« Obama’dan Siyaset Dersleri | Ana Sayfa | Kemalistler İlah İster »

November 10, 2008

Değişime İnanmak

[10 Kasım 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

WASHINGTON – Barack Hussein (Hüseyin) Obama’nın Amerika’ya başkan seçilmesi, üzerinde durmak gereken tarihi bir dönüm noktası. Bunun altında ise, sadece başarılı bir seçim kampanyası veya karizmatik bir lider yatmıyor. Bir de “Obama hareketi”ni meydana getiren önemli “kültürel kodlar” var. Bunların başında da “değişim”e inanmak geliyor.

Obama kampanyasını hem yerinde hem de medya aracılığıyla yakından izledim. Hareketin sloganı “İnanabileceğimiz Değişim”di. Ama bu, pasif bir inanma değildi. Obama, insanları siyasi sürece katılmaya, “fark yaratmaya” davet ediyordu. O kürsüye çıkıp “Amerika’yı değiştirebiliriz” dediğinde taraftarları hep bir ağızdan tempo tutuyordu: “Yes, we can!” Yani, “evet, başarabiliriz”.

Dediğim gibi, bunlar önemli “kültürel kodlar.” Amerika’yı Amerika yapan da, tarihi ve coğrafyasının yanında, bu dinamizm. Bu sayede Amerikalılar dünyanın en yaratıcı milleti. Arabayı, sinemayı, televizyonu, bilgisayarı, interneti icad edenler onlar.

Tabi öte yandan Irak’ı işgal eden, zamanında Vietnam’ı ateşe veren, CIA aracılığıyla darbeler yaptıran da onlar. Yani Amerikan dinamizminin hem iyi hem kötü sonuçları var. Bunlardan sadece kötü olanları görmek, sığ bir solculukla Amerikan başarısının sırrının sadece “talan”da yattığını düşünmek, yanlış. Türkiye’de böyle düşünen ve yazan kalemler, saygın akademisyen Ahmet Yaşar Ocak’ın ifadesiyle “Batı medeniyetinin sadece emperyalist yüzünü görme” hatasına düşüyor. Dolayısıyla Batı’ya karşı “tepki” ve “direniş” pozisyonuna gömülüp kalıyorlar. Amerika’nın kendi içinde verdiği şahinler-ılımlılar, militaristler-barışçılar kavgasını da görmüyor, anlamıyor, hatta bunun varlığına ikna olmuyorlar. Haliyle, Amerika’nın değişebileceğine de inanmıyorlar.

Neyse, dönelim tekrar “kültürel kodlar” meselesine. Dikkat ederseniz, Amerika’daki “evet, başarabiliriz, dünyayı değiştirebiliriz” inancı, bizim kültürümüzde pek yaygın değil. Tam aksine, bizde her şeyin “eski tas, eski hamam” gideceğine inanmak daha yaygındır. Amerika’daki iyimserlik yerine de, bizim kültürümüzde kötümserlik güçlüdür. Hemen hüküm veririz: “Böyle gelmiş böyle gider” ve “bizden adam olmaz”…

Laikçi Türkler, bu sorunun kaynağını genellikle dinde bulur, “dinden kurtulursak ileri gideriz” der dururlar. Oysa dinden “kurtulmuş” Türklerin de alabildiğine değişim karşıtı ve hatta dar kafalı olabileceğini çok iyi görüyoruz.

Dahası şöyle bir ilginçlik var: Amerikan dinamizminin temelinde sekülerlik değil dindarlık yatıyor. Hemen her kamusal konuşmada Allah’a ve O’nun inayetine atıfta bulunulması, bu dindarlığın bir yansıması. Ancak dinamizmi içselleştirmiş, bunu ilahi bir ilke olarak gören bir dindarlık bu.

Bu anlayış, kullanılan kavramlarda bile hemen kendini belli ediyor. Mesela Amerikalılar bizdeki “kader” kavramının karşılığı olarak “destiny” kelimesini kullanıyor. Ama kader, Kuran’daki anlamı öyle olmasa da, bizim kültürümüzde “durağanlık” ve “boyun eğmek” çağrışımları yapar. Oysa “destiny” uzun bir yolun sonucunda varılacak yeri ima ediyor. Bir başka deyişle Amerikan dindarlığı, her bireye, onun Allah tarafından bahşedilmiş bir potansiyeli ve bunu kullanarak başarması gereken bir “hayat yolculuğu” olduğunu telkin ediyor.

Bu sabah buradaki bir kitapçıda yeni yayınlanmış bir biyografi gördüm: “I Am Potential.” Yani, “Ben Potansiyelim.” Patrick Henry Hughes isimli yazar, sadece 20 yaşındaki genç bir çocuk. Dahası, gözleri doğuştan kör ve vücudunun yarısı sakat. Ama buna rağmen uğraşmış, çabalamış, ve çok başarılı bir piyanist olmuş. “Tanrı bana göz vermedi” diyor, “ama olsun, bana başka yetenekler bahşetti.”

Amerikan başarısının sırrı işte burada gizli.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 10, 2008 4:27 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Akyol ve onun gibi düşünenlere çağdaşlık ve değişim dersini yüce ATATÜRK 85 yıl önce aşağıdaki sözleriyle vermiş. ATATÜRK'ün yolunda gidenleri geri kafalı, tutucu diye nitelendirenlere aşağıda verilen ders kulaklarına küpe olsun.

Seni izleyenlerin mücadele ruhu sendendir, rahat uyu ATATÜRK…

10.Kasım.2008 , Hülagü TTT


“Memleket mutlaka çağdaş, uygar ve yenilikçi olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır. Bütün fedakârlığımızın semere vermesi buna bağlıdır. Türkiye ya yeni düşünceyle donanmış, namuslu bir yönetim olacaktır ya da olamayacaktır.

İcraatımızda engel hiçbir zaman halktan, bu yoğun tabakadan gelmeyecektir. Halk refah içinde, bağımsız, zengin olmak istiyor; komşularının refahını gördüğü durumda fakir olmak pek ağırdır.

Gerici düşünceleri besleyenler belirli bir sınıfa yaslanabileceklerini zannediyorlar. Bu kesinlikle bir kuruntudur.

Gelişme yolumuzun önüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik yolunda duracak değiliz. Dünya müthiş bir akıntıyla ilerliyor. Biz bu ahengin dışında kalabilir miyiz?”

(Mustafa Kemal, Aralık 1923)

Yazan: Hülagü Tarih: November 10, 2008 12:30 PM

ABD de laik kesimin güçlendiğini bilerek mi yazınızda belirtmediniz!

Yazan: Anonymous Tarih: November 10, 2008 2:44 PM

obama falan hepsi boş, amerikan imparatorluğunun birkaç yıl ömrü kaldı. göreceksiniz, çok yakında dünya tamamen değişecek. iyi veya kötü bilemiyorum ama 3 yıl sonra bugünkünden çok farklı bir dünyada yaşıyor olacağız.

gerçi biraz new age tadında bir yaklaşım ama zeitgeist filmlerini tavsiye ederim. özellikle ikinci filmdeki parasal sistemle ilgili bölüme dikkat edin ayrıca hristiyanlık bölümünü seyredin, ne kadar büyük bir uydurma olduğunu açık açık anlatıyor (tabii birbirinden esinlenen tüm dinler için geçerli bu)

http://www.zeitgeistmovie.com/

Yazan: Kamil Koc Tarih: November 10, 2008 9:41 PM

Bakiniz, Ohio eyaletinden muteddeyyin bir Amerikali, din, irk, koken farki falan gozetmeyerek, nasil degisimden yana tavir aliyor: http://www.progressohio.org/page/-/Images/ohiochristians.jpg

Pankartta soyle yaziyor: Ohio'lu hristiyanlar, bebek katili muslumanlarin baskanligina karsi.

Yazan: Anonymous Tarih: November 11, 2008 4:15 AM

Atatürk dine değil, kullanılmasına karşıydı

Fikret Bila
(11 Kasım Salı 2008, Milliyet )

Geçmiş yıllara göre bu kez 10 Kasım haftasında, arkadaşımız Can Dündar’ın “Mustafa” filminin de yarattığı ortam içinde Atatürk etrafında geniş bir tartışma yaşanıyor.

Bu tartışmalar vesilesiyle Atatürk’ün din anlayışı da yeniden gündeme geldi. Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının yaptığı en yaygın propagandalardan biri Atatürk’ü “din karşıtı, dinsiz” olarak gösterme çabalarıdır. Bu, bazı İslam ülkelerinde de yerleştirilmeye çalışılan bir karşı harekettir.

Oysa, tarihi gerçekler büyük önder Atatürk’ün dine karşı olmadığını, ancak dinin siyasete alet edilmesine karşı olduğunu gösterir. Nitekim, Büyük Millet Meclisi’nin 4. yıldönümünde yaptığı konuşma, Atatürk’ün hedefini, bugünlere de ışık tutacak biçimde ortaya koyar.

İslam dinini yükseltmek
Lord Kinross, Atatürk adlı eserinde şöyle anlatıyor:
“Mustafa Kemal, önerisini ileri sürmek için uygun bir vesile olarak Millet Meclisi’nin 4. yıldönümünü seçti ve onu şu sözlerle bildirdi:
Artık İslam dinini, yüzyıllardan beri âdet olduğu gibi, bir politika aracı olmaktan kurtarıp yükseltmek zamanının geldiği gerçeği açıkça anlaşılmıştır.”
Atatürk, bu gerçeği ifade ettikten sonra cumhuriyetin, çağdaş, laik bir temele oturtulması için üç önemli hedefini de şöyle açıkladı:
“Cumhuriyet her çeşit saldırıya karşı korunmalı; öğretim ve eğitim birliği kurulmalı; dinin politikaya alet edilmesi önlenmeli.”
Mustafa Kemal Atatürk, İslam dininin yükseltilmesini, onun siyasetin elinden kurtarılmasına bağlıyordu.
Bugünlere baktığımızda, büyük önder Atatürk’ün, bu üç konuya verdiği önemin yaşamsal bir değer taşıdığı daha iyi görülüyor.

Cumhuriyetin korunması
Bugün cumhuriyetin savunmada olduğu gerçeğini kim inkâr edebilir?
Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının hedef tahtasında laiklik var. Laikliği yıpratmak, etkisiz kılmak, içini boşaltmak için başvurulmayan yol kaldı mı?
Cumhuriyetin dayandığı bir direk laiklik ise, diğeri ulus anlayışıdır. Laiklik gibi ulus anlayışı da ciddi biçimde kemirilmiş durumdadır. Türkiye’yi Türk ve Kürt olarak ikiye bölme çabalarının ulaştığı boyutu söylemeye bile gerek yok.

Cumhuriyetin laiklik niteliğine ve ulus birliğine muhalif olan akımların ulaştığı siyasi güç, Atatürk Cumhuriyeti’ni muhalefete indirmiş durumdadır.
Bu gerçeğin ifade edilmesi gerekir.

Öğrenim ve eğitim birliği
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini güçlendiren, öğrenim ve eğitim birliği olmuştur.
Ne yazık ki, yine Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının yıllar süren çabaları sonucu eğitim birliği de ciddi biçimde zedelenmiştir. Laik eğitim anlayışının yerine dini esas alan bir eğitim anlayışının giderek güçlendiği gerçeğini kim inkâr edebilir? Cumhuriyet karşıtlarının, işe eğitim-öğrenimden başlamaları bir tesadüf değildir.

Cumhuriyetin nereden vurulursa zayıflayacağını, çökeceğini iyi bilenler, bütün çabalarını eğitim alanında yoğunlaştırdılar. Buna yıllardır milli eğitime hâkim olan zihniyetin hem resmi okullarda hem özel kesimde destek olduğu da bir gerçektir.

Dinin siyasete alet edilmesi
Herhalde Türkiye’de dinin siyasete alet edilmediğini söyleyebilecek kimse yoktur. Son yıllarda başka bir siyaset yapma biçimi kalmadığını söylemek abartı sayılmaz.
Günümüzde siyasetin en yaygın kullandığı alan dindir. Dinin siyasete alet edilmesinin sonuçları ortada.

İşte Atatürk’ün büyüklüğü burada...

Yazan: Hülagü Tarih: November 11, 2008 11:29 AM

"Evet,başarabiliriz"i amerikan halkı lafta bırakmıyor,harekete geçiriyorlar mutlaka.
Seçim bitti.Obama artık hepsinin başkanı;o yuzden oy vermemiş olanlar bile bu sese ortak oluyorlar...Bizde veya islam ülkelerinde hala ya Hüseyin ismine ya da siyahi oluşuna sempati duyuluyor.Her zamanki gibi ırksal,düşünsel,görünsel bağlamdaki ayrımcılığımız sürüyor.Şüphesiz bu özellikler amerikan demokrasisinin ne noktaya geldiğini düşündürebilir ancak onlar bunu coktan aşmış görünüyorlar.Yıllar once Ataturk soylemiştiye getirmek yerine yıllar sonra hala neden "yapabiliriz"e inanıp harekete gecmeyişimize odaklanmıyoruz?

Yazan: dr.shr Tarih: November 11, 2008 12:08 PM

Amerikan siyasetinin temelinde dindarlik yatti dogru bir gorus degil. bu konuda tavsiyem Benjamin Franklin'in yazdiklarini okumaniz

Yazan: Selim Sumak Tarih: November 12, 2008 2:02 AM

Bu sabah buradaki bir kitapçıda yeni yayınlanmış bir biyografi gördüm: “I Am Potential.” Yani, “Ben Potansiyelim.” Patrick Henry Hughes isimli yazar, sadece 20 yaşındaki genç bir çocuk. Dahası, gözleri doğuştan kör ve vücudunun yarısı sakat. Ama buna rağmen uğraşmış, çabalamış, ve çok başarılı bir piyanist olmuş. “Tanrı bana göz vermedi” diyor, “ama olsun, bana başka yetenekler bahşetti.”


azmin zaferi bu olmalı...bu azmin arkasındaki 'Tanrı' inancını ıskalamamak lazım..gözleri görmeyen birini piyanist yapan imana saygı duymak gerekir..inandığı halde 'Allah'ım bunu bana neden verdin?..neydi günahım?' demiyor..kendisini kader karşısında kurbanlık koyun gibi hissetmiyor..kendisinde mevcut potansiyeli tam kapasite kullanmaya çalışıyor..

helal olsun..

Yazan: deniz Tarih: November 12, 2008 3:48 PM

Dediğim gibi, bunlar önemli “kültürel kodlar.” Amerika’yı Amerika yapan da, tarihi ve coğrafyasının yanında, bu dinamizm. Bu sayede Amerikalılar dünyanın en yaratıcı milleti. Arabayı, sinemayı, televizyonu, bilgisayarı, interneti icad edenler onlar.
Mustafa bey, fikir birliği kurduğunuz, ideolojik paralellikler taşıdığınız insanlar amerikanın işte bu özelliklerine fena halde darbe vurmuş durumdadır. Neden bilim insanları bas bas köktenci hristiyanlığa karşı çıkıyor, Bush ve sizin görüşlerinizle paralel yönetime muhalefet ediyor, neden eğitim kurumları için buraya kopyalamaya çalışdığınız görüşler etrafında habire uyarı yapıp toplumun dikkatini çekmeye çalışıyor. Köktenci dinsel hareketlerin zararlarını görüyorlar da ondan. O yüzden bu insanların hepsi arkasına hristiyan köktenci dindar kesimi alan Bush u değil, özellikle Obamayı destekledi. Kendine yeterli mühendis yetiştiremeyecek duruma geldi Amerika. Özgürlüklerin kısıtlanması, insan hakları ihlallerinin iyice artması hep sizin ideolojik olarak aynı şeyleri savunduğunuz kesimlerin uygulamaları sonucudur. Oluşan tepki sadece Amerikada değil, tüm dünya çapındadır üstelik. ...Ve siz hala son yaşananlara ilişkin illa da dine pay çıkartmakla meşgulsünüz. Amerikadaki tutucu Hristiyan kesim amerikayı içten içe çürütüyor, tüm dünya resmen alaya alıyor bu 'Amerikan halleri' ni. Öyle olmasaydı Palin gibi fanatik köktenci hristiyan bir insanın teneke kadar aptal durumu, onların ve benzerlerinin saçma sapan durumları ortadayken halen 40% küsur oy alabilirmiydi? Amerikan tarihinin en pespaye yönetimi/ideolojisi/politik-siyasal-toplumsal duruşu, tüm yaşananlara rağmen bol bol din, kitap, tanrı propagandaları ile neredeyse 50% oranında oy alıyor. Evet bu kesimlerin seçimlerdeki en önemli malzemelerinden bir tanesi din idi, unuttunuz mu!

Bu kesimlerin açıkca dinle ilişkileri ortadayken, din e hiçbir pay çıkmıyor, ama Obama seçilince bu din vs. nin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor size. Bravo gerçekten.

Bakın, mensubu olup ülkemizde propagandasını yaymaya çalışdığınız discovery enstitüsünde neler yazılıyor.

Yaşananlardan, biriken tepkiden siz hiç üstünüze alınmıyorsunuz gördüğüm kadarıyla, maaşallah diyelim!

Yazan: fuatogl Tarih: November 13, 2008 8:29 PM

dine ve dindarlara sahip çıktığı için Tanrı Amerika'yı korusun!!

Yazan: saruhan Tarih: November 14, 2008 7:02 PM

denız bey..istisnalar kaıdeyı bozmaz...ordada burdakı gıbı saldırılar var...dındar degıldı dinci gecınen ınsanların yaptıklsrıdır sızın bu dedıklerınız...evet hrıstıyanlık ve her ne kadar bozulmus bır dın olsada ıcındekı evrebsel kanunlar bence amerıkayı zırveye tasımıstır...sız hala ınsan denen denen yaratıgı tanıyamadınızmı..onun ALLAH a ıhtıyacı var...sen sozde bılımsellık ve akılcılık kısvesı altında bu ınsanlarla mucadekleye gırısırsen ve mıymıntı ınsan tıplerı ortaya cıkarmnaya calısırsan topluma zarar verırsın....ne zaman meteryalıst bır akım olan bılımle dının mucadelesının sacmalıgı ınsanlarca benımsenecek anlamıyorum...salt bılım ınsanı mıymıntıdır..çogunlukla kadın ozellıklerı gosterır..en ıyısı bılım ve dın ınsanı olmaktır..boyle bır ınsan tıpı daha basarılıdır..amerıka bunun ornegıdır..adamların elınde kuran olsa belkıde sımdı baska gezegenlerde ustler kurmuslardı ve madde trandferını gerceklestırmıslerdı...hem daha mutluydular..cunku bılım hergun ellerınde bulunan kıtabı dogruluyor olacaktı...ve umutla ahıretı beklıyor olacaklardı...dinin karsısında durmayın yıkılırsınız zayıflarsınız...ınsanların ozgurlugu en kutsal seydır ve kımse bu kutsallara saygısızlık edıp dıl uzatamaz...dıncı degıl dındar ınsanların oldugu bır dunya duzenı en ıyı duzendır

Yazan: akın aydın Tarih: November 23, 2008 2:07 PM

Amerikan Federal Mahkemesi, Güney Carolina eyaletinin haç işareti taşıyan ve üzerinde "inanıyorum" yazan plakalarını laikliğe aykırı bularak, bu plakaların dolaşımdan kaldırılmasına karar vermiş: http://www.au.org/site/PageServer?pagename=our_efforts_2008_sc_plates

Böyle gelişmeleri Mustafa Akyol'un yazılarında bulamazsınız diyor, Amerika'daki laikçi kardeşlerimizi dinsel dayatmacılığa karşı bir kez daha kazandıkları hukuki zaferden dolayı tebrik ediyoruz. Ve tekrarlıyoruz: ABD'de barıştan, eşitlikten, özgürlükten yana olan, 11 Eylül'den sekiz yıl sonra adı Hüseyin olan birini başkan seçtirecek ölçüde çoğulculuğu sağlayan "laikçi" dinamiklerdir. Irkçı ve köleci miraslına sıkı sıkıya sahip çıkıp plakalarda bile Hıristiyan inancını dayatmaya çalışan Hıristiyan gericiliği değil. Dinsel dayatma ile çoğulculuk olmuyor; ne orada, ne burada.


-------------------------------------

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

BU HABERDE ANLATILAN ŞEY, EYALETİN "PLAKALARI DOLAŞIMDAN KALDIRMASI" DEĞİL, BU PLAKALARI EYALET OLARAK BASMAKTAN VAZGEÇMESİ. YANİ İSTEYEN YİNE İSTEDİĞİNİ YAPIŞTIRABİLİR ARABASININ VE PLAKASININ ÜZERİNE.

BU KARARI DA DOĞRU BULUYORUM; SAVUNDUĞUM İNANÇLARA KARŞI TARAFSIZ LAİK DEVLET İLKESİNİN BİR GEREĞİDİR.

Yazan: Laik Ateist Agnostik Aczmendi Musveddesi Tarih: December 13, 2008 6:21 AM

Mustafa Bey, neden "düzeltmek" gereği duyduğunuzu anlamak güç; ben "mahkeme arabalara çıkartma yapıştırmayı yasakladı" demedim zaten. Plakayı basıp dağıtma yetkisi olan tek organ zaten eyalet. Dolayısıyla, eyaletin haçlı plaka dağıtmasına izin verilmemesi bu plakaların dolaşımdan kaldırılması (ya da hiç sokulmaması) anlamına geliyor.

Yok eğer derdiniz farklı düşünenlerin okuduklarını anlamadıklarını yahut yalan söylediklerini ima yoluyla "intimidate" ya da "discredit" etmekse, okurunuza ve kendinize duyduğunuz saygıdan dolayı tebrik ederim.

Savunduğunuz "inançlara karşı tarafsız laik devlet ilkesinin bir gereği" olarak, 2007'deki Akıllı Tasarım konferansının İstanbul Belediyesi'nin desteği ile gerçekleşmiş olmasının herhangi bir vicdani ya da ahlaki sorumluluk duyuyor musunuz peki?

Yazan: Laik Ateist Agnostik Aczmendi Musveddesi Tarih: December 14, 2008 7:19 AM

"Laik Ateist Agnostik..." rumuzlu beyefendi, bu cevap Akıllı Tasarım konferansının İstanbul Belediyesi desteği ile gerçekleştirilmesine dair yorumunuzadır.

Seküler hümanistik (ateistik, agnostik, deistik vs vs) inanç esaslarının "evrim" ve diğer birçok başlıklar altında bütün devlet okullarındaki bütün öğrencilere bilim maskesi altında dayatılmasına ne diyor sizin vicdanınız söyler misiniz? Devletin parasıyla, inanan insanların ödediği vergilerle bu endoktrinasyonun, bu propagandanın yapılması ayıp değil mi? Ahlâka, vicdana sığar mı?

Ateizm ve agnostisizm gibi seküler hümanistik inanışlarda vicdanın yerini pişkinlik mi almıştır? Değilse neden kendi yapmadığınız, inanmadığınız vicdani sorumluluklardan diğer insanları sorumlu tutmaya çalışıyorsunuz ve bir de onlardan bu konuda hesap sormaya kalkıyorsunuz?

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: December 14, 2008 7:33 PM

Mustafa Bey, seçtiğiniz iyi örnek, yani o kör ve sakat genç ve onun yüksek azmi ve sabrı bütün Amerika'yı temsil etmiyor. Kaderci ve karamsar yaklaşım da bütün Türkiye'yi temsil etmiyor. Bence hiç sağlam olmayan bir karşılaştırma yapmışsınız.

Bir de şunu düşünün. Kör ve sakat bir gencin bunları başarabilmesi, piyano öğrenebilmesi için çevresinden büyük maddî ve manevî destek gerekir. Demek ki bu kendisine sağlanmış.

Ben diyorum ki bu tür bir manevî destek kültürü belki bizde de en az Amerika'daki kadar var; fakat buradaki insanların maddî imkânları ve medenî bilinç oluşturucu eğitim imkânları genellikle çok daha kısıtlı. Allah'ın bahşettiği nimetler için --diğer insanlardaki kadar çok olmasalar bile-- çok şükretme ve zor durumda olanlara yardım etme, onları destekleme gibi esaslara biz de inanıyoruz...

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: December 14, 2008 7:44 PM

Ben Akıllı Tasarım'ın dinsel inanç olduğunu söylerken demokratik biçimde örgütlenen, şeffaf, sivil meslek örgütlerinin söylediklerine, Amerikan mahkemelerinin kararlarına, akademik kamuoyunda yaygınlıkla kabul edilen kanaate dayanıyorum.

Peki, siz evrimin dinsel inanç olduğunu söylerken neye dayanıyorsunuz? Ben yine gelişmiş ülkelerdeki yargı kararları, akademik kamuoyunda hemen hemen fikirbirliği derecesinde kabul edilen kanaat, meslek örgütlerinin açıklamarı, ve anaakım dinsel örgütlenmelerin (Vatikan, ABD'deki din adamlarının düzenledikleri imza kampanyaları, İngiliz kilisesi) söylediklerine bakınca şunu görüyorum: Evrim, bir inanç, din falan değil, oldukça önemli bir bilimsel bir çalışma alanı; hiçbir dinsel inanca karşı da herhangi bir garezi yok.

Kısası, nesnel ölçülere dayanarak konuşuyorsanız, devletin evrimi çocuklarına öğretmesi bir inanç dayatması değil, aksine evrensel standartlara uygun eğitimin bir gereği.

Peki evrimin inanç olduğunu, dinsel inançlara düşmanlık güttüğünü iddia eden kim? Bir grup marjinal köktendinci örgüt. Devletlerin sivil toplum kuruluşlarına, hukuka, akademisyenlere, anaakım dinsel örgütlenmelerin temsilcilerine bu marjinal, paranoyak komplo teorilerine mi itibar etmesini istiyorsunuz? Hiç kendinizi üzmeyin, Türkiye Cumhuriyeti devleti eğitim politikasını belirlerken tam da onu yapıyor. Tam 25 yıldır.

Elbette, kişisel olarak bunlara inanmayabilir, akıllı tasarımın bilimsel, nesnel bir teori olduğunu savunabilir, evrimin öğretimine karşı çıkabilirsiniz. Ama, 'inançlara karşı tarafsız laik devlet ilkesini' savunduğunuzu iddia ediyorsanız, bilimselliği, nesnelliği oldukça şüpheli, son derece tartışmalı, dinsel köktencilikle organik bağları bulunan bir hareketin sözcülüğünü yaparken bir kamu kurumunun desteğini almanız, en basit ifade ile "ayıp"tır. Çünkü siz öyle düşünmüyorsanız bile, mesele tartışmalı olduğuna, muteber karar organları sizin aksiniz yönünde düşündüğüne göre, buna saygı gösterirsiniz. Yok eğer inadına, böyle bir etkinliğe destek verecek onca sponsor varken belediyeden destek alıyorsanız, bu kendi inancınızı dayatmak siyasal iktidara dayandığınızın, güç gösterisi peşinde olduğunuzun bir göstergesidir.

Yazan: Laik Ateist Agnostik Aczmendi Musveddesi Tarih: December 15, 2008 8:32 AM

Amerika planlı programlı bir ülkedir.Ne yapıp ne edeceği yıllar önceden yapılmış planlara hedeflere göre belirlenir.Ve bu hedefleri'de mensupları paylaşır.Organizasyon iyi yönetildiği için hedefler insanlarda şevk uyandırır ve hedefler gerçekleştirilir ve gerçekleştirilmeleri için çalışılır.Amerikan halkının dindar olması durumunun, bu hedeflerle pek ilgisi'de yoktur.Bunu iddaa ediyor olmak dindar olmayan insanların Amerikada bu motivasyonla hareket etmediğini gösterir .Örnek vermek gerekirse gelişimin motorlarından olan Amerikan vatandaşı olan bilim adamlarının azımsanmayacak sayıda olanlarının dindar olmadıklarını görebilirsiniz.Acaba nasıl motive oluyorlar?

Şimdi matematiksel bir inceleme yapalım.

X ülkesindeki insanların çoğu teisttir ve bu ülke başarılıdır diyoruz sonra bakıyoruzki

Y ülkesindeki insanlarında çoğu teisttir ve bu ülke başarısızdır.

Bu mantığı aşmak için Mustafa Akyol Destiny kavramı diye bir değişken daha eklemiş.Destiny kavramı da teizm den bağımsız özellikte başka kültürel kodlarla bağlantılı olduğu açık.Bu açıklığı zaten giriş paragrafında örnekli olarak anlattım.Dindar olmayan bilim adamlarıda ister istemez bu Destiny kavramı içinde vazifelerini bilinçli yada bilinçsiz olarak yerine getirirler.
Ve bu Destiny hikayesinde başrolü falan dindarlık oynamıyor merak etmeyin..........

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: December 19, 2008 1:23 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)