« ‘Farklı Yorumlanması Dahi Teklif Edilemez…’ | Ana Sayfa | Obama’nın Ayak Sesleri »

October 29, 2008

Şu Çılgın Müslümanlar

[29 Ekim 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Son yıllarda epey ideolojik ve bir o kadar da çarpıtılmış bir “popüler tarih yazımı” ortaya çıktı. Kurtuluş Savaşı ve onun doğal sonucu olan Cumhuriyet, sanki bugünkü ulusalcıların öncülleri tarafından kazanılmış gibi gösteriliyor. CHP’nin kendini Cumhuriyet ile özdeşleştiren ucuz söylemi ortada. Kitapçıların “çok satanlar” listesine bakınca da, Milli Mücadele’yi “iç ve dış düşmanlar”a karşı verilmiş Kemalist bir savaş gibi gösteren çiğ başlıklar dikkati çekiyor. Bu literatüre itibar ederseniz, Kürtlerin, İslamcıların, “hacı ve hocaların” “hain” olduğunu pekâlâ zannedebilirsiniz.

Eğer böyle zannederseniz de fena halde aldatılmış olursunuz. Çünkü Milli Mücadele, gerçekte Türkiye topraklarındaki tüm Müslüman unsurların bir arada verdiği bir “mücahede”dir. Bu işin kahramanlarını tanımlamak için de “Şu Çılgın Türkler” yerine “Şu Çılgın Müslümanlar” demek daha doğru olacaktır.

Bunun böyle olduğunu en iyi bilen kişi, Milli Mücadele’nin lideri olan Mustafa Kemal Paşa’ydı. Onun içindir ki 1 Mayıs 1920 tarihli Büyük Millet Meclisi konuşmasında şöyle demişti:

"Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değidir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiye'dir, samimi bir mecmuadır.... Bu mecmuayı teşkil eden her bir unsur-u İslam... yekdiğerinin her türlü ırki, içtimai, coğrafi hukukuna daima riayetkârdır."

Zaten Milli Mücadele’nin neredeyse tüm söylemi İslami kavramlara dayanıyordu. Mustafa Kemal Samsun’a çıktıktan sonra Anadolu halkını “din ve vatan uğrunda açılacak mücadeleye” davet etmiş, “Türkler ve Kürtler'in Makam-ı Hilafet etrafında sarsılmaz bir vücut halinde” olduklarını duyurmuştu. Bu mesaj o denli yankı bulmuştu ki, Diyarbekir Müdâfâ-i Hukuk Cemiyeti'nin reisi olan Cemilpaşazade Mustafa Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın “mehdi” olduğuna kanaat getirmiş ve bu mesajı çevresine yaymaya başlamıştı.

Kuşkusuz Ankara hükümetine karşı isyanlar da oldu; ama bunlar herhangi bir dini veya etnik gruba mâl edilemeyecek, yerel çıkarlardan doğan tepkilerdi.

Milli Mücadele, sadece Anadolu değil, dünya Müslümanlarının da desteğini aldı. Evet, Arapların bazıları (tümü değil) bağımsızlık vaadiyle I. Dünya Savaşı’nda İngiliz safına geçmişti. Ama İslam dünyasının genelinin kalbi Türkiye’deki dindaşlarının zaferi için atıyordu. Hint Müslümanları arasında gelişen Hilafet Hareketi, büyük meblağlarla para toplayıp Ankara’ya gönderdi. Prof. Azmi Özcan’ın Osmanlı, İngiliz ve Hint arşivlerinde yıllarca çalışarak yaptığı araştırma, altkıtadan Türkiye’ye ulaşan bu yardımın 6 milyon sterlini bulduğunun gösteriyor ki, bu muazzam bir rakamdır. Fakir Hindistan’ın fakir Müslümanlarının büyük özverisini gösterir.

Ama ne yazık ki tüm bunlar kısa sürede unutuldu. Dahası unutturuldu da. Varlığını büyük ölçüde Müslüman inancına ve değerlerine borçlu olan Cumhuriyet, şaşırtıcı bir “u dönüşü” yaparak, “çağdaşlık” adına İslamiyet’e ve Osmanlı’ya tavır aldı. O nedenle de benimsediği laiklik anlayışı, “efkâr ve itikâdât-ı diniyeye hürmetkâr” olan Terakkiperver Fırka’nınki gibi olmadı. Hayran olduğu Fransız Devrimcilerininki gibi sert ve baskıcı oldu.

85. yılını kutladığımız şu günde umuyorum ki artık Cumhuriyet’in olgunlaşma, gerçeklerle yüzleşme ve yaraları sarma zamanı gelmiştir. Kuşkusuz laiktir ve laik kalmalıdır. Dahası üniterdir ve üniter de kalmalıdır. Ama bu nitelikler, mütedeyyin, Kürt ve tüm diğer itilmiş vatandaşlarıyla barışmak için atması gereken adımlara engel değildir. Yeter ki geçmişteki hatalardan ders çıkarılsın. Yeter ki biraz ezber bozulsun.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 29, 2008 3:28 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

son zamanlarda farkettim, pan-islamist ekol giderek yeni kabul edilmiş paradigma olarak yavaş yavaş yerini alıyor ve kendi tarihini, kültürünü, doğrularını kafamıza sokmaya çalışıyor.

zaman gazetesinin "temiz" yüzünü, ak parti'nin "ampul"ünü halkın önüne koyduğunuzda yolsuzluklar, fethullah grubunun şantajları, kitle sömürüleri vs. birden unutuluyor; kitleler, takım elbiseli, düzgün konuşan, düzgün insanların yalanlarına kolayca inanmaya başlıyor.

hele bu saf-fakir-iyi niyetli insanlara kışı geçirecekleri kömürü ve erzağı verip "hamdolsun"lu "inşaalaah"lı dokunaklı bir konuşma yapın, sizi 80 yıl destekler.

bir kişinin düzgün bir üsluba sahip olması, cümleleri ustaca bir araya getirebilmesi, iyi görünmesi, çok okunması, yalanlarını ve popülizmini saklamadaki mahareti, fikirlerinin doğru veya değerli olduğu anlamına gelmiyor.

ak parti diktatörlüğünü, iktidar sayesinde gittikçe palazlanan "yandaş" medyasını, yeni ortaya çıkan zenginlerini ve satılık kalemlerini izlemeye devam ediyoruz.

kendileri iktidar oldukları sürece, hesap sorulamayacağını artık anlamış bulunuyoruz.

inşaalah bir gün gezegendeki son trene binip gittikleri günü de göreceğiz.

Yazan: huseyin Tarih: October 31, 2008 8:42 AM

Hüseyin Bey,

Sanırım siz Aydın Doğan, medyası, ergenekoncular ve yandaşları ya da bariz içi boş olan maşa chp ve sözüm ona liderleri baykal taraftarısınız..

Açıkçası Ak parti bana ya da yakın efradıma kömür dağıtmadı..ya da başka bir yardımı da olmadı..Ayrıca benim dedem adnan menderes döneminde milletvekili ve büyük bir çoğunluğu eski dyp li idiler..Ayrıca ailemin muhafazakar olup sözüm ona sizin düşünüp, kestirip atacağınız bir başörtülü durumu da yok..ben de kolej ve üniversite mezunu açık bir bayanım..Abim, doğru yol şişli ilçesi yönetimindeydi..dayım şişli ilçesi belediye başkanlığı için adaylığını koyup, çalıştı..Ama kendimi bildim bileli ben ve ailem diğer aile üyelerinin fikirlerine saygı duyarak önce refah partisine oy verdik..Ama körleşmedik..Onun hatalarını görünce yine özgür irademizle dışarıdan ya da başka bir yerden yardım almadan şimdi de Ak Parti'ye oy veriyoruz..

Yani sizin dediğiniz gibi temiz yüzlere, takım elbiselere vs oy vermiyoruz..Biz öncelikle Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığına; görevdeyken yaptıklarına ve çalışkanlığına, dürüstlüğüne oy verdik. Hatta ben bitirme tezimin içinde o dönem kurulan beyaz masaları da koydum ve inceledim. Açıkçası herkesin belediyeye girip, sorunlarını anlatmasını, bunların takip edilmesini vs onlara neyi incelediğimi söylemeden gözlemledim..Sonra kendisinin şiir okumak gibi bir suçla hapise gönderilmesinin üzüntüsünü yaşadım..Sonra yine özgür kaldı ve oyları süpürdü. Hepsi helali hoş olsun.!!!

Siz şu anda kimleri savunuyorsunuz merak ettim? Benim gibi bir sürü iyi yetişmiş arkadaşım ve sizin kabulünüzü alacak aileleri de bu partiye oy verdiler. Şimdi siz bizleri hangi beklentilerle bu partiye ve üyelerine sahip çıkmakla suçlayacaksınız merak ettim?

Bence bahsettiğiniz trene inşallah önce baykal soytarısı ve partisi sonra bankaları batıranlar, kul hakkı yiyen ve medya desteğini de arkasına alan doğan medya kurumu, yazarımızın sanırım iki öncesindeki yazısında bahsettiği cumhuriyet aşkıyla yanan??? ordumuzun sevgili üyeleri,bütün bunlarla işbirliği içinde olan ergenekon çete üyeleri ve sözde milliyetçi olan ama benim üniversitede; fakülte içinde arkadaşlarımızın boğazına satırla girip, sonra ellerini silip polisin, yönetimin bile kendilerini görmesine rağmen rahat rahat sınavına girdiğini gördüğüm ve asıl adları faşist olan mhp partisi ve bu işleri örgütleyen ülkü ocakları sakinleri binmeliler..Eğer siz de bahsettiğim ülkenin kanını emen kitleleri savunuyorsanız hiç düşünmeyin bence siz de binin.

Saygılarımla,
Aslı Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: October 31, 2008 8:03 PM

29 Ekim Cumhuriyet bayramında bir adamın(Can Dündar) filmi için sürekli gülücükler saçarak ve mutlu mutlu ifadelerle evet evet Atatürk'ün de zaafları vardı ve zaaflarınında görüleceği filmim 29 Ekim Cumhuriyet bayramında vizyonda.Ne mutlu bana ki Diyanet işleri bakanı bir tarafımda diğer tarafımdada bir komutan var.İkiside filmin sonunda gayet memnun ayrıldılar.Sanki din le düşmanı olan orduyu uzlaştırdım gibi aptalca bir düşünceyi aklınca empoze ediyor. Adam neredeyse Atatürkün su içmesini bile bakın Atatürkte su içermiş gördünüzmü gibi, kerameti kendinden menkul mesajlarını gözümüzün içine zorla sokacak.Cumhuriyet bayramında; ya kardeşler siz böyle Atatürkü putlaştırıyorsunuz bakın birde bayram düzenliyorsunuz,ama görünki bu kişide bir insandır mı demek istiyor?Mantıklı her insan Atatürk'ün insan olduğunu bilir ve insani zaafları olabileceğini kabul eder.Amerikada aynı şeyler olabilirdi Bağımsızlık Gününde, Amerikayı yerden yere vuran bir film yayınlanabilirdi.Ama herkes bilirdi, film yapımcılarının mesajını.Türkiyedeki gibi ikiyüzlüce olmazdı emin olun.Konuyla ilgili bir örnek seçmeye çalıştım aslında farkındayım biraz uzun oldu.Anlatmaya çalıştığım şey Sn.Akyol'un ve daha başkalarının son zamanlarda sürekli vurguladığı "popüler tarih yazımı" diye algılatmaya çalıştığı şey aslında tam'da kendileri gibi düşünenlerin yazmaya çalıştığı şeylerdir.Yeni bir Cumhuriyet tarihi yazılmaya çalışılıyor.Cumhuriyet dönemi kötü diye adledilen tüm kişiler bir bir temize çıkarılmaya çalışılıyor(Vahdettin de bunlara dahil)Tabiki bunları farkeden insanlar bu düşüncelere cevap verecekler kitaplarıyla,konuşmalarıyla.Otobüs kapılarında "Çok Sesli,Çok Kültürlü Cumhuriyet" yazılarının anlamının gerçekte ne olduğunu tabiki insanlara anlatacaklar.O seslerin tek bir sese, o kültürün tek bir kültüre ait olduğunu tabi ki açıklayacaklar.Cumhuriyeti neredeyse Nazi Almanyasıyla bir tutanlara tabiki cevapları verilecektir.Milli Mücadeleyi de tabiki dinen Müslümanlar kazanmıştır.Türkiye'yi kuranların Hristiyan,Musevi yada Pagan.... olduğunu iddia ettiğini kim söylemiş.Savaşları sadece dininizle kazanamazsınız.(Sanırım bunuda kimse iddia etmeyecektir) O zaman İran-Irak savaşında kazanan yada kaybeden tarafın daha az yada daha çok müslüman olduğunu da söylemeniz gerekir.Sayılan tüm zevatlar Milli Mücadele den öncede Müslüman idiler.Savaş var diye bir an önce Müslüman olmadılar.Sivas Kongresi,Amasya Tamimi vs... bir ton genelge'de dinimiz elden gidiyor koruyalım,birleşelim savaşalım gibi bir motivasyonun kullanıldığını ben görmedim.Ama hürriyetimizin elden gittiğini,acilen bir şeyler yapılmasının gerekliliği genel çizgi idi.Tabi dininden dolayı olumlu motivasyon alıp savaşan insanlarda vardı , ama bunu Dinimizi kurtarma Savaşı değil,Hürriyetimizi kurtarma savaşı olduğunu herkes biliyordu.Ana faktörün İslam olduğunu iddia ederseniz, bu insanlara karşı çıkan engelleyen,bazı insanlarında İslam hassasiyetiyle hareket ettikleri düşünüldüğünde dengeyi nasıl sağlayacaksınız? ki günümüzde karşı olan bu kişileride kurtarma planı olarak Milli Mücadeleye gizliden destek verdiklerini ,iddia eden bir ton saçmalık aslında bu tutarsızlığı örtmeye çalışan yalanlardan başka şeyler değildir.Kim kimi aldatmaya çalışıyor gayet ortada aslında.

Yazan: TuncayÇavuşoğlu Tarih: November 1, 2008 12:08 AM

Tarihin bilimsel olarak ele alınması gerektiğini söylemek ,en son islamcılara düşer..
Emine şenlikoğlu,Abdurrahman Dilipak,Vehbi Vakkasoğlu,Mustafa Armağan,Kadir Mısırlıoğlu vb. leri hangi ekolden ve yazdıklarının tarihi gerçeklerle en ufak uyumu var mı???
Yukarda ismi olanlara bakınca İlber Ortaylı,Halil İnalcık,Sina Akşin,Ergun Aybars vb leri mi ''popüler tarih yazıcısı'' sayın Akyol!!!??????
Siz Liberal islamcılar gerçekten çok komiksiniz,siyasi takiyyecilik yetmediş bir de 'bilimsel takiyyecilik' yapıyorsunuz..
Ayıp be ayıp..

Yazan: ümit harmancı Tarih: November 1, 2008 12:57 PM

Çılgın müslümanlarmış..:) Mustafa Akyol bey herkesi deniz fenercilerine parasını kaptıran çılgın müslümanlarla karıştırıyor sanırım.

Yok çılgın müslümanlarmış, yok çılgın Türklermiş bu saat'ten sonra kime faydası var? Müslümanlar çok çılgın oldukları için mi, ülkeleri işgal altında olan Irak'ta birbirlerini boğazlıyorlar?

Halife etrafında toplanılmış din vatan adına kurtuluş mücadelesi verilmiş. Yalan söyleyen tarih utansın! Eğer gerçekten böyle olsaydı halife efendimiz etrafında toplananlar hakkında idam fermanı çıkartır mıydı? Madem çılgın müslümanlar başardı bu zaferi halifeleriyle şampanyalar patlatarak kutlayamazlar mıydı? Zafer kesinleştikten sonra halife efendimiz, etrafında toplanan çılgın müslüman halkını bırakıp neden İngiliz zırhlısına binip kaçtı vatanı'nı terk etti?

Hangi halife liderlik ettiği müslüman halkı bırakıp kaçar? Demekki halifeyi kaçırtan çılgın müslümanlar değilmiş.

Kimmiş?

Tabiki ÇILGIN TÜRKLER !

Varlığım TÜRK varlığına armağan olsun!

Mustafa Kemal ATATÜRK

Yazan: Hülagü Tarih: November 1, 2008 3:03 PM

Tuncay Çavuşoğlu Bey,

"Kurtuluş Savaşında dinden motivasyon alan bazı insanlar vardı" değil. Tarihi belge, tanıklık ve gerçeklere göre, batılı eğitim gören elit ve okumuş kesimin bir kısmı hariç bütün Anadolu halkı dinden motivasyon alıyordu. Yazmışsın ki tamimlerde hürriyetin gitmesinden bahsediliyordu. Anadolu halkının hürriyetten anladığı senin anladığın şey değildi. Çünkü Anadolu halkı o zamanlar henüz seküler ve Batılı eğitime/propagandaya maruz kalmamışlardı. Batıdan gelen "vatan" kavramı halk arasında bilinmiyordu bile. Bir kimsenin vatanı demek o zamanki dilde o kişinin doğup büyüdüğü köy demekti.

Onların hürriyetin gitmesinden anladıkları şey namazların camilerde kılınamaması, ezanların okunamaması, kadınların gavur kadınları gibi başlarının açılmaya zorlanması idi. Evet Anadolu halkı hürriyet için savaştı ve aynı zamanda sadece İslam için savaştı. Çünkü Anadolu halkının hürriyet sözünden anladığı sadece ve sadece eskisi gibi Müslüman olarak yaşamaya devam etme özgürlüğü idi.

O zamanki Kemalist kaynaklar ve mesela Prof. Tarık Zafer Tunaya gibi Kemalist yazarlar da bundan bahsederler. İrtica filan ile ilgili bir kitabında Tunaya Türk milletinin din değil de vatan için dövüştüğü (daha doğrusu bir kısım vatan evlatlarının "dövüşmeye zorlandığı" demeliydi) ilk savaşın 1925'teki Şeyh Said isyanı olduğunu yazar. Bu fikrin de bizzat Atatürk'e ait olduğunu belirtir. Bu fikrin de yanlışlığı ortadadır, ancak sonuçta bir tek gerçek vardır ortada:

İstiklal Savaşı'nda can veren Anadolu insanı --henüz (yine Fransız devrimine ve Batıya ait olan) "vatan" kavramının bile bizzat Atatürk'ün tanıklığına göre halk kitleleri tarafından ne olduğunun bilinmediği bu dönemde-- sadece ve sadece İslam motivasyonuyla, İslâm adına dövüştü.

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: November 1, 2008 9:00 PM

NEdir bu İttihat ve Terakki'den bu kadar çok nefret etmenizin sebebi anlamakta güçlük çekiyorum.

Yazan: Ahmet Sular Tarih: November 1, 2008 10:01 PM

Hinduları da hain ilan eder bu ''KEMALİSTLER''

GEÇMİŞTEKİ YARDIMLARINDAN DOLAYI : )))))

Yazan: selami akan Tarih: November 1, 2008 10:19 PM

Bu tartışmanın sert çekirdeğini Kurtuluş Savaşı'nın motivasyon kaynağı mı oluşturuyor, efendiler.

Onyıllar geçmiş, yüzyıllar geçecek üzerinden Milli Mücadele'nin ancak biz hala 'İslamiyet mi, kavmiyet mi esastı?' diye tartışıp duracağız. Her iki görüş de tarih algımızın ne kadar da patojenik olduğunu gözler önüne seriyor.

Ne kadar acı ki tarihin, gündelik siyaetin kısır tartışmalardan 'kurtulma savaşı' vermeye mecali yok. Ah bir kurtulsa da haykırsa 'meramını' iç ve dış bilumum mihraklara!

Yazan: Salih Kurt Tarih: November 1, 2008 11:54 PM

Bu konu sürekli karşımıza gelecektir.Şu Çılgın...(milliyetler,ırklar,dinler) bitince ne gelecek bilmiyorum.Şu Çılgın Öküzler'de diyebilirmiyiz?Biliyorsunuz Öküzlerde savaşta kağnılarla cephane taşıdılar.Milli Mücadeleyi,Cumhuriyeti halen sindiremeyenler yüzünden (Milli Mücadele diye birşey yoktur diyenlerde vardır) Öküzlerin milliyetini,dinini tartışalım isterseniz.İstiklal Marşının adı neden İstiklal'dir?.Kurtuluş Savaşı,İstiklal Harbi gibi kelimeler' ne çağrışırıyor.Milli Mücadele Erbakanın Milli Görüşündeki Milli kelimesiyle aynı anlamda mı kullanılır.





"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;


Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl"





İstiklal marşının son iki dizesi,Hakka tapan bir milletin,istiklaline de hürriyetine'de de aynı derecede tutkun olabileceğini oldukça iyi vurguluyor.Çünkü dininizin,dilinizin,kültürünüzün en büyük garantörü hürriyetinizdir.
Milli mücadeledeki tüm dinamikleri pas geçerek sadece şu anki dünya görüşlerine prim katacakları düşüncesiyle,mücadeleyi sadece dini faktörlere dayandıranlar bu mücadeleyi neredeyse yok saymaktadırlar.Ana kaygılarının, Dini kaygılar olması yüzünden insanların savaşıyor yada kan döküyor olması durumunu, diğer insanların özellikle'de Ezber Bozma kaygısı taşıyanların,Liberallerin nasıl bu kadar kabullendikleri ve yüceltebildikleri şaşılacak bir durumdur.

Yazan: TuncayÇavuşoğlu Tarih: November 2, 2008 5:47 AM

Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yaşanan gelişmelerin siyasetten tamamen arınmış olduğunu söylersek sanırım Hülagü Bey'in dediklerine hak verebiliriz. Ama böyle bir ihtimal yok. Yani ne siyasetin asla devrede olmadığını söyleyemeyiz, ne de Hülagü Bey'in haklı olduğunu. Sanırım Hülagü Bey bu konu hakkında düşünür.

Sonra da neden fikir beyan etmek yerine sloganlara başvurduğunu şuradan öğrenebilir:

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/10/29/hangi-cumhuriyet-2008

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/06/25/hangi-cumhuriyet

...

Ayrıca o dönemin "enteller"i arasında ırkçılar olsa da, halk arasında, Kurtuluş mücadelesinin erleri arasında ırkçı yoktu. Onlar bu mücadeleye padişah, halife, din ve vatan için giriştiler. Türk onlar için Müslümandı, Müslüman da Türk. Canlı hikayeler dinleyebilirsiniz bu konuda, dedelerden aktarılan.

Kocaebem, "biz Türk'ün hasıyız" dermişti. Ne orta Asya stebi bilir bu kadın, ne turan. Türk'ün hası. Onun için Türk demek Osmanlı demek, Müslüman demek. Halkın Türklüğü bu kadardır Hülagü Bey. Onun ilerisinde ırkçı bir Türklük aramayın halkta.

Ha emri altında kurtuluş mücadelesi verdiklerinden bir kazık yemiş olabilir, meclise girememiş olabilirler. Ama bu mücadeleyi verenlerde din olgusu daha ön plandadır. İşte siyaset buradadır. Veya kurtuluş mücadelesinde önde görünenler, taktim edilenler siyaseten üstün konuma gelmiş olabilirler. Veya mücadeleye katılmasına rağmen ismen geride duran paşalar siyaseten zayıf kalmış olabilir. Ama halk ve kurtuluş mücadelesini örgütlemesine, hatta Atatürk'ü halka kabul ettirmesine rağmen siyaseten geri planda duran birçok paşa din olgusunu asla arka plana itmemiştir. Onlar ırkçı da değildir.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 2, 2008 6:30 AM

Mustafa Bey;

Dikkat edin, PKK ile ayni cizgide oldugunuzu iddia etmesinler:

http://circularconversations.over-blog.com/article-24328029.html

Cok tatsiz seyler, Pazar günü keyfinizi bozmak istemezdim.

Saygilar

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: November 2, 2008 9:26 AM

Merhabalar,
Bilmiyorum farkında mısınız, ama Mustafa Bey, böyle çarpıcı yazılar yazdığında bazı arkadaşlar-özellikle zıt fikirdekiler- çok duygusal ve hamasi tepkiler veriyorlar. Bu oldukça yanlış bir tavır. Mustafa Bey'in iddialarını çürütecek antitezler sürmeden başka konulardaki görüşlerinizi belirterek horoz döğüşüne giriyorsunuz. Önce bu birebir tezleri çürütün, sonra bu antitezini diğer görüşlerinizle destekleyin. Diğer türlü hep aynı şeyler aynı kişiler tarafından tekrarlanıyor. Bu genel bir görüştü...
Konu ile ilgili olarak ta bu Kemalist geçinen arkadaşlar, artık bir takım tarihi gerçekleri mevcut konjonktürün etkisinden sıyrılarak kabul etmelidirler. Kurtuluş Savaşı'nı Mustafa Bey'in işaret ettiği faktörler olmada asla kazanamayacağımızı, o ordunun kurulamayacağını ve mücadelenin başlamadan biteceğini kabul etmeleri gerekiyor. Diğer konular ayrıca tartışılabilecek mevzular ama bunun ,yeni türeyen art niyetli liberal-islamcı güruhların yaptığı gibi, İSTİSMAR EDİLMEDEN ortaya koyulması lazım. Bize ilkokuldan beri okutulan yalan-eksik tarih bilgilerinden sıyrılıp tüm gerçekleriyle tarihi ortaya koyup içimize gelse de gelmese de kabul etmemiz gerekiyor. Yoksa hep bu horoz döğüşü devam eder...
Ülkede sürekli bu tip kısır tartışmalar türban altında, Osmanlı öyle miydi böyle miydi altında bilmem başka bir sürü konu altında uzaar gider.
Herkesi açık ve geniş görüşlü ve iyi niyetli olmaya davet ediyorum. Devir bir ideolojiyi doktrini yaşama ve yaşatma devri değil, birçok farklılığı özümseyerek ortak bir yol izleme devridir. Bunu algılayıp daha önemli meselelere odaklanmamız lazım diye düşünüyorum.

Saygılarımla,

Yazan: Orkun TARAKÇI Tarih: November 3, 2008 1:24 PM

Kurtuluş Savaşı, cihad ve hilafetin kurtulması temelleri üzerine kurulmuş bir hareketti. Lozan'da İngilizlere sevimli görünebilmek adına Hilafet kaldırıldı. Zaten eninde sonunda Mustafa Kemal'in ifadesiyle "başbelası hilafet" ortadan kaldırılacaktı. Bu, ilk kırılma noktası oldu. Kürt sorunu başgösterdi, Misak-ı Milli içindeki Musul ve Kerkük'ün elden çıkmasına yol açıldı, İslam dünyasıyla bağlar kopartıldı ve tamamen Batı'ya dönüldü. Modernizm, 3.Ahmed'le başlayan ve Cumhuriyet ilan edilmeden önce çok partili Meşruti yönetimle ve laikleştirilmiş yasalarla son bulan bir süreçti. Kurtuluş Savaşının kahramanlarının hiçbirinin batı ile bir sorunu yoktu. Ama Cumhuriyet elitinin Batı'dan anladığı dans, balo, opera, kıyafetle sınırlı olduğu için şapka devrimi, harf devrimi ve kılık-kıyafet devriminde ikinci bir kırılma yaşandı ve bu ülkenin dindar muhafazakar insanları ile western wanabe'lerinin arası açıldıkça açıldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası zorbaca kapatılmasaydı; 200 yıllık modernizm süreci tabii seyrinde, çok daha sağlıklı ve vatandaşlarının özümsediği bir şekilde tamamlanabilirdi. Bunun yerine yukarıdan aşağıya balyozla, bir anda yapıldı ve çok tabii olarak tepki doğurdu. M.Kemal bir askerdi, onun bildiği yöntem buydu. Olacak zanneti, olmadı. Baskı kurdu, astırdı, kestirdi olmadı. Tam çok partili demokrasiye geçildi, tren rayına oturtuldu, hop darbe, sonra yine darbe, sonra yine darbe. Ülke çok vakit kaybetti. Yazık oldu bizlere, yazık oldu çocuklarımıza...

Yazan: blue Tarih: November 5, 2008 9:33 PM

Devrim böyle bir şeydir,sayın Blue.Balyoz gibi iner.Çocuklarınız nisbeten şanslı sayılır,üzülmenize gerek yok.Şanslılar ki Hilafet kalktı;Türkiyede birileri dünya düzdür diye fetva çıkartmıyor.İslam dünyasıyla bağların devam ettirilmesinin sizce şu anki durumdan daha iyi olacağını nereden çıkardınız?Sömürge olmadan,Gereken yerlerle gereken bağların devam ettirilmesi bir seçenek değilmi?İslam ve Batı çoktan seçmeli test gibi bu saplantı derecesinde buna takılmanızın nedeni ne olabilirki?Sembol cümleleriniz bile hiç değişmiyor,yahu bu kadar devrimde elle tutulacak tek bir şey görememeniz nedeni sadece dini kaygılarınız.Cumhuriyetin elit kadroları şapka devrimi yapmış,astırmış,kestirmiş...............
O tarihten 110-120 yıl öncesine dönün; 2.Mahmut neler yaptırmış bir bakın?Memurlara Fes takılması zorla mı yapılmış yoksa halka mı sorulmuş?Din elden gidiyor diyenler varmıymış yokmuymuş.Karşı çıkanlar cezalandırılmış mı yoksa istediğiniz gibi giyininmi denmiş.2.Mahmut bunu padişah olmasına rağmen padişahlığından değil (doğru yada yanlış)değişimin gerekmesi kaygısıyla yapmıştı.Osmanlı'nın son zamanlarındaki Batılılaşmasının tüm faturasını,tüm günahını Cumhuriyet devrimlerine yükleyerek işin içinden çıkabilirmisiniz?

Aynı zamanda şunu da söylemeliyim,İslamcı görüşe ters düşüyor diye hemen "Kemalist Dogma","Kemalizm Dini mensubu" şeklinde indirgeyici bir anlayış,doğru bir yaklaşım değildir.İslamcılığa karşı çıkmanız için Kemalist olmanız şart değildir.


Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: November 8, 2008 11:51 PM

Tuncay bey,

Hilafetin kalkması neden çocuklarım için bir şans olsun anlamıyorum. Hilafet siyasi bir kurumdu, bizi geniş bir coğrafyayla bağlayan bir araçtı. Laik bir devlette tabi ki yeri olamazdı ama kaldırılma zaman ve zemini çok büyük bir hata oldu. Bugün Misak-ı Milli'nin bir parçası olmasına rağmen Musul ve Kerkük elimizde değilse, Kuzey Irak'ta göz göre göre bir Kürt devleti kurulabiliyorsa bunun sebebi hilafetin zamansız kaldırılışıdır.
Sömürge olmadan gereken yerlerle gereken bağların kurulması iyi bir şeydir tabi, ama hazır bağlardan kurtulup bunu gerçekleştirmeniz mümkün değildir.
2. Mahmud dönemini örnek vermenizi anlayamadım. 2. Mahmud da tipik Türk zihniyetinde bir insan olmuş, pantolon giymekle, fes takmakla batılı olunacağını düşünmüştür. Mustafa Kemal, 2.Mahmud, Büyük Peter, hepsi aynı zihin yapısındaki insanlardır. Ve hepsi de muhteşem şeyler yapmışlardır. Ama bence gereksiz şeylerdir. İnsanların nasıl giyineceklerine devrimlerle karar verilmesinin absürdlüğünü göremiyorsanız bu konuda size nasıl yardımcı olabilirim bilmiyorum.
Osmanlı'nın son zamanlarındaki Batılılaşmanın faturasını cumhuriyete mi yüklüyorum? Nasıl böyle bir sonuca ulaştığınızı anlamadım. Tarih bir süreçtir. Osmanlı modernleşmesi 200 yıl sürmüştür. Osmanlı'nın son döneminde sistem meşruti monarşiye kaymıştır ve çok partili bir sistem vardır. Bunun doğal sonucu cumhuriyet olmuştur. Ama ne yazık ki cumhuriyet, tek parti diktatörlüğü, tek adam hakimiyeti şeklinde gerçekleşmiştir. Bu süreç 1950'lere kadar dondurulmuştur. Bu yüzden, günümüzde 'iyi işleyen' her şeyi Osmanlı'ya ve 1950 sonrasına; aksayan (ki her 10 yılda bir gelen darbeler de bunun bir parçasıdır) ne varsa da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılıp ülkenin korku ve baskı ile yönetilmeye başlandığı 20 yıllık sürecin ürünü olduğu söylenebilir.
İslamcılığa, İslam'ın siyasete alet olmasına karşıyım ve laik cumhuriyeti savunuyorum. Ama Atatürk'ün cenaze namazının kılınmasının laikliğe aykırı olduğunu söyleyerek, buna bile engel olan, kız kardeşi Makbule hanımın ısrarlarıyla gizli saklı cenaze namazı kılınan ve hiçbir görüntü alınmaması konusunda azami dikkat gösteren accayip hasta laiklik anlayışına bütün zerrelerimle itiraz ediyorum; cumhurbaşkanının karısının başı örtülü diye cümle aleme rezil olduğumuzu düşünen histerik manyak laiklik anlayışı midemi kaldırıyor; durup durup varlığımızı Atatürk'e borçlu olduğumuzu söyleyip tehditle, yasakla, baskıyla, kanunla Atatürk'ü sevdirmeye çalışan, hiç karşısındakinin ne dediğinin farkında olmayan, hatta ne dediği umrunda bile olmayan, kendisini Türkiyenin sahibi sanan ve sıklıkla kendi gibi düşünmeyenleri ülkeden kovan, gidecek ülke işaret edip duran; buna karşın gittikçe zavallılaşan; Can Dündar gibi samimi bir Kemalisti bile çileden çıkartmayı başaran, onu bile Sorosçu, Fethullahçı ilan eden, gerçek tarihi ve Atatürk'ü değil; hayalini yaşayan tuhaf insanlara bakıyorum. Yazık diyorum. Çok yazık...

Yazan: blue Tarih: November 10, 2008 9:18 PM

Sayın Blue

Hilafet konusunda şunu söylemek istiyorum.

Belli kurumların belli zamanlarda oldukça işlevsel olmaları günümüzde'de aynı şekilde işleyebilecekleri anlamına gelmez.50 sene önce işleyen bir mekanizmanın sırf o zaman işliyor diye bugünde işleyebilecek olmasını doğru kabul ediyor olmak pek mantıklı gözükmüyor ki tarih bunun tersi örneklerle doludur.İhtiyaçlar,beklentiler....değişir ve eskiden yeterli olan çözümler geçerliliğini yitirir.Yeni çözümler bazen eski çözümlerin altyapısını bozmadan düzeltici ayarlamalarla bazende çöpe atarak gerçekleşir.Gördüğüm kadarı ile sizin buna bir itirazınız yok,son yazdığınızdan çıkarımım budur.Sadece devrimin zamanlaması ile ilgili bir probleminiz olduğunu açıklıyorsunuz.Ancak bir önceki yazınızda'da
"Lozan'da İngilizlere sevimli görünebilmek adına Hilafet kaldırıldı",Zaten eninde sonunda Mustafa Kemal'in ifadesiyle "başbelası hilafet" ortadan kaldırılacaktı gibi duygu yönüde ağır basan cümlelerinizdeki ifade tarzıda sıkıntının bir zamanlama yada zeminsel bir sıkıntı olmadığını hilafetin kaldırılmasına zaman ve zeminden bağımsız bir itirazınızın olduğunu gösteriyor.Çünkü bu sözlerinizde bir zaman ve zemin vurgusu olmadığı açıkça gözleniyor.Aynı zamanda laik cumhuriyetten yana olduğunuzu ve hilafetin laik bir devlette tabi ki yeri olamayacağını'da yazıyorsunuz.Açıkçası bu nedenle değerlerdirmenizi pek samimi olarak algılayamıyorum.Amacım niyetinizi okumak değil,çünkü sadece sizin sözlerinizi kullanarak ve herhangi bir önkabulü kullanmadan bir değerlendirme yaptım.

"Sömürge olmadan gereken yerlerle gereken bağların kurulması iyi bir şeydir tabi, ama hazır bağlardan kurtulup bunu gerçekleştirmeniz mümkün değildir" demişsiniz.Söylediğiniz şey sadece yanlış bir genellemedir.Hazır bağların niteliklerine göre değişir.Bu mantıkla düşünürseniz, kurulan herhangi bir bağın sonsuza kadar koparılmamasını'da savunur durumda kalırsınız.Örneğin X ülkesinin Y ülkesi ile olan bağları X ülkesinin aleyhine gelişiyorsa X ülkesi de bu durumdan kurtulmak için Z ülkesi ile bağlarını kuvvetlendiriyorsa ve bundan'da bir menfaat sağlıyorsa sizin mantığınıza görede X ülkesinin Y ülkesi ile hiç bağlantılarını koparmaması gerektiğini mi anlayacağız.(Hazır bağlantıların verimliliği)Değişkenlerin yerlerine istediğinizi koyabilirsiniz.Gereken yerlerle gereken bağlantılar'a böyle bir şart koymanız anlamsızdır.
2.Mahmut örneği gayet yerindedir.Kıyafet deyip küçük gördüğünüz hadise hiç'de küçümsenecek bir hadise değildir.Altında yatan nedenleri aramamazına ben şaşırdım aslında.Dolayısıyla nedenlerin geçerliliği yada geçersizliğini tartışmak daha yerindedir.Deli saçması mantığıyla yaklaşmak bana pek mantıklı gelmiyor.Bu konuyu anlamak için sizden bir yardım talebinde'de bulunmayacağım.
İslamcılığa karşı olduğunuzu bildirdikten sonraki "ama" dan sonra söylediklerinizden nasıl bir anlam çıkarmamı bekliyorsunuz.?Bu gibi insanların varlığı İslamcılığa biraz olsun sempatik bakabileciğiniz anlamı taşıyorsa bu sizi ilgilendirir.
Sayın Blue ya söyleyeceklerim bu kadar.
(Kendisine vermiş olduğu cevap için teşekkür ediyorum)

Ek olarak din özgürlüğünü eğer savunuyorsanız
Kemalizmi din olarak yaşamak isteyen insanların(ben onlardan biri değilim bu arada) olması rahatsız edici birşey olmamalı.Dinlere saygı duyan insanların, Kemalizmi Din diye aşağılamaları bana hep komik gelmiştir.


Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: November 14, 2008 1:19 AM

Tuncay bey,

Seviyeli cevabınız için teşekkür ederim. Benim devrimin zamanlamasına değil, yapısına itirazım var. Modernleşmeyi Atatürk başlatmadığı gibi, Atatürk'ün fikirleri kendi icadı değildir. Latin harflerine geçiş, Saltanatın kaldırılması, cumhuriyete geçiş, Gregoryen takvime geçiş... bütün bunlar 200 yıllık bir sürecin devamıdır. Ama tabir caizse uçak yavaşça kaldırılacakken kaldırma kolu birden yukarıya çekilmiş ve yolcuların bünyeleri bu ani basınç değişimine reaksiyon göstermişlerdir. Mesela Osmanlı'da Batı kıyafetlerine ilgi vardır ve halk giderek bunu benimsemektedir ama yasayla bir kıyafet kodu zorunlu tutulduğu zaman bu reaksiyon oluşturmuş; bir kısım insanlar bunu kendi değerlerine bir saldırı olarak düşünmüş ve idam bedeline kendi yaşantısını terketmemiştir. Mesela Osmanlı'da Namık Kemal'ler de Latin alfabesine geçiş konularını tartışmış ve tartışmalar belirli bir kıvama gelmiştir. Ama tepeden inme, bir günlük bir kararla, üstelik eski yazı yasaklanarak yapılan bir devrim (!) bir günde halkın tamamını cahil seviyesine indirmiş; üstelik geçmişle bağı kopartılarak köksüz, suni bir rejim oluşturulmuştur. Hilafetin kaldırılması elbette gerekliydi ama bu gereklilikten dolayı kaldırılmadı; Atatürk'ün vizyonu hem siyasal, hem de sosyal hayatta dinin etkisini tamamen ortadan kaldırmaktı. Tepkim bu yaklaşımadır. Yoksa buyurduğunuz gibi ben de Osmanlı'nın son 50 yılında başlayan laikleşmenin, doğal seyri içinde devam etmesi ve nasıl saltanat, İngiltere'de olduğu gibi sembolik bir mahiyet aldıysa halifeliğin de yumuşak bir geçişle kaldırılması gerektiğini savunuyorum. Ama bir anda ve çok yanlış bir zamanda kaldırılmış; bunun faturası Musul ve Kerkük'ün elimizden çıkması ve bu şekilde Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasına yol verilmesi; diğer yandan Şeyh Said isyanı ile bugün PKK'yı meyve veren Kürt isyanlarının start almasıdır.
Din özgürlüğü konusunda ise şunu söyleyeyim: Ben Kemalizm dinine karşı değilim. Onun bize dayatılmasına karşıyım. Zorunlu din derslerini tartışırken endoktrine edilen resmi tarihi ve çocuklarımıza dayatılan tanrı Atatürk mitini de tartışmamız ve fikri hür, vicdanı hür bir nesil istiyorsak onlara hiçbir şeyi saklamadan öğretilmesi gerektiğini savunabilmeliyiz. Ama Can Dündar gibi bir Kemalisti bile Sorosçu, Fethullahçı ilan eden ve imanı bozulur diye filme gitmeyenlerin böyle bir tartışmaya girmeyeceği açık.
Ben de cevabınız için teşekkür ediyorum.

Yazan: blue Tarih: November 16, 2008 5:06 PM

1.Dini gerekçelerle,İnsanlara birşeylerin dayatılmasına bende karşıyım.

2.Dini gerekçelerin, savaşmak için en önemli neden olmasına(Yazı tam'da bunu vurguluyor) karşıyım.

3.Dini gerekçelerle insanlar arasında olumsuz tipte ayrım yapılmasına karşıyım.(Yazı bunu'da vurguluyor)Osmanlı tamamen Müslümanlardan oluşmuyordu, bildiğiniz gibi diğer din mensuplarının özellikle Hristiyanların'da sayısı azımsanacak durumda değildi.Acaba onlar ne yapmışlar?Bir fikri olan varmı?(Osmanlı kültürü için sürekli tüm dinlere saygıyla yaklaşıldığı ifade edilir)
Hangi Hristiyanlar nereye destek vermişler acaba?
Onlarda bu savaşta kendi dinlerine yer bulabildilermi yoksa din ayrılığından dolayı yerlerini yurtlarını terkmi ettiler.Dine verdiğiniz role bağlı olarak birleştirici gibi görünmesine rağmen son derece ayrımcıda olabilir mi?Eğer hristiyanlar'da bu savaşta topyekün olarak destek verdilerse, O zaman Sayın Akyol'un dini gerekçelerle ayrım yaptığı kesindir.Yok eğer böyle bir destek yoksa bu desteğin olmayış nedeni kesinlikle dini gerekçeler olmalıdır.Hangi açıdan bakarsam bakayım, Dinin ayrımcı olmadığını bir türlü kanıtlayamıyorum gördüğünüz gibi.

Din özgürlüğünün,diğer özgürlüklere oranla kendine ayrı bir yer tahsis etmesini gerektirecek ;ayrıcaklı bir durumu söz konusu değildir.Bu özgürlüğün sınırlarının diğer özgürlüklerin sınırlarından daha ileri gitmesini savunuyor olmak dayatmaktır.Cumhuriyet devrimi bu özgürlüğün sınırlarını düzenledi diye karşı çıkacak değilim.



Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: November 17, 2008 11:40 PM

şimdi bır de chp cıktı bas ortusu takan kadınlara rozet verıyor...sozde dınıne de sahıp cıkıyor...halbukı bıraz aklı olan bunların dincılık yaptıklarını gorur....ıktıdara gelelımde nasıl gelırsek gelelım anlayısı mevcut chp de ..iktıdarada geldıklerınde kendı amaclarına ulasmak ıcın herseyı yapacak bu adıler....

Yazan: akın aydın Tarih: November 23, 2008 2:33 PM

Tuncay bey,

Osmanlı rejiminden Ermeni Ortodokslar ve Yahudiler gayet memnundu. Nasıl olmasınlar ki, mecliste yer alabiliyorlar ve hatta bakan olabiliyorlardı. Gidenler, Osmanlı dini ayrımcılık yapıyor diye gitmedi; ittihatçılarca gönderildi. Çünkü ırk temeline dayanan bir milliyetçilikle kurtuluşun olacağına inanılıyordu. Osmanlı tebası olan Ermeni ve Musevilerin, günümüz Türkiye'sindeki Ermeni ve Musevilerden çok daha kendilerini "yurtlarında" hissettiklerini kesinlikle söyleyebiliriz. Osmanlı hiçbir zaman patrik mallarına el koymamıştır; varlık vergisi gibi saçmalıklarla alın terleriyle kazandıkları mallarında da gözü olmamıştır. Zaten resmi zihniyet de Osmanlı'nın yeterince "Türklüğe" önem vermediğinden bahsedip durmaz mı? Karşılaştırma yapmak bile abes.

Yazan: blue Tarih: November 23, 2008 5:13 PM

Sayın Blue
Benim zaten Hristiyanların ne yapıp ne ettiği ile ilgili temel bir iddiam yok.Hristiyanların destek verme durumunu iki yönlü olarak düşünerek sadece bir mantık yürütmüştüm.

Destek vermiş olsalardı:Sayın Akyol'un yazısında dini gerekçelerle ayrım yapmış olduğu(Hristiyanların sayısı kesinlikle azımsanacak sayıda değildir.)görülecekti.

Destek vermemiş olsalardı:Destek vermeme yada veremeyiş nedenleri'de dini gerekçelerdir.İster ittihatçılar göndersin,isterse kendileri gitsin.Temel nedene indiğinizde tek ayırıcı özelliğin dinden kaynaklandığını görebilirsiniz.Çünkü gidenlerin dini seçimi Hristiyanlıktır ve Hristiyan inancına sahip olanlar öyle yada böyle nedenlerle destek vermemişti.Dolayısıyla gönderildi iseler kimin gönderdiğinin bir önemi yoktur.Sayın Akyol'un yazısının başlığı Şu Çılgın Müslümanlar'dır ve yazının detayında belirtildiği mücadelenin temel etki noktasının sizin dediğiniz gibi ırk temelli değil din temelli özellikle'de İslam vurgusudur.(Hatta Irk yada etnik temelli olduğu bu yazıyla çürütülmeye çalışılıyor)Atatürk'ün sözleriyle bu durum kanıtlanmaya çalışılıyor.Tabi bu durumda Hristiyanların İslam vurgulu bir mücadeleye destek vermeyecekleri gayet ortada gözüküyor.

Dolayısıyla benim bu önermem Mustafa Akyol'un yazısındaki düşünceyi eleştirmek için seçilmiş bir önerme idi.Siz zaten ,Irk temelli bir yaklaşımdan söz ettiğiniz için sizin bence burada yanıt vermenizi gerektirecek durum yoktur.Kurtuluş Şavaşının özünde İslami vurgunun olduğunu söyleyen kişilerin yanıt vermesi daha uygundur.

Birleştiriciliğinden övünç duydukları Dini gerekçelerin; ayrımcılık konusunda'da ne kadar başarılı olabildiğini görmek ve anlatmak Ezber Bozma'nın daha gerçekçi bir gereğidir.

Dinlerin birleştiriciliği ise sadece aynı dini paylaşılan topluluklar için geçerlidir.(Teoride) Pratikte ise alt bölümlere ayrılarak aynı dini paylaşanların bile birbirleri ile savaşmalarına, ayrılmalarına,düşmanlaşmalarına hizmet ettiği durumlar çoktur.

"Dinler arası diyalog" kelimelerini belli bir kesimden deli saçması gibi tekrar ettiğini sürekli duyuyoruz.Dinler arası diyalog,dinler arası ayrılığında bir vurgulamasıdır.Farklı dinlerin birbirleri ile durumlarının örnekleri arttırılabilir tabi..

Adım atmak istiyorsak, Dinin birleştiriliği,Irkların birleştiriciliği vs... gibi modası geçmiş kavramları günümüzdede yüceltmek yerine daha kapsayıcı çözümler,kapsayıcı birlikler bulmak zorundayız.(İnsanlık olarak)

Yazan: Tuncay Çavuşoğlu Tarih: November 23, 2008 10:44 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)