşlarda zırh giyiyor mesela..oysaki Allah onun mesajını iletme görevini tamamlatmadan bu dünyadan almaz,biz olsak böyle düşünürüz..zırh ne ki..allah beni korur deriz..O,öyle demiyor...savaşlarında hep bir stratejisi,planı var,kara düzen allah Allah deyip düşmanın üstüne atlamıyorlar..Hastalıklara karşı tavsiye ettiği yiyecekler,içecekler var..tedavi çareleri arayın diyor..çocuklarınıza ok atmayı,yüzmeyi,ata binmeyi öğretin diyor..kaderinde varsa zaten öğrenir,salın gitsin demiyor...Kur'anda bir ayette bir işi bitirdiğin zaman kalk ve tekrar yorul,başka bir işe koyul denir..hz.muhammed'de iki günü eşit olan ziyandadır,der..tembelliği hiç sevmez,boş oturana selam vermez...
daha örnekler çoğaltılabilir ama kaderci bir insanın hayatına benzemiyor Hz.muhammed'in hayatı..Hz.Muhammed en başta kendi kaderini değiştirmiş birisi..toplumun inancına kapılmamış,sürüden olmamış ,ölmek,yurdundan sürülmek,açlık vs..çilelere rağmen bu kadere isyan etmiş birisi..toplumunu da motive ederek peşinden sürüklemiş ve 20 yıl gibi bir sürede insanlık tarihini değiştirmiş birisi..bu kaderci bir insanın vereceği mücadele değil..
Kur'andaki kaderle ilgili teslimiyetçi ayetlere benim bakışım şöyle...
Ayetler olaylar sırasında peyder pey inzal oluyor..Hz.muhammed'in yaşadığı olaylara göre oluşuyor ayetler..olaylara anlık çözümler içerdiği için o olayın bağlamıyla ilişkili yorumlar ayetler arası çelişkinin oluşmasına sebep oluyor..çünkü olaylar arası bağlam farkı var,bu fark ayetlere yansıyor..Bazen insanlara (bu başınıza gelen kendi yaptıklarınız yüzündendir) demek insanın dünyasına daha kolay ulaşabilen bir mesaj iken bazen de (bütün bunlar allah dilediği için olur) mesajı daha etkilidir..
ama bu iki söylem de görünürde farklı ve çelişikmiş gibi dururken işin hakikatinde bir çelişki yoktur..Çünkü benim inancıma göre Allah,insana dışarıdan buyruklar gönderen birisi değildir..bizim dışımızda bir Allah var ve bu allah bize bir kader çizmiş,bize ne yapıp yapamayacağımızı söyleyen,imtihan için bize musibetler yağdıran birisi değil..İnsan ve allah birbirinden ayrı iki varlık değildir,bir işi insanın yapmasıyla allah'ın yapması aynı şey..İnsan,kozmik bilincin yeryüzündeki bir şubesidir,bilinç okyanusunda bir damladır..damlanın hacmi bağlı olduğu denizden alabildiği su miktarıyla alakalıdır..Ve her damlanın farklı bir hacmi vardır..Herhangi bir damlanın içerisindeki suda küçük bir canlı varlık oluşsa ve bu damlanın içindeki suda hayatta kalabilmek için yüzmeye çalışsa.., yüzmeyi öğrenmesi sırasında batıp çıkmalarından kendisi mi sorumludur,damla mı yoksa damlanın bağlı olduğu deniz mi?..Eğer deniz olmasaydı,damla olmayacaktı,damla olmasaydı da o canlı oluşmayacaktı..şimdi canlının yüzme sırasında başına gelenler kendi tecrübesizliği ve yüzme bilgisindeki yetersizliği olduğu gibi aynı zamanda onu bu damlanın içinde var oluşa iten denizinde bu canlının yüzmesi üzerinde bir etkisi vardır..
yani yüzme eylemi bir canlının öğrenmesi gereken bir kaderi ise (kaçınılmaz olarak damlada yaşadığı için) bu kaderi onun için kaçınılmaz kılan etken sebep de denizdir..yüzme eylemindeki başarısı ise tamamen o kişinin kabiliyetine kalmıştır yani batıyorsa yani başına bir musibet geliyorsa kendi beceriksizliğindendir..Onu yüzmek zorunda bırakan denizdir ama yüzme işini nasıl öğreneceği kendi bulması,çabalaması gereken bir iştir…
Burada iç içe geçmiş bir durum var..batan kişinin başına musibet kendi eliyle mi geldi yoksa deniz mi Onun başına bu musibeti getirdi?..iki soruya da evet cevabı verilse yanlış olmaz..Kişi denizden bağımsız olmadığı gibi denizde kişinin dışında değildir..
Yani iki ayette doğru,eğer tanrı algınız doğru ise..ne mutlak tenzih ne de mutlak teşbih..ikisi arasında bir yol gerekir…hem aşkın hem içkin olan bir tanrıya inanıyorum ben ve bu Tanrı benden uzakta değil benimle birlikte eylem halinde…yani benim bir işi yapmam O'Nun bir işi yapmasından bağımsız değil..Bunu iki yönlü okla gösterilen denge reaksiyonu gibi de düşünebiliriz..insan tanrı ilişkisi tanrıdan insana giden tek yönlü bir reaksiyon değil,tanrıdan insana insandan Tanrıya çift yönlü bir reaksiyondur,ikisinin eylemi birbirinden bağımsız değil..Ama reaksiyon bu denge halinde ebediyen kalmaz,bu dünya koşullarında oluşan denge insanın yaşamı sonlandığında Tanrı lehine kayar..ve Tek yönlü bir ok halinde kozmik bilince dönüş yaşanır,her şey aslına rücu eder ilkesi gereği..
O yüzden Kur’anı anlamak bazen oldukça zordur,kainat kitabıyla beraber okunması gerekir ve anlaşılamayan yerlerde akl-ı selimin yol göstericiliğine uymak lazım çünkü akıl da Allahın ayetlerinden dir,sadece Kur’an ayetleriyle bu iş olmaz..onlar rehberdir yeryüzündeki pek çok rehber gibi ama tek rehber değil..
saygılar,
Yazan: deniz Tarih: November 25, 2009 4:00 PM
Gökalp Bey,
Sadece Türkiye'de mi bilmem ama bu ateistler, dini inancı zayıf olanlar, dini eleştirmeyi sevenler daha eleştirdikleri dinin LİTERATÜRÜNÜ karıştırmadan, anlamadan, BİLMEDEN, eleştirmeye kalkıp komik duruma düşüyorlar. Kavramlara kendileri bir mana yükleyip, -belki de işlerine öyle geldiği için- o akılllarındakini eleştiriyorlar. Fakat eleştirdikleri şey aslında öyle değil. ZATEN. O yüzden zaten kelimesini çok severim. AMA'yı sevdiğim gibi. vs. vs.
...
En basit şekliyle kader Allah(cc)'ın ilmidir. İlim sıfatının bir vechidir.
Şimdi ne değildir onu söyleyelim. Kadere inanmayanların veya inanıpta yanlış bilenlerin zannettiği gibi;
Kader, bizim uyacağımız bir program değildir. Baştan yazılmış ve oyuncu olarak bizim uyacağımız bir rol değildir.
Hayatımızı biz belirleriz. Dünyadaki kanunlar nispetinde, iktidarımız, kudretimiz, bilgimiz vs. hududunca. İslam'daki kader anlayışına göre.
Bizim irade gücümüz vardır, seçimler bizimdir, ama fakat neticeyi yaratacak olan Allah(cc)'tır.
Yani ben ayağa kalktığımda ayağa kalkmayı ben istemişimdir, ben kalkmışımdır. Fakat beni kaldıran Allah(cc)'tır. Ha, haşa Allah(cc) beni tutup kaldırmamıştır, ama o kudreti veren, o olayı yaratan Allah(cc)'tır. O kudreti nasıl vermiştir, zahiren. Bunu nasıl açıklarız, o başka bir tartışma konusu.
Allah'ın bilgisi değişmez. Ben Allah'ın bildiğinin dışında bir iş yapamam. Ama yaptıklarım Allah'ın koyduğu kanunlar nispetinde benim seçimlerimdir. Ama bir binadan yere düşerken durmayı isteyemem, yerçekimi var. Kanun o. Benim seçimim, o kanundan büyük değil. Burada benim kudretimi aşan bir kudret var. Yani istemek ile istemek farklı şeyler. 2 çeşit istemek var. Bir seçmek, bir dilemek.(Ben acizane böyle tarif edebildim ancak) Çelişen bir durum yok.
Bunu şöyle açıklayalım:
Takvimlerde "güz yağmurları", "bilmem ne fırtınası" diye bazı günler yazılmıştır. O gün o fırtına olur. Ama takvimde yazığı için olmamıştır. Hatta aksine olacağı için takvime yazılmıştır.
Veya bir maç seyrettin canlı canlı, ertesi gün televizyondan o maçın tekrarını izliyoruz. Bakın tüm maçı biliyorum, benim bildiğimin dışında bir olay olmasına imkan var mı? Yok. Ama olan olaylar hep futbolcuların tercihi. Tabi Allah'ın bilmesi için bu olayların olmuş olması gerekmez. Zaten Allah zamandan münezzehtir. Bunlar ise dinin belitleridir. Doğmaları değil. Allah tüm kaderimizi biliyor. Belki kader insanlar, canlılar bazında, cansızlar bazında, atomlar, elektronlar, parçacıklar bazında, zaman, mekan vs. değişkenlerin içinde bulunduğu bir denklem vs. vs. Nasıl bildiğini yine Allah bilir. Dinin beliti böyle.
Maçı izlememiş birisinin sana "futbolcu filan futbolcuya pas verse..." demesinin manası yok. Çünkü sen biliyorsun ki o futbolcu pas vermeyecek veya verecek. Çünkü maçı izledin, maç senin ilmin dahilinde. Maçı izlemeyen kimse gol olacak veya olmayacak diyemez bir pozisyon için. İlmi ne kadarsa o kadar cevap verebilir. Mesela taca çıkmış, top oyunda değil, ve bir top 1 salisede taş durumundan kaleye gidemez, oradaki futbolcuların vurması ile. O zaman şunu diyebilir, 1 salise içinde gol olmaz. Ama sen ne zaman gol olacağını biliyorsun. Ama sen biliyorsun diye gol olmuyor. (Tercih, gayret yine futbolcunun) Gol olacağı(olduğu) için sen biliyorsun. Tekrar edelim, örnekten farklı olarak Allah'ın bilmesi için olayların daha önceden olmasına gerek yok dinin belitine göre. İşte bu bilinen şey kader. Ama onu bildiği için Allah yönetiyor, biz onun yazdığı senaryoyu oynuyoruz manasına gelmiyor. Allah bize irade etme yetkisini vermiş, tanımış. O kadar. Ama yine koyduğu kanunlara muhalif olmadıkça, bizim irademiz neticesinde olacakları yaratan Allah'tır.
Kısaca sorumluluk bize verilmiş. Seçimlerimizi gücümüz nispetinde biz yapıyoruz. Ama kaderin dışında hiçbirşey olamaz.
Yani KADERİMİZ DIŞINDA BİR SEÇİMİMİZ OLAMAZ.
Bir önceki gün canlı seyrettiğim maçta 21. dakikanın 34. saniyesinde 12 numaralı formayı giyen futbolcu 3 numaralı formayı giyen futbolcuya pas verdi, gol oldu. Ben biliyorum.
Televizyonda o maçın tekrarını maçı izlememiş olan bir arkadaşımla izliyorum. Diyorum ki "şöyle şöyle şöyle..." olacak. "Gol olacak".
Aynen dediğim gibi olur mu?
Olur.
Ama ben dediğim için olmaz. Öyle olacağı(olduğu) için olur.
Pas vermez ise gol olur mu, olmaz mı? Benim ilmim dahilinde değil o. Ama Allah'ın ilmi sonsuz, sınırsız olduğuna göre O'nun ilmi dahilinde. Pas vermez ise gol olup olmayacağını ben bilemem. VERMESE, belki pas vermez, kendi atar golü, belki topu kaptırır, belki o an kıyamet kopar, belki yıldırım düşer, belki sahaya kurt girer, futbolcuyu yer. Dünyadaki fizik kanunları dahilinde herşey, herşey olabilir. Ben sadece bu kadar konuşabilirim. Ama biliyorum ki o futbolcu o pası verecek. Bir manada vermek zorunda. Ama ben bildiğim için vermek zorunda değil, vereceği(verdiği) için vermek zorunda.
İşte kaderimize uyma zorunluluğu böyle bir zorunluluk.
Yani seçimleri hep benim yaptığım bir zorunluluk.
Yani zorunluluk var, zorunluluk var.
Yani uymak zorunda olduğum için zorunlu değilim, uyacağım için zorunluyum. Hiçbir tercihim kaderimin dışında olamaz, ama hepsi benim bana verilen güç kadar benim tercihim. Ha, ama ben sadece o tercihi seçebilirim. "OL" diyen ve olduran, yaratan yine Allah.
Aynen yukarıda anlattığım gibi, seçmek var, seçmek var olduğu gibi.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 25, 2009 5:19 PM
başlığı cevap verelim önce;HAYIR.kader bir ampul'dür.din ise o ampülü yakan batarya,akü,pil vs...yani ampül pil ile ışık verir.din, kadercilik anlayışını besleyen unsurdur.
kaderi'direk dinle ilişkilendiremesenizde inançla çok rahat ilişkilendirirsiniz.başka inanç sistemlerinde kadercilik anlayışı vardır.volkan tanrısına kurban verilen genç kızın kaderidir mesela canının alınması.kadercilik anlayışı,inançsal girişimlere karşı gelmekle kırılır.anladığım kadarıyla amerikalılar dini kendi yaşantıları için bir motivasyon aracı olarak görüyorlar.hristiyanlık dininin yaşamsal etkileri aslında çok az.sembolik,psikolojik bir etken gibi.
bir arkadaşım,ABD ekonomisinin %46'tısının yahudilerin elinde oldugunu söylemişti.ABD başkanlarının pek sözü geçmiyor yahudilere.
yazınızın sonunda söylediğiniz gibi dünyayı,yahudiler,para babaları,silah tüccarları yönetiyor.ancak artık bir şeyler değişiyor.artık çin de para babası.ABD'yiyip bitirdiler.
islam dinindeki yozlaşmışlık ise kadercilik anlayışından değil.dini kendi çıkarları adına kullanmak isteyen,liderlerden dolayıdır.biraz eleştirel yaklaşacağım.ortadoğu toplumlarına bakın bi.mazlum,mağdur,suçsuz bir ifade görürsünüz yüzlerinde.ama şii,sünniyi bombalarken peygamberini düşünmez.cennete gideceksin denmiştir ona.bu insanlar doğaları gereği,coğrafyanında etkisi var bunda koyun gibi insanlardır.üretmezler,düşünmezler,kendi hallerine bırakın birbirini keserler.
iran,ırak,suudi arabistan,afganistan,hepsi işin kolay yolunu bulmuştur.dinle ülke yönet.dünyanın bu kadar küçüldüğü günümüzde kendi toplumları bile görebiliyorlar artık içinde bulundukları vahim durumu.
yine bir arkadaşım suudi arabistan iş yapıyor.suudi,iş adamlarıyla uçakla türkiye'ye geliyorlar.suudi hava sınırları içinde herşey normal.uçaktan anons yapılıyor "suudi hava sahasından çıktık" diye,herşey değişiyor birden bire.viskiler,dansözler,arkadaşım afallıyor.onlar herşeyi kendi ülkesinde yapıyorlar,kendi elitleri yaşantıya devam.
inançlarında samimi değiller,inançta zorlama yoktur ama,suudi arabistanda namaz zamanı işyeri hele bir açık olsun bakalım.
kendi açımdan kavramsal olarak hala "kaderi" çözebilmiş değilim.basit olarak sınav görüyorsak bu dünyayı, özgür bir iradeye sahip olmamız gerekli.özgür iradeye sahip bir insan ise kendi kaderini kendi cizer.
filistinin waroşlarında doğan bir coçuğun kaderi,türkiye'de rahat bir yaşam sürmek olamaz sanırım.ancak doğru öngörülerle,görebilirlikle,kaderi karıştırmamakta lazım.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 25, 2009 6:20 PM
M:Fatih Beyin yaptığı gibi İslamı bilmiyorlar işin aslı İslama göre şöyle cümleleri bana pek bir şey ifade etmiyor açıkçası..çünkü Fatih beyin anlattığının tam tersi bir kaderci anlayışı yine Kuran ve hadisle temellendirerek de anlatılabilir..
o halde hangisi İslam?..cebriye mi,kaderiye mi yoksa mutezile mi?....
dini kavramlarla bu işin içinden çıkılabileceğini hiç sanmıyorum,akl-ı selimin gösterdiği yolu ve tecrübi bilgiyi önemsemek lazım..
yeryüzündeki kişi sayısınca dine bir yorum getirilebilir,ne hepsine yalan diyebilirsiniz ne de gerçek...özgür iradeyi kabul eden de var,etmeyen de..
Ömer hayyamda bu konuda kafası karışanlardan biri,sevdiğim bir dizesi var;
Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?
Kur'anda bir ayette şöyle buyrulur..(benden cehennemi insanlarla dolduracağım diye söz çıkmıştır)...
şimdi siz istediğiniz kadar özgür irademle ve amellerimle cenneti ya da cehennemi hak edecek olan benim deyin,bir kere cehennemliklerden yazılmışsanız üzgünüm,boşa çabalıyorsunuz..bir hadiste de şöyle denir(bir insanın cennetlik ya da cehennemlik olacağı ana rahmindeyken belli olur)
hadi buyrun bakalım..:)
Yazan: deniz Tarih: November 25, 2009 11:02 PM
Mustafa Beyin sitesi;tartışma platformuna dönüştü
ne kadar güzel.Önce yazılar sansürlenmiyor,kurallarına uygun olarak yapılan yorumlar yayınlanıyor.Haber 10 nun kulakları çınlasın,gerçi artık hiç ziyaret etmiyoruz bu siteyi ancak ne gam,zaten huylu huyundan vaz geçmiyecek.
KADER ve KADERCİLİK:İslam dininin kurumsallaşmasından sonra Amentü esası olarak itikad formülümüzdeki yerini aldı.Yukarıdaki GÖKALP rumuzlu yorumcu kardeşimizde görüldüğü gibi malesef ayetlerin literal görünüşlerinden yola çıkarak adeta ALLAHA çıkartılan çok yüklü bir fatura ile adeta ALLAHIN adaletine ve ayetler arasındaki çatışmaya delil gelebilecek yorumlara asırlardır zemin hazırlandı.
İnanılcak gibi değil ancak günümüzde halen akademik ünvanını elinin tersiyle iterek bir çok fıkhi meselede olgu vahiy ilişkisinde ortadoksi islamın ezber, şablon taklidi görüşlerini sunanları gördükçe,Gökalp kardeşimize ve diğer yorumculara hak vermemek mümkündeğil.
Mehtap tv deki fıkıh profösörünün,camiye cunup olarak ve hayızlı olarak müslümanın giremiyeceğini söylerken delil olarak kendi özgür araştırmasını,yıllarını verdiği ünvanını kazandığı mesleki birikimini değil,asırlar öncesi belki şimdiki akademik kariyerini oluşturan günümüz nimetlerinin hiçbirine sahip olmıyan (gözlük nimeti,Aramice ,ibranice,veya Allah resulünün tebligatı yaptığı yörenin bedevi arapçasına vakıf olmıyan),ancak iyi niyetli alimlerin görüşlerini referans olarak alması ne kadar üzücüydü.
Ancak İlahit dünyamızda malesef durum budur.
Anlatmak istediğimiz geçmişin, kültürel mirasımızın reddi değil,tenkididir.
İşte son yıllarda kader ve kadercilik üzerine yapılan çalmalarda İlhami GÜLER hocamızın
gerçekten ezber bozan çalışmasını görünce,umutkar oluyoruz ve direncimiz tekrar yerine geliyor.
Eserin ismi ALLAHIN AHLAKİLİĞİ SORUNU;Eserin ismi bile insanı sarsıyor.
Mutezile ve eşariliğin çatışması sonucu
ortaya nur topu gibi kadercilik doktrini çıkıyor.
Mutezile irade ile emri aynı gördüğü için insanların kötülüklerini ALLAHTAN nefyeder.
Eşarilik ise irade ile yaratmayı aynileştirerek irade ile rıza ,muhabbet arasında zorunlu bağ kurar.PRF İlhami Güler ise bunların ikisinide yanlış bulur.
Ve şu muhteşem tespiti yapar,Allahın TEKFİNİ
ile(Tabiat yasaları)TEKLİFİ(İnsana emir ve yasak ile teklif ettiği)irade ayrıdır.Allahın Kaderi Tabiat olaylarıdır yani Depremdir,Teklifi ise ekilip biçilip yerleri ekip biçmektir.Bu teklife itiraz eden insan oğlu Meskenleri de bu yerlere yaparak sonunu hazırlar.Bu ALLAHIN muradımıdır?Tabiki Hayır.(bu örnekleme bana aittir elştirede bana yapılabilir İlhami Hoca Böyle bir örnek vermiyor)
Kaderciliğin siyasi kültürümüze giren yanıda vardır.Peşinen yenilgilerimizi,başarısızlıklarımızı,her taşın altından kalkan,vahşi kapitalistler,siyonistler,ABD,Avrupa vs vardır.
Hep dış düşmanlar,ötekiler,bölücüler,hainler ,her daim tanrısal bir güç olarak,yemezler içmezler,uyumazlar,hep seni karıştırırlar.Bizim kaderimdir bu.
Halbuki Sorun; Ötekilerin, düşmanların,bizden önce ALLAHIN iktisat yasasını,
sosyal değişim yasalarını keşfetmiş olduklarını bir türlü kabul etmeyişimizdendir.
Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: November 26, 2009 12:47 AM
-Ahmetköy'den çetmiler sülalesini nasıl bilirsiniz?
-valla onların dedeleri hırsızdı.babası üçkağıtçıydı.oğlanda gitti böyük şehire esrar mı neyin satıyormuş.yani o sülalenin kökü bozuktur.
büyük şehirlerde pek bilinmez ama taşrada,ailelerin soyu sopu eşraf tarafından bilinir.ve genelde armut dibine düşer.babası üçkağıtçıysa oğluda aynı öyle olur.bunun örnekleri yaşadığım yerde çok.
insanın kaderine etki eden birkaç şey vardır.
biri kalıtımsal özellikler ve bu özellikler Tanrı tarafından çocuk daha ana rahmindeyken bilinebilir.müdahale olmaz,ancak bilinir.
ikincisi çevresel faktörler ve kişisel seçimlerimiz.
üçüncüsü niyet.
kalıtımsal özellikler hayatımızda önemli rol oynar.ancak düzgün bir çevrede yetişmiş ve iyi bir eğitim almış isek cehennemden kurtulabiliriz.
ancak kalitımsal özelliklerimize uygun bir çevrede yaşıyorsak ve düzgün bir eğitim almamışsak,genlerimizdeki huylarımız kendini otomatiğe bağlar ve cehennemin yolunu yapmak için kötü seçimler yapar.
eğer siz kalıtımsal özellikler ve çevresel faktörler neticesinde seçiminizi yapmışsanız.Tanrı sizi gözden cıkartır ve istediklerinizi size verir.yani doya doya kötülük yapabilirsiniz.işte Tanrı isterse kişiyi böyle saptırır.
siz suç işlememişseniz ve bundan pişmanlık duyuyorsanız.Tanrı sesinize kulak verir ve sizi doğru yola sevkeder.bunun içinde karşınıza seçmeniz için yollar koyar.seçimi siz yaparsınız ama zemini hazırlayan odur.
başka bir bakış açısı ile;
Tanrı zamansız ise.içinde yaşadığımız zaman-mekan'ın bir başı ve sonu var ve Tanrı başı ve sonunu zamansal ve mekansal olarak biliyor.bu sürecin içinde olan olaylarıda biliyor.dolayısıyla siz daha ananızın karnındayken sizin nasıl öleceğinizi biliyor.
sanıyorum işin özü niyetle alakalı.ancak dna koduna yapacak bir şey yok.çünkü tanrı milyonlarca spermden hangisinin yumurtaya ulaşacağını ve oluşacak ceninin nasıl bir karaktere sahip olacağına müdahale etmiyor.
siz niyetinizi kurarsınız,o da size dilediğinizi verir yada vermez.nasıl derler ameller,niyetlere göredir.yada ne edersen,onu bulursun.
ilave olarak,sizin kötü olacağınıza ve cehenneme gideceğinize karar veren babanızdır yada ananızdır,kalıtımsal olarak.sonrasında seçimlerinizdir.
beraberinde kötünün cekici bir cazibesi vardır.şeytan boş durmuyor herhal deelmi.ne diyor adam,Dünya'ya gidip çamurdan yaptığın bu insaları saptıracağım.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 26, 2009 12:49 AM
mustafa fatih yüce,
Kıvırma, istediğin mealden istersen Arapçasından benim yazdığım ayetleri açıkla da görelim şu apaçık(!) kitabı. Kuran açık açık yazıyor, sen hala onun tersine şeyleri kanıtlamaya çalışıyorsun.
Kuranda ve islamda özgür irade yoktur. Vardır diyen kafirdir, bu kadar basit.
deniz,
Kuran'a göre sadece ona inanmak gerekir. Hadisler Muhammed'in ölümünden 150-300 yıl aralığı sonrasında uydurulmuş, hem Kuranla hem de birbiriyle çelişen, içinde bilimsel saçmalıklar bulunan, bazılarına gülmekten katılacağınız saçmalıklar dizisidir. Ama sünni bir müslüman için hadisler gereklidir çünkü apaçık(!) kitap maalesef çelişkilerle, eksikliklerle(özellikle ibadetler hakkında) ve saçmalıklarla dolu olduğu için onun saçmalıklarını örtecek ek bölümler gerekiyor, hadisler de burada devreye giriyor.
Yazan: Gökalp Tarih: November 26, 2009 1:51 AM
asil dini bilmem ama vatandasin ogrendigi din demek ki kaderci. o zaman ya dindarlar dinin ne oldugunu baskalarina anlatmakta yetersizler; ya da din aslinda kaderci ve cok inancli insanlar oyle olmadigi konusunda kendilerini kandirabiliyorlar, ama sokaktaki basit insanin bekledigi akla yatacak aciklamayi yapamiyorlar.
Yazan: dj Tarih: November 26, 2009 10:52 AM
Gökalp abicim,
Niye yırtıyorsun ki bu kadar kendini? Bizim kaderimizde de özgür iradeye sahip olduğunu düşünmek ve kafir olmak var belli ki. P
Yazan: blue Tarih: November 26, 2009 11:52 AM
Gökhan Bey,
çok keskin görüşleriniz var,hadisler uydurulmuş falan..peygamberin yaşadığı dönem bizim gibi yazılı kültürün olduğu bir dönem değil ki..yazı çok lüks bir şey..insanların hafızaları çok güçlü,bizim gibi değiller..Hz.muhammed'le ilgili bize gelen rivayetlerin hepsi uydurma olamaz..Biz sümerler hakkında bile bilgi sahibi olabiliyoruz da1400 yıl önceki birisi hakkında mı bilgi sahibi olamayacağız?
uydurma,tuhaf,saçma sözler var tabiki ama toptan hepsine uydurma deyip atamayız..hem bu öfke hınç niye?...soğukkanlı bir şekilde literatürü inceleyip ne olup ne bitmiş bugüne bakan yönü nedir,biz nasıl faydalanabiliriz ya da bugün artık geçerliliğini yitirimiş hükümler nelerdir gibi sakin sakin araştırabiliriz..kimse illaki İslama inanacaksın diye boğazımıza basmıyor,zaten elini eteğini hayattan çekmiş bir din..aslında din de yok ortada dinin dedikodusu var..o bunu dedi şu şunu dedi,o mezhep böyle bu mezhep şöyle falan alim filan alim falan filan....ortada elle tutulur bir şey kalmamış zaten,İslam'da artık tahrif olmuş gözüküyor...
bütün dinler bugün erozyona uğramış,tarih ve olaylar içinde eriyip gitmişler..ve böyle olması da çok normal..dinler insanoğlunu belli bir noktaya kadar taşıdı,bir görev yaptı ve devrini hz.muhammed ile kapattı..Hz.muhammed kendisinden önceki tüm dinleri sentezleyip noktayı koydu..artık din gelmeyeceğine göre ve hayatta müthiş değişimlerle birlikte akıp gittiğine göre dinin bu değişime ayak uydurması zaten aklen mümkün değildi ve öylede oldu..Hz.Muhammed dinler çağını kapattığı için ona öncelikle şükran ve saygımızı belirtmemiz lazım,önce edep diyorum ben.
İnsanlar bilgi ve akıl çağında artık maneviyatı dinlerden bağımsız ama onlardan da istifade ederek yaşıyor,yaşamalı...mümin-kafir ayrımları dinler çağında önemli kavramlardı şu an bir anlamı yok bence..ister müslüman olun ister hıristiyan ya da kendinize her ne diyorsanız ne önemi var?...müslüman olsan ne olur olmasan ne olur?
maneviyat çalışman önemli olan..bu çalışmanın kurallarını öğrenip hayatına uygulaman önemli..anlamlı bir varlık olduğunu kavraman,kozmik bir bilincin evrende hüküm sürdüğünü ve çeşitli tasarımlar şeklinde açığa çıktığını görmek ve O'na yakın olmaya,O'nun yapısını ahlakını anlayarak kendimizi ona benzetmeye çalışmak önemli..bununla ilgili bilgilerde insanlığın ortak mirasında mevcut,bizlerde bugün bu mirasa ilaveler yapıyoruz..hz.Muhammedin öğretisi de bu mirasın bir parçası ama hepsi değil..abdest,namaz,oruç,zekat,hac gibi ibadetleri huşu içinde yapmak,adam öldürmemek,aile hayatına önem vermek,aldatmamak,hile hırsızlık yapmamak,herkesi sevmeye çalışmak ihsan edebilmek,fakirleri gözetmek vs...bütün bunlar dinlerin özü..din zaten güzel ahlaktır,çünkü Yaratıcı güzeldir,güzel ve temiz olanı sever..bunları hayatımıza aktarabilmek önemli..hangi dinin ritüelini takip ettiğimiz değil..Dinlerin tanrı tasavvurları farklı olabilir ama zaten tanrının ne olduğunu kimse bilemez,herkes anladığı kadar birşeyler söylemiş,onunla ilgili en iyi bilgi O'nun bilinemezliğini bilmektir..yok teslis miydi yok tevhid miydi yok vahdet-i vücud muydu yok şuhud muydu?..yok panteizm yok panenteizm yok deizm olmadı teizm falan...hiç kimse bilemez,hissettiği kadarını yansıtır ve onu bilememek bir suç değildir..biz bizi ilgilendiren şeylere bakalım ve dinin dedikodusunu bırakalım derim..
maneviyatla ve bereketle dolu bir hayat geçirmenizi dilerim..
Yazan: deniz Tarih: November 26, 2009 12:18 PM
Dinin kadercilikten geldiği muhakkak. Dinsellik ihtiva etmeyen kadercilik olur mu? Materyalizm, marksizm, vs de birer "inanç", sonuç olarak birer kader anlatısı değil miydi?
Yazan: TS Tarih: November 26, 2009 2:26 PM
"...zaten tanrının ne olduğunu kimse bilemez,herkes anladığı kadar birşeyler söylemiş,onunla ilgili en iyi bilgi O'nun bilinemezliğini bilmektir.." demiş blue.
bence de öyle, hatta blue'nun, adına hitaben yazdığı Gökhan da böyle düşünüyor eminim.
Yani, tanrı (allah) bir bilinmezliktir.
Engels de böyle demiş, ""Din, insanın sınırlı(dar) anlayışlarından doğmuştur”.
Ateizm ise, bu kadar bilinmezliğe, bilinenden daha fazla ve sıkı sıkıya sarılmaya şaşırmanın adıdır.
deniz de,
"Materyalizm, marksizm, vs de birer "inanç", sonuç olarak " demiş.
Oysa Materyalizm, marksizm bilginin (bilimin) egemenliğini sağlayarak, bilinmezliktem (karanlıktan) kurtulmanın öncülüğüdür daha yaygın anlamıyla.
Yazan: zihni Tarih: November 28, 2009 3:21 PM
"...zaten tanrının ne olduğunu kimse bilemez,herkes anladığı kadar birşeyler söylemiş,onunla ilgili en iyi bilgi O'nun bilinemezliğini bilmektir.." demiş blue.
bence de öyle, hatta blue'nun, adına hitaben yazdığı Gökhan da böyle düşünüyor eminim.
Yani, tanrı (allah) bir bilinmezliktir.
Engels de böyle demiş, ""Din, insanın sınırlı(dar) anlayışlarından doğmuştur”.
Ateizm ise, bu kadar bilinmezliğe, bilinenden daha fazla ve sıkı sıkıya sarılmaya şaşırmanın adıdır.
deniz de,
"Materyalizm, marksizm, vs de birer "inanç", sonuç olarak " demiş.
Oysa Materyalizm, marksizm bilginin (bilimin) egemenliğini sağlayarak, bilinmezliktem (karanlıktan) kurtulmanın öncülüğüdür daha yaygın anlamıyla.
Ana başlıa gelince,
"kader"
yorumları da dikkate alarak kısaca şu sorunun cevabını arıyorum:
"amentü"de denilen kader ve şerrin allahtan geldiği, "şer"e (kötülüğe) karşı önlem almak, Allah'ın iradesine zıt yönde direnmek değil midir?
cevap "evet" ise, sonumuz peşinen cehennem;
cevap "hayır" ise, sonumuz hastalık, sürünmek ve zamansız ölüm...
bu iki cevabın dışındaki yaklaşımlar, aşık olunan sevgilinin alnındaki yarayı "ben" diye tanımlama çabasından başka bir işe yaramaz. Yara bir gün genişleyip de tüm vücudu sardığında, kabahati yine güneşte ya da başka bir nedende aramak gibi...
Yazan: zihni Tarih: November 28, 2009 3:36 PM
Sayın deniz, Gökalp, dj;
Herkesin farklı bir din yorumu yapabiliyor olamsı dinimin bir zenginliğidir. Birisi, bir konuda "bu böyledir" diyor ise o onun yorumudur, bu kişinin delillerine bakarım, kendi bilgim ile ölçerim, alim bir kişi ise, bana mantıklı da gelir ise, fikrine itibar ederim.
Kader konusunda İslam alimleri genelde benim yukarıda açıkladığım gibi "Allah'ın ilmi" derler. Değişik yorumlar getirenler vardır, ancak ehli sünnet yukarıdaki gibi bakar.
Vatandaş bunu bilmiyormuş, öğrenmemiş, benim derdim değil.
Lütfen İslam'ı eleştiriyorsanız İslam alimlerinin yorumlarını dikkate alın.
Tıp ilmini eleştirirken halk arasındaki batıl inanışları neden tıpa mal edip onları eleştirmiyorsunuz da, tıp doktorlarının bilgi birikimi, tıp ilminin literatürü üzerinden tartışıyorsanız; İslam'ı eleştirirken de İslam diye halk arasındaki yanlış bilgileri eleştirmeyin, İslam alimlerinin aktardığı bilgileri, yaptıkları yorumları baz alarak tartışın, İslam literatürü üzerinden tartışın.
Sizin amacınız demek ki kolaya kaçmak, İslam diye halk arasındaki yanlış bilgileri eleştiriyorsunuz. Neden tıp konuşurken halk arasındaki yanlış bilgileri tartışmıyorsunuz da mesele İslam olunca alimlerin fikirlerini bırakıp, halk arasındaki yanlışları eleştiriyorsunuz.
İslam alimleri zaten kendi bilgilerini açıklıyor, anlatmaya çalışıyor, halk arasındaki o yanlışları düzeltmeye çalışıyor. Ama sizin amacınız o yanlışları düzeltmek de değil.
Dediğim gibi farklı itikadi mezheplerde farklı kader yorumları olsa da, benim naçizane, acizane açıklamaya çalıştığım kader anlayışı kabul görmüş bir anlayıştır.
"Allah yapar, verir" dendiğinde hadis veya ayetlerde anlaşılan budur. Sizin zannettiğiniz ve eleştirdiğiniz halk arasındaki yanlış itikatlar olabilir. Eleştirecekseniz, yüreğiniz yetiyorsa alimlerin birikimlerini yansıttığı literatürü eleştirin, halkın batıl itikatlarını değil.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 29, 2009 5:20 PM
mustafa fatih yüce,
Benim eleştirilerimin hiçbiri halk inancına dayanmaz, dikkat ettiysen Kurandaki surelerden kanıt getirdim. İstediğin din bilgininin bu ayetler hakkındaki tefsir veya yorumuna bakabilirsin. O ayetlere göre özgür irade veya seçim olmadığını açıkça görebilirsin.
Ayrıca ülkenin en güvenilir kurumu olan Diyanet bile Kuranı çevirirken sahtekarlıklar yapmaktadır. Yine aynı şekilde en sahih hadisler olan Buhari hadislerinden bile işine gelmeyenleri ayıklamaya çalışmaktadır. Bu sahtekarlıkla islam alimlerine güvenmek bile maalesef çok güç.
Halk inancına gelince, bu ülkede gerçek Kuran islamı yaşanmamaktadır. Bu haliyle bile çok iyidir. Gerçek islamı yaşamak bu ülkeye felaket getirir. İslamın gerçek şeklinin nasıl olduğunu merak edenlere tek tavsiyem Kuranı okumalarıdır.
Yazan: Gökalp Tarih: November 30, 2009 12:33 AM
Zihni Bey benim sözlerimle blueunkileri karıştırmış,neyse..
M.fatih Yüce beyde toptan gidince benim fikirler kaynamış arada..ben hz.muhammed'in kaderci biri olmadığını anlatmaya çalışmıştım ama kederci bir islam yorumu da pekala hadis ve kurandan çıkar,bunu da çıkaranlar islam alimleri,halk değil.
Halkın kurandaki islamı tümüyle yaşamamaları noktasında gökalp beye katılıyorum.kurandan ibadet ve ahlak hükümleri alınmalı siyasi talepler tarihsel olarak değerlendirilmeli,eğer halk bunları da yaşamaya kalkarsa çok fena..
kuranın tümüyle yaşanması gerektiğine inanan radikal fraksiyonlara yabancı değilim,sistemle ciddi sorunları var,Allahın hükmüyle hükmetmeyenler hakkında kuranda ciddi ikazlar vardır bu hükümlerin bir kısmı ise siyasi talepler içerir,bunlar bizim çağımıza hitap eden hükümler değil..milletler islamı kabul edinceye kadar onlarla savaşamayız ve yeryüzünü darul harb ve darul islam diye göremeyiz..
saygılar.
Yazan: deniz Tarih: November 30, 2009 11:37 PM
Kur'an gayet açık bir kitap, buna rağmen hâlâ Kur'an'daki ayetlerin işine gelen kısmını seçip, üstelik onları da yanlış anlayarak, "hangi Kur'an" gibi sorular soranlar var. Laftan anlayacaklarını bilsem, işimi gücümü yine bırakır, yine zamanımı onlara harcardım, ama anlamayacaklarını, inat edeceklerini biliyorum. O yüzden içimden geldiği gibi iki üç satır çiziktirip çıkacağım inşallah, rahat yazacağım, "ah nasıl sözümü ifade ederim" endişesine girmeyeceğim, çünkü biliyorum, böyle insanlara karşı bir şey "ifade etmek" mümkün değil.
Bu insanlar, bilimsel bir kitap okusalar, meselâ Einstein'ın bazı bilimsel bulgu ve fikirlerini basit dille ifade eden bir metni ellerine alsalar, ama onu Einstein gibi taptıkları bir adamın değil de dindar, müslüman, Kur'an'a inanan bir fizikçinin yazdığı onlara söylense, bakın bakalım ne diyecekler. Vallahi de Kur'an'da buldukları hataların elli katından bin fazlasını orada da bulacaklar. Hatanın, daha spesifik konuşursak, kabataslak bir ilk bakışta çelişkiliymiş gibi görünen bilgi ve fikirleri anlama hususundaki bir beceriksizliğin aslında kendilerinde bulunduğu gerçeğini görmek istemezler bu insanlar.
...
Kur'an'dan çıkan sonuç şudur: Allah insanın bütün maddî ve manevî çevresini yaratır, ama akıl baliğ olduktan sonra ona şu kabiliyeti verir: o çevreyi yeterince, kendisini azaptan kurtaracak ve diğer müminlere de yardımcı olacak şekilde değiştirebilme iradesi ve kudretini. Allah'ın gücü burada törpülenmez, çünkü işi bir raddeden sonra azıtanı Allah istediği anda alaşağı eder, ama yaptığı sınavın tam olması için, Allah, kullarına iyi ve kötü arasında tam bir seçim özgürlüğü vermiştir. Ama "seçim" özgürlüğü, yoksa iyi ve kötüyü yaratma özgürlüğü değil, iyi ve kötü ve iyiyle kötü arasındaki orta şeyler arasında "seçim özgürlüğü...
...
Mustafa Bey yazmışsınız ki:
"Tabii olur. Tüm dünyanın her şeye kâdir “komplocular” (emperyalistler, kapitalistler, Siyonistler, vs.) tarafından yönetildiğine ve bizim de bunların elinde sürekli “piyon” ve “oyuncak” olduğumuza inanmak, tam da böyle bir şeydir işte..."
Lütfen bunu şunu diyen din kardeşlerimize söyleyelim: "bizim cemaatimizde çalışmaz, kendi zekâ ve tefekkürüne güvenir, asrın müceddidi olan bizim cemaat önderlerimize, o büyük hizmet insanlarına ittiba etmezsen, yalnız ve zavallı bir derviş olursun, çünkü sabetayistler, amerikalılar ve hizmetin gönül insanlarının sadece kendileriyle mücadele edebileceği bütün diğer büyük güç odakları çok güçlüler, istedikleri müslümanı uyuşuk bir sivrisinek gibi pat diye gebertirler, akademik hayatına olsun, hatta normal hayatına olsun, hemen son verirler. bizim totaliter ve tam hiyerarşik örgütlenmemize girip falanca muazzam nursal külliyatı insanlara ezberden okumak dışında bir fikrin varsa, sen saçmalıyorsun demektir, çünkü bu adamlar çok güçlü, ancak örnekleri kendinden olan dünyayı kurtaran hareket, yani bizim üstadlarımız bu işi başarırız, o da gizlilik ve asıl fikirlerimizi hep saklamak yoluyla, sistemi içeriden fethederek olur".
biliyorum, ifadeleri abarttım biraz, çünkü aslında gerçekten de buna yakın ifadeler kullansalar da bu kadar açıksözlü olmayabiliyor bazı ifadeleri, ama sonuçta bunların manaca aynılarını diyorlar vallahi! Hep dediler, hayatımı kaç kere kararttılar ve ümitsizliğe sevkettiler. Ya dünyayı kurtaran hareketin abiler hiyerarşisine mutlak itaat (yani aslında ibadet) ya da elinden hiçbir başarının gelmeyeceği bir kadercilik... Bunu pompalıyorlar bu ülkenin bütün gençlerine...
Daha doğrusu bunun benzerini pompalayan iki büyük grup var, ve çoğu dindar müslüman türk ve kürt genci bu gruplara üye yapılmış halde. Bu iki grubun birbirine adeta kanlı düşman olması da cabası... Ah, ah, ah... Kötü yönetiliyoruz biz Türkiyeli müminler, hem de çok kötü. Ama hak ettiğimiz gibi yönetiliyoruz, çünkü ilme değil, vahşî karizmaya önem veren bir milletiz. Bilen değil, duygulandıran, mütevazı olan değil, tahakküm eden insanlar bizim indimizde değerli sayılıyor... Hak ediyoruz biz müminler böyle kötü yönetilmeyi... Allah önce benim hakir kendimi sonra bütün birader ve hemşirelerimi ıslah etsin.
Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 1, 2009 12:31 AM
Gökalp arkadaş,
Ben de ZAAATEN Kur'an'dan getirdiğ o kanıtları YANLIŞ YORUMLAYIP, o yanlış yorumunu İslam'a mal ettiğini söylüyorum.
O ayetler İslam alimleri gibi de yorumlanabilir, halk arasında ki batıl inanışlara uygun olarak da yorumlanabilir.
...
Sayın deniz,
Hangi İslam alimi, Gökalp beyin iddia ettiği gibi İslam'ın kader anlayışında özgür irade ve seçim olmadığını söylüyor yani "biz robotuz, bize verilen senaryoyu oynuyoruz, seçimler bizim değil, biz Allah'ın kontrolündeyiz" diyor? Ben böyle bir İslam alimi görmedim. Bir kaç sapık itikadi mezhep olabilir.
Öyle bir yorum İslam'da yoktur, Sünnetlerden ve Kur'an'dan elbette çıkarılabilir, ama bu yanlış yorumu çıkaranlar İslam litaratürünü oluşturan alimler DEĞİLDİR, halkın batıl inanışlarıdır.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 1, 2009 1:12 PM
M.Fatih Yüce Bey,
çok keskin şeyler söylemeyelim isterseniz,İslam literatürünü oluşturan alimler böyle şeyler söylemezler gibi..bir kere bu söz ne demek,onu da anlamadım,islam literatürü diye belli bir kalıp görüş mü var?..alimler her şeyi tartışıp,konuşmuşlardır,şu görüş islamın görüşü diyeceğimiz bir şey yok ki..ancak alimlerin görüşü vardır,hiç birinin de tek başına islamı temsil ettiği söylenemez..
ben sizin olmadığını iddia ettiğiniz görüşe küçük bir örnek vereyim,
--------------------------------------------------
) Yetkin bir varlık olması itibariyle Allah vuku bulacak her şeyi ezelde bilir, bu da bütün nesne ve olayların ilâhî ilme uygun bir şekilde meydana gelmesini zorunlu kılar; başka bir ifadeyle kulların fiillerinde mecbur olduklarını ve ilâhî ilme aykırı bir eylem yapma irade ve gücüne sahip bulunmadıklarını kanıtlar. Aksi bir telakki Allah’ın gaybı bilmediği sonucuna götürür, bu ise O’nun yetkin oluşuyla bağdaşmaz. Cebriyye’nin yanı sıra Fahreddin er-Râzî ve Mustafa Sabri gibi Eş’arî âlimleri bu görüşü savunur (Râgıb el-İsfahânî, el-İ’tikadât, s. 281-282; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-ıayb, II, 42-43; Mustafa Sabri, s. 58-59). c
--------------------------------------------------
Yazan: deniz Tarih: December 1, 2009 4:39 PM
Mustafa Fatih Yüce Bey'e ilave yapmak istiyorum. Firenklerin ifadesiyle fatalist veya günümüzdeki yaygın Türkçe tabirle kaderci olan bu İslâmî mezhebe mezhepler ve kelam ilmi tarihinde "cebriyye" deniyor. Cebir demek zorlamak, zorla yaptırmak demek, pek çoğunuz zaten biliyorsunuz; bu mezhep müntesiplerine göre Allah herkesi yaptığı işe zorluyor.
Ama Ehl-i Sünnet'e ve sanırım Şîa'nın da ekseriyetine göre cebriyye büyük bir hatadadır. İnsanların özgür iradeleri vardır, her ne kadar bu irade mutlak kudret seviyesine çıkamaz olsa da, belli bir raddeden sonra Allah adamı durdursa da. Bir başka deyişle, insanlar seçerler, yaratmazlar. Meseleyi kendi kelimelerimle ifade ettim, ama Kur'an'ın ve genelde ehl-i sünnetin kader anlayışı bunun gibidir. Klasik kelâm metinlerinde mutlak ve cüz'î irade ayrımı yapılır. Evet, mutlak takdirci Allah'tır ama Allah aynı zamanda insana seçenekler ve seçim hürriyeti (cüz'î irade) vermiştir.
Saygılarımla
Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: December 1, 2009 7:54 PM
mustafa fatih yüce,
Hangi İslam alimi, Gökalp beyin iddia ettiği gibi İslam'ın kader anlayışında özgür irade ve seçim olmadığını söylüyor yani "biz robotuz, bize verilen senaryoyu oynuyoruz, seçimler bizim değil, biz Allah'ın kontrolündeyiz" diyor? Ben böyle bir İslam alimi görmedim. Bir kaç sapık itikadi mezhep olabilir.
Söyleyebilirler mi hiç? Kurandaki Allahın emirlerini bie parantezlerle, olmayan kelimelerle doldurarak tahrif ediyorlar.
TEGÂBUN - 11,HADÎD - 22 bu iki sureden ne anlıyorsun? İslam alimleri bunu nasıl çevirmiş? Bunlara göre özgür iradeden söz edilir mi?
Yazan: Gökalp Tarih: December 1, 2009 9:44 PM
Bu ve benzeri yazılardan artık gına geldi,
Önce şu ap açık indirilen dine karar verinde ondan sonra beri gelin, bir konuyu ele alıyorsun nereye çeksen oraya geliyor. Bu kadar esnek bu kadar muğlak Allah kelamı mı olur? Şu koca evreni yaratan her şeye bir mekanizma veren yüce Allah bir dini neden bu kadar karışık anlaşılmaz kılar ki?
Saygılar.
kerim
Yazan: kerim Tarih: December 2, 2009 12:45 AM
Gökalp Bey,
Ben de onu diyorum. Hangi İslam alimi, hangi kitabında senin söylediğin gibi yorumluyor o yazdığınız hadis veya ayetleri.
Tek tük sapık itikadi mezhepleri bulabilirsiniz, ama geneli sizin çıkardığınız o manayı çıkarmaz.
ÇOK BASİT:
Şu Kitabın, şu sayfasında şöyle yorumlanmış diye kaynak göstereceksiniz; çünkü "böyle yorumluyorlar" diyerek iddiada bulunan sizsiniz, ben ise "öyle yorumlamadıklarını" söylüyorum. "Var böyle yorum" diyorsanız söyleyin kitabın adını, sayfasını vs.
Biz de Gökalp bey hadis ve ayetleri yanlış yorumlamamış, yanlış yorumlayanlardan edinmiş bu kanıyı diyelim.
Ben bulamadım, sizin yorumladığınız gibi yorumlayanı, veya sizin yorumladığını iddia ettiğiniz gibi yorumlayanı,
Siz böyle iddia ettiğinize göre okumuşsunuz(?) böyle yorumlayan bir İslam alimini, söyleyiverin kitap ve sayfasını da biz de okuyalım.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 2, 2009 9:37 AM
Sayın kerim,
Size dayatılan tek bir yorumumu tercih ederdiniz, istediğiniz yorumu yapmayı veya yorumlardan birini beğenip seçmeyi mi? İşte seçim sizin. Yaradan size bırakmış. Akıl da vermiş, vicdan, izan, fikir, zeka, ruh vermiş. En güzel yorumu bulmak için uğraşıyoruz. Ama kimse bizim yorumumuza katılmak zorunda da değil. Biz de kimseyi bizim yorumumuza katılmak zorunda tutamayız.
Allah kalplerdekini bilir. Kendini kandırırsın da dini kandıramazsın. Niyetini temiz tut, Allah tek bir yoruma göre seni seçecek de değildir. Belki binlerce doğru var, o binlerce doğrudan az sayıdaki yanlışı seçenlerden olmayalım yeter.
Kim bilir, Allah bilir, böyle olması bizim için bir kolaylık.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 2, 2009 10:38 AM
Sayın deniz,
Gökalp Bey'in aksine, iddianızı somut bir kaynaktan alınan örnekle verdiğiniz için teşekkür ederim.
Fakat orada açıklanan mecburiyetin seçime mani olmadığını, ilk yorumumdaki "bir gün önce izlenen maçın televizyondan tekrarının izlenmesi" örneğinde açıkladığım mecburiyet olduğunu, seçime mani olmadığını belirtmek isterim.
Bakın futbol maçını canlı olarak stattan izledim, ertesi gün 2 arkadaşımla televizyondan maçın tekrarını izliyorum. Futbocular tv'de hep benim bildiğim şekliyle hareket etmek mecburiyetindeler değil mi? Ama ben bildiğim için öyle yapmıyorlar, öyle yapacakları, yaptıkları için ben biliyorum. Burada tv'deki maçta futbolcuların benim bildiğimden farklı bir hareket yapma şansları yok, benim izlediğim ve bildiğim gibi oynayacaklar tv'de. Ama bu yine onların seçimi. Benim bilmem, benim bilgimin salt doğru, değişmez olması onların seçimine mani değil. Allah ise olayları ilim sıfatı ile sonsuz bilir, yaşanmadan bilir, zamandan münezzehtir, bu bilgisi kaderdir, fakat insanların seçimine mani değildir bu kader. Ben tercih ederim, neticeyi yaratan yine Allah'tır. İmtihan sırrı da buradan gelir zaten. Bir İslam alimi bu dünyaya hem imtihan deyip, hem de kaderi Gökalp Bey'in anladığı gibi yorumlar mı?
İslam Literatürü derken alimler arasında geniş kabul görmüş yorumlardan bahsediyorum.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 2, 2009 11:19 AM
Kerim şöyle yazmış:
"Önce şu ap açık indirilen dine karar verinde ondan sonra beri gelin, bir konuyu ele alıyorsun nereye çeksen oraya geliyor. Bu kadar esnek bu kadar muğlak Allah kelamı mı olur? Şu koca evreni yaratan her şeye bir mekanizma veren yüce Allah bir dini neden bu kadar karışık anlaşılmaz kılar ki?"
Vallahi de en ufak bir karışıklık yok dinde. İnsanlar işleri karmaşıklaştırmak için uğraşıyorlar, anlamamak ve yanlış anlamak için, Şekil 1-A'da görüldüğü gibi çaba sarfediyorlar.
Allah'ın kitabına ve Elçi'nin sünnetine bakmak, onları "sivrizekâlıca" değil normal zekâlıca okumak yeterli. (Biraz da ayrıntılarda fikir ayrılığı olmasının dini bırakın, teknik dünyevî meselelerde bile normal bir şey olduğunu hatırlamak da lâzım.)
O meşhur söz burada da cuk oturuyor: "Anlamayana davul zurna az, anlayana sivri sinek saz." İslâm'ın bazılarına bu kadar karmaşık gelmesi ya işte bundan (anlamamak ve kendini buna rağmen zekî göstermek yönündeki "üstün" çabadan), ya da bazı insanların İslam diye Kur'an ve sahih sünnet dışı kaynaklara yönelmesinden kaynaklanır. Bu iki basit neden her şeyi izah eder, neden en apaçık dinin karmaşık zannedildiğine dair bütün meseleyi...
Yazan: Uğur Mustafa (Râvî) Tarih: December 2, 2009 11:09 PM
Abidin Uyar Beyin mehtap tvdeki bir fıkıh profunun hayızlı ve cünüp kişilerin camiye giremeyeceği fetvasını eleştirip ilahiyatçılarında durumu böyle malesef demesi dikkatimi çekti.
ben ilahiyattayken bir arkadaşımla,hayızlı kadının durumu elinde olmayan bir şey olduğu için neden ibadetine mani olduğunu tartışmak üzere fıkıh profu hocamızın odasını bi tıklatmıştık,sonra boyumuzun ölçüsünü aldık geldik..:)
fıkıhta hüküm verirken kuran ve hadisler baz alındığı için öncelikle burada yer alan bir şey üzerine tartışmak istemiyor hocalar,peygamber hayızlı ve cünüp bir insanın hangi ibadetleri yapıp yapmayacağını anlatmış,bunun üzerine tartışmak istemiyorlar..bunu çağdışı bir fetva olarak ya da akademik ünvana ters bir şey olarak görmemek lazım,çünkü ibadetlerde akla uygun mu değil mi olayına bakılmıyor,ibadetlerde kafamıza göre bir artırıma ya da eksiltmeye gidemiyoruz,sosyal içerikli hükümlere benzemiyor bunlar,değişime açık olan bir alan değil.
gerçi beni böyle fetvalar bağlamıyor o da ayrı mesele ama hocalarıma da kıyamadım vallahi..:)
insanlar ilahiyatçıları küçümsemeyi,onlara bir kusur bulmayı adet haline getirdiler..bu ülkede ilahiyatçı olmak maden işçisi olmaktan ağır bir şey,ben o hocaların ne psikolojik şartlar altında fikir üretmeye çalıştıklarını biliyorum,üzerlerindeki baskı çok..akademik ünvanları büyüdükçe ezilme katsayıları artıyor,dıştan belli etmeselerde içte çok fırtınalar kopuyor,çok zor bi iş..
M.Fatih Yüce bey genel kabul görmüş islam literatüründen ve alimlerinden bahsediyor..bahsettiği şey maturidi görüş..bu bize öğretilen şey..ama islam kelam tarihindeki,islam felsefesindeki tartışmaların içine girdiğinizde her şey muğlaklaşıyor,bir sürü farklı fikir görüyorsunuz,çok uçta kalmış bazı fikirler bugünkü problemleri daha iyi çözebiliyor ama bir kere bidat damgası yemişde olabilir..bu damgayı kim vuruyor,belli bir fikrin hakim olmasını isteyen otoriteler diğer görüşleri ezmeye ve itmeye çalışıyor,bu arada o görüş sapkın ilan edilebiliyor..yani bir görüşe sapkın demek onun sapkın olduğu anlamına gelmez,örneğin gazali'nin İbn sina'yı tekfir etmesi ibn sina'yı dinden çıkarmaz..
Kader konusunda da fahreddin razi ya da cebriyye mezhebinin alimleri de İslami konulara kafa yormuş,mesai harcamış insanlar,isabet etmiş ya da etmemiştir ama halktan biri değillerdir..bu görüşlerde halkın görüşü değildir..
şimdi Kur'an ve sünnet ile cebriyede kendini savu nuyor kaderiye de..zıt görüşte olmalarına rağmen.
ben hz.ali gibi anlamayı pek çok olayda olduğu gibi tercih ediyorum çünkü Kur'an ilminin kapısı o..Bir olay kaderimde yazıldığı için başıma geliyor deyip günahlarının faturasını Allah'a kesenlere şiddetle karşı çıkan birisidir ve Kur'anı en iyi onun anladığını ve müslümanların O'nun görüşleri etrafında bir birlik oluşturmaları gerektiğini düşünüyorum.
saygılar.
Yazan: deniz Tarih: December 3, 2009 9:47 PM
deniz hanım,
Bakın Maturidi görüşü Hz. Ali'nin görüşüne de uyuyor. Zaten Hz. Ali'nin görüşleri ehl-i sünnet'e uygundur.
Hem Cebriyye vs. anlayışlar sadece Maturidi tarafından değil, bakın tarafsız ateist, agnostik, az dindar vs. yorumcular tarafından da mantıksız bulunuyor. Ve zaten fazla taraftar bulamayan görüşler bunlar.
Tabii ki ayet ve hadisler farklı şekillerde de yorumlanabilir, ama bir aşamadan sonra bunlardan birçoğu çıkmaza giriyor, kendi ile çelişiyor, belitleri birbirlerini yalanlıyor. Bu daha çok itikadi meseleler için geçerli. Bu alanda doğrular daha az, yanlışlar çok.
Ama ameli yönden bakar isek, belitler zaten burada etkisizler veya çok az etkililer. O yüzden burada alan geniş, yorum imkanı bol, doğrular çok, yanlışlar az. Hayızlı kadının ibadeti konusundaki fikrinizden dolayı kimse sizi tekfir ile suçlayamaz elbette, siz halis niyet ile o yoruma ulaştı iseniz, Allah-u alem.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: December 4, 2009 11:08 AM
M.Fatih Yüce bey,
sizin kaderci olmamanız güzel bir şey,ben sizi kaderci yapmaya çalışmıyorum,böyle yorumlayanlarda var onu demek istiyorum..mesela günümüzde de Ahmet hulusi cüzi irade olmadığını sadece külli irade olduğunu söyleyerek fikirlerini bunun üzerine kuruyor..gerçi böyle bir kadercilikten sonra insanda açığa çıkan irade Allah'ın iradesi olduğu için insan istediği her şeyi çalışarak elde eder gibi bir yoruma ulaşıyor..hem kaderci hem değil gibi bir şey..bunuda hadislere ve KUrana dayandırarak yapıyor..yani olabiliyor böyle şeyler..
bizim sünnete çağdaş yorumlar diye bir dersimiz vardı,orada hadislerin söyleniş koşullarını incelerdik oradan aldığım birikimle ben hayızlı kadınların ibadet edememesini bir ruhsat olarak değerlendiriyorum..o hal kadınlar için bir eza deniyor Kur'anda da..günümüzde bakım ve sağlık koşulları ilerlemesine rağmen yine de kadınlar için sıkıntılı bir dönem iken o zamanın kadınları için daha ağır geçtiğini düşünüyorum..kanamalı bir kadını abdeste namaza koşmanın eziyet olacağı açık..Kur'an okuyamamasına gelince Kur'anı müslüman olmayanlar istedikleri gibi okurken hayızlı bir müslümanın okuyamamasını izah edemiyorum kendime..din hizmeti veren ve hafızlık çalışan öğrencilerin buna ara vermeleri de mümkün değil..sonuç olarak kendini iyi hisseden ibadetini yapar,hissetmeyen için bir mesuliyet yoktur..
cünüp ise kişinin keyfiyle alakalı,elinde olan bir durum olduğu için o halde ibadet etmeye meraklı biri varsa bilemiyorum artık,bu hayız gibi değil.
benim bu yorumdan dolayı içim çok rahat,bir sıkıntım yok..kolaylaştırmak ilkesinden dolayı o dönem yasaklanan bir şey yine aynı ilkeden dolayı bugün ruhsat haline gelebiliyor,koşullar değişmiş çünkü..ama bunu değişmez ilkeler arasında görenlerde var ben bu fetvaya da çağdışı demiyorum ibadet işleri çok da akıl mantık götüren işler değil,diğer yoruma da saygı duyuyorum.
Yazan: deniz Tarih: December 4, 2009 1:13 PM
ey suledeniz blogunun sahibi/sahibesi, oradaki yazılarınızı okuyup yorum yapAmamak ya da yorum yapmak için 'bilmemne' üyesi olunması gereği oldukça can sıkıcı.. Duyrulur, dolaylı sansüre dahi hayır :)
Yazan: AE Tarih: December 4, 2009 1:49 PM
sayın AE,
bloğun sahibesi olarak nasıl bir sorun yaşadığınızı anlayamadım,yorum yapılamadığını bilmiyordum,ayarlara tekrar baktım,yorum yapılması onaylanmış ama bilemiyorum..
bu konuda bilgisi olan var mı,ne yapmak lazım?
Yazan: deniz Tarih: December 4, 2009 5:51 PM