« İsrail’e Tavır, Yahudilik’e Saygı | Ana Sayfa | PKK’yı Doğru Anlayalım Artık »
October 21, 2009
Liberaller Allahsız mıdır?
[21 Ekim 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bizim memlekette “anlam kayması”na uğrayan bir sürü kavram var. Biri, “liberal”lik. Bu kelime, pek çok kişinin zihinde, aşağı-yukarı, “Kemalist olmayan, dindarlara saygılı, ama dinle-imanla pek alakası olmayan kişi” anlamına geliyor. Onun için de, tamamen aynı siyasi ve ekonomik görüşleri savunan iki ayrı adamdan viski içenine “liberal”, camiye gidenine “muhafazakar” denebiliyor.
İşin bu popüler boyutu bir yana, son dönemde bir de liberalizmin teorisine dair bir şeyler yazarak bunun illa dinle çelişik bir fikir olduğunu savunanlar var. Fikirlerine, birikimine ve ahlaki duruşuna büyük saygı duyduğum Ali Bulaç ağabey, başta geliyor. Evvelki hafta Zaman’da yayınlanan “İslam, liberalizm ve özgürlük” başlıklı yazısında bu konuyu bir kez daha ele aldı. Liberallerin “dine ve Tanrı'ya karşı özgürlük” davası güttüklerini, dahası “nefsin istek ve tutkularını, bedenin zevklerini kısıtlayan her engele karşı serbestlik” hedeflediklerini ileri sürdü. Yani buna göre liberalizm düpedüz “Allahsız” ve epey de “ahlâksız” bir şeydi…
Hangi ‘liberaller’?
Gerçekte ise, Ali Bulaç ağabeyin anlattığı, liberalizmin bir sadece versiyonudur. Özellikle de Fransa’da neşvünema bulan bir koludur. Buna karşılık Anglo-Sakson liberalizmi, “dine karşı özgürlük” değil, “din özgürlüğü” vurgusu yapar. Hatta Amerika’ya baktığımızda “din sayesinde özgürlük” temasını bile görebiliriz.
Bu farklılıklar, söz konusu ülkelerin siyasi tarihleriyle yakından ilgilidir. Fransa’da dini temsil eden kilise, mutlaki bir yönetim kurmuş olan kraliyet ile ittifak içindeydi. Onun için de krallık karşıtı “özgürlük” hareketi aynı zamanda din karşıtı bir boyut kazandı. Fransız Devrimcileri, sadece kralı ve aristokratları değil, din adamlarını da öldürdüler.
Britanya’da ise kraliyet daha 13. yüzyıldaki Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) ile liberalleşmeye başladığı için, bu ülkede liberalizm ne krala ne de dine karşı oldu. Aksine, İskoç, İngiliz ve İrlanda liberallerinin önemli bir kısmı, dini, özgür bir toplumu dejenerasyondan koruyan ahlaki değerlerin kaynağı olarak gördüler.
Bu geleneğin en büyük ismi olan John Locke, inançlı bir Hıristiyandı, hatta “Hıristiyanlığın Akla Uygunluğu” diye bir kitap yazmıştı. Farklı dini inançlara karşı (Yahudilik ve İslam dahil) hoşgörüyü savunmuş, “bir tek ateistlerin hoş görülemeyeceğini”, çünkü “Tanrı’yı düşüncelerinden çıkarmakla… toplumun bağları olan sözleşmeler, anlaşmalar ve yeminlerin temelini tanımadıklarını” ileri sürmüştü.
‘Yaratıcı’nın verdiği haklar’
Amerika’yı ise zaten “din özgürlüğü” arayarak yollara dökülen göçmenler kurdu. John Lock’tan esinle yazdıkları Bağımsızlık Bildirgesi’nde, “her insanın eşit yaratıldığını, Yaratıcı’nın hepsine çiğnenemez haklar bahşettiğini, bunların arasında hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkının bulunduğunu” ilan ettiler.
Başkan John F. Kennedy de ABD’nin kurucularının temel aldığı ilkeyi şöyle özetlemişti: “İnsanın hakları, devletin bonkörlüğünden değil, Tanrı’nın elinden çıkmıştır.”
Bu mu, “dine ve Tanrı'ya karşı özgürlük” bayrağı açan liberalizm?..
Sanırım tüm bunların Türkiye’de pek bilinmemesi veya dikkat çekmemesinin sebebi, bizdeki modern siyasi kavramların kıta Avrupası’ndan ve özellikle de Fransa’dan devşirilmiş olması. Bu tek yanlılığın Kemalistleri körleştirdiğini hep söylüyoruz; ama anlaşılan bazı İslamcılarımızı da yanıltabiliyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 21, 2009 5:03 PM




Ali Bulaç uzun zamandır,İslami duyarlılığı ile
liberal felsefe üzerinden liberalleri itham eden
yazılar yazmaktadır,kah kapitalizm ile liberalliği
kah kapitalizm ile serbest piyasa ekonomisini harmanlayıp,liberal felsefenin Ahlaksızlığını dolayisiile İslamla,ve onun öğretisi olan "KUR'AN
"la savaşının olduğunu ima etmektedir.
Sn,Mustafa Akyolun bu günkü yazısıyla eş zamanlı olarak Liberallere 9 soru yöneltmiştir.
Bu soruların analatik ve sakin olarak cevaplandırılmasını isterken,aynı yöntemi kendi yazıları için uygulamamıştır.
Biz okuyucular elektronik posta yolu ile
kendisine ulaşmaktayız ancak bundan önce de olduğu gibi hiçbir cevabı ya okumamakta yada cevaplara ikna edici karşı cevap oluşturmak yerine ısrarla aynı tezlerini savunmaktadar.
Ali Bulacın bu mizacını biliyoruz.Bu sebeble liberallere sorduğu 9 soruya cevap verilmeden önce Sn,Mustafa Akyolun yardımıyla
bizim sorucağımız şu sorulara cevap vermesini arzu etmekteyiz.
1-Ali Bulaç niçin Analatik olmak yerine katagorik olmayı seçiyor?Analatik olmayı liberallerden isterken kendi yazılarında niçin olamıyor.
2-Ali Bulaçın 9 soruya verilecek cevapta aradığı yeterlilik koşulu nedir?
3-Ali Bulaç İslami anlamda şirki,zulmü,tanrı tanımazlığı kendisine şiar edinmiş olan düşünce akım ve ekollerinden hiç rahatsız olmazken(tasavvuf,marksizm vs)Liberalizim üzerinden liberalleri hedeflemek neyle izah edilir?
4-Ali Bulaça Atilla Yaylanın Hür fikirlerde Hasan yücelin geçmiş dönemlerde dolaylı olarak sizlerin Bilal Sanburun Rasim ozan
kütahyalının kapitalizim le islam,kapitalizm ile serbest piyasa ekonomisi,liberalizm ile kapitalizim arasındakiilşkiyi belirten onlarca yazı yazılmış olmasına rağmen,bu tezleri çürütmek yerine aynı iddaları seselendirmek neyle izah edir?
5-Kendisi sosyolog tur,Milliyet gazetesinde Çetin Altanın Kapitalizmin değişimi ile alakalı yazdığı yazıda kapitalizmin ilk aşamasında nasyonalist olduğu işçi sınıfının enternasyonalist olduğu,değişim sosyalijisi içinde
muhteşem bir diyalektik gelişme ile kapitalizmin enternasyonalist işçi sınıfının nasyonalist olduğu
tezininden yola çıkarak kapitalizmin tarihsel gelişimini ilkel dönemlere hapsettiğinde kendisinin kalp rahatsızlığı sonrası yapılan müdahalenin kapitalizmin emeğinin olupolmadığı
o konuda sermaye biriktiren kapitalist sınıfının rekabet ortamı içinde on yıl evvel imkansız dediğimiz operasyonun bugün bu maliyetlerle nasıl yaptığını neyle izah edecektir?
Sn.Mustafa akyolun aracılı olursa ve uygun görürse 9 sorunun açmazını tekrar dile getireceğiz.Selam ile
Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: October 21, 2009 11:27 PM
Kaldığımız yerden devam etmek durumundayız,Ali Bulaç önce çok ilginç akıl yürütme ve kıyaslama metodu kullanmaktadır.
Örneğin;Daha önceki yazılarında Liberallerin Baş örtüsü yasağına karşı sergiledikleri tavrı olumsuzlaştırırken,gerekçe olarak"Liberaller baş örtüsünün Allahın emri olduğunu kabul ederek baş örtü yasağına karşı çıkmıyorlar,onlar sadece özgürlükler açısından bu yasağa karşı çıkıyorlar"türü bir mantık geliştirmişti.Yani özetle "ey liberaller sizin baş örtüsüne karşı verdiğiniz mücadelenin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur,bu eyleminizin benim açımdan değerli olabilmesi için Baş örtüsünün
Allahın Emri olduğunu söyleyin sonra bu eylemeniz
benim katında meşru olsun türü akıl tutulması kıvamında, liberallerin,farklı inanç sistemindeki özgürlük taraftarlarının sorunu zorunlu bir imani projeye intisap etmeleri gerektiğini belirtmişti.
Bu çarpık mantığın tarihsel örneklemesi şöyledir.Oriyentalizm yazarı Merhum Edward Said filistin direnişine verdiği katkı israil askerlerine attığı taş ile müslüman hafızaya kazınmıştı.Ali Bulaçın mantığına göre Edward saidin israile karşı verdiği bu mücadelenin makbul olabilmesi için Müslüman olması gerekir.Önce Müslüman olsun sonra israile diklensin.
Şimdi Ali Bulacın 9 sorusundan bağzı alıntılar yapalım,Eğer bir sosyolog olmasa ve islami bir hassasiyeti olmasa benim için çokda kayde değer bir durum ortaya çıkmıyacaktı.Ben Müslüman ve liberal dünya görüşüne sahip bir bireyim.
1-Önce kıyaslamada ilahiyatçıların kabul ettiği bir ön şart vardır.Bu ön şartı içinde barındırmıyan iki şey kıyaslanamaz.O ikişey arasındaki illiyet bağı kıyaslamanın geçerliliği ile alakalıdır.Elmayla Tahtayı kıyaslıyamazsınız.Beşeri bir yönetim tekniği ile veya bir iktisdi doktrin ile Alemlerin Rabbının ismini bizzat kendisinin verdiği "İSLAMI"kıyaslıyamazsınız.(islamiyat dergis İslam ve demokrasi adlı çalışma)
Dolayisi ile homojen olmıyan tarihsel süreçte çok farklı yapıya bürünen,ve toplumların ideologların yükledikleri anlam tek hakikat değildir.Örneğin.Kapitalizm Karl marks ve max veberin ve Bizim değerimiz merhum sabri ülgünerin
Gözlüğünde bambaşka bir içeriktedir.
Ali Bulaç diyorki"Serbest Piyasa fetişizminin hüküm sürdüğü bugünün dünyasda devletler ekonomiye ne kdar müdahildir?"Bu soru soru tekniği açısından o kadar absürttürki cevabı nekadar doğru da olsa sonuç yanlıştır.Çünkü serbest piyasa denilen olguya kuralları ile uyan
kaç devletin var olduğu bilgisi önce gereklidir.Örneğin Sürekli Amerikaya verilen örnek akıl dışıdır.Çünkü serbest piyasadan son dönemde nasibini almıyan encanlı örnek Amerikadır.
Son yüz yılın enbüyük iktisadi rezaleti serbest piyasnın kurallı uygulanmasından değil tam tersine uygulanmamasından kaynaklanmış sonucuna tüm dünya katlanmıştır.
Ali Bulaç diyorki "Amerikanın ve silah şirketlerinin üretttiğği silahlar serbest piyasanın arz talep yasasına göremi satılıyor diyor.Halbuki cevabının ne olduğunu kendide biliyor Milliyetçilik belasının devletleri var eden bürokrasi sınıfının çıkar ve menfaatleri Diktotoryal rejimleride ortaya çıkarmakta,ve kendisinin hiç sorgulamadığı müslüman petrol gelirli devletler kendi hanedanlıklarını korumak
ve iktidarlarını sağlamak için nasıl da köhnemiş rejimlerini ayakta tutmak için silah aldıklarını bilmekteyiz.Demokrasimi,serbest piyasamı kusurlu, şimdi Adaleti tanımlıyan(maide suresini gözönüne alarak)kur'anla bunu cevaplasın.
Canlı örnek iktidarı hasbel kader eline geçiren Erbakanın israile karşı düşmanlığı bilindiği halde Çevik Birin İsrail tarfını önceliyen baskısı erbakana silah konusunda boyun eğdirtmişti şimdi sorun işelemiyen ama adı demokrasi olan bu parlementer sistemmmi yoksa yürütme ve yasamanın bürokrasi sınıfının üstünde olması gerektiği modern demokrasilermi.
Aslında çok şeyi anlatabileceğimiz ancak Ali Bulaça anlatamıyacağımızı bildiğimiz bir mesele yeni değildir.Selam ve hürmetler
Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: October 22, 2009 4:23 PM
Bir evliliğin yürümesi için “ayrı dünyaların insanları olmamak” yetmez; başka şeyler de gerekir. Bir elektriklenme olacak, halini, tavrını seveceksin; kaşı-gözü düzgün olacak, oturup, kalkmasını bilecek; zarif olacak. Gelin diye karşımıza “kapitalizm/liberalizm” diye bir kocakarıyı allayıp pullayıp, rujla, makyajla satmaya çalışıyorsunuz Mustafa bey. Bu kocakarı ki, kaç tane koca eskitti. Dünyada ne kadar adaletsizlik, eşitsizlik, savaş, manipülasyon varsa bunun eseri. Sicili bozuk bu acuzenin.
Amerika’nın dindarlığından dem vuruluyor. Bırakın efendim dindarlığı. Tanrının oğluna mum yakmakla, istavroz çıkarmakla dindarlık olmaz. Irak’ta 1.5 milyon kişi ölürken, guantanamo’da, Ebu-Garip’te olanlar ortadayken bu dindar halk G.W.Bush’u ikinci defa seçen aynı halk.
Bize dindarlık değil ahlak lazım.
Bize dinle değil, ahlakla uyuşan bir sistem lazım.
Yazan: Ekrem Senai Tarih: October 22, 2009 5:05 PM
Sayin Locke ateistler hos gorulemez diye cok guzel soylemis. Hem de daha o cagda. Liberalizm sayesinde cag atlamis Amerika'da ateist var mi? Onlarda laik, ama lailikligi bizim gibi ateistlere hosgoru ateislere pohpohculuk diye anlamiyorlar. Amerikali bilim adamlari akilli tasarim teorisi sayesinde dunyanin sahipsiz olmadigini bir kez daha ispatlamadilar mi? Bizdeki gibi laikci degiller cunku. Zaten hem laik hem musluman olunamaz.
Bizde hala cagdisi kalmis 200 yillik Darwin teorisinin arkasindan giden ateistler var, onlara da hosgoru gosterin deniyor. Ne hosgorusu gosterelim? Sayin Lockeninde dedigi gibi inkar eden, yoldan cikaran onlar. Mustafa Bey burda defalarca ispatladi, cevap verebildinizmi?
Neymis efendim ozgurluk deyince dine karsida ozgurluk olmasi gerekir mis. Dine karsi gelmekle liberalizm olur mu? Once dindarlara saygi gostereceksin, dindarlar bu memleketin cogunlugu. Musluman mahallesinde salyangoz satilmaz. Gercek liberal Sayin Ozal gibi, Sayin Erdogan gibi mesela, dine saygili liberal olur. Dindar liberal olur. Allah sana o akli dine karsi gelesin diye mi verdi? Sen benim dinime inancima saldirirsan ben sana niye hos goru gostereyim?
Yazan: Mankirt Tarih: October 23, 2009 6:00 AM
Allahsiz mi bilmem ama laik kafali olduklari kesin.
Yazan: Anonymous Tarih: October 23, 2009 7:36 AM
Mustafa Hocam,
Bazı hususları hakikaten gözden kaçırmış olabileceğinizi düşünüyorum, ve aşağıda belirttiğim bilgiler ve görüşler hakkında bir teşrih getirebilirseniz gerçekten çok ama çok sevinirim.
Amerika'daki sekülarizm/laiklik uygulamasına dair yazdığınız iki paragrafı alıntılıyorum:
"Gerçekte ise, Ali Bulaç ağabeyin anlattığı, liberalizmin bir sadece versiyonudur. Özellikle de Fransa’da neşvünema bulan bir koludur. Buna karşılık Anglo-Sakson liberalizmi, “dine karşı özgürlük” değil, “din özgürlüğü” vurgusu yapar. Hatta Amerika’ya baktığımızda “din sayesinde özgürlük” temasını bile görebiliriz.
...
"Amerika’yı ise zaten “din özgürlüğü” arayarak yollara dökülen göçmenler kurdu. John Lock’tan esinle yazdıkları Bağımsızlık Bildirgesi’nde, “her insanın eşit yaratıldığını, Yaratıcı’nın hepsine çiğnenemez haklar bahşettiğini, bunların arasında hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkının bulunduğunu” ilan ettiler."
...
Hocam, buradaki ince ama önemli bir ayrıntıyı bilerek mi, yoksa bilmeyerek mi es geçiyorsunuz, merak ediyorum.
O ayrıntı da şu ki, ilk olarak, evet, bugünkü Amerikan toplumunun özellikle Midwest denen ve genelde cahil kalmış veya bırakılmış olan kısmında, hakikaten ikinci paragrafta bahsettiğiniz türden dindar Hıristiyanlar, bir zamanlar İngiltere'den kovulmuş olan Püritenlerin ("sâfî --pure-- Hıristiyanlık" arayıcısı bir İngiliz protestant mezhebi) genetik veya en azından manevî evlatları yaşıyor. Eski püritenlerinki kadar olmasa da onların itikatlılığına yakın bir itikatlılıkta sofu Hıristiyanlar hâlâ var orada.
Fakat...
Fakat daha en baştan beri, bir başka ve başlangıçta sayıca olmasa da nüfuz bakımından çok daha etkili bir kesim daha olageldi ABD'de.
Bunlar, Boston-Massachusettes-New York civarında konuşlanmış ve daha sonra ABD devletinin de fikrî ve siyasi önderleri olmuş, daha okumuş ve çok daha seküler insanlardı. Amerikan entelijansiyasını ve bilhassa akademyasını ve elbette Amerikan devletinin kendisi tabiatını işte hep bunlar belirlediler. Amerika'nın seçkinleri, siyasi ve fikrî önderleri daima kendileri olan bu insanlar, genellikle de ya deist, ya panteist, ya agnostik ya da ateist gibi sekülarist ve din dışı inançlara sahip insanlardı.
Hatta öyle düşünüyorum ki bugün de, Irak işgalinin ve bütün o melanetlerin arkasındakiler, sanıldığının aksine, az önce andığımız Midwest (Orta Batı)'teki Evanjelik ve/veya dindar saf insanlar değil, yine bu "elit Amerikalılar"dır. Doğu ABD'deki ateist, agnostik, deist vs. elit kesimin içindeki savaş taraftarlarının sadece kullandığı ve arkalarından dalga geçtiği aptal Orta Batılı Evanjelikler de, bu savaşları kendilerine gerçekten bağlı siyasetçilerin planladığını ve çıkardığını zannedip duruyorlar. Oysa bunların hepsi devlet politikasıdır. İşbu "liberal", dinden az veya çok uzak, doğulu okumuşların "geleneğinden" gelen Clinton ve Obama da o yüzden hiç bir zaman "Körfez Savaşı Evanjeliklerindi, biz seküler Amerikalı Demokrat Partililerin savaşı değildi" demediler, ve işgal ve sömürü süreçlerini kaldıkları yerlerden devam ettirdiler.
İşte, bildiğim kadarıyla, sizin "dindar Amerika'nın dine yakın liberalleri" dedikleriniz bu insanlardır, Amerikalıların dindar olanları değil, ateist, agnostik, deist, panteist vs. olanları, dine mesafeli olanları.
Ve dahası, bir tarihî gerçek --ki bu batı medeniyeti tarihi derslerimizdeki ders kitaplarımızda okuduğumuz kesin bir olay-- de şu: Amerika Birleşik Devletleri'nin "esâsî" yapısı kabul edilen ABD Capitol'ünün, yani bugün Amerikan Kongresinin bulunduğu yerin temelleri atılırken, George Washington'un üzerinde bir ritüel mason önlüğü vardı. Temel atma töreni, tam bir masonik ritüel halinde gerçekleştirildi. Hani şu "din kurumunun kendisine değil, fakat sadece onun bilim karşıtı dogmalarına --dogma: inanç esası-- karşı çıktıklarını" söyleyen masonlardan bahsediyoruz burada...
Ve işte, Amerikan liberalizmi bu adamların işidir...
Ve siz Amerikan liberalizmini bir de dindar Amerikalıya sorun. Ben sormasam da, sorulduğu yerlere gittim, okudum, dinledim ve şöylece özetleyebileceğim binlerce ahı işittim:
"Çocuklarımızı gaddarca ve sinsice ateistleştiriyorlar. Üniversitelerde onların hepsini ateizme, esrara ve özgür sekse alıştırıyorlar. Yönettikleri eğitim sistemi süresince çocuklarımıza anne babaya mutlak itaatsizlik aşılıyorlar. Biz ne dersek tam tersine inanacak şekilde yetiştiriyorlar bizim çocuklarımızı. Amerika'yı liberallik maskesi altında türlü tilkilikler yapan sinsi din düşmanları yönetiyorlar ve onların hükmettiği eğitim süreci boyunca kendi çocuklarımızı kaybediyoruz, hepsini liberal maskeli din düşmanlarının dayattığı ateizme kaptırıyoruz."
Saygıdeğer Mustafa Bey, sizden haddim olmayarak şunu rica ediyorum: Ya bu yazdığım bilgilere, bilhassa bu en sondaki koyultulmuş "dindar Amerikan şikayetleri"ne mantıklı bir izah getirin, ya da Amerikan laikliğinin/sekülarizminin Fransız laikliği kadar doğrudan olmasa da (çok daha dolaylı ve sinsi olsa da) en az onun kadar dayatmacı ve kötü niyetli olduğunu ikrar ve tasdik edin. Ben başka bir çıkış yolu göremiyorum.
Saygılarımla,
Mustafa
Hamiş: Bu yazımı, muhtemelen, kendi sitemize de, müsaadenizle, asacağım inşallah.
---------------------------
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
ABD'DE "LIBERALIZM" DEDIKLERI, BIZIM LIBERALIZM DEDIGIMIZ SEY DEGILDIR. BKZ:
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-erdogan/hangi-liberalizm-din-dusmani-dir-192845.htm
Yazan: Mustafa Râvî Tarih: October 23, 2009 5:57 PM
Cok dogrudur Turkiyede anlam kaymasi cok hakim bir durum.Butun degerler,inanclar,anlayislar,orgutler vede siyasi gruplar acisindan bakrsak,sanki hersey fabrikadan cikma gibi standart bir icerigi,dogru yada yanlislari olmasi bekleniyor.Buda bizi herseyde kaliplasmaya itiyor.Zaten bu kavramlar da yurt disindan geliyor ulkemize,gelene kadar bircok degisim gecirmis oluyor.Bence liberalizmde cok sevilen bir kavram degil ulkemizde cunku burda insalar kendilerini ve karsidakilerini ya muhafazakar yada laik cumhuruyetci gormek istiyor.Ondan dolayi biraz uvey evlat muamelesi yapiliyor.
Anlam kaymasi denince demeden gecemiyecegim konu liberalizmden acildi ama bence laiklikte anlam kaymasina ugrayan konulardan biri oldu.son zamanlarda insanlar laikligi tam anlamiyla gunah kecisi yapip her tasi ona atmaya basladi bence bu da cok abarti.Kemalistlerin her konuda ona atifta bulunarak konusmasi yada muhafazakarlarin her sinirlendiginde onu hedef gostermesi bence cok abarti...
J.F.Kennedy'nin sozune bayildim:
“İnsanın hakları, devletin bonkörlüğünden değil, Tanrı’nın elinden çıkmıştır.”
Yazan: svm Tarih: October 23, 2009 10:31 PM
Yukarda bir yorumcu liberalizm ve ahlaktan bahsetmiş.
İki yıl kadar önce katıldığım bir Liberal Düşünce Topluluğu Konferansında da bu konu biraz tartışıldı.
Bir konuşmacı genç, Ali Bulaç'ın deyimi ile "paqradigmik liberaller" in liberalizmi adeta bir dogma gibi algıladıklarını ahlakı dahi orasdan neşet ettiğne inandıklarını ifade etti.
Verdiği bir örnek aklımda kaldı: Bazı liberaller "biz adam öldürmeye karşıyız çünkü hayat bir bireysel mülktür".
Küresel ısınma, Gazze veya Darfur'u Hayek'in kitaplarıuna bakmadan anlamlanıramayan liberaller eski Marksistler veya onların çocukları olmalı diye düşündüm.
Aynı konferansta Türk liberal entellektüellerinin en önemli isişmlerinden Atilla Yayla'nın sözleri yüreğime su serpti: "Nihai tahlilde uğraşımız bir hakikat arayışı olmalı" (aklımda kalan meal).
Hiç bir ideoloji veya felsefi düşünce paket şeklinde alınmamalı. Bir ahlak , doğruculuk testine tabi tutulmalı.
Liberaller bunu yaparsa ne San Francisco ne Guantanamo ne küresel emperyalizm de Bernard Madoff'un hesabı onlardan sorulur.
Not.: Mustafa Bey'in verdiği linkteki M. Erdogan yazısını okumadım ama herhalde ABD'de "sosyal liberal" denilen hayat tarzı, fikir serbestisi manasındaki liberallik ile liberal ideoloji arasındaki farktan bahsediyor olmalı. Aslında kelime manası da "serbestlikçi" dir, ideloji bundan türemiştir. Tersi değil.
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: October 24, 2009 12:10 AM
Cevabınız ve verdiğiniz cevabî internet bağlantısı için teşekkür ederim, Mustafa Bey.
Meseleyi daha derin kavramam yolunda bana yardımcı oldunuz. Ama bence ana-yazıda eksik bıraktığınız bir nokta ve hâlâ vuzuha kavuşmayan bir diğer nokta daha var. Bence bu noktalar çok ama çok önemli.
Birincisi, verdiğiniz cevap, yine de en yukarıdaki ana-yazınızda Anglo-Sakson ve Amerikan liberalliği konusunu aşırı basit anlattığınız anlamına geliyor. Bir başka deyişle, savunmacı bir reflekste bulunacak olursam: Benim suçum yok, siz eksik anlatmışsınız! :)
"Amerikan liberalliği dine karşı iyidir" derken, "bizim liberallik olarak gördüğümüz Amerikan muhafazakârlığı"nı kastettiğinizi bence belirtmeliydiniz.
Ayriyeten, Amerika'daki dinî işlerin, yine de iyi gitmediği, benim bir özetini yukarıda verdiğim dindar Amerikalı şikâyetlerinden anlaşılıyor. Anlaşıldığına göre, M. Erdoğan Hocanın (ve Obama'nın) bahsettiği türden din karşıtı liberaller bütün eğitim sistemini büyük ölçüde ellerine geçirmiş haldeler ve Amerika'yı gerçekten de benim dediğim gibi sinsi bir şekilde ateistleştirme yolundalar, bilhassa üniversiteleri, durum böyle mi?
Gerçi sanırım bu zaten bilindik bir şey; bunu hem Türkiye'den, hem de Amerikalı Müslüman arkadaşlarımın anlattıklarından biliyorum: Sizin de gittiğiniz Türkiyeli Boğaziçi Üniversitesi'nde bile, bu üniversite özgürlükçü Amerikan geleneğinden geliyormuş diye, geçen haftaki Manga konserinde genç erkeklere "bu gece lâzım olur diye", "taş gibi hatunlar" tarafından prezervatif dağıtıldıysa, Amerikan üniversitelerindeki durumu düşünemiyorum bile!
Ve aslında mecburen düşündüm bile: Oralardaki durum bundan bile kötü, ki zaten bizde de aynısı olsun, üniversite öğrencilerinin yüzde sekseni marihuana (esrar demeyince marihuana deyince daha havalı oluyor) çeken ve özgür cinsellik yaşayan din karşıtı sekülaristler olsunlar diye, uğraşılıyor.
Bu dağıtım olayı son derece serbestken, geçen yıl iktidara gelen yeni rektörün başörtüsünü toptan yasaklama (ve bunu tam anlamıyla başaramama) griişiminden cesaretlenen Eğitim Fakültesi ve bazı Mühendislik hocaları, başörtüsünü derslerinde tamamen yasaklamış haldeler... Mesela bir başörtülü kız onları takmayın derse o halde girerse ve sınavlarından yüz üzerinden yüz puan alırsa, AA yerine en kötü geçer not olan DD'yi ancak alabiliyor...
Demek ki bu "herkes özgürdür, ama dinsizler ve hedonizm yayıcıları diğerlerinden elli kat daha özgürdür" felsefesi bu farklı Amerikan liberalliklerinin din düşmanı olanından geliyormuş üniversitelere...
Cevabınız ve Prof. Mustafa Erdoğan'dan verdiğiniz bağlantı için tekrardan çok teşekkürler. Keşke bu son yazdıklarıma da değinebilseniz ve teşrih getirebilseniz, yani buna zamanınız olsa...
Tekrardan saygılar, selâmlar.
Yazan: Mustafa Râvî Tarih: October 24, 2009 1:14 AM
Liberallerin kendi dusunurlerinin utopyalarindan baska bir seye dayanmayan bir ahlak felsefeleri var. Bunun dayandigi ilkelerin ulkemizdeki insanlarin ne inanclarinda, ne kulturunde, ne geleneginde karsiligi var. Gazete koselerinde, televizyonlarda, ahlak, deger, ozgurluk diye atip tuttuklari, insanimizin bu kavramlardan anladigiyla ortusmuyor. Liberallere gore, ahlaki olan herkesin bir baskasinin deger verdigi seye saygi gostermesi ve onun hayat gorusune gore ozgurce yasamasi hakkini savunmasi. Yani, Pelinsu denize bikiniyle girmek, Ayse de universiteye basortusuyle girmek istiyorsa, liberale gore ahlaki olan, Pelinsu'yla Ayse'nin iki ozgurluk icin birlikte mucadele etmesi. Oysa benim tanidigim Pelinsular ve Ayseler icin bu iki ozgurluk esdeger degil, biri ustun, digeri ise asagi ya da yoz.
Dindar insanlar, liberallerin Pelinsu'nun Allah'in emrine uymama hakkini, Ayse'nin Allah'in emirlerini yerine getirme hakkinin yanina koymalarina ifrit oluyorlar. Liberal olmak, inancsiz olmayi gerektirmez, ama toplum hayatinda her turlu inancin ve inancsizligin esit duzeyse olmasi gerektigini kabul etmeyi gerektirir. Liberal isterse bes vakte bes daha katip namaz kilsin, savundugu ahlak felsefesi laiktir. Bunu bir yaraticiya dayandirmaya calismak da bir sey ifade etmez. Zira insanimizin "yaratici"sinin kullarina hangi haklari verdigi, neleri yasakladigi acik. John Locke'un "yaratici"si Musluman'i baglamaz. Ali Bulac'in tepkisini bence bu cercevede anlamak lazim.
Yazan: Ahmet Anonymous Tarih: October 24, 2009 2:42 AM
evet Mustafa Bey,sorunuza cevap veriyorum,liberaller Allahsızdır,bir insan hem liberal olup hem de Kuranın Allahına inanamaz..bir Tanrıya inansa da bu kuranın Tanrısı olamaz...Allah,liberalizmi onaylamaz,hoş görmez..siyasete,yönetime taliptir,bu kadar had cezası Kuranda yer kaplasın,kitabın hacmi büyüsün diye yollanmamış olsa gerek...derseniz ki bunlar tarihseldi vs..o zaman Kuranın Tanrı sözü olmadığı,duruma göre hz.Muhammedin Tanrısal esinlenmelerle söylediği sözler anlamına gelir.Çünkü Tanrının sözleri çağlara göre değişmez..Eğer konuşan Tanrı ise bu sözler üzerine kimse tartışamaz,çok ciddi bir durumdur bu.
Öncelikle vahye karşı pozisyonunuzu belirleyip buradan liberalizme geçmelisiniz...Kur'an Tanrı sözü müdür yoksa Hz.Muhammed'in kendi zihninin bir ürünü müdür?....Eğer bunlar mota mot gerçekten Tanrının konuşmasıysa liberalizmi kabul etmek için önce bu Tanrıyı inkar etmek gerekir..yok eğer hem Kurana inanacağım,müslümanım diyorsanız vahyin oluşturulmuş bir kitap olduğunu kabul edeceksiniz,Abdulkerim Suruş'un yaptığı gibi..O zaman hem liberal hem müslüman olmanızın bir temeli bulunabilir ama bunu yapabilmek için de yürek ister..
Liberal olmak için kadim bir soruyu yeniden tartışıp cevaplamamız gerek:..Kur'an mahluk mudur değil midir ya da modernize edilmiş haliyle soralım;Kur'an oluşturulmuş mudur değil midir?
Yazan: deniz Tarih: October 24, 2009 2:56 PM
Yukarıdaki şu anlık son yorumcu beyefendi, önemli bir noktaya, daha doğrusu düzeltilmesi gereken önemli bir yanılgıya temas etmişsiniz; ve o yanılgıyı savunarak şöyle yazmışsınız:
"Dindar insanlar, liberallerin Pelinsu'nun Allah'in emrine uymama hakkini, Ayse'nin Allah'in emirlerini yerine getirme hakkinin yanina koymalarina ifrit oluyorlar."
Şahsım adına ben bu dediğinize ifrit olmuyorum.
Benim ifrit olduğum şey, Pelinsu'nun ve hatta çoğu Ayşe'nin kendisinin, okula mümkün olan en açık saçık ve/veya sıktırmalı kıyafetlerle gelip, dişiliklerini gözümün tam içine sokmaya çalışmaları ve ortalıkta ultra-seksi cinsellik objeleri halinde dolaşmaları, bana ve "eşim Fatma"ya bu şekilde saldırmaları, o kadar.
(Devamını, bu konunun daha geniş bir izahını, inşaallah yarın sabah bizim sitede görünecek olan yazımda okumanızı tavsiye ederim. Bizim site nedir derseniz, kullanıcı adımın kendisi oraya bağlantı veriyor olacak zaten.)
Yazan: Mustafa Râvî Tarih: October 24, 2009 3:23 PM
flaş haber!
dursun çiçek'in hazırladığı belge gerçek çıkmış.
baştan beri doğruluğu kanıtlanmadan bu kağıdın üzerinden spekülasyon yapılmaması gerektiğini savunmuştum. görünen o ki artık "belge" niteliği kazanmış.
velev ki doğruysa -ki hala %100 onaylanmış değil- sorumlular muhakkak hesap vermelidir. "tsk büyüğü" veya "devlet büyüğü" farketmez, kimse "yarı-tanrı" değildir, adalet mutlaka yerini bulmalıdır.
saygılar.
Yazan: sabırlı Tarih: October 26, 2009 1:40 PM
Zımmi onlar, zımmi. Gönüllü zımmi.
Yazan: Samet Tarih: October 27, 2009 6:46 PM
Yazıyı ve yorumları okuduktan sonra "doğuludan demokrat olmaz" sözüne iyice katılmaya başladım. "Şark için yeterli" cümlesi meğer ne doğru bir cümleymiş.. Müslümanlarda demokrasinin "mayası" yok.
"Sana Allah o aklı ona karşı gel diye mi veriyor?" gibi bir düşünce iklimiyle liberallik arasında bağlantı kurmaya çalışmak; işte doğulu olmak bu. Sorun da bu galiba.
"Liberal" kelimesine gerek yok; "özgürlükçü" iseniz; her türlü inanç ve inançsızlığın eşit biçimde ifade ve varlık hakkını tanırsınız. Bunun devlet çevirisi ise; tümüyle minimize edilmiş bir versiyondur. Ayn Rand bu kavramı minarşizm olarak ifade eder. Devletin birey ve toplum üzerinde bir ahlak polisliği yetkisi yoktur. Herkes istediği biçimde, istediğine inanarak ve bunu ifade ederek yaşar.
Kabaca özetlersek demokrasi budur.
Ama böyle bir yorumu herhangi bir Müslümanın kabul edebilmesi mümkün değildir. Müslüman demokratı olsa olsa "hoşgörülü" olur bence, şu yorumlar onu gösteriyor. Yani; devlet İslami olacak, kurallar İslam dinine uygun olarak şekillenecek, devletin toplumu İslamize etmek gibi bir amacı olacak ama sözgelimi "namaz kılmayana, oruç tutmayana" herhangi bir yasal uygulama yapılmayacak. Tabii, bu toplumda karşılık bulan bir şey de olmayacak. Yani namaz kılmamak, oruç tutmamak "o kadar da mümkün" olmayacak.
John Locke'un o söylediği şeyin tam tersini söylemek mümkün. Düzeni ateistler değil; Teistler bozuyor. Dünyayı yüzyıllardır kana boyayan siz ve sizin yarattığınız o kültürdür. İkiz Kuleleri biz ateistler değil Teistler yıktı. Haçlı Seferleri'ni de Osmanlı istilasını da teistler yaptı. En son dibinizdeki ülkeyi işgal edip 1,5 milyon insanı öldüren ülkenin hükümeti gayet dindardı.
(Gerçi Irak işgali konusunda da, yine şu yukarıdaki yorumlar sayesinde farklı düşünmeye başladım. Müslümanların şu demokrasi (!) anlayışı hakikaten tüm dünya için bir tehdit. Belki de bizim göremeyip Bush'un gördüğü şey budur. )
Ateist oranının yüzde 5'i bile bulmadığı ve küresel yobazlığın merkezi olan Amerika'nın halkı da o başkanı iki kez seçti. Demek ki "ateistler huzuru bozuyor" cümlesi, "dünyayı israil yönetiyor laaağnn" diyen kahvehane entelinin söyleyebileceği bir cümledir en fazla.
Darwin teorisinin yerle bir olduğundan ise nedense bilimadamlarının haberi yok. AT, genel "nitelikli" bütüne göre oldukça azınlıkta.
Buradaki sorun liberalizmin ne olduğu sorunu değildir. Buradaki sorun müslümanların "demokrasi ve özgürlük zaafı"dır. Bunu idrak etmeyi bile başaramamasıdır.
Yazan: Hasan Tarih: November 2, 2009 1:23 PM
Liberalizm hakkında çok fazla bilgisi olmayan bir insan olarak Mustafa Bey'in sitesinden bilgilenebilir miyim diye girdim siteye ve Mustafa Bey'in bu yazısı dikkatimi çekti. Şimdi malumunuz liberalizm hakkında iki satır yazı okumamış insanlar sırf "herkes istediğini yapsın" teması liberalizm hakkında bilinen neredeyse yegane tema olduğu için liberal olduklarını ilan etmeye başladılar. Facebook gibi sitelerde de politik görüş kısmına liberal yazıyorlar. Ne de olsa çok fazla anlamaya çalışmaya gerek yok, liberallik herkese özgürlük manasına geliyor!!! Yazıyı okuduktan sonra alttaki yorumlarda Mustafa Ravi Bey'in yorumları olayı daha da ilginçleştirdi. Sonrasında Mustafa Akyol Bey'in ona referans verdiği Mustafa Erdoğan Bey'in yazısı da her şeyi daha da ilgi çekici hale getirdi. Şimdi ben olayı anlayamamış durumdayım. Bu liberalizm nasıl bir şey. Bir kısım kendine liberal diyenler insanların özgürlüklerini kısıtladığı için dinin toplum yapısından çıkarılması gerektiğini düşünüyorlar, bir kısmı bu da inananların özgürlüğü deyip dini özgürlükleri destekliyorlar. Bir kısmı da din insanı özgürleştirir inanmamak daha da özgürlüklerden ve toplumun faydalarından uzaklaştırır deyip dine pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğine inanıyorlar. Yani Marksizm'i sevmem ama en azından o düşüncede ayrıntılarda ihtilafa düşüyor bağlıları bildiğim kadarıyla. Buradaysa hepsi liberalizm ama hepsi birbirine zıt. O zaman farklı isimlerle adlandırılmaları gerekmez mi? Amerikalı liberaller böyle diyorlar ama denilince aaa ama onların liberallik anlayışları din konusunda tam bizim zıttımız diyorlar. Bence liberalizmin propagandasını yapmadan önce oturup liberalizm öz olarak ne bence liberal düşünürler önce bunu tartışmalılar.
Yazan: serdar Tarih: November 8, 2009 2:16 PM
Mustafa bey aslında kavramların insanların ya da toplulukların algılama biçimi ve tarihsel süreçte gelişim evreleri açısından farklı anlamlar taşıdığını ifade etmektedir.Ben katılıyorum kendisine şahsen.Ali Bulaç bey çok değerli bir yazar ve eminim Mustafa beyin ifade ettiği din karşıtı algılama durumunu ifade etmiş olabilir..
Saygılar
Yazan: Nizamettin HAMARAT Tarih: November 11, 2009 6:32 PM
Serdar Bey,
Belki de Marksizm gibi ayrıntılı tanımlanmış ve çok iddialı bir ideolojiye sahip olmak her zaman iyi değildir. Belki hayatın gerçekleri, Marksizm'in onları hapsettiği dar çerçeveden çok daha karmaşıktır, ekonomik düzenin hemen her şey olduğu düşüncesi ve kaba bir materyalist evrimcilik temelindeki çerçeveden. Belki de Marksizm gibi, bilhassa dogmatik materyalizmin kainat anlayışı ve proleteryanın geleceğine vb.ine dair şimdiye kadar hiç doğru çıkmamış kehanetler yoluyla, her şeyi çözdüğünü, son noktayı koyduğunu iddia etmiş bir ideoloji liberallerin kafa karışıklıkları ve ihtilaflarından daha hayırlı ve akla yakın bir şey değildir... Ne dersiniz? Ben bunların hepsi doğru derim. Doğru olduğunun diğer bir delili de bizim afili üniversitemizdeki Marksistlerin içinde şimdiye kadar rastladığım kahir ekseriyetin, bütün o zekâlarına ve başarılarına rağmen, son derece dar görüşlü, müsamahasız ve şaşkın oluşları...
Beni sorarsanız, kendimi liberal olarak değil, sadece bir Müslüman (Muslim: özünü elinden geldiğince Allah'a teslim etmiş, adamış kişi) ve bir mümin olarak tanımlıyorum. Hz. Peygamber kendisi siyasî ve toplumsal hayatında müsamahalı, anlayışlı, merhametli, ama dayatmalara karşı da son derece tavizsiz davranan, özel hayatında da hoş ve yumuşak huylu bir insandı. Benim toplumsal fikriyatım o "Hazret-i İnsan"ın ahlâkına benzemekten ve başkaları da ona benzesin diye, daha doğrusu ona benzemeye ve erdemli ve namuslu olmaya çalışanların önlerine köstekler konmasın diye uğraşmaktan ibaret.
Bu temel ahlâk özelliklerinin ve onların sistemleştirilmesi şeklindeki ilkenin bir kısmı da liberal kanılarla çok ama çok uyuşuyor. Fakat özellikle şu yukarıda öğrendiğim sosyal liberallerin, yani (sözde) eşitlikçi liberallerin kanıları değil de, özgürlükçü liberallerin kanıları... İkincilerin bile ahlâkî yamuklukları ve yanılgıları, güya ahlâk ve müsamaha namına savundukları sekülarist dayatmalar var tabii, meselâ Ahmet Altan'da bunlar bayağı var. Ama yine de gördüğüm ekseriyetlerinin niyetleri samimî ve diyaloğa girilmek ve beraber hareket edilmeği en çok hak edenler onlar gibi görünmekteler.
Vallahu a'lem. Allahu yehdînâ ve yehdîkum ilâ sebîl ir raşâd. (Yine de Allah daha iyi bilir; Allah bizi ve sizi aklıbaşındalık yoluna iletsin.)
Yazan: Mustafa Râvî Tarih: November 13, 2009 4:45 PM