« Ağlama Duvarı’ndaki General | Ana Sayfa | Atatürk Dualarımızı İşitir mi? »

June 23, 2008

Din Olmadan Ahlak Olur mu?

[23 Haziran 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Ülkede bir tarafta “darbe” olurken öteki tarafta felsefi konuları tartışmak zor. Ama imkânsız olmadığı gibi gerekli de. Şerif Mardin Hoca’nın “Kemalizm, iyi, doğru ve güzeli tarif etmede sığ kaldı” yorumu üzerine başlayan “ahlak” tartışması ise, ıskalanmaması gereken önemli bir konu.

İsmet Berkan Radikal’deki köşesinde üst üste bir kaç yazıyla bu konuyu ele aldı. Özetle, ahlakın kökeninin din olmadığını, dine dayanmayan (yani “seküler”) bir ahlakın da pekala olabileceğini ve zaten olduğunu söyledi.

Peki durum gerçekten böyle mi?

Önce şunu teslim edeyim: “Dinsiz” insanlar da pekâlâ ahlaklı olabilirler. Böyle pek çok birey gösterebileceğiniz gibi, oldukça seküler olan kimi toplumlarda epey sağlam bir ahlaka rastlayabilirsiniz. Örneğin İsveç, dini inancın epey zayıfladığı, ancak saygı, hoşgörü, tevazu, yardımseverlik gibi ahlaki erdemlerin güçlü olduğu bir ülkedir.

Öte yanda da dindar olan (daha doğrusu kendini öyle tanımlayan) kimi insanların hiç de ahlaki davranmadığına tanık olabilirsiniz. Türkiye’de hep ballandıra ballandıra tasvir edilen “sahtekâr dinci” portresine gerçekten de uyan tipler vardır kuşkusuz.

Ama mesele bu kadar basit değil. Çünkü asıl soru, bireylerin dine referans vermeden ahlaklı olup olamayacakları değil. Asıl soru, dinden tümüyle bağımsız bir “ahlak anlayışı”nın inşa edilebilir ve korunabilir olup olmadığı.

Bu çok önemli, çünkü “benim herhangi bir dini inacım yok” diyen insanların çoğu da, aslında topluma sinmiş olan din kökenli ahlaki değerlere inanıyor. İsveçliler bugün çok seküler olabilirler, ama inandıkları ahlaki değerler aslında Hıristiyanlık’tan süzülerek gelmiş şeyler.

Bu durum karşısında “ee, demek ki köken din olsa da, sonra bunlar laikleştirilip yola devam ediliyor” diyebilirsiniz. Ama mesele yine o kadar basit değil. Papa XVI. Benedict’in işaret ettiği bir sorun var: Dini değerler, toplum sekülerize olduğunda da belki bir veya iki kuşak yaşıyor. Ama zamanla bu değerleri korumanın bir gerekçesi kalmamaya başlıyor. “İnsanlara karşı merhametli ve yardımsever olmalısınız” hükmü, din ortalıktan kaybolunca da bir süre etkili olsa bile, bir süre sonra birileri çıkıp şöyle diyor: “Bir dakika, niye öyle olacakmışız ki? Niçin canımız ne isterse onu yapmıyoruz?”

Rus kökenli Amerikalı yazar Ayn Rand, işte tam da bunu söylemişti. Sadece ateist değil aynı zamanda da “din karşıtı” olan Rand’in kurduğu felsefe, bencilliği ve diğer insanlara karşı umursamazlığı yüceltiyordu. Bugün Rand’in romanlarından etkilenen milyonlarca insan, “sadece kendini düşün, kendini tatmin etmekten başka hiç bir amaç gütme” ilkesine inanıyor.

İşte, dinden kopmuş bir kültürün böylesine gayrı-ahlaki bir yöne savrulmayacağının hiç bir garantisi yok. Ortada din gibi “toplum ve bireyler ötesi” bir referans kaynağı olmayınca, topluma ve bireylere “nasihat” verecek sağlam bir otorite de kalmıyor.

Buna karşı, “insan doğası zaten özünde iyidir, kendi kendine doğruyu bulur” diye itiraz edebilirsiniz. Ama tarih boyunca yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz sayısız kötülük, sanırım insan doğası hakkında bu kadar iyimser olmayı epey zorlaştırıyor.

Bir de şunu önerebilirsiniz: “Herkes, kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, öyle davransın.” Buna göre herkesin “başkalarının bana dürüst olmasını istediğime göre ben de dürüst olmalıyım” demesi gerekiyor. İyi, ama ya şöyle derlerse: “Başkalarına dürüst davranıyor gibi gözükeyim, böylece onları da dürüstlüğe teşvik edeyim, ama arada fark ettirmeden ‘işimi’ göreyim.”

Kısacası dine referans vermeden ahlak inşa etmek pek öyle kolay bir şey değil. Kemalizm bu kadar “sığ” olmasaydı bile, işi zordu.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 23, 2008 11:40 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey liberalliğini eleştirmek istiyorum, bi tane yazarı referans göstererek din olmadan ahlak olmaz demek liberalizm adı altında dini taassubun bir göstergesi olur ancak.

Yazan: Liberal Tarih: June 23, 2008 12:35 PM

sayın akyol bence ahlakın temeli dini inancın o kişiye yaptırım kuvvetidir.yoksa insan neden ahlaklı olayım diye düşünür ama dini yaptırımıyla kişi davranışını kontrol altına alır bu demek değildir inançsız insan ahlasız veya tam tersi ama şuda bir gerçek bizi ve beni ahlaklı olmaya zorlayan Kainatın sonsuz sahibi RABBİ dir .bu kelime terbiye eden demek RAB.SAYGIMLA VE SEVGİMLE

Yazan: fatma Tarih: June 23, 2008 1:28 PM

sn.liberal,

bir gazete köşesinde analiz ancak bu kadar olur..birçok yazardan örnekler verilmesini beklememek lazım..önemli olan anafikir..bunu destekleyen ya da karşısında olan birçok yazar istenirse bulunur,bu sorun değil sanıyorum..

salt sekülerizmin ahlak felsefesi kurması için ahlakın kaynağı sorusuna doyurucu cevap vermesi gerekir..

evrimsel süreçten geçmiş,kendi kendini var etmiş ve eylemlerinin hesabını vermek zorunda olmayan insanlar neden ahlaklı olmalı?..neden kısa ömründe başkaları için fedakarlık yapmalı?..neden parasını fakirlerle paylaşmalı?.neden dürüst olmalı,çıkarı için yalan söyleyip gününü gün etse,bankaları hortumlasa kime ne?..yaptığı herşeyi kılıfına uydurduktan sonra yanına kar kalıyorsa,dünyevi cezalardan yırtmayı becerebiliyorsa neden çalıp çırpmasın?..

ABD kendi ekonomik çıkarı için petrol ülkelerini işgal edip,yağmalıyorsa neden bu suç olsun?..güçlü olan hayatta kalır ve daima kazanırsa,evrimsel süreç böyle işliyorsa neden ABD'ye kızıyoruz?..

Tolstoy,din felsefesinin temeline bu soruyu oturtmuş bir yazar..bu dünyadan sonra eylemlerimin hesabını vermeyecek ve yok olup gideceksem neden ahlaklı olmalıyımı sorgular..

Mustafa Beyin değindiği soru önemli,ıskalamamak lazım..

saygılar..

Yazan: deniz Tarih: June 23, 2008 1:56 PM

Hipokrasi iyi birsey degildir.
O zaman bende amerikali yaratilisci, bushun dini konulardaki danismani Ted Haggard in nanelerine basvururum. Bilen bilir, televizyon evangelisti Ted escinsellere ateistlere her turlu hakareti yapr dururdu. Her turlu kotu aliskanligin, uyusturucu kullanimin kaynagini ozellikle ulkesindeki ateistleri suclar durudu kitleler onunde. Gecen yil mi ne, escinsel iliskisi ortaya cikti, bol bol uyusturuculu. Utanmadan cikip gunahkar oldugunu soyledi derin bir husu ile. Hipokrasi iyi birsey degil. Ve bu olay Ted i baglar!
Tek tek kisilerden alinti yapip boyle genel yargilara varamayiz sanirim, varilacak olsa karsi alinti cok, istifade ederdik. Degerler bizzat insanlarin urunudur. Gunumuzde bunun tartismak bile anlamsiz artik. Din karsisindaki insanlar bile dinleri "baska" yerden gelen degerlerle yargiliyorlar, dini yorumlardaki zenginlik de tam olarak bunu gosteriyor. Yani dine gore degil, dinleri kendilerine gore yorumluyorlar, belirli bir yere kadar "karsilikli" bir etkilesim de mumkundur tabi. Bugun neden kolelige karsi cikiyoruz mesela? Din soyledigi icin mi? Neden ellerin kollarin kesilmesine, kirbaca karsi cikiyoruz? Isvecliler hristiyanliga dayanarak mi escinsellere haklar verip onlara karsi daha hosgorululer - yoksa orasini saymiyoruz mu? Irkciliga karsi tepkileri hristiyanliktan mi yoksa gecmiste ysadiklari kotu tecrubeden yeni degerler mi kazandilar? Amazonun kuytu koselerinde yasayan yerli kabilelerin kendi degerleri yok mu yada?
Insanlar sosyal birer oyuncu. Oyunu oynarken, etkilesip iletisim sosyallige bagimli olmamizdan bir takim degerlerin olusmasinda sasilacak bir taraf yok. Akside mumkundur, ama bunlar "stable" yapilarin olusmasina katki saglamadigi icin dezavantajli konumdadir.

Anlasilan o ki pragmatik bir sekilde liberalligin piyasa kismini, guncel politik ihtiyaclarimizi karsilayacak kavramlarini alip gerisini bosvermisiz. Onu bile kusa cevirmisiz.
Liberal arkadaslara biraz liberalizm okumalarini tavsiye ediyorum, mesela suradan baslayabilirsiniz:
http://en.wikipedia.org/wiki/Value_pluralism

Yazan: fuatogl Tarih: June 23, 2008 2:08 PM

Merhamet & kendi çıkarı söz konusu olduğunda merhamet

Vicdan & kendi çıkarı söz konusu olduğunda vicdan

Yardımseverlik & kendi nefsi söz konusu olduğunda yardımseverlik

Liste uzar gider.

Bir insan pek ala dini eğitim almadan, dini inanç sahibi olmadan vicdanlı olabilir, ama bu vicdanı nereye kadar, ne miktarda sürdürebilir?

Cebinde parası varken, işi varken, çok ihtişamlı bir evde otururken, harika bir arabası varken, geçim sıkıntısı yokken, spor yapacak çok vakti varken, tiyatroya gidecek çok vakti ve parası varken vs. vs.

Pek ala kendini dindar olarak tanımlayan birisi de ahlak dışı davranışlar sergileyebilir.

Aslında ahlakı tanımlamak çok zor. Bu konuda bir yargıya varabilmek için ahlakın tanımını da yapmalıyız.

Mesela kürtaj bir ahlak meselesi midir? Kürtaj yaptıran, yapan gayri ahlaki bir iş yapmış sayılır mı? Kendi ahlak kalıpları içinde kürtajı mübah gören birisi için bu soruların cevabı "hayır"dır. Fakat bu insan çok yardımsever, çok dürüst vs. vs. olabilirken, kürtaj gibi bir cinayeti normal görebilir; bunda ahlaki bir yön bulmaz.

Ha dindar insanlar da kürtajı hoş görmemesine rağmen başvurmuş olabilir mi? Olabilir. En azından düşünüyor.

...

Birisine ahlaklı demenin kriterleri nedir? O kişinin kriterlerini mi göz önüne alacağız.

Bir yere kadar evet. Kişisel tercih meselesini aşana dek evet.

Ama benim ahlak tanımıma göre de ahlak dışı demeye herkesin hakkı var.

Bu sınırları ve ahlakın tanımını yapmak zor olduğundan beyhude bir tartışma olcaktır.

Benim tanımıma göre.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 23, 2008 3:53 PM

Kimsenin olmadığı yerde imkanı varken yanlış bir şey yapmayan hangi duygu ile bunu yapmış olabilir?
Dindarlığın kazandırdığı ahlak en yüce olandır.Her zaman ve her yerde her şartta aynı güzel özellikleri göstere bilmektir......

Yazan: abdullah Tarih: June 23, 2008 5:55 PM

“Kemalizm, iyi, doğru ve güzeli tarif etmede sığ kaldı” yorumu üzerine başlayan “ahlak” tartışması ise, ıskalanması gereken önemli bir konu.

demişsiniz; ISKALANMAMASI demek istediniz herhalde..

Yazan: Anonymous Tarih: June 23, 2008 11:13 PM

Peki ben size bir soru sorayım.Dine inananlar ve hayatın her alanında din kurallarının hakim olmasını isteyenler;bunu gerçekten dine, Allaha inandıkları ve Allah rızası içinmi savunurlar??yoksa dinin vaat ettiklerini kazanmak için mi yaparlar???ontolojik sorunları çözememe ve bunun sonucu korku, korku ,korku...kraldan çok kralcılık yapma...18 yaşında bıyığı yeni terlemiş durumdayken ,uçmuş evliya modları...yapmacıklık,korku,korku,korku....bunu yazarken asıl ben korkuyorum,din düşmanı diye başıma iş açmasın aman 'demokrasi cilalı şeratçılar'...işte sizin demokrasinizde korku üzerine....(inanıyorum ama sizin gibi değil,ibrahim üzmez gibi değil,Bezirgan gibi değil,Tekbir giyimin sahibi gibi değil,Dilipak gibi değil,emine şenlikoğlu gibi değil,siyasetteki inanç sömürücüleri gibi değil,besmele ile ticaret yapanlar gibi değil,dinle gurbetçilerin alın terini iç edenler gibi değil,kar payı maskesi altında faiz oranında para veren iki yüzlüler gibi değil,CIA korumalı çiftliklerde iktidar hayalleri görenler gibi değil,laikliğin ve cumhuriyetin tüm nimetlerinden yararlanıp 'şeratçıların sırtını yazılarıyla sıvazlayan' SİZİN gibi değil,vb....)saygılarımla..iki satır din hakkında fikir beyan ettim,on satır özür diledim..ne ülke ama..kimler gerçekten beskı altında acaba.......

Yazan: ümit harmancı Tarih: June 24, 2008 1:16 AM

Dinsiz olmak ayni zamanda potansiyel bir ahlaksizliga mi istaret ediyor yoksa? Ya da insanoglu Tanridan vahiy alana kadar onbinlerce yil ahlaksiz mi yasadi, eski yunanlilar, persler vs ahlaksiz mi yasadilar?
Tabii ahlaktan ne anladigimiza da bagli. Ahlaki "Din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi olarak dinsel bir cercevede ögrenmis ve genelde bu cercevede kullanmaya alisik bizler icin pek sasirtici bir durum degil. Ama ahlak ile dinin farkli kurumlar oldugu, dinin sadece ahlak referanslarindan biri(tabii en önemlilerinden) oldugu bir sir degil. bunu farkinda olan bir cogu toplum okullarda dini ayri, ahlaki(etik) ayri ögretir. dinlerin ahlaki ise keza yine "hristiyan ahlaki", "islam ahlaki" seklinde altbasliklar halinde ögretilir.

Yazan: dogutuncer Tarih: June 24, 2008 2:26 PM

İnsanlık yeryüzüne vahiy almış bir halde indi.Dinler tarihi bilen herkes şunun duymuştur.İnsanlığın atası yeryüzüne eşyanın bütün isimlerini öğrenmiş bir şekilde indi.Dindar insan zaten ahlaklı insandır.Ahlakına dini şekil vermiştir.

Yazan: abdullah Tarih: June 24, 2008 7:41 PM

Mustafa Akyol Bey'in yazısından anladığım dinsiz olmanın ahlaksız olmakla aynı olduğu DEĞİL.

Bazı yorumcu arkadaşlar ise kendi akıllarındaki fikir ile mücadele etmenin kolay olacağını düşünmüş olmalılar ki Mustafa Bey'in yazmadığı birşeyi çürütmeye çalışıyorlar.

Ya bir kez daha okusunlar yazıyı, ya da açıklamaya hazırım.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 25, 2008 3:38 PM

Sayin Akyol, ne kadar tesekkur etsek az, yine muhtesem tespitlerde bulunmussunuz:

1. Ayn Rand adli ahlaksiz ateist kisinin toplumlarin ahlaki uzerinde actigi yaralar gercekten inanilmaz. Yuzbinlerce, milyonlarca ateist Ayn Rand'in pesinden giderek ahlaksizligi kendilerine siar edindiler. Hatta Ayn Rand'in pesinden gitmeyen ateist gormedim desem yalan olmaz. Is o boyutta ki, ulkemizin okullarinda Ayn Rand'ci abiler kol geziyor, cocuklarimizi kandirip Ayn Rand'in eserlerini tekrar tekrar okutuyor, onlara kilit noktalara gelip Ayn Rand'in felsefesini herkese dayatmayi telkin ediyorlar. Bence de Ayn Rand gibilerin varligi ve etkisi ateistlerin guzel ahlak gelistiremeyeceginin en guzel delili.

2. Dediginiz gibi, mevcut laik ahlak da dinsel ahlaka dayanmak zorunda, cunku biliyorsunuz aydinlanma ve laiklikten once sadece din ve dinsel ahlak vardi, onun oncesinde de hicbirsey yoktu, olamaz da zaten. Bazilari tek tanrili dinlerden once baska dinlerden, ondan once de baska sosyal, kulturel birikimler, iliskiler, ve davranis bicimlerinden falan bahsediyorlar ama onlar zaten Darwinistler; yani din dusmani olduklari icin soyluyorlar bunlari. Yoksa hasa, hic Allah'in gorilinde ahlak aranir mi?

Yazan: Balbazar Tarih: June 25, 2008 8:37 PM

Sayın Balbazar ın yazdıklarının gerçek görüşleri mi olduğu yoksa kinaye mi kullandığını çözemedim doğrusu ama ne olursa olsun "Yoksa hasa, hic Allah'in gorilinde ahlak aranir mi?" kısmı beni gerçekten güldürdü :)

Ahlak'ın bazı konularda dinle aynı doğrultuda olması şaşırtıcı değil. Ahlak başkasının malını çalmamayı öğütlüyor. Dinler de öyle. Hırsızlığı olumlayan bir din olduğunu sanmıyorum. Ahlaklı olmak için tabii ki dine gerek yok. Ahlak dediğimiz şey -yüzeysel anlamda- orta zekalı bir insanın toplumsal birlikteliği sürdürmek için uyması gereken kurallar bütünüdür denebilir.
En temel ahlaki kuralları algılayabilmek için orta zekalı normal bir insan olmak yeterlidir.

Onun dışında bölgesel, iklimsel, coğrafi v.s. farklılıklar ahlak kurallarında toplumdan topluma farklı kurallar doğuruyor. Örneğin kadınların göğüslerini göstermesi bizim ahlak kurallarımıza göre yanlışken Afrikadaki bazı kabilerlerde kadınlar göğüsleri çıplak bir şekilde yaşıyorlar. Burdaki farklılığın iklimden kaynaklandığı ortada. Ya da sahabe devrinde cariyelerin göğüsleri çıplak olarak yaşıyor olmaları da iklim ve toplumsal yapı ile ilgili bir farklılık.

Dinin de bazı kuralları yapılandırırken bu genel ahlaki düsturlardan alıntı yapması çok doğal. Aksi zaten pek mümkün görünmüyor.
Durum böyleyken dine inananların ahlakı sahiplenmeleri ve inançsızları ahlaksız olarak görmeleri çok yanlış.

Şüphesiz ki ahlaklı olma hali insandan insana değişen bir durum. Bilinçli bir insanın ahlaklı yaşayabilmesi için dini referansa ihtiyacı yoktur. Dinin bu konudaki yararı bu bilince ulaşmamış yani, herhangi bir ceza ile korkutulmadan bireysel ahlak geliştiremeyecek olan kimileri için söz konusudur. Bir yazarın deyimiyle, "dinen yasak olmasa kabede annesiyle zina edecek tipte insanlar" da var aramızda maalesef. Din böylelerinin -belli konularda ve belli ölçülerde- ahlaklı bir hayat sürdürülmesini sağlayabilir J.P.Sartre ın dediği gibi "dine inanmam ama dini gereklliğine inanırım". Bu söz bu durumlar için geçerli sayılabilir ama bilinçli bir insan için dine gerek yoktur.

İnsan biyo-psiko-sosyal bir canlıdır. Asosyallik insan doğasına aykırıdır. Bu durum, toplu halde yaşamak için ortakakıl tarafından var edilmiş olan kurallar yığınına (ahlak)uygun bir hayat sürmek için insanı zorlar. Bu kurallara uymayan insan toplum dışı kalmayı göze alacaktır.
Örneğin; sürekli kadınlara tecavüz etmeye yeltenen ya da sürekli ölçüsüz şiddete başvuran bir insan v.s. toplum dışı kalacak ve kendisine de ahlak dışı davranılmasına zımni izin vermiş olacaktır. Eski toplumlarda şiddet uygulanarak cezalandırılırdı şimdi ise hapishaneye atılıyor. İlkel toplumlarda toplum dışı kalmanın insan tabiatına aykırı olmasının yanı sıra hayatın idamesini zorlaştırması da ahlakın yaygınlaşmasında şüphesiz etkili olmuştur.
Ayn Rand gibi radikaller her zaman vardı her zaman da var olacaktır. Bu gibilere bakıp atesit ahlakı sorgulamak hele ki ahlakı din tekeline almak son derece gülünç.
Toplumun her bireyi bilinçli bir ateist kadar ahlaklı olsa idi herşey çok daha güzel olurdu. Ateşte yanmaktan korktuğu için değil insan olduğu için ahlaklı olmak herkesin harcı değildir.

Din aslında ahlaka zarar vermektedir. Ahlak esneyebilen kurallar içerir. İklimde ya da coğrayada v.s.değişiklik durumunda ahlak kuralları yeni duruma uyum sağlayabilecek şekilde kendini revize edebilir ama din kuralları dogma oldukları için bu esnekliğe sahip değildir.

Aynı şekilde din, insanların bireysel birer ahlak oluşturmalarını engellediği için büyük bir zarara yol açmaktadır. Bir kurala insanın doğası bunu gerektirdiği için uymak başka şey din emrettiği için uymak başka şeydir. Din, kurallara uymama karşılığında azap vad eder. Malum ki çoğu kimse dinin azap vaadini pek de kaale almıyor. Öyle olsa idi toplumca bu kadar yozlaşmış olmazdık. Kamu ile yoğun ilişkili biri olarak HER kurumdaki kokuşmuşluktan midem bulanıyor. Bana kimse benim dinim, benim ahlakım v.s. hamaseti yapmasın. Toplumsal olarak maalesef ahlak seviyemiz çok düşük çünkü insanımız birey olamıyor çünkü buna ihtiyaç duymuyoruz çünkü din bunu engelliyor. En azından gereksiz kılıyor. En azından önemini azaltıyor. Protestan ülkeler genelde ahlak seviyesi yüksek ülkeler olarak göze çarpıyor çünkü oradaki din insanların birey olabilmesinin önünü tıkamıyor. Protestan ülkelerde taksicinin sizi kandırmayacağını biliyorsunuz ama ükemizde kandırabileceğini düşünüyorsunuz.

Dine inananlar ne hakla ahlakı sahipleniyor anlayamıyorum. Tabela ahlakçılığı yapmayın lütfen. Ahlak insnalığın ortak değeridir. Hoş siz sahiplenseniz ne olur sahiplenmeseniz ne olur.

Son olarak din kuralları ile ahlak kurallarının karıştırılması mevzusu var. Ateistlerin düşük ahlaklı olarak görülmesinin en önemli sebeplerinden biri de sanırım bu. Mini etek giymek dinen günah olabilir ama tek başına ahlaksızlık değildir. Ahlak mini etekli kızın o eteği giyerken nasıl davrandığıyla ilgilenir.
Dinden çıkmış bir kişiyi öldürmek dinen vaciptir ama ahlaken bu yasaktır. Bunu yapan da ahlaksızdır.
Nikah düşen bir erkeğin bir kadınla tokalaşması dinen günahtır ama tokalaşmaması ahlaken yanlıştır çünkü böyle yapması bir arada yaşamayı zorlaştırır. Yani nikah düşen bir karı cinsle tokalaşmayan insan ahlaksızdır.

Size ne kadar tuhaf geliyor di mi bunlar? Keşke ahlak nedir üzerine biraz düşünseniz. Ahlakın ne olduğunu bilmeden ahlak=din diye çıkıp kelam etmeseniz keşke.

Diğer yandan hırsızlık hem dinen hem ahlaken yasaktır.

Görüldüğü gibi ahlakla din bazı konularda örtüşse de bazı konularda çatışabilir. O yüzden ahlakı kimse sahiplenmesin. Dine inananlar aslında ahlak nedir konusu üzerinde düşünmezler. Onlara göre din=ahlak olduğundan din kurallarına uymak yeterlidir.
Sizin ahlakınız size benim ahlakım bana.

Yazan: UMUT Tarih: June 26, 2008 1:45 PM

Protestan ülkelerde taksicinin sizi kandırmayacağını biliyorsunuz ama ükemizde kandırabileceğini düşünüyorsunuz.

Çek cumhuriyetinin din yapısını araştırın. Göreceksiniz ki ideal(!) din yapısına çok yakınlar:) Yani nüfusun çoğunluğu kendisini dinsiz olarak tanımlıyor. Ve lütfen Prag'a turist olarak gidip taksiye binin... Hani çok kullandığınız İsveç'e alternatif bir örnek olsun istedim...Kimbilir belki nerde yanlış düşündüğünüzü bile bulabilirsiniz UMUT, Fuat beyler...
(Hatta Çek cumhuriyetinde çocuklarına işkence edip etlerini çiğ çiğ yiyen ebeveyn haberi ile de süsleyerek karizmatik, prizmatik ve de ultrasonic bir yazı bile yazabilirdim.)
....
Saçmalamak ve saçmaladığının farkına varamamak. Kendini süper ahlaklı sanıp içten içe sahtekar dinci replikleri ile kendini avutmak. Eminim ki aramızda böyleleri yoktur.
....

Dine inananlar ne hakla ahlakı sahipleniyor anlayamıyorum. Tabela ahlakçılığı yapmayın lütfen. Ahlak insnalığın ortak değeridir. Hoş siz sahiplenseniz ne olur sahiplenmeseniz ne olur...Mini etek giymek dinen günah olabilir ama tek başına ahlaksızlık değildir. Ahlak mini etekli kızın o eteği giyerken nasıl davrandığıyla ilgilenir. Dinden çıkmış bir kişiyi öldürmek dinen vaciptir ama ahlaken bu yasaktır. Bunu yapan da ahlaksızdır. Nikah düşen bir erkeğin bir kadınla tokalaşması dinen günahtır ama tokalaşmaması ahlaken yanlıştır çünkü böyle yapması bir arada yaşamayı zorlaştırır. Yani nikah düşen bir karı cinsle tokalaşmayan insan ahlaksızdır.

Din belki de mini etek giymeyi yasaklayarak Kabede annesiyle bile zina yapacak insanları frenlemek amacı güdüyordur, mini etekli kızımız hanım hanımcık oturup kalksa bile. Belki de böylece olabilecek ahlaksız bir davranışın(tecavüz) önüne geçmek istiyordur. Böyle kendince umarsızca garip(!) ve aptalca(!) bir ahlak anlayışı vardır din denen olgunun...Din zinadan önce ona giden yolları da yasaklar bilirsiniz. Ne kadar aptalca!?

Karşı cinsle tokalaşmayana ahlaksız diyen kişi ne kadar ahlaklıdır mesela? Biraz da bunun analizini yapar mısınız?

Belki de bir(bazı) ateist, dinlerin etkisinde kalarak öldüğü zaman 'Dinler çok saçmaydı(!), ben çok ahlaklıydım, beni niye cezalandırıyorsun?' diyebilmek için ahlaklıdır mesela.

Ya da din mensubu insanların ahlaksızlıklarına bakıp kendini iyi hissetmek için çok ahlaklı olmaya çalışıyordur. Bu tür ahlak kazanımlarını ateizme mi yazacağız yoksa din hanesine mi?

Ya da büyük/ağır suçlar işleyen insanlara dindarlık testi mi yaptık? Bu suçları dine rağmen mi işlediler? Nasıl emin olabiliyoruz? Parayla imanın kim de olduğu bilinmez derler ya...Ya da ömrünün önemli bir kısmını dindar olarak geçirip güzel meziyetler kazandıktan sonra dinsizliğin hak(!) yol olduğunu anlayan(!) birisi bu meziyetleri ateizmden mi almıştır yoksa dinden mi? Bunları nerden ve nasıl bileceğiz?

İnsanlık var olduğundan beri din hep var olduğu için saf ateist toplumların nasıl olacağını bilemiyoruz ama teorik olarak söylenebilecek tek şey şudur:
1-) Ateist felsefe de bir insanı suç işleme imkanı varken bundan vazgeçirecek hiç bir mekanizma yoktur.
2-) Din mini etek giymeyi yasaklayacak kadar korkunç(!) ve ahlaksız(!) kurallar içermesine rağmen yine de toplumda insanların birbirinin haklarına saygı duymasını gerektiren, birbirlerine zarar vermesini engelleyen kapsamlı kurallar içermektedir ve bunlara karşı yaptırım da uygulamaktadır ve/veya vaadetmektedir.

Söyleyecek çok şey olmasına rağmen kısaca:

Sizin dininiz size bizim dinimiz bize.

Yazan: BirDost Tarih: June 26, 2008 5:05 PM

UMUT bey, dogru seyler yazmissiniz. Ahlak diye herkesin tanimlamak istedigi kurallar, degerler, mutlak degil, gorecelidir degiskendir dediginiz gibi. Sosyal boyutu surekli degisen bir uzamda yasamanin kacinilmaz egilimi. Bu egilim o kadar guclu ki dogmalara bile kilif uydurup degistiriyoruz surekli, ama cok daha yavas ve direnc gorerek. Ornegin 3-5 kendini bilmez disinda bugun kimse koleligi acikca savunmuyor "e ama iyi davranmak lazim hebele-hubele" gibi sacma mesrulastirmalarla. Kimse acik acik cariyeligi savunmuyor, el kol kesmeyi, taslamayi, kirbaci, erkeklere ozel torpilli poligamiyi savunmuyor, yada kolay kolay savunamiyor. Bircok bildigim musluman Ahzab suresinin 55-56 ci ayetlerini okuyunca birilerinin kurani yanlis cevirdigine inanmak istiyor. Neden? Dogma ve hurafe bile bir yere kadar da ondan...

Bunlari gorememenin sonucu olarak insanlarda baska kultur ve degerlere karsi toleranssiz olma egilimi basliyor, cunku takip ettigi dogmatik paradigma mutlak dogrunun kendisi oldugunu isliyor duruyor. Bunu takip edenler de, nasil olsa bu paradigma icersinde yuzdugu icin, hic huzurunu bozmadan bunu yutuyor, ve muhtemelen kendisini ozel kildigi icin iyi bir duygu ile yutuyor bunlari. Dunyada gorduklerimiz de bunu cok guclu bir sekilde dogruluyor. Hem kendi kulturumuzde yarattigimiz ucubelelikler, hemde baska toplumlarda benzer dogmalarin yarattigi ucubelikler hergun gozumuzun onunde nanik atiyor insanliga.

Yazan: fuatogl Tarih: June 26, 2008 5:36 PM

"Ahlak ancak sağlam ve sistematik bir akide (inançlar bütünü) temeli üzerine kaim olabilir." (Prof. Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler)

Seyyid Kutub'un bu sözü ahlak mefhumunun mahiyetini, aslında 'din'den ziyade akide ile bağıntılı olduğunu izah ediyor. Davasının akidesine bağlanmış, bilincine ve şuuruna ermiş bir sosyalist, komünist ya da müslüman için benzer, yaklaşık ahlakî değerlerden söz edilebilir teorik olarak.

Tabi bu durum tamamen ahlâksızlık üzerine binâ olmuş siyonizm, emperyalizm vs. gibi şeyler için geçerli değil elbette.

Yazan: Kalem ve Onur Tarih: June 26, 2008 8:43 PM

"Protestan ülkelerde taksicinin sizi kandırmayacağını biliyorsunuz ama ükemizde kandırabileceğini düşünüyorsunuz."

Çek cumhuriyetini araştırırsanız dini açıdan ideal(!) seviyeye ulaştığını görürsünüz. Toplumun çoğunluğu kendisini dinsiz olarak tanımlıyor. Lütfen Prag'a turist olarak gidin ve lütfen bir taksiye binin... Biraz daha süslemek için Çek cumhuriyetinde çocuklarına işkence edip etlerini çiğ çiğ yiyen ebeveyn haberini de kullanabiliriz. Bu tür örnekleri verip dinin ne mal(!) olduğunu anlamamıza(!) yardımcı olan arkadaşlar bu tarzı bilirler. Tabi ki onlar bu örnekleri bu tür örneklerin verilmemesi gerektiğini, bunla bir yere varılamayacağını söylemek için veriyorlar. En azından birilerinin öyle bir iddiada bulunamayacağını aşağıdaki UMUTsuz yorumdan anlamak mümkün:

Aynı şekilde din, insanların bireysel birer ahlak oluşturmalarını engellediği için büyük bir zarara yol açmaktadır. Bir kurala insanın doğası bunu gerektirdiği için uymak başka şey din emrettiği için uymak başka şeydir. Din, kurallara uymama karşılığında azap vad eder. Malum ki çoğu kimse dinin azap vaadini pek de kaale almıyor. Öyle olsa idi toplumca bu kadar yozlaşmış olmazdık. Kamu ile yoğun ilişkili biri olarak HER kurumdaki kokuşmuşluktan midem bulanıyor. Bana kimse benim dinim, benim ahlakım v.s. hamaseti yapmasın. Toplumsal olarak maalesef ahlak seviyemiz çok düşük çünkü insanımız birey olamıyor çünkü buna ihtiyaç duymuyoruz çünkü din bunu engelliyor. En azından gereksiz kılıyor. En azından önemini azaltıyor. Protestan ülkeler genelde ahlak seviyesi yüksek ülkeler olarak göze çarpıyor çünkü oradaki din insanların birey olabilmesinin önünü tıkamıyor. Protestan ülkelerde taksicinin sizi kandırmayacağını biliyorsunuz ama ükemizde kandırabileceğini düşünüyorsunuz.

"Malum ki çoğu kimse dinin azap vaadini pek de kaale almıyor."
Evet bahsettiğiniz kişiler dinini çok güzel öğrenmiş ve gereklerini çok iyi anlamış insanlar! Dinin azap vaadini takanlar da pek çoktur. Ayrıca orda maaşının azlığını bahane edip hizmetinin tam karşılığını(!) almak isteyen rüşvetçi memur, dininden dolayı başka iyi meziyetlere sahipse bu topluma kazandırılmış bir katma değer değil midir?

"Toplumsal olarak maalesef ahlak seviyemiz çok düşük çünkü insanımız birey olamıyor çünkü buna ihtiyaç duymuyoruz çünkü din bunu engelliyor."
Nasıl yani bir dine inanan insanlar birey değil midir? Sizin söylediklerinize biraz farklı açıdan bakalım:
İnsanlar bilinçli dindar olamıyorlar. Bu yüzden ahlak seviyemiz çok düşük. İnsanlar bilinçli dindar olamıyorlar. Çünkü dini yanlış, saçma olduğunu söyleyen ve sürekli ahlaksızlık pompalayan insanlar var. Hatta insanın varoluşunu orman kanunlarıyla açıklamaya çalışan Darwinizim de bunda büyük etkendir. E ne de olsa en büyük soykırımlar ve vahşi davranışlar pozitivist, ateist ve de darwinist anlayışın yaygınlaşmasndan sonra görülmüştür. 20. yüzyıldaki ateistlerin yaptığı zulümleri de sık sık hatırlamakta fayda var. Ee nolacak şimdi?
...

“Dine inananlar ne hakla ahlakı sahipleniyor anlayamıyorum.”
İnsan ilk yaratıldığı andan beri bir dinle muhatap kılındığı için dinsiz, ateist bir toplumun nasıl olacağını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Rasyonel olarak bildiğimiz tek şey şu:
Ateizmin insanları ahlaklı olmak adına caydıracak veya motive edecek hiç bir mekanizması yoktur.
Dinse hep varolmuştur ve ahlak mefhumunu insanlığa kazandırablecek gerekli alt yapısı vardır.

Dindar bozması bir ateist ömrünün çok önemli bir kısmını dindar olarak geçirip güzel bir takım meziyetler kazandıktan sonra doğru yolun dinsizlik olduğunu sanmaya başlamışsa şimdi ondaki ahlak kırıntısını neyin hesabına yazacağız? Dinin mi ateizmin mi?

Bir ateist dinin etkisinde kalıp da ne olur ne olmaz öldükten sonra hesap vermek gibi bir duruma düşersem en azından iyi bir insan olduğunu söyleyerek kurtulabileceğini düşünüyorsa bunu ateizmin mi yoksa dinin mi hesabına yazacağız? Elbette inkar yolu açık:)

Düşünen bir insan için bir hiç uğruna hiçlikten gelip hiçliğe gideceğine inanmak çok acı olmalı. Eğer acı değil diyorsa cidden düşünüp düşünmediğini ve bunun ne demek olduğunu anlayıp anlamadığını merak etmek lazım.

“… nikah düşen bir karı cinsle tokalaşmayan insan ahlaksızdır”
Karşı cinsle tokalaşmayan insana ahlaksız diyen insan ne kadar ahlaklıdır UMUT bey? Sizce el sıkmak veya sıkmamak bir ahlak kriteri midir? Ben de saf saf soruyorum işte!

“Ateşte yanmaktan korktuğu için değil insan olduğu için ahlaklı olmak herkesin harcı değildir.”
Ateşte yanmaktan korktuğu için değil Allah rızası için, Allah’ı sevdiği için O’na tabi olmak her babayiğidin harcı değildir. İnsan dinen çok değerli bir varlıktır.
İnsan olduğu için ahlaklı olmakta ne demek? Ateizme göre insan gorilin biraz daha gelişmiş versionu değil mi? Bir kutsallığı filan mı var? Bana hırsızlık yapmamam için geçerli bir sebep söyleyin ateist felsefeye göre.
Ateist felsefenin kazandırdığı ahlaka örnek verirsek: eşcinselliğin, uyuşturucunun serbestlik kazandırılması olmuştur. Hani şu çok dinsiz(?) ülkelerin insanlığa hizmeti: Danimarka, İsveç.Medeniyetin öncülüğünü yapıyorlar!? İki erkeğin veya bayanın evlenmesinden daha doğal ne olabilir ki? Değil mi? Bir de evlenmelerine ne gerek varsa? Ateist, positivist, Marksist felsefeden çıkmış Rusya tam bir enkaz haline niye geldi? Orda insanlar niye bu kadar çok içki içiyorlar?

Düşünen ve kendi akılları ile değer üretebilen(!) insanları neden uyuşturucudan, sigaradan, içkiden vazgeçiremiyoruz? İnsanlar kendi hevesleri, arzuları peşinde gidiyor olmasın? Tıpkı bir hayvan gibi. Gerçekten son 150 yıla bakınca dinden iyice uzaklaşan insanların hali size hiçbir şey anlatmıyor mu? Gerçekten insanların kendiliğinden değer üretebilecek nitelikte olduğuna inanıyorsanız insan denen varlığı hiç tanımıyorsunuz demektir!

Her zaman geçerli güzel bir sözle konumuzu kapatalım:

Sizin dininiz size bizim dinimiz bize!

Yazan: BirDost Tarih: June 26, 2008 10:51 PM

Sayın BirDost yazınız gerçekten çok ateşli.
Çek Cumhuriyetinde çocuklarını yiyen sapık yamyamın konumuzla ilgisini çözemedim. Ne yani karşılığında size ben de müslüman ülkelerden sapıklık örnekleri mi vereyim? Neyin yarışını yapıyoruz? Çeklerin protestan değil Katolik olduğunu söylememin bir yararı olur mu biliyorum. Hoş ne katolik düşmanı ne de protestan dostuyum ama siz Çekleri örnek verdiğiniz için söyleyeyim dedim.
Memur örneğinin konumuzla gene alakası yok. Açıklama yapmama dahi gerek yok.

"Ateizmin insanları ahlaklı olmak adına caydıracak veya motive edecek hiç bir mekanizması yoktur" demişsiniz ama yazımdaki ahlakın toplumsallıkla ilgili olduğuna ilişkin kısma bir cevap vermemişsiniz.
Üzgünüm ama yazınızın tümünde dini övmüş ama ahlaktan basetmemişsiniz. Ya da siz bahsettiğinizi sanıyorsunuz ama bahsedememişsiniz.

"Düşünen bir insan için bir hiç uğruna hiçlikten gelip hiçliğe gideceğine inanmak çok acı olmalı. Eğer acı değil diyorsa cidden düşünüp düşünmediğini ve bunun ne demek olduğunu anlayıp anlamadığını merak etmek lazım." Bunun ahlak konusu ile ne ilgisi var anlayamadım... Hoş cevap basit ama konu başka.

"Karşı cinsle tokalaşmayan insana ahlaksız diyen insan ne kadar ahlaklıdır UMUT bey? Sizce el sıkmak veya sıkmamak bir ahlak kriteri midir? Ben de saf saf soruyorum işte!" Bana İslamiyetteki en küçük sevabın ne olduğunu söylerseniz ben de size bunun cevabını vereceğim. Yanlış anlamayın sizi imtihana tabii tutmak niyetinde değilim. Sadece şunu söylemek istiyorum: Bütünün parçası da bütünü gösterir.
Burda "İnsan dinen çok değerli bir varlıktır." demişsiniz ama hemen aşağıda kinayeli bir şekilde "Düşünen ve kendi akılları ile değer üretebilen(!) insanları neden uyuşturucudan, sigaradan, içkiden vazgeçiremiyoruz?" yazmışsınız. Çelişkiye dikkat!!!
Dinen insanın değerini gerçekten biliyor musunuz? Bence hayır. İslamiyete göre insan aşağıya ve yukarıya doğru sınırsız bir varlıktır. Yani meleklerden üstün olabileceği gibi hayvandan aşağı da olabilir.
Verdiğiniz kötü örneklerin kökü dinden uzaklaşmak mıdır yoksa örneğin; aile kavramının değerini yitirmesi gibi başka şekillerde de açıklanabilir mi? Ne o yoksa toplumun ve bireyin temeli olan aile de mi sizin tekelinizde?
Ya da o eroin batağına saplanan gençlere eroini kim satıyor desem ne cevap verirdiniz? Uyuşturucunun dünyada en çok üretildiği yerin Afganistan olduğunu ve eroin trafiğinin İran-Türkiye hattından geçtiğini de mi bilmiyorsunuz yoksa?
Ya da eroin batağına saplanmış bir genç mi daha zararlıdır, tehlikelidir yoksa Hizbullah mı?
Aslında bunların da konu ile ilgisi yok ama...


Sayın Fuatogl güzel konulara değinmişsiniz. Eklemek isterim ki İslamda cariyelikle ya da Osmanlıda haremle ya da İslamda kölelikle ilgili ulaşabileceğiniz kaynak sayısı diğer konulara kıyasla son derece sınırlıdır çünkü anlatabilecekleri pek fazla birşey yoktur. Onlar insanlara sadece istedikleri konuları anlatırlar. Çeliki yaşıyorlar. İslamda kölelikle ilgili kitap yayınlasa ne diyecek adam: İslamiyette kölelik yasak dese yasak değil. Kendinize köle alın diyecek hali de yok. Ya da cariyelikle ilgili ne diyecek ki. "Bize dört tane de yetmedi, cariye aldık. Siz de alabilirsiniz" diyemiyor ki...

Yazan: UMUT Tarih: June 27, 2008 3:04 AM

Sayın UMUT, yazdıklarım ...yarıştırmak için değildi. Niye yazdığım çok açık değil mi? Çek cumhuriyeti örneğini niye verdim? Ne katolikliği ne protestanlığından bahsediyorsunuz? Size araştırın demiştim halbuki. Tembellik yaparsınız diye de din yapısını bile söyledim.

Niye verdim bu örnekleri :
1-) Alttan vurmak kolay!
2-) Neden hep İsveç? Böylesi de var?

Müslüman ülkelerin niye bu durumda olduğunu anlamayacak kadar mı izahata muhtaçsınız? Neden endülüsü düşünmüyorsunuz?

Din varken bile insanlar bunu yapabiliyorsa bir de dinsiz olunduğunda ne olacağını varın siz hesap edin. Ayrıca son 150 yıldır hep aşağılanan ve insanların elinden uzaklaştırılan müessese dinken son 150 yılın pisliklerini dine maledemezsiniz. Biraz insaf?

Yorumlarımda insanların din faktörü olmadan ahlaklı olmalarının pek mümkün olmadığını anlatmaya çalıştım. Asla ateistler ahlaksızdır gibi bir düşüncem yoktur. Ateizmin ahlaklı olmayı gerektirecek hiç bir unsuru olmamasına rağmen ateistler ahlaklı olabilir. Çünkü, her insan gibi onlar da vicdan, irade, düşünce gibi özelliklere sahiptir, diğer insanlarla ve din ile iletişim içindedirler.

Fuat bey dine dogma diyor, değişmez diyor. Ama unutuyor ki değişmeyen kutsal metinlerdir(Kuran). İnsanların bu metinleri yorumlaması değişkendir ve şartlara(Zaman, bilgi seviyesi v.s.) göre değişkenlik gösterebilmektedir. Kuran'da sembolik anlatımı bolca kullanılmıştır. Kuran'la çelişen hadisleri doğru kabul etmekte mantıklı bir davranış değildir. Dinde elbette değişmez hükümler vardır ve bunlar dinin özüdür: Namaz kılmak(ibadet etmek), hırsızlık yapmamak, zekat vermek gibi. Ama dinin değişmez olduğunu söylemek onun bütün zamanlara hitap ettiği iddiası ile çelişen bir yaklaşımdır.

Kişiye göre ahlak tanımlamasına gidersek işin içinden çıkamayız. Böyle derseniz ve materyalist felsefeyi savunursanız zenginin malını bir şekilde ele geçirmekten beni vazgeçirme konusunda çuvallarsınız. Neden çalışayım ki 3 günlük dünya'da? Yok olup gideceğim. Günümü gün etmek varken? Hem gücüm yetiyorsa elinden alırım: Bknz Tapu çetesi.

Hırsızlık konusunda el kesmek neye göre yanlış? Niye yanlış? Hırsızlığı basit bir suç olarak görmeye başladığımız için mi? Her hırsızın eli kesiliyor mu sanıyorsunuz? İslam garanticidir.

Genel olarak idama, el kesmeye karşıyım. Çünkü, bunlar geri dönüşü, telafisi mümkün olmayan cezalar. İnsanlar hüküm verme konusunda hata yapabilirler. Ama bu demek değil ki bazı suçların idam cezasını gerektirmediğini düşünüyorum.

İslamiyette kölelik yasak değil, tıpkı çok eşliliğin yasak olmadığı gibi. Bu, köleliği veya çok eşliliği gerektiğinde yasaklamak islama aykırı demek değildir. Bunların serbest bırakılmasının gerekli olduğu durumlarda ne yapacaksınız? Örneğin Iraktaki kadın nüfusu, erkek nüfusun bir hayli önüne geçmiş. Bir savaşta esir almanız kaçınılmaz olduğunda bu esirleri ne yapacaksınız? İslam'da köle deyince aklınıza akıl almaz uygulamalar mı geliyor yoksa? İslam'da bu 2 durumun da desteklenmediğini, tercih edilmediğini biliyor olmalısınız. Neyse bu konu çok su götürür. Olayı basit düşünüyorsunuz. İslam'a olmasını istediğiniz zaviyeden bakıyorsunuz. Yanlış sonuçlara varıyorsunuz.

"...Bütünün parçası da bütünü gösterir."
Ben de koruyucu hekimlikten bahsetmiştim. İslam'da bir kötülük direk yasaklandığı gibi ona götürecek yollar da mümkün mertebe kapalı tutulmuştur, ona karşı önlem alınmaya çalışılmıştır. Mini etek giymeyi uygun görmemeyi, el sıkmayı uygun görmemeyi ahlaksızlık olarak nitelendiren sizdiniz. Hatırladınız mı? Diğer kuramadığınız ilşikileri için bir kere daha dikkatle okuyun, bir UMUT belki bu sefer ilişkiyi kurarsınız. Siz daldan dala, ben daldan dala bakın ne güzel karşılıklı anlaşamıyoruz:) UMUTsuz vakayız netekim. Kişisel ahlak kriterleriniz size bizim dinimiz bize:)

Yazan: BirDost Tarih: June 27, 2008 11:33 AM

"Ateizmin insanları ahlaklı olmak adına caydıracak veya motive edecek hiç bir mekanizması yoktur" demişsiniz ama yazımdaki ahlakın toplumsallıkla ilgili olduğuna ilişkin kısma bir cevap vermemişsiniz."
Hangi gözle okudunuz Allahaşkına yazdıklarımı? Ben insanın din olmadan kendiliğinden toplumsal değer üretip üretemeyeceğini sorguladım. Bunlar subjektif olduğu için herkesin bakışı kendince doğrudur. Doğrulayacak, yanlışlayacak bir metodoloji bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey varsa tekrar ediyorum: Dinin hep var olduğu. Ahlakı yerleştirecek bir alt yapı içerdiği. Ateist felsefenin de bundan yoksun olduğu. Mutlak(Dinden tamamen soyutlanmış) dinsizliğin ne gibi sonuçları olabileceğini bilmemiz de mümkün değil, çünkü yok böyle bir şey. O yüzden mevcut kötülüklere bakıp da din kötüdür demenin bir alemi de yok. Bel altından vurmanın da bir alemi yok.
"Üzgünüm ama yazınızın tümünde dini övmüş ama ahlaktan basetmemişsiniz. Ya da siz bahsettiğinizi sanıyorsunuz ama bahsedememişsiniz."
Ahlaktan bahsetmeye çalışmadım. Genelde ahlakın kökeni, ya da 'din olmadan ahlak olurmu?' dan bahsetmeye çalıştım. eğer yorumlarımı din övücü yazı olarak anladınızsa nerenizle okuduğunuzu sormak zorundayım. Din övücü yazı benimki gibi olmaz herhalde.
Burda "İnsan dinen çok değerli bir varlıktır." demişsiniz ama hemen aşağıda kinayeli bir şekilde "Düşünen ve kendi akılları ile değer üretebilen(!) insanları neden uyuşturucudan, sigaradan, içkiden vazgeçiremiyoruz?" yazmışsınız. Çelişkiye dikkat!!! Dinen insanın değerini gerçekten biliyor musunuz? Bence hayır. İslamiyete göre insan aşağıya ve yukarıya doğru sınırsız bir varlıktır. Yani meleklerden üstün olabileceği gibi hayvandan aşağı da olabilir.
Ne çelişkisi? İnsanın dinen değerli olması ile din olmadan insanların değer üretemeyeceğini söylemek nasıl bir çelişki içeriyor acaba? Dinen insanın can, mal, ırz v.s. güvenliği kutsaldır. Din, insana değer verir. İnsan, ilahi davete muhatap olması açısından da değerlidir. Ya da şöyle ifade edelim. İnsan o kadar değerlidir ki ilahi davete muhataptır. Elbette ki bahsettiğiniz sıralama insanın yaptıkları neticesinde elde edeceği bir sonuçtur. Her imtihanda bir sıralama olur.
"Verdiğiniz kötü örneklerin kökü dinden uzaklaşmak mıdır yoksa örneğin; aile kavramının değerini yitirmesi gibi başka şekillerde de açıklanabilir mi?"
Açıklanamaz. 'Root cause'(Ana, Asıl, kök sebep) diye bir kavram vardır. Kök sebebi belirlemeden hiç bir şeyi açıklamış olmazsınız. Aile kavramının değerini yitirmesinin sebebi de nedir ki? İnsanların hayvan gibi yaşama isteği olmasın? Daha doğrusu dinin öngördüğü insanca yaşama biçimini bırakması? Ateist/Darwinist felsefenin aile kurumuna verebileceği ne var? Bir ömür boyu sadakat niye?

Boş konuşuyorsunuz. Boş bir felsefeyi savunduğunuz için olabilir mi?

Yazan: BirDost Tarih: June 27, 2008 3:54 PM

Bu da ikincisi:

***


Bir kere din her zaman insanlari ahlakli yapar diyen yok. Sanki bunu diyen varmis gibi bir dine sahip olan ama ahlakli olmayan insanlari ornek vermeyin. Bu ucuzluktur.

Yine soyledigim gibi, elimizde dinin hic olmadigi bir gecmise sahip toplum yok. O yuzden bunu gozlemleyip dinin rasyonel getiri-goturu hesabini yapamayiz.

Mustafa Akyol’un’da dedigi gibi:

"Bu çok önemli, çünkü “benim herhangi bir dini inacım yok” diyen insanların çoğu da, aslında topluma sinmiş olan din kökenli ahlaki değerlere inanıyor. İsveçliler bugün çok seküler olabilirler, ama inandıkları ahlaki değerler aslında Hıristiyanlık’tan süzülerek gelmiş şeyler.

Bu durum karşısında “ee, demek ki köken din olsa da, sonra bunlar laikleştirilip yola devam ediliyor” diyebilirsiniz. Ama mesele yine o kadar basit değil. Papa XVI. Benedict’in işaret ettiği bir sorun var: Dini değerler, toplum sekülerize olduğunda da belki bir veya iki kuşak yaşıyor. Ama zamanla bu değerleri korumanın bir gerekçesi kalmamaya başlıyor. “İnsanlara karşı merhametli ve yardımsever olmalısınız” hükmü, din ortalıktan kaybolunca da bir süre etkili olsa bile, bir süre sonra birileri çıkıp şöyle diyor: “Bir dakika, niye öyle olacakmışız ki? Niçin canımız ne isterse onu yapmıyoruz?”

Evet, gercekten, niye?

Ekonomik sorunlarin, kazanim ve kaybedislerin yasandigi bir dunyada ani degisimlerin insan toplumundaki yansimalari kisa vadede degisik olabilir.

Yine basa donup dinin hic olmadigi bir dunya tasavvur ettiginizde elimizde yegane pusula darwinizm kalir.

Darwinizm ne der? “hayat bir mucadeledir.” Yasam savasi/ekonomik savaslari dinler mesrulastirmaz, zaten var olan mucadeleye zaman zaman bir sebep teskil eder. Bu din olmasaydi bu savaslar olmayacakti demek degil, bilaskis din olmasaydi asgari bir hukuktan yoksun, orman kanunlarinin hukum surdugu, acimasiz bir arena olacaktir demektir. İslam savas hukukunu biraz okuyan birisi bu acimasiz arenada; savas sirasinda, kadinlara, cocuklara, yaslilara, din adamlarina, hayvanlara ve dogaya ilisilmemesi gerektigini soyledigini gorecektir. “Savaslar hic olmasin” gibi sade suya tirit yaklasimlar gercekci degildir, insanlik var oldukca savaslar da olacaktir.

Biraz mantik denen ilimden nasipli olan birisi buradaki temel noktanin ekonomi: yani insanin maddeci yonu oldugunu anlar. Bu yonde bizi insanin en rezil, en asagilik, en hayvanî yonune goturur. Dinin surekli torpulemeye ve metafizik unsurlarla yumusatip “insan” olmaya cabaladigi yonune

Bu ortada iken, hemen tum kadim dinlerde, geleneksel ogretilerde yerilen insanin bu yonunu torpulemeye calisan dine saldirmaya calismak ucuzluktur, bayagiliktir. İnsanin bu maddeci yonu o kadar agir ve koklu bicimde genlerine islemistir ki din bile kolaylikla basedememektedir. Hal bu iken “Din hic olmasaydi” onermesini dusunmek bile insani buz kesmeye yeter.

Ahlakin kokeni metafiziktir. Bu kokene bir darwinist asla maddeci bir cevap veremez. Mesele gurultu yapan komsuya karsi geleneksel ahlaktan gelen kulture islemis unsurlari gormezden gelerek “ne yapilacagi” degil mesele sizin herhangi bir olay karsisinda nicin ahlakli davrandiginizla alakalidir.

İnsanlari ahlakli olmaya iten, kotuluge karsi engelleyen vicdan da kadim geleneklerin, dinlerin, kültürlerin onbinlerce yılda şekillendirdiği vicdandır, biyolojik değildir. Kadim zamanlardan beri dinlerin insana nakşettiği ahlaki edinimler olmasa idi dünya tarihi mevcuttan çok daha vahşi bir tarih olurdu. Dünya mezbahaya dönerdi. Edebiyat sanat, medeniyet hiçbir şey olmazdı. Medeniyet değil basbayağı orman maymunu olurduk. Nitekim faşizm de ateist ari ırk bir ideolojisi olarak çok kısa bir zaman diliminde bunu çok güzel ispatlamıştır. Bu kesiti dünya tarihine vurun, “bastan beri dinsiz dunya” onermesinin durumu ortaya cikar.

Yukarida yazdim, Ateizme göre insan denen varlık bizatihi bu acımasız yaşam mücadelesinin bir eseridir. Bu da bencilliği, yaşamak için öldürmeyi gerektirir. Yaşamak için öldürmüş, hayatta kalmış bu diyalektik süreçlerde hep yenmiş, üremiş, uyum sağlamış ve evrimsel süreçleri bir bir geçerek “insan” olmuştur. Darwinizmin temeli budur. Burada ahlak yoktur, fedakarlık zaaftır, başat elenme sebebidir, doğa acımsızdır. Doğada acıma, iyilik yapma olmaz. Bazı yaşam gruplarının hareket tarzlarındaki “grup için yapılan fedakarlık” bile iyilik yapmak falan değildir, yine neslin devamı ve korunma içindir, yani aynı hayatta kalma ve yaşama dürtüsü için. Yani bu bencil evrimsel dinamik için.

Buna inanan yasamin bir amaci olmadigini dusunen maddeden evrildigini dusunen bir ‘insan’i ahlakli yapacak olan sey nedir? Bunun zerre kadar maddi temeli var mi? ( yaparsam bana da/soyuma da yaparlar disinda) Yok.

Dolayısı ile bir ateist ahlakın, erdemin, ahlaklı ve erdemli olmanın kökenini açıklayamaz. “Niçin ahlaklı olmalıyım?” sorusunun cevabını ancak ve ancak “ben böyle davranırsam bana/soyuma da böyle davranırlar” şeklinde yahut “ben kötülük yaparsam kötülük görürüm, ya da cezalandırılırım” şeklinde dunyevi, bencil bir mantığı devreye sokarak cevaplandırabilir. Bizatihi iyllik yapmak için iyilik yapmak, ahlaklı olmak için ahlaklı olmak ateizmin “maddi olarak” temellendirebileceği bir şey değildir. Tırnak içindeki cevaplardan başka herhangi bir cevap bizzat ateizmin amentüsü darwinizm ile çelişir.

Haa, bu bencilliği gütmediği halde ahlaklı olan ateistler yok mudur? İşte bam teli burasıdır. Vardır hem de çoktur. Ancak atlanılan -ve farkında olmadıkları- şey şu ki, bu ahlaki değerler toplumların kültürel kodlarının ürünüdür, ateizmin felsefesinin değil. Bu kodlar da binlerce yıllık dini geleneklerin ve vicdan denen ve uyulmasi halde darwinist sureclerde basat elenme sebebi olan metafizik bir elementin eseridir. (Ünlü ate Dawkins de “açıklamakta en çok zorlandığımız şey bu” mealinde seyler soyler, ve tali seyler zirvalar, tipki diger darwinist argumanlar gibi bostur.)

“Kamil insan” dinlerin, geleneksel ogretilerin, tasavvuf ogelerinin modelidir. Korku ile degil, gercekten “ahlakli” oldugu icin ahlaklidir. Vaazedilmis bir modeldir kamil insan.

Darwinizmin, ateizmin mottosu ise “homo homini lupus” tur: yani “insan insanin kurdurur”. Bu, fiziksel teori ile de varsayilan darwinist yasam tarihi ile de uygundur. Simdiye kadar, yani “insan” olana kadar, guclu oldugu, daha iyi yasam alanlari bulup rakiplerini bertaraf ettigi, yaşamak için daha kurnazca oldurdugu, bu diyalektik süreçlerde hep yenerek, üredigi, uyum sağladigi ve evrimsel süreçleri bir bir geçtigi icin dunyaya hakim olan bir “biyolojik makine”, tum bugune gelmesini borclu oldugu tarihsel dinamigine ihanet edecek, genlerini gormezden gelecek (!) etkisinden kurtulacak ve bir metafizige ve “din” gibi kadim ve “distan vazedilmis” ogelere yaslanmadan, ahlak, fedakarlik, iyilik yapmak gibi edinimlere “kendiliginden” sahip olacak he mi? Yok yavu?

Bunun komedi oldugunu gormek icin ne gerekiyor bilmiyorum. İnsan aklina hakaret gibi.

Yani ahlakın kökeni maddi değil metafiziktir, metafiziğin de ateizmde yeri yoktur, kendiniz kandirip temel felsefi teorinizle celismeyin.

Yazan: Şener Şenşakrak Tarih: June 28, 2008 7:26 AM

Bir yorum daha..

Linkini verdiğim yerden alıntı yaptığım "Deveye Hendek Atlatıcı"nın tartışma yöntemini çok beğendim.

Önce "dinsiz ahlak olur" diyen ateistleri darwinizm ile yani kendi inançlarını dayandırdıkları felsefeyle yüzleştirip çelişkilerini yüzlerine vuruyor.

Sonra da darwinizmi yerin dibine sokuyor; kıpırdayacak hiçbir alan bırakmıyor ki bence tartışmayı kesin olarak bitiriyor:

"Darwinizm daha evrimsel mekanizmalarda cuvallamis ve fosil tarihi acisindan da hayat agaci bir caliya donmusken, ahlakin kokenini mi aciklayacakmis?

Darwinizm -hayatin kokeninden vazgectik-, turlerin cesitligine yonelik tutarli ve muknî bir biyolik aciklama yapmis mi da, iddia ettigi ayni -sanal- mekanizmalarla insan haline gelmis yaratigin icine suzulup vicdan gibi ahlak gibi edimlere aciklama bulacak? Hem de en basta kendisiyle celiserek? Cur’ete bak, cur’ete..

Darwinizm, apacik bir bicimde kendi kurgusuyla celisen ahlak gibi fedakarlik gibi metafizik elementleri acikalamaya calismasi biraksin da hele once su meshur biyolojik kuraminin altini bi doldursun.

Mesela darwinzm once, cocuklara birer onkabul ifadesi olan homoloji ve -o yemezse anoloji- kavramlarinin neden ogretildigini, kladistik gibi akillara zarar yontemin nicin fosil yorumlamada kullanildigini, ilkel dunya atmosferine uymayan kurgulama Miller deneyinin neden hala ders kitaplarinda hayatin baslangici olarak anlatildigini, sahtekarligi defalarca kanitlanan Heackel’in sahte embriyo cizimlerinin nicin hala dergi sayfalarini susledigini, Kettlewell’in o meshur biberli kelebeklerinin aslinda agac govdelerine konmadigini, olu kelebeklerin agac govdelerine ignelendiginin nicin gizlendigini ve bu sahtekarlik ortaya cikmasina ragmen Londra Doga Tarihi Muzesinde bu sahte dogal secilim kanitinin neden hala sergilendigini, agactan cok caliya benzeyen Darwin’in hayat agacinin kokten kaldirilmasi gerektigi halde nicin bilim kitaplarinda yeraldigini, mutant dort kanatli meyve sineklerinin ilave iki kanatinin aslinda ucus kaslarindan yoksun oldugu yani “sakat” oldugu bilinmesine ragmen nicin mutasyonlarin bilgi uretimine ornek verilerek cocuklara dikte edildigini, Darwinin ispinozlarinin cesitlenmesinin aslinda varyasyon oldugu halde neden dogal secilimin evrimlestirici gucu olarak lanse edildigini, Kambriyen patlamasi fosillerinin nicin 70-80 yil bodrum katlarinda gizlendigini ve tam bir ucucu olan Archaeopteryx konusunda daha unlu evrimci kusbilimci A.Feducca’yi ikna edememisken nicin 100 yildir Archaeopteryx ‘in dino-kus kayip halkasi olarak tanitildigini bi aciklasin, teorisini “kendinden menkul onkabullerine dayandirmadan” tutarli ve yeterli kanitla destekli hale getirsin, sonra ahlak gibi kendisiyle celisen unsurlara kanirtma cevaplar bulma yoluna gitsin.

Ben “evrim gerceklesmistir, nokta” diye baslayip sonra da homolojiyi, ayni evrime kanit diye sunarak insan aklina, mantik ilmine hakaret eden cok yobaz darwinist gordum.

Ise de bakin, en temel, biyolojik koken iddialarinda bile cuvallamis olan darwinizm ahlakin kokenine el atmis. Ilkel materyalist pozitivist dusuncenin nasil da dogma olduguna okka gibi ornek."

Yazan: Şener Şenşakrak Tarih: June 28, 2008 7:34 AM

Yorumların onaylanması uzun sürdüğü için bana verilen cevapları bilemiyorum. Henüz diğer bir yorumum da onaylanmadı. Ahlak konusu ile ilgili direk ilgili olmasa da Kölelik mevzu bahis oldu. Aşağıda Hayrettin Karaman'dan bir alıntı veriyorum.

Köle ve cariye hür bir insanın malı olan, kendilerine ait hakları yok denecek kadar kısıtlı bulunan kadın (cariye) ve erkek (abd) insanlardır.. Kölelik ve cariyelik İslam'dan çok önceki devirlerden beri vardır. İnsanların köle ve cariyelere bakışı, onlara tanıdıkları haklar ve muamele biçimleri de değişik olmuştur. İslam geldiğinde dünyada ve Arabistan'da kölelik çok yaygın bulunuyordu. Köleliğin birden kaldırılması sosyal ve ekonomik birçok probleme yol açacaktı; köle sahiplerinin ekonomik ve sosyal hayatları kölelerin varlığı üzerine kurulmuştu. Hayatlarında hürriyeti tanımamış ve tatmamış olan köleler de birden serbest bırakıldıklarında ne yapacaklarını şaşıracak, belki eski efendilerine başvurarak köle olmaların isteyeceklerdi. Bu yüzden İslam, köleliği birden kaldırmak yerine önce kölelerin durumunu ıslah etmeyi, onlara -kendi iradeleriyle çalışıp bedellerini ödeyerek hür olmak dahil- bir takım haklar tanımayı tercih etti. Zaman içinde köleliğin tamamen ortadan kalkması için de tedbirler aldı, kurallar koydu. Kölelerin durumlarını ıslah için alınan tedbirlere bazı örnekler vermek gerekirse: Kölelere hakaret ve işkence etmek yasaklanmış, sahipleri ne yiyor ve giyiyorlarsa onlara da onların yedirilip giydirilmesi istenmiş, güçlerinin yetmediği veya zorlanacak işlere koşulmamaları, koşulurlarsa sahiplerinin onlara yardım etmeleri emredilmiştir. Bu haklar o kadar geniş tutulmuştur ki Cevdet Paşa bu yüzden şu vecize cümleyi ifade etmek durumunda kalmıştır: "İslam'da köle almak, köle olmak demektir." Zaman içinde köleliğin tamamen ortadan kalkmasına yönelik tedbirler içinden şu kadarını hatırlatalım: a) Bir köle bedelini ödeyerek hür olmak isterse -kölenin durumu müsait olduğu takdirde- sahibi bu teklifi kabul edecek ve ona bazı günler bu maksatla çalışması için izin verecektir. b) Kölelerin bedelleri ödenerek azat edilmeleri için zekat bütçesine ödenek konmuştur. c) Sahibi, kadın köle ile karı koca hayat yaşar da cariye çocuk doğurursa bu çocuk hür olduğu gibi anasının da statüsü değişmekte, "ümmü'l-veled" adını alan cariye artık alınıp satılır olmaktan çıkmaktadır. d) Devamlı köleleştirmenin kaynakları ortadan kaldırılmış, geçici olarak ve daha ziyade misilleme zorunluluğu yüzünden savaş esirlerinin köle olarak gazilere dağıtılması uygun görülmüştür. Bunun dışında hür bir insanı köleleştirmek şiddetle yasaklanmış, Hz. Peygamber (s.a.) "Bunu yapanlar kıyamette karşılarında dâvacı olarak beni bulacaklar" buyurmuştur. Harp esirlerine yapılacak muamele hakkında karar vermek devletin yöneticilerine bırakıldığı için yöneticilerin "karşılıksız salma, bedel ile serbest bırakma, müslüman esirler ile değişme" gibi bir karar vermeleri halinde köleliğin hiçbir meşru kaynağı kalmamış olacaktır. e) Yemin edip vazgeçme, Ramazan orucu tutarken cinsel temas yaparak oruç bozma, kaza yoluyla adam öldürme gibi birçok durumda kölesi olana köle azat etme mecburiyeti getirilmiştir. Böyle bir mecburiyet olmadığı halde köle azat edenlere büyük mükâfatlar vadedilmiştir.... Bütün bunlara rağmen İslam tarihinde köleliğin devam etmesi ve bu insanlık ayıbını başka milletlerin, oldukça geç de olsa müslümanlardan önce kaldırmaya teşebbüs etmeleri müslümanların kusurudur; dinlerini iyi anlamamaları, Allah ve Resulü'nün maksadını gerçekleştirme konusunda titiz davranmamaları, dünya menfaatini ahiretinkine tercih etmeleri yüzünden bu böyle olmuştur.

Yazan: Birdost Tarih: June 28, 2008 5:33 PM

Yine Karşı cinsle tokalaşma konusunda Hayrettin Karaman'dan bir alıntı:

"Allah Rasulü (s.a.) kadınlarla musafaha yapılmasını haram kılmıştır. Ben bir bayanın elini tutmak zorunda kalırsam harama gireceğim" diyorsun. Peygamberimizin bunu haram kıldığına dair hadis yoktur. "Erkek, kendisiyle evlenmesi caiz olan bir kadınla tokalaşırsa, ahirette avucunun içine kızgın demir/cıva eriyiği konarak cezalandırılacağı"nı ifade eden söz hadis değildir, uydurmadır. Peygamberimizin, kadınlarla -bey'at yaparken- el ele tutmadığı şeklinde bir bilgimiz var. Bu, haram kıldığını göstermez; O'nun her "terk"i; yani bir şeyi yapmaması nehiy (yasaklama) mânasna gelmez. Yasak ve haram olduğuna dair başka delillere ihtiyaç vardır. Peygamberimizin ve sahabenin yaşlı kadınlarla musafaha (tokalaşma) yaptıkları biliniyor (Kâsânî, Bedâyi', Beyrut, 1997, C.V, s.495 vd.). Fıkıhçılar "kadınla erkeğin musafahası" konusunu "kıyas" ile hükme bağlamışlar ve şöyle demişlerdir: "Kadınların el ve yüzleri avret değildir, bunlara şehvetsiz bakılabilir. Ama dokunmak şehvet celbi bakımından daha etkilidir, bu bakımdan avret yerine bakmaya ve dokunmaya benzer; bu sebeple dokunma caiz olmaz." (Kâsânî, s.489). Bu gerekçeye göre, âdeten (yaygınlaştığı ve alışıldığı için) şehvetin sözkonusu olmadığı durumlarda ele dokunmak (musafaha) caiz olmaldır. Nitekim Ahmed Şerbâsî gibi bazı önemli alimler bu kanâati (gerekli durumlarda ve şehvet sözkonusu olmadığında musâfahanın caiz olduğunu) ifade etmişlerdir (Yes'elûneke fi'd-dîni ve'l-hayât, Beyrut, 1980, C. V, s. 86). Âdet, ihtiyaç ve bu mânada zaruretin de "bakma ve dokunmanın caiz olması" konusundaki etkisini, yine Fıkıhçıların, cariyelerin bulunduğu ve alınıp satıldığı zamanlara ait olan şu ictihadlarında görüyoruz: "Bir kimse, sahibi olmadığı cariyeye baktığında veya dokunduğunda cinsel tahrikten çekinirse (böyle bir ihtimal varsa) bakması ve dokunması caiz değildir. Ancak bu cariyeyi satın almak istiyor da bu sebeple bakıyor veya dokunuyorsa caiz olur; çünkü işine yarayıp yaramayacağını ancak böyle anlar ve buna ihtiyac vardır; bu bakma, gerektiğinde hâkimin, şahidin, evlenmek isteyenin bakmasına benzer; yani ihtiyaç bulunduğu için bu durumlarda da -şehvet ihtimali bulunmasına rağmen- bakma caiz olur..." (Kâsânî, 491). Bu nakil ve yorumlardan sonra size şunu söyleyebilirim: Siz elbette göreve devam edeceksiniz ve anlattığınız durumlarda, mesela karşı tarafın imanına, din duyusuna zarar vermemek için musafaha da yapacaksınız. Gerekmediği yerlerde ve imkan bulup da anlattıktan sonra bunu yapmazsınız. Anlatırken de "şehvet duyma" gerekçesinden söz etmemek gerekir; çünkü bu söylem, müslüman erkeklerin şehvet düşkünü, hatta seks manyağı olduklar ithamına yol açıyor. Esasen Kur'an'da veya Sünnet kaynağında açıklanmış böyle bir gerekçenin bulunmadığını, bunu fıkıhçıların kendi ictihadlarına (yorumlarına) dayanarak söylediklerini yukarda zikrettik. Böyle bir âdetin (genç kadınla erkek arasında tokalaşmanın) bulunmadığı yer ve zamanlarda genç kadın ve erkeklerin birbirlerinin ellerini tutmalarının cinsel duyguyu harekete geçirme ihtimali elbette daha fazladır ve fıkıhçılar bu yönden haklı olabilirler. Bugün ise hem âdet yaygınlaşmıştır, tabîîleştiği için şehvetle ilişkisi zayıflamıştır, hem de sorunuzda ifade ettiğiniz şekilde bazen gerekli hale (ihtiyaç/zaruret haline) gelmektedir. Bu sebeple -açıklanan çerçeve ve mânadaki zaruret dışında bunu yapmak istemeyenlerin- uygun zamanda ve uygun bir üslup içinde, "Bizim geleneğimizde yok, Peygamberimiz yapmamış, kadim fukahâ, ortada bir ihtiyaç ve zaruret bulunmadıkça caiz görmemiş, biz de yapmıyoruz" demeleri yeterlidir.

Bu alıntıda geçen kadınlarla ilgili bazı emir ve yasakların gerekçesi olan şehvet unsurunun Kuranda ve hadislerde belirtilmediğini bunun içtihad sahiplerinin kendi yorumları olduğunu söyleyen kısma özellikle dikkat çekmek istiyorum. Başörtüsünün(tesettürün) veya benzeri bir hükmün kesinlikle cinsellik gereği olduğunu iddia edemeyiz. Gerekçelerden birisi bu olabilir. Fakat gerekçenin kesinlikle bu olduğunu ya da en önemli gerekçenin bu olduğunu iddia edersek UMUTsuz bazı insanlar cariyelerle ilgili hükmü gözümüzün içine sokabilir. Başka bir gerekçe diğer bir gerekçenin önünde olabilir. Herşeyin en doğrusunu Allah bilir.

Yazan: BirDost Tarih: June 28, 2008 5:54 PM

"Bu egilim o kadar guclu ki dogmalara bile kilif uydurup degistiriyoruz surekli, ama cok daha yavas ve direnc gorerek."
Fuat bey, Dogma tabiri sizin cenahın aşağılama amaçlı kullandığı bir tabir. Dinde tek bir doğrunun olduğu ve olması gerektiği sizin gibi tiplerin uydurduğu safsatalardan(Şehir efsanesi). Bazı şeyler sizin görmek istediğiniz gibi değil. Üzgünüm:) Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır diyen Peygamberimiz size gerekli cevabı gayet veciz bir şekilde veriyor. Temel ahlak kurallarında ve iman esaslarında müslümanların büyük çoğunluğu hemfikirdir. İhtilaf, İslam'ın özünden çok uzaklaşıyorsa bunun da kabul görmediğini belirtmekte fayda var. Mesela Namaz kılmanın gereksiz olduğunu söylemek gibi. Bu tartışmalı konulardan biri değildir.

Ben meselenin başka bir yönüne değinmek istiyorum. Sizin bu ifadelerinizde değişimi aşağılama gibi bir yaklaşım görüyorum. Dindar insanları dogmatik olmadığı için eleştiriyorsunuz, dogmatik olmamayı ayıplıyorsunuz. Siz yoksa dogmatik misiniz? Değişmeyen tek şey değişimdir şeklinde bir geyik var ya. Bir de Darwinist olacaksınız:)

"Yok olup gidecekler, değişime direnç gösterenlerdir" der Darwin(Bu anlamda bir söz). Darwin'den alıntı yaptım yahu? Ben ne yaptım böyle? Allah'ım affet beni!!!

Son bir kaç söz de hırsızlık üzerine:
Hz. Ömer zamanında kıtlık döneminde el kesme hükmünü uygulanmamıştır. El kesme kişilerin temel ihtiyaçları karşılanmadığı zamanlarda uygulanmaz. Hırsızlığa yönelen ihtiyaç sahibi birisi ise, ayıp hırsızda değil herhalde onu bu duruma düşürenlerdedir. Her durumda bu ceza uygulanmaz. Daha ziyade caydırıcı bir cezadır. Hırsızlığın ağır bir suç olup olmadığı subjektif bir konu olacağı için tartışmaya gerek yok. Bunu dinsizliğine bahane eden bu suçun hafif olduğunu iddia edebilir. Sorun yok.

Yazan: BirDost Tarih: June 28, 2008 6:37 PM

@BirDost;
Ben dogma derken sozluk anlamini kullaniyorum, hakarekt asagilama filan degil, anlami gayet aciktir. Dinler tum dunyada dogma sepetleri olarak bilinir zaten.
Yazdigimi nasil anlamadiniz?

Bu egilim o kadar guclu ki dogmalara bile kilif uydurup degistiriyoruz surekli, ama cok daha yavas ve direnc gorerek.

Burada direnc gostermeyi oven bir anlam cikiyorsa haklisiniz da, benim oyle bir kastim yok, yorumumun genel baglaminda ise oyle birsey zaten yok. Insanlarin kendi dinamikleri bile zamanla dinleri esnetmek zorunda kaliyor demisim, neden kizdiniz buna?
Dinde tek bir doğrunun olduğu ve olması gerektiği sizin gibi tiplerin uydurduğu safsatalardan

Ne alakasi var?

Her durumda bu ceza uygulanmaz.
Yani uygulanabilecek durumlarin oldugunu kabul ediyorsunuz!?

Hemen mesrulastirmaya yarayabiliyor boyle seyler. Benzer bir mesrulastirma olayi gecen hafta yasandi arabistanda. Erkeklere 1 yasindaki kiz bebekleriyle(cocuk bile denemez!) evlenme izni cikti. 9 yasina kadar cinsel "act" olmamak kaydiyla tabi (ne kadar ince bir duyarlilik!), peygamberinizin hayatindan esinleniyorlar en guzel sekilde olmasi icin.

@Sener Sensakrak;

Önce "dinsiz ahlak olur" diyen ateistleri darwinizm ile yani kendi inançlarını dayandırdıkları felsefeyle yüzleştirip çelişkilerini yüzlerine vuruyor.

Sonra da darwinizmi yerin dibine sokuyor; kıpırdayacak hiçbir alan bırakmıyor ki bence tartışmayı kesin olarak bitiriyor:
{:o)

"Darwinizm daha evrimsel mekanizmalarda cuvallamis ve fosil tarihi acisindan da hayat agaci bir caliya donmusken, ahlakin kokenini mi aciklayacakmis?

http://www.derindusunce.org/2008/06/24/din-olmadan-ahlak-olur-mu/#comment-16132

Yazan: fuatogl Tarih: June 29, 2008 12:26 PM

Hay Allah, kulağım çınladı diyordum meğer Fuat bey buradaymış.

Bakalım bu alıntıya ne diyecek:

Darwinian Doubts
By: David Berlinski
Wichita Eagle
March 9, 2005

Original Article

NOTE: The article below is the full version by Dr. Berlinski. The Wichita Eagle opted to shorten the piece to only 400 words.

The defense of Darwin’s theory of evolution has now fallen into the hands of biologists who believe in suppressing criticism when possible and ignoring it when not. It is not a strategy calculated in induce confidence in the scientific method. A paper published recently in the Proceedings of the Biological Society of Washington concluded that the events taking place during the Cambrian era could best be understood in terms of an intelligent design – hardly a position unknown in the history of western science. The paper was, of course, peer-reviewed by three prominent evolutionary biologists. Wise men attend to the publication of every one of the Proceeding’s papers, but in the case of Steven Meyer’s “The origin of biological information and the higher taxonomic categories,” the Board of Editors was at once given to understand that they had done a bad thing. Their indecent capitulation followed at once.

Publication of the paper, they confessed, was a mistake. It would never happen again. It had barely happened at all. And peer review?

The hell with it.

“If scientists do not oppose antievolutionism,” Eugenie Scott, the Executive Director of the National Center for Science Education, remarked, “it will reach more people with the mistaken idea that evolution is scientifically weak.” Scott’s understanding of ‘opposition’ had nothing to do with reasoned discussion. It had nothing to do with reason at all. Discussing the issue was out of the question. Her advice to her colleagues was considerably more to the point: “Avoid debates.”

Everyone else had better shut up.

In this country, at least, no one is ever going to shut up, the more so since the case against Darwin’s theory retains an almost lunatic vitality.

Look – The suggestion that Darwin’s theory of evolution is like theories in the serious sciences – quantum electrodynamics, say – is grotesque. Quantum electrodynamics is accurate to thirteen unyielding decimal places. Darwin’s theory makes no tight quantitative predictions at all.

Look – Field studies attempting to measure natural selection inevitably report weak to non-existent selection effects.

Look – Darwin’s theory is open at one end since there are no plausible account for the origins of life.

Look – The astonishing and irreducible complexity of various cellular structures has not yet successfully been described, let alone explained.

Look – A great many species enter the fossil record trailing no obvious ancestors and depart for Valhalla leaving no obvious descendents.

Look – Where attempts to replicate Darwinian evolution on the computer have been successful, they have not used classical Darwinian principles, and where they have used such principles, they have not been successful.

Look – Tens of thousands of fruit flies have come and gone in laboratory experiments, and every last one of them has remained a fruit fly to the end, all efforts to see the miracle of speciation unavailing.

Look – The remarkable similarity in the genome of a great many organisms suggests that there is at bottom only one living system; but how then to account for the astonishing differences between human beings and their near relatives – differences that remain obvious to anyone who has visited a zoo?

But look again – If the differences between organisms are scientifically more interesting than their genomic similarities, of what use is Darwin’s theory since it’s otherwise mysterious operations take place by genetic variations?

These are hardly trivial questions. Each suggests a dozen others. These are hardly circumstances that do much to support the view that there are “no valid criticisms of Darwin’s theory,” as so many recent editorials have suggested.

Serious biologists quite understand all this. They rather regard Darwin’s theory as an elderly uncle invited to a family dinner. The old boy has no hair, he has no teeth, he is hard of hearing, and he often drools. Addressing even senior members at table as Sonny, he is inordinately eager to tell the same story over and over again.

But he’s family. What can you do?

David Berlinski holds a Ph.D. from Princeton University. He is the author of On Systems Analysis, A Tour of the Calculus, The Advent of the Algorithm, Newton’s Gift, The Secrets of the Vaulted Sky, and, most recently, Infinite Ascent: A Short History of Mathematics. He is a senior fellow with Discovery Institute’s Center for Science and Culture.

***

Türkçesine de burada rastladım:

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/02/23/darwinian-doubts-darwin-supheleri/

Yazan: Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: June 29, 2008 11:04 PM

"neden kizdiniz buna?"
Kızdığımı nerden çıkardınız? Safsatanızın safsata olduğunu söylemem size kızgınlık gibi mi geldi? Halbuki daha akılda kalıcı bir tarz olduğu için bu üslubu kullanmıştım. Kızgınlık genelde acziyet belirtisidir. Fakat, anlamamakta direnç göstermeye başlarsa birisi biraz kızarım:)

Dinlerin değişken olması, yoruma dayalı olmasını kendinizce aşağılıyorsunuz:
Dogmalara bile kilif uydurup degistiriyoruz.

Unutmayın bu din son din olma ve bütün zamanlara hitap etme iddiasında. Bu niteliklere sahip olması, istediğiniz cinsten dogma olmaması sizi kızdırıyor olmasın?

"Yani uygulanabilecek durumlarin oldugunu kabul ediyorsunuz!?"
Aman çok korktum. Hemen geri adım atayım:)

"Erkeklere 1 yasindaki kiz bebekleriyle(cocuk bile denemez!) evlenme izni cikti. 9 yasina kadar cinsel "act" olmamak kaydiyla tabi (ne kadar ince bir duyarlilik!),..."
Sürekli bel altı:) Böyle bir kararı kıçlarından uydurmuşlar. Evlenecek kişilerde gönül rızası olması gerekir. 1 yaşındaki çocuktan bunu nasıl temin etmişler acaba? Şeker mi vermişler? Başka şeyler de söylerim. Ama, sizin peşinizde maymun gibi dolaşmak istemiyorum. Daldan dala uçuyorsunuz. Genetik olmalı:)

Yazan: BirDost Tarih: June 30, 2008 8:30 AM

Böyle bir kararı kıçlarından uydurmuşlar. Evlenecek kişilerde gönül rızası olması gerekir. 1 yaşındaki çocuktan bunu nasıl temin etmişler acaba? Şeker mi vermişler?
Seker mi vermisler artik orasini bilemiyorum da, mesruiyetlerini nereden aldiklari gun gibi ortada. Kiclarindan da uydursalar, toplumlarinda infial olusmuyor, mesru gorunuyor, 9 yasa beklemeyi ahlaksiz pedofil egilimleri yok ettigine inaniyorlar herhalde, "tum zamanlara gecerli"(degistirilmesi dahi teklif edilemez!) bir dinden destek de oldu mu is bitmistir.

Ayrica daldan dala ucmuyorum, soru soruyorum, siz daldan dala kaciyorsunuz alayci uslubunuzla. Adam akilli cevap beklemedigim icin de kizmak icin sebeb yok.

@Deveye hedek atlattigini zanneden arkadasim;
Elli defa konu edilen seyi sonradan gelip "bakalim buna ne diyeceksiniz" gibi, guya buyuk bir ifsat yaptiginizi zannediyorsunuz sanirim. Mustafa beyin blogunda tonlarca yazi yorum var, lutfen bir google yapin eglencenin dozunu kacirmadan. Birde zora dustugunuzde ondan bundan alinti yapacaginiza link verin, biz okumasini biliriz, tartisma yaptiginizi zannederek yazi kalabaligi yapmaya gerek yok. Siz once iddiali iddiali baslattiginiz tartismayi hakkiyla surdurup verilen cevaplara sorulan sorularla ilgilenin, kopi-peysti burada sizden daha ustaca yapan arkadaslar var. Deveye hendek atlatacak olan ben degil sizdiniz!

Yazan: fuatogl Tarih: June 30, 2008 2:19 PM

"Ayrica daldan dala ucmuyorum,"
Belli:) Kölelik, hırsızlık, hala kızı derken şimdi de Arabistan'dan fetva. Bu şekilde nereye varmaya çalışıyorsunuz? Ben bir konu bütünlüğü göremedim.

"soru soruyorum, siz daldan dala kaciyorsunuz alayci uslubunuzla."
Ne sordunuz da cevap vermedim? Sözkonusu cezayı normal karşılayıp karşılamadığım mı? Önce kızgındım, şimdi de alaycı oldum. Tabiki bahsettiğiniz cezayı malum suç için uygulanabilecek durumlar olduğuna inanıyorum. Bir insanın başka bir insana zarar vermesi normal bir davranış değil. Birilerinin hırsızlığı meslek haline getirip, çalışmadan birilerinin emeğini ele geçirmesini kesinlikle iğrenç buluyorum. Fakat, Hz. Ömer örneğinde olduğu gibi bütün vatandaşların temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı durumlarda bu cezanın uygulanmaması gerekir. Olaya böyle bakarsanız nerde uygulanabilir ki? Böyle olunca da bu ceza daha ziyade caydırıcı bir nitelikte. Belki de suçun büyüklüğünü ifade eder nitelikte.

Ayrıca üzülmeyin, dayatmalara da karşı olduğum için böyle bir ceza uygulanması gerektiğini de savunmuyorum. Yani herkesin dini kendine. Ayrıca bu tür telafisi mümkün olmayan cezalar için %100 emin olmak lazım. En ufak bir şüphede bile en ağır ceza verilmemelidir. Benim bilgim bu yönde.

"Adam akilli cevap beklemedigim icin de kizmak icin sebeb yok."
Elimden geldiğince cevap verdim. Beğenmedinizse ben ne yapayım?

Yazan: BirDost Tarih: June 30, 2008 5:37 PM

Sayın BirDost ve diğer arkadaşlar beni özlemiştir belki diye selam vermek istedim.
İşlerin yoğunluğundan uzun bir yazı yazmam birkaç gün sonra ancak mümkün olacak.
Şimdilik BirDost ve deveye hendek atlatıcı (DEHAT desek kısaca) arkadaşlara bir iki kelime söyleyeyim.
Sayın BirDOST şu el sıkma ile ve kölelilkle ilgili alıntılar sizi gerçekten tatmin etti mi merak ediyorum. Bizim söylediğimizden farklı ne buldunuz o yazılarda merak ettim. Ne yani şimdi kölelik ve cariyelik yasakmış ve el sıkma da mübah mıymış yoksa ben mi anlamadım. Ekonomik sistemin çalkalanacağını düşünmeden faizi şak diye haram kılan din köleliği kaldırmak söz konusu olduğunda ne kadar da duyarlı yaklaşmış olaya.
Sayın DEHAT lütfen dikkat ediniz konumuz "atesit ahlak olur mu" değil, "din olmadan ahlak olur mu". Yani ahlakın din ve ateizm dışındaki açıklamalarını da dikkat almak lazım. Bir de darwinizm hakkındaki bilgilerinizi paylaşma ihtiyacından olsa gerek konuyu darwine taşıyıp orda bitirmişsiniz ama mevzuya bu kadar yüzeysel yaklaşmak çok haksızlık olur. Tabii haklı olduğunuz hususlar var: Doğada acıma olmaması, Hayvanlarda ahlak olmadığı v.s. gibi. Yalnız unutmayın lütfen zürafalar ya da develer dünyasında ahlak olmadığı gibi örneğin "çarpraz kur" da yok. Hayvanlardan bizi farklılaştıran herşeyi dine bağlayacaksak "çarpraz kur" a değinen hadis ve ayetlerden de söz etmenizi dilerim. Bizi hayvanlardan ayıran şey din değil akıldır beyefendi. O akıl ki çarpraz kurun da, ahlakın da ve sizin dininizin de doğumunun kaynağı odur. Hani ana kaynaktan söz etmişsiniz ya ondan bahsediyorum.
Ahlaktan bahsedip da bu konuda hayvanlardan farklı olmamaızı dine bağlamanız gerçekten enteresandı. Bu duurmda dinen düzenlenmemiş her konuda kendimizie hayvanları mı örnek almalıyız acaba? At gözlüğü bu değilse nedir ki...

Ya bir de şu 1 yaşındaki çocuğun evlenme niyeti mi olurmuş diyordunuz ya. Lütfen bari bu konuda biraz insaflı olun. 1 yaşındaki çocuğun iradesi yoktur tabii de 9 yaşındaki çocuğun çok mu var? Benim 9 yaşında yeğenim var ve ona doğum gününde oyuncak hediye ediyorum. Lütfen biraz el insaf. Arabistanda erken ergenleşiyorlar teranesini de anlatmayın ne olur. Külli yalan... Külli insanlık dışı...

Yazan: UMUT Tarih: July 1, 2008 2:08 AM

Sayın UMUT,

El sıkma ve kölelik konusunda anlaşılmayacak bir şey yok. El sıkma ile ilgili alıntıda pek çok bilgi olmasına rağmen bana göre sizi ilgilendiren yönü şudur:
Karşınızda el sıkmamayı ahlaksızlık olarak gören UMUTsuz bir arkadaş varsa elini sıkabilirsiniz diyor basitce:)

Kölelik kısmı da çok açık. Tekrar üstünden geçmeye gerek olmayacak kadar açık. Ama gene de biraz daha kelam edelim.

Faiz kaldırılınca çökecek bir ekonomi var mıymış o zamanlar? Ya da faiz kaldırıldığı için ekonominin çöktüğüne dair rivayetler? Ya da faizin kaldırılması ekonomiyi çökertir mi? Doğru şey her zaman sizin kanıksadığınız şey değildir.

Neyse ekonomi benim işim değil. Hiç olmazsa oraya zıplamayın:)

Köle sayısı çok fazla olduğu için bir anda serbest kalmaları elbette sıkıntılı olurdu. Barınma, iş güç sahibi olması lazım insanların. Yıllarca köle olarak yaşamaya alışmış bir insanın nasıl bir vizyona sahip olduğunu sanıyorsunuz? Açıklamalarda belirtildiği gibi kölelerin istemeleri halinde ücretini ödeyip özgür olma şansları vardı.

İslam sadece köleliği tedrici olarak kaldırmaya çalışmamıştır. Örneğin içki de kademeli olarak kaldırılmıştır, insan fıtratı gözönünde bulundurulmuştur.

“İslam’da kölelik yasaklanmamıştır.” cümlesi doğru bir cümle değil. Bu cümleden hür insanların durduk yere köle yapılamayacağını anlayamayız mesela. Doğru cümle: “sadece savaş esirleri köle olabilir.” şeklinde olmalı. Bir savaşta karşı taraf sizin esirlerinizi bırakmaya yanaşmazsa ve hatta onları köle olarak kullanırsa siz ne yapacaksınız? Özellikle köleliğin yaygın olduğu dönemlerde bu esirleri serbest bırakmak sizi zayıflatmaz mı? Sizin misilleme şansınızı elinizden almaz mı? İslam’da savaşa savunma, tehlikeyi bertaraf etme amaçlı izin verilmiştir. Savaşta esir almana izin veriyor ama insanların esir olarak hayatını devam ettirmemesi için de çok geniş yelpazeden bir uğraş içine giriyor. Neden acaba?

Ayrıca, bir şeyin serbest bırakılması onun yapılmasını gerektirmez. Kölelik insanların ne kadar fırsatçı ve menfaatçi olabileceğini de gösteriyor. İnsanların din direk yasaklamadığı için ve din desteğine rağmen(dinin insanlara verdiği değere rağmen) köleliğin ne kadar yanlış olduğunu anlamaları(!) binlerce yıl sürdü ve hala günümüzde tamamen bitti mi emin değilim. Bu da insanların salt akılla değer üretmesinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Elbette insanlarda acıma hissi, vicdan gibi duyguların da desteğiyle bir takım ahlaki değerler oluşabilir veya kazandıkları bu değerleri devam ettirebilirler. Aslında insanların sahip olduğu nice hususiyet (Vicdan, acıma duygusu gibi) ateist/materyalist/darwinist felsefeyle açıklanamadığı için ahlakın kökeninin metafizik olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Ahlakın kökeni metafizik olmasına ve insanlarda bu altyapı olmasına rağmen dinin direk yasaklamadığı hususlarda doğruyu bulmaları pek kolay olmuyor. Ayrıca ceza-mükafat ile de desteklenmesi gerekiyor.

Kölelik konusunu uzatmaya gerek yok. Alıntı gayet güzel özetlemiş durumu.

Tekrar ediyorum ki dinin serbest bırakması ona dört elle sarılmanızı gerektirmez. İstediğiniz fetvayı alabilirsiniz. Bir de vicdanına sormamızı tavsiye eden Peygamberimiz ne demek istedi acaba?

Hz. Ayşe’nin evliliği olayın olduğu dönemde Peygamberimizin açığını bulmaya çalışan o kadar insanın varlığına rağmen bir problem olarak görülmemiştir. Bu konuda hiçbir tepkinin olmamasından olayların son derece normal şekilde vuku bulduğunu anlayabiliriz. Eğer o zaman bu olay normal karşılanan bir hadise değilse bu durum kendi başına çok şey anlatır. Hz. Ayşe’nin hayatını incelediğimizde hiç de çocuk yaşında cinsel olarak istismar edilmiş bir kişilik görmüyoruz. Ayrıca bu kadar şehvet düşkünü olduğu iddia edilen bir kişinin fakir, sade, aç, sıkıntı dolu bir hayatı tercih etmesi mümkün değil diye düşünüyorum. Bu konuda söylenecek çok şey var ama uzatmak istemiyorum ve Hz. Ayşe validemizin yaşı konusuna gelmek istiyorum.

Hz. Ayşe’nin evlilik yaşı konusu oldukça tartışmalıdır. Bir görüşe göre Hz. Ayşe Peygamberimizle evlendiğinde 18 yaşındadır. Bu yaşta olduğunu söyleyen direk bir rivayet yoktur. Fakat, diğer rivayetlerden bu yaşa ulaşılabilmektedir. Bunlardan iki tanesini vereceğim(Bu şekilde bir hayli farklı şekilde hesap var):

1- Hz. Aişe validemiz yıllar sonra Mekke'nin ilk dönemlerinde inen bir sûre olan, Kıyamet Sûresi'nin iniş zamanı sorulduğu zaman: “Ben Mekke'de sokaklarda oynayan bir çocuk iken Kıyamet Sûresi'nden şu ayetler nazil oldu” diye cevap vermesi, onun yaşını tespit etmemiz açısından önemli bir işarettir. Bu sûrenin Nübüvvetin 3. ya da 4. yılında nazil olduğunu hatırlarsak, Aişe validemizin de oyun oynayacak ve dile getirilen sûreyi aklında tutacak bir yaşta olması gerektiğini de dikkate alırsak; o günlerde en az 6–7 yaşlarında olması icap edecektir. Hz. Aişe'nin Efendimiz ile evliliğinin Nübüvvetin 13. yılında gerçekleştiğini hatırlarsak, demek ki; bu evlilik Kıyamet Sûresinin nazil olmasından yaklaşık 10 yıl sonra olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız. Böyle olunca da Aişe validemizin evlendiği zaman yaşının en az 17 ya da 18 olduğu anlaşılacaktır.

2-) Bu konuyu aydınlatan bir başka rivayette şöyledir: Hz. Aişe validemiz henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı. Mut’im Hz. Aişeyi oğluna almakla evine müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a) islamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir. İslam alenen açıklanıp müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebu Bekir (r.a) ın müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir.

İkinci görüşe göre Hz Ayşe’nin evlilik yaşı 9’dur. Bu görüş, bunun böyle olduğunu söyleyen rivayetlere dayanıyor. Bu görüşün doğru olduğunu kabul edersek buradan kız çocukları 9 yaşında evlenebilir şeklinde fetva çıkarmak doğru değil. Rivayetden anlanacak ölçü kız çocuğunun gerekli cinsellik olgunluğa ulaşması(Regl olması) gerektiği. Bu olay 9 yaşında olacak diye bir kaide olamaz. Diğer memleketlerde bu nasıl oluyor bilmiyorum, sanırım Türkiye’de bu yaş en erken 11-12 civarında. Hz. Ayşe’nin yaşının o dönemde doğru takip edildiğinden emin olamayız. Daha dedem-ninem bile yaşını tam bilemezken bu işin o dönemde tam hassas bir şekilde takip edildiğinden nasıl emin olabiliyoruz? 10 olamaz mı? Bütün rivayetleri göz önünde bulundurduğumuzda da ortada bir çelişki görüyoruz. Sanırım bu çelişkiyi aşağıdaki ifadeler açıklar nitelikte:

Diri diri kız çocuklarını toprağa gömen cahiliye Arapları genel itibari ile kız çocuklarının yaşlarını tutmazlardı. Toplumun tüm kınamasına rağmen kızlarını gömmeyip onları büyütenler, çocukları buluğa erdiklerinde Daru'n-Nedve'de bir tören düzenler ve kızlarının artık büyüdüğünü halka ilan ederlerdi. Eğer bu uygulamayı esas alırsak, Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlendiği iddiasını, “9 yıldır ay hali görüyordu” şeklinde anlamak gerekecektir. 9 yıldır ay hali görmesi ve bir 9 yılda çocukluk dönemini dikkate alınca, Hz. Aişe validemiz evlendiğinde 18 yaşlarında bir genç kız olduğu anlaşılacaktır.

Hayrettin Karaman’dan yazdıklarımızın daha kısa bir özeti:

Hz. Âişe, Resûlullah (sav) ile ancak ergenlik çağına geldikten sonra zifaf olmuş, birleşmiştir. Bu sırada kaç yaşında olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Prof. M. Hamîdullah "bülûğa erdikten sonra" demektedir. Asr-ı Saâdet isimli eserin 1007-1014. safyalarında, güvenilir kaynaklara dayanılarak on sekiz yaşında evlendiği savunulmuş, ikna edici deliller getirilmiştir.6
Kaynaklar güvenilir, râviler dürüst oldukları halde dahi râvînin yanılma, hataya düşme, unutma ihtimali vardır. Bu sebeple tarihçiler, belli bir hükme varırken bütün rivâyetleri, ilmî metodla tenkit ve tahlil etmek, hepsini bir arada değerlendirmek durumundadırlar.

6. İslâm Peygamberi, c. II, s. 18; Mevlânâ Şiblî'ye göre Hz. Âişe, Peygamberimiz (sav) ile evlendiği zaman on sekiz yaşında idi; Asr-ı Sa'âdet, İst. 1928, c. II, s. 997.

Yazan: BirDost Tarih: July 2, 2008 11:16 PM

cehennemden korkarak kötü birşey yapmaktan kaçınmak ikiyüzlülüktür. cezadan korkan çocuğun kötü birşey yapmadan kaçınması gibidir.

çocuk örneğine devam edersek, eğer karşı tarafın çocuklarını dövmenin güzel birşey olduğu söylenirse (kafirleri cezalandırmanın) çocuk seve seve onların üzerinde her türlü insafsızlığı yapar.

ahlakın dinle falan alakası yoktur. insanın içinde ya vardır, ya yoktur. nice dindar görünenler vardır ham ham yetim hakkı yer (örn. recep'in tavuğu), nice dinsizler vardır insan hakkına ölse dokunmaz.

tipik ideolojik sn. akyol yorumu. ne diyelim. devam...

Yazan: kamil Tarih: July 8, 2008 1:27 AM

Cehalet damarlarımıza işlemiştir. İthal bir entellektüelitemiz olduğu için yaranmaya endeksli bir psikoloji ile kültürümüzü inşaa etmişizdir. Ben değil elbet. Bir çoklarını kastediyorum.

Mesela "din korkutur" klişesinden başka mermisi olmayanlar gibi.

Halbuki bunların asıl derdi İslam iledir. Dinle değil. Yoksa inek tapıcısı Ganj "temizi" bilmem ne adamlarının dininin ritüelleri bu "entel" cenah için mucizevi olaylardır.

Neyse; "İslam korkutur" klişesine bel bağlamış olmaları aslında cehaletlerinin derecesini gösterir.

Ben sadece şunu söyleyeyim, bu "entel" arkadaşlar araştırıp öğrensin-benim fazla vaktimi almasınlar-:

İslam dininin korkutma gibi bir motivasyon tekniği yoktur.

İslam insan fıtratına en uygun dindir ve insan fıtratında korkunun ne kadar yeri varsa İslam da ancak o kadar kullanır korkuyu. Ve bu motivasyon şekli İslam düşünürlerine göre en zayıf iman biçimidir.

İslam'ın motivasyon için kullandığı tekniklerin en sonuncusu korkutmadır ki bu korkutma da aslında bizim anladığımız manada bir korkutma değil; uyarı mahiyetindedir.

İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır hadisi herhangi bir korkutma değil, toplumsal faydayı ve hizmeti öğütleyen bir hadistir mesela.

Veya şehitlik mertebesinin İslam dinindeki mana buluşunu irdeleyin. Hristiyan Papazları haçlı askerlerini savaşlarda motive etmek için "lürseniz cehenneme gidersiniz" diye korkuturken, İslam dini "bu yolda ölen şehit olur ve cennet ile mükafatlandırılır" diyor.

Aslında İslam'ın hedefinde korkudan kaynaklanan bir iman değil, Allah rızasından kaynaklanan bir iman makbuldür.

Yani yüz yıllarca İslam düşünürlerinin anlamaya ve anlatmaya çalıştığı imanın mertebeleri konusunu sadece ve sadece korkudan ibaret görmek cehaletin daniskasıdır. Bu arkadaşlara biraz daha çalışmayı ve araştırmayı önermek bir toplum hizmetidir.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 8, 2008 4:51 PM

burada bir sorun, yeryuzunde binlerce din olmasi. ahlaki dini referans alip tanimlayacaksak, sorunumuz var. scientology tarikatina bagli bir insanin ahlaki, sintocu bir japonun ahlakindan, onunkisiyse ise bir muslumanin ahlakindan farklidir. mesela zamaninda ny times'ta yayinlanmis su habere bir bakin: tiklayin. ingilizce bilmeyenler icin ozetleyeyim. haber japonya'da devlet dahil kimse yardim etmedigi icin evlerinde acliktan olen insanlari anlatiyor. eger haber gercegi yansitiyorsa, japonlarin dini inanislari calisip cabalamayi merhametin uzerinde tutuyor demektir. (haberde japonya'da asevleri kurup fakirleri doyurma gibi bir gelenegin olmadigi da anlatiliyor.)

buyrun buradan yakin. eger ahlak anlayisinizi islamiyet sinirlarina gore belirleyecekseniz, japonya ahlaksiz insanlarla dolu demektir. bunlarin hepsi dinsiz olamaz degil mi?

ote yandan insanlarin acliktan olmesine kayitsiz kalan japonlara sorsaniz (ki sormuslar), toplumun kaynaklarina bagimli olarak bir asalak gibi yasamanin onursuzlugundan ve zor duruma dusen insanlarin kendi hatalarindan dem vuracaklardir. o bakis acisina gore, siz insanlara fazla merhamet gosterip onlari onursuzlastiriyor olabilirsiniz.

sinto dini, bize uzak bir din olabilir. ama eminim semavi dinlere inananlar; hatta bir dinin farkli mezheplerine mensup olanlar arasinda dahi ahlak anlayislarinda farkliliklar olabilir.

hal boyle olunca, inanc farkliliklarinin varligina riza gostereceksek, dinlerin ahlak kriterlerinin belirlenmesinde ne derece iyi bir olcu olacagi suphe goturecektir.

Yazan: dj Tarih: July 8, 2008 10:09 PM

Sayın Mustafa Fatih YÜCE...

Din tabii ki korkuyla motive eder.

Eğer insan cehennemde yanmayacaksa gerisi Yunus'un dediği gibi "üçbeş köşkle üçbeş huri" den ibarettir.

Sonsuza kadar (bu kavramı biraz düşünün)yaşamın vaadedildiği cennette insanın zamanla alışıp sıkılmayacağı ve daha da ötesi bu dünyada bulamayacağı ne var?
Şarap nehirleri, ipek kaftanlar, huriler vs... Hoş huri/gılman meselesi de biraz karışık. Burada evli olanlar orada eşleriyle birlikte olacaklarına göre şu fani dünyada bile sıkıcı olabilen tek eşlilik (en fazla dört eşlilik diyelim) durumu sonsuz bir hayatı çekilmez kılacaktır sanırım:) Buna tedbir olarak yaşlılıkta boşanmak mı lazım acaba? Ya da ani bir ölüm geldi diyelim bu durumda cennette boşanmak mümkün mü? Tabii kadınlar için boşanma hakkı olmadığından onlar şanslarına küssün. Adam nehirden kova kova şarap içtikten sonra sizi dövse bile yapacak birşey yok. Hem cennete git hem dayak ye. Cennette morçatı var mı acaba? Ya da sizi hurilerle aldatsa da göz yumacaksınız. Sahi huriler evli bir adama yan gözle bakar mı?
Bu konularda o engin bilginizle bizi aydınlatın lütfen.
Pardon unuttum cennetteki en büyük zevk her Cuma günü Allah'ın cenettekilere kendini gösterecek olmasıdır İslamiyete göre. Bu öyle büyük bir haz verecek ki pop yıldızı gören kızlardan bile fazla sevineceğiz. Tam dizi film gibi. Zevk sona erdikten sonra bir hafta bekle ki o cemali yeniden göresin.

Lütfen kızmayın aslında anlatmak istediğim şey şu ki vaad edilen zevk bu dünyada varlıklı bir insanın elde edebileceğinden fazlası değil. Üstelik tek başına cennet kavramı bile içinde öyle çelişkiler barındırıyor ki anlat anlat bitmez. En başta cennet zamanla öyle sıkıcı olacak ki cennetteki herkes intihar etmek isteyecek... Niye şaşırıyorsunuz cennette çok mu mutlu olacaksınız sizce? Sonsuza kadar (dikkat edin sonsuza kadar diyorum. Bin, milyon ya da milyar ya da trilyon yıl değil sonsuz) sürecek hiçbir şeyin manası ya da zevki yoktur.

Zevk aldığınız herşey bir milyon, bilemedin bir milyar yıl sonra anlamsız gelecek taş çatlasın bir trilyon yıl sonra da ordaki herşeyden nefret edeceksiniz. Bu zevk dünyada bulamayacağınız çok orjinal bir şey de olsa durum değişmeyecektir. Görme duygusunu hiç yaşamamış bir ama görmeye başladığında, o muazzam olayı yaşamaya başladığında hiç şüphe yok ki zamanla buna alışacaktır. Alışacaktır çünkü insan fıtratının en önemli özelliklerinden biri ALIŞMAK tır.

İnsan herşeye alışır. Hem de çok çabuk. Alşımazsak yaşayamayız. Annemizi kaybetmenin acısına alışmazsak bir süre sonra kahırdan ölürüz. Ya da piyangodan çıkan büyük ikramiyeye kısa sürede öyle bir alışırız ki bir süre sonra onun sevincini yaşamayız ve sanki dünyaya milyarder geldiğimizi düşünürüz.

Birçok insan bu zevkü sefalardan bu kısa ömürde bile nefret edip tatminsizlikten intihara yönelirken sizin dininiz onlara bu nefreti sonsuza kadar yaşamayı bir ödül gibi sumaktan öteye gidemiyor.

Tabii Allah kudretini kullanıp fıtratımızdaki alışma duygusunu söküp alırsa, yaşadığımız herşeyi ilk kez yaşıyormuş gibi sevinç duymamızı sağlarsa o başka. O başka ve daha da kötü. İşte o zaman da insan olmaktan çıkar robotlaşırız. Bu durumda da sizin dinizin "insan fıtratına en uygun din" olma iddiası çürüyüp gider.

Düşünen bir insan için herhang bir tanrılı dinin vaadi çok yavan ve inandırıcılıktan uzaktır. Hoş inanların kaçı inançlarına düşünerek ulaşmıştır ki... Çok güzel bir söz vardır ya "en çok inandığımız şeyler genelde en az bildiğimiz şeylerdir" diye. Çok doğru söylemiş kim sölemişse.

Bu durumda geriye birtek o cehennemde yakma vaadiniz kalıyor. O gerçekten alışılması mümkün olan birşey değil. Değil çünkü sinirler sürekli o acıyı beyne iletiyorlar. Sinirler yanıp kül olduğunda merhamet sahibi rabbim anında onları yeniden yaratıp acımızı sürekli kıldığı için çok şükür bu azaba alışamıyoruz. Bu sayede beyin hücrelerimizin yeniden yaratılması ile kül olması arasında geçen o kısacık zaman dilimlerinde rabbimize, bize günahlarımızın bedelini ödettiği için minettarlığımızı iletiyoruz.

Tabii bu yakma olayının biz dinsizler için sonsuza kadar süreceği de vaad edilmiştir çok şükür.

Sözün özü: Sizin dininizde yer alan FITRATIMIZA EN UYGUN vaad; günah işleyenleri diri diri YAKMA vaadidir sayın YÜCE. Ve evet sizin dininiz işte bu sebeple insanları sadece korkuyla motive eder.

Ve siz de diyorsunuz ki bu din insanlığa ahlakı öğretmektedir.
Eğer ahlakı bu din öğretiyorsa; cahillik en büyük mutluluktur.

Yazan: UMUT Tarih: July 13, 2008 5:28 AM

Umut Bey, dünyadaki hayata özgü alışma, sıkılma vb kavramları kafanıza göre ahirete uyarlamışsınız, ahiretteki durum da tam benim hayalimdeki gibi olmak zorunda demişsiniz. Cenneti sizin veya bir başkasının dünyevî, sınırlı ve kapasitesi kısıtlı hayal gücüne göre tahayyül etmek, sonra da "cennet varsa tam benim tahayyül ettiğim şekilde olmak zorundadır, o hâlde sıkıntının olmadığı bir sonsuz mutluluk cenneti yoktur" demek fazla ciddiye alınası bir tutum değildir maalesef. Sizi daha temkinli, daha az cynical ve daha akılcı, hakkaniyetli düşünmeye davet ediyorum... Kaldı ki şu hâlimizde bile sonsuzluğu beğenmemek bir yana, biz bütün insanlar sonsuza dek sürecek bir sıkıntısız varoluş arzusu içinde yaşıyoruz, bunu apaçık görebiliriz. Bilinçlerimiz hep böyle bir sonsuz varoluşu varsayarak çalışır; çünkü fıtratımıza, tabiatımıza sonsuzluk hissi işlenmiş hâldedir. İtiraz ediyorum derseniz önce kendinizi daha yakından bir dinleyin.

Zâlimlerin, suçluların içinde yanacakları ahiretteki ateş ("en-Nâr" yahut cehennem), bu dünyadaki ile aynı değildir. Sadece suçluyu cezalandırmadaki şiddeti ateş gibi büyüktür, ama amaçları ve insana kazandırıp kaybettirdikleri farklıdır. Kur'an ayetleri ahiretteki evren için, oranın hem cenneti hem de cehennemi için, "başka bir yer, başka bir gök" diyor, Kur'an'ın hem kendisi hem de müfessirleri ahiretteki nimetlerin de azabın da bu dünyadakinden çok daha farklı özelliklere sahip olacağını anlatıyorlar. Cehennemin azabı zalim ve suçlular için öğreticidir, arındırıcıdır; o bir ceza olmanın yanında onun içindekilerin kendi manevî olgunlaşmaları için gereklidir. Cehennem ateşini sadistik bir işkence aracı olarak görmek sığ bir düşüncedir. Elbette er-Rahmân, er-Rahîm ( sınırsız merhametli ve şefkatli) olan Allah bu tür sığlıkların ötesindedir.

Ayrıca Cehennem ya da Ateş (en-Nâr), çoğunluk tarafından zannedildiği gibi bir ebedî işkence mekânı değildir. O, belirli bir süre devam edecek bir cezalandırma ve arındırma vazifesine sahiptir sadece. Çünkü "Allah'ın merhameti gazabını aşmıştır". Bunu sahabe zamanından beri, sonradan azınlığa düşmüş bir âlimler grubu devamlı vurguladı. Bu âlimlerin içinde sözde aşırılıkçı ve proto-İslâmcı olan, aslında ise sevgi ve merhameti çok vurgulamış bir İslâm âlimi olan İbn Teymiyye ve öğrencisi İbn Kayyim de vardır. Bu konuyu vaktim oldukça, yararlı kaynaklarla beraber kendi mütevazı web logumda anlatmaya çalışıyorum. İsterseniz, buradan yorumcu adımdaki linke tıklayarak bloguma ulaşabilir, sonra da "Azabın Sonluluğu" kategorisinden şimdiye kadar bu konuya dair hazırladığım yazıları okuyabilirsiniz.

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: July 16, 2008 7:51 PM

Sayın Mehmed Mustafa blogunuza ve azabın süresi ile ilgili yazılara göz attım. Gördüğüm şey hemen her konuda olduğu gibi istenen alanlarda İslamiyet'in pekala günümüze uygun yorumlanabildiğidir. İslamiyetin akla-mantığa açıkça aykırı olan kısımları pek güzel yorumlanarak değiştirilebiliyor. Keşke bu tür liberal yorumlar dinin başka alanlarında yapılsa da İslamiyet artık terörün ve geri kalmışlığın değil aydınlığın dini haline gelse.
Tabii buna rağmen beyin bu ya düşünmeden duramıyor: Ben islamiyete inanmıyor olsam da bu bakış açısı farklılığını bir yana koyarsanız kendimi iyi bir insan olarak görürüm. Dini hususların dışındaki alanlarda ahlakın ve insanlığın genel kabul gösterdiği her olumlu edimi onaylar ve uygulamaya çalışırım. Yani dine inanmamak dışında modern bilime göre herhangi bir arınmaya ihtiyacım olduğunu sanmıyorum. Muhalfarz islamiyet gerçekten var ise, ben öldükten sonra yeniden diriltildiğimde bunu anlayacağıma göre benim hala ceza çekmeme ya da ıslah edilmeme neden ihtiyacım olsun ki. Öyle bir durumda doğal olarak hayattayken yanlış düşündüğümü anlayacak ve bundan pişmanlık duyacağım. Onun dışındaki hususlarda zaten kötü bir insan değilsem azap niye?
Bu yazıyı okuyan bazılarının "Oh ne ala memleket hem dünyada inançsız ol hem de öbür tarafta direk cennete git. Olur mu öyle şey?" dediğini duyar gibiyim. Merak etmeyin bence de olmaz öyle şey. Olay maalesef Mehmed Beyin bahsettiği kadar insancıl gelişmiyor. Benim yazdıklarım; bu ülkede, bu ülke halkına öğretilen müslümanlıktır. Yani geleneksel İslamdır. Her alanda, o alanla ilgili her konuda muhakkak muhalif fikirler vardır. Siz de yazılarınızda ve alıntılarınızda bunlardan bahsetmişsiniz ancak ülkemin insanlarına anlatılan İslamiyet bu değil. Hatta siz de çok iyi bilirsiniz ki İslami kesimdeki çoğu insan İslamiyetin fazla liberal yorumlanmasından hiç hoşlanmazlar. Bazlarımız için çok saygın sayılan bazı İlahiyatçıların ya da bazı İslam düşünürlerinin geleneksel İslamın temsilcileri tarafından "dinden çıkmış" ve ebedi cehennemlik sayıldığını da unutmamak lazım.

Sayın Mehmed Mustafa geleneksel İslamı biraz bilirim ve evet o İslama göre de cehennem ateşi dünya ateşinden farklıdır. Onlara göre cehennem ateşi dünya ateşinden 40 kat daha yakıcı bir ateştir. Ayrıca üzgünüm ama onlar sizin gibi gün ya da azabın süresi ya da azabın şekli konusunda hiç yorum gerektirmeyen gayet net açıklamalar yapıyorlar. Onlara göre müslümanlar ve ehli kitab belli bir süre, bunların dışındakiler de sonsuza kadar, dünyadaki ateşten 40 kat daha yakıcı olan cehennem ateşinde cayır cayır yakılacaktır. Yanan insanın derisi erir erimez Allah hemen derisini yenileyecektir ki acısı sürebilsin.
Unutmayın ki halkımız dinini diyanet yetkililerinden ya da İlahiyatçılardan değil ana babasından, konu komşu akrabadan ya da cemaat liderlerinden öğreniyor. Öğrendiklerini değiştirmesi de hiç kolay olmuyor. Onlar içtihad kapısının kapandığında inanıyor. Onlar nurcuların, içtihad kapısı açıktır ama içtihad yapılabilmesi ihtimali ancak bir karıncanın 40 metrelik bir kapıdan zıplayarak geçebilmesi ihtimali kadardır sözüne inanıyorlar.

Hani demişsiniz ya "Cehennem ateşini sadistik bir işkence aracı olarak görmek sığ bir düşüncedir." İşe ben de tam olarak böyle düşünüyorum. O yüzden de bu konuda İslamiyeti eleştiriyorum. Bunlar benim düşüncelerim değil ki sığ düşünmüş olayım.Bilmem meramımı braz olsun anlatabildim mi.

Kimse bu vahşet yorumların gerçekten İslamiyette bulunmasını istemez ama halk bunu böyle biliyor ve böyle inanıyor. Eğer aksi görüşte iseniz bırakın bu blogları felan halka inip halkı eğitin.


Yoksa siz de gün gelir "beyaz müslüman" damgası yersiniz. Demedi demeyin...

Yazan: UMUT Tarih: July 17, 2008 3:34 PM

"Cehennem ateşini sadistik bir işkence aracı olarak görmek sığ bir düşüncedir."
Evet haklisiniz, ama bunu ben yada baskasi boyle gormuyor ki!? Mesela cehennem atesini toplu piknik icin mangal atesi olarak kullanabilirdi islamiyetin tanrisi, ama o insan yakmak icin kullaniyorsa, ve bunu ana cezalandirma merkezinin merkezine yerlestiriyorsa siglik kimde olmus oluyor? Siglik bizde degil yani, cehennemin sadistik iskence araci olarak gorulmesi islamiyetin iliklerine kadar islemistir, baska dinlerin de.

Iskence dedigimiz sey de bellidir, dinlerin ceza olayi da bellidir, egip bukulecek bir tarafi yoktur. Isteyen Gazaliden iskence ve cehennemin "sanli" anlatimlarina basvurabilir, ve direktman kuranda hepsi var zaten.

Yazan: fuatogl Tarih: July 18, 2008 6:03 PM

Umut, cehennemin sonluluğuyla ilgili size söylediğimi yanlış değerlendirmişsiniz.

Cehennemin sonluluğu görüşü liberal bir görüş veya dinde yeni yapılmış bir değişiklik filân değildir. Sünnî dünyanın en önemli hadis kaynağını en sağlam rivayet zincirlerine dayanarak daha dokuzuncu yüzyılda (hicrî üçüncü yy.) derlemiş olan İmam Buhârî'nin hadis hocalarından olan ve Sahîh-i Buhârî'deki pek çok hadisin kaynağı olan Abd bin Humeyd'in ayriyeten yazdığı Kur'an tefsirinde (ki şimdi ondan yapılan az miktarda alıntı dışında kayıptır) cehennemin ebedî olmadığı görüşünü savunduğu bilinmektedir. Abd bin Humeyd'in ve diğer muhaddislerin rivayetlerine göre Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Abdullah ibn Mes'ûd gibi âlim sahabîlerin çoğu da cehennemin sonlu olduğunu söylerlerdi. Demek oluyor ki cehennemin sonsuzluğu fikri daha sonra Hıristiyanlık ve Yunan felsefesinin etkisiyle İslâm dünyasına girdi ve daha da sonra baskın görüş hâline geldi.

Cehennemin ebedî olmadığı görüşü her asırda az sayıda âlimce korundu. Bu görüşün (ya da bence "hakikat"in) en bilinen savunucusu İmam İbn Teymiyye (14. yüzyıl), bırakın sizin dediğiniz gibi liberal düşünceli filân olmayı, batılı uzmanlar tarafından İslâmcılığın 14. yüzyıldaki fikrî atası, radikal dinci âlim gibi görülür. Elbette bunlar batılı şarkiyatçı (oryantalist) düşüncenin kendi sığlığından ileri gelen yanlış yorumlar olsa gerektir; fakat benim yaptığımın "liberal Müslümanlık" yapmakla da, İslâm'ı değiştirmekle de alâkası olmadığını ispatlamaya bunları anlatmak kâfî gelecektir.

Gerçi İbn Teymiyye'nin günümüzdeki en sağlam takipçileri olma iddiasındaki Yeni Selefîler, yahut kendilerinin hakaretamiz saydıkları bir deyişle Vehhâbîler, gördüğüm kadarıyla İbn Teymiyye'nin azabın sonluluğu görüşünü savunmuş olmasını hazmedememekteler. Bu yüzden internette aslında İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'in böyle demediğine dair İngilizce bazı yazılar dolaşıyor. Ancak Selefîler hazmedemeseler de İbn Teymiyye ve öğrencisinin bu görüşte olduğu kesin bir gerçektir. İşin aslına vukufiyeti bulunan bütün dindar Müslüman âlim ve profesörler bunu belirtirler: Hem İmam İbn Teymiyye, hem de onun sadık öğrencisi İmam İbn Kayyim son yazdıkları eserlerde apaçık ve su götürmez bir şekilde cennetin ebedî ama cehennem azabının sonlu olduğunu ispatlamaya çalışmışlardır. Allah izin verirse belki sitemde yer alacak ileriki yazılarımda bu meseleyi de izah etmeye çalışırım.

Ve evet, özellikle batıda iyi yürekli ve merhamet timsali olmakla meşhur Sûfîler (!) cehennemin sonluluğu görüşüne çok karşı çıkıyorlar ve onların dinî kültürü ve İslâmî entelektüel seviyesi yetersiz bir kısmı tasavvuf düşmanı olarak gördükleri İbn Teymiyye'yi hem fenâ-yı nâr görüşü hem diğer görüşlerinden ötürü sapık diye mahkûm ediyorlar. Cehennem azabının sonluluğu (fenâ-yı nâr) görüşünü fazla iddialı olmadan gündeme getiren Mustafa İslâmoğlu hakkında ise ağızlarına geleni söylüyorlar. Bir internet aramasıyla onların bu şaşkınlıklarına şahit olabilir. Allah onlara da bize de hidayet versin. Ama hak ve hakikat kim karşı çıkarsa çıksın söylenmelidir; çünkü El-Hakk (mutlak, nihâî Gerçek) Allah'ın ismidir.

İngilizce okuyabiliyorsanız İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'in cehennemdeki azabın sonluluğuna dair getirdikleri dinî ve aklî delillerle ilgili birçok bilgiyi şu adresteki doktora tezinde bulabilirsiniz. Tezin bu hususla ilgili kısmını baştaki içindekiler listesinden kolayca tespit edip okuyabilirsiniz: http://deepblue.lib.umich.edu/bitstream/2027.42/55688/3/khalilm_1-3.pdf

Bahsini ettiğiniz diğer bir konuya gelince, evet cehennemde insanlar cayır cayır ateşle veya bizim ateş diye bildiğimiz şeye benzer derecede elem verici bir şeyle cezalandırılacak ki dünyadaki ateşle tamamen aynı olmayan bu şeyden Allah "en-Nâr" ya da "Ateş" (The Fire) diye bahsetmektedir. Bu hayatın şartları içerisinde herhangi bir kimseye böyle bir şekilde azap etmek sadistlik olurdu. Zaten o yüzden herhangi bir kimseyi yakmayı (ve ayrıca farklı bir şekilde işkence etmeyi de) bu dünyada yüce Allah kesinkes yasaklamıştır. Bu sahîh hadislerde belirtilmiştir. Ama ahiretin şartları bambaşka olacaktır. Suçluların suçunun şiddeti ve hak ettikleri ceza o gün karşımıza bambaşka bir şekilde çıkacaktır. Hem yaptıkları kötü işlerin tam karşılığını görmüş olmaları hem de ruhlarındaki büyük kirden temizlenmeleri için suçluların ve inançsızların uzun bir süre Ateş'te yanmaları gerekliliği o gün daha iyi anlaşılacaktır. Bu dünyadaki, muhakeme ve hissetme yetilerimizle ahiretin gerçekliklerini anlayamıyoruz; çünkü tabir caizse bunlar ahiretteki hâlimize nazaran "ilkel" kalıyorlar belki de. İşte o yüzden bazılarımızca cehennem azabı merhametsizce gibi tahayyül ediliyor; ama bu tahayyülümüz burada anlatmaya gayret ettiğim gibi yanlış bir tahayyül. Bu durumun farkında olmalı ve cehennema dair yorumlarımızı bu farkındalığın ışığında yapmalıyız.

Yazan: Mehmed Mustafa Tarih: July 18, 2008 9:36 PM

Sayın UMUT,

Sanırım yüzlerce yıllık bir birikimle İslam düşünürleri imanın mertebeleri konusunda boşa düşünmüşler.


Fakat korkudan başka motivasyon araçları da görebildiklerine göre öyle olamaz; değil mi?

Sizi korkuyorsunuz diye herkesi korkuyor göremezsiniz.

Veya siz olsanız korkardınız diye herkesi korkuyor göremezsiniz; değil mi?

...

Ayrıca ahiretin mahiyetini tam olarak bilemeyiz. Felsefi açıklamalar, benzetmeler ile anlayabiliriz ancak. Sizin yanlış anlamak istediğiniz ortada. Algınız bu dünyanın ötesine geçemiyor. Hayal gücünüz biraz zayıf; kanımca.

Ayırca senin acı çekmen için yanan sinirlerini yeniden yaratan tanrı, hiç merak etme senin haz ve merak duygunu da yeniden canlandırabilir. Tabi ahiret sizin anladığınız gibi yani bu dünyadan farksız ise.

...

Cinsiyet meselesi bile bu dünya için olabilir. Veya orada farklı cinsiyetler olabilir. Kim bilir?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 22, 2008 12:26 PM

Siz gerçekten Beyaz Müslümanmışsınız Mehmed Bey.

Cehennemin sonluluğu bile -ki geleneksel İslam böyle demiyor- onun sizin tabirinizle "sadistik bir işkence aracı" olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bir de lütfen tüm din mensuplarının yaptığı şu şeyi yapmayın. Hani, "bizim sınırlı aklımızın orada yaşanacaklarını algılamayacağı" klişesi var ya ondan bahsediyorum.

Aynı aklı, kendisinin varlığına dair deliller bulmak için yeterli sayan ve hatta bu yönde emir veren Allah'ı küçümsemek olmuyor mu bu?

Amacım demagoji yapak değil ama bu klişeyi öne sürerseniz fikir tartışması yapma imkanı ortadan kalkar. Üstelik bu klişe her nedense mantıki izahı zor olan ya da mümkün olmayan konularda önümüze getiriliyor hep. Mesela erkeklerin ayakta tuvaletlerini yapmasının mekruh olduğunu bilirsiniz. Müslümanlar bu yasağı "tıbben ayakta tuvalet yapmanın prostat olma ihtimalini artırdığının kanıtlandığı ve bu yasakla Allahın bizleri koruduğunu" söyleyip dururlar. Yani bilim sizin yanınızdaysa hiç de imana ya da aklımızn sınırlı olmasına sığınmıyorsunuz ancak ne zaman dinin bilimle ve akılla çelişen bir yönünden bahis açsak karşımıza "insan aklı ona ermez" ya da "müslümana kocakarı imanı lazım" gibi şeylerle geliyorsunuz.

Madem öyle Allahın hukuku İnsanın hukukunda daha geride demektir. Hukukta aklı ermediği için suç işleyen kişiye ehliyetsiz denir ve o kişi ceza almaz ama Allah aklımızın ermediği şeyler için bizi cezalandırmaktan çekinmiyor. Bu savı ileri sürerseniz tartışma yapamayız.

Halkıma anlatılan cehennemin cayır cayır yakacağıdır. Neden gerçekten durumun bu olduğu gerçeği ile yüzleşmek yerine İslamı cici gösterme garetine giriyorsunuz ki? Hoş anlaşılan siz Teymiyyecisiniz ve bu durumda geleneksel İslam'ı pek de savunmuyor olmalısınız ama diyorum ya o zaman bunları halka anlatmalısınız. Dinin bu kadar acımasız yaklaşımlarından hiçbirimiz hoşnut değiliz.

MUSTAFA AKYOL'A NOT: AZ ÖNCE GÖNDERİLEN YAZI YANLIŞLIKLA VE EKSİK OLARAK GÖNDERİLMİŞTİR. DOĞRU METİN BUDUR. O METNİ DEĞİL BUNU YAYINLAMANIZI RİCA EDİYORUM.

Yazan: UMUT Tarih: July 22, 2008 1:00 PM

Şu korkutma meselesine dair her faninin göremeyeceği(burada tevazuyu bir kenara bırakmalıyım) bazı nüansları söylemezsem daha çok geyik, ceylan, at, kuzu, martı, tavuk çevirecek bazı arkadaşlar.

Vaziyetten vazife çıkarıp hükümeti devirmeye kalkışmadan sadece tplumsal bir görevi yerine getirmek istiyorum.

Bir çocuğa "bak yemeğini yemezsen öcüler seni yer" demek ile "bak bu soba, bu cıs, sıcak, buna dokunma, dokunursan elin yanar" demek arasında her faninin göremeyeceği bir nüans vardır.

...

Allah korkusu ise çok farklı, ilgilenenler arayıp internnetten çok fazla kaynak bulabilirler burada korku denenin aslında anladığımız manada korku olmadığını.

...

Bir de İslam alimleri cehennem korkusu ile motive olmayı, iman etmeyi, amel etmeyi takvanın en alt sınırı olarak görmüşler.

Evet bizzat İslam alimleri yüzyıllar boyunca(yani umutsuz faniler böyle deyince değil) cehennem korkusu ile iman etmek, amel etmek yerine

Cennet arzusunu dahi değil,

Sırf ve sırf Allah(cc) rızasını gözeterek iman ve amel etmeyi tavsiye etmişler. Buna ihlas demişler. Takvanın en üst mertebesi görmüşler. Çünkü İslam onlardan bunu istemiş, İslamı böyle anlamış ve anlatmışlar.

Şimdi yüzlerce yıllık literatürü araştırmadan, okumadan, bilmeden, incelemeden fikir sahibi olan, çok(!) "bilimci" arkadaşlar bıraksın işini gücünü,

Önce okusun, öğrensin.

Bize de rekfleks ile, bir anlık hiddet ile yanlış şeyleri savundurtmasın.

Sayın UMUT, bir okuyun isterseniz.

Yani İslam alimleri yüzyıllar boyunca(siz deyince değil) farklı motivasyon araçlarından bahsedip durmuşken sizin iddialar biraz cahilane, bilgisizce söylenmiş gibi -gibi de fazla ya- durmuyor mu?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 23, 2008 11:28 AM

Sayın YÜCE tabiri mazur görün ama gene tutturamadınız. Müslümanların Allah rızasını kazanmak gayesiyle amel etmesini istemesi de İslam'ın bir başka çelişkisidir.

Madem konuyu açtınız biraz konuşalım.

Önce konuyla ilgisi olmayan kısa bir açıklama yapayım müsaadenizle:
Uzun süredir bu blogda yorum yazıyorum. O yüzden artık benim derdimi anlamış olmalıydınız. Ben kişisel olarak İslamiyet dahil hiçbir dini benimsememekle birlikte derdim şahsi değil. Derdim bu topluma anlatılan ve öğretilen İslamiyet'in nasıl bir İslamiyet olduğunu birazcık olsun anlatıp siz müslümanların, İslamiyetin daha liberal, akılcı ve insancıl yönlerini ortaya çıkarıp, halkın eğitilmesini cahl cemaat liderlerine, komşunun karısına ya da tarikat bürokratlarına bırakmamanızı sağlamak yolunda çabalamaktır. Benim yazdıklarımı bu bakış açısı ile okursanız asgari müştereklerde uzlaşmamız kolaylaşır. Aksi durumda her yorumumda açıklar tespit edip bana dini anlatmaya çalışırsanız bir çekirdek boyu bile ilerleyemeyiz. Sizler bana bilmem hangi yüzyılda, bilmem nerede yaşayan bir islam alimi bu konuda şöyle düşünüyor diyip arapça ya da ingilizce linkler verirken aynı zamanda (en azından içinizden) evet maalesef halkta cehennem imajı bu şekilde ve ben bunun değişmesi için şunu şunu yapabilirim diye düşünüyorsunuzdur. Bu elektriği birkaç kez bu blogda hissettim ve bu da beni sevindirdi.


Gelelim çok dahiyane olduğunu düşündüğünüz o Allah rızası mevzusuna...

Evet bizlerden çok daha engin olan ilminizle buyurduğunuz gibi Müslümanlara onun bunu korkusu ya da hevesi ile değil Allah rızasını kazanmak arzusu ile amel etmeleri telkin edilir.

Hoş bu sadece bir kılıftır. Netice değişmez. Yani Allah rızasını kazananlar gene cennete, kazanamayanlar gene kaynar kazana gidecektir. Dolayısıyla bu çok kabukta kalmış bir yorum olup esasında neticede hiçbir önemi yoktur. Ameli Allah rızası için yapmak ya da sağ omuzdaki melek daha çok yazsın diye yapmak bir fark yaratmıyor. Allah rızası için amel edenler cennetten daha
cennet bir yere gidecek değiller. Tam bunu yazarken aklıma geldi. Belki ileride daha uzun değinirim ama bilmeyenler vardır belki; cennette ve cehennemde kademeler olduğunu. Yani burada olduğu gibi orada da eşit değil kimse. Kimine bilmem hangi sevap karşılığı Cennette kocaman bir köşk verileceği anlatılır. Bunu kazanmayanlar kulübede mi oturacak acaba? Ya da kiralık ev mi tutacak merak etmiyor değilim. Mesela en lüks mevki “Adn Cenneti”dir bilirsiniz. Buradakilerin diğerlerinden ekstraları nedir acaba? Diğerlerinden nehirlerinden akan şaraplar yerli şarap olup Adn Cennteinde Fransız şarabından nehirler akıyor olabilir mi? Ya da cennette kademelr varsa alt kademedekilerin ulaşamayacağı şeyler veriliyor olmalı. Bu durum Cenntte kaos doğurur mu dersiniz? Neyse konumuza dönelim.

Sanırım bazı İslam alimleri Gazali'nin doğurduğu korkuyu biraz yok etmek istemiş olacaklar ki bu Allah rızası kavramını yüceltmeye gayret etmişlerdir.

Her fiilin bir gayesi(amacı) vardır. Sağlanmak istenen şey her zaman bir amaca ulaşmaktır. Ulaşırsınız ulaşmazsınız o ayrı. Allah rızası için amel etmek ise bir amaç değil bir araçtır. Dolayısıyla İslami açıdan herhangi bir yüceliği yoktur. Onun yüceliği İslami açıdan değil İnsnai açıdandır. Din de doğru bir tavır alıp bunu desteklemiştir.

Bu kavramı kullanmakla kendi ayağınızla çukura düştünüz sayın Yüce. Çünkü "Allah rızası için amel etmek" kavramının sevap kazanmak ya da günahtan kaçınmak için amel etmekle arasındaki fark; amelin neticesinin önemsenip önemsenmediğidir. Bu aslında bir bakış açısı farkıdır. Bu kavram ile Müslümanlara kazandırılmak istenen şey; yapılan amel sevap kazandırmayacak olsa da o ameli yapmanın doğru olduğu bilinci oluşturmaktır. Bu çok güzel bir şey. Neden çukura düştüğünüzü ise şöyle anlatayım. Bu makalede bizlerin savunduğu şey neydi hatırlayınız. Biz din olmadan da ahlak olur dedik. Buna dayanak olarak da ahlaklı bir insan olmak için dinin müjde ve korkutmalarına ihtiyaç yoktur dedik. Sizin zihniyetinizdekilerin bir kısmı ise din olmadan ahlak olmaz dedi.

Buyrun işte din olmadan ahlakın olabileceğini söyleyen hatta bunu salık veren bizatihi sizin dininizdir. İslamiyet diyor ki sonunda cennete gideceğini düşünürek değil doğru olduğunu düşündüğün için amel et. Bize bir özür borcunuz var ama siz özür dilemezsiniz ya da hakkımızı teslim etmezsiniz. Şunu da söylemek lazım ki aslında bizler bu durumda bile ödül için değil Allah rızası için amel eden müslümanlardan bir adım öndeyiz çünkü yukarıda anlattığım gibi bir müslümanın Allah rızası için amel etmesiyle sevap kazanmak için amel etmesi arasında netice farkı yoktur. Siz bilinçaltınızdan zaten Allah rızası için yapılan herşeyin dinen de değerli olduğunu bildiğiniz için pekala her müslüman “ben sevap kazanmak için değil Allah rızası için amel ediyorum” diyebilir. Bizler sizin aksinize, neticede hiçbir ödül almayacağımızı bile bile, (bu makalenin yorumlarında bir yorumcu arkadaşında belirttiği gibi) çıkarcı ve yanlış davransak da bir cezası olmadığını bile bile doğru davranmaya çalışıyoruz. Şimdi soruyorum size dinsiz ahlak olur mu olmaz mı?

Bende kıssa bitmez. Buyrun konuyla ilgili bir kıssa… Sonra da hissesi…
Çok dindar olan bir müslümanın ömrü iyilik yapmakla geçmiş. Sürekli ibadet eder, sürekli dinen doğru olan neyse onu yapmaya çalışırmış. Bu müslüman kardeşimiz tam ölüm döşeğindeyken, kendisine küçük bir borcu olan komşusu yanına gelerek
-“Komşu. Sana olan borcumu ödeyemeyeceğim. Bu borcumu affet” demiş.
Bizimki ise ecelle boğuşurken gelen bu teklife kızıp komşusunun borcunu affetmeyeceğini söyl