« Sosyal Devletin Zararları (II) | Ana Sayfa | Big Bang: Taklitlerinden Sakınınız »

September 15, 2008

Küreselleşme Komplosunun Merkezinden Haberler

[15 Eylül 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

BRÜKSEL – Yoksa siz de “küresel güçler”in Türk ulus-devletine karşı yürüttüğü sinsi komplonun varlığına dudak büken safdillerden biri misiniz? O zaman sıkı durun, size haberlerim var. Geçen hafta burada, yani Avrupa’nın başkentinde bir araya gelen düzinelerce ecnebi adam ve kadın, ulus-devletin küresel sorunlarla başa çıkamayacağını ileri sürdü. Dahası “bağımsızlık” fikrinin artık eskidiğini, yerini “karşılıklı bağımlılık” ilkesine devrettiğini savundular. Bu tehlikeli “post-modern” fikirleri yaymak için de 12 Eylül’ü “Karşılıklı Bağımlılık Günü” ilan ettiler.

Peki acaba kimdi bunlar? Kâr oburu uluslararası şirketler, muhteris petrolcüler, ve Irak’tan sonra İran’a da saldırmak için bahane arayan neo-conlar mı?

Hayır, tam aksine... Türkiye’de oluşturulan “küreselleşme öcüsü”nün kendisi gibi, yukarıda çizdiğim sansasyonel tablo da gerçeği yansıtmıyor. Evet, Brüksel’de bir “Karşılıklı Bağımlılık Günü” düzenlendi, ve ben de şimdi dönüş yolundayım. Ama bu günü organize edenler, “küresel sermaye” ve Washington şahinleri değil, aksine bunları sert şekilde eleştiren, uluslararası barış ve adalet ilkelerini savunan, “liberal sol” denebilecek bir akım.

Organizasyonun başında, ünlü Amerikalı siyaset teorisyeni Benjamin Barber var. 1990’larda yazdığı “Cihada Karşı Mc Dünyası” (Jihad vs. McWorld) ile ünlenen, 2004 yılında yayınlanan “Korku İmparatorluğu” (Fear’s Empire) adlı kitabıyla da Bush yönetimini ve Irak işgalini yerden yere vuran Barber, Amerika’da daha adil bir sosyal yapı ve daha ılımlı bir dış politika savunan Demokratlar’ın önde gelen entelektüellerinden. Dört gün süren paneller dizisini açarken yaptığı konuşma da meseleyi iyi özetliyor:

“Küreselleşmeyi sevmeyebiliriz; çünkü karşımıza bir sürü sorun çıkarıyor: Uluslararası terör, çevre sorunları, AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar, internetin olumsuz getirileri gibi… Ama biz sevsek de sevmesek de küreselleşme var, işliyor, ve bu geri döndürülemez bir süreç. Onun için küreselleşmeye karşı çıkmak yerine, onu nasıl ehlileştirebileceğimizi, demokratikleştirebileceğimizi konuşmak gerek.”

Bu, önemli. Çünkü Türkiye’deki pek çok “solcu” veya “devletçi”, kürelleşmenin bir takım “emperyalist”lerin, “gelin şu ulus-devletleri zayıflatalım, daha çok talan yapalım” diye kolları sıvamasıyla ortaya çıktığını düşünüyor. Oysa ulus-devletin kendisi gibi küreselleşmeyi de ortaya çıkan şey, başka herşeyden önce, bilim ve teknolojideki gelişmeler. Coğrafi keşifler ve modern silahlar Avrupa’nın çehresini Yeni Çağ’da nasıl değiştirdiyse, çağımızdaki ulaşım ve telekomünikasyon da dünyayı yeniden kuruyor. Eskiden Amerika’yla telefonda konuşmak için günlerce, yazışmak için haftalarca beklerdiniz. Şimdi bunlar sadece 1-2 saniye sürüyor. Yaygınlaşan ve ucuzlayan ulaşım imkanları, büyük şehirleri birbirine bağlıyor. Ve tüm bunların, ticareti, kültürü ve kimlikleri yeniden şekillendirmemesi imkansız.

Düşünsenize, belki bundan 50 sene sonra insanlar iş sonrasında Beşiktaş’tan bir “hızlı tren”e atlayıp Yeni Delhi’deki bir konsere yetişecekler. Öyle bir dünyada “ulusal sınırlar”ın da, “ulusal kimliğin” de anlamı bugünkünden çok daha farklı olacak.

İşte dünya böyle bir yöne doğru gidiyor. Ulus-devletler yakın gelecekte de yaşamaya devam edecek, ama “karşılıklı bağımlılık”tan giderek daha fazla etkilenecekler. Bunu 19. yüzyıldan kalma sömürgecilik ezberleriyle lanetlemek yerine, mevcut gerçeklik içinde kavramak lazım.

Benjamin Barber’in yürüttüğü “Karşılıklı Bağımlılık” hareketi, tam da bu kavrayışı güçlendirmeye çalışıyor. Yolları yakın gelecekte İstanbul’a da düşebilir. Şimdiden tavsiye etmiş olayım.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 15, 2008 8:04 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

yazdıklarınıza katılıyorum. birileri tarafından ulus devlet modeli sanki vazgeçilemez tek bir model olarak önümüze konuyor ve bunu dolaylı yada dolaysız yollarla insanlarımızın beyinlerine kazıyorlar. malesef bu kirli bilgi akışı yüzünden insanlar özgür düşünme yetisine ulaşamıyorlar.
Mustafa bey size bir eleştirim olacak. günlerdir Aydın Doğan'la Başbakan arasında atışmalar oluyor bunlar medyada yoğun bir biçimde yer alıyor ama siz bu konuda hiçbir yorumda bulunmadınız! acaba Başbakanı eleştirmekten mi korkuyorsunuz? Ben Başbakanımızın bu ülkeye çok faydası olduğu ve dahada olacağına inanıyorum. Fakat son günlerde yaptığı anti demokratik söylemlerini eleştirmenizi beklerdim.

Yazan: mesut Tarih: September 15, 2008 9:00 PM

karşılıklı bağımlılık güzel birşey galiba,anlamadım ama..Mustafa Bey tavsiye ettiğine göre iyidir..

sömürgecilikte tek taraflı bağımlılık vardı,şimdi teknoloji ile karşılıklı bağımlılık olacak..sen beni sömür ben seni sömüreyim gibi birşey mi,nedir anlamadım?.

Yazan: fermantasyon Tarih: September 15, 2008 9:27 PM

Brüksel ne yana düşer Usta, Türkiye ne yana...
Yookk, biz toplum olarak yemeyiz bunları, mutlaka bir bit yeniği vardır(!) Biz Brüksel'in bir lahanasını biliriz(lahana mıydı?) ama oradan da acaba küreselleşmeye yol çıkar mı, yazmasa mıydım, neyse ama siz şu hızlı tren olayı gerçekleştiğinde haber verin, nimetlerinden de faydalanmalı değil mi, ne de olsa toplum olarak önce istemezük der(genetik kültürel kodlar sağolsun) arkasından da istemediğimizi yüzümüz turkuaz mavisine! dönerek yaparız (bu renk caiz mi?) ama asla mora yakın olmaz bu renk. Hem ecnebi kadın ve erkeklerin dediğine nasıl güvenebiliriz, bizi dört yandan kuşatan korkularımız yetmiyor mu? Cık cık...
Ola ki ironiyi anlamayan olur, şerh de düşeyim, tersten okuyunuz aziz okuyucular, tersten, tariz adında bir sanat var, azıcık ondan yararlanayım dedim...

Yazan: snibe Tarih: September 16, 2008 12:34 AM

Yeni Delhi’deki bir konsere gitme fikri ilginc.:)Acaba niye Yeni Delhi ve niye konser?
Saka bir yana yazinizdan cok istifade ettim. Özellikle de Benjamin Barber´den ve bu organizasyondan bihaber biri olarak Dünya´yi ne kadar iyi takip ettigimi! bir kere daha anlamama vesile oldugunuz icin tesekkürler. Dar kaliplari asmak lazim. Ne var ki, zaman, firsat ve benzeri amiller icra edilen meslek ve brans farklari...buna pek imkan vermiyor. Demek ki herkes herseyi bilemez. Bilenleri/ takip edebilenleri ve bu baglamda sizi okumak lazim.

Selamlar

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: September 16, 2008 7:51 AM

Mesut Bey,

Mustafa Bey tdn'deki bir yazısında son olayları ele almış,eleştirilerini yapmış..birçok yerde yazıyor,ne yapsın..şimdi yurtdışında..meşgul kendisi..Mustafa Bey neden korkacak mışş?..benim köşe yazarıma öyle şeyler söylemeyin lütfenn..her olayın yorumunu da Mustafa beyden beklemeyin..biraz da kendiniz yorumlayın..

Yazan: indikatör Tarih: September 16, 2008 4:17 PM

Mustafa bey öncelikle sizi kutluyorum, dünyanın geleceğine yön verenler önceden dünyanın geleceği için hazırlık yapanlardır, ileriyi görenlerdir. sizde bu ülkenin bir bireyi olarak böyle önemli toplantılara katılıp bizi andınlattığınız için teşekkür ederim.ama gelde sen bizim yobaz ulusalcılara bunu anlat, dünya nereye bizimkiler nereye...bizi ne küreselleşme nede karşılıklı bağımlılık bağlar...
saygılar...

Yazan: muhammed Tarih: September 16, 2008 9:21 PM

fermantasyon,
Hakikaten anlamamışsınız :)
Sömürü için tek taraflı çıkar devrededir ve bir taraf daima veren olmak zorundadır, ve buna rağmen eline hiçbir şey geçmez.
Sizin mantıkla pazarda alışveriş de sen beni sömür ben seni anlayışına tekabül eder. Hatta karşılıklı yapılan her davranış da bu genellemenin içine alınır. Bilgisayar kullanmanın karşılığında ödediğiniz bedeli de, sen beni sömür ben seni... saymak lazım bu mantıkla. Bakın interneti de biz bulmadık ama kullanıyoruz.

Yazan: snibe Tarih: September 17, 2008 2:53 AM

snibe sen de anlamamışsın bence..

Devletler birbirinden zaten teknoloji vs..alıyorlar..ulus devlet olunca teknoloji alınmıyor mu? nedir yani olay?..sen de anlamamışsın..bir yerden başka bir yere hızla gidince ne oluyor,milli bilinç olunca seyahat vizesi vermiyorlar mı?..

benim çocukluğumda ilkokulda bir yerli malları haftası vardı..o haftayı çok severdim çünkü pastalar,börekler getirirdik okula,ders yapılmazdı..getirdiğimiz yiyecekleri paylaşarak yerdik..şiirler falan okunurdu..birde tekerleme vardı;
'Yerli malı yurdun malı,herkes onu kullanmalı'..diye..

tam bağımsızlık fikri çok modaydı o zamanlar..şimdi karşılıklı bağımlılık moda haline geliyor..okullarda artık 'elin malı,herkesin malı..tepe tepe kullanmalı' haftası yapılır artık..Çin mutfağından,Mc Donalds hamburgerlerinden,İtalyan pizzasından falan yiyecekler getirilir galiba..

Aslında bu zorlamalara hiç gerek yok..ben diyorum ki;'herkesin malı kendine'..Parayı veren düdüğü çalar demiş atalarımız..şimdi sen birinin malına talipsen parayı vereceksin..ben sana bağımlıyım diye malımı bedava veremem..vericilik de bir yere kadar..hep ben vereyim olmaz,sen de karşılığını vermelisin ama şunu da bilmelisin ki verilen mal geri alınmaz..

hem ben özgür bir adamım..sana niye bağlanayım?..ben kimseye bağımlı olamam arkadaş..ruhum isyankar..hem uzmanlar bağımlılık yapan şeylerden uzak durmamız konusunda bizi uyarıyorlar..Mustafa Bey bunu gözden kaçırdı sanıyorum..bağımlılık iyi birşey olamaz bence..tedavisi zor oluyor sonra..benden söylemesi..

sonuç olarak;malın var mı derdin var kardeşim..bağlasan bir türlü bağlamasan başka türlü......

Yazan: fermantasyon Tarih: September 17, 2008 4:48 PM

fermantasyon,
Ben bağımlılıkları olan bir adamım ve adı üstünde insanım ve her ihtiyacımı kendim karşılayamam, Çin, Avrupa, Amerika, Japonya ve binumum ülkelerin hayatımızı kolaylaştırmak için ürettiği mallardan yararlanırım ki bu da küreselleşme dediğimiz şeyi beraberinde getirir. Yukarıdaki yazı da madem küreselleştirme kaçınılmaz, en azından onu ıslah edelim de kimi ülkeler diğerlerinden hep almasın diyor.
Şimdi siz anlayamadınız, size göre ben de anlayamadım, kim anladı? Hem siz benim anlayamadığımı nereden anladınız, oysa ben sizin anlamadım demenizden anlamıştım anlayamadığınızı ve bunu söyleme hakkını, (anlayamamışsın hakikaten lafını) kendi ellerinizle bana sunmuşken, neden illa sen de anlayamamışsın saldırısına geçme ihtiyacı duydunuz?
Söylediklerinizle (ikinci yorumunuz) makaledeki söylemler arasında ne fark var? Yok abiciğim, yok. Niye zorluyorsunuz o zaman?!

Yazan: snibe Tarih: September 19, 2008 5:48 PM

snibe'cim,

sen zaten bağımlı yaşıyormuşsun be kardeşim..o zaman söylenecek bir sözüm yok..benim gibi özgürlüğüne düşkün biri seni anlayamaz tabiki ve sen de beni anlayamazsın..frekanslar uyuşmuyor..

küreselleşmeyi ıslah edelim,kimi ülkeler hep alıcı olmasın diyorsunuz..ben de işte hep verici olmayalım diyorum..aynı şeyleri mi söylüyoruz yoksa?

siz de anlamamışsınız dedim çünkü günümüzde de zaten teknolojik alışveriş var,bunun kuralları var..karşılıklı bağımlılığa gerek yok..bu karşılıklı bağımlılıkta yeni olan nedir?..onu söylemediniz babında anlamamışsınız dedim ve ben ne dediğimi bilirim efendim..

ayrıca ne zorlaması kardeş?..zorla güzellik olur mu?..alan razı veren razı felsefesinden yanayız biz..neyi verdiğine de dikkat edeceksin bu arada..öyle herşey verilmez..karşı taraf genel vericiyse sen de genel alıcı olmamalısın..değerlerini korumalısın diyorum özde ben..korunacak şeyini korumalısın..yol geçen hanı değil burası,değil mi efendim?


Yazan: fermantasyon Tarih: September 20, 2008 12:39 AM

Fermantasyon,
(çok çabuk samimi olduk bu arada :) )
Genel alıcı durumuna düşmemek lazım, yazıda da bu toplantının genel alıcılar tarafından değil:
“küresel sermaye” ve Washington şahinleri değil, aksine bunları sert şekilde eleştiren, uluslararası barış ve adalet ilkelerini savunan, “liberal sol” denebilecek bir akım.

Organizasyonun başında, ünlü Amerikalı siyaset teorisyeni Benjamin Barber var. 1990’larda yazdığı “Cihada Karşı Mc Dünyası” (Jihad vs. McWorld) ile ünlenen, 2004 yılında yayınlanan “Korku İmparatorluğu” (Fear’s Empire) adlı kitabıyla da Bush yönetimini ve Irak işgalini yerden yere vuran Barber, Amerika’da daha adil bir sosyal yapı ve daha ılımlı bir dış politika savunan Demokratlar’ın önde gelen entelektüellerinden. Dört gün süren paneller dizisini açarken yaptığı konuşma da meseleyi iyi özetliyor:
“Küreselleşmeyi sevmeyebiliriz; çünkü karşımıza bir sürü sorun çıkarıyor: Uluslararası terör, çevre sorunları, AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar, internetin olumsuz getirileri gibi… Ama biz sevsek de sevmesek de küreselleşme var, işliyor, ve bu geri döndürülemez bir süreç. Onun için küreselleşmeye karşı çıkmak yerine, onu nasıl ehlileştirebileceğimizi, demokratikleştirebileceğimizi konuşmak gerek.”diyen liberaller var diyor. Yani gerçekten genel alıcılara karşı çıkan ve onlar hep alamadan gelin bu işi düzenleyelim yoksa sömürülmeye devam edeceksiniz diyen insanlar buluşmuşlar. Ha, hangi yöntemleri bulurlar, bunu da Akyol yazarsa başka bir yazıda öğrenebiliriz ama amaç güzel, hemen tukaka etmeden önce dinlemeli, değil mi?
Bağımsızlılık, ne onu zararlı madde tüketimi için demiştim canım(kapalı alanlarda içilmesi yasaklananlar için), yoksa benim de öyle bad bad bad bağımlılıklarım yok, ama bilgisayarda bir bağımlılık kabul edilebilir, yanlış mı? Siz nasıl kurdunuz dengeyi?
Neleri vermeyiz mesela bağımsızlık derken?Vermedik dedikleriniz zaten sizden çıkmış olmasın, hani ülkeyi yönetmek felan dersiniz de zaten o işi bu devletin DERİN'i yapıyordur, biz garibanlar da oy veriyoruz da öyeee...diyoruzdur.

Yazan: snibe Tarih: September 20, 2008 5:10 PM

evet snibe,

işte insanlar böyle..sağlıklı alış-veriş ilişkisine girince samimi oluyorlar,ortam ısınıyor..biz her nekadar uyuşamaz gözüksekde demekki sağlıklı bir ilişkimiz olmuş.

bahsi geçen toplantının genel alıcıları eleştirerek adaleti öncelemesi tabiki güzel,,eğer olay buysa iyidir.

küreselleşmeyi ehlileştirmek iyi de çok zor..kontrol edilebilecek bir alan değil..genel alıcılara karşı ne yapmamız gerektiği konusunda en iyi teknikleri Mustafa Akyol bilir sanıyorum,toplantıya katıldığına göre..Bu noktadan sonra artık top Mustafa Bey'de..bakalım bize ne gösterecek ilerleyen günlerde..

bağımlı olmamak konusua gelince..ben bilgisayar bağımlısı değilim mesela..beni çok meşgul etmeye başlarsa ilişkimi kesiyorum ve onu terkediyorum..bu ilgisizlik aramıza mesafe koyuyor tabiki..dengeyi sağlıyoruz böylece..çok fazla ilgi şımartıyor tarafları ne de olsa..çok az veriyorum,yetinmeyi bilmeli diyorum.

verilmeyecek o kadar çok şey var ki..öz değerlerini,milli bilincini vermeyeceksin..vatan topraklarının bütünlüğü,bayrak,milli marşlar,folklör değerleri,milli yemeklerimiz( yunanlılar ikide bir baklavamıza,karagözümüze sahip çıkıyor ya hani..)..böyle kaptırmayacaksın kolunu..

efendime söyleyim çok güzel lokumlarımız var mesela..kimseye kaptırmayacaksın,yemek gerekiyorsa sen yiyeceksin değil mi?..elin gavuruna niye yedirirsin..bizde yiyecek malzeme yok mu?..

değil mi efendim,..bu mevzu çok su kaldırır yani..

teknik konusunda top Mustafa Bey'de..

saygılar sunarım efendim..

Yazan: fermantasyon Tarih: September 21, 2008 1:37 PM

Fermantasyon,
Vermek tek taraflı değil, taktığımız kravattan giydiğimiz pantolona kadar kültürler arası öyle geçişler var ki, benim sandığının aslında senin olmadığını görünce şok oluyorsun :)
Bu yüzden vermem demek almam da demek, bir de aldıklarımızı düşünüverin gari :)
Ya da uçağa binmem, arabaya binmem, bilgisayar kullanmam deyin, hepsi küreselleşmenin kazanımları ve kaybettirdikleri de var. Bu noktada birileri de çıkıp onu ehlileştirmeye çalışıyorsa önyargılardan öte mevzuyu sorgulayıp neler olabilir'i beklemek hatta düşünmek daha tutarlı olacaktır.
Dediğiniz gibi, teknik ayrıntılar gelirse yazarız. Bakalım nelerle karşılaşacağız.
Saygıyla efendim ne demek, her zaman yazışmak ve fikir alışverişinde(ama genel alıcı ya da verici olmamak şartıyla) bulunmak temennisiyle :)
Karşılıklı bağımlılık mı yoksa?

Yazan: snibe Tarih: September 21, 2008 11:11 PM

saygılı çocuksun snibe,sevdim seni..

lakin ben kendimden eminim,ben başkasının malıyla iş yapmam..benim şeyim benimdir..herkesinki kendine..başkasının şeyini kendimin sanar mıyım,aşkolsun snibe..

evet..ben de sağlıklı alış-verişten yana olduğumu söylemişti,..Vermeden almak Allah'a mahsustur demişler,değil mi efendim?..hem veririm, hem alırım..diğer türlüsü hakka tecavüz olur,gönüllü olacak herşey.

küreselleşmeyi ehlileştirsinler tabii..yoksa maazallah hepimiz top gibi olacağız..kimlikler,cinsiyetler herşey karışıyor yani birbirine..küresel çapta değişik insan türleri ortaya çıkmaya başladı..doğuran erkekler var di mi,normal olmaya başladı bu tür acaiplikler..küresellik yüzünden..

işte bu sorunlarımıza nasıl çözüm bulacağız,hangi pozisyonları denemeliyiz?

Mustafa Bey'den taktik ve teknik ayrıntılar gelince devam ederiz konuşmaya..seninle bu ilişkimizden memnun kaldım.

teşekkür ederim herşey için,sağlıcakla kalın.

Yazan: fermantasyon Tarih: September 22, 2008 9:18 AM

Fermantasyon,
:)
Abi sohbetin çok iyi, Allah'da seni güldürsün.(Bu arada sizden yaşlı da çıkabilirim hani :) )
Neyse gelelim şu kimlik ve cinsiyetlerin karışması mevzuuna. Aslında o küreselleşmeyle ilgili değil. Pagan dönemlerden beri var olan bir gerçek ve hala devam eden bir yapı. Tamam küreselleşme tukaka da o kadar da değil be abi, abartmamak lazım :)
Küreselleşme aslında yerelleşmeyi de beraberinde getiriyor. Angaje olunma sürecinde önce bir reddediş var ki, günümüz orta üst ve yaşlı kuşak en çok bu tepkiyi verenler ve kültüre daha fazla sarılanlar. Oysa alttan gelen alt kuşak bu değişimi yaşıyor ve ikilem yaşıyor, bu da kültürün şekil değiştirerek yeni bir anlamla ve form değişikliğiyle uygulanmasını getiriyor. Asıl sorun bu kuşaklardan sonra başlıyor, yabancılaşma ve bireycileşme. Sorunu fark etmek yeterli değil, soru şu, yabancılaşma ve bireycileşmeye karşı hangi kültürel kodları işleteceğiniz, çünkü asla baskı ve abartılı söylemlerle değişimi engelleyemezsiniz, öyleyse dönüşümü sentezleyebilmeli. yani maziyi/tüm değerleri olduğu gibi değil, bugünle içi dolu olarak yarına taşımalı. Bir nevi uygarlık inşasını her alandan ama dönüştürerek ve dönüşerek inşa etmek, ekonomik yönüyse -ki burası benim ilgi alanımın dışında- ekonomiden anlayanların bileceği bir alan. Bunda farklı yorumlarınız olursa beklerim.
Hemen kaçmak yokkkk...

Yazan: snibe Tarih: September 22, 2008 5:51 PM

snibe kardeş ilgin için teşekkür ederim..duygusal açıdan elektriklerimiz tutuyor,bende bunu derinden hissediyorum,emin ol..sohbet etmeye devam edersek ilişkimizin daha samimi boyutlar alacağından eminim..etki-tepki olayı..bu da işte konumuz olan karşılıklı bağımlılığa güzel bir örnek oluyor..birlikte eğleniyoruz..iki taraflı bir paylaşım söz konusu..bende devamını dilerim.

yaş mevzusuna gelince eminim ben senden oldukça büyüğümdür..bizde herşey büyük snibe..küçük iş yapmayız..alış-verişlerimiz hep büyük ölçekte olur,sen rahat ol.

küreselleşmeyle toplaşma oranının arttığını yadsımamalısın..örnek oluyor gençlere ya da çabuk ergenliğe sıçrıyorlar,kendilerini bulamıyorlar..erkeklik gibi ulvi bir durumu nasıl ayaklar altına alıyorlar,içim sızlıyor yani.

kültürün form değiştirerek modernleşmesi açısından pek başarılı görülmüyoruz..daha çok dejenerasyon var ..değerlerin yozlaşması var..yerine doğru dürüst birşey de konulamıyor..acaib bir durum var yani..

ben klasik ve nostaljik bir adamım snibe..eskiyi severim..hele o eski Türk filmleri yok mu?..ne samimi ne sıcak ilişkiler değil mi?..artık modern çağda ilişkilerde o eski sıcaklığı bulamıyorsun..kadınlar feminizm diye birşeyin peşine düştüler..kadın gibi kadın bulmakta zorlanıyoruz..en zor mevzulardan biri de bu bence..o eski sıcak kadınlar nerede üstadım..şimdi insanın üstüne atlıyor mübarekler..bana evimi bir erkekle mi paylaşıyorum dedirten kadınlar olmuştur söylemesi ayıp..

ben bu küreselleşmeden çok şikayetçiyim anlayacağın azizim,derdim büyük..

Yazan: fermantasyon Tarih: September 23, 2008 5:17 PM

Ne demeli ki azizim,
Ben dejenersyonun geçiş dönemlerine ait olduğuna inanan ve değişimin kaçınılmaz olduğunu bilen biriyim. Fazla nostaljinin de adamı depresyona soktuğu vakidir. Tez uzaklaşın derim. Eski filmlerin yanında yenileri de denemelisiniz. Mesela Miyazaki'yi (evrensel değerler bazında), Alejandro Gonzalez İnarritu'yu insan ve hayatların ne derecede birbirine girdiğini görmek için izlemenizi tavsiye ederim.
Gençler erken ergenliğe kavuşuyorlar evet, ve bazı hareketleri dediğiniz dejenerasyonun örnekleri, katılıyorum, ama hepsi değil, genellememek de lazım :)
Siz feminist kadınlardan değil, anladığım kadarıyla yozlaştırılmış kadın görüntüsünden şikayetçisiniz. Farklı şeyler ikisi de, ne dersiniz :)

Yazan: snibe Tarih: September 25, 2008 1:27 AM

snibe,

diyorsun ki bu dejenerasyon geçecek ve güzel günler gelecek..Miyazaki'yi izle huzur bul..Alejandro derdinin dermanıdır..yalnız bu isimler biraz ters geldi bana ben Sadri Alışık,Cüneyt Arkın,..vs..daha kendime yakın buluyorum..nostaljimden memnunum,depresyona girersem kesin Alejandroyu deneyeceğim,söz.

üstadım naparsın ki yozlaşmış kadınların hepsi feminist ne hikmetse!!!

ben sana katılamıyorum,burada ilişkimiz ters bir yola giriyor..sevecen kadınlar,erkeğin dünyasını kendine rekabet alanı olarak görmeyen kadınlar feministlerin arasında zor bulunur..vahşi buluyorum feminist kadınları,siz katılmasanız da..

bilemiyorum azizim,durum bu bence..

Yazan: fermantasyon Tarih: September 25, 2008 12:01 PM

Fermantasyon,
Yazışmak güzel lakin bayram sebebiyle (yoluculuk vakti)yarından itibaren netten ayrı kalacağım. Şimdiden bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle huzur ve sağlıcakla dolu günler dilerim.
Fikir teattisini başka zamana bırakalım.
saygıyla.

Yazan: snibe Tarih: September 25, 2008 11:10 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)