« Ergenekon: Kendi Hapiste Fikri Kapatma Davasında | Ana Sayfa | Solcuların Ergenekon’la İmtihanı »

July 23, 2008

'AKP'nin Hiç mi Günahı Yok?'

[23 Temmuz 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Milliyet'in dış haberler editörü Kadri Gürsel, geçtiğimiz pazar günkü "Cici AKP!" başlıklı yazısında beni eleştirdi. Daha doğrusu benim bir hafta önceki Newsweek dergisinde yayınlanan "Türkiye'ye Karşı Komplo" başlıklı yazımı yerdi. O yazıda söylediklerim, Sayın Gürsel'e göre, "bağımsız entelektüel olmadığımı" gösteriyordu. Çünkü "Türkiye’deki vesayet demokrasisini eleştirirken, AKP’nin de kıyasıya eleştirilmesi" kıstasına uymamıştım. Ergekon'u ve kapatma davasını kınarken, hükümetin hatalarını sıralamamıştım. Bunu yadırgayan Sayın Gürsel, "ilahi Mustafa Akyol, AKP’nin hiç mi günahı yok?" diye çıkışıyordu.

Bu, tabii, sadece Sayın Gürsel'in değil onun gibi düşünen daha pek çok yorumcunun yaklaşımı. Bunlar, özetle, "içinde bulunduğumuz krizin temel sebebi AKP'nin siyasetidir; en azından suçun yarısı ona aittir, dolayısıyla ona da yüklenmek gerekir” diyorlar. Bu çağrıya uymayan da “bağımsız entelektüel” olmamış oluyor.

İyi ama benim “entelekt”im (aklım) bana böyle buyurmuyor ki... AK Parti'nin elbette hataları var; ama bunlarla "yargısal" (yahut Ergenekonsal) darbeyi aynı kefeye koyup eşitlemeyi "objektiflik" saymıyorum ki...

“Demokrasi içindeki siyasi hatalar” ile, “demokrasiye yönelik saldırılar”ın birbirinden çok farklı kategoriler olduğu fikri, Sayın Gürsel’e yabancı olabilir. Ama bana değil. Örneğin 27 Mayıs’tan önce de rahmetli Menederes’in ve genel olarak Demokrat Parti’nin siyasi hataları olmuştur. Ama ben bir 27 Mayıs yorumu yaparken, “DP’nin hataları oldu, sonra öteki tarafın da bazı oldu, mesela darbe yapıp başbakan öldürdüler, eh n’apalım ülkemizde oluyor böyle karşılıklı tatsızlıklar” demiyorum.

Türkiye’nin “laikçi” kesimi, toplumun geri kalanı için, “onların oyu varsa bizim de arkamızda kapı gibi yüksek yargı ve ordu var” diye düşünmeye alışmış ve burada adil bir “denge” görmeye alışmış olabilir. Ben sanırım bu “Türkiye ucubesi”ne alışamamış olanlardanım.

Gelelim AK Parti’nin hatalarına… Bu hatalar elbette var ve şimdiye kadar da bazı yazılarımda bunları eleştirdim. Ama Sayın Gürsel gibi düşünen pek çok kimsenin “hata” diye saydığı pek çok siyaseti ben hiç de yanlış buluyorum. Başörtü yasağını kaldırmaya çalışmak da, imam-hatip okullarına eşit katsayı getirmeyi istemek de, laik devleti dini hükümler konusunda ahkam kesmek yerine “ulemaya danışmaya” davet etmek de, bence son derece doğruydu. Bu konulardaki sorun, AK Parti’nin temsil ettiği toplumsal taleplerde değil, bu talepleri hoyratça bastıran, demokratik dünyada eşi-benzeri bulunmayan otoriter “Türkiye laikliği”nde.

Bence AK Parti’nin tüm bu laiklik-din tartışmasındaki hatası, attığı siyasi adımlar değil, ama kimi zaman yeterince “yatıştırıcı” olamayan üslubuydu. Bu ise aslında sadece AK Parti’ye değil, aslında tüm Türk siyasetine zarar veren çatışmacı kültürün bir sonucu. Yine AK Parti için çokça söylenen adam kayırmacılık, kadrolaşma, yolsuzluk gibi problemler de, şu veya bu partiden ziyade, “Türk siyaseti”nin köklü sorunları. Sanırım AK Parti’nin en büyük hatası, bu köklü sorunların içine çekilmesiyle ve “iktidar yorgunluğu”yla paralel gelişen “Ankaralılaşma” süreci oldu.

Ancak hazır sözü “AKP eleştirisi”nden açmışken, bu partiye yöneltilen haksız suçlamaları da hesaba katmak lazım. Mesela Kadri Gürsel bence tam da böyle bir eleştiriyi, Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” politikası için getirmiş, bunun “Türkiye'yi dengesiz biçimde Ortadoğu rejimlerine yaklaştırdığını,” ve “esas kazançlı çıkanın İran ve Suriye” olduğunu savunmuştu. (21 Ekim 2007 tarihli yazısında). Ama bugün “Davutoğlu stratejisi” sayesinde Kuzey Irak’la iyi bir diyalog kurduğumuzu, Suriye-İsrail görüşmelerine aracılık ettiğimizi, hatta İran-ABD yumuşaması için devreye girmeye hazırlandığımızı biliyoruz. Batılılar da Türkiye’nin rolünden pek memnun. “Bağımsız entelektüel” duruşa buradan bir özür borcu çıkmıyor mu?

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 23, 2008 9:48 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"Ak Parti'nin de hataları var" derken bu cici amcalar aslında yargısal darbeye, çetesel darbeye MEŞRUİYET(EVET MEŞRUİYET) yakıştırmaya çalışıyorlar.

Kursaklarındakini bir dökebilseler, göreceğiz.

O yüzden hiç zahmet edip cevap dahi vermenize gerek yoktu Sayın Akyol.

...

Ayrıca Ak Parti'nin yatıştırıcı olmadığı konusunda size katılmadığımı, aksine Ak Parti'nin halkın beklentilerinin çok çok üzerinde pasif ve yatıştırıcı(veya yatışmış) göründüğünü de söylemeliyim.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 23, 2008 10:57 AM

Siz mi bağımsız entellektüelsiniz? Sizin kadar taraflısına pek az rastladım sayın AKYOL.
Kürt sorunu ile iigili yazılarınızın dışında hiç bağımsız bir yazı yazdığınızı görmedim. Hatta yazarın kim olduğunu bilmesem o yazıları AKP MYK sı hazırlıyor diye düşünürdüm.

"Gelelim AK Parti’nin hatalarına… Bu hatalar elbette var ve şimdiye kadar da bazı yazılarımda bunları eleştirdim."

Bu eleştiri yazılarınızı beyninizden kağıda döktünüz mü gerçekten???

Yazan: UMUT Tarih: July 23, 2008 11:52 AM

Sn.Umut,

Haklısınız..Mustafa Akyol taraflı bir yazardır..Her zaman mazlumun tarafında olmuştur..demokrasinin,insan haklarının tarafında olmuştur..

Avrupa Birliği sürecini yavaşlatmasında,liberalleri yeterince kazanamamış olmasında AKP'ye eleştirileri olmuştur..siz görmek istediğiniz yerden bakıyorsunuz bence..

Yazan: deniz Tarih: July 23, 2008 12:30 PM

"...hazır sözü “AKP eleştirisi”nden açmışken..."
Tüm yazıda öyle bir söz açıldığı vaki değil. Yahu gerçekten AKP nin hiç mi suçu yok. Size göre AKP yatıştırıcı davransa yani Nurcuların, Fetullah Gülen'in taktiğini uygulayıp saman altınan su yürütse her bir AKP linin melekten farkı yok anlaşılan.


Zihniyet çok aleni. Yapılan şeyin ne olduğunun hiçbir önemi yok. AKP ne yaparsa yapsın, amacının İslamı yüceltmek olduğunu düşünüyor ve bunu bir savaş olarak görüp savaşta yalan dahil herşey mübahtır anlayışını güdüyorsunuz.


Şeyhin biri müridlerinden birini çağırıp der ki -Sufi kimseye görünmeden Ahmet'in evine gidip onun yatağının altındaki altınları al ve bana getir.
Ahmet o sırada başka bir yerde olduğundan dolayı sufi tereddüt eder ve şeyhine cevaben
-Şeyhim biliyorsunuz Ahmet evde değil. Eğer ben gizlice evine girip altınlarını alırsam hırsızlık yapmış olurum. Beni mazur görün gidemem.

Şeyg bir başka müridini çağırır ve ondan da aynı şeyi ister. O mürid de aynı cevabı verir.
Şeyhin bir çok müridi gidip o altınları almak istemez ama en sonunda biri kabul eder ve Ahmet'in evine gizlice girip altınları alır ve şeyhe getirir.

Ertesi gün uyandıklarından bir bakarlar ki AHmet'in evine hırsız girmiştir ve evdeki herşeyi almıştır. Tabii altınlar Şeyhde olduğu için hırsız o altınları çalamamıştır.

Şeyh bunun üzerine müridlerini toplar ve konuşur:
-Sufiler, Ahmet birkaç gün önce bana geldi ve şehir dışına çıkması gerektiğini ama evinde yüklüce altın olduğunu, onların çalınması ihtimalinden korktuğunu ve o yüzden altınları bana emanet ettiğini söyledi. Ben de işte bu yüzden altınları alıp bana getirmenizi istedim.

Bu hikaye acemi sufilere gerçekten yaşanmış bir olay olarak anlatılır ve kıssadan hisse olarak da şu söylenir: Şeyhiniz size ne derse yapın. Onun doğruluğunu sorgulamayın. O her durumda doğru olan neyse onu yapıyordur. Velev ki size yanlış görünsün.

Tabii zavallı sufiler. Ya bizle kafa mı buluyorsun:
1-Madem Ahmet altınları şeyhe emanet etmiş neden getirip ona vermemiş de evinde tutmuş?
2-Şeyh sufileri o eve yollamak isterken bu durumu açıklasa günaha mı girerdi? Besbelli ki bu hikayeyi, sınırsızca köle olalım diye uydurmuşsunuz diyemezler... Akıllarına gelir gelmesine de diyemezler. Derlerse hadlerini aşmış olurlar...
Sonra bu durum o kadar çok işlenir ki sufilerin hepsi zamanla buna inanır ve şeyh ne yaparsa yapsın asla sorgulamazlar. Önünü ardını düşünmeden itaat ederler. Zamamnın kutbu olduğuna inanılan Şeyh ölür ve yerine şeyhin damadı geçer. Her nasılsa (Şeyhin bile hikmetinden sual olunmazsa Allahın hikmetinden hiç sual olunur mu. Olunmaz tabii...) damat da zamanın yeni kutpudur. Zaten 1,5 milyarlık İslam dünyasında sürekli her tarikatın kendi şeyhi zamanın kutpudur.

AKP sizin şeyhiniz siz de onun zavallı saf sufilerisiniz. Onlar ne yaparsa yapsın onların hikmetinden sual etmezsiniz. Keşke durumunuza biraz dışardan baksanız ama içinizde saflık, iyilik ve müslüman insan kötü şey yapmaz inancı olduğundan AKP'yi kendinizi şeyh bellemiş her dediğine iman ediyorsunuz. Dolandırıcı şeyh.

İnsan şairin beytini hatırlıyor:
Kendisi himmete muhtaç dede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede

Yazan: UMUT Tarih: July 23, 2008 4:02 PM

Sayın UMUT,

Saf sufilerle kimi aynı kefeye koydun?

Nasıl koydun? Yani hangi veriye dayanarak?

İnternetten karakter tahlilinde yeni bir çığır açtın da haberimiz mi yok.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 24, 2008 10:22 AM

Sn.Umut,

siz sapla samanı karıştırıyorsunuz..AKP düşmanlığı gözünüzü kör etmiş..ifratla tefrit durumu var burada..

siz AKP'yi hatasız görenleri eleştirirken kendiniz de AKP'ye mutlak her işleri hatalıdır,saman altından su yürütüyorlar diye bakıyorsunuz..

AKP bir siyasi partidir..galiba bunu bir hatırlatmak gerekiyor..tarikat falan değil..Siyaset kirli bir iş..İster AKP ister CHP..farketmez..mutlaka pislik bulaşır,siyasilere de partilere de..yüzde kaç bulaştığı ne kadar arınabildiği önemli..şeffaflık arttıkça pislikler azalır..AKP'nin kutsandığını sanmıyorum ama muhalefette Ergenekonu aklamak gibi bir gayret var, bu anlaşılır değil..

Tarikat,şeyh mürid ilişkilerine gelince kısmen katılıyorum size..sufizmin entelektüel tarafına hayran olmakla birlikte mutlak itaati hiç benimsemedim..mutlaka istismarcıları vardır..insanların saflığını sömüren şeyh kılıklı insanlar vardır..bugün Evrenesoğlu diye bir adamın müritleri olabiliyorsa düşünün artık cehaleti..

sufizm,entellektüel bir uğraştır..şeyhi hoca gibi değil de peygamber gibi görüp,mutlak itaat edenler yanlış yoldalar..Sahabe bile peygamberle fikir münakaşası yapmış,kafasına uymayan şeyi sorgulamışken bizim şeyhlere peygambere yapılmayan muameleyi yapmamız olmaz..

sizde AKP'ye olan öfkenizi biraz dizginleyin bence..keskin sirke küpüne zarar verir..

Yazan: deniz Tarih: July 24, 2008 12:57 PM

AKP

AKP

Türkiye Cumhuriyeti'nin başına gelen en korkun olay bu... AKP adında bir parti kuruluyor, başa geçiyor, ülkeyi yönetiyor (daha doğrusu yönettiğini sanıyor, ülkede kaos ortamı yaratıyor, milleti birbirine düşürüyor, ekonomiyi, çiftçiyi, esnafı, memuru parçalıyor, vatanı satıyor, vatan üzerinde herkese (dış ülkelere) konuşma hakkı sağlıyor, vatanın hayat damarlarını tıkıyıp, kurutuyor) ve kapatma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Ne de olsa hak eden hakkettiğini her zaman alıyor. Hani çok demokratik bir ülkede yaşıyoruz ya, he ondan işte.

Evet AKP gerçeği. Kör kuyulardaki karanlıktan bahsediyoruz burada, gök yüzündeki mavilikten değil. Dikkat! Sonunu göremiyoruz, içinde ne var bilmiyoruz. Şaşıyorum bu insanlara, neden bu kadar cahiller! Nasıl oluyorda karnım doyuyor diye, para daha fazla kazanıyorum diye, anam ağlıyor, al ananıda git diye, halen bu partiye oy veriliyor? Biz böyle bir milletiz işte, saf, cahil, bilgisiz. Evet çok duygusalız, misafirperveriz ama bir yere kadar olsa daha iyi olur diyorum. Sınırı aştığımızda görüyoruz olanları, herkes sevginin arkasına, hoşgörünün arkasına sığınarak yıkıyor bu beyinleri! Evet sizden bahsediyorum, AKP'den yandaşlarından ve onlara oy veren halktan! %47'den! Esnaf kan ağlıyor, memura, köpeğin önüne ekmek atarmış gibi maaş zammı veriliyor, çiftçi üretemiyorum diye, pazarcı üretileni alamıyorum diye, pazara çıkan bizlerde herşey pahalı diye dert yanıyoruz. Bu kadarla kalsak iyi tabiki. Başbakan kalkıp çiftçiye, Atatürk'ün "Milletin efendisi" diye bahsettiği çiftçiye, "Al ananıda git başımdan" diye yanıt verebiliyor, dış ülkelerin iç işlerimize karışmasına izin veriyor, Türklüğü aşağlamaya yönelik 301. maddenin önünü açıyor, "Ermeni Soykırımı vardır! Türkiye tazminat ödemelidir" diyenleri önce "kınıyoruz" diyip, daha sonra "inceleyip bakarız doğruysa tazminatı öderiz" diyor! Tarihi yalanı kabul ediyor! AB'nin uyum yasasında bulunan bir maddeyi kabul ediyor, bu madde ki Atatürk resimlerinin kamu ve kuruluşlarından kaldırılmasını istiyor. Bu madde kabul ediliyor, MEB okullardan Atatürk Köşelerinin kaldırılmasını istiyor, gerekçe olarak her yerde Atatürk'ün kullanılmaması gerektiğini, aşırı Atatürkçülüğün zararlı olacağını söylüyor. Ulaşımdan sorumlu devlet bakanı Binali Yıldırım, "parayı veren kızımı görür" diyebiliyor! Maliye Bakanı "gece vatki satış için gelsinler, önlerine pijama ile çıkarım, seviyorum bu işleri kardeşim" diyebiliyor, AKP'den olma cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Fazilet Partisi'ndeyken "Cumhuriyet'in sonu gelmiştir, sonunuda biz getireceğiz" demesini, "Çankaya'da İmam Hatip mezununun olacağı günler yakındır" demesini beceriyor. Başbakan R.T.Erdoğan İslami Terör Örgütü ile ilişkisi olan sakallı, sarıklı kendisini hoca diye isimlendiren bir kişiliksizin önünde poz vermesini biliyor! Ve bunlar nerede oluyor? Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde. Atatürk kuruyor, bu şahıslar Atatürk'e dil uzatıyor ve bir zamanlar O'nun geçtiği yerden geçip koltuğa oturabiliyor. Bu kadar mı? Yok canım yapmayın Allah aşkına. Bu kadarla biter mi? Başbakan kendinden "ben Gürcü asıllıyım" diye bahsediyor. "Benim eşim de Arap asıllıdır" diyor. Türkiye'yi kimler yönetiyor? Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Mehmet Şimşek'in İngiliz vatandaşı olduğu ortaya çıkıyor. İngiliz vatandaşı olabilmek için de kraliçeye bağlılık yemini gerekiyor. Dış işleri bakanı Ali Babacan "Türkiye'de Müslümanlar dinlerini rahatça yaşayamıyor" diyor. Gözümüze parmak sokan yok Ali bey. Bende Müslüman'ım. Sen benim ülkemi git AB'ye şikayet et. Sen kimsin, dış işleri bakanı. Benim bildiğim dış işleri bakanı vatanını yüceltir, alçaltmaz. Hele ki kendi dinini yaşayamıyor diye birşey hiç denez. Be dangalak yaşayamıyorsa da bunun sebebi hükümettir.

İşte buna benzer daha birçok şey... İnanın daha çok şey var, binlerce. Mesela başbakanın yüzlerce sabıka dosyası var ve bu adam başbakan(!) Ne diyeyim ki bu insanları başa getirenlere. Ne diyeyim, üzülüyorum, bağırıyorum, şikayet ediyorum ama şikayet ettiğim adamda bunlardan. Sarıyorlar her tarafı, sarmaşık gibi. Dikkat! Karnım doyuyor, cebim doluyor diye yaşıyorsanız ve bu yüzden bu hükümete oy veriyorsanız durun artık, yazık! Adamların amacı belli, kısa ve öz. Bu vatanı her yolla, gerek satarak, gerek gizli antlaşmalarla, gerek savaşla (iç-dış) bölecekler. Ve sonunda istedikleri İslam Devleti'ni kuracaklar. Amaç bu. Başka birşey yok. Sakın Deniz Baykal ağızıyla konuşuyor diye düşünmeyin, hayır, doğruları konuşuyorum. Bakın İran'a! En güzel örnek size bakın, doya doya, ağlaya ağlaya... 70-80 yıl önceki haline bakın İran'ın. Din tüccarları meydanlarda yokken, İran'a bir bakın. Bir kral, bir kraliçe. Bugün bir sakallı on kadın! Evet kadın! İsmi yok, görüntüsü bilinmiyor, mesleği yok, sadece kadın! Nasıl başladı bu hareket? İran nasıl böyle oldu?

İran: İlk olarak iç isyanlar başladı. Partiler yeni yollara baş vurdu, hepsi yeni birşeyler ortaya attı, dini özgürlükleri açacaklarını söylediler. Sanki din yaşanmıyordu İran'da! Her hükümet öncekini kötüledi, oy için, azınlıkların haklarını çoğalttı. Din tüccarları bekledi, zamanını. Bir baktılar bir gece, herşey bitti. Mollolar gelmişti. Hükümetin boşluğundan yararlanarak, halkı aç bırakan hükümeti onlar doyurmuşlardı, onlar barındırmışlardı, caplerine para doldurmuşlardı. Onlara devlet değil, dinciler bakmıştı. Ve sıra bakılanların haklarını ödemekteydi. Mollolara borçlulardı. Hak ölüm ile ödeniyordu! Bir gece, sadece tek gir gece. Hükümete silahlı saldırı oldu, cumhurbaşkanlığı köşkü bombalandı, ateş edildi, ordu karargahı bir gecede yerle bir edildi, askerler tutuklandı. Bir gecede! İran karanlığa büründü. Başbakan öldürüldü, cumhurbaşkanı, ordu komutanları ve tüm başlar, öldürüldü. Bir gecede! Nasıl mı oldu? Demokrasi sağ olsun! Herkes demokrasiye çıkarları için koştu, hak adalet istediler. Ve demokrasi onlara istediklerini verdi. Daha çok hak, hak, hak... Tüm haklar bir gecede silindi. Mollolar, demokrasiyi bir gecede yıktı, ortam hak düellosuna dönüşmüştü. Demokrasi hak demekti ve herkesin hakkı olmalıydı, fazlaca! Bir gecede, tek bir gecede... Ertesi gün yeni bir İran vardı ortada. ülkesini İslam'i kanunla yönetmek isteyen bir İran. Ama unutmayın ki o İslam, Hz. Muhammed dönemindeki İslam asla değildi. İslam eşitliktir, adalettir, yalan söylememek, güzelliktir, can almamaktır, Allah'ın verdiği canı yine Allah alır! İslam, kadınları korumayı gözetmeyi emreder, daha fazla kadınla ilişkiye girmeyi değil, kadın yerine senin söz söylemeni, onun adına karar vermeni değil. Kadın'da Allah'ın kuludur, akıllıdır, nasıl korunacağını bilir. İslam, zorlamayı sevmez, zorla güzellik olmazder. İslam' ı yaymak ateşle, ölümle olmaz. İsteyen alır, sen zorla veremezsin. İslam verdiği emirlere uymanı, uymassan cezanı çekeceğini söyler. Zorla o emirleri gerçekleştirmeni değil, istemeyerek, zorlamayla gerçekleştirmeni istemez. Gönülden ister. Zorlayanıda, zorlatanıda sevmez. İslam, cezanı Allah'ın öldükten sonra vereceğini söyler, ölmeden önce ceza istenmez, kelle cezanı örtmez. İslam, "oku" der. Okuma demez. Kızlarınızı okutmayın demez. Bugün İran'da kızlar ikinci planda. İslam araştırın, sorgulayın, kitabı karıştırın der, her sakallıya hoca denmez. Ondan bilgi edinilmez. Hocalık sakalla, cüppeyle, kavukla olmaz, beyindir hoca. İşte bir gecede İran! Önce fazla demokrasi yüzünden dağıldı, şimdi de abartılı din yüzünden G-8 zirvesinde değil D-8 zirvesinde. Bugün İran'da İslam polisleri var. Saç telin gözükürse ülke dışısın. Konuşmaların, mesajların dinlemede. Özgür müsün? İslam özgürlüktür... Bırakın İran bizim yönetim şeklimiz İslamiyet desin. Yalan! İslamiyet bu değil! Bir gecede öldürüldü tüm aydınlar, kaçanlar yakalandı, asıldı. Bir gecede yarım saat zaman verildi aydınların ülkeyi terk edebilmeleri için. Aydınlar, ülke dışı edildi. Bir gecede, yatağında doğranarak öldürüldü, doğru söyleyen din adamı. İslam, ölüm değil, korku değil, göz yaşı değil, adaletsizlik değil! İslam bu değil!

İşte İran'ı öğrendiniz. Biraz araştırın bakalım, Türkiye'de neler oluyor. Benzerlikler var mı? Ben önce söyliyeyim, bir hayli var! İran yavaş yavaş yaptı herşeyi. Özgürlüklerin arkasına saklanarak, hak isteyerek, hükümetin unuttuğu insanları kullanarak, 60 yıl bekledikten sonra gerçekleştirdi İslami Devrimini. Ama yine diyorum, İslam bu değil! İran'ın İslam anlayışı, gerçek İslam değil! İşte bugün, bizde bu sürece dahil edildik. Yavaş yavaş. Halkı birbirine düşürerek, boşluk yaratarak, boşta kalanları kullandırarak, milleti ikiye bölerek! İşte Mamak! Aydınlar yakıldı bir gecede!!! İşte başımızdakiler, bir seçimle! İşte eser, yıkık, parça Türkiye! Uyan ey milletim uyan, uyan küçük kardeşim, uyan yaşıt dostum, gencim, uyan büyüğüm, uyan! Din sömürü değildir, inanma, aç Kur'an'ı ondan bak! Araştır. Aslında Kur'an yorumlarıda farklı, o yüzden tek bir Kur'an'dan yararlanma! Araştır, oku, öğren, öğret. Kalk, senelerdir uyuyan milletim kalk! Seni kimler yönetiyor bir bak!

Bir İran kadını sesleniyor asil türk kadınına! "Tehlikenin farkında olun" diyor. "Bize güzel günler olacak dediler, inandık" diyor. "Kanmayın" diyor, hemcinsiniz... Tehlikenin farkında mısınız? diye sormayacağım. Tehlikenin farkında olun! DİYORUM...!

YIKIN HEYKELLERİMİ

Ey milletim,
Ben Mustafa Kemal’im ….
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala “En hakiki mürşit” değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim ….
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
*******
Özgürlük; hala en yüce değer değilse eğer …
“Prangalı Kalsın” diyorsanız, köleler …
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
*******
Yoksa “Çağdaş Medeniyet” in bir anlamı,
Ortaçağ’ a taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tükürenleri …
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
*******
Yetmediyse acısı şiddetin, savaşın,
Anlamı kalmadıysa
“Yurtta sulh, dünyada barış” ın,
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın …
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
*******
Özlediyseniz fesi, peçeyi,
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi,
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten
Şifa Arıyorsanız Muskadan, üfürükçüden
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
*******
“Eşit olmasın” diyorsanız kadınla erkek …
“Kara çarşafa girsin” diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek …
Diyorsanızki ; “okumasın kadınımız, kızımız ;
Budur bizim alın yazımız”
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
*******
Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet …
Özlemini çekiyorsanız saltanatın, sultanın …
Hala önemini anlamadıysanız “Ulus” olmanın
Kul olun, ümmet kalın, fetvasını bekleyin şeyhülislamın
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi



Yazan: Yiğithan AKMAN Tarih: July 24, 2008 1:15 PM

Eğer günahsız bir iktidar arayacak olur isek, Üç ayda bir seçim yapmamız gerekir.
Halktan oy alamayan partiler, veya partileri halktan oy alamamış partililer halka kızmasınlar!
Kızdıkça oy kaybedersiniz, kızdıkça rakiplerinizi rakipsiz kılarsınız!
Türkiye'nin menfaatleri gerçekçi olmayı gerektiriyor.
Sığ politikaların ne ülkeye nede millete faydası yoktur. Akp ye oy vermiş her vatandaşı hain, gerici yobaz damgası ile damgalamak, Akıllı siyasetçilerin işi olmsa gerek! ne acıdır ki, neden seçim kazanamadığını düşünemeyen, seçimi kaybetmesinin muhasebesini yapmaktan aciz liderler. bunun muhakemesini yapamayan liderler, bu acizlikleri ile bir sonraki seçimi de daha ilk günden kayıp ediyorlar!
Akp bir sürü yanlış işler yapmıştır ama, ne kadar yanlış yapmış olursa olsun, karşısındaki düşünme tembeli liderler yüzünden bir sonraki seçimide onların sayesine kazanmıştır.
Nasıl olmuştur bu? Akp muhallfleri aslı astarı olmayan sonuçlarla kendini aldatmıştır. Seçim sonunda gerçek ortaya çıkıncada seçmene hakaret etmişlerdir. seçmene satılmış adam muamelesi yapmışlardır. aptallıkla suçlamışlardır. Seçmeni böyle ithamlarla itham etmiş liderlerin bir sonraki seçimde alacakları oy bellidir. önceki seçimde ne almış iseler, üç aşa, beş yukarısını alacaklardır. Altı yukarısını aldıkları zaman "taş çatlar, balık kavağa çıkar."
Akp ye karşı olan liderler, Seçim sonuçları ortaya çıkınca, halka sövmek yerine "biz yanlış hesap yapmışız" Hesabın doğrusu halkın yaptığı hesaptır deselerdi, diyebilselerdi kayıpları ne olurdu?
Demezler, diyemezler! çünkü onların bunu düşünecek kadar düşünme kabiliyetleri yoktur!
Onlar halkı oylarını satmış olmakla itham ederler. ve böylece bundan sonraki seçimide kayıp ederler. yeni bir seçimin sonunda olacak zaten bellidir. onların yapacaklarıda bellidir.
Eski plağı yeniden koyarlar pkaba... cızır cızır dinler bu millet onları! "millet oyunu sattı." millet oy vermeyi bilmiyor!
Düşünceden yoksun tartışmalar, kısır kavgalar, demogoji ile geçer zaman...
Oysa düşünülecek çok konu vardır. mselenin özü vardır.
Mesela, "bu sistem neden işlemiyor," ülkenin rejiminde bir ayar bozukluğu bir oturmamışlık mı var?
Hep birlikte iktidarı muhalefeti ile bir olup bunları düşünmesi gereken ülke siyaseti Bir biri ile yaka paça kavga etmekte, baskın ve güçlü çıkmak için kavgayı kazanmak için halkıda kullanmaktadır.
Halk bu kavgaya iştirak etmeyince de, halka kızmaktadırlar.
Kendi adıma ben yokum arkadaş! seçimde gereği yapılacaktır...
Haaa ülke için kayıtsız mı kalacağım?
Elbette hayır.
Ülke meselelerinin sükunetle düşünülmeye ihtiyacı vardır.
Bu sükunet kavganın içerisinde olamaz. onun için ben bu kavgada yokum!
Akp kapatılmalı mı kapatılmamalı mı?
Bana ne kardeşim? ben Anayasa mahkemesi üyesi miyim? Bunu düşünmek benim işim mi?
Bu ülkenin aklı selime ihtiyacı vardır. bu ülkeyi gerçekten sevip, ülke menfaatine yarayacak bir fikir ortaya koyabilmeyi düşünelerin sükunet içerisinde düşünmeleri gerekir. Bu da onların, siyasetten siyasetin kavgalarından uzak olmalarını gerektirmektedir. Eğer ülkeyi gerçekten seviyor, ülkedeki fikir kabızlığına çare olmak istiyorsanız. siyaset kavgasından uzak durunuz.
Bu ülkenin bir birini boğazlayacak insanlara ihtiyacı yoktur. Kavganın ülkeye faydası yoktur. ülkenin fikre ihtiyacı vardır. buda süküunet içinde düşünmekle mümkündür.
özellikle gençlere söylemek siterim ki, bakın sağınıza solunuza, Ülkeyi düşünmesi gerekenler fikir üretmesi gerekenler, ortaya çözüm koyması gerekenler bu vazifelerini unutmuşlar. siyaset kavgasının göbeğinde siyasetin tam orta yerinde bir birleriyle boğuşuyorlar!
Bunun kimseye faydası yok genç kardeşim!
Hiç bir şey düşünmesen bile, bu siyasetçi neyin kavgasında? onu düşün!
Zannetme ki onlar ülke millet menfaati için kavga ediyorlar.
Onların kavgası saltanat kavgasıdır.
Eğer onların kavgası saltanat kavgası olmamış olsa idi, onlar iktidar olanların saltanat sürmesini sağlayan bir düzeni sahiplenmezlerdi!
Eğer bu ülkede iktidar olanlar, saltanat sürmelerini sağlayan böyle bir düzen olmasydı kimse ülke millet menfaati için kavga etmezdi!
Birileri saltanat kavgasına tutuşmuş, sana ne oluyor kardeşim?
Saltanatın başına geçecek olan sen değilsin ki?
Eğer ülke millet menfaati senin için önemli ise; Bu saltanat düzeni nasıl normal düzen haline gelir, Bu saltanat düzeni nasıl cumhuriyet haline gelir bunu düşün.
Bunu ben düşündüm ama, benim düşünmem yetmiyor! Bunu binlerin milyonların düşünmesi gerekiyor!
Ancak o zaman, gerçek anlamda bir cumhuriyet düzeni ülkede var olacaktır.
Daha mükemmel bir cumhuriyet idealimiz olmalıdır. Bu olmadan daha mükemmel bir Türkiye, tam bağımsız bir Türkiye, insanlarını mutlu edebilen bir Türkiye hayal olmaktan ileri gidemez! Bunun bilinci ile düşünmelisin!
Saygılarımla.


Yazan: izzet Kütükoğlu Tarih: July 24, 2008 5:08 PM

Perinçek'ten ilginç bir mektup (Fatih Altaylı)

Madem mektuplardan gitmeye başladık, bugün de cezaevinden gelen bir
başka mektubu aktarayım.
Doğu Perinçek'in mektubunu. Kendi elyazısıyla kaleme alıp, elden yolladığı, hayli ilginç mektubunu.
Mektubun bir bölümünü kişileri hedef aldığı için çıkardım.
Ancak bütünlüğüne hiç bir zarar vermedim.
İşte o mektup:


"Sayın Fatih Altaylı,
Aziz kardeşim,
Şimdi Habertürk'te sizi dinledim; hep dinliyorum.
Bizi bilgilendiriyorsunuz, akıllısınız, vicdanlısınız.

Özden Örnek'le ilgili söylediklerin hepimizin, bütün milletin vicdanında duyduklarıdır. Hepsi çok doğru ve mutlaka bu ses yükselmeliydi. Sağolunuz.

Ergenekon'a gelince...
"Sonuna kadar üzerine gidilmeli, çeteler ortaya çıkarılmalı, yıllarca bunun mücadelesini verdik" diyorsunuz.
Bunlar yaşadığımız uygulamayla, bugünkü soruşturma pratiğiyle en küçük ilgisi kurulmayacak, ayağı yere basmayan, havada sözler!
Doğu Perinçek, Alemdaroğlu, İşçi Partisi yöneticileri, İlhan Selçuk, Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un üzerine yürümek mi çeteleri açığa çıkartacaktır.
İnsaf!
Vicdanlarımızı Ergenekon'a gelince tatile mi yolluyorz?
Türkiye'ye kontrgerillayı biz öğrettik. Onun işkence halerinden, sorgularından geliyoruz.
-1973 TİKP savunması
- 1978-80 Aydınlık kontrgerilla yayınları
-1987 MİT raporları ve kontrgerilla faaliyetlerini ortaya döken mücadeleler
-1996 Susurluk, Çiller örgütü
-Ondan önce Turgut Özal'ın örgütlediği Emniyet'teki şeriatçı cunta
-Sakarya Üçgeni ve Doğu'daki cinayetler
-Hizbullah
- Fethullahçı Gladyo vb.
Kontrgerillayı Türkiye'ye, kamuoyuna, basına hepinize, siz dahil biz öğrettik.
Önder arkadaşlarımızı şehit vererek, can pahasına verdiğimiz mücadeleyle kontrgerillanın ciğerini, ruhunu, her şeyini ortaya çıkardık.
Hiram Abbas-Eymür ikilisi "İtiraf etmek lazım Perinçekler bizi iki kez felce uğrattı" dediler.
Savaş hala o savaş.
Biz bugün de kontrgerilla ile uğraştığımız için hedefteyiz.
Yalnız bir değil, diğerleri de. Alemdaroğlu vb.
Kontrgerilla'nın öldürdüğü insanlarımıza bakınız, ADD Genel Başkanı Muammer Aksoy'lar, ADD Genel Başkan yardımcısı Prof. Kışlalı'lar, Org. Eşref Bilis'ler, Uğur Mumcu'lar...
Bugün Ergenekon'dan içeri atılanlara bakınız. Yine aynı insanlar.
Atatürkçüler, devrimciler, yurtseverler!
Hapse atılanlar arasında falanca mafya babası da var diyeceksin.
İşte onlar sizin gibi temiz kalpli arkadaşlarımı aldatmak için araya serpiştiriliyor.
Bunu görmeyecek, göremeyecek bir insan mısınız siz!
ABD güdümlü Fethullahçı Gladyo, bugünkü Kontrgerila, Uğur Mumcu'ları öldürmesinden bu yana aynı operasyonu sonuçlandırma girişiminde, Kemalist devrimi yıkıp bitirme hamlesinde!
Siz temiz kalpli arkadaşlarımız ise, çeteleri bitirin çağrısı yapıyorsunuz. Atatürk'ü bitiriyorlar, göremiyor musunuz!
Çeteleri, kontrgerillayı ABD mi bitirecek, AKP iktidarı mı bitirecek?
Mafyadan, çetelerden söz ediyorsunuz.
Size Mafya-tarikat-gladyo takımının son manzarasını hatırlatayım: Hasan Doğan'ın cenazesi
Mafya-tarikat-gladyonun üzerine gidelecekse işte oradalardı.
Çetelerin üzerine Atatürkçü, milli bir hükümet gidebilir.
Partileri kapatılıyor.
İşte çetelerin üzerine gitmek bu hareketle başlıyor.
Sizlerin Ergenekon mu bunlar diye kuşkuyla baktığınız insanlara bakın.
Burada oturanlar Bağ Kur borcunu ödeyemeyenler, çek defteri, banka hesabı bile olmayanlar. Bunlar mı çete!
Niçin bu hatalı bakış açısındasınız?
Gladyo teoriniz gerçekçi değil.
Gladyo NATO'nun, NATO üyelerini denetleme örgütüdür! Adresi ABD, NATO orada bulabilirsiniz.
1990 Körfez Savaşında Orgeneral Necip Torumtay Özal'ın, ABD'nin kara harekatını kabul etmedi. İşte kopuşun başlangıcı budur!
Eşref Bitlis ABD'nin Kuzey Irak planının bozmaya giriştiği için katledildi.
Eşref Bitlis'in öldürülmesi kopuş noktasıdır. Tarih 17 Şubat 1993.
Oradan çuval geçirmeye kadar gelindi. Türk ordusu ABD için artık güvenilmezdi, hizadan çıkmıştı.
Bu süreçte gladyonun merkezi polisin içine taşındı. Orada bir şeriatçı cunta oluşturuldu.
İçişleri Bakanlarına bakınız. 1973'ten bei hep şeriatçı takımının elinde oldu.
Ordu ABD'ye vaziyet almaya başlayınca merkez polisin içine kaydırıldı. Fethullahçı gladyo.
......(Burada kişilere yönelik suçlamalar var. Kanıtsız olduğu için o bölümü yazamıyorum)
Kuddusi Okur mu çete?
Yoksa Tayyip-Ethem ikilisi ve Fethullah vb mi?
Olayı doğru zemine oturtamazsak işin içinden çıkamayız.
Bu mektubu size tarihi bir belge olarak, kendi elyazımla, size çok değer verdiğim ve yürekten dostluk duyduğum için yazdım.
AKP yıkılıyor. AKP sonrasını Türkiye'nin çok iyi planlaması ve hayata geçirmesi lazım.
Tarihten gelen çok sağlam bir rota var: Kemalist Devrim.
Türkiye büyük sancılarla da olsa Atatürk'ü yeniden keşif yıllarına giriyor.
Bu yolda hep birlikte olacağız, vicdanlı ve vefalı kardeşim.
Candan selam ve saygılar
Doğu Perinçek"


Yürüyedur Oray

Son dönemin en başarılı köşe yazarlarından biri, son günlerde hedef haline getirildi.
Sözünü ettiim kişi Oray Eğin.
Yazılarını her gün merakla okuduğum, müdanasız, özgür, sivrihatta fütursuz bir kalem.
Bu nedenle de "Medya çetelerinin", ürküttüğü katırların hedefi.
Yayın yönetmenlerinin kalemşörleri tarafından hedefe oturtulan müthiş bir yazar.
Oray Eğin'e saldıranlar, bu saldırıların Oray'ı yıldırıcağını veya en azından gözden düşüreceğini zannediyorlar.
Oysa tam tersi.
Oray Eğin bu saldırılarla daha da büyüyor. Yaşından öte bir olgunluğa kavuşuyor.
Ben ve çevremdeki herkes de onu her geçen gün daha büyük keyifle okuyuruz.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Adamlara saldırarak adam olunmayacağını anladığımız zaman


Yazan: Hülagü Tarih: July 24, 2008 6:08 PM

Herkes Turkiye Iran olur mu diyor. Turkiye Iran olmaz cunku Iranlilar bagimsizliga hala onem veriyor. Turkiye bu gidisle fakir Saudi Arabistan olacak.

Bagimsizlik lafini agzina alanlar bunya basininda is bulamaz oldu. AKP ve Gulen tayfasi oyunu cok guzel oynuyor. Turkiye'nin bagimsizliginindan feda ederek dinci siyasetlerine kredi kazaniyorlar.

Mustaf Akyol'un konusma yapmak icin gittigi CFR (New York) denen orgutun baskaninin yazdigi yazilara bakin. Artik ulkelerin bagimsizliklarindan vazgecmesininin vaktinin yaklastigini savunuyor. Gerek ABD'de gerek Turkiye'de bagimsizligina sahip cikanlar dinciler tarafindan beyni yikanmamis aydin kesim. Dinci politikacilarin kendisini kullanmasina izin verdigi kesimin hicbir gelismeyi sorguladigi yok.

Yazan: nyoped Tarih: July 24, 2008 10:57 PM

Ben yorumumda AKP yandaşlarının çok taraflı olduğunu söylemeye çalışmıştım ama bu yorumdan dolayı ben fanatik bir AKP karşıtı ilan edilmişim. İronik bir durum.

AKP yandaşı medyada görülen tarafgirliği AKP karşıtı medyada göremezsiniz. Tabii siz bu yoruma katılmayacaksınızdır.

Yazan: UMUT Tarih: July 26, 2008 1:14 AM

Ümit Bey,

yazinizi okurken sanki CHP`nin parti ici Demokrasi anlayisini tarif ediyormussunuz gibi geldi bana. Mustafa Sarigül`ün elestirilerine karsi girisilen tavir, ucusan sandalyeler, nihayetinde ciddi bir rakip oldugunu anlayinca partiden aforoz edilisi…
Bazi parti üyelerinin, vekillerinin ve hatta secmenlerinin "Atatürk`ün Partisi" diye her türlü antidemokratik hal ve davranisi hos görüsü, anlattiginiz Seyh- Sufi iliskisine cok da güzel bir örnek teskil etmiyor mu sizce? Ama belki isim de bir degisiklik yapmak gerek!
Sizin ifadenizi kullanarak ayni elestiriyi size yöneltmek istiyorum:

"CHP sizin Önderiniz siz de onun zavallı saf devrimcilerisiniz. Onlar ne yaparsa yapsın onların önderliginden sual etmezsiniz.
Keşke durumunuza biraz dışardan baksanız! Ama içinizde lider kültüne ve devrim heycanina olan askiniz CHP' ye körü körüne itaat etmenizi gerektiriyor!“

Yazan: canan Tarih: July 26, 2008 4:15 AM

Sayın Canan Hanım

Baykal taraftarı olduğumu nerden çıkardınız ki?

Deniz Baykal son derece dürüst bir insandır. AKP'de Baykal'ın dürüstlüğüne yaklaşan pek fazla insan bulamazsınız. Bu ülke Deniz Baykal'ın dürüstlüğünü ve dobralığını kaldıramıyor henüz. Buna karşın ben Baykal'ın liderlikten çekilmesi gerektiğine inanıyorum çünkü bir yazarın dediği gibi gerçekten çok İsviçreli duruyor bu ülkede.

Baykal ne kadar dürüst ve nitelikli olursa olsun onun çevresinde sistemli bir şekilde bir antipati duvarı örüldüğü bir gerçek.

Seçime yakın zamanlarda bir mail dolaşıyordu ortalıkta "Deniz Baykal'ı gerçekten neden sevmediğinizi biliyor musunuz?" sorusu soruluyordu mailde.

"Deniz Baykal'a rağmen CHP" lafı Türkiye tarihinin en başarılı söylentilerinden biridir. Evet bu söylentiye birçok insan inanır ama o insanlara tek tek sordupunuzda kimse Baykal'ı gerçekten neden sevmediğini, neden "Baykal'a rağmen" dediğini bilmez. Tabii sözüm Baykal'ın kişiliği için geçerli yoksa onun Politik söylemini benimsemeyen bir insan her durumda zaten CHP'ye oy vermeyecektir. Zaten bu "Baykal'a rağmen" lafı onun kişiliği ile ilgilidir.

Az önce de söylediğim gibi ben Baykal'ı işçi kökenli olduğu halde her nasılsa oğluna gemi, damadına TV, gazete alan kimilerinden çok daha dürüst ve nitelikli bulmama rağmen çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Baykal bu ülkede oy alamıyor ve öyle görünüyor ki bundan sonra da alamayacak. Onun varlığı maalesef AKP'yi güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor şu anda. yanlış politikaları da cabası.

Ama şunu söylemeden de edemiyorum Baykal'ın durumu Kafka'nın Bay K'sından farklı değil. Herkes onu mahkum ediyor ama ortada bir suç yok.

Yazan: UMUT Tarih: July 28, 2008 3:11 PM

Umut Bey çok politik davranan bir arkadaş galiba..güzel kıvırıyor.

AKP antipatisi her halinden belli oluyor ama biraz sakin olun denince'benim AKP karşıtı olduğumu nereden çıkarıyorsunuz' diyor..

neden CHP'Ye çok merhametli akpye çok haşinsiniz denince..'CHP'yi savunduğumu nereden çıkarıyorsunuz'diyor..

bu tarz uslüpla baş etmeyi hiç öğrenemedim,bana samimi gelmiyor..

Yazan: dost Tarih: July 30, 2008 8:55 AM

DOST adlı yorumcuya...
Nerede AKP karşıtı olmadığımı söylemişim?
Olaylara at gözlüğüyle bakan fanatik bir muhalif olmamak, hiç muhalif olmamakla eş midir?
Nerede "CHP yi savunduğumu nereden çıkarıyorsunuz" demişim?
Baykal taraftarı olduğumu nerden çıkarıyorsunuz dememden bu yoruma nasıl vardınız???

Hatırlatayaım: Yazı gözle görülür, beyinle yorumlanır.

Ama hakkınızı yemeyelim; sizinkiler çok samimi iftiralar...

Yazan: UMUT Tarih: July 30, 2008 2:15 PM

akp antipatisi olan Umut 1:

AKP sizin şeyhiniz siz de onun zavallı saf sufilerisiniz. Onlar ne yaparsa yapsın onların hikmetinden sual etmezsiniz. Keşke durumunuza biraz dışardan baksanız ama içinizde saflık, iyilik ve müslüman insan kötü şey yapmaz inancı olduğundan AKP'yi kendinizi şeyh bellemiş her dediğine iman ediyorsunuz. Dolandırıcı şeyh.

AKP'YE çok da hiddetli olmadığını İMA EDEN UMUT 2;

Ben yorumumda AKP yandaşlarının çok taraflı olduğunu söylemeye çalışmıştım ama bu yorumdan dolayı ben fanatik bir AKP karşıtı ilan edilmişim.

----------------------------------------

UMUT 1, AKP sizin dolandırıcı şeyhiniz diyerek partiye olan fanatik karşıtlığını keskin bir şekilde ifade ederken UMUT 2 kıvırıyor ve ben akp yandaşlarına çok taraflılar diyorum deyip partiyi hedef almadığını,taraftarlarını hedef aldığını söylemeye getiriyor..yersen tabii..

------------------------------------------------

laf oyunları yapmaya çalışan CHP pardon Baykal taraftarı (ya da değil) olan UMUT 3;

Deniz Baykal son derece dürüst bir insandır. AKP'de Baykal'ın dürüstlüğüne yaklaşan pek fazla insan bulamazsınız. Bu ülke Deniz Baykal'ın dürüstlüğünü ve dobralığını kaldıramıyor henüz. Buna karşın ben Baykal'ın liderlikten çekilmesi gerektiğine inanıyorum çünkü bir yazarın dediği gibi gerçekten çok İsviçreli duruyor bu ülkede.

-------------------------------------------------

Bugün CHP'nin politikalarını belirleyen Baykalı bu kadar savunmak Baykal taraftarlığı olmuyor..bu kadar elit bir insanı Türkiye kaldıramıyor demeye getiriyor ama arkadaş bu haliyle fanatik chp taraftarı olmuyor..

Baykal taraftarı değilim diyor Baykala düzmediği övgü kalmıyor..sonra da bu CHP'Yİ savunmak anlamına gelmiyor..chp ayrı Baykal ayrı demeye getiriryor..

bir ara Baykal taraftarı değilim sözünü haklı çıkarmak için şöyle bir laf ediyor,

'Onun varlığı maalesef AKP'yi güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor şu anda. yanlış politikaları da cabası.'

sonra buna da içi el vermiyor ve hemen kıvırıyor,

'Herkes onu(baykal) mahkum ediyor ama ortada bir suç yok.'

bu aralar tvlerde çok dans yarışması düzenleniyor..ondan galiba..herkes kıvırıyor..Serdar Ortaç'ın kulağı çınlasın..

binlerce dansöözzz varr..


Yazan: dost Tarih: July 30, 2008 11:44 PM

Umut Bey,

Baykal taraftari oldugunuzu cikaran ben degilim, aksine bunu bir önceki yorumunuzda siz söylüyor ve benim asil dikkatinizi cekmek istedigim noktayi da kaciriyorsunuz.

Aslinda dikkatinizi cekmek istedigim husus, antattiginiz kissa ile yaptiginiz genelleme ve bir anlamdaki kücümseme. Bu yüzden sizin son cümlenizi alinti yaparak, özeneyi degistirdim. Bunu yaparken ki amacim da, bu tarz söylemlerin ne kadar populist olduguna isaret etmekti; ki "bazi" sifatini bilincli bir sekilde kullanarak genellemeden kacindim.

Siz Türkiyenin yüzde 46`lik secmen kitlesini, "saf" ve belki de manipule edilmesi kolay bir kitle olmakla itham ediyorsunuz. Bu zihniyet neye yol acar biliyormusunuz Umut bey?
Gecen aylarda sahit oldugumuz "dağdaki çoban'la,benim oyum eşit mi?” mantigina yol acar ki, bu toplumdaki demokrasi anlayisinin tamamiyla katli demektir.

Maalesef bu uslub Türkiye`de tartisma zeminlerinin vazgecilmez bir parcasi olmus. Uzlasmak, birbirimizi anlamak yerine, cirkin tanimlamalarda bulunmayi ve her halukarda muhalefet olmayi seciyoruz kendimize; Buarada son yorumunuzdaki hatirlatmaniz yine güzel bir örnek teskil ediyor bu duruma “Yazı gözle görülür, beyinle yorumlanır.”

Yazan: canan Tarih: July 31, 2008 2:01 AM

Yorumlarınızdan 2 adet okudum, diğer yazılarınızı bilmemekle beraber; oldukça bilinçli yazılmış tarzda. Beğendim ve mantıklı buldum doğrusu. Teşekkürler.

Yazan: Emre Güngör Tarih: August 6, 2008 2:32 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)