« İşkenceye Karşı Hz. Ömer’in Adaleti | Ana Sayfa | Şu Çılgın Müslümanlar »
October 27, 2008
‘Farklı Yorumlanması Dahi Teklif Edilemez…’
[27 Ekim 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı okuyan bir insan, dördüncü maddeye geldiği anda bu ülkenin temelinde demokrasi yatmadığını görür. Çünkü orada ilk üç maddenin “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” olduğu yazılıdır. Yani bu üç, madde, millet iradesinin “kapsama alanı” dışındadır.
Örneğin Türkiye halkının ezici çoğunluğu bir araya gelse, ve farz-ı muhal, “biz başkenti Ankara’dan Antalya’ya taşımak istiyoruz” dese, olmaz. Zamanında birileri Ankara’yı seçmiştir. Ve o “birileri”nin iradesi, milletin iradesinin üstündedir.
Ve o birileri de, hepimizin çok iyi bildiği gibi, Kemalistlerdir. Orduya, yargıya, kampüse ve daha nice “kaleye” sahip olan, bu kaleleri toplumun geri kalan kısmına karşı cansiperâne savunan bir kadrodur bunlar. Demokrasiyi “karşı devrim” olarak görürler. Kurdukları ve yaşatmaya çalıştıkları otoriter rejime de kibarca “cumhuriyet” demektedirler.
Bütün bunları zaten biliyorduk. Ama Anayasa Mahkemesi’nin son gerekçeli kararı ile bir şeyi daha öğrenmiş, daha doğrusu netleştirmiş olduk. Rejim, meğerse milleti sadece ilk üç maddeyi değiştirmekten men etmiyormuş. Dahası bunlara Kemalistlerinkinden farklı bir yorum getirmeyi de yasaklıyormuş. Meğerse, laikliği CHP’nin anladığından farklı bir şekilde yorumlamak, buna göre anayasa ve kanun değişikliği yapmak mümkün değilmiş. Rejimin hakimleri, bu kadarını bile fazla görmüş bizlere.
Evet, işin özü bu. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin dokuz hakiminin yaptığı şey, siyasi alanda CHP tarafından temsil eden (ve Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu, İlhan Selçuk gibi daha pek çok ünlü savunucusu bulunan) bir laiklik anlayışını “norm” kabul edip tüm ülkeye dayatmaktan ibaret. AK Parti’yi “laiklik kartışı eylemlerin odağı” sayıp cezalandırırken esas aldıkları laiklik anlayışı bu.
Aslında rejimin hakimleri, bu kararlarıyla, sadece laikliğin değil, ilk üç maddede geçen diğer niteliklerin de yorumlanmasını kendi tekellerine almış oluyor. Başkan Sayın Haşim Kılıç ile birlikte mahkemenin iki demokrat üyesinden biri olan Sayın Sacit Adalı’nın bu noktaya getirdiği eleştiri son derece yerinde:
“Bundan sonra her türlü gerekçenin gayet rahatlıkla içine girebileceği derecede geniş anlamları olan demokrasi, lâiklik, sosyallik kavramları uyarınca ve bunlarda Anayasa Mahkemesi’nce her zaman farklı yorumlamaya gidilebileceği ihtimaliyle artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir.”
Kısacası milletin seçilmiş temsilcileri, Yüce Kemalist Mahkeme’nin ideolojik filtresinden geçmeyen hiç bir yasal değişiklik yapamayacaktır. Hakimiyet, yine, milletin değil Kemalistlerindir.
Bu tablo karşısında sormamız gereken soru, Kemalistlerin bu otoriteyi nereden aldıkları. Eskiden, yani ilk ortaya çıktıklarında, otoriteyi “muasır medeniyet”ten alıyor, “size oradaki kıstasları getiriyoruz, onun için lafımızı dinleyin” diyorlardı. Gerçekten de kâh İsviçre Medeni Kanunu’nu kâh İtalyan Ceza Yasası’nı kapıp getiriyorlardı. Bu işte yüzeysel de olsa bir “ilericilik” vardı.
Ama şimdi o da kalmadı. Sahip oldukları Jakoben laiklik anlayışının çağdaş dünyada ne benzeri var ne de destekçisi yok. Zaten dünyayla kavgalılar.
Geriye meşruiyet kaynağı olarak bir tek “Ulu Önder kültü” kaldı. Bu yüzden bu kült giderek acayipleşiyor, zıvanadan çıkıyor. Geçen gün Şişli meydanına belediye tarafından asılmış Atatürk posterleri gördüm. Altlarında “Sizi izliyorum” diye yazıyordu.
Yani koca Şişli Belediyesi Orwell’in “Büyük Birader”ini canlandırıyor, 2008 yılında 1984çülük oynuyordu.
80 yıllık maceranın gelip dayandığı nokta işte böylesi bir traji-komedi.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 27, 2008 1:25 PM




bu yazıları yazma cesaretinizi tebrik ediyorum...benim ödüm patlıyor böyle şeyler yazıp çizmekten..bravo..
Yazan: derya Tarih: October 27, 2008 2:06 PM
Demokrasi çoğunluğun zalim diktatörlüğü'dür sözünü hatırlatmak gerekebilir.
Yazan: barış Tarih: October 27, 2008 3:23 PM
Neden ödünüz patlıyor? Cahil cesareti insana her şeyi yazdırır çekinecek ne var bunda. Korkmayın sizde yazın cehaletinizi sergileyin.
Sanki dünyada anayasalarında devletin kimliği ve kuruluş felsefesinin dokunulmazlığı bir tek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda var. Hepiniz zır cahilsiniz. Dünyadaki bütün deniz fenerleri dahi sizleri aydınlatmaya yetmez!
Mustafa 29.Ekim'de sinemalarda.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: October 27, 2008 6:19 PM
Sayın yazar bu yazıyı da salt liberal bir anlayışın neticesinde kaleme almış. Konuya salt liberalizm ana fikrinden hareketle bakarsanız, sayın yazarı tamamen haklı görebilirsiniz. Ama burada savunulan fikirler, özgürlükçü felsefenin bir ürünü de olsa, üzerinde çok tartışmayı gerektirebilir. Ankara'nın başkent oluşu ile ilgili anayasa maddesi hükmünün değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez oluşu; salt liberalizm yönünden tenkit edilebilir. Ama "böyle bir tenkit "işte Kemalistler bunu yapmıştır, zaten hep böylesine ceberrutturlar yorumlamasını hangi ölçekte makul ve hakkaniyetli kılıyor?" sorusuna da kolaylıkla cevap verilemez diye düşünüyorum.
Ankara dışında bir başkent belirleyebilir olmanın liberal dünyamıza çok büyük katkılar yapacağını sanmıyorum.
Sınırsız liberalizm olur mu?
Liberalizm namına her konuda bu düzeyde keskin tenkitler yapmak sadece liberal bir tavır olarak tanımlanabilir mi?
Yoksa dogmatik liberalizm diye bir ekol mü vardı?
Her neyse, çok sevgili ve saygın yazarı gene de tebrik ediyorum.
Yazan: Kubilay Ant Tarih: October 27, 2008 6:25 PM
"Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin dokuz hakiminin yaptığı şey, siyasi alanda CHP tarafından temsil eden (ve Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu, İlhan Selçuk gibi daha pek çok ünlü savunucusu bulunan) bir laiklik anlayışını “norm” kabul edip tüm ülkeye dayatmaktan ibaret."
Parantez içindeki isimler dikkatimi çekti...
Çok ama çok cesur bir yazı.
Milletin ve hakkın sesi olmak, böyle birşey herhalde.
Tebrikler, ve başarılar.
Yazan: elif dedim Tarih: October 27, 2008 7:48 PM
Yine kaleminize ve yüreğinize sağlık.Umarım yazdıklarınızı,yazıdaki muhataplarınız da okuyordur!
Gerçi okusalar da,ben çok bir şeyin değişeceğine inanmıyorum ama...
Hepimizin doğru ve zararsız yöntemlerle ülkemize hizmet edebilmesi temennisiyle...
saygılar...
Yazan: matematiksever:) Tarih: October 27, 2008 8:06 PM
367 karari alindiginda ve kapatma davasi acildiginda "rejim intihar ediyor" demistim. Yine ayni seyi söylüyorum.
Allah sonumuzu hayr etsin.
Saygilar
Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: October 27, 2008 11:32 PM
"Demokrasi tahammüldür, demokrasi saygıdır, demokrasi her bireyin hakkını gözeten bir sistemdir, demokrasi farklılıktır, demokrasi herşeyden öte bir kültürdür."Bu sözleri hatırlatmak daha yerinde olur sanırım. Ama ne yazık ki adı demokrat olan ülkemiz bunların hepsinden uzak kalmış, adı kemalizm olan bir ideolojinin baskısı altında bir buhran yaşamaktadır.Teşekkürler Mustafa Bey... Kaleminize sağlık...
Yazan: birisi Tarih: October 27, 2008 11:45 PM
abdullah gul anayasa mahkemesine uye atamaya basladikca onlarin demokratligini da gorecegiz. gul'un rektor atamalarindaki demokratligini gordugumuz gibi. isine gelmedigi zaman herkes demokrat oluyor zaten.
Yazan: dj Tarih: October 28, 2008 5:27 AM
Sayın Akyol, bugüne dek okuduğum en sert yazısını yazmış. Yoğun etkiyle dolup tepkiyle cevap vermiş; patlamış da diyebiliriz. Peki doğru mu yapmış? Kesinlikle!
Ha suçlanacak biri varsa doğa yasalarıdır, biraz da Newton :D Kemalistler demedim :D
Ayrıca enfes ve yerinde bir slogan:
HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ KEMALİSTLERİNDİR!
Genç Siviller iş başına :D
Saygılar
Yazan: George Michael Tarih: October 28, 2008 1:36 PM
Yaziniza katiliyorum.
Anlayamadigim nokta su: Halkin ezici cogunlugu bu "hakim kalelerin" yaptiklarini tasvip etmiyor, fakat protesto faaliyeti de gostermiyor.
Saygilar
Yazan: Oguz Tarih: October 28, 2008 2:42 PM
Bütün hukukçular bilir ki; Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilemez oluşu tamamen simgesel bir yasaktır. Aşağıda 1982 Anayasasının ilk dört maddesi var:
"I. DEVLETİN ŞEKLİ
Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ
Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ, RESMİ DİLİ, BAYRAĞI, MİLLİ MARŞI VE BAŞKENTİ
Madde 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı"dır.
Başkenti Ankara'dır.
IV. DEĞİŞTİRİLEMEYECEK HÜKÜMLER
Madde 4 - Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Dikkatinizi çekti mi bilmem ama ilk üç maddenin değiştirilemeyecek olduğu dördüncü maddede yazılı. Bu yasağın simgesel olduğu ise işte bu dördüncü maddeden anlaşılıyor. Şöyle ki; dördüncü maddenin değiştirilemeyeceğine yada kaldırılamayacağına dair Anayasada hiç bir hüküm yok. Yani ilk üç maddeyi koruyan bu maddenin kendisi korunmuyor. Dolayısıyla ilk üç maddede değişiklik yapılmak isteniyorsa dördüncü madde değiştirilerek bu yasak kaldırılır ve ondan sonra da ilk üç maddede değişiklik yapılabilir.
İlk üç maddeye getirilen bu biçimsel koruma Türk Milletinin bu ilkelere bağlılığını vurgulamak amaçlıdır. Gerçek bir yasak istense idi ilk üç madenin sonuna bir fıkra eklenir ve koruma sağlanırdı. Örneğin Anayasanın 1. maddesi şöyle olabilirdi: "Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Bu madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."
Eğer metin böyle osla idi ancak o zaman gerçek bir yasaktan söz edilebilirdi.
Yukarıda da söylediğim gibi ilk üç maddeye getirilen bu biçimsel koruma Türk Milletinin bu ilkelere bağlılığını vurgulamak amaçlıdır. Ya da en azından bir zamanlar öyleydi.
Anlayacağınız Mustafa Bey bir çok kez olduğu gibi gene yanlış bilgi veriyor.
Anayasa Mahkemesinin kendi kendine yetkilerini genişlettiği doğrudur ancak buna AKP sebebiyet vermiştir. Ben bir hukukçu olduğum halde bir hakim devletinde yaşamak istemiyorum ama siz bu denli çizgiyi aşarsanız başkalarına da zımni olarak bu hakkı vermiş olursunuz. Anaya Mahkemesi mealen "Bu değişiklikle bizi salak yerine mi koyuyorsunuz, biz sizin gerçek niyetinizi anlamıyor muyuz sanıyorsunuz? Madem öyle alın size kanunu arkadan dolanmak nasıl olurmuş ben göstereyim." demiştir. Aslında hukukta bunun temeli yoktur da denemez. AKP MK m.2 de belirtilen Hüsnüniyet kuralına aykırı davranmıştır.
"Madde 2 - Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz."
Hukuk düzeni bu kötü niyetli tavrı korumamıştır. İyiki de korumamıştır.
Keşke hukukçu olmayanlar -misal Mustafa Bey'in ta kendisi, misal Haşim Kılıç- bu konularda ahkam kesmeyi bıraksalar. Haşim Kılıç'ın hukuki meselelerdeki yorumlarının bir hukukçunun gözünde pek öyle kıymeti harbiyesi yoktur. O yüzden onun arkasına sığınmayın. Diğer 9 hukukçu üye yanlış da bir Haşim Kılıcınız mı doğru. PEH!
Keşke AKP rejimi bu kadar zorlamasa da keşke yargının bu tür mutad dışı kararlar almasına vesile olmasa. Yasakçı olarak gösterilmek istenen bizler, aslında sizin tavırlarınızla mağdur olanlarız. Aslında korunmak istenen biçimsel olarak Cumhuriyet, şu, bu değil yaşam tarzımız. Ben Ulus Parkında boğaza karşı oturup bira içemiyor duruma düştüysem tabii ki sizinle fikirsel bir kavgaya tutuşacağım. Siz bu kavgada bel altı vurursanız ben de tabii ki vuracağım. Bizi neden zorluyorsunuz? AKP ve yandaşlarının yaptığı şeyler hukuka aykırı görünmediğinden, bazı uygulamalarla mağdur ediliyormuşsunuz gibi görünüyorsunuz ama bırakın artık bu edebiyatı. Artık hakim güç sizsiniz, mağdur taraf biziz. Yarın öbür gün Anayasa Mahkemesine de doldurursunuz Haşim Kılıç gibileri ve istediğiniz gibi kararlar çıkartırsınız. Yeter artık bu ezilmiş tavrınız.
Ramazan ayında duruşmam dolayısıyla Erzurum'a gittiğimde gericilikten tekrar nefret ettim. Şehirde otogar, havaalanı ve üniversite dışında hiçbir yerde birşey yiyip içemiyorsunuz çünkü bütün lokantalar, çay ocakları vs. kapalı. Hoş açık olmalarının da bir mantığı yok çünkü gidip bir lokantada yemek yemek gerçekten deli cesareti gerektirir. Uçaka beraber seyahat ettiğim ve havaalanında şehre kadar beni otomobiliyle götüren bir meslektaşımın sözünü hiç unutamadım. Bana aynen dedi ki "Meslektaşım burada Razamanda sokakta sigara içmek full tehlikelidir." Kendisinin İstanbuldayken oruç tutmadığı halde Erzuruma gittiğinin ertesi günü oruç tutmaya başladığını da belirteyim.
Bunun dışında da şehir tam anlamıyla ölü gibi. Alışveriş merkezleri bile bomboş. Duruşmadan çıktıktan sonra uçağın kalkış saatine 5-6 saat olduğundan iki ayrı yerde sinemaya gitme teşebbüsünde bulundum ama ikisi de akim kaldı çünkü benden başka bilet alan yoktu. Konuştuğum 3 taksicinin ikisi bu tutuculuktan ve şehrin Ramazandaki ölü tavrından çok sıkıntılıydı. Birinin söylediği ise çok traji-komikti. Dedi ki Avukat Bey bizim Erzurumlular çok tuhaftır. "Ramazanda oruç tutmayanı döverler ama bayram namazından sonra da koşa koşa meyhaneye giderler.
Şu husus yanlış anlaşılmasın; ben Erzurumluları çok severim. Bana kalırsa son derece dürüst, güvenilir insanlardır. Yakın çevremde de Erzurumlu tanıdıklarım vardır ve kendilerine çok saygı duyarım. Sorun birey olarak Erzurumlularda değil sorun Erzurum'da. Erzuruma başka bir şehirde yerleşen biri de şüphesiz oraya uyum sağlayacaktır ve şüphesiz Erzurumda yaşamayan bir Erzurumlu ile hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Errumda Razmaan ayında ortaya çıkan durum bir yığın psikolojisi ve inanın çok itici. Bir mahalle baskısı değil bir şehir baskısı söz konusu.
Kendi özgürlüğünüz söz konusu olduğunda çok demokratsınız ama Erzurumda Razaman ayında benim ciddi anlamda yaşadığım sıkıntı söz konusu olduğunda hiç umrunuzda değil hatta biliyorum ki bu sebeple orada dayak yesem bir çoğunuz "Oh olsun" der. Üstelik bu taassub yeni de değil. Eskiden beri bu durum böyledir ve hiçbiriniz bunu engellemeye çalışmazsınız. O yüzden hiç bana mağdur edebiyatı yapmayın.
Bence aklı başında olan kimse tamamı böyle olan bir ülkede yaşamak istemez. Ben de istemiyorum ve bu yüzden de rejimin kendini koruma çabalarına destek veriyorum.
B gidişle işler daha da kötüleşecek. Geçenlerde Ece Temelkuranla tartışmaya katılan pardesülü ve türbanlı mütedeyyin bir hanımın söylediğini dinleyenleriniz olmuştur. Anlattığına göre Fatih'te yürürken çarşaflı bir kadın kendisini çevirip "keşke çarşaf giysen" diye uyarmış. Yani artık türbanlıları da beğenmiyorlar. Türbanlılardan buna tepki gösterecek kimse çıkar mı bilmem ama merak etmeyin biz sizlerin bu konudaki haklarınızı da koruruz. Hkar özgürlük sağladığı oranda korunmaya değerdir. "Kısıtlama özgürlüğü" bir özgürlük değildir.
Yazan: UMUT Tarih: October 28, 2008 3:56 PM
merhabalar..
yazıyı beğendim.gerçekten 'doğruların' anlatıldığı bir yazı.
''bu yazıları yazma cesaretinizi tebrik ediyorum...benim ödüm patlıyor böyle şeyler yazıp çizmekten..bravo..'' demiş bir arkadaşımız.
haklıdır.çünkü ortada resmi idolojinin otoriterliğine yapılan bir eleştiri varsa bundan korkulması gerekir.çünkü 'resmi idoloji' bu tür eleştirileri hazmetecek bir idoloji değildir..
tüm mesele bu ülkede Atatürk ile ilgili yapılan bir eleştirinin hapse kadar varan cezalarının olmasıdır..
ilah değilki eleştirilmesin...
Yazan: selami akan Tarih: October 28, 2008 8:45 PM
ödüm patlıyor..çünkü dokunulmazlara dokunuyor..gerçi demokratik hakkını kullanıyor ama burada demokrasi yok..o yüzden sevgili köşe yazarım için endişeleniyorum...Allah'a emanet ediyorum kendisini..
Yazan: derya Tarih: October 29, 2008 9:11 AM
cezur bir yazı.eski ile şimdiki arasındaki 7 farkı bulun deseler ilk aklıma gelen şey önceden bir padişah vardı iyi ise ulke iyi kötü ise ülke kötü idi... şimdi 11 TANE var hangibirinin hangibirine şeylik yaptığı belli değil derim....
Yazan: SiMYaGeR Tarih: October 31, 2008 12:17 AM
sayın Akyol,
sanırım İskandinavya yarımadasında yaşadığınızı sanıyorsunuz!!
Tüm yazılarınızdan bu oryantasyon bozukluğu anlaşılıyor..
Beyefendi burası Anadolu coğrafyası ve 'yokolan/yok edilen medeniyetler mezarlığı''..
Acil şifalar diliyorum...
Yazan: hhhalime Tarih: November 1, 2008 1:01 PM
hhhalime hanım,
Sanırım fikrinize çok güvenmiyorsunuz ki,
ortaya bir iddia atmış olmanıza rağmen onu destekleyen hiçbir argüman koymamışsınız.
Neden Sayın Akyol'un İskandinav Yarımadası'nda yaşadığını düşündünüz?
Ayrıca yok olma, yok edilme paranoyasını bir an önce üzerinizden atmalısınız. Zira Anadolu'nun yok olan, yok edilen medeniyetler mezarlığı olması, demokratik bir ülke bu topraklarda tesis edilirse onun da yok olacağı manasına gelmez.
Veya düz mantıkla değiştirilemez 3 maddesi olan bir anayasalı devlet ile, olmayan devletin yok olması veya yok edilmesi ihtimali aynı duruyor.
Hatta düz mantığınızla bundan önce yok olan medeniyetlerin demokrasi olmadığını, demokrasi olmayanın yıkıldığını benden önce siz söylemeliydiniz. Ben düşünürken, siz düz mantıkla kestirmeden, kazara da olsa doğru birşey söylemiş olurdunuz.
Şey İskandinav Yarımadasın'da yaşadığını sandığınız birisinin söylediklerini yaparsak bu ülke yok olur mu demek istiyorsunuz?
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: November 2, 2008 6:40 AM
Ankara yı başkent yapan birileri,şu an üzerinde oturduğun toprakları "vatan" yapan birileri?? ataların!.. sallayın bakalım salvoları CUMHURİYET e!! .. elimizde o da kalmayınca böyle süflü küflü yorumları kimlerin vatanında kimlerin idaresine sallayacaksınız çok merak ediyorum. Entel yorumlarınıza Dantel retorik sosu katarak servis yapmanız, size ne kadar taraftar toplar bilinmez ama.. unutmayın ki: Akbabaların rüyaları gerçekleşmeyecektir bu ülkede.
Yazan: Çağlar ARSLAN Tarih: November 2, 2008 10:15 AM
Bu ülkede isteyen istediğini söyler. Söylenebilcek cümleler:
1-Türkiye'deki yargıya güvenmiyorum.
2-Askeriyeye güvenmiyorum.
3-Kemalist diye bir şey yok, kemalizm sömürücüsü var.
4-Partier kapatılamaz, kapatılıyorsa ilk Chp kapatılmalıdır.
5-Başkalarının yüzüne karşı cahil diyen biri cehaletin ortasında kalmıştır.
6-Değiştirilemez maddelerin değiştirilmesini teklif ederim. Hiç kimse karışamaz.
7-Meclisi İstanbula a taşırız.
Bu cümleler benim cümlelerim değil, ama isteyen bunların hepsini söylemekte özgürdür. Ve kimse seni bunları söylemekten ötürü yargılayamaz. Kimse sana ne yapman gerektiğini söyleyemez. Ergenekon sanıkları tutuksuz yargılanabiliyorsa bu ülkede, sana hiç kimse hiçbir şey için karışamaz.
Yazan: nazmi ş. Tarih: November 3, 2008 2:58 PM
laf kalabalığı yapanlara hatırlatmak lazım bundan 50 yıl sonra bizde ardımızdan gelenlerin ataları olucaz halkın büyük çoğunluğu türban yasağı kalksın diycek ama birileri buna dur diycek hayır burası kemalist bir Cumhuriyet siz kimsinizki dinciler sizi burası laik Mustafa Kemal'in Türkiye'si !!! Mustafa Kemal'i Atatürk yapanda bu halktır !!! Halkının %90'ından fazlası müslüman bir ülkede inancından dolayı örtünmüş ve en doğal hakkı olan eğitim hakkını isteyen gence çıkar öyle gir diyeceksin !!! vay be 85 yılda nerelere gelmişiz ... Kazım Karabekir'inde dediği gibi bu halk bunu sindirmez eninden sonunda layığını bulur siz istediğiniz kadar mani olmaya çalışın ...
Yazan: emre Tarih: November 5, 2008 6:36 PM