« Teröre Lanet | Ana Sayfa | Doğru Kararı Kılıç Verdi »

July 31, 2008

'Kapatılmama' Hayırlı Olsun

Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti'nin "kapatılmaması" yönündeki kararı, kuşkusuz Türkiye demokrasisi için olumlu ve sevindirici bir gelişme. Ama 11 üyeden 10'unun partinin yine de cezalandırılması ve "ihtar edilmesi" yönünde karar vermiş olmasını yadırgadım. Aslında tek doğru kararı, iddianameyi tümden reddetme yönünde oy kullanan mahkeme başkanı Sayın Haşim Kılıç verdi. Çünkü iddianame, tek kelimeyle "bomboş"tu.

Daha fazlası, bir sonraki yazımda...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 31, 2008 10:13 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey çok fazla şey istiyorsunuz gibi geldi bana..bunu bulduğumuza şükredelim..

hemen havalara girmesek iyi olur..akp hala gözetim altında çünki..

ben karardan çok memnunum..çünki akp'nin kendine çeki düzen vermesi gerekiyordu..biraz şımarmaya başlamışlardı..Mahkeme akpnin havasını aldı..iyi oldu..mesajlarda güzeldi..daha ne olsun..

Anayasa Mahkemesi üyelerinin ellerine sağlık..teşekkür ederiz..

Yazan: deniz Tarih: July 31, 2008 11:46 AM

Bu kadarıyla yetinelim olur mu? Bence de sayın Mustafa Bey haklı, hatta gidip önünde miting bile yapılmalıydı, böyle baştan sona saçmalıklarla dolu bir iddianameyi 11 kişi de 10 kişi doğru bulduğu için. Adamlar yoktan suç üretip seni kapatmayla suçlasınlar, sen de iyi ki kapatmadınız diye şükret. Bunun sonu nereye varır Allah bilir

Yazan: alptekin Tarih: July 31, 2008 12:08 PM

Bence herkes haklı :)

Yazan: Pecya Tarih: July 31, 2008 1:27 PM

Bunda yadırganacak bir durum yok. Eğer Anayasa Mahkemesi başkanı da bir hukukçu olsaydı 11 - 0 olurdu karar. Sayın Haşim Kılıç hukukçu olmadığı için tek karşı oy'un ondan gelmesi çok normal.

Dünya'nın bütün anayasa mahkemelerinde durum böyledir diyeceğim ama diyemiyorum çünkü dünyada hiçbir anayasa mahkemesinde hukukçu olmayan ne bir başkan var ne bir üye var.

Tarikatperver ülkemize mahsus bir durum bu. Laiklik tabiiki her zaman tehlikede olur. Bu çağdışı kafalar değişmedikçe, maddi çıkar amaçlı, oy amaçlı kutsal din duygusu sömürüsü devam ettikçe laiklik sonsuza dek tehlikede olacaktır.

Heyhat, Laik Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek payidar kalacaktır!

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: July 31, 2008 1:32 PM

Bende Mustafa Akyol beye katiliyorum!!

Bu mahkeme kararinin Türkiye icin hayirli olmasini diliyorum.

Orgeneral Büyükanıtin bu mahkeme karariyla iligili hic bir yorum yapmak istememesini cok dogru ve demokratik buldum.

Artik yeni anayasadeyisikliklerini bekliyoruz....


Saygilarimla Isvecden kompleksiz türk

Yazan: abusus non tollis usum Tarih: July 31, 2008 1:38 PM

Gözünüz aydın olsun

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 31, 2008 1:38 PM

Bunun sonu nereye varır Allah bilir.(alptekin)

KÖTÜLER ALLAH'I, ALLAH İSE İYİLERİ KULLANIR !!!

(Giardano Bruno)

Yazan: Hülagü Tarih: July 31, 2008 4:24 PM

anayasa mahkemesinin kararında sevinilecek bir durum göremiyorum.Aksine 6 üyenin "kapatılsın"şeklinde oy vermesi çok içler acısı bir durum.yani ezkaza 1 üye daha kapatılsın deseydi koskoca iktidar partisi kapatılıp ülkenin başbakanı yasaklanacakmıydı??bir ülkede vatandaşlarının yarısının oyunu alıp iktidara gelen parti sadece 7 kişinin tamamen siyasi olarak verdikleri kararla kapatılıp başbakana siyasi yasak verebiliyor.bizde birkişiyle kazadan sıyırdık diye seviniyoruz.aynı futbol maçı gibi, bir gol daha yeseydik kaybedecektik.hemde çok şeyi..hey Allah ım ne günlere kaldık...

Yazan: yeşim k. Tarih: July 31, 2008 5:41 PM

Dengelerin gücü adına açılan siyasi bir dava yine siyasi bir sonuçla bitti.
Davanın bitiş tarihi de enteresan.Resmen YAŞ'a yetiştirdiler davayı...

Böyle tuhaf kaygıları olan bir yargının kararları üzerine ne denir ki...

Allı şallı kıyafetleri içinde kendilerini makul,muteber,kurnaz..vs zannediyorlar ama saf gördükleri halkın bir hayli gerisinde kalmışlar...

En azından halk bunlar gibi boğazına kadar siyasete batmış değil.Ve bu yüzden belki de ilahi bir ikram olarak tüm dönen dolapların sonunda halkın dediği oluyor...

Yazan: TT Tarih: July 31, 2008 6:24 PM

Allaha şükür türkiye büyük bir kaostan kurtuldu.cumhurbaşkanlığı krızi başörtüsü krizi ergenekon skandalı akp kapatma davası derken türkiyenin neler kaybettiğini düşünmek lazım.klasik olacak ama türkü kürdü lazı çerkezi inançlı inançsızı ile bu ülke ne zaman bütün olacak.temelleri sağlam olmayan herşey gibi her depremde yara alıyor.İnşaAllah enkaz altında kalmayız birgün
meclis biran evvel yeni anayasayı oluşturup seçime gitmeli.böylece ak koyun kara koyun belli olur.

Yazan: havva Tarih: August 1, 2008 1:36 PM

A Turkish proverb (still remembered) says "Stick the needle to yourself before sticking the awl to someone else". The partial collection of treasury assistance from the ruling party (AKP) may be the looming of a comprehensive and merciless collection campaign in the Turkish economy at large.

Yazan: Associated Press Tarih: August 1, 2008 1:37 PM

Yeşim k sana neden cevap verdiğimi inan bende bilmiyorum, ama içimden sana cevap vermek geliyor. Demokrasinin ne olduğunu bilmeden, anlamadan okumadam gelip de burda biliyormuş gibi nutuk atma, birşey bilmediğin aşırı belli oluyor. Başbakan,mış iktidar,mış fasa fiso bunlar. Bugün ordalarsa yarın nerede olacaklarını asla bilemezler. Yeri geldi mi mahkemeye aferim demeyi biliyorsunuz. Ayıp ayıp, isteğiniz ile yönetilecekse bu mahkeme hiç o zaman. Yahu ne olur okuyun, öğrenin de öyle yazın şuraya,

Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: August 1, 2008 3:35 PM

1 oy ile Türkiye ipten döndü.

"Gaflet" mi desem yoksa mahkeme üyeleri hidayete mi erdi desem ben de kararsızım.

Aslına bakarsanız gaflet yok, "gaflet" var.

Hidayete erdiklerini düşünmek ise biraz iyimser bir beklenti olur.

Evet, aslına bakılırsa kapatılsın yönündeki 6 oyu veren üyelerin resmen GÖZLERİ DÖNMÜŞ. Başka hiç bir ifade ile hallerini tanımlayamıyorum.

"Punduna geldi mi? Vur, indir o zaman" mantığı ile karar verdiler.

Para cezası uygulanmasını isteyen üyeler ise asıl kafa karışıklığının nedeni. Bunlar ya "gaflet"teler. Ya hidayete erdiler. Ama yok, benim de kafam karışık. Asla hidayet yoook. Buna gaflet de diyemeyiz, bu "gaflet".

Bir gafletin, "gaflet" olabilmesi için neticesinin hayırlı bir iş olması lazım ama yine failin farkında olmadan, bir anlık boşluğundan dolayı bunu yapmış olması lazım. Evet sanırım bu "gaflet".

Kapatılmasın, ceza da almasın diyen Haşim Kılıç'ın ise kafası benimkinden bile karışık. Çıkıp hala Anayasa Mahkemesi, değerli üyeri, hukuk, itibar falan filan diyor. Neyse ki Anayasa'yı değiştirin, bizim önümüze böyle kararlar getirmeyin mealinde konuştu da biraz gözümdeki itibarını kurtardı.

Ama ben şunu beklerdim Haşim Kılıç'tan: "Gözleri dönmüş arkadaşlarıma şaştım, bunlar nasıl hukukçu, "gaflet"teki arkadaşlarım adına da özür dilerim" demesini beklerdim. Ki aslında o da bunu yaptı. Tabi benim hoşlanamadığım yumuşak bir üslup ile sanırım.

Evet bu kara kafa karışıklığından başka bir şeye neden olmadı bende.

AK Parti'ye dediler ki "ipin bizde"

Bir daha İspanya gezisi yapıp, Türbanla ilgili yasaları ağzına alma.

Benim anlamadığım birilerinin kafasını ipek, patiska, pamuklu vs. bezlerle sarıyor olmaları neden bu kadar sorun oluyor? Sarma hakkı getiren bir yasa neden bu kadar sorun oluyor? Koca koca adamlar kafayı buna takmış. Ha bir luk çıkar sorar şimdi: "ee, AKP de takmış, ille örttüreceğim diyor" Fark da burada Ak Parti örten örtsün örtmeyen örtmesin diyor. Bu açıdan iki takış farklı. Ama koca koca cumhuriyetçilere gel de anlat. Memleketin başına yasakları ile neler bela ediyorlar.

Ak Parti'ye kızıyordum, türban konusunda yumuşak, yavaş diye.

ARTIK KIZAMIYORUM. KIZMIYORUM.

Namert bir düzen ve işbirliğine karşı bu kadar direnci göstermek bile büyük bir başarı. Ve bunu Ak Partim başardı şimdiye dek. İlk ve tek.

Evet "yourmcuların", koca koca entel dantel gazetecilerin, aydın ve münevverlerin üzerinde birleştikleri nokta AK Parti'nin gerekli dersleri çıkarması.

Bu ders Anayasa Mahkemesi gibi gözü dönmüş bir kurumun yetkilerinin sınırlandırılması, üye seçiminin farklılaşması, parti kapatmanın zorlaştırılması, demokrasinin geliştirilmesi gerekliliğini anlayıp, hızlanma yönünde ise çok haklı.

Fakat bu ders bir daha türban konusunu bir daha açmama, sistem partisi olma, demokratikleşme adımlarını yavaşlatıp itaat etme, cıngar çıkarmama yönünde ise; diyeceğim tek söz var: Çüşşş, çüş.

Ve 2.'sini kastedenlerin sayısının fazla olması ise "aydın"larımızın kalitesini ortaya koyuyor.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: August 1, 2008 6:50 PM

Mustafa Bey,

yorumunuza birşey demiyorum da şu çüşş kısmı olmamış..ne dersiniz?

Yazan: dost Tarih: August 1, 2008 8:29 PM

Bazen büyük bir karmaşayı anlamak için basit bir cümle yetebilir.

Çeteler kuruluyor, bombalı evler hazırlanıyor, askerî muhtıralar veriliyor, siyasi partileri kapatmak için davalar açılıyor, kavgalar ediliyor.

Arada “failleri” bulunamayan katliamlar yaşanıyor.

Niye oluyor bunlar?

Çok sıradan bir sorunun cevabını bulabilmek için oluyor.

Soru şu:

“Bu ülkeyi kim yönetecek?”

Bizim gibi insanlar, “halk kimi istiyorsa o yönetsin,” diyor.

Kemalistler de “hayır, halk karışmasın, biz yönetelim” diyorlar.

Bütün bu korkunç karmaşa, “bu ülkeyi kim yönetecek” sorusunun etrafında şekilleniyor.

Halkın istedikleri mi yönetecek?

Halkın istemedikleri mi yönetecek?

Halkın kendilerini istemediğine ve asla da istemeyeceğine kani olduktan sonra Kemalistler, “halkın aptal ve cahil” olduğunu söylemeye başladılar.

Bu halk, akıllı ve bilgili olsa Kemalistler’in ülkeyi yönetmesini isterdi onlara göre.

Bir halk, kendisini böylesine aşağılayan birileri tarafından yönetilmeyi niye istesin?

Bunu istememeleri, akıllı ve bilgili olduklarını gösteriyor bence.

Bu halkın istedikleri var.

Birincisi, artık asla aşağılanmamak istiyor.

Kendisine yukardan bakılmasın istiyor.

Daha iyi bir hayat yaşamak istiyor.

Zenginleşmek istiyor.

İyi hastaneler istiyor.

İyi okullar istiyor.

İş istiyor.

Yol istiyor.

Halkın isteklerinden soyutlanmış bir yönetimi kurmak ve sürdürmek mümkün değil artık.

Onun için ne askerin muhtırası, ne yargıçların mahkemesi bir sonuç alabiliyor.

Bu ülkenin en “üretimden kopuk” ittifakı olan “asker-yargıç-okumuş” grubu, bu ülkeyi yönetme gücünü kaybetti ama ülke yönetimini “kilitleme” gücünü elinde tutuyor hâlâ.

Anayasa Mahkemesi de son kararıyla ülkeyi tam bir çıkmaza soktu.

AKP kapatılmadı ama “şeriatçı” olarak etiketlenip “her an kapatılabilecek” bir konuma sokuldu.

Artık AKP, bugünkü rejimin elinde bir rehine.

Canları istediği zaman AKP’yi tehdit edip onu yeniden mahkemenin önüne getirebilirler.

Böyle bir tehlikeyle karşı karşıya olan bir parti de ülkeyi yönetmekte çok ciddi sıkıntılar çeker.

Bu ülkenin, 12 Eylül tarafından biçimlenmiş hukuki ve idari yapısı tümüyle yenilenmek zorunda.

Çok radikal değişiklikler gerekiyor.

Anayasa’nın, Siyasi Partiler Yasası’nın, Seçim Yasası’nın değişmesi elzem.

Bunları AKP nasıl yapacak?

Çok kolay gözükmüyor.

Ben bu kilidi ancak bir seçimin çözebileceğini düşünüyorum ama anladığım kadarıyla AKP böyle düşünmüyor.

Düşünmüyor ama “rehine” durumuna düştüğü bir sistemin içinde, o sistemi değiştirecek gücü nasıl bulacağına dair bir işaret de vermiyor.

Eğer bu sistemi değiştiremezse AKP, kezzap kazanına düşmüş gibi erir.

Halk sistemi değiştirecek yeni bir parti bulur kendine.

Çünkü bugünkü sistem, halkı devletin kölesi haline getirmek için kurulmuş.

Halkın, yönetimi belirleyecek gücü elde edebilmesi için adına “demokrasi” denen yeni bir sisteme ihtiyacı var.

Kürtler’in, Aleviler’in, muhafazakârların, solcuların, bu ülkede ezilmeden, horlanmadan, isteklerini açıkça söyleyerek, kimliklerini saklamak zorunda kalmadan, inançlarının gereğini yaparak yaşayabilmeleri ancak bu yeni sistemde mümkün.

Bu insanların tümünün desteğini almadan bir siyasi parti sistemi değiştiremez, demokrat olmadan da bir parti bütün bu insanların desteğine sahip olamaz.

Ama bu sistem, bir partinin “demokrat” olmasına izin vermiyor.

AKP’nin sorunu da zaten bu.

Bu parti, biraz sistemle iyi geçinip, biraz demokrat olarak “idare etmeye” çalışıyor.

“Biraz demokrat” partiye bu sistem geçit vermez.

“Biraz demokrat” da zaten bu sistemi değiştiremez.

Gelir, eninde sonunda bu sisteme esir düşer, sistem tarafından rehin alınır.

Ya, “sisteme” dahil olup demokrasiyi de, halkı da unutmak zorunda.

Ya, halkın isteklerini sahiplenip sistemi değiştirmek zorunda.

İkisinin ortası olmuyor.

AKP denedi.

Olmadığını defalarca gördü.

İktidarının ilk yıllarında Avrupa’ya doğru, sistemi değiştirecek reformlar yaparak yürürken önünü kesecek bir güç çıkmıyordu.

“Biraz da sistemle anlaşayım” kurnazlığına saptıktan sonra ise bir türlü belini doğrultamıyor.

Yüzde kırk yedilik oy oranıyla bile bir “rehine” durumuna düşüyor.

Arkasındaki oyların gücüne sahip çıkamıyor.

Benim görebildiğim, artık halkı dışlayan bu sistem bitti, bunu değiştirecek “tarihî” aktör de “köklü” değişikliklere cesaret edecek, halkın hak ettiğini halka verecek bir parti olacak.

Bu, AKP olabilir mi?

Bunu bilmiyorum.

Ama bu ülkenin “rehine” olmakla “iktidar” olmak arsındaki farkı bilen bir parti istediğini biliyorum.

Böyle bir parti olup olmamaya karar verecek olanlar da AKP’liler, bir başkası değil.

-----
Ahmet Altan
Taraf

Yazan: sensakrak Tarih: August 1, 2008 8:47 PM

Hukuki bir görev yaptığı konusunda utangaç bir söz birliği içinde olduğumuz Anayasa Mahkemesi nihayet asli konumunu benimsedi ve hiçbir gocunma yaşamadan siyasi bir karar aldı... AKP’nin kapatılmasına yönelik davanın zaten tümüyle siyasi nitelikte olduğundan kimsenin kuşkusu yoktu. Hiçbir suç işlememiş bir partinin sırf laikliği anlama biçimi resmî ideolojiye uymuyor diye kapatılması zaten herhangi bir demokrasi için skandal niteliğindedir. Çünkü siyasi partiler toplumsal değişimi taşımak ve yansıtmakla yükümlüdür ve hiçbir resmî ideoloji de değişmeden baki kalamaz. Dolayısıyla söz konusu ideolojik değişimin toplumsal çatışmalar içermeden yaşanabilmesi, siyasi partilerin toplumsal kesimlerin değişen kanaatlerini parlamentoya taşımaları ile olabilir ancak... Bu açıdan bakıldığında bizde parti kapatmaları için kullanılan ‘odak’ kavramı, siyasetin dondurulması, tahakkümü ima eden bir rejimin ilelebet sürdürülmesi isteğini ima eder.

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kapatmama kararı Başsavcı’nın siyaseti rafa kaldırma girişiminin siyaseti sürdürme iradesi ile yanıtlanmasını ifade ediyor. Ne var ki bu iradenin sahibinin kim olduğu konusunda kafamız berrak değil... Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin bir ‘ortak akıl’ mercii olmadığını, cumhurbaşkanları tarafından ideolojik tercihle atanmış, aralarında belki de hiçbir ortak paydanın olmadığı insanların bireysel eğilimlerini yansıttığını biliyoruz. Nitekim laiklik bağlamındaki davalarda şimdiye kadar hep aynı kişileri içerecek şekilde 9’a 2 veya 7’ye 4 dağılımlarla karşılaşılmıştı. Diğer bir deyişle laikliği resmî ideoloji çerçevesinde sabitleştirmeye ve her türlü farklılığı siyaseten mahkûm etmeye yatkın 7 kişilik bir çekirdek mevcuttu. Bu tespitin AKP’nin kapatılma davasında bir kez daha tescil edilmesi doğal bir beklentiydi...

Ancak öyle olmadı... İki üyenin ilginç adımları sayesinde... Sacit Adalı’nın şu ana kadarki tutumu kapatma isteğinin reddini ima ediyordu, ama o hazine yardımının kesilmesini istedi. Aynı şekilde diğer kanattan da biri, Askerî Yargıtay kökenli Serdar Özgüldür şu ana kadar gösterdiği tavrın dışına çıkarak partinin kapatılmaması yönünde oy kullandı. Böylece kapatılsın diyen 6 kişinin karşısına anlamlı bir alternatif çıktı...

Bu noktada tek tek Mahkeme üyelerinin fikirsel ve vicdani süreçlerinin nasıl yaşandığını bildiğimizi iddia edecek değiliz tabii ki... Ancak bulunan orta yolun temelde hiçbir hukuki niteliğinin olmadığına dikkat çekmekte yarar var. Hazine yardımı kesilmesi formülü tam da siyaseten orta yolun mümkün olması için konmuş olan bir siyasi seçenek. Çünkü eğer ortada partinin kapatılmasını dahi gerektiren vahamette bir ‘suç’ varsa, bunun para cezası ile cezalandırılması mizahi bir durum. Yok eğer böyle bir ‘suç’ yoksa, para cezası vermenin hukuki anlamı ne?

Haşim Kılıç konuşmasında mealen odak olma durumunun tespit edildiğini ama bunun çok ciddi olmadığını söylemiş oldu. Ne var ki söz konusu ciddiyeti ölçecek hiçbir kritere sahip olmadıkları gibi, delil olarak öne sürülenlerin de hukuken herhangi bir suçla bağlantılı kılınması olanaksız...

Böylece geliyoruz bu siyasi kararın nedenine... Belki de asker kökenli üyenin davranışı bu konuya ilişkin anlamlı bir mesaj vermekte. Anlaşılan o ki, özellikle son birkaç hafta içinde yaşanan gelişmeler Türkiye’nin siyasi geleceğine ve aktörlerin göreceli güç ve tavırlarına ilişkin önemli bir farklılığa işaret etmiş. Silahlı Kuvvetlerin kendisini siyasetin dışına çekmeye çalıştığı, muhtemelen kendi içine dönmeye hazırlandığı bir dönemeçteyiz. Ordunun, siyaset üzerindeki ideolojik etkisinden feragat etmek istemese de, kurumsal olarak daha fazla zedelenmek istemeyeceği bir süreç olacak bu...

Yakın gelecekte daha fazla zedelenme ihtimalinin nereden geldiği ise epeyce açık: Ergenekon iddianamesi ve başlayan dava büyük ihtimalle bizleri muvazzaflara doğru götürecek. Dolayısıyla önümüzdeki günler askerin de istikrarlı bir siyaset istediği, kendi içindeki Ergenekon uzantılarını temizlerken kurumsal meşruiyetini sağlam tuttuğu bir dönem olmak zorunda. Kısacası Ergenekon iddianamesinin son derece şeffaf delilleri karşısında ordunun ‘şimdilik’ AKP’ye ihtiyacı var. Öte yandan ülkede asıl siyasetin resmî ideolojinin kıskacında olduğunun da topluma hatırlatılmasında yarar bulunuyor... Partiyi ne kapatmak ne de aklamak istiyorsunuz... Sonuç para cezası ve üstelik de Hazine yardımının sadece bir kısmı şeklinde tecelli ediyor.

Belki de bütün bu akıl yürütme temelsizdir. Belki de her şey birer tesadüften ibaret... Ama insan düşünmeden edemiyor işte...

-----
Etyen Mahcupyan
Taraf

Yazan: sensakrak Tarih: August 1, 2008 8:52 PM

AK Parti gibi mükemmel, ilerici, laik, demokratik, Atatürk'ün ilke ve inkilaplarına saygılı, sadece insan haklarını düşünen, Türkiye'ye mükemmel bir adalet getirecek, özgürlük anlayışını mükemmel bir şekilde algılayan yer yüzüne gelmiş geçmiş en büyük partinin kapatılmaması bütün Türkiye CUMHURİYET'ine hayırlı olsun.
Ak parti ister bu mahkemede isterse dünyanın efendiliğine soyunmuş Amerika'nın Avrupa Birliği'nin mahkemelerinde bu davayı kazansın.
İsterse anayasayı baştan aşağı yenilesin ve bunu herkes ayakta alkışlasın. Ben bu duruma üzülmeyeceğim, çünkü ben şu gerçeği biliyorum bu ülke nasıl ki dört bir yanı düşmanla çevriliyken, her uçta dalgalanan şanlı bayrağımız indirilmişken, vatan dediğimiz topraklar kağıt üstünde bölüştürülmüşken ATATÜRK'ü doğurduysa. Bu toplumdan yine ATATÜRKLER doğacak.
Işık hep var ve daima var olacak; Dün Atatürk'tü,
bugün Mehmet, yarın Fatma olacak. İsimler değişecek ama yanan aydınlık ateşi hiç bir zaman sönmeyecektir.

Yazan: ışıkhepvar Tarih: August 4, 2008 1:34 AM

Konu ile ilgili yorumlar uç noktalardaki fikirleri temsil ediyor. Bir taraf(mesela Hulagu isimli yorumcu) rejimin tarikatperverliğine sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın hukukçu olmaması ve tesettürlü bir eşi olması ile gönderme yapıyor. Diğer taraf (mesela Yeşim isimli yorumcu) "koskoca" bir başbakanın, halkın yarısına yakınının oyunu alarak seçim kazanmış bir iktidarın başkanının nerede ise birkaç kişinin siyasi tercihleri ile iktidardan olmak zorunda kalmasının garabetinden söz ediyor.

Konuya futbol takımı tutar gibi bir noktadan bakılınca, her iki yorumcuya da hak verilebilir.

Ben bu konuya bir noktadan bakamıyorum. Yalnızca şunu söyleyebilirim. Anayasa Mahkemesi esasında ülkemizdeki muhtemel siyasi krizi önler mahiyette bir kara vermiştir. Bu karara bakılırsa; Türkiye'deki üst düzey bürokrasinin silme Kemalist, seküler yani aslında dinsiz, oligarşik faşizme mütemayil ve rantiye olduğunu savunanlar haksız çıkmıştır diyebilirim.

İşte o üst düzey oligarşik kurumların en şaşalısı, kimilerince liberalizm adına en önde giden AKP'yi kapatmamıştır. Halka rağmen halkçıların ve dibe vurmuş elitizmin mümessili müessese; her daim demokratik ve sağduyu timsali milli irade yansıması ve Kemalizm'den kurtulmamızı sağlayacak siyasal partinin kapatılmasına hükmetmemiştir.

Anayasa mahkemesinin tek başına varlığını ve fonksiyonunu liberalizm adına tartışma konusu yapabilir ve çağdaş bir demokraside bir yargısal erkin, bir iktidar partisini dahi kapatma yetkisini haiz olmasını demokratik (veya belki de ideolojik kaygılarla)tenkit edebiliriz.

Ama, mevcut sistem içinde verilen karar işte budur ve bu kararın bir değerlendirmesi de yaptığım gibi yapılabilir. Oligarşik faşist bir darbe mi gündemdeydi?

Yazan: Kubilay Ant Tarih: August 4, 2008 11:29 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)