« Cumhuriyet’in Dersim Kazanımı | Ana Sayfa | Kadercilik Sahiden Dinden mi Gelir? »
November 23, 2009
Devrimler Yanlıştır. Kemalist Devrim de Yanlıştı
[23 Kasım 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Tek Parti döneminin Dersim gibi karanlık sayfalarını ne zaman açsak karşımıza klasik bir cevap çıkıyor: “Ne yapalım, kansız devrim olmaz!”
Bunu söyleyenler, “adamlar haklı yahu, kansız devrim mi olurmuş, bizde amma safız” dememizi bekliyorlar. Kemalist devrimin Sovyet ve Çin devrimleri gibi başka örneklere kıyasla çok daha kansız olduğunu da hatırlatıp, “bizimkisi yine en ılımlısıymış, öpüp başımıza koyalım” dememizi istiyorlar.
İyi de, ülkelerin ille de “devrim”lere ihtiyaç duyduğunu nereden biliyoruz ki?
Daha doğrusu, bu “devrimci felsefeyi” niçin kabul etmek zorundayız ki?
Ben kendi felsefemi size söyleyeyim: Her devrim yanlıştır. Bazıları çok korkunçtur, bazıları bizdeki gibi “ehven-i şer”dir, ama sonuçta hepsi kötüdür. Çünkü hepsinde, kendini toplumun geri kalanından daha akıllı gören bir kadro, silah ve kanun gücünü kullanarak, despot bir rejim kurar. Kendine muhalif gördüğü bazı insanları öldürür. Bazı toplumsal kesimleri ezer. Binlerce, bazen milyonlarca “ana”yı ağlatır da ağlatır.
Bütün bu bedellerin karşılığı da, ya çok sınırlı bir “kazanım” ya da “sıfıra sıfır elde var sıfır”dır. Vaadedilen ütopya hiç bir zaman gerçekleşmez. Tabii devrimciler işin sorumluluğunu dış düşmanlara, emperyalistlere, kapitalistlere, gericilere, “devrimsel bilinci özümsememekte direnen cahil kitlelere” yıkarlar. “Biz nerde hata yaptık” diye sormak akıllarına hiç gelmez. Çünkü devrimciliğin ilk kuralı, devrimin doğruluğundan kuşku duymamaktır.
Burada kast ettiğim “devrim”in ne olduğunu da biraz açayım. İşgal edilmiş bir ülkenin bağımsızlık savaşından söz etmiyorum kuşkusuz. Bu tür mücadeleler, bizim Kurtuluş Savaşı’mız gibi, doğrudur, meşrudur, onurludur. Bir diktatörün zulmü altında inleyen bir halkın adalet ve özgürlük için ayaklanmasından da söz etmiyorum. Kast ettiğim devrim, ideolojik bir kadronun silah zoruyla iktidarı ele geçirmesi ve sonra da kendi siyasi programını topluma dayatmasıdır.
Tarihsel olarak bu farklı türdeki “devrim”ler bazen içiçe geçer. Mesela İran’da Şah’ın devrilmesi meşruydu, fakat sonra İslamcı kanat demokratik değil otoriter rejimi kurdu. Jakobenler Fransız Devrimi’nde aynı şeyi yapmaya çalıştılar, bunun için de korkunç bir “terör” uyguladılar.
Bizde de Kurtuluş Savaşı’nın bir numaralı kahramanı olan (ve bu sebeple minnet duygularımızı hak eden) Mustafa Kemal Paşa, savaş sonrasında “devrim” yapmaya karar vermiş, siyasi rakiplerini tasviye etmiş ve sonradan “Kemalizm” olarak anılacak bir ideolojiyi topluma dayatmaya girişmiştir. Ve bu, çok yanlış bir iş olmuştur. Açtığı yaraları hala saramadık.
“Peki bu iş nasıl olabilirdi” diyenlere, Amerika’nın kuruluşunu örnek vereyim. Derdim “Amerikancılık” değil, ama örnek iyi. Onlar da bizim gibi İngiltere’ye karşı Kurtuluş Savaşı verdiler. Mustafa Kemal Paşa’nın ordaki muadili General George Washington’dı. Ama savaş bitince adam “Tek Parti rejimi” kurmadı. En “dinci” olanları dahil, hiç bir fikri yasaklamadı. “Sınırlı devlet, özgür toplum” ilkesine göre bir demokrasi kurdular. Geldikleri nokta ortada.
Bizim geldiğimiz nokta da ortada: Darbeler, andıçlar, işkenceler, askeri harekatlar, psikolojik harpler ve ağladıkça ağlayan analar…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 23, 2009 12:29 AM




Artık diyecek söz bulmakta zorluk çekiyorum,
Devrimler kötü imiş, sınırlı kazanım olabilirmiş en fazla, devrim kan demekmiş.
M Akyol, artık insafa gelin ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.
Anladık, işiniz Kemalizm i, Atatürk ü , ve devrimlerini küçültmek , ama frene basın biraz.
Ben size birkaç devrim söyleyeyim: Bilimsel Devrim, Sanayi devrimi.
Lütfen yazar mısınız Scientific Revolution dan olan nefretinizi?
Hadi ama ...
Yazan: beagle Tarih: November 23, 2009 11:12 PM
Dün kapımı biri kız biri oğlan iki genç çaldı. "Biz Cumhuriyeti korumak isteyen gençleriz" diye söze başladılar. Uykudan uyanbdırmışlardı. Ve "Cumhuriyeti koruyanlar" ifadesinin hiç te güzel bir çağrışımı yoktu.30 saniye içersinde sohbewtimiz "bemn Cumhuriyeti korumak istemediğimi belirtmem üzerine son buldu.
Onlar gittikten sonra kendi kendime "niye bu hergün bir "bitirme" kafes vb ancak aptal şeytanın akıl edebileceği planların ve "Dersim final çözümlerinin" artık sağır sultanın dahi bildiği günlerde, sizin gibi sevimli, güzel giyimli gençlerin hala "Cumhuriyet koruyoruz" diyerek kendinizi ne pozisyona koyduğunuzun farkında değilmisiniz" diye başlayan bir ders vermediğm için biraz hayıflandım ama fazla değil.
Kısa zamanda şu realizasyona vardım:
Neye kızıyorum ki? İyi ya işte kapı kapı dolaşarak beni ikna etmeye çalışıyorlar. Yani metod demokratik. Uygulamalı demokrai dersi olur bu onlara. . Darbe yapmak. Gestapo düzeni kurmnak, yargıyı orduyu millete
karşı kullanmak gibi şeytani, faşizan metodlar yerine insanları ikna ederek fikir yarıştırarak alınan sonucun daha tatmin edici, daha erdemli olduğunu öğrenebilirler belki.
Benim gibi bazılarından olumsuz cevap alacaksınız. bazılarınbdan olumlu, bazıları sizi anlayacak bazıları anlamayacak, bazısı yanlış anlayacak, ilgilenmeyecek, bazısının umurunda olmayacak. Fikirlerin de emtia gibi serbest piyasada değer bulacak. Müzede çocukları bombalayıp "aha bu dinciler yaptı" demekten, insanlarl katledip asait kuyularıuna atmaktan. çoluk çocuğu muhbir olrak kullanıp konu komşuyu fişletmekten daha az zahmetli değil mi? Hem sağlıklı hem doyurucu. Hem de aynaya baktığınızda gördüğünüz manzara daha dayanılır.
Tavsiye olunur.
Doktor Amca
Yazan: Dr. Amca Tarih: November 24, 2009 12:04 AM
Bi dk sn M.akyol, Amerikalılar bizim gii ingilizlere karşı mı savaştı yoksa yunanlılara karşı mı? :)
Yazan: metin kara Tarih: November 24, 2009 12:25 AM
önemli olan kısımları alıyorum.
"Kast ettiğim devrim, ideolojik bir kadronun silah zoruyla iktidarı ele geçirmesi ve sonra da kendi siyasi programını topluma dayatmasıdır."
"Mustafa Kemal Paşa, savaş sonrasında “devrim” yapmaya karar vermiş, siyasi rakiplerini tasviye etmiş ve sonradan “Kemalizm” olarak anılacak bir ideolojiyi topluma dayatmaya girişmiştir. Ve bu, çok yanlış bir iş olmuştur."
Atatürk devrim yapmaya savaş sonrası karar vermemiştir.bu kararı daha genç bir osmanlı subayı iken vermişti.Atatürk cumhuriyetin ilk yıllarında çok partili rejime destek vermiş,ancak bu sistem başarılı olamamıştı.
İlk alıntıladığım cümleyi aslına bakarsanız pek anlayamadım.burada kast edilen Atatürk ise,bu yazıda bir ard niyet ararım.
bütün bu yazdıklarınızda gözden kaçırmış olduğunuz çok önemli ayrıntılar var maalesef.siz bugünkü mantıkla toplum penceresinden olaylara yaklaşıyorsunuz.ancak birde o günkü zamanda yaşayarak kendinizi Atatürk'ün yerine koymayı deneyin.Atatürk'ün istediği üzerinde insanların özgürce yaşayabileceği bir vatan inşa etmekti.Türk insanının azmi ve imanıyla bu başarıldı.Günümüz Türkiye tablosu Atatürk'ün hayal ettiği tabloydu.Aslında çok daha fazlasıydı.Bizler onun mirasına yeterince sahip çıkamadık.
Atatürk öldüğünden beri hakim sol ve hakim sağ zihniyet çatıştı durdu.Bence Atatürk'ün yanılmış olduğu tek nokta komünist zihniyete fazlaca güvenmiş olması ve sağın sağduyusuna yeterince güvenmemiş olması.ölümünün ardından onu onure eden yine demokratik sağcı liderler olmuştur.
Ancak şükretmemiz gereken,Atatürk'ölümünden sonrada işleyen bir devlet sisteminin sağ salim ayakta kalması.bir ülke iki şekilde yönetilir.
1;lider tarafından
2;sistem tarafından
bir ülkede yerleşik bir sistem,kanun ve kurallar bütünü kurarsanız,sonradan seçilecek lider kötü niyetliyse sistem bunu engeller.
Mesela şu an ülkemizde yarı işleyen bir sistem ve lidere dayalı bir yönetim biçimi mevcut.Erdoğan iktidarı kaybederse bu defa yarım demokrasimizi karşı taraf kendi çıkarına kullanacaktır.
bizim ülkemizde bu güne kadar yönetimin perde arkasında ordu duruyordu.perdenin önünde sağcı ve solcu liderler iktidarcılık,muhalefetçilik oynuyordu.siyasiler ülkeyi yönettiklerini sanadursunlar.siyaseten kim gelirse gelsin,perde arkasındaki herdaim yönetici orduydu.
neyse konuyu dağıtmayalım.ben artık sağda solda atatürk büstü görmek istemiyorum.atatürkçü düşünceyle bu ülkeyi kalkındırmaya çalışan eğitimli insanlar görmek istiyorum,vatansever insanlar görmek istiyorum.
devrimlerin yanlış olduğunu söyleyemeyiz.arabistan yarımadasında bir arap ülkesinin resmi dili ingilizce.siz resmi dilinizin osmanlıca,arapça yada ingilizce olmasını istermiydiniz.yada buralara arapça klawyeyle yazmak istermiydiniz.yada hala fes takmak istermiydiniz.yada hala iran gibi dini bir yönetimle yönetilmek istermiydiniz ki,şu an iran halkını serbest bıraksanız,özgürlük diye bağırdıklarını duyabilirsiniz.
Atatürk'ün yanlış yaptıgını söylemek Einstein'in yanlış yaptıgını söylemekle eşdeğerdir.İyi niyetle atılan doğru adımlar neticesinde edinilen kazanımlar,kötü niyetli insanların eline geçtiğinde topluma veya tüm insanlığa zarar verebilir.
Atatürk ve Einstein'in ortak noktası budur.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 24, 2009 1:39 AM
cumhuriyete ve getirdiği kazanımlara muhalif yazılarınızı daha öncede okumuştum.bu son yazınızdan sonra aklımı bir kurt kemirmeye başladı ve hakkınızda biraz araştırma yaptım.
Sanırım Taha bey size babasının adını vermiş,Hacı Mustafa Efendi.Dedenizin o dönemde CHP karşıtı,sol karşıtı,hatta Atatürk karşıtı biri olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.Yada Atatürkçüydü ama CHP karşıtımıydı,bilemiyorum artık.sanıyorum aşağıda yazılanlar yanlış değildir.
"Hacı Mustafa Efendi ile Fatma Hanım'ın oğlu olarak 10 Ekim 1946'da doğan Taha, kendini, Mehmet Hulusi Efendi'nin gölgesinde, muhafazakâr değerlerin samimiyetle yaşandığı bir aile ortamında bulacaktır. Babası Hacı Mustafa Efendi, küçük bir tuhafiye dükkânı işletmekle beraber Sebilürreşad mecmuasını takip eden, Safahat ve Râşid Tarihi gibi kitaplar okuyan, kültürlü, daha da önemlisi Cumhuriyet Halk Partisi'ne şiddetle muhalif koyu bir Menderesçidir. Bunun için 27 Mayıs ailede çok büyük bir üzüntü ve tepkiyle karşılanmış, Adnan Menderes ve iki arkadaşı idam edilince günlerce feryat figan edilip ağıtlar yakılmıştır."
http://www.aksiyon.com.tr/yazarDetay.do;jsessionid=4A58B39A23C79101194D8E92F01B218A?haberno=4803
eminimki babanız amcanızdan,sizde dedenizden etkilenmiş olmalısınız.bunda bir gariplik yok,benim dedemide askerler kovalamış köyde,başındaki fesi çıkartabilmek için.ancak dedem kaçmış çıkarmamış fesini başından.
yıllar sonra ben doğmuşum,zatürre olmuşum 1 yaşında.dedem başımda dualar okuyup duruyormuş,2 gün,3gün.sonunda annem dayanamış,kolundaki bilezikleri bozdurup doktora götürmüş beni.doktor dediği laf "1 gün daha geç kalsanız,bu çocuk ölecekti."yani kafasından fesini kaptırmayan dedem 1 gün daha benim için dualar okusaydı,dualarla öbür dünyaya göcecektim.buralara yazmak nasip olmayacaktı.
Atatürk'ün dediği gibi "hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir".dini inanca sahip insanlar doğaları gereği,peygamberi bile dinlemekte zorlanırlar.ne der peygamber "yarın ölecekmiş gibi ahiret için,hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışın"
yada en doğrusu şöyle diyelim.
"insan,insan içindir.herşey insan içindir.
sen insanı onurlandırırsan,Tanrı'yı da onurlandırmış olursun.
Bizi farklı kılan tek şey "O"nun bize bahşettiğidir.
yoksa haywanlardan ne kalırdı farkımız."
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 24, 2009 2:39 AM
Ya, şapka takmasak yüzyıl geride olurduk şimdi(!)
Üniversitelerimizdeki profesörler bile 100 yılcık öncesinin kaynaklarını OKUYAMIYOR
Laiklik başımıza bela.
Milliyetçilik başımıza bela.
Devletçilik başımıza bela.
Ordu başımıza bela.
Demokrasi, cumhuriyet ağır aksak.
Ve hala modernleşmenin, demokratikleşmenin, sanayileşmenin Atatürk ile başladığını sananlar var.
Köklü kurumlara bakın hep Osmanlı'dan.
İlk hidroelektrik santralimiz Menderes döneminde. Sanırım tek parti uyudu 30 sene. Kurduğu "sanayi"nin elektriğe ihtiyacı olduğunu farketmedi.
Demokratikleşme, batılılaşma, okullaşma hep Osmanlı'da başlamış durumda.
Halka güvenmeyen Halkçılık(!)
Bence demokrasiyi halka bıraksa idik(o zamanın şartları ile düşünüyorum)
Bugün başımızdaki çok bela OLMAZDI.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 24, 2009 9:40 AM
İtiraf ediyorum. Ben suçluyum. Sıradan suç değil benimkisi. Devrimn yasalarına karşı geldim. Bir zamanlar bu suç idamlık idi ama idamın tarih olduğunu biliyorum. Kılıç Aliler yaşasa da normal yollrdan beni asamazlar.
Anonim olduğum için itiraf ediyorum. Lütfen kimse Genel Kurmay'a bidirmesin!
Suçum: Geçenlerde şapkasız olarak kamusal alana çıktım Serpuş kanununu da bildiğm halde!! Evet malesef ciddiyim.
Söylemesem suçluluk duygusundan kendimi yiyipo bitirecektim.
Neden yaptım bilemiyorum. Herhalde "ben de yasağı kırabildim" diyebilme arzusu.
Artık bana isyankar diyebiliresiniz.
İskilipli Anonim
Yazan: İsyankar Tarih: November 24, 2009 11:06 PM
mustafa fatih yüce,
Halka güvenmeyen Halkçılık(!)
Bence demokrasiyi halka bıraksa idik(o zamanın şartları ile düşünüyorum)
Bugün başımızdaki çok bela OLMAZDI.
Halka bırakılsaydı ne olurdu tahmin edebiliyor musunuz? Hadi bir tahmin yapın, biz de o engin bilginizden faydalanalım.
Yazıya gelince, M.Akyol'un bu kadar düz mantıkla düşünebildiğini düşünememiştim, kendisini tebrik ediyorum.
Bütün devrimler yanlıştır, o halde Kemalist devrim de yanlıştı.
metin kara,
Bi dk sn M.akyol, Amerikalılar bizim gii ingilizlere karşı mı savaştı yoksa yunanlılara karşı mı? :)
Ne yazacaksan açık açık söyle, İngilizlere karşı savaşmadık mı diyorsun? Ya da aşağıladığın yunanlıların ordu gücü ve ingiliz desteği yok mu diyorsun?
İsyankar,
İskilipli Atıf Hoca denen herifin geçmişini ve milli mücadele döneminde ne yaptığını biliyor musun? Neden asıldığını biliyor musun? geçmişte hangi cemiyet adı altında kimlere destek ve yalakalık yaptığını biliyor musun? Yoksa internette dolanan onlarca hurafeden "şapka giymediği için asıldı" yalanına mı inanıyorsun?
Yazan: Gökalp Tarih: November 25, 2009 11:25 AM
Sayın Gökalp,
Anladım, ödev vermeyi seviyorsunuz ama benim sizin verdiğiniz ödevlere ayıracak çok zamanım yok.
Ne olurmuş, siz söyleyin. Öyle "ooo neler olurdu" demekle olmaz. Ne olurdu da kötü olurdu.
Ben de işte o zaman onların neden olmayacağını veya olsa da bunların normal olacağını söyleyeyim.
Bence demokrasiyi doğurabilecek bir kapasite vardı bu millette. Devrimlere biat isteyen baskılar, tam aksine demokorasi yerine bir sorunlu bir devlet yapısı, oligarşi doğurdu, demokrasi değil.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 25, 2009 4:08 PM
Ziya Gökalp Bey,
Ne bileyim internette öyle diyordu. Meğer serpuş kanununa muhalefetten değil, yalakalıktan asılmış.
Ama asıldığı zaman yalaka olduğu bilniyoır mu idi yoksa İsatiklal Mahkemesi onun için de "asdılmasına. delillerin bilahere toplanmasaın" mı demiş idi?
Adaletini sevsinler! Senin gibi gençleri Danıştay. Yargıtay hatta AYM'de görmek isteriz.
Neyse, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp di mi ama?
Bir zaman önce bir başka sitede biri "senin beynini Mustafa Akyol yıkamış" dedmişti de ona da aynı şeyi demiştim:
Dedim yaq size ben masumum diye?
Şimdi tez elden bir Turgut Özakman, bir Ergun Poyraz ve bir de Emre Kongar kitabı alıp gerçekleri öğrenmeye koyuluyorum.
Artık isyankar diilim. Serpuş kanununa (ki burada bir devrimci hala yürürlükte olduğunu hatırlatmış idi) örtenin de o kanundan dolayı suç olduğunumuhalefetim için de tevbe ettim.
Yazan: Artık isyankar diil Tarih: November 25, 2009 7:01 PM
mustafa fatih yüce,
Kıvırmayın, eğer iddianız varsa ucundan dokundurup geçmeyin, iyice açıklayın. Siz de sallayıp kanıt istendiğinde kaçanlar grubundansınız galiba. Bu sitede de onlardan çok var, o bakımdan yalnız değilsiniz.
Artık isyankar diil,
Ama asıldığı zaman yalaka olduğu bilniyoır mu idi yoksa İsatiklal Mahkemesi onun için de "asdılmasına. delillerin bilahere toplanmasaın" mı demiş idi?
Ben yalakalıktan asıldı diye bir şey demedim ki. Ayrıca delillerin toplanması, yakılması da bir uydurmadır. Ergun Aybars bu konuda en yetkin kişidir ve bütün belgeleri incelemiştir. Açın onun kitabına bakın, orada herşey açıkça yazılıdır. İstiklal Mahkemelerinin işleyişi ve diğer bütün yaptıkları bellidir. Dincilerin uydurup daha sonra çoğu kişinin inandığı "şapka giymediği için asılan, mezardan çıkarılıp tekrar asılan, namaz kılıyor diye asılan vb." hurafelere inanmayın. Eğer siz tarihi belgelerden değil dincilerin kitaplarından öğrenmek isterseniz kendi bileceğiniz iş. Onun dışında İstiklal Mahkemeleri ile ilgili başka tezler de vardır, Atıf Hoca'nın idam sebebini öğrenirsiniz.
Tarihi Abdurrahman Dilipak, Kadir Mısıroğlu vb. dincilerden(hakkını yemeyeyim, uydurmada çok yaratıcı ve başarılıdırlar), Sevan Nişanyan, Fikret Başkaya, Altan brothers gibi entel geçinenlerden öğrenmeye çalışıp Kemalist tabuları yıkan(!), milli mücadele ve cumhuriyetin yalanlarla dolu tarihinden kendini kurtaran(!) yurdum insanına gerçekten çok üzülüyorum.
Yazan: Anonymous Tarih: November 26, 2009 1:42 AM
hatayı onlar yapmadı çok sayın akyol , hatayı siz yapıyorsunuz. sorununuz ne ile olduğunu farkında varmak hiç zor değil, derdiniz aydınlanma ve bilimle.1400 yıl öncenin felsefe kitapları üzerine kurmuş olduğunuz düşünce sistemi bütün sorununuzun kaynağı.Ondandır ki , 1920 devrimini bir türlü içinize sindiremiyorsunuz, sizin için asıl önemli olan noktayı , kaypakça es geçip, size bir şey ifade etmeyen kesiminden 1920 devrimine saldırıyorsunuz.
s.Anlamaya çalışıyorum sizi ama nereden tutsam elimde kalıyor.siyasete geldi mi sorununuz devrimle, bilime geldi mi sorununuz evrimle.yukarıdaki yazınıza bakıyorum, annesinden babasından duyduklarını arkadaşlarına anlatan lise öğrencisinin sahip olduğu derinlikten ötesini görememekteyim.İddialarda bulunuluyor, hiç bir şekilde sistematik bir inceleme, düşünceyi somut olgulara dayandırma çabası yok.
1) Kemalist devrim neden yanlıştır?
2) Kemalizim denen düşünce sistemini topluma dayatma girişimi hangi gerekçelerle yanlıştır?
bunların cevabını göremiyorum, bana babannemi hatırlatıyorsunuz.
ezan okunurken televizyon izlenmez evladım karşılık neden diye sorardım, günah derdi.
evrim günah onda ikna oldum da, bir de şu kemalist devrimi hallediversek iyi olur.aydınlanmamı yaşamak istiyorum mustafa bey, sizden donanımlısını da göremiyorum.
Yazan: olgu aydın Tarih: November 26, 2009 9:40 AM
dogrusu ben pek anlamadim bu yaziyi. once butun devrimler kotudur demissiniz. sonra devrim olarak adlandirilan bazi seylerin kotu olmadigini soyleyip onlari ayirmissiniz. demek ki, sadece kotu devrimleri devrimden sayiyorsunuz. o zaman da "devrimler yanlistir" totolojik bir onerme oluyor.
iyi devrim olarak, kurtulus savasimiz gibi bagimsizlik mucadelelerini bir kenara ayirmissiniz. lakin burada bizim kurtulus savasimizi gerceklestiren irade, sonraki devrimleri gerceklestiren iradeden cok mu farkliydi diye de sormak zorundayiz. o tarihte bir referandum yapma imkani olsa halkin ne kadari mucadeleye devam etmek isterdi? anadolu hareketine karsi cikan istanbul basini, o donemin sartlarinda degerlendirildiginde, ne kadar haksizdi? o basin milletin kanaatlerini hic mi temsil etmiyordu? tekalif-i milliye emirleri demokratik yolla mi cikartildi? nedense kurtulus savasimizin halkin ortak arzusu ve inanciyla yurutulup basarildigi yonundeki kemalist tezi hic sorgulamadan kabul edip devrimlerin de ayni sevkle basarildigi yonundeki tezi kokten reddediyorsunuz. oyle bakinca birisi halkin mucadelesi olup sizin kriterinize gore mesru, digeri halka ragmen bir mucadele olup gayrimesru oluyor elbet.
ayrica diktatorluklere karsi ayaklanmalari mesru saymak icin getirdiginiz diktatorun halkina zulmediyor olmasi sarti da durundurucu. mesela cok da zalim olmayan bir diktatore biat etmek, daha demokratik bir duzen umuduyla isyan etmekten daha mi dogrudur? evet demenizi demokrat durusunuzla bagdastiramam dogrusu.
lafi uzatmayalim, neyin mesru olup neyin olmadigi konusundaki kriterleriniz tamamen keyfi.
Yazan: dj Tarih: November 26, 2009 12:16 PM
1-Üniforma düşmanlığını asker üniformasıyla sınırlı tutup, türban ve polis kıyafetlerini sivil saymak.
2-Yaptığı hiçbir eylemden sonra gözaltına alınmayacağını adı gibi bilmek.
3-İnsanların bazen bedelini yaşamlarıyla ödedikleri 1 Mayıs işçi bayramını kutlama kararlılığı için, sadece 340 Euro otel ücreti bedeli ödeyerek yırtabilecek kadar parası olmak.
4-AKP milletvekili adayı olup halen “sivil” kalabilmek.
5-Bazıları pankart astıkları için cezaevlerinde onlarca yıl yatarken yine aynı tür bir eylem nedeniyle Cumhurbaşkanlığı resepsiyonlarına katılıp, giydiği converse ayakkabıyı otoriteye muhalefet saymak.
6-Rahatsız olmak.
7-Yasadışı dinlemelere tepki gösteren hukukçulara darbeci diyerek ancak bir “sivil polis” kadar SİVİL olabilmek.
8-Sivil olmak için gericiliğe destek olmak gerektiğini düşünmek ve gereğini yerine getirmek.
9-Sabahın köründe gazeteciler evlerinden alınıp götürülürken, kanser hastası Türkan Saylan’ın evi basılırken gıkını çıkartmayarak, yalancı otorite karşıtlıklarıyla, ancak bir “sivil faşist” kadar SİVİL olabilmek.
10-“Kıvrak ve ironik zekalarını” AKP iktidardan düştüğü günden sonra tabanları yağlamak için kullanabilmek.
:))) ELBETTE DEMOKRAT DA OZGURLUKCU DE HUKUKUN USTUNLUGUNUN YEGANE TEMSILCISI DE SIZSINIZ
Yazan: ancazin Tarih: November 27, 2009 10:41 PM
Naşit Uluğ'un 1938'de basılmış “Tunceli Medeniyete Açılıyor” isimli kitabını okumadan Dersim isyanının niye çıktığı, Atatürk'ün bu isyanı bastırmaya neden bu kadar önem verdiği anlaşılamaz. Kitapta şu değerlendirme yapılıyor:
“Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu.”
Gerçekten de doğu illerindeki aşiret yapısı, Atatürk'ün en çok mücadele ettiği düşmanlardan birisiydi. Yüzlerce yıldır, bölgede feodal bir baskı düzeni kurmuş olan Kürt aşiretleri en başından itibaren Atatürk'ün bu medeniyet projesine karşı çıktılar. Ve kendi gerici toplumsal yapılarını devam ettirmeye çalıştılar. Kurtuluş Savaşı'yla kovulmuş emperyalistler de Kürt aşiretlerinin bu gerici isyanlarını her seferinde destekledi.
1937 ve 1938'deki Dersim isyanları Atatürk dönemi Kürt isyanlarının en sonuncusudur. Tabii, Atatürk bu isyanları bugünkü AKP iktidarı gibi izlememiş, isyancılarla anlaşmamış, isyancıların ardındaki emperyalistlere teslim olmamış ve Türk milletini bölecek adımlara izin vermemişti. Dersim isyanı “açılımlar”la ve isyancıların bölücü emelleriyle uzlaşılarak değil, askeri bir harekâtla bastırıldı. Aynen Şeyh Sait ve Ağrı isyanı ve diğer Kürt isyanlarında yapıldığı gibi...
Bugün feryat figan eden Kürtçülerin derdi de işte budur. Türk devletinin PKK terörüne teslim olmasını ve bir Kürt devletine göz yummasını isteyenler, Atatürk'ün Dersim isyanını bastırmak için yaptıklarına tabii ki karşı çıkacaktır.
Amaçları Atatürk'e saldırmak
Dersim isyanıyla ilgili yürütülen Kürtçü propagandanın kökeninde derin bir Atatürk düşmanlığı yatıyor. Atatürk'e açıktan saldırmaya cesaret edemeyen Kürtçüler, “Dersim'de katliam yaşandı” yalanlarıyla bunu dolaylı yollardan gerçekleştirmeye çalışıyor.
Halbuki, Kürtçülerin iddiasının aksine Dersim isyanı bastırılırken bir “Kürt katliamı” kesinlikle yaşanmamıştır. Aşiretleri tasfiye eden, Doğu insanımızı sömüren derebeylik rejimini ortadan kaldıran Atatürk devrimlerine karşı direnen gericilerle mücadele edilmiştir, o kadar.
Dersim isyanı askeri bir harekâtla bastırılmıştır, ancak bu harekâtta iddia edildiği gibi büyük katliamlar falan yaşanmamıştır. Kürtçülerin “90 bin kişi öldürüldü, 100 bin kişi zorla göç ettirildi” iddiaları bir hayalden başka bir şey değildir. Yalnızca nüfus rakamlarına bakmak bile bu yalanı ortaya koymak için yeterlidir.
İsyan öncesi Tunceli nüfusu 1935 rakamlarına göre 100 bindir. İsyan sonrasındaki 1940 sayımındaysa 95 bindir. Aradaki 5 bin fark da isyan sonrası zorunlu göçe tabi tutulan aşiretlerin nüfusudur. Hangi aşiretten kaç kişinin zorunlu iskana tabi tutulduğu belgelerde de sabittir ve bunun toplamı da 3470'tir!
Üstelik, 1940 yılı sayımındaki 95 bin nüfus o dönem için çok büyük bir rakamdır. Tunceli'de bugün bile, 2008 rakamlarına göre, 87 bin kişinin yaşadığını düşünürsek, iddia edildiği gibi bir katliamın yaşanmadığı kolaylıkla ortaya çıkar.
Atatürk isyana hazırlıklıydı
Kürtçüler Dersim'de sistemli bir katliam yaşandığını iddia ediyor. Halbuki durum böyle değildir. Dersim isyanı için Kürt aşiretleri yıllarca hazırlık yapmış, Atatürk liderliğindeki Türk devleti de isyan başlayana kadar askeri hiçbir harekâta girişmemiştir. Kemalist iktidarın 30'lu yıllarda Tunceli'de yaptıklarını incelersek bu gerçeği görebiliriz.
1930'daki Ağrı isyanının bastırılmasının ardından Doğu Anadolu'daki gücüne büyük darbe vurulan Kürtçülüğün Dersim dışında tutunabilecek bir yeri kalmamıştı. Dersim'deki Kürt aşiretlerinin bir ayaklanmaya hazırlandığı daha 30'ların başlarında tespit edilmişti. Pek çok resmi raporun yanı sıra Başbakan İnönü ve Ekonomi Bakanı Bayar'ın Şark Raporları da, bu konuda uyarılarla doludur.
Atatürk de isyanı elleri kolları bağlı beklemez. 1935'te “Tunceli Vilayetinin Kurulmasına İlişkin Kanun” kabul edilir. O zamana kadar Dersim olarak bilinen yöreye Tunceli ismi verilir.
Ancak Atatürk Tunceli'de yalnızca askeri önlemler almaz, Tunceli'ye “medeniyet” götürülür. Yüzlerce yıldır şehir merkezlerinden kopuk yaşamış Tunceli köyleri yapılan yol ve köprülerle “medeniyet”le tanışır. Hastane yapılır, doktor götürülür. Okul yapılır, öğretmen götürülür. Mahkeme yapılır, adalet götürülür... Köylüyü baskı ve zulüm altında tutan aşiret reislerinin silahlarına el konulur... Tabii tüm bu “medenileşme” hareketi gerici Kürt aşiretlerinin direnişiyle karşılaşır.
Ve... 1937 yılının 21 Martında, yani bugün PKK'lıların da ayaklanma günü olarak kutladığı Nevruzda, Seyit Rıza liderliğindeki Abasan Aşireti, Harçik Köprüsü'nü yakarak isyanı başlatır. Aynı gece bir karakolumuzu basarak 33 askerimizi şehit ederler. 1920 Koçgiri isyanını liderlerinden ve Ağrı isyanına da katılmış Alişer ile Nuri Dersimi de isyancılar arasındadır.
Ertesi gün Pah Hükümet Konağı, ilçede yeni kurulmuş ilkokul ve hastane de ateşe verilir. İsyanın hedefi açıktır: Atatürk Cumhuriyeti'nin götürdüğü “medeniyet”in bütün simgeleri...
Tabii Atatürk, isyanın hemen bastırılmasını emreder. Ve dönemin Tunceli Valisi Korg. Abdullah Alpdoğan'ın komutasındaki 20 bin kişilik bir kuvvetle isyan bastırılır. Elebaşları idam edilir.
“Dersim Harekâtı” olarak bilinen bu isyan bastırma operasyonu, bölgedeki aşiretlerin gücü tamamen kırılana kadar sürer. Aşiretlerin önde gelenleri, Tunceli dışına sürülür ve bölgede Cumhuriyet rejimi tam anlamıyla tesis edilir.
Kürtçülerin ve Fethullahçıların yalanlarını belgelerle çürütüyoruz!
Varan 1: İsyanın lideri Seyit Rıza bir tarikat şeyhi ve aşiret reisiydi
Kendisine solcuyum, ilericiyim, sosyalistim diyen bir insanın Dersim isyanını savunması kadar komik bir şey olamaz. Çünkü Dersim isyanı kesinlikle bir halk hareketi ya da ilerici bir ayaklanma değildir.
İsyanın lideri Seyit Rıza, Dersimli bir aşiret reisidir. Ve Atatürk Dersim’deki aşiret yapısını ortadan kaldırmak istediği için ayaklanmıştır. Seyit de zaten bir isim değil, Peygamber soyundan gelen Şeyh anlamında yerel bir dini ünvandır! Anlayacağınız, Dersim isyanı, bir derebeyinin, bir dini liderin, bir tarikat şeyhinin, bir aşiret reisinin Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmasından başka bir şey değildir. Bu anlamda Menemen ayaklanmasından hiçbir farkı yoktur.
Varan 2: İsyancılar Fransız işbirlikçisiydi
Bütün diğer Kürt isyanları gibi Dersim isyanı da emperyalistlerin kışkırtma ve desteğiyle başlamıştır. Nasıl Şeyh Sait isyanı Musul-Kerkük meselesinin görüşüldüğü bir dönemde İngilizler için bir koz olduysa, Dersim isyanı da Hatay meselesinin tartışıldığı bir dönemde Fransızlar tarafından kullanılmıştır. Nitekim, isyancıların üzerinden Fransız ordusuna ait silahlar çıkmıştır. Elebaşlarından Nuri Dersimi de, isyan bastırılınca Fransız mandası altındaki Suriye’ye kaçmış ve Fransız Hükümeti’nin koruması altında yaşamıştır. Bugün “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarının da AB koruması altındaki sempozyumlarda dile getirilmesi bu nedenle bir tesadüf değilir.
Varan 3: Seyit Rıza İngiltere’den destek istedi
Mektubu büyütmek için tıklayınız
Dersim isyanının lideri Seyit Rıza’nın isyan sırasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 30 Temmuz 1937 tarihli şu mektup Kürt isyanlarının işbirlikçi karakterinin en açık delillerinden birisidir:
“Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,
Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor. Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor. Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.
Seyit Rıza Dersim Başkomutanı”
Varan 4: İsyan Atatürk’ün baskıları değil
Atatürk döneminde yapılan köprü ve yollar yüzünden çıktı
21 Mart 1937'de isyancılar tarafından yıkılan Harçik Köprüsü
Dersim isyanı iddia edildiği gibi Atatürk Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik baskıları yüzünden başlamamıştır. Halka baskı yapmak bir yana, Atatürk, Dersim’deki aşiret yapısını dağıtarak Tunceli halkını özgürleştirmek için büyük çaba göstermekteydi. Şehrin ismi bu yüzden Osmanlı dönemini çağrıştıran Dersim bırakılarak Tunceli olarak değiştirilmişti. Bu nedenle bugün Tunceli ismine tahammül edemeyenlerin, Atatürk’ün Şapka Devrimine karşı çıkanlardan hiçbir farkı yoktur. Çünkü Dersim ismi isyanın değil, halk üzerindeki feodal baskının simgesidir. Tunceli ise o derebeylik baskısını kaldırmak isteyen Atatürk devrimciliğini simgeler.
Ancak çıkarları zedelenen aşiretler ve “seyit” denilen din adamları Atatürkçü devrimlere karşı çıktılar. Menemen’de yaşanan gerici isyanın bir benzeri böylece Dersim’de başlamış oldu. İsyancıların ilk hedefi de devletin binbir zorluk ve masrafla yaptığı köprüler oldu. Munzur etrafındaki iki dağlık bölgeyi birbirine bağlayan Harçik Köprüsü ilk hedefti. Gericiler, “medeniyet”in bir örneği sayılan köprüye bile tahammül edememişti!
Yazan: ancazin Tarih: November 27, 2009 10:45 PM
İşiniz gücünüz Atıf Hoca .Hadi diyelim ki Atıf Hoca haindi.
Erzurum’da şapka takmak istemeyen halkın üzerine ateş açılması nedir peki.
Kemalist devrimin yanlış olduğunu anlamak için Kemalist rejimin koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetlerine geçmişine bakmak yeterli.
tenkil harekatları faili meçhul cinayetler, andıçlar, Batı Çalışma Grubu, darbeler muhtıralar...
Tamamen kendi halkını yakın tehdit olarak gören bir zihniyet.
Yazan: Oğuzhan Tarih: November 27, 2009 11:19 PM
poff...
sizden ne zaman kurtulacağız merak ediyorum.
türkiye tarihine çok büyük bir kara leke olarak geçeceksiniz.
adnan menderes'e atılan iftiralardan (haklı olarak bahsedersiniz) ama TSK'ya atılan iftiraları görmezden gelirsiniz.
sağcı birisinin kılona dokunsa yer yerinden oynar (ki hiçbir zaman bunlara dokunulmaz) ama engin ceber gibiler kameralar önünde döve döve öldürülür, gıkınız çıkmaz.
nasıl insansınız siz???
daha doğrusu, siz insan olduğunuzu mu sanıyorsunuz?
Yazan: sabırlı Tarih: November 28, 2009 1:56 AM
Büğün ülkede atatürkcüyüm diyenler. Nedense hükümetin
dayatma ile yürüyen bir siyaset izlediğine kanaat ediyorlar. Halbuki Cumhuriyet dayatma yöntemiyle kuruldu. Amerika yanlısı avrupa yalnısı olarak göründügüne kızan atatürkcüler , söylesinler bakalım bu giysi kılık kıyafet devrimini nerden kopyalandıgını. Hangi ülkenın devrimiyle dayatıldıgını. İttifak devletleri ile anlaşmalarla sınırlar daraldı. Ve onların yaşantılarının fikirleririnin bize empoze edildiğini unutur olduk. Aslında Biz ne oldumuzu nerden geldimizi ve nasıl yaşamamız gerektiğini unuttuk . Tarihe altın sayfalarla yazılmış olan Ceddimize sahip çıkamıyoruz. Gurur duyulması geekn tek millet onlardır.
Yazan: Ömer Kaya Mumcu Tarih: November 30, 2009 3:26 AM
çok güzel açıklamışsımız ağzınıza sağlık
Yazan: tuna Tarih: December 6, 2009 4:57 PM
Kemalistlere soruyorum:
1)Atatürk 2 yıl boyunca Vahdettin in yanında ne yapmıştır?
2)Kimin izni ile ve hangi amaçla Anadolu ya çıkmıştır?
3)General Allby nın izni ile çıkmış olabilir mi?
4)Kullandığı geminin psulası bozukmuydu?
5)İstanbul dan gizli bir şekilde kaçtıysa Samsun da meşhur karşılama nasıl organize edildi?
6)ajanların ve istbhratın çok güçlü olduğu bir dönemde nasıl bunları yapabilidi?
7)Kurtuluş Savaşı sırasında Osmanlı ya ve Şeriat a bağlı olduğunu niye her seferinde bildirdi?
8)Laikliğe karşı eylemlerde niye bulundu?Neden kongreleri ve meclisi Kuran larla ve ezanlarla açtı?
9)Her seferinde Kürt aşiret liderlerini Ankara ya destek için neden davet etti?
10)Halkın Osmanlı ya bağlılığını kullanmadı mı?
11)Sakarya savaşından sonra yaveri"Paşam bu zaferi ezanlarla bütün memlekete duyuralım dediğinde" "bu huraflerle uğraşacak zamanımız yok"diyerek birden nasıl U dönüşü yaptı?
12)Beraber omuz omuza savaştığı insanlar Cumhuriyet kurulduğunda nasıl oldu da vatan haini oluverdiler?
13)Kongrelerde,mescliste Kuran ve ezan okuttuğu,her ortam da yanından ayırmadığı din alimleri nasıl vatan haini oluverdi?
14)Bizimle beraber savaşan Kürtler neden Cumhuriyete karşı çıktılar?faşist ve sadece Türk ön planlı sisteme,"kürtlerin bu ülkede tek vazifesi Türklere hizmet etmektir"diyen İçişleri bakanına kızmış oabilirler mi?
15)Emperyalizm le savaşan bir lider nasıl olurda onların hukuk sistemlerini,onların ekonomık sistemlerini,onların yaşam tarzlarını ülkeye kes-kopyala yapar?esaret altında olmak sadece silah altında mı olur?
16)Kes kopyala ile yapılan değişikliklere Türk Devrimi denirmi?
17)Ege adaları,Batı trakya ve hilafet bırakılarak Musul-Kerkük nasıl bırakılır?Bunlarda tam İngilizlerin istedği gibi olmamışmıdır?
18)İngilizler tek kurşun sıkmadan İstanbul dan nasıl çıkmıştır?
19)Atatürk emperyalist düzene uyan hareketlerde bulunmakla onlara hizmet etmişmidir yada Ataürk İngilizlere sözler vermişmidir?Acaba İngiliz kuklası olabilirmi?
alın size 19 soru
yalnız cevaplarken fkir üretin sakın slogan ve küfür üretmeyin
ben cahil bir insanım lüftfen benide çağdaşlatırın benide projenıje ekleyin
Yazan: suat Tarih: December 30, 2009 12:00 PM
suat,
1) İki yıl boyunca Vahdettin'in yanında yaptığı bir şey yoktur. Sadece Vahdettin veliahtken Çanakkale'deki başarılarından dolayı orduyu temsilen Almanya gezisinde refakat etmiştir.
2) Vahdettin'in ve İngilizlerin izniyle resmi olarak Samsun civarındaki Türk isyanlarını bastırmak için çıkmıştır.
3) Evet, çünkü o zaman Karadeniz ve limanlar İngiliz kontrolündeydi.
4) Hayır.
5) Gizli bir şekilde kaçma yoktur. Fakat daha sonra kendisine izin veren Karadeniz Orduları Komutanı Amiral Calthorpe geri dönmesi için telgraflar çekecek, İstanbul Hükümetini zorlayacaktır.
6) Nasıl? Oraya zaten İstanbul Hükümetinin İngilizler tarafından verilen izniyle resmi olarak gitmiştir.
Hem kim tarafından gönderildi deyip birkaç soru sonra bu soruyu sormanız çelişki.
7) Her seferinde bildirmedi. Ayrıca ilk defa 25 Eylül 1920'de meclisteki gizli bir oturumda söylemiştir. Kendisi tepki görmeyi bırakın, alkışlanmıştır bile. 1921'den itibaren de açık olarak bunu beyan etmiştir. Yani her seferinde bağlılık diye bir şey yok. Olsa bile Sakarya Savaşından sonra Vahdettin her seferinde İngilizler aracılığıyla Ankara hükümetini ve M.Kemal'i ortadan kaldırmaya çalışmıştır.
8) Çünkü şartlar onu gerektiriyordu.
9) Çünkü Kürtlere güvenilmemesi gerektiğini, her zaman arkadan vurma potansiyellerinin olduğunu ve bunu da yaptıklarını görmüştü. Nitekim cumhuriyet sonrası bile bu tarz olaylar devam etti.
10) Halkın Osmanlı'ya bağlılığı çok kısa bir süre içinde kullanıldı. Hareket çoğunluk olarak "vatan ve millet" ekseninde gelişti. Sakarya Savaşı sonrası halka yayınlanan bildiriyi okursanız görebilirsiniz.
11) Zamanımız yok demekle u dönüşünün ne alakası var?
12) Mesela kimlerden bahsediyorsun? Ethem mi, 150 likler mi, üst düzey komutanlar mı?
13) Kimmiş o vatan haini olan alimler?
14) Bahsettiğiniz konuşma 1930 yılı Ağrı isyanı sonrasıdır. Milli mücadele dönemindeki olaylar ilişkilendirmeniz garip.
Siz o konuşmadan çok bize güvence verip arkadan vuran, isyanlar çıkartanlara gerekli tepkiyi gösterdiniz mi?
Bu ülke Sait ve avanesini boşa idam etmedi, Gönen-Manyas Çerkeslerini boşa sürmedi, hiçbirini keyfinden yapmadı.
Ayrıca emin olun, bizim yerimizde başka bir ülke olsaydı şu anda onların esamesi bile okunmazdı.
15, 16) Kendisinin hedefi çağdaşlıktı. Dolayısıyla hırsızlığa el kestiren, zinaya 100 değnek vurduran, kadınları yarım adan sayan, kaıdnlara cilbab, erkeklere sarık, cübbe giydiren şeriat kanunları yerine çağdaş medeni kanunları koyması gayet normaldir.
Hatayı o dönemde değil, bugüne kadar kopyala-yapıştır dediğiniz yasaları değiştiremeyen çoğunluğu sağcı hükümetlerde arayın.
17) Hilafetin neresi durmalıydı? hilafet bize ne verebilirdi? Türklerde başka hiçbir müslime etkisi olmayan, Abdülhamit döneminde bile müslümanlara karşı İngilizleri savunan hilafet neye yarardı?
Ege Adalarını, Musul Kerkük'ü M.Kemal'e değil Osmanlıya sorun. bugün Ankara ve çevresindeki bir avuç, etrafı sarılı, emperyalist ülke topraklarından fazlasına sahipsek, en basitinden Fatih'in aldığı İstanbul'a hala sahipsek bunu M.Kemal ve diğer milli mücadele kahramanlarına borçluyuz.
Musul için de birçok girişimde bulunuldu, hatta komutanı Kazım Karabekir olan bir ordu kurulması bile görüşüldü. Fakat bazılarının neredeyse milli şehit ilan ettiği Şeyh Sait gibi kişilerin isyanları sayesinde muvaffak olamadık.
18) Tek kurşun sıkmadı iddiası uydurmadır. Gayet de çarpışmalar olmuştur. Hatta beğenmediğiniz İngiliz ajanı dediğiniz M.Kemal, Anadolu'daki bütün İngiliz subaylarını tutuklamıştır, buna Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un kardeşi Albay da dahildir.
İstanbul'un alınması ise tamamen M.Kemal'in siyasi dehası ve politik başarısıdır. Açın onlarca İngiliz yazışması vardır, okuyun. İstanbul'u bırakın, Çanakkale Boğazı'nı kaybetmemk için bile neler yapmışlardır. Size bir kaynak vereyim, David Walder - Çanakkale Olayı.
19) Emperyalist düzene uyan hareketler neymiş, siz buyurun. İngilizlere ne söz vermiştir? İngiliz kuklası birini istiyorsanız bunu M.Kemal'den çok İstanbul'daki kişilerde arayın.
Görüyorum ki alternatif tarih denilen çarpıtma, yalan ve sahtekarlık dolu bilgilerle beyniniz bulanmış. Size milli mücadele konusunda yardımda bulunmayı bir görev sayarak mesajımı burada noktalandırıyorum.
Gökalp
Yazan: Gökalp Tarih: January 9, 2010 2:44 PM