« Töre, Din ve Kürtler | Ana Sayfa | İsrail Türkiye’yi İşgal Eder mi? »

May 27, 2009

Ne Şeriat Ne Demokrasi = Bağımlı Yargı!

[27 Mayıs 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Bugün 27 Mayıs. Türk siyasi tarihinde bir kara leke. Tam 49 yıl önce bugün, milletin seçtiği meşru Demokrat Parti iktidarı, silahlı bir çete tarafından alaşağı edilmişti. Aynı silahlı çete bir süre sonra da Yassıada’da Stalinvari bir devrim mahkemesi kurarak “düşük” Demokratları yargıladı. Mahkeme başkanı Salim Başol’un sanıklardan gelen bir itiraz üzerine söylediği “sizi içeri tıkan kuvvet böyle istiyor” şeklindeki ünlü söz, her şeyi özetliyordu. Mahkeme, adaletin gereğini değil, o “kuvvet”in isteklerini yerine getirmek için kurulmuştu. O istek uyarınca da rahmetli Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın katline karar verdi.

Salim Başol bugün aramızda değil. Ama onun gibi düşünen ve hükmeden daha nice hakim ve savcı var. Bunların ortak özelliği, hukuku, adalete değil, siyasi bir kuvvete hizmet eden bir mekanizma olarak görmeleri. Kimi zaman o “kuvvet”ten talimat veya “brifing” alıyorlar. Çoğu zaman da buna ihtiyaç kalmıyor, çünkü o “kuvvet” ile zaten aynı ideolojiyi paylaşıyor, bu ideolojiye hizmet etmeyi “görev” sayıyorlar.

Prof. Sancar ve Doç. Suavi Aydın’ın hazırladığı “Adalet Biraz Es Geçiliyor: Demokratikleşme Sürecinde Hakimler ve Savcılar” başlıklı TESEV raporu, tam da bu soruna ışık tutuyor. Kendileriyle görüşülen 51 hakim ve savcı arasında “Ben Cumhuriyet Savcısıyım, işin içine devlet girdiği zaman taraf olmak zorundayım” diye açık açık söyleyenler var.

Buradaki temel sorun, hukukun siyasi bir güç olan “devlet”in hizmetine sokulması. Bunun bir diğer anlamı, hukukun, devlet kurumlarının muhtemel baskı ve zulümleri karşısında vatandaşı korumak gibi bir görev üstlenmemesi. Yani hukuk, Başbakan Erdoğan’ın sevdiği tabirle, “sessizlerin sesi, kimsesizlerin kimsesi” olmuyor. Devletin sesi ve tokmağı oluyor.

Bu “devletçi yargı zihniyeti”nin, temel amacı bireyi korumak olan liberal demokratik Batı normlarına uymadığını biliyoruz. Ama bir şeye daha uymuyor: İslam medeniyetinin geleneksel adalet normlarına.

Bu soruna işaret eden ilginç isimlerden biri, Harvard Üniversitesi hukuk profesörü Noah Feldman. Feldman, “The Fall and Rise of the Islamic State” (İslam Devleti’nin Düşüş ve Yükselişi) adlı kitabında önemli bir gerçeğin altını çiziyor: İslam medeniyetinde hukukun kaynağının “devlet” değil Allah oluşu… Zaten bu nedenle modern çağa dek İslam coğrafyasında “hukuk yapma” görevi, devlete değil, ondan bağımsız olarak hakikati arayan “ulema”ya, yani din adamlarına ait. Bu din adamlarının önemli bir amacı ise (bazen başaramasalar da) “müstebit sultan”ı, yani despot devleti sınırlandırmak.

Feldman bu yapının modern dönemde nasıl bozulduğunu kitabında şöyle anlatıyor:

“Ancak ulemanın bu (sınırlandırıcı) rolü kalıcı olmadı. Hukuk yapma işi, sonunda modern/Batılı sistemle eğitilen yeni bir hukukçular sınıfının eline geçti. Ulemanın aksine, bu yeni hukukçuların devletten bağımsız olma geleneği yoktu. Onlara göre hukuk, Tanrı’dan değil devletten kaynak buluyordu. Bu dünya görüşünün doğal sonucu olarak, devletin organlarını hukukla sınırlandırma konusunda çoğunlukla isteksiz oldular.” (s. 69)

Sorun şöyle de özetlenebilir: İslam medeniyetinin geleneksel adalet normlarını “gericilik” diye terk eden, Batı medeniyetinin vardığı liberal demokratik normları da kavrayamayan Türk hukuk sınıfı, hem bağımlı hem de taraflı bir “devlet aygıtı” olup çıkmıştır. (İstisnaları tenzih ederim). Tek çıkış noktası, devletten ve her türlü siyasi güçten bağımsız ve onların üstünde bir “adalet” mefhumuna inanmaya başlamasıdır ki, bu nasıl sağlanır, doğrusu bilemiyorum…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 27, 2009 5:22 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, işbu yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"Buradaki temel sorun, hukukun siyasi bir güç olan “devlet”in hizmetine sokulması."

bu elbette yanlış.iki taraftan bakalım.biz oligarşinin her türlü maşasına karşı çıkıyoruz.öyle söylüyoruz.karşı tarafın samimi insanları da bazı çekinceler taşıyor.mevcut yaşam biçimlerinin tehdit altında oldugunu düşünüyor.öyle olmadıgını kim garanti edebilir?

her iki taraf içinde temel kıstas bana göre vatanseverliktir."yurt sevgisi ona hizmetle ölçülür" demiş Atatürk.kim bu ülkeye bu millete hizmet ediyor,kim kendine hizmet ediyor?

birde maalesef ahlaken biraz bozulmuş bir toplum olduğumuz için herkes biribirine şüpheyle yaklaşıyor.yapılan her eylemin arkasında bir ard niyet arıyoruz.kim davranışlarında ve yaptıklarında gerçekten samimi?

gerçekten samimi olarak bu ülke için çalışacağız hep birlikte.bu ülke için.

hukuk,adalet devletler üstü olmalı.ancak bu konuda küresel bir standart yok.AHİM mahkemesi üyeleri bir karar almadan önce golf oynamaya gittiklerinde yanlarında kimler oluyor.İRAN mahkemeleri ne kadar evrensel hukuka uyuyor.hukukun bir standartı yok.en baba hukuk batı hukuku diyoruz.suç oranlarına bir bakıverin batılı ülkelerin.

o zaman ne yapacağız?dünyanın en iyi küresel hukuk kurallarını biz Türkler oluşturabiliriz.bunu yapabiliriz.

artık kavga etmemeliyiz.sağcısı solcusu,dincisi,laiki birlik olmalıyız.bu bölünmüşlük ve çıkarcılık artık son bulmalı.ABD gibi özgürlükler ülkesi olabilmeliyiz aynı zamanda.

tv'de bir şey dikkatimi çekit.ABD'de türk günü yapılıyor.ne güzel.peki Türkiye'de ABD günü yapılabilir mi?bir gün Türkiye'de ABD günü yapılabilirse bizde ABD kadar özgürlükçü ve sağduyu bir millet olmuş oluruz.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 28, 2009 1:07 AM

Babası ülkenin en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın.
Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.
Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.
Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı…
Çok üzülmüştü küçük kız… Babasına söyledi bunu, o da “Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?” dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü.
Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu:
-“Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?”
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:
-“Hşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!..."


Bilmem anlatabildim mi?

Yazan: Birgül Tarih: May 28, 2009 3:40 PM

Deliye her gün bayram hesabı Türkiye'de her gün ABD günü Bigalıoğlu :)

Bunu görmek için Nişantaşı veya Etilere uğraman şart değil. Etrafa bak Tv'yi aç , istersen Islami olanı. fark etmez. Sivas'ta artık fırınların adı Hereford, Star, berberlerin adları karizma.. felan.

ABD'de ancak "egzotik" kültürler "gün" yapma ihtiyacı duyar; hakim kültür değil.

Kültürden açılmışken, bi reklam arası veriyoruz:

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2009/05/27/erdogan%e2%80%99in-cikisi-ve-ahlaki-otorite/

Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: May 28, 2009 3:43 PM

bekir bey o zaten malumunuz.biz 8-10 yıl önce cm kullanırdık.şimdi asya'da üretilen mallar inç hesabı.bizde öğrendik 1inç kaç cm eder diye.ilk çağ emperyalizmin ve son çağ emperyalizmin gavura getirileri bunlar.

artık değişmez,ingilizce öğreneceğiz.becerebiliyorsak türkçe öğreteceğiz.son zamanlarda bu konuda çok güzel gelişmeler yaşanıyor bu ülkede.

ben bu ülkenin her konuda Dünya'nın merkezi olmasını istiyorum.evrensel hukuk konusunda bir çok ülkeden daha fazla başarılı olacağımıza inanıyorum.istersek her şeyi başarabiliriz.ama önce kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor.Sadece dışarıya göçmüş beyinlerimizi geri getirsek bile yolun yarısını katetmeye yeter.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 28, 2009 10:47 PM

Mustafa Akyol bey,

Noah Feldman'ı nicedir okumak istiyorum ama hâlâ okuyamadım. Modernist önyargılardan ve kibirden böylesine sıyrılabilmiş, sizin yukarıda alıntıladığınız aklı başında gözlemleri yapabilmiş bir hukuk âliminin batıdan çıkmış olması, batı adına sevindirici bir gelişmedir. Bu, o ülke halkları ve entelijansiyasında hâlâ hak ve adalet yönünde bir potansiyel olduğuna işarettir. Allah, kendi kafasıyla tefekkür yapabilen Feldman beyi bu güzel gidişatının tamamına erdirsin ve fikriyatının ve inançlarının avâkıbını en hayırlısından eylesin. Âmîn.

Müslümanların hukukun kaynağını Allah olarak gördüğünden bahsettiniz. O Allah ki insanları objektif bir şekilde yargılama kabiliyetine çok güzel sahiptir...

Oysa bu sitedeki meselâ Nilgün hanım ve diğerleri gibi sıkı ateist ve agnostiklere bir bakın. Onların hayatın temel gayesini özetleyen felsefesi olan materyalist evrimci felsefeye göre, önemli olan hayatta kalma mücadelesidir, o yüzden haklar ve adalet diye bir şey bilimsel anlamda yoktur, herkes hayatta kalmak için çıkarlarını korumak, bunun için de bu amacı için ne gerekiyorsa --hak ve adalet gibi bilimsel bir karşılığı olmayan kavramları kafaya takmaksızın-- onu yapmakla sorumludur, doğanın yasası budur. Doğa felsefî ve ahlâkî kuralları olmayan bilinçsiz bir şey olduğundan, "haklar ve adalet" kavramları doğanın genetik bencillik kuralı temelinde değerlendirilmeli, yani kendi bireysel veya grupsal (meselâ sınıfsal) hayat mücadelemiz yolunda yontulmalıdır. Bilim ve evrim bunu demektedir çünkü...

Dikkat edin, burada biyolojik evrim teorisi ve gözlemlerinden değil, o teori ve gözlemleri de bozmuş, katletmiş olan materyalist evrimci felsefeden bahsediyorum. Burada sorun evrim teorisinin biyolojik olarak incelenmesi değil, materyalist felsefenin gûya bilim adı altında bir seküler-dinsel temel oluşturmasıdır.

Zaten meselâ sosyalistlerin en insancıl söylemlerine bakın. Dayanışmadan bahsederler, ama bahsettikleri dayanışma, ortak çıkarları olan işçilerin, onların da dinden sıyrılmış olanlarının, ancak ve sadece ortak çıkarları için sermaye sahiplerinin aleyhine dayanışmasıdır, yoksa hak ve adalet adına, iyilik adına değil... Aydınlanmış işçi sınıfı devleti ele geçirip proleterya diktatörlüğünü kurduğunda hiç öyle hak ve adalet gibi gayri-bilimsel, gayri-evrimsel karın ağrılarıyla uğraşmayacaklar, sermaye sınıfını ortadan kaldıracaklardır. Nitekim Sovyetler Birliği ve Mao'nun Çin'inde de öyle olmuş, Allah'a ve adalete inanmaz bu sözde bilimsel güruhların elinden yerleri ve gökleri inleten büyük zulümler sadır olmuştur... Adaleti, iyiliği gerçekte var olmayan birer kültürel aldanma sayan insanlar zaten başka ne diyebilirlerdi ki?

Kapitalist ve aynı zamanda seküler olan batı sistemi de Marx ile çok noktada uzlaşır. Bunu liberal batılı akademik yayınları okuyanlar görürler. Marx liberal fikriyat üzerinde de çok etkili bir doktrin koyucusudur.

Evrim konusu ve hakların ve adaletin gerçekte var olmayan, kişiye göre değişen kavramlar oldukları hususunda onlar da aynı fikirdedirler. Ama tipik sinsi sekülerleşmecilikleri ile, fikirlerini dürüstçe ortaya koyan sosyalistlerin aksine, içinde dine iman eden çok insanın bulunduğu kamuoyu karşısında bu kanılarını açıkça dile getirmezler dünya egemenleri...

Pekiyi Mustafa bey, bu kanılar sadece bizdeki modernistlere, sosyalist ve sekülerleşmeci liberallere özgü? Hayır, bin kere hayır. Bunlar bugünkü batı medeniyetinin standart fikirleri... Bakın Avrupa ülkeleri ve Amerika'ya: Kendi ülkelerinde haklar ve adalet dediğimiz kavramlara uymaya çalışıyorlar çünkü bunda ortak evrimsel çıkarları olduğuna inanıyorlar... Oysa dünyanın geri kalanı üzerinde türlü türlü haksızlık ve adaletsizliklere devam ediyorlar. Çünkü bu toplumların sömürülmesi, "büyük batı kabilesi"nin evrimsel çıkarlarına uygun görülüyor. Allah'ın yerini materyalist evrimci felsefesinin bilinçsiz ve çıkarcıyı kayırdığı düşünülen evrim'i alınca işte batıya hakim olan bu hak ve adalet düşmanlığı ortaya çıkıyor...

Ha, batıda hâlâ haklar ve adalete --evrimci materyalist felsefeye bilerek veya bilmeyerek muhalefet etmek suretiyle-- inanan insanlar vardır, olabilir. Ama bunlar ülke ve ittifak politikalarında çoğu zaman etkisiz kalırlar. Zaten bu inançlarının temelinde --kendilerini safi seküler sansalara bile-- aslında Hıristiyanlıktan öğrendikleri İlâhî kökenli hak adalet, sevgi ve merhamet kavramlarına inanmayı bırakamamış olmaları yatar...

En nihayetinde, hukukun tek sarsılmaz ve hukukun uygulanmasındaki çelişkileri doğru düzgün engelleyebilir tek temeli Allah inancıdır Mustafa bey. Batının liberal ve sözde en gelişmiş hukukunun iç yüzünün --özellikle "büyük batı kabilesi" dışında kalan toplumlar için-- ne anlamda olduğunu da yukarıda izaha çalıştım. Onun da gerçek bir hukuk olmadığını göstermeye gayret ettim. Onun içinde biraz var olan hakiki ve samimi hakperestliğin de farkında olunmadan bir kısmına inanılan ilâhî vahye dayalı olduğunu belirttim. Dolayısıyla Allah inancı temelinde olmayan hukuk sahtedir. Hukukun gerçek kaynağı sahih ve samimi bir Allah inancı ve çıkarcı, bencil, materyalist felsefenin reddidir. Bu felsefe ki tâ Adem'in oğlu Kabil'den beri çok insanın zihnindeki asıl felsefedir. Ancak günümüzde sistemleştirilip kitapları yazılıp bilimsel kisve altında tedavüle sokulmuş, hatta koca bir medeniyetin temel felsefesi hâline getirilmiştir.

Saygılarımla.

Hamiş: Mustafa bey, burada sizin kapitalizm savunularınıza muhalefet etmedim. O konuda kararsızım, ama gerçi sizin kapitalizmi aşırı savunduğunuz yönündeyim daha çok... Buna rağmen ben size bugünkü seküler zihniyetli kapitalist dünya egemenlerinden bahsettim, yoksa kapitalizmin iyi yönlerinden faydalanacak olan ve bireysel, sınıfsal çıkarlarını değil, gerçekten, objektif olarak varlığına inandıkları haklar ve adaleti ön plana koyacak olan Müslüman sermayedarların bu dediklerimle alâkası yoktur.

Yazan: Râvî Tarih: May 29, 2009 3:21 AM

Osmanlı - eğer sözü edlilen, İslami hukuka dayalı yönetilmiş devletlerden biriyse - acaba hünkarın almış olduğu kararları onaylamayan Şeyh-ül İslam'ları değiştirebilme yetkisine sahip olduğundan mı yoksa bu eylemi yeterince sık gerçekleştiremediğinden mi, Batılı hukuk taraftarı vatanperverlerce kinle anılmıştır?

Bu Batılı hukuka yönelme süreci bıçak keser gibi aniden gelişmiş bir olay değildir. Zaten bahsedilen "ideal" İslami hukuk şekli de her zaman her İslam devletinde uygulanmış bir yöntem de değilidir. Tamam, ulema her zaman bir danışma mercii olmuştur ama ulemayı ulema yapan da devletten başkası değildir. Hatta klasik olarak liselerde anlatılana göre ulemanın kurumsallaşması saltanatlaşmasının tetiğini çekmiş ve ulema devletin eli kolu oluvermiştir. Ulemanın da devletten bağımsız düşündüğü, duruma göre değişmeyen kararlar verebildiği de tarihin çokça kaydettiği şeylerden değildir.

Durumun böyle olmadığı umulan (ilk) zamanlarda bile halkın içindeki üç beş alimden ittifaken çıkan kararla mı yürümüştür işler yoksa kendi kararını destekleyeni yanına alıp kadılık vererek mi? Tabi burda söylediklerim Osmanlı için ve daha öncesinde ta Emevilere kadar; bunların hiçbirisinde Hz. Ömer zamanındaki gibi alimler meclisi kurulup çıkan karara emirin de uyduğu bir sistem göremiyorum ben. Belki de yeterince bilmediğimdendir, bilen varsa paylaşsın. Her şey o kadar iyi gidiyordu, o kadar kusursuzdu ki; şu Batı furyası gelip insanların aklını birden çeliverdi!

Feldman'ın bahsettiği gibi bir sistem peygamberin vefatından 100 yıl sonraya kadar bile işleyemedi. Tabi aslında o, bu sistemden bahsetmiyor; klasik sünni şeriatten söz ediyor, hiç uygulanmayan hukuk felsefelerinden ya da az uygulanan diyim.

Kendi düşüncelerime gelince ulema zaten yanlı olmalıdır bence, önemli olan o yanı iyi seçebilmek; çünkü istemese bile yanlı olacaktır. İlla ki bir şeylere göre konuşması gerektir. İster "evrensel" hukuk yasları olur bunlar, ister şer'i kurallar, ister töre. Eğer millet adına karar alınacaksa milli düşünmekten çekinmemelidir. Aksini garip bir hezimet olarak görüyorum. Milli deyince basit bir çıkar meselesi gibi anlaşılıyor hep; bu bizim "milli"miz; Avrupa'nın "milli"si değil.

Öyle bir alim olsa alimim demez; öyle bir sultan olsa onu bulur alimsin der.

Yazan: Ufuk İlgen Tarih: May 31, 2009 12:09 AM

Ravi bey, yine ben :)

kusura bakmayın ama yine iddialarınızın hiçbir elle tutulur tarafı yok. hangi bir yanlış iddiayı ele alayım, inanın şaşırdım.

Sürekli bugünkü seküler hukuk sisteminin "evrim teorisi" kaynaklı olduğunu söylemişsiniz de, böyle birşey yok ki.

Birincisi -bizim de kullandığımız- günümüz seküler batı hukukunun temeli Roma hukukudur. Roma'da da -bildiğim kadarıyla- evrim teorisi falan yoktu.

İkincisi, seküler hukukun en temel öncelikleri nedir?

"daha gelişmiş insanların yargı önünde daha üstün olması" ve "güçlü olanın korunması" mı yoksa

"tüm insanların yargı karşısında eşit olması" ve "mağdurun korunması" mıdır?

allahaşkına yoksa ben mi yanlış biliyorum?

Yazan: sabırlı Tarih: May 31, 2009 8:05 AM

YASA devleti mi HUKUK devleti mi diye sorarlar bazen, bazen de bu soru POLİS devleti mi diye olmaktadır.
Devlet erkinde kurumlar arası bir denge gereklidir ve hiç bir kurumun üst düzey yetkilisi kendi insiyatifi dışında karar alamamalıdır. Yaparım yapacagım yaptım döneminde yaşıyoruz önceki dönemlerde yine de biraz daha doğru ya da yanlış kurallar doğrultusunda olsa da mevcut yasalara biraz daha saygı gösterılıyordu sanki.
Anayasa - hukuk - bunlarla çelişmeyen yasalar ve yine bunların hiç biri ile çelişmeyen yönetmelikler, kamu kurumlarının ve görevlilerinin yetkilerini ve hiyerarşik yapıyı düzenleyen tüm yazılı kurallar ve bağlaşıklar hepsi birbiriyle uyumlu ve çelişkisiz oldugu kadar fazlaca yoruma acık sureklı tartısmaya da acık olmamalı , net olmalı. hepsı devletın kurumsal ısleyıs nızamını toplumun adalet talebını ve her ıkı kesımın arasındakı ırtıbatı ve burokrasıyı en az karmasaya ve en kıvandırıcı sevıyeye getırılmıs olarak tanzım edılmelıdır bununla bırlıkte yargı - ordu - meclıs gıbı bır bırlıktelık de aynı catı altında yer almamalıdır.
bana kalırsa onlarca partı kurulması yerıne senato ve uc dort partı ıle etnık ve dınsel temellere sureklı bır devrım gudusuyle hareket etmeyen mıllıyetcı cumhurıyetcı bır yapıda amacı yalnızca devletın bekası ve topluma hızmet anlamında varlıgını stratejısını ve vaadlerını ortaya koyan partılesme olmalı ayrıca senato gıbı bır kurul da olusturulmalıdır eger bır degısım ıstenıyorsa devlet demır gıbı sapasagmal bır ısleyıse kavusturmak zarurı gorunuyor
boylelıkle her turlu suıstımalın kanunsuzlugun ve hukuksuzlugun onune gecılebılır dıye dusunuyorum
yoksa vatandas hangı kokenden gelırse gelsın hangı dıne ya da ınanca sahıp olursa olsun hangı ıdeolojıye gonul verırse versın devlet - toplum ılıskısınde ana krıter kamu hızmetlerı olduktan sonra toplum vıcdanını rahatsız eden eylemler gıderıldıkten sonra etnık dını temellı sorunlar da zamanla taban bulamaz hale gelecektır.

Yazan: ancazin Tarih: May 31, 2009 5:24 PM

Kendine Sabırlı rumuzunu seçmiş arkadaşımız, yine yanlış anlamışsınız ya da düpedüz çarpıtmışsınız.

Ben modern hukukun nere kaynaklı olduğunu çok iyi biliyorum. Zaten modern hukuk evrim teorisi kaynaklıdır gibi bir şey söylemedim. Modern hukuku uygulayacak olan günümüzdeki seküler zihniyetli insanların neye inandığından bahsettim. Hukuk öyle bir yazılım gibi programlanıp insan faktörü, insanın emelleri ve duyguları işin içine girmeden otomatikman çalışacak bir şey değildir. Onu insanlar çalıştırır. Dolayısıyla o insanların güdüleri, niyetleri, neye inandıkları önemlidir. "Materyalist evrimci zihniyeti" tamamen kabul etmiş ve zihinlerinde Hıristiyanlık veya İslam kaynaklı hiçbir inanç kalmamış insanlar, iyilik ve adalet diye bir şeyin objektif ve reel olarak var olduğuna evrim teorisi gereği inanmayacakları için, adalet temelli bir hukuk yürütmeleri de imkânsızdır.

Ayrıca Roma zamanından beri batı hukuku bir hayli değişmiştir, hâlâ değişmektedir. Evrimcilik sadece hukukun tatbikine değil, bizzat teorisine de sızmaktadır. Bunu da belirtmek lâzım.

Sabırlı beyfendi, sizi ilk gördüğümde burada bir bağlantı verdiniz. O bağlantının da yardımıyla evrimi inkâr edenler, arkada bir bilinçli yaratıcı ve devam ettirici (yani teizm'deki gibi bir tanrı) olması lâzım diyenler ne kadar ahmak, gibisinden bir şeyler yazdınız. Ben de size o bağlantıda ifade edilen fikrin bir yaratıcı ve devam ettirici inancını hiç de çürütmediğini, tam tersine yaratıcı ve devam ettirici fikrini, Allah inancını daha makul gösterdiğini ispatladım... Ondan sonra Allah'a şükür abartılı özgüveninizde biraz gerileme oldu, ama göründüğü kadarıyla olması gerektiği kadar değil. Kendinize hâlâ gereğinden fazla güvenmeseydiniz, gelip de benim yazdığımı doğru düzgün okuyup anlamadan "elle tutulur bir tarafı yok" demezdiniz.

Not: Ben bu sitedeki yorumlarımda genellikle kendi siteme kullanıcı adım vasıtasıyla bağlantı veriyorum. Ancak sanırım bir hafta veya on gün kadardır söz verdiğim haftalık iki yazıyı (cuma ve pazartesi) yazamıyorum. Bunun için orayı ziyaret edenlerden özür diler ve inşallah yarından itibaren yazılarıma devam etmeye çalışacağımı bildiririm. Şu anda çok sıkışık bir dönemimdeyim. Lütfen kusuruma bakmayın.

Yazan: Râvî Tarih: May 31, 2009 9:21 PM

mustafa bey,

madem seküler (din-dışı) hukuk kullanan dünya ülkelerinin neredeyse tamamı yanlış yapıyor,

şu anda doğru dürüst işleyen bir islam hukuku örneği verebilir misiniz?

islam hukukunu nasıl işleteceğiz, kafa-el-kol-bacak mı keseceğiz? milleti gömüp taşlayacak mıyız? kafir dediğimizin kellesini mi vuracağız?

ne yapacağız?

nurunuzla aydınlatın bizi lütfen!

Yazan: sabırlı Tarih: May 31, 2009 10:20 PM

ravi bey,

malesef işinize gelmeyen sorulara hiç yanıt vermiyorsunuz.

ben kolayca anlayıp yanıt verebilmeniz için sizin ağdalı üslubunuzun aksine, kısa, basit ve yalın bir dille yazmaya çabalıyorum. kelimelerin ardına sığınmıyorum.

tek taraflı soru sormaktan ve sorularıma yanıt alamamaktan yoruldum, ama belki fikrinizi değiştirirsiniz:

aynen sizin söylediklerinizden alıntı yapıyorum:

1)

------------------
"Zaten modern hukuk evrim teorisi kaynaklıdır gibi bir şey söylemedim. Modern hukuku uygulayacak olan günümüzdeki seküler zihniyetli insanların neye inandığından bahsettim. "
------------------
------------------
"Materyalist evrimci zihniyeti" tamamen kabul etmiş ve zihinlerinde Hıristiyanlık veya İslam kaynaklı hiçbir inanç kalmamış insanlar, iyilik ve adalet diye bir şeyin objektif ve reel olarak var olduğuna evrim teorisi gereği inanmayacakları için, adalet temelli bir hukuk yürütmeleri de imkânsızdır."
------------------

bir kere "modern hukuk" demeyelim. "seküler hukuk" diyelim. bilerek değiştirme yapıyorsunuz.

ikincisi, kanun olduktan sonra, onu uygulayacak kişilerin neye inandığının ne önemi var?

adaleti kim uygular? yargıç.

bu "yargıç" seküler olmuş olmamış, evrim teorisine inanmış-inanmamış, dindar-dinsiz, hristiyan-müslüman olmuş olmamış ne farkeder?

yargıç sadece kanuna göre karar vermekle yükümlü bir ARAÇTIR. kanunu da kafasına göre keyfi olarak uygulayamaz.

2) ayrıca, islam ve/veya hristiyanlık olmadan adalet olamayacağını kim söylüyor?

Hümanizm, insan hakları kavramlarını kim ortaya attı ve bugün bu değerleri kim en sıkı şekilde savunuyor?

YANIT veriniz lütfen.

Not: dediğiniz bağlantıyı tekrar yollarsanız incelerim.

Yazan: Anonymous Tarih: June 1, 2009 12:33 AM

Ravi bey,

En kallavi konularda ispatlar yapıyorsunuz ve bir takım hükümlere varıyorsunuz. Eğer bu kadar iddalı iseniz bence bir kitap yazmalı, verdiğiniz hükümleri eğer sizden önce verilen bir takım hükümler üzerine inşaa ediyorsanız onlarıda referans verereki, yok kendiniz bir takım felsefi çıkarsamalar yapıyorsunuz ise bunun nasıl bir metodolojide uyguladığınız anlatarak, yok siz bir metodoloji sunuyorsaniz o metodolojiyi yeni olduğunu ispatlayarak vermelisiniz. Üzerinde 1000 lerce yıl kafa yorulan konularda bence biraz daha tevazu göstermek lazım, özellikle hukuk konusu, bu konulardan pek anlayan biri değilim ancak, konunun ne kadar ağdalı bir konu olduğunu bilecek kadar hattimi biliyorum. Artı şu an seküler tüm sistemlerde görevlerini yerine getiren yargıçlar hakimler hakkında nasıl oluyorda bu kadar genel bir kabul yapabiliyorsunuz bunu havsalam almıyor. Bunun diyen birinin bunu destekkleyen örnekler vermesi bilmem kim yagıç şu davada şu kararı vererek benim fikrimi doğrulamıştır, ve verilen kararların şu kadar yüzdesi bu kapsamdadır diyebiliyor olmalısınız. Veya bu konuda saygin bir araştırmacının söylediğini referansı ile alıntılayarak vermesi gerekir.

Kusura bakmayın ama ben buna at gözlüğü ile bakmak derim, yada zaten olan biteni görüyor yada biliyorsunuzda sadece işinize böyle geldiği için yazıyorsunuzdur, belkide, ikinci daha muhtemel.


Haa kitap yazarsaniz, lutfen kitabiniz Harun Yahya'nin kitaplari gibi olmasin ne alintilara bir referans var, nede alinan resimlerin kaynagi belirtilmiş, lütfen öyle olmasın aksi takdirde çok traji-komik bir durum ortaya çıkıyor.

Güzel cümleler kurabilirsiniz ama bu savunduğunuz şeyleri hakikat kılmaz. Çünkü sizin bu yaptığınızı her konuda söyleyecek bir sözü olan ilkçağ filozofları yapıyordu, artık felsefeden mantığa, metematikten, fiziğe veya sosyolojiden hukuğa her şeyin oturmuş bir yöntemi var onun sayesinde artık bilim daha da hızlanarak ilerliyor, artık bilimsel yayınlar, buluşlar exponensiyal olarak artıyor, bunun sebebide artık bir çok alanda bir takım metodların oturmuş olmasıdır. Tabi bir şeylerin yanlış olduğunu düşünebilirsiniz ama bu yanlışı söylemeninde bir yöntemi var.

Referans diyorum, alinti diyorum, metod diyorum, emin olun bunlar çok gerekli şeyler, insan ne zaman bunu kavriyor mütavazi olmayi, bütünü görmek için çaba harcamayı, bildikleri ile bilmedikleri arasındaki farkı ve neyi araştırması gerektiğini öğreniyor.

Saygilar.

ziya

Yazan: ziya Tarih: June 1, 2009 1:48 AM

İnsan hakları tabirine çok yakın tabirler, evvelâ din önderleri tarafından kullanıldı. Meselâ Hz. Peygamberin (Allah ona iyilikler ve selametler bahşetsin) Veda Hutbesi bu açıdan çok harika bir örnektir.

Modern insan hakları kavramı da, seküler batı toplumlarında hâlâ bu dinî önderlerden gelme fikirlerin ve inançların, bunların kökeninin farkında olunarak veya olunmaksızın, devam ettirilmesi sonucu ortaya çıktı. Yoksa hak ve hukuk diye bir şeyin bilimsel, objektif ve de dolayısıyla gerçek olmadığını ileri süren materyalist evrimci felsefe tek başına kaldığında bu kavramları ancak yok edebilmektedir.

Kanunları uygulayacak kişilerin ne önemi var, onlar sadece bir araçtır da ne demek? Mustafa Akyol beyin yazısı ve benim yorumlarım zaten hep bundan bahsetti, sizin dediğinizin doğru olmadığını gösterdi.

Seküler hümanizm de insan sevgisi filân demek değildir. Tanrı otoritesinin tanınmayıp hüman'ın yani insanın kendi kaderini tayin edici tek yeryüzü hükümdarı sayılmasıdır. Bu fikrin yanlışlığı, hatta saçmalığı bence ortadadır.

Yukarıdaki son yorumumda bahsini ettiğim bağlantı,
yorumumun dibinde yazan yorumcu ismimden ibarettir.

Yazan: Râvî Tarih: June 1, 2009 2:00 AM

Ziya bey, ben yaygın bilgi (common knowledge) olmayan hangi bilgiyi verdim ki referans vermem gereksin? Materyalist evrimci felsefenin neye inandığına dair bilgi vermişim yukarıda. Ben bu sitede yorum yapan o felsefe müminlerinin de sözleriyle onayladıkları genel bilgilerden bahsettim. Dahası, bunlar ilgilenen herkesin bildiği şeylerdir. Bu bilgilerin üzerlerinde ihtilâf varsa buyrun o ihtilâflar hakkında siz güvenilir kaynaklara dayalı bilgi verin.

Bu arada "İnsan hakları tabirine çok yakın tabirler, evvelâ din önderleri tarafından kullanıldı." cümlesiyle başlayan yukarıdaki mesajım Sabırlı rumuzlu arkadaşa cevaben yazılmış idi.

Yazan: Râvî Tarih: June 1, 2009 11:21 AM

Bu olay gerçekten büyük bir yaradır ve burada bir sinerji oluşturacaksak, en azından bu konuda yani adalet konusunda, mümkün olduğunca siyasi ve dini görüşlerimizden sıyrılabilmeliyiz.
Kolluk kuvvetlerimizin ve daha da önemlisi Adalet teşkilatımızdaki hakim-savcıların çoğu insan hakları, hukuk, adalet, özgürlük, bireyin devlete karşı korunması v.s. gibi konularda son derece yetersiz.
Hukukçular arasında hep konuşulur: Ergenekon ya da Hüseyin Üzmez davası gibi göz önünde olan davalarda yaşanan hukuksuzluklar aslında maalesef çok yaygın. Bu davalar yakından izlendiği için bu hukuksuzluklar göze çarpıyor ama aslında bu durum bu davalara özgü değil.
Mustafa Bey yazısını "bu nasıl sağlanır, doğrusu bilemiyorum…" diyerek bitirmiş ama bunun sağlanması çok zor değil. Hakim-Savcı olma sürecinin kararlı bir şekilde ve acilen tekrar düzenlenmesi lazım.
Var olan sistemde hukuk fakültesi mezunu 22-23 yaşındaki genç önce yazılı sınava giriyor. Bunu kazandığı takdirde (çok zor bir sınav değil) mülakata alınıyor. Mülakatta başarının en önemli ölçütü torpil. Keşke imkan olsa da herkes mülakata girecek olan hakim-savcı aday adaylarını yakından gözleyebilse. Aday adaylarının mülakata hazırlanmak adına yaptıkları tek şey bir yerlerden torpil bulmak için koşturmaktan ibaret. Ondan sonrası bulunan torpilin gücüye ilgili.
Yani her zamanki gibi adam kayırmacılık bu alanı da baltalayan en önemli unsur. Bu durum maalesef başa hangi iktidar gelirse gelsin hiç değişmedi.
Bu çocuk yaştaki aday adaylarından torpili güçlü olanlar mülakatı da kazanıp hakim-savcı adayı oluyorlar. Sonrasında iki senelik bir staj görüp direk olarak meseleğe başlıyorlar. Hakim ya da savcı olmaları da çektikleri kurayla belirleniyor.
Bu gençler Adalet Bakanlığınca 5 bölgeye ayrılmış olan Türkiye'nin küçük ilçelerinde göreve başlayıp meslekte yıllandıkça kademe atlıyorlar.

Olması gerekenler ise özetle şöyle:
1- Hakim-Savcı olabilmek için en az 5-10 yıl avukatlık yapmış olma şartı getirilmeli. Bu aynı zamanda insan hakları, bireyin korunması gibi konuların iyice yerleşmesini sağlar çünkü bu konuda en duyarlı kesim Avukatlar ve Barolardır. 5-10 yıl avukatlık yapmış bir hakim-savcı olaylara devletin gözüyle bakmayacaktır.
2- Hakim-Savcıların özlük hakları öyle bir seviyeye gelmeli ki gerçekten iyi hukukçuları bile cezbedebilmeli.
3- Hakim savcı stajında ve ondan da önce Hukuk Fakültelerinde son derece kaliteli bir eğitimle insan hakları, adalet gibi kavramlar tam olarak aşılanabilmeli.
4- Hakim ya da savcı olmak aynı kategoride değerlendirimemeli. Bu ayrım baştan itibaren yapılmalı. Sınavları ve stajları ayrı olmalı.
5- Hakim-Savcı seçme sınavı son derece titizlikle ve tarafsızlıkla yapılmalı. Her adayla uzman psikologlar görüşüp kanaatlerini bildirmeli. Böylesine geniş yetki ve sorumluluğu kaldırabilecek ruhsal yapıya sahip olup olmadıklarının saptanması çok önemli.

Bunların dışında da bir sürü şey düşünülebilir. Maalesef bu konuda hiçbir partinin bir çalışma yaptığını duymadım. Umarım birileri bu konuyu gündeme getirir.

Yazan: UMUT Tarih: June 1, 2009 11:59 AM

Ravi bey,

demek insan haklarını islam ortaya attı ve savunuyor öyle mi?

1)

-------------------------------
Madde 1
Tüm insanlar özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdanla donatılmış olup birbirlerine karşı bir kardeşlik anlayışıyla davranır.

Kur'an
5/51- Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

9/23 Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

-------------------------------

Madde 4
Kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; kölelik ve köle ticareti her türüyle yasaktır.

Kur'an
4/3 Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

16/75 Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.

-------------------------------

Madde 5 Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanamaz.

Kur'an

5/38- Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

24/2- Zina eden kadin ve zina eden erkekten her birine yüzer degnek vurun.

-------------------------------

dahası da var, sayayım mı?

2)

"Kanunları uygulayacak kişilerin ne önemi var, onlar sadece bir araçtır da ne demek? Mustafa Akyol beyin yazısı ve benim yorumlarım zaten hep bundan bahsetti, sizin dediğinizin doğru olmadığını gösterdi."

an. akyol ile, türkiyede bu konuda BÜYÜK HATALAR olduğu konusunda TAMAMEN hemfikirim, ama yargıçların kararlarına ideolojiyi -SAĞ VEYA SOL- alet etmeleri, türkiye adalet sisteminin çarpıklığından kaynaklanıyor.

yargının ve yargıcın bağımsız olduğu batı devletlerinde örneklerini gayet güzel görüyoruz.

yargının ve yargıcın bağımsız olmaması, beraberinde adaletsizliği getiriyor. üzerine basa basa söylüyorum:

kanunları uygulayacak kişilerin önemi OLMAMALIDIR.

3)
---------------------
"Seküler hümanizm de insan sevgisi filân demek değildir. Tanrı otoritesinin tanınmayıp hüman'ın yani insanın kendi kaderini tayin edici tek yeryüzü hükümdarı sayılmasıdır. Bu fikrin yanlışlığı, hatta saçmalığı bence ortadadır."
---------------------

Hümanizmin birçok çeşidi mevcuttur, hatta dini hümanizm bile vardır.

tüm hümanizm çeşitlerinin tek ortak noktası "insana insan olduğu için" değer vermektir.

müslüman, hristiyan veya yahudi olduğu için değil.

anladınız?

Yazan: sabırlı Tarih: June 1, 2009 12:17 PM

Ben sizi çok iyi anlıyorum Sabırlı rumuzlu bey. Özellikle de birbirine ayrı alanlara ait ayetleri birbiriyle güya mukayese edip başarmaya çalıştığınız demagojiyi çok iyi anlıyorum.

İnsan hakları beyannamesindeki o ifadeleri, tamamen farklı durumlardan söz eden ifadelerle değil, meselâ Veda Hutbesinin şu ifadeleriyle mukayese etmeliydiniz: "İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur."

Sizin söylenilenleri anlama konusundaki noksanlarınızı veya bilerek anlamazdan gelme çabalarınızı zaten çoktan fark etmiştim, ama şimdi iyice demagoji yaptınız, ve böylece âmiyâne tabiriyle "faka bastınız".

Allah sizi ve sizin gibileri ıslah etsin, ne diyeyim. İlim öğrenmenin amacı, böyle kel alâka lâflar konuşan cahillerle atışmak değildir. O yüzden artık ben müsaade isteyeceğim.

Yazan: Râvî Tarih: June 2, 2009 6:19 PM

Ravi bey,

bugüne kadarki yazılarınızdan, iyi bir insan olduğunuzu anladım.

bana inanın, bu şekilde inandığınız bir şeye tabiri caizse "saldırmak" içimi burktu. ayrıca sizden iyi yönde birşeyler öğrenmedim desem yalan olur.

sizin inancınız size, benim inancım bana.

ama son olarak şemayı hatırlatmadan da edemeyceğim :D

FAITH
get an idea -> ignore contradicting evidence -> keep idea forever -> end.

Yazan: sabırlı Tarih: June 2, 2009 9:38 PM

Sabırlı bey, şemanıza benim uyduğumu hiç sanmıyorum. Ben kendini sürekli sorgulayan, o yüzden çoğu kişiden daha sıkıntılı bir insanım. Acaba siz de kendinize bir sorar mısınız, "bu şemaya muhalefet ettiğim insanlar değil de ben mi daha çok uyuyorum acaba" diye?

Bence bu şemadaki durum şimdiye dek internette karşılaştığım çoğu ateist ve/veya moderniste daha çok uyuyor.

Bu durumda Türkçesi ve İngilizcesiyle şunu diyebiliriz.

ÖNYARGI (faith yani inanç'tan ziyade önyargı):
bir fikir edin-> aksi yöndeki kanıtları görmezden gel-> fikrini her zaman muhafaza et->son.

PREJUDICE (not "faith"):
get an idea-> ignore contradicting evidence->keep the idea forever->end.

Yazan: Râvî Tarih: June 3, 2009 7:52 PM

Ravi bey,

biraz uzun bir yazı olabilir, umarım sıkmam.

bir zamanlar ben de inançlı bir insandım, kimsenin baskısıyla değil, kendi irademle inanırdım.

sonra inancımı sorguladım ve tamamen vazgeçtim.

o yüzden o şema şahsım için geçerli değil

vazgeçmemdeki en büyük etken ise, "din" kavramının içerdiği -sadece islam'dan bahsetmiyorum- milyonlarca çelişki ve yetersizlik oldu.

(yine hangi din olduğu önemli değil) bu çelişkiler inananlar tarafından esnetiliyor, inkar ediliyor, susturulmaya çalışılıyor. inançtan vazgeçenler aşağılanıyor, düşman ilan ediliyor, kötüleniyor.

ve her inanan bir yol tutturmuş "benim inancım %100 doğru" diyor.

bu insanlar aptal değil. inanan hiç kimse aptal değil.

ama ben, en köklü inançları "sorgulama" kapasitesinin çok küçük bir kısımda olduğuna düşünüyorum. belki insanların %1'i belki daha az. zaten istatistiklere bakarsanız, insanların ezici çoğunluğunun birşeylere inandığını görürsünüz.

kısacası, biz azınlığız. hep de öyle kalacağız.

kendimi övdüğümü falan sanmayın lütfen, zaten bunun bir meziyet mi, lanet mi olduğunu da anlayabilmiş değilim. inanıp sisteme uysam, hem nemalanır, hem de mutlu mesut yaşardım diye düşünmüyor değilim. ama olmuyor. bugüne kadarki bilgilerim, deneyimlerim, gözlemlerim en önemlisi de mantığım bas bas bağırıyor.

aşağıda yazdıklarıma özellikle itirazınız olabilir, alıntı yapmak isteyebilirsiniz, onun için ayırayım (gerçi itirazınızı da tahmin edebiliyorum ya, neyse...)

----
mesela siz sürekli, ahlak ve adalet kavramının din olmadan olamayacağını, seküler bir ahlak ve adalet kavramının olamayacağını söylüyorsunuz.

ilahi bir güç olmadan insanların "tek bir rehber" edinemeyeceğini, yine bu nedenle "adalet" olamayacağını, dahası seküler zihniyetin önkabul olarak şart koştuğu evrimin de en güçlü olanın ayakta kalmasını gerektirdiği için, zayıfları ezeceğini söylüyorsunuz.
----

zaten ben "mustafa akyol yazı üretgeci" esprisini ortaya atarken (pek komik değildi kabul ediyorum), bunu kastediyordum.

sn akyol veya sizin yerinize oturup ben de çok güzel ciltler dolusu bu tip fikirler üretebilirim. hatta bunlara insanları inandırabilirim.

sorun şu ki, bunların hiçbiri doğru değil (kanıt falan verip, polemiğe girmek istemiyorum, zaten fazla uzattım, ne okuyanları ne de kendimi sıkmak istemem.)

neyse fazla uzatmayayım, sonuçta ben ne kanıt getirirsem getireyim, çelişkileri ne kadar ortaya koyarsam koyayım, inananlar buna bir "kulp" bulacak.

bu nedenle, fikirsel olarak uzlaşma olanağımız yok.

peki çözüm ne?

en küçük ortak payda olarak "hoşgörü"yü temel alıp, "sizin inancınız size, benim inancım bana" deyip el sıkışmak.

bu kadar :)

Yazan: sabırlı Tarih: June 4, 2009 3:34 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)