« Dogmalarla Savaşan Atatürk Nasıl Dogma Oldu? | Ana Sayfa | Türk Medyasından Utanmak »

November 24, 2008

Laiklik, Dogma ve Teokrasi

[23 Kasım 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Geçen Çarşamba Star'da yayınlanan "Dogmalarla savaşan Atatürk nasıl dogma oldu?" başlıklı yazım üzerine Radikal gazetesi köşe yazarı Türker Alkan eleştirel bir yazı kaleme aldı. Yazımdaki "çoğulculuk" fikrine katıldığını belirtti, ama diğer bazı görüşlerimi eleştirdi. Seviyeli üslubu için teşekkür ederek ben de bir kaç ilave söz edeyim.

Türkiye’de Kemalizm’in artık bir tür din haline geldiğini artık pek çok insan görüyor ve söylüyor. Ben ise, bunun bazılarının sandığının aksine bir sürpriz olmadığını, geleneksel dinin devlet eliyle toplum yaşamından kazındığı hemen her yerde aynı sonucun ortaya çıktığını söylemiştim. Bir türlü dinmeyen bu “din ihtiyacı”nın da insan ruhundaki “tapınma eğilimi” ile ilgili olduğunu belirtmiştim.

Sayın Alkan ise, bu “tapınma eğilimi”nin ancak "ilkel, geleneksel toplumlar" için geçerli olacağını söylemiş. Oysa sanırım "tapınma"nın anlamını biraz dar almış. Bundan kasıt, sadece bir takım totemlerin önünde yere kapanmak değil. Bu, pre-modern devirde böyledi. Oysa tapınma, insanın kendinden daha büyük, aşkın bir varlığa kendini adaması demek. Bu gözle bakılınca modern çağda kendilerini bir devlete, ideolojiye, lidere, hatta “pop-star”a adayan insanların da pekala "tapınma" tavrı gösterdiğini söyleyebiliriz.

Benim "dogmalarla savaşanların kendileri dogmaya dönüşür" derken kast ettiğim de bu zaten. İnsanoğlu'nun "adanma" ihtiyacı boşluk kabul etmediği için, eğer bunun yönü ilahi dinlerden kesilirse, bu kez laik dinlere yol açılıyor. (Ya da nihilizm gelişiyor ki, o da pek iyi bir alternatif değil.) Bu laik dinlerin varlığıyla da bir sorunum yok. Zaten demokrasi, tüm bu farklı “dogma”ların bir arada var olduğu, ifade bulduğu, siyasal sisteme katıldığı rejim demek. Ama bu laik dinler "devlet idelojisi" haline geldiklerinde demokrasiyi yok edip baskıcı rejimler kuruyor.

Ancak anlaşılan Türker Alkan asıl tehlikenin geleneksel dinlerden geldiği, diğerlerinde o kadar sorun olmadığı kanısında. "En baskıcı, otoriter, dogmatik olan yönetim biçimi, teokrasidir" diye ısrar etmiş. Ama bu iddiasını hangi bulgulara dayandırıyor, merak etmemek elde değil. Teokratik rejimlerin (örneğin İran veya Suudi Arabistan'ın) Nazi, Sovyet veya Kızıl Khmer rejimlerinden daha baskıcı, daha kanlı olduğunu hiç sanmıyorum. Kızıl Khmerler 7.5 milyon nüfuslu Kamboçya’da sadece 4 yıl içinde 1.5 milyon insanı “rejim muhalifi” diye (çoğu kez boğarak) öldürmüştü. Bu “laik” vahşetle boy ölçüşecek “dini” bir vahşet hatırlamıyorum.

Sayın Alkan bir de “Osmanlı’nın yarı teokratik düzenini sürdürerek mi çağdaş dünyada saygın bir yer edinecektik… Akyol, halifelerin, mollaların, ulemanın irşat ettiği bir ülkede yaşamayı ister miydi” diye sormuş.

Oysa Osmanlı’ya “teokratik” demek epey tartışma götürür. “Din adamlarının iktidarı” anlamında teokrasi ne Osmanlı ne İslam geleneğinde vardır. Aksine, din adamları, Harvard’lı hukuk profesörü Noah Feldman’ın son kitabında ısrarla vurguladığı gibi, İslam tarihinde siyasi iktidarın gücünü sınırlandırmış, devletin ihtiraslarından bağımsız bir “adalet” standardını ayakta tutmuştur. (Bu standardın günümüz Türkiyesi’nde ne kadar eksik olduğunu ise her Anayasa Mahkemesi kararında bir kez daha görüyoruz.)

Nerede yaşamak isterdim sorusuna gelince, çok şükür, halimden memnunum. Ama geçmişe yönelik bir tercih yapsaydım, seçimim, tek ideolojinin dayatıldığı “Tek Parti” dönemi değil, ondan çok daha özgür ve çoğulcu olan İkinci Meşrutiyet olurdu. 1908, 1938’den daha “ileri”ydi…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 24, 2008 2:27 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Merhaba Sayın Mustafa Akyol, naçizane fikrimce yazınız yerinde ve güzel.

Bence belki "tapınma" yerine "kulluk etme" ya da "ibadet" tabirlerinden birini kullansanız istediğiniz anlamı daha iyi vermiş olabilirdiniz. Gerçi yazının ileriki kısmında "adanma" kelimesini kullanmışsınız, o da aynı anlamı olmasa da bir benzerini veriyor.

Ayrıca Nazi, Sovyet ve Kızıl Khmer rejimleri hakkında değindiğiniz nokta da çok çarpıcı ve değerli. İnsanların önünde dünyanın yakın tarihinin gerçekleri böylesine apaçık dururken hâlâ dini ve İslâm'ı şiddetle özdeş göstermeleri ne büyük bir aldatmaca ve entelektüel-fikrî şiddettir Allah aşkına! İntihar saldırılarında da aynı gerçek var. Dünyadaki intihar saldırılarının çoğunu Sri Lanka'daki Tamil ayrılıkçıları yapıyor ve bunlar ateist, marksist görüşlü insanlar; Müslüman veya dindar değiller asla.

Ama insanlar biz müminler hakkında hangi yalanları söylerlerse söylesinler. Hiç önemli değil. Biz, çünkü, hakkımızdaki fikri bütün alemlerin fikrinden daha önemli olan Allah'a kul olanlarız.

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: November 24, 2008 11:18 AM

konu laiglig... durun ben hemen bir cakayim mustafa bey e..


sizin gibi gul gibi otoriter cumhurriyetimizin, anayasa mahkememizin, laig burokrasimizin kadir kiymetini bilmez, kuvvayi milliye ruhundan anlamaz, kalpak sevmez, atamizin nasihatlerinden, nakledilen hadislerinden gafil kimseler hala utamadan neler yaziyorsunuz...

tabi evrensel merkez laigliktir... ne demek kemalist laik dogmalik otoriterlik... kemalist laik yorum en birinci fizik yasalarindandir aya da gitseniz marsa da orada da gecer cunku bir kemalist laik dunyaya bedeldir... dunyanin cekim gucune sahiptir hersey onun etrafinda sekillir doner tabi ki bu durumda... diger dinler tabi ki dincilerin dinidir.. gericidir yobazdir... kemalist laiklik din degil tabiatta bulunan bir yasam formudur...

bu vatan 10 kupona alinmadi, sorosculara kaptirmayiz, laikci burokrasimizin arpaligini sattirmayiz... kemalist totemcilige yan baktirmayiz.. her turk laik dogar... dinci tarikatlarin carsafli(chp li olani haric) yobaz halkin dedigimi olacak.. tabi ki en buyuk tehlike budur.. kanar mi mustafa kemal'in evlatlari.. yermiyiz bu dolmalari..

turker alkan nasil da vermis cevabi nasil da koseye sikistirmis mustafa akyol'u ama gordunuz mu burdan bile haklinin kim oldugu anlasiliyor.. muthis cikarim yetenegim, objektif tarih bilgim, ustun muhakemem ve adil yorumlarimla cikartiyorum ben bu inci gibi yorumlari...

hulugu TTTTurbo kemalist matrix yasam unitesi fanusunun icinden bildiriyor...

Yazan: hulugu TTTTTurbo Tarih: November 24, 2008 1:07 PM

Öncelikle şunu belirteyim arkanız sürüsüne bereket insan kaynıyor ve gücünüzü onlardan aldığınıza inanıyorum. Sizi seven, sizi okuyan ve sizi tanıyan o kadar çok insan var ki. Sizin bir kelimenize dünyaları bahşedecek öyle .... var ki. Hepsi boş beyinli! Yahu okuyun da yazın! Dilimde tüy bitti bu derdimi anlatmaya çalışmaktan! Kardeşim ne derdiniz var laik sistemle, demokrasiyle, Atatürk ile... Teokrasi bitti, istediğiniz kadar bağırsanızda, arkanıza adam da toplasanız, yaksanızda, yıksanızda, ayaklanma da çıkartsanız.....BİTTİ! Türkiye Cumhuriyeti sosyal hukuk devletidir! Adam gibi yaşamak istiyorsan, adalet istiyorsan kurallarına uyarak yaşayacaksın. Ötesi yok, dağıtmaya çalışırsan, kuralları çiğnersen sen yok olursun, bize de zarar verdiğinle kalırsın!

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: November 24, 2008 6:02 PM

dünya'yı gezmek zihninizi iyice açmış.tebrik ediyorum.sizin gibi daha çok yazara ihtiyacı var bu ülkenin.gerçi bazen,bazı düşüncelerinize katılmasam da.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: November 24, 2008 6:44 PM

yok sayın akyol bunlara cevap vermeye gerek yok..sıze o elestırılerı yapanda bır dıne mensup elbette...olmalıdırda cunku ınsan dınsız yapamaz...ama bunlar modernlık kısvesı altında puta tapan panatesıtler....bunların putu dogadır ve kucuk cocukların bıle agızına yapıstırmıslar doga ana sozunu...turkıyede bılgı duzeyı arttıkca ınsanlar gerceklerı elbette daha rahat gorebılecekler...

yukarda yazı yazan ve ataturke tapan salakta umarım bıgun gerceklerı gorecektır....

Yazan: akın aydın Tarih: November 24, 2008 7:58 PM

yigithan bey gececeksin bu hukuk gukuk ayaklarini isinize geldimi olur o hukuk isinize gelmedi en umulmadik cambazliklari hokkabazliklari (367 v.b.) guguk seklinde serersiniz ortaya...

asil sizin gibi dolu! beyinli dusunenlerin devri kapandi. kimsenin ne laiklik ne teokrasi ne bilmem ne derdi var... fakat 80 senedir gerdekten cikmayan kerameti kendinden menkul yiyici, sisinmeci, kendinden baska herkesi hor goren asagilayan ve ezen kemalist burokrasi ile insanlarin asil derdi.

hulasa siz o dolu! beyninizi laiklik icin cumhuriyet icin yormayin kimsenin onlarla derdi yok... haa kemalist burokrasi saklabanligi ve onun arpalik derdi ise sorun orasini bilemem...

Yazan: Anonymous Tarih: November 25, 2008 6:43 AM

Destuuur,

Ayaklanma mı?

Nerede?

Kim çıkarmış?

...

Ayaklanmaya ne hacet?

Hacetimizi demokrasi yoluyla, demokrasinin medeni ülkelerde uygulama alanı olan siyaset yoluyla görebildikten sonra ayaklanmaya ne gerek var?

Kurallarıma uyacaksın ve yaşayacaksın diyenler utansın. Seni ben var ettim, benim istediğim gibi diyenler; hem beni varettiklerini sandıklarından, hem de onların istediği gibi yaşamayı dayattıklarından utansınlar.

Ben demokrasilerde kuralları toplum, insanlar, halk koyar, kendi düzeni, karşılıklı ilişkilerini belirlemek için koyar sanıyordum. Birey hakları toplumun haklarından önce gelir sanıyordum. Çoğunluğun kuralları demokrasi değildir sanıyordum. Ama azınlığınki HİÇ Mİ HİÇ değil sanıyordum.

Başkalarının koyduğu kurallara göre yaşayacaksın diye BAŞKALARININ KURALLARINI DAYATANLAR nasıl oluyor da demokrasiden dem vurabiliyor?

Ha şimdi çıkıp yine dinime laf eder bu. Dinin 1400 yıllık kuralları der...

Yahu orada dayatma yok, o kurallara uymayı ben KENDİ RIZAM İLE kabul etmişim. Benim o kurallara uymam topluma somut, doğrudan bir zarar vermiyorsa, o kuralları dayatmıyorsam, yani sana karışmadıktan sonra sen bana ne hakla karışırsın? Karışacak gücü bulamasan da demokratik arenada, ne hakla bana demokrasi dışı, gayrimeşru müdehalelerde bulunursun.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 25, 2008 3:50 PM

Bence her dinin geri ve kotu yanlari vardir. Bunlari benim dinim oyle sey yapmaz kesinlikle diye savunmak yerine gercekleri kabul ederim. Sonucta yeni dinler, peygamberler cikiyorlar, oluyorlar. Bakin Amerikada 150 sene once mormonizm cikmis, john smith cok eslilige izin vermis, simdi bunu kabul etmek mumkun mu, mutlaka onlar da kendilerini reforme edecekler. Islamin kadinlara karsi reforme edilmesi gereken gorusleri var. Once insan olalim sonra mormon ya da musluman ya da putatapar neyse.

Yazan: hakan Tarih: November 28, 2008 12:40 PM

Bana karşı yorum yazanlara...

Bu ülkede her olay gizlidir.
İnsanlar çıkarları için yaşarlar
Kimsenin doğrusu yoktur!
İnsan, insana kuldur!

Ne mi demek istiyorum, bence gayet açık. Bir kere şunu aklınızdan hiç ama hiç çıkartmayın. Türkiye'de Atatürk'ün ölümünden sonra derin devlet anlayışı uyanmış, yürürlüğe konmuş ve halen de yürürlülüğüne devam ettirmektedir. Ne midir derin devlet? Devletin para karşılığında, ülkeyi galeyane getirmesi için tuttuğu kişilerin, çıkarttıkları olay karşısında devletin sesini yükseltmesi. Yani olayı başlatan devlet, olaya ses çıkartan devlet, olaya son veren devlet! Peki bu olaydan ne mi kazanılıyor? Başta bulunan hükümet cahil halkın gözünü boyayarak, çıkan isyanlara karşı başarılı olduğunu gösteriyor, seçim zamanında vaatleri sırasına yaptıklarını da ekliyor ve oy alıyor. Dış ülkeler ne mi kazanıyor? Para! Başka hiç bir şey değil! Bir basit örnek vereyim sizlere. PKK! PKK en fazla 30 senelik bir olay. Söyler misiniz bana hangi isyan 30 sene boyunca sürdürüle bilir? Cevabını vereyim, beslenmeyen isyan! 70 milyon nüfusa sahip Türkiye Cumhuriyeti en fazla 10 bin kişiye sahip teröristin işine son veremiyor. Şimdi bazıları diyecek ki asker n'apıyor? PKK'ya son vermiyor mu? Verseydi 30 sene önce bu olay ortadan kalkardı. Ama suç askerde mi, hayır, hükümette. Başa gelen her hükümet çıkarları için bu olayı devam ettirmekte. 30 senedir Türkiye-PKK çatışması var, biz yara alıyoruz, dış ülkeler para. Biz silahlarımızı nereden temin ediyoruz? ABD'den. Uçağımız, tankımız, gemimiz nereden? Büyük devletlerden. 2 milyon nüfusa sahip İsrail'den bile gece görüşlü, teröristin peşine düşmek için yapılan küçük uçaklardan alıyoruz. Biz hiç mi üretmiyoruz? Bunlarla oranlanırsa evet, hiç üretmiyoruz! ABD bu savaşı hep tetikliyor, nede olsa sıcak para yağıyor. Bir yere bağlayayım bu konuyu. R.T.Erdoğan başbakanlık koltuğundan oturmadan önce "siz sosyal devlet değil misiniz? Neden IMF'den para alıyorsunuz" diyordu. Bugün IMF ile masaya oturan kendisi oldu. Söyle bakalım sen bu sosyal devletin başbakanı değil misin? IMF'den para almadan bir çıkış yolu bul bakalım! Bulamaz. IMF'den gelecek para hükümetin parası olacakta ondan. Şunu da hiç unutmayın. "Para alan, emir de alır!" Para sizin babanızdan gelmiyor, kendi çıkarları için savaşan bir kuruluştan geliyor. Neden size durup dururken para versin ki? Bu ülkede herşey gizli. Hükümet-ABD arasında gizli bir anlaşma oldu. K.Irak'a girmeyeceğimize dair bir anlaşma. 1milyon dolar karşılığı. Ne oldu girmedik mi? Girdik, tabi giricez, eğer girmezsek bu hükümet düşerdi. Atatürk hakkında da bilip bilmeyen çok kişi konuşuyor. Her şeyden önce Atatürk'de bir insandı. Hatalarıyla ve doğrularıyla bir insan. Kula kulluk etmeyen, önce vatan diyen. Nerde bugün çıkarsız siyasetçi, yok, bir tane bile yok. Bu böyle gitmez, demokrasi, sosyalizm, kapitalizm, kominizm, teokrasi diye bas bas bağırıpta hiç birinin anlamını bilmeyen insanlar o kadar çok ki... Ben herkersi göz açmaya davet ediyorum.

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: November 30, 2008 5:46 PM

Ben bunun neresini düzelteyim...

Konunun buraya NASIL GELDİĞİNİ DE ANLAYAMADIM AMA BANA KARŞI YORUM YAZANLARA DEYİP DE YAZILAN YORUMLARA HİÇBİR CEVAP VERMEDEN BAŞKA MESELELERE DALMAK...(?)

Neyse;

Derin devleti çözmüş(!) bir arkadaşımızdan anladığımız kadarıyla derin devlet iktidardaki partinin oylarını artırmak için kullandığı bir araç.

Oysa bizim bildiğimiz hükümetler gelip geçse de derin devletin iş başında olduğu idi.

Veya böyle değil ise, derin devlet hangi partinin oylarını artırmaya çalışıyor.

...

Başa gelen her hükümet çıkarları için PKK'nın bitmemesi için uğraşıyormuş. (?)

Be hey arkadaş,

Hangi iktidar ister parasını doğudaki teröre harcamayı? 30 senelik isyan diyorsun, hükümetler bitirmek istemediği için bitmiyor diyorsun. Şimdiye kadar gelen tüm hükümetler bütçeden en büyük payı hep o terörün bitmesi için Savunma Bakanlığına ayırdı. Tankı, topu, tüfeği, uçağı, helikopteri neyi yok terörle savaşacak olan ordumuzun. Hükümetler neden istemesin bu terörün bitmesini ve bütçeden o terörün bitmesi için ayırdığı parayı oya çevirebileceği hizmetlere harcamayı. Genelkurmayın hükümetleri bu konuda mı dinleyeceği tuttu. Hem hükümetler her imkanı vermiş orduya. Ne yani hükümetin "bitirmeyin" gibi bir emiri mi varmış orduya. Çıkıp açıklasın genelkurmay. Bir de sen bu ince fikirleri nereden edindin yahu?

Ha, neymiş senin çıkar dediğin, hani başa gelen her hükümetin PKK'yı bitirmemekde bir çıkarı var diyordun ya. Ne o? İşkembe mi?

...

Konu(!)yu aldın oradan alakasız bir yere bağladın ya ona da cevap vereyim.

Başbakanın seçim meydanlarında senin iddia ettiğin gibi bir sözü asla olmadı. Oldu ise bul, göster.

Ayrıca IMF üyeleri arasında yer aldığımız bir para fonu. Kredi verir, bizim bankalar gibi verdiği kredinin cukka edilişine göz yummaz, benden para aldı isen hortumcuya harcama, o para ile populizm yapma, üret bana olan borcunu da öde der. Yaptırım gücü yoktur, tavsiye verir. Uyup uymamak senin elinde. Ama uymazsan sana bir daha para vermeyebilirim der, çünkü sokağa atacak parası yoktur.

Mesela IMF derki;

Türkiye! Türkiye!

Ben hey ülke, sen 100 kilo tütün üretiyorsun 10 kilosunu kullanıyor, 90 kilosunu yakıyorsun. Bir de benden para istiyorsun. Sana para veririm ama döneceğini nereden bileyim. Ürettiği 100 kilo tütünün 90'ını yakan, parasını bol keseden harcayan bir ülkeye ben nasıl güvenip de borç vereyim. Gel şu tütün eken çiftçilere hayvancılık yaptır, başka ürün ektir. Sırf o çifçileri mağdur etmemek için "ne üretirseniz gelin alırım" denir mi yahu. İşine yarayacak mal üretsinler. Sen keriz misin?

Bak paralar hakkıyla kullanılınca ne çok işe yarıyormuş. Alınan kredi ne kadar ucuza geliyormuş. İşte görüyoruz.

İşte IMF antipatiklerinin dayatma dediği budur.

IMF'den ucuza para veren kimse yok. Kendi vatandaşı da dahil. Hem vatandaş verse benim tütünümü al(yak) diyor. Ama bu memleket o kadar zengin değil.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 30, 2008 9:25 PM

Bu yazdıklarım doğrudan Sayın M.F.Yüce'yedir.

Konu nasıl oldu da böylesine derinlik kazandı, buraya nereden gelindi diye sormuşsunuz, cevabını vereyim. Mustafa Akyol'un bir önceki yazısı olan "Dogmalarla Savaşan Atatürk Nasıl Dogma Oldu?" bölümüne bu konu ile ilgili kısa ve öz bir açıklama yapmıştım, tekrar bu konuda onları anlatmamın gereği yok diye düşündüm. Ulaşmak isterseniz o bölümden ulaşabilirsiniz ama ben sizi yormamak uğruna yine kendimi yoracağım, bu bölümde de en baştan başlayarak yazımı yazacağım.

Laiklik: Hepimiz, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, terokratik devletin olmaması anlamları ile biliriz bu kelimeyi. Sadece bu kadar değildir ama anlamı. Adam gibi adam olmanın, iki ayaklı yaratık değil, insan olmanın, zorla değil, istekle olanın anlamıdır aynı zamanda laiklik. Ne gibi mi? Çok basit, biraz kafa yorarsanız anlarsınız. Birazdan teokratik devletlere de bakacağız orada bu konuyu daha da açacağım.

Dogma: Bize büyüklerimiz tek birşey öğretti, dogma olan tek şeyi, Allah'ın emirlerini (Kur'an-ı Kerim) Ben tertışılmaz olanı bir tek bu bilirim, Allah tartışılmaz, emirleri tartışılmaz, ama değiştirilen emirler tartışılır! Buradan ne anlıyoruz, dogmayı çiğneyenler de var. Onun haricinde dogma olan hiç bir şey yoktur bence. Bu arada dogma nedir onu açıklamadım, dogma; tartışılmaz demektir. Tartışılmaması gereken tek şey de Allah'ın emirleridir bence. Çünkü onlar açık ve nettir. Bakmayın şimdi Atatürk'e dogma diyorlar, darbelere, anayasaya dogma diyorlar. Allah aşkına bunlar da tartışılmıyorsa daha ne(?) Bugün dogma denenler, her gün ağızlarda çiğneniyor, her gün yeni bir tartışmaya açılıyor. Ve bunlara dogma diyorlar, ağızlarından eksiltmeyenler.

Teokrasi: Belkide en ateşli konum bu olacak. Önce anlamı nedir onu açıklayarak başlayayım yorumuma. Teokrasi; devletin dininin olması, o devletin dini yasalar gereği yönetilmesi, o devlette yaşayanların devletin dinine mensup olmaları gerekir. Teokrasi x Laiklik birbirlerinin tam tersidir yani. Şimdi gelelim, söylemek istediğimize. Bir kere devletin, toprak parçasının dinin olması bana gülünç geliyor. Devlet nedir yahu? Soyutr bir anlam, oysa dinler insanlara hitap ederler, insanlar için, somut canlılar için vardır, ilk burdan kaybediyor teokrasi. Daha sonra D-8 zirvesinden de kaybediyor. Ne mi bu zirve, her sene toplanan, gelişmekte olan devletlerin; ekonomik, siyasi, sosyal hayatlarının tartışıldığı oturum. Devlet liderleri gelirler, ne yapsak da devleti güçlendirsek diye düşünürler. Türkiye'de bunların içindedir. Birde G-8 zirvesi var, burada da dünyaya yön veren devletler bulunuyor ve tartıştıkları ekonomi, siyaset v.s değil, dünyada yeni düzeni nasıl sağlarız bunu tartışıyorlar. Neden açtım bu konuyu, merak ediyorsunuz. D-8 e üye olan ve devletinin dini olmayan, laik olan tek devlet Türkiye'dir. Diğerleri hep İslami Devletlerdir. Söylermisiniz bana bugün hangi islam ülkesi rahat olarak yaşıyor? Hangisi başını yarın ne olacak diye düşünmeden yastığa koyuyor. Hangisi hür, işgal altında değil? Hiç biri...Hepsi dış ülkelrerin yönlendirmeleri ile iş başında. Ve bunların arasında Türkiye'de var, kendi kararlarını kendilerinin veremediği devletlerin arasında... Sıkıştırılıyor Türkiye, çünkü sıra bizde. Geçen aylarda bir İranlı kadın röportaj vermiş, bir Türk kanalına. Nasıl ağlıyor o kadın, nasıl haykırıyor Türkiye Kadını'na... Biz de diyor, bizde güzeldik (yüzü kezzaplı) bize dininize saldırı var dediler, bizi kandırdılar, tüm aydınları uzaklaştırdılar, öldürdüler ve istedikleri devleti kurdular. Şimdi mutsuzuz, tek başımıza dışarı çıkamıyoruz, istediklerimizi yapamıyoruz, kocalarımızın etkisi altındayız... Türk Kadını'na sesleniyor, gözünü aç diye. Bir zamanlar tarih yazan Türk Kadınları şimdi nasıl oluyorda yüzlerine at gözlüğü geçiriyor, anlayabilmiş değilim. Diğer özelliklerine bakalım terokratik devletlerin. İslami devletler terör örgütü kurarlar (El-Kaide vs.) zorlama yoluyla dine davet ederler, bu arada tüm dünya Müslümanların teröris olduğunu, silahlı olduğunu ve ortalığı karıştırdığını görür. Gerekirse Allah için adam öldürür bu örgütler, teokratik devletlerin örgütleri...Bir hadisi şerif'de "Bir insanı öldürmek, tüm insanlığa son vermek, bir insanı yaşatmak, bütün insanlığı yaşatmaktır" diyor. Bizim kitabımızda, dinimizin emri yer alıyor ve biz insan katli yapıp, Müslüman'ız diye ortalıkta geziniyoruz. Belki kızdınız, çarpıttı dediniz, kusura bakmayın gerçekler can acıtabilir, fakat böyle... Verdiğim örneklerden asıl tek dogma olan Allah'ın emirlerinin nasıl çarpıtıldığı, apaçık ortada. Bu konuya bu kadar yorumun yeteceği kanaatindeyim. Gelelim diğer konumuza, şu çarpıtılan konu yani.

İlk olarak PKK!

Size birkaç soru soracağım, dünya tarihini araştırıp öyle cevap verin lütfen. Dünya tarihinde bir iç isyan en fazla ne kadar sürmüş? İç isyan bastırılamaz mı? Çıkan isyanlar hep felaket mi doğurur? PKK ne zaman ve nasıl çıkmıştır? PKK'nın vizyon ve misyonu nedir? En azından bu soruları araştırırsanız, biraz daha bilgi sahibi olursunuz. Söyleyeceğimi açıkca söyleyeyim, PKK, Türkiye'de Türkiye Cumhuriyeti yıkılana kadar, bititrilmeyecek bir isyandır. Evet, budur. Direniş, özgürlük, adalet, demokrasi, insan hakları ve 21.yy'ın daha nice vazgeçilmez siyaset senaryoları sadece bu yöndedir. Hak isteyene hak verilir ve PKK 30 senedir, bunu geçekleştirmektedir. Hak alamamış mıdır? Almıştır elbette, dünyaya kendisini tanıtmıştır. Bugün yabancı sinamalarda Türkler hep PKK'lı, işbirlikçi, isyancı gösterilmektedir. Filmlerde, bilgisayar oyunlarında Diyarbakır başta olmak üzere tüm g.doğu anadolu PKK'nın sığınağı olarak gösterilmektedir, ama ne hacetse bunlar Türktür. İşte böyle tanıtılmaktadır Türkiye, tüm dünyaya. Bu da PKK'nın işine gelmektedir elbette. Hem kendi adını duyurmaktradır, hemde Türkiye'nin güçsüzlüğünü tüm dünyaya bildirmektedir. Şimdi siz bana kalkmış, bu işte hazır bir plan, oyun yoktur diyorsunuz. Vardır Sayın Yüce vardır... Avrupa Birliği Uyum Süreci Maddeleri var, bilmiyorum biliyor musunuz? Rahmetli Necip Hablemitoğlu bu yasaları bir kitabında okuyucularıyla paylaşmıştı. Ne diyor biliyor musunuz o yasalarda. Kusura bakmayın cümlesi cümlesine uymaya bilir ama aslı budur.

1-Layla Zana'ya af
2-Kürt vatandaşa toprak
3-Apo ile ilgili hükümler
4-Türkiye'nin enerji politikaları üzerine

Anamaddeleri bunlardan oluşuyor. Ve yeni yasaya göre, Atatürk'ün fotoğraflarının tüm devlet kamu ve kuruluşlarından kaldırılması isteniyor. Sayın Yüce hatasız kul olmaz, hata da yapmış olsa ben Atatürk'e laf söyletmem, o olmasa ben bugün burada olamazdım bunun bilincindeyim. Görüyorsunuz bizden neler istiyorlar ve sadece bizden. AB'ye üye olan diğer devletlerden bu tür istekler yok, çünkü onlar güçlüler, ses çıkarabilenler, ona buna ihtiyaç duymayanlar. İşte PKK'da bunlardan güç alıyor, ABD'den AB'den güç kazanıyor, Ermenistan irregal yollardan yardım sağlıyor, İsrail hemen altında bulunuyor ve şansa bakın ki PKK her yanı onun gibi kaynayan beyinlerle dolu bir yerde doğuveriyor. Bu şans değil Sayın Yüce, bu sadece devletlerin Türkiye politikaları.

Gelelim IMF'ye. IMF rakamını açıklamış, tam 25 milyon dolar Türkiye'ye borç verecekmiş. Hamdolsun küresel tehlikeden etkilenmedik(!) Bide etkilenseydik halimiz dumandı. Türkiye'nin borç oranı ve hangi kurumuna ne kadar bütçe ayırdığını size sunacağım.

"Hani Recep Bey sitem ediyor ya;

Hani Recep Bey;
'Onların gözleri var ama görmezler, dilleri var
söylemezler' diyor ya,
Hani 'Okullara ücretsiz kitap dağıttık, bunları
neden söylemiyorsunuz?' diyor ya,
Hani ekonomide dağları devirdik,
Enflasyonu yedik yuttuk,
İhracaatta çığır açtık,
Milli geliri hoplattık zıplattık.. ya!

Kendimle baş başa kaldığımda utandım.
'Ah Recebim' dedim,
Bizler ne kadar 'Hayvanız' dedim.
Gözümüz var görmüyoruz,
Dilimiz var söylemiyoruz dedim.

Daldım internete o utançla.
Öyle ya, yaptıklarını söylemek lazımdı.

Nereden bulacaksın doğruları?

OECD olur mu?
Olur!

Ne de olsa kendisi veriyor oraya bilgileri,
doğrudur elbet.

Görelim bakalım bizim de üyesi olduğumuz,
30 üyeli OECD (Ekonomik işbirliği ve kalkınma
örgütü) ne söylemiş:

Bizim okullarımız neyle ısınıyor?
Fuel-Oil ve kömür.

Fiyatı ne bunların?
Rekor bizde!

En pahalı yakıt Türkiye'de 30 ülke arasında!
1000 litresi 1.488,40 $
Daha yükseği yok!

ABD 644,76
Hindistan 210,23
Polonya 791,72
İspanya 725,63
Belçika 664,63
Türkiye 1.488,40

*


Bu okullar nasıl aydınlatılıyor?
Elektrik mi?
Evet!

Nedir elektriğin birim fiyatı OECD ülkelerinde?

Güney Afrika 5,9 sent
Avustralya 9,8 sent
Kanada 6,7 sent
Taiwan 7,8 sent
Hindistan 4,2 sent
ABD 10 sent
Türkiye 13,9 sent

*


Kitap dağıtmış 'bedava', sayın başbakan..

Ne para verdin onu söyle, dolandırma lafı..
Sen söylemezsen, OECD söylüyor:

OECD ülkeleri arasında GSYİH (Gayrı safi yurtiçi
hasıla)'dan eğitime harcanan para
(30 ülke arasında) ortalama % 6,2.

İsrail % 8,4
İzlanda % 8
Kore % 7,3
Şili % 6,4
Meksika % 6,4
Türkiye % 4,1

Hani para harcıyordun Recebim?

*

Ha bu arada meraklısına;
OECD ülkeleri arasında cahillik rekoru da bizde.
25-64 yaş arası her 100 kişiden 63'ü, ilkokul ve
daha düşük eğitime sahip.

Meksika da bile 50 bu oran.
Tahmin edilebileceği gibi bir çok ülkede %1 ile %
10 arasında.

*


En merak ettiğim konuyu da en sona bıraktım.

Acaba öğretmen maaşları ne alemdeydi?
15 yıl deneyimli bir öğretmen yıllık ne
kazanıyordu?
Lüksemburg 85.000 $
Kore 46.000 $
İspanya 41.000 $
Portekiz 35.000 $
Yunanistan 35.000 $
Meksika 21.000 $

Türkiye'yi merak ediyorsunuz değil mi?

OECD'nin her tablosunda yer alan Türkiye bu tabloda
yok!
Utandıklarından vermediler herhalde bu değerleri.

Ama ben söyleyeyim:
10.000 $'ın altında!

Eğer hak aramak için meydanlara dökülen eğitim
emekçilerine atılan her tekme 5 $,
vurulan her cop 10 $ ise, durum değişir tabii.
Bu durumda bu rakam yüz bin doların üzerine çıkar.

*


Konya'da belediye, okullara 'kontörlü su'
veriyormuş Recebim,
Haberin var mı?

Kontör bitti mi su da yok!
A'raf sûresinde bu da yazıyor mu?

Su cenneti bu memlekette, camilere bedava verdiğin
suyu,
okullara kontörle veren ülkenin başbakanısın sen.

Bırak Konya'yı,
İstanbul'un göbeğinde, en mutena semtlerden birinde
çocuğumu okula kayıt ettirmek için gittiğimde
okulun suları kesikti.
Kayıt yapmak için benden o su faturasını ödememi
istediler 5 ay önce.

Vatandaş para isteyecekler yine diye, veli
toplantılarına gidemez oldu Recebim,
Sen neden bahsediyorsun?
Hangi kitap?

Bunları da söyleyebiliyor musun?
Gözün var görebiliyor musun?
Kulağın var duyabiliyor musun vatandaşın sesini?
Ve dilin var, söyleyebiliyor musun bunları da?
Söyleyemiyorsan, A'raf sûresini oku!"

VE................................

"Bir ülke, Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

NTV'deki "Neden" programında "Aleviler ve Siyaset"i tartıştık. Açılışta Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser'e sordum:
"Neden her seçim öncesi 'Sünniler ve Siyaset' değil de 'Aleviler ve Siyaset' tartışılır?"
Eser, rakamlarla yanıtladı bu soruyu...Verdiği rakamlar, tartışmaya yer bırakmayacak kadar net bir tablo sergiliyordu.
Bu rakamları yorumsuz olarak sizlerle paylaşmak istiyorum:
* * *
Türkiye'de kaç okul var?
67 bin...
Kaç hastane var?
1220...
Kaç sağlık ocağı var:
6 bin 300...
Peki kaç cami var?
85 bin...
Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.
Peki kaç kilise var?
270...
Kaç cemevi var?
100.
* * *
Türkiye'de kaç doktor var?
77 bin...
Peki kaç din görevlisi var?
90 bin...
Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.
Eğitim-Sen'e göre Türkiye'nin 200 bin öğretmen açığı var.
* * *
Türkiye'de kaç kütüphane var?
1435...
Almanya'da kaç kütüphane var?
11 bin...
Türkiye'nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var?
13...
Kaç kentte kuran kursu var?
81...
Bu kursların toplam sayısı kaç?
3852...
* * *
Türkiye'de 1 opera derneği var; 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.
Peki kaç tane "cami yaptırma derneği" var?
35 bin...
* * *
içişleri Bakanlığı'nın bütçesi ne kadar?
783 trilyon...
Ulaştırma Bakanlığı'nın?
678 trilyon...
Bayındırlık ve iskân Bakanlığı'nın?
677 trilyon...
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın?
632 trilyon...
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın?
280 trilyon...
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın?
249 trilyon...
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın?
404 trilyon...
Sadece Sünnileri temsil eden Diyanet işleri Başkanlığı'nın bütçesi ne kadar?
1.3 katrilyon...
8 bakanlığın bütçesi kadar...
22 üniversitenin toplam bütçesine denk...
* * *
Diyanet işleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:
1997'de 66 trilyon.
1998'de 119...
1999'da 180...
2000'de 270...
2001'de 302...
2002'de 553...
2003'te 771...
2004'te 1 katrilyon...
2005'te 1 katrilyon...
2006'da 1,3 katrilyon...
2007'de 2.7 katrilyon...
* * *
Bir ülke, Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?"

İşte durum, belgeleriyle sayılarıyla ve her şeyi ile ortada Sayın Yüce. Bizim IMF'ye ihtiyacımız yok, gerçekten yok, IMF'nin bize ihtiyacı var. Biz bir köprüyüz ve bu köprüyü tüm dünya kullanmak mecburiyetinde, eğer adam gibi bir hale sokarsan şu köprüyü, bak gör daha kimler gelmek isteyecek yanına. Gerek jeolojik durum, gerek yer altı zenginliği, gerekse stratejik beceriksizlik yüzünden şuan bu haldeyiz. IMF'ye ortak olabiliriz, ama kendimizi alçak duruma sokuyorsak, ben bu ortaklıkta yokum. Dünya döüyor, onunla beraber bizim her hükümetin gözüde dönüyor. Çıkacak bir baba yiğit, anlatacak tarihi, açacak tüm saklı arşivleri ve diyecek ki, bu memleket hepimizin, anca beraber kanca beraber. Yoksa dedim ya Türkiye Cumhuriyeti sonu gelene kadar bekleriz. Amaç da bu zaten, bir an önce yıpratma politikalarıyla milleti yıpratmak. Bu işten cebine para indiren bir çok devlet, kurum, kuruluş ve kişi var. Bunlarıda unutmayalım lütfen. Güzel bir tartışma olduğunu düşünüyorum, saygılarımla...

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: December 6, 2008 1:51 PM

Sitede reklamların altında,Deniz Feneri derneğinin yoksullara ulaştırılmak üzere, 220 ytl istediği bir banner mevcut.Otomatik geliyorsa diyebileceğim bir şey yok.Fakat bilinçli bir şekilde bu sitede yayınlanıyorsa bence çok ayıp ve hemen kaldırılması gerekiyor.Sayın Akyolun'da bu konunun hızlıca açıklağa kavuşması gerektiği ile ilgili bir yazısı mevcuttu.Çünkü reklam tıklandıkça bu siteye'de bir para akışı oluyor ve böylesine şaibeli bir kurumun insanlardan topladığı paranın bir kısmını zannediyorum Sayın Akyol'da istemeyecektir.
Yiğithan Akman'ın verdiği sayılar gerçekten çarpıcı.Türkiye'nin bu durumda olma nedeni olarak Laik Dogma vs gibi kendi ideolojilerini haklı çıkarmak uğruna kurgulanan anti resmi tarih (Bu kavramda benden gelmiş olsun) masallarını anlatanların geleneksel dinlerin özgürlüğü hakkındaki çarpıtmalarını açıkça ortaya koyuyor.Geleneksel din özgürlüğü diğer özgürlükler içinde öyle bir önde ki en ufak bir eksiltmeye tahammülü yok.En ufak bir problemde neden daha fazlasını kullanamıyoruz diye kıyametler kopuyor.

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: December 7, 2008 1:31 AM

Sayın Tuncay Çavuşoğlu ne kadar güzel söylemiş öyle "anti resmi tarih" diye. Gerçekten doğru, tarihimiz çok gizli kapaklı... Ancak gerçekleri bilen bir kaç kişi var, onlar konuşuyor biz kızıyoruz, yok canım böyle şey olur mu diye. Yahu neden olmasın. Bir insanı sevebiliyor olabilirsiniz ama o insanı yalanlarla sevmek, doğrularla sevmekten çok daha acıdır. Ben bir Kemalist'im ya da bu kelimeyi değiştireyim (İnönü zamanında başlandı bu kelime ki İnönü iyi bir deblet adamı değildi, sadece iyi bir komutandı) ben bir Atatürk aşığıyım ve Atatürk'ü kendimi tanıdığım kadar iyi tanıyorum. Çok laf dönüyor ortalıkta, ben bile sayamadım, bir sağ bir sol vuruyor Atatürk'ü. Mesela Atatürk bir solcu değildir!!! Asla, onun zamanında yoktu bu saçmalık, tek neden vardı onun için, herkes Türkiye için! Buydu...Vatanını, milletini, bayrağını, marşını, kendisini seven herkes bu işin içinde olmalıydı ve bunun adı ne sağ-ne soldu! Tüm devlet arşivlerinin bir an önce açılması gerek, tarihi iyi bilmek adına, kimi neden saevdiğimizi bilmek adına... Ama sadece bu değil, okumak ve öğrenmek adına...Ne olur okuyalım ben bunu hep vurguluyorum, cahil olmayalım, bilmeden boşa konuşmayalım...

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: December 7, 2008 7:41 PM

Haklısın Yiğithan,
Her 29 Ekimdei nutuku Atatürk yazmamış şok şok şok, 10 Kasımda 'tek bir canlı bile bırakmayın diye emir verdiler Dersim katliamında sır kalan bilgi şok şok şok
Türkiyede Türk geni yok kendinizi Orta Asyadan gelmiş sanabilirsiniz ama aslında beş bin yıldır buradaydınız Teoman Binder'den şok şok şok
Abdulhamin'in İngliz gizli yazışmalarında çıkan ATaürk'ün nasıl bir hain oldıuğunu gösteren görüşleri şok şok şok (okuyunca Atatürkün hainliğini ileri sürmeye çalışanların hainliği için bu kadarı olmaz dedim ingiliz muhipleri bunlar diye kesin kanaat hasıl oldu bende şahsen) şok şok şok
bir de flash vardı değil mi? Tarihin tozlu yapraklarındaki gizemi aralamak mı bu yoksa tarihi daha da karartmak mı bu yapılan....

Yazan: ancazin Tarih: December 12, 2008 1:48 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)