« Davos Krizinin Açtığı Kulvar | Ana Sayfa | Hangi Rejimler Dini ‘Vicdanlara’ İter? »
February 9, 2009
‘Dini Siyasete Alet Etmek’
[9 Şubat 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Her ikisi de “Yargıtay Onursal Başsavcısı” sıfatını taşıyan iki meşhur hukukçumuz, Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu, geçen hafta bir araya gelip “Cumhuriyetin Neresindeyiz” başlıklı bir panelde konuşmuşlar. Burada her ikisi de “dini siyasete alet edenlere” ateş püskürmüş, son aylarda bu yola meylettiği için CHP’ye dahi yüklenmişler. Hatta Vural Savaş hızını alamamış ve “dini siyasete alet edenleri vatan haini olarak kabul ettiklerini” bile söylemiş.
Bu, kuşkusuz yeni bir söylem yeni değil. Tek Parti döneminden bu yana “dini siyasete alet etmenin” feci bir şey olduğu ve mutlaka engellenmesi gerektiği söylenegeliyor biz TC vatandaşlarına.
Peki neden? Din çok değerli bir şey olarak görüldüğü için mi? Dine pek saygı duyan rejim bekçilerinin gönlü, onun siyasete alet edilmesine elvermediği için mi?
Buna “evet” demek için epey saf olmak lazım. Çünkü aynı rejim bekçilerinin saygı duyduğu, hatta yere-göğe sığdıramadığı daha bir sürü değer var: Cumhuriyet, Atatürk, devlet, millet, vatan veya laiklik gibi. Ama bir gün olsun, “Atatürk siyasete alet edilmesin”, “vatan-millet-sakarya edebiyatı politikaya sokulmasın” diye bir şey demiyorlar. Bilakis, bunları ne kadar yüceltirseniz, onların gözünde o kadar iyi vatandaş ve iyi siyasetçi olmuş oluyorsunuz.
Dolayısıyla bu “dini siyasete alet etme” lafının altında başka bir mana olmalı.
Onu görmek de zor değil. Yürüyen tartışmalara bakınca durum açıkça ortaya çıkıyor aslında: “Dini siyasete alet etmeyin” diyenler, aslında “din özgürlüğünü savunan siyaset yapmayın” demek istiyorlar. Çünkü karşı çıktıkları şeyler, Türkiye’de çok kısıtlı olan din özgürlüğünü genişletmeyi hedefleyen reformlar: Başörtüsünün özgür kılınması, dini eğitimin serbestleşmesi, cemaat ve tarikatların rahat nefes alabilmesi gibi. Bunları savunan bir siyasi parti bir anda “kapatılma” noktasına gelebiliyor. Bırakın bunu, vatandaşların dini inançlarını paylaştığını gösteren söylem ve tavırlar içine giden bir siyasetçi bile rejim bekçilerinin hedefi oluyor. “Dine saygılı laiklik” lafı dahi söz konusu çevrelerde tepki yaratıyor.
Zaten, hatırlasanıza, Cumhuriyet’in kuruluşunda ortaya çıkan iki siyasi partiden biri olan Terakkiperver Fırka, “efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkar” olduğunu ifade ettiği için kapatılmıştı!..
Peki sebep ne? Dine karşı neden bu kadar güçlü bir alerji var?
Dünyanın sayılı üniversitelerinden Princeton’da hocalık yapan değerli tarihçimiz Şükrü Hanioğlu, 22 Ocak 2008 tarihli Zaman’da yayınlanan “Seçkinler, Modernlik ve Dindarlık” başlıklı makalesinde cevabı şöyle özetlemişti:
“Erken Cumhuriyet ideolojisi, toplumda dinin oynaması gereken rol ve seçkinlerin nitelikleri konularındaki temel vurgularını İkinci Meşrutiyet Dönemi Garpçıları'nın, bilhassa 1910-1914 arasında geliştirdikleri tezlere dayandırmıştır…İşin en tuhaf yönü, 19. Yüzyıl Avrupası’nda epey popüler olan yukarıdaki pozitivist “itikad”ın modern dünyada çoktan terk edilmiş olması.İkinci Meşrutiyet Dönemi Garpçıları'nın din konusundaki tezleri ise on dokuzuncu asır ortalarında Almanya'da gelişen ve vülger materyalizm (Vulgärmaterialismus) olarak adlandırılan bilimci hareketin temel yaklaşımları etrafında şekillenmiştir. Osmanlı Garpçıları'nın kutsal kitabı haline gelen Ludwig Büchner'in Madde ve Kuvvet isimli eserinde en çarpıcı anlatımını bulan bu hareket, deneysel bilimler ve tıp alanındaki gelişmelerle Darwinizm ışığında insanlık tarihinde ‘mevcut dinlerin sonu’ denilebilecek bir aşamaya gelinildiğini savunuyordu. Geleceğin toplumunda bilim tüm insanlığın dini haline gelecek ve bu sayede her türlü inançtan arındırılmış, deneysel bilimin yol göstericiliği dışında hiçbir rehbere ihtiyacı olmayan yeni bir gerçeklik şekillenecekti.”
Ama Tek Parti’nin 19. Yüzyıl Avrupası’ndan devşirdiği öğretilere tüm kalpleri ile iman eden Türklerin dünyadan hiç haberleri yok ki…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 9, 2009 6:22 AM




Mustafa Bey,
Elinize sağlık. Tuttuğunuz ışıkla yine gözleri karanlığa alışmış bir takımın gözlerinin kamaşmasına sebep olacaksınız.
Bu öyle bir takımdır ki karanlığın ortasında oldukları halde güneşe sahip olduklarını düşünürler.
Subjektifsiniz deyip kendilerini objektif görürlerken, o her şeyden çok değer verdiklerini iddia ettikleri bilime müthiş subjektif bir gözlükle bakarlar.
Dogmatiksiniz deyip "özgür" olduklarını iddia ettikleri noktada bir zindanda ayaklarına pranga vurulmuş haldedirler.
Bunlar çok ama çok trajik şeyler ve bir taraftan da çok komik.
O kadar çok saçmalık yaşanıyor ki... Cüceler her açıdan dev olduklarını iddia ediyorlar devlere karşı. Ve TARİH önünde ne kadar gülünç duruma düştüklerinin farkında olmadan yapıyorlar bunu.
Bir tarihte, Türkiye'nin bu döneminden bahsedilirken öğrenciler/bireyler kulaklarına inanamayacak, bu kadar saçmalık nasıl hasıl olmuş diye, inanın.
Yazan: MT Tarih: February 9, 2009 12:11 PM
Sn Akyol,
Diyorusnuz ki: "Ama Tek Parti’nin 19. Yüzyıl Avrupası’ndan devşirdiği öğretilere tüm kalpleri ile iman eden Türklerin dünyadan hiç haberleri yok ki…"
Ama sizin de tarihin döngüselliğinden, tezin antitezini yarattığından, yalnızca modernizmin değil, her dönemin geçici olduğundan haberiniz yok gibi. Biraz sabırlı olursanız, dengelerin ne yöne doğru değiştiğini göreceksiniz.
Yazan: nilgün Tarih: February 9, 2009 12:26 PM
Din ve siyaset ekseninde gelişen ve anlam kazanan
kavramların başında "istismar"gelmektedir.
Aslında "istismar"Ününden, şöhretinden,ismin-
den yararlanmadır.Bu "niyet"tarzı insanlık tarihi kadar eskidir.Hayatın her alanı bu sömürüye açıktır.Ve korumasızdır.Yüzüne Hastahane
maskesi kapatıp,elini tuttuğu küçük çocuğu gösterip,oğlum kanser tedavisi görüyor biraz yardım diyen,dilenme tekniğinden,siyasetteki,sembolik kapitalleri(fetiş)kullanarak,Atatürkün,Vatan toprağının,Bölünmenin,vatanın satılmasının,Hz.peygamberin,Ayetlerin,vs,bir çok kutsal üzerinden menfaat devşirme ve sömürme bir vakıa dır,Konunun din olması sebebi ile dinin siyasete alet edilmesi imkan dahilindedir,ancak
bunun test edilmesi,talebin anlamı ile alakalı
dır.Bir siyasi parti Hak geldi batıl ortadan kalk
tı ilahi mesajını kendine tahvil ederek,İşte
"Hak"benim benim temsil ettiğim zihniyettir,benim dışımdakiler "batıl"dır diyerek kısa sürede dinle/dindarlıkla siyaseti çok güzel uzlaştırmış,bir dönem muradına da nail
olmuşdu.
Ancak bunun karşılık bulması hiçte geçikmedi,Bu verilerden yola çıkan seçkinci,elitler bu siyasi partinin yaptığı kötülükten daha büyüğünü yaptılar,düzmece,sanal
mizansellerle darbe,darbeye teşebbüs,ve dini(tabi hukuk)talepleri,örselediler,arayıpta bulmadıkları bir fırsattı,ve bizzat o parti eliyle bir çok özgürlükleri yok ettiler,
Aslında" vülger Mataryalizminin"ne olduğunu dahi bilmiyen"madde ve kuvvet"isimli kitabdan
haberi dahi olmıyan,bu insanların ne yaptıkları
ne yapacakları alenen ortadaydı,biliyoruzki bir çok materyalist olduğunu söyliyen,tanrı tanımaz olduğunu söyliyen aydınlar,mağdurların saflarında
baş örtüsünü savundu,Bir Atilla Yayla nın erdemli çıkışı,Murat Belgenin ahlakiliği,vs(bu değerli insanlar dindar olmadıklarını ifade ettikleri için isimleri zikredilmiştir)unutulamaz
Ancak hiç,bir zaman tanrıtanımaz olduğunu söylemiyen,SN,Emin Çölaşanın,Eşi Tansel Çölaşanın,Sn,Sabih Kanadoğlunun,SN,Vural Savaşın,
Ve Bir çok ismini sayabileceğimiz seçkinci aydının tavrı,Yukarıda adlarını saydığımız dindar olmıyan aydınlardan daha set ve hırçındı.
Bu Tavır,Öyle zannediyorumki resmi doktrinin varlığının ortadan kalkıcağı endişesiydi,yoksa bilinçli "maddeci"felsefeye tekabül eden şuurlu bir söylem değildi.Ancak içlerinde Vülger Materyalizminden etkilenen ve bir dünya görüşü olarak dinle savaşan insanlar hiç şüphesiz bulunmakta idi,fakat bu güne kadar istisnai olarak ölümlerinde cenazelerinin dini törensiz olarak gömülme istekleri çok azdı.En son
Kanserden Ölen Ve türkiyede Gömülen Dev Sol Lideri DURSUN KARATAŞın cenazesindeki cenaze namazı da bunu göstermektedir.
Yukarıda arz etmeye çalıştığımız sosyolojik tespit Şükrü Hanioğlu üstadın ve Değerli Mustafa Akyol değerli analizlerine sadece katkı niteliğindedir.Ancak Değerli Akademisyen Atilla Yaylanın İktidarlar yozlaşır,Mutlak İktidarlar Mutlaka yozlaşır,Konulu Makalesindeki önleyici tedbir,
iktidarların sınırlandırılması ile alakalı tekniklerin geliştirilmesidir.Bu iktidar klasik anlamda iktidara gelen siyasi parti anlamında değildir,bilhassa bizler gibi açık sayılmıyan(tam kapalı olmasakta!)toplumlardaki gizli iktidarların Bürokrasi sınıfının güçünün sınırlandırılması,yargı erkinin,parlementoyu işlevsiz kılmak,çalıştırmamak,İktidarı ele geçirmek istiyenlerin sandıkta kapışma yerine
bu gizli iktidarların,silahın kudreti ile iktidara gelme arzuları hukukla sınırlandırıldığı anda Sabih Kanadoğlu,ve Vural savaşın düşünceleri (hakaret etmedikleri sürece)
ifade hürriyeti kapsamında kalacaktır.Saygılarımla ABİDİN UYAR
Yazan: abidin uyar Tarih: February 9, 2009 12:46 PM
M.Akyol'un kitabındaki bir alıntı tam da Sabih Kanadoğlu ve Vural Savaş'lar için söylenmiş sanki...
"Türkiye hâlâ zihninde ülkenin kuruluş ideolojisi ile İslam'ı bağdaştırabilmiş değil... Cumhuriyet'i dinî referanslarla savunmak ise tabu.Tartışmanın böyle bir zemine kaymasını laiklik açısından tehlikeli bulanlar var. Ama korumaya çalıştıkları rejimin kurucusunun Cumhuriyet'i dinen de savunduğunu unutuyorlar." Gündüz Aktan,"Kuruluş İdeolojimiz ve İslam"(1),Radikal,9 Ekim 2004
Yazan: Birgül Tarih: February 9, 2009 2:26 PM
"İşin en tuhaf yönü, 19. Yüzyıl Avrupası’nda epey popüler olan yukarıdaki pozitivist “itikad”ın modern dünyada çoktan terk edilmiş olması."
Dawkins, Harris, Dennet, Hitchens, Grayling, Eliade, PZ Myers - bunlar hepsi Türk insanı herhalde!!! Darwin'in 200. doğum yıldönümü Amerika'dan Avustralya'ya, Kanada'dan Avrupa'ya kadar değil Ankara'da kutlanıyor sanki. Tabii ateist otobüsleri de İstanbul sokaklarında geziyor!!
Yazan: nilgün Tarih: February 9, 2009 2:36 PM
Nilgun hanima katilmamak imkansiz. Ama sinirlenmeyin canim, Mustafa Bey her zaman pireyi deve yapar, kelimelerle oynayip gercekleri carpitir.
Su haber de herhalde fransadaki turk kemalistlerden, aaa bunlar da mi dini siyasete alet etmekten bahsediyorlar? Amerikadaki sekuler kesim boyle soylemlerden hiiiic mi sikayet etmez! Nasil olabilir, bu dusunceler tu kaka tek parti donemindeydi!
"Papa’nın ziyareti laik Fransa’yı karıştırdı"
http://www.milliyet.com.tr/Dunya/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=dunya&KategoriID=&ArticleID=990553&Date=13.09.2008&b=Papanin%20ziyareti%20laik%20Fransayi%20karistirdi
Yazan: hakan Tarih: February 9, 2009 9:52 PM
Bu gün TV seyrettim gene (Herhalde sizin katıldığınız bir programa rastladığımı da ilave etmeme gerek yok :)
Diğer kanalda da Hidayet Şefkatlı Tuksal Yazgülü Aydoğan ve Nur Serter'e hendek atlatmaya çalışıyor idi.
Ona da sordum aynı soruyu:
Ya hu siz dervişmisiniz kardeşim? o karşınızdaki ucube ve yanındaki yondulmamış hödük ile nasıl diyalog kurabiliyorsunuz?
Ben bir yerde "arada 20 den fazla IQ farkı olursa iletişim imkansızdır" diye okumuştum. Bunların problemi zihinselin ötesinde; kalp gözleri de kör.
Mutlaka bir gün "Laikçi ile diyalogun sırları" başlıklı bir yazı yazmalısınız. Transefer edilebilir bir hüner mi emin de değilim ya.
Bana hiç bir faydası olcağını sanmıyorum bu yaştan sonra ama belki arkanızdan gelen gençler bir iki "trick" öğrenirler.
Türk kuul, modacı, siyasi doğrucu "cağdaşına" da hendek atlatmak kolay değil. Aynı hamurdan yoğrulmuşlar, bazısı Ergenekoncu olmasa da.
Baksanıza:
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2009/02/10/ama-taraf-olmak-dusunmek-degildir-ii-turkiye%e2%80%99ye-aba-altindan-sopa-mi-gosteriyorsunuz-mrs-pennington/
Yazan: I. B. Ziyaretçi Tarih: February 10, 2009 11:14 PM
Son derece haklısınız İ.B.Ziyaretçi Bey;
Ben de Mustafa Bey ve onun gibi insanları hayretle izliyorum.
Tespitiniz de ayrıca çok başarılı; IQ farkı insanı bir yerde ümitsizliğe itebilir..Ama bunu da görmüyoruz.
.
Programı izleyemedim ama olanları tahmin etmek zor değil:)
Yazan: dr.sibel Tarih: February 11, 2009 8:11 PM
Ya mustafa bey, su yazdiklariniza kendiniz inaniyor musunuz allahaskina?
http://www.darwinday.org/
"a global celebration of science and reason"
Bakin dunya darwin'in dogumgununu "akil ve bilimin" gunu diye kutluyor, siz hala amerikada gericilerin bayraktarligini yaptigi yuzyillar onceki dusunceleri asilamakla, insanlarin inanclarini kamu alanina pazarlamakla ugrasiyorsunuz. Birakin bu kafayi artik, yazik bu ulkeye.
saygilar.
Yazan: kani sarasyan Tarih: February 12, 2009 12:17 AM
Kani Sarasyan yorumunun çağrıştırdığı iki anekdot:
1.Fi tarihinde bir gavur memleketinde iken Adanalı bi çocuk gelmiş idi (bir devlet dairesinde müdür olan babasına rüşvet olarak bir iş adamı burs veriyordu) oraya. Baktım iki gün sonra oğlan ortalıkta nerde ise G-string denecek beyaz bir şort ile dolaşmaya başlamış idi.
"Ulan bu ne" dediğimde cevabı şamar gibi idi:
-Abi onlar giyiyorlar. bizim ne aşağı tarafımız var?
0000000000000000000000000000000
Anekdot 2:
70lerde bir şarkıcı vardı Neco diye. Bir gün Hey dergisinin kapağında tam sayfa resmi vardı yüzü kırmızı beyaz ve maviye boyanmış. Ve ibare "Leo Sayer'i Türkiye'de uyguluyorum".
(daha önce Leo Sayer de yüzünü İngiliz bayrağı şekilde boyamış ta onu "uyguluyorumuş" sanatçı.
Bu sanatçının kızı Ayşe Özyılmazel de sanatçı düşünür felan olmuş. Bir kaç ay önce bir yazısını okuıdum.
"Fifty cent" adlı grubun rapının yayınlanmamasını protesto ediyordu şu felsefe ile:
"El alem çatır çatır yayınlıyor. biz niye yayınlamıyoruz?".
....
Hay Allah! Dalmışım..
Arkadaş "el alem Darwin'in doğum gününü kutluyor. siz hala... "deyince hatıralar depreşti.
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: February 14, 2009 8:32 PM
Çağrışım bu ya, bizim de bir Coşkun abi vardı. Çok ilim sahibi adam, Amerika'nın en iyi mühendislik fakültesinden mastır almış falan. Aynı zamanda çok iman sahibi; imansızı gözünden tanır, haddini bildirir, ondan müslümanı yoktur yani.
Neyse, Coşkun abi kokoreç yemeyi pek severdi, hergün yemeden duramazdı. Birgün beraber balkonda otururken baktım, karşıdaki ecnebi komşular oturmuş meyve yiyorlar, kiraz, kayısı, incir... 'Ya Coşkun abi' demiş bulundum, 'sen de bak şu adamlar gibi bol bol meyve yesene kokoreç yiyeceğine, daha yararlı'. Coşkun abi hemen ağzımın payını verdi: 'Ulan adamlar b.. yese sen de yiyeceksin, gavurun yediğine özenme de gel kokoreç yiyelim' dedi, afiyetle yemeye devam etti kokoreçleri. Tabi hem ilim hem iman sahibi olunca aynı zaman da edepli de oluyor insan.
Gel zaman git zaman duydum ki Coşkun abi sarılık olmuş, hastaneye yatırmışlar. Ziyaretine gittim. 'Ya gördün mü' dedi ben görünce, 'namussuz siyonistler ortalığa sarılık mikrobu yaymışlar. Tabi benim gibi külyutmaz müminlerle ancak böyle baş edebiliyorlar'.
Yazan: Balbazar Tarih: February 15, 2009 5:16 PM