« Türkiye’nin Pişkinlik Dili | Ana Sayfa | Müslümandan ‘Birey’ Olmaz mı? »

March 4, 2009

Doğa Kanunlarının Tasarımı

[4 Mart 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

İçinde bulunduğumuz sene, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin’in 200. doğum yılından hareketle, “Darwin Yılı” ilan edilmiş durumda. Bu nedenle de onun geliştirdiği evrim teorisiyle her zamankinden daha sık karşılaşıyoruz. Bu teoriyi kendi dünya görüşlerini desteklemek için kullanan materyalistlerin de sesi yüksek çıkıyor. Peki ama bu ses ne kadar inandırıcı?

Önce doğru soruları sormak lazım. İlk soru, “Darwinizm geçerli bir teori mi, değil mi” sorusudur ve uzun zamandır tartışılagelmektedir. Ancak daha da önemli olmasına rağmen çoğu kez atlanan bir başka soru daha vardır: “Darwinizm geçerli olsa ne olur? Bundan ne gibi bir felsefi sonuç çıkar?”

Ateistlerin çıkardığı sonuç malum: Canlılığın amaçlı bir “yaratılış” ile değil, kör bir evrim süreci ile ortaya çıktığını söylüyorlar. Bu evrim sürecinin de iki temel dinamiği var: Bir, fiziksel, kimyasal ve biyolojik “doğa kanunları.” Bir de bu kanunlar sınırında gelişen rastlantısal olaylar. Ateistler, bu “doğa kanunları + rastlantı = hayat” formülünü kabul ettirdiklerinde, “yaratılış”ı da devreden çıkaracakları kanısında.

Oysa durum hiç öyle değil…

Bunu görmek için “doğa kanunları”na biraz yakından bakmak gerek. Bunların evrenin işleyişini düzene koyan sabit kurallar olduğunu biliyoruz. Örneğin su mutlaka 100 derecede kaynıyor. Attığımız taş, yerçekimi nedeniyle, mutlaka yere düşüyor. İyi ama bu kanunlar neden var? Ve dahası neden oldukları gibiler?

Evrim teorisi üzerinde kafa yoranlar bu soruyu uzun süre ihmal etmişlerdi. Konuyu ele alan ilk bilim adamı, aynı zamanda bir felsefeci olan Lawrence Joseph Henderson oldu. Henderson, 1913 yılında yayınlanan “The Fitness of the Environment” (Doğanın Uygunluğu) adlı kitabında, Darwinizm’in temel bir unsuru olan “uygunluk” kavramını doğaya adapte etti. Buna göre, başta su olmak üzere, yeryüzündeki “malzeme”, hayata imkan sağlamak için olabilecek en ideal yapıdaydı.

Yani, eğer evrim gerçekten dört milyar yıl sürmüş büyük bir gösteri ise, bunun “sahnesi” çok iyi hazırlanmıştı.

Bu görüş, 1960’larda fizik alanında elde edilen yeni bulgularla güçlenmeye başladı. Tüm doğa kanunlarının temeli olan yerçekimini, nükleer kuvvetleri ve elektromanyetik kuvveti inceleyen fizikçiler, bunların şaşırtıcı derecede “iyi ayarlanmış” olduğunu düşünmeye başladılar. Çünkü bunların değerlerinde en ufak bir farklılık olsa, üzerinde yaşamın yeşerebileceği Dünya gibi gezegenler hiç bir zaman var olmayacak, hatta maddeyi oluşturan elementler bile ortaya çıkmayacaktı.

1973 yılında Kopernik’in 500. doğum yıldönümü anısına düzenlenen büyük bir sempozyumda konuşan teorik fizikçi Brandon Carter, bu yaklaşımın adını da koydu: “Anthropic Principle”, yani “İnsani Prensip.” Carter’e göre, doğa kanunları, biz insanların içinde yaşayabileceği bir evrenin ortaya çıkması için özel olarak tasarlanmış gibiydi.

Bu “kozmik tasarım”dan Allah’ın varlığına varmak da pek çok kişi için zor olmadı. İngiliz düşünür Anthony Flew gibi kararlı ateistleri fikrinden caydıran, “yanıldım, Tanrı varmış” dedirten de, modern fiziğin vardığı bu noktaydı.

Ateizmden çark eden bir başka Batılı düşünür olan Patrick Glynn ise, “Post-Seküler Dünyada İnanç ve Aklın Uzlaşısı” altbaşlığını taşıyan “God: The Evidence” adlı kitabında şöyle diyordu:

“Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor… Bu ise, bizi Tanrı’nın varlığı fikrinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran bir keşif. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda.”

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 4, 2009 8:38 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, işbu yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bu yazıda geçen argümanlar yazar tarafından o kadar çok yazıda tekrarlandıki artık gına geldi.Yorumcuların yorumlarda başka yorumlarda geçen argümanları tekrarlamasını anlıyorum ama en azından yazarın bu konuda daha dikkatli olması gerekir.Bu yazıda yeni hiçbir şey yok.İnsana yorum yazma keyfi veremiyor.

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 4, 2009 9:29 AM

“Bilinçli ve idrak sahibi birinin yönetiminde olmadıkça, bilinçten yoksun hiçbir şey, bir hedefe yönelemez; bir ok, örneğin, bir okçuya gerek duyar.”(1)

“Evreniniz, hayata en uygun biçimde özel olarak yaratılmıştır. Eğer başka türlü olsaydı biz burada olamazdık.”(2) Tesadüfler bu mükemmelliği başarabilir mi?

“Ben, insan beynindeki 10 000 000 000 sinir hücresinin birbiriyle bağlantılarını görünce inançla karşılaştım.”(3) Tesadüfler bu mükemmel bağlantıyı sağlayabilir mi?

“İnançsız; Tesadüf diye bir şey bulabilir miyim? diye, kanıt değil, aslında inançsızlığına bir teselli arıyor.”(4)Arayış yönünü değiştirse en büyük teselliyi bulacak aslında...

“Maddeciler, ispat yolunun kapalı olduğunu çok iyi bildikleri için, propaganda yolunu seçmişler, evrim felsefesiyle teorilerine destek aramışlar, insanın Allah tarafından yaratıldığını inkâra kalkışmışlar, insanı sahipsiz ve görevsiz göstermeye çaba harcamışlar.”(5)

“Eğer tabiatı bırakıp Allah’ın gücünü tanımazsan; her bir şeye, hatta her bir zerreye, nihayetsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve ustalık, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, yönetecek bir iktidarın her şeyde bulunduğunu kabul etmek gerekir.”(6)

Ey insan “Sen Allah olmaksızın bir hiçsin”(7)

Daha ne kadar açık olabilir herşey? Kainat gözünün önünde; gör artık!!!

Yazan: Birgül Tarih: March 4, 2009 10:52 AM

Evrim teorisini gösterip inançsızlıklarına bilim adına kanıt gösteren o kadar çok insan var ki... Bilim Allah var desede inanmayacaklar, çünkü inanmak işlerine gelmiyor...
Güzel bir paylaşım teşekkürler...

Yazan: haccecan Tarih: March 4, 2009 11:29 AM

Bu ince ayar meselesi üzerine bir yazı buldum. Evrendeki “İnce Ayar” Üzerine Düşünceler

Yazan: tasarımcı Tarih: March 4, 2009 12:03 PM

Sn, Mustafa akyol,
Önce şunu kabul edelim,Ne"Anthony flew"in ne
"patrick Glynn"nin bilimsel çalışmaları sonrası
ulaştıkları netice,tüm insanlığın ortak kabülleri değildir,bir başka ifade ile,
Allahın varlığının kabulü ,akadamik formasyon gerektirecek,matematiksel zekanın onayından geçecek bir algılama biçimi hiç değildir.Biraz daha açmamız gerekirse,
Vasat akla sahip,yağmurun yağmasıyla "ıslanabileceğini"idrak eden veya hiç parmağını "100cc"derecede kaynamış suya daldırmadığı halde böyle bir tecrübe yaşamadığı halde,bunu denemiyecek kadar asgari düşünce melekesine sahip bir insanın rahat müşahede edebileceği realitedir.
Gerçekten "Allah"Kur'anda bir çok sapkınlık alameti olarak işaret ettiği insan merkezli "bozulmada"tanrı tanımazlığa hiç değinmez,bizde günlük dilde kullanılan"kafir"
tanrı tanımaz değil,gerçeği örten,gizliyen,bile bile inadından,hakikatları ters yüz eden anlamında dır(daneyi örten,tohumu toprağa atıp üstünü örten çiftçi de aynı anlamda kullanılır.)
Peki sorun, gerçekten,Allahın varlığını kabul etmek için üstün bir çalışma,akademik bir uğraş gerektirecek, üst düzeyde zeka sahibi olmayı gerektirecek kadar karmaşıkmıdır?
Kesinlikle hayır,
Çünkü "nedensellik ilkesi"basit, sade,zihne hitap eder,bir şey(insan,eşya,gezegen,vs)hem nedenli,hem neden olamaz,bir başka ifade ile "insan"Gezegen"su"vs
nedenli ise bunun nedeni de kendisi olamaz,
çünkü nedenli yokluk hali dir,varlığa "nedeniyle"dönüşür yok olan birşeyin kendi varliğı için "neden"olması "absürt"tür(saçmadır)ÖR;insan nedenlidir,hayat bulabilmesi nedene bağlıdır.Hücre bölünmesi, uzuvları belirliyen hücre topluluğunun döllenmeyle birlikte ,çok kısa bir an da istidatlarına, göre görev bölgelerine geçmesi,gözün renginden,burnun olması gereken yüzde oluşmasına kadar,kozmik bilinç bir anda harekete geçerek,hiç bir sapmaya
hataya yer vermiyecek şekilde(çünkü ufak bir sapma dilin veya burnun veya başka bir uzvun
vucudun başka bir bölgesinde oluşmasına sebebiyet verecektir)yaradılışın nedeni olur.
Vel hasıl insan,veya gezegen,veya başka birşeyin(nedenlinin)kendi varlık nedeni olması
daha ortada yokken,bir başka yaratılış (yok olan)objesinin nedeni olması zaten anlamsızdır.
Ancak sorun insanlık tarihi boyunca,oluşan Tanrı tanımazlık söylemi ,tanrı tanımazların bunu idrak edemediğinden veya melekelerinin gelişmediğinden değil dir.
Sosyolojik düşünme tarzında bunun da onlarca sebebi vardır.
Bu sebeble tanrıya inanların,inanmıyanlar karşısında,savunmacı bir dil geliştirerek,tanrının varlığına ikna etmek için
bilimsel argümanlar geliştirmek,bu konuda uğraş
vermeleri ayrıca değerlendirilecek bir konudur.
Ancak Tanrının varlığına inanmak istiyenler inanır,inanmak istemiyenlerde inanmaz,
bilimsel açıklamalar inanmak istemiyenleri inandırmak için yeterli değildir.
Çünki yukarıdada belirttiğimiz gibi,bunun itiraf edilmiyen/ bir çık nedeni vardır.SELAMLAR ABİDİN UYAR

Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: March 4, 2009 12:39 PM

İlk yorumuda ben yapıyım bari, eğer darwin haklı olsaydı yaşam sadece tesadüfen meydana gelen bu dünyadan ibaret olsaydı hayatın ne anlamı kalırdı ki?
"Doğ, yaşa, öl herşey bitsin" bu düşünce ne kadarda korkunç bi düşünce...

Allah şaşırtmasın

Yazan: ahmet Tarih: March 4, 2009 4:25 PM

Mustafa Bey, evrenin işleyişini düzenleyen temel kurallardan bahsetmişsiniz ve su herzaman 100 derecede kaynar demişsiniz, ancak ne yazık ki su içinde bulunduğu ortamın basıncına göre farklı derecelerde kaynar vakumlu ortamda çok düşük sıcaklıklarda basınçlı ortamda da çok yüksek sıcaklıklarda dahi buharlaşmadan sıvı halde kalır. Azıcık fizikle kimyayla haşır neşir olmuş biri bunu bilir. Elementlerin oluşumu ile ilgili belirtmiş olduğunuz çok iyi ayarlanmış kuvvetler için ise söyleyecek kelime bulamıyorum. Mustafa Bey, yazınızda bahsi geçen teorinin doğruluğunu veya yanlışlığını savunmuyorum, böyle bir polemiğede kimseyle girmem zaten. Ancak gazeteciliğinizin kalitesi bile tartışma konusuyken lütfen bırakın bilimide biraz genel kültürünüzü arttırmaya çalışın.

Yazan: Mete Tarih: March 4, 2009 5:00 PM

Pardon!!!kaynakları vermemişim.

1-St.Thomas Aquainas
2-Dr.Paul Davies
3- Prof. Abdülselam (1976’da Nobel ödülü kazanan Pakistanlı bilim adamı)
4-5-Kemal Ural
6-Bediüzzaman
7-Hâris el-Muhâsibî

Yazan: Birgül Tarih: March 4, 2009 6:14 PM

"Mustafa Bey, evrenin işleyişini düzenleyen temel kurallardan bahsetmişsiniz ve su herzaman 100 derecede kaynar demişsiniz, ancak ne yazık ki su içinde bulunduğu ortamın basıncına göre farklı derecelerde kaynar vakumlu ortamda çok düşük sıcaklıklarda basınçlı ortamda da çok yüksek sıcaklıklarda dahi buharlaşmadan sıvı halde kalır."

WOW! Dünyayı yerinden sarsacak bir keşif!

Ancak ERKE'nin Ar-Ge'si patlatabilirdi böyle bir bombayı (bkz: http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/11/23/general-motor-gururla-sunar-%e2%80%9c-ataturk-ilke-ve-inkilap%e2%80%9d-kanunlarina-gore-calisan-%e2%80%9csey%e2%80%9d-erke-donergeci/ )

Yalnız "ne yazık ki " kısmını çözemedim. Niye yazık ki?

Şiştiniz mi şimdi Mustafa Bey?

Şimdi yani bizim ilk mektepte öğretmen NŞA (Normal Şartlar Altında) derken ne demek istiyordu acep?

Siz siz olun Mustafa Bey gibi şişmemek için yüksek ve uzun atlama rekorlarınızı da, arabanızın kaç km yaptığını da hatta boyunuz kilonuzu da söylerken kainattaki koordinatlarınız, ordaki yer çekimi, basınç sıcaklık rüzgar hızı, nemlilik oranları gibi vcerileri de ihmal etmeyin!

Teşekkürler Mete!

00000000000000000000000000000000000
Yazı konusuna geçecek olursak: Antropik ilke konusunda birazcık agnostiğim (!) şahsen.

Kainattaki (sadece dünyada değil) sergileyebileceği sonsuz sayıda kombinasyondan sadece bir tanesinin bildiğimiz "hayat" için uygun şartları oluşturduğu tartışılamaz bir gerçek.

Lakin bu mükemmel şartların sadece "insan " için oluştu(ruldu)ğu konusunda epeyce sorularım ve tereddütlerim var. Bu konudaki düşüncelerimde bir hayvan ve tabiat aşığı subjektivitesi, ve "madem ki her şey benim için o zaman istedğimi yaparım" kibiri (bazıları türcülük te der) korkusu olduğunu da peşinen teslim edeyim. Ben "dünya yalnız bizim değil" diyen insanlar istiyorum. Antropik prensip insanlara "o zaman sorumsuzca dünyanın içine edebilirsiniz" demiyor ama biz insanlar zaafiyetle malulüz.

Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: March 4, 2009 6:27 PM

Mete demişsin ki:

"Mustafa Bey, evrenin işleyişini düzenleyen temel kurallardan bahsetmişsiniz ve su herzaman 100 derecede kaynar demişsiniz, ancak ne yazık ki su içinde bulunduğu ortamın basıncına göre farklı derecelerde kaynar vakumlu ortamda çok düşük sıcaklıklarda basınçlı ortamda da çok yüksek sıcaklıklarda dahi buharlaşmadan sıvı halde kalır. Azıcık fizikle kimyayla haşır neşir olmuş biri bunu bilir."

Mustafa Bey, çok af edersiniz böyle "ukalalıklar"a cevap vermekle uğraşmıyor artık gördüğüm kadarıyla. 2005 yılında, ilk blogculuk döneminde biraz tartışmış ama sonradan bırakmış. Son bir kez daha onun avukatlığını yapayım ve size mustafa beyin bunu sizin kadar bildiğni söyleyeyim. Deniz seviyesindeki bir yerde ve normal şartlar altında su 100 derecede kaynar. Böyle bir yazıda "ama şartlar değişirse başka derecede de kaynar" diye gereksiz açıklamalar yapmak istemedi herhal.

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: March 4, 2009 6:35 PM

Bu arada Mustafa Bey, çok güzel söylemişsiniz. Evrimciler-materyalistler bu tabiat kanunlarını kendiliğinden var diye düşünüyorlar. Oysa bu çok basitçi ve dar görüşlü bir yaklaşım.

Fizik ve astronomiden biyolojiye dönersek, benim inancım açısından evrim ve akıllı tasarım tartışmasındaki püf noktası da aslında canlıları Allah mı yarattı, doğa mı yarattı meselesi değil.

Zira materyalizmin dediği gibi bir bilincin daha doğrusu tabiattaki bütün bu bilinçlerin bilinçsiz, amaçsız, saçma sapan bir cansız tabiat tarafından kazara yaratıldığını düşünmek deliliğin dik âlâsıdır. Benim bilinç dediğim ve varlığı mutlu, huzurlu, hüzünlü, sevgi dolu kılan, dolayısıyla da anlamlı kılan bu muhteşem şeyin, bilinçsiz ve dolayısıyla saçma bir tabiat tarafından kazara var edildiğini ve sonunda bu anlamlılığın yine saçma sapan bir şekilde son bulup yok olacağını düşünmek ne menem bir akıl tutulmasıdır ya Rabbim! Şu evrenin fiziksel kurallarına ve kendi hayatınızın sevinç ve elemlerine ve sevgi gibi yüce duygularına bakın. Anlamlılıktan başka ne göreceksiniz? O hâlde anlamsız bir var oluş ve anlamsız bir yok oluş nasıl düşünülebilir? Bu var oluşu anlamayan, hissetmeyen, bilmeyen bir doğanın başlattığı nasıl iddia edilebilir? Hayır, pek çok inançlı insanın da inandığının aksine iman bir duygu veya içsel bir yönelim meselesi filan değildir. Fazla zekâ gerektirmediği için imana hadi bir akıl veya zekâ meselesi de demeyelim. Ama imansızlık hakkında kesinkes şu hükmü verebiliriz ki o pekala bir akılsızlık ya da akıl tutulması meselesidir, inat meselesidir.

(Bu arada bilinçsiz varlıklar, yani evreni oluşturan madde ve enerji bilinçli hiçbir varlığı yaratamayacağı için Allah'ı da yaratamaz. Dolayısıyla Allah ezelden beri vardır. Sonradan var olan evreni de O yaratmıştır.)

Neyse, Allah'ın varlığı kesin bir gerçek olduğuna ve O'nun var olup olmadığını düşünmek bile saçma olduğuna göre, tabiatın fiziksel ve kimyasal kanunlarını Allah'ın belirlediğinde de şüphe yok.

Evrim ve akıllı tasarım meselesindeki soru, yukarıdaki gerçeği -heva ve heveslerinin hoşuna gitmese de- ikrar edenler için ancak şu olabilir: Acaba Allah canlıları yaratmayı ve tasarlamayı, önceden tasarladığı ve farazî olarak onun yeni bir müdahalesine gerek olmaksızın canlıların tasarlanmasına doğru bir saat gibi kurduğu bu tabiat kanunlarına mı bıraktı, yoksa tam aksine bu kanunlara böyle bir kabiliyet vermeyip her canlı türünün ortaya çıkmasında bizzat tasarımcı olarak müdahalede mi bulundu? Birincisi Allah'ın saatini kurduğu, "önceden tasarlanmış" bir evrim sürecini, ikincisi ise belki evrimsel denebilecek bazı mekanizmlaraı da içeren bir akıllı tasarım sürecini gerektirir.

Akıllı tasarımın, Allah'ın göklerle, yeryüzüyle ve insanoğluyla daima iletişim ve ilişki içinde olduğu inancına dayanan, özellikle de Peygamberlere Allah'tan içinde bulundukları şartlara göre vahiy geldiğine inanan İslâm dinine evrimden çok çok daha fazla uyduğu yönündeki güçlü kanımı daha önce bir başka yorum sayfasında savunmuştum.

Akıllı tasarımın materyalist düşünce sistemini mahvedecek olması yüzünden materyalist bilimiçi ve bilimdışı elitlerin akıllı tasarımın hiç göz önüne alınmaması yönündeki çabaları karşısında bu teori özellikle desteklenmelidir. Daha önce Big Bang teorisi ve evrenin bir başlangıç anına sahip olduğu bulgusu etrafında gelişen tartışmalar bu bağlamda özellikle hatırlanmalıdır.

Evrenin bir başlangıç anı olduğunu söyleyen Big Bang adlı teoriye de materyalist inançlarının bu teoriyle saldırı altında olduğunu düşünmüş görünen birçok büyük bilim adamları karşı çıkmışlardı. Einstein da, teorileri evrenin genişlediğini gösterince, yani evrenin bir başlangıç zamanı ve noktası olduğunu gösterince, maddî evrenin her zaman aynı büyüklükte olduğu ve bir başlangıç noktasının olmadığı sonucuna varabilmek için kozmolojik sabit diye teorik bir sabit eklemişti denklemlerine. Ancak daha sonra gözlem yoluyla da evrenin genişlediği ve sabit olmadığı anlaşılınca bu sabiti ortaya attığı için pişman olduğunu belirtti.

Gördüğünüz gibi hep evrenin sabit olduğu ve ezelden beri var olduğu şeklindeki geleneksel materyalist düşüncesiyle yetişmiş olan Einstein gibi büyük bir bilim adamı bile sırf bu inancı uğruna bilimi yanlış yönlendirmek üzereydi ki diğer bilim adamları kaçınılmaz olan bulguları ortaya koydular ve bilimi bu hatadan çevirdiler. Akıllı tasarım ve evrim tartışması da benzer bir materyalist dogma çöküşüyle sona erebilir. Yeter ki akıllı tasarım aleyhindeki kara propagandalar sona erdirilsin.

Yazan: Mehmed Mustafa Hamdi Tarih: March 4, 2009 7:36 PM

Mustafa Bey,

Beni kahreden ne biliyor musunuz, bakin bu haftaki Science'da cikan bir yazi, sanirim bu haberlerde sizin de emeklerinizin bir parca etkisi vardir.

Ustelik de bunlar hukumet destekli yapiliyor, steril-ickisiz belediye binalarinda bizim vergileriAT konferanslari duzenleniyor, AKP milletvekilleri TBMM'de yaratiliscilik kitaplari dagitiyor, MEB okullara adnan hocanin kitaplarini kucucuk cocuklarin beyinlerine bu ilkel arkaik dusuncelerle yikamak icin gonderiyor!
Bunlar olurken bir de gelisiyoruz, bu ulkede geriye gidis yok, binalar dikiyoruz, turbani takiyoruz modernlesiyoruz diyen liberaller yok mu, ben de bunu anlayamiyorum. Dunyanin neresinde kadinin kendi tercihi (!) diye carsafi bile ozgurluk diye savunan insanlar vardir allahaskina. Iyi o zaman insanlar istedigi surece cok esli evlilik de yapabilsinler. Boyle bir demokrasi anlayisi olabilir mi? Nereye gidiyor Turkiye?
Saygilar.
Kani Sarasyan.

----
Fertile ground. Turkish creationist Harun Yahya's antievolution tome went down well in parts of Europe.
Science 27 February 2009 Vol. 323. no. 5918, p. 1159

DORTMUND, GERMANY--News coverage of the creationism-versus-evolution debate tends to focus on the United States, where surveys consistently show that less than half of Americans accept the theory of evolution. But in the past 5 years, political clashes over the issue have also occurred in countries all across Europe. In Italy, Silvio Berlusconi's government briefly tried to halt the teaching of evolution in schools in 2004. In 2006, a deputy Polish education minister called the theory of evolution "a lie." In 2007, the education minister of a major German state courted controversy by advocating that creationism and evolution be taught together in biology classes.

Fertile ground: Turkish creationist Harun Yahya's antievolution tome went down well in parts of Europe.

Indeed, creationism remains alive and well in Europe, according to researchers gathered here last week for a conference on the state of European science education and European teachers' attitudes toward and knowledge of evolution. European educators haven't yet conducted regionwide surveys, but snapshots from Germany, Turkey, and the United Kingdom presented at the meeting showed that creationist notions are more prevalent than researchers had expected, and that the understanding of evolution among teachers and teaching students--including biology teachers--is often problematic. "This isn't just an American problem," says Dittmar Graf of the Technical University of Dortmund, who organized the meeting.

Even the birthplace of Charles Darwin is struggling with evolution, despite the myriad celebrations for the 150th anniversary of his On the Origin of Species. "Creationism is on the rise in the U.K.," says James Williams, a lecturer in science education at the University of Sussex. "Creationists have adopted the attitude that if you get to children young and early, you can indoctrinate them before they even start talking about evolution in schools." Williams cited a December 2008 Ipsos Mori poll of 923 primary and secondary school-teachers in England and Wales: 37% of the respondents agreed that creationism should be taught in schools alongside evolution. Even among biology and science teachers, the number was 30%.

Within Europe, unity on the importance of teaching evolution has been hard to come by. In 2007, the Council of Europe--a body composed of 47 European countries that promotes the region's integration--had an unexpectedly close vote on a statement saying that it "firmly oppos[es] the teaching of creationism as a scientific discipline on an equal footing with the theory of evolution and in general the presentation of creationist ideas in any discipline other than religion."

The measure eventually passed but only after fierce opposition from some delegates and outside groups, says Luxembourg's Anne Brasseur, the rapporteur of the council's Committee for Culture, Science and Education. She says the council was lobbied intensively by the Vatican, which some believe has moved away from acceptance of evolution since the beginning of Benedict XVI's papacy.

In Western Europe, the reasons for creationism's tenacity lie as much in the classroom as in the churches, researchers suggested at the meeting. Graf reported a survey of 1228 German students planning to become teachers that evaluated their knowledge of and attitudes toward evolution. The results of the 108-question study--part survey, part quiz--revealed surprising gaps. Twenty percent of those studying to teach biology, for example, thought that evolution could be explained in part by Lamarckism, or the idea that traits acquired during a parent organism's life can be passed on to his or her offspring. And less than a third were able to answer basic questions about the role of reproductive fitness in evolution.

The survey also probed the students' belief in creationism, and Graf reported that the most likely predictor of creationist thinking wasn't religious belief but a lack of confidence in science, followed closely by a poor understanding of scientific principles. "What surprised me wasn't that religion correlated with antievolutionist thinking but that the correlation between a failure to understand science and not believing in evolution was very strong," Graf says.

Compared with Germany, where about 20% of the public holds creationist beliefs, creationism is even more deeply entrenched in the Muslim world, according to a study of teachers reported by Universite Lyon 1 researcher Pierre Clement. Well over half of biology teachers in Senegal, Lebanon, Morocco, Tunisia, and Algeria agreed with the statement: "It is certain that God created life." And Turkey has also seen a recent rise of an Islamic creationist movement (Science, 16 February 2007, p. 925).

In Turkey, a country pressing hard for membership into the European Union, schools are supposed to be secular institutions; teaching creationism is even officially banned at the university level. But many university students training to become elementary- and secondary-level teachers haven't gotten the message, apparently. Graf collaborated with Haluk Soran of Hacettepe University in Ankara, Turkey, to give those students the same survey given in Dortmund. More than 75% rejected the theory of evolution. "There's a minimal understanding of evolution in Turkey," Soran says. "The more religious people are, the more they forget about evolution."

What's the solution? Graf offered a prescription for Germany, one subsequently echoed by many of his fellow Europeans at the meeting. Science teachers in Germany have to compete with years of religious education, which is part of public school curriculum from first grade. Evolution, on the other hand, is generally first taught late in high school and not well integrated into the overall biology curriculum. "Many students who get evolutionary theory in science classes come as creationists," Graf says. "We need to be teaching evolution earlier and teaching the nature of science more intensively."

Yazan: Kani Sarasyan Tarih: March 4, 2009 7:51 PM

ben de bu örneklerin çok basit olduğu ve devamlı tekrarlandığı için okuma zevki vermediği kanısındayım.evrimi filan savunuyo değilim ama yine de biraz özenli ezbrlenmedik bi yazı olasaydı fena olmazdı o zaman benim için bi anlam ifade edrdi.ya da ben başlığı görünce böyle bi şeyler bekledim evet bu yorum daha doğru oldu.neyse asıl meseleye geleyim.mustafa bey yazılarında sık sık tanrıya inanama noktasına değiniyo ama sorum,mesele, şu:Tamam insanlar bir yaratıcı olduğuna inansınlar ama BİR YARATICININ VARLIĞINA İNANMAK İNSANIN HAYATINI DEĞİŞTİRİYO MU?.bir yaratıcıya inanalım ama onu muhatap almayalım mı?İMAN ETTİĞİMİZİ SÖYLEYİP ONU MUHATAP ALMAMAK SAĞLIKLI Bİ İMAN MIDIR?...

Yazan: sema Tarih: March 4, 2009 8:05 PM

güzel olmuş,elinize sağlık.
yanlız bir noktada yukarıdaki görüşten ayrılıyorum.

evren insan için yaratılmamıştır.evren kendisini ortaya çıkarmak için yaratılmıştır.

insan için yaratılan Dünya'dır.Yaşamın devamı için düzenlenen Dünya ve Güneş sistemidir.Canlılık için müdahale edilen alan kısıtlı bir alandır.

Tanrı insandan önce canlılığı yaratmaya evrenin yaratılışından sonra karar vermiştir.insan merkezli yaklaşımlar,yanlış düşüncelere neden olabilir.kendinizi bir dinozorun yerine koyun mesela.ve öyle düşünün bi.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: March 4, 2009 9:33 PM

Yağmur yağdı,çukur su doldu.O halde bu çukur tesadüfen olamaz.Çukur,Yağmur suyunun dolması için tasarlanmıştır.:)

Yazan: Tuncay Tarih: March 4, 2009 10:18 PM

Selam üzerinize olsun....Mustafa bey benim sizden en büyük ricam şu olacak şu "aklllı tasarım"kelimesini değiştirin"yaratılış gerçeği"varken nedir bu Allah aşkına inşALLAH bunu dikkate alırsın.eminim bu sitende yayınlanmayacak ama ben seni dikkate alan bir mümin olarak bunu söylemek mecburiyetindeyim...görüşmek üzere inşALLAH....Selam...

Yazan: eslem Tarih: March 5, 2009 12:32 AM

http://www.kuranisthaber.blogspot.com/'da,
bu konuyla ilgili olabilecek "MADDENAME" isimli
bir bildiri yayinlanmaktadir. Merak edenlere duyurulur!

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 5, 2009 10:55 AM

EVRENİN TASARIMINA 40 ÖRNEK

Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.
1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.
2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.
3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.
4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.
5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini 10 üzeri 123′te 1 olarak hesaplamıştır.
6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.
7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.
8 Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.
9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.
10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.
11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.
12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.
13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.
14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.
15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.
16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.
17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden kara deliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.
18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.
19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.
20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.
21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.
22) Süpernova patlamalarının uzaklığı, yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.
23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.
24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.
25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.
26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.
27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.
28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.
29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.
30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkânsız olurdu.
31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.
32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.
33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.
34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkânsız olmasına sebep olabilirdi.
35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0,000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkânsızlaştırırdı.
36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.
37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.
38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.
39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.
40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur

Yazan: CÜNEYT Tarih: March 5, 2009 11:13 AM

DTP’NİN DERDİNE ÇARE!..
Terörden Medet Ummak Yerine, Demokrasinin İpine Sımsıkı Sarılmak!”
DTP lideri Ahmet Türk, grup toplantısında kısa Türkçe sunuştan sonra Kürtçe konuşmaya başlayınca TRT'nin canlı yayını kesildi. Türk'ün Meclis kürsüsünden Kürtçe konuşması bir anda siyasetin gündemi oldu. TBMM Başkanı Köksal Toptan tepki göstererek "Bu tür toplantılarda Türkçe konuşulur" dedi. Türk'ün konuşmasını olağan karşılayan bir parti olmadı, hepsi eleştirdi. Türk'ün davranışı normal değil. Provokasyonun tam yeri ve zamanı. DTP kendince bir siyasi manevra yaptı. Seçmene mesaj yolladı. “Kürtçe konuşmak Türk'ün aklına yeni mi geldi?” diye sorabilirsiniz. Bağımsız seçilen milletvekillerinin, Meclis'e girmesinin üzerinden bir buçuk yıldan fazla zaman geçti. Kısa süre içinde de DTP'ye katılarak bu partinin Parlamento'da grup kurmasını sağladılar. O günden beri de haftada bir partinin genel başkanı Meclis'te milletvekillerine sesleniyor. Bir buçuk yıldır grup kürsüsünde Kürtçeyi hatırlamayan Ahmet Türk neden şimdi Kürtçe konuşmaya kalktı? Son anda, aniden aklına gelmiş değil, önceden düşünülmüş tasarlanmış, hesaplı ve planlı bir eylem. Bir stratejinin ürünü yani... Ahmet Türk yeni milletvekili değil, yıllardır siyasetin içinde, büyük tecrübe ve deneyim sahibi. Meclis'teki herhangi çıkışının nasıl yankılanacağını da iyi bilir.
Bu konuşmanın bir ay sonra yapılacak seçimle ilgisi var. Devletin Kürt sorununun çözümüne ilişkin açılımları, sadece bölgenin hassasiyetleri üzerinden politika yapan ve hizmeti geri plana atan DTP’nin, bölgede ciddi şekilde sıkıntıya girmesine neden oldu. DTP'nin, diğer partilerin faaliyetlerini engelleme girişimleri ve protesto çağrıları artık bölge halkında karşılık bulmuyor. DTP için artık Diyarbakır, Batman, Hakkari, Tunceli, Van, Mardin çantada keklik değil. Türk, Kürtçe ne söyledi? Sözlerine bakarsanız Meclis'te değil de sanki Diyarbakır meydanında konuştuğunu sanabilirsiniz. Zaten doğrudan Diyarbakır halkına seslendi. Konuşmasının içeriği neden Kürtçe konuştuğunu da ortaya koyuyor aslında. DTP'nin derdi seçimler... Sandık korkusu sardı. Belli ki parti yönetimi normalleşmenin seçimi zora sokacağını düşünüyor. DTP gerilim ve gerginlikten yana. Bu parti varlığını da aslında gerilime borçlu. Parti milletvekillerinin gerginliğe yol açacak söz ve davranışları ısrarla sürdürmelerinin nedeni başka türlü açıklanabilir mi? Demokratik Toplum Partisi, bugüne kadar kendisinden bekleneni veremedi, sorunların çözümü için toplumsal projeler üretemedi. “Böyle dersem PKK kızar” gibi bir handikabın içerisine kendisini hapsetti. Kürtlerin düşüncelerine tercüman olamadı, inandıklarını dile getiremedi. PKK’dan çekinerek, korkarak siyaset yapıldığı sürece sorun yaşanmaya devam edecektir. Türkiye’deki sorunlar, militarist sistemle çözülemez. PKK’nın bugün yaptığı militarizmdir ve çözüm militarist anlayıştan geçmiyor. Politika, acizlik sanatı değil. DTP, “Tehlike var, işbirliği yapalım” diye hangi sivil kuruma, hangi siyasi partiye gitti? Tehlike belliydi, ancak siyaset üretemediler. PKK’yı dağdan indirebilen, silahlarını bıraktırabilen ve devletin de kabul edebileceği ortak bir toplumsal projeyi oluşturamadılar. PKK’nın kendisine göre doğruları olabilir. İşte diyorlar ki, “Devlet operasyonları durdursun, biz de silahı bırakalım, ateşkes yapalım.” Böyle bir şart olmaz ve kabul de görmez. Gerçekçi olmak lazım. Hiçbir devlet kendi silahlı kuvvetlerini, terörle mücadeleden geri durduramaz, geri çekemez. Sorunların demokratik anlamda çözümü için öncelikle dağdakilerin silah bırakması ve reformların önünü açması gerekir. 10-15 yaşındaki çocuğun eline molotof kokteylini vererek, dükkanlara, otobüslere, bankalara attırarak hangi sorun gerçek anlamda çözülebilir ki?.. Artık, eski dünya yok. Kapını kapatıp, evinin içinde istediğini yapamazsın. PKK’nın ve onun gibi düşünenlerin silah kullanmaya artık ihtiyaçları kalmadı. Niçin halen şiddet politikasında ısrar ediyorlar, silahtan medet umuyorlar, anlamak mümkün değil. Son cümle… Marifet Meclis kürsüsünde Kürtçe konuşmak değil, Güneydoğu Anadolu dışında da siyaset yapabilmek, Türkiye için politika üretebilmek... DTP'nin derdi belli; seçimleri kazanmak. Gerginlikten yorgun düşen bölge halkının ucuz siyasi manevralara prim vereceğini sanmıyorum...
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com

Yazan: nail amudi Tarih: March 5, 2009 2:55 PM

Darwin'inin teorisinden neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz.. Sonuç olarak bir teori doğruluğu veya yanlışlığı henüz ispatlanmamış belkide hiç bir zaman ispatlanamayacak. Buna rağmen bu kadar tepkinin sebebi nedir?
Darwin Tanrı'nın varlığını mı sorguluyor? Hayır..
Ortaya alternatif bir inanç sistemi mi koyuyor? Hayır..
O zaman sizi ne rahatsız ediyor?? Birgün bu teorinin ispatlanabileceği korkusu mu?
Bilimle dini karıştırmamak gerekiyor, tarihte bunun pek çok örneği var (merak edenler Galileo'nun hayatını inceleyebilirler-sadece bir örnek) aksi takdirde bu işin sonu pek iyiye gitmiyor.
Takıldığım bir konuda şu; genel olarak adamlar çalışıyor didiniyor uğraşıyor yıllarca ve sonra birşeyleri çarpıştırıp yeni parçacıklar çıkarıyorlar ve modellerini teorilerini doğruluyorlar. Sonra ne oluyor çok değil en fazla bir hafta içinde bizden birileri çıkıyor. İşte bu kitapta zaten yazıyor diyor!! Yaa arkadaşım madem yazıyor sen yap!! bir kerede sen yapp!! Son 1000 yıldır ne yapmışsın insanlık adına!! Söyleyim koca bir hiç?? Hiç birşey yapmıyacaksın, yapanın yaptığı işi aşşağılıyıp bak sen uğraşmışsın ama bak bu burda zaten yazıyor diyceksin, uymuyorsada inancına bir sürü laf salatası yapıcaksın, hiç bir şey üretmeyeceksin, çalışmayacaksın, ingiliz kumaşından giyinip, isveç saati italyan gözlüğü takıcaksın sonra birde üstüne alman arabasına binip ahkam kesiceksin!! Ama inanç konusuna gelince mangalda kül bırakmayacaksın!! Kusara bakmayın ama kimse sallamaz sizi! Bu kafayla tüm islam coğrafyası önümüzdeki bin yılıda yenilgi, sefalet, ezilmişlik ve yenilgiyle yaşamaya adaydır.. Siz daha tartışmaya devam edin böyle...


Yazan: Mert Tarih: March 5, 2009 4:31 PM

YA BENİM YORUMUM KANİ SARASYAN ADI İLE VERİLMİŞ BANA AİT OLMAYAN YORUM İSE SEMA ADI İLE GÖSTERİLİYO Bİ YANLIŞLIK VAR GALİBA

Yazan: Anonymous Tarih: March 5, 2009 6:33 PM

Yukarida verdigim link isabet etmemis.
Yeniden veriyorum:
http://www.kuranisthaber.blogspot.com

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 5, 2009 7:48 PM

Öncelikle evrenin tasarımındaki gerçeklerin dikkatimi çektiğini söylemek istiyorum.Bu yorumların genelde insanlığın yada canlılığın varolması için nasıl kusursuz bir denge içinde olduğunu gördüğümde aklıma matematiksel uzayların geldiğini söylemek isterim.ayrıca tasarlanmış olan bu içinde yaşadığımız evren hep bilincin varolması üzerine kurulu. Bilindiği gibi matematikte öklidyen ve öklidyen olmayan olmak üzere (tabi daha fazlasıda var)uzaylar var.Her biri kendi içinde tutarlı bu uzaylar içinde bir üçgenden yada hiper yüzeyden bahsedilebilir.biz yaşadığımız evren için hep öklidyen geometriyi düşünürüz yani bu uzayda yaşıyoruz. Ama başka uzaylarda mevcuttur ve tutarlıdır. Evrenin farklı bir tasarımda olması bilincin yada canlılığın varolması için bir engel teşkil edermi.Yani yukarıda söylendiği gibi canlıların varolması için tasarlandığı söylenen bu evren farklı tasarlansaydı canlılık olmayacak mıydı.Bu şekilde kozmosun merkezine insanı koymanın evrenin merkezine dünyayı koymanın bir felsefi dogmaya sebebiyet vereceğini düşünüyorum.Birde Cüneyt beye şunu sormak istiyorum sizce soruyu nasıl sormak gerekir burda verdiğiniz tasarılar etrafında mı gelişti canlılık yoksa bu koşullar altında canlılık zorunlu olarak bu şekilde mi gelişmek zorundaydı.

Yazan: micana Tarih: March 5, 2009 10:46 PM

Mert aslında tam benim söylemek istediklerimi söylemişsin, tebrik ediyorum!!! Yeter artık diyorum bende..
Cüneyt 40 tane madde yazmışsın!! çok güzel takdir ediyorum araştırmışın bulmuşsun eminim arkasına bir sürü daha madde ekleyebilirsin.. ama (ne yazık ki) sıraladığın o kırk maddeden kaçını müslüman bilim adamları bulmuş?? yoksa müslüman bilim adamı yok muymuş?? yoksa matbaada 250 yıl sonra geç mi gelmiş din adına bu topraklara!!
yaa adam kanat yapmış galatadan üsküdara uçmuş sonrada sürülmüş başına gelmemiş iş kalmamış!! ondan sonrada bir daha uçak yapan türk çıkmamış:) niye çünkü ulema bunlar başımıza iş açar demiş...
Yapmayın etmeyin Allah rızası için biraz susun içinizdeki ezikliği yenilmişlik duygusunu adamların yaptıklarını keşiflerini inancınıza uydurararak sahiplenmeyin.. Lütfen sizde çalışın çabalayın doğanın sırlarını öğrenmeye çalışın.. Tanrı'nın varlığına inanıyorsanız ne mutlu size çalıştıkça öğrendikçe keşfettikçe inancınız dahada artıcak onun kurduğu mükemmel sistemin farkına varıcaksınız... Ama inancınızı bilime karıştırmayın... Bilim sorgulayıcıdır ama inancın dogmatik kuralları vardır...
Cüneyt arkadaşıma son bir sözüm daha var 40 madde daha yazsın ama sadece müslüman bilim adamlarının bulgularından yazsın!!! yazamıyorsan eğer arkadaşım işkembeyi kübradan satmayacaksın!!!

Lütfen bilimle dini inancı birbiriyle karıştırmayalım! Mert'in belkide yazmayı unuttuğu ama vurguladığı çok önemli bir husus var batı dünyası karşısında 1000 yıldır yaşanan ezikliği, yenilgiyi adamların bilim alanın yaptığı bulduğu herşeyi kullanarak inancınıza dayanak oluşturmaktan vazgeçin artık, çünkü kimse sizin inancınızı sorgulamıyor.. Cüneyt arkadaşım o kırk maddedeki hiç bir madde Tanrı'nın varlığını ispatlamak için bulunmamıştır, hesaplanmamıştır, gözlenmemiştir. Hepsinin altında neden sorusu vardır. Yazmış olduğunuz her bir maddenin altında da bir sürü neden sorusu vardır ve onu araştıran yüzlerce akademik personel vardır..

Hale bakın ki, dünyada en mükemmel inanca sahip olan insanlar ya krallıkla, ya emirlikle ya da babadan oğula geçen devlet başkanlıklarının olduğu cumhuriyetlerle yönetiliyorlar. Talibanın din adına kuş beslemeyi ve uçurtma uçurmayı yasakladığnıda düşünürsek... Ama tek avuncumuz inancımız değil mi? Allah aşkına siz neye inanıyorunuz yaa?? Nereye gidiyorsunuz???

Hiç kimsenin inancı umrumda değil isterseniz krem peynire taparsınız isterseniz tapmazsınız 45000 (kırk beş bin) tanrının bulunduğu hindistan bile füze yapıyor uzaya çıkıyor!!!

Sonuç!! her millet her topluluk layık olduğu gibi yönetilir ve yaşar...

Ama ne yazık ki arada bizim gibi yaşlarda yanıyor işte...

Yazan: Mete Tarih: March 5, 2009 10:56 PM

Evren o kadar ince ayar tasarlandıysa, niye depremlerle sular ve kıtalar alt üst olmuş ve hala oluyor? İklim değişikliği desem, onu insan yaptı diyeceksiniz. Bu nasıl bir akıllı güçtür ki, ne yarattığı doğaya ne de insana söz geçirebiliyor? Durmadan hayvan nesilleri tükeniyor. Bir yaratıp bir bozuyor. Ne tutarsız, ne akılsız bir güç bu! Hiç 'akletmez misiniz?'

Yazan: nilgün Tarih: March 5, 2009 11:37 PM

Evrim teorisi ispatlandi, yaratiliscilar panikte!

Eger yaratiliscilardaki magazin anlayisi bende olsaydi, Sayin Akyol'un yukaridaki "cirpinis"larini boyle bir mansetle yorumlardim sanirim.

Bilim ile dinin birbirinden farkli ve kendi iclerinde, ayri ayri cok degerli entelektuel alanlar oldugu gercegini hice sayarak, bilimsel bulgularin soyledigini isinize geldigince carpitarak, yillarca "Darwiniyen evrim imkansiz, olamaz, curutuldu" diye ahkam keseceksiniz, evrimi anlamaya, anlatmaya calisan insanlari "din dusmani" ilan edip hedef gostereceksiniz, "Darwinizme inanirsan dinden cikarsin, panteist olursun" diye fetvalar vereceksiniz.

Sonra, bir anda, hicbirsey olmamis gibi, "evrim dogru olsa ne cikar ulan" demeye baslayivereceksiniz. Bugune kadar din ile bilim arasinda oldugu varsayilan catismanin sucunu da ateistlere, materyalistlere yikivereceksiniz... Peki, ne oldu da birden boyle bir soylem degisikligine gerek duydunuz, okurlariniza saygi gosterip, onu da soyleyecek misiniz Mustafa Bey?

"Bu ulkeye komunizm lazimsa onu da biz getiririz", oyle degil mi?

Yazan: Balbazar Tarih: March 6, 2009 4:14 PM

Yani bir yorumcu tutmuş "su 100 derecede kaynar" lafına içerlemiş. Sonra da eklemiş, içinde bulunduğu şartlar falan gibi cümleler.

Ben de desem ki o su değil, "water"dır "water".

Bir İngiliz'i inandır inandırabilirsen onun su olduğuna. O onun için "water"dır, "votır".

Eleştirisindeki ucuzluk ve kıllığı ve lüzumsuzluğu anlamıştır umarım.

Özellikle lüzumsuzluğu.

Ben Mete'nin yaşını merak ettim.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 6, 2009 4:30 PM

Cehâlette Buldum

Allah'ı bilmekle herşeyi bilmiş gibi oldum.
O'nu bilmeyen bilginleri de, cehâlette buldum.

***
Aptallık Eder!

Ahmaktır cehâletinde inad eden kişi.
Aptallık eder, ondan uzaklaşmayan dişi!

***
Ne Güzeldir Cehennem!

Tanrıtanımazlıktır en büyük zulüm.
Zalimler için de ne güzeldir cehennem!

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 6, 2009 5:34 PM

Cehâlette Buldum

Allah'ı bilmekle herşeyi bilmiş gibi oldum.
O'nu bilmeyen bilginleri de, cehâlette buldum.

***
Aptallık Eder!

Ahmaktır cehâletinde inad eden kişi.
Aptallık eder, ondan uzaklaşmayan dişi!

***
Ne Güzeldir Cehennem!

Tanrıtanımazlıktır en büyük zulüm.
Zalimler için de ne güzeldir cehennem!

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 6, 2009 5:34 PM

(Önceki iletim hatalıyd. Tekrar gönderiyorum.)


Cehâlette Buldum

Allah'ı bilmekle herşeyi bilmiş gibi oldum.
O'nu bilmeyen bilginleri de, cehâlette buldum.

***
Aptallık Eder!

Ahmaktır cehâletinde inad eden kişi.
Aptallık eder, ondan uzaklaşmayan kişi!

***
Ne Güzeldir Cehennem!

Tanrıkabuletmezliktir en büyük zulüm.
Zalimler için de ne güzeldir cehennem!

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 6, 2009 5:45 PM

Mete Bey,

Hindistan'in ürettigi füzelerden Iran da üretiyor.
Ama füzeler adam öldürür, adam diriltmez.
Din ise, ölümü öldürür, ebedîlik kazandirir.
Dolayisiyla en kral füze, din ile, bilhassa
Islâmiyet ile boy ölcüsemez.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 6, 2009 5:55 PM

MİCANA

şöyle demişsin:

''Cüneyt beye şunu sormak istiyorum sizce soruyu nasıl sormak gerekir burda verdiğiniz tasarılar etrafında mı gelişti canlılık yoksa bu koşullar altında canlılık zorunlu olarak bu şekilde mi gelişmek zorundaydı''

evet canlılık bu tasarılar etrafında gelişti ve bir bütüncül organizma halinde varoldu.çünkü verilen değerlerdeki matematiksel çıkarsamalar canlılığın oluşabilmesi için bu fiziksel realitelerin canlılıktan önce varolması gerektiğini bize fısıldıyor.yukarıdaki çıkarsamalar gayet açık.bunların değerindeki minimal bir sapmanın,bırak bir insan varolmasını,canlılığın varolması için gerekli en küçük bir yapıtaşının bile var olamayacağını göstermekte.BİLİMSEL TASARIMLA İLGİLİ ÇIKARSAMLAR ÇOK GENİŞ BOYUTTA ASLINDA.şöyle ifade edeyim:


Leibniz “Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?” diye sormuştu. Bu, evrenin kendi kendisinin açıklamasını içinde barındırmasının mümkün olmadığının ve kendi dışında bir açıklamaya ihtiyaç duyduğunun ifadesiydi. Bu soruya bir soru daha eklenebilir: “Neden kaos yerine bilimsel kanunlar var?”

Bilimsel çaba ile, bilimsel kanunları bulmak ve buna göre evreni tanımak, geleceği planlamak, insanın rahat ve güvenini sağlamak hedeflenir. Fakat bu çaba neden bilimsel kanunlar olduğunun açıklaması değildir. Örneğin çekim gücünün bilimsel açıklamasını ele alalım. İster Newton’cu şekilde, ister Einstein’cı şekilde çekim gücünü ele aldığımızda, bu açıklama bize Dünya’nın Güneş çevresinde, Jüpiter’in yörüngelerinin Jüpiter çevresinde nasıl döndüğünü açıklar. Bilimsel açıklama, Güneş tutulmasının zamanını, bir uydunun nasıl Dünya’nın yörüngesine oturtulacağını söyleyebilir. Fakat bu açıklamaların hiçbiri “Neden kaos yerine bilimsel kanunlar var?” sorusunun cevabı değildir. Bilimsel açıklamalardan, Dünya’nın ve diğer gezegenlerin, neden çekim gücü kanunları çerçevesinde hareket ettiklerinin, bu kanunların neden var olduklarının cevabını alamayız.

Bilimsel kanunların varlığı ve evrenin her yerinde ve değişik zaman dilimlerinde hep aynı şekilde işlemeleri bir açıklama gerektirmektedir. Bilim bu açıklamayı yapmayı vazife edinmez. Bilim, kanunları bulmayla ilgilenir, kanunların neden var olduğuyla değil. Bilimi mümkün kılan bu kanunların varlığıdır. Evren kaos olsaydı; çekim gücünden, termodinamik yasalardan, hareket yasalarından bahsedemeyecektik. Kısacası bilim var olmayacaktı, bilim, bilimsel kanunların varlığı olmadan mümkün değildir. Bu kanunlar var olmasaydı evren olamazdı, ama böyle bir evrenin var olduğunu kabul etsek bile, bu evrende her şey rüyalardan bile daha anlaşılmaz olurdu


KAİNATTAKİ TASARIM DELİLİNDEN BEN ŞU SONUCU DA ÇIKARIYORUM

Evrenin tasarımı, bilimsel kanunlar çerçevesinde, evrendeki madde kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Maddenin yapı taşı olan protonların, elektronların, nötronların, kuarkların ve maddeye hükmeden güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet, zayıf nükleer kuvvet ve çekim kuvvetinin bilinçli bir şekilde ayarlandığını gördük. Bu ise maddenin yaratılması ile aynı anlama gelmektedir. Evrene hakim olan fiziksel, kimyasal, biyo-kimyasal kanunların hepsi maddeye içkindir; bu kanunlar, maddenin bir özelliği olarak maddenin içine konmuştur. Bu kanunların hepsi maddenin ta kendisidir. Tüm bu kanunların evrendeki belli gayeler için kullanılması ve evrendeki düzeni oluşturmaları, bu kanunların da tasarımlandığını göstermektedir. Maddenin yapı taşlarının, maddeye hükmeden kuvvetlerin ve maddeye içkin olan bilimsel kanunların tasarımlanması; maddenin de bir tasarım ürünü olduğunu, yani yaratıldığını göstermektedir. Madde, Tanrı’nın yaratmasında kullandığı ezeli ve ebedi bir unsur değildir. Evrenin her şeyi gibi, evrendeki her şeyin kendisinden meydana getirildiği madde de yaratılmıştır. Madde yaratılmış bir unsur olmasaydı, “tasarım delili”nin gösterdiği gibi Tanrısal amaçlar için istendiği gibi kullanılan, bu kadar maharetli bir hizmetçi olamazdı. Maddenin belli amaçlarda kullanılmak için yaratıldığı ve kendisine içkin kanunlarıyla Tanrı’nın tasarımının ham maddesi olmak vazifesini yerine getirdiği, “tasarım delili”nin verileriyle bence daha da iyi anlaşılmaktadır.


YUKARIDA VERDİĞİM 40 ADET TASARIM İNSANCI İLKE ÖRNEKLERİ.yaptığım çıkarsamaları destekleyecek cinstendir.NATURALİST-MATERYALİST-ATEİST zevat insancı ilke gerçeklerine,kendi meşreblerince kılıf uydurmakta,akla hayale gelmedik atraksiyonlar yaparak KOMİK Mİ KOMİK durumlara düşmekteler.KAİNATTAKİ MUHTEŞEM DÜZEN VE VAROLAN HASSAS AYARLAR ONLARI AÇIKLAMA GETİREMEYECEKLERİ SAPLANTILAR İÇİNE SÜRÜKLEMEKTEDİR.

Evrenin başındaki bu hassas ayarın bir Düzenleyici’si olmaksızın açıklanması mümkün değildir. Evreni bir Tasarımcı’nın eseri olmayan bir varlık olarak görenlerin ''APRİORİ'' beklentisi, bir düzenin bulunmadığı kaotik bir evren olmalıdır. Oysa var olan olgular, sıradan bir düzene bile değil; olağanüstü düzenlemelere işaret etmektedir.

ve bu sonuçlarda bizi tek bir gerçeğe götürmektedir

''İNTELLİGENT DESİGN'' GERÇEĞİNE

SAYGILAR

Yazan: CÜNEYT Tarih: March 6, 2009 6:45 PM

www.kuranisthaber.blogspot.com
adresinde buradaki konuyla ilgili
olarak:

"MADDENAME'NİN EK VE TAMAMLAMASI 1"

isimli bir bildiri bulunmaktadir.
Ilgilenenlere duyurulur.

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 6, 2009 7:18 PM

Darwinin Doğal seleksiyon teorisi hoşa gitse de gitmese de yaşamı izah için en geçerli teori.

Darwinin Doğal seleksiyon teorisinin bir de daha universal hale getirilmiş hali var; cosmological natural selection.

Varlığı Matematiksel ve sonra gözlemsel olarak kanıtlanmış olan karadeliklerin içine çekilen ve yokolan maddenin yeni evrenler oluşturduğu,ve bu ikincil evrendeki(fecund universe) kozmolojik katsayıların uygun olanlarının genişleyebildiği ve yine uygun fizik kurallarına sahip olan evrenlerin yaşama uygun evrenler olabildiği, temel fikir. Bizim evrenimiz de (aynen dunyamız herhangibir gezegen olduğu gibi) bu evrenlerden herhangibiri.

http://en.wikipedia.org/wiki/Lee_Smolin#Fecund_universes

Orjinal paper:
http://arxiv.org/PS_cache/hep-th/pdf/0407/0407213v3.pdf

Yazan: Aykut Tarih: March 6, 2009 7:56 PM

Sayın Hüseyin Avdic,

Hiç bir füzeyi ya da insanoğlu tarafından yapılmış herhangi bir şeyi inançla karşılaştırmıyorum tamamen yanlış anlamışsınız.
Bugün tüm islam coğrafyasında batı dünyası karşısında bir yenilgi yaşanmaktadır. Çünkü batı çıkarları doğrultusunda İslam coğrafyası içinde istediği at koşturabilmekte ve hatta kıyımlar yapmaktadır. Gelecektede durumun değişeceğini hiç sanmıyorum. Herneyse, herkez herşeyi söylüyor yorumluyorda bu yenilginin sebebi ne?? Niye sürekli yeniliyoruz eziliyoruz?? Kimse bunu sorgulamıyor.
Çok açık ve net söylüyorum tekrar adamlar çalışıyorlar didiniyorlar birşeyler yapıyorlar buluyorlar. Bizim (sizin!!) tek yaptığınız şey aslında adamların buldukları şeyleri kendi felsefenizi destekleyecek şekilde kullanmak!! İşinize gelmeyincede kıyameti kopartmak Darwin örneğinde olduğu gibi. Siz bilim adına hiç birşey yapmıyacaksanız, çalışmayacaksınız, üretmeyeceksiniz sonra adamların yıllarca çalışıp didinip ortaya çıkardıkları şeylere bakın bu bizim kitapta zaten yazıyordu boşuna çalışmışsınız gibi ifadelerle hem sahiplenip hemde ezilmişlik duygusundan kurtulmaya çalışacaksınız.
Din ayrı bir konu bilim ayrı bir konu!! Dinde istediğiniz kadar ileri olun ama bilimde varlık gösteremediğiniz sürece dünyada hiç bir zaman saygın bir yeriniz olmaz, yenilgiden eziklikten ve cehaletten kurtulamazsınız!!

Hüseyin Bey, İran'da füze yapıyor demişsiniz ve füzelerin insan öldürdüğünden bahsetmişsiniz. İranın yaptığı füzelerin teknolojisi bellidir ve propaganda amaçlı olarakta birazda şişirilmektedir. Ama füze teknolojisi konusunda Türkiye'ninde çok önündedirler. ama benim kastettiğim füzeler insan öldürmek için olanlar değildi insanları ya da uyduları uzaya götürüp getirenlerdi. Bu arada iran Rusya ve Çinden çok ciddi desteklerde almaktadır.

Mustafa Fatih Yüce ucuzluk ve kıllık yorumları yapmış ilk yazıma. Rahmetli Uğur Mumcu'nun bir lafı vardı "Türkiye'de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma hastalığı var". Fizikle alakanız yok Kimya ile alakanız yok, sonra kalkıp suyun herhangi bir derecede kaynamasını mucize olarak gösterip inancınıza dayanak yapıcak ve böyle yazılarlada reklamını yapıcaksınız. Cüneyt Bey'de 40 tane madde yazacak ordan. Gördüğünüz gibi hiç fizik kimya bilmeden bir sürü mucizemiz oldu inancımızada inanç kattık dimi!! Hadi gidelim biraz dua edelim dünyanın heryanında kıyıma uğrayan ve ezilen müslüman kardeşlerimiz için, böylelikle cennette girebilmek için herşeyi yapmış bulunuyoruz dimi!! Biliyorsunuz bütün batı medeniyeti ve bilim adamları aslında Tanrı'nın varlığını ispatlamak aynı zamanda kutsal kitabımızda zaten yazan şeyleri ortaya çıkarmak için çalışıp didiniyorlar, çünkü onların bizim gibi bir dini ve kutsal kitabı yok. Bizde böyle sermişiz adamlar buldukça sahip çıkıyoruz, sonra biride çıkıyor bak su 100 derecede kaynıyor, ahanda mucize, ahanda böyle, ahanda şöyle Darwin b.k yemis! diyor.. Sizce bu ne peki, ucuzluk mu, aymazlık mı, cehalet mi, yoksa yüzyıllardır yaşanan yenilginin vermiş olduğu eziklik duygusundan kurtulabilmek için yapılan çırpınmalar mı? riyakarlık mı? Bence hepsinden biraz var..

Yazan: Mete Tarih: March 6, 2009 10:09 PM

Bence ne kadar araştırmalar yapılsa da,bilim adamları evrim teorisi hakkında yanıldıklarını söylese de bu tartışma bitmez.Hatta Darwin mezarından kalkıp ya benim teorim doğru değilmiş herşey bir yaratıcı tarfından yaratılmış ben yanılmışım dese dahi yine de bir bahane bulurlardı insanlar.

Yazan: sevim Tarih: March 7, 2009 1:03 AM

Darwin'in bir fikir adamı değildi ve bir ideolojisi de yoktu. sadece kendi halinde, herhangi bir önkabulü kabul etmeden, gerçeklerin peşinden giden bir adamdı.

galapagos'a, afrikaya, dünyanın dört bir yanına gitti, yıllarca saha araştırmaları yaptı. Türler arasındaki ilişkileri gördü, jeoloji katmanlarını araştırdı, fosilleri inceledi.

Ve olaylara tarafsız olarak bakan herkesin görebileceği O ilişkiyi gördü; yani, fosil kayıtları ve jeoloji bilmiyle de desteklenen canlılar arasındaki akrabalık ilişkilerini keşfetti ve buna bağlı olarak "türlerin kökeni" teorisini geliştirdi.

peki ne mi oldu? dünya bu kendi halindeki adamın söylediği gerçekleri kabul etti mi?

tabii ki hayır! taa o dönemden beri, kendilerini dinin savunucusu sananlar kendi inançlarını baltalayan bu kişiye kin beslediler, hakaret ettiler, küçük düşürmeye çalıştılar, alay ettiler, bel altından vurdular, "bilimsel" görünümlü içeriklerle, onu alt etmeye çalıştılar -tabii ki bu mümkün değildi-

yine de insanların büyük çoğunluğu darwinin fikirlerini kabul etmek yerine onu şeytan oalrak görmeyi etmeyi tercih etti. çünkü insanlar, gerçeği görseler bile, kanıtlarla desteklenen bulgulara değil inanmak istediklerine inanırlar. insan doğasının yapısı budur.

insanoğlu, ne kadar cahilse kendini o kadar çok bilgili zanneder.

yapacak birşey var mı? yok. neden? çünkü insanların çoğu cahil. cehalet var oldukça anti darwinizm de varolacak. hem de %90 gibi, ezici bir çoğunlukla.

sadece herşeyi sorgulayan ve bilginin peşinden koşan çok küçük bir azınlık, inancı hatta inançsızlığı sorgulayacak.

gerçek bilim adamı, kendi ortaya attığı teoriyi ilk başta yine kendisi eleştirir! zayıflıklarını, güçlü yanlarını, alternatiflerini ortaya koyar ki,
ideolojik kirlenme olmadan gerçeklere ulaşabilsin.

şahsen neyin doğru olduğunu bilmiyorum, ama canlıların yaratılışına en iyi açıklamayı tartışmasız şekilde şu anda evrim teorisi yapıyor.

Diğer -teori bile denemeyecek- söylenceler ise, herhangi bir destekleyici kanıt olmadan olayları salt metafiziğe bağlıyor. bkz. yaratılışçılık ve akıllı tasarım.

evrime akıllı bir müdahalenin olduğu fikri, aynı descartes'in dualite'sinde olduğu gibi, ruhla bedenin ilişkiye geçtiği bir "bez" olduğunu aklıma getiriyorum, tam bilemiyorum tabi.

sn. akyol ve arkadaşları, eğer ki evrim mekanizmalarını yeterli bulmuyorlarsa, biraz daha araştırsınlar.

zira gerekli cevaplar bilimde, ne idüğü belirsiz hayali kavramlarda değil.

teşekkürler.

Yazan: Kamil Koc Tarih: March 7, 2009 7:42 PM

Neden Allah'ın varlığını kanıtlamaya çalışıyoruz ki? Biri bana Allah'ın olmadığını ispat edebilir mi??

Yazan: Emre Tarih: March 8, 2009 4:08 PM


Sevim hanım
"Hatta Darwin mezarından kalkıp ya benim teorim doğru değilmiş herşey bir yaratıcı tarfından yaratılmış ben yanılmışım dese dahi yine de bir bahane bulurlardı insanlar." diyorsunuz...

Darwin mezarından kalkmamış da olsa ben şimdiden size bahaneler bulayım.Evrimin hangi yönlerinin çıkmazda olduğunu neye dayanarak yaratılışa kapı açıldığını ısrarla sorardım emin olun.Sizin karıştırdığınız konu bu konuyu da bir yanılgının esiri olarak iman konusuyla paralel görmeye alışkın oluşunuzdur.Her konuyu İman tabanlı algılamanız böyle geçersiz düşüncüleri aklınıza sokuyor.

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 8, 2009 4:31 PM

Mete Bey,

Sözlerinizi yanlis anlamis degilim.

"Yapilis ve i$leyis itibariyle hersey ilme baglidir".
Insanin da doga ve tabiatla olan muamelesini saglikli
kurabilmesi ve ondan faydalanabilmesi icin onun nasil
yapildigini ve i$ledigini bilmesi ve onlari i$leten yasalari
tanimasi ve onlara itaat etmesi gerekiyor. I$te bu haki-
kat, "bilim"i dogurmaktadir. Bilime olan ilgi ve yönelis
de ihtiyaca bakar. Kim daha cok muhtacsa ve bu ihti-
yacini hissediyorsa, bununla meraki uyanir ve bu uya-
nisla da bilime yönelir ve calismasina göre de ilerleme
kaydeder.

Kur'anlilar, Islâmiyeti kazandiktan sonra bilime olan ih-
tiyaclarini hissetmis ve gerekli calismalarini yapip, bu-
günkü bilim ve teknigin temelini atmislardir. Bu temeli
attiktan sonra bilim nöbetini Bati'ya devretmislerdir. Ba-
tililar da Müslümanlardan devraldiklari bu temelle ve
nöbetle ve ihtiyacin meydana getirdigi büyük bir aclikla
ona sarilarak bilim ve onun bir meyvesi olan teknigi bu-
günkü seviyesine getirmisler ve tarihsel vazifelerini ta-
mamlamislardir.

Bilim ve teknikte doygunluga ulasmis bulunan Batililar
simdi nöbeti tekrar Müslümanlara devretmek üzeredirler.
Bundan sonra bilim ve teknigi ilerletmek Müslümanlarin
i$i olacaktir.

"Bunun delili nedir" diye sorulacak olursa, "onun delilini
yakinda göreceksiniz" deriz.

Fakat hersey bilim'den ibaret degildir. Cünkü bilim sade-
ce dünyaya yardim eder. Fakat din, hem dünyaya hem
de ötesine hizmet eder, i$ik tutar. Insan sadece akildan
ibaret bir varlik olmadigindan, yalnizca bilimle doyamaz.
Cünkü onun bir de "kalb"i vardir. Kalp ise, ölümsüz bir
dünya ve sonsuz bir mutluluk ister. Onun bu ihtiyacini da
ancak "Din" karsilayabilir. Bu ihtiyaci karsilanmadikca,
bilim onu mutlu edemez. Bunun icin insanlik, onun mâne-
vî ihtiyaclarini karsilayacak Islâmiyet gibi gercek bir dini
daima arayacaktir ve ariyor.

Cünkü insanin insaniyete cikip olgunlasabilmesi ancak
din ve bilimle mümkündür. Bunlardan birisini atanlar ise,
insanî olgunlasmada yarim kalacaklardir. Tam bir mükem-
mellesme isteyenler de her ikisine birden sarilacak ve
gercek insanlasmayi kazanacaklardir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 8, 2009 7:09 PM

www.kuranisthaber.blogspot.com
adresinde

MADDENAME'NİN EK VE TAMAMLAMASI 2

isimli bir bildiri yayinlanmaktadir. Bu bildiride, mater-
yalist felsefe ile Kur'anist felsefe'nin mücâdelesini
okuyacaksiniz. Ilgi duyanlara duyurulur.

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 8, 2009 9:27 PM

Mustafa Bey Ece Temelkuran'ın 3-4 hafta kadar önceki programında sizi seyretme fırsatı buldum. Sizin gibi afili köşe yazarı tayfasını tartışma programlarında seyretmeyi çok seviyorum çünkü orası bir nevi "er meydanı". Tartışma platformu, köşe yazısı yazar gibi saatlerce 3 satır yazı için düşünüp taşınma fırsatı olmadan doğaçlama gelişiyor ve asıl düşünsel yetkinliğinizi ve fikirlerinizin olgunluğunu o zaman anlıyoruz işte.
Siz fena çuvalladınız, Temelkuran sizin karizmayı yerle yeksan etti. Kapitalizm hakkındaki fikirlerinizin yanlış olduğunu zaten biliyorduk ama bu kadar -tabiri caizse- yavan olduğunu tahmin etmemiştim. Size sık sık alay eder gibi gülmeleri doğrusu beni şaşırttı ama ne yala söyleyeyim ihtilallerin sağcılara karşı yapıldığını söylediğinizde ben de hafifçe gülmeden edemedim. Hadi onlar neyse de doğuda şu buzdolabı v.s. dağıtılan insanların bu sayede suça meyletmediklerini söylediğinizde halinize gülsem mi ağlasam mı bilemedim. AKP yandaşı olduğunuz zaten belliydi ama bu kadarına pes dedim. Zaten aynı safta durduğunuz iki katılımcı da hemen hemen hiçbir fikrinize destek vermedi. Sanırım sizin için zor zamanlardı.
Gördüğüm köşe yazarları arasında en kötü çuvallayan siz oldunuz (sizdeen sonra Can Ataklı gelir). Öyle ki sitenize girme isteği bile kalmadı bende çünkü iyice anladım ki bu sitedeki birçok yorumcu sizin köşenizi sizden daha çok hak ediyor. Bunu gerçekten inanarak söylüyorum ki her açıdan çok yetersizsiniz. Bu kadarını sanmıyordum. Yorum kaabiliyetiniz sıfır. Farkındalık sıfır. Bilgi 0,5. Sınıfta kaldınız.
Şimdi de bakıyorum da akıllı tasarımdan vazgeçmişsiniz ve evrimin islamiyete aykırı olmadığını savunmaya doğru yönelmişsiniz. Mustafa Bey lütfen sınırlı hatta pek sınırlı kapasitenizle bu işlere el atmayıp bari bu konuları uzmanlarına bıraksanız ne güzel olur. Siz koskoca Amerika'da yapacak başka birşey bulamadınız mı? Amerika demişken, Ece Temelkuran sık sık diyordu ya size "pardon ama siz başka bir ülkeden misiniz?" diye. "Evet hem mecazi hem gerçek anlamda o Türkiyeden değil" diye bağırasım geldi.
Çok yetersizsiniz. Sizi okuyanlara saygıdan kendinizi biraz geliştirmeye çalışın lütfen.

Yazan: UMUT Tarih: March 9, 2009 1:30 AM

Yukaridaki yorumlarda biri nev-i cismine munhasir bir yorum getirmis ve demiski nasil oluyorda Tanri yarattigi seylere soz geciremiyor tabiat a hakim degil depremler nicin oluyor? neden hayvan nesilleri tukeniyor? bu sorular inancsiz bir lise ogrencisinin bile artik tenezzul etmedigi turden klise laflar biryerde de ayni sahsin soyle bir yorumunu okudum yok dine Marx baba bile afyon dedi siz daha din diyanet diyorsunuz sizden daha bilimsel daha mantikli yorumlar bekliyoruz HANFENDI..

Asil sen kendi putuna sor bu soruyu yani insana neden caresizmis tabiat olaylari karsisinda ne kadar zayifmis bir salgin hastalik karsisinda DEPREMLER BIRAZCIK DAHA SERT SALLASA NELER OLURMUS YADA SALGIN HASTALIK BIRAZCIK DAHA SIKSA yoksa butun bunlar onun yuzune acziyetinin vurulmasi mi? eee dogal seleksiyon nereye kadar ve o putuna bir de deki "neden bu nesli tukenen hayvanlara bu kadar az bir yasam alani biraktin karadenizin hamsisini bile kurutacaksin diye korkuyorum birgun bu obur doymak bilmez istahinla ey putum"
Sunlarida ev odevi olarak veriyorum bir daha derse yapda gel yobaz kimdir? Nelere tahammulu yoktur? Nerelerde yasar ? neyle beslenir ? Nesli birgun tukenir mi ? Tukense fena mi olur?

Daha oncede biryerde yorumladigim gibi insan her olaya kendi acisindan bakabilir ayni olay iki kafa iki ayri yorum yeterki kudurup yobaz olmasin...

Yazan: Turkenlander Tarih: March 9, 2009 2:17 PM

Sayın Mete,

Beni konuşturmayın, ben konuşmuşum, beni oradan anlayın, kafanızdaki beni bana dikte etmeyin.

"Su 100 derecede kaynar" diyen birisinin NŞA'yı mutlak varsayım aldığını anlayabilecek, "na... na... 100 derecede kaynamaz NŞA'da 100 derecede kaynar" ukalalığı yapmayacak kadar anlayışlı ve zeki olduğumu düşünürüm.

Herkes böyle olmak zorunda değil.

...

Ayrıca kıllık yapacaksak 100 derecede değil 100 santrigrad derece de diyebilirdik.

Ne denmek istendiğini ben anlıyorum. Deney raporu da yazılmadığına göre kıllığın lüzumu harbiyesi yok.

Bu lüzumsuz eleştiriniz eleştirilince de şark kurnazlığı sergilemişsiniz. Bravo.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 9, 2009 4:38 PM

Bilim ve Teknik Dergisi Darwin konulu kapak dosyasını değiştirmek zorunda kaldı! Onun yerine başka bir konuyu kapak yaptı. Darwin'in evrim teorisi de sonunda hiç beklenmedik bir yerden, TÜBİTAK'tan sansür yedi. Akıllı tasarımla evrim teorisine eşit fırsat verilsin diyenlere sormak lazım, değil mi?

Milletin işi gücü yok, evrim teorisiyle uğraşıyor. İnsan demeden edemiyor, ya konunun o kadar uzmanı var bu iş size mi kaldı diye. Yine de iyi niyetli olmak lazım, yavaş yavaş materyalist evrim teorisi anlayışına yaklaşılıyor. Önceden pat diye yaratıldı derlerdi şimdi de evrim benzeri bir şey vardır ama bunu gizemli bir el planlamıştır demeye başladılar. Hayırlısı olsun.

Esas dertleri ateizm tabi. Evrim teorisi bazı kişilerce (Dawkins örneği) ateizm için bir dayanak noktası olarak kullanıldığından hedef oluyor. Ateizm dinleri tehdit ettiği için böyle bir bağlantı evrim teorisinin de dinleri tehdit ettiği anlamına gelir. Bu durumda evrimi yaratıcıya yakınlaştırmak gerekir. Evrim teorisi materyalist olarak kalsa da bir şey değişmeyecektir. Big Bang materyalist bir teori değil mi? Ya hücre teorisi? Ama yine de yaratıcının izlerine rastlayabiliyorlar. Buna engel yok. Yeter ki teorileri "doğru" yorumlayalım, değil mi? İnsan düşüncede özgür olmalıdır. Varsın, bir yaratıcı vardır desinler. Kimisi de yoktur diyebilir. Bir insan dinini özgürce savunabiliyorsa, ateizm de özgürce savunulabilir.

drosophila

Yazan: drosophila Tarih: March 9, 2009 10:48 PM

Kanal D de yayınlanmış bir haber.

http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?HaberID=35020&CatID=32

Bilim ve Teknik dergisinde Darwin sansürü ile ilgili bir yazı.

Gerçekten üzücü,Kutsal kitap bilimcilerinin Türkiye'ye biçtikleri rol bu...
Bırakın siz İslami Liberalizmi,ferdiyetçiliği
vs....

Tam gaz gerilemeye devam.Utanç verici bu zihniyetin artık ülkemizden kara ellerini bir an önce çekmesini diliyorum.

Reşit Özdileğin bir sözü aklıma geldi Bir insan Galileo yu bilmeden yaşayabilir fakat bir toplum yaşayamaz.300 yıl sonra Galileo nun kitabının Türkçeleştirilmesi,Mustafa Akyol un sürekli yakındığı bilimin en hakiki mürşit uygulamasının bir örneğimidir sizce.?

Darwin kapaklarının sansürlenmesi en hakiki mürşidin bu ülkede bilim olduğunun bir örneğimidir sizce?

Arif Pamuk diye birinin büyücü kitapları yazarak halka din dersleri satmasımıdır en hakiki mürşit?

Say say bitiremem.

En hakiki mürşit bilim değilse bile din,metafizik yanından bile geçemez.

Birileri bu zamanda geçmişte yaşamayı sevebilir,1900 lerde 1800 lerde ama ben hiç sevmiyorum.Çocukluk inançlarım sarsılmasın diye saçma sapan şeylerin geçerliliği üzerine yemin etmeye niyetim yok.

İsteyen istediğine inansın,fakat bu güzel bir duygu diye gerçeklerin önünü tıkamanın lüzumu yok.

Ben hala gerçeğin peşinden gitmeye devam edeceğim.

Bazıları hala çocukluk düşlerinin bozulmamasını isteyebilir,Babasını,annesini,dedesini, arkadaşlarını kızdırmak istemeyebilir.Kendi geleceği için müthiş kaygılar duyabilir.Psikolojisinin bozulmamasını ve rahat yaşamak isteyebilir.

Ama benim hiç umurumda değil,uzun zamandır kendimi kandırmaktan vazgeçtim çünkü.


Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 10, 2009 1:21 AM

Bilim ve gelecek dergisinden Ender Helvacıoğlunun konuyla ilgili yazısını aşağıda sunuyorum:

Degerli Dostlar,
TUBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde, bizzat TUBİTAK yoneticileri tarafından Darwin dosyasinin sansurlenmesi ve yayin yonetmeninin gorevden alinmasi cok onemli bir olay ve tam bir skandal. Butun dunya Darwin Yılını kutlarken Turkiye'nin resmi bilim kurumunun tutumuna bak!
Bu sansure karsi etkili bir tepki orgutlenmeli. Turkiye'nin bilim toplulugu boyle uygulamalari hak etmedigini gostermeli. Eger gosteremezse, o zaman hak ediyor demektir!
Bizler ne yapabiliriz, dusunelim. Bilim ve Gelecek'in Nisan sayisinda bir yayin yapip tepkimizi gosterebiliriz. Ama bu elde var bir. Daha ne yapabiliriz, tartisalım.
Simdi bu konuda internette yazilanlari aktardi bir arkadas. Biri demis ki, "Harun Yahya'yi yayin yonetmeni yapsinlar!" Evet, yakisir!
Aslinda BG yayinlarindan cikan "Harun Yahya Safsatasi ve Evrim Gercegi" kitabinin yayginlastirilmasi da ozel bir onem kazandi. Biliyorsunuz, Jeoloji Muhendisleri Odasi bu kitaptan 7500 adet aldi, uyelerine ve jeoloji ogrencilerine dagitmak icin. Gercekten ornek bir tutum. JMO'nun bu uygulamasi, bizim de bu kitabin ikinci baskisini daha ucuza mal etmemizi sagladi. Kitabi toplu almak isteyenlere yari fiyatina verebiliyoruz. Bu kitabi mumkun oldugunca yayginlastirmak da tepkinin bir parcasi olabilir.
Fikirlerinizi bekliyoruz.
Dostlukla kalin...
Ender Helvacioglu

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 10, 2009 1:24 AM

Yorumları hızlıca okumaya çalışırken Sayın UMUT'un yorumunda Mustafa Akyol Bey'in "ihtilaller sağcılara karşı yapıldı" sözüne güldüğü gibi bir cümlesini okudum.

Ben de ona güldüm.

80 ihtilali için birşey diyemem ama 60 ve 71'de iktidar kimdi, kim oldu? 28 Şubat'ta iktidar kimdi? Kim oldu?

Ayrıca ihtilaller arasında bir kıyaslama yapacak olursak, en masumu, en gerekçeleri yere basanı, en tarafsız olanı 80 ihtilalidir.

Sonuçta ihtilaldir, siyasi iradeyi ortadan kaldırmıştır, sonrasında insan hakları ve demokrasi ile bağdaşmayan uygulamalar olmuştur, ama söylemek istediğim iyi anlaşılsın, "solcu" mahareti ile çarpıtılmasın; Türkiye'de yaşanan ihtilaller arasında bir kıyaslama yaptığımda diyorum.

80 ihtilali amaçlarına en fazla yaklaşan ihtilaldir aynı zamanda. 80 ihtilalini yapanların kafasında 60'ta olduğu gibi bir partiyi başa getirme amacı yoktu.

80 ihtilali büyük ölçüde yurtta gelişen şiddet olaylarını durdurmak maksadı ile yapıldı ve gerçekten de yurdu satanla, kurtaranın kavgasının ortasında kalan halk da şiddet olaylarının daha o anda bıçakla kesilir gibi bitmesinin verdiği o ilk şaşkınlık ile ihtilal tanklarını sevgi ile karşılamış ve hatta ihtilal anayasasına sırf kızdığı siyasilerden dolayı evet demiştir.

...

Yakın tarih okuyan herkes bilir, bu memlekette ihtilaller sağcılara karşı yapılır.

...

Bunun aksini söyleyenler için solcu terörist gençler kahraman, ve hatta fikir suçlusu, fikirlerinden dolayı devletin gazabına uğramış mağdurlardır; ama iş dindarlara, liberal + - demokrat + - muhafazakarlara gelince "devletin bir ideolojisi vardır ve onu koruması doğaldır"; hem de bu ikinci güruh hiç terör eylemine tenezzül etmemişken hatta basit bir hak arama mitingi düzenlemeye bile "üşenirken"

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 10, 2009 9:57 AM

Dün: Evrim deli saçmasıdır.

Bugün: Evrim doğru olsa ne yazar.

Yarın: Evrim Allah'ın mucizesidir.

Evet, bağnazlık böyle birşey işte. "Deli saçması" diye fanatikçe karşı çıktığımız birşeyi, bir anda "Allah'ın mucizesi" ilan edebiliyoruz. Bunu yaparken de ne Allah'tan utanıyoruz, ne kuldan.

TÜBİTAK, bilim dergisinde evrim kuramını sansürler, insanları işinden uzaklaştırır; bizim liberal demokratlar "Darwinist zorbalık"tan yakınırlar. Zaman gazetesi yukarıdaki "evrim kuramına karşı pes" yazısını "Darwin yılında Darwinizm çöküyor" başlığı ile yayınlamaktan zerre hicap duymaz.

Güler misiniz? Ağlar mısınız? Doğrusu, bu tablo karşısında benim hissedebildiğim tek duygu, mide bulantısı.

Yazan: Balbazar Tarih: March 10, 2009 8:52 PM

Nature dergisinde hakettiğimiz yeri bulmuşuk.

http://www.nature.com/news/2009/090310/full/news.2009.150.html

www.richarddawkins.net sansürü ile tüm dünyaya haber olmayı başarmıştık.

Türkiyede en hakiki mürşit bilimdir.Ne mutlu....
Sokakta bilimle dolmuş insanımıza..Ne mutlu.....


Bu standart sağcı,dinci,muhafazakarlık her zamanki gibi mideleri bulandırmaya devam ediyor.
Yazık.Çok yazık....

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 11, 2009 10:56 AM

Sayın YÜCE bu konuya girmek istemiyorum çünkü hiç yeri değil. Diğer arkadaşlara kabalık olabilir.

O yüzden çok kısa cevap vereyim. İhtilallerin hangi hükümet baştayken yapıldığı değildir önemli olan. Önemli olan ihtilal sonrasında yaşatılan acılardır. Asıl acıyı sol kesim yaşamıştır.

Sanki ülkemizde onlarca ihtilal yapılmış gibi "80 ihtilali için birşey diyemem ama..." gibi bir ifade kullanmanız yanlıştır. O 80 ihtilalidir ki ülkemizin bugünkü halinin en büyük sebebidir. 80 ihtilaline "... en masumu..." demeniz ise çok can acıtıcı ve haksız bir ifade.

Mustafa Bey bu konuda bir makale yazarsa seve seve bunu sizinle tartışırım.

Yazan: UMUT Tarih: March 11, 2009 12:35 PM

Akıllı Tasarım Teorisi’nin Britanya’da da ilk ve ortaöğretim müfredatlarında yer alması kararlaştırıldı. http://www.taraf.com.tr/haber/29528.htm

Ne diyelim; darısı başımıza!

Yazan: Birgül Tarih: March 11, 2009 4:05 PM

ya bosverın evrımı mevrımı...toprak altından cıkan seylere ne kadar guvenılebılırkı...bız gerceklere bakalım..ucan kuslar yokmu etrafmızda kadınlı erkeklı akıl sahıbı ınsanlar yokmu etrafımızda uzay -273 dereceyken bızı fanus gıbı kusatıp ılıman bır ıklım saglayan atmosfer ykmu ortalıkta...bıze yararlı yıyecekler yokmu ortalıkta...evrım varmıs yokmus zerre kadar umrumda degıl zaten ıslam dusunurlerı zamanında bu konuyuda ee aldılar..cunku onlar ALLAH ın bılgısının sınırsızlıgını cok ıyı bılıyorlardı......evrım varsa ALLAH ın elıyle var yoksada ytok..hıc umrumda deıl..sadece kafa karıstırmaya yonelık seyler bunlar..

Yazan: akın aydın Tarih: March 13, 2009 10:56 PM

Site 2 gündür kapalıydı.Daha öncede zannediyorum 1 günlük aptalca bir heklemeye maruz kalmıştı.Amacı ne olursa olsun ve kimden gelirse gelsin insanların seslerini kısmak hiç hoş bir şey değil.O nedenle fikirlerimizi paylaştığımız bu platformun tekrar çalışır durumda olduğunu görmek mutluluk verici.....

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 13, 2009 11:58 PM

Taraf’ın haberi yalandır.

Önce, haberin Daily Telegraph’taki orijinali: http://www.telegraph.co.uk/education/educationnews/4961698/Creationism-should-be-taught-in-science-lessons.html

Gerçek 1: Orijinal habere göre, yaratılışçılık ya da akıllı tasarım ders programına girmiyor, öğrencilerin derste evrim kuramı işlenirken bu konuları gündeme getirmeleri halinde öğretmenlerin neleri tartışabileceklerini belirliyor.

Yalan 1: Taraf’a göreyse, akıllı tasarım müfredata giriyor.

Gerçek 2: Orijinal habere göre, öğretmenlerin tartışabilecekleri şeyler, dinsel çevrelerin evrim kuramına neden şiddetle karşı çıktıklarının anlaşılması ve dinsel inançlar ile evrim teorisinin birbiri ile çelişip çelişmediği gibi konular. Düzenlemeyi yapan konsey akıllı tasarım ya da yaratılışçılığın derslerde bilimsel kuram olarak sunulmasının söz konusu olmadığını söylüyor.

Yalan 2: Taraf’a göre Akıllı Tasarım Teorisi fen derslerinde öğretilecek.

Gerçek 3: Orijinal habere göre, sözkonusu uygulama sadece Hampshire ilini kapsıyor.

Yalan 3: Taraf’a göre, karar Britanya’daki ilk ve orta öğretim müfredatını kapsıyor.

Gerçek 4: Akıllı Tasarım’ın ABD’de müfredata girmesi, yargı kararlarıyla engelleniyor. İngiltere’de ise bir yargı süreci henüz yok.

Yalan 4: Taraf’a göre, Akıllı Tasarım, ABD’den sonra İngiltere’de de beraat etti.

Gerçek 5: Akıllı Tasarım, savunucuları tarafından bilimsel platforma getirilmiyor, popüler kitaplar ve diğer popüler propaganda yöntemleriyle kamuoyu önünde savunuluyor.

Yalan 5: Taraf’a göre, savunucuları Akıllı Tasarım’ı destekleyen olguları Akıllı Tasarım’ı destekleyen olguları bilim çevrelerine sundular.

Yeter mi? 10 cümlelik haberde hiç uğraşmadan 5 yalan buldum, biraz kasarsanız bir 5 tane de siz bulursunuz.

Yaratılışçı propaganda makinesinin bu tip yalanlara, sahtekarlıklara itibar etmesi alışık olduğumuz birşey. Beni üzen bunun Taraf’ta yer alması oldu. Yazık…

Yazan: Balbazar Tarih: March 14, 2009 3:32 AM

Sizler insanların nereden geldiğini tartışmaya durun bu kedicikler (onlra sorarsanız hepsi birer aslan) ve onların insanı nereye gideceklerini kara kara düşünüyorlar:

Bu güzellikler yuva arıyor
http://felinechronicles.wordpress.com/2009/03/13/testin/

Yazan: Ebu-Hureyre, Jr. Tarih: March 14, 2009 10:36 AM

Evrenin bir yaratici olmadan var olamayacagi tezini hararetle savunup daha da mukemmel bir yaraticinin yaratilmadan varolmus olmasina kayitsiz sartsiz iman etmek de biz olumlulere ozgu bir iyimserlik olsa gerek. Oysa Carter'in akil yurutmesini onun biraktigi yerde durmayip devam ettirsek, bu tasarimci cok iyi ustalar tarafindan ozel olarak yetistirilmis gibi duruyor bile diyebilirdik. Tovbe, tovbeee.

Yazan: kuzu Tarih: March 14, 2009 1:26 PM

www.kuranisthaber.blogspot.com

adresinde, ATOMNAME isimli bir bildiri
yayinlanmaktadir. Bu bildiride; ateizmin,
materyalizmin ve darwinizmin beyni imha
edilmekte ve temel esaslari cürütülmektedir.
Ilgi duyanlara duyurulur!

Yazan: Gercegin Dünyasi Tarih: March 14, 2009 4:00 PM

İnanclar insanlarin gözünü kör etmemeli.Siz de kör olmussunuz.Hayat olabilecek her yerde vardır ve yasamın temel kuralı evrimdir.Siz ne kadar dünya donmuyor deseniz de dunya donuyor. Sizin gibi gerek islam dunyasından, gerek hristiyan dunyasından insanlar yuzyıldan beridir bu teoriyi çürütmek icin debeleniyor ve her sene evrim çürütüldü diye ortaya çıkıyorlar.İlkokul mezunlari bile evrim karşıtı olmaya çalışan saçma sapan kitaplarla ortaya çıkabilmekte, hiç olmadı kendileri gibi at gözlüğü takan batı dunyasından george lar michael lar bulup onları referans verip beş dakikaya bir evrimi çürüttüğünü zannedip geceleri bugun tanrı için bunu yaptım diyerekten rahat uyuyabilmekteler. Bilim kendini inkar bile edebilir, yanlışlarda ısrar etmez. Evrimde bir yanlışlık yoktur ki hala bilim dunyasında kabul goruyor. Bu başarıya herkes ortak olmak isteyebilir. Allahcıllar, hocalar,müritler. Çünkü dünyanın tanrı tarafından insanlar icin var edildiği ve kanunların buna göre ayarlandıgını dusunen ben merkezci enaniyetin timsali olan tarih öncesi düsüncelerin, evrende olabilecek her yerde yaşamın bulunması ile hareket alanları kalmayacak ve ne kadar isteselerde evrim ve onun başarısına ortak olamayacaklar.

Yazan: funky Tarih: March 15, 2009 12:00 AM

Mustafa bey,

Bir kaç gündür yazmanızı beklediğim bir yazı var. Malumunuz olduğu Darwin yılı, Bilim ve Teknik dergisi mart sayısında kapak konusu olacaktı fakat bir sansüre uğradı. Bir liberal ve anti-darwinci olarak sizin bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum. Teşekkürler.

Yazan: Volkan Çınar Tarih: March 15, 2009 1:32 AM

Diğer ilmekte bir yorumcu "bütün ülke, Kıbrız ve dış temsilciliklerimizde herkesin coşku ile kutladığı "Darwin Yılı" ndan girmiş "laikçi birey" den çıkmış. (kutlanacaaaaaak! Kutla lan!!! .Emme niye komutanım? -Herkes kutluyor, o ne biçim soru, bi tane patlatıcam şimdi! İrticacılık yapma!!)).

Bence yorumun şu kısmı buraya ait:

"Tartışmaya sıfırdan başlayın. Önce bir ölçek tanımlayın. Sonra o ölçekle ölçün. Burada diyelim ki dindarı. Ama aynı ölçeğin kendinizi de ölçmekte kullanılacağını unutmayın.

Bu sitede pek çok laikçi. Darwinci, dinsiz .. vb Erzurumda bir hoca yazdığı bir kitap içinde "yaradılışa" da yer verdiği için bırakın kitabın sansürlemesini Üniversitedeki görevine de son verildi hatta yanlış hatırmamıyorsam profesörlüğü de elinden alındığında ALKIŞLADILAR!

İyi hatırlıyorum bir tanesi "iyi olmuş. zaten adam Nurcuya benziyor" demiş idi!

Şimdi bu aynı gürüh "Darwin!in resmi niye dergi kapağında değil" diyerek topu doksana taktıklarını sanıyorlar.

Edep YA HU!

Tutarlı bir ahlaki kriteriniz yok mu sizin? Utanıp sıkılmıyormusunuz bu Gürüz-Teziç Gestapo rejimantasyon kamplarından başınızı çıkarıp "akademik özgürlük. bilimsel özgürlük" gibi ifadeleri ağzınıza almaya? Temsil ettiğiniz bilimcilik Nazi Bilmciliği eksi Bilim!"

Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: March 15, 2009 12:04 PM

Ceviz kabuğunda Tubitak konusu tartışılmaya çalışıldı.Teolojik argümanları savunan İsminin başında Prof ünvanı olan kişi, insanın MÖ 10000 den önce olmadığından ve sayamayacağım kadar kutsal kitap bilimi yaptı.Sudur,Çamurdur bir tartışma aldı yürüdü,bir kez daha teoloji denen şeyin hiçbir zaman zorlanmadığını çocukların birbirine üstünlük sağlarken saçma şeyleri kaynak göstermesinde eğlendiğim gibi eğlendim.Bir müslüman olan Hulki Cevizoğlu bile sonunda pes hocam işinize gelince böyle gelmeyince de böyle diyorsunuz diye çıkıştı.Tasavvuf,Mecaz....ben onu öyle anladım,bu anlam yıllardır yanlış yorumlanıyor doğrusu budur,kaçacak delik o kadar çok ki.Tutarlılık dediğin nedir ki zaten?Biyoloji üstadı İlahiyatçılar herşeyi yemiş bitirmişler...
Birbirleri ile bile yaptıkları tartışmada zorlanan telefonla bağlanan Prof. hemen konuyu değiştirip diğer ilahiyatçıya onun oğlu nerde biliyormusunuz gibi? bir cümleyi sıkıştırarak düşüncelerini savunmaya çalıştı.Tartışma Ahlakı mı dediniz?Ne gerek var canım.
Bir sonraki yazının konusu olarak,
Dinler Düzenbazlığa aykırımıdır? ezberini bozmaktada fayda görüyorum.

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 15, 2009 1:37 PM

Bekir beyde Nazi bilimciliği ile Darwini aynı kefeye koyarak ilahiyatçı profların öğrencisi olduğunu bir güzel vurgulamış.
Kimse "Darwin!in resmi niye dergi kapağında değil" diyerek sorun çıkarmıyor.Tam tersi birileri Darwin!in resmi niye dergi kapağında diye sorun çıkarıyor o kadar.
Birileri abilerine hoş görünmek için Darwini engelledi ama daha büyük bir
Darwin tanıtımına yol açtı.Tüm gazeteler bu konuyu haber yaptı ve tartışma programlarında da öyle yada böyle tartışmalar oldu.Bu haftasonu eklerinde bir çok gazetede Darwine yer verildi.
Elinde somut bir kanıt göstermeden,bu konuda bilim yapıpta,dünyanın 6000 yıldır varolduğuna imansal nedenlerinden ötürü inanan bir prof un ünvanı bu nedenle elinden alınırsa buna üzülecek değilim tabiki sevineceğim ve bu doğru karardan dolayı alkışlayacağım.Asıl ahlaklı olma durumu budur.Gerçeğin peşinden gidenler topu doksana takıp takmamakla pek ilgilenmez.spor taraftarları bunlarla ilgilenir.bu açıdan Taraftar olmadığım için çok memnunun.
Bekir beye de bir Futbol müsabakasında olmadığımızı hatırlatarım.


Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 15, 2009 5:47 PM

Tuncay Bey 4 Mart tarihli yorumu ile tartismanin tumunu bir cumleye sigdirmis.
Kutlarim.

Yazan: Haydar Eren Tarih: March 15, 2009 7:29 PM

Bak hale "taraftar olmnayan" faşist yobaza!

Bak evlat "ilahiyatçının öğrencisi olmak" ancak senin gibi boş tenekelerin komplkeksidir. henüz olmadım ama olmayı çok isterim. Kendi sahasında dünyanın en iyi ilim kurmunda sahanın en büyük bilim adamlarının öğrencisiyim.

Burada seninle muhatap olmam malesef o gazetelerde okuduğun "Oxford'da nükleer fizik okumuş simitçiler" üreten liyakatı kriter almayan düzenin sonucudur.

Ne demişim: Sizin Bi
limciliğiniz = Nazi Bilimciliği Eksi Bilim.

Ve hemen "burda" diye parmak kaldırmış birisi. Şu ifadeye bakın da muhtabınızı tanıyın ey akıl izan sahipleri:

"bu konuda bilim yapıpta,dünyanın 6000 yıldır varolduğuna imansal nedenlerinden ötürü inanan bir prof un ünvanı bu nedenle elinden alınırsa buna üzülecek değilim tabiki sevineceğim ve bu doğru karardan dolayı alkışlayacağım".


Behey faşist yobaz Erke-Bilimci!! Üniversite kelimesinin tanımına bak sözlükte önce. "yanlış düşünce" sadece "müsade edilebilir" değil var olması zorunludur! Hangi akıl mantık izan- hukuk ile sana göre "yanlış düşünen" bir bilim adamının "profesörlüğüne" son veriyorsun? Senin lise diplomanı (varsa) kimse elinden alabilir mi? Bu ifadeyi kullandıktan saonra hangi yüz ile "bilimsel özgürlük" ifadesini ağzına alabiliyorsun?

İsraf ettğim son kelimeler bunlar.

Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: March 15, 2009 10:43 PM

faşist yobaz,boş teneke vs.gibi sözler benim seviyemi değil sahibinin seviyesini ortaya koyduğu için üzerinde durmuyorum.

Lise diplomamı tabiki elimden alabilirler.eğer okuma yazma bilmediğimi kanıtlarsanız neden olmasın.daha birçok neden olabilir.

Bu arada genelde yorumlarınızda bunlar son cümlelerim,ilk cümlelerim falan gibi nokta koyucu gibi gözüken sözde kendinden emin cevaplarınızda benim gene ilgi alanıma girmiyor.Cevap verirseniz verirsiniz ,vermezseniz vermezsiniz bu kadar basit kimse kimseye zorla yorum yada cevap yazdırmıyor.Aman şu kişi bir yorum yazsın yada yazmasın gibi de kimsenin bir beklentisi olduğunu sanmıyorum.Muhatap olursunuz yada olmazsınız nedenleri benim umurumda değil.


"Ama Nazi Bilimciliği Eksi Bilim.

Ve hemen "burda" diye parmak kaldırmış birisi"
demişsiniz

Size yanılgılarınızı hatırlatırken izin isteyecek durumum yok.Hayal gördünüz herhalde.

Kafanıza kazıdığınız, Nazi bilimi iddialarıyla öğrencisi olmayı ümit ettiğiniz ilahiyat hocanızdan birşey öğrenmeye pek ihtiyacınız yok zaten.Hulki Cevizoğlu ısrarla Darwin kimdir ne anlatır diye soruyor? Israrla Amerika Irakta ne yapıyor güçlü zayıfı eziyor işte bu diyor.Utanmazlık nedir? kimin umurunda.Faşizm kimin umurunda? Önemli olan topu doksana atmak olunca ...Önemli olan taraftarlık olunca doğru,yanlış kimin umurunda?


Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: March 16, 2009 12:47 AM

Sayın Mustafa Fatih Yüce,

Yine luzumsuzluktan ve kıllıktan dem vurmakla kalmamış bir şark kurnazlığıma yattığımı ifade etmişsiniz. Ancak yinede o kadar yazı içerisinde bir tek 100 derece konusuna takılmış kalmışsınız.
Sizinde bildiğinizi düşündüğüm bir kaç hususu daha hatırlatmanın faydalı olacağını düşünüyorum.
1. Matbaa bu ülkeye 250 yıl geç gelmiştir. 250 yıl geç gelmesine rağmen dini eserlerin basımına izin verilmemiştir... Neden?
2. Bugün dünyada birazcık mürekkep yutmuş yalamış herkez Leonardo DaVinci'yi bilir. Onun uçabilmek için çizimlerini yaptığı kanatlarıda bilir. Ama ne yazık ki Galata'dan Üsküdar'a "uçan" Hazarefen Ahmet Çelebiyi dünyada bizden başka bilen var mıdır acaba? Bu uçuşundan sonra başına gelenleri herhalde detaylı yazmam gerekmiyor herhalde? Tekrar sormak istiyorum neden sürülmüştür? Neden?
3. Peki Lagari Hasan Çelebi?? O neden sürülmüştür? Neden?

Ben söyleyeyim nedenini, iktidarı ve gücü elinde tutan korkak beşpara etmez ulema takımı yüzünden. Dini afyon gibi kullanıp bu halkı uyuşturan ona NEDEN, NASIL diye sormasını unutturan Allah'ın adıyla istediği herşeyi yaptıran beşpara etmez ulema takımı yüzünden.

Bırakın artık bilimin yakasını, bilim sorgulayıcıdır, din ise dogmatiktir. Bilim herşeyi sorgular sürekli bir neden arayışı içindedir. Dini öğretiyle bilimi bir araya getirmeye çalışırsanız, önce dilini kesip kalemini kırarsınız, sonrada gözlerini kör edip bırakırsınız. Bilim kendi mekanizmaları içinde eninde sonunda doğruyu bulacaktır. Galileo dünyayı evrenin merkezinden alıp yerine güneşi koymuştu, kilise yüzünden başına gelmedik kalmadı hatta söylediklerini bile geri aldı, ama Galileo'da yanlıştı.. Buda yine kilisenin mekanizmaları içinde değil bilimin mekanizmaları içinde çözüldü...
Ama bu kadar tepkinin altında çok büyük bir korku olduğunuda görmemek mümkün değil. Düşünsenize Türkiye'de bilim için yanıp tutaşan nesiller yetiştiğini. Türkiye'de herşeyi sorgulayan neden diye soran nasıl diye soran ve birşeyler üreten nesiller yetiştiğini bir düşünün lütfen. Ama yetişmez! Neden biliyor musunuz? Yukarıda bahsettiğim ulema sınıfının bugün yaşayan müsveddeleri izin vermezler. Çünkü sömürebilecekleri bir tebaları kalmazda ondan!!!

Sayın Mustafa Fatih Yüce, ben luzumsuz ve kıl bir adamım haklısınız!!!

Yazan: Mete Tarih: March 17, 2009 12:08 AM

Sn Mete:
Dinin bir afyon gibi kullanılıp bizi hep geri bıraktığını karalayıp durmuşsunuz.Diyelim ki biz dinden dolayı geri kaldık.Siz niye ilerliyemiyorsunuz?
Bugün sorgulayan bir nesil yetişmezmiş peki dün niye yetişmedi :-) Öyle ya her zaman bahsettiğiniz ulema sınıfı yoktu

Yazan: Ademm Tarih: March 22, 2009 7:32 PM

Biyolojide evrim düşüncesi yerine akıllı tasarımı savunanların fizik sabitlerinin evrende yaşamı oluşturmak bakımından uygun olduğu düşüncesinden mutlu olmaya çalışması çalışması ciddi bir tutarsızlık çünkü zaten iş biyolojik evrime geldiğinde her yerde geçerli olan fizik yasalarının bugünkü çeşitliliği ve insanı oluşturabileceğine inanmıyorlar.

Şöyle söyleyelim: Madem bu fizik sabitleri ile mevcut fizik yasalarının canlılığı ortaya çıkarabiliyor, tasarım sadece fizik yasalarındaki sabitlerin belirlenmesinde, o zaman evrim düşüncesi ile ne sorununuz kalıyor ki? Biyolojik düzeyde akıllı tasarıma ihtiyaç duyarsanız fizik düzeyindeki akıllı tasarımın o kadar da akıllı bir tasarım olmadığını söylemiş olmuyor musunuz?

Saygılarımla

Yazan: turan hiçdurmaz Tarih: June 2, 2009 9:55 PM

Önceki yorumumda cümle düşüklükleri olmuş. Özür dileyerek düzeltiyorum:

Biyolojide evrim düşüncesi yerine akıllı tasarımı savunanların fizik sabitlerinin evrende yaşamı oluşturmak bakımından uygun olduğu düşüncesinden mutlu olmaya çalışması ciddi bir tutarsızlık çünkü zaten iş biyolojik evrime geldiğinde her yerde geçerli olan fizik yasalarının bugünkü çeşitliliği ve insanı oluşturabileceğine inanmıyorlar.

Şöyle söyleyelim: Madem bu fizik sabitleri ile mevcut fizik yasaları canlılığı ortaya çıkarabiliyor, yani tasarım sadece fizik yasalarındaki sabitlerin belirlenmesinde, o zaman evrim düşüncesi ile ne sorununuz kalıyor ki? Biyolojik düzeyde akıllı tasarıma ihtiyaç duyarsanız fizik düzeyindeki akıllı tasarımın o kadar da akıllı bir tasarım olmadığını söylemiş olmuyor musunuz?

Saygılarımla

Yazan: turan hiçdurmaz Tarih: June 3, 2009 1:11 AM

ya tartışamalara dahil olmayacağım ama evrim karşıtları ve m Akyol sizden bir isteğim olacak.

Lütfen, Dünya Sağlık Örgütü bugün domuz gribi virüsünün mutasyon - ya ni başkaşım geçirdiğini duyurdu.

Şimdi evrim karşıtı kişiler , lütfen Dünya Sağlık Örgütüne, evet bu kuruma mutasyon ya da başkalaşım diye birşey olmadığını , ve de daha ciddi konularla uğraşmaları gerektiğini bizim yerimize hatırlatabilir misiniz .

Sonuçta değişim yoktur, o virüs zaten hazır olarak doğada bulunuyordu, eğer yeni bir virüs varsa bu değişim geçirmiş bir virüs olamaz. O da hazır konmuş olmak zorunda.

Baksanıza adamların Darwin in yanıldığından , başkalaşım diye birşeyin olmadığından, hepsinin çürütülmüş ve sadece teori değer taşıyan bir olay olduğundan habersizler, yazık değil mi ?

GERÇEKTEN YAZIK DEĞİL Mİ ?

Yazan: beagle Tarih: November 22, 2009 4:01 PM

Beagle,

Virüsler canlı değildirler. Onların özelliği zaten sürekli mutasyon geçiren "bozucu basit makineler" olmalarıdır. Onlar kompleks hücre sistemlerine sahip olmadıkları için de (kendilerine ait yapıcı bir hayatları olan) canlılar gibi sınıflandırılmazlar. Çok daha kompleks bir yaratılışa sahip olan canlı hücrelerle, dahası çok hücreden ve bunların arasındaki kompleks bir organizasyondan oluşan canlı organizmalarla onları denk tutmanız yanlış.

Yazan: Mustafa Râvî Tarih: November 23, 2009 12:49 AM

Mustafa Ravi,

Yani bir RNA sıradan bri molekül olarak görebilir miyiz ?

Ne o ? Yoksa bir RNA kendiliğinden oluşacak kadar basit mi ?

Yazan: beagle Tarih: November 23, 2009 10:59 PM

Beagle,

Anladığım ve bildiğim kadarıyla durum şöyle: Hayır, virüsleri Allah yaratır, yarattı en baştan, ama onları hepsi de çok daha kompleks yapılara sahip olan canlılardan çok daha basit bir yapıda yarattı. Basit mutasyonlarla daha zararlı ve canlıların yapılarını bozucu hale gelebilir bir yapıda yarattı. Bozmanın yapmadan, canlıları bozan bir virüs olmanın, kendi hayatına sahip bir canlı olmaktan çok daha kolay ve basit olduğu gerçeğine dayanıyor olmalı bu.

Yazan: Mustafa Râvî (Uğur Dinç) Tarih: November 24, 2009 12:52 AM

"Gerçekten "Allah"Kur'anda bir çok sapkınlık alameti olarak işaret ettiği insan merkezli "bozulmada"tanrı tanımazlığa hiç değinmez,bizde günlük dilde kullanılan"kafir"
tanrı tanımaz değil,gerçeği örten,gizliyen,bile bile inadından,hakikatları ters yüz eden anlamında dır(daneyi örten,tohumu toprağa atıp üstünü örten çiftçi de aynı anlamda kullanılır.)"---> Hadi be ordan, ne ilgisi var. Kur'an'da kafirler de geçer inkarcılar da. Bir çok ayette inkar edenler olarak geçer zaten. Ki bu kişiler farkında olarak veya olmayarak inançsızlıklarına çare bulabilmek için gerçeği bilmezler veya bir türlü göremezler. Bilimi kendi amaçlarına hizmet ettirirler. Bulgularının doğru olduğunu zannederler. Bunlar da, ya işlerine gelmez ya da yanlış analizlerden kaynaklanır. Kafir, daha çok küfre sapan kişi anlamındadır. Gerçeği gizleyen anlamına da gelir. Evet, kafirler ayetleri sözde onaylamalarına rağmen gerçeği gizlemeye çalışırlar. Çünkü büyük çoğunluğu inanmayanlardır. Yani, inandık diye yalan söylerler. Dinledikleri ayetleri doğru dürüst dinlemezler bile. Çünkü, inkarcılığa körü körüne bağlıdırlar. Bunu dışında, alın size bir örnek--->

"İnkar edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya o Kur'an'dan kuşku içinde olacaklardır."(Hac Suresi, 55)

Unutmayın ki, tesadüflerle bu kadar mükemmel sistemler ortaya çıkmaz. Bunun olasılığı istatiksel olarak yüzde sıfırdır! Açıkcası ben tesadüflerle oluşmuş olmayı hiç mi hiç istemem.
İğrenç derecede kötü bir düşünce bu! Şimdi, diyelim ki ben zengin ve oldukça varlıklı birisinin(bir iş adamının mesela) tüm malvarlığına göz dikeyim. Adamı öldürmeye ve hatta ailesini bile katletmeye karar vereyim. Eğer yeterli gücüm de varsa kanundan ve yasalardan kaçmayı başarayım.(Bugün hala failleri bulunamamış cinayetler var!) Ve sonunda adamı mükemmel tertiplediğim bir suikastla öldüreyim de mal varlığının büyük bir kısmını ele geçireyim ve yıllarca kaçmayı başarayım. Hatta estetik operasyonlarla yüzümü değiştireyim. Kimliğimi değiştireyim. Zenginlik içinde yaşayayım. E, şimdi ölünce de kimse benden hesap sormayacak mı?
Yuh! Bundan başka da bir kelime gelmiyor aklıma.
Oh ne güzel be. Valla kardeşim ne yazık ki bazı bilim adamları çok yanlış bir ideolojiye hizmet ediyor. Farkında olarak veya olmadan! Güçlünün güçsüzü ezmesinin meşru olduğu bir dünya ha. Yazıktır be! "Kaostan çıkan düzen"(Ordo ob Chao)-->33. dereceye terfi eden masonların madalyasındaki yazı. Tam Amerikan tarzı. Her filmlerinde de aktarılan şey zaten. Avatar'da da aynı doku var Transformers filminde de. Daha onlarca yayında. Ondan sonra da dünyaya yalanlar söyle söyle, istediğin yeri bombala!? Şerefsizler!. Allah topunun cezasını çok kötü verecek de...

Yazan: Johnson Tarih: March 8, 2010 1:32 AM

Johnson demiş ki: "tesadüflerle bu kadar mükemmel sistemler ortaya çıkmaz. Bunun olasılığı istatiksel olarak yüzde sıfırdır!"

TANRI KENDİ KENDİNE VAR OLABİLİYORSA DOĞA DA KENDİ KENDİNE VAR OLABİLİR.

Doğadaki organik varlığın bugünkü karmaşık şekliyle hop diye tesadüfen ortaya çıktığını ateistler söylemiyor ki. Bunu dinler iddia ediyor, dinleri sorgulayın. Evrimsel biolojiye göre organik varlık tek hücreden bu karmaşık yapıya doğru evrimleşti. Bunu Vatikan bile kabul etti; siz hala uyuyabilirsiniz. Mahsuru yok. Gene Batı'yı 500 sene arkadan izleyelim biz.

Evet, bu dünya güçlünün güçsüzü ezdiği bir dünya MAALESEF. Ama bu maalesef, maalesef hayvanlar hayatta kalmak için birbirlerini parçalamak zorundadır gibi bir maalesef. Yani bizi Tanrı yarattıysa, bu Tanrı'nın bir ayıbı; evrimcilere göre ise hayatta kalma mücadelesi. Doğanın işi yani. İster al ister bırak.

Yazan: Frkn Tarih: March 21, 2010 3:18 PM

Virüsler canlı değildirler. Onların özelliği zaten sürekli mutasyon geçiren "bozucu basit makineler" olmalarıdır. Onlar kompleks hücre sistemlerine sahip olmadıkları için de (kendilerine ait yapıcı bir hayatları olan) canlılar gibi sınıflandırılmazlar. Çok daha kompleks bir yaratılışa sahip olan canlı hücrelerle, dahası çok hücreden ve bunların arasındaki kompleks bir organizasyondan oluşan canlı organizmalarla onları denk tutmanız yanlış.

Mustfa Ravi, sen gerçekmisin, hangi hayal aleminde yaşıyorsun veya ne içiyorsun. Virüsler canlı değilmiş. Bu nasıl bir işkembeden sallamadır. Bilgi olmadan düşünürsen işte böyle zırvalarsın.

Kardeşim haydi size göre virüsler canlı değil, basit makinalar, bakterilere mayalara ne diyeceksin, peki, onlarda tespit edilen mutasyonlara ne diyeceksin. Bak Mustafa Ravi, artık virüslerin, bakterilerin, ve hatta insanın tüm gen dizisi çıkarılabiliyor. Gen dizisini çıkardırdıktan sonra bakıyorsun, atasında farklı şeyler var mı diye, işte biz buna mutasyon diyoruz. Yani atadan farklı olan gen dizi, örneği atasında ...ATTTAAA... dizisi bakıyorsun yavruda ...AGGGAAA... olmuş. Bunun sonucunda canlı yeni bir özellik kazanmış veya kaybetmiş oluyor. Yani artık bire bir gen dizisine bakarak buna karar veriliyor.

İnsan genon projesi, tek bir insanın 3 milyar geninin okudunduğu çalışma, 3 milyar dolara mal olmuştu, 2000 yılında tamamlandı(1). Geçen on yılda bu işin maliyeti artık 10 bin dolarlar mertebesinde yapılabiliyor. Eğer çok merak ediyorsan tüm ailenin genomunu çıkartaabilirsin, ve sende olmayan yavrularında olan yeni mutasyonları öğrenebilirsin. Öneğin daha yeni bir alenin tüm genomu çıkarılarak, hastalık genleri tespit edildi. Anne, baba bir kız ve bir erkek çoçuktan oluşan bir ailenin genomu çıkarıldı(2). Ve bu çalışmanın sonuçları çok ciddi bir yankı yaptı, çünkü direk nokta atışı mutasyonlar tespit edilebildi. Belki bir 10 yıl sonra bu yapılan çok doğal bir tıbbi tetkik olacak ve yeni doğan her bebeğin genomu çıkarılacak. Bir 10 yılda 3 milyar dolardan on bin dolara bu işi yapacak kadar gelişti ise bir 10 yıl sonrasını artık siz düşünün.

İnsanlık nereye, siz neleri tartışıyorsunuz. Adam genetik ten anlamaz, amatör olarak dahi zerree bilgisi yoktur ama sallar durur. Ama bunu yaparken öyle bir kendinde emin söylerki, saşıp kalırsın.


1. Human Genome Project: http://en.wikipedia.org/wiki/Human_Genome_Project
2. Sequencing Genome of Entire Family Reveals Parents Give Kids Fewer Gene Mutations Than Was Thought http://www.sciencedaily.com/releases/2010/03/100310175141.htm

erdem

Yazan: erdem Tarih: March 21, 2010 5:58 PM

Iki teori var: 1- Einstein`in Görecelik Teorisi
2- Darwin`in Evrim Teorisi.
Bu iki teorinin ikisi de labaratuvar ortaminda ispat edilemiyor. Görecelik Teorisi yine de ispati konusunda biraz daha sansli. Ama Evrim Teorisi`nin ispat konusunda sansi hic yok.

Yazan: Candaroglu Tarih: March 31, 2010 4:29 PM

Sayin Candaroglu'nun hangi kitaptan bu iddialarini okudugunu bilmiyorum dogrusu. Her iki kuram da bir cok deneyle dogrulanmistir, henuz curutulmemistir.

Ayrintili bilgi icin bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Tests_of_general_relativity

Ozellikle "redshift" ile ilgili deneyler hakkinda okuyunuz.

Yazan: emre Tarih: April 1, 2010 2:21 AM

Candaroglu yazdi:
"Iki teori var: 1- Einstein`in Görecelik Teorisi
2- Darwin`in Evrim Teorisi.
Bu iki teorinin ikisi de labaratuvar ortaminda ispat edilemiyor. Görecelik Teorisi yine de ispati konusunda biraz daha sansli. Ama Evrim Teorisi`nin ispat konusunda sansi hic yok."

Modern Felsefe ve Mantik acisindan hicbir teorinin teori olarak kabul edilip kullanilmasi icin ispati ara$tirilmaz. "teori ispati" anlamsiz bir ifadedir. Cunku yeteri buyuklukte bir teoriden yorumlarla sinirsiz sayida Modeller ortaya atilabilecegi gibi, her model icin de sinirsiz sayida teorem uretilebilir. Bunlardan hangi birini "dogru"'layacaksiniz da "teoriyi ispat ettim" diyeceksiniz?

Modern Mantik kitaplarinda Ispat bahsine bakmanizi tavsiye ederim.
Teoriler bilim adamlari tarafindan kullanilan gramatik yapilardir. Herhangi bir grammatik yapinin "dogru/yanli$"ligini sorgulamak da anlamsizdir. Yani gramatik yapilar dogru/yanlisligi saptanabilir onermeler degildir. Onlar kurallardir. Mesela futboldaki
"Ceza sahasi icinde kaleciden baska karsi taraf oyuncularindan birinin topa elle dokunmasi penalti gerektirir."
bir kuraldir, bunun icin "Dogru mudur? Yanli$ midir?" diye sormanin anlami ne?

Iste bunlardan dolayi K. Popper pozitivistleri ele$tiriken Bilimsel Teorilerde "yanli$lanabilirlik" $artini koymu$tur ki aslinda sonradan yapilan Mantik ve Felsefi calismalarda buna da gerek olmadigi saptanmi$tir.
Butun bunlardan sonra diyeceksiniz ki:
"Peki o zaman bilim adamlari bir teori secerken ne gibi bir sorgulma yapiyor?"

I$te bu ayri bir soru, burada buna girmiyecegim.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 1, 2010 5:09 AM

Evrim teorisinin neden ispat şansı yok? İspat edilmiş açıklama hangisidir?

Yazan: Frkn Tarih: April 1, 2010 12:13 PM

Grand Sen~or arkadasima: Mantik ve Felsefe okumadim. Fakat Mantik`ta "hipotez" ve bunun bir de "ispati" yok mu? Kavramlara önem vermeniz güzel bir sey. Fakat etrafiniza bakasaniz genel manada "teori" ve bir de bunun "ispatindan" bahsedilir. Duymamis olamazsiniz. Bendeniz felsefeci olmadigim icin sizin nokta-i nazarinizi tam olarak anlamadigimi ve size hepten de "yanlissiniz" diyemeyecegimi belirteyim. Eger "ispat yoktur" ifadeniz yerine "yapilan ispatlara süpheyle bakiyorum" diyorsaniz size katiliyorum. Ilmin geregi de odur. Bu noktada mesela Newton`un "ispatlanmis", kanunlarininin Einstein`in görecelik teorisi ile bir "hasara" ugradiklarini kabul ediyorum. Bu arada bendeniz Einstein`in Görecelik Teosisini reddetmiyorum. Fakat o konuda da yine bir sürü elestirel yaklasim varligindan haberdarim. Mesela orada yapilan "zihinsel deneyler" easen pozitivist ilimlerin kesinlikle kabule yanasmayacagi bir seydir, fakat Görecelik Teorisinde kullanilir. Bahsettigim elestirel yaklasimlara bakinca Görecelik Konusunda süphelerimin tamamiyle zail oldugunu söyleyemem. Evrim Konusunda arkadaslarimiz yukarda bir cok örnekler vermisler. Ben bu teoriye olumsuz bakanlardanim. Tamam genetik ilmini okumadim. Ama okuyanlardan dinledigim, gördügüm budur. Dedigim gibi her iki teorinin de "labaratuvar ortaminda" bir deneye tabii tutulamamasi önlerindeki en büyük handikaptir. Fakat yine de en azindan teorik bazda getirdigi aciklamalari ile Görecelik Teorisini enteresan buldugumu ifade etmeliyim. Ne de olsa Matematik var orada! Saygilarimla....

Yazan: Candaroglu Tarih: April 2, 2010 4:39 PM

Son yorumumda "Newton Kanunlari" yazmisim. Dogrusu Newton Mekanigi olmali... Saygilarla...

Yazan: Candaroglu Tarih: April 2, 2010 6:56 PM

Candaroglu sordu:
"Fakat Mantik`ta "hipotez" ve bunun bir de "ispati" yok mu?"

Evet bir teoriye ve ondan yorumlama bir modeline gore kurulmu$ hipotezin gozlemle dogru/yanli$ oldugu saptanabilir. Fakat bir teoriden belirsiz sayida model ve hipotez uretilebilir. Hipotezlerin dogru/yanli$ olu$u teorinin dogru/yanli$ olduguna kanit degildir. Teorilerin daha once belirttigim gibi teori olarak kullanilmalari icin boyle kanita da ihtiyaci yoktur. Sizin bu konudaki yorumlariniz Pozitivist Felsefecilerden kalma, Modern Felsefe ve Mantik, teorilerin gramatik yapilar oldugunu onun, icindir ki onlar icin "dogru/yanli$" demenin, "kanitlanmi$" demenin anlamsiz oldugunu gosteriyor. Buna gore de:
""yapilan ispatlara süpheyle bakiyorum"" demek de anlamsizdir. Du$unun bir Futbol kuralini neye gore nasil ispat edebilirsiniz ki? Mesela bir futbolcuya "bu neden penalti? Ispat et!" deseniz size futbil kurallarini getirir. Daha ileri gidip "Peki ama bu kural neden boyle dogru olsun ki?" deseniz, futbolcu size "Karde$im sen futbol oynamak istiyor musun/istemiyor musun? Istiyorsan bu boyle - yersen! Kimse de sana zorla futbol oyna demiyor! Begenmiyorsan git Rugbi oyna! Adamin kafasini bozma!" der;->

Daha once de belirttigim gibi K.Popper bu bir teoriden sonsuz belirsiz sayida hipotezler uretilebilecegini bilerek Pozitivistlere Bilimsel Teorilerin "dogrulanabilir" olamiyacagini, yani boyle bir ispatin mumkun olmadigini, bunun yerine "yanli$lanabilir" olmalarinin gerektigini one surmu$tur. K.Popper'in kendisi de bir pozitivistti. Bu "yanli$lanabilirlik" $artiyla pozitivizmi iyiden iyiye cikmaza sokmu$ bulundu. Yani Popper'in bu "yanli$lanabilir" olma $artina gore "Evrim Teorisi dogrudur" diyenler Popper'e gore Evrim Teorisinin bilimsel bir teori olmadigini itiraf etmi$ oluyorlar da farkinda bile degiller;->
Fakat dedigim gibi sonradan, (Pozitivizm tahtindan indirildikten sonra), teorilerin gramatik yapilar oldugu onun icin de teoriler icin boyle $artlarin anlamsiz oldugu gosterilmi$ bulunuyor. Fakat gelin gorun ki gunumuzda hemen, hemen butun bilim damlari yeteri kadar Felsefe bilmediklerinden hala Pozitivizmin etkisinden kendilerini kurtaramadigindan bu eski ali$kanliklara takilmi$ bulunmaktadirla. Bu ali$kanliklardan kurtulmak hic de sanildigi gibi kolay degildir, cunku bunlar Descartes'e kadar inmektedir. Butun bu soylediklerimi dogru, durust anliyabilmek icin gercekten Modern Mantik, Felsefe ve Matematik ve Bilim Felsefesi cali$mak gerekir. Yukarida yazdiklarimi boyle kompirme bir$ekilde herhangi bir kaynakta bulabileceginizi sanmiyorum. Bulursaniz lutfen referansini verin, herkes yararlansin. Bendeniz burada yazdiklarima referans vermeye kalksam Descartes'den bu yana bu konulara ne$redilmi$ tum literaturu sayip dokmem gerekirdi. Yani demek istedigim burada soylediklerime guvenmiyorsaniz, buyurun tum bu literaturur kari$tirin - ozellikle 20yy'da yayinlanmi$ olanlari;->

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 3, 2010 4:12 AM

Sayin Candaroglu dediniz ki:
"Dedigim gibi her iki teorinin de "labaratuvar ortaminda" bir deneye tabii tutulamamasi önlerindeki en büyük handikaptir. Fakat yine de en azindan teorik bazda getirdigi aciklamalari ile Görecelik Teorisini enteresan buldugumu ifade etmeliyim. Ne de olsa Matematik var orada!"

Bir de $unu dinleyin:

"The Positivists thought that at least positive tests of a hypothesis could give support to that hypothesis. Popper (1935/1959 and 1965)
contended that this assumption was false. Just as Hume had shown that it was never possible to prove that a general statement was true, Popper
maintained that one could not even show that it was likely to be true. The degree of support we could offer to a general statement was always
dependent on the few cases we could examine. If we treat our degree of confirmation of a general claim as a probability measured by the proportion of all cases that we have actually examined and that have turned out positive, we could never establish that a general hypothesis had greater than a very small probability of being universally true."
W.Bechtel Philosophy of Science, p 32,33."

Genel bir hipotezin evrensel olarak dogru oldugunu cok kucuk bir ihtimalden fazlasiyla saptamamiz asla mumkun degildir.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 3, 2010 4:45 AM

GS: Pek güzel yazmışsınız ama bilim zaten bu doğrular üzerine inşa ediliyor. Yani yeni bir teoride doğrulanması gereken tüm durumlar değil yeteri kadar durumdur. Örneğin, taşı atarsan yere düşer önermesini 500 kere kanıtlayabilirsiniz. Ancak dünyadaki tüm taşları yere atamayacağınıza göre, köşede sıkışmış bir taşın yere düşüp düşmeyeceğini bilemezsiniz. Siz bu durumda teori kanıtlanmamıştır diyorsunuz. Ama bilim bunu aramaz. Bilim için teori kanıtlanmıştır. Taşın 500 kere düşmesini yeterli görürse üstüne bilim inşa eder. Ancak birisi tarafından ya da bir nedenle yere atınca düşmeyen taş ortaya çıkarsa, o takdirde teori yanlışlanmış olur. Bilimin seyri de değişir. Ama yanlışlanıncaya kadar o teori ispatlanmış bir doğrudur.

Hume'a gelince, o neden sonuç ilişkilerinin zorunlu olarak, yani Allah'ın yarattığını söylediğimiz ve değişmeyen tabiat kanunları uyarınca meydana gelmediğini, neden ile etkiyi defalarca ard arda algılayan insanın bir kanun varmış sonucuna ulaştığını, dolayısı ile zorunlu nedenselliğe bağlı bir tabiat kanunu olmadığını söyledi. Sizin gibi bilim düşmanları da bunu teori ispat edilemez şeklinde yorumladı. Oysa söylediğim gibi, insanların bu defalarca ve arda arda algıladığı neden-etki durumu (örneğin bitkiyi sularsan büyür gibi/ama tüm bitkileri sulayıp göremeyiz)bilim yapmaları için yeterli. Tüm durumların kanıtlanması gerekmiyor çünkü bu imkansız zaten. Tüm durumları kanıtlamak için bekleseydik sonsuza kadar bilim yapamazdık.

Burdan hareketle, evrim teorisi de çıkarımlarla (INFERENCE) teorileşmiştir. Şimdiye kadar yanlışlanmadı. Tam tersine, her geçen gün bulgular teoriyi daha çok destekliyor. Örneğin, insan belkemiğinin bu kadar çok rahatsızlık yaratmasının nedeni, bu belkemiğinin önceleri primatlar için değil dört ayaklılar için gelişmiş olmasındandır deniyor. Sinüs rahatsızlıkları da öyle. Fino köpeği doğada niçin yok? Hiç düşündünüz mü? Tanrı tüm canlıları olduğu gibi yarattıysa, bu değişmiş türlere (fino, retriever, bulldog v.s.) doğada niçin rastlanmıyor? Evcil kedilerin zekasının geliştiği kaydediliyor. Etobur hayvanı alıp, ıssız adaya koyuyorlar, hayvanın çenesi uzuyor ve otobur olmağa başlıyor. Yani o kadar çok ipucu var ki! Bunlar benim gibi evrimsel biyolojinin yanından geçmemiş, sıradan insanın algıları. Ama düşünüyor ve sorguluyorum. Neden, neden, neden? Ben insan olarak en üstün varlıkmışım. Ben neden suda ya da havada yaşayamıyorum? Dünyanın üçte ikisi suyla, çevresi havayla kaplı. Bir de uzay var. Ben kim oluyorum da dünyanın üçte birinde, karada yaşayan bir varlık olarak üstünlük iddiasında bulunabiliyorum? Leylekler belki de bizimle alay ediyorlar. İstanbuldan bir uçtular mı, kendilerini Mısırda buluyorlar.

Hemen evrim doğrudur demiyelim. İsterseniz önce yaradılışın niçin yanlış olmak zorunda olduğunu düşünelim. Düşünürken de kutsal kitaplar yazıldığında evrenin yaşının 6000 sanıldığını, oysa bunun milyarlarca yıl olduğunu sonradan öğrendiğimizi beynimizin bir köşesinde sürekli hatırlayalım.

Yazan: Frkn Tarih: April 3, 2010 3:47 PM

Grand Sen~or arkadasima:

"Fakat bir teoriden belirsiz sayida model ve hipotez uretilebilir"

Teorinin esasen kullanilacagi sartlar da bellidir. Yani siz kalkip ta "Bohr Atom Modeli" ile atomu ilgilendiren her seyi aciklayamazsiniz. Baska bir misal: Mesela Görecelik Teorisinde "isik" cok gecer. Pekala nedir isik? Buna Fizik ilmi benim bildigim kadari ile iki teori ile karsilik veriyor. 1- Dalga Teorisi 2- Parcacik Teorisi. Ama her ikisi de yalniz basina "Isigin ne oldugu" sorusuna cevap veremiyor. Onun icin "isik hem birincisidir, hem de ikincisidir" deniyor. Nerede hangi özellik icin, hangi teori kullanilacak, bunu fizikle istigal edenler bilir. Yani yukarda da belirtigim "sartlar" hangisinin veya her ikisinin mi kullanilacagini belirliyor.

"bu neden penalti? Ispat et!" diyorsunuz. Burada bir teori yok ki! Baska bir yorumuzda (nerede oldugunu hatirlamiyorum) "postulattan" bahsetmistiniz. Bu olsa olsa "postulat" olur. Ki bu postulatlarin varligini herkes kabul ediyor. Kronecker`in bir sözünü hatirlatayim. Kronecker bildigimiz Sayma Sayilari icin diyor ki: "Sayma Sayilari bize Allah`in lütfudur, digerleri ise insan isi". Yani bunlari bizler "hazir elimize verilmis" kabul ediyoruz. Sonsuza dek gittiklerini kabul ediyoruz. Fakat "sonsuza" gittiklerini nasil ispat ediyoruz? (Gerci burada sizce bir "ispat" mümkün degil). Ya öyle degilse? Simdi tam burada durup "her akil sahibi bunu görür" derseniz, dogrudur. Ama matematikciler bu tür sorulari soruyorlar. Netice itibari ile sonunda gelip gelip her insanin "akl-i selimine, sagduyusuna" isi baglayip cikiyorlar. (Ayni sey Görecelik Teorisinde de var.) Yani Popov`un dedikleri nelerdir, nelerden bahseder, bunlari bilmeden sizin yazdiklariniza istinaden Popov hakkinda edindigim intiba sudur: Insanlarin hic bir zaman herhangi bir konuda dogruyu bulma imkanlari yoktur. Devamli surette o dogruyu yanlisa ceviren baska bir tez vardir.... Yazdiklarinizi samimi olarak dogru anlamak isteyen biri olarak, yine de sizi yanlis anlais olabilecegim gibi bir hisse kapildigimi da belirtmeden gecemiyecegim. Bence konulari biraz daha bizim de anlayabilecegimiz bir cercevede (mümkünse tabii) anlatirsaniz, sizi anlamak (sahsen benim icin bir zevk oldugunu belirteyim) daha kolay olur.

Düsüncelerimi daha iyi ifade etmek icin aklima gelen bir baska misali de zikretmek istiyorum: Bildigimiz "su". Bir su damlasini bir mikroskopla büyütelim. Önce moleküller, daha sonra atomlar, daha sonra fotonlar sunlar bunlar görülsün diyelim. Yaptigimiz "detaya" girmekten baska bir sey degil. "fazla" detaya girince suya bile "su" diyemiyoruz. Bu deneyi ekrandaki bir fotoyu cok büyüterek te yapabilirsiniz. O kadar büyütün ki, sonucta pixelleri görün. O zaman fotonun kime ait oldugunu bile bilemezsiniz. Demek istedigim sudur: Filozoflar bazen o kadar derinlige giriyorlar ki, bir takim "görüsleri" ile diger insanlari sasirtiyorlar. Mesela "Just as Hume had shown that it was never possible to prove that a general statement was true," sözü beni bunlari yazmaya sevketti. Eskiden Islam alimleri yazdiklari kitaplarin sonuna meseleleri acikladiktan sonra "dogrusunu Allah bilir" diye not düserlerdi. Hayran oldgum bir cümledir. "akil akildan üstündür" o ifadenin ayri bir söylnis tarzi. Ben de "dogrusunu Allah bilir" diyerek sözü size birakiyorum.

Son bir not: Evrim teorisine karsi cikanlar sadece dindar kesim degil arkadaslar. Aksine buna karsi cikan ilim adamlari da var, hem de fazlasiyla. Isimler Ahmet, Mehmet olunca pek itibar edilmiyor. O sebeple ben su cümlenin altina imza atanlarin listesine bakmanizi tavsiye ederim:

"I am skeptical of claims for the ability of random mutation and natural selection to account for the complexity of life. Careful examination of the evidence for Darwinian theory should be encouraged."

Listedeki isimleri burada okuyabilirsiniz:

http://www.reviewevolution.com/press/pressRelease_100Scientists.php

Selam ve muhabbetlerimle...

Yazan: Candaroglu Tarih: April 3, 2010 6:50 PM

Nilgun Hanim dedi:
"Siz bu durumda teori kanıtlanmamıştır diyorsunuz."

Nilgun Hanim ben "kanitlanmami$" demiyorum, Pozitivistler diyor onu. Ben diyorum ki Teori Bilim adamlarinin belirli bir bilim dalinda aralarinda lisan geli$tirmek, aralarindaki ileti$imi geli$tirmek icin kullandigi bir gramatik yapidir. Onun icin onu kanitlandigini/kanitlanmadigini iddia etmek anlamsizdir.

Yine dediniz:
"Ama yanlışlanıncaya kadar o teori ispatlanmış bir doğrudur."

Bunu da Pozitivistler diyordu, ama bir pozitivist olan Popper dedi ki "Yanli$lanamayan teori Bilimsel teori degildir". Siz onun icin gidin derdinizi Popper'e anlatin;->
Bakin bunu da ben demiyorum.
Nilgun Hanim zamaninizi Geyik Muhabbetiyle oldureceginize daha once de tavsiye ettigim gibi Mantik ve Felsefe, Bilim Felsefesi, Matematik Felsefesi, Lisan Felsefesi ogrenmeye harcasaniz daha iyi edersiniz- - hurafeye imaniniz sarsilacak ama olsun, hic olmadik teori nedir, ne i$e yarar/yaramaz ogrenmi$ olursunuz;->

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 3, 2010 7:34 PM

Frkn arkadasima:
Son cümlelerinizden biri "önce yaradılışın niçin yanlış olmak zorunda olduğu" seklinde bir ifade ihtiva ediyor.
Yine bas kisimlardaki bir ifadeniz: "insanların bu defalarca ve arda arda algıladığı neden-etki durumu (örneğin bitkiyi sularsan büyür gibi/ama tüm bitkileri sulayıp göremeyiz)bilim yapmaları için yeterli."

Bazi insanlarin fikirleri, görüsleri bulunduklari duruma göre degisiyor. Yani esasen hic savunmayacaklari bir fikri, isin icine baska bir husus girince savunur hale geliyorlar. Bunu acayim: Misal olsun diye söylüyorum. Önünüzdeki bilgisayarin klavyesini biri size sormadan alsa ve siz dönünce klavyenizin yerinde olmadigini farkedince, hic bir vakit "Klavyem kendi basina cekip gitti" diye bir sebep göstermezsiniz, degil mi? Mümkün degil yapmazsiniz bunu. Illa ki, bir müsebbib ararsiniz, "kim aldi?" dersiniz.

Baska bir örnek: Oturdugunuz sandalye icin biri kalkip dese ki "bu sandalye buraya kendi basina geldi, gelirken ben gördüm". Bu zata da milyarda bir ihtimal dahi olsa inanmazsiniz.

Bir sandalyenin bile oradan oraya kendi basina gelmedigini, gelemeyecegini gayet kati surette kabule dersiniz, ancak o sandalyenin yaptigindan cok daha karmasik olan kaninatin "kendi kendine olduguna" inanirsiniz. Bunu nasil izah ediyorsunuz?

Simdi yeniden yukardaki yorumunuza dönelim: "Ilim yapmak icin arda rada gelen olaylarin yeterli" oldugunu yazmissiniz.
Bu mademki sizce bu kadar tabiidir cevremizde her sene defalarca ölüp dirilen tabiata baksaniza! Arda arda gelen sonbahar, kis mevsimi sonrasi takip eden bahar aylarinda yüzbinlerce nebatat, hayvanat yok iken ortaya cikiyor, göz zevkinize hitap ediyor, kokluyorsunuz, yiyorsunuz. Ve sizin deyiminizle bu "dafalarca" vuku buluyor. Bir ciftci defalarca bugday atiyor tarlasina ve o bugday defalarca cürüyor ve bize yepyeni basaklar veriyor. Bütün bunlar kainatin yaraticisi icin size bir "ilim" olmuyorsa, siz bunlari görüp te "tesadüfe" bagliyorsaniz, kim size ne anlatabilir ki! Dini icerikli olmayan bir sohbet ortaminda bir toplu ignenin dahi kendi kendine olusamayacagini siddetle savunan siz, dinden bahsedilince birden bire "ne münasebet, elbette olur" diyorsaniz, size kim yardim edebilir ki! Kendinizle celisip duruyor, kendinize eziyet ediyorsunuz. Akildan, bilimden mahrum olan, kimya nedir, fizik nedir, okul nedir, alfabe nedir bilmeyeyen bir atom tanecigi, baska atomlari görünce kimisi ile su maddeyi yapiyor, kimisi ile bu maddeyi, bazen yanici bazen de yakici bir madde oluyor. Ilim adamlari, kimyagerler, fizikciler oturup asirlalrdan beri akilsiz, ilimsiz, göremeyen, düsünemeyen, akledemeyen bu atomlarin sirrini cözmeye calisiyor. Yüz binlerce ilim adamlari... Her biri belki Nobel ödülü almis, akli var, fikri var, gözü var. Ne yapiyorlar? Yaptiklari o minnacik akilsiz, izansiz, beyinsiz, göremeyen, duyamayan, üniversiteye gitmemis atomlarin "bildiklerini" onlardan ögrenmege calisiyorlar. Binlerce akilli adam, akilsiz atomlarin, moleküllerin pesinde, onlardan bir seyler kapmaga calisiyor. Yoksa sizce o atomlar, moleüller akilli, IQ`lari tavan yapmis, üniversiteye gitmis, fizik okumus, kimya okumus varliklar mi?
Bakiniz bu soruyu burada, icinde "din" olgusu olan bir konteks icinde sorunca vereceginiz cevapla, icinde "din" olmayan, mesela ilk okul cocuklari ile dagdan bayirdan konusurken karsilasinca vereceginiz cevaplar degisik.
Meselenin zor tarafi burasi. Bir türlü "din" ile bagdasmak istemediginiz icin, baska ortamlarda "evet" dediginiz konulara, dinin söz konusu oldugu ortamlarda "hayir" diyorsunuz. Ha demediginizi iddia ediyorsaniz, nicin bir tek "klavyenin" dahi basini alip gittigine inanmadiginiz halde, bu olayla karsilastirilamayacak derecede karisik, mucize diyebilecegimiz hadiselere "hayir kendi basina olmustur" diyorsunuz? Sizler önce bu cifte standartli durumu bize degil, kendinize izah ediniz. Eger kendi kendinizi kandirmak icin kusura bakmayin ama böyle sacma bahanelere siginmazsaniz, gercegi bulursunuz.

Selamlarimla....

Yazan: Candaroglu Tarih: April 3, 2010 8:50 PM

Sayin Candaroglu dediniz ki:
""bu neden penalti? Ispat et!" diyorsunuz. Burada bir teori yok ki!"

Eger $uradan bakarsaniz belki daha iyi gorursunuz. Dedim ki teoriler bilim adamlarinin aralarinda ileti$im kurmak icin sectikleri gramatik yapilardir. Bir teorinin kavramsal yapisina bakarsaniz $unlari gorursunuz:

1. aksiyomlar
2. tanimlanmi$ terimler
3. tanimlanmami$ terimler

aksiyomlara futbol oyununun kurallari acisindan bakarsaniz belki ne demek istedigimi daha iyi anlarsiniz. Sizlerin soylediklerimi anlamakta gucluk cekmeniz bahsettigim konularda daha fazla bilgi edinmenizi gerektiriyor, ben bu bilgileri burada size anlatacak olanaklara sahip degilim. Burada yapsam, yapsam size bir yon gosterebilirim, fakat o yonde ilerlerken bilgi edinmeniz kacinilmazdir. Ilerde bilgi edindikce kendi yonunuzu kendiniz tayin edecek hale de gelirsiniz.
Bir ba$ka deyi$le benim burada yaptigim sizi ogrenmeye ki$kirtmaktan ba$ka bir$ey degil, ben bunlari soylerken sizin benim soylediklerimi anlamanizi beklemiyorum, fakat sizin ara$tirip ogrenmenizi bekliyorum;-)

dediniz:
"Yani bunlari bizler "hazir elimize verilmis" kabul ediyoruz. Sonsuza dek gittiklerini kabul ediyoruz. Fakat "sonsuza" gittiklerini nasil ispat ediyoruz? (Gerci burada sizce bir "ispat" mümkün degil)."

bence "ispati mumkun degil" degil, Pozitivistlere gore oyle. Bence aksiyomlarin dogru/yanli$ mi oldugunu saptamaya cali$mak anlamsizdir, "dogru/yanli$"'igini saptamaya karar verdiginiz anda onlar artik aksiyom olmaktan cikar bir onerme olurlar - ba$ka aksiyomlara dayali olarak kurulmu$ onerme olur.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 3, 2010 10:29 PM

Candaroğlu evrimcilerin kullandığı tesadüf terimi sizin anladığınız tesadüf değil. Aynı terimleri kullanıyoruz ama kafalarımızda başka kavramlar var.

Siz sanıyorsunuz ki, biz dünyanın olduğu gibi bir tesadüf eseri ortaya çıktığını iddia ediyoruz. Kesinlikle böyle demiyoruz. MİLYARLARCA yılı düşünün. Hitit mezarlarındaki insanların boyu 1.30 - 1.40 civarında. Bebek mezarı sanarsınız. Ve onlar ancak 3000-4000 yıl gerideki insan iskeletleri. 4000 yıl ile MİLYARLARCA yılı kafanızda bir karşılaştırın ve ne tür değişimler olabileceğini hayal edin.

Biz organik varlığın hayatta kalma mücadelesi içinde doğaya ayak uydurduğunu, uyduramayanın elendiğini, dolayısı ile bugün evrimleşerek geride kalanların doğayla son derece uyumlu gibi göründüklerini söylüyoruz. Evrim karşılıklı gerçekleşiyor. Şöyle ki: Bir sinek örümceğe yem oluyorsa, sinek örümceğe yem olmamak için, örümcek ise avını kaçırmamak için gayret içinde oluyor. Bu karşılıklı çaba sonunda MİLYONLARCA yıl içinde her iki hayvanda da bazı değişiklikler gerçekleşiyor. Hayvanlardan bazıları olduğu gibi kalırken, bazıları bir milyon yıl önceki durumundan giderek farklılaşıyor. Farklılık arttığında, biz buna bir tür diyoruz. Yani türler bizim farklılar içinde, benzeşenleri toplayıp isimlendirmemiz yalnızca. Köpekleri düşünün. Bir benzer guruba kaniş demişiz; bir diğer benzer guruba buldog, bir diğer guruba kurt. Aslında köpeklerin hepsi (yanlış hatırlamıyorsam)kurttan gelmeymiş. Yani hepsinin atası kurt. Sonradan farklılaşıp değişik cinsleri oluşturmuşlar; yerleşim birimleri ortaya çıkınca kurtlar yemek için buralara sokulmuş ve zaman içinde evcilleşme gerçekleşmiş. Kurtlar evrim geçirip köpeğe dönüşmüşler. Ormanda beslenebilenler ise kurt olarak kalmış. Bu çok mantıklı bir izah çünkü doğada bazı köpek türleri yok.

Evrim meselesi tabii ki Batıda çok sıcak bir konu. Ancak Vatikan evrimi 2-3 yıl önce Akıllı Tasarım şeklinde kabul etti, yani evrim var ama bunu bir güç (Tanrı)gerçekleştiriyor diyorlar. Biz de diyoruz ki, Tanrıya atlamadan önce, bunu doğal yolla (doğal seleksiyon yoluyla) açıklayabiliriz.

Her anlamadığınız şeyi bir anda Tanrıya bağlıyorsunuz. Önce bir düşünün, araştırın bakalım. Doğal açıklaması bulunabilir. Mucizeler de öyle. Bir şeyin nedenini anlamayınca hemen Tanrı yaptı diyorsunuz. Hele bir araştırın. Örneğin, Yahudilerin Mısırdan çıkışlarında denizin yarılması, rüzgarlara gelgitlere bağlı olabilir. Ama insanoğlu mucize ve bilinmeyen şeylere bayılıyor. Hemen gizemli bir nokta bulup herşeyi Tanrıya bağlamakta birebir. Eskiler fırtınayı da Tanrıya bağlıyordu; ama bilim geliştikçe Tanrıyı daha aşkın, daha geri plana itmek zorunda kaldınız. Tanrının depremlerle suçlu insanları cezalandırdığı söyleniyordu; bugün bu iddiaya gülmeyecek adam kaldı mı? Güleriz, çünkü bebekler de ölebiliyor ve ana-babaları suçlu olsa dahi, bir bebeği anasının suçundan ötürü cezalandıramazsınız.

Yazan: Frkn Tarih: April 4, 2010 12:11 AM

Sayin Candaroglu dedi:
"Kronecker bildigimiz Sayma Sayilari icin diyor ki: "Sayma Sayilari bize Allah`in lütfudur, digerleri ise insan isi"."

Kronecker'e kalsa Allah Matematikcidir;->>
Ama "Zebur, Tevrat, Incil ve Kur'an ile bize ogrettigi kavramlar Allah'in bize lutfudur digerleri ise insan i$i" demeye gelince Kronecker'i ortalikta bulamazsiniz;->>
Onun icin siz Kronecker gibi pozitivistlerin her soyledigini ciddiye almayin;->>

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 4, 2010 1:31 AM

Kroneceker oyle sacma iddialara itibar etmedigi icin ortalikta bulamazsiniz. Sanki "kutsal" kitaplar ogretmese ayakkabilarimizi baglamaktan aciz kalacagiz...

Onun icin siz Grand Senior'un her soyledigini ciddiye almayin.

Yazan: emre Tarih: April 4, 2010 7:35 PM

Frkn arkadasima

Diyorsunuz ki:

"Siz sanıyorsunuz ki, biz dünyanın olduğu gibi bir tesadüf eseri ortaya çıktığını iddia ediyoruz."
Öyle degil mi? buna sevindim. Kainatta hic bir yerde tesadüfe tesadüf edemezsiniz.

"Kesinlikle böyle demiyoruz. MİLYARLARCA yılı düşünün."

Düsünüyorum.

"Hitit mezarlarındaki insanların boyu 1.30 - 1.40 civarında. Bebek mezarı sanarsınız. Ve onlar ancak 3000-4000 yıl gerideki insan iskeletleri. 4000 yıl ile MİLYARLARCA yılı kafanızda bir karşılaştırın ve ne tür değişimler olabileceğini hayal edin."

O boyda olan insanlar hala daha var. Bakin Japon milleti pek de o kadar boylu degildir. Ben burda bir terslik görmüyorum. Hem sanki bahsettiginiz bu insanlarin evvelini biliyor gibi yaziyorsunuz. Yani adamlarin evvelinin de öyle olmadigi ne malüm?

Diyorsunuz ki: "hayal edin".....

Himmm. Ilk basta da yazmistim. Ayni seyi Görecelik Teorisi yapiyor. Aynen "zihinde" yapilan deneyler var orda da. Sayin arkadasim, bu ilim degil ki...
Bakin cok eskiden, bilim alaninda "deney" denen olay henüz yokken, o devrin insanlari iste böyle "zihinsel" deneyler yaparmis. Meshur egri Piza Kulesinde Galile`nin yaptigi o meshur deneyi hatirlayin. Nicin meshur olmustur bu? Cünkü fizik ilmine "deney" olayini sokmustur da ondan. Newton`un "basina düsen elmasi" da deneydir...

Diyorsunuz ki: "ne tür değişimler olabileceğini"

Bazi özel sartlarin insan vücudunda bir takim degisikliklere sebep olabilecegini kabul ediyorum. Mesela yediginize, ictiginize bagli olarak bir takim özellikleriniz sizi diger insanlardan farkli bir hale sokabilir. Mesele bir futbolcu veya vücut gelistiren birini (Boddybuilder) buna örnek alabilirsiniz. Her ne kadar bunlarin iskeletlerinde ve kas yapilarinda bir degisim olsa da "yeni bir tür" degiller.

Yukardaki aciklamalarinizdan "tesadüfe inanmadiginizi" cikaramadim. Diger bir deyisle "Milyarlarca yil" ile "tesadüf mü degil mi?" arasindaki baglantiyi kuramadim. Yani Milyarlarca yillik bir süre sizce "tesadüf" olmadigina bir delil mi? Bendeniz "tesadüf" derken bütün kainatin varliginin tesadüf olup olmadigini kasdediyorum.


"Biz organik varlığın hayatta kalma mücadelesi içinde doğaya ayak uydurduğunu, uyduramayanın elendiğini, dolayısı ile bugün evrimleşerek geride kalanların doğayla son derece uyumlu gibi göründüklerini söylüyoruz."

Yani kisaca ifade edersek güclü olan kazaniyor, zayif olan kaybediyor, öyle mi? Ama bir seyi unutuyorsunuz: "hayatta kalma sansi" sadece fiziksel manada güclü olan yaratiklarda yok. Hatta cogu kez kendi aralarinda ve digerleri ile kooperativ olarak yasayan, yani yardimlasma ve dayanisma halinde yasayan varliklarin, sizin tabirinizle "elenmeme" ihtimali fiziksel manada güclü olanlardan daha daha fazla.

Dahasi ayni gurup icinde, asilarca beraber yasayan insanlarin kan guruplari da farkli farkli. Cin`de öyle, Türkiye`de de...

Bu teorinin savunuculari devamli surette bizlere "ispat" yerine "aciklama" sunmalari. Mesela Marmaray yapim calismalari esnasinda bulunan 8000 yillk bir iskelet var. Ben o iskelet hakkinda hic bir yerde "bu insan iskeleti degildir" diye br haber görmedim. Hic kimse de farkli olabilecek bir özelliginden bahsetmedi. Esasen madem ki milyonlarca yil sürmüs ve bu arada bir sürü nesiller gecmis olmasina ragmen "insan haline gecis devresine dair" (missing links) bir isaret te yok. Gerci Darwin yakinda bulunur diye "tahmin" etmisti ama...

Diyorsunuz ki: "Köpekleri düşünün"
Sadece onlari degil, turuncgilleri, kuslari düsünelim. Bunlarin ayni Familyaya ait oldugu dogrudur. Ama ayni atalari vardir demek ne kadar dogru? Öyleyse atasi nerde diye sormak lazim.

Bakteriler kisa zaman dilimi cinde artiyorlar.Ama az önce okudugum bir yazida soruluyor: "peki ama bugünkü bakteriler milyarlarca yil öncesinden günümüze gelen bakterilerden nicin farkli degiller?

Baska soru: Ren geyikleri, ki cok dalli boynuzlari vardir. Aralarindaki kavgalarda bu dalli boynuzlar birbirine geciyor ve neticede geyiklerin ikisi de ölüyor. Evrim Teorisine göre Ren Geyikleri yok olmus olmaliydi, degil mi? Ama degiller, nicin?

Dinazorlarin vücut yapilari cok güclü idi. Fakat ölüp gittiler. Onlara nazaran cok daha nazenin yapidaki hayvanlar halen daha mevcut? Nicin? Simdi burada yiyecek bulamadilar diye bilirsiniz. Buna katilirim. Ama bu evrim teorisinin orda da bir aciklama getiremedigini gösteriyor, degil mi?
Peki Tavus kusunun kuyrugunun o kadar büyük olmasi kendisine ne fayda saglamis ta, günümüze kadar yasayip elenmemis?

Neden bazi bitkiler kendileri icin esasen fayda yerine zararli olabilecek yaprak bicim ve büyüklüklerine sahipler? Büyük yaprakli bitkilerin mesela kurak iklimde yasayamamasi icap ederdi, ama yasiyorlar. Cam agaci da var, kavak ta! Nicin kavak agaci "igne yapragi" tercih etmemis?

Darwin teorisine göre türler arasinda devamli bir savas var, ama bu da dogru degil. Siz avini yiyen bir timsah türünün daha sonra agzi acik vaziyette bir kusu bekledigi, ve bu kusun gelip timsahin agzinin icine girdigini ve timsahin dislerini temizledigini gördünüz mü? Timsah agzina giren kusa dokunmuyor bile.

Genteknolojisi 60 yildir var. Darwinistler bu teknolojiye ragmen nicin yeni bir tür veya organ üretilememesini neye bagliyorlar?

Son olarak bu resimler bakmanizi tavsiye ederim:

http://images.google.de/images?q=pictures+of+%C3%B6tzi&oe=utf-8&rls=org.mozilla:de:official&client=firefox-a&um=1&ie=UTF-8&ved=0CBkQsAQwAA&imgtype=i_similar&sa=X&ei=p8-4S-DiCpSj_gapto21Dg&ct=img-sim-l&oi=image_sil&resnum=8&tbnid=wCGGUNHyl68BLM:



Yazan: Candaroglu Tarih: April 4, 2010 9:52 PM

K.Popper neden Bilimsel Teorilerde "yanli$lanabilirlik" $arti ileri surmu$tur?
Cunku ancak ve ancak aksiyomlari arasinda birbirini nakzeden (contradictory) aksiyomlar olan teorilerden yanli$lanamayan, hep dogru olan teoremler turetilebilir de ondan. Bu konularda daha fazla bilgi icin bakiniz Goedel'in "Über formal unentscheidbare Sätze der Principia Mathematica und verwandter Systeme" (called in English "On formally undecidable propositions of Principia Mathematica and related systems").

$imdi buna gore Evrimciler Evrim Teorisinin dogru oldugunu iddia ettikleri and Evrim Teorisi Bilimsel bir Teori olmaktan cikmi$ oluyor. Yani Evrimcilerin Evrim Teorisinin aksiyomlarindan hareketle turetiklerini iddia ettigi her teorem dogru ise Popper'e gore Evrim Teorisi Bilimsel bir teori degildir.

Umarim burada teoremlerin dogruluguyla hiptezlerin dogru/yanli$'ligini birbirine kari$tirmiyorsunuzdur. Teoremlerin dogrulugundan kasit aksiyomatik sistem icinde aksiyomlardan hareketle deduksiyon yoluyla ispat edilebilir olmalaridir. Ama aksiyonmlar icinde bir kotradiksiyon varsa o aksiyomlardan hareketler her teorem ispat edilebilir. Cunku p and ~p implies q'dur. Hipotezlerin dogru/yanli$ligi ise onlarin yorumuyla kar$i geldikleri olayin onerileni dogru/yanli$'liyor olmasina baglidir. Tabii burada hipotezlerin de aksiyomatik sistemin yorumundan turetilmi$ oldugunu unutmamak gerekiyor.

Saygilarimla,
Grand Sen~or.

Yazan: Grand Sen~or Tarih: April 4, 2010 11:24 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)