« Ergenekon ve Misyonerlik mi? Yok Artık… | Ana Sayfa | Emperyalizmin Yeni Oyunu mu? »
April 27, 2009
Ata’nın Huzurunda Üşüyen Çocuklar
[27 Nisan 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Geçen haftanın ilginç sahnelerinden biri, 23 Nisan günü Taksim meydanında düzenlenen kutlamalardı. “Çocuk bayramı” vesilesiyle çok sayıda öğrenci getirilmişti İstanbul’un orta yerine. Ancak hava epey soğuktu. O kadar soğuktu ki, çocukların başında duran öğretmenler ve Atatürk Anıtı’na çelenk koyup demeçler veren bürokratlar kalın paltolar giymişti. Oysa miniklerin üzerinde sadece ince t-şörtler vardı. Haliyle epey üşüdüler. Bazıları kameralara “23 Nisan içimizi ısıtıyor, onun için üşümüyoruz” diye “öğretilmiş” gibi duran cümleler söylese de, o minik bedenlerin o soğukta titremesi kaçınılmazdı.
Bu sahne bana kendi çocukluğumun 23 Nisanlarını hatırlattı. “Çocuk bayramı” olan bu gün aynı zamanda bir “tatil günü” idi. Ama öğretmenlerimiz bizi bu “tatil”den hemen önce uyarırdı: “Tören okulun bahçesinde saat 9’da başlayacak, hepiniz mutlaka geleceksiniz, gelmeyen disipline gidecek.”
Biz de disiplin korkusuyla kalkar giderdik sabahın köründe. Hava aksi gibi çoğunlukla soğuk olur, biz de üşür dururduk, müdürü, müdür yardımcılarını, edebiyat öğretmelerini ve tarih öğretmenlerini sırasıyla dinlerken. Daha sonra da bu özel gün için aylar önceden hazırlanmış piyesleri sahneye koyan öğrenci arkadaşlarımız gelirdi. Onlar hata yapma stresi içinde hünerlerini sergilerken biz yine üşürdük. Saatlerce bahçede dikilmekten de ayaklarımıza kara sular inerdi.
Hatırlıyorum, bir defasında “törene gelmezseniz disipline gidersiniz” restini görmüş ve evde geçirmiştim 23 Nisan’ı. Saatlerce çizgi film izlemiştim. Geçirdiğim en keyifli “çocuk bayramı” oydu. “İyi ki bu bayramı bize armağan etmiş” diye Atatürk’e müteşekkir olmak da galiba bir tek o zaman içimden geldi.
Eminim herkesin kendine göre 23 Nisan anıları vardır. Ancak genel tabloya bakıldığında sanırım şu soruları sormak abes olmaz:
Biz 23 Nisan’ı gerçekte ne için kutluyoruz? Çocukları sevindirmek ve eğlendirmek için mi? Yoksa onları resmi ideolojiye göre endoktrine etmek için mi?
Eğer amacımız çocukları sevindirmek ve eğlendirmek ise bunun yolu kolay: Onlara hediyeler, şekerler ve çikolatalar dağıtır, eğlenceli yarışmalar ve komedi şovları düzenler, belki onları topluca lunaparklara götürürüz. Ama, hayır. Bizim 23 Nisanlarımızın odağında bunlar değil, törenler, çelenkler ve nutuklar var. Neden acaba?
Dünyadaki başka örneklere bakmak, biraz fikir verebilir. Biz 23 Nisan’ın “çocuklara armağan edilen tek bayram” olduğunu sanıyoruz, ama aslında daha onlarca ülkede “çocuk günü” kutlanıyor. Fakat bunların çok azında bizdeki gibi devlet eliyle organize edilen siyasi içerikli törenler var. Bunlar arasında görüntü ve içerik açısından bize en çok benzeyen ülke de hangisi, biliyor musunuz?
Kuzey Kore!.. Komünist Parti’nin dikta rejimiyle yönetilen bu ülkede her yıl 1 Haziran’da “Uluslararası Çocuk Günü” kutlanıyor. Çocuklar bizdeki gibi özel kostümler giyip okullarda ve stadyumlarda toplu gösteriler yapıyor. Ülkenin kurucusu olan “Ebedi Önder” Kim Il Sung’un heykel ve posterleri etrafında danslar ediliyor. Çocukları “iç ve dış düşmanlar”a karşı bilinçlendirmek için de “emperyalizm”i ve “hain”leri temsil eden kuklalara sapanla taş atma yarışmaları düzenleniyor.
Allah’tan Türkiye, Kuzey Kore gibi “toplu cinnet” içinde yaşayan kapalı bir ülke değil. Ama otoriter devlet, lider kültü ve siyasi paranoyaya yaslanan radikal Kemalizm yorumu, Kuzey Kore’nin “Juche” adlı resmi ideolojisine epey benziyor. Ve bu anti-demokratik gelenek çocuklarımızın bedenlerini üşütmekle kalmıyor. Onların zihinlerini de donduruyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 27, 2009 2:52 AM




ilk yorum benden olsun:)
ben de evvelsi gün 23Nisan kutlamalarını izlerken aynı şeyleri düşünmüştüm ve daha önceki 23Nisanlardan birinde de benzer bir durum vardı:
yağmur sebebiyle üşüyen bir minik veryansın ediyordu şuna benzer ifadelerle:"tabii onlar orada(stadta protokolde oturduğu için ıslanmayan vali vs)üşümüyorlar,biz donduk!"
hakikaten tuhaf,niye biz hep zorlanırız bayramları kutlamak için?!
yani kutlama denen şey zorla yaptırılır mı?
halbuki ben bilsem gerçekte 23 Nisan ne demek?..
Atam niye bana armağan etmiş?..
ve herkes de bilse bu bir bayramdır,bayramlarda insanın mutlu kıpır kıpır olması lazım,üşüyor olması değil...
bu güzel günü anmayacak mıyız o zaman,hatırlamayacak mıyız hiç?
elbette değil;ama bence bunu yaparken en çok da bayram sahiplerini düşünmeliyiz.mesela bir kere de bırakalım onlar düşünsünler,hayal etsinler nasıl kutlamak isterler?desinler ki -korkmadan- "öğretmenim biz bu bayram şunu şunu yapmak istiyoruz"...
korkmayın masum miniklerden tehlikeli fikirler çıkmaz,kendi saflıklarıyla geçirmek isteyeceklerdir eminim bayramlarını...
ve mutlaka bayram kutlamalarının bir yerlerinde Atalarını sevdiklerini de hissedeceklerdir...
unutmayın bir insanı ya da bayramı ya da herhangi bir şeyi sevdirmenin yolu baskıyla,korkutmayla bu işi yapmaya çalışmak değil,insanlara ne sebeple sevdiğinizi anlatmak,
yani önce kendin gönülden sevmek...
saygılar...
Yazan: matematiksever:) Tarih: April 27, 2009 6:27 AM
ben de bir 10 kasım töreninde neredeyse donuyordum. ellerim yüzlerim mosmor kesilmişti. dikilmiş kibrit kutusu gibi duran okul binasının arkasında kalan güneşe hasret kalmıştım tören boyunca. biz gölgede dizilmiştik, donuyorduk.
beni çok seven öğretmenim bu halimi görüp öyle bir baktı ki ona ben acıdım ama yapacak birşey yoktu. beni sıranın en arkasına aldı hala gölgedeydim. sonra hafiften kendine doğru (geriye) yaklaştırdı sıradan ayrık durarak güneş görebildim. bu küçük jest hayatımı kurtardı ama öğretmenimin bu tavrı da aşıkların zorunluluktan birbirlerine yardım edemeyişi gibi acı göründü bana.
eminim içinden ne sözler diyordu
"reva mı el kadar çocuklara bu muamele?"
ancak çivi ile yazılan yazının kafalara yazılması gerekiyordu.
umarım bu tören zihniyeti değişir, yeni nesil bu asker halk kafası ile yetişmez,
saygılar
Yazan: ahmet Tarih: April 27, 2009 9:15 AM
başka konu mu kalmadı Mustafa Bey...
Yazan: elif Tarih: April 27, 2009 9:50 AM
Hangi çizgi filmleri severdiniz Mustafa Abicim?
Ben o zamanlar en çok,cumartesiden cumartesiye kuşağını seyrederdim..Pazar sabahları Voltran vardı.
He-Man,Clemantin,Yakari,Polyannayı,Şirinleri kaçırmazdım.
Merak ettim,okula gitmeyince disipline gitmediniz mi?..
Yazan: dost Tarih: April 27, 2009 10:29 AM
klasik bir bilinç yönlendirme yazısı.. önce 23 nisan eziyetinden bahsediyor.. "hepimiz eziyet çektik"e geliniyor.. çocuklar üşüyor, minik ayakları saatlerce ayakta bekletilerek yoruluyor vs. vs. sonra klasik kuzey kore ve komünist parti örnekleri...
bunların suçlusu 23 nisan kutlaması yapılması değil, 23 nisan'ı kraldan çok kralcı şekilde kutlamaya çalışan "selamsız bandosu" misali eski kafalı yöneticilerin işgüzarlıklarından ibarettir.
23 nisan kutlamaları çağın gerisinde kalmış da olabilir, ama Atatürkçü'lere düşen 23 nisan'ın kutlanmasını eleştirmek değil, çağa uygun nasıl yapılabileceğini düşünmektir.
özellikle de atatürk devrimlerinin ve kazanımlarının hatırlanmasının büyük önem taşıdığı içinden geçtiğimiz ve cumhuriyet'in kazanımlarının ne sıkıntılarla elde edildiğini unutturmaya çalışanların çabalarını en üst seviyeye çıkardıkları şu sıkıntılı dönemde yeni nesil bunları bilmelidir.
Atatürkçü düşünce ve ideolojiyi kabul etmeyenlerin misyonu ise, "23 nisan'ın altını nasıl oyarız"ı düşünmek, bu konuda yazılar yazmak, açık açık ifade edemediklerini spekülatif kelime oyunları ve mantık hatalarıyla ifade etmeye çalışmaktır.
Yazan: alman Tarih: April 27, 2009 11:07 AM
Kuzey Kore'de "Uluslararası Çocuk Bayramı" adı da bir hayli ironik olmuş. Ayrıca Hasan Rua Bey'den 23 Nisan'ın çocuklara Atatürk tarafından verilmediğini de öğrendik. Merak edenler için: http://hasanrua.wordpress.com/2009/04/20/23-nisani-cocuklara-ataturk-vermemis/
Yazan: Reşit Bey Tarih: April 27, 2009 11:51 AM
Ben küçükken 23 Nisanlara bayılırdım(resmi tatil olduğundan şimdi de bayılıyorum :)
Tabi o zamanlar şimdiki gibi kozmopolit bir şehirde yaşamıyordum.
Bayramlar, benim gibi küçük bir yerde yaşayanların sabırsızlıkla beklediği bir gündü.
Barış ağabeyimizin dediği gibi “giyerdik en güzel elbiselerimizi…”
Tabi öğretmenimizin sipariş verdiği o güzel elbiseleri almak biraz zor olurdu o başka…
Kimi doktor, kimi avukat, kimi öğretmen, kimi hemşire(ben hemşire kıyafeti giymiştim; üstelik kepini biz yapmıştık ve baya bir de taktir almıştık) kılığına giyip geleceğin meslek sahipleri biziz çekilin leeeyyynnn yolumuzdan havasında yürürdük.(bazıları da gelin damat olurdu onlar neyi temsil ediyorlardı halen anlamış değilim:)
Birde televizyondan 23 Nisan gösterilerini seyrederdim; hiçbir ülkeyi kaçırmazdım.
Yabancı ülkelerden gelenlerin Türk ailelerin yanında kaldığını bildiğimden; niye bizde kalmıyorlar diye de pek üzülürdüm.
Tören sırasında üşür müydük üşümez miydik hatırlamıyorum ama; dayanamayıp altına yapanları iyi hatırlıyorum.
Tabi asıl konu “çocukluğunun 23 Nisanı nasıldı?” konusu değil.
Ama inanın Mustafa Abi hemen hemen bütün çocuklar 23 Nisan’ı çok sever ve sabırsızlıkla bekler; “resmi ideolojiye endoktrin” konusuna gelince “bu da gelir bu da geçer”…
Yazan: Birgül Tarih: April 27, 2009 2:21 PM
Bir keresinde 23 Nisan da cok hokkali bir dayak yemistim cunku yuruyus yaparken en arka siralarda bir yerdeydim ve ayni hizada gitmiyormusum bunun icin cezalandirilmam gerekmis..
bu memlekette herkesin aci bir 23 Nisan hatirasi mutlaka vardir
Yazan: Mehmet Tarih: April 28, 2009 8:00 AM
bizim memlekette her 23 nisanda yağmur yağar, bu sene hava iyiydi derken dolu yağdı :) olan gene çocuklara oldu. 23 nisan 19 mayıs olsaydı, en azından çocuklar yerine gençler üşürdü.
23 nisanın en güzel tarafı, evde oturup çizgifilm izlemekti bana göre de. orda öğretmen zoruyla, geçitte yürümekten daha faydalı olduğu da aşikar.
Yazan: burak Tarih: April 28, 2009 1:55 PM
sn. akyol'un tüm yazılarını okudum, "garbage in-garbage out" ilkesiyle çalışan bir mustafa akyol yazısı üretgeci üzerine çalışmaktayım.
programı kendisine hediye edeceğim, böylece sadece belirli parametreleri seçerek tek bir düğme tıklamasıyla yazı üretebilecek. şu anda v1.0 sürümü üzerinde çalışıyorum.
parametrelerden bazıları:
"konu: atatürkçülük, laikçilik, cemaatlerin önemi, ordu ve komünizm, başörtüsü, ılımlı islam, milliyetçilik, darwinizm"
"saptırma modu: yüksek (varsayılan), orta, düşük"
"metne eklenecek benzetmeler: kuzey kore, kim-il-sung, muazzez ilmiye çığ, anıtkabir, güneş-devlet"
"gizli f.g. sempati modu: sürekli açık (kapatılamaz)"
"cumhuriyete saldırı modu: düşük, orta seviye, yüksek, sinsi (varsayılan değer)"
"kullanılacak kelimeler ve sayıları: seçkin (10), elitist (10), laikçilik (10), laikçi (10), dogmatizm (10), ılımlı islam (5), liberalizm (2), başörtüsü (2), cemaat (1), genelkurmay (1)"
"kaçınılacak konular: ergenekon, dürüstlük, cumhuriyet değerleri"
başka fikri olan varsa bana mail atsın. birlikte geliştirelim, sn. akyol'u copy-paste yazı yazmaktan kurtaralım.
Yazan: sabırlı Tarih: April 28, 2009 2:03 PM
sn. akyol yazımı yayınlamış..
daha önce de belirtmiştim. kendisini bu konuda gerçekten takdir ediyordum. ben olsam yayınlar mıydım bilmem :)
sn. akyol,
her ne kadar hemen hemen hiçbir fikrinize katılmasam da, bu konudaki hassasiyet ve demokratikliğiniz için teşekkürler.
Yazan: sabırlı Tarih: April 28, 2009 2:21 PM
SN.Sabırlı,
Sen Mustafa Abimi ne sandın,heyt..Abicimden sabır dersleri almanı tavsiye ederim..O,etkilenmez böylesi şeylerden,özgüveni tamdır abimin..ne sandın?
Yazan: dost Tarih: April 28, 2009 3:57 PM
Sabırlı rumuzlunun yorumu hakkında bir yorum yapmadan geçemeyeceğim:
Fikir:0.
Espri kabiliyeti:Bekir Coşkun kalitesinde.
...
Mustafa Akyol'un yazılarındaki çeşitliliği ve farklılığı, farklı fikirleri ortaya koyma kabiliyetini çok yazarda ben göremiyorum.
Aşılması gereken ilkokul düzeyindeki saplantıları hala aşamadığı için bazı okuyucular benden farklı da yorumlayabilir. Örnek sabırlı rumuzlunun yorumunda mevcut.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 29, 2009 11:41 AM
Öğretmenlerin de bu törenlerden çok zevk almadığını ekleyeyim ben de. Özellikle bu törenleri kutlamak ZORUNDA kalan tek kurumun MEB olmasından öğretmenler de memnun değil. Kalın paltoların altından görünmüyor olabilir bu yönleri.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 29, 2009 11:44 AM
genel olarak sn. akyol'un fikirlerinin ciddiye alan bir kişiyseniz, zaten benim yazımdaki espri tarzını takdir etmenizi bekleyemem.
çifte standarda bakın:
r.t.e.'nin her gün yaptığı 10 açılışta dikilmek zorunda bırakılan çocukların değil de, yılın tek bir günü sıkıntıya giren çocukların durumu mu gözüne battı?
Yazan: sabırlı Tarih: April 29, 2009 9:58 PM
önceki yazımda birinci tekil şahıs kullanmak istememiştim.. yazı yayınlanınca farkettim, "gözünüze" olarak düzeltirim. kusura bakmayın lütfen.
Yazan: sabırlı Tarih: April 29, 2009 11:45 PM
Beni en çok sinirlendiren şey, bu çocukçağızlara Mustafa Kemal beyin "ata"ları diye dayatılmasıdır. Ne ben ne de çocuklarımız onun torunları yahut oğulları, kızları değiliz. Galiba Can Dündar'ın Mustafa adlı belgeselinde geçiyormuş, evlatlığının Mustafa Kemal'e olan benzerliğinin insanın zihninde oluşturduğu acaba sorusu... Şayet müteveffa Mustafa Kemal bey herhangi bir kimsenin atasıysa, bu o çocuk ve onun zürriyeti olabilir ancak.
Yazan: İkonoklast Tarih: April 30, 2009 5:25 PM
Benim de hep yüreğim parçalanır idi ATA önünde üşüyen çocuklara. Geçen yıl karanllığı lanetlemek yerine bir kandil yakayım da günün mana ve önemini kesip yapıştırsınlar, bizim çağdaşlaşma tasavvurumuza bu yakışır dedim geçen sene. Pek çok çocuk ta yararlanmış.
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/04/23/cocuklar-icin-23-nisan-kompozisyonu/
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: May 1, 2009 5:02 PM
soruma daha bir yanıt alamadım.
23 nisan sadece 1 gün. açılışlarda soğuktan titreşen miniminnacık bedenlerin durumuna da bir el atın sn akyol.
Yazan: saptirma Tarih: May 1, 2009 8:58 PM
Evet biraz zorlayınca sabırlı rumuzlunun incileri döküldü.
Şöyle demiş:
"r.t.e.'nin her gün yaptığı 10 açılışta dikilmek zorunda bırakılan çocukların değil de, yılın tek bir günü sıkıntıya giren çocukların durumu mu gözüne battı?"(sabırlı)
Eh demek bir fikir alabilmek için zorlamak gerekiyormuş.
Zorlamazsan Bekir Coşkun düzeyinde espiri ve anlaşılmayan cümlelerden başka birşey çıkarmıyormuş demek.
Fikir mi?
Yok canım, mantıklı gördüğümden değil. Ama en azından fikir belirtmiş bu kez.
...
Tabi ben onun kadar "sabırlı" değilim; bunu da bir not olarak ekleyeyim.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: May 4, 2009 9:56 AM
Yazının içeriği bir Mustafa Akyol klasiği olduğu su götürmez.
Düzenli okuyucusu olduğu herhalinden anlaşılan sabırlı güzel yorum yapmış epey güldürdü doğrusu:))
Ancak Mustafanın yazı kalitesinde matematikte olduğu gibi 1 sabit çarpanına yer yok. Yani Sabırlının belirttiği gibi değişkenler Kuzey Kore, Ordu, Kemalizm vs... gibi unsurlarla sınırlı değil. Tabi bu ifadeler daha çok geçiyor ancak ne kadar çok geçerse geçsin benzetmelerde tezatlık okuyanı gülmekten almıyor. Ve Mustafanın yazdığı bu türdeki yazıların tümünde cidden kırılıyorum gülmekten...
Kuzey Kore tüm dünyadan izole, kendi kendine kutuplaşmış bir ülke... Türkiye'ye kimse bu tür yazıları okuduğunda benzerliği yakıştırmıyor. Ama herkesi güldüren ise gerçekten Türkiyedeki Atatürkçülük anlayışının bazı kalıplara sıkışmış olması, anlayış olarak bir zümrenin tekelinde gibi gösterilmesi ve bu cahilce sahiplenme duygusunun yeni birşey üretemiyor olması.
Hala törenlerin her iki ülkede olanında da insanlar donmaya mahkum, katılım mecbur tutulmuş ama özgün bir öğrencinin resti göreceği ana kadar. Disiplin kurulu yerine evinde yada keyfince 23 nisan ı nasıl kutlayacağına kendisinin karar vereceği ana kadar...
Bence Atatürk eğer hayatta olsa ve bu bayramı Musafa gibi kutlayan çocuklr görse gerçekten daha çok mutlu olurdu. bayramda o zaman bayram olurdu.
Yazan: ömer kartal Tarih: May 4, 2009 3:35 PM
Körler sağırlar birbirini ağırlar.
Sabırlı ile ömer kartal ağırlaya dursun birbirlerini.
Birileri bunların saçmalık olduğunu söyleyebilmeli, cüretkar savunucuları olsa da bu saçmalıkların birileri söylemeli.
Basit teferruatlar ama bu saçma teferruatların eleştirilmesinden çok bu saçma teferruatların hararetle savunulması daha acayip görünmesi lazım.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: May 7, 2009 3:34 PM
Dinci ile dindar arasındaki farkı iyi ortaya koymak gerekir...Siz dincisiniz Akyol! Siz Atatürk'e yatıp kalkıp dua edin, o olmasaydı siz burada böyle yazar mıydınız acaba...
Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: May 7, 2009 10:54 PM
mustafa fatih bey,
saçma olan nedir? 23 nisanın kutlanması mı, yoksa kutlanış şekli mi?
kutlanış şekline ilişkin bir öneriniz varsa buyurun dinleyelim.
ayrıca hiç yoktan "kutlu doğum haftası" diye bir şey uydurup onu kutlayanların 23 nisan gibi bir etkinliğe saçma demesi.. kusura bakmayın ama absürd kaçıyor.
Yazan: sabırlı Tarih: May 11, 2009 5:54 AM
Ayrıca devlet büyüklerinin önünde eziyet çekenler sırf çocuklar değil. Kamu görevlileri de bundan muzdarip.
Mustafa fatih bey ve mustafa akyol bey, 23 nisan çocuklarından sonra buna da el atın lütfen. Bu da çok önemli!!!! minik bedenler kadar olmasa da kamu görevlilerimiz de eziyet çekiyorlar:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11663938.asp?gid=229
Buna da el atmazsanız vallahi kanınıza sadece 23 nisanın dokunduğunu düşnmeye başlayacağım.
Yazan: sabırlı Tarih: May 16, 2009 1:17 PM
Sayın AKYOL yine güzel bir yazıyla sorgulanmayanı güzel bir şekilde sorgulamış. Evet hepimiz tir tir titreyerek ve çokta sıkılarak katıldık bu törenlere ancak belkide birileri bize bunun olması gerektiğini hissettirdi. Daha önceki bir yazıda Mustafa Bey' in belirttiği gibi metafizik bir güç olarak gösteriliyor Atatürk ve biz tanrıya sorgusuz şükreden insanlar gibi Atatürk'e şükürlerimizi gönderiyoruz. İlk kapağını açtığımız ders kitabını hatırlamayız ama ders kitaplarında ilk kimi gördüğümüzü net bir şekilde hatırlarız. Atatürk'e saygı ile Atatürk'e metafizik olarak dayanma adına karışıklık var ortada...
Kimsenin avukatlığını üstlenmek gibi bir misyonum yok. Hele Mustafa Bey gibi birini savunmak elbette bana düşmez ancak Yiğithan AKMAN kardeşimin dinci ile dindar tarifini ve hangi tanımlarla Mustafa Bey'i dinci ilan ettiğini merak ettim..
Yukarda bahsettiğim üzere Atatürk'e saygı ile Atatürk'e metafizik olarak dayanma adına karışıklık var acaba kendisi o dinci bu dindar ayrımlarına giderken kendisini böyle bir karışıklık içinde bulmasın?
Sözün uzununa gerek yok. Kendisine nostaljik bir eser hediye edeyim huzurdan çekileyim...
http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2007/01/ataturke_nasil_bakiyorum.php
Saygılar...
Yazan: Dadaş Tarih: May 17, 2009 7:54 AM
Dadaş bey,
atatürk'e kim tapıyor merak ediyorum. ben tapmıyorum. hiçbir atatürkçünün de taptığını zannetmiyorum. törenler, resmigeçitler, saygı duruşları, geçmiş liderlere hürmet, her ülkenin geleneklerinde, tarihinde vardır.
inanmıyorsanız, bu tip geleneği olmayan tek bir devlet gösterin bana.
kaç kere buradaki çifte standardı göz önüne serdim, çıt çıkmıyor. işlerine gelmediği zaman duymuyorlar.
ben ne sayın akyol'un, ne de fikirdaşlarının atatürk'ten pek hazzettiklerine inanmıyorum.
böyle olması mümkün değil.
çünkü atatürk, en gerçek yol gösterici olarak "bilim"i işaret ediyor. sn. akyol ve fikirdaşlarının yol göstericisi ise malum.
işte bu nedenledir ki bu insanlar bilime bu denli saldırıyorlar.
çünkü biliyorlar ki, bilimin olduğu yerde peri masallarına yer yoktur.
onların masalları olmasa, kitleleri nasıl uyutacak, yönetecek, gaza getirecek, sömürecek ve onlardan rant elde edecekler ki?
kandırdıkları insanları gönüllü köleler, beyinleri yıkanmış zombiler olarak kullanıyorlar.
bu çark da böyle dönüp duruyor işte...
Yazan: sabırlı Tarih: May 19, 2009 1:15 AM
ben bu dinci kesiminde allah korkusu olmadığına ve bunların din adı altında yaptıklarının allah katında zulumden başka bir şey olmadığına inanıyorum. eğer üşüyen cocuk varsa üstüne güydirirsin montunu hırkasını.ama sırf bak işte cocuklar dondu demek içim o minik yavruları helak ettiyseniz o yavruların göz yaşını Atatürk ün armağan ettiği bayramı küçümsemek ve kötülemek adına akıttıysanız ,yaptıysanız bunun hesabını allah katında vereceksiniz.çoğu yerde hava yağışlı diye iptal edildi. ama bazı yerlerde özellikle o cucuklar soğukta üstlerinde giysi olmadan bırakıldı.çocukluğumdaki her 23 nisanı mutlulukla anıyorum.tabi o zamanki öğretmenlerimi de.ilimden yana olan dürüst insanları.allaha inanan ,bilim yolunda hayırlı insanlar yetiştiren.bizleri bilimin , ahlakın, insanı sevmenin peşine takan, Tarikat ve şeyh lerin peşine değil.
vicdan sahibi hiç kimse o cocuklara bu eziyeti yapamaz. ama öyle çok gözü dönmüş din adına işkence yapan insan var ki.tek dertleri aydınlık Türkiye olmasın.çünkü bilim , ilim, allah sevgisinin olduğu yerde onlar yaşayamaz.zavallı iyi niyetli insanımız kullanamaz.
allah onların kalbine insan sevgisi ihsan etsin ve tabiki vicdan.
Yazan: Anonymous Tarih: May 22, 2009 5:11 PM
Sabırlı Bey,
Benim metafizik olarak dayanmadan bahsime "tapmıyoruz" diyerek tepkinizi gösterip, her devletin geçmiş liderlerine olan bağlılıklarından bahsetmişsiniz. Yanlış anlaşılan şöyle bir durum var; geçmiş liderlere elbette saygının, hürmetin gösterilmesi eleştirilmiyor. Bunun yapılış şekli eleştiriliyor. Bu hürmet şekli büyüklerimin ve şahsımın hep dualarıyla var olmuştur. Atatürk'e karşıymışız gibi bir görüntü ortaya çıkarmışsınız ki sevgimi, saygımı kimsenin sevgisi ve saygısıyla mukayese etmem. Sonuçta bizler saygımızı, sevgimizi en kutsal saydığımız iletişim ile, dualar ile gösteren insanlarız ve böyle bir yaklaşımı hak ettiğimizi düşünmüyorum.
Çevremde çok sayıda Atatürkçüyüm adıyla Atatürk'e mucizeler dahi yüklemeye çalışan insan var. İnancım gereği söylüyorum bu Atatürk'e yapılabilecek en kötü şeydir. Sn. Akyol' un bir fikirdaşı olarak bana göre saygı göstermenin en büyük hali dualarımızın içerisinde tutmaktır ki bunu tasavvur ederseniz Atatürk'ü hazetmek konusunda sorunumuz kalmayacaktır.
"çünkü atatürk, en gerçek yol gösterici olarak "bilim"i işaret ediyor. sn. akyol ve fikirdaşlarının yol göstericisi ise malum.
işte bu nedenledir ki bu insanlar bilime bu denli saldırıyorlar." demiş bulunmuşsunuz... Ki bunu daha ilk emri "Oku!" diye başlayan bir kitaba inananlar için buyurmuşsunuz olmamış. Geçmişe baktığınızda bilimden uzaklaştıranın kişiler mi yoksa din mi olduğunu net bir şekilde görebilirsiniz. En güzel örnekleri İbn-i Sina, Mimar Sinan, Birûni, Uluğ Bey, Ebu'l Heyysem, Erzurumlu İbrahim Hakkı... Hatta Elmalı' lı Hamdi Yazır dan Kur' an tefsiri okuduğunuzda bilime saldırının tanımını yeniden yapmanız gerekir..
Sömürme ve rant elde etme konusunda haklısınız bunu yapanlar var ancak bu her devirde olmuştur ve buna din ihanet içinde olanlar demiş, en kötü sonun onları beklediğini bildirmiştir. Yine bunu genelleyerek kullanmanız yanlıştır. yinede önerim kimse için "gönüllü köleler, beyinleri yıkanmış zombiler" tabirini kullanmamanızdır. Zira mevzu bahsi geçen kişiler sizin için aynılarını söylemiyorlar emin olunuz.
Konu "nerden nereye" mahiyetine girdi. hemen başladığım yere dönüyorum; eleştirilen gösterilen hürmet ve saygı değil bunun şeklidir.
Saygılar...
Yazan: Dadaş Tarih: May 23, 2009 12:57 AM
Dadaş bey,
güzel bir yanıt yazmışsınız, teşekkürler.
-eğer yapan varsa- Atatürk'e tapmanın yanlış olacağı, mevcut şekli bir takım uygulamaların da abartılı olduğu konusunda sanırım tamamen hemfikiriz.
ikinci kısım için ise size katılamayacağım.
ortaçağ islam düşünürlerinin bilimsel ilerleme kaydettikleri kesin bir gerçek olmasına karşın, bu ilerlemeler kişilerin dehasından kaynaklanmaktaydı. kuran ile bir ilgisi yoktu.
belki sizi bir kez daha hayal kırıklığına uğratacağım ama daha da önemli olan, kuran kozmolojisinin gerçekte aristo inançlarına dayanıyor olması ve bugün bildiklerimiz ışığında, içeriğinin neredeyse tamamen yanlış olmasıdır.
daha ayrıntılı açıklama-kanıtlar için aşağıdaki linke bakabilir veya google dan "koran cosmology" anahtar kelimeleriyle kendiniz araştırabilirsiniz.
http://www.scribd.com/doc/14806013/Flat-Earth-Koran-09-of-11-Medieval-Islam
siz söylemeden ben söyleyeyim, belki "kuran mucizeleri" olarak adlandırılan örnekler aklınıza gelebilir, bunlar için lütfen bu iddialar ortaya atılmadan önceki kuran çevirilerine bakınız. göreceksiniz ki malesef çeviriler bile istekler doğrultusunda yapılmış...
"gönüllü köleler, beyinleri yıkanmış zombiler" terimi ise bence doğru, örneklerini o kadar çok gördük, hala da görmekteyiz ki.
bir insanı bir yere kapatsanız, kaçmanın bir yolunu bulabilir. ama o insanı, allah ile aldatırsanız, kapıyı açık bırakın. korkmayın, kaçmaz.
üstelik size aslında içeride durmanın ne kadar iyi birşey olduğunu bile anlatır, sizi de içeri sokmaya çalışır!
yine "nereden nereye" olacak ama, şu anda bir cemaate ait bir üniversiteyle (anladınız herhalde) ilgili öyle şeyler duyuyorum ki küçük dilimi yutacağım.
kız-erkek aynı sınıfta gördü diye arkadaşlarını ispiyonlayanlardan tutun da, cemaate direniyor diye sınıf geçirilmeyenlere kadar ne isterseniz var.
daha ne entrikalar, neler neler.. akıl alacak gibi değil.
bu tip dini cemaatleri biraz tanıyorsanız, hepsinin az çok benzer temellere oturduğunu da bilirsiniz -islami veya değil, farketmez.
ben şahsen böylesine bir "deliliğin" ve "paronayanın" hakim olduğu bir ülkede değil, ÇYDD'nin ve atatürkün hayalini kurduğu yerde yaşamak istiyorum.
Yazan: sabırlı Tarih: May 24, 2009 5:18 PM
Sabırlı Bey,
Konuyu yanlış anlattığımı düşünerek katılmadığınız düşüncelerimi eleştirinizi haklı buluyorum.
Haklısınız. Ortaçağ islam düşünürlerinin bilimsel ilerleme kaydetmesinin Kur'an ile bir ilgisi olmayabilir. ki zaten Kur'an da bir bilim kitabı değildir. Allah, Bakara Süresi 1. ayette Kur'an ı şöyle tanımlar; "Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberidir."
Ben bu bilimsel ilerlemenin Kur'an ile ilgili olduğunu değil, bilimsel gerilemenin Kur'an ile ilgisi olmadığını belirtmeye çalıştım. Zira Kur'an ın hiçbir bölümünde de bunu engelleyecek bir ifade bulunmaz. Tersi olarak tabiatı, yaratılanları, kıssaları okuyarak, araştırarak, düşünerek ibret alınması yönünde öğütler vardır. Bu da sanırım bilimle çatışma anlamına gelmeyecektir.
Bahsettiğiniz üniversite entrikalarını çok yakinen yaşayan biriyim. Etrafımda dini inanışlarım ve bunların gereklerini yerine getirmeye çalışmam nedeniyle takkeci olarak alaya alınıyorum, kısası anlattığınız olaylar biraz karşılıklı işliyor.
Ancak haklılık payınızı katarak, yaklaşık aynı görüşlere sahip olduğum insanlara sizinde verdiğiniz örnekle şöyle bir öz eleştiri getirebilirim. Bazı insanlar malesef kendilerini din konusunda Allah'ın Hz. Peygambere dahi vermediği hakkı kendilerinde görebiliyor.
Allah, "Biz bu kitabı sana, insanlar için hak ile indirdik. O halde kim doğru yola gelirse kendi lehinedir. Kim de saparsa, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerine vekil değilsin."(Zümer 41) derken birileri verdiğiniz örneklerde olduğu gibi yanlış hareketlerde bulunabiliyor. Ancak yine belirtmek gerekir ki görüldüğü üzere bu da Kur'an ile alakasız bir davranıştır.
ÇYDD ile Atatürk arasında ise din adına çok çetin bir fark vardır. ÇYDD dinin gereksizliğinden dem vururken, Atatürk dinin doğru anlaşılması tarafındadır. Bunu Elmalı'lı Hamdi Yazır'a ilk Türkçe meal ve tefsirini hazırlatmasıyla da göstermiştir ki adı geçen tefsir şuan en başarılı tefsir olarak bilinir.
Eleştiriniz insanların davranışlarına olabilir. Ki şahsımın da eleştirileri vardır (özellikle kendime). Ancak lütfen bu konuda insan davranışlarıyla bunların nedenlerini doğru analiz edelim...Acaba böyle mi emrediliyor? Yoksa yanlış mı yapılıyor? Bunu samimi olarak vicdanınıza sormanızı rica ederim.
Saygılar...
Yazan: Dadaş Tarih: May 28, 2009 3:35 AM