« Gazze İçin Ne Yapmalı? | Ana Sayfa | Hamas’a Kulak Verelim »
January 5, 2009
İsrail ABD’yi Nasıl İkna Ediyor?
[5 Ocak 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
İsrail’in ölüm makineleri Gazze’yi vurmaya devam ediyor. Ben bu satırları yazarken öldürülen Filistinli sayısı 500’e varmıştı ve bunların 100'den fazlası masum sivillerdi.
Yahudi Devleti’nin bu hayasız “devlet terörü”nü lanetlemeye devam edelim. Gazze halkının acısını da biraz olsun dindirmek için elimizden geleni yapalım. (Kimse Yok mu Derneği’nin Filistin için başlattığı acil yardım kampanyasını tavsiye ederim.) Ancak bunları yaparken, Filistin’deki masumların acısını paylaşırken, bir taraftan da “bunun önü nasıl alınır” diye düşünelim.
İlk belirlememiz gereken gerçek, Filistin’in silah yoluyla huzura ermesinin mümkün olmadığı. Hamas’ın elinde el yapımı gariban Kassam füzeleri var; İsrail’in elinde dünyanın en gelişmiş silah teknolojisi. Çatışma devam ettiği müddetçe, olan, Filistin tarafına olacaktır. Filistinliler “misilleme” diye ancak İsrailli sivillere zarar verebiliyorlar ki, o da zaten asla istenecek ve savunulacak bir şey değil.
Bu yüzden çözümü askeri değil siyasi alanda aramak, barış ve güvenliği sağlayacak bir “siyasi akıl” geliştirmek gerek.
Bu işe girişince de, ilk karşımıza çıkan gerçek, ABD’nin İsrail’e verdiği kayıtsız-şartsız destek. Bunun varlığını hepimiz biliyor, neo-conların, “Hıristiyan Siyonistler”in ve İsrail lobisinin bu işteki rolünü sürekli gündeme getiriyoruz. Ama gelin biraz da bu işe yakından bakalım. İsrail Amerika’yı nasıl “bağlıyor”, bir görelim.
Bu iş sadece Amerika’daki Yahudi nüfuzu ile değil, aynı zamanda etkili bir propaganda ile gerçekleşiyor. Bunun merkezinde de özetle şöyle bir argüman var:
“Filistinlilerin, hele de Hamas gibi İslamcı olanların derdi, İsrail ile yan yana yaşamak değil; onu mutlaka yok etmek. Onun için her verdiğimiz tavizi, bize yeniden saldırmak için kullanacaklar. Zaten bakın 2005’te Gazze’den çekildik, ama oradan bize hala füze yağıyor”.
Bu argümanı savunanlar, ikna ediciliklerini artırmak için, “İsrail’i haritadan silin, Yahudileri denize dökün” diye vaazlar veren öfkeli imamların görüntülerini, “her ağacın arkasına bir Yahudi saklanacak, tek tek bulup öldüreceğiz” diye hadis destekli tehditler yağdıran radikal şeyhlerin sözlerini kullanıyorlar. Buradan da “madem öyle, bunları baştan ezelim” mantığını çıkarıyorlar. Mesela, bakın, İsrail’in Gazze saldırısını hararetle savunan koyu Siyonist yorumcu Jeff Jacoby, geçen Perşembe günü Boston Globe’da yayınlanan yazısında şöyle diyor:
“Soykırımcı cihatçılar ve diğer ölümcül düşmanlar, yumuşak sözlerle, müzakereyle, rüşvetle durdurulamazlar… Kendilerini İsrail’in yok edilmesine adamış olan Hizbullah, Hamas ve FKÖ gibi düşmanlara karşı gösterilen iyi niyet jestleri, iyilikle karşılık bulmaz. Barış görüşmeleri, barış getirmez.”
Jacoby, buradan hareketle şu hükmü veriyor: “Eğer İsrail kalıcı bir barış istiyorsa, ilk yapması gereken kalıcı bir zafer kazanmasıdır.”
“Zafer” dediği de, on gündür süren vahşetin daha da genişletilmiş versiyonu…
Evet, durum bu. İsrail’in propaganda makinesi, “İslamcı” deyince zaten ödü kopan Amerikalıları işte böyle ikna ediyor. Peki, sizce bu tablo karşısında nasıl bir “siyasi akıl” geliştirmek gerek?
Benim cevabım, Filistin tarafında ve İslam dünyasının genelinde yaygın olan “İsrail’i yok etmek” hedefinden ve söyleminden vazgeçmek gerektiğidir. Bu söylem, hiç bir işe yaramadığı gibi, sadece adil bir barışa yanaşmak istemeyen İsrail’in reddiyeci ve saldırgan tutumunu besliyor, Gazze’dekine benzer katliamlara bahane oluşturuyor.
Buna mukabil eğer daha mutedil, İsrailli sivilleri hedef almayan, İsrail’in var olma hakkını kabul eden, ama onu 1967’de işgal ettiği tüm topraklardan çekilmeye ve olabildiğince adil bir barışı kabul etmeye zorlayan bir dil kullanılırsa, Filistin tarafı “ahlaki üstünlüğü” açık bir şekilde kazanmış olur. Bunun da Amerika’yı, özellikle de Obama Amerikası’nı olumlu etkilememesi imkânsızdır.
Bu yaklaşımı saflıkla ve hatta “ihanet”le eş değer gören, “İslami bakış” ile radikal bakışı nedense eş anlamlı sayan bazı Müslümanlar, “İsrail ve Amerika asla kötülükten geri durmaz; vahşet onların özünde var” diyorlar. Bu da dikkat ederseniz Siyonist propagandanın “cihatçılar” hakkında söylediğinin aynısı. Oysa her tür siyasi radikalizmin siyasi sebepleri ve dolayısıyla çareleri var.
Eğer bu görülmez ise, Filistin’deki tabloyu değiştirecek adımlar da atılamaz. Mevcut tablonun en çok kime zarar verdiği ise ortada.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 5, 2009 2:43 AM




Filistin hakkında çok az şey biliyoruz. Bir kez daha gördük.
Filistin hakkında ahkam kesenler de aynı.
Dün tvde İsrail'de İsrail'in vahşetini protesto eden İsrail vatandaşlarını görüpte size katılmamak olur mu?
Müslümanlar Müslüman ahlakını göstermeli.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: January 5, 2009 8:57 AM
Mustafa abi, Eline sağlık yazınızı çok beğendim. Sebep her ne olursa olsun hiç bir sebep o mahsum insanların insafsızca katedilmesine değmez yanlız inlginç olan şu başta müslüman alemi sonra tüm dünya ülkeleri buna dur demesi lazımkenisraili savunan ülkeler bile var. Umarım bir an önce gazedeki katliam durur hepimiz barış ve huzur içinde yaşarız.
Yazan: mehmet ulaş Tarih: January 5, 2009 10:59 AM
Ah ah ki ne ahhh!
İlk olarak Mustafa Bey Kardeşimn için "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" ifadesini kullanmak zorunda olduğum için bir "ahh" daha!
"Bu iş sadece Amerika’daki Yahudi nüfuzu ile değil, aynı zamanda etkili bir propaganda ile gerçekleşiyor. (MA)
Şimdi "nüfuz sahibi olmak" ve "etkili propaganda" farklı şeyler mi oluyor?
Nerden başlasam veya başlasam mı bilmiyorum ki.
Siz hiç araştırdınız mı Mustafa Bey kardeşim bu "etkili propaganda" ve "nüfuz" mekanizmalarını?
Son olarak Madoff Skandalı var idi ondan önce Boesky, Millken ve Jackoff ve daha niceleri . Her biri de milyarlarca dolar götürdüler. Her biri de Yahudi idiler ve azılı Siyonist Yahudiler. Ve her biri de bu paraları "gentile" dan "Jews" a transfer ettiler!
Ne alakası var di mi?
Peki bu olaydan sonra neden olayın haberinde bütün Batı medyası tek sesten "paRA KAYBEDEN yAHUDİLER" LİSTESİ SUNDULAR. Spierlberg, Wiese, Yeshiva University vb..oYSA BU "PONZİ sCHEME" DEN MILYARLARI GÖTÜRENLER yAHUDİLER İDİ.(ilgi duyanlarta kaynaklar sunulur).
Peki Bu "Batı Medyası" deylp geçtiğimiz kuruluşları kimler kontrol ediyor hiç incelediniz mi yoksa bu soruyu soran herkese "aklını yAhudi Komploısuna takmış antisemit" deyip geçmek zihin konforunuzua daha mı uygun geldi?
Siz verilerle konuşmayı seven objektif konuşmayı seven bir gazetecisiniz. O zaman alın size veri:
Bundan 10-15 yıl önce ABD'de yapıuln bir araştırmada medya mensuplarının (yoksa siyasi medya mı idi emin değilim) yüzde 60'ının Yahudi olduğu ortaya çıkmış idi. İsterseniz kaynağı araştırır verileri ortaya koyarım.
Oysa ABD nüfusunun sadece yüzde 2- 2.5' i YAhudi!
Bu Medya mensupları ile ilgili.
Medya Patronlarının yüzde kaçının Yahudi olduyğu konusu "yasaktır" konuşulmaz konuşana da "antisemit" denir.
Ben size söyleyeyim:
Bundan 7 yıl kadar önce ABD' nin en büyük medya kuruluşundan en az 4 ünün başında Yahudiler vardı. Şimdi durumun değiştiğine dair emare yok (ABC, CBS. NBC, Fox, CNN).
Bazı konularda ön yargılarınızı teyid edici verilere baş vurmak, bazılarında aynı ön yargılarla çelilşen verileri göz ardı etmek hele hele "kafayı Yahudilikle bozmuş marjinallerin ürünü" demek bana ,seçimlerden önce "Ak Parti yüzde 45 in üzerine çıkacak" diyen Erdemli Tarhana'ya giydiren karnını kaşımayanların entellektüel ahlakını çağprıştırıyor!
Kanaatimce daha dürüst duruş, " Yaw bu Yahudiler hakkında doğruyu söylemek ölüm öpücüğü olur adama" demetir.
Washington'da bir "düşünce kuruluşunun" başındaki bir dostum Türkiye'ye bir konferansa gelmiş idi. Ona
"Niye Filistin'den hiç bahsetmiyorsunuz" diye sorduğumda cevabı gayet dürüst idi:
"Delimisin? Bu bizim için intihar olur"
Yazan: I.B. Ziyaretçi Tarih: January 5, 2009 11:08 AM
akıl zulum yapıyor,cehalet zulum görüyor.yüzyıllardır sömürü mantıgını işletmiş batı,yine aynı şeyi yapıyor.katledilen Dünya'nın baska cahil milletlerinden ne farkı var filistinlilerin.
dini ayrımcılıgın kalın cizgilerini görebiliyoruz,batının verdiği tepkiden.israil göz göre soykırım yapar,batı kendini savunuyor der.türkiye yapmadıgı ermeni soykırımı anlatmak için batının ağzına düşer.
çifte standarlar devam ettikçe,zulum ve savaşlar devam edecektir.insanın çirkin yüzü,pek o kadarda insan değilmişiz.dünya'nın savaşsız 1 günü bile geçmiyor.sebeb?insanlar neden savasır?bunu irdelemek gerekir diye düşünüyorum.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: January 5, 2009 1:34 PM
İ.B.Ziyaretçi arkadaşın haması destekleyen ve konuyu bildiği havası veren yazılarına bakıyorum..meseleye duyarlı falan tamamda..kendisinin çözümü nedir?
etkili nüfuz,etkili propaganda birbiriyle bağlı şeyler zaten..bunları çok büyük bir hata bulmuş gibi dile getirdikten sonra bekliyoruzki büyükde bir çözümü var..anladığım kadarıyla çözüm dediği şey hamasın direniş denilen tutumunu devam ettirip,tükenene kadar israille savaşmaya çalışması..
zaten israille barışıp yaşamaktansa gazzelilerin hepsi ölsün daha iyi gibi bir şey görüp dehşete düşüyorum doğrusu..
çözümü nedir bu arkadaşın?..+
Yazan: mert Tarih: January 5, 2009 1:34 PM
Şimdi Mustafa Bey'in yazdığı gazetenin grubuna ait 24tv'de Israil'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy ile bir röportajı iziliyordum.
Bizzat Elçi Egemen Bağış gibi bir çok siyasetçi ve Aydın Doğan medyasının pek çok mensubundan, "siyasi doğrucu" aydınlarımızdan sıkça duyduğumuz ve malesef Mustafa Bey'in de bir önceki yazısında tekrarladığı "pek çok Isral'li de bu saldırıları kınıyor" mitini bir kere daha kefene koydu.
Diyalog şöyle idi:
Gazeteci:
"Olmert Hükümeti'nin Israil'in bu saldıryı Kadima Partisi'nin seçim sansını arttırmak için yatığı söyleniyor. Bu konuda ne diüşünüyürsunuz".
Büyükelçi Levy:
"... Buna sizin de inandığınızı sanmıyorum....Bu büyük bir yalandır. Bütün kamu oyu yoklamalarına göre Israil halkının yuzde 90'ı destekliyor bu operasyonu. Hal böyle olunca hangi parti bundan çıkar sağlayacak ki.."
Elçi böyle diyor ben değil. Unutmayalım "Israil Halkı " içerisinde, yani Büyükelçinin bahsettiği denekler arsında Israil'li Araplar da olmak zorunda. Gerisi aritmetik!
Bu "Israil halkı da karşı çıkıor. Yahudi vatandaşlarımız da karşı çıkıyor" dezenformasyonunu birazcık irelerdim şu yazıda:
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/12/30/mose-saa-kusduum-kusduum/
Chomnsky, Shamir, Finkelstein. Lerner. Ellis gibi bir avuç Yahudi entellektüel ve teolojik nedenmlerle Israil Devleti'nin varlığını "Tanrı'nın Elini Zorlamak" olarak gören Hassidik Yahudiler yanında gene bir avuç ta "niye hepsini nükleeer bomba ile havaya uçurmuyoruz" diyen Armageddon Yahudileri de var.
Yazan: I.B. Ziyarertçi Tarih: January 5, 2009 6:01 PM
Cok önemli noktalara temas etmissiniz
Mustafa Bey, tebrik ederim.
www.kuranisthaber.blogspot.com isimli
blogda yayinlanmakta olan
"BIRLESMIS MILLETLER ÜYELERINE
VE SAYIN BUSH'A ACIK MEKTUP"
baslikli bildirinin ilginizi cekecegini
umuyorum.
Selamlar...
Yazan: Gercegin Dünyasi Tarih: January 5, 2009 7:57 PM
http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=62569 Mustfa Akyol'un bu linkteki richard falk yazısını okuması ve iyi anlaması lazım bence..
Yazan: i.halil Tarih: January 5, 2009 10:33 PM
yorumları okuduğum kadarı ile gördüğüm şey;
olayın sebebi ve çözümü hep "bahaneler" üzerinden konuşuluyor..
"kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapma" düsturunu ve bu bakış açısıyla empati yapmayı hep ihmal ediyoruz..
sıcacık evlerimizde, pc başında kahvelerimizi yudumlarken, hırsızdan cok ev sahibini suclamak kolay!
_aman canım, sende! biliyorsun hırsızın huyunu, daha cok calışıver, yeniden alıver,olmadı;çıkıver evinden!.. dünyanın düzeni bu!
hal böyle iken, kendimizi çemberin dışında tuttukça, "aslolanı konuşmayı ötelemek" kaçınılmaz görünüyor..
sayın mustafa akyol yazısının bir bölümünde mealen şöyle demiş;
""""israil ne kadar saldırgan tavırlar içinde ise, hamasında ondan aşağı kalır yanı yok! ve bu çekişme, yaşanan gerginliğin nedeni.
tamam israil tü! kaka! da, hamas da biraz alttan alıversin..
barış olsun,
çiçekler açsın,
bahar gelsin,
çocuklar gülsün,
naynay da nay nay...""""
bugün, birilerinin açıkça "terörist" ilan ettiği, birilerinin de lafı dolaştırarak bu manaya getirdiği hamas, herşeyden önce, ezici çoğunlukla iktidar olmuş, yaşama ve varolma hakkını savunan, askeri kanadının yanında , sağlık ve eğitim gibi hizmetleride veren bir hükümettir..
biz beğensek de, beğenmesek de, gazze halkı kendi durum ve şartlarında bunu tercih etmiştir..
filistin katliamı ile ilgili en son gördüğüm resim karesi, 3 çocuğunu birden kaybeden bir baba idi..
sâhi,
hamas olmasaydı bu cocuklar ölmeyecekti mi diyoruz şimdi?
asıl katili ne cabuk kanıksadık :(
...................
ünal batu;
""Çaresiz, aşağılanmış, kırılmış, kıyılmış bir halk, can havliyle, kime sarılsa, kimin silahının, taşının ve duruşunun arkasında biraz başını dikleştirse, onun "terörist" ilan edilişi.
Epeydir "canlı bomba" eylemlerine de son vermiş "Terörist", salladığı füzelerle hakikaten can aldığında... Bir, iki, üç, bilemedin dört...
"Terörle mücadele" devletinin, dörtte biri çocuk, dört yüz canla kapıyı açması... kapıları kırması.
"Meşru müdafaa"nın devlet halinde örgütlenmiş en ahlaksız hali.
Denizaltısız, tanksız, uçaksız, uçaksavarsız... dermansız bir halka, sırf içlerindeki "direniş" tutkusu bitmiyor diye, "milliyetçi ve laik" iken de "terörist", "dinci, cemaatçi" iken de ille "terörist" denmesi.
"Terörist"in önüne "Arap" konup ırkının, kökeninin; "İslam" konup inancının "terörize" edilmesi.
Neyi kutsal, neyi kendi bildiyse, hepsinin kirletilmesi. """
...............
""Öldürülen her çocuğun ardından, dünyanın tüm mazlumları, lanetlileri ve isyancıları ile birlikte deseniz ki, "Hepimiz Filistinliyiz"...
Dünyanın güçlüleri çıkıp deyiveriyor ki... "Evet, hepiniz öylesiniz"!
O zaman geriye şu kalmıyor mu:
Dünyanın bütün Filistinlileri, birleşiniz! ""
Yazan: rabia taşcı Tarih: January 6, 2009 10:36 AM
mustafa bey,
biraz önceki mesajımda, yaptığım alıntıdaki bir yanlışlığı bildirmek istedim..düzeltmenzi rica ediyorum..
alıntı yaptığım yazar, UMUR TALU dur..
teşekkürler..
Yazan: rabia taşcı Tarih: January 6, 2009 10:40 AM
Bir süre önce Economist'te çıkan bir yazıdan söz etmiştim. "Why we are, as we are". Orada Darwin gerçeğinin bilincine varılarak geleceğe yönelik politikalar üretilmesi gerektiğine işaret ediliyordu. Yani insan, ister tek başına, ister bir topluluk şeklinde olsun her zaman hayatta kalma mücadelesinin uzantısı olarak savaşlara sebebiyet verme eğilimindedir. Aksini düşünmek ütopi olur. Economist'te değinilen ikinci önemli nokta, evrimin yalnızca anatomik bir değişim olarak algılandığı, oysa insan düşünce sistemleri ve davranış biçimlerinin de evrime tabi olarak değiştiği idi. Bu bağlantı ile benim vurgulamak istediğim, evrimi iyi anlamanın, örneğin yukarıda okuduğum bir yorumda, 'insanlar neden savaşır? Bunu irdelemek gerekir' gibi bir gerekliliğe başlangıç teşkil edebileceğinin bilincine varılması ve ona göre çözümler üretilmesidir. Aksi takdirde, insanların nasıl bu kadar acımasız olabildiğine şaşar durur, geçmişe ve geleceğe birer Asr-ı Saadet oturtarak bu hayalin özlemi ile yaşarız.
Yazan: nilgün Tarih: January 6, 2009 3:11 PM
Mustafa beye bir kez daha teşekkür ediyorum.Müslü
man vicdanın en rahat kışkırtıldığı şu günlerde
müslümanları islama (barış-huzur-teslimiyete)davet ediyor.Evet israilin,vahşeti,acımasızlığı,kindarlığı,ırkçı tavrı,bizleri kendisine benzetemiyecektir.İsrailin geri adım atmasını beklemek,insafa gelmesini beklemek,akıl dışı,peki filistin halkının bu günkü çektiği sıkıntıyı bir an önce sona erdirmek kimin talebi olmalıdır.Şöyle bir düşünelim,israili ortadan kaldırmadan bu barış gelmez,Amerikayla sonuna kadar savaşmadan bu iş bitmez,Sloganı ne kadar
gerçekci,Şu an Mısırın tavrı ortada,elfetihin
durumu ortadayken suudların tavrı ortadayken,suriyenin ve diğer müslümanların durumu ortadayken,filistine gelecek barış,kimin eliyle olucaktır.İran dan hiç bahsetmiyorum.Çünkü
varlık sebebi sünni dünyaya ideolojiyle tanımladığı mezhebi din anlayışını ihraç etmek.
Bu durumda filistinli kardeşlerimizi nasıl kurtarmalıyız.
Dünya müslümanlığı Avrupada,Amerikada,bireysel zenginlik peşindeyken,yahudiler Amerikan siyasetini kurumsal zenginlikleriyle etkileri(lobi)altına aldılar.Niçin Sürekli savaşı akla
getiren müslümanlar,Kur'anla ters düşmiyen kural-
lı kapitalist sınıf yaratamadılar.Bütün cemaatlar Avrupada, Amerikada ,kendi cemaat sayı
larını arttırırken,Her gün küfrettiği Avrupa bir
liği sayesinde Almanyada inanılmaz kapitale sahip olan ve örgütlenme özgürlüğü bulan,ve
ve bu kapitali türkiyede bir partinin kasasına aktarmaktan başka hiç bir işlevi olmıyan,O meşhur teşkilat,Niçin Avrupa siyasetini kuşatacak ,etki altına alıcak lobi çalışmalarını
başlatmadı,çünkü oportünist mantık,hep kalplerin
deydi,Zengin petrol milyarderleri,niçin Amerika-
da siyaset dilini kullanamadılar.Slogonlarla,hamasetle,milliyetçilik le filistine huzur gelmiyor.Hayatı boyunca cami cemaatından sürekli para dilenen o müftü,o imamın ,cemaatten önce 10 lira parasının camiye nasip olduğuna ben kendi çevremde tanık olmadım.Sürekli istemiştir ancak kendisi hiç vermemiştir.Sanki ahirette salih amel bir tek cami cemaatına lazım.İşte bu insanlar şimdi "Allahım şu israili Kahr isminle kahr et "diye anne karnındaki yahudinin de yok olması talebiyle,Allaha dua ederek filistinlilerin saflarında olduklarını gösteriyorlar.Düşünün Barışta 10 lirasına kıyamıyan,kendi camisine yoksuluna,yardım edemiyen bu sınıf filistinli için ağlıyor.
Beyler; Kendisiyle yüzleşmiyen insanlar,Amerika
ve İsraille yüzleşerek vicdanlarını rahatlatıyorlar.İttiadi islamiye diye turancı,ırkçı paradigmayı sürekli pompalıyan,ve silahlı mücadeleyi tek yöntem olarak belirliyen,
bu zihniyet ,filistin halkının ağlamasını sadece
vitrin olarak kullanmakta,işte itirazımız buna dır.Lütfen şunu bir düşünün,müslüman dünya,bilmediği kavramları,(kapitalizmi,demokrasiyi,laikliği)sorguladığı kadar,orta doğuda otariter ve totoliter rejimleri hiç sorguladımı?Amerikanın ırak'taki vahşi savaşını sorguladığı kadar,saddamın yok ettiği onbinlerce insanı sorguladımı?2007 deki hamas- el fetih savaşındaki öldürülen masum çocukları,sorguladımı?O öldürülen masum çocuklar için cami çıkışında eylem yapıldığına tanık oldunuzmu?İşte itirazımız bu iki yüzlülüğedir.Ancak savaştan beslenen bu zihniyete dir.Ne israil den Ne Amerikadadan bu vahşeti durduracak adım atmalarını beklemek saflık tır,geriye iki yol kalıyor,ya şiddet,yada diplomasi dili ve siyaset,bir 3.yol varsa tartışalım.
Yazan: özgür akıl Tarih: January 6, 2009 5:09 PM
Bazıları medyada, sağda solda “Biliyoruz Israil zalim ama biliyorsun taş atarsan ne yapacağını. Niye atıyorsun” diyorlar. Ve fakir gibi bu “çözüme”(!) karşı çıkanları duygulsal, hamasi, radikal, antisemit .. ve daha neler olmakla suçluyorlar.
Teşbihte hata olmaz bu “çözümü” daha önce Kitty Genovese'e , New York sokaklarında ırzına geçilip öldürülürken karşı koymak yerine “sırt üstü yatıp anın tadını çıkarmayı” çözüm olarak önermeye benzetmiş idim James Zogby’den esinlenerek.
“Ama Hamas ateşlesi bozmasaydı bunlareın hiç biri olmayacaktı. Hep beraber Kumbaya söyler kimsenin asabını da bozmazlardı ” diyenler ya cühela, ya zihinsel özürlü, ya ahlak çukuru, veya bunların herhangi bir birleşeni. TVlerde gazetelerde olanları seyrederken "sosyal Darwinizm" ifadesini kullanma kaabiliyeti olanların tasvir etmeyeyim yorum kuralları gereği.
Mustafa Bey’i tabii ki tenzih ederim. Onun niyeti halis ama ahh ne büyük yanılgı!
O mutlaka biliyordur son 6 aylık “ateşkes döneminde” Israil’in 1500 kusür defa “ateşkesi” ihlal ettiğini onlarca Filistinliyi katlettiğini, ateşkes anlaşmasının ana maddesi olan “serbest giriş” çıkışa hiçbir zaman musade etmediğini, ve son birkaç aydır da ilaç yiyecek girişine dahi izin vermediğini! Ve gene çok iyi bilmesi lazım “terörü lanetleme” ve “Israil’i tanıma” karşılığında Israil’in Arafat’a Abbas!a neler verdiğini.
O zaman “çözüm” ne demiştiniz? Neyin çözümü? Kiminle? Hangi şartlarda? Irz düşmanının kurbanına “ sessiz ol birkaç dakika daha yaşa” çözümü demek hiç te abartma olmaz. Kimse okudu mu acep Israil’in (pardon ABD’nin) önerdiği 3 maddelik “çözüm önerisini”?
Ne dediniz? Radıkal, hamasetçi mi? Başka bir şey deneyin.
Ben sizler kadar akıllı değilim. Bakın Israilli ünlü bestekar/orkastra yönetmeni Daniel Barenboim de değil. Ve aşağıdaki yazının sahibi bir diğer Israilli merşhur müzisyen Gilad Atzmon hiç değil.
Laikliği dünyaya öğreten akıllı mantıklı hür düşünceli felan dehalardan tez elden Israil dahil dünyanın her yerine ithal etmeli. Oldukça uzun yazının tamamını koymak zorundayım mana bütünlüğü kaybolmaması için. Yayınladığı için Mustafa Bey’e teşekkürler. (vurgular bana ait).
=========================
ÇALINTI TOPRAKLAR ÜZERİNDE UZATMALARI OYNAMAK
Gilad Atzmon*
İsraillerle konuşursanız küçük dilinizi yutarsınız. İsrail Hava Kuvvetleri, gün ışığında yüzlerce sivil, yaşlı, kadın ve çocuk cinayeti işlerken, İsrail halkı bu şiddet destanında asıl kurbanların kendileri olduğuna inanmayı başarabilir.
İsrail halkıyla aşina olanlar onların hayatlarında hüküm süren savaşın kökleri hakkında tamamen bilgisiz oldukları gerçeğini fark edecektir. İsrailliler sıklıkla İsrail jargonunda anlamlı tuhaf savlar ortaya sürmelerine rağmen, bunlar Yahudi mahallesi dışında işe yaramaz. Bunlardan biri: “Bu Filistinliler neden bizim (İsrail) toprağı üzerinde yaşamakta diretiyorlar ki, neden Mısır, Suriye, Lübnan ya da diğer bir Arap ülkesine gitmiyorlar?”. Diğer bir İbrani bilgelik incisi de, “Filistinlilere ne oluyor? Onlara su, elektrik, eğitim veriyoruz ve onların yapmak istedikleri bizi denize dökmek” diyecektir.
Şaşılacak şekilde, İsrailliler arasındaki sözüm ona “sol” ve hatta eğitimli “sol” bile, Filistinlilerin kim olduğunu, nereden geldiklerini ve neden direndiklerini anlamayı başaramaz. Filistin’in Filistinliler için vatan olduğunu kavrayamaz. Mucizevi olarak İsrailliler, İsrail’in, Filistin halkının harcama pahasına, Filistin toprağında, Filistin köylerinde, kasabalarına, tarlalarında ve bahçelerinde kurulduğunu anlamayı beceremez. İsrailliler Gazze ve bölgedeki mülteci kamplarındaki Filistinlilerin aslında Ber Shive, Yafo, Tel Kabir, Şeyh Munis, Lod, Hayfa, Kudüs ve diğer kasaba ve köylerden yerlerinden edildiklerini bilmez. Eğer İsraillilerin kendi tarihlerini nasıl bilmediklerini merak ediyorsanız, cevap basittir, onlara öğretilmez. İsrail-Filistin çatışmasına neden olan şartlar kültürleri içinde iyi saklanmıştır. Bölgedeki 1948-öncesi Filistin uygarlığı silinmiştir. Yerli Filistinlilerin 1948’deki etnik temizliği Nakba, İsrail müfredatında yoktur. Hatta İsrail resmi ya da akademik toplantılarında bile tartışılmaz ve adı geçmez.
Neredeyse her İsrail kasabasının tam merkezinde, epey tuhaf, neredeyse soyut bir boru işi, 1948 abidesi yer alır. Bu tesisat işinin adı Davidka’dır ve aslında 1948’de kullanılan İsrail havan topudur. İlginç olan şudur ki Davidka aslında inanılmaz etkisiz bir silahtır. 300 metreden uzağa işlemez ve çok sınırlı zarar verir. Davidka’nın zararı asgari olsa da, oldukça fazla ses çıkarır. Resmi İsrail tarih anlatımına göre, Araplar, yani Filistinliler, Davidka’nın sesini uzaktan duyduklarında hayatları için kaçışırlarmış. İsrail anlatımına göre, Yahudiler, yani “yeni İsrailliler”, biraz havai fişek yapar ve “Arap ödlekler” aptallar gibi kaçarlarmış. İsrail resmi anlatımında, Davidka’nın öncesinde gelen genç IDF ve paramiliter birimlerinin yaptıkları katliamlardan bahsedilmez. Aynı zamanda Filistinlerin topraklarına ve evlerine dönmelerini yasaklayan ırkçı kanunlardan da iz yoktur.
Yukarıda anlatılanın anlamı oldukça basittir. İsrailliler tamamen Filistin davasından bihaberdir. Yani Filistin davasını sadece kanlı mantıksız bir delilik olarak yorumlayabilirler. İsrail’in Yahudi merkezci soliptik evreninde, İsrailli masum bir kurbandır ve Filistinli barbar bir katilden başka bir şey değildir.
İsrailliyi geçmişiyle ilgili karanlıkta bırakan bu mezarsı durum, herhangi bir gelecek uzlaşı olasılığını da yok etmektedir. İsraillinin çatışmayla ilgili idraki asgari olduğu için, “düşmanı” temizlemek ya da yok etmek dışında herhangi bir muhtemel çözümü tasavvur edememektedir. Tüm İsraillilerin bilmesine izin verilen yegane şey Yahudi acılamasının fantezi anlatımlarıdır. Filistinlilerin acısı onların kulağına tamamen yabancıdır. “Filistinlilerin dönme hakkı” ona matrak gelmektedir. Hatta en ileri “İsrailli insancıllar” bile, toprakları yerli sakinlerle paylaşmaya hazır değillerdir. Bu Filistinlilere, her şeye rağmen özgürlükleri dışında başka seçenek bırakmamaktadır. Açıkçası, İsrail tarafında barış için bir muhatap yoktur.
Bu hafta Hamas’ın balistik yetkinliği hakkında daha fazla şey öğrendik. Besbelli ki Hamas İsrail’e uzun zamandan daha fazla olarak itidalli olmuş. Güney İsrail’e çatışmayı yaymaktan hep kendini geri tutmuş. Bana göre Sderot ve Ashkelon’a tek tük düşen Kassam füzeleri bana esaret altındaki Filistinlilerin verdiği mesajlarından başka bir anlam taşımıyor. Çalınmış topraklara, ev arazilerine ve bahçelere verilen ilk mesaj, “Ey sevgili toprağımız, seni unutmadık, senin için burada hala savaşıyoruz, er ya da geç geri geleceğiz, bıraktığımız yerden yeniden başlayacağız” diyor. Ancak mesaj aynı zamanda da İsraillilere de: “Siz, oradakiler, Sderot, Beer Sheva, Ashkelon, Ashdod, Tel Aviv ve Hayfa’dakiler, farkında olun ya da olmayan, çalıntı topraklarımız üzerinde yaşıyorsunuz. Hemen toplanmaya başlasınız iyi olur çünkü zamanınız doluyor, sabrımızı tükettiniz. Bizlerin, Filistin halkının, kaybedecek artık hiçbir şeyi yok”. Bununla yüzleşelim, İsrail’deki gerçekçi durum daha çok ölümcüldür. İki yıl önce Hizbullah roketleri kuzey İsrail’i vurdu. Bu hafta Hamas, İsrail’in Güney’ine balistik intikam kokteylleri servis edebileceğini ispatladı. Hizbullah ve Hamas’ın her iki durumunda da, İsrail askeri cevap veremedi. Sivilleri öldürebileceğinden şüphe yok fakat roket atışlarını durdurabilmekten aciz. IDF, ya tüm İsraillin üzerini örtecek bir beton tavan yapacak ya da koruyamayacak. Belki de ilahi nihayette bunu planlıyorlardır.
Ancak hikayenin sonundan daha çok uzağız. Hatta daha başındayız. Her Orta Doğu uzmanı, Hamas’ın Batı Şeria’nın kontrolünü saatler içerisinde ele geçirebileceğini bilir. Aslında, Batı Şeria’daki PA ve Fetih kontrolü IDF sayesindedir. Hamas, Batı Şeria’yı aldığında, İsrail’in en büyük nüfus merkezi Hamas’ın merhametine kalacaktır. Bunu göremeyenler için söyleyelim, bu Yahudi İsrail’in sonu anlamına gelmektedir. Bugün, üç ay sonra ya da beş sene sonra olabilir; olay “eğer”den çok “ne zaman”dır. Tüm İsrail Hamas ve Hizbullah’ın füze menzilinde olduğunda, İsrail toplumu çökecek, ekonomisi iflas edecektir. Kuzey Tel Aviv’deki müstakil bir villanın fiyatı, Kiryat Shmone ya da Sderot’taki kulübeyle aynı olacaktır. Tel Aviv’i tek bir füzeyle vurulduğu zaman, Siyonist rüya sona erecektir.
IDF generalleri bunu bilir, İsrailli liderler de. Bu nedenle zaten Filistinlileri yok etmek için bu savaşı başlattılar. İsrailliler Gazze’yi işgal etmeyi planlamıyorlar. Orada istedikleri bir şey yok. Tek istedikleri Nakba’yı bitirmek. Filistinlileri silmek için üzerlerine bombalar yağdırıyorlar. Filistinlilerin bölgeden gitmesini istiyorlar. Açıkça görülüyor ki işe yaramayacak, Filistinliler kalacak. Sadece kalmayı istedikleri için değil, İsrail ölümcül taktiklerini uyguladığı sürece topraklarına dönüş günleri yaklaştığı için.
İsraillinin gerçeklerden kaçtığı yer de tam burası. İsrail, “dönüşü olmayan noktayı” çoktan geçti. Yok olmaya mahkumiyeti, Filistinli siviller üzerine attığı her bombaya nakşediliyor. İsrail’in kendini kurtarmak için yapabileceği hiçbir şey yok. Çıkış stratejisi yok. Çıkış yollarını müzakere edemez çünkü ne İsrailliler ne de liderliği çatışmadaki temel parametreleri anlayabilmiş değil. İsrail’in harbi sonlandıracak askeri gücü yok. Filistin’den çıkan liderleri öldürmeyi başarabilir, senelerdir de yaptığı bu, buna rağmen Filistin direnişi ve mukavemeti zayıflayacağına daha da güçleniyor. İlk intifada da bir IDF generalinin öngörüsünde olduğu gibi: “Kazanmak için Filistinlilerin yapması gereken tek şey hayatta kalmak”. Hayatta kaldılar ve gerçekten de kazanıyorlar.
İsrail liderleri de bunun farkında. İsrail şimdiden her şeyi denedi, tek taraflı çekilme, aç bırakma ve şimdi de soykırım. Demografik tehlikeyi sıkı bir Yahudi gettosuna dönüştürerek savuşturmayı bile düşündü. Hiçbir şey işe yaramadı. Hamas siyaseti görünümündeki Filistin mukavemeti bölgenin geleceğini tayin edecektir.
İsraillilere kalan tek şey, körlüklerine ve şimdiden hazır ve nazır ölümcül kaderleri olduğu gerçeğinden kaçmaya sıkıca sarılmaktır. Aşağıya doğru yuvarlanırken, İsrailliler bilindik çeşitli kurban ilahileri söylemeye devam edeceklerdir. Benmerkezci üstülükçü gerçekle doldurulmuş olarak, başkalarına yaşattıkları acılara şimdilik kör olarak kendi acılarına boğazlarına kadar gark olacakları günler uzak değildir. Benzersiz şekilde İsrailliler başkaları üzerine bombalar bırakırken birleşik bir topluluk gibi davranmalarına rağmen, biraz canları acıdığında incinebilir masumiyetin ayrık birimlerine, monatlara dönüşmeyi başarırlar. Benlik bilinciyle ve geri kalanlar tarafından algılanan görünümleri arasındaki bu tutarsızlık İsrailliyi canavar bir soykırımcıya dönüştürür. İsraillin kendi tarihini idrak edememesinin de nedeni bu tutarsızlıktır, kendi Devletleri’ni yok etmek sürekli ve sayısız teşebbüslerini kavramalarını da bu engeller. İsraillilerin Shoah’ın (Nazi Soykırımı’nın İbranicesi) anlamını idrak etmelerini ve bir sonrakini önleyebilmelerini engelleyen de aynı tutarsızlıktır. Bu tutarsızlık İsraillileri insanlığın bir parçası olmaktan alıkoyar.
Bir kez daha Yahudiler bilinmez bir kadere doğru yola çıkmak zorunda. Bir nebzeye kadar, kendi yolculuğuma az evvel başladım.
*İsrailli dünyaca tanınmış müzisyen.
Türkçe tercüme için kaynak: Turktime
Yazan: I.B. Ziyaretrçi Tarih: January 6, 2009 9:11 PM