« Bu Mülkün Temeli Adalet Değil | Ana Sayfa | Atatürk’ü Nasıl Sevsinler ki? »

June 11, 2008

Devlet Milletten Akıllı mıdır?

[11 Haziran 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’yı gözümüzün içine baka baka çiğnemesi, bazılarını çok sevindirdi. Bunun ne kadar yerinde bir iş olduğunu anlatmak için kaleme sarılıp argümanlar diziyorlar. Bu argümanların bazıları da, eğer haberler doğruysa, bizzat “yüce mahkeme”nin dokuz “iptalci” üyesinden geliyor. Medyaya yansıdığına göre, bu üyeler, “eğer Meclis, ‘seçimler 20 yılda bir yapılır’ diye anayasa değişikliği yaparsa buna da mı seyirci kalacağız?” demişler.

Benzer mantıklar medyada uçuşuyor. Meclis’in vahim hatalar yapabileceği, dolayısıyla birilerinin “milli irade”yi temsil eden bu kuruma set çekmesi gerektiği söyleniyor. Vatan’ın köşeyazarlarından Can Ataklı, “Meclis eğer isterse ‘dünya tepsi gibi düzdür’ kararı çıkarabilir” diye uyarıyor.

Ancak nedense Ataklı’nın ve onun gibi düşünenlerin aklına, Anayasa Mahkemesi’nin de isterse “dünya tepsi gibi düzdür” diye bir karar alabileceği ihtimali gelmiyor.

Yahut, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de böylesi uçuk bir hüküm verip e-muhtıra olarak hepimize dayatabileceğini düşünmüyorlar.

Öyle ya, eğer TSK, “bundan böyle arabalar Erke Dönergeci ile çalışacak” diye genelge yayınlarsa ne yapacağız? Ya da hepimize çevremizdeki “Ku Klux Klan mensuplarını” araştırma emri verirlerse?

Demek istediğim şu: Bize hep Meclis’in saçma-sapan bir şeyler yapabileceği, buna karşılık asker ve sivil bürokrasinin çok “aklı başında” olduğu telkin ediliyor. Meclis’te oturan vekiller de bizi, yani milleti temsil ettiğine göre, ortaya çıkan sonuç şu: Millet pek akıllı değil, ne yapacağını bilmiyor. Onun için milletin, onun elinin uzaşamayacağı “kurumlar” tarafından sürekli “güdülmesi” gerek.

İyi ama bu “kurumlar” nasıl bizden daha akıllı olabiliyorlar? Bunları “yüce mahkeme”, “cumhuriyetin bekçisi” gibi sıfatlarla övüyoruz ve içlerinde oturan zevat da sırmalı cübbeler veya apoletli üniformalar giyiyor. Ama sonuçta onlar da bizim gibi etten-kemikten ölümlü varlıklar. Beyinlerine zeka parlatıcı özel sıvılar mı enjekte edililiyor? Oturdukları koltuklardan şifalı bir radyasyon mu yayılıyor?

Yanlış anlamayın, bu kurumların uzmanı oldukları meselelerde söz sahibi olmaları çok doğal. Ama onlar bunu aşıyor ve her konuda ahkâm kesiyorlar. Mesela Anayasa Mahkemesi oturup laikliğin ne olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğini hükme bağlıyor. Yahut özelleştirmenin kötü bir ekonomik politika olduğuna karar veriyor. Ama bunu yapan on bir adam laiklik, din özgürlüğü, demokrasi ve modernleşme hakkında ne biliyor ki? Ya da ekonomiden ne kadar anlıyorlar?

Türkiye’de bu soruları ısrarla sürdürürseniz, sonuçta gelip dayanacağınız cevap “Atatürk ilke ve inkılapları”dır. “Devlet kurumları”nı milleten daha akıllı kılan şey, bu “şaşmaz yol gösterici”yi daha iyi özümsemiş olmalarıdır. Söz konusu “ilke ve inkılaplar” ise, eleştirel bir gözle ele alınamazlar. “O zamanlar faydalıydı, ama devir değişti” gibi bir yorumla “tarihsel” bir perspektife bile oturtulamazlar. Tek kelimeyle “kutsal”dırlar ve “devlet iktidarı”na sarsılmaz bir meşruiyet sağlarlar.

Biz, bunun böyle olmasına alıştırılmış bir toplumuz. Bunun mutlaka böyle olması gerektiği, aksi takdirde “İran olacağımız” söyleniyor hep bize. Oysa hali hazırda İran’a zaten epey benziyoruz. Orada da yetkilerini kutsal bir öğretiden (Humeyni’nin “velayet-i fakih” doktrininden) alan bir kadro, kendini milletten daha akıllı sayıyor. Bizdekiler sırmalı cübbe giyerken, ordakiler düz cübbe üzerine sarık sarıyor. Ve bizdekiler kadınları başlarını açmaya zorlarken, ordakiler örtünme emri veriyor.

Sorunumuzun özü bu.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 11, 2008 3:29 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Tarih'te yaşanmış olaylar, milletimizin başımıza örülmüş kirli çoraplar ortayken bu Cumhuriyet'in kurum ve kuruluşları anayasayı koruma ve kollama görevlerini yapmayıp siyasal islamcıların tarih'ten ders almalarını mı bekleyecekler?

Osmanlıyı, müslümanları kendi vatanlarında vatansız bırakan, hilafet makamı istanbul'un bile 3 yıl boyunca Hristiyanlar tarafından işgal edilmesine sebep olanlar ima etmeye çalıştığınız cumhuriyeti kuran darbeciler mi, yoksa işgalcilerle işbirliği yapan hilafetçi siyasal islamcılar mı?

Bu cumhuriyet, sadece işgalcilere rağmen değil, Osmanlı'nın yıkılmasına da müslümanların kendi vatanlarında vatansız kalmalarına sebep olan dinci hilafetçi işbirlikçilere rağmen kurulmuştur. Bu tarihi gerçekler ortadayken siyasal islamcı'lara tekrar bu fırsatı vermeyi kim göze alabilir?

Boşuna dememişler tarih tekerrürden ibarettir diye. Utanmadan hilafet'in başkenti vatan topraklarını Hıristiyan emperyalistlere işgal ettirmekten çekinmeyen işbirlikçi siyasal islamcıların günümüzdeki uzantılarının ülkemizi bölüp parçalamak isteyen güçlerle aynı işbirliği içinde olduklarını görmek bugüne mahsus bir şey değildir.

Tabiiki işbirlikçilerin hevesleri kursağında kaldı. Kolay değil 90 yıllık kuyruk acısı çekmek. O zamanlar Mustafa Kemal'i hiç hesaba katmamışlardı. Sanıyorlar ki, Mustafa Kemal nasıl olsa artık toprak oldu, öldü gitti. Hala daha cahil cesaretiyle onu hesaba katmıyorlar. Bilmiyorlar ki, Mustafa Kemal'in ruhu dünya döndükçe bu vatan toprakları üzerinden hiç eksik olmayacak.

Her türlü yaygarayla, dış güçlerinde desteğiyle belki anayasayı değiştirebilirsiniz. Anayasa Mahkemelerini de belki kapatabilirsiniz. Hatta ATATÜRK'ün içinden yetiştiği TSK'yı bile belki lağvedebilirsiniz. Peki ATATÜRK'ün Türk Gençliğine vasiyetini ve hitabesini ne yapacaksınız? Buna karşı duracak bir gücünüz ya da bir güç var mı?

Devlet millet'ten tabiiki daha akıllıdır. Hele hele Türk devleti'nin siyasal islamcılardan değil akıl, onların duasına bile ihtiyacı yoktur. Siyasal islamcılar akıllı olsaydı yeryüzü güllük gülistanlık olurdu. Müslümanlar kendi ülkelerinde vatansız yaşamak zorunda kalmazlardı.

Siyasal islamcılar, durmak yok işbirliğine devam. İnsanlık tarihi boyunca en iyi yaptığınız şey zaten.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: June 11, 2008 4:22 PM

Sayın Akyol,dünkü yazınızda 1923 Türk Devrimini ve cumhuriyeti,1917 Ekim devrimi ve SSCB ye benzetmiştiniz;bugün ise iran devrimi ile otoritaryenlik açısından birbirinin zıt ikiz kardeşi olduğunu iddia ediyorsunuz..Bir tek soru sorucam,Kurtuluş savaşında mütareke basınının azgın kalemi ALİ KEMAL'İ bilirsiniz..Kalemiyle işgalcilerin tetikçiliğini yaparak Ankara hükümetine karşı her türlü ihanetin içinde yer almıştı.zavallı aymazın hazin sonunu da bilirsiniz.Sorum şu; bağımsızlık mücadelesi esnasında ANKARA HÜKÜMETİNE KARŞI HER TÜRLÜ İHANETİ YAPAN RAHMETLİNİN AİLESİNE,OĞLUNA VE TORUNUNA KARŞI CUMHURİYET REJİMİ(O DUDAK BÜKTÜĞÜNÜZ,DEMOKRAT DEĞİL OTORİTER DEDİĞİNİZ CUMHURİYET) NASIL BİR TAVIR SERGİLEDİ???????Ben cevap vereyim oğlunu ve torununu TC Dışişleri Bakanlığının en önemli yerlerinde görevlendirdi...Peki aynı durumda SSCB veya iran ne yapardı???Şıklar; a-Tüm ailesini kurşuna dizerdi b-aileyi sibirya veya iran çöllerindeki çalışma kamplarına göçerterek izini kaybettirirdi c-moskova/tahran daki cezaevlerinde DEVRİM DÜŞMANLARI suçlaması ile işkenceyle öldürürdü d-Ev hapsine alıp tüm kamu haklarından mahrum bırakırdı e-Türkiye ye gönderip reha muhtarı,m.ali erbili,bülent ersoyu,mehmet barlası vb.lerini 24 saat seyretme;cengiz çandar,eser karakaş,ezber bozucu baskın oran,Altan üçlüsü,Şahin alpay,mustafa akyol vb.lerinin tüm yazılarını okuyup hatmetme cezası verirdi...siz seçin cevabı.saygılarımla.....

Yazan: ümit harmancı Tarih: June 11, 2008 4:53 PM

Anayasa Mahkemesi'nin verdiği son kararıyla ve bu kararı açıklama biçimiyle mevcut anayasanın 148.ve 153.maddelerine "aykırı" davrandığına ben de inanıyorum.Oysa "hukukun üstünlüğü" olan yerde-devletin değil-,yasalara önce yapanlar ve en üst katta bulunanlar uyar,uymalı...
Bunu yapamazsa,"adalete" güven sarsılır ve kaos da "411 oyla değil",bu tür kararlarla yaratılır.
Bence bu son kararıyla,mahkeme sorunu çözmemiş,tam tersine TBMM'sini devre dışı bırakarak,kendisini yasa koyucu gibi sunmuştur.
Bir de Osman Beyin mektubundan "dem vurup";"İnsanı yaşat ki,devlet yaşasın" diyenler vardı bir zamanlar.
Şimdi ne oldu da,bu mektuptan hiç bahsetmiyorlar.Özü budur hayatın:
"İnsanı yaşat ki,devlet yaşasın!"

Yazan: Sabri Ayçiçek Tarih: June 11, 2008 5:20 PM

walla ne diyelim bu yazıda çok ii olmuş ama dirençle araştırırsak sanırım iyi analiz edilmemiş bir eleştiri yazısıda bulabileceğiz sizden, küçük bir ihtimal, ama imkansız değil hiçbir doğa üstü güce başvurmadan araştıracağız, mustafa akyolda kötü yazı yazabilir cümlesini kuram yapıp araştıracağız umutluyuz :)

Yazan: muratS Tarih: June 11, 2008 6:31 PM

Şu 20 yıl vehimine karşı Bekir Yıldırım Bey'in blogunda şu yorumlarda bulunmuştum:

20 yılda bir seçim yapılmasını istese bir parti ve bunu meclisten geçirse varsayımı ile Anayasa mahkemesi karar verdi ise, bu çok vahim.

Nitekim, vehimlerle demokrasi olmaz.

Eğer vehimlerine göre bu Anayasa’ya aykırı davranma yetkisini kendilerinde buldularsa; o zaman şunu açıklamaları gerekecek:

Seçimlerin 20 yılda bir olmasındaki vehamet, iptal edilen maddelerin hangisinde, ne açıdan, ne derecede mevcut?

Evet, vehimlerle demokrasi olmaz. Mahkeme varsaydığı konuyu değil, ÖNÜNDEKİ KONUYU SONUCA BAĞLAR.

Önündeki konu da seçimlerin 20 yılda bir yapılması ile ilgili bir yasa değişikliği değil; fırsat eşitliği ile ilgili bir değişikliktir.

Vahim olan da mahkemenin bunu yapmamış (yani önündeki konuyu tartışmamış, onun yerine başka bir konuyu tartışmış) olmasıdır.

Mahkeme, önündeki konuyu tartışmak yerine kendisine BİR KONU UYDURMUŞ ve Anayasa’yı da kendine uydurmuştur; ve önümüzdeki günlerde açıklayacağı gerekçeyi uydurmaya çalışmaktadır. Hala Mahkemenin değerli “klasik” sağ kafalı başkanı da mahkemenin itibarını düşünedursun, 9 üye, diğer ikisine kıs kıs gülüyorlardır herhalde. Hele başkan için “bu kadar budala olduğunu bilseydik…” türünden cümleler kuruyorlardır.

Ne bileyim, sayın üyeler, “biz önümüze getirilen konudan memnun değiliz” deselerdi, tartışmak ve karara bağlamak için milli takımın 11′inin belirlenmesi görevini üstlenebilirlerdi. Belki bir işe yararlardı. O da bir işse tabi…

Koca mahkeme vehimlerine göre karar veriyor, önündeki konuyu değil, varsaydığı konuyu tartışıyor. Ortada olmayan varsayımına göre kendinde yetki görüyor ve verdiği karar ile Türkiye’mizin ufkunu tıkıyor. Sanırım kendine çelme atan tek ülke biziz. Hem de bunu devletin çıkarları(!) uğruna yapıyor birileri. Ne çıkar, ne çıkar?

ve daha sonra da şu yorumu eklemiştim:

Ben hala Anayasa Mahkemesi üyelerinin vehimlerine, varsayımlarına göre karar vermelerine takmış durumdayım. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını savunan herkes istisnasız bu BAHANENİN arkasına sığınıyor. Çok söyleyecek sözleri yok.

Daha önceki yorumumda bu vehimle karar vermenin vehametini açıklamıştım, dün tuvalette aklıma bir nokta daha geldi. Onu da paylaşayım istedim:

Evet Anayasa Mahkemesi üyeleri “ya bir parti seçimler 20 yılda bir yapılır” diye bir değişiklik yapsalar varsayımı ile kendilerine sormuşlar “o zaman da şekil yönünden mi inceleyeceğiz?” diye ve bu soruya verdikleri yanıtla kendilerinde Anayasa’nın vermediği bir yetki ve selahiyet görmüşler ya;

Aklıma şu geldi;

Bu mantıkla şu aşağıya yazacağım durumda Anayasa Mahkemesi üyeleri ne yapardı?

Durum: Bir parti “seçimler bırak 20′yi 40 yılda bir yapılır” diye bir değişikliği meclisten geçirir. Ama tam 549 oyla geçirir.

Şimdi duyar gibiyim: 500 milletvekili de olsa, çoğunluk azınlığa tahakkümü demokrasi değildir diyenleri. Fakat 549′u onun için demedim, durun bi dakika ve dinleyin;

Evet malumunuz bir değişikliğin Anayasa Mahkemesi önüne gelmesi, Anayasa Mahkemesi’nin yetkilenmesi için meclis üye tam sayısının 5′te 1′ine yani 110 milletvekiline gerek var. Veya cumhurbaşkana.

Şimdi gelelim vehimimize: Ya Anayasa değişikliği bu koşul ile geçerse, kimse çıkıpta mehkemeye iptal davası açmazsa, cumhurbaşkanı da açmazsa;

O zaman Anayasa Mahkemesi üyeleri “o zaman da esas bakımından inceleyemeyecek miyiz?” diye soracaklar mı kendilerine? Kendilerini nasıl, neye dayanarak yetkili görecekler? Veya yetkilendirecekleri başka bir kurum mu var? Buyrun vehimlere göre iş yapmanın vehameti…

Yaaa, sen vehimine göre karar verirsen, önündeki konuyu değilde, varsaydığın, uydurduğun konuyu tartışırsan işte benim bile elimde oyuncak olursun.

Sonra çıkın hukukun üstünlüğü deyin, yargı bağımsızlığı deyin, yargının itibarı deyin. Ben size ne diyeyim?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 11, 2008 7:48 PM

Türban laikliği bozar mı, bozmaz mı? Türban üniversitede serbest olursa laiklik elden gider mi, gitmez mi?
Anayasa mahkemesi kararı hukuki mi değil mi?
Bu gibi sorular üzerine kafa yorup cevap aramayı yüzeysel buluyorum.
Ülkemizde ki, laikliği sınınak olarak gören kesimin asıl düşüncesi türbanı engellemek falan değil!
Türkiye de, bir avuç dinsiz insan, (bizde Müslümanız falan derler ama alakası yoktur) bu bir avuç dinsiz insan için için bir korku yaşıyor! Analayıverin adamların halini. Bunların korkuları dindar kesimdeki yükseliş, dindar kesimin derli toplu bilinçli bir hale gelmesi!
Bu yükseliş devam ederse, dindar insnlar her bakımdan güçlü hale geleceklerdir.
Bu onlara rahatsızlıktan öteye korku veriyor!
Bu insanlar bize yaşam hakkı tanımazlar diye korkuyorlar.
Bu korku ile ipe sapa gelmez işler yapıyorlar!
Korkuları boşunadır.
Çünkü bilinçli bir müslümanlık gelişiyor, bu müslümanlar Onlardan daha laiktirler, onların dindara davrandıkları davranmayıp, onların dinsizliklerine de saygı gösterebilecek kadar laik olacaklarından kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Bilinçli bir müslüman onların hallerini bilir.
Bu bakımdan korkmalarına gerek yoktur. Korkuyla bir takım yanlış işler yapmak onlar için daha tehlikeli olabilir!
Çünkü, bu korku ile dine söver, dindara zulme devam edecek olurlarsa, korkularının kendilerine faydası olmayacaktır. faydası olmayacağı gibi, zulme uğrayanın, kendini zulme uğratana cezasını verme hakkı meşruiyet kazanabilir.
Bu sözde laik, gerçekte dinsiz olan bu kesime tavsiyem. Laik olmalarıdır.
Fazla laik olmalarına gerek yok! Benim dinim kadar laik olsunlar. Müslümandan bu laikliği esirgemesinler!
laiklik kisvesine bürünüp din düşmanlığı yapmasınalar. Bunu kimse yutmaz!
Bunların müslümana yaptığını gören kafir artık imana gelme noktasına geldi!
Hakikat bu iken, bunlar kimseyi laiklikle falan kandırıp, dindar insanın karşısında güç haline getiremezler. Bu cehaletleriyle bunlar alelade insanları bile aktif hale getirmektedirler. Akılları sıra dindar bir partinin iktidarına son verecekler...
Bu kafayla bu olmaz!
Bu dindar partiyi iktidar yapanlarda, bu ne yaptığını bilmeyen zihniyetin sahipleri değil midir?
Ben bu zihniyete acımıyorda değilim...
kendilerini paralıyorlar, faydası olmuyor, ne yapıp ne etseler korkularından kurtulamıyorlar.
Tekrar ediyorum. onlara tavsiyem. akıldan uzak işlere kalkışmayın. Laik olun.
sahte, sözde laik değil!

Yazan: İsim Tarih: June 11, 2008 10:36 PM


Millet bunlardan daha akilli!!!

Cummuriyet mitingleri yetmedi, e-nukturasi yetmedi, sari kiz , cummuriyet "calisma guruplari"yetmedi,.. Halk bu manipulasyonlara yutmayinca bizim cok " vatan sever" cummuriyetcilerimiz son olarak Türkieyenin en ust düzey hukukcularina darbeyi yaptirdilar.
Komik olan sey aslinda madde 148 ve 153 ne kadar kisa ve kolay anlasabilir olmasi. Buna ragmen bizim egitim görmus ve ust düzeyede calisan anayasa hukucularimizin bir turlu bu maddelerin icerigni anliyamamalari. Aslinda anayasa mahkemesinin madde okuma ve anlama acizligi hayirli bir vesileyede sebep oldu. Turkiyede artik herkes 7 de 70se madde 148 ve 153 icerigni ve anlamini ögrendi.
Bu insanlar Türkiyedeki halkin salak oldunu zanediyor,ama cok yanlisar! Turk halki AKP ihtidara geldikden sonra ilk defa Türkiye cummuriyetinin 75 yillik tahrinde, demokrasinin refahini tahdi ve insan haklarinin ve ekonominin gelismesini gördu.

Bünalari yasamis bir milletin 99 larin derin devletine, ekonomik krizine, razi olacagini zanediyorlarsa hakikaten bence baya akilsizlar.

Isvecden genc bir hukucu

Yazan: Lundan Tarih: June 12, 2008 2:46 AM

Hülagü Bey,

Hiç "tarih" okumasak söylediklerinizi yutturamazdınız!

Ama malesef okuduk, yutan kuşlar çıkacaktır.

Fakat neyseki okuduk, artık yutturamazsınız.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 12, 2008 7:43 AM

Efendim,

-Olmaz öyle şey mi diyor birileri? Nasıl olmaz? (yukarıdaki yorumumu okuyunuz)

-Olmaz öyle 549 milletvekili ile yasa mı geçer? 549 olmasında 441 olsun, yine 110 milletvekili çıkmıyor. Cumhurbaşkanı da iptal davası açmasa.

-E, canım siz vehimde bulununca oluyor da, ben vehimde bulununca neden olmuyor? Sizin ki varsayımsa benim ki de varsayım.

-Ama bizim varsayımımız olabilir?

-Siz bir partinin "seçimler 20 yılda bir yapılır gibi uçuk bir teklifi getireceğini, buna aklı başında milletvekillerinin partizanlık yapıp oy vereceğini, halkın tepkisinden hiç çekinmeyeceğini, bu partinin oyunun böyle bir teklifle düşmeyeceğini, o partinin bunları göze alabileceğini" nasıl varsayıyorsanız ben de 549'u öyle varsayıyorum. Hem madem vehimlerle iş yapacağız, laikliği vehimlerle koruyacağız, her ihtimali düşünmeliyiz arkadaşlar.

-Yaşa, varol, "la(i)k", "la(i)k" dedi.

-Yaaa...

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 12, 2008 7:52 AM

Bürokratlarımız millete hizmet için atandıkları halde nedense aldıkları kararlardan, görevleri dahilinde olmadığı halde yayınladıkları bildirilerden bu milletin büyük çogunlugunun razı olmadıgını görüyüruz.
O zamanda aklıma dogal olarak su soru geliyor:
Bu bürokratlarımız kime hizmet ediyor. Aldıkları kararlardan kimlerin razı olmasını umuyorlar.
Bu sorunun cevabı aslında cok acık; bunlar bu millete hizmet etmiyor.
Tek ümidim bu milletin hicbir ideolojiye degil sadece kendisine hizmet edecek insanları kendi içinden cıkarabilecek olmasıdır.Pek zannetmiyorum ama inşallah bu demokratik yollardan olur.

Yazan: ahmet Tarih: June 12, 2008 3:51 PM

Bu mesele şirazeden çıkıyor. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ayyuka çıktıktan hemen sonra "kem, küm, 40 yıldır bunlar oluyor, olur tabi" gibilerinden laf geveleyen, sürekli bunları tekrar etmekten başka laf üretemeyen Süheyl Batum'u her programda görmeye başlayınca bu kanaate vardım.

Adam iyice cüretlenmiş, kem kümü bırakmış, anlattığı masallara ses çıkaracak adamlar karşısına oturtulmayınca vitesi boşa atmış gidiyor adam. Bayağı bayağı kendini de inandırmış. Kuş zannediyor herhalde insanları.

Teklif yumurtasını yumurtladı son zamanlarda. Efendim Anayasa Mahkemesi Cumhuriyetin niteliklerine zarar veren maddeyi elbette inceleme hakkına sahipmiş, bu inceleme teklif yönünden inceleme olup usül bağlamında değil, şekil bağlamında imiş.

Kimse de çıkıp sormuyor mu:

Yahu iptal edilen değişiklikliklerin Cumhuriyetin niteliklerine ne gibi bir aykırılığı var???

Yahu özellikle bunu sormayacak adamlar mı çıkarılıyor tv programlarına?

Ayrıca, Anayasa'nın 148. maddesi açık, teklif bağlamında da inceleyemez bu maddeleri Anayasa Mahkemesi. Anayasa'nın "değiştirilmesi teklif edilemez" maddeleri bellidir. Ve bu maddeler arasında 10. ve 42. madde yoktur.

Mahkeme bu mantıkla, Anayasa'yı yorumlama tekeline sahip tek kurum benim deyip, her türlü değişikliği cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı görebilir. Bunun aksini kim garati edebilir. Vehimlerle karar verenler. Buyrun cevaplayın?

Bunun önüne geçmek için Anayasa'yı yapan teklif edilemez maddeleri açık ve net sıralamış. 10. ve 42. madde bunlar arasında değil. Mahkeme bu yetkiyi nereden buluyor?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 13, 2008 2:29 AM

Esasen Anayasa Mahkemesi saf bir pozitivist anlayista esasa girebilir çünkü koskoca 4. madde gözüne gözüne bakiyor. Türkiye anayasasinda, anayasal normlar içinde bir hierarsi mevcuttur.
Ama bazilarinin dedigi gibi yapilan iki teklifin nasil 2. maddede sayilan Cumhuriyet'in özelliklerine ters düstügünü anlatmasi hukuki degildir çünkü sadece metin ele alinir, metnin gerekçesi degil. Oysa anayasa degisiklikleri esitlik ve yüksek ögretime gidebilmeyle ilgilidir. Yani ne demokrasiye, ne laiklige, ne sosyal devlete, nede Atatürk milliyetçiligine aykiridir.
Burda niyet sorgulanmistir ve bu yanlistir.
Ancak 4. madde esasa girmesini tesvik ediyor.
Onun için aslinda, Mahkeme sadece bir maddeyi uygulamistir yani tam anlamiyla pozitivist davranmistir.
Cözüm açik: 4. maddeyi kaldirmak.

Fransa'dan genç bir hukukçu

Yazan: sami kilic Tarih: June 14, 2008 2:47 AM

burası bizim mahalle!
çocukluğumda bi türlü anlam veremediğim 'delikanlı abi'lerimizin kuralları.yaşam alanımızı sınırlayan bu kurallar ve bunların ULVİ(!) koruyucuları. atmak istediğimiz her adımda karşımızı çıkıp her yeni aktivitemizde karşımıza çıkardıkları kendi kuralları. ya onların istedikleri gibi hareket edecektik ya da bir ot gibi neşv u nema bulacaktık. kural buydu: 'bizim istemediğimiz, hoş görmediğimiz şeyleri yapamazsınız! '
çoğunluk bizdik , güçlü olan onlardı...
çoğunluğun istediği önemli değildi, otoriteydi bizi yöneten.
delikanlı abiler için 'hala ' önemli değil çoğunluk...

Yazan: azad güneş Tarih: June 15, 2008 6:27 PM

Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner...

Yazan: Talha Can Tarih: June 17, 2008 10:31 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)