« ABD İran’ı Vuracak mı? | Ana Sayfa | Avrupa Türkiye’yi İyi Anlıyor »

August 27, 2008

Tarikatlar Olmadan Demokrasi Olmaz

[27 Ağustos 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Son haftalarda ülkemizin iki keskin laikçi kalemi tarikatlara odaklandı. Önce Vatan yazarı Mehmet Tezkan, "Tarikatların etkin olduğu ülkede demokrasi olmaz” diye başlık attı. Ardından Hürriyet yazarı Özdemir İnce de ona katıldı, hatta hızını alamayıp “Türkiye’nin en büyük düşmanı tarikatlardır” deyiverdi. Her iki yazarın da ortak görüşü, tarikatların “birey”i ortadan kaldırdığı, bireyin olmadığı yerde de demokrasinin yeşeremeyeceğiydi.

Her ikisi de liberalizm karşıtı olan bu yazarların konu tarikatlardan açılınca birden bire liberal bir dille “bireyci” kesilmeleri karşısında insanın gözleri yaşarıyor. Ama bu, fena halde yanıldıklarını tespit etmeye engel değil.

Önce, kendilerine katıldığım tek bir nokta var, onu söyleyeyim: Tarikatlar gerçekten de çoğu zaman bireyselliğe izin vermez, birey yerine “cemaat”i ön plana çıkarır. Bireyselliğe değer veren bir insan olarak da, bunu pek tasvip ettiğimi söyleyemem. Her insanın tek başına Allah’a karşı sorumlu olduğunu öğreten İslamiyet’in de aslında bireyselliğe yakın durduğunu düşünürüm.

Ancak bu durum, tarikatların demokrasiye engel olduğu anlamına gelmez. Çünkü demokrasi, her vatandaşın kendini birey olarak tanımlamasını gerektirmez. Aksine demokrasi, herkes vatandaşın, kendini her ne şekilde tanımlıyor ise o şekilde siyasi sisteme dahil olması anlamına gelir.

Bizim laikçilerin anlamadığı şu: Demokrasi, bir toplumda “olması gereken”den değil, hali hazırda var olandan yola çıkılarak kurulur. Tarikatlar ve dini cemaatler toplumun bir gerçeğidir. Bunları yasaklayarak, tehdit ederek veya yok sayarak demokrasi değil ancak diktatörlük kurabilirsiniz.

Diyebilirsiniz ki, “bazı tarikatlar çok tutucu, Ortaçağ hayatı sürüyor.” Buna karşı ilk söylenmesi gereken, “Ortaçağ hayatı sürme”nin de bir özgürlük olduğudur. ABD’de bizdeki en tutucu tarikatlardan bile daha “eski kafalı” olan, modern teknolojiyi ve hatta elektriği reddeden Amishler, seçtikleri “yaşam biçimi”ni özgürce sürdürür, çocuklarını da aynı esaslar üzerinde yetiştirir. Eğer bir Amerikalı entelektüele, “Amishleri, Mormonları, Baptistleri toplumdan kazıyıp herkesi zorla laikleştirmedikten sonra demokrasi olmaz” derseniz, sizin akıl sağlığınızdan şüphelenebilir.

İkinci söylenmesi gereken de, tarikatların “Ortaçağ”dan çıkıp modernleşmelerini diliyorsak, bunu ancak “daha fazla yasak”la değil, “daha fazla özgürlük”le sağlayabileceğimizdir. Zaten hali hazırda süregiden “dini modernleşme”nin önünü daha da açmanın yolu, serbestlik, şeffaflık ve ekonomik gelişmedir.

Meselenin bir diğer kritik yönü ise, “bireyselleşme”nin önünü kesen şeyin sadece dini tarikatlar ve cemaatler olmadığıdır. Alabildiğine “laik” olan Sovyet rejimi de bireyi yok etmiş, onu devletin ve resmi ideolojinin bir “aygıtı” haline getirmişti. Aynı gözle Türkiye’ye baktığımızda, bireyselleşmenin önünün belki başka her şeyden çok devlet ve resmi ideoloji tarafından kesildiğini söyleyebiliriz. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” gibi toplu yeminler, “Atam, sen de kalk da ben yatam” gibi vecizeler üreten bir siyasi kültürün, bireysellikle pek alakası olmadığı kesindir.

Peki buna bakıp ne diyeceğiz? “Kemalist öğretinin var olduğu bir toplumda demokrasi olmaz mı” diye ahkam mı keseceğiz, Mehmet Tezkan ve Özdemir İnce’nin yaptığı gibi?

Hayır, demokratik toplumda dini tarikatlar gibi laik tarikatların da yeri vardır. Ama demokrasinin sağlanabilmesi için, bunlardan hiç birinin “resmi ideoloji” olmaması, devletin “nötr” kalması gerekir. Bu açıdan da Türkiye’deki sorun, dini değil, laik tarikatlardır. Sisteme egemen olup kendi dünya görüşlerini ve yaşam biçimlerini herkese dayatanlar onlardır çünkü.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 27, 2008 12:40 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan çevrecilerin daniskası kesilirse Mustafa bey'inde demokrasi uzmanı kesilmesi çok normal.

Mustafa bey, Türkiye'deki sorun dini değil, sorun laik tarikatlardır diyor. Sanki dünyada din'lerle birlikte demokrasi yeşermiş'te, dinler yeryüzünde demokrasiyi egemen kılmış. Geri kalmış ülkemin Amerika, avrupa görmüş bir insanı olan Mustafa bey tarafından böyle sözler sarfedilmesi ne kadar düşündürücü değil mi? Tarikatları savunmak istiyorsanız yapılacak tek şey var o da; susmaktır. Mütemadiyen susmak, susup oturmak fırsat verildiği müddetçe bunun maddi manevi keyfini çıkartmaktır. Suç olduğu halde.

Tarikatların iyisi kötüsü olmaz demokrasiyle de yakından uzaktan bağdaşmaz.

Avrupa'ya demokrasi ne zaman geldi? Din, kiliseye hapsedildikten sonra geldi.

Sorun neymiş?

DİN

DİN

DİN

Sorun din değilse diğer İslam ülkelerinde neden demokrasi yeşeremiyor? Tıkın din'i camilere, kapatın ne idüğü belirsiz tarikatları bakın oralarda da demokrasi nasıl yeşeriyor hemen.

Ne idüğü belirsiz tarikatların fink attığı yerde, dincilerin devleti ele geçirmeye, sosyal hayatı din kurallarına göre belirlemeye çalıştığı ülkelerde bırakın demokrasiyi demokrasi'nin D'sinden bahsedilemez!

Mustafa bey'in keskel alaka tanımıyla ne yapmış laik tarikatlar? Çağın gereklerine göre giyinin kuşanın, aklınızı kullanın, bilimin yol göstericiliğinden ayrılmayın demekle diktatör olunuyorsa Allah'ın ne kadar sevgili kullarıymışız ki, arapça konuşan Araplardan bile esirgediği laik dikta tarikatını bize bahşetmiş demekki. Allah'ımıza binlerce kez hamdolsun bize laik diktatörlük uygun gördüğü için.

Allah'ın dediği olur! Var mı, itirazınız? Utanmayın Allah'a karşı gelin hadi.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: August 27, 2008 3:08 PM

Daha önceden görmediğim ve de çok objektif bir bakış açısı, güzel fikirler.

Merak ettiğim birşey var, acaba tam demokrasi bir devlet için mümkün mü? veya, demokrasinin de zararları yok mu?

Yazan: ozanugur Tarih: August 27, 2008 3:20 PM

Mustafa Beyin bu yazısına hiçbir itirazım yok belki katkım olabilir ancak...çok beğendim,yüreğine sağlık.

Tarikatların bireyi ortadan kaldırdığı ve bu yüzden demokrasinin en büyük düşmanı olduğunu söylemek çok ağır olmuş gerçekten.

din ve vicdan özgürlüğü eğer bir demokratik haksa,bu hakkını tarikat veya cemaat olarak kullanmak istemenin neresi suç anlamadım.

Bireyselleşmek istemeyip kendini bir cemiyetin üyesi olarak ancak mutlu edebilen insanlara bunu neden çok görürler ki?..Her tarikatın ya da cemaatin de kendine has kuralları vardır ve bu kurallara uyabilen kimselerle yola devam etmek istemeleri çok normal..kimse kendi bünyesinde bir anarşi istemez..

Tasavvufa ilgimden dolayı tarikatların içine çok girdim çıktım,özgürlüğüme düşkün olduğum için bir yerde tutunamadım ama çok şeyler öğrendim oralarda..çok saf insanlar var,çok temizler..onların temiz ve saf duygularını sömüren,içlerine karışmış pislikler yok mu,var maalesef..kendi içlerinde hem bu tarz insanlarla mücadele edip hem de hizmet vermeye çalışıyorlar..

Eğer tarikatlar ve cemaatler olmasa çok daha hızlı cinnet geçiren bir toplum olurduk sanıyorum..

hayatta ezilmiş,yalnız kalmış,eşini,çocuğunu kaybetmiş,ağır pskolojik sorunları olan birçok insan buralarda manevi terapi alıyorlar,işin bu yönünü ıskalamamak lazım..

Herşeyin paraya,menfaate döküldüğü günümüzde hiçbir karşılık beklemeden sırf Allah rızası için büyük fedakarlıklarla hizmet vermeye çalışıyorlar..cahillikten,kıskançlıktan,nefisten kaynaklanan sorunlar olmaz mı,olur mutlaka..aslolan kişinin niyeti..ameller niyetlere göredir,yanlışlıklara takılmadan ben ne verebilirim diye hizmete katılmak gerekir..

Her insanın entellektüel kaygısı olamaz,bireyselleşme entellektüeller için gerekli öncelikle..dini konularda herkes bireysel hareket edemez,bir ekole bağlanma ihtiyacı hissedilir,bu tüm dünyada böyle olsa gerek..

tüm bunları söyledikten sonra gerçek bir entellektüelin tarikatçı olmaması gerektiği düşüncemi de belirtmek isterim,

daha önce bu konuya kendimce değinmiştim,tekrar buraya yazıp da Mustafa Beyin bloğunu fazla meşgul etmeyeyim.

http://suledeniz.blogcu.com/entelektuel-durus-ve-tarikatcilik_20837041.html

saygılar,sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: August 27, 2008 4:26 PM

Tarikat kelime anlamından tam anlamıyla sapmıştır. Öncelikle bunu dile getirmek gerekir. Allah'a yöneliş için tutulan yol olan tarikat şimdi Allah adına adam öldürmek olmuştur. Artık 21. yy.da yaşadığımızı ne yazık ki birçok kesim unutmuş durumda, hala neyin bilincinde olduklarını bilmiyorlar...

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: August 27, 2008 9:50 PM

Son derece güzel bir yazı defaatle kaleminize sağlık...Bir insan ya bir cemaate,ya bir düşünceye,ya bir insana bağlanma ihtiyacındadır.Kişisel bir tercih olarak bir cemaate bağlanıyorsa kişi,kimsenin haddini aşarak karışmaya hakkı yoktur.Hülagü TTT atası Temuçin(Cengiz Han) kadar,tahripkar:)...Sorun dinmiş:);burdaki birçok yorum beni güldürüyor açıkcası...Din kiliseye Avrupa'da hapsolmuş ya,durup durup bu söyleniyor.Kardeşim bunu Avrupa yaşadı,biz değil! 17. yy'da dine-yani kiliseye-rest çeken fizik,daha sonra dinin varlığını kabul etmek zorunda kaldı.Aydın olmak için kucağında yaşadığın medeniyetin tarihini,diğer komşu tarihlerle iyi bilmek gerekiyor.Taranan kaynaklar önemli tabii,birde analiz edebilme kabiliyeti...Hee bunun haricinde bilmediğin yerde susmak gerekiyor,sadece susmak...İslam ülkelerinde niçin demokrasi yeşermemiş,kitaptan uzak durulduğu için,düşünmeyi tercih etmedikleri için,başkalarının bahçesindeki meyvaları kendi bahçelerindeki ağaçlara copy ettikleri için,ahmaklar çoğaldığı için,sözde aydın denilen entelijiyansımızın aşağılık kompleksinden,kendi milletine ihanet ettikleri için...Rusların güzel bir sözü var:'Geçmişine kurşun sıkanın,geleceğine top atarlar.'Evet Hülagü TTT biz Allah'ın tokadını yedik...Dilerim bu bir şevkat tokadıdır,kendimize gelmemiz için...Hastalıklı,ahmak ruhlardan arınmak dileğiyle...

Yazan: zuhre Tarih: August 28, 2008 1:42 AM

Hülagü TTT, soruyorsunuz :

”Sorun din değilse diğer İslam ülkelerinde neden demokrasi yeşeremiyor? ”

Size bir kitap tavsiyesinde buluncam, “islam, Gender, Culture, and Democracy 2003” Ronald Inglehart. Kitabin icinde degisik makaleler var, özeliklede prof. Mark Tesslerin makalesini okumanizi tavsiye ederim.

Saygilarimla

Isvecden kompleksiz Turk

Yazan: Cogitationis poenam nemo patitur. Tarih: August 28, 2008 3:34 AM

sn.Hülagü,

yorumunuzdan bayağı bir öfke ateşleri saçılıyor..Mustafa Bey'i neden beğenmediniz,anlayamadım..ABD'de,Avrupa'da gördüğü demokrasiyi anlatıyor,ne güzel işte..bu kadar zaman içinde uzmanlaşmıştır,haksızlık etmeyin.

Tarikatların felsefesinde devlete itaat vardır,beğenmeselerde yönetimi, isyan etmezler..Siz yanlış biliyorsunuz..Ulul-emre itaat esastır tarikatlarda.

güncel bir örnek vereyim..başörtüsü sorunu çıktığında benim içinde bulunduğum tarikatın önderleri devletle zıtlaşmamayı,okumak istiyorsan başını açıp,sorun çıkarmamayı tavsiye etmişlerdi..ama radikal islamcı kesim bunu laik devletten intikam almanın arenası olarak görmüşlerdi..birde tabi din işleriyle uğraşmayan sadece daha fazla özgürlük ve demokrasi isteyen bir grup vardı.

Tarikat mensupları yumuşak insanlardır,bu kadar korkmanıza gerek yok..

-------------------------------------------
Sorun din değilse diğer İslam ülkelerinde neden demokrasi yeşeremiyor? Tıkın din'i camilere, kapatın ne idüğü belirsiz tarikatları bakın oralarda da demokrasi nasıl yeşeriyor hemen.HÜLAGÜ
-------------------------------------------------

Sorduğunuz soru cevaplanması gereken bir soru fakat verdiğiniz cevap çok sığ..duygusal davranıyorsunuz bence..

Dünyadaki tüm dengeleri göz önünde bulundurmanız lazım,demokrasi siyasi bir meseledir..eğer demokrasi ile İslam adına mücadele ediliyorsa bunun dini değil siyasi ayağı vardır ve verilen mücadele 'siyasal islamla' ilgilidir,ideolojiktir..tarikatların siyasal islamla işi olmaz.

demokratikleşememenin temel sebepleri var...biri kapitalizmin sömürgeci yüzünün islam coğrafyasında görülmesi ve buna karşı gösterilen tepkinin İslam ideologlarını sosyalizme kaydırması..sosyalizmde devletçi olduğu için demokrasi doğal olarak gelişemiyor.Masum tarikatlarla hiçbir ilgisi yok.

bununla ilgili daha önce ayrıntılı bir analiz yapmıştım,arzu edenler bakabilir..

http://suledeniz.blogcu.com/islam-dunyasi-ve-demokrasi_12083921.html

saygılar,

Yazan: deniz Tarih: August 28, 2008 10:28 AM

(muhterem bir düşünce adamının sözlerini paylaşmak istiyorum.)

"...İslam'ın demokrasiye katabileceği zenginlik de mutlaka düşünülmelidir...İsterseniz siz böyle bir anlayışa 'mana boyutlu demokrasi' de diyebilirsiniz.Yani insan hak ve hürriyetlerine saygıyı ihtiva eden,din ve vicdan hürriyetini gözeten,aynı zamanda insanların inandıkları gibi yaşamalarına da ortam hazırlayan bir demokrasi...İnsanların ebedle alakalı isteklerini yerine getirme mevzuunda onlara yardımcı olan demokrasi...İnsanı maddi-manevi bütün ihtiyaçlarıyla nazar-ı itibara alan ve onun bütün ihtiyaçlarını karşılamayı tekeffül eden olgun demokrasi...işte,demokrasiyi bu denli geliştirip insanileştirmenin yolları aranmalıdır.Çünkü insan hayatı,dünya ile başlamadığı gibi dünya ile de bitmiyor...Şayet onu idare eden sistem bu gerçeği görmezlikten gelirse ve kulak ardı ederse,beşer için çok önemli bir meseleyi görmezlikten gelmiş olur ve kulak ardı etmiş olur.Dolayısıyla ideal demokrasi,insanın bugününü ve bugüne ait meselelerini tekeffül ettiği gibi,aynı zamanda onun ebedi hayatıyla alakalı bir kısım ihtiyaçlarını da tekeffül etmesi lazım..."

Saygılarımla

Yazan: drseher Tarih: August 28, 2008 11:08 AM

Mustafa Akyol Bey'in de eleştirdiği malum şahısların "mantığı" ile siyasi partiler bile bireyselleşmenin önünde engel olarak görülebilir.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 28, 2008 11:48 AM

Mustafa Bey

Sizin gibi insanlar cogalmadikca bu ulkeye gercek manada demokrasi gelmez...


Guzel yaziniz icin tesekkurler.

saygilarimla

Yazan: elif dedim Tarih: August 28, 2008 11:46 PM

Deniz Hanım'ın, Tarikatçıların genel olarak yumuşak insanlar olduğuna ilişkin sözü doğrudur. Nurculardaki ya da İBDA-c deki sertliği birçok zaman onlarda göremezsiniz. İnsan hep tam tersini tahayyül ederken böyle olması sanırım "Tarikat" kelimesine yüklenmiş korku duygusundan kaynaklanıyor. Aslında burada ilginç olan şey tarikatların ulul emre itaat uğruna dine aykırı bir takım uygulamalara sessiz kalmalarıdır. Bunda şeyhlerin ve diğer parazitlerin -yani tarikat bürokrasisinin- postlarını ve o postun sağladığı olanakları koruma telaşı da son derece etkilidir.
Evet tarikat insanları daha yumuşaktır ama emin olunuz bu yumuşaklık şeyhin hedef göterdiği kişilerin kafasını kör bıçakla kesmelerini engellemez. Menzil şeyhi bir istese bu ülkede birgünde içsavaş çıkartacak güce sahiptir. Bu tür kontrol dışı ve tehlikeli güç odaklarının bu denli büyümesi ve güçlenmesi ülkemiz adına büyük talihsizliktir.
Şu tercih meselesi ise komik gerçekten. Hani yok efendim adam tercihini tarikata katılmaktan yana kullanabilirmiş de kimse karışamazmış. Tercih ancak seçeneklerin olduğu yerde mevcuttur. Adıyamandaki insanlar kendilerine sunulan yüzlerce seçenek arasından (sinema, tiyatro, spor, bilim v.s.) tarikatı mı seçti sizce???

Amişleri örnek vermiş Mustafa Bey. Amişlerin her zaman tercih hakkı vardır. Menzil Nakşilerinin ise yoktur. Zaten genel olarak yurdumuzda bu tür bilinçli seçimlere çok az rastlanır.

Bireyselleşmenin olmadığı yerde demokrasi ancak görünürde var olabilir. Bu tür bir demokraside kendi istediğiniz gibi yaşadığınızı sanarsınız ama aslında şeyhinizin, babanızın, kocanızın, ablanızın şunun bunun tercihlerini/hayatını yaşıyorsunuzudur. Ha görünürde herkes özgür mü özgür.

İslamiyet demokrasi ile uyumsuzdur.

drseher o alıntıyı nereden almış bilmem ama onu yazan her kimse ya islamiyeti bilmiyor ya da birilerini kandırmaya çalışıyor. İslamiyet herkesin hayatını istediği gibi sürdürdüğü bir düzene olumlu bakamaz. Bu sitede bir başka konuda bir yorumcu uzun uzun yazmıştı geçenlerde "dinde zorlama yoktur sözü müslümanlar için geçerli değildir" diye. İşte bu doğru. Bir hristiyanı müslüman olmaya zorlamaz islamiyet ama aynı islamiyut bizleri mürted görüp katlimizi vacip kılmış bir dindir. Ya birgün psikopatın biri bana karşı dininin vaciple emrettiği şeyi gerçekleştirek isterse ne olacak. Önce islamiyeti vahşetten kurtarın sonra eşit haklar isteyin. Amişlerle müslümanlar arasındaki farka ilişkin bir soru sorayım size:

Siz hiç domuz bağıyla bir insan evladını bağlayıp kafasını kesen amiş duydunuz mu?

Siz hiç domuz bağıyla bir insan evladını bağlayıp kafasını kesen müslüman duydunuz mu?

Siz hiç içki sattığı için bir büfciye dayak atan amiş duydunuz mu?

Siz hiç içki sattığı için bir büfciye dayak atan müslüman duydunuz mu?

Müslümanlar hemen hiç özeleştiri yapmaz çünkü onların kurallarını Allah koymuştur ve bu durumda demek ki doğrudur. Yine demek ki karşı taraf yanılıyordur. Özeleştiri yapacak bir konu yoktur.

Müslüman ülkelerde demokrasinin gelişmemesini de müslümanlığın kendisi hariç herşey yamadınız ya ona da helal olsun.


vs. vs. vs.

Yazan: Anonymous Tarih: August 29, 2008 2:51 AM

sn.anonim,

yorumunuz beni biraz korkuttu açıkçası...potansiyel katillerin içinde bulunmuşum demekki,Allah korumuş!..

Türkiye'de tarikatçıların üstüne atılmaya çalışılan olayların arkasında ergenekon diye bir çetenin çıktığını hep birlikte görüyoruz..Bahriye Üçok,Uğur Mumcu ..cinayetleri,danıştay saldırısı,cumhuriyet gazetesinin bombalanması,Fadime Şahin,Müslüm Gündüz,Kalkancı olayları...hepsinin altından samimi müslümanlarla,tarikatlarla ilgili olmayan çete kokuları çıktı..

gerçek bir tarikatta asla bir şeyh kimseyi kör bıçakla öldürttürmez..bunları yazdığıma bile inanamıyorum..terör örgütleriyle tarikatları,nurculuğu aynı cümlede nasıl kullanabiliyorsunuz?..halkın dininden neden bu kadar nefret ediyorsunuz?..

İslam bu topraklarda hiçbir zaman yok olmayacaktır,birileri hoşlanmıyor diye vatandaş dinini mi bıraksın?..demokrasi ve laiklikte vazgeçmeyeceğimiz değerlerden..o halde neden uzlaşmaya çalışıldıkça çelme atmak isteniyor?..demokrasiyle dinin çatışmadığı gösterilince bundan memnun olmayacak laikçiler mi var,nedir?..karşı taraftada aşırı dinciler bundan memnun olmayacaktır,eminim..

tercih meselesi neden komik olsun?..tarikatlar insanları içlerine almak için çok meraklı değiller ki...her insan bir yük getiriyor çünkü..

Adıyaman'daki tüm insanlar Menzil tarikatına mı mensup,ben böyle olduğunu sanmıyorum..sanki Adıyaman dağ başında bir yer,sadece tarikat var,insanlar da eğlence olsun diye tarikata giriyorlar..ayrıca tarikatın alternatifi spor,müzik,tiyatro,sinema olamaz ki..

ABD'de,İngiltere'de,Avustralya'da vs..Nakşibendi tarikatına ait dergahlar var..Mevlevilik dünya çapında tanınıyor,malum..tarikat mensubiyeti köylülüğe,dar bir kır yaşamına ait şeyler değil ki..her kültür seviyesine göre farklı bir tarikat yapılanması vardır..entelektüel seviyesi yüksek insanlara hitap eden dergahlar da vardır..herkese göre hizmet farklıdır.

Amişlere olan hoşgörünüzden nakşiler ya da mevleviler neden faydalanamıyor acaba?..Hrıstiyanlık modern dünyanın dini olduğu için tarikatıda mı hoş geliyor?..

bazı insanlarda başkalarının yönlendirmesiyle yaşamayı sever,bu da bir özgürlüktür..yönlendirilmeyi seven insanlar da vardır..bireyselleşme her zaman mutluluk getiren birşey değil..yalnızlığı da beraberinde taşıyor.

başkalarıyla beraber,uyum içinde yaşamak fedakarlığı gerektirir..fazla bireyselleşmiş insanlar mutlu evlilikler yapamazlar mesela..'ben'i çok gelişmiş insanlar
bencillikleri yüzünden kendi mutsuzluklarını da çoğu zaman kendi elleriyle örerler..tarikatlarda bencillik hiç tasvip gören birşey değildir bu yüzden...'ben' duygusunun gelişmesi insanla Allah arasına giren en büyük engeldir diye yorumlanır..bu yüzden tarikatlardan beni güçlü,bireyselleşmiş insanlar çıkması beklenmemelidir.

tarikatlarda 'ben çıkınca aradan,kalır sana Yaradan' düsturu vardır.Ben'in (nefsin,egonun) ortadan kalkabilmesi için de bir şeyhe bağlanılır ve O'nun önderliğinde diğer ihvanlarla beraber bir eğitim sürecine sokulur mürit.

Nefis,kimsenin otoritesini kabul etmek istemez..ipin ucu kaçtığında Allah'a bile secde etmez..kendi kendini yaratan bir varlık olarak görür.Nefsi bu yüzden 7 başlı ejderhaya benzetirler..tarikatlarda da nefisle mücadele için değişik yöntemler geliştirilmiştir,bu yöntemleri uygulayan kişi de tarikatın piridir.Nefsin,bireyin,egonun varlığı hiçe sayılır ve var olan yalnız Allah'tır gerçeğinin yerleşmesi için değişik riyazetler yapılır..

kısacası tarikatların amacı Allah'ı yegane varlık bilmek ve egoyu ezmek olduğu için bireyselleşme diye bir gündemleri olamaz..Bu bir hayat felsefesidir,sen niye böyle bir felsefeye sahipsin diye insanlara işkence yapmak doğru mu?..

elinizde somut bir veri olmadan korkular ve evhamlar üzerine tarikat düşmanlığı yapmak doğru olmaz..

hem neden hayatınızı korkular üzerine inşa ediyorsunuz ki..güven denilen,insanları sevmek denilen duygular da var..biraz bunlara da bakın..

son olarak size Mehmet Akif'in Safahatını okumanızı tavsiye ediyorum..özeleştiri yapılıyor mu yapılmıyor mu görürsünüz..modern dünyaya ayak uydururken değerlerimizi de nasıl muhafaza ederiz üzerine o kadar çok şey yazıp çiziyoruz ki..bu konuda epey kafa patlatıyoruz,endişeniz olmasın..

saygılar..

Yazan: deniz Tarih: August 29, 2008 1:32 PM

29 Ağustos tarihli 02:51 saatli yazı bana aittir. Yazıyı gönderirken ismimi eklemeyi unutmuşum.

Yazan: UMUT Tarih: August 29, 2008 2:43 PM

Zaten bu ülkede tarikatların yasak olduğu falan yok ki.
Herkes istediği tarikata mürit olabiliyor.
Tarikat mensupları her daim toplumun avantajlı kesimini oluşturuyor.
Popüler bir tarikata mensup olup, muayyen bir zümre ile adınızı andırın bakalım. Bu ülkede elde edeceğiniz avantajlar mı yoksa dezavantajlar mı fazla olacak?
Kaydi anlamda tarikat yasak diye gerçekten yasak olduğunu zannetmek bir yanılgıdır.
Ne mutlu .... tarikatindenim, ben de sizdenim diyebilene! Amin!

Yazan: Kubilay Ant Tarih: August 29, 2008 2:44 PM

Sevgili Anonymous

İslam ve demokrasi hakkındaki fikirlerinizin daha da genişlemesi ve çok boyutlu olması cihetinde aşagıda alıntılamış olduğum yazı ilginizi çekebilir... lütfen dikkatle okuyunuz.

Diğer iddialarınıza bilahare dilimin döndüğünce, bilgim, kapasitem ve vaktim ölçüsünde yanıtlamaya çalışacağım...

“...Ne var ki, şimdiye kadar ‘demokrasi’, izafet ve nisbetlerine bakılmadan hep yalın haliyle ele alınmıştır. Bu sebeple de din-demokrasi münasebetinden söz edenler, demokrasi ile dinin asla bağdaşmayacağını iddia etme yanlışlığına düşmüşlerdir. Onlara göre; din, Allah’ın hakimiyetine, demokrasi ise milletin rey’ine dayanmaktadır. Fakat maalesef, özellikle İslam ve demokrasi arasındaki bu sathi karşılaştırmada, ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ sözünün, hükümranlığın -hâşâ- Allah’tan alınarak insanlara verilmesi manasına gelmediği; aksine Cenab-ı Allah’ın, hükümranlığı, baskıcı ve zorba bireylerin elinden alıp cumhura, yani toplumun üyelerine verdiği hakikati göz ardı edilmiştir. Bununla beraber, İslam ve demokrasi söz konusu edildiğinde bunlardan birincisinin İlahi, semavî bir din, diğerinin ise beşerî bir yönetim şekli olduğu mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Demokrasinin tekamülünü isteyiş, asla onun din yerine konması manasına gelmemelidir. Dinin mukaddesliği ve münezzehiyeti mahfuzdur; dolayısıyla, İslam ile demokrasinin kıyaslanması mevzubahis olamaz.


Bu itibarla da, kemale ermiş ve herkes tarafından benimsenmiş bir demokrasiden bahsetmenin mümkün olmadığı ve demokrasinin henüz bir gelişme vetiresi yaşadığı günümüzde İslam’ın demokrasiye katabileceği zenginlik de mutlaka düşünülmelidir. Ebedî bir Zât’ın teveccühünden ve ebediyetten başka hiçbir şeyle tatmini mümkün olmayan insanoğlunun manevî ihtiyaçlarına da cevap verebilecek bir demokrasinin geliştirilmesi meselesi de mütalaa ve müzakere edilmelidir.


İsterseniz siz böyle bir anlayışa ‘mana boyutlu demokrasi’ de diyebilirsiniz. Yani, insan hak ve hürriyetlerine saygıyı ihtiva eden, din ve vicdan hürriyetini gözeten, aynı zamanda insanların inandıkları gibi yaşamalarına da ortam hazırlayan bir demokrasi... İnsanların ebedle alakalı isteklerini yerine getirme mevzuunda onlara yardımcı olan demokrasi... İnsanı maddî-manevî bütün ihtiyaçlarıyla nazar-ı itibara alan ve onun bütün ihtiyaçlarını karşılamayı tekeffül eden olgun demokrasi... İşte demokrasiyi bu denli geliştirip insanîleştirmenin yolları aranmalıdır. Maalesef insanlık henüz bu ufka ulaşmış sayılmaz. Ne Batı’da, ne Doğu’da, ne Amerika’da ne de Uzakdoğu’da henüz böyle bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir...”

Saygılarımla

Allaha emanet ol kardeşim.

Yazan: elif dedim Tarih: August 29, 2008 3:55 PM

Sevgili Anonymous

Biraz uzun oldu ama lütfen okuyalım...

Aşağıda sorular sıralamışsınız

"Siz hiç domuz bağıyla bir insan evladını bağlayıp kafasını kesen amiş duydunuz mu?

Siz hiç domuz bağıyla bir insan evladını bağlayıp kafasını kesen müslüman duydunuz mu?

Siz hiç içki sattığı için bir büfciye dayak atan amiş duydunuz mu?

Siz hiç içki sattığı için bir büfciye dayak atan müslüman duydunuz mu?"

Cevabım HAYIR hiç duymadım. Bunları yapan ne amiş duydum. Ne de Müslüman

Şule Deniz kardeşinde bahsettiği gibi korku ve vehimlere dayanarak hükümler çıkarmışsınız. Halbu ki korku ya da vehimleriniz kanıtlara dayalı olmalıydı.

Bakın size islamı şöyle anlatayım...
Ve kendi günahlarını İslama taşımaya çalışan karanlık ellerin nasıl bir yol izlediğini de Hocaefendiden alıntılayarak anlatmaya çalışayım...


"..Türkiye, üçyüz seneden beri sürekli kaosun içine çekilmek istenmektedir.Güçlü bir Türkiye ile başa çıkamayacaklarını çok iyi bilen dış güçler, Anadolu insanını ruh ve mana köklerinden kopararak ve maziden tevarüs ettiği o zengin mirastan uzaklaştırıp aslına yabancı hale getirerek ona en büyük kötülüğü yapmaya çalışmaktadırlar. Bu tür entrika ve tuzaklar yeni değildir...

...Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezemez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder.” Evet, artık, “Türk Milleti” diyen, “vatan, ülke, ülkü, bayrak” sözlerini dilinden hiç düşürmeyen ve hatta “din, iman, Kur’an” fedaisiymiş gibi arz-ı endâm eden bir sürü eli kanlı insan bozması var meydanlarda. Bunlar “milli ruh” diye diye milletin önüne kuyular kazıyorlar, “ruh kökü”nden bahsederken milletin kökünü kesiyorlar ve toplumu ruhsuzlaştırarak, kalbsizleştirerek kimseye sezdirmeden en sinsi planlarını uygulayabiliyorlar...

Zaten, millet az belini doğrultunca ve dünyaca biraz kabul edilir hale gelince hemen bir gâile çıkarma işine girişenlerin halinin ne akılla, ne mantıkla, ne insafla, ne milli hislerle ve ne de dini heyecenla izah edilmesi mümkün değildir...

Ancak, onca acı tecrübeden sonra hala anlayamadıkları bir husus var: Ne fizikî dünyada ne de sosyal hayatta kaostan nizam doğar.

Tabiatın temel yapısı buna aykırıdır ve kaosla yalnızca yeni kaoslara gidilebilir.

Format değişikliği de, sadece halk “aynı şeyler oluyor” demesin diye, aynı anarşinin farklı şekilde takdiminden başka bir şey değildir.

Dine ve dindara karşı hasımca davranan küçük bir azınlık her fırsatta bunu yapıyor ve hem hedef şaşırtmaya çalışıyor hem “çamur at izi kalsın” politikası uyguluyor hem de inananlara karşı kin ve nefretlerini bir kere daha ortaya koyuyorlar. Aslında, bizim hep nizamın ve intizamın yanında olduğumuza bu millet şahittir. Anadolu insanı, değil bir insanın kanını dökmek bir karıncaya bile basmayacağımızı çok iyi bilir. Bize kötülük yapanlara bile hep iyilikle mukabele etmeye söz verdiğimizi, dövene elsiz, sövene dilsiz ve her zaman gönülsüz olduğumuzu onlarca defa dile getirdiğim gibi, her karesi halkın gözleri önünde geçen hayatım da bunun delilidir.

Daha önce de zikrettiğim bir hadiseyi müsadenizle hatırlatmak istiyorum: Camilerde vaazlar verip hutbeler okuduğum dönemdeydi. Bir gün bir arkadaşımız “Hocam, sizi o minberde ne zaman görsem her an alnınızdan bir kurşun yiyecekmişsiniz gibi geliyor bana; alnınızdan bir kurşun yemiş de kanlar içinde boylu boyunca uzanmışsınız gibi görüyorum sizi ve çok korkuyorum” demişti. Gayet sakin bir tavırla ona dedim ki; “Ben hep o tehlikeyi bilerek ve onu bekleyerek çıkıyorum minbere.” İşte o günlerde bile, cami kürsüsünden beni sevenlere şöyle demiştim; “Şayet bir gün beni bu kürsüde öldürürlerse, cesedimi bir kenara atın ve başınız önde asayişin, emniyetin temsilcileri olarak evlerinizin yolunu tutun. Eğer, öyle bir anda kalkıp bir yanlışlık yapar ve mukabelede bulunursanız, size hakkımı helal etmem; iki elim iki yakanızda kalsın, Allah huzurunda sizinle hesaplaşırım!” Evet, benim yaşamamı ya da ölmemi değil önce milletin huzurunu düşündüm ve altmış küsur senelik hayatımda asayişi ihlal edecek bir harekette bulunmadım, güven atmosferinin delinmemesi için elimden gelen her şeyi yapmaya çalıştım.

Evet, genel üslubumuz budur bizim: Elimizden geldiğince hep emniyet ve güvenin temsilcileri olduk.

Başkaları, bizim başka şekilde hareket edeceğimizi, başka türlü düşüneceğimizi, onlar için farklı mülahazalara gireceğimizi zannediyorlarsa, demek ki onlar Müslümanı hiç tanımamışlar. Demek ki, onlar birkaç tane canlı bombaya bakıyor ve sadece birkaç teröriste göre hüküm veriyorlar. İslam'dan nasipsiz insanların tavırlarıyla şöyle veya böyle İslam’a gerçekten gönül vermiş insanları karıştırıyorlar. Oysa, bilerek teröre bulaşanların hakiki Müslüman olamayacağını defalarca ifade ettim. Cinayetin çok kötü bir cürüm olduğunu, Kur’an-ı Kerim’de bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürmeye eş tutulduğunu ve din adına cinayet işleyenlerin İslam’ın dırahşan çehresini kararttıklarını, kimsenin de buna hakkı olmadığını onlarca kez dile getirdim. Dahası, bizim inancımıza göre, tek tek şahısların hiçkimseyi cezalandıramayacağını, cezalandırmanın devlete, devlet kurumlarına ait olduğunu da bilmem kaç defa şerhettim. Fakat, maalesef, fesada kilitlenmiş bazı kimseler birkaç kötü örneğe bakarak bizi de öyle görüyor, öyle yorumluyor ve öyle göstererek güya intikam alıyorlar...

NOT: Hocaefendiden alıntıladıgım ve bahsini ettiği insan ve karanlık tiplemelerden sizi tenzih ederim.

Ben sadece müslüman nedir, nasıl olmalıdır.? Hakiki bir müslümanın gönül dünyasına ve iç dünyasına ayna tutmaya çalıştım ...

Müslüman insan, kaos ve anarşi insanı olamaz. Dinimiz de...

Sizin bahsettiğiniz gibi, müslümanların şeyhin hedef göterdiği kişilerin kafasını kör bıçakla kesecek insanlar olmadığını ve içsavaş çıkartacak zihniyette insanlar olmadığını,
velev ki böyle birşey olsa bile bu filiyatı gerçekleştirenlerin hakiki müslüman olamayacaklarını anlatmaya çalıştım

Bahsii geçen cinayetler ve faili meçhuller ergenekon davasında görülmektedir.

saygılarımla...

Yazan: elif dedim Tarih: August 29, 2008 8:34 PM

Bu ulkede, evrensel deger olarak one surdugumuz herkes tarikatci... Yunus Emre desen tarikatcinin onde gideni. Mevlana desen... Tarikatci... Haci Bektasi Veli desen tarikatci... Osmanliyi kimler kurmus... Ahmet Yesevi... Ilk Turk tarikatci. Osman beyin kayinpederi Seyh Edebali... Ismi ustunde...
Sonra 1000 senelik tarikatleri yasakliyorsun, yeraltina itiyorsun. Dini egitimi kisitliyorsun, dini cehalet diz boyu... Ve sonra tarikatlerin sapkinligindan bahsediyorsun. Eh iyi bari. Tarikatler Osmanlida edebin, nezaketin, sevginin ogretildigi yuvalardi. Simdi icimizdeki sevgisizligin, kabaligin, gorgusuzlugun koklerini hic bir yerde degil tarikatlerin yer altina itilmesi ve insanlarin cahillestirilmesinde aramaliyiz.

Yazan: blue Tarih: August 29, 2008 10:19 PM

Blue kardesim

Guzel tesbitlerin ve guzel yorumlarin icin tesekkurler...

Sen sorunun nerden geldigini tum ciplakligiyla, ben de islamiyeti ve muslumanlari kotuleme adina kirli kumpasin nasil isledigini ve hakiki muslumanin ic ve gonul dunyasini anlatmaya calistim.

Bu da gosteriyor ki, Sevgili yazarimizin dedigi gibi tarikatlar olmadan demokrasi olmaz.

Evet tarikat ve cemaatler, hem demokrasiye hem de su an yeryuzunde timsali olmayan "mana boyutlu demokrasiye" gecisin de onculeri olacaktir insallah.

saygilarimla...

Yazan: elif dedim Tarih: August 30, 2008 11:49 AM

şimdiye kadar müslümanlar hep ilimden bilimden uzak, kapalı,ilkel,avam,at gözlüklü,gerici,şu,bu v.s. herneyse işte, hepimizin bildiği yüzlerce sıfatla anıldılar..

(resmi ideolojinin bir gereği, taa ilkokul sıralarında nasıl kazanmışsa kafalar artık!)

ya "bak" diyorsun, "bak kardeşim"..
eğitimse eğitim alıyor, ilimse tahsil ediyor, bilimse buluyor, avrupa'ya ise, senden benden cok dahil olma derdinde...

eeee?
hani cahillikle idi savaşınız?
içe kapalılıkları idi derdiniz?

yok..yok..

CAHİLİN İMANSIZI,
AYDININ İMANLISINDAN EVLADIR SİZİN İÇİN!


Yazan: rabia Tarih: August 30, 2008 2:40 PM

sayın elif dedim

demokrasi hakkında ki düşünceleriniz ve islam ile mukayese yapmanız yine demokrasinin gereksimleri olan ve vazgeçilmez unsuru olan benceniz ile gayet güzel bir şekilde insanlara cezbederek açıklamışınız!


heralde bu da uluhiyet tevhidinden bihaber olduğunuzdan dolayı olmalı.

ve bunu da cumhur noktasına bağlayarak açıklamanız ise mükemmel diyorum.
evet cumhur konusunda hem fikirim ama laik bir rejimin olduğu cumhurculardan değil! yani cumhuriyet cumhurcuların dan değil.

islamda cumhurcular emir seçtikleri zaman dinde kemal'e ermiş alimlerin kendi aralarında kullandığı oylarla seçilirdi.

ve hiç bir zaman da avam tabakası oy kullanmazdı.

ve bu seçilen emirlerde ALLAH'ın haram saydığı bir şeyi helal, helal saydığı birşeyide haram yapmıodular.

ve ana yasa olarak kur'an geçerlidir. Kur'an'a göre hükümler çıkartıolardı.
şidmi siz o devri ile bu devri birmi tutuyorsunuz?
ve de haram ve helal noktasında kişinin sözünün geçtiğinimi iddia ediyorsunuz?
burada kişiler hangi yneticiyi seçerse ve yönetici neyi serbest ederse ALLAH'ın sözüne ters de olsa doğru olduğunumu söylemeye çalışıyorsunuz?
zamanım olmadığından şimdilik bu kadar

sağlıcakla

Yazan: aLaaDDiN YüCe Tarih: August 30, 2008 4:53 PM

”Toplum mühendisleri” artik emekligiliye ayrilmali !

Ben yasaklarin kalkamasindan yanayim.Isteyen insan tahrikata üye olsun, istemeyen olmasin ,isterse hic bir dine inanmasin, ama her bir insanin hakki olsun.
Tabiki bazi insanlarin secme haklari olmaya bilir, ailesi, yada bulunmus oldugu ortam veya toplum yuzunden tarikata yada cemate uye olmaya zorlana bilir, veya uye olmasa dislanada bilir.Bu da tabiki benimsenecek bir sey degil ve bencede islama aykiri bir durumdur.
Bunu zittida olabilir, cok dindar olmayan ”laikciyim”, ”kemalistim”, ”modernim”diye kendini tanimliyan bir ailenin ferdi tarikata yada cemate girmeyi, yada dine daha cok vakit ayirmaya karar verdigi zaman oda ailesi tarafindan yada bulunmus oldugu toplum tarafindan dislanabilir. Demek istedigim sey her iki taraftada insanlar zorlanabilir, ve hic biriside dogru degil.

Bügun insanlar Türkiyede sanki, (kaba bir tanimimlamayla) iki gruba ayrilmis gibiler. Bir grubda laikciler, dinden ödu kopan insanlar var, öbur grubda da muhfazakarlar var. Muhafazakarlarida sanki monoton bir grub olarak bakliyor. Ama bence, öyle degiller. Bence en cogu laiklikden yana, ama öbur ”laikcilerden” tek farklarinin devletin dine karismasina karsi olmalaridir ve daha cok dini özgurluk temin edilmesi istemeleridir. Muhafazakar grubun icinde cok az bir azinlikda,hic laiklikden yana olmayan ,”islamci” olarak alginilan insanlarda var. Ama malesef muhafazakarlarin hepsine ”islamci” gözuyle bakiliyor. Ve dini özgurlukler genisletilirse bu insanlarin bir gün Türkiyeyi ellerinin avcuna alip ülkeyi seriata götureceklerine inaniliyor. Bu korku da Türkiyede yillardir belirli bir elit kesimin kendi cikarlari icin dinle korkutma manipulasyonlarindan kaynaklaniyor bence.


Türkiyedeki bu grublar arasinda bir dialog gelsitirilmeli ve bu önyargilarin ortadan kalkmasi icin caba gösterilmelidir. Tarikatlari serbets birkirsak bu dialogun daha kolay gerceklese bilecegine inaniyorum.
(Yanlis anlamayin ben bütun muhafazakarlarin tarikata uye olduklarini demek istemiyorum.)

Bütun tarikatlarida ayni teraziye koymakda dogru degil bence, ”iyi” olanlari var ”kötu” olanlari vardir. Bunu tespitini yapmak insanlarin kendisine birakilmalidir,tabiki yasa disi islerle ugrasanlari devlet mudahale etmesi gerekir.
Yasaklar kalkarsa ozaman tarkitlari daha yakindan taniyabiliriz ve hangilerin ”iyi”yada ”kötu” oldugunu daha kolayca ögrenebiliriz. Tarikatlar icinde ezilen yada zorla bulunan insanlarada daha kolay yardim edilebilinir.
Niye dini tarikatlardan bu kadar korkuluyor bir turlu anliyamiyorum, ben kendim bir tarikata uye degilim ama bana cok normal geliyor. Bir insan dinine cok önem veriyorsa ve bir tarikatin felsefesini ve kurallarini benimsiyorsa ona üye olmasi gayet normal. O insan kendine ve baskalarina zarar vermedikce ve ülkenin yasalarina uydukca ne istiyorsa yapabilmeli.

Türkiyedeki ”toplum mühendisleri” artik Türkiyedeki halki rahat birakmali. Insanlarin kendi zeka mekanismasina muhaldele etmekden vaz gecmelilerdir.
Bir ideal demokraside bence her birey kendi inancini arzu etigi gibi yasayabilmeli.

Sevgi ve saygilarimla

Isvecden kompleksiz türk

Yazan: Iniuria non excusat iniuriam. Tarih: August 30, 2008 11:31 PM

Tarikatlarin yozlasmalarinin nedeni kapatilmis olmalari degil, kapatilmalarinin nedeni yozlasmis olmalari.

1000 sene oncesinde ilerici, oncul olan bir orgutlenme biciminin, bugun de ayni konumda olmasini elbette bekleyemeyiz. Osmanli geriledikce, onunla birlikte tarikatlar, toplumdaki dinsel orgutlenme de cokmus, yozlasmis, 20. yuzyila gelindiginde dine dayanan bircok toplumsal kurum, yerel iktidar odaklarinin cikar hesaplarinin bir araci haline gelmisler. Modernist, batililasmaci hareketler buna yonelik tepki ile motive olup destek bulmuslar.

Bugun yeniden guclenen tarikatlar, cemaatler, yine ekonomik, siyasi, toplumsal iktidar odaklari konumundalar. Orgutlenmeleri hiyerarsik, lider kultune dayali, itaat kulturunden yararlaniyor ve onu besliyorlar. Bu tarikatlari ve onlarin megaloman liderlerini Mevlana ile, Yunus ile, Ahmet Yesevi ile karsilastirmak ayip degil mi? Haci Bektasi Veli de mi milyonlarca dolarlik bir ekonominin uzerinde oturuyordu acaba, Yunus'un da bir Bank Asya'si var miydi? Mevlana'nin da medya imparatorluklari sahibi olduguna, Ahmet Yesevi'nin devletin her kurumunda orgutlenip kendisine dokunmaya kalkanin canina okuttuguna da hic suphe yok, oyle degil mi?

Dinsel orgutlenmeler, ancak farkli din anlayislarinin ozgurce yasamasina, esitlikci bir sekilde kendisini ifade etmesine izin verilen bir toplumda kulture, demokrasiye, toplumsal gelismeye katkida bulunabilirler. Lider hegemonyasina dayali, kati hiyerarsik orgutlenmeye, buyuk capli ekonomik cikarlara, derin siyasa iliskilere sahip, devlet tarafindan kayirilan tarikat ve cemaatler, bir toplumda demokrasi bilincinin gelismesine ancak engel olurlar, ve oluyorlar da. Bugun Turkiye'de seffaf, hukuka dayali, demokratik sivil orgutlenmeler tamamen yipratilmis, yok edilmis, onlarin yerine liderin sozune, karizmasina dayali, 10 yasindaki cocuklarinin beynini yikayarak genislemeye calisan cemaatlerin sirti sivazlanmis durumda.

Eger demokrasiyi savunuyorsaniz, once onun cok renklilige dayandigini kabul etmelisiniz, farkliliklari yok etmeye, ezmeye dayali guc gruplarini demokrasinin parcasi diye yutturmaya calismamalisiniz.

Yazan: Balbazar Tarih: August 30, 2008 11:39 PM

Sayın Hülagü TTT


Sorun neymiş?

DİN

DİN

DİN

Sorun din değilse diğer İslam ülkelerinde neden demokrasi yeşeremiyor? Tıkın din'i camilere, kapatın ne idüğü belirsiz tarikatları bakın oralarda da demokrasi nasıl yeşeriyor hemen.

Ne idüğü belirsiz tarikatların fink attığı yerde, dincilerin devleti ele geçirmeye, sosyal hayatı din kurallarına göre belirlemeye çalıştığı ülkelerde bırakın demokrasiyi demokrasi'nin d'sinden bahsedilemez!

Mustafa bey'in keskel alaka tanımıyla ne yapmış laik tarikatlar? Çağın gereklerine göre giyinin kuşanın, aklınızı kullanın, bilimin yol göstericiliğinden ayrılmayın demekle diktatör olunuyorsa Allah'ın ne kadar sevgili kullarıymışız ki, arapça konuşan Araplardan bile esirgediği laik dikta tarikatını bize bahşetmiş demekki. Allah'ımıza binlerce kez hamdolsun bize laik diktatörlük uygun gördüğü için.

Allah'ın dediği olur! Var mı, itirazınız? Utanmayın Allah'a karşı gelin hadi.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------


Sorun din değilse diğer İslam ülkelerinde neden demokrasi yeşeremiyor? Tıkın din'i camilere, kapatın ne idüğü belirsiz tarikatları bakın oralarda da demokrasi nasıl yeşeriyor hemen.demişsiniz

O zaman Laik Dini'ne mensup olan kişileri de anıtkabire tıkmamız lazım. Veya vicdanlarına mı hapsetseydik. Nede olsa deyiminiz ile din demokrasiye engeldir.
Ve de
Bunu demokrasiyi savunduğumdan yazmıyorum.
Sadece dikkatimi çeken çelişkiyi açıklıyorum.
Aynı zamanda tarikatçı değilim bir çok tarikatçılarında karşısındayım
Sadece bilginiz olsun diye yazıyorum.


Ne idüğü belirsiz tarikatların fink attığı yerde, dincilerin devleti ele geçirmeye, sosyal hayatı din kurallarına göre belirlemeye çalıştığı ülkelerde bırakın demokrasiyi demokrasi'nin d'sinden bahsedilemez!DEMİŞSİNİZ

Dinci derken kastınız ne? + din zaten hayat’ın her noktasında soysallıktır. Dini biz laik kesime göre vicdanlarımıza hapsetmiyoruz! Çünkü bizim dinimiz kemal’e ermiştir. Ve bizde bütün sosyal aktivitelerimizi kur’an Sünnet Ve İcma doğrultusunda yaşıyoruz. Sizde demokrasi bencelerinden bir o yana bir bu yana, yani bir o yalana bir bu yalana yapışın bakalım!
162- De ki: "Muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."
163- "o'nun hiç bir ortağı yoktur. Bana böylece emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim."( En'am suresi)

Mustafa bey'in keskel alaka tanımıyla ne yapmış laik tarikatlar? Çağın gereklerine göre giyinin kuşanın, aklınızı kullanın, bilimin yol göstericiliğinden ayrılmayın demekle diktatör olunuyorsa Allah'ın ne kadar sevgili kullarıymışız ki, arapça konuşan Araplardan bile esirgediği laik dikta tarikatını bize bahşetmiş demekki. Allah'ımıza binlerce kez hamdolsun bize laik diktatörlük uygun gördüğü için. DEMİŞSİNİZ

Çağın gereklileri sabit yerinde durmuyor ki moda altında her gün yeni bir şey çıkıyor. Ve bir gün bu eskiyen şeyler tekrar moda olarak karşımıza çıkıyor! Bide çağın gereklilerine göre insanlar giyip kuşanacak kumaşı nerden bulacak! Aşağıyı kapatsan yukarı açık kalıyor. Yoksa çağdaşlık demek açılıp saçılmak mı. EĞERKİ MEDENİYET AÇMAKSA BEDENİ,DESENE HAYVANLAR BİZDEN DAHA MEDENİ ...!!!! Yoksa çağ dediğin her gün kendini değiştirmek mi oysa Darvin in evrim teorisi tutmadı. Ve ağaç hep aynı ağaç, maymun hep aynı maymun, insanda hep aynı insan.
Sadece nemi değişiyor, demokrasicilerin laiklerin yalanları evrim geçiriyor. Bunu da yapmasalar o zaman sistemleri çökerde ondan. Hep yalanların üstüne yaşantılarını bina etmişler! Bilim demişsiniz de pek bilimsel örnekler göstermemişsiniz. Türkiye bilimcilikte dünyada sondan kaçıncı diye sorsam herhalde yerinde olur!

Bilim size yol gösteriyorsa o zaman her şeyinizden bilimsel kelimeler kullansanız daha yerinde olmaz mı! Ve de bilimsel açıklamalar! Yoksa sonlardan birinci olduğunuz için size bir şey bırakmadılar mı!
ALLAH’ın sevgili kulu olduğunu iddia eden arkadaş Kur’an’ ı kerimde ALLAH hangi ayette bilimin getirdiği yolun çizgisinden gidin diye söylemiş! Arapça konuşanlar da ne demek? Biz o kitabı Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki anlayabilesiniz.(Yusuf suresi 2. Ayet) herhalde Arapça bilmediğinden okuyamamışsın ve bilimsel olan kendi bencenle saçmalıyorsun! O zaman bilimsel bir şekilde vahiye yaklaşımınız ne? Ya Meleklere? Ya Peki ya Cinlere? ALLAH'a? Ya peki Ahiret gününe,? Tekrar dirilmeye?Sırat köprüsüne? Cennet ve Cehenneme ? Bunları ne tür bir bilimsellikle kabul edeceksiniz? Veya etmiş miydiniz! Yoksa etmediniz mi?


Allah'ın dediği olur! (Laiklerin Dediği Değil ) Hem fikirim! yazdıklarınızdan sizin ile ortak bir noktamız çıkmayacak diye çok korkmuştum ama neyse bir ortak noktamız var! Bu size bir + kazandırdı herhalde artık eksilerden çıkma zamanı:P

Neyse sağlıcakla!

Yazan: aLaaDDiN YüCe Tarih: August 31, 2008 2:25 AM

Sayın Mustafa Bey,

katıldığım noktalar olsa da her zamanki hatanızı bu makalede de tekrarlıyorsunuz. "işte bakın, örnek demokrasi ABD´de herkes özgürdür. Biz de gerçek demokrasi olmak istiyorsak ABD´yi örnek almamız gerekir" mantığının avantajları olsa da Türkiye´yi ileriye götürmez. Keşke bakş açınızı daha geniş tutup AB´den de örnekler verseniz, demokrasilerini bireyi korumak amaciyla yasaklar koyduğunu görebilirdiniz.

Örneğin Amerikan Scientology kilisesi bazı AB ülkeleri tarafından yasaklanmıştır.

Saygılarla

Yazan: yabancı Tarih: August 31, 2008 2:28 PM

Tarikatlarin işleyişi ile demokrasinin işleyişi taban tabana zıttır. Bireyin özgürlüğünü yok saymaya meyilli biçimlerin, herhangi bir özgürleştirici proje ile ilişkilenemez. Kravat takıp ingilizce öğrenmekle de demokrat yada özgürlükçü olunamıyor. Liberal bile olunamıyor, en fazla piyasa liberali olunuyor (ki o bile kuşkuludur) maalesef.

Yazan: fuatogl Tarih: August 31, 2008 3:08 PM

Kur'an'da insanların bir mezhebe,tarikata,şeyhe bağlanmaları değil,özgür iradeleriyle ve akıl güçleriyle Allah'ı bulmaları istenir..

Tarikat pirlerinin ya da din adamlarının,mezhep imamlarının fikirlerinden istifade edip,faydalanabiliriz ama onların fikirlerinin kölesi olmamız gerekmiyor.

Ahmed Hulusi'nin çok güzel tesbitleri var bu konuda..yazısının altına yüz kere imzamı atarım..

kafalardaki katı kalıpların yıkılıp,düşüncede reforma vesile olabilmesi temennisiyle..
------------------------------------------------

Bilelim ki…

Bütün ilimlerin başı, Allah’ı bilmektir!.

“Allah”ı bilmeyenin ilmi ise, boşa emektir!

“Allah’ı hakkıyla idrâka çalışmadılar” diyor Kurân, 22.sûrenin 74. âyetinde...

Öyleyse önce, “Allah” ismiyle işaret edileni çok iyi bilmemiz lâzım!.

Zîrâ şu âyetlere dikkat edelim:

“Hayâlini hevâsını tanrı edineni gördün mü?”(45-23)

”Allah yanısıra tanrı edinme!” (28/88)

“Allah de, bırak sapık fikirleriyle başbaşa!” ( 6/91)

Âşikardır zâtı Hak, görmeyi bir dilesen…
“Benliği”dir var olan, adını silebilsen!
Düşünürsün ki varsın; oysa bu varsayımın!!!
Zâtı Hak’tır varlığın, “nefs”ini görebilsen!

“ALLAH” ismiyle işaret edileni, anlatmaya çalıştığımız kitabın adı “Hz. Muhammed’in açıkladığı ALLAH” olarak konuldu.

Belki de pek çoğumuz için şaşırtıcı bir isim..

Niçin sadece “ALLAH” değil de; “Hz.Muhammedin açıkladığı Allah”?

Çünkü insanların pek çoğu, hayalinde tasavvur ettiği “tanrı” kavramını “ALLAH” adıyla etiketliyor da ondan…. “ALLAH” ismiyle işaret edilenden tamamen alâkasız “tanrı” kavramıyla avunup yaşamına buna göre yön veren insanların sonu ise çoklukla hüsran olacak, zira sonuçta kafalarında kurguladıkları böyle bir “tanrı”nın var olmadığını görerek büyük sükûtu hayâle uğrayacaklar maâlesef!.

“ALLAH” adıyla işaret edileni anlatmaya çalıştığımız kitabımızda elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce “Allah” ismiyle işaret edilenin bir “Tanrı” olmadığını; çeşitli yanlış bilgilere ve şartlanmalara dayanan hayâllerde kurgulanmış türlü “Tanrı”ların asla Hz.Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’ın tebliğ etmiş olduğu “ALLAH” ile bağdaşmadığını izah etmeye çalıştık.

En ilkelinden gelişmişine kadar hemen herkesin düşüncesinde bir tanrı vardır...

Onu sever, ona kızar, onu yargılar, zaman zaman yaptığı yanlış işler yüzünden onu itham eder. Âdeta onu yukarıda bir yıldızda, ya da boşlukta oturmakta olan bir tonton dede ya da celâlli bir sultan gibi tahayyül ederiz.

Biraz daha geniş düşünenler ise bu tahayyülümüzde kurgulanmış tanrının olamayacağını söyler ve “biz Tanrıya inanmıyoruz” derler..

Evet... Hz.Rasûlallah, kişinin ölümötesinde karşılaşacağı olaylara göre o kişinin zarar görmemesi, huzur ve sadet içinde yaşaması için gerekli olan şartları bildirerek o şartlara dönük bir biçimde belli önerileri ve teklifleri getirmiştir.

Kişi kendi aklı-idrâkıyla bu teklifleri değerlendirip birtakım çalışmaları yapar veya yapmaz; sonucuna katlanır!

İşte bu sebepledir ki Kurân’da;

“Lâ ikrâha fiyd diyn!”

“Din içindeki tatbikatta; Din uygulanmasında zorlama yoktur” hükmü gelmiştir. Yani, hiç bir ferdin veya kuruluş veya devletin, bir kişiye dini bir kuralı uygulatma yolunda zor kullanma hakkı veya sorumluluğu yoktur, bu âyete göre!.

Kurân’ı kabul eden, âyeti kabul eden kişinin, bir başkasına herhangi bir dini kuralı uygulatma konusunda zorlama yapmaya hakkı yoktur!.

Çünkü esasen zaten olay, zorlamayla yapılacak bir olay değildir.
Sen, diyelim ki, belli bir imana sahip kişisin... Ama, Cuma namazına gitmiyorsun, hangi gerekçeyle olursa olsun.. Buna karşın, Allah’a inanıyorsun… Kurân’ın Hak Kitap olduğunu kabul ediyorsun.. Hz. Muhammed’in Allah Rasûlü olduğunu kabul ediyorsun..

Şimdi eğer be, seni Cuma namazına herhangi bir cezai müeyyideyle, tedbirle göndermeye kalkarsam, sen kerhen, istemeye istemeye Cuma’ya gideceksin; veya oruç tutacaksın..

Ben seni zorladığım için, sen istemediğin halde oruç tutuğunda veya namaz kıldığında, bu yaptığın hareket MÜNÂFIKLIKtır; ikiyüzlülüktür!

Yani sen, belli bir imanı olan kişiyken, benim seni zorlamam yüzünden istemeyerek, yaptığım zorbalık yüzünden, uyguladıklarınla münâfıklık düzeyine düşersin!.

Benim seni, iman noktasından münafıklık çizgisine atmaya hakkım yoktur!

Hiçbir kimsenin de, bir başkasını dini bir kuralı uygulamağa zorlamaya hakkı yoktur!.

Neye göre? Kurân’a göre!.

Kurân insanların kendi aklıyla kendi idrakıyla kendi yolunu çizmesini öneriyor!.

İşte bu yüzden zaten İslâm, TEKLİFTİR!

“İslâm’ın şartları” diye bahsedilen çalışmalar, tekliftir! Yani “sen bunları bunları yaparsan şu neticelerle karşılaşacaksın; veya yapmazsan şu tarz olaylarla karşılaşacaksın”, denerek teklif ediliyor.

Kişi de bu teklifi, ya değerlendirir veya değerlendirmez, neticesine kendi katlanır.

Demek ki İslâmiyet, kişinin ölümötesine inanması veya ölümötesi yaşamı idrak etmesi sonucu, kendisinin karar vererek birtakım şeyler yapmasını istiyor.

Zorlama diye bir olay yok!.

Ayrıca herbirimiz Hz.Rasûlallah’a inanmak ve O’nun gösterdiği yoldan gitmek teklifiyle karşı karşıyayız.

Senin herhangi bir tarikata, herhangi bir şeyhe bağlanman veya herhangi bir mezhebe girmen diye Din’de bir hüküm yoktur.

Çünkü Din esas itibariyle akla, mantığa, düşünen insana hitab eder; ve İnsanların düşünmesini, tefekkür etmesini, aklını mantığını kullanmasını ister.

Yani kişinin, kendi yolunu kendinin çizmesini ister.

Dolayısıyla herkes, Kurân’ı elinden geldiği kadar anlayacak.. Hz. Rasûlullah’ın sözlerini açıklamalarını dinleyecek, etüd edecek, ve buna göre kendine bir yol çizecek.

İslâm, Kurân insanın körükörüne, koyun gibi gidip birisine tâbi olmasından yana değildir.

İnsanın aklıyla mantığıyla yolunu çizmesinden yanadır!.

İşte bu sebeptendir ki, biz insanların bu konuları düşünmesini, araştırmasını, bu yolda etüdler yapmasını ve bunun gereği bir biçimde de kendi yaşamına kendisinin yön vermesini öneriyoruz.

Dolayısıyla biz hiçbir zaman, ne bir dini liderlik, ne bir önderlik, ne bir şeyhlik, ne bir hocalık, ne de herhangi bir dini ünvan ve etiketten yana değiliz; böyle ünvanımız yok; insanları da kesinlikle kendimize davet etmiyoruz! Cahiller, bizi, bu görüşümüze rağmen, bizi nasıl etiketlemek isterse istesin, bu etiket bize yapışmaz!

İslâm’da asla “din adamlığı” diye bir sınıf veya etiket yoktur!

Biz, insanların kendi akıl ve mantıklarını kullanarak, kendi yollarını kendilerinin çizmeleri realitesine davet ediyoruz..

İnsanları, gerçekçi bir biçimde İslâm’ı kaynaklarından araştırıp sorgulamaya, öğrenmeye davet ediyoruz.

Öyleyse bu gerçekler ışığı altında düşünelim...

Din’i gerçekçi bir biçimde değerlendirelim...

Bu gerçekçi değerlendirme bizi nereye getirecek?...

Bizi şuraya getirecek; Hz. Rasulullah, Sistem’in gereği olarak bize belli önerilerde bulunmuş; “Şunları şunları yaparsanız sizin için böyle faydalı olur, veya bunları yapmazsanız neticesinde böyle birtakım sıkıntılar sizi bekliyor diye..

Hz. Rasûlullah’ın bize önerdiği Kurân’da bahsedilen teklifer, kesin olarak bilelim ki, bir paket değildir. Yani “ya hepsini birden tatbik edeceksin, veya hiç birini tatbik etme!”

Bu tamamen yanlış bir görüştür!’

Kurân’ın bize teklifi pek çoktur; Namaz, oruç, hac, zekat, yalan söylememek, gıybet etmemek, zina yapmamak, kumar oynamamak, vesâire gibi...

Bunun ne kadarını biz tutarsak o kadar kârlı oluruz; ne kadarını ihmal edersek, geri bırakırsak, o kadarının da sonuçlarına katlanırız.

Şimdi diyelim ki bir kişi Ramazanda oruç tutabiliyor, elinden geliyor; fakat namaz kılamıyor..

Tamam... orucunu tutsun.. Namaz kılamıyorsa kılamasın...

Namaz kılamıyorum diye de orucu tutmaması yanlıştır!.

Veya herhangi bir kişinin, “Sen mâdem ki namaz kılmıyorsun, oruç da tutma” demesi kesinlikle yanlıştır ve Din’de yeri olmayan bir hükümdür, büyük vebal getirir!.

Çünkü herkes yapabildiği kadarını yapacak, yapamadığının da sonuçlarına kendisi katlanacaktır!

Yani biz hiçbir zaman Allah adına yargıç olamayız ve birbirimizi yargılamakla da yükümlü veya yetkili değiliz!.

Herkes yaptığını yapacak ve neticede de Allah ile kendi arasında bir mekânizma karar verecektir!

Biz maalesef bazı şeyleri çok yanlış anlıyor ve anlatıyoruz..

Günümüzde çok önemli bir konu, kadınların başını örtmesi olayıdır.

Namaz-oruç-hac-zekât gibi hükümlerin bir insan için son derece önemli olduğu ve bunları yerine getirmeyenlerin neleri kaybetmekte olduğu Hz.Rasûlullah tarafından açıklanmıştır..

Bu hükümler bu kadar önemliyken maalesef bazı kişiler Din olayını, Müslümanlık olayını sadece ve sadece kadınların başörtmesi üzerine kurarak; başını örtmeyen kadının âdeta İslâmiyette yeri olmayacağını, kâfir olacağını vurgulama noktasına kadar gitmektedirler.

Bize göre bu, çok yanlış bir değerlendirmedir!.

Kurân’da kadının başını örtmesi konusunda âyetler vardır. Yani bu, hanımlara yapılan bir tekliftir!

Fakat, bir hanım başını örtmediği takdirde ne olacağına dair ne bir Kurân âyeti vardır; ne de Hz.Rasûlallah’ın getirdiği bir açıklama vardır.

Dolayısıyla, İslâm Dini’ni kabul etmiş olan bir hanım, eğer başını örtmüyorsa, biz onun hakkında hiçbir yorumda ve değerlendirmede bulunmayız.

“Yaptığı hareket, onunla Allah arasında çözümlenecek bir olaydır. Allah nasıl dilerse onun hakkında öyle hüküm verir “ deriz ve geçeriz .

Ama o hanımın “ben başımı örtemiyorum öyleyse namaz da kılmayayım” demesi kadar büyük bir yanlış da olamaz!.

Eğer başını örtemiyorsa, örtemeyebilir. Ama gene de namazını kılabilir, orucunu tutabilir, hacca gidebilir. Nasıl namaza durduğu zaman, başını örtüp namazını kılıyor, daha sonra da günlük kendi kıyafeti içinde çıkıp dolaşabiliyorsa, aynı şekilde o hanım Hacca da gider. Hac görevini de oranın şartları içinde ifa eder, döndükten sonra da gene kendi kıyafeti ile yaşamına devam eder.

Başını örtmemişse, bu, Allah’la onun arasında bir olaydır. Ama başını örtmemesi, Hacca gitmemesi konusunda kesinlikle bir engel teşkil etmez!.

Bunu çok açık ve net söylüyorum!.

Ve herkesin kendi yaşamını buna göre değerlendirmesi gerekir.

Yani yaşamda temel esas şudur:

Biz gerçekçi zaman boyutuna göre, saniyeler kadarlık bir süreç yaşıyoruz Dünya üzerinde!.

Nitekim Hz. Rasûlullah buyuruyor ki:

“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!”

Ölünce uyanırlar!… Bu ifadenin hem zahir yaşamı ilgilendiren anlamı vardır, hem de şuur boyutuna hitap eden anlamı.

İnsanların ölmeden evvel yaşadıkları hayat, bir “rüya” hükmündedir!.

Biz, âdeta bir rüya hükmünde olan bu Dünya yaşamında ölümötesi ebedi hayatı kazanmak; ölümötesi ebedi hayatın bedenini, imkânlarını inşâ etmek durumuyla yüz yüzeyiz.

Böyle bir süreç içinde yaşamımızın büyük bir kısmı, gerçekleri farketmeden geçmiş... Gençliğin, orta yaşın, iş hayatının çeşitli gürültüsü patırtısı, çalkantısı içinde ömrü harcamışız.. Kalan önümüzde ne kadar bir süre bilmiyoruz... Belki de çok çok az! Şu günün şartlarında bir trafik kazası bir anda hayatı bitiriveriyor. Ve o geçişten sonra da geri dönüş, Dünya’ya geri geliş kesinlikle mümkün değil!.

Öyleyse ne yaparsak burada şu çok kısa sürelik ömürde yapmak zorundayız!

Yani, yaşamımızın bir kısmı alev almış yanıyor.. Sanki salonumuzun bir kısmı alev almış yanıyor.. Biz buradan kurtarabildiğimizi kurtarmaya bakacağız!

Yanan yanmış... Onun gailesini derdini çekmiyeceğiz.. Geride ne kalmışsa onu kurtarmaya bakacağız.

Şimdi.. “Efendim ben başımı örtemiyorum” diyerek başka yapabileceklerini ihmal etmek, yapılacak en büyük hata ve gaflettir!

Herkes ne yapabiliyorsa onu yapsın!

Cuma namazına gidebilen, Cuma namazına gitsin...

Günde 2-3 vakit namaz kılan 2-3 vakit kılsın!.

5 vakti tamamlayan aliyyül âlâ..

Ama ben 5 vakit kılamıyorum, öyleyse hiç kılmayayım, demek çok yanlıştır!..

5 kılamıyorsan 4 kıl... 4 kılamıyorsan 3 kıl.. 3 kılamıyorsan, hiç değilse bir sabahleyin elini yüzünü yıkadıktan sonra ayağını da yıkadığın zaman işte abdest almış oldun!.

2 rekat sabah namazını evden çıkmadan evvel kılsan, hiç olmazsa günün bir vaktini kılmış olursun... Hiç kılmamaktan çok daha âlâdır.

Bir şeyi hiç yapmamaktansa biraz olsun yapmak, neticede kazançtır!

Siz dükkanınızı açtığınız zaman, işyerinize geldiğiniz zaman, “bugün 100 milyon kazanıcam, 5 milyon kazanıcam, 10 milyon kazanıcam” deyip de bunun 10 da birini kazandığınız zaman“; olmaz, bu benim hedefim değildi; istediğim değildi”, diye geri mi çeviriyorsunuz?

Hayır!

Alabildiğiniz, kârınızdır!.

Öyleyse şu dünya yaşamı içinde, bu Dünya mücadelesi, savaşı içinde yapabildiğinizi yapın..

İster kadın olun ister erkek...

İster genç olun, ister yaşlı..

Geçen geçmiştir.. Geçmişin kavgasıyla boşa geçirecek zamanımız yok!.

Önümüzde meçhul ve uzun olmayan bir süreç var. Bu süreci mümkün olabildiğince iyi değerlendirmeye bakalım.

Ne yapabiliyorsak onu yapalım. Çünkü kârımız o kadar olsun!

Zarardansa en az kâr, her hâlukârda iyidir.

Kazanmamaktansa kazanmak, az da olsa gene de iyidir!..

İşte Din’deki esas, “herkesin ne yapabiliyorsa onu yapabilmesi” esasıdır.

Çünkü bir daha geri gelip yapmadıklarımızı yapma şansımız olmayacak!.

A.H

-------------------------------------------------

biraz uzun bir alıntı oldu,kusura bakılmasın ama yazının linki yoktu..

teşekkürler sabrınız için,

Yazan: deniz Tarih: August 31, 2008 4:31 PM

Sayın Balbazar,

Yozlaşmanın çözümü "kapatmak mıdır?"
Ve kapatmak çözüm olmuş mudur? Olma ihtimali var mıdır?
1000 senelik kökleşmiş bir kültür "kapatıyoruuum, kapattım !" demekle kapatılır mı?
Kapatmak, asmak, kesmek, yasaklamak, sürmek... Belki de hala herşeyin çözümünü bunlarda arayan Türk zihnine Kemalizmin mirası bunlar... Herşeyin çözümünü kökünden kopartmakta arıyoruz.
Bu, bütün sosyal bilim mantığına terstir. Ne yazık ki devrimi yapanlar askerlerdi. Onların siyah ve beyazları vardır. Müttefikleri ve düşmanları vardır. Askeri devrimlerin başarısız olmalarının sebebini de burada aramak lazım.

Yazan: blue Tarih: August 31, 2008 8:51 PM

Sözde laikci arkadaşlar,bilime ne derece ehemmiyet veriyorlar ki kaynak yok,dayanak yok...Laikliğin dahi İncil'in bir pasajından ilham alınarak var edildiğini biliyorlar mı acaba? Demekki neymiş Din gelişim içinde ilham kaynağıymış:))) Kiliselere hapsolon din,bugünki dünya politikalarında dahi önemsizdi ya muasır medeniyet için...Bilimde dahi bugün doğrulanan yarın yanlışlanabiliyor,ideolojiler için geçerli değil fakat bu zaten ideolojinin bir manasıda:içtimai bir sınıfın kendi çıkarları için bilimsel olmayan fakat bilimselmiş gibi gösterilen fikirleri ve bunu zorla dayatma...Dini reddeden sosyalizmde noldu,yerine Marx koyuldu tıpkı Türkiye'de Kemalizm öğretisindeki:))) Mustafa Kemal'i tanrısallaştırmışlar.Bakın Rusya'da ilk olarak Batı'yı örnek aldıklarında sırf şeklen taklit etmişler fakat dahasında şeklen taklitlerinde medenileşemediklerini gördüklerinde hımm demekki şeklen birşey olmuyor deyip kendi kimliklerine geri dönerek teknik manada bilimsel manada örnek almışlardır.Ya dünyada neler şuan dönüyor,biz neleri konuşuyoruz hala giyim kuşam vs kimi bunlar ilgilendiriyor anlamadığım,tarikat veya cemaat herneyse kim kendini nasıl görmek istiyorsa öyle hareket eder,kime ne? Türkiye bunları kurulduğundan beri tartışıyor,ne faydası oldu?Kimileri ekonomik olarakda yorumlama yapmış:)Çok bağnazca bence kimin Türkiye'de eleştiri yaptığı cemaat lideri kadar bu vatana bu millete hatta bu dünyaya hizmeti var? Bugün bünyesinde var olan öğrencileri kazandırmasaydı cemaatine kimbilir internet kafelerinde yada sokaklarda serseri gibi dolanacaklardı,cemaat sayesinde kimlik kazanan kendini yetiştiren o kadar insan gördümki demekki Türkiye'nin böyle bir hizmete ihtiyacı var...Bende bir cemaat yada tarikata üye değilim bir noktada karakter meselesi belki 'ene' engel,cemaat içerisinde eleştiri yapmak bile zordur fakat bünyesinde kendini barındıran insanada saygım vardır çünkü hiçbir şekilde beni enterese etmez,kimseyi etmeyeceği,etmemesi gerektiği gibi...Hastalıklı,ahmak ruhlardan arınmak dileğiyle...

Yazan: zuhre Tarih: September 1, 2008 3:38 AM

Haklisiniz, Osmanli'da hic kimse kapatilmamis, asilmamis, kesilmemis, yasaklanmamis, surulmemistir. Libertaryen bir ozgurlukler cennetidir Osmanli. Hele dinsel iktidar odaklari, verdikleri fetvalarla ozgurluklerin katmerlenmesine buyuk katkilarda bulunmuslardir.

Sonra uzaydan gelen menfur Kemalistler, batidan ithal ettikleri kapatmak, asmak, kesmek, yasaklamak, surmek gibi gavur adetlerini basimiza musallat etmislerdir. Buna karsin, demokrasi ve hosgoru duskunu "dindar" insanlarimiz ve onlarin siyasetteki temsilcileri, asla kurumlari komunist yuvasi olduklari gerekcesiyle kapatmamislar, idam kararlarini tezahuratlar altinda mecliste coskuyla onaylamamislar, kendi sinemalarinda bombalar patlatip coluk cocuk demeden farkli mezheplerdeki insanlari kesmemisler, TRT'de Turkce sozcuklerin kullanimini, memlekette imana halel getiren kitaplarin nesriyatini yasaklamamislar, bunlar yayinlaniyor diye kitlelere katliamlar yaptirip magduru suclamamislardir. Bunlari Kemalistler icat etmistir, sadece de Kemalistler yapar; Kemalistlerden kurtulunca evelallah tekrar gulluk gulistanlik hosgoru, demokrasi, cokseslilik kulturumuze donecegiz.

Tarikatlarimizin ve cemaatlerimizin siyah ve beyazlari da yoktur. Misal, insanlari muspet ve solcu diye iki sinifa ayirmazlar. Muttefikleri ve dusmanlari katiyen olamaz, mesela Turk-Islamcilarla, nizam-i alemcilerle iliskileri sadece hosgoru ve diyalog duzeyindedir. Basin organlarinda her turlu bilgiyi yayinlarlar, asla tetikcilik yapmaz, muttefiklerinin kabahatini ortbas etmeye girismezler. Askeri devrimlere karsi hep mesafeli olmus, basi dik bir bicimde muhalefet etmislerdir. Mesela, demokrasimizin cicegi cemaatlerden birinin onderi, 12 Eylul darbesine karsi, soyle destansi bir sivil muhalefet ornegi vermistir:

"Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz."

"Son Karakol", Basyazi, Sizinti, Ekim 1980.
http://www.sizinti.com.tr/arsiv.php?ARSIVAYRINTI&SAYIID=21

Evet, blue kardes, yozlasmanin cozumu elbette kapatmak degil; tam da o nedenle kortopal olsa da, yozlasmis olsa da, iyi kotu varolan demokrasimizi ve sivil toplumumuzu tarikatlar ve cemaatlerden korumamiz gerekiyor. Cunku bugun onlar, ozgurluge ihtiyaci olan magdur kurumlar degil, aksine ozgurlumuzu tehdit eden iktidar odaklari konumundalar. Durust, akilli, vicdan sahibi bir insan olarak, bugun cemaat ve tarikatlarin, siyasetimizin, burokrasimizin, ekonomimizin, hukukumuzun ustunde hukumran olduklarini inkar edebilir misiniz?

Ramazan ayiniz mubarek olsun!

Yazan: Balbazar Tarih: September 1, 2008 5:27 AM

Sevgili AlaDDin Yüce

Zannediyorum alıntılamış olduğum yorumumu yanlış anladınız veya ben derdimi çok iyi anlatamadım..
Yanlış anlamalara sebebiyet vermemek için tekrar izahta fayda görüyorum.

Demokrasi ile İslamı mukayese etmedim. Aksine birinin ilahi semavi bir din olduğunu, diğerinin ise beşeri bir yönetim şekli olduğunu vurguladım... Bunun yanında İslam ile demokrasi hiç uyuşmaz iddialarındaki yanılgıları da cumhur örneği ile verdim.

Laik bir rejimin cumhuruna gelince....
Evet ülkemizde laiklik ve laiklik uygulamaları sıkıntılı, anayasa da bile tanımı yok...Çek çekebildiğin yere...Sayın yazarımızın dediği gibi laiklik despotlukta olabiliyor dinsizlikte...Malesef bunar yaşanıyor ülkemizde...
Konu bütünlüğünü bozmamak için bu mevzulara girmedim. Elhasıl size katılmamak mümkün değil.

Uluhiyet tevhidi konusunu ise hiç açmadım. Bu ayrı bir konu başlığı altında incelenebilir. Söylediğim bu beşeri yönetim şekline İslam ne katabilir... Bunun da mülahaza edilmesi lazım.

Ayrıca Mana boyutlu demokrasi kavramını tekrar incelerseniz bu konuya bir attıfta bulunduğunu görebilirsiniz.


Ayrıca,

"...-şimdi siz o devri ile bu devri birmi tutuyorsunuz?

-ve de haram ve helal noktasında kişinin sözünün geçtiğinimi iddia ediyorsunuz?

-burada kişiler hangi yneticiyi seçerse ve yönetici neyi serbest ederse ALLAH'ın sözüne ters de olsa doğru olduğunumu söylemeye çalışıyorsunuz?..."

gibi sonuçlara nasıl vardığınızı anlayamadım.
Nasıl ve neye göre ve yazının hangi noktasına dayanarak böyle sonuçlar çıkardığınızı söylerseniz daha sağlıklı cevap verebilirim.

Zira hocaefendiden alıntılamış olduğum bu yazıdan bu sonuçlar çıkmaz.

Saygılarımla
Allaha emanet olun...

Yazan: elif dedim Tarih: September 1, 2008 9:40 AM

Sayin Balbazar,

Kemalizmin anti-tezi Osmanli degil elbette. Ama 600 sene boyunca bircok tarikat yasaklandigi halde hepsinin kokunu kazimak gibi bir seye basvurmamislardir.
Diger taraftan cemaat ve tarikatlere sivil toplum icin karsi cikmak, demokrasi icin darbe yapmak, halk icin halka ragmen... bu isi boyle beceren yok maalesef. Cemaat ve tarikatlerden hoslanmayabilirsiniz. Cikar kendi sivil toplum kurulusunuzu kurarsiniz, halkin aldanmamasi icin mucadele verirsiniz. Yasaklamakla, asmakla, kesmekle olmaz. Olsa koskoca Ataturk basarirdi.
Hem siz tarikatler, cemaatler diye bagirirsaniz digeri misyonerler diye bagirir, bogazlar, tutar rahibi keser. birakin insanlar inanclarini serbestce yaysinlar. Bu ocu edebiyatina o kadar kaptirmayin kendinizi.

Yazan: blue Tarih: September 1, 2008 7:37 PM

Sagolun, sevgili blue. Ben de zaten elimdeki butun Kemalist yetkiyi kullanarak, tarikatlarin, cemaatlarin tepesine binmeye, yasaklamaya, asmaya, kesmeye hazirlaniyordum; uyardiginiz iyi oldu, aklim basima geldi, artik eskisi kadar yasakci ve zorba bir laikci degilim.

Anlamadigim birsey var yalniz: Fikirlerimi internette beyan edince yasakcilik etmis, "bagirmis" oluyorum. Peki, sivil toplum orgutunu kurdugumda yasakci sayilmamak icin fikirlerimi nasil aciklamam gerekiyor? Yoksa sadece kucuk cocuklara mi empoze etmem gerekiyor fikirlerimi? Mesela, devlet okullarina konuslanip, yakaladigim cocuklara hergun "tarikatcilar soyle ahlaksizdir, cemaatciler boyle dusmaninizdir" diye propaganda yapsam yeterince demokrat olur muyum? Hem boylece "bagirmis" olmadigim icin, kimsenin kesilmesinin sorumlusu da olmam. Bu durumda herkes de benim "inanclarimi yayma ozgurlugu"me saygi gosterir, "musluman mahallesinde salyangoz satiyorsun" falan diye beni asmaya, kesmeye kalkismazlar, oyle degil mi?

Cok guzel, fikirler uzerine tartisiyorsunuz yalniz, soyledigim herseye cevap veriyor, hic "ocu" edebiyati falan yapmiyorsunuz, her farkli fikir ifade edene "yasakci, asici, kesici" etiketi de yapistirmiyorsunuz, ne mutlu size. Keske biz de sizler gibi olabilsek.

Yazan: Balbazar Tarih: September 2, 2008 12:36 AM

İslamın demokrasiyle,siyasi yönetim şekilleriyle sorunu olmaz..sorun İslamı kasıtlı olarak ideolojileştirip yozlaştıranlarda..

Yaşar Nuri'nin tesbitleri güzel,yine imzamı atıyorum ve böylece yazı yazmaktan kurtuluyorum:))

http://www.hurriyet.com.tr/yasarnuriozturk/9685239.asp

Yazan: deniz Tarih: September 2, 2008 12:47 AM

Ama tarikatlar devletin trilyonlarini kaybetmezler. Allah trilyon kaybedeni sevmez.

Yazan: Celal Tarih: September 2, 2008 6:43 PM

İşler karıştı bu ülkede.
Bu ülkede isteyen istediği gibi yaşar.
Tarikat denen teşkilantlanma aslında bu şehvetinin esiri olmuş halkın kurtuluşudur.Birde cinayetle tarikatı bir tutanlar yok mu?Bunlar cidden komik.Çok komik,beyni yıkanmış sanıyorlar Dindarların,asıl kurulu maddeci sistem bu zavallarıların beynini yıkıyor.Garip başlayan bu bu yüce din garip bitecektir.Yani doğru yolda olanı halkın çoğu cahil kesim garipsiyecektir.

Yazan: Sistemekarşıİslamiçin. Tarih: September 3, 2008 11:00 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)