« 'AKP'nin Hiç mi Günahı Yok?' | Ana Sayfa | Teröre Lanet »

July 28, 2008

Solcuların Ergenekon’la İmtihanı

[28 Temmuz 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Geçenlerde posta kutuma düşen bir e-mailde şöyle yazıyordu: “Doğru işi yanlış insanlar yapıyor. O nedenle kuşku içindeyiz.” Kast edilen “doğru iş,” Ergenekon soruşturması, “yanlış insanlar” ise bu soruşturmaya destek çıkan AK Parti hükümetiydi. Mesajı gönderenler, kısacası, “devlet içindeki çeteler ortaya çıksın tabii, ama bu işi ‘İslamcılar’ yapmasın, çünkü onlara güvenmiyoruz” demeye getiriyordu.

Bu yaklaşım medyanın da önemli bir kesimine hakim. Bir çok “solcu” kalem, AK Parti’ye ve genel olarak muhafazakarlara karşı duyduğu tepki yüzünden Ergenekon davasını hafife alma eğiliminde. Muhafazakarların (veya tercih ettikleri deyimle “İslamcılar”ın) demokratikleşmeye katkı sağlayamayacağına, bu işlerin ancak kendileri gibi “ilerici” Türkler tarafından başarılabileceğine inandıkları için, hep şikayetçisi oldukları “derin devlet”e karşı açılan ilk büyük hukuki mücadeleye dudak büküyorlar.

Oysa “derin devlet”i ilk kez ciddi bir şekilde hesaba çeken siyasi iradenin muhafazakar bir iktidar olması gerçekte hiç tesadüf değil. Dahası, “ilerici” Türklerin buradan çıkarması gereken önemli bir ders de var.

Önce şunu görmek lazım: Ergenekon örgütünün ideolojisinin özünde, Türkçülük, laikçilik ve otoriter rejim tutkusu yatıyor. Bu sentez ise, aslında “resmi ideoloji” dediğimiz şeyden çok da uzak bir şey değil. Zaten o yüzden resmi ideolojinin Türk siyasetindeki tescilli temsilcisi olan CHP, Ergenekon’un “avukatlığına” soyunmuş durumda. Aslında CHP, “ideolojik yönden kendimize yakın bulsak bile, suça karıştığı için bu yapıyı reddediyoruz” diyebilir ve dolayısıyla ilkeli davranabilirdi. Ama bizi hiç şaşırtmayarak öyle yapmadı.

Dolayısıyla ülkenin ana muhalefeti Ergenekon’un üzerine gitmek şöyle dursun, elinden geldiği kadar onu savunmaya çalışıyor. Üçüncü parti olan MHP, diğer pek çok konuda olduğu gibi bunda da CHP’den daha iyi, ama yine de kendi ideolojik duruşu ve gelenekleriyle sınırlanıyor.

AK Parti ise tam da CHP’yi tümüyle kuşatan MHP’yi ise kısmen etkileyen “devletçi” geleneğin dışında olduğu için, Ergenekon’un ve benzeri yapıların üzerine gidebilecek zihinsel formasyona sahip. Hani bize hep “AK Parti’nin rejimle sorunlu olduğunu, bir türlü uzlaşamadığını” söyleyenler var ya… İşte bu partiyi değerli, önemli ve “reformcu” kılan da bu. Söz konusu “rejim”, demokrasiyi ve özgürlüğü tehdit olarak algılayan, kendi halkına kuşkuyla bakan otoriter bir rejim. Bu rejimin ideolojisinin dışına çıkabilmeniz lazım ki, onu eleştirip reforme edebilesiniz. “İlerici” Türklerin dudak büktüğü ve hatta tehdit olarak gördüğü muhafazakar değerler, işte AK Parti’ye tam da bu çetin iş için gereken “omurga”yı kazandırıyor.

Bu durum, aslında AK Parti’yle sınırlı olmayan, ondan önce var olduğu gibi muhtemelen ondan sonra da var olacak toplumsal bir yapının ürünü: Türkiye’deki demokratikleşme mücadelesinin motorunu muhafazakar kitleler ve onların oy verdiği merkez sağ partiler oluşturuyor. İdris Küçükömer bunu onyıllar önce görmüş ve “Türkiye’de sağ, soldur” demişti. Solculuklarının özünde demokrasi yatan Oral Çalışlar, Murat Belge, Ahmet Altan gibi kalemler, işte bu yüzden bugün doğru safta.

Bir de solculuklarının özünde elitizm ve İslamofobi yatanlar var. Bunların gözünde başörtülü bir üniversite öğrencisi, Ergenekon’un bombalarından bile daha büyük bir tehdit. Bu yüzden de derin devlet ile “gericiler” arasında seçim yaptıklarında birincisine yönelmeleri pekala mümkün. En azından “eğer demokrasi lazımsa, onu da biz getiririz” demeye pek eğilimliler.

Kendilerine tavsiyem, “doğru işi yanlış insanlar yapıyor” deyip durmak yerine, “bu adamlar bu doğru işi yaptıklarına göre o kadar da yanlış olmayabilirler” diye bir durup düşünmeleri. Ama “ilerici”liğin dogmaları böyle aykırı fikirlere izin verir mi, onu bilemem...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 28, 2008 11:00 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sol kökenden gelen biri olarak,solun en büyük açmazının "ne yapıyor" sorusu yerine "kim yapıyor" sorusuna takılıp,kalmasıdır.Bu önemli bu konudur:Çünkü "solun" kendisi dışındakilerin "iyi iş yapamayacağına" dair bir yanılgısı vardır ve ne yazık ki ülkemizde bu yoğun biçimde devam ediyor...
Bu bağlamda "Ergenekon" soruşturmasında da yanlışa takılıp,kalıyor:Kim yapıyor?
Halbuki doğru soru şudur:Ne yapıyor,ne yapılıyor?
Bu soruları doğru sorduğumuzda,konu netleşecektir?
Tıpkı yönetim anlayışında olduğu gibi:Kim yönetiyor değil,nasıl yönetiyor?
Sol halen "kim "sorusunda takılıp,kaldığı için "marjinal" olmaktadır ve böyle kalmaya da maalesef mahkumdur da.
Herkes "ezberini bozmalı" ama önce solun "kendi ezberini" bozması gerekiyor:Solcu olmak,ilerici olmaya yeter bir ölçü değildir de ondan!
Bu arada insan haklarına saygı duyan sola da haksızlık etmemek gerekir kanısındayım.70 milyon adım eylemlerinde olduğu gibi.Ya da bana göre bir abide olan Baskın Oran hoca gibi olanlara.

Yazan: Sabri Ayçiçek Tarih: July 28, 2008 1:10 PM

Solcuyuz, yenilikçi, eşitlikçi, özgürlükçü, Atatürkçü... Varsın karalamaya çalışsınlar üstümüzü, biz yine yazılırız kapkara tahtalara, bembeyaz cümlelerle... Hükümet'i devirmeye yönelik 3 büyük hedef, plan vardır.

1-Gerçek Solcular. Atatürkçüler. Bursa Nutukçuları... Gerçek Türk Gençliği...
2-PKKDün gece yapılan saldırı bir göz dağıdır. Parti kapatması bugün görüşülmeye başlanacak. Bu ondan önceki adımdır. Sonuçta AKP-DTP aynı çatı altında. PKK göz dağını vermiştir. Kapanırsa sonucuna siz katlanırsınız demektir.
3-İslamcı terör örgütleri... Hükümetin unuttuğu insanarı doyurur, cebine parasını koyar ve hak ödeme günü der, canlı bomba olarak yollar.

3 şekilde kuşatılmış durumda hükümet...Nitekim hükümet yanlızca Atatürkçülerle uğraşır. PKK'ya laf demez, çünkü aynı çatıdalar. İslamcı Terör Örgütü'ne lafı geçmez, onların soyundalar. Güçleri mi? Anca bize, Atatürkçülere yeter ve bütün oluşan olayları bizim üzerimize atarlar. Biz ne karanlıklar görmüş ve bunların içinden aydın alınlarımızla çıkmış adamız...

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 28, 2008 3:23 PM

Sayın Sabri Ayçiçek bu bahsettiğiniz açmaz solculardan çok dincilerde vardır. Üniversite sıralarından hatırlayınız lütfen solcular türban eylemine destek verirdi ancak ben İslamcıların solcuların hiçbir eylemine destek verdiğini hatırlamam. Konu örneğin yemek ücretlerinin artırılmasının protestosu olsa dahi bu böyledir.

Zaten bu din açısından sistematik olarak verilen bir eğitimin parçasıdır. Bir önceki makale olan "AKP'nin Hiç mi Günahı Yok?" konusuna yaptığım yorumda bahsettiğim Şeyh-Sufi ilişkisini okumanızı tavsiye ederim. Link:http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2008/07/akpnin_hic_mi_gunahi_yok.php#comments
Onlara sürekli anlatılan şey "Ne söylendiğine değil, kimin söylediğine bakın" düsturudur.

Bu gün AKP ya da diğer din bezirganlarının yaptığı bazı şeyleri solcular yapsa idi ne kadar eleştiri alacağını tahmin etmek zor değil.

Bugün türbanın serbest bırakılması için destek veren solcular ileride dinciler tarafından yaşam alanlarına ve kişilik haklarına tecavüz edildiğinde destek göreceklerini sanıyorlarsa bu çok büyük bir yanılgıdır. Onların tek ideali dini yüceltmektir. Herhangi bir solcu bu amaca ulaşılmasını zorlaştırdığı an üstü çizilecektir.

Yelkenleri suya indirmeyin lütfen.

Yazan: UMUT Tarih: July 28, 2008 3:27 PM

Ergenekonu klasik terör örgütlerinden farklı olarak, statükonun vurucu gücü şeklinde adlandırırsak, saflar ve yaklaşımlar daha bir netleşebilir. Bu yapıyla ilk büyük mücadeleyi Özal verdi. O gün için henüz şartlar uygun olmadığından, statüko savaşı kazandı. Hertürlü şiddeti vurucu fedaisi eliyle gerçekleştirerek bu sonucu aldı. Özal sonrası felaketleri hatırlayın. Otuzbin bölücü terör zayiatı. uyuşturucuya boğulan bir ülke. Faili meçhul kaybolmalar. Banka hortumlamaları. Post modern darbeler. Ecevite işgöremez doktor raporu ile darbe teşebbüsü. O zaman, Özal karşısında statükonun yanında saf tutanlar, bugünde üç aşağı beş yukarı aynı saftalar. Baykal, Dem
irel siyaseten aynı karşı duruşta, Özgürlükçü sol karşı çıktıysada, bugün bölünmüş durumda. Statükonun bu defa işi çok daha zor olsada, kolay bir teslimiyet yada mağlubiyeti kimse beklemesin. Can Dündar bile arazi ortalıktan, sözde Ergenekon karşıtıydı bir zamanlar. Eğer kapatma davası aşılabilirse iyimser olunabilir. Yok AKP kapatılırsa suçun kemikleştiği statüko yeniden dirilir. Özal sonrasına rahmet okutacak gelişmeler kaçınılmaz olur. Yinede bu işin dış boyutu içerdekinden daha önemli. Geleneksel anglo ABD ile Neo-con kapışması bile bu işi etkiliyor. İç sorunlarını halletmiş bir Türkiyenin şahlanacağı ortadayken, batılı iki yüzlülük ne yapacak çok önemli. Fransa, Almanya ve Neo-con ABD ile İsrail ne düşünüyor acaba. Solcuların ne düşündüğünden daha önemli bu herzelerin tavrı...Yani bu savaşın her iki tarafıda batı yanlısı. Ancak bir taraf ipler mutlaka batının elinde olmalı ve sopa her daim elde tutulmalı derken; diğer taraf evet bizde batı sistemiyle bir arada olmak istiyoruz. Nato ve AB ile bile işbirliğine varız. Ancak kaderimizi kendimiz belirlemeli ve rekabet etmeliyiz. Türk ve İslam dünyası ile işbirliğimize kimse karışmamalı diyor. Arap fonları ve Asya enerjisi Türklere kayacak endişesi ile, Türkiye karışır korkusu bunları bir uzlaşma ve denge arayışına itiyor. Pakistan, Irak ve İran'dan sonra, iç karışıklığa düşmüş bir Türkiye felaket anlamına gelebilir. Statükonun ulusalcı, Avrasyacı tutumları kimseyi kandırmasın, Avrasyacı imiş gibi gösterilip, sıtmaya yani yarı canlı batı köleliğine razı ediliyoruz. Evet batı ile düşmanlık değil, rekabetçi bir diyalog arzulayanlar, Ergenekonu tasfiye etmek zorunda. Eğer böyle olmaz ise anadolu sermayesi gelişemez ve yarı canlı Türkiye iç sorunlarıyla sürgit çekişir durur. Mustafa beyinde tespit ettiği gibi, muhafazakar siyaset, statükonun, yani batı köleliği sisteminin gerçek karşıtı oluyor. Zira ideolojik ve inançsal karşı çıkışın romantik duruşu yerine, tamda sınıfsal dayanağı gereği,rekabetçi yarışçılığın motivasyonu ile bu karşı çıkışın motoru oluyor. İnançlar da cabası diyelim. İş solculuk hatta İslamcılık meselesi değil. Yani ideolojik değil. Dünya ile nasıl ilişki kurulacağı pratiği meselesi. Bazı İslamcılar batı ile tam düşmanlığı yumuşatıyor diye AKP ye düşman olurken, bazı solcular gerçek bir batılı liberal ilişkinin özgürlükleri artıracağı varsayımıyla AKP yi destekliyor olması, sorunun ideolojik değil, pratik politik bir süreç olduğunu kanıtlıyor.

Yazan: kerim Tarih: July 28, 2008 4:31 PM

"İlericiliğin dogmaları" tabiri, tabie olmaktan öte güzel bir tesbitiniz olmuş Sayın Akyol.

Ayrıca Sol sınavı ta Susurluk'ta kaybetmişti.

Susurluk kazasında ölenlerden birisi eski MHP'li Abdullah Çatlı, birisi de Eski Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ. Yaralanan DYP Milletvekili Sedat Bucak.

Milliyetçi Çatlı'nın mesleği nedir bilinmez ama ailesini lüks içerisinde bıraktı.

Sedat Bucak aşiret ağası.

Eski Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ ise eski sıkı solculardan.

Ama ne hikmet ise kazada ölen Abdullah Çatlı'yı unutmamaışım, yaralanan Sedat Bucak'ı da. Ama Şimdi Hüseyin Kocadağ'ın ismini bulmak için çok uğraştım. Susurluk ile ilgili yazılarda bile çok fazla geçmiyor ismi.

O dönemde Susurluk neredeyse sağcıların üzerine yıkılacaktı. Solcular Hüseyin Kocadağ'ı ya bilmiyorlardı, ya bilmezden geliyorlardı.

O zamanda "ilkeli", "birikmli", "bilgili fikirli" solculuk anlayışı, sağı bombardumana tutuyordu. Derin devleti sağa yamamaya, yıkmaya çalışıyorlardı.

Evet şimdi not yükseltme sınavında da çuvallamış görünüyor solcular.

Hatta not yükselteceği yerde, notu düşürüp sınıfta çakacaklar.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 28, 2008 4:52 PM

Yiğithan AKMAN bey, ülkemizin belirli kavramlar konusunda fena halde kafası karışık. Sol ile Atatürkçülük gibi muğlak birşeyi, hele hele milliyetçiliği ve "Türk" vurgularını birbirine karıştırmanın hiç kimseye hiçbir faydası yok gerçekten - hele bu saatten sonra. Sapla samanı karıştırıyoruz toplum olarak, buna sürekli bir şekilde katkı sağlamanın gereği hiç yok. Ayrıca kendimizi ifade etme açısından da hiçbir faydası yok, afedersiniz ama ne idüğü belirsiz birşey oluyor - gerçi evrensel anlamda sol denilen şeyle ile ilgisiz olduğu hemen belli oluyor ama... Dünya genelinde, ve ülkemizin bazı kesimlerinde solun sol ile ilgili meselelerinde ve politikalarında "özgürlükçülük","çoğulculuk", "katılımcılık", "öz-yönetim" vs. zeminlerinde ilerleyen gündemleri vardır çok belirgin bir şekilde. Hem entellektüel düzeyde, hemde "grassroots" diye adlandırılan düzeyde. Bunların hiçbirisini zerre kadar gündem etmeyip daha hala milliyetçilik, "Türklük" ıvır zıvır gibi zerre kadar solla ilgisi olmayan şeylerle soldan bahsedemeyiz, bunu artık öğrenmemiz gerekiyor gerçekten.

Bu ülkeye toplumsal anlamda solun girişi de TİP le beraber olmuştur(elbette yakın geçmişi ile beraber), beğenelim bğenmeyelim bu kabak gibi ortadadır. Solun bu girişi karşısında tavır almak zorunda kalanlar da kendilerine "ortalın solu" demek zorunda kaldılar, genel anlamda solla pek bir ilgileri olmasa da (en azından organik anlamda). Sonra her nasılsa bu ülkede, "sol" diye anılanlar bu ülkeye gerçekten güçlü bir şekilde sol düşünceleri sokanlar değilde, sola göre tavır almak zorunda olanlar oldular hep. Sebepleri, bizim toplumun iliklerine işleyen sakat "meşruiyet", "onay" vs. mekanizmalarına kadar götürülebilir, birde "her nasılsa" diye geçiştirdiğim bildik süreçler. Böylece hem kendimizi hemde bütün dünyayı şaşırtacak ucube "solcular" çıkartma kapasitesine eriştik!!!

Türk şoförü en asil duygunun...pardon. Susurluk fasafisodur!

Pırefösör Dr. Necmettin Erbakan
(Arkada Pırefösör.Çiller onaylarcasına başını sallıyor, Ağar da onun eteğinin arkasına saklanıyor, Bucak...)
Aynı yanılgıya düşen Mustafa Yüce bey de bu solcu algısından olsa gerek sol Susurluk meselesi zamanlarında sınıfta kaldığı gibi absürd sayılabilecek birşeyi savunabiliyor. Elbette, "ordu göreve" diyenlere solcu dersek böyle sonuçlara ulaşabiliriz. Fakat böyle yapmakla "kavram/konsept" dediğimiz zihnimizin çok faydalı aletlerini çöpe atmış oluyoruz; Mesela o zamanlarda sokaklarda sürekli bir şekilde değişik çevrelerden insanların toplanıp "çeteler halka hesap verecek", "faşizm", "gladyo", "12 eylül anayasası" diye bağırıp slogan atanları nereye koyacağız? Halının altına mı süpürelim? Üretilen tonalarca yazı çizi, toplumda belirli ölçüde karşılık bulan ışık söndürme, akşamları mumlarla yürüyüş ve tepki göstermeler vs. gibi toplumun dikkatini çekmeye çalışan eylemleri yapanları, bunları yaparken göz altına alınanları, devlet bu işin üstünü kapatacak diye korkanları nereye koyacağız? (ailemle çoluk çocuk sürekli katıldığım bu demokratik gösterilerden dolayı emniyette sorgulanmıştım, davul niyetine kömürlükten bulduğum kara kazanı çaldığım için; dönemin adalet bakanına - dolaysıyla ondan yansımalı olarak hükümete ve devlete karşı kin falan filan olayına girmişim!? sivil polis amcalar bu büyük toplumu sarsıcı ve bölücü metaforik eylemime karşılık kazanıma da el koymuştu da kazan faili meçhule gitti diye espirileri olmuştu sonradan...Şaka filan değil bunlar)

Ne diyeceğiz bu insanlara? Birçok etkinliğe ve gösteriye bizzat katıldım, az çok kimlerin bağırıp çağırdığını kendim gördüm şahsen, daha dün yaşadık bunları, gözümüzün önünde. Bilindik siyasi partiler, tonlarca sendika, meslek odaları, öğrenci oluşumları..., ne diyeceğiz bunlara? "Güneşin çocukları" filan deyip siyasi literatüre yeni birşey mi katalım? Yada zaten ezbere bildiğimiz gayet işlevli "terörist", "bölücü", "hain - devlet düşmanı" filan mı diyeceğiz?

Keşke tüm toplum ayağa kalkmış olsada hep beraber karşı konulamaz bir baskı oluşturup bu işlerin dibine kadar gidilebilinseydi zorla da olsa. Ama öyle olmadı pek. Kaç tane ülkücü-milliyetçi cenahdan oluşumun eylemine, aktif ilgisine şahit olduk o dönem? Kaç tane türbanlı öğrencinin gösterisini, sempozyomunu, toplumu dikkatine çekecek eylemini gördük? Kaç sağ parti bu işin üzerine gitti, iktidar ne yaptı? Günümüzde "ben liberalim" diye ezber klişelerle ortaya çıkanlardan kaçı nerede neyi yaptı da sınıfta kalanlardan bahsediyoruz, sınıfa bile kayıt kaptırmadılar ki neyin sınavından bahsediyoruz!? Bitek Hüseyin Kocadağla öyle basit olmaz o iş. Gladyo denen şeyin ne olduğu, ne için hangi inisiyatif güçlerin desteği ile kurulduğu kabak gibi meydandadır, sapla samanı karıştırmayalım... Günümüzdeki yaşanan meseleye başka bir yorumda değineyim fırsat olursa.

Yazan: fuatogl Tarih: July 29, 2008 2:47 AM

Savunduklarımın sonuna dek arkasındayım...

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 29, 2008 12:00 PM

Fuatogl Bey,

Işık söndürenlerin, o dönemde yazıp çizenlerin vs. vs. derdinin derin devleti ortaya çıkarmak, onu bertaraf etmek olmadığını bugün yaşadıklarımızın ispat ettiğini, ergenekon tarafında saf tutanların o dönemde ışık söndürüp, yazıp çizenlerle HEMEN HEMEN aynı kişiler olduğunu söylemeye çalışıyorum ZATEN.

O dönemde yapı çizenlerin de derdinin derin devletle hesaplaşmak olmadığını; ASLINDA derin devleti sağa yıkmak, suçu sağa sıvamak istediklerini söylemeye çalışıyorum. Belki derine inmemelerinin nedeni de buydu.

Bugün gördüğümüz samiyetsizlik de bunun ispatıdır.

...

Ayrıca onlara sol dememin nedeni kendilerine solcu demeleri. Yoksa Türkiye'de sağ/sol nedir gibi bir geyik çevirmek lüzumsuzluk olurdu. En azından bu konuda.

...

Ayrıca TİP'in temsil ettiği görüşü yine dünya standartlarında sol bir anlayış olarak görmek çok zor. Belki terkedilen bir anlayış desek daha doğru. Ulusalcı vs. vs.ci solcular ile marksist vs. vs.ci solcular sanırım dünya standartlarında solu temsilden çok uzaklar.

Hatta kızıl elması komünizm olan bir partinin faaliyet gösterdiği ülkede sendikal haklardan bahsetmesi bile abesken, özgürlükçülükle eş değer tuttuğunuz solun neresinde konumlandırabiliyorsunuz bu partileri; hayret doğrusu.

Sosyalizm belki sol partilerin vazgeçemedikleri tatlı bir sakız. "Her" ideolojinin zamanında moda olan ama devrini doldurmuş sakızları vardır. Kolay vazgeçilmez. Politikalar aksi yoönde olsa da bu nostalji hoş gelir. İdeolojinin bel kemiği olduğu sanılır ama politikalarda bile ortada yokken o ideoloji ortada durabiliyorsa aslında bel kemiği falan da değildir. Bu duruun farkına zor varılır. Hatta varılsa da nostalji, romantizm insanlara hoş gelir. Sosyalizm ise solun sakızı. Sakız çünkü en sosyalist, sol partiler bile serbbest piyasa gerçeğini kabul ediyor. Politikaları hiç de sosyalist görünmüyor. Evet sol görünüyor ama sosyalist değil.

Sol eşit değil sosyalism demeye çalışıyorum kısaca.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 29, 2008 1:49 PM

Yiğithan AKMAN bey, zaten bu tutmayan karışımın sonuna geldik - çoktandır hemde!

Mustafa Yüce bey,
memleketin okumaktan, tarihe bakıp bütünsel bir resim oluşturmaktan çok uzak dar bakışa göre kafanızda oluşturduğunuz "sağ/sol" iyi/kötü tukaka malzemeleriyle geliyorsunuz ama.
Bir defa, gördüklerimizi anlamak için tespitlerimizin tutarlı bir bütün oluşturmasına özen göstermemiz gerekiyor. Bilimsel teoriler gibi, hatırlarsanız. Yoksa birbirinden kopuk, bir araya geldiğinde bir bütünlük temsil etmeyen, memleketimizde olup biteni tasvir etmekten çok uzak, sadece kendimizi tatmin edecek yerlere varırız ancak. Boldur bizde.

Dün bağırıp çağırıyorlardı, bugün destekliyorlar böyle birşey mesela! Ne anlıyacağız buradan? Tatmin edici olabilir ama hiçbirşey ifade etmiyor, artı bugün destekliyorlar iddianız ise düpedüz yanlış.

Kabaca gidelim baştan. Bu Gladio, derin devlet filan denilen, dünyanın değişik yerlerinde aynı benzer kalıpları sergileyen oluşumlar nereden geliyor, hangi amaç için kuruluyor? Bunun cevabı artık gün gibi ortadadır, yapanların bile itiraf ettiği birşey. Lamı cimisi yok bunun. Soğuk savaş döneminde, yasa ve hukukun hantallaştırıcı etkisinden bağımsız, inisiyatif alıp hareket edebilen temelde anti-komünist bir bir NATO yapılanmasıdır. Erbakanın olağanüstü zekasıyla özetlemeye çalışdığı gibi fasafiso birşey değil. Ve bu tarz yapılanmaların çalışma yöntemleri, spektrumundaki kesimlerin kim olduğu da bellidir. Dünyanın her yerinde 3 aşağı 5 yukarı aynı yöntem ve tarzlar. CIA kaynaklı askeri/sivil el kitapçıkları, yabancı subayların eğitimleri vs.vs bunların hepsi yazıldı çizildi. En kolay insan malzemeleri de genelde lümpen ve yoksul kesimlerden seçilen, böyle birşeye ideolojik olarak yatkın olan tercihen milliyetçi muhafazakar kesimden insanlar. İtalyada, ispanyada faşistler, danimarkada, isveçte, belçikada aşırı ulusalcı sağcılar, latin amerikada zengin toprak ağalarının, faşist aşırı sağcılar, Türkiyede ise bildiğimiz kesim. Her ülkede şaşırtıcı derece benzer bir şekilde aynı zaman diliminde, aynı yöntem ve taktiklerle.

Aşağı yukarı aynı dönemlerde birçok ülkede bu yapılar gereksiz diye temizlendi, yaptıkları birçok haltı tek tek açıklayarak. Parlamento düzeyinde açıklamalar yaptı birçok ülke. Kendim şahit olduğum danimarkada bir süreçte soğuk savaş döneminde öldürülen sosyalist/komünistler, kurulan paravan sol örgütler, parlamento düzeyinde kanıtlarıyla hepsi açıklandı, devamında polis ve istihbarat teşkilatları büyük oranda temizlendi. Benzeri şeyler başka birçok ülkede de yapıldı, gizlisi saklısı yok bunun. Onu bırakın zamanında amerikan dışişleri bile politik bir ağızla Gladio diye bir yapın varlığını doğruladı. Bu meselelerde inanılmaz şaşırtıcı tonlarca bilgi ve belge var. Fakat, dünyanın birçok yerinde yaşanan temizlenme süreci bizde daha yaşanmadı. Çünkü toplum olarak o diğer ülkelere pek benzemiyoruz, demokratik tepki üretecek bir geleneğimiz yok ve en önemlisi bu yapıların önemli görevler üstleneceği kürt sorunuyla ilgili yeni bir maceraya girdik. 80 öncesindeki aynı kesim, bizim doğudaki savaşa doğrudan eklemlendi. Bu "vatan için kurşun atan da sıkan da" iğrençlikleri hep buralardan geliyor. Daha ayrıntılı olarak baktığımızda ise hep bu genel çerçeveyle uyumlu olduğunu görürüz/görüyoruz. Yani mesela bir suçu sağa yada sola atmak gibi absürd bir düzeyden ele alamayız. Bu yapılar solun her çeşidine karşı uygulanmıştır stratejik olarak, ve ideolojik alt yapısının ne olduğu da BELLIDIR taktik sapmalar haricinde! (mesela PKK kılığında köylerden tehditle destek isteyip, ertesi gün yardım yataklık bahanesiyle...)
Bu yapılardan gelen büyük insan malzemesi, ayrıcalıklı ve güçlü konumlarıyla devletin her yerinde var oldu, kimisi asli görevlerini yönettiler, kimisi mafya ilişkilerinde, kimi bürokraside rant yönetimin başında... Bir şekilde varolmaya devam ettiler, soğuk savaş bitmiş olsada. Bu süreçte bu yapılara karşı ülkemiz solunun büyük bir kesimi hem deşifre etmeye çalıştı, sürekli bir şekilde toplumsal bir muhalefeti örgütlemeye çalıştı. Sol hep iyidir anlamında demiyorum, ülkemizde yaşanan gerçeklerden yola çıkıp tespit yapıyorum.

Daha sonra ise işler değişti. Ülkemiz küreselleşme ile birlikte kapitalizme daha çok eklemlenmeye başladı, AB ilişkileri, yani soğuk savaş koşullarının ortadan kalktığı dünya ile ilişkiler gelişti. Bu bizdeki kalıntı ve aktif yapılar şekilsel de olsa, AB nin normlarının kendileri için ölümcül olduğunu biliyor, aptal değiller. Aynı şekilde yıllarca "muasır medeniyet" bayraktarlığı yapan ordumuz da herkesi şaşırtacak şekilde birden AB düşmanı kesiliverdi. Kendi ayrıcalıklı konumlarının ülkemizin yeni dönem kapitalizmiyle birlikte eriyeceğini bal gibi biliyorlar. İronik olan kısım ise, AKP yi köşeye sıkıştıranların bu süreci aslında daha da hızlandırmış olması. Bu sıkıştırmadan dolayıda "değişiverdiler" muhabbetleri hep bundan.
Ve bu sahnenin aktörleri büyük balıklar. Toplumsal tabakalarda yansımaları olan (anadolu sermayesi, kobiler vs.), hesapsız kitapsız büyük sermayeleri yönetebilen bir ordu, uluslar arası ilişkilerde bile eleri kolları olan yarı mafyatik kesimler, tam mafyalar, ihaleler, ülkedeki karar mekanizmalarında söz sahibi olup siyasete politikaya yön verebilmeler. Bunlar tayin edici önemli dinamikler...o kadar güçlü ki, MHP CHP ittifak yapsın bile dertebiliyor bazılarına. Tamda bu misyona uyduğu için de son 15 yıldır kemalizm borzanlığı yapan işçi partisine filan da gün doğmuş oldu. İşin mahiyeti bu şekilde olduğu için bunlarda katıldı bu cepheye, ne idüğü aslında çok belli olan ULUSALCILIK birleştiriciliğiyle. İşin bütünün görmeyip bunu sol diye yutan da oluyor tabi. Geçmişin anti-emperyalist "bağımsızlık" sloganıda birden bunlar için yabancı düşmanlığı ile karışık yüzeysel olarak günün şartlarına uygun "koruyucu" bir slogan oldu.

Yani nihayetinde iş komünist ve muhalif avlamaktan, toplumu "terbiye" etme sanatından çıkıp son 15 yıldır devletin merkez olduğu bir iktidar savaşına döndü. Prizmamız "kabaca" bu, bunu görmezsek toplumda yaşanan kırılmaları hiçbir şekilde anlayamayız. Bazı saflar gibi yaşananları saf bir laik/anti-laiklik meselesi de zannedebiliriz gülünç bir şekilde. Bugün yaşanan dava ise, geçmişte olup bitenin hesabını sorma davası değildir, böyle olmadığı ortadadır. Dün fasafiso diyenlerden zaten böyle birşey beklenemez. Kabaca anlatmaya çalışdığım sebeblerden bu yeni yapıya hiç uymayanların ayıklanması sürecidir, çünkü artık ayak bağıdır. Normalde bunlar kullanılır ve atılır fazla palazlanmadan.

Düşünsenize, kökleri bilmem nerelere dayandırılmaya çalışılan bir ergenekon anlatımı var, ama özenle emniyetten, ordudan, istihbarattan uzak durmaya çalışan, küçük ve orta büyüklükteki balıklar var dava konusu olan. Mehmet Ağarlar, Eymürler, bu yapılarda olduğu bilinenler, özel hareketler, Jitemler, emniyet, güneydoğudaki ilişkiler, milliyetçi hareketler, geçmişteki faili meçhuller, bulaşan devlet görevlileri, uluslar arası ayağı, MOSSAD, CIA hiçbirisi yok. Bazıları bunu yutmuyor diye, yeterli görmüyor diye de ergenekon a destek çıkmış oluyor. Bu anlattıklarımdan dolayı birbirini yesinler" diyeni görüyorlar, ama bunu diyen aynı kişilerin meslek odalarında bulundukları alanda darbe ve çetelere karşı yapılan söz ve eylemlerini görmezden geliveriyor. Bunlar her nasılsa hem ergenekoncu oluyor, ama meclisteki numunelik temsilcileri darbelere karşı şmza toplamaya kalkıştığında herkesin ortadan sıvışmasını görmüyorlar. Adamların işi zor tabi, çetelere, darbelere birde AKP ye karşı çıkmaya kalkışınca düşmanları birden çoğalıyor. Kimisi ergenekoncu diyor kendi hikayesini benimsemediği için, kimisi PKK lı diyor DTP den imza aldığı için.

Bu kuş bakışı olarak verdğim manzaraya, ülkedeki yaşanan birçok olay bütünlüğü bozmayacak şekilde eklenebilir. Daha da ayrıntılara inip, liberallerin AKP ile zorunlu ittifakı vs.vs hepsi şak diye oturuyor. O yüzden duygularımıza kanıp masal anlatmanın hiç gereği yok, kendimize güldürürüz ancak.

Yazan: fuatogl Tarih: July 29, 2008 10:27 PM

Ne zırvalıyorsunuz birde ben anlasam? Daha ne savunuyorsunuz, neyi öne atıyosunuz anlasam? Ananız alıp götürüldü, başbakan tarafından. "Ananı da al git" Binali Yıldırım, sözde bakan. Para versinler kızımı bile görürler dedi! daha ne diyor sunuz ya? Boş konuşanlar biz miyiz, bu adamları savunan sizler mi? Vatan özelleştirme adı altında satılıyor, Kıbrıs Ergenekon Soruşturmasının kabul edildiği gün 16 madde üzerinde anlaşıldı. Kıbrıs'da elden gidiyor. Başbakan ortadoğu projesinin eş başkanı olmaktan bir mutlu bir mutlu. Diyabakır taraflarının elden çıkartılmasını gerektiriyor bu hal. Sevr önünüzde ve günden güne onaylanıyor. Yakında bizide satacaklar. Daha ne konuşup, ne savunuyosunuz

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 30, 2008 4:47 PM

Aferim size Anayasa Mahkemesi'nden de geçer not aldınız...

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 30, 2008 8:15 PM

Yiğit bey, neyi savunmuşuz anlamadım ki, yazdıklarımız hiç okunmuyor herhalde!? Neden böyle at gözlüklü bakıyoruz hepimiz? Onun görüşünü savunma, hemen AKPlisin. diğerinin görüşünü savunma, hemen Ergenekoncu/derin devletci/kontr-gerillacısın. Kürt meselesine farklı bak, tak PKKlısın. Yahu bir insan, yada grup ,bunların hepsi birden olamaz ki? Ayrıca Kıbrıs meselesi de nereden çıktı şimdi. Kıbrıs bizim mi ki elden gidiyor? İşgal etmek için mi gittik, yoksa "Barış" ve sükuneti tesis etmek için mi? Hiç kıbrıslı arkadaşınız varmı?

AKPnin elbette olumsuz bir sürü anti demokratik, emek, sendika, örgütlenme, bilim karşıtı, vs.vs. yönleri var. Ama gözü kör bir milliyetçilikle bunlara karşı çıkamazsınız ki? Hem anti demokratik olduğunu için kızacaksınız, hemde parti kapatma peşinde koşacaksınız! Hem laiklik karşıtı olduğunu savunacaksınız, hemde bu memleketin tonlarca saçma sapan uygulamasını konu edinmeden türban yasakcılığı gibi sığ birşeyin peşinde koşacaksınız. Ondan sonra solda konumlandığınızı zannedeceksiniz!?

Kapatma beklentiniz de boşa çıktı. Şimdi ne olacak peki? Darbe mi örgütlenecek, yığınla gerçek sorunla yüzleşip, bunları deşifre eden gerçekten çözüm ve alternatif üreten bir hat mı seçilecek?

Özgürlükler, demokratik haklar, sosyal haklar ona göre geliştirilmiş politikalar ve bunların siyasette mücadele ile gerçekleştirilmesiyle gelir. Havadan, beleş bir şekilde kimse kıymık elde edememiştir şimdiye kadar.

Yazan: fuatogl Tarih: July 31, 2008 12:12 AM

Sen ne dediğinin farkında değilsin bence fuatogl... Kıbrıs ne demek bizim değil! Çekelim askerimizi madem ordan! Kıbrıs'da bizim yurttaşımız yok mu? Türkiye'den giden insanlar yok mu? Evet benim arkadaşım var Kıbrıs'da. Boşuna mı "yavru vatan" diyoruz. Ben neyi savunuyorum biliyor musunuz? AKP'den kurtulmak için gerek demokratik, gerek anti demokratik eylemleri. Bursa Nutku'nu savunuyorum! Dedim ya Anayasa Mahkemesi'ni de kendilerine bağladılar, afferim onlara. Yahu var ya savunduğunuz şahıslar adam olsalar, dediklerimi yutucam da bunlar adam değil!

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 31, 2008 1:46 PM

fuatogl bey,

Yazdıklarımı okuma zahmetine girmeden bana cevaben o uzun yazıyı yazdı iseniz, sizden ricam beni yormayın.

Türkiye'de solun sorunlarını ben tartışacak değilim. Kendisi çözsün. Üstün sorun çözme kabiliyeti ile(!)

Susurlukta sağa yamamaya çalıştıkları derin devletin kendilerine bulaştığını görünce duran, şimdi Ergenekonun avukatlığına soyunan VEYA Ergenekon'u görmezden gelen, Ergenekon operasyonununa kuşkuylka bakan adamlar bana SAMİMİ VE DÜRÜST GÖRÜNMÜYORLAR.

Bunlar solmuş, kolmuş, yolmuş beniş ilgilendirmez.

Ama bunlar muhafazakar demokrat sağ(DP geleneğinden gelenler) DEĞİL. Onu biliyorum.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 31, 2008 3:15 PM

Ama bunlar muhafazakar demokrat sağ(DP geleneğinden gelenler) DEĞİL. Onu biliyorum.
= "bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz"

Daha güzel bir cevap veremezdiniz zaten, teşekkürler...

Akman bey,
Benimde çok sayıda Kıbrıslı arkadaşım var, oraya "gidenlerden" olmayan, çoğu da başka ülkelere gitmek zorunda kalan. Evet dediklerinizi biliyorum, mesela harekata katılan askerlerimize orada portakal bahçeleri, ev verip "burada kalın" deniliyordu. Pek rağbet olmayınca da sonradan ne kadar lümpen milliyetçi varsa yığdılar oraya. Kıbrıslı Türkler bu yüzden bize çok minnettar zaten, bildiğiniz gibi değil. Hele hele pis işler için arka bahçe olarak kullanmamızdan çok mutlular. İşgale değil, Barış tesis etmek için gitmiştik, harekatın meşruiyeti oradan gelmişti, gerisi boş gerçekten...Şimdi ise kendi politikacılarını azarlayan askerlerimiz var orada.

Ben neyi savunuyorum biliyor musunuz? AKP'den kurtulmak için gerek demokratik, gerek anti demokratik eylemleri.
Elbette biliyorum, bildiğim için yazıyorum zaten. Yine bunu bildiğim için kavramları birbirine karıştırıp kendinize "sol" demeyin diyorum. anti-demokratlikla bir yere varamazsınız. Yasadışı yolları kastediyorsanız öyle bir meşruiyet zemininiz yok. Örnek: Mesela Iraklı bazı direnişçiler orada yasadışıdır - ama duruma göre bu grupların direnişleri meşru olabilir. Nelson Mandela yasadışı direnişlerde bulunmuştur, ama baskının yoğunluğu vs. gibi etkenler onlara meşruiyet verebilir. Fakat bizim ülkemizde böyle birşey yok henüz! Elbette AKPnin anti demokratik uygulamaları vardır, polisin akıl almaz uygulamaları vardır, ama zor da olsa bunlar demokratik yollardan bertaraf edilebilecek şeyler. Ya adam gibi demokratik yöntemlerle, gerçekci sorunlar etrafında örgütlenecek muhalefet edeceksiniz, yada bu şekilde saçma sapan görüşlerle muhalefet ettiğinizi zannedip karşı çıktığınız siyasete koz verip duracaksınız. Koz verilmiyor bile olsa, tavrınızın savunulacak bir tarafı yoktur - en azından bir kısmı çok yanlış!

Yazan: fuatogl Tarih: August 1, 2008 2:23 AM

Birkac tane kotu adam, birkac tane iyi, 3-4 tane kulaga karmasik gelen kavram, biraz da ezber. Bunun disina ciktiginizda kafalari karisir Fuat bey.

Yazan: hancerlioglu Tarih: August 1, 2008 2:46 PM

Fuaotgl Bey,

Bir cevap yazmıştım size ama yayınlanmadı.

Kısaca yeniden değineyim.

Susurluğu sağın üzerine YIKMAYA çalışanlar işin ucunun sola da bulaştığını görünce geri adım atarak samimiyetsizliklerini ortaya koydular. Bugün de ergenekon iddianamesini hafife alarak ve çetenin eylemlerini görmezden gelerek aynı samimiyetsizliği ortaya koyuyorlar.

Yıllarca gündemden düşmeyen ve kan davasına dönüştürülmeye çalışılan faili meçhul cinayetler dindarlara YIKILMAK istendi. Bugün ergenekon iddianamesi bu faili meçhullaerin üzerindeki pis kokuların ortaya çıkmasına neden oluyor. Yani birileri maksatlı bir şekilde hedef saptırma amacı ile dindarlara yıkmaya çalıştı.

Benim "bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz" dediğini İDDİA etmişsin.

Ben de diyorum ki bu çeteleşmelerin içinde bir tek muhafazakar sağ demokrat göster, bir tek isim ver bana, demokrat parti geleneğinden gelen ve hala bu geleneği sürdüren bir tek isim ver bana ben de AHA ÖYLE DEDİĞİMİ KABUL EDEYİM.

Türkiye de sağcı olarak görülenler olabilir, kullanılmış bu çetelerde olmuş olabilir, ama beyin takımı ulusalcı, faşist, sol zihniyet. Piyonlar ise bazen ülkücüler vs.

Ama bu çetelerin içinde demokrat sağ, muhafazakar demokrat zihniyet YOK.

Ki beceremez. Bu kadar hin fikirlilik anadolu insanının doğasına aykırı.

Ki zaten bu çeteleşmeler demokrat zihniyete karşı kurulmuştur.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 5, 2008 3:40 PM

Hancerlioglu bey, aynen dediginiz gibi. O noktadan sonra ayni seyi surekli bir sekilde tekrar etmek zorunda kaliyorlar.

Mustafa Yuce bey,
Olayi iyice basitlestirip sunu gibi zaman ve mekandan kopuk yerlere varmak istiyorsunuz:

beyin takımı ulusalcı, faşist, sol zihniyet. Piyonlar ise bazen ülkücüler vs.

Bu tarz seyler absurdlukten oteye gitmiyor maalesef. Bence altini baya bi doldurmalisiniz. Bu tarz yapilarin sol ve toplumsal muhalefeti ezmek icin kullanildigini dunya alem, sagir sultan bile biliyor. Ciddiye alinacak birsey degil yazdiklariniz. Genelde kullanilan da ulkemizdeki dunyadan habersiz sag/asiri-sagci kesimlerdir. Dunyanin her tarafinda da bu boyledir. Kommunizmle Mucadele dernekleri vs.vs milliyetci yapilanmalar hepsi ayni butunun parcalari. Demireller, Cillerler dogrudan isin mutfaginda kurucu unsur olmayabilir, ama goz yumduklari, bazen acikca dirsek temasina gectikleri gun gibi ortadadir. Yada Mehmet Agar, yada Kemal Yazicioglu. Bu yapilarin "derin" bir anlami ve amaci var, yukarida yazmaya calisdim zerre kadar dokunmadan ayni seyi tekrar ediyorsunuz. Mafyatik iliskiler, politik ayak oyunlari gibi seylerin hepsi bu hesapsiz kitapsiz islerin yan urunudur.

Ki beceremez. Bu kadar hin fikirlilik anadolu insanının doğasına aykırı.
Hin fikirlilik omayabilir. Ama cehaletin oldugu yerde insanlari "kutsal" diye bir takim islere kolayca yonlendirilebiliyor. Maras katliami 3-5 kisinin isi degil dogrudan sivil insanlarin katildigi kitlesel katliamlardir. Sol hareketler muhalefet etmeseydi daha beteri Corumda yasanacakti. Sivas insan yakilirken cosku icinde alkis tutan siradan sivas halkinin bir bolumuydu. Tarih keyfimize gore yazilmiyor maalesef. Ha bu ara birde bir hatirlatma. Ozellikle 80 oncesi donemde solun cesitli siyasetleri israrli bir sekilde kontr-gerillanin is basinda oldugunu vurgulamistir. Gunumuzun jet demokratlari ise "hade len ordan" cekmistir. Kimisi sagcilar cinayet isliyor dedirtemezsiniz derken, baskalari hep sonradan ortaya cikan "derin" iliskileri red ediyor hemde darbe savunusu yapiyordu. Buyurun:

Ilıcak 27 Mayıs ile 12 Eylül’ü karşılaştırıyor, 16 Eylül 1980 tarihli Tercüman gazetesinde:

“Birkaç gündür 12 Eylül harekâtı ile 27 Mayıs’ın mukayesesi yapılıyor ve hemen herkes, birincisinin üstünlüğünü ortaya koyuyor. Biz bu konuda tarafsız olamayız. Çünkü 27 Mayıs, mensubu bulunduğumuz Demokrat Parti camiasına karşıydı. Hâlbuki 12 Eylül’de açıklanan hedeflerle yıllardır bizim yazdıklarımız arasında, geniş bir mutabakat vardır.”
(Nazlı Ilıcak - 16 Eylül 1980 / Tercüman)

“1974 affıyla anarşistleri sokağa salıvermiş. 12 Mart’ın Türün Paşasına, Elverdi Paşasına faşist damgası vurulmuş, kontrgerilla iddiaları ile etraf bulandırılmış(fuatogl:kontr-gerilla da neymis!, sizi iftiracilar sizii), (…) İşte 12 Eylül, Türk milletinin meşru müdafaaya geçtiği gündür. İdamlar bu meşru müdafaanın bir neticesidir. (…) 1972’de Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a Meclis’te oylarıyla sahip çıkanların Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesini ‘devlet terörü’ olarak vasıflandıranların artık sesi soluğu kesilmiştir.”
(Nazlı Ilıcak - 10 Ekim 1980 / Tercüman)

Goruldugu gibi belki Nazli Ilicak kalibredeki insanlar isin icinde dogrudan yer almamistir, ama hem ustunu ortmeye, gerektiginde acik destek vermekten hicbir zaman kacinmamislardir.

Sizin akliniza uyacak olsak soyle bir senaryo cizmek gerekecek. Toplumsal muhalefet odaklari, sol hareketler, bizzat kendilerini katletmek icin, kendi mitinglerini bombalamak icin devlete sizip hem kendilerini hemde masum sagci tosunlari oldurmustur. Kendisi yetmediginde bir takim milliyetci odaklara gidip, "gel kardesim ben kendi kafama sikamiyorum, gel sen ediver, gel bak seker vercem" demis ve o gencecik insanlarin kanina girmis ve kendini oldurtmustur. Ustelik birde kendisini ihbar etmeye kalkmistir, ihbar etmesine ragmen ulkemizin guzide sagci demokratlarina bir turlu inandiramamsilar kontr-gerillaya/kurduklari derin devlete..... Komedi bile cikmaz bunlardan!

Yazan: fuatogl Tarih: August 7, 2008 6:06 PM

Fuatogl Bey,

Bu tarz şeyler sol muhalefeti ezmek için ise,

Susurlukta ışık söndüren solcular nerede diyorum ben de.

Gerçi onda da ışık söndürmekten başka birşey yapmadılar, işin kendilerine de bulaştığını gördüler, İHALEYİ SADECE SAĞCILARA YIKAMAYACAKLARINI ANLADILAR, DURDULAR.

Diyorum ben de.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 8, 2008 1:47 PM

Bu tarz şeyler sol muhalefeti ezmek için ise
"ise" degil, tum gercekler bunu gosteriyor. Dunya genelinde yasananlarla birebir uyumlu, gayet mantikli ve anlamli bir butun olusturuyor. Ise basit bir "cikar orgutu" goruntusu vermek isteyenler elbette bunlari gormezden gelip, 3-5 cakalin uzerine yikacak. Fakat inkar edilemiyecek kadar ortadadir ne oldugu.
Susurlukta ışık söndüren solcular nerede diyorum ben de.
Bugun, tum bu kesimler ideolojik bir terore maruz kaliyor, kemalizmle alakasiz olanlar kemalistlikle, darbecilikle suclaniyor vs.vs ve ortada acilmis bir dava var mahiyeti tam olarak belli olmayan. Yoksa asagi yukari ayni kesimler bugun aciklama yapip duruyor. Darbelere, derin devlete karsi habire sempozyumlar, gosteriler yapiliyor. Ama bu kesimler ayrica AKP iktidarina da muhalefet ettiklerinden dolayi saygin medyamiz tarafindan pek ciddiye alinmiyor, dolaysiyla sizin gibi dusunen insanlarda bunlari elbette gormuyor. Yada sadece isci partisi gibi fasist yapilar "sol" diye gosterilip ayni anda 2 kus vuruluyor.
Gerçi onda da ışık söndürmekten başka birşey yapmadılar, işin kendilerine de bulaştığını gördüler,[.....]
Ya baska ne yapacaklardi? Adaleti ellerine alip, "hinlikten hic anlamayan" vatandaslarimiz gibi sokak ortalarinda dogrudan "gel buraya faso" deyip linc girisimlerine mi basvursalardi? Yapilabilecek sey, bu konularda toplumsal bir duyarlilikla beraber bilinc olusturmaktir, ve bu bilinci gerekli yerlere yansitmaktir. Bu insanlarda bol bol gosteri yaptilar, gecmisi desen tonlarca yazi/makale/kitap urettiler, daha ne yapacaklardi?

Ve ornegin suradaki yazili aciklama, dediklerinize hicbir sekilde uymuyor, bana pek kendilerinde dokunmasindan cekinen insanlarmis gibi gelmedi.

AKP hükümeti Ergenekoncuları yargı önüne çıkartıyor.
Bu bir başına AKP’nin başarısı mı, yoksa ABD ve Silahlı Kuvvetler desteklemediği için mi Ergenekoncular darbe yapmayı başaramadı? Sonuç, ikinci noktaya işaret ediyor.
Demokrasilerin vazgeçilmez bir kuralıdır: Seçimle işbaşına gelmiş ve seçimle iktidardan uzaklaştırılması olanağı da açık olan bir sivil hükümete karşı darbe girişiminde bulunmak suçtur. Bunu yapanların adil ve açık bir mahkeme de yargılanarak, cezaya çarptırılmaları gereği açıktır.
Ergenekon sanıkları yargı önünde hesap vermeye hazırlanıyor. Öte yandan kendisini henüz 12 Eylül cunta rejiminin etkilerinden, cunta anayasası ve yasalarının kısıtlamalarından kurtaramamış olan toplum, yürürlükteki askeri vesayet rejimi üzerinde hak iddia eden güçler arasında taraf olmaya çağırılıyor. Sahi bu nasıl olacak, olsa bile ne denli toplumun geniş kesimlerinin özgür iradesi ortaya çıkacak? Zaten dikkat edilirse, aşağıdan gelen hareketle ortaya çıkan bir yargılama süreci değil söz konusu olan, kavga üstten sürüyor, buna koşut toplumsal desteği olmayan bir kavga bu!

Hatırlayalım!
Bu kavganın ‘ulusalcı-Kemalist’ iddiasındaki militarist kesimi, Amerikancı askeri vesayet rejimini nasıl da ‘bağımsızlık’ aldatmacasıyla savunuyordu. Çalışma bölgelerimiz de nasıl da baskı altına almışlardı bizi. Bayrak mitinglerine katılmamıştık diye neredeyse ‘liberalizm kuyrukçuları’ ilan ediliyorduk. Duruşumuzu koruduk. Enternasyonalizmi ve halkların kardeşliğini savunduk. Ulusalcı histeriden ciddi bir yara almadan çıktık.
Militarist kesimin -AB ile değilse bile- ABD ile temel bir problemi yoktu. ABD’ nin Ortadoğu ve Avrasya’daki enerji kaynaklarını kontrol etme politikalarının jandarması olmayı amaçlıyordu. Ne var ki ‘Jandarmalık’ ABD’ye yetmezdi. Bu onu Türkiye’ yi İslami değerlerin kuşatmasında, Ortadoğu’da küresel sermayenin taşıyıcısı rolüne aday olan AKP’yi tercih etmeye götürdü. ABD, AKP’yi tercih ettiği ve her aşamasında askere karşı koruduğu oranda, ulusalcı-Kemalist kesim, AKP üzerinden ABD ile karşı karşıya geldi. Bu oranda ülke de ulusalcı basınç ve ayırımsız bir Amerikan düşmanlığı arttı. Anti Amerikanizm, anti kapitalizmi, demokratik hak ve özgürlükleri içermediğinden, yansıması yabancı düşmanlığı biçiminde oldu. Elimizden geldiğince gelişmenin bu yönüne karşı çıktık.

Ergenekon yargılanmalıdır!
Durum şu: ABD ve TSK komuta kademesi izin vermediği için Ergenekoncu militaristler darbe yapamadı ve yeni durumu anlayamayan Ergenokoncuların ipi ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ ile çekildi. Dolmabahçe’ de AKP, askerle “askeri vesayet rejiminin korunması, bu rejiminin yasallığını çiğneyenlere yargı yolunun açık olması, Kürt meselesinin askere bırakılmasının devamlılığı” üzerinde anlaştı ve sadece başarısız darbe girişimine kalkışanları yargılamaya yöneldi.
Sivil bir hükümete karşı darbe girişiminde bulunanlar, bu sınırsız suç yüklü geçmişe sahip olan eli kanlı katiller yargılanmalıdır. Bizim kaygılarımızdan biri AKP’nin bu konu da her zamanki gibi sonuna kadar gitmeyeceği, kapatılma davası ile karşılık kurarak belli uzlaşmalarla olayı kapatacağıdır. Kimi ‘dostlarımız’ gibi AKP’ye güvenemiyoruz, gerçek somutsa, Şemdinli cenazesi ortada dururken bunun bir için neden yok.
Türkiye’de ikili bir devlet yapısı olduğunu, görünmeyen devletin MGSB ve gizli yönetmelikler eşliğinde 1950’li yıllardan itibaren çeşitli biçimlerde süregeldiğini biliyoruz. İddianame’de, Ergenekon’la bu devlet yapıları arasında ilişki kurulmadığını, MİT ve TSK ile ilişkisinin kategorik olarak reddedildiğini okuyoruz. Peki, Ergenekon, Seferberlik Tetkik Kurulundan, Özel Harp Dairesi’nden, Kontrgerilla’dan, JİTEM’ den, AMESYA’ dan, biraz daha ileri gidelim, MİT’ den, Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Genel Sekreterliği’den soyutlanırsa geriye ne kalır? Yoldan çıkmış eski görevlilerden kurulu bir çete kalır. Çete davası açılmış zaten. 80 darbesi de MHP’yi tüm bu kurumlardan soyutlayıp çete derekesine indirgemiş ve devleti yeniden kurmuştu. Bugünün suçlularının, darbe girişiminde bulunanların yargılanması yetmez.

12 Eylül darbecileri ne olacak?
Soruyoruz: 12 Eylül’ün ABD desteğiyle darbe yapan paşaları, ‘emir-komuta zinciri’ içerisinde Türkiye’yi koyu bir karanlığa sürükleyen militaristleri ne olacak?
Hiç lafları geçmiyor! ABD’nin ‘Yeşil Kuşak’ projesinin uzantısı olarak Evrenizmin, Türk-İslam ideolojisini bayrak yaptığı, bugün ‘Yeşil Kuşak’ da okul üstüne okul yapanların, işkence görenlerin, asılanların, yok edilenlerin yanında olmaları gerekirken, 12 darbeciliğini desteklediğini henüz unutmadık. Siyasi İslam ya da AKP, bizim tasfiye edilmemiz üzerinden kendisine iktidar yolu açtığı için 12 Eylül generallerine müteşekkir mi yoksa? 12 Eylül darbesinin ürünü olan AKP, darbeci generalleri yargılayabilir mi, kimi ‘allemeler’in iddia ettiği üzere yargılamak istiyor mu gerçekten?
Bizim gördüğümüz yargılayamayacağı ve ortada yargılama yönlü bir belirti olmadığı…
12 Eylül anayasasının yalnızca türbanla ilgili maddesini değiştirmeye kalkıp, Türkiye’yi özgürleştireceğini sananlar bilmezler mi ki, bu ülke 12 Eylül’le ve Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan ırkçı- kafatasçı vahşetle hesaplaşmamadan, darbe şefi Kenan Evren ve Diyarbakır vahşetinin mimarı Kemal Yamak ve darbeci generaller yargılanmadan gerçek anlamda demokratik ve özgür olamaz.
Eğer AKP hükümeti sadece kendine ‘Müslüman demokrat’ değilse ve darbeciliğe sahiden karşıysa, parlamento da kurulacak bir Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu ile bütün darbecileri ve darbe girişimlerini soruşturmalı, Anayasa’nın geçici 15. maddesini kaldırarak darbecilerin yargılanma yolunu açmalıdır.
Ergenekon soruşturmasında zanlıların gözaltına alınış biçiminden, gözaltı dalgasının ilgili ilgisiz herkese yaygınlaştırılmasına kadar kimi hukuksuzluklar yaşandığı da bir gerçektir. Hele ‘Gizli tanıklık’ tam bir hukuk ucubesidir. Biri sizin aleyhinize konuşuyor, siz onu bilmiyor, görmüyorsunuz. Bu tip bir tanıklıkla kimler suçlanmaz ki? Hukuk bir gün herkese gerekli olacaktır. Dünün güçlü generallerine şimdilerde lazım olduğu gibi.
Acı bir tebessümle şunu da izliyoruz: 12 Eylül’ün hoyratlığına, yargısız infazlarına, kayıplarına, yüz binlerce insanın gözaltına alınmasına, İşkenceden geçirilmesine, Erdal Eren’in yaş haddine bakılmaksızın asılmasına, Ruhi Su’ ya pasaport verilmediğinden erken ölümünün hazırlanmasına, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın ‘13 kurşun’la öldürülmesine suskun kalanların şimdi ‘Ergenekon mağdurlarını’ insan hakları ihlali açısından savunmalarını, Türkiye demokrasisinin gelişmişliği olarak değerlendirmek istiyoruz.
Biraz gerçeğe sadakat, biraz hakkaniyet!
ise diğer bir uç tarafından, darbecilerin yargılanarak demokrasinin önünün açılmasını AKP’den bekleyen ‘sol-liberal’ basınca taraf olmadığımız için - eleştiriliyoruz, demeyeceğim- karalanıyoruz.
Kuşağımızın ömrü darbelerle kavga ile geçti. 70’li yıllarda 5 binin üzerinde can verdik. 80 tankları üzerimizden silindir gibi geçti. Darbenin gasp ettiği kamu ve medeni hak yasaklarımızı bile daha birkaç yıl önce kaldırabildik. Özetle Cumhuriyet tarihinin en büyük lincini yaşadık. Sekiz yıldır 12 Eylül üzerinden darbecilerin yargılanmasını Türkiye’ye yayıyoruz ve bu konuda küçümsenmez bir bilinç yarattık.
Şimdi bu kuşağı ve bu kuşağın solcularını, sosyalistlerini, darbecilik karşısında ayırım yapmaksızın topyekûn taraf olmamakla, ‘ulusalcı-Kemalist’ darbeciliğe çanak tutmakla suçlayan ‘dostlara’ne diyeceğimiz şaşırıyoruz, biraz gerçeğe sadakat, biraz hakkaniyet demekten başka!
Devam edelim çünkü…
‘Fırat’ın öte yanı’ da var!
Sadece ABD izin vermediği için darbe yapamayanları değil; ABD’nin izin verdiği darbeyi yapanları da yargılayalım!
Sadece darbe yapmaya teşebbüs edenleri değil; darbe yapanları da yargılayalım!
Sadece bugünün darbe hazırlıklarını değil; dünün darbe hazırlıkları olan, 1 Mayıs 1977, Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarını da yargılayalım!
Sadece Danıştay cinayetini değil; Doğan Öz, Kemal Türkler, Musa Anter, Vedat Aydın, Hrant Dink ve tüm faili meçhul cinayetleri de çözelim!
Sadece Fırat’ın bu yanının değil; öte yanının da Ergenekon’u ile hesaplaşalım!



Celalettin Can:78’ liler Girişimi Türkiye Sözcüsü

nokta.

Yazan: fuatogl Tarih: August 8, 2008 5:21 PM

Tabi, taabi fuatogl Bey,

Ergenekon Tetikçisi Alparslan Aslan Danıştay'daki katliamından sonra yargılandığı mahkemede sırf sol muhalefeti ezmek için "Başbakan Şeriat ilan etsin" mealinde laflar(komplosuna-hinliğine- başvurdu) etti(!) -Ergenekoncuların "şeriatçı" olduğunu söyleyemezsiniz herhalde-

Sırf sol muhalefeti ezmek için Aczimendiler piyasaya SÜRÜLDÜ, Fadime Şahin'e tiyatro dersleri verildi, Ali Kalkancı "şehy"e evrimleştirildi.

Ve daha bir dürü şey.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 18, 2008 5:54 PM

"Ergenekon değil heryere kon, herkese kon" diyerek dalga geçen can dündar ne kadar solcudur. Hadi can dündarı geçtikte. Evrensel ve Birgün gibi çevrelere ne oluyor. Ahmet Kaya'nın söylediği gibi "Bu ne yaman çelişki Anne!".

Evet Hasan Cemal gibi eski tüfek solcuların ordu ile nasıl iş çevirdiklerini okuyunca bu çelişkinin hakkaten "YAMAN" olduğuna karar veriyorsunuz.

Yazan: Simurg Tarih: September 29, 2008 10:23 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)