« Hem Dindar Hem Liberal Olunmaz mı? | Ana Sayfa | İslami Liberalizm Nasıl Olur? »
February 24, 2009
Türk Laikçileri Darwin’den Ne Anlar?
[24 Şubat 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Türkiye’deki laikçi koronun en keskin kalemlerinden biri olan Mine Kırıkkanat, geçen hafta “Dehanın Adı Darwin” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Vatan gazetesindeki yazı, başlığından da anlaşıldığı gibi, Charles Darwin’e ve onun geliştirdiği evrim teorisine yönelik bir medhiye niteliğindeydi. Yazarın bu platonik aşkının sebebi de kurduğu ilk cümleden anlaşılıyordu. İngiliz biyoloğun teorisi, ona göre, “evrensel ilericiliği aydınlatırken, her ülkeden ve dinden gericiliği yakmış” idi.
Ancak Kırıkkanat’ın kendisi tam aydınlanamamış olacak ki, Darwin’i ve diğer “dahileri” överken vahim bir pot kırdı. Lafı Darwin’in Fransız öncülü Jean Baptiste Lamarck’a getirdikten sonra aynen şöyle yazdı: “Lamarck… canlı hücrelerin zaman ve çevreye göre değişime uğradığını çözmüş. Canlıların, tekrarlanan hareketle kazandığı fiziki becerinin, kuşaktan kuşağa aktarılarak ‘evrime’ uğradığını zaten gözlemlemiş.”
Bir biyoloji öğretmeni, bu cümleyi okuyunca yazarına hiç çekinmeden “sıfır” notu verebilir. Çünkü en az 100 yıl önce ortaya çıkmıştır ki, Lamarck’ın varsayımının aksine, canlılar hayatları boyunca kazandıkları özellikleri bir sonraki nesle aktaramamaktadır. Vücut geliştirme şampiyonlarının çocukları normalden daha kaslı doğmamakta, nesiller boyu sünnet olan bir sülalenin evladı hayata gözlerini sünnetsiz açmaktadır. Lamarck’ın tezi kökünden yanlıştır ve zaten o yüzden Darwinizm onun yerine geçmiştir. Bunu da evrim teorisinin ABC’sini okuyan herkes bilir.
Ama anlaşılan Kırıkkanat’ın derdi, evrim teorisinin ABC’si değil. Bu teorinin “evrensel ilericiliği aydınlatırken, her ülkeden ve dinden gericiliği yakmış” olması. Daha doğrusu, yazarın durumun öyle olduğunu sanması.
Peki durum gerçekten öyle mi?
Hayır. Durum, öncelikle Darwin’in teorisi hala tartışmalı bir teori olduğu için öyle değil. Teoriyi eleştirenler arasında ise sadece “dinciler” değil, Karl Popper gibi büyük bilim felsefecileri de var. Teoriye karşı çıkan bir grup bilim adamının geliştirdiği ve Türkiye’de tanınmasına benim de katkıda bulunduğum “Akıllı Tasarım” (Intelligent Design) teorisi ise, “yaratılışçılık”ın aksine, dini metinlere değil bilimsel bulgulara yaslanıyor.
Ancak bundan fazlası da var. Darwinizm ile Akıllı Tasarım arasındaki tartışma, yeryüzündeki yaşamın kökeninin doğal süreçlerle açıklanıp açıklanamayacağı noktasında düğümleniyor. Ve diyelim ki bunun sonucunda Darwinizm haklı çıksın; ne olmuş olacak?
Olacak olan şu: Yeryüzündeki canlıların “doğaüstü” müdahalelerle değil, aynen bulutların oluşması veya yağmurun yağması gibi, doğa kanunları sonucunda var olduğu anlaşılacak. Bu, ilahi kitaplardaki yaratılış bahislerinin “lafzi” yorumuyla çelişiyor kuşkusuz, ama aynı bahislerin “mecazi” yorumu da mümkün. “Allah’ın eli” denince, lafzi bir yorum yapıp bedensel bir “el” varsaymak yerine, daha mecazi bir yorum yapıp O’nun kudretini düşünmüyor muyuz? Ve neden doğa kanunları da O’nun kudretinin yansıması olarak anlaşılmasın?
İşte tam bu noktadan hareketle Darwinizm’in İslam’la çelişmediğini savunan Müslümanlar ya da Hıristiyanlıkla çelişmediğini savunan Hıristiyanlar var. Bunlardan bazıları da bu teorinin gelişmesine bizzat katkıda bulunan bilim adamları. Dünyanın en ünlü fosil bilimcilerinden biri olan Cambridge Üniversitesi profesörü Simon Conway Morris, bunlardan biri. Morris, evrim sürecinin rastlantısal olmadığını savunuyor, bu görüşü destekleyen örnekler gösteriyor ve tüm bu sürecin arkasında bir amaç bulunduğu sonucuna varıyor. Richard Dawkins gibi ateistleri de kendi materyalist felsefelerini evrim üzerinden pazarlamakla eleştiriyor.
Aynı pazarlama işine bizim laikçilerin de giriştiği ortada. İşin traji-komik yönü, faydalı bir araç olarak görüp benimsedikleri teoriyi çoğunun pek anlamaması. Neyi savunduklarını bilseler, bari içim yanmayacak…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 24, 2009 11:57 AM




“Trilyonlarca hücre bir düşünce, bir amaç, bir güç, bir bilgi taşımadan, kendi kendine bir araya gelerek duyan, düşünen, ağlayan, sevinen ‘insan’ olabilir mi?
Hassas, bilimsel hesaplarla çeşitli maddelerin laboratuarlarda bir araya getirilişiyle oluşan bir ilacın, kendi kendine oluşması mümkün mü? Doğa zaten kendisi bir eserdir. Nasıl, niçin oluyor? Kim bir saat gibi kalbi çalıştırıyor? Güle rengini, kokusunu veren kim? Deniz mi, toprak mı, hava mı, güneş mi? Bunu hangi bilgiyle, cihazla başarıyor?
Heykel heykeltıraşı gösterir, bir kuş izi de kuşu… Ya heykeltıraş? Ya kuş?
Milyonlarca ihtimalin içinde, hep belli bir maksada hizmet eden akışın arka arkaya sıralanışı, bize, şuurlu ve ne yaptığını bilen bir ‘etken’in varlığını sezdirir.
“Ayasofya kubbesinde taşlar, eğer mimarının emrine ve sanatına tâbi olmazlarsa; her bir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik sanatında bir mahareti ve diğer taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani; “Geliniz! Düşmemek için baş başa vereceğiz.” Diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır.
Öyle de;
Binlerce defa Ayasofya kubbesinden daha sanatlı, daha hayret verici ve hikmetli olarak yaratılmış olan şeylerdeki zerreler büyük yaratıcının emrine tâbi olmazlarsa, o zaman her birine Allah’ın kudreti, sanatı kadar bir gücün verilmesi gerekir.”
“Şuursuz sebepler, elbette bir amacı düşünüp çalışmaz. Halbuki her şey, bir amaç değil, belki çok amaçları, çok faydaları, çok hikmetleri izleyerek meydana geliyor. Yağmuru şeklen doğuran sebebin, bitki ve hayvanları düşünüp, onlara acıyıp merhamet etmekten ne kadar uzak olduğu düşünülsün.”
“Ve kolayca bir sineği koca kartal kuşu sisteminde yaratır. Ve kolaylıkla bir insanı bir küçük kâinat örneği yapar. Eğer sebeplere verilse, bir mikrop bir gergedan, bir meyve bir büyük ağaç kadar müşkilatlı olur. Ve belki canlıların bedeninde şaşılacak vazifeler gören her bir zerreye her şeyi görecek bir göz ve her şeyi bilecek bir ilim verilmek gerekir ki, o ince ve mükemmel hayati fonksiyonları yerine getirebilsin.
Ve canlıları öyle mucizevi bir şekilde yaratır ki; eğer bütün sebepler toplansa, bir bülbülü, bir sineği yapamazlar. Ve bir bülbülü yaratan, bütün kuşları yaratan olabilir; ve bir insanı yaratan, ancak bu kâinatı var eden kudret sahibidir.”
Trilyonlarca hücre, akıl yürütüp düşünecek şekilde nasıl bir araya geliyor?
Bu hücreler yapacağı işin bilincine, bilgisine sahip mi?
Hücreler, görev taksimi nasıl yapıyor kendi aralarında?
Anne karnındaki bebeğin parmakları ilk üç ay boyunca yapışıktır. Sonra parmak aralarındaki hücreler ölü ve böylece parmaklar ortaya çıkar.
Nedir bu hücreleri ölmeye iten etken?”
Yazan: Birgül Tarih: February 24, 2009 1:06 PM
Sn. Akyol,
Güzel bir makale olmuş. Laikçiler için "Neyi savunduklarını bilseler, bari içim yanmayacak" demişsiniz. Keşke herkesi bir kefeye koymasaydınız ama tabii M. Kırıkkanat'ın böyle bir makale döşenmeden önce konuya daha iyi vakıf olması gerekirdi. Lamarck'ın çıkarsamasının hatalı olduğunu zaten Darwin Origin of Species'de belirtiyor.
Şimdi gelelim lafzi/mecazi yorum meselesine. Son günlerde D. Cündioğlu ve bugün K. Bumin de bu meseleye değindi. Kuran mecazi yorumlanabilir tabii ki, ama böyle bir yorum ilahiyatçıların bugüne kadar 'Kuran diyor' diye savundukları herşeye ters düşer. Örneğin başörtüsü üstünde ısrar anlamsızlaşır. İnsan hayvanlardan üstün ve dünya insana emanet edilmemiş olur. Cennet/cehennem bir yaptırım unsuru olmaktan çıkar. Adem babamız Havva anamız birer mitoloji figürüne dönüşür. Kurban'ın anlamı kalmaz. Beş vakit namaz olsa da olur, olmasa da. Eh, artık kol kesemeyeceğimize göre, hukukunu zaten bırakmışız; geriye ne kalıyor ki? Mecazi yorumun İslam'daki Tanrı anlayışının ve Kuran'ın gücünü azalttığını farketmeniz gerekir. Mecazi yoruma mistikler rağbet eder; onlar da zaten kurumsal dinin kurallarını küçümseyerek Tanrı ile kendi iletişimlerini ön plana alırlar.
M. Kırıkkanat şu bağlamda haklı bence: Sizler 'Biz artık Kuran'ı mecazi yorumlayalım' dediğiniz anda dininiz imanen değil ama muhakeme gücü bağlamında çökmüş oluyor. Çünkü başlangıçtan beri böyle yorumlamıyordunuz. Kutsal metinler ilk çıktıkları dönemde literal anlam taşırlar. Zaman içinde aşındıklarından, onlara sembolik anlam yüklenir. Siz de diyorsunuz ki, bizim dinimiz artık 21.yy gerçekleri ile örtüşmüyor; biz bunu en iyisi mecazi yorumlayalım, imanımızı da gene koruyalım. Bence çok uygun ve güzel bir öneri - bu gerçeği bile bile imanınız kalırsa!
Son olarak şu soruyu yönelteyim: Akıllı Tasarım anlayışınızda canlı varlıkların hayatta kalma mücadelesi içinde birbirlerini parçalamalarını ne ölçüde üstün bir güce bağlayabiliyorsunuz? Böyle bir üstün güçten, daha akıllı bir tasarım beklenmez miydi? Yoksa Morris'in ifade ettiği amaç, canlıların birbirini sonsuza dek parçalaması mıydı?
Yazan: nilgün Tarih: February 24, 2009 2:11 PM
ulkemızdekı ınsanlar ne zaman anlayacak evrımın ıslamla celısmedıgını..evrım denınce akla ALLAH ı sankı ınkar eden bır dusunce ımıs gıbı gelıyor...durum hıc boyle degıl..ALLAH ısterse canlıları tabıkı evrımlede yaratabılır....evrımın ALLAH ı ınkar etmesı ıcın bası bosluk sacmalıklar ve buyuk duzensızlıkler olmalı..ıste bu darvının evrımıdır...ama gunumuzde cogu evrımcı zaten darvınıst degılkı hepsı de evrımın son derece sıstemlı ve duzenlı ılerledıgını soyluyorlar..zaten evrım denen sey sadece canlılara degıl uzayada hakım ...raslantısal mutasyonlar yatay ve dıkey gen transferlerı gezegenlerde ve yıldızlerda ve atomlarda olamayacagına gore evrımı dogya hakım bır kural gıbı gormek gerekır bence....
Yazan: akın aydın Tarih: February 24, 2009 2:47 PM
Bu şerefli vücudun yükseliş başlangıcı madenler olmuştur ki, onların başlangıcı kaygan çamurdur. Sonra ondan taşlar mertebesine yükselmiştir. Ondan eriyen cevherler mertebesine ulaşmıştır; demir, kalay, bakır, gümüş ve altın gibi madenlerdir. Bundan sonra la'l, yakut ve zümrüt gibi cevherlerin mertebesine yükselmiştir. Ta mercana varıp, bitkisel belirtilerle gelişip, o mertebeden dahi yükselip, tohumsuz biten bitkiler mertebesine gitmiştir. Bundan sonra tohumla biten bitkiler mertebesine ve ondan ağaç suretine varıp, ta hurma ağacı olmaya yetmiştir. Hurma mertebesinden, hayvan mertebesine yükselip yıllarca o mertebede yaşamıştır. Ta iş ve surette insana benzeyen goril ve maymun mertebesini bulmuştur. O mertebeden dahi yükselip, insan suretine gelmiştir. O insan ki, kemâl mertebelerinin suret ve sîretinde ilerleyip, kâmil insan mertebesine gidip, İlâhî ahlâk ile dolmuştur. O, bilginin olgunluğuna erip, külli akla ulaşmıştır. Bu mertebede varlık dairesi birleşip, nihayet bulmuştur. Zira ki, umumî vücut işinin devri böylece bulunmuştur ve bu geçici vücut, bir daire şeklinde resmolonmuştur. Onun başlangıcı ilk akıl, sonucu kâmil insan kılınmıştır. Böylece vücut dairesinin sonu öne gelip, kâmil insanda birleşip, tamam bilinmiştir.
Ibn Miskeveyh ( el-Fevzü'l -Asgar )
Islam in en büyük Kuran yorumcularindan biri olan Bu zat-i Muhterem Darwin den 850 yil önce yasamistir.
Yazan: akın aydın Tarih: February 24, 2009 2:50 PM
mumınun suresının 12. ayeti
12- And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık
Kuran Evrim i tanir !..
Fakat Kuran Evrimi Tamamen Cenab-i Hakk'in Kontrolünde bildirir.
Islam bilginlerinden sonra Konuyu ele alan Darwin ise Bunu tesadüfe baglamistir.
Günümüz bilimi su soruya söyle cevap verir.
Materyalist ve Darwinistlerin ise Cevabi yoktur.
Soru : Insan Mental yeteneklerini nasil elde etti ?
Günümüzde Moleküler biyolojinin verdigi yanit:
Evrim halinde veya evrim geciren bir canlinin Mental yeteneklere kavusmasi bir dis müdahale olmadan Gerceklesemez.
Yani kendiliginden veya tesadüfen olmasi Mümkün degildir.
Darwinizimin Yani Tesadüfcülerin Yaniti yoktur.
Kuran in Yaniti Ise Ortadadir.
Evrim gecirmis olan sülaleden Insan yaratmak.
O'na Allah in ruhundan üflemek ve meleklerle imtihana tabii tutmak.
Yani Akil kazandirmak ve Ilk "Perfeckt " insan olan Hz. Adem i meydana getirmek.
Tafsilati Kuran da var.
Iste Bilimin söyledigi " Dis Müdahale "
iSTE Insanin mental yeteneklerini kazanmasi..
Milyonlarca yildir Bir Cubuga Keskin bir tas Baglayip Ok yapmayi akil edememis Ilkel insan Birden bire Bütün parlak Buluslara Imza atmaya baslamistir.
Her sey gözümüzün önünde..
Ve Bu baglamda Adem soyunun Ensest iliski ile cogalmasi da söz konusu degildir.
Yani Bir baba ve anadan olan cocuklar evlenip soy agaci Kurmamislardir.#
Cünkü Adem ve Havva dan baska Binlerce insan bulunuyordu.
Onlarin cocuklari Bu insanlarla evlenip Cogaldilar ve Akilli nesiller meydana getirdiler Yani " Perfeck insan " in genlerini gelecek nesillere asiladilar.
Cenab-i Hak Her seyi Hakki ile bilen Ve kontrol edendir.
Bu evrende her sey ölcü iledir Hesap iledir.
Tesadüf e yer yoktur !..
Yazan: akın aydın Tarih: February 24, 2009 2:53 PM
Evrim teorisi herşeyi rastlantısallıkla açıklamaz, bunu defalarca yinelendi. Rastlantısallık evrimin sadece bir vektörünü oluşturur. Seçilimin etkisi rastlantısal değildir, evrimin termodinamiğin yasalarına uyumlu olması rastlantısal değildir. Ve sözünü ettiğiniz biyologun "akılı tasarım" ı ima ediyormuş gibi sunmanız da doğru değil. Simon Conway Morris akıllı tasarımın neden saçma bir görüş olduğunu anlatıp duran bir yazardır. Onun kabul ettiği evrim teorisine siz bilimsel olmayan zeminlerde karşı çıkıyorsunuz.
Bir önemli nokta var, bunu sürekli es geçiyor bu yaratılışcı arkadaşlar. Evrim Teorisi biyoloji bilimi içersinde geliştirilmiş bağımsız bilimsel bir teoridir. Materyalizme, marksizme, ateistlere falanlara filanlara göre uydurulmuş bir teori değildir. Bugün bütün bilimsel mekanlarda kabul görmesi de bu duruma uygundur.(Madem öyle bir komplo var, neden direktman diyalektik materyalizmin bilimselliğininden bahsetmiyorlar ayrıca!?) Fakat bir ateistin dünya algılaması evrim teorisiyle uyuşuyor diye, yada ateist kişi bunda bi problem görmüyor diye evrim teorisine saldırmaları hedefin saptığını gösteriyor. Ne yapsın Evrim Teorisi, ateistler kabul ediyor diye kendini mi inkar etsin? Daha doğru bir tavır şu olabilirdi, "evrim teorisi sizin felsefenize uygun değil" gibi. Mesela ben bir ateist olarak termodinamiğin yasalarını da kendi duruşumla uyumlu görüyorum, hatta evrim bunların sonucudur diye yorumluyorum(bunu gösterebilen de var tabii). Aynı şekilde Kimya ve Fizik ile de hiçbir sorunum yok. Ne olacak o zaman, bu durumda örneğin termodinamik de mi ateist bir komplo olarak algılanacak (gerçi öyle algılayan da var).
...
Mustafa bey, çokca yurtdışına gidiyorsun, değişik çevrelerde değişik değişik insanlarla karşılaşıyorsunuzdur eminim. Güzel birşey. Dünyadaki durumun ne olduğu gayet iyi bildiğinizi düşünüyorum. Dünyada bazı saygın insanların görüşlerini doğru olmayan bir şekilde kendi fikirlerinizin yanına yerleştirip belli bir "geçerlilik" etkisi yaratıyorsunuz, örneğin yukarıda Morris den bahsederken yaptığınız gibi. Halbuki sizde biliyorsunuz bende biliyorum ki Morris temelde sizin görüşlerinizden çok uzakta şeyler savunuyor. Demek istediğim şu, sizin görüşleriniz bu meselelerde ciddiye alınabilir tüm çevrelerde köktenci görüşler olarak kabul ediliyor, ve gerçekten ciddiye alınmıyor. Direktman köktendinci görüşler olarak tesbit ediliyorlar. Ne üniversitelerde nede diğer bilimsel enstitülerde yada bilimsel birliklerde temsil edilebilecek durumda değil. En fazla köktendinci amerikan sağının derinliklerinde itibar görüyor. Bunu en az benim kadar sizin de çok iyi bildiğinizi biliyorum.
Saygılarımla.
Yazan: fuatogl Tarih: February 24, 2009 4:31 PM
ilericilik dinden uzaklaşma olur,zihniyet bu.bizim ülkemiz bir alem,taraf tutma işini bir bıraksak.mesela,iş bankası chp ile özleşir,çalışanlar genelde sol görüşlüdür.iş bankası yayınlarında çıkan kitaplarda genelde sol görüşlü yazarların kaleminden çıkar.bu takım tutar gibi adam tutma işini bırakmamız gerekiyor.
şurasını akp almış,burası solcuların elinde.kimi,nereyi,kimden koruyorsun arkadaş.eskiden solcular,aydın,ilerici felam geçinirdi.görülüyor ki,sağcılar,solcuları çoktan geçmiş.solcular artık,dinozor,cahil dinozor hemde.
ey Türk titre de kendine gel,gözünü aç.akıllı ol.çook çalış.senin,benden başka dostun yok.kardeşine düşmanlık yapma.
içimden geldi,konuyu biraz dağıttık ama olsun...
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: February 24, 2009 5:08 PM
Akın Aydın: Ibn Miskeveyh'inki evrim değil. Platon/Aristo felsefesini İslam'la bağdaştırıyor. Platon ruh göçüne inanıyordu. İnsan varlık kademelerinde - yani mineraller ve bitkiden hayvan ve insana doğru - döngüsel bir gidiş gelişle kamil insana doğru yükselir.
Yazan: nilgün Tarih: February 24, 2009 5:49 PM
Merhaba Mustafa Bey,
Darwin bir biyolog olarak ortaya koydugu teori bilimsel bir metedoloji neticesinde canlılığın kökenini açıklayan bir teoridir. Bilimin bir metedolojisi vardır, bilim yapan insanlar bu metedoloji çerçevesinde hareket ederler. Sorun burda Darwin canlılığı açıklamak için kullanmış olduğu bir teorinin amötör bilim meraklıları tarafindan bir takim felsefi akil yürütmeler için kullanılıyor olmasıdır. Evrim teoriside, klasik mekanik gibi quantum mekaniği gibi veya rölavite teorisi gibi bir takim fenomenlerin açıklamak için geliştirilmiş bir teoridir ve ancak işi bilim olan insanlar için daha iyi kavranacak olan konulardir. Onun için biojoloji, genetik gibi alanlarda çalışmayan biri için evrim teorisinin anlamı, fizikçi veya kimyacı olmayan biri için quantum teorisinin anlamı ile benzerdir.
Evrim teorisine gelirsek, evrim teorisi canlıların çeşitlenmesini, değişen ortam koşullarına uyum yeteneğinin artması davranışını açıklayan bir bilimsel teoridir. Bu teori bilimsel metedolojinin kabullerine göre şekillenmiştir ve gelişmelere paralel olarak revize edilmektedir.
Peki evrim teorisi ne icin gereklidir, evrim teorisi biolojinin karşılaştığı bir takım problemleri çözmek icin kullanılır. Örneğin bugün bir çok ilaç geliştirme çalışması tek hücreliler üzerinde yapılmaktadır, insanda yer alan bir proteinin köken olarak akrabası olan protein tek hücreli canlılarda tespit edilerek çalışmalar onun üzerinde devam etmektedir. Diger bir tabir ile insan icin geliştirilecek bir ilaç icin model tek hücreli organizmalar kullanılmakta, bu yaklaşımda evrim teorisi baz alınarak uygulanmaktadır.
Ben bunlari yazarken bir başka düşünce sistemini yermek için yazmadım, sonuçta evrim teorisi, işi biyoloji bilimin herhangi bir dalı olan insalarca sıkça kullanılan bir bilimsel teoridir. Mikrobiyolog, genetik mühendisi, protein mühendisi vb. olmayan biri için konu hakkında fikir yürütmek çokta anlamlı olmayan bir konudur. Bilim evrim gibi bir takım fenomenleri açıklamaya çalışan yüzlerce teori ile doludur, ve her geçen gün bu teorilere yenileri eklenmekte, bazıları revize edilmekte hatta çökmektedir.
Konu hakkında fikirlerimi paylaşmak istedim, umarım düşüncelerimi aktarabilmişimdir.
Saygılarımla.
ziya
Yazan: ziya Tarih: February 24, 2009 7:54 PM
Mine Kırıkkanatın yorumu komik gerçekten.Ama bunun laikçilere özgü bir yanı yok.Neden?
Evrim teorisi konusunda Laik,Dinci....adına ne derseniz deyin toplumun birçok kesiminde bolca böyle yanılgılar mevcuttur.birçok kişi Lamarckın evrim teorisini Darwinin ki ile karıştırır.Teoriyi eleştiren dinciler de teoriyi yalayıp yuttuklarından değil,çoğu zaman Mine Kırıkkanat tarzı yanılgılardan muzdariptirler.
Örneğin Sayın Akyol Darwinin haklı çıkması durumunda
"Olacak olan şu: Yeryüzündeki canlıların “doğaüstü” müdahalelerle değil, aynen bulutların oluşması veya yağmurun yağması gibi, doğa kanunları sonucunda var olduğu anlaşılacak. Bu, ilahi kitaplardaki yaratılış bahislerinin “lafzi” yorumuyla çelişiyor kuşkusuz, ama aynı bahislerin “mecazi” yorumu da mümkün. “Allah’ın eli” denince, lafzi bir yorum yapıp bedensel bir “el” varsaymak yerine, daha mecazi bir yorum yapıp O’nun kudretini düşünmüyor muyuz? Ve neden doğa kanunları da O’nun kudretinin yansıması olarak anlaşılmasın? "
diyerek, Mine kırıkkanat ile aynı duruma düştüğünün farkında bile değil.
Birileri pazarlamadan mı söz ediyordu?Vapurda bitti mi? bitti mi? diye satış yapan adamlar geldi aklıma.Her türlü teori bilimsel olsun olmasın birgün duvara toslayabilir.Ama Teolojik İsviçre çakısı hiçbir zaman toslamayacaktır.
Mecazlar,teşbihler,absürdlükler,Mübalağalar.................
Aklıma Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz ın skeçi geldi:)))
Sen tedavi mekanizmasını biliyormusun?
Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: February 24, 2009 8:47 PM
Mustafa Bey'in yazısında bahsettiği mecazi yorum meselesine biraz değinme gereği gördüm,çünki nilgün hanım meseleyi çok farklı algılamış,öyle gözüküyor..
Al-i İmran suresi 7.ayette şöyle buyurulur;
''Bu kitabı sana indiren O'dur ki onun içinde bir kısım ayetler vardır ki muhkemdir,kitabın anası(temelidir),bir kısmıda vardır ki müteşabihattır..'
Allah'ın buyurduğu üzere ayetler muhkem ve müteşabih olarak iki kısımdır..başörtüsü gibi,ibadetlerin yapılma şekli gibi ayetler muhkemdir,Peygamber (as)ın uygulamalarıyla içeriği gösterilmiştir,yorum yapmaya gerek yoktur..Peygamberin o konularda nasıl uygulama yaptığını biz biliriz.
Müteşabih ayetlerde ise anlamında bilinemezlik,kapalılık ve benzer anlamların tercihinde zorluk gibi özellikler vardır..mecazi olarak ele alınıp yorumlanabilecek ayetler müteşabih ayetlerdir..Mustafa Bey'in yazısında belirttiği 'Allah'ın eli' ifadesi müteşabihtir,yorumlanabilir.
Müteşabih ayetlerde genel olarak mutlak ve izafi müteşabih olarak ele alınmıştır.
Mesela bazı örnekler verelim,
Allah'ın sıfatları,ahiret hayatı,ruh,sur,dabbet'ul arz,arş,kürsi,kalem,levh-i mahfuz,sidre-i münteha gibi kurani kavramlar mutlak müteşabihtir,ne kadar üzerinde yorum yapılsa da hakiki manayı ortaya koyduğu iddia edilemez.
bilimsel gelişmeler doğrultusunda yorumlanabilen ayetler (kevni/kozmolojik ayetler)ise izafi müteşabihlerdendir,bu ayetleri yorumlayabilecek bir karine bilimsel olarak bulunabilirse bunun üzerine yorum bina edilebilir ki yine mutlak anlamı budur şeklinde kesmeden,açık kapı bırakarak yorumlanabilir..bu sadece günümüz bilimsel gelişmeleri ışığında değil çok eski dönemlerden beri yapılmıştır.
Peygamberimizden gelen bazı rivayetlerde,Allah'ın kudret eline yemin edilir..Allah'ın elinden kastın 'kudret' manasını içerdiği hadislerden görülebiliyor,bu manaya hamledebiliriz.
Allah'ın yaratma eylemi 3 aşamada gerçekleşir..O'nun katında kendine göre olan bir An'da 'ol' emri ile meydana gelen yaratış bizim algılamamızda İLİM-İRADE-KUDRET sıfatlarının çalışmasıyla oluyor,yaratış mekanizmasında bu üç isim birinci derecede fonksiyonel.
Yaratılması Allah'ın ilminde tasarlanmış olan objeler,mana suretindeyken İradesiyle bu suretlerin vücuda gelmesini arzu etmiş ve kudretiyle bu arzusunu fiiliyata dönüştürmüştür..yani mana,kudret ile maddeye bürünmüştür..bugün evrensel enerji dediğimiz,yoktan var edilemeyip,var iken de yok edilemeyen halden hale dönüşen sabit evrensel enerji Allah'ın kudretinden gelmektedir.Kudreti biz enerji olarak algılıyoruz,yapabilme gücünün (iradenin) açığa çıkış şekli (enerji) kudrettir.
Bu minvalden bakınca Mustafa Bey'in yorumu da gayet isabetli,güzel yerine oturtmuş,eline sağlık..
Yazan: deniz Tarih: February 24, 2009 9:26 PM
Fuatogl, maalesef evrim teorisinin bilim içinde ideoloji ve inanç sistemlerinden bağımsız olarak salt bir bilimsel disiplin olarak doğduğuna dair fikrin tamamen yanlış. Bugün dindar olsunlar, dine inanmaz olsunlar, bütün saygın tarihçiler kabul etmektedir ki evrim naturalizmi doğurmuş ya da desteklemiş değildir. Evrim teorisinden önce, on sekizinci yüzyıldaki Fransa merkezli Aydınlanma'dan itibaren materyalist, naturalist, ateist ve din karşıtı inanç sistemleri zaten oluşmuşlardı ve Darwin'in teorisi bunların bir semeresi olarak dünyaya gelişti. Bu bir tarihî olgudur.
Evrimciler ve onlara inanan bazı saf insanlar materyalizmi ve ateizmi, en azından agnostisizmi, zaten ara ara bilimin doğrudan olmazsa olmazı diye niteliyorlar ki... Ama bu tür açık declaration'lar evrim konusunda ikircikli olan dinî eğilimli insanları ürkütüyor ve evrim inancından kaçırıyor. O yüzden bazı evrimciler sıklıkla evrim ile dinin aslında çatışmadığı, dolayısıyla dindarların ürkmemesi gerektiğini söylerler. Günümüzün bilim dünyası üzerindeki ideolojik ve sübjektif evrimci baskıyı hiç sorgulamadan, diğerleri gibi evrime hemen kuzu kuzu iman etmemiz gerektiğini biz dindarlara pompalarlar. Bu şekilde yakın zamanda evrime iman etmemiş kimse kalmayacak ve en sonunda da bugünkü evrim teorisinin tamamen materyalizm ve kör tesadüf üzerine inşa olunduğu gerçeği tüm halka daha cesur bir sesle duyurulacaktır... Böylece "ilâhî din" karşıtı "insan yapımı din" yani "seküler hümanizm", Aydınlanma'dan beri takip ettiği dini alt etme kavgasını başarıyla sonuçlandırmış olacaktır.
İşte, bugün sahip olduğumuz şekliyle evrim teorisi, ideolojik ve dinî -seküler inanç sistemlerini de din kabul ediyorum burada- amaçlarla, Batıda yaygınlık ve üstünlük kazanan bu seküler dinlerin bir semeresi olarak oluşmuş ve şimdi de söz oyunları ve hilelerle dindar insanlara da sorgusuz bir iman unsuru olarak empoze edilmeye çalışılan bir felsefî inançtır. Bilimsel yönleri de elbette ispatlanmamış her hipotez ve teori gibi vardır ama aslen bir inançtır.
Hayır, belki farklı bir evrim teorisi geliştirirseniz dinle bu teori uzlaşabilir; fakat var olan evrim teorisi "Tanrı'nın kurduğu materyalistik kurallarla canlıların evrimleşmesi"ni filân kaldırmaz. Çünkü bu teoriye göre evrimleşmeyi sağlayan herhangi bir "tanrı yapımı mekanizma" yoktur. Her şey zaman ve kör tesadüf ile, plansızlık ile, hiçbir tanrıya ihtiyaç duyulmadan ve tanrı olmadan evrimleşir. Var olan mekanizmaları da kuran ve işleten, bu teoriye göre kesinlikle tanrı filan değildir, bilinçsiz doğadır.
A tabii kendiliğinden bu mekanizmaları sırf tesadüf ve zaman geçmesi yoluyla üretecek bir tabiat mekanizmasını önceden ayarlayan bir Tanrı'dan belki bahsedilebilir...
Ama böyle bir Tanrı bize vahiy indiren, bizimle ve dünyamızla sürekli ilişki içinde olan, yarattığı evreni sürekli direkt müdahale yoluyla yöneten Allah olamaz! Kur'an'daki Allah bu değildir. Kur'an'daki Allah, her birinin "bizim saydığımız günlerle" kaç yıla denk olduğunu bilemediğimiz --Kuran'dan bir ibaredir bu az önce geçen ibare-- altı günlük yaratmasının ardından yorulmuş değildir. İşin geri kalanını evrime ve materyal evrenin çarklarına ya da bilinçli meleklere dahi bırakmış değildir. O her an evrene müdahale etmektedir ve canlıların yaratılışını da bu dolaysız müdahalenin dışında bırakması anlamsızdır. Allah üstelik kullarının günah ve sevaplarına göre evrende alışılmadık olaylar yani mucizeler meydana getirmektedir. Dolayısıyla her konuda evrenimize ve arzımıza sürekli müdahale eden Kuran'daki Allah'ın hele hele kendisi gibi bilinçli olan varlıkları yaratmayı bilinçsiz maddî evrenin evrimsel çarklarına bırakması tam bir saçmalık olurdu. Zaten bilinci ve onun var olmasını sağlayan ruhu bilinçsiz varlıklar yaratamazdı. Bu akla aykırıdır.
Ha gerçi bir ihtimalden daha söz edilebilir yani birilerinin aklına bu gelebilir. Belki Allah canlıyı tasarlamayı maddi evrende kurduğu çarklara, mekanizmalara bırakıp sadece bilinci kendisi vermiştir, denebilir. Ama bu da en azından dayanaksızdır ve yukarıda anlattığım, Allah'ın yeryüzüyle ve insanoğluyla sürekli ilişki içinde olup yeryüzünün mekanik işleyişine müdahalede bulunduğundan bahseden nasslar yanında yersiz ve son derece tuhaf kalmaktadır. Böyle bir sözde İslam-evrimcilik uzlaşması Allah'ı kendi yarattığı doğal mekanizmalara tutsak yapmakta, onu mutlak iradeden mahrum etmektedir. Dolayısıyla bir İslam-evrimcilik uzlaşması hiç de mümkün değildir.
Evrim teorisinin izin verdiği Tanrı, daha çok ve asıl olarak deizmdeki evrenin saatini kuran ve sonra da evrenle olan bütün ilişkisini kesip insanoğlunu kendi hâline, vahşî doğanın pençelerine bırakan merhametsiz, ciddiyetsiz, gamsız, sözde Tanrı olabilir herhalde! Hâşâ! Allah bütün bu eksik sıfatlardan münezzehtir! Böyle olduğunu Kur'anında da bildirmiştir.
Ancak sorun sadece teizmin Tanrısıyla materyalist evrim teorisinin belki var olabilecek tanrısının birbirinden farklı olması değildir. Sorun; bilimsel, matematiksel ve deneyseldir de aynı zamanda. Sorun, bu kör mekanizmaların aslında ne kadar zaman geçerse geçsin hiçbir evrimleşmeye yol açamayacak olmasıdır, buna yeryüzündeki şartların ve matematik kurallarının izin vermemesidir; fosil kayıtlarının da aynı minvalde birbirinden yavaşça ve tesadüfle evrimleşen canlıları değil, birdenbire mükemmel haliyle ortaya çıkan ve doğrudan ilâhî müdahaleyi gözlere sokan canlı gruplarını göstermesidir.
Fosil kayıtlarından anlaşıldığına göre bir tasarlayıcı bu canlıları tasarlamış ve ya birbirine benzeyen ya da birbirinden farklı olan formlarda içinde bulundukları --ve yine Kendisinin yarattığı-- tabiat şartlarıyla uyumlu olarak, bu tabiatın içindeki maddelerle --tabii onlara İlâhî bilinç kaynağı ruhtan da katarak-- yaratmıştır, belli bir vazifeyi devam ettirmeleri amacıyla onları daha sonra tabiata salmıştır.
Saygılarımla,
Mehmed Mustafa Hamdi
P.S. İnternette yazılan bütün yazılar olduğu gibi bu yazılar da onu telif edene aittir ve bütün telif hakkı saklıdır. Benden izin almadan alıntı yapılamaz. :D Bu sitede bunları yayımlamam onları M. Akyol beyefendinin sitesinde kullanıma sunduğum anlamına gelir, başkalarının kullanımına değil.
Başkaları ne düşünürse düşünsün ben bu yazıyı yazarken yaptığım beyin fırtınasını çok verimli ve onun sonuçlarını çok makul buldum --her ne kadar biraz aceleyle yazmış olsam da. :D Ondan bu uyarı.
Yazan: Mehmed Mustafa Hamdi Tarih: February 24, 2009 9:49 PM
Aaaaa! Bence makalenin ana fikri olan lafzi/mecazi yorumla ilgili pek bir şey yazılmamış. Teistler bunu destekliyor mu, desteklemiyorsa ne gibi çekinceleri var, merak ediyorum. Ben fikirlerimi yukarıda yazdım.
Yazan: nilgün Tarih: February 24, 2009 10:04 PM
Mustafa Beyin "Türk Laikçiler Darwinden ne anlar"başlıklı yazısını bir an" müslümanlar Darwinden ne anlar"şeklinde algıladım.
Gerçekten inanan bir müslüman olarak(bu cümleden yola çıkarak,inanmıyan müslüman nasıl olur diye de bir tartışma başlatılabilir, ve anlatmak istediğimizi ozaman daha rahat anlatabiliriz.)uzun zaman dır,ilgi alanıma giren
şablon ve klişe kavram,isim ,ve konular üzerinde
ortodoksi müslüman grupların,hazır,blok ve üzerinde kafa yorulmadan kendilerine anlatılan
konularla ilgili çok şey savurduklarına şahid oldum.
Ve benim meselem hiçbir zaman laikçiler veya laisistler olmadığından onları ikna etmek ve onlarla diyolojik diyolog ve iletişim kurulabilmesinin mümkünü olmadığından olsa gerek
Özgürlük,doğal hukuk,liberal demokrasi,anayasal demokrasi, resmi doktrin,ve en önemlisi" DİN"
konusunda onlara her hangi bir önermem olamaz.
Lakin bu konu teolojik bir tartışma olarak algılanıp,"NE DENDİĞİNDEN"ziyade "NASIL ANLADIĞIM ÖNEMLİDİR" mantığından yola çıkarak,
tartışmanın bir tarfını peşinen mahkum eden,tekfir eden müslüman görüşe peşinen itirazım vardır.
27 kasım 2008 tarihinde HABER 10 da yazılarını ilgiyle izlediğim,
PEREN BİRSAYGILI hanımefendinin "Evrime karşı hezeyan"başlıklı bir makalesi yayınlandı.
Bu Muhterem hanımefendi ezber bozan tavrıyla,şehir efsanesine dönüşmüş ve tam bir hurafe olan bağzı saplantı ve düşünceleri analatik sorgulamayla tartışmaya açtığı gibi,
bu konuyuda tartışmaya açtı.
Gelen eleştriyel yorumlar,yorumcunun kendisine intikal eden bilginin mutlaklığına inanır cinstendi.Yorumcu (peren hanıma yorum yazanların çoğu)kendi bilgisini test etme gözden geçirme ihtiyacını hiç duymuyordu.Kendilerinden
çok emin bir şekilde peren hanımın imanına vize vermememekle meşguldular.
Peren hanım Darwinin evrim teorisi ile igili olarak şu önemli tespiti yapmıştı.
"Evrim teorisi aslında tanrının varlığı ve yokluğu hakkında kesin önerme içermemektedir"dedikten sonra Bağzı müslüman
alimlerin evrimci yaradılış teorisini öngördükleri bahisle 9yy da yaşamış kelamcılardan "İbrahim Nazzamın"görüşlerine ve yine basralı alim "Cahız" ın Kitab'ül Hayavan isimli eseri ile hocası Nazzamın fikirlerini
geliştirdiğini yazıyordu.
Kur'anı kerim tekamül ve tedricilik prensibi ile (ki bu ALLHIN SÜNNETULLAĞI DIR)yaradılış prosedürünün sembolik tanımlarını yaptığı bilinmektedir.
Kur'anı 1-Açıklama (Bunun yolu dilseldir,Arapça,aramice, ibranice bilmekten geçer)şeklinde anlıyabiliriz,
2-Yorumlama(bunun yolu sosyolojik,tarihsel (sebebi nüzül)sebeb sonuç ilşkisi,nedensellik ilkesi vs)şeklinde anlıyabiliriz.
İşte tartışma bu alanda düğümlenmekte
"ne dendiğinden ziyade""Benim mezhebim,benim fırkam,benim üstadım,benim ulemam nasıl anlar,nasıl anlamıştır"tek düzeliğine indirgenerek,tanrısal bir otorite tesis edilerek
düşüncenin açıklanması,ifadenin beyanı bile tehlikeli görülmektedir.
Bu da Ortaçağ skolostik düşünce metodunu
hatırlatmaktadır.Konuşmak ve konuşturmak,ve peşinen tarafların %50 yanılam%50 doğruyu tutturma ihtimali ile meseleyi kavramak
tartışmanın ilkesel kuralı olmalıdır.Aksini idda etmek "Vahiy"aldığı iddasının dolambaçlı ikrarı olurki bu tartışmaya dahi değmez bir haldir.SELAM İLE ABİDİN UYAR
Yazan: ABİDİN UYAR Tarih: February 24, 2009 10:07 PM
Nilgün Hanım'ın şu sorusunu cevaplamayı unutmuşum,
--------------------------------------------------
Son olarak şu soruyu yönelteyim: Akıllı Tasarım anlayışınızda canlı varlıkların hayatta kalma mücadelesi içinde birbirlerini parçalamalarını ne ölçüde üstün bir güce bağlayabiliyorsunuz? Böyle bir üstün güçten, daha akıllı bir tasarım beklenmez miydi? Yoksa Morris'in ifade ettiği amaç, canlıların birbirini sonsuza dek parçalaması mıydı
----------------------------------------------
Evreni büyük dev bir organizma olarak alalım..Kuantum fiziğindeki gelişmelerde evreni bütüncül bir sistem olarak ele alıyor.Doğada birbirinden kopuk parçalar değil,birbiriyle ahenk içinde çalışan unsurlar var..Doğanın düzenini bozan sadece insanlardır,insanın dışındaki varlıklar doğadaki denge ile homeostazi ile uyum içinde hareket ederler.
Hayvanlar alemine baktığımızda en uygun olanın hayatta kaldığı bir savaş alanı gibi görülebilir ilk etapta..Fakat bu verilen mücadeleler sonunda doğanın dengesi sağlanıyor ve yaratılanların sağlığı ve genel gelişimi bu mücadeleler sonunda korunmuş oluyor..Yaratıcı tasarladığı bu sistemde herşeyi kanunlara bağlamıştır..biz bu kanunları ne kadar keşfedersek hayatımızı o kadar kolaylaştırıyoruz..Bu kanunlar biz keşfetmeden önce de vardı..bilimsel keşifler Allahın yaratışta tasarladığı kurallardan başka birşey değil..
Doğadaki homeostazinin korunmasıda kurallardan biri ve canlılar eylemlerinin sonucunda bunu gerçekleştirmeye çalışırlar..
Mesela kedilerin sayısındaki azalmayla fare,yılan gibi türün artışında büyük bir çoğalma görülür ve bu doğadaki dengeyi bozar..kedilerin fareleri yemesi sistemin dengesini korur..
Mesela kurtlar üzerinde yapılmış bir araştırma var..kurtlar öncelikle sağlıksız geyikleri,yaban hayvanlarını yermiş..doğadaki geyik dengesini sağlayabilmek için kurta ihtiyaç var..
Eğer evrenin bütüncül bir sistem olduğu gerçeği görülemezse ve olaya lokal bakılırsa sanki acımasızca türler birbirini katlediyor gibi görülür.sistemin fotoğrafını net çekebilmek için daha üst bir perspektiften sistemi okuyabilmek gerekir.
Manevi ilimlerde evren büyük insan,insanda küçük evrendir..buradaki bütüncüllüğü insana uyguladığımızda da aynı şeyi gözlemleriz.
sadece tek bir hücreyi ele alıp incelediğimizde, bu hücrenin sırf kendisi için çalışan,kendi hayatiyetini düşünen egoist bir yapı olduğunu sanabiliriz.Fakat daha geniş olarak inceleyince egoistçe görülen tüm aktivitesini bir amaca yönlendirdiği anlaşılır..
Bedenin içindeki bir ihtiyacı karşılama ve bedenin dengesini sağlama peşindedir aslında..bütünün içerisinde görev yapmaktadır..amaç vücudun homeostatik dengesini sağlamaktır..
Kanserli hücrelerin yok edilmesine sistemin bütününü görmeden bakınca bir hücrenin yok edilişine üzülebiliriz tıpkı hayvanların birbirini yemesi gibi..Fakat canlılığın korunması amacını gerçekleştirmek için o kanserli hücrenin yok edilmesi gereği anlaşılınca bu yok oluşun bir rahmet olduğu ortaya çıkar..hücrelerin amacı insanın canlılığını devam ettirebilmesini sağlamaktır..
doğada aynen böyle..doğadaki tüm unsurlar tıpkı hücreler gibi doğa denilen dev organizmayı ayakta tutmaya çalışırlar..sizin vahşice hayvanların birbirini öldürmesi olarak küçük ölçekte baktığınız olay,büyük ölçekte doğadaki düzeni devam ettirmek için gereklidir.
aynı şeyleri tekrar eder duruma düşmemek için son olarak şunu söyleyim,
evrende hiçbirşey sebepsiz ve boşyere olmaz..eğer anlamsız gibi görünen birşey varsa bu bizim o işi henüz idrak edecek düzeyde olmadığımızdandır,olayın manasızlığından değil..
En başta bir tek insan türünün doğayla dengede sorun yaşadığı söylenmişti..eğer insan en baştan ne yapacağını iç güdüsel olarak bilseydi o zaman yaratılan varlığın adı insan olmazdı,başka birşey olurdu..Denemeye tabi tutulan bir varlık olarak tasarlandığı için kendisine irade verilmiştir,bu iradesini sistemle uyumlu olacak şekilde kullanırsa ahengi ve huzuru yakalayıp,doğayla bütünleşebilir..bunu gerçekleştirmesinin yolu insana ilahi vahiy yoluyla bildirilmiş,
ne yaparsam,hangi eylemleri gösterirsem mutlu olabilirimin yolunu tamamen aklına ve tecrübeye bırakırsa ve iradesini bu yönde kullanırsa o zaman çileli bir yolu tercih etmiş olur..
ve insan her iki yolu da tercih etme özgürlüğüne sahiptir,sonuçta herşey insan için..zorlama yok..
sadece sistem ve kuralları var.
Yazan: deniz Tarih: February 24, 2009 10:54 PM
Deniz hanım merhaba, bir keresinde Allah'ın bu evrenin dışında filan olduğunu söylediğimde Haber7'nin yorumlarında beni eleştiren bir Deniz hanım vardı, siz o musunuz? Bana Aristo'nun Tanrı felsefesini kabul ediyorum diye kızmıştınız. Ya, orada aslında haksız sayılmazdınız. Allah evrenin dışındadır deyince yanlış anlaşılabilir. Allah evrenden ayrıdır demek daha doğru. Yani Allah yarattığı evrenin bir parçası değildir ve yani yaratılmış olan hiçbir şey Allah değildir, kısmen bile olsa. Benim kast ettiğim bu idi.
Fakat elbette evrenin tamamı Allah'ın kontrolü altındadır ve evrende Allah'ın hükmü sürer. Evrende yapılan her işin nihaî faili ya da belki daha doğru bir ifadeyle yaratıcısı Allah'tır. Kötülüklerin faili ve sorumlusu insanlar ve cinler olsa ve Allah'ın asıl amacı onlara kötülük işletmek olmamış olsa da sonuçta O'nun bu varlıkları iradelerinde kısmen serbest bırakması ve kötülük kapasitesini onlara vermesi de Allah'ın eylemi olduğundan kötülükleri Allah yaratmamıştır, Allah'ın yaratmadığı şeyler de vardır, diyemeyiz...
Nilgün Hanımın aşağıdaki sözlerine siz cevap vermişsiniz. Ben bunları fazla aciliyetli cevap gerektiren sözler olarak bulmamıştım. Ama dedim ki şimdi yatmadan ve bu mustafaakyol.org'a yorum yazma saplantımı inşaallahu teala ikinci kez sona erdirmeden önce ben de hanfendiye bir cevap vermeye çalışayım.
------------------
Son olarak şu soruyu yönelteyim: Akıllı Tasarım anlayışınızda canlı varlıkların hayatta kalma mücadelesi içinde birbirlerini parçalamalarını ne ölçüde üstün bir güce bağlayabiliyorsunuz? Böyle bir üstün güçten, daha akıllı bir tasarım beklenmez miydi? Yoksa Morris'in ifade ettiği amaç, canlıların birbirini sonsuza dek parçalaması mıydı
------------------
Nilgün Hanfendi, hayvanların ve insanların SINIRLI SÜRELER İÇİN acı çekmesi ya da birbirini yemesi sizce neden çok akıllı bir tasarım değil ya da en akıllı tasarım değil? Buna vereceğiniz cevabın son derece sübjektif ve keyfî olacağının farkında mısınız?
Sizi inanın anlıyorum. Ben de aşırı depresyon ve sinir atakları geçirdiğimde sanki bu sıkıntım sonsuza dek sürecekmiş gibi ve de sanki bütün canlılar dünyası sürekli ve korkunç bir trajedi içinde ızdırap çekiyormuş gibi bir yanlış kuruntuya kapılıyor ve Allah'ı sizinkinden çok daha ağır ifadelerle suçluyordum. (Allah'tan af dilerim.) Ama benim aklım daha önce iman ettiği için --daha önce kendi sitemde ve burada anlattığım bazı sepeplerle--, sadece duygularla inkâra, daha doğrusu isyana saplanıyordum, aklım tersini söylediği hâlde... Ataklar geçince aklım başıma geliyor ve hem kendim hem de bütün canlılar adına ümitleniyordum ve elbette tevbe ediyordum. Bazı ataklarda ise elhamdülillah aklımı başka şeylere yoğunlaştırıp benim ızdırabımı benden çok önemseyen Allah'a iftira etmekten kaçınıyordum.
Şimdi ise çektiğim o acılardan sonra Allah'ın bana nasıl acıdığını ve merhamet ettiğini yani bir başka deyişle benimle empati yaptığını anladığım için mutlu hissediyorum. Bu merhametin sonuçlarının, bütün canlılar için, çekilen acılara bin kez yetişeceğini hissediyorum.
Ayrıca çekilen fiziksel ve duygusal ızdırapların beni adam ve insan ettiğini, diğer varlıklara karşı bende bir acıdaşlık, empati ve sevgi uyandırdığını, sevinçlerin ise nadiren bana bir şeyler kazandırdığını düşünüyorum. (Ama elbette sürekli acı çekerek hayat sürülemeyeceğinden Allah'tan afiyet istiyorum, hastalık ve ızdırap değil.) Allah aşkına birazcık hayat tecrübesi görmüş herkes buna şahitlik etmez mi?
Hayvanlar inanın bu acıları hiç dert etmiyorlar ve sınırlı bir süre acı çektikten sonra "benim gibi" (yani ben de bir hayvan herifim anlamında değil tabii bu) onlar da kendilerine göre mutlu oluyorlar.
Sonuçta bu dünyayı bir kıyametin ve bir ahiretin izleyeceğini ve bunlar birlikte düşünüldüğünde Allah'ın her iki alem için de gerçekten güzel bir tasarım yaptığının anlaşılacağını dikkatinize sunuyorum. (Cehennem de benim desteklediğim bazı klasik ve yeni âlimlere göre sınırlı sürelidir. Onun acıları da sonsuza kadar sürmeyecektir. Çünkü Kuran ve hadisler tekrar tekrar der ki Allah'ın merhameti gazabına üstün gelmiştir. Diğer kanıtlar için bkz. gelecegedogru.com)
---
Allah'a ısmarladık. Benim bu siteden hemen kaçıp kendi işlerime bakmam lazım. Klavyenin başına geçince saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorum çünkü.
Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: February 25, 2009 3:20 AM
Mehmet Mustafa Bey,
size de merhaba,memnun oldum tanıştığıma..Haber7'de bahsettiğiniz deniz ben oluyorum muhtemelen..böyle bir tartışmaya 'deniz' ismiyle girmiştim..Aristo'nun inandığı Tanrı ile ya da putperest Tanrı inanışları ki bu tek tanrı bile olsa bu Kur'an'da anlatılan ,bizim inandığımız 'Allah' değildir..Ben Aristo'nun tanrısını sık sık kullanırım, o yüzden o deniz ben olabilirim.
Allah bir yerde bitip,o bittiği yerde evren başlamaz..İbn Arabi der ki,Allah'ı mutlak tenzih ve mutlak teşbih değil,tenzih ve teşbihin ortasında bir düşünceyle anlamaya çalışmalıyız.
Bu yüzden mutasavvıf alimler,alemlerin aslı hayaldir diyorlar,bugünde holografik evren gerçeğinden bahsediliyor..Bu tartışmalara girersek konu çok dağılacak,benimde fazla vaktim yok ama bazı soruları görüpte eğer bir parça da olsa bilginiz varsa susmak olmuyor,o zaman büyük bir vebal altına giriyor insan.
Sizde fırsat buldukça gelin,bilgilerinizi paylaşın bizimle..herkes herşeyi bilemez,paylaşarak ilerliyoruz..
Kötülük meselesinde birkaç şey söyleyim,
Allah kulları için kötülük dilemez,kötülük diye tanımladığımız olaylar insan eylemlerinin sonucudur,Allah'ın iradesiyle arzu ettiği birşey değildir..Allah 'mahza hayırdır' çünkü..Bize acı veren bir olay,bizim tarafımızdan kötülük olarak algılanır ya da Kur'anda Allah'ın insanlara verdiği gazaptan bahsedilir..
Olaya teşbih ve tenzihin ortasından baktığımızda şöyle bir manzara çıkıyor,
Allah ismi ile andığımız varlık,sistemin kurallarını her an yaratmaya devam ediyor,yani sistemi el-an işletiyor.O'nun sistemi işletmesi sebep-sonuç kanununa göre oluyor..sebepler,sonuçları doğuruyor..insanların başlarına felaket gelmesinin de sebepleri var..eğer bu sebepleri insanlar oluşturursa yasa gereği kaçınılmaz sona maruz kalıyor,sistemi işleten Allah olduğu için,kaçınılmaz yaşadığı son,Allah'ın gazabını çekme (yani kurallara uymama) olarak anlatılıyor..
Burada Allah'ın yaptığı bir kötülük (haşa!) yok,insanın eyleminin sonucu var..Kur'an'da bu çok açık vurgulanıyor..Allah kullarına zulmetmez,insan ne yaparsa kendine yapar,buyrulur birçok yerde.
aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyoruz sanıyorum,
Nilgün Hanım'ın sorusunda da açık bir nokta kalmış,ona da değinelim,
Allah,diyor,tasarımında hayvanların birbirini yok ettiği bir düzen yerine,daha mükemmelini tasarlayamaz mıydı?
Evet,daha mükemmelini tasarlamıştır ama orasının adı 'cennet' dir..
Yaşadığımız evrensel boyutta sancıların olması bu boyutun Allah'ın nurundan en uzak,karanlık bir boyut olmasından kaynaklanır.Allah'ın nurundan uzaklaşıldıkça kusurlar çoğalır..bu dünyadaki her doğum,her yeni oluş ve bitişte sancı vardır,zorlanma,direnç vardır..Bizler yaratılmışız,sonradan olmuşuz..ve bu oluşumuzda bizi var eden kaynaktan beslenme oranımız çok düşük..Mükemmele yaklaştıkça kusurlar,sancılar azalır..
Bu yüzden ölüm,Allah'la dost olmuş,O'nda fani olmuş kullar için asıl özgürlüktür,sancının bitişidir..Ölümle geçeceğimiz boyutta daha yüksek bir tasarımla karşılaşacağız..Ama sistemle uyumu yakalayamamış yani Allah'la beraber olmayı başaramamış insanlar ikinci hayatlarında 'cehennem' adı verilen şiddetli bir boyutla karşılaşacaklar.
Bu dünyada cennet ve cehennem iç içeyken orada ayrılıyor,çizgiler daha keskinleşiyor,resim netleşiyor..Bu dünyada cennet ve cehennemin olması ikinci yaşamımızda da olacağının en büyük delili bence..acı varsa cehennem vardır,haz varsa cennet de vardır..
Ama son olarak dersen ki yine neden böyle bir tasarım,hiç ikinci hayat olmasaydı ya da hep haz olsaydı o zaman şunu söyleyebilirim,
Siz kendinizi mutlak bir varlık sandığınız için bu yanılgının içindesiniz..Siz mutlak bir varlık değil,gölge bir varlıksınız..Sistemi programlayan Mühendisin amacı,bu sistemde kendi isim ve sıfatlarını,özelliklerini seyretmek..Siz O'nun isimlerinden birinin 'nilgün' adı altında açığa çıkışısınız,gerçek bir varlığınız yok..günümüz anlatımıyla bir 'hologram'sınız..
Bir gölge varlığın,bir bilgisayar programının,sistem yazıcısına neden böyle yazdın diye sorması absürd bir şeydir..istediğiniz kadar sorun,program levh-i mahfuzda kalem ile yazıldı ve o kalem kırıldı..şimdi sormaktan ziyade sistemi doğru okuyup,doğru davranabilme yollarını aramak gerekir..
sistem duygusuz bir şekilde işliyor çünkü,sonunda nekadar konuşsanız da mazeretinizi kimseye anlatamayacaksınız..benim kafam almamıştı deme şansınız yok.
saygılar,
Yazan: deniz Tarih: February 25, 2009 11:23 AM
nilgün hanım...mıskeveh hakkında bıldıklerınızden emınmısınız..cunku mıskevey ruhun gocune degıl bızzat evrıme ınanırdı..sızın soyloedıgınız mevlana olabılır..mıskeveyhten bır kac alıntı daha yaparsam konuyu daha ıyı anlayabılırız sanıyorum..işte mıskeveyhten bır kac alıntı.....
Hayvanlik mertebesinin sonunda bulunan bu turun en yuksek sinirina ve insanliginda ilk mertebesine ulasmistir. Bu mertebe her nekadar degerlidirse insan mertebesinden uzak, bayagi ve dusuktur. MAYMUN ve vb. hayvanlar insanliga yakin olan bu mertebede bulunmaktadir. iki tur arasindaki fark cok azdir. Eger onu asarsa insan olur. Insanlık mertebesine ulasinca iki ayagi uzerine kalkar ve hayvan mertebesine yakinligindan dolayi bulundugu duruma uygun olarak onda zayif bir ayirt etme gucu ortaya cikar..."
Beni asil sasirtan ise su cumleler oldu
"...Nihayet nefsin onun uzerindeki etkisi guclenince anlama ve ayirt etme gucleri sayesinde verilen egitimi de alir. İnsanlik mertebesine oldukca yakin olan bu mertebe behimiyet mertebesidir -sanirim insanligin ilk mertebesi olarak goruyo-. Kuzey ve guneyde yeryuzunun en en uzak meskun bolgesinde ve onun civarinda bulunan TURK ve ZENCIler boyledir. Onlar ile anlattigimiz hayvanligin son mertebesi arasinda buyuk bir fark yoktur. Onlar yararlarina olan pek cok seyi anlayacak durumda degillerdir. kendileri hikmet ortaya koyamadiklari gibi komsu milletlerdekini de kabul etmezler. Bu yuzden durumlari cok kotu ve yasama duzeyleri dusuktur. Gipta edilecek bir seyleri olmadigi gibi hayvanlarin kullanildigi is alanlarinda kole gibi kullanilmaktan baska bir ise de yaramazlar..."
Adam Turkleri insan saymiyo. Medeniyetten yoksun olmalarini da buna gerekce olarak gosteriyo Elbette benim bir Turk olarak Ibn-i Miskeveyhin ozellikle Turkle ilgili goruslerine katilmam mumkun degil.
Ama surasi bir gercekki Islam toplumunda Darvin'den 1000 yil oncesinde Darvinin savundugu evrimin oldukca benzerini savunan bir suru filozof var. Ve bunlarin bazilari bu yazilarini ilkel de olsa gozlem ve arastirmalarla destekleyerek yazmislar.
Yazan: akın aydın Tarih: February 25, 2009 3:00 PM
EBEDÎ BIR CEHENNEM ALLAH'IN MERHAMETINE
ZIT DEGILDIR!
Deniz Hanim'in ve Mehmed Bey'in Nilgün Hanim'a
verdikleri cevaplar güzel olmus.
Aslinda Nilgün Hanim gibiler, kendi akil ve keyiflerine
göre bir dünya yaratmak istiyorlar. Allah'a inanip teslim
olamadiklari icin O'nun yaratisini ve koydugu kanunlarini
bir türlü begenemiyorlar. Fakat bu begenmeme, haksiz
ve tutarsizdir. Eger siz Allah'tan daha iyisini yapabilecek-
seniz, O'nun yaptigini begenmezliginiz isabet edebilir.
Ama O'nun yaptigindan daha iyisini yapabilecek ne
gücünüz vardir, ne de ilminiz! Gercek bu oldugu halde
Allah'a muhalefet etmekten de geri kalmiyorsunuz. Bu
ilericiliginizle de seytanin safinda bir makam kazaniyor-
sunuz! Ama ne yazik ki, bu makam size insanlik kazan-
dirmiyor! Insanlik kazandiracak bir makam secmelisiniz.
Eger bu makami secmez ve kazanamazsaniz, Kur'an
dinine göre bu seytaniyetliginizden arindiracak ebedî bir
cehenneme atilacaksiniz.
Fakat bu ebedî cehennem, -Mehmed Bey'in iddiasinin
aksine- "Allah'in merhametinin, gazabini gecmis oldugu"
hakikatine zit degildir. Cünkü Allah'i inkâr, ebedî bir cina-
yettir. Ebedî cinayet ise, ebedî bir azabi gerektirir. Eger
Allah ateistleri cehenneme atmak yerine onlari yok ede-
cek olsaydi, i$te asil bu merhametsizlik olurdu. Ama azap
da olsa varlikta kalmak ise, yok olustan daha iyidir. Cünkü
bu azapli varliga alisilabilir ve cennetteki bazi dostlarinin
saadetleriyle de bir mutluluk kazanabilirler. Ama yok edilir-
lerse, bu mutluluktan da mahrum kalirlar. Bunun icin ebedî
azap, yok olustan daha merhametlidir ve Allah'in aciyici-
ligina da zit degildir.
Hem Allah'in merhameti, O'na inanip iyi i$ yapanlar icin
ebedî bir cenneti gerektirir. Eger ebedî bir cennet varsa,
ebedî bir cehennem de olacaktir. Eger cehennem ebedî
olmazsa, cennet de tesirsiz kalir. Cünkü aci olmazsa,
tatli tatsiz kalir. Cennetlikler ancak cehennemin varligiyla
cennetin cennet oldugunu anlayabilirler. Cehennem sön-
dürüldügünde ise, cennetten alinacak lezzet de söner.
Bu da Allah'in merhametine zittir. Bunun icin cehennem
de cennet gibi ebedî olacaktir. Adalet de bunu gerektirir.
Kisaca söylemek gerekirse; Allah ebedî oldugu icin, cen-
neti de ebedîdir. Ebedî cennet ise, ebedî cehennemi gerek-
tirir. Cünkü ebedî bir cennet, -adalet geregi olarak- ancak
ebedî bir cehennemle ayakta kalabilir. Aksi halde birisi
giderse, öbürüsü de gitmeye mecbur kalir.
Öyle ise, cennet isteyenler, Allah'a muhalefet etmek
yerine, cennetlik i$ler yapmalidirlar. Bazi Müslümanlar da,
ateistlerin keyfine göre bir din ve dünya yaratmaktan vaz-
gecmelidir. Ateistlerin yapacagi i$, bir mum i$igi gücünde
olan kendi akillarini yeterli görmek yerine, ellerindeki kücük
i$igi Allah'in sonsuz bilgisiyle bütünlestirip büyük akli ve
aydinligi kazanmaktir. Bu kazanctan kacanlari ise, cehen-
nem gibi büyük bir kayip beklemektedir. Hic süphesiz! Bu
süphesizlik de, görünmezi gören mânevî gözleri olan mil-
yonlarca evliyanin tasdikinden gecmistir. Bu tasdiki
bozacak bir güc dünyada bulunmamaktadir.
Varsa, ciksin ortaya!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 25, 2009 5:10 PM
Akın Aydın: Ruh göçünü Platon için söylemiştim. Platon'un ruh göçü ile açıkladığı varlık mertebelerini Miskeveyh nebevi öğretiye eklemlemiş. Onda da (philosophia perennis) 'halidi hikmet'anlayışı var. "Varlığın ontolojik hierarşisi "el-Vahidu'l Hakk"tan neş'et eden, her bir varlık mertebesinin kendisiyle dengelendiği ve bir ölçüye kavuşturulduğu "el-Hikmetü's-Sariye" ile bina edilmiştir." (el-Fevzu'l-asgar)
Ben bu ifadeleri, varlık mertebelerinin ayrı ayrı bu ezeli hikmet vasıtasıyla yaratıldığı şeklinde anlıyorum.
Sanıyorum, sizin yukarıdaki alıntılarınız, ayrı ayrı yaratılmış varlık mertebeleri arasındaki ince farkları açıklıyor. Evrimsel bir farklılaşmayı değil.
Yazan: nilgün Tarih: February 25, 2009 6:17 PM
Bakalim, "Dünyanın en ünlü fosil bilimcilerinden biri olan Cambridge Üniversitesi profesörü Simon Conway Morris", Mustafa Bey'e gore evrim kuramina alternatif bilimsellikteki Akilli Tasarim "Teorisi" hakkinda ne dusunuyor... Kendisinin BBC'ye verdigi roportajdan bir alinti:
Soru: ... 'Akilli Tasarim'a inaniyor musunuz?
Morris: Kesinlikle hayir. Hayir, hayir, hayir. Hayir, kes... hayir - nasil, nasil daha acik ifade edebilirim? Ak.. Akilli Tasarim bir kacis. Akilli Tasarim, bana gore, olmayan bir bilim, cunku hic birseyi test edemezsiniz. [AT'nin] Argumani tabi ki eger karmasik biyolojik yapilar varsa, ve bunlari parcalayamiyorsaniz, o zaman Tanri'nin parmagi olmadan birlestiremezsiniz de.
Soru: Ve siz buna inanmiyorsunuz?
Morris: Hayir! Bu bir... yani samimiyetle sacmalik cunku karmasik seylerin nasil evrildiklerini goruyoruz. Asil sormak istediginiz soru 'en basindan bu karmasik seylerin evrilebilmesi icin gereken onkosullar nelerdir?'
http://www.bbc.co.uk/religion/programmes/belief/scripts/conwaymorris.html
Yazan: Balbazar Tarih: February 25, 2009 6:42 PM
Mustafa Bey, "Teoriyi eleştirenler arasında ise sadece “dinciler” değil, Karl Popper gibi büyük bilim felsefecileri de var" cumleniz icin "ayip"tan daha iyi bir tanim bulamadim. Yakismamis.
Siz de biliyorsunuz ki, Popper evrim teorisini elestirmedi; dogal secilimin yanlislanabilir bilimsel bir onerme degil, "metafizik bir arastirma programi" oldugunu soyledi. Popper'in soyledigi evrim kuraminin yanlis oldugu, kotu oldugu vs. degildi; sadece olusturmaya calistigi "bilimsellik" kriterine uymadigini iddia ediyordu. Teorinin cok degerli oldugunu ekleyerek...
Daha sonra, 1978 yilinda Dialectica dergisinde yayinladigi makalede cok acik bir sekilde bu tespitinin yanlis olduguna inandigini soyledi: http://www.geocities.com/criticalrationalist/popperevolution.htm
Peki, Mustafa Akyol, "evrim teorisinin cok elestirildigine" delil verirken neden sahibinin vazgectigi bir iddiayi referans aliyor ve sahibinin geri adim attigi gercegine deginme geregi duymuyor?
Cunku, elinde saldiracak baska malzeme yok. En fazlasi bu, o da bunu sonuna kadar kullanmaya calisiyor. Elbette, ne yazik ki, gerceklerin yarisini okurundan gizleyerek.
Bu da evrim dusmanliginin bunlara tenezzul edecek olcude acz icinde oldugunu gosteriyor. Akyol'un iki yildir evrim konusunda yazdigi tek yazida; son iki yilda evrim kurami konusundaki gelismelere degil de (gen kopya sayilarinin yayginligi ve karmasikligi olusturmadaki onemi, Akdeniz'de icorgan gelistiren kertenkeleler, vs. vs.), Mine Kirikkanat'in Lamarck hakkindaki naif goruslerine ve Popper'in 30-40 yillik tartismasina deginmesi; bunu yaparken daha once "panteistce" oldugunu savundugu "teistik evrim"e yesil isik yakmasi, akilli tasarimciligin cikmazlarini artik anladiginin birer gostergesi.
Bir kez daha, Sayin Akyol'u kendisine yakisir sekilde davranmaya ve bu konuda bugune kadar haksiz oldugunu anladigini acikca beyan etmeye cagiriyorum. Popper'in yaptigi gibi...
Yazan: Balbazar Tarih: February 25, 2009 7:16 PM
Sayın Mustafa Akyol,
Belki inandığınız ve mantığınızca doğru bulduğunuz fikirleri savunuyor olabilirsiniz ama bazen bilimsel, bazen belki de "bilmeden" bilimden uzak yorumlarınız oluyor. Ve benim düşündüğüm nokta şu; bilimsellikten uzaklaşan bir cümle sarfettiğiniz zaman onun gerçekten tarafsız ve nesnel olmadığının da farkında oluyor musunuz?
Hepimiz doğrunun peşindeysek şunu lütfen ama lütfen bir kere daha, ama lütfen dikkatlice düşünün.
Evrimin tesadüf müdür?
Okuyun, ama bilimseli okuyun. Ve bir kere daha soracağım;
Evrim bir rastlantı mıdır?
Okuyun ve okuyun, sonra bir kez daha,
Evrim bir tesadüf müdür?
Okuyun ama OKUYUN ve sonra bir kez daha soralım kendimize
EVRİM... BİR TESADÜF MÜDÜR?
Ya bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi olmaya meğilli insanlara olan etkileriniz?
Yazan: özgür Tarih: February 25, 2009 11:02 PM
Deniz: Cennet, insanoğlunun tarihsel zamanı kutsal zamana taşımasıdır. Yaşamın başında ve sonunda bulunur. Bütün mitolojilerde tekerrür eden bir fenomendir. Tekrarlanan ibadet te aynı anlamı taşır. Yani bir yenilenmedir. Her şey iyiydi, bozuldu, yeniden düzelecek. Pagan dinlerde bu yenilenme döngüsel olarak yıllıktır; semavi dinlerde ise böyle düz bir çizgi izler.
Bazı teist arkadaşlar teoloji üstünden yorum yazıyor. İslam'ı nasıl algıladıkları ve nasıl yaşamak istedikleri kendi bilecekleri bir şey. Ama bence dünyayı anlamak için 'ilim' yeterli olmuyor. Gölge dünyası diye adlandırdıkları şu evren Platon'la birlikte MÖ'de kaldı.
Yazan: nilgün Tarih: February 25, 2009 11:29 PM
Yukarılarda derme çatma cümlelerle birşeyler anlatmaya çalışmıştım Mustafa beyin kullandığı yönteme lişkin. Ne tesadüf başka bir arkadaş somutlaştırarak aynı şeyden rahatsız olmuş. Lütfen Balbazar arkadaşın yorumlarına bir bakın. Hem Morris konusundaki referans vererek yazdıklarına hemde Popper a ilişkin aktardıklarına bakınız. Yaratılışcı arkadaşların 1000defa düzeltilmesine rağmen (artık utanmazca diyeceğim) ısrarla tekraraldıkları yanıltıcı ifadeleri kullanıyor Mustafa bey. Yapılan şey açık değil mi? Daha ne yapmak gerekiyor anlatmak için? Ölüleri diriltip yaşayanları kolundan tutup sürükleyip getirmek mi gerekiyor? Bu nasıl bir entellektüel ahlaktır anlamak mümkün değil gerçekten!
Bu arada lakliliği savunuyorum bende.
Yazan: fuatogl Tarih: February 26, 2009 12:24 AM
"Ve neden doğa kanunları da O’nun kudretinin yansıması olarak anlaşılmasın? "(M.Akyol)
ki zaten böyledir.
...
Demek ki evrimcinin de yobazı oluyormuş.
Geri kafalısı oluyormuş.
Hurafecisi, bilimden nasip almamışı oluyormuş.
Şimdiye kadar burada tartıştığımız tüm evrimci arkadaşlara duyurulur.
Hem de en aydınından bir cahil evrimci.
Buyrun.
Yazan: Anonymous Tarih: February 26, 2009 9:47 AM
Mustafa bey,
Kusura bakmayin ama itu'de biyoloji okuyorum ve yurtdisinda projelerde de calistim. Kusura bakmayin ama evrim teorisi sizin konuyu cekmeye calistiginiz baglamda yurtdisinda tartisilmiyor bile, yani su dediklerinizi amerikada dincilerin en yobazlari savunuyorlar, bilmiyorum dustugunuz durumun farkinda misiniz. Bu dediklerinizi gidip de herhangi bir akademik ortamda ifade etseniz kusura bakmayin ama size sanki dunya tepsiymis demisiniz gibi muamele ederler. Ama ne yazik ki Turkiye'de sizin dusuncelerinzdeki insanlar carsaf carsaf reklam verecek parayi bulabiiyorlar!
Yazik turk bilimine de, beyinleri bu zirvalarla yikanan cocuklara da.
Saygilar.
Kani Sarasyan
Yazan: Kani Sarasyan Tarih: February 26, 2009 10:05 AM
Bırakın evrim Kur'an ile çelişmez laflarını.
Evrim Kur'an ile çelişsin veya çelişmesin,
evrim Allah(CC)'ın koyduğu kanunlar veya bir başkasına göre doğa kanunları, fizik kanunları vs. çerçevesinde gerçekleşebilir bir olay değildir.
Bir tasarım, o kanunlarda bir kırılma ile ancak gerçekleşebilir. Bu da mevcut evrim teorisinin dediği şey değildir.
Sonuç aynıdır her ikisinde de ama süreç farklıdır.
Canlı moleküllerin sadece mevcut doğa kanunları çerçevesinde oluşabilmesinin imkanı yoktur. Ancak akıllı bir müdehale ile bu gerçekleşebilir. Bu akıllı müdehale gerçekleştiğinde ise o artık bugün bişzim evrim dediğimiz teoriden başka birşeydir; neticeleri aynı olsa da, süreç farklıdır.
...
Benim anladığım AT teorisini bilimsel yapan da bu. Neyin tasarım neyin tasarım olmadığına karar vermek için bilimsel veriler bulmanız gerekir, bunları da deneylerle yaparsınız.(Yoksa bir yaratıcının varlığını ispatlamaya zaten bilimin eli yetmez) İşte bu yönüyle akıllı tasarım bilimseldir. Tabi ben AT üzerinde çalışmış birisi değil, şimdiye kadar duyduklarımı, kuduklarımı birleştirdiğimde yaptığım çıkarımlar bunlar.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: February 26, 2009 10:23 AM
Evrim Teorisini Mezara Gömdüm!
Tesadüfe vakit yoktur evrim icin.
Bu gercekle darwinizmi kefene sardim.
"Insani ben yarattim" diyor, Kur'anda Allah;
Bu hakikatla da evrim teorisini mezara gömdüm!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 26, 2009 1:17 PM
Mustafa Akyol Bey, evrim denilen heybetli bir teorinin, kendisinin sahip olduğu dünya görüşünde nasıl bir konumlanmaya sahip olması gerektiği konusunda makul bir fikri yokmuş gibi görünüyor. Ve bu eksikliği de, Kuranın mecazi okumalarına sığınarak kapatmaya çalışıyor. Samimi konuşmak gerekirse, böylesi bir bocalayış portresi çizmektense, susmak daha evladır gibi geliyor bana.
Yazan: hurşit Tarih: February 26, 2009 2:54 PM
Türk laikçileri Darwin'den ne mi Anlar?
Türk laikçileri, demokrasiden, insan haklarından "çağdaşlaşma" dan, evrensel ahlaktan, bilimden ne anlarsa onu anlar.
Bilim seviyeleri ERKE Dönergecin "insan hakları" anlayışları Müslüman olmayı da Kürt olmayı da, bişreyin kendisi olmasını da yasakladı. (Burada Darwin üzerine ahkam kesen filozof geldiği toplum hakkınbaki düşüncelerini "uzun kollu kısa bacaklıç karılarının kolları kıllıç kıçını denize dönmüş, balık bilmez et yer, danaları otlarda yayılır..yamyam olsalar da otlarda yayılan danalarını yeseler...domuz yaveruları" gibi sosyal tespitlerin de sahibi köyden indim Paris'e Madame Saulnier.
Demokrasi ahlak , meşruiyet anlayışları için Müracaat: Ergenekon.
Hal böyle olunca konu ile alakalı tek eleştiri Mustafa Bey'e:
Bu yaratıkların ağzından çıkanlar fikir olarak telakki edlip cevap ile şereflendirmeyi hak etmiyor.
Her kopnuya bakışlarında tek gaye ve çerçeve var:
"Bizim bu gasp edilmiş, altında hiç bir liyakat, değer yatmayan iktidarımız için neyin faydası neyin zararı var" veya onların anlayacağı deyim ile "bize yararlı mı zararlı mı".
Bu zihniyet sahiplerei "Atatürk bizden" derken neyi kastediyor ise Darwin bizden derken de aynı şeyi kast ediyor. Her ikisi de mezarında dönüyordur şimdi.
"Laikçi entellektüel oksimrondur". Telif hakları şahsıma ait aforizma "oksi" siz de kullanılabilir.
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: February 26, 2009 3:25 PM
Yakinda Göreceklerdir!
Kutluyormus ateistler Darwin'in dogumunun ikiyüzüncü yildönümünü.
Ben de kutluyorum, evrim teorisinin ölümünün yüzellinci yilsönümünü.
Evrim masaliyla uyuyadursun darwinistler, ateistler, materyalistler;
Yakinda göreceklerdir, Yaratan'in "kim" oldugunu ve "uyanis günü"nü!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 26, 2009 6:54 PM
Bilgili Olandan Cikar Eser
"Rastlantisal olusum" degil, "bilincli yaratistir" canlilarin varligi.
Bilgili olandan cikar eser, atomlarinsa var ancak akilsizligi!
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 27, 2009 12:14 AM
Bu foruma birkaç aydan bu yana yazıyorum.Şunu söylemeden geçemeyeceğim.Yorumcuların özellikle dindar yorumcuların kafasında sadece iki tip insan var.Evrim teorisini benimsiyormusun? o zaman sen Laik,Kemalist,Ergenekoncu,Ulusalcı,Ateist................. bunun üzerine hiçbir ilgisi olmayan bir ton saçma yorum.....
Yorumcuların genelde her konuda bu kadar özet,renksiz,keyifsiz,çift kutuplu.....
bakış açıları çok acı......
Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: February 27, 2009 12:58 AM
eee pes doğrusu gecenin bir yarısı banada yorum yazdırttınız yaa helal olsun... balbazar fuatogl bilinçli çarpıtma yapıyorsunuz hemde utanmazlıkla itham ettiğiniz akyolun yazısından hemde göz göre göre bak akyol ne yazmış yukarıda, morris örneğinin başında
////İşte tam bu noktadan hareketle Darwinizm’in İslam’la çelişmediğini savunan Müslümanlar ya da Hıristiyanlıkla çelişmediğini savunan Hıristiyanlar var. Bunlardan bazıları da bu teorinin gelişmesine bizzat katkıda bulunan bilim adamları. Dünyanın en ünlü fosil bilimcilerinden biri olan Cambridge Üniversitesi profesörü Simon Conway Morris, bunlardan biri. Morris, evrim sürecinin rastlantısal olmadığını savunuyor, bu görüşü destekleyen örnekler gösteriyor ve tüm bu sürecin arkasında bir amaç bulunduğu sonucuna varıyor. Richard Dawkins gibi ateistleri de kendi materyalist felsefelerini evrim üzerinden pazarlamakla eleştiriyor.
////
kelimelere dikkat edin DARWİNİZMİN dinlerle çelişmediğini düşünen,teorinin gelişine bizzat katkıda BULUNAN, morris bir hristiyandır hemde darwinisttir... şimdi çıkıp bununda arkasından ne bahane uyduracaksınız merak ediyorum sizede pes doğrusu diyorum işte iman, inancın doruğundasınız...
bu arada keşke morris karmaşık evrimle ilgili örnekte verseydigözlemliyormuş yesinler onu , aaa bidakka örnek istenseydi muhtemelen e.colilerin laktoz toleransı mutasyonu veya HIV le ilgili örnekler verirdi herhalde, ne kadar devasa değişimler değilmi yada naylonu parçalama yeteneği kazanan bakterilerden bahsederdi herhalde mesela şu örnekle ilgili ne derdi merak ediyorum (kan pıhtılaşması ile ilgili)
//////////mesela kan pıhtılaşmasında pıhtı oluşumundaki hassaslığı düşünelim söz gelimi trombin prokonvertini yanlış zamanda keserse hayvan kaskatı kesilir//// (kendi bloğumdan alıntıdır)
mesela bu karmaşa nasıl evrimleşmiştir, az çok bu konulara yakın olanlar sorunu hemen görmüştür ara aşama oluşturtacak zaman yok ve mutasyonlar rastlantısaldır yani en önemli değişim mekanizmamız rastlantısal vede zamanımız yok buyrun burdan yakın
Yazan: muratS Tarih: February 27, 2009 1:46 AM
Ateistler kutlamiyor Huseyin Bey Darwin'i ve evrim teorisini, akademik camia kutluyor.
Biz ise israrla bu kadar onemli ve degerli bir bilgi duzenini ateistlere yar etmeyi surduruyoruz.
Yazan: Balbazar Tarih: February 27, 2009 3:34 AM
M.G.K. "bu kadar cehalet ancak okumakla mümkün olur" lafının isbatıdır sanki!
Hele burası çok komik:
"Yani Türk insanı, genetik biyolojiye bağlı tıbbi tedavi görürken, zaten Darwin’in ilkeleriyle çalışan bilimden yararlanıyor. Sadece ustanın adını duymamış ve Evrim Teorisi’ni bilmiyor."
...durun! daha komiği de varmış!
"Ancak biyolojik tıpta, suni döllenmeden klonlamaya, insan kalbine domuz kalbi kapakçığı takılmasından gebelikte sağlıksız döllerin ayıklanmasına, DNA tespitinden genetik hastalıkların tedavisine, zaten Darwin’in kurduğu temeller üzerinde yükselen bilimsel yöntemler uygulanıyor."
Yazan: Farshad Tarih: February 28, 2009 11:14 AM
Sayın Farshad,
"Yani Türk insanı, genetik biyolojiye bağlı tıbbi tedavi görürken, zaten Darwin’in ilkeleriyle çalışan bilimden yararlanıyor. Sadece ustanın adını duymamış ve Evrim Teorisi’ni bilmiyor."
Bu cümlede nasıl bir cahillik gördünüz açıkcası anlamadım, bu aradaşın dediği gibi evet ilaç geliştirme çalışmalarında moleküler çalışmalar evrim teorisi esas alınarak yapılmaktadır.
Türk insanı ibaresini bende sevmedim, ki burda bir aşağlama var, bilim bir parti değildir, birilerine hakaret etmek, aşağılamak için mesnet olarak kullanılmamalılıdır. Zaten işi bilim olmayan insanların bu tavrı bilime en çok zararı veriyor. Evrimi savunmak anında karşınızda ateist olduğu inancı yaratıyor, ki konuyu savunamaz, görüşleriniz ifade edemez oluyorsunuz. Bu sefer sevdiğiniz insanları incitirim düşüncesi ile susmayı tercih ediyorsunuz. Artı bilim kimsenin tekelinde değildir ve insanlığın ortak malıdır., genetik bilimin kurucusu Gregor Mendel bir rahipti.
Mustafa beyin evrimin dinle çelişmeyebileceği konusunda bir önermesi var, bildiğim kadarı yakın zamanda vatikanın bu konuda evrimi olumlayan bir açıklaması oldu. Din konusunu benim ihtisas konum olmadığı için bu konuda hüküm beyan edemem, edersemde bilgiye ve bilene saygızıslık etmiş olurum. Sonuçta bir konunun ne olduğu hakkında kaba saba fikirler elde etmek kolaydır, ama o konuda ihtisas yapmak, nasıl olduğunu anlamak yıllara mal olur.
Neyse, siz evrim yok diyebilirsiniz, saçma bir teoride diyebilirsiniz, koca evrim teorisini insan-maymun ilişkisine indirgeyebilirsiniz, ama bu evrim hipotezlerini dikkate alarak geliştirilecek bir ilacı kullanmanıza engel değidir. Galileyede vaktiyle yalanlamışlardı, hapsede attılar, asırlar sonra özür dilediler.
Saygılarımla.
ziya
Yazan: Anonymous Tarih: February 28, 2009 2:45 PM
Fuatogl Bey, yukarıda sizin ya tarihî bilginizin eksikliğinden ya da apaçık "bilmeyenleri kandırma" amacından kaynaklanan bir argümanınızı şöyle diyerek düzeltmiştim:
>>>>>>>Fuatogl, maalesef evrim teorisinin bilim içinde ideoloji ve inanç sistemlerinden bağımsız olarak salt bir bilimsel disiplin olarak doğduğuna dair fikrin tamamen yanlış. Bugün dindar olsunlar, dine inanmaz olsunlar, bütün saygın tarihçiler kabul etmektedir ki evrim naturalizmi doğurmuş ya da desteklemiş değildir. Evrim teorisinden önce, on sekizinci yüzyıldaki Fransa merkezli Aydınlanma'dan itibaren materyalist, naturalist, ateist ve din karşıtı inanç sistemleri zaten oluşmuşlardı ve Darwin'in teorisi bunların bir semeresi olarak dünyaya gelişti. Bu bir tarihî olgudur.
Gerçi artık bu siteyi terk edip işime bakmaya azmettiğim için yukarıda yazılanları aceleyle taradım ama gördüğüm kadarıyla bu düzeltmeme karşı tartışmamışsınız. Demek ki amacınız "bilmeyenleri kandırma" değilmiş, sadece materyalizm, ateizm ve saire ve evrim arasındaki tarihî bağlantıyı bilmediğiniz için öyle bir yorumda bulunmuşsunuz ve şimdi hatanızı fark ederek olayın üstüne gitmiyorsunuz. Burada dürüst davrandığınız için sizi tebrik ederim.
Ama aşağıda alıntılayacağım sözlerinizde pek dürüst davranmamış gibi duruyorsunuz. Üstelik Mustafa Bey'i dürüst olmamakla haksız yere suçlamışsınız.
Demişsiniz ki:
>>>>>>>>Lütfen Balbazar arkadaşın yorumlarına bir bakın. Hem Morris konusundaki referans vererek yazdıklarına hemde Popper a ilişkin aktardıklarına bakınız. Yaratılışcı arkadaşların 1000defa düzeltilmesine rağmen (artık utanmazca diyeceğim) ısrarla tekraraldıkları yanıltıcı ifadeleri kullanıyor Mustafa bey. [...] Bu nasıl bir entellektüel ahlaktır anlamak mümkün değil gerçekten!
Tamam Balbazar Beyin Morris'ten alıntıladığı metinden Morris'in evrim teorisini eleştirmiş biri gibi görünmediği anlaşılıyor. Ama Mustafa Bey zaten onun evrimi eleştirdiğini ve akıllı tasarıma inandığını söylememiş ki! Tam aksine onun evrime inandığını ama bu evrimin zannedildiği kadar rastlantılara dayanmayıp bir amaç dahilinde ilerlediği görüşüne sahip olduğunu belirtmiş. Lütfen okuduğunuz yazıları dikkatli okuyunuz ve ondan sonra itiraz ediniz Balbazar ve Fuatogl beyefendiler. Aksi hâlde insanlara entellektüel ahlâk ayarları çekerken işte burada olduğu gibi kendinizi entellektüel ahlakdışılığa batmış buluverirsiniz.
Şimdi de Popper'a geçelim. Popper'ın evrimin geneliyle değil doğal seleksiyon ile ilgili olan önceki düşüncesini geri aldığı bu beyanının Mustafa Beyi haksız çıkarmadığını gördüm. Ne diyor Mustafa Bey: "Teoriyi eleştirenler arasında ise sadece 'dinciler' değil, Karl Popper gibi büyük bilim felsefecileri de var." Mustafa Bey, burada Popper'ın Darwinism'e yönelik diğer eleştirilerini kast ediyor olmalı (şayet sonraki fikir değişikliğini bilmiyorsa o başka). Bu eleştirilerinden birinde Karl Popper, Darvinist, naturalist evrim teorisini teolojideki Tanrı'nın yerine Tabiat'ı koymakla eleştiriyordu ve böylece onu bu yönden de teolojiye yaklaştırıyordu. Bunu göz ardı etmeyin lütfen beyler. Daha dürüst davranın kendinize ve başkalarına.
Evet, şuna dikkat ediniz: Biraz sonra kendisine bir link göreceğiniz ateist sitedeki birinci eksik alıntının telkin ettiğinin aksine, Popper o görüşünde sadece doğal ayıklanma fikrini değil Darvinizm'in diğer yönlerini de eleştirmişti. Balbazar'ın verdiği linki dikkatli okursanız, orada da evrime güçlü bir teori diyor ama onun da bütün teoriler gibi yanlışlanabilecek bir tahmin (İngilizcesi: conjecture) olduğunu vurguluyor. Asıl fikir değişikliğini sadece doğal seleksiyonun totoloji olmadığı yönünde yaptığını görüyoruz.
E ne olmuş yani? Darwin'in, sağ olsun, bize kazandırdığı ya da kazandırılmasında yardımcı olduğu doğal seleksiyon fikri akıllı tasarım teorisi veya ilâhî yaratma inancına nerede ters düşüyor? Hiç bir yerde ters düşmediği gibi, Allah'ın canlı tabiatı sürekli değiştirmesini tamamen akıllı tasarım fikri sınırları içinde anlamamıza yardımcı oluyor. Sonuçta doğal seleksiyonun hiçbir canlı türü meydana getiremeyeceği açıktır. Doğal seleksiyon der ki sadece var olan bir tür içinde değişen doğa şartlarına intibak edebilenler ayakta kalabiir, bunun sonucunda sadece o doğa şartlarıyla uyumlu genetik bilgiler o tür içinde yaşamaya devam eder. Bu bir var etme değil yok etme teorisidir.
Var etmeyi açıklayabilecek olan tek evrimci mekanizma, faydalı mutasyonların üreme hücrelerinde gerçekleşmesidir. Birçok araştırmadan sonra bilim adamları artık mutasyonların tamamen rastgele (İngilizcesi: random) olduklarını tespit etmiş durumdalar. Oysa "makro-evrimsel" değişmeler, yani yeni canlı gruplarının ve türlerinin ortaya çıkması ise rastgele mutasyonlarla izah edilemeyecek kadar kısa sürelerde vuku bulur. Üstelik bilinen sözde "ara formlar", türler arası ara formlar değil, mükemmel bir şekilde var edilmiş başlı başına birer türdürler. Bütün bunlar faydalı mutasyonlarla oluşmuş bile olsa, bu faydalı mutasyonların mucizevî bir şekilde, bilinçli ve akıllı birinin müdahalesiyle birdenbire oluverdiklerini ve yeni türü bu şekilde meydana getirdiklerini kabul etmek zorundayız.
Allah'tan onu yok saymakla kaçamazsınız beyefendiler. Allah'ı yok saymanıza sözde aklî gerekçeler üretmekle çok uğraşıyorsunuz, ama bu gerekçelerin hepsi yorum ve bilgi hatalarıyla dolu çıkıyor sonradan.
Bu arada bu günden sonra en az bir ay boyunca bu siteye adımımı atmayarak kendi işlerime yoğunlaşıyorum artık inşallah. Allah'a ısmarladık.
Yazan: Mehmed Mustafa Hamdi Tarih: February 28, 2009 4:44 PM
Aşağıdaki yorumu bir kaç gün önce okumuş fakat şeytana direnebilmiş idim şu ana kadar. Gene şeytan kazandı!
Nalet olsun bendeki bu insan sevgisine!
Yorum:
000000000000000
"Bu foruma birkaç aydan bu yana yazıyorum.Şunu söylemeden geçemeyeceğim.Yorumcuların özellikle dindar yorumcuların kafasında sadece iki tip insan var.Evrim teorisini benimsiyormusun? o zaman sen Laik,Kemalist,Ergenekoncu,Ulusalcı,Ateist................. bunun üzerine hiçbir ilgisi olmayan bir ton saçma yorum.....
Yorumcuların genelde her konuda bu kadar özet,renksiz,keyifsiz,çift kutuplu.....
bakış açıları çok acı......"
T. Çavuuşoğlu
--------------
Evet Tuncay Hocam gerçekten çok acı durum. Bu kafayla mı AB'ye giricez?
Bu konuda sizin gibi pek çok değerli flozof ta aynı fikirde.
Bunlardan bir tanesini TV'de gördüm. Biraz alkol tüketmiş ve kaza (zil zurna denir cahil halk arasında) yapmış idi. Olay yerindeki cahil polislere bar bar bağ.. pardon değerli görüşlerini zikrediyor idi:
"Bu kafayla mı Ab'ye giricez.. acı acı cok acı.."
Bir diğer flozofa bir kaç ay önce bakkalda rastladım. Kapalı mekanlarda sigara yasağı üzerine derin felsefi görüşlerini arz ediyor idi:
"muz Cumhuriyeti olduk.. Sigaramıza da karışıyorlar"
....
Pek çok örnekler var böyle cehaletin, idrak yoksunluğunun cüreti ile "ah çok acı... benim insanım..." (bu mıllet adam olmaz abinin okumuşcası) lisan ile zevzeklik yapan , kendinibimez cühela için.
Beh.. süperzeka!
Bir daha oku yorumları . Hiç kimse bütün Darwinciler laikçi Ergenokuncu bilmem neci demiş mi?
Yukarda bir yorumcu bizzat buradaki laikçi, Darwin'i anlayacak kapasiteden yoksun karının ırkçı yazısından örnekler sunmuş. Yani ne paralellik kurma vaer ne teşbih. ne genelleme AYNI KİŞİDEN BAHSEDİLİYOR!
Özdemir İnce den Celal Şengör e bütün laikçi taife Darwinizmi de Kemalizm gibi bayraklaştırdıkları, pwek çok Atatürkçü nüm de i
şaret ettikleri verilerle sabit bir vakıadır. Ondandır "her ikisi de mezarında dönüyordur" ifadesi.
Burdan mı çıkarıyorsun bu "dindar yorumcuların Darwinizm ile Ergenokonculuğu laikçöiliği vb eşitlediklerini?
Bu ne biçim mantıktır evlat?
Sen hele şu mantık problemi ile başla işe:
Sen "bütün fareler hayvandır" ile "bütün hayvanlar faredir" arasında fark (varsa) nedir?
O dindarların yorumlaRINDA dARWİNİZM DEĞİL tÜRK LAİKÇİSİNİN dARWİNİZMİ NASIL ARAÇSALLAŞTIRDIKLARI üzerine eleştri var. (büyük harf kazaren).
Darwinizm sadece bu sitede epeyce derinlikli binlerce yorumda mercek altına alındı. Hersese gına geldi.
Neyine güvenerek böyle ukalaca ifadeler kullanabiliyorsun evlat? Hangi cafede satıyorsun bu bilgelikleri?
Aysun Kayacı'yla Okan Bayülgen'e selam..
Yazan: Saçını başını yolan Tarih: February 28, 2009 5:16 PM
Ziya Bey demişsiniz ki:
-------------
Neyse, siz evrim yok diyebilirsiniz, saçma bir teoride diyebilirsiniz, koca evrim teorisini insan-maymun ilişkisine indirgeyebilirsiniz, ama bu evrim hipotezlerini dikkate alarak geliştirilecek bir ilacı kullanmanıza engel değidir. Galileyede vaktiyle yalanlamışlardı, hapsede attılar, asırlar sonra özür dilediler.
-------------
Allah Allah Ziya bey, evrim teorisinin akıllı tasarım teorisine aykırı hipotezlerinden hangisinden yararlanarak yeni bir ilaç geliştirilmiş? Lütfen evrimciliği insanlara kabul ettirmek için "evrim sadece bilimdir, felsefi yönü yoktur" diye böyle hileli argümanlara başvurmayın. Kendinizi ve başkalarını kandırmayın. Evrimsel fikirlerden işe yarayanlar şayet varsa bunlar kullanılır, ama bunlar kullanılıyor diye insanların evrimin ispatlanmamış bütün iddialarını kabul etmeleri gerekmez.
Evet Galile'ye de zamanında kimse inanmamıştı, ona zulmedilmişti; çünkü o zamanın bilimsel dogması Katolik inancının etkisi altındaydı ve Katolik inancı Galile'nin fikirlerine karşı çıkıyordu.
Günümüzün bilimsel dogması ise seküler hümanist ve dinsiz sistemin dogmasıdır. Evrim hakkında şüpheleri olduğunu açık eden bilim adamları bilim aleminden dışlanıyor, "tenure"ları ellerinden alınıyor ve Amerika'da bile bilim adamlığına devam etmeleri engelleniyor. Bilim adamlığına devam etmeleri zamanında engellenemeyenleri ise kamuoyu karşısında küçük duruma düşürmek için müthiş bir linç kampanyası yürütülüyor.
Evet, Galile'nin o zaman uğradığı zulme bugün seküler hümanist sistemin elinde uğrayanların da Allah'ın izniyle ileride hakları kendilerine iade edilecek ve onlardan özür dilenecek. Kur'an'da "mekr" tabir edilen hileli tartışma yöntemleri ve asılsız suçlamalarla hakikatin ortaya çıkması engellenemeyecek.
Ve yarın Hakk'ın divanında Hakk'ı çarpıtmalar, belli bir hedefe göre seçilmiş yarı doğrular ve düpedüz yalanlarla susturmaya çalışanlar rezil rüsva olacak.
Yazan: Mehmed Mustafa Hamdi Tarih: February 28, 2009 6:37 PM
Saçını başını yolan insan, tam da yorumumda belittiğim duruma örnek bir vaka sergilemiş.Bir örnekle yetinmemiş birkaç saçma örnekle tekrara devam..................Kendi saçınızı başınızı yolun...beni ilgilendirmiyor.
Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: February 28, 2009 6:51 PM
Balbazar ve Ziya Bey,
Darwin'in dogum gününü kutlayan akademisyenlerin de
yanilabileceklerini unutmamalisiniz. Hatta bilimsel iddia-
larinda Darwin bile yanilmis olabilir.
Biz, Darwin'in, varliklarin olusumunu tesadüfe dayandir-
masini ve insani da maymundan türetmesini elestiriyoruz.
Pozitif bilim olarak kabul edilebilecek yönlerini ise elbette
reddedemeyiz.
Galileo, dünyanin dönüsünü bilimsel olarak kesfetmisti.
Ama dünyanin döndügünü gösteremiyordu. Gösteremedigi
icin de inkâr edildi ve cezalandirildi. Biz ise simdi, dünya-
nin döndügünü görüyoruz. Görebildigimiz icin de Galileo'ya
hak veriyor ve ona haksizlik edilmis oldugunu anliyoruz.
Hz. Muhammed de, görünmez âlemden aldigi bilgi ve haber-
lerle: "Allah var, O'ndan baska ilah yok" diyordu. Ama toplu-
munun gözlerine gösteremedigi icin o da inkâr ediliyordu.
Biz simdi Galileo'nun "Dünya dönüyor" iddiasini inkâr ede-
meyiz. Cünkü artik gercegi görüyoruz. Peki, Hz. Muham-
med'in ve onun yolunda olanlarin: "Sizin gözle görülmez
bir sahibiniz var. Adi: Allah'tir. O'na inaniniz" sözlerini red
ve inkâr edenler de bir Galileo inkârcisi gibi olmaz mi? Ol-
muyor mu? Bu durumda ateistlerin de dikkatli olmasi ge-
rekmiyor mu?
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 28, 2009 8:22 PM
Sn Ziya bey,
Kırıkkanat'ın cahil olduğu konu, Evrim'le alakasız bilim dallarını Darwinizm'le ilişkilendirmeye çabalamasıdır. Kalıtım bilimin babası Mendel'dir Darwin değildir. Kalıtımsal hastalıkların nesilden yayılma ve tedavileri de Darwinizm ile ilişkili değildir. Gen tedavisi vs. için de aynı şeyi söylemek mümkün. Hele domuz kalp kapakçığı ile Darwinizm arasında ilişki kurmak kadar feci birşey yoktur.
Darwnist'ler sürekli o yere göğe sığdıramadıkları teoriyi diğer tıbbı ve biyolojik dalları ile arasında derin ilişkiler olduğunu kanıtlamaya çalışırlar ama çoğu o kadar oldukça yüzeyseldir.
Sürekli antibiyotiklerden bahsedilir ki tıp tarihini azıcıkbilen herkes penisilin bir tesadüf sonucu keşfediliğini bilir. Bakterilerin antibiyotik'e karşı koyan mekanızması da aslında darwinizm'in ön gördüğü gibi rasgele mutasyonlar sonucu değil çok daha karmaşık bir sistemin (tasarım?) sonucu ortaya çıktığı son yıllarda anlaşılmıştır.
Tabi darwinizm'in kontrolü altındaki bilim dünyası bunların böyle olmadığını, inançlı sufiler gibi herşeyde Darwin'in izlerini gördüğüklerinden bahsederler.
Bunlar çok detaylı teknik konulardır. Bu blog köşesi bu konuları aydınlatmaya yetmez.
Yazan: Farshad Tarih: February 28, 2009 8:55 PM
Hüseyin bey in evrim kullanılarak hangi ilaç geliştirilmiş sorusuna, Farshad beyin ise evrim ile alakasız bilim dallarının evrim ile ilişkilendirilmesini mealindeki cümlesine cevap yazacaktım.
"Tabi darwinizm'in kontrolü altındaki bilim dünyası bunların böyle olmadığını, inançlı sufiler gibi herşeyde Darwin'in izlerini gördüğüklerinden bahsederler."
Bu iafadeden sonra burda bunları tartışmak konuşmakta çok anlamsız...çünkü tüm bilimi bir komplo teorisine indirgemek... bunu tebrik etmek gerek diye düşünüyorum, ve tebrik ediyorum.
Saygılarımla
ziya
Yazan: Anonymous Tarih: March 1, 2009 12:45 AM
Ey insan!
Sen, bilgisiz ve akilsiz atomlarin eseri degil, bilgili Tanri'nin eserisin.
Madem bilgili Tanri'nin eserisin, öyle ise O'nu tanimali ve bilmelisin.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 1, 2009 12:20 PM
Bilim dünyasından kast edilen, biyoloji ve evrim ile ilgilenen bilim dallarıdır. Burada nükleer fiziğin veya bilişim teknolojilerinin komplo altında olduğu gibi bir genelleme yapılmadığı açıkça ortadadır. Ancak, şöyle bir gerçek de var; hangi bilim dalı ile uğraşıyor olursanız olun, eğer mevcut evrimsel mekanizmalardan şüphe duyarsanız kesinlikle cehalette veya "akıllı tasarımcı" olmakla suçlanırsınız. Bu açıdan bakarsanız tüm bilim dünyası bir baskı ve komplo ile karşı karşıyadır. Ateşli Darwinist'ler her aykırı sesi susturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Eğer bir biyolog, bir mühendis veya başka herhangi dallda bilim ile ilgilenen bir bilim adamı iseniz tüm şüpheleriinizi kendinize saklamaktan başka çareniz yok. Çünkü Darwinizm'in engizisyon ekipleri her zaman iş başındadırlar. Bunun da bilimsel özgürlükle ne kadar bağdaştığını söylemeye gerek yoktur.
Yazan: Farshad Tarih: March 1, 2009 12:44 PM
////Bakterilerin antibiyotik'e karşı koyan mekanızması da aslında darwinizm'in ön gördüğü gibi rasgele mutasyonlar sonucu değil çok daha karmaşık bir sistemin (tasarım?) sonucu ortaya çıktığı son yıllarda anlaşılmıştır.////
kesinlikle size katılıyorum sayın farshad lee spetnerin ''magic setup'' http://www.amazon.com/Not-Chance-Shattering-Modern-Evolution/dp/1880582244 dediği olay vukuu buluyor bu mutasyonlarda ama tamamı setup mutasyonlar değil bunuda ıskalamamak lazım, ama onlardada bir tür farklı tasarım var hayatın gelişimi ve detaylandırılması için...
Yazan: muratS Tarih: March 1, 2009 12:49 PM
nesiller boyu sünnet olan bir sülalenin evladı hayata gözlerini sünnetsiz açmaktadır.
==>
nesiller boyu sünnet olan bir sülalenin evladı hayata gözlerini sünnetsiz açMAmaktadır.
?????
Yazan: vey Tarih: March 1, 2009 10:41 PM
[Mustafaakyol.org sitesinde bana(fuatogl) cevaben yazdigin yoruma iliskin cevap yorumumdur]
Mehmed Mustafa Hamdi bey, ben 1-2 yila yayilan bir suredir bu ve benzeri fikirleri savunan bloglarda surekli yorum yazmis bir kisiyim, az cok kimin neyi nasil savundugunu iyi biliyorum. Bu site de de bolca yorumumu bulabilirsiniz.
Bu yaziya yaptigim bazi yorumlara itiraz etmissiniz kendinizce. Nerelerde nasil yanlis anlayip kendi kendinize gelin guvey oldugunuzu anlatmaya calisayim.
Herseyden once ne yazdigimi lutfen iyi okuyunuz. Ben evrim teorisinin neden bagimsiz, neye bagimli olarak "dogdugunu" tartismiyorum. Ben bu teorinin bugunku bilimsel durumundan bahsediyorum. Bu teori bilimsel kriterlere uygun bir sekilde gelistirilmis, akademik dunya tarafindan kabul edilmis bir durumdadir gibi gayet acik ve secik olarak bilinmesi gereken bir durumu aktariyorum. Burada "Teori" derken bilim nezdindeki anlamini kullaniyorum. Falanca ideolojinin felsefesine gore siparis usuluyle calisan bir uretimin soz konusu olmadigini, tamamen bilimsel yonteme gore bir gelistirilmis bir Teorinin soz konusu oldugu basit bilgisini size anlatmaya calisiyorum. Onun disindaki tarih tartismaniz yazdiklarimi israrla anlamama durumunun kendi kendini tekrar etmesinden ote birsey degil.
Bunu neden yazdiginizi anlayamadim, Teoriler yanlislanamaz diyen mi oldu size? Balbazar in oyle birsey yazdigini goremedim, bende oyle birsey savunmadim. Isterseniz bu sitede bilimsel teori nedir ile ilgili yazdiklarimizi bir okuyun.Karl Popper meselesi: Yaratilisci cevrelerde Karl Popper genelde Evrim teorisi karsiti olarak yansitilir agir "bilim felsefecisi" cubbesiyle. Ve bunlarin hepsinde ortak gerekce olarak Karl Popper in biyoloji hakkindaki bilgisizce yaptigi, Dogal Seleksiyon ve yanlislanabilirlik ile ilgili yorumudur. Karl Popper biyolog degildir, bilgisiz oldugu bir konuda yaptigi yorumu geri cekmistir, ve bunu yaparken acik acik hakkinda yeterince bilgi sahibi olmadigi bir konuda yanlis bir yorumda bulundugunu beyan etmistir. Biyoloji bilimi dahilinde ciddiye alinabilecek Popper in hicbir itirazi elestirisi yoktur. Bitmistir, olayi daha da evirip cevirmeye, kili kirk yarma oyunlari oynamaya gerek yoktur. "Popper da evrim teorisini elestirmistir/karsi cikmistir/ivir etmis zivir etmistir" in miadi coktan doldu.
Ama vaktiniz varsa Mustafa beyin kurdugu cumlenin direktman semantik karsiligina bakip beni yanlis yorumlamakla suclayabilirsiniz. (Nede olsa Popper "bir zamanlar", dogal seleksiyonun bilimsel kriterleri karsilamadigini savunmustu!)
Bilimsel planda yapacaginiz bir itiraziniz olmadigi icinde yorumlarinizin devaminda bildigimiz propagandalari siralamissiniz. Yok o onu pompalamis yok bu bunu pompalamis. Bir bakin lutfen biyoloji dersimize kimin neyi nasil pompaladigini gormek icin. Bu ve baska sitede cokca yorumladik bu tur ele avuca gelmez temelsiz iddialari. Tekrar etmeye gerek yok, onceki yazilanlara basvurun lutfen. Merak etmeyin kacmam, kafaniza takilan husus varsa sorabilirsiniz, dedigim gibi sahsen birkac yildir yorum yazar dururum mumkun oldugunca cevap yazarim.
Mehmed Mustafa Hamdi bey, asagida MuratS bey icin yazdigim yorumumdan faydalanabilirsiniz - yaptiginiz diger itirazlariniz icin.
Evet, goruyoruz yorum ve bilgi hatalarini. Artik yokmussunuz, o halde kendi sitenizin Iletisim bolumunden cevap gondermekte bir sakinca yok sanirim.@MuratS bey,
Beni carpitma yapmakla suclamissiniz. Yazdiklarimi okursaniz Mustafa beyin yazisinin verdigi anlama iliskin bir yorum yaptigimi hemen anlayabilirdiniz. Mustafa bey bilindigi gibi bilim tarafindan bilim karsiti olarak gorunen bir gorusu savunuyor "Akilli Tasarim" adi altinda. Ne diyor bu gorus? Bol bol tasarim, rastlanti yetmez, vs.vs.vs. Bildigimiz seyler. Yukaridaki yazisinda ise bir bilim insaninin "evrimin rastlantisal olmadigini" savundugunu aktariyor, ve belli amaclarin oldugunu savundugunu aktariyor bize Mustafa bey. Duz bir sekilde okuyan bir insan, Mustafa beyin de savundugu "Akilli Tasarim" gorusunun, yada gorusun dayandigi itirazlarin gercekten bilim insanlari arasinda da destek gordugu anlamini veriyor. Morris hakkinda bilgiler verilirken, bu kisinin Akilli Tasarim i ciddiye bile almadigi bilgisini ozellikle vermiyor! Buna yabanci arkadaslar "PR Trick" diyor. Bizdeki karsiligi mesela "Halkala iliskiler cambazligi" olabilir.
Ben ise yorumumda soyle bir hatirlatma yapiyorum:
1 - Evrim Teorisi sadece rastlantisalliga dayanmaz, teori buna indirgenemez, ve biz bu noktayi defalareca bu sitede ve baska yerlerde bikmadan usanmadan tartistik.
2 - Morris aktif bir "Akilli Tasarim" karsitidir, bu gorusu gecerli bilimsel bir gorus olarak degerlendirmez, onun gorusleri ile Akilli Tasarim in gorusleri yada Akilli Tasarim in dayandigi itiraz noktalari arasinda hicbir benzerlik yok. Dedigim gibi, burada anahtar Morris beyin aktif bir Akilli Tasarim karsiti olmasi, ve bunun verilmeden argumanlar arasinda benzerlik kurulmasi! "Trick" bu gibi seylerden olusturulur.
Ve Mustafa beyin yazilarini takip eden birisi olarak, neyi nasil yazdigini da biliyorum. Bu yorumumu begenmeyebilirsiniz - dedigim gibi bu bir yorum. Ama carpitma denilebilecek bir tarafi yok!
Sanirim sizin cenah da ortalarda gezinen o kadar cok carpitma hadisesinden dolayi (siz yaptiniz demiyorum), siz de baskasini "carpitma" yapmakla suclama ihtiyaci hissediyorsunuz. Anlayabiliyorum bunu, ama dogru bir yontem olarak gormuyorum elbette.
Yazan: fuatogl Tarih: March 2, 2009 7:55 PM
@Farshad,
Desenize Tıb bilimi de kendi kendisini kandırıp duruyor. Sayısal verilerle bazı şirketlerin ülkemizde ne kadar ilaç sattığını, diğer tarafdan evrimle ilişkili araştırmalara ne kadar para ayırdığına ulaşabilirsiniz.
Farshad bey, çok iddialı konuşuyorsunuz, ve hiçbir şekilde iddialarınızın altını doldurmuyorsunuz üstelik bilim dünyasını "darwinizm kontrolü altındaki bilim" diye etiketleyip direktman diskalifiye ediyorsunuz kendinizce. Çok etkileyici! Bilgi üreten koca bir bilimsel vücudu çöpe atalım, ve sizin hiçbir şekilde somut olarak desteklenemeyen iddialarınıza itibar edelim, güvenelim, inanalım ve kabul edelim.
Aslında birşey demediğinize göre ben size bir soru sorayım ki görüşlerinizin altını nasıl doldurduğunuzu anlayalım. Sorum şu: filogenetik nedir bilirmisiniz? Filogenetiğin hastalık tanımlamada kullanımı ile ilgili herhangi bir bilginiz var mı? Var ise buna ilişkin görüşünüz nedir? Dilerseniz ayrıntı da verebilirsiniz, rahat olun, kafanıza göre takılın. Sorular açık ve çok basit.
Penisilin in tesadüfen bulunması ile bakterilerin evrimsel direnci arasında nasıl bir ilişki var!? Biraz detay vererek anlatabilirmisiniz lütfen? Yada neyin nasıl anlaşıldığı üzerine bilimsel bir çalışmaya referans verebilirmisiniz, detaylı da olabilir? Lütfen.Bu arada bilişimin birçok yerinde evrim paradigması çok güçlü olarak temsil edilir. "Information Theory" alanından tutun çip üretimine kadar izlerini bulabilirsiniz. Disiplinler arası kaynaşma çok hızlı bir şekilde ilerleyip bazı şeyleri cımbızla çekip almamızı olanaksız kılıyor. Örnek olarak yeni yeni gelişen bio-informatik alanına bakabilirsiniz. Yada moleküler düzeyde yeni yeni gelişen güçlü simulasyon tekniklerine, yada virüs tanıyan matematik/istatistik/bilişim/elektronik/genetik melezi çiplere kadar.
Canım sıkıldı, bazı şeyleri ilişkilendirmek istedim şimdi. Hemen ilişkilendirelim. Mesela bioinformatik çok hızlı gelişen, nitelikli işgücü anlamında çok önemli bir çekim merkezi yaratmaya aday bir alan - hatta adaylıktan çıkmış durumda. Genel olarak biyolojiye karşı fanatik yaklaşımımızdan dolayı bu alanda çok geri olmaya mahkum durumdayız gibi görünüyor. Hem bu alanda yeterli ve nitelikli bir eğitimi sağlayamadığımızdan dolayı bu alanda istihdam yaratma kapasitemiz sakatlanacak, hemde bu alanlarda üretilen bilgi, teknoloji ve onun türlü yan etkilerine/ürünlerine üretken olmayan bir şekilde bağımlı olacağız, brçok şeyde olduğu gibi. Tabi bunlar işin "stratejik" boyutu olarak anılabilir, bazı konularda fena halde çuvallamamızın sebebleri arasında buralarda da savunulan fanatik görüşlerin eğitim sistemimize çoktan sızıp kurumsallaşması da sayılabilir. Sözün özü, işsizlik ile de çok bağlantılı yani tüm bu safsatalar.
Yazan: fuatogl Tarih: March 2, 2009 10:42 PM
Roma'da bugün başlayan bir konferansta, dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları, filozoflar ve teologlar evrim teorisi ile yaradılış teorisi arasındaki ilişkiyi tartışacakmış.
Amerikalı biyolog Prof. Francisco Ayala'nın, konferansta, yaradılışçıların "akıllı tasarım" teorisinin yanlışlarla dolu olduğunu söylemesi bekleniyormuş.
"Organizmaların tasarımı zeki bir mühendisten beklenecek gibi bir durumda değil. Kusurlu ve daha da kötüler." diyen Ayala, "Arızalar, işlev bozuklıkları, tuhaflıklar, israf ve zulüm dünyayı istila ediyor." görüşündeymiş.
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2009/03/090303_vatican_darwin.shtml
Yazan: Birgül Tarih: March 3, 2009 5:13 PM
Sayın Akyol,
Yazınızın başlığını okuduktan sonra gerisini okumadım. Size sormak istediğim bir soru var şöyle ki;
Yazar olduğunuza göre Türkçe dilbilgisi kurallarından haberdar olmanız gerektiğini düşünüyorum. Sorum şu; Türkçe'de sıfattan isim yapmak diye bir kural var mı? Yoksa, Laikçi ne demek?
Cevaplarsanız sevinirim.
Yazan: Volkan Çınar Tarih: March 3, 2009 8:58 PM
Merhaba genç Yazar !
Basın ve edebiyat alanına senin gibi bir evlat yetiştirdiği için anne ve babanı kutlarım .
Senin karşında kalem cambazlığı yapanların yazılarını okurken Allah sana sabır versin .
Darwinizm , inançsız insanların , yaratılış ve Allah inancı karşısında kullanmaya çalıştıkları el bombasıdır ama çok defa o bomba kullananların elinde patlıyor .
İnanarak sade ve güzel yazıyorsun . Samimi ve bilgilisin , işte bütün mesele bu ..
Başarın ancak Allah(cc)ın yardımı iledir unutma ..
Seni o yüce Yaradan'a emanet ederim ..
Selam ve dua ile ...
Yazan: ahmet müfit kutlu ( E.Binbaşı-Gazeteci ) Tarih: March 4, 2009 1:58 AM
Fuatogl'a cevaplarımdır
BÖLÜM 1: ACABA POPPER CONJECTURE (TAHMİN) KELİMESİNİ NİYE VURGULADI: ANLAMAKTA VE POPPER'İN ÖNCEKİ BEYANLARIYLA OLAN BAĞI GÖRMEKTE ZORLUK ÇEKENLER İÇİN
Fuatogl, ben dedim ki:
-----------------
Balbazar'ın verdiği linki dikkatli okursanız, orada da evrime güçlü bir teori diyor ama onun da bütün teoriler gibi yanlışlanabilecek bir tahmin (İngilizcesi: conjecture) olduğunu vurguluyor
----------------
Sen de buyurmuşsun ki:
------------------
Bunu neden yazdiginizi anlayamadim, Teoriler yanlislanamaz diyen mi oldu size? Balbazar in oyle birsey yazdigini goremedim, bende oyle birsey savunmadim. Isterseniz bu sitede bilimsel teori nedir ile ilgili yazdiklarimizi bir okuyun.
------------------
Evet, kendin sık kullandığın bir ifadeyle "anlamamakta ısrar etmeseydin" bunu neden yazdığımı anlardın, sevgili beyefendi.
Ama belki anlamamakta ısrar etmekten değil de bilgi eksikliğinden kaynaklanıyordur bu durum. Öyle ya, senin gibi arkadaşlar akıllı tasarımı sadece "güvenilir" materyalist kaynaklardan öğreniyordur ve Karl Popper'in önceden neler söylediğini didiklemeye ihtiyaç duymuyordur. Evrimi savunma amaçlı sitelerdeki kısaltılmış, seçilmiş alıntılar yeterli sizin için.
Şimdi sana anlatayım da ondan neden bahsettiğimi anla inşallah. Karl Popper önceki itirazında doğal seleksiyona itiraz etmekle kalmamış, özellikle evrimcilerin materyalizmini ve evrimci materyalizmi bir din haline getirmelerini de eleştirmişti. İnternetten bul oku lütfen. Ama senin beslendiğin ateist sitelerinde ben bu önceki alıntıların sadece ateistler tarafından güzelce kısaltılmış versiyonlarını görüyorum, o yüzden biraz ateist olmayan kaynaklara bakmayı da düşün, olur mu?
Evet, izaha devam ediyoruz. Popper evrimcilerin evrim teorisini materyalist bir din/ideoloji haline getirdiklerini ince bir dille anlatmıştı daha önce ve bu tavrı şiddetle eleştirmişti. Kilise'nin tanrısının yerine evrim teorisyenleri tabiat'ı koydular demişti.
Bu yüzden sadece doğal seleksiyon (ki bu evrimin yanında akıllı tasarımın da kullandığı bir doğal mekanizmadır) hakkındaki önceki fikrini geri aldığı o beyanında Karl Popper evrimin bir dogma olmaması gerektiğini vurgulamak için sana alıntıladığım ama senin anlayamadığını söylediğin yukarıdaki sözlerini söyledi. Bütün bilimsel teoriler gibi evrimin de birçok testi geçmiş görünen ama geçmesi gereken kimbilir kaç test daha olan bir conjecture (tahmin) olduğunu özellikle vurguladı, yani evrimcilere "bu bilimsel tahmini, teoriyi dogmalaştırmamalısınız" mesajını tekrar verdi. Bilmem şimdi anlayabildiniz mi?
BÖLÜM 2: SEKÜLER DİNLER (MATERYALİZM, ATEİZM, AGNOSTİSİZM, DEİZM VS) VE EVRİM TEORİSİ ARASINDAKİ HİÇ KOPMAMIŞ BAĞLANTI
Yani Fuatogl bey, diyorsunuz ki evrim teorisi benim "münasebetsiz" tarih profesörümün dediği gibi ("adam bi de batıda okumuş, utanmıyor evrim hakkında yaratılışçılara haklılık payı verecek gerçekleri açıklamaya" değil mi?) seküler dinlerin iyice zemin bulmasından sonra bunların bir sonucu olarak doğmuş olabilir, ama şu anda tamamen bu tür bilimdışı, dinî-ideolojik endişelerden arındırıldı, değil mi? Tabii ya meselâ Richard Dawkins gibi mübarek bilim adamları bu dinî-ideolojik endişelerden arınmışlığı çok iyi özetliyorlar !? Richard Dawkins bir istisnadır demek gibi yalanlara da hiç başvurmayın. Bu konuda bilim dünyasının papazları olan diğer büyük bilim adamları ve genel olarak dünya üzerindeki batı kontrollü bilim akademya sistemi, bir kısmı açıkça belli etmemeye çalışsalar da, evrimi dinî (ya da "dinsizliksel" ?) bir mesele olarak gördüklerini her zaman çeşitli yollarla açığa vuruyorlar. Biraz bu konuyla ilgilenmiş olan herkes bunu bilir.
BÖLÜM 3: AKILLI TASARIMI BİLİM ADAMLARI GELİŞTİRMİYOR MU?
Yukarılarda yine her zamanki gibi sırf kara propaganda maksadıyla, bu gerçeği gizlemeye çalışıp bu teoriyi sadece fundamentalist dogmatik hristiyanlar savunur, savunan tek bi bilim adamı yoktur, gibi lâflar etmişsiniz.
Oysa akıllı tasarım teorisini geliştirenler gerçek bilim adamlarıdır. Onların sayılarının çok az olmasının iki sebebi vardır:
Birincisi, 19. yy'da Hıristiyanlığın batıda sosyal olarak iyice popülarite kaybetmesiyle beraber bilim dünyasını kontrolü altına alan materyalist, monoteizm karşıtı, seküler dinlere mensup insanların denetimindeki sistem, hâlâ okullarda, ta küçük yaşlardan itibaren seküler dini/dinsizliği geleceğin bilim adamlarına aşılıyorlar.
Orta çağda kilisede eğitilen insanların çoğu nasıl ateist veya müslüman değil katolik oluyor ve katolikliğe uygun bilimsel fikirlere inanıyor idiyseler, bugün de seküler okullarda eğitilen, beyinleri yıkama yağlama edilen insanların çoğunun da bu sistemin öngördüğü şekilde materyalizme ve evrime yönelmeleri, daha doğrusu o yolda devam etmeleri doğaldır.
İkincisi, bazı bilim adamları da evrime inanmadıkları hâlde akademik baskı yüzünden evrime inanıyormuş gibi yapmak zorundadırlar. Bu yüzden akıllı tasarım yönünde teorik çalışmalara da girişmeye cesaret edemezler.
Akıllı tasarımı savunan matematikçi bilim adamı Dembski ve biyokimyacı bilim adamı Michael Behe gibi bilim adamları ise gerçekten özgürlük savaşçısı diyebileceğimiz karakterde gözüpek insanlar oldukları içindir ki çağın sistemleşmiş materyalist-evrimci dogmalarına ve dogmatik yaptırımlarına karşı durabiliyor, alternatif teorileri bilim dünyasına sunma görevini az sayıda kişi olarak göğüslemeye çalışıyorlar.
Söyleyin bakalım, Fuatogl beyfendi, evrim teorisni hiçbir bilim adamının savunmadığını söylemiş olmanızı nasıl meşru çıkaracaksınız? Bu işin aslını Mustafa Akyol'un sitesinde de okuyabilirdiniz bilmiyor idiyseniz, ki bilmediğiniz çok küçük bir ihtimal. Böylesi kasten yanıltıcı sözleriniz açıkça gösteriyor ki sizin amacınız sadece evrimcilik ve materyalizm adına propaganda yapmak. Gerekli bulursanız, düpedüz yalan diye nitelenebilecek argümanlara başvurmaktan bile çekinmiyorsunuz. Hakikatin sizin için önemli olmadığı, sizin sadece sorgulamadan kabul ettiğiniz bir dünya görüşü adına tartıştığınız anlaşılıyor buradan.
Ama "yalan" demek zorunda olduğum bu gibi sözlerinizi, yani bilim adamlarının hiçbirinin akıllı tasarıma inanmadıkları gibi sözlerinizi yine evrimci-materyalist pişkinliği içinde savunacağınızı biliyorum.
"Yav bunların eğitimine, birikimine, hatta baskıya rağmen almayı başardıkları unvanlara bakmayın siz. Bunlara benim gibi akıllı ve tanrısal dogmalardan uzak insanlar bilim adamı demez." Ve ancak şöyle devam edebilirsiniz: "Herkesin kabul ettiği bilimsel tahminleri (hatırlayınız karl popper) sorgulayıp alternatif tahminler üreten adamlara bilim adamı mı derim ben. [!?] Herkesin kabul ettiğine aykırı bir şey demeyecek ki kafamız rahat olsun."
Galiba bilim hiç alternatif teoriler ileri sürülmeden gelişti! Öyle ya, evrimcilerin ileri sürdüğü böyle fikirlere uygun düşünürsek, Galileo da bilim adamı değildi kendi zamanında; çünkü kendinden başka hiçbir doğa bilimcinin, bilim adamının onaylamadığı, üstelik hakim sistemin (o zaman katolisizmin, şimdi seküler hümanizm başlığı altında toplayabileceğimiz dinsiz-dinlerin) reddettiği fikirleri savunuyordu. Eski Yunan'da olsun, daha sonra yaşamış olsun, o zamana kadarki çoğu bilimadamı bu tür bir fikre inanmamış değil miydi canım?
SON İKİ NOT:
Birincisi, Farshad Bey ve benim bilim dünyasının evrimci-materyalist sistemin kontrolü altında olduğuna dair argümanlarımız bizim bütün bilimsel buluşları reddettiğimiz anlamına hiçbir zaman gelmez. Bunu bu şekilde sunmak tam bir dogmatik, sahteci, kara propagandacı işidir. İşi çarpıtıp durmayın Fuatogl ve arkadaşları.
Mantıkî ve olağan olarak bizim (Farshad, ben vs.) beklediğimiz, sadece evrimci-materyalist inanç sisteminin işine gelmeyen ve çoğu da pratik bir yararı olmayan konularda bilimsel objektifliğin bozulması ve zararlı sonuçların görülmesidir. Çünkü doğrudan pratik öneme sahip konularda hiçkimse dogmatik davranmayı göze alamaz, hele içinde bulunduğumuz bu çağda. Dolayısıyla biz pratik-teknolojik sonuçları olan bilimsel buluşların selâmetinden zaten hiç şüphe etmiyoruz ve bu yönden bilim dünyasına güveniyoruz. Aksini yapmamız gerektiğini düşünmek tam bir dar kafalılıktır ya da akıllı tasarımı kabul edenlerin hep dar kafalı ve kendi gibi düşünenlerin hep açık görüşlü ve akıllı olduğunu düşünmek gibi budalaca bir kibir alâmetidir.
Canlılığı Allah'ın mı yarattığı, yoksa insan bilinci de dahil bütün canlılığın bilinçsiz tabiat tarafından mı yaratıldığı sorusunun ise zaten bir uygulaması yoktur. O yüzden bu konuda evrimciler-materyalistler dogmatik davranmayı ve hakikati bulmaya çalışmamayı çıkarları açısından zararlı değil aksine yararlı bulabilirler. (İdeolojik nedenlerden başka, bir de çıkarcılık bilimsel gelişmenin zarar görmesine yol açabilir belki. Meselâ bir ilâcın ya da ilaç türünün yan etkilerinin küçük gösterilip faydalarının abartılması gibi.)
İkincisi, evrimin kullandığı birçok mekanizma (meselâ doğal ayıklanma ki meşhur tefsir yazarı âlim Elmalılı Hamdi Yazır seleksiyon karşılığı olarak "ayıklanma" yerine daha güzel bir Osmanlıca-Türkçe kelime kullanmış 1940 yılı civarında telif ettiği tefsirinde: ıstıfa, yani tasfiyenin tersi, iyi olanların seçilmesi), evet birçok evrimsel denen mekanizma aynı zamanda akıllı tasarımın da mekanizmalarıdır. Dolayısıyla evrimin hipotezlerinden bir kısmının şayet pratik sonuçları olduysa bu pratik sonuçlar akıllı tasarım teorisi altında da gelişmeye devam edecektir.
Ve en son olarak, evrim karşıtlığı yüzünden biyolojide geri kaldığımız şeklindeki senin burada tekrar ettiğin gülünç yalanı ve de senin gibilerin sevdiği bir tabirle "safsatayı" daha önceki bir konu başlığı altında çürütmüştüm diye hatırlıyorum. Git, orada bul ve oku.
İnşallah bazı insanlar kendi safsatalarını gizlemek için başkalarına safsatacı diye saldırarak konuşmak alışkanlığından vazgeçerler artık bu kadar lâf anlattıktan sonra... diyorum ama bunun gerçek olmayacağını biliyorum.
Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: March 4, 2009 6:27 PM
Ey hurmadan insanin olusabilecegine, eger bu sozun sahibir bir arap ise gozu kapali inanan fakat acip tek bir bilimsel makale okumaya yanasmayan cahil cuhela takimi... Sizler de yok olacaksiniz elbet. Fikirler, idealar sonsuza dek yasar. Koku dayanagi olmayan doktorinler gelip gecer. Bilim caginda hala neler tartisiyorsunuz yazik halinize ey karanliktaki zavallilar.
Yazan: Betul Tarih: March 4, 2009 10:56 PM
Aciklanamayan ne varsa hepsini Tanri yapmistir. Budur yani. Daha fazla tartismaya da gerek yok aslinda. Hala sagdan soldan Mine Kirikkanat gibi bilimsel calismalariyla unlu birinin yazilarina laf yetistirmeye calisacaginiza bunu en bastan soyleyin de rahatlayin (biz de rahat edelim).
Hristiyanlik ile Islam arasindaki fark da su noktada belli oluyor zaten. Adamlar rasyonelizm diye bir olgunun farkinda, ve buna ayak uyduruyor. Oysaki Islam ulkeleri.. o ozendiginiz, agzinizin suyu akan Iran, Afganistan.. Ne kadar guzel haldeler, ne kadar ilerlemisler oyle degil mi?
Bilim insanligin ortak dilidir azizim. Isinize gelse de gelmese de bu boyle biline. Cirpinislarinizi izlemek keyifli oluyor bakalim daha ne kadar ileri gideceksiniz.
Acik kalp ameliyati nedir bilmeyen, aspirin mekanizmasi nedir merak etmeyen adamlarin evrim = maymun baglantisini kurma cabasini izlemek ne icler acisi bir goruntu anlatamam size. Gormeniz lazim. Ama once bu kafamizin "icindeki" ortuleri cikartalim.
Yazan: Betul Tarih: March 4, 2009 11:03 PM
Asil sen ne anlarsin onu merak ettim. Acip iki biyoloji kitabi okumak yerine politik yayinlardan bilim takip etmek de yeni moda. Imamlara kaldiysa isimiz peh!
Yazan: Devrim Tarih: March 5, 2009 12:17 AM
"Hala sagdan soldan Mine Kirikkanat gibi bilimsel calismalariyla unlu birinin yazilarina laf yetistirmeye calisacaginiza .."
00000000000000000000000000
Ahhhh! Ahhh! Aklıma bin tane söz geliyor cehaletin cüreti, saldırganlığı, nirvanası, "bilimcisi Mine olanın.." üzerine ama bu defa şeytana yenik düşmemek için bir dua en uygunu herhalde:
"ALLAH'ım .......değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret...
değiştiremeyeceklerimi kabul edebilmem için sabır..
ikisini birbirinden ayırmak için akıl ihsan eyle. ..."
Amin.
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: March 5, 2009 6:01 AM
Sayin IB Ziyaretci,
Sarkazm'e olan asinaliginiz gozumden kacmadi. Herseyi boyle dikkatli ve dusunerek okudugunuzu dusununce yazdiginiz kelimelerin nedeni daha bir anlasilir oluyor.
Not: Gene sarkastik konustum. Ciddi degilim yani. Mine Kirikkanat'in bilim insani olmadigina dikkat cekmek istemistim galiba ama kafa kit olunca tek tek tane tane anlatmak gerekiyor siz gibilere sanirim. Aynen Mustafa Akyol'un yaptigi gibi yani.
Yazan: Betul Tarih: March 5, 2009 5:30 PM
Walla Betül Hanım sizin "sarkastik” (ciddi değilsiniz yani?) yorumu ile
diğer bilim kişilerinin "ciddi” yorumlarının farkını nerden bilsin benim gibi kafası kıt olanlar?
Şimdi tüm yorumları tek tek okuyacak halim yok ama son yorumlardan ikisi şöyle:
“Asil sen ne anlarsin onu merak ettim. Acip iki biyoloji kitabi okumak yerine politik yayinlardan bilim takip etmek de yeni moda. Imamlara kaldiysa isimiz peh!
Yazan: Devrim Tarih: March 5, 2009 12:17 AM
Ve :
"Mustafa Bey, evrenin işleyişini düzenleyen temel kurallardan bahsetmişsiniz ve su herzaman 100 derecede kaynar demişsiniz, ancak ne yazık ki su içinde bulunduğu ortamın basıncına göre farklı derecelerde kaynar vakumlu ortamda çok düşük sıcaklıklarda basınçlı ortamda da çok yüksek sıcaklıklarda dahi buharlaşmadan sıvı halde kalır."
(Mete)
Bunlar da mı sizin muhtelif müstearlarla (nick yani) yazdığınız sarkastik yorumlar?
Değilse bunları sizinki ile yan yana koyun ve objektif olarak söyleyin bana: Siz anlarmı idiniz hangisinin ciddi hangisinin ti ye alma niyeti ile yazıldığını?
Ben sizinkinden çok daha abuk sabuk (açıklamaya ihtiyacınız olmadığı anlaşılıyor ama benim gibiler için not: Maksatlı imiş Betül Hanımınki) yorumları her gün gazete köşelerinde ciddi yazılar olarak okuyorum.
Şimdi bende mi kabahat yani?
Bırakın buradaki Ataman Ertuğrulları,ve örnekediğim yüzlerce yorumları, şimdi Özdemir İnce, Mine Saulnier, Bekir Coşkun, Kemal Gürüz. Deniz Som et al. birer sarkastik dindar mı?
Naaptınız? Yıktınız dünyamı!
Yazan: I.B. Ziyaretci Tarih: March 5, 2009 9:11 PM
(yorumum dün gece yolda düşmüş, tekrar gönderiyorum)
@Mehmed Mustafa bey, beni tartışmak yerine ve neyi nasıl okuduğuma ilişkin yorum yapacağınıza bence yazdıklarımla meşgul olsanız bu kadar vakit kaybetmeyiz. Size bir önerim var, google dan mustafaakyol.org ve derindusunce.org sitelerinde "fuatogl" diye bir arama yapın lütfen. Hani konuları hangi şekilde yorumladığımdan, verdiğim kaynak ve referanslardan neyi nereden öğrendiğim hakkında bir fikir edinebilirsiniz. Akıllı Tasarım bloglarını, ve yayınlarını, Dembski nin "teoremlerini", Behe nin "stupendiously" derinlikteki kitaplarını okur takip ederim, bu hareketin ilk çıkış ideolojik-manifestolarından, dava süreçlerini, popüler kişilerinin yayınlarını sizin gibi amerikan sitelerinden kopyala yapıştırla bilim deviren yorumcuların yazıları takip ederim. Sırf aktarılan alıntının yanlış olduğunu adım gibi bildiğimden abartısız 12-13 tane bilimsel makaleyi parasını vererek satın alıp, zahmete katlanıp okuyarak alıntının orjinalini defalarca aktarmışlığım olmuştur bu yada diğer sitelerde. Karl Popper da benim amcam değil dayım değil, fakat yazdıkları çizdikleri ortadadır; bu adamın neyi hangi durumda ve koşulda nasıl savunduğu da ortadadır.
1 - Evrim Teorisinin faydalı, işe yara geçerli bir bilimsel teori olduğunu açıkca kabul etmiştir. Kabul etmemiş olsa bile bu, bu teorinin bilimsel anlamda konumunu ilgilendirmez. O iş sizlerin pek uğramadığı aktif bilimsel çalışma sahasında olur - Popper yada başkasının görüşlerine göre yapılan yorumlarla değil.
2 - Popper biyolog değildir, herhangi bir şekilde uzmanlık alanı olarak seçip o konuda yeterli bilgi edinmiş birisi de değildir, bunu kendisi de açıkca ifade eder.
3 - Karl Popper ın asıl derdi Freud un "bilimi" ve Marxsizm kaynaklı "tarihsel materyalizm" dir. Bu teorilerin her durum için, kendi paradigmasında herhangi bir değişikliğe gitme ihtiyacı duymadan açıklama getirme yetisinden şüphelenip epistemolojik açıdan "yanlışlanabilirlik" diye bir ilke üzerinde düşünce sarfedip bilimsellik kriterleri açısından bir katkıda bulunmaya çalışmıştır. Her bulgu ile uyumluluk gösterebilmeyi Evrim Teorisi açısından da değerlendirip, konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığından dolayı yanlışlanabilirlik açısından eksik olduğunu düşünmüştür erken dönemlerinde.
4 - Daha sonra konu hakkında biraz daha bilgi sahibi olduktan sonra bu düşüncesinin yanlış olduğunu, kendi geliştirdiği "yanlışlanabilirlik" ilkesi açısından teorinin herhangi bir sorun taşımadığını, bu teorini gayet ayakları yere basan bilimsel bir teori olduğunu kendisi apaçık bir şekilde ifade etmiştir. Daha sonraları Evrim Teorisini bilimsel teori için uygun bir örnek olarak kullanmıştır.
5 - Popper ın epistemolojik anlamda katkıları bilim camiası tarafından kabul edilir; fakat bilimsellik için tek bir kritere değil, birden fazla kriteri, durumuna ve ilgilenilen alana göre uygular kararını kendisi verir. Bilimi bilim insanları yapar, şablonlar değil!
O yüzden lütfen tek tek kelimelerin anlamlarıyla, cımbızlamayla uğraşıp vakit kaybetmeyelim. Size bilimsel teorilerin oluşumu ve gelişimi hakkında bilgi edinmenizi öneririm. Onu bir öğrenseniz tüm bu enerji ve zaman ısrafı yazı çiziye gerek kalmaz. Nasıl bir "conjecture" olduğunu oradan öğrenebilirsiniz. Ve eğer "tahmin" ile bilimin kullandığı şekliyle "teori" yi aynı kefeye koymaya çalışıyorsanız, ve bu nikah için Karl Popper ı şahit gösteriyorsanız... way way way.
Ve Balbazar ın şu itirazı gayet haklı ve yerindedir:
BÖLÜM - 2 diye yazıklarınıza yorumum:
Kavramları o kadar hoyratça kullanmadan önce ne anlamla geldiklerini bakıp yeniden tanımlamaya o şekilde başlarsanız, örneğin Agnostisizm e "seküler din" deme gibi bir absürdlüğe önlemiş olursunuz. Sizin anlayamadığınız durumu ben anlatayım size:
Bilim demek "mataryalizm" demek değildir. "Metodolojik materyalizm" ile "felsefi materyalizm" i birbirine karıştırıyorsunuz fena bir şekilde. Bilim, doğayı açıklamaya ve işleyişini anlamaya çabalayan, zorunlu olarak da "metodolojik materyalizmi" yöntem olarak kullanmak zorunda olan bir disiplindir. Başka çaresi yoktur. Böyle olduğu içinde, tanrı vardır, tanrı yoktur demek gibi bir kaygısı olamaz, böyle bir iddiayı kendi sınırları içersinde, yani kendisine dayanarak yapamaz. "Bilim doğaüstü açıklamalarla ilgilenmez, sınırları dışındadır varsa bile bu alan" yada "bilim tanrının yokluğunu ısbat edemez" denmesinin sebebi bilimin işte tamda bu yönteme dair olan özelliğinden dolayıdır. Birde "felsefi materyalizm" vardır ve bilimsel yöntem ile ilgisi yoktur. Kabaca, "enerji madde, devinim vardır, onun dışında 'doğa dışı' gibi bir açıklamaya yada bir tanrıya gerek yoktur, bu tür iddialar inandırıcılıktan uzaktır" diyen bir felsefe. Buna Ateizm deyin yada agnostisizmin değişik derecelerine atayın fark etmez. Meseleyi bu şekilde, yani doğru bir şekilde koyarsanız herşey birden anlam kazanır. Bilimsel yöntemle ve bilimsel teorilerle hiçbir sorunu olmayıp aynı zamanda bir tanrıya yada bir dine abone olan insanların varlığı, yani hem bilimi kabul edip aynı zamanda "felsefi materyalizmi" kabul etmeyen insanların varlığı birden anlam kazanır. Yada benzer şekilde yine bilimle sorunu olmayıp Richard Dawkins gibi "felsefi materyalizme" abone olan insanların varlığı da çelişki oluşturmayan bir manzara oluşturur. Richard Dawkins gibi bir insan elbette kabul ettiği herşey ile felsefi görüşleri arasında uyum görüp bunu savunacaktır, ve bunda da hiçbir sorun yoktur sizin keyfinizi kaçırsada. Aynı şekilde müslüman olan Abdus Salam da, bilim dahil kabul ettiği tüm şeyleri kendi felsefesine uyumlu olarak dini ile sorunsuz olarak ilişkilendirebilecektir. Birisi evrim yada başka bir görüngüyü alıp "benim felsefimi görüşüme daha uyumlu" derken, diğeride "hayır, benim felsefi görüşüme göre daha uyumlu" gibi "TEMIZ" bir şekilde karşılaşıp tartışacaktır - örneği de boldur bu insanların. Ne demek istediğimi anlarsanız, tüm yazdıklarınızın neden anlamsız olduğunu hemen kavrayabilirsiniz. Size anlatmaya çalışdığım durumu fobik reflekslerle göremediğiniz için, toptan bir şekilde bilimin, tüm üniversitelerin, araştırma enstitülerinin, bilimsel birliklerin yüzüne karşı kendinizi (kibar olsun)"zor durumda" bırakıyorsunuz fanatizmin karakteristik özelliklerini komplo teori ile beraber örnek bir şekilde sergileyerek.
Kişisel görüşümü merak edersiniz anlatayım. Evrim teorisinden habersiz olduğum zamanlardan beri hiçbir din yada tanrı iddiasını kabul etmedim, yeterince ikna edici bulmadım. Ancak küçük yaşlarda "acaba" diye düşünüp anlatılan saçmalıklar yüzünde hafiften "acaba" şeklinde korktuğumu hatırlarım. Benim felsefi duruşum bu. Ve yaşamım süresince Evrim Teorisi dahil, kozmoloji, Termodinamiğin yasaları, ikinci yasa vs.vs öğrendiğim tüm şeyler bana göre felsefi görüşümle gayet uyumlu. Sadece Evrim Teorisi değil yani. Evrim Teorisinin bazıları için özel olarak etkili olmasının sebebi, bazı dinlerin düpedüz tüm bulgulara aykırı iddialarının halen ciddiye alınıyor olmasıdır. Yoksa, dünyanın yuvarlak olduğu teorisi(teorik açından oda bir teoridir), Big-Bang teorisi yada Evrim Teorisi gibi teorilerin özel olarak din düşmanı bir özelliği yoktur - birbirlerinden bir farkı da yoktur o açıdan. Görünürdeki çatışma, teorilerin niyetinden değil, muhatap olan insanların dinsel ideoloji ve onlara uyumlu kabullerinden çıkıyor. Mesela siz muhtemelen Big Bang teorisi ile sorun yaşamazken, ne hikmetse Amerikada kalabalık bir dinsel grup bunu din düşmanı, atayistlerin dinsel görüşü olarak lanze edip, aynı sizin Evrim Teorisini gördüğünüz şekilde görüyor. Neden? Çünkü adamlar dünyanın 6-10.000 yaşından olduğuna inanıyor dinlerinin anlatımına göre.
Anlayabileceğiniz gibi, bir teori başkası için OK iken, diğeri için din düşmanı atayist bir ideoloji oluveriyor. Kiminde Evrim, kiminde dünyanın yuvarlaklığı(var gerçekten), diğerinde Big Bang, bir başkasında Karbon Tarihleme, kimisi ise hepsiyle sorunlu çünkü tesadüf ya, dini kabullenişi ona uygun. Fakat bilimsel yöntem bu grupların kullandığı kriterlerle çalışmıyor, çalışmadığı için de varılan sonuçlarda uyumsuzluk çıkması kaçınılmaz oluyor!
AT hakkında yaza yaza gına geldi açıkcası. 1 tanecik araştırma programı dahi kurma verimliliği/becerisi gösterememiş bilimsel jargonla soslanmış klasik yaratılışcılığın ülkemizde bu kadar itibar görmesi üzüntü verici. Üstelik saat gecenin 4dü. Bilim tarafından geliştiriliyor gibi gülünç iddianız ile şimdi uğraşamam.Özgürlük Savaşcısı diye andığınız insanların ne kadar yalan dolan olduğunu saya saya bitiremedik, yarın biraz daha sayalım madem. Yarın devam ederim. Bu arada sizde üretken bilim insanlarının bu sizin özgürlük savaşcılarının nasıl foyasını ortaya çıkardığını izleyip kimlerin peşine takıldığınızı öğrenedurun:
http://www.youtube.com/watch?v=PE3Qvfm8jU0
http://www.youtube.com/watch?v=JVRsWAjvQSg
Ne diyorsunuz siz beyefendi? neyi nasıl ne şekilde demişim de meşru çıkartacakmışım!? Neyse yarın bakalım yalan mı söylemişim ne demişim...
Yazan: fuatogl Tarih: March 5, 2009 9:53 PM
@Mehmed Mustafa bey, önceki yorumunuzun 2. bölümüne kadar olan kısmı için 2 defa gönderdiğim yorum çıkmadı. Yayınlanmazsa kendi sitenizden gönderirim bu son kalan kısmıyla beraber.
BÖLÜM - 3 altında yazıklarınıza yorumum:
Şimdi burada bilim ve teorilerden bahsediyoruz zannedersem. Dolaysıyla siz "AT yi bilim adamları geliştirmiyor mu" diye sorarken "teori geliştirme" bağlamında anlıyorum. Herşeyden önce ortada bir teori yok! Savunmaya çalışdığını şeyi en azından benden daha iyi biliyor olmalısınız, ki zannedersem bilmiyorsunuz. Bakın anlatayım, bu hareketin kurucu babası sayılan Phillip E.Johnson kendisi bile sağlam bir teorinin geliştirilemediğini itiraf eder. Bilimsel literatürde böyle bir teorinin varlığını bırak, üzerinde çalışan bile yok. Onu bırakın, veri üreten hiçbir somut araştırma programına konu dahi edilmemiş, kendileri bile bunu becerebilmiş değil 20 yıldır. Bunun ne kadar gülünç bir durum olduğunun farkındamısınız? Marmara Üniversitesinin Hemşirelik yüksekokulunun ürettiği makale sayısı ve kurduğu araştırma programları bilimsel çalışma anlamında tüm dünyadaki AT aktivisini 10 a katlar(Şaka mı yapıyorum acaba?). Ortada bilimsel bir teori yok yani, bırakın kimin geliştirdiği tartışmasını! Sadece popüler alanda bildik lagalugalarla yazılmış kitaplar var. 100 yıllık bildik argümanlar bilimsel jargonla pazarlanıyor. Bilim ve bilim insanları AT yi kabul etmiyor derken bu ideolojik hareketin bilimsel plandaki varlığının SIFIR olduğu gerçeğini vurgulamak için söylüyorum. Aynı şekilde dünyanın 10.000 yıl önce oluştuğu iddiasının dünyada bilim insanları ve bilim tarafından kabul edilmediğini de söylerim. Fakat bunu savunan doktora yapmış bir insanın varlığına dayanarak beni yalancılıkla ve "kara propaganda" yapmakla suçlayacaksanız buyurun suçlayın, ciddiye alacakmıyım bakalım. İnanmayacaksınız ama var böyle insanlar. Aradıktan sonra hem akademik ünvan edinmiş hemde dünyanın düz olduğunu savunan insana da ulaşabilirsiniz. Ulaştıktan sonra bu saçmalığın kabul edilmediğini savunan insanları yalancılıkla suçlayın sizde. Asıl pişkinlik bu olsa gerek. Bu tarz pişkinliği köktenci hristiyan AT hareketi de iyi kullanıyor. MIT den birtane yandaş bulup, birde laboratuvar teknisyenini listelerine ekleyip "MIT den bilim insanları[...]" diye reklam yapıp kamuoyunu düpedüz yanıltma işlerinde üstlerine yoktur. Orada geri kalan 10bin kişinin bilimsellik açısından sözde teorilerini yerin dibine sokuyor oluşunu hiç görmek istemezler, anmak da istemezler, akıllarından geçerse de hemen "atayist ideoloji" ye başvururlar tüm kavram ve nosyonları altüst ederek.
Homo-Fanaticus un karakteristik özelliklerindendir. Kendi dışındaki gerçekleri perdelemek için ördüğü duvarlar fanatikliği ile doğru orantılıdır. Dünyadaki tüm bilimsel faaliyetin bir ateist güruh tarafından baskı altında tutulduğu gibi gülünç bir teoriye kendisini inandırıp, duvarını örüp içini rahat tutar. Bu atayist güruhun DNA yı bulmuş olması, teorilerini bağımsız alanlarda doğrulatabilmiş olması fanatiğin kafasını karıştırmaz çünkü düşüncelerine konu bile edinmez. Bilimin ve onun peşinden gelen teknolojinin insan gereksinimi ve dünya ile gerçek bağlar kurduğunu, doğaya ilişkin söyleyecek doğru şeyi olmasa bu bağların daha da kenetlenerek kurulamayacağı hakkında fikir yürütme gereği duymaz fanatik kişi. Duvarını örmüştür, ona astıklarına bakarak mutlu olur....Bu gülünç iddialarınıza gerçekten inanıyormusunuz Mehmed Mustafa bey? Peki hiç şu soruyu sordunuz mu kendinize: Bilim insanlarının çoğunluğu olmasa bile (emin değilim orandan) büyük bir sayının şu yada bu şekilde bir dini inanca abone durumundadır; Bu insanların toplam sayısı sizin AT diye bilgisizce savunduğunuz ideolojik hareketin abartısız bi 5-10.000 katı filandır sayı itibariyle. Abartısız diyorum! Nedir bunun anlamı? Bilerek yada bilmeyerek, inançlı olabilmeyi Amerikalı köktendinci fanatik bir gruba mensup olmaya indirgiyorsunuz çok zekice savunma yaptığınızı zannederek. Sesimiz duvarınızın diğer tarafından geldiği için tam olarak duyup anlayamıyorsunuz muhtemelen.
"Bilim adamı" dediğiniz Dembski açık bir şarlatandır(ben okudum okuyorum ve gördüm, kaliteli bilim insanlarının gmrüşünü paylaşıyorum sadece), matematiğin abc sini kavrayabilecek insanların zekalarına hakaret edercesine "filtreler" geliştirip matematikten saçı ağarmış adamların ağır eleştirilerine aldırmadan bu saçmalıklarını popüler alanda kıtaplarında pazarlıyor. Formel anlamda çöpe atılıyor ve kimse kullanmıyor, kullanamıyor. Behe de aynı şekilde entellektüel dürüstlükten nasip almamış şekilde kitap yayınlar durur.(okuduğum için biliyorum) Astrolojiye geçerli bilimsel bir disiplin kabul edecek kadar yaptığı işten habersiz, kitaplarında saldırdığı adamın(K.Miller) yaptığı bir üniversite TV için tartışma davetine Discovery institute un avukatını gönderecek kadar korkak. Neresi özgürlük savaşcı bu adamların!? Ve bu insanlar Üniversitedelerinde halen. Bi girin bakalım Behe nin üniversite sayfasına ne yazıyor. Yada bi bakın bakalım Dembski nin çalışdığı üniversitede kaç tane bilimsel programa dahil olup kaç yayın yayınlayıp kaç kişinin bulgularını kullandığını. Yahu akıl var mantık var, madem doğrusunu bu adamlar biliyor, emek ve para harcayan kişiler, kurumlar, endüstri, teknoloji geliştiricileri neden bunların bilgisinden faydalanmayıp kaynaklarını atayist bir güruhun yaptıklarına yatırıyor? Hemde 100-200 yıldır! Gizli bir Mafya baskısıyla filan mı hareket ediyor bunlar? Yada doğru bilim için üniversite kurma yasağı mı koyuyorlar? Kendi kafanızda nasıl açıklıyorsunuz bu ipe sapa gelmez şeyleri?
Nokta. Eli ayağı düzün hiçbir üniversite ciddiye almıyorsa bunları, bu herhangi bir baskı örgütünün sonucu oluşan birşey değildir, klasik bilimsel çalışmanın, üretilenin faydalı, açıklayıcı, test edilebiliyor oluşunu vs.vs. gözetiyor olmasındandır.
Birde lütfen yazdıklarımın anlamını değiştirmeyin. Hiçbir yerde "evrimi kabul etmediğimiz için geri kaldık" gibi birşey yazmadım. Fakat birçok alanda sizin sergilediğiniz fanatik tavrın eğitim sistemimize çoktan nüfus ettiğini ve o alanlarda elbette çok çok gerilerde kaldığımızı ve kalacağımızı yazdım(*). Bunu zaten göremiyorsanız diyecek birşeyim yok. Yazdıklarımı öyle yavanlaştırıp basitleştirmeyin. Elbette biyoloji bilimi gibi çok önemli bir konuda geri kalacağımız ve kaldığımız ise gayet açık ve seçik olarak ortadadır bugün, hem biyolojinin temelini inkar edip hemde biyolojide gelişim göstermeyiz, yok böyle birşey, varsa da gösterin lütfen. Ya dünya üniversitelerinin üzerinde çalıştıkları tamamen atayist saçmalıkları ve bizdeki genel anlayış doğru, yada durum tam tersi. Ya sana milyonlarca dolarlık ilaç satan Novo lar, türlü çeşit ialç satıp diğer yandan biyoloji araştırmalarına fon ayıranlar yanlış yada sen yanlışsın arkadaşım, hemde fena halde.
(*)Elbette işini hakkıyla, aklı başında bir şekilde yapan (sonra ne yazık ki bir bölümü başka diyarlara göçen) birçok insanımız var. Fakat bu koca ülke içinde azınlık durumundalar şimdilik.
Yazan: fuatogl Tarih: March 6, 2009 3:28 AM
fuatogl bey'e bir cevap göndermiştim ama burada yayınlanmadı. Teknik bir sorundan dolayı mı artık bilemiyorum.
Yazan: Farshad Tarih: March 6, 2009 10:52 AM
Merhaba fuatogl,
Benimde burda bir kaç yorumum oldu, ancak gördüğüm bazı arkadaşların ciddi önyargıları var anlamak gibi kaygılarıda yok.
Anladığım kadarı ile bioinformatik konusunda çalışıyorsun, yayınları para ile aldığına göre akademisyen değilsin. Yinede bu konuda cabanı takdir ettim, en azından görüşleri bilimsel yayınlar ile desteklme konusundaki caban, aksi takdirde yazılan her şey spekülasyondan ibarettir, bilimsel yayınlarda spekülasyon yapılır, ama yazar spekülasyon yaptığını söyler. Gel görkü evrim muhalif olmak için burda yazılan yazıların tamamı arkadaşlar kusura bakmasın ama hep sallamasyon(bilimsel açıdan). Biraz önce bir linke denk geldim http://www.harunyahya.org/evrim/ruh/ruh01.html bu linkte o kadar çok bilimsel lafı geçiyorki bana gına geldi, ne bir atıf var ne referans var, ve adam bilimsellikten bahsediyor. Kusura bakmayın ama bu tür bir yazı bilimsel olarak sadece çöptür.
Özellikle senin filogenetik biliyormusunuz soruna bir cevap gelecekmi ve nasıl bir cevap geleceğini merak ettiğm için bu siteye bakıyorum. Birde sen referans istemişsin dediğim gibi merakla bekliyorum.
Bu sitede bir kaç yerde okuduğum yorumlardan gördüğüm evrim e karşı muhalefet tamamen felsefesi kaygılarla yapılıyor, ki ben olayın bu kısmı ile ilgilenmiyorum. Ancak evrimin bilim ile olan yakın ilişkisi birilerini ciddi anlamda rahatsız ediyor, ve bilmedikleri konularda ahkam kesmelerine sebep oluyor.
ziya
Yazan: ziya Tarih: March 6, 2009 11:05 AM
Merhaba Ziya,
Evet bu saatten sonra, hem ilgimi cektigi icin hemde simdiye kadar yaptiklarima yakin oldugunu dusundugum icin bioinformatik e kaydimi yaptirdim. Bu islerle ilgilenen cokca arkadasim da var. Neyse, ilginc bir melez; hem madem bu kadar vakit ayiriyoruz bari isin duzgun kisimlariyla da ilgilenelim diye dusundum. Henuz yeni oldugum icin de online pub-kutuphanelerine yeni erisim hakkim oldu tekrar - masrafdan kurtuluruz. Gerci cok pahali birsey degil, herkese tavsiye ederim, 10-20 kusur dolara insanlarin uzun calismalar sonucu elde ettikleri bilgilerin ayrintili ozetine erisebiliyorsunuz, ve bu isleyen surece katkida bulunmus oluyorsunuz. Benim asil anlatmak istedigim bir iki yil icersinde verdigim 200$ degil, gerektiginde usenmeden asil kaynaga ulasip verilen(yada yarim yamalak verilen) referansi dogrulatmaya calismam, ve genelde satir satir bunlari tartismalarimda aktarmam. Mehmed Mustafa bey beni kendisi gibi blog arastirmaciligi ile bilimsel teori kurup devirdigimi zanetmisti sanirim, onun icin onceki yazdiklarima bakin demistim ona.
Bazi aktarimlar o kadar cok kabak gibi siritiyor ki, aktarilanin kesinlikle asil metinde bulunmadigindan, yada anlaminin kaydigindan emin oluyorsunuz. Harun Yahya cok yapar bunu. Oyle bir bilimsel namus, onu birakin, iddialarinda asgari bir etik duzeyden yoksundur, sallar durur, cunku alicisi bol. Yazilari (yani Amerikadan adamlarina kopyala-yapistir yaptirdiklari) sinirlari asar derece sefil durumdadir hem bilgi hemde etik acisindan. (Ad-Hominem: santaj isini kamera onunde takir takir anlatmis bir insandan etik beklemek zaten saflik olmaz mi?) Dedigim gibi yazilarin icinden siritiyor iddialari. Mustafa Akyol bey ayni sekilde olmasada bu tarz teknikleri kullanir yazilarinda, defalarca yazmisizdir. Belki Harun Yahyanin "bilim arastirma vakfi" yillarindan edindigi yeteneklerdir, yada Amerikadaki yeni-yaratiliscilardan ogreniyor yada onlarin yazilarini kullandigi icin bilmeden oda yaniltiliyor. Mesela Mustafa beyin son yazisinda Brandon Carter dan 1974 yilinda yapilan bir konferansdan alinti var. "Anthropic Principle"(Insanci Ilke) ile ilgili guya Carter in bir yorumu aktariliyor. Dissiz bir agizda tek altin disin siritmasi gibi siritiyor yazinin icersinde. Hemen belli oluyor, nitekim gidip 1974 yilinda yapilmis konferansin metnine bakiyorsunuz Mustafa beyin sozde oradan aktardigi ifadeye rastlanilmiyor! Yok yok yok! Duzeltme var mi? O da yok. Iste bu benim yaptigimin adi da kara propaganda oluyor kimilerine gore.
Asil uzucu olan kisim, baska memleketlerde oldugu gibi, sag duyulu dindar insanlarimizin tum bu olup bitenleri seyretmesi, fazla ses cikartmamasi, bu tarz sacmaliklari sineye cekmesi, cunku bir sekilde atayistlere karsi ayni kampta olduklarini dusunuyorlar sanirim. Nede olsa "bizden" diyerek.
Felsefe demeniz bence cok onemli Ziya bey. Bende anlatmaya calismistim, bilimin yontemleri ile felsefi anlamda materyalizm/ateizm i karistiriyorlar, ve isleri karistirip kendileri icin zorlastiriyorlar herseyi. Sonrada tum bilimi karsilarina aldiklari icin isin icinden "ateist komplo" gibi yavan aciklamalarla cikmaya calisiyorlar.
Farshad beyin cevabini bende bekliyorum, ilac ve evrim teorisi arasinda hicbir bag yok anlaminda gulunesi/sac bas yolunasi/aglanasi bir iddiasi vardi, ve "bunlar cok teknik konular" diye bizleri "korkutmustu" ayrica. Gecenin bir vakti tarayicimi kapatmak zorunda kaldim panikle, 2 gun sonra cesaretlenip tarayiciyi tekrar acip devamini okudugumda korkulacak birsey olmadigini anladim.
Yazan: fuatogl Tarih: March 6, 2009 1:11 PM
@fuatogl
Daha önce iki defa yolladım bunu ama yayınlanmadı. Bu sefer çıkar umarım.
Bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanma olayını inceleyelim. Öncelikle klasik Darwinizm bu konuda ne der ona bakalım: Bölünme esnasında oluşan rasgele mutasyonlar sayesinde bakterilerin genetik yapısı sürekli değişime uğratılıyor ve bu değişim sayesinde bakteri türleri daha önce sahip olmadıkları bağışıklık düzeylerine ulaşabiliyorlar. Yani, bakteriler antibiyotik gibi öldürücü enzimler taşıyan bir ilaç ile karşı karşıya kaldıkları zaman, bağışıklığı olan mikroplar hayatta kalıyor diğerleri ise yok oluyor. Darwinizm'e göre bakteriler sürekli mutasyona uğradıkları için, yeni bir antibiyotik türü ile karşı karşıya kaldıkları zaman, belli bir süre sonra o antibiyotiğe karşı direnç kazanıyorlar. Bu hikaye sürekli Darwinizm için klasik bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.
Peki bakalım gerçekte bu böyle midir?
Gerçekte bakterilerin bağışıklık kazanma mekanızması çok daha karmaşıktır. Buna üç aşamalı bir mekanızma diyebiliriz:
1. Aşama
Bakteri az seviyeli bir hasara maruz kalırsa, içinde hazır bulunan "tamir etme" enzimlerini devreye sokar. Bu enzimler hasara yol açan "düşman" enzimleri etkisiz hale getirmek için özel olarak yeniden programlanırlar.
2. Aşama
Eğer hasar orta seviye ise bu sefer daha detaylı bir mekanizma devreye girer. Bu sefer bakteri enzimlerin protein yapısını yeniden düzenleyerek hasar veren enzimleri etkisiz hale getirmeye çalışır. Bununla beraber bakteri kendi DNA'sını da tekrar düzenlemeye başlıyor. Bu düzenleme sayesinde bakteri daha farklı ve dayanıklı bir DNA yapısı ile zehire karşı koymaya çabalıyor.
3. Aşama
Buna "Acil Durum" aşaması da diyebiliriz (SOS call). İlk 2 aşama sonuçsuz kaldığı zaman artık bakteri yok olamakla karşı karşıya geldiği noktadadır. Artık yapacak tek bir şey kalıyor; bakteri kendi DNA'sını agresif ve yıkıcı bir şekilde tekrar kodlama yoluna gider! "LexA" denen bir regulator serbest kalıyor ve bunun sonucunda 4. ve 5. düzey enzimler DNA koldaması için devreye giriyorlar. Bu enzimler agresif bir şekilde bakterinin DNA'sını yeniden ve rasgele bir şekilde kodlamaya zorlarlar. Bu oldukça tehlikeli bir işlemdir çünkü DNA yeniden kodlanırken çoğu rasgele üretilen protein zincilerinin aslında faydalı olmaktan zararlı olabileceği apaçık ortadadır, ancak, bakterinin başka çaresi kalmamıştır. Bu bir çeşit bilinçli intihar eylemidir. Eğer bakteri doğru DNA sıralamasını bulmaya başarırsa yaşamaya devam edecektir, eğer bulumazsa zaten yok olmaktan başka şansı yoktur. Bu deneme yanılma sonucunda, Çoğu bakteri doğru DNA kodunu bulayamacağı için yok olacak ama milyarlarca bakteri arasında bir kaç tanesi nihayet doğru kodu bulmaya başarıp hayatta kalmaya başarıyorlar. Başka bir deyişle 3. aşamayı, aslında bakterilerin gelecek nesilleri kurtarmak için giriştikleri toplu bir intihara benzetebiliriz.
Gördüğünüz gibi bunun Darwinizm'in öngördüğü mekanızmalarla bir alakası yoktur. Ne diyordu Darwinizm? Çoğlama esnasında oluşan kopyalama hataları, yani mutasyonlar sayesinde, bakteriler direnç kazanıyorlar. Halbuki gerçekte bu mekanızmanın hiç ama hiç bir rolü olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. Sanıldığı gibi bakterilere direnç kazandıran bölünme esnasında oluşan rasgele mutasyonlar değildir, tam tersi bakterinin kendi DNA'sını yeniden kodlamak için tehlike anında aşama aşama devreye soktuğu yerleşik entegre mekanizmalardır. Böylece darwinizmin kanıtı olarak sık sık karşımıza çıkan "bakteri + antibiyotik" ikilisinin aslında fos çıkmıştır!
Şimdi Darwinist'ler yukarıdaki 3 aşamalı mekanizmayı nasıl açıklıyorlar diye sorarsanız? eee tabiki hiç istiflerini bozmadan bu 3 aşamalı mekanızmanın da evrim sonucu ve darwinian mekanizmalar sayesinde evirmleştiğini iddia ediyorlar. Pes doğrusu...
Kaynaklar:
http://www.sciencedaily.com/releases/2005/09/050916080112.htm
http://www.eurekalert.org/pub_releases/2005-05/sri-tse051805.php
http://biology.plosjournals.org/perlserv/?request=get-document&doi=10.1371/journal.pbio.0030176
Yazan: Farshad Tarih: March 6, 2009 6:00 PM
Mehmed Mustafa Hamdi:
Su blog ortamlarinda gozledigim kadariyla oldukca olgun, sakin ve yapici bir usluba sahip bir yorumcusunuz.
Bunun icin, fuatogl ile tartismanizda hakaretamiz bir uslup sergilemenizi ve bir bahane bulup karsinizdakileri "yalanci", "piskin" diye niteleme telasi icine girmenizi yadirgadim. Sanirim, bu durum savunmaya calistiginiz seylerin savunulacak tarafi olmadiginin sizin de bir sekilde farkinda oldugunuzu gosteriyor.
Bu kadar saldirgan bir uslup sergilemek yerine sunlari yapabilirsiniz mesela:
- Popper'in "evrim teorisini elestirdigi" metne dogrudan kaynak gosterebilirsiniz.
- "Evrim teorisini elestirmek" ile "evrim teorisinin materyalist felsefeye dayanak olarak kullanilmasini elestirmek" edimlerini neden ayni sey olarak gordugunuzu aciklayabilirsiniz (cunku Akyol Popper'in teoriyi elestirdigini iddia ediyor, ama siz felsefeyi elestirdigini iddia ederek bu iddiayi dogrulamaya calisiyorsunuz).
- Evrim teorisi karsisindaki konumunuzu netlestirebilirsiniz. Karsi oldugunuz evrim surecinin varligi mi, mekanizmanin Darwiniyen aciklamasi mi? Yoksa derdiniz evrim teorisiyle degil de onun materyalist yorumu mu?
Eger sizi rahatsiz eden Dawkins'in etkisi ise, kendiniz adina yapabileceginiz en kotu seyi yapiyor ve Dawkins'e kizip evrim teorisini yakiyorsunuz. Evrim kuraminin bilimsel konumu ortadayken ve akademide kimse cikip "yasasin ateizm" diye bilimsel makale basmaya curet etmedigi halde, bu "sizi gidi Dawkinsci munafiklar" hezeyanlari en cok Dawkins'i sevindiriyor. Cunku, tam da Dawkins'in dindar insanlara uygun gordugu gibi davraniyorsunuz.
Kararinizi verin. Bilime itibar edip ateist felsefeye mi karsi cikacaksiniz, yoksa ateist felsefeye olan ofkenizden dolayi bilime mi saldiracaksiniz? Eger derdiniz ilkiyse, o zaman bilime samimiyetle itibar etmeniz gerekir; bir yandan tutturabildigi yerden evrim kuramina saldiran, ote yandan "evrim dogru olsa ne olur canim" diye yer yapmaya calisan tavir herseyden once dinsel inanclari kucuk dusuruyor. Cunku, ozur dileyerek soyluyorum, bu cok ilkesiz ve bagnazca bir tavir ve kayitsiz kosulsuz iman ettigini soyleyen insanlara yakismiyor. Aksine, sekilci, Allah'i kendi istedigi kaliba sokmaya calisan bir din anlayisina tekabul ediyor.
Yazan: Balbazar Tarih: March 6, 2009 6:35 PM
Merhaba Farshad Bey,
"Eğer bakteri doğru DNA sıralamasını bulmaya başarırsa yaşamaya devam edecektir, eğer bulumazsa zaten yok olmaktan başka şansı yoktur. Bu deneme yanılma sonucunda, Çoğu bakteri doğru DNA kodunu bulayamacağı için yok olacak ama milyarlarca bakteri arasında bir kaç tanesi nihayet doğru kodu bulmaya başarıp hayatta kalmaya başarıyorlar. Başka bir deyişle 3. aşamayı, aslında bakterilerin gelecek nesilleri kurtarmak için giriştikleri toplu bir intihara benzetebiliriz."
Zaten evrim diye bugun savunulan şey bu ki, herhalde Darwin in hipotezleri olduğu yerde kalmadı. Doğada canlılar,değişen ortam koşullarına uyum sağlamak için evrim mekanizması ile kendilerini yenilerler, sizin ifadenizle milyarlarça bakteri aynı anda değişen koşula uyum sağlayacak rastgele çözümler üretir, ve doğru çözümü bulan hayatta kalır. Aynı anda milyarlarca bakteride yürüyen bu deneme yanılma süreci onlara yaşama şansı verir.
Zaten refere ettiğiniz makalede bu süreç evrim olarak adlandırılıyor.
ziya
Yazan: Anonymous Tarih: March 6, 2009 10:56 PM
Merhaba Farshad Bey,
Zaten evrim diye bugun savunulan şey bu ki, herhalde Darwin in hipotezleri olduğu yerde kalmadı. Doğada canlılar,değişen ortam koşullarına uyum sağlamak için evrim mekanizması ile kendilerini yenilerler, sizin ifadenizle milyarlarça bakteri aynı anda değişen koşula uyum sağlayacak rastgele çözümler üretir, ve doğru çözümü bulan hayatta kalır. Aynı anda milyarlarca bakteride yürüyen bu deneme yanılma süreci onlara yaşama şansı verir.
Alıntıyı yaptığınız "Inhibition of Mutation and Combating the Evolution of Antibiotic Resistance" makalesinde bu süreç evrim olarak adlandırılıyor.
ziya
Yazan: ziya Tarih: March 6, 2009 11:01 PM
Farshad arkadaşım, linkini verdiğin makalelerde hep mutasyonlardan bahsetmiş ama sen olayın mutasyonla hiç ilgisi olmadığını söylemişsin. Bir yanlış anlama mı var acaba?
Yazan: creationist Tarih: March 8, 2009 12:28 AM
Zaten evrim diye bugun savunulan şey bu ki, herhalde Darwin in hipotezleri olduğu yerde kalmadı. Doğada canlılar,değişen ortam koşullarına uyum sağlamak için evrim mekanizması ile kendilerini yenilerler, sizin ifadenizle milyarlarça bakteri aynı anda değişen koşula uyum sağlayacak rastgele çözümler üretir, ve doğru çözümü bulan hayatta kalır. Aynı anda milyarlarca bakteride yürüyen bu deneme yanılma süreci onlara yaşama şansı verir.
Evet ama bu Darwinizm'in mekanizmaları ile çelişiyor. Darwinizm bu değişimin rasgele mutasyonlar sayesinde olduğunu söyler ve klasik anlamda darwinizm'de mutasyon demek hücrenin veya bakterinin normal bölünme esnasında ortaya çıkan kopyamala hataları demektir. Halbuki 3. aşamada oluşan mutasyonlar klasik bildiğimiz anlamda mutasyon değiller çünkü;
1) Rasgele bir zamanda değil sadece ve sadece hücredeki bozulma belli bir aşamaya geçerse ortaya çıkarlar yani olayın zamanlaması önceden programlanmıştır
2) Rasgele değiller çünkü IV ve V seviye Polimerler eşliğinde kontrollü bir şekilde oluşurlar.
Darwinizm'de mutasyonların hem oluşum zamanı hem oluşum noktalları tamamen rasgeledir. Bu yüzden üstüne basa basa tekrarlıyorum. 3. aşama da oluşan DNA kodlaması ile Darwinizm'in mutasyınları arasında çok az bir benzlerlik var.
Yukarıdaki makaleleri okuduysanız, "LexA" denen protein var olmasaydı bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanma şansı hiç olamazdı diye yazıyor. İşte bu çok önemlidir ve Darwinizm ile tamamen çelişen bir durumdur. Darwinizm'e göre LexA denen enzim orada olmasa bile bakterilerin evrim geçirip direnç kazanmaları gerekiyor. Çünkü LexA'nın normal şartlarda bakteri için herhangi bir hayatı fonkisyonu yoktur, ancak ve ancak acil durumlarda devreye giren bir "acil durum planı" gibidir.
Klasik Darwinizm evrimi tetiklemek için önceden yapılmiş bir plana veya katalizöre gerek duymaz. Hele bu kadar detaylı ve ince hesaplara dayalı üç aşamalı planının ne şekilde evrimleştiği darwinizm açısında apayrı bir sorundur.
Bu araştırmalar şunu gösteriyor ki LexA'den yoksun bakteriler normal bir şekilde yaşamaya ve çoğalmaya devam ediyorlar ancak direnç kazanma yeteneğinden yoksun hale geliyorlar. Halbuki Darwinizm'in öngürüsü LexA orada olmasa bile bakterilerin evrim geçirip direnç kazanmalarını gerektiriyor. İşte bütün detay buradadır.
İşin tuhaf yani, bu vermiş olduğum örnekte Darwinizm teorisi, yeni ilaçlar geliştirmemiz için bize destek olmuyor tam tersi engel oluyor. Çünkü Darwinizm, biz ne yaparsak yapalım bakteriler bir şekilde evrim geçirerek her tür yeni antibiyotiğe direnç kazanırlar tezini savunuyor. Başka bir deyişle Darwinizm bize ne yaparsanız yapın evrimi durduramazsınız diyor halbuki bu keşifler LexA'yı etkisiz hale getirebilirsek bakterilerin evrimini durudurabileceğimizi bize gösteriyor.
Yani, evrim sürecini bir kadermiş gibi görüp tek silah olarak yeni antibiyotik çeşitleri üretmek yerine şayet LexA'yi etkisiz hale getiren bir enzim keşfedebilirsek bakterilerle daha etkin bir şekilde savaşabiliriz.
Zaten refere ettiğiniz makalede bu süreç evrim olarak adlandırılıyor.
Doğru, bu süreç evrimdir.Buna karşı çıkan yok zaten. Evrim diye bir şeyin olmadığını da inkar eden yok. Canlılar sürekli evrim geçirirler ve bu da apaçık ortadadır. Benim karşı çıktığım Darwinizm'in öngördüğü mekanızmalardır. Bu mekanizmalar evrimi açıklamak için oldukça yetersiz ve çoğu zaman gülünç denecek düzeyde basit ve sığ kalıyorlar. Ben evrimciyim ama darwinist değilim.
Yazan: Farshad Tarih: March 8, 2009 2:52 PM
creationist,
Bir yalnış anlama yok, makalede mutasyon olarak geçen şey benim 3.aşamda bahsettiğim hücrenin yıkıcı şeklinde kendi DNA'sını yeniden programlama süreci ile aynıdır. Ancak, ben mutasyon demedim çünkü darwinizm'de klasik anlamda "rasgele mutasyon" denen şeyin bununla bir alakası yoktur.
Ziya beye yazdığım cevapta daha detaylı olarak açıklamaya çalıştım.
Yazan: Farshad Tarih: March 8, 2009 3:06 PM
Yine bir tartisma 0-0 bitti kimse kazanmadi kimse kaybetmedide.insan icin Ogrendikleri gitti inandiklari kaldi.Algida secicilik(selectieve perception) insan gormek istedigini goruyor her gercekte ateistler dindar arkadaslai mat etse ne yazar dindarlar ateistleri mat etse ne yazar.Ey olumluler Tanrini varligi-yoklugu her insan icin yuzde ellidir yuzde ellidir.Sayet yoksa hepinize iyi uykular varsa ??? simdi ateist arkadaslarin sinirleri zipladi birden.. bana ne kiziyorsunuz kardesim ben mi yarattim cehennemi neyse yuzde elli zaten belkide uyuyacagiz hepimiz misil misil..
haydi iyi uykular
p.s. bir mail attik bin spam geldi bilgisayarimiza (bilgisaray diyordum nerdeyse) lutfen satmayin bizi sorumlu arkadaslar..
Yazan: Turkenlander Tarih: March 8, 2009 3:10 PM
Farshad bey, sizinle tartışmak güzel. Evrim ve medicine arasında bir bağ yok demiştiniz. Kendi ortaya attığınız iddiayı çok güzel bir şekilde çürütmüşsünüz, hemde gayet güzel bir şekilde referans vererek - somut bilimel çalışmaya dayanan bilimsel makalelerle yapmışsınız bunu. Takdir ettim. Bana tabuta çivi çakmak kalmış sadece.
Şaka bir yana, okumalarınız çok sorunlu. Evrim ve medicine arasında bağ yok dan başlayıp, evrim üzerine çalışan biyologların çalışmalarıyla evrimi yok sayıp, sonrada birilerini "darwinist" diye yaftalayorsunuz. Darwnistler kim, evrimi açıklayan o alıntıladığınız bilim insanları kim? Verdiğiniz makalenin başlığına baktınız mı? "Inhibition of Mutation and Combating the Evolution of Antibiotic Resistance"
Referans verdiğiniz kaynaklar evrimin olmadığını değil, tam tersine, bırakın beyni, omur iliğinden yoksun bakterilerin bile çok basit bir mekanizmayla evrimden faydalanabilme yeteneğinde olduğunu gösteriyor, evrim geçiriyorlar, ve evrimsel sürecin nasıl da başarılı olabileceğini bizzat gösteriyorlar bu bakteriler. Evrim nedir? Bir defa "şu şekilde olan mutasyon" gibi birşeye dayanan bir süreç değildir. Evrim özet olarak "descent with modification" dur, yani üreme zincirinde genetik materyalde değişikliklerin olmasıdır. Yani evrim teorisine uygun olarak bu bakteriler evrim geçiriyor! Mustasyon yandan şu şekilde olacak, üstten şöyle alttan böyle olacak vb. gibi sizin varsaydığınız tarzda bir şablon yok. Genetik değişiklik nokta mutasyon da olabilir, frame-shift de olabilir, random-shuffling de olabilir, substitution da olabilir, insertion da deletion da olabilir, kopyalamada dublikasyon olabilir vs.vs. Şundan olunca evrim, bundan olunca evrim değil gibi birşey yok. Organizmayı öldürmeden kendi ellerinizle nüleotitlerde değişiklik yapsanız bile, yada Maxwell in cini gaz moleküllerini bırakıp DNA kurcalasa bile bu Evrim Teorisinin temel tanımı sınırları içersinde kabul edilir.
Alıntı yaptığınız Romesberg ne diyor:
Ve diğer PLoS daki makalede bu mutasyonların kaçınılmaz olduğunu da belirtiyor.
Yani düşman bellediğiniz teorinin ağzına laf tıkıp sonrada o laflar üzerinden onu çürütemezsiniz. Siz tamda onu yapıyorsunuz:
Hayır efendim, varyasyon sağlayan genetik değişiklikler sonucu canlı ortamda sürdürülebilir bir "state" e ulaşıyor. Olan budur, bunun adı evrimdir. Ve sadece bakteriler değil virüsler de evrim geçirir. Aynı şey Virüsler içinde geçerlidir yani. Virüsler her replikasyon için ortalama 1 tane mutasyon oluşur, bunun sağladığı varyasyonla virüsler zaman içinde direnç kazanabiliyor. Virüsler de aynı şekilde yine evrim geçiriyor yani.
Siz şunu yapmaya çalışıyorsunuz: Bakteriler SADECE şu mekanizma ile evrim geçiriyor, ve evrim geçirmek için SADECE bu mekanizma var ise bu mekanizmanın kendisi nereden gelmiştir! ve bu yanlış çıkarımdan da "Yaaa, işte bak darwinistler yine de utanmadan evrim diyorlar" gibi bir final yapıyorsunuz. Halbuki verdiğiniz referanslar böyle birşey demiyor. "Evrimin tek yolu budur, madem evrim için bu gerekli o zaman bu nereden geldi" gibi saçma birşey araştırmıyorlar. İsterseniz referans verdiğiniz kaynaklarda sayıları 5-10 kişiyi bulan bilim insanlarına mail atın sorun bakalım ne cavap verecekler.
Halbuki olan şey çok açık. DNA kopyalamada hata önleyici/düzeltici mekanizmalar var. Bu mekanizmaların bazı durumlarda zayıflaması/engellenmesi/bozulması sonucunda oluşan RASTGELE mutasyonların hızının artmasından dolayı çok az sayıda da olsa bazı bakterilere ortama uyum yeteneği veriyor. Ve mutasyonlar hata kontrolünün zayıflamasından, yani hatalara geçit sağlanmasından, dolaysıyla RANDOM oluşuyor, dolaysıyla özel olarak gelişen bir programlama söz konusu değil. Yani rastgele değişikliklerden oluşan varyasyonların kararlı bir duruma converge edebileceğini, yani evrimin olabileceğini mikro ölçekte bizzat uygulayarak gösteriyor bu bakteriler. (Ve siz sonuç olarak evrimin olmadığını çıkartıyorsunuz - asıl büyük "PES doğrusu" burada).Toplamda olan şey bir nevi parametresine fonksiyon kabul edebilen bir fonksiyon - second-order evolution. Bu zaten bilinen bir fenomen. Bu bakteriler açısından baktığımızda bu hızlı mutasyonlar için ne gerekiyor? Hata kontrolün daha az etkin olması yada kopyalamada daha az başarılı Pol IV gibi genlerin aktifleşmesi gerekiyor. Tek bir frame-shift mutasyon sonucu evrim geçiren ve sonucunda naylon sindiren bir bakteri ortaya çıkabiliyorda trilyonlarca kopyalanan bakteriler içinde bu mu oluşamayacakmış? İnkarın haddi sınırı yok gerçekten.
Aktardıklarınızdan çıkarabileceğimiz bazı sonuçlar:
- Evrim Teorisi medicine alanında bilim insanlarınca kabul edilip çok aktif olarak uygulanan, sadece uygulanmakla kalmayıp geliştirilen bir bilimsel teoridir. Aktardığınız bilim insanları da bunu yapıyor.(Bana inanmıyorsanız hepsine teker teker mail atıp sorun.)
- Aktardığınız çalışmalar "DNA ya bilgi katan faydalı mutasyon yoktur" safsatasını beyinsiz bakterilerin çok güzel çürüttüğünü gösteriyor, hemde tüm çıplaklığıyla.
Yazan: fuatogl Tarih: March 9, 2009 6:03 AM
fuatogl bey,
O çivi olsa olsa Darwinizm'in tabutuna çakılan son çivi olmalıdır ancak bilim dünyasındaki "consensus" o kadar güçlüdür ki onu yıkmak asla mümkün olamıyor. Aslında buna "consensus" değil de "batıl inanç" desek daha doğru olur. Şu an işte olduğumdan size detaylı bir cevap yazamıyorum ama bakıyorum ki sürekli evrim ve mutasyondan bahsetmişsiniz. Sorun da burada zaten, burada bakterilerin evrimi dediğiniz şey "Darwinian" değil mutasyon'larda rasgele değil. Zamanlaması ve oluşma şekli "LexA" tarafından ayarlanan, hedef aldığı "site"lar ve yoğunluğu "Pol IV ve Pol V" ile regüle edilen mutasyonlar "darwinian" değildir asla ve asla olamaz da.
Buna "fallacy of equivocation" denir. Önce "darwinian evolution" kasdeilerek "evolution" için kanıt bulduk deniyor ama gerçekte bulunan kanıtlar olsa olsa kontrollü ve programlanmış bir "evolution" modeli için kanıt oluşturabiliyor, yani hiçbir şekilde "Darwinian" değildir!
Nokia cep telefonları da "evrim" geçiriyor ama buna "darwinian evolution" demek ne kadar tuhaf ise bakterilerinkine de "darwinian evolution" demek o kadar tuhaftır. Tabi siz gene mutasyon deyip seleksiyon diyeceksiniz ama yukarıda Ziya beye cevaben yazdıklarımı tamamen göz ardı etmişsiniz.
Şeytan detaylarda gizlidir ancak Darwinizm hipermetrop bir teoridir! Detayları sevmez! Hep uzaktan bakıp yarım yamalak gözlemlerle ve tabi bol bol "rhetoric" katarak bilimsel doğruluğu olmayan çıkarımlar elde etme sanatıdır.
Vakit bulduğum anda daha detaylı bir cevap yazmaya çalışacağım.
Yazan: Farshad Tarih: March 9, 2009 5:38 PM
Fashad bey, bilime karşı yaklaşımınızda samimiyet sorunu var gibi geliyor bana. Bilimsel görüş birliğini batıl inanç olarak görebiliyorsunuz bunca araştırmaya birikime, ortaya çıkardıklarına rağmen. Ayrıntıyla ilgilenmez diyorsunuz, sonra da her nasılsa evrimci biyologların çalışmalarından (sanki o kişiler uzaylıymış gibi) ayrıntılara ilişkin alıntı yapmak gibi bir garipliğe kalkışıyorsunuz. Anlayamıyorum gerçekten.
"darwinian evolution" değil diyerek benim yukarıda açıklamaya çalışdığım hataya başvuruyorsunuz yine. Evrimin ne olduğunu yeniden tanımlamaya gerek yok, ne olduğu bellidir. Wikipedia dan:
Bu kadar açık ve net gerçekten. Geçen gün verdiğiniz ScienceDaily haberini okuyordum açtığınız konu ile ilgili. Makale Eylül 2005 tarihli. Hemen yan tarafında benzer makaleler verilmiş, 2003 de yazılmış olan birtanesini okurken bakın neye rastladım: Bir başka grup evrimci biyolog bunu 2 yıl önce yazmış. Bu pek bana detay sevmeyen, yarım yamalak hipermetrop bir teoriyle çalışan insanların işi gibi gelmiyor açıkcası! Ve nedense akilli tasarimci yaratiliscilar değil, evrimci biyologlar ulaşıyor bu önemli bilgilere.
Yazan: fuatogl Tarih: March 9, 2009 9:43 PM
fuatogl bey,
Daha önce yazdıklarımın bir kısmını detaylnadırarak tekrarlayım:
"SOS Call" dediğimiz aşama nedir? Özetle hücrenin bütün kozlarını oynayıp düşmana karşı savaşı kazanamadığı aşamadır. Bu aşamada "LexA" regulatörü serbest kalır ve DNA "low fidelty" proteinler olan "Pol IV" ve "Pol V"'in denetimi altında DNA zinciri bizzat bakteri "mutasyona" uğratılır. "Mutasyon" dedim ama bu yanıltıcı olmasın.
Darwinizm'in öngördüğü mutasyonlar DNA'nın kopyalama aşamasına oluşan kopyalama hatalarıdır. Aynen siz bir CD'yi kopyalarken nasıl bazı hatalar oluşabiliyorsa DNA'da da bazen kopyalama hataları oluşabiliyor. Darwinizm bunları "Random Mutation" olarak adlandırır. Bu mutasyonlar tamamen rasgeledir yani sizin CD yazıcınız ne kadar rasgele hata yapılıyorsa canlı genindeki mutasyonlarda o kadar rasgeledir yani herhangi bir yönlendirme veya zamanlama sözkonusu değildir. Bu mutasyonlar genelde "Point Mutation" tarzındadır ve aynı anda tek bir "nucleotide" etkilenir.
Şimdi tekrar gelelim bizim "SOS call" olayına. Burada "mutasyon" dediğimiz olayın özelliklerine bakalım
1) Çok titiz bir şekilde zamanlanmıştır. Hücredeki bozulma belli bir düzeye ulaştığı takdirde tetiklenir onun dışında tamamen pasif durumdadır. Halbuki Darwinizm'in mutasyonları asla ve asla ne bir zamanlamaya ne bir tetikleme tabi değildir.
2) Kontrollüdür. Mutasyonlar ancak ve ancak "LexA" eşliğinde ve "Pol IV, V" enzimlerinin kontrollü altında gerçekleşiyor. Hasarın düzeyine bağlı Mutasyonların düzeyi de ayarlanıyor. Bu da Darwinizmin "rasgele mutasyon" kavramından oldukça farklıdır.
3) "Point Mutation" değildir. Çünkü "Low Fidelty" "Pol IV, V" enzimleri birden çok "nucleotide"'i aynı anda değişime uğratabilirler.
4) Regüle edilmiştir. Çünkü mutasyon "point"'ları "Pol IV,V" enzimlerinin "fidelty" seviyesine göre regüle ediliyor. Bütün "nucleotide"'lar değil sadece "Pol IV,V" in regüle ettikleri değişime uğratılıyor. Her ne kadar buna rasgele diyebilsek de, Darwinizm'in klasik "rasgele mutasyon" kavramından oldukça faklı bir yapıdadır.
5) Ağır işleyen bir süreç değildir, tam tersi belli bir amaç için "fazlasyıla hızlandırılmış" ve yönlendirilmiştir. Halbuki Darwinizm'de mutasyonların oluşması çok ağır işleyen bir süreçtir ve hızı tamamen kopyalama hatalarının oluşum hızına bağlıdır.
Yani, "SOS call" sürecinde oluşan mutasyonlar - ve - klasik anlamda Darwinizmin öngördüğü mutasyonlar arasına sadece bir isim benzleriğinden öte bir şey göremiyorum ben. Siz görebilirsiniz o sizin yorumunuzdur.
Bu yüzden önceki yazımda da yazdığım gibi tutup "SOS call" aşamasında oluşan mutasyonlar Darwinizm'i destekliyor demek "Fallacy of Equivocation"'dan başka birşey olamaz. "SOS call" aşamasında oluşanlara "Random Mutations" değil ancak ve ancak "Directed, Regulated, Scheduled, Programmed and Accelerated Mutations" diyebiliriz ve bu asla ve asla Darwinizm'in öngördüğü birşey değildir, olamaz da!
Benim referans olarak yazdığım kaynaklar benim çıkardığım sonucu doğruladığı için vermedim, sadece teknik olarak üç aşamalı süreci anlattığı için vermiştim. Herhalde "sciencedaily.com" sitesinde Darwinizm'i eleştiren bir yazı yayınlanmasını beklemiyorusunuz. "sciencedaily.com"'u açıp "Darwinism is doomed" diye bir yazı görmek herhalde hayaldan öteye gidemez. Ve tabiki o makalelere imza atan bilim adamları benim gibi düşünmezler. Düşünselerdi asıl bu mucize olurdu. Tutup falanca bilim adamları sizin tezini desteklemiyor demeniz biraz tuhaf kaçtı. Darwinizm'i eleştirmek zaten onbinlerce bilim adamını karşınıza almak demektir, bunu inkar eden kim?
Konuyla ilgili beş sayfa daha yazabilirm ama benim amacım sizi ikna etmek değildir. Sadece "iddialarınızın altını doldurun" dediğiniz için bir önceki yazıyı yazdım yoksa oturup işin çok daha detayına inip daha fazla kanıt ortaya atabilirim ama daha önce de yazdığım gibi, teknik bir tartışmaın yeri blogların yorum köşeleri değildir bu yüzden benden bu kadar.
Yazan: Farshad Tarih: March 9, 2009 10:55 PM
Fashad bey, bilime karşı yaklaşımınızda samimiyet sorunu var gibi geliyor bana. Bilimsel görüş birliğini batıl inanç olarak görebiliyorsunuz bunca araştırmaya birikime, ortaya çıkardıklarına rağmen. Ayrıntıyla ilgilenmez diyorsunuz, sonra da her nasılsa evrimci biyologların çalışmalarından (sanki o kişiler uzaylıymış gibi) ayrıntılara ilişkin alıntı yapmak gibi bir garipliğe kalkışıyorsunuz. Anlayamıyorum gerçekten.
"darwinian evolution" değil diyerek benim yukarıda açıklamaya çalışdığım hataya başvuruyorsunuz yine. Evrimin ne olduğunu yeniden tanımlamaya gerek yok, ne olduğu bellidir. Wikipedia dan:
Bu kadar açık ve net gerçekten. Geçen gün verdiğiniz ScienceDaily haberini okuyordum açtığınız konu ile ilgili. Makale Eylül 2005 tarihli. Hemen yan tarafında benzer makaleler verilmiş, 2003 de yazılmış olan birtanesini okurken bakın neye rastladım: Bir başka grup evrimci biyolog bunu 2 yıl önce yazmış. Bu pek bana detay sevmeyen, yarım yamalak hipermetrop bir teoriyle çalışan insanların işi gibi gelmiyor açıkcası! Ve nedense akilli tasarimci yaratiliscilar değil, evrimci biyologlar ulaşıyor bu önemli bilgilere.
Yazan: fuatogl Tarih: March 10, 2009 4:46 AM
Farshad bey,
Evrim teorisinde, mutasyonların mutlaka ve mutlaka hücre bölünmesi sırasında oluşması gibi bir zorunluluk yok. Bakterilerde linkini verdiğiniz araştırmada görüldüğü gibi antibiyotikler nedeniyle oluşan DNA hasarlarına karşı bir tamir mekanizması vardır ve hasar görmüş bölgeler hücre bölünmesindeki gibi kopyalama ile düzeltilir. Sonuçta mantık yine aynıdır. Yine mevcut kopyanın kopyalanması sırasında oluşan kopyalama hataları vardır ve bunlara yine mutasyon denir. Hücre bölünmesi sırasındaki değil DNA tamiri sırasındaki kopyalamada oluşan hatalardır bunlar. Bu hataların hücre bölünmesindeki hatalara göre daha fazla olmasının sebebi ise SOS yanıtı sonucu yapılan DNA tamirinde görevli polimeraz enzimleri olan Pol II, Pol IV ve Pol V'in, hücre bölünmesinde görevli polimeraz enzimi olan Pol III'e göre düşük doğruluklu olmasıdır. Bu düşük doğruluklu polimerazlar normalde çok düşük miktardadır çünkü LexA bunların sentezlenmesini önler. SOS yanıtıyla birlikte RecA sentezlenir ve RecA, LexA ile birleşerek LexA'nın düşük doğruluklu polimeraz enzimlerinin sentezlemesini sağlayan genleri baskılamasını azaltır. Böylece düşük doğruluklu polimeraz enzimleri sentezlenerek DNA tamiri sırasındaki kopyalamaların normal hücre bölünmelerindeki kopyalamalara göre çok daha fazla hata içermesini sağlar.
Sonuç olarak ortada yine bir DNA kopyalaması ve bu kopyalama sırasında oluşan hatalar yani mutasyonlar var. Hücre bölünmesinde de birçok protein ve enzim görev alıyor, bu hasar tamiri sırasında da. Aradaki temel fark farklı polimeraz enzimleri kullanılıyor olması. Böylece daha fazla kopyalama hatası yapılıyor yani mutasyon oranı artmış oluyor. Yani olay basitçe daha kalitesiz kopyalayıcıların kullanılarak kopyalama hatalarının artılırmasın ibaret.
Ayrıca sıraladığınız tespitlerde de yanlışlar var. Onları da daha sonra belirteceğim.
Yazan: pikaçu Tarih: March 10, 2009 4:33 PM
Sayin Farshad, diyorsunuz ki:
Mekanizma icin bugune kadar iki model onerilmis:
1. Lamarkiyen evrim: Canlilardaki farkliliklar cevre kosullarina bagli (onlarin bir sonucu, onlara bir tepki) olarak meydana gelir. Yani, cevre kosullarinin rolu bu farkliliklarin olusumundadir.
2. Darwiniyen evrim: Canlilardaki farkliliklar, cevre kosullarindan bagimsiz olarak meydana gelir. Yani, cevre kosullarinin rolu bu farkliliklarin olusumunda degil, uzun vadededeki kaliciligindadir (1).
Lamarck, birinci modelin kendi basina degerlendirildiginde, mevcut dogal sureclere uymadigini deneysel olarak gosterdi.
150 yildir yapilan calismalar ve gozlemler, ikinci modelin aciklama ve ongorme kabiliyetinin oldukca guclu oldugunu gosteriyor.
Simdi, siz diyorsunuz ki, ikinci model yetersiz; ki elbette mumkundur. Peki, bu durumda ikinci modelin birinci modelle harmanlanmasi gerektigini mi savunuyorsunuz, yoksa kafanizda ucuncu bir model mi var? Yani, su "onceden programlanma" dediginiz sey, fiziksel dunyada neye tekabul ediyor? Bu iki modelden biri ya da ikisinin bir kombinasyonunun kapsamadigi nasil bir fiziksel mekanizma onceden programlanmayi sagliyor? Herseyden once, bu ikisinin disinda bir ucuncu model mumkun mu?
Kanimca bu sorulara cevap vermeye calisirsaniz, Darwiniyen evrim modeline gercekten bilimsel bir alternatif gelistirme yonunde bir adim atmis olursunuz. "Akilli tasarim", bunlari yapmiyor; bir model ya da mekanizma one surmuyor, sadece afaki sorularla kestirmeden afaki sonuclara varmaya calisiyor.
Bununla birlikte, girdiginiz tartismalar ve soylediginiz seylerle sunlari da kabul etmis oluyorsunuz; lutfen bunlarin hakkini verin:
- Lamarckiyen evrim o kadar da asagilanacak birsey degildir; onemlidir ve evrim surecinde belli bir paya sahip olabilir (mesela, yatay gen transferi).
- Darwiniyen evrim deli sacmasi ya da materyalist bir inanc degil, gayet somut bir evrim modelidir. "Yeterli olamayabilecegi" durumu onu degersiz kilmaz.
- Darwin cok onemli bir bilim insanidir ve onerdigi evrim modeli biyoloji bilgimizin gelisimine cok onemli katkilarda bulunmustur.
Kisacasi, butun bunlari bu kapasitede tartisabiliyorken, evrim meselesine hala ateizm/materyalizm/deizm gibi sig bir eksenden bakmak ve kendimizi "darwin maymun soyudur" soylemi ile ayni safa koymak bana inandirici gelmiyor. Yani, hem "ben evrimciyim" deyip, hem evrim ile ilgili herseye saldiran bagnazligin yaninda olmak samimi bir tavir degil bence.
(1) "Rastgelelik" bu bagimsizligi modeller; Darwiniyen evrimi tesaduf diye asagilamaya calisanlarin anlayamadiklari sey bu.
Yazan: Balbazar Tarih: March 11, 2009 1:17 AM
Evrim, En Ilkel Inanc Sistemidir
Evrim hipotezine göre bütün hayat, ölü, cahil, şuursuz maddeden dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarında bile üretilemeyen canlı bir ilkel hücrenin meydana gelmesiyle başlamış, yolda kendini kopyalama metoduna ve kendini sürdürme ve terakki mücadelesi içinde adaptasyon mecburiyetiyle rastgele mutasyonlara ve natürel seleksiyona uğrayarak milyonlarca çeşit bitki, hayvan türü ve insan neslini üretmiştir.
Mutasyon, kromozom veya genlerdeki rastgele ve tevarüs edilebilir değişmelerdir. Canlı vücuttaki mutasyonlar, meselâ insan vücudunu meydana getiren 100 trilyon hücreden bir tanesinin mekanizmasındaki bozulmanın bugün insanlığın tedavide aciz kaldığı kansere sebep olması gibi, genellikle canlılığın aleyhinde sonuçlar doğurmaktadır. Ayrıca, canlı hücre, yüzlerce farklı proteinden; proteinler, 1000-1500 aminoasidin tam bir düzen içinde dizilmesinden; aminoasitler, karbon, azot, hidrojen gibi atomların farklı şekillerde birleşmesinden meydana gelir. Bu dizilme ve birleşmede en küçük bir hata, işlemi neticesiz kılar. Bu proteinlerden, meselâ oksijenli solunumda görev alan Sitokrom-C'nin tesadüflerle oluşma ihtimalini Türkiyeli bir evrimci, "Bir maymunun daktiloda tuşlara rastgele vurarak insanlık tarihini hiç yanlış yapmadan yazma ihtimali"yle kıyaslamaktadır. Bugüne kadar yapılan deneyler de, bırakın böyle bir ihtimalin gerçekleşmesini, onun tam tersini ortaya koymaktadır.
ABD Houston Baylor Tıp Fakültesi'nde beyaz fareleri renkli fare haline getirebilme üzerinde çalışan Paul Overbeck ve arkadaşları, bu maksatla pigment üretilmesinde rol alan renk genini, beyaz farenin döllenmiş embriyosuna zerkettiler. Sonra bu farenin yavrularını çiftleştirdiler ve torunlarda herhangi bir renk değişimi görülmediği gibi, tersine yarısı bir hafta içinde öldü. Overbeck, bunun sebebini şöyle açıklıyordu: "Fare embriyosuna enjekte ettiğimiz gen, fonksiyonunu kaybetmişti. Embriyonun genom kütüphanesinde bu renk geninin diğer genlerle etkileşimi, bu genin mesajının okunmasını engellediği gibi, diğer genlerin de doğru çalışmasına mani olmuştu. Bütün iç organlar hem ters yerlerde oluşmuş hem de pankreasla böbrekler tamamen hasara uğramıştı. Anladık ki, henüz herhangi bir gen transferini başarabilme şansımız, farede tahmin edilen gen sayısı olan 100.000'de 1'dir. Farenin genom kütüphanesinde bulunan her bir gen, diğer 100.000 gen ile bağlantılı olarak fonksiyon görmektedir. (Discover, 20.8.93)"
"Evrimleşme"nin zirvesi insanın bile "evrim" çağında farelerde 100.000'de 1 ihtimalle gerçekleştirebileceği küçük bir gen müdahalesinin evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerle dünyanın 5-10 yerinde 100.000'de 5-10'a çıkacak bir ihtimalle gerçekleşebileceğini varsaysak bile, bu durumda, upuzun evrim sürecinde ara form fosillerinin yanı sıra, bir de mutasyon hasarlarıyla ölmüş milyarlarca hayvan fosilinin bulunması gerekmez mi? Yoksa, ünlü Fransız zoolog P. P. Grassé'ın dediği gibi "Tesadüfü ateizm görüntüsü altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline getirerek," sadece kavramdan ve iddiadan ibaret bu "ilâh" sayesinde bütün mutasyonların, her bir unsuru diğerleriyle ve bütünle tam bir münasebet içindeki kusursuz kâinatın ve insan vücudunun oluşum sürecinde daima ve mutlaka gerekli neticeyi verdiğini mi kabul edeceğiz?
Evrimciler, evrimin üç temel unsurundan türlerin birbirlerinden ne zaman ayrıldıklarını ve evrimi gerçekleştiren mekanizma ile süreçleri izah edemeseler de, tek dayandıkları, canlı organizmalardaki benzerliklerden hareketle, bütün canlıların bir tek atadan evrimleşerek meydana geldiği iddiasıdır. Oysa, meselâ hepsi de aynı malzemeden yapılma ve temel özellikler itibarıyla birbirine benzeyen, dolayısıyla hepsine ortak "bina" adını verdiğimiz, fakat bazı bakımlardan birbirlerinden ayrılan ve cami, okul, hastane, hapishane, ev gibi farklı adlarla andığımız binalar vardır. Bu binalar arasındaki farklılıkları ve isimlerini tayin eden, onların göreceği fonksiyondur; dolayısıyla gaye ve fonksiyon yapıyı, organizmayı belirler ve organik benzerlikler, türlerin birbirinden türediğini asla ispat etmez.
Ali Ünal
Yazan: Gercegin Dünyasi Tarih: March 23, 2009 1:49 PM
Darwin ve ilk yaratılış
İslam düşüncesinin önemli bilginlerinden Mutaharri’nin 1922’de yaptığı bir konuşmadan Darwin’le ilgili bir bölümü konuya bir yaklaşım örneği olarak bilgilerinize sunuyorum...
“Tanınmış bilgin ve ‘felsefi evrim’ görüşünün kurucusu Darwin, (felsefesi, başkaları tarafından kötüye kullanılarak Yaratıcı’yı inkâr için aracı yapıldıysa da) Allah’a inanan ve dindar bir Hıristiyan’dı...
Darwin, canlıların ve farklı türlerin birbirinden türemesini açıklarken, önce birkaç canlı türünün veya en azından bir canlı türünün yeryüzünde olduğunu ve bunun başka bir canlıdan türemediğini hatırlatarak şöyle demişti: İlk canlı türü üfleme ile var edilmiştir, yaratılmıştır.
İlk canlının, bütün canlılar silsilesi gibi ilahi üfleme ile var olduğunda şüphe yoktur. Ancak Darwin, sadece ilk canlının yaratılmasının ve işin başlangıcının Allah’ın işi olduğunu, devamında ise maddenin kendiliğinden hayatı sonraki nesillere aktarmaya kadir olduğunu zannetmiştir. Oysa ki işin başı da, ortası da, sonu da aynıdır. Hayat her zaman ve her durumda ilahi üfürüştür, ‘nefha’dır.
Secde Suresi’nin bir ayeti, insanların atası Adem’in ilahi üfürüşle var olduğu gibi, her insanın da bu nefha ile yaratıldığını buyurmaktadır...
“Yaratıcı her şeyin yaratılışını güzel ve olması gerektiği gibi yaratmıştır. İnsanın yapısı balçıktandır. Sonra onun soyunu duru bir sudan, bir su damlasından yaratmıştır. Sonra onu tamamlamış ve ona yetenekler vermiştir. Sonra ona ruhunda üfürülmüştür. Ona kulaklar, gözler ve gönüller vermiştir...”
Araf Suresi’nin bu konudaki ayeti de şöyledir:
“Sizi yarattık, size bir görünüş, bir biçim verdik. Sonra da meleklere Adem’e secde edin dedik, hemen secdeye kapandılar, yalnız İblis secde etmedi...”
Kuran’ı Kerim, Adem’in yaratılışını özel bir nitelikte açıklamıştır. Biyoloji uzmanlarının görüşleri gerçek ve canlı türlerinin türeme yasası olarak kesin farzedilse bile, ansızın büyük bir değişim ile bir toprak kütlesinin bir insana dönüşmesini yadsıyacak bir kanıt yoktur. Çünkü varlık yasalarında bir hareketin hızlanması ve yavaşlaması, koşul ve durumların değişmesiyle değişir.
Kuran’ı Kerim, Adem’in öyküsünü başka bir amaçla açıklamıştır. Bu öykünün dikkat çekmek istediği hususlar şöyledir:
- İnsanın makamı çok yüksektir.
- İlahi isimlerle eğitilen ve bilim verilen insana, melekler secde eder.”
Değerli okuyucum, merhum Mutaharri’den alıntıyı burada bitiriyorum.
Diyorum ki; bu konulara çok çeşitli açılardan yaklaşmak mümkündür.
Soğukkanlılıkla, bilimlik bilgilerle ve inançlara saygı duyarak...
Namık Kemal Zeybek
Yazan: Gercegin Dünyasi Tarih: March 25, 2009 12:40 PM
Hadi diyelim ki evrim var. Gerçekten Darwin'in öngördüğü gibi oluşan bir evrim mekanizması (ya da sistemi) işliyor olsun. Pekala insanlık tarihi hakkında yaklaşık yazı ile en azından 2 bin yıldır net bilgilere sahip olduğumuz halde ve de şifahi anlatımlarla 5 bin yıllık bir insanlık tarihini bildiğimiz halde neden bizlerde bir değişiklik yok? Evrim devam ediyorsa neden 5 bin yıldır bir insan evrim geçirmedi?
Bununla beraber 15-20 bin yıllık iskeletlere de baktığımızda bir evrimin olmadığını görüyoruz. Bunda en başlıca savunma evrimin çok uzun bir süreç olduğudur. Tamam hadi insanlar için bu geçerli diyelim. Ya diğer canlılar? Onlar da mı hiç bu süreç zarfında evrime maruz kalmadılar? Bir köpekbalığı 5 bin yıldır aynı köpekbalığı, balina aynı, serçe aynı, hatta şu an PC monitörümün önünde dolanan karasinek bile aynı. Hiçbiri neden evrime tabi olmadı? Biz insan gözüyle hiç mi evrime tanıklık yapamayacağız?
Diğer yandan ele alalım meseleyi. Bundan sonra köpekbalıkları neye evrilecek? Denizaltı mı olacaklar ya da jet-ski mi? Kartallar F-16 olurken, şahinler F-28 mi olacaklar? Serçe planöre evrilir o zaman... :)
Ya da filler tanka evrilir, gergedanlar ZPT olur :) Sanırım su aygırları da hovercraft olabilir :)
Yazan: Alp Öz Tarih: October 24, 2009 9:43 PM
Alp bey,
Varsayimlariniz yanlis; evrime hala taniklik yapiyoruz. Aklima gelen en unlu ornegi "lactose tolerance" genidir (laktoz = sut sekeri).
http://blogsci.com/science/humans-are-sill-evolving
Yazan: emre Tarih: November 17, 2009 8:54 AM