« Din Özgürlüğü, Dini Bağnazlığın Çözümüdür | Ana Sayfa | Devlet Milletten Akıllı mıdır? »

June 9, 2008

Bu Mülkün Temeli Adalet Değil

[9 Haziran 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

1917’deki Ekim Devrimi’nden sonra Bolşeviklerin ilk işlerinden biri “devrim mahkemeleri” kurmaktı. Lenin’in 5 Aralık 1917’de yayınladığı talimatnamede işin mantığı şöyle açıklanıyordu: “Devrim mahkemelerinin amacı, devrimi korumak, karşı-devrim güçlerine karşı savaşmak… sermayedarların, tüccarların ve din adamlarının sabotajlarına karşı mücadele etmektir.”

Yani bu mahkemeler, Sovyet vatandaşlarının haklarını değil, “devrim”i savunmak için kurulmuştu. “Devrim muhalifi” sayılan vatandaşları da cezalandıracaklardı.

Epey tanıdık geliyor, değil mi?.. Hele de üstteki “sermayedar, tüccar, din adamı” kavramlarının yerine “gerici, tarikatçı ve bölücü” kelimelerini koyarsanız, “cuk” diye oturuyor.

İşte, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini aşarak, yani hukuku açıkça çiğneyerek, üniversitelerde başörtüsü serbestliği sağlayacak anayasa değişikliğini iptal etmesinin sırrı burada yatıyor. Bizdeki yüksek yargı kurumları, aslında hala “devrim mahkemeleri”. “Tarafsız” olmaya bir türlü yanaşmamaları, bu yüzden. Üstlendikleri görevlerden biri, “karşı devrim” saydıkları demokrasiyi frenlemek. Arada bir demokrasiye inanan yargıçlar da çıkıyor elbette; ama sayıları pek az.

Dolayısıyla, Türkiye’deki yüksek yargının hizmet ettiği en üst değerin “adalet” olduğunu söylemek epey zor. Hem “devrim”e hem de “adalet”e hizmet edemezsiniz ki… Eğer adalete hizmet ederseniz, tüm vatandaşları eşit görmeniz, onların haklarını eşit derecede korumanız şarttır. Oysa “devrim”e hizmet ediyorsanız, “karşı-devrimcileri” bastırmanız, tasfiye etmeniz, hatta darağacına yollamanız gerekir. Bu son seçenek, mâlum, Yassıada’da uygulanmıştı. Son yıllarda ise biraz daha “post-modern” yöntemler devrede.

İşin en traji-komik tarafı, bugün Türkiye’de gerçekten “karşı-devrim” isteyen hemen hiç kimsenin olmayışı. Hiç kimsenin saltanatı geri getirmek gibi bir hedefi yok. “Dine dayalı devlet” sevenler, sosyal araştırmalara göre yüzde 7 civarında. Buna karşılık büyük çoğunluk sadece “din özgürlüğü” istiyor, inancından, kimliğinden ve kılık-kıyafetinden dolayı dışlanmamayı talep ediyor.

Ama “devrim muhafızları”nın ve “devrim mahkemeleri”nin zihni o kadar donmuş durumda ki, en meşru hak taleplerini bile “tehdit” olarak algılıyorlar. Ve olan, hakları çiğnenen, özgürlükleri ellerinden alınan, ömürleri törpülenen milyonlara oluyor.

Geçen Cuma günü bu milyonlarca “devrim mağduru”nun birinden, Sümeyye isimli bir lise ikinci sınıf öğrencisinden bir e-mail aldım. Şöyle diyordu:

“Ben başörtülü, türbanlı, tülbentli, yaşmaklı, her neyse, işte bazılarına göre gayet anti-laik bir insanım. Anayasa Mahkemesi kararını açıkladığından beri kendimi ölmüş gibi hissediyorum. Önümüzdeki yıl ÖSS’ye girecektim. Hazırlıklara başlamıştım bile. Ders çalışıyordum. Hayata tek istediğim şey, üniversiteye girebilmekti. Ama artık hiç birşeyin önemi kalmadı. Tercih yapmak zorundayım. Ya kişiliğimden, değerlerimden, kim olduğumdan, inancımdan vazgeçeceğim, ya da hayallerimden. İçim öfkeyle dolu.”

Eminim, Anayasa Mahkemesi’nin dokuz “iptalci” yargıcının etrafında, “elinize sağlık, devrimi korudunuz, cumhuriyeti kurtardınız” diyen bir sürü insan vardır. Ama acaba aldıkları kararla üniversite kapısı yüzlerine çarpılan böylesi onbinlerce genç kızın trajedisinden de haberleri var mı? Varsa, hiç içleri sızlıyor mu?

Ve “mülk”ün temelini “devrim”e değil de adalete dayandırmak gibi aykırı fikirler, arada bir de olsa, akıllarına geliyor mu?

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 9, 2008 11:13 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sümeyye'nin maili bana da dokundu açıkçası..hangi liseye gittiğini merak ettim..karma bir lise olsa bu durumu daha rahat kabul ederdi sanıyorum..kız lisesi ya da i.h.l olabilir..

Sümeyye,Ayşe,Fatma..birçokları var..sessizce evlerinde oturuyorlar,ideallerini öteliyorlar..kabiliyetlerini bastırıp birçoğu evlenmeye mahkum oluyor,bir kurtuluş olarak karşılarına dikiliveriyor evlilik kurumu..anne oluyorlar ama içlerinde hep bir ukte..üniversiteyle ilgili bir şey duyunca yürekleri sessizce hopluyor,içlerine atıyorlar hayallerini..belki bir kaç damla yaş süzülüyor yanaklarından..sessizce irtica simgesi örtülerine siliyorlar gözyaşlarını..

herkesin de imkanı yok ki gitsin yurtdışında okusun..şehirdışında bile okumaya izin alamazken..

kendilerine sürgün teklif ediliyor..Arabistan'a gidin diyor birileri..memleketi babalarının malı zanneden bir grup hortumcu adress gösteriyor şehit Mehmetlerin,kurban İsmaillerin bacılarına,analarına..

bir can kurban olunca vatana, anaların mendili oluyor örtüleri..komutanlar sıraya giriyor el öpmek için..kahraman evlatların yiğit anaları siz çok yaşayın!!!

kınalı kuzuların analarına Sümeyyelerin başarılarını görmek haram..o zaman vatan sağolsun diyen analar vatan haini oluyorlar,çıkartmıyorlar kürsüye laikliğe aykırı diye..

kurşunlar seni bulsun,gülleri dermek neyine?..haa..bu arada Vesayet istikrar senin neyine?..sen kimsin be??

Jale'ler Lale'ler üniversite sıralarında çağı yakalama telaşındayken Ayşe'ler Fatma'lar ocak başında tencere kaynatıyor..neşe içinde üniversiteye giden,cıvıl cıvıl kızlarla karşılaştıklarında içten içe buruluyorlar,yürekleri eziliyor..

es kaza bir fakülteye girebilmişse manevi işkencenin ikinci perdesiyle tanışıyorlar..

ikna odalarına kabul ediliyorlar önce..laik okulda okumak için ön şartlar sıralanıyor,mutlak itaat bekleniyor..özgür düşünce ortamına değil sistemin fikir öğüten çarklarına hoşgeldiniz diyorlar..

Anadolu'dan kopmuş gelmiş,binbir zorlukla sınavı kazanmış,kafasına geçirdiği acaip peruğuyla ne yapsın şimdi Sümeyye?..ikinci sınıf insan olduğunu her an hissettiren bakışların gölgesi altında giriyor derslerine..arasıra acıyan gözler ilişiyor yüzüne,bazen aşağılayan..

Sümeyye hep eziliyor..Sümeyye hep mahsun..öz yurdunda garip,öz vatanında parya..

ama gururludur Sümeyye tüm ezici bakışlara rağmen..şehit abisinin tabutu geliyor gözlerinin önüne,askerdeki kardeşini düşünüyor..annesinin nasırlı elleri..üç beş kuruş kazanıp kızına yollamak için diktiği elbiseleri hatırlıyor..babasının vardiyalarını..

gururlanıyor Sümeyye..vatan sağolsun diyor..ben zenci olayım dert değil..Allah vatanıma zeval vermesin diye mırıldanıyor suç aleti örtüsünü çantasına tıkıştırırken..ders başlamak üzeredir zaten..başındaki peruğunu düzeltiyor son rötuslar..

hoca giriyor içeri..peruğun altındaki örtüye takılıyor gözleri..öfke nöbetlerine tutuluyor..kızarıyor yüzü..dersime böyle alamam sizi diyor..Sümeyye çıkmadan ders başlamıyor..

vebalı hasta gibi çıkartılıyor dersten,sınıf arkadaşlarının yanında gururu kırılıyor..ürkek yüreği daha bir yara alıyor..üniversite ortamına alışamadan kapı önüne koyulmaya alışıyor..

motivasyonu bozuluyor,dağılıyor kafası..ufukta belirsizlik bulutları dolaşıyor..omzunda ağır bir yük..daha 18 yaşında bile değil..kelli felli adamlar..kadınlar.. egolarını tatmin edememiş yaşlı başlı insanlar 'sen öcüsün' diyor..gelme bu okula ,gelme gelmeee..utanıyoruz senden..çağdaş ülkenin yüz karasısın..bir grup bilenmiş öğrencide
-size dar ederiz bu okulu,çağdışı yobazlar diye tempo tutuyorlar..

Sümeyye daha 18 bile değil..babasının hediye ettiği kalemiyle ders notu tutması gereken defterinin boş sayfalarına birşeyler karalıyor..okulun dışında,uzaktan seyrederken öğrencileri..

farkında olmadan tüm sayfaya soru işaretleri çizdiğini farkediyor..

soru işaretleri,sorular,sorgu odaları ve nihayet sorunlar sorunlar sorunlar....

üzülme Sümeyye'cim yalnız değilsinn..yalnız değilsiniz..

sevgiler..

Yazan: deniz Tarih: June 9, 2008 2:20 PM

Devletin kurumları kendi milletine bu şekilde baskıcı bi tavırla davranmaya devam ederse sanırım ilerde devletine güvenmeyen bi milletin ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor. Bu da insanları farklıbi devlet düzeni yani adaletli bi devlet düzeni aramaya itecektir.
ALLAH SONUMUZU HAYIR ETSİN

Yazan: ahmet Tarih: June 9, 2008 3:19 PM

ahmet beyin yorumuna katılıyorum. Şu 'incelikli darbe'(yargı darbesi) döneminde AYM'nin iptal kararı o kadar militanca idi ki, bu karar insanların devlete ve hukuka olan güvenini bitme noktasına getirdi. Tehlikeli bir gidiş söz konusu..

Yazan: ucanbalik Tarih: June 9, 2008 4:23 PM

Bu nasil bir edebiyattir boyle... Kim kapatiyor bu kizlari eve?

Universite okuyan kardeslerim universitelerden hic memnun degil. Kendini ifade etme sansi verilmemesinden, herhangi bir demokratik katilim mekanizmasi olmamasindan dolayi kendilerini ilgilendiren hicbir konuda karar sureclerine katilamamalarindan sikayet ediyorlar. YOK den acayip derecede rahatsizlar. Zaman zaman basit bir gosteri yada hak talebinde can guvenlikleri olmamasindan sikayet ediyorlar(birisini isci partililer hastanelik etmisti). Akademik ozgurluk, kadrolasma, asistanlarin akademik degil, getir gotur ivir zivir islerinde kullanilmasi, bazi universitelerde uzun sac ve kupe gibi basit seylerden, oruc tutmamadan, kantinde yemek yemekten nelerin olabilecegini ise hepimiz biliyoruz. vs.vs...liste uzun, kafasi omuzlari uzerinde olan her insan tum bunlari biliyor. Simdi bu durum karsisinda benim kardesim "ben universitede istedigim gibi ozgurce okuyamiyorum, o yuzden evde oturacagim" gibi birsey dese, herhalde cevabim "git insan gibi okulunu oku, varsa universitelere iliskin bir derdin, mucadelesini kendin gibi insanlarla okulunda ver, ne o oyle ben 'evde oturcam' demek?"
Kalkip da, kardesimin evde oturmasini kutsayan bir edebiyat uretip sonrada baska her turlu hak ihlalini gormezden gelip baskalarina karsi duygu somurusu yapmam herhalde, bir defa yasim musait degil boyle kurnazliklara, karsidaki insanin yutmayacagini bilecek tecrubeye sahibim.

Turban yasagi bir hak ihlalidir! Diger her turlu baski ve sacmaliklarin uzerinde bir "zulum" degildir. O kizlar universitelerine gidip, baska ogrencilerle beraber haklari icin mucadele edebilir, bunun icin hicbir engel yok onlerinde.(1) Eve kapanmanin(aslinda kapatmanin) hicbir mantikli gerekcesi yok. Ben dinimi boyle yorumluyorum, o yuzden bu yaptiginiz zulumdur gibi bir mantik hukuk acisindan da gecerli bir gerekce yada mantik degildir. Akli basinda her hukuk bunu bir hak ihlali olarak ele alir, egitimden mahrum birakmak, zulum, iskence vs. olarak ele almaz. AIHMye de gidilse bu degismez.

Bu mesele hakkinda yaratilan dil, kizlarin evde oturmasini onaylayan, hatta yaratilan hava ile bizzat tesvik eden, sirf kendi siyasi gundemleri icin bu meseleyi angaje etmek icin bunu duygu somurusu malzemesi yapanlar bu kizlarin egitim almamalari konusunda da sorumludur. (Bu yasagi bahane edip, kizlarini masraf olmasin vs. olmasin diye universiteye gondermeyen insanlarin oldugunu da iyi biliyoruz!)

Bu konuyu ele alma mantiginiz; islama, kurallari eksiksiz hayatinin her alaninda uygulamak seklinde inanan bir insanin, gunumuz hukuk sistemini begenmeyip, evine giren hirsizin kolunu kanunen kesemedigi icin, yani inancina uygun islami bir ceza uygulanamadigi icin yargiya basvurmamasi ve kendini magdur ilan etmesi gibi birsey. Mantik tamamen aynidir! Degildir diyenlerin itirazini merak ediyorum?

Demek istedigim, bu kizlarin evde oturmasini, egitimsiz kalmasini onaylamaktansan, okula gondermeyi tesvik edip haklari icin mucadele etmesini onerin. Cocukca duygusu somurusu yapmayin.

(1) Haklari icin universitelerinde mucadele etmeyi secen kizlarimiz onceden turbanlari yuzunden polis karsisinda avantajli idi, daha dogrusu normal - olmasi gereken sekilde bir polis mudahalesine maruz kaliyordu yontem itibariyle. Simdi bu kizlarimiz okullarina turbansiz girip hak mucadelesine katilirlarsa feci sekilde siddete maruz kalabilirler, kafalari tekmelenip, dipciklenip yerlerde surundurulebilirler. Dikkatli olsunlar, simdiden uyarayim. Binlerce kilometre uzaklardan haberini alip binbir telas icinde ankaralara hastane onlerine gelip, "adalete basvursak da birsey cikmayacak" gibi insanin icini kinle dolduran bir caresizlikle bekletebilirsiniz yakinlarinizi. Birseyin mucadelesini vermek bazen zor olabilir, benden soylemesi!

Yazan: fuatogl Tarih: June 9, 2008 8:58 PM

bakin wikipedia'da amerikan yuksek mahkemesi uzerindeki tartismalar anlatilmis. reagan'in, lincoln'un sozlerini alin, bugun turkiye'ye uygulayin.

amerika'nin farki, yuksek mahkeme uyelerinin baskan tarafindan senatonun onayiyla secilmesi. baskani da halk seciyor zaten. su anki yuksek mahkemenin dokuz uyesini bes farkli baskan secmis. ona ragmen, sikayet ediyorlar. bizim anayasa mahkememizin 11 asil+4 yedek uyesinden 12'sini tek bir insan (sezer) atamis. sezer'in nasil ve hangi kosullarda secildigi de malum.

simdi siz, anayasa mahkemesinden ne bekliyorsunuz? siyasi olmamasini, tarafsiz olmasini mi? anayasa mahkemesi rejimin dayandigi en temel ilkeler konusunda kararlar veriyor. bundan daha siyasi bir sey olabilir mi? bu mumkun degil. mumkun olan, kurumsal yapiyi, anayasa mahkemesinin siyasi durusunu dengeleyecek sekilde duzenlemek olabilir. cumhurbaskanin bundan boyle halk tarafindan secilecek olmasi, bu yonde bir adim olabilir. onun disinda, tbmm'ye cumhurbaskanin atadigi yargiclari onaylama yetkisi de verilebilir mesela.

ancak bugunku cumhurbaskanimiz iktidar partisinden olduguna gore, hukumetin bu konuda demokratik duzenlemeler yapmak istemesi zor. o zaman, bekleyip gorecegiz. abdullah gul oraya uye atamaya basladikca, 9-2'ler 8-3'e, 7-4'e donecek. bakalim o zaman millet iradesi kimin umurunda olacak, kimin umurunda olmayacak.

Yazan: dj Tarih: June 9, 2008 9:59 PM

Yahu hem okula gideniyorlar diye şikayet edip, duygu sömürüsü yapıp hem de bu kızların evde oturmasını NASIL aynı anda isteyebilir birileri?

Ayrıca bunu duygu sömürüsü olarak kullanmak isteyen yaşı müsait "uyanıklar" daha fazla malzeme için okumasın değil, aksine okumaya çalışsın istemezler mi?

Ya, bu nasıl mantık. Hırsızın hiç mi suçu yok?

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 9, 2008 11:32 PM

Devrim mahkemelerinin amacı "devrim"i korumaktı. Tıpkı Atatürk zamanında İstiklal Mahkemeleri'nin olduğu gibi. Amaç halkı ezmek değil, halkı düşünen halkı koruyan devrimlerin bekçisi olmaktı.

"Devrim" sözcüğünü küfür gibi kullanmak devrime hakarettir. Bolşevik devrimini sevmiyor olabiliriz ama bunu kullanarak bunun üzerinden Atatürk devrimlerine dil uzatmak ahlaksızlıktır.

Yazan: Bahadır Eren Tarih: June 9, 2008 11:38 PM

Atatürk istiklal mahkemelerini kurduğunda, mahkeme başkanları "SİYASİ" kişiliklerden seçilmiştir. Çünkü istiklal mahkemeleri "adli mahkeme" değil, aksine tamamen "siyasi mahkeme"lerdir. Hiç bir zaman bir hakim bu mahkemelerin başında olmamıştır. Bundan maksat "ADLİYE" kurumunun siyasallaşmasını önlemekten ibaretir. Adliyenin siyasallaştığı bir ortamda "ADALET" kurumundan da bahsetmek herhalde mümkün değildir.

Sözde Atatürk ilkelerini korumak maksadıyla kurulmuş bir mahkemenin Atatürk'ün kişisel ilkelerini ve uygulamalarını görmezden gelmesi ve adliyeyi siyasetin göbeğine taşıması kuruluş amacıyla ne kadar bağdaşmaktadır?

27 Mayıs ihtilalinden sonra Yassıada'da kurulan mahkemede, "Nasıl olsa bizi idam edeceksiniz. Neden uğraştırıyorsunuz?" diye soranlara mahkeme başkanı Salim Başol (kendisi adliye kurumunun yüz karasıdır) "Sizi buraya tıkayan kuvvet böyle istiyor" demiştir. Aslında çıkacak kararları çoktan verilmiş olan düzmece bir mahkemeydi bu.

Türban mahkemesi de esasında bu mahkemeden pek de farklı değildir. O yargıçları orada görevlendiren kuvvet, yeri geldiğinde bu tür kararlar alınması amacında değil miydi sanki? Nasıl bir karar çıkacağı konunun bu mahkemeye taşınması aşamasında belli değil miydi?

Yazan: vista Tarih: June 10, 2008 9:49 AM

Zaten demokrasi dediğimiz şey de HALKI NEYİN DÜŞÜNDÜĞÜNE, HALKI NEYİN KORUYACAĞINA HALKIN KARAR VERMESİDİR. Hukuksuz devrim mahkemelerinin değil. İstiklal Mahkemeleri de bunun bir örneği olduğuna göre...

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 10, 2008 9:58 AM

Ya, bu nasıl mantık. Hırsızın hiç mi suçu yok?
Bir hak ihlali oldugunu yazmisim zaten!? Ama ortada bir hak ihlali var diye de her turlu saklabanligi yutacak degilim herhalde.

Yazan: fuatogl Tarih: June 10, 2008 12:08 PM

ideolojik kalıplar arasına sıkışmış,dünyayı basmakalıp 1930 mantığı ile okumaya çalışmak,demokrasiden daha çok oligarşik elitizmi düşünen sözde yargıçlar, daha çok sümeyye gibi insanların acı çekmesine sebep olacaklar.mustafa akyol soruyor bu sözde 'ADALETİ SAVUNAN'İŞGÜZARLARA.vicdanınız sızlamıyormu diye.hayır ne yazık ki hiçbir zaman da sızlamayacak.çünkü insana,özgürlüklere,kendi insanına değer veren insanların ancak vicdanı sızlayabilir.bu insanlar dünyaya kendi basmakalıp,jakoben fikriyatlarından bakmaya devam ettikleri sürece onların vicdan mekanızmaları hiçbir zaman devreye girmeyecek.çünkü bu dünya görüşü insani olanı onların elinden alıp,despotik olanı ellerine veriyor.artık günümüz insanı sorguluyor,okuyor,aklını saçma sapan ideolojilere kaptırmıyor.sorguladıkça da bu laisist özgürlük hastalarının dünyasına prim vermiyor.yani olan bitenin farkında türk halkı.özgürlüklerden yana olmak insanı neden korkutabilir acaba.bence bunun tek cevabı var bu sorgulanan 'darbeci yargıçlar'için.ONLAR İÇİN ÖZGÜR OLMAK DEMEK ÜLKENİN ELDEN GİDEBİLECEĞİ DEMEK,ONLAR İÇİN ÖZGÜR OLMAK DEMEK STATÜKONUN DEVAM ETMEMESİ DEMEK,ONLAR İÇİN ÖZGÜR OLMAK DEMEK TİCARİ VE SOSYOLOJİK RANTIN DEVAM ETMEMESİ DEMEK.işte bu yüzden korkuyorlar insanların mutluluğndan ve özgürlüğünden.ben hukuk okumama rağmen en azından hukukla ilgili şunu biliyorum.HUKUK VAR OLANI SORGULAR,İLERİDE OLABİLECEK OLANI DEĞİL.şunu demek ne akla sığar ne insan onuruna.'EĞER BİZ BU BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİLERİ HER KONUDA SERBEST BIRAKIRSAK İLERİDE BAŞIMIZA ÇORAP ÖRÜP,LAİK DÜZENİ BAŞIMIZA YIKABİLİRLER'böyle bir düşünce paranoyak bir psikolojik vakıadır.
BÖYLE DÜŞÜNEN SEÇKİNCİ ZEVATIN, BİRAZ AĞIR OLUCAK AMA HEMEN RUHSAL TEDAVİ MERKEZLERİNE GİDİP, TEDAVİ OLMASINI ÖNERİRİM.

Yazan: Anonymous Tarih: June 10, 2008 4:49 PM

Bu işlerin sonu nereye varacak bilmiyorum.Hani işin çözümü söylenmek de değil. Eksik olan gençler galiba. Siyasette gençlerin yer alması, sivil toplum örgütlerinin, veraset sistemini bir kenara bırakarak, liyakat sahibi gençlere fırsat tanımaları gerekiyor. Eksik olan gençler, düşünen, tartışan, gerçeği arayan, eleştiren ve insani değerlerinden ödün vermeden inandığı yolda sonuna kadar dayatan...Eksik olan bu...Yoksa değil mi?

Yazan: melike diler Tarih: June 10, 2008 9:39 PM

Sümeyye,kardeşim sanırım islam = türban zannediyorsun..Biraz araştır lütfen,deveyi hamuduyla götürenler,bu rezilliklerini 2 metrelik bez parçası ile gizliyorlar.Sen ,işportadan 5 ytl ye aldığın ile başını örtüyorsun,onların boyalı kokanaları ise Versace den,Gucciden,YSL den bilmem kaç bin dolara aldıkları ile örtüyor..Sen,halk ekmekten aldığınla karnını doyurursun,onlar New York ta tabağı 500 dolarlık 'istakozlu makarna' ile zıkkımlanırlar.bu aymazlıklarını basına sızdıran garsonuda işten attırırlar..Kardeşim sümeyye,Şule Yüksel Şenler i araştır,bugün islamın şartı gibi takdim edilen türbanı ;bir gece ayna karşısında nasıl uydurmuş bu nurlu hanımefendi....Sayın Akyol size ne diyeyim,akıllı tasarımcılıktan biraz nasipleseydiniz,1917 ekim devrimi ile 1923 Türk devrimini bir tutma,benzerleştirme çiğliğini sergilemezdiniz.Anakronizm yapmayın,her olguyu kendi döneminin gerçekleri ile değerlendirin.Günümüzün demokrasi kriterlerini,1923 e taşıyıp cumhuriyet kuruluşunda demokrat değildi deyip tu kaka yapmayın.cumhuriyetin okulları olmasaydı ve babanız sunulan bu eğitim olanaklarını iyi deeğerlendirmeseydi,sınıf atlayıp ulusal basında köşe yazarı olabilirmiydi;yoksa bilmem ne köyünde çoban mı olurdu?Sizi en iyi okullarda okutup,ABD deki küresel odaklarla iletişime sokabilirmiydi yine o çoban hali ile(sayın Akyol babanıza ve size hakaret ettiğimi düşünmeyin lütfen,fikir jimnastiği yapıyoruz sadece)..Cumhuriyet ve Atatürk konularında biraz insaflı ve tarafsız olmanızı bekliyoruz,oynamayın bizim kutsallarımızla oynarlar sizin kutsallarınızla..Kardeşim Sümeyye,bugün dünyadaki asıl ve tek mücadele Küresel emperyalist sermaye ile Yerel ulusal güçler arasındadır.imanla/küfür veya laik/antilaik mücadelesi hedef saptırma,dezenformasyondur sadece..Kurtuluş savaşı yapılırken; yeşil bayrak altında ,ellerinde ingiliz silahı ile Ankaradaki ulusal hükümeti yoketmek isteyenlerin fikirsel torunları yine sahnede..Bugün demokrasi,insan hakları,avrupa birliği,inanç özgürlüğü maskesi var yüzlerinde sadece..Soros un çocukları onlar,ABD nin embedded gazetecileri onlar,Karen Fogg un şekerleri onlar,Arap petro dolarlarının uşakları onlar,CIA korumasındaki çiftliğinde 'türk humeynisi' olmaya heveslenen onlar ve daha neler neler......Sevgili Sümeyye bunları bil ve bulunacağın safı iyi belirle.........

Yazan: ümit harmancı Tarih: June 11, 2008 12:49 AM

Fatih Altaylı

Atatürk'ü sevmez, Humeyni'yi sever

10.06.2008 15:51

Dün gece Teke Tek programında yaşadığım şoklar, giderek
yaşlanan kalbime ağır gelmiş olacak ki, sabaha kadar uyuyamadım.
Maksadım üniversitede türban meselesini, üniversitede okuyan
kızlarla konuşmak, tartışmaktı.
Konuklarımdan ikisi türbanlı, ikisi ise başı açık kızlardı.
Başı açıkların biri kendini liberal, diğeri ise Kemalist olarak
tanımlıyordu.
Her dört kız da kendi görüşleriyle paralel derneklerde
çalışıyorlardı.
Ve emin olun ki, şimdiye kadar yaptığım hiç bir Teke Tek programı
beni bu kadar şok etmemişti.
1999'dan bu yana türban eylemcisi olan Nuray, inanç özgürlüğü
kapsamında türbanla eğitim hakkını savunurken, bunun eğitimle
sınırlı olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her türlü hakkı
kapsaması gerektiğini söyledi.
Bu alıştığımız bir durumdu.
Türbanlı aktivistlerin tamamı bu söyleme sıkı sıkıya
sarılıyordu.
Yani AKP'nin Anayasa'da yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten
onları kesmeyecekti. Bu biliniyordu.
Ancak Nuray konuyu bambaşka taleplere taşıdı.
Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku
beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin
ortaya çıkmayacağını ve yarın öbürgün Müslümanların kadı
mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?"
diye sordum.
Çok samimi yanıt verdi.
"Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de. Niye insan kendi inandığı
hukukla yönetilmesin"
Şok olmuştum.
"Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey
nasıl olacak?" diye sordum.
"Niye olmasın" dedi.
Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser'e bir soru yönelttim.
"İran'daki baskı rejiminin İslam'a örnek olamayacağını
söylüyorsun ama facebook'daki sayfanda Humenyi resimleri varmış"
dedim.
"Evet var. Humeyni'yi çok severim" dedi
"İran'daki rejmi kuran o değil mi?" dedim.
"Onun kurduğu rejimi bozdular" dedi.
"Peki Humeyni'yi çok seviyorsun. Atatürk'ü de sever misin?" diye
sordum.
"Asker olarak çok başarılıymış" dedi.
Askerlik vurgusu dikkatimi çekti.
Tam bir Milli Görüş çizgisiydi.
Sonra dönüp aynı soruyu diğer türbanlı konuğum Nuray'a yönelttim.
Humeyni'yi o da çok seviyordu.
"Peki Atatürk'ü seviyor musun?" diye ona da sordum.
Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi.
Sonra "Acaba düşündüğümü söylersem suç olur mu?" dedi ve yine
büyük bir samimiyetle "Hayır Atatürk'ü hiç sevmem" dedi.
"Niye?" dedim.
"85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan" dedi.
"İyi de sevmediğin o adam Türkiye'yi İngiliz, Fransız, Yunan
işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir ulus olduk. O
olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası altında
olabilirdik. Sömürge olurduk" dedim.
Ama Nuray kararlıydı.
"Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı Müslümanlar
başlattı. Maraş'ta bir kadının türbanına el uzatılmasıyla
kurtuluş savaşı başladı. Atatürk'le ilgisi yok" dedi.
"Atatürk bu savaşı organize etmeseydi, Maraş'ta veya başka bir
yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi" dedi.
Ona da yanıtı vardı.
"Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında
inançlarımız daha iyi yaşayabilirdik. Daha özgür olabilirdik"
dedi.
Değerli okurlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu durum bu.
İstenen bu.
Bugün söylenmese de talep edilecek olan bu.
Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni bu.
Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş bu.
Bunun kılıfı özgürlük.
Bunun kılıfı demokrasi.
Bunun kılıfı liberalizm.
Yerse.
Yemezse zorla.
Öyle diyorlar.
NOT:Programda liberal görülerini ütopik bir dünyada dile gterin
konuğum, program sonunda türbanlı kızlarımızın telefonlarından
yaa tebrikleri kabul ederken çok mutlu görünüyordu.
NOT2: Bu programdan sonra Türkiye'yi bekleyen gelecekten gerçekten
çok korkmaya başladım. Başbakan'a kur yapan Hülya Avşar'ın bu
programı izlemiş olmasını çok isterdim.

Ne zaman adam oluruz?

Özgürlük istediğini söyleyenlerin gerçekte ne istediğini
anladığımız zaman.

fatihaltayli@haberturk.com

Yazan: Hülagü Tarih: June 11, 2008 1:24 PM

SAYIN HÜLAGÜ

fatih altaylının programına çıkan 2 tane örnek üzerinden başını örten insanları humeynici olarak nitelemek insaf çizgisini aşar nitelikte bir genellemedir.milli görüş çizgisine yakın 2 tane başı örtülü insan çıkıp sanki tüm mütedeyyin insanlar iran rejimine özlem duyar bir hava estirmek çok yanıltıcı bence.şimdi ben çok iyi biliyorum ki... kartel medyası bu iki insan üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlayıp,BAK GÖRDÜNÜZMÜ BUNLARIN HEPSİ BÖYLE GENELLEMESİ yaparak herkesi zan altında bırakacaktır.çünkü bu iki kişi tam da medyanın istediği gibi konuşmuştur.iki insan üzerinden yola çıkarak,YARGI ERKLERİNİN vermiş olduğu hukuk ve özgürlük dışı karar meşru gibi gösterilemez

Yazan: cüneyt Tarih: June 11, 2008 5:08 PM

Fatih Altayli Kimi Kandirmaya calisiyorsunuz????

Kusura bakmayin Fatih Altayli böyle komik senaryolara artik Turk Halki inanmiyor.Bu filimleri cok görduk ve artik antika oldular. Sizin gibi yasi basi gecmis bir gazeteciye hic yakismiyor böyle komik programlar hazirlayip ve sunmak.
Bir sorum var size!! sizce 16 miljon 500 bin turk vatandasi seriyatci mi?

Isvecden genc bir hukukcu

Yazan: Malmöden Tarih: June 11, 2008 7:05 PM

fuatogl,

Hırsızın hiç mi suçu yok? sorumun üzerindeki soruya da cevap vermeni bekliyorum. Zira sana sorduğum asıl soru o idi. Hırsızın hiç mi suçu yok sorusu belki Hülagü Bey'in ilgi alanına girer.

Yazan: Anonymous Tarih: June 11, 2008 7:47 PM

@Anonymous;

Yahu hem okula gideniyorlar diye şikayet edip, duygu sömürüsü yapıp hem de bu kızların evde oturmasını NASIL aynı anda isteyebilir birileri?

Ayrıca bunu duygu sömürüsü olarak kullanmak isteyen yaşı müsait "uyanıklar" daha fazla malzeme için okumasın değil, aksine okumaya çalışsın istemezler mi?


Dort kose olarak almayin yazdiklarimi. Bazilari kizlarini turban bahanesiyle okula gondermemekten memnun dedim. Herkes memnun demedim, memnun olmayanlarin oldugunu elbette biliyorum. Bu kizlarin hepsinin de memnun olmadigini biliyorum. Dikkat ederseniz kizlar malzeme yapiyor da demiyorum.

Ikinci soruyu sormanizi anlamadim. Bunu bu kadar kullanip duygu somurusu yapacaklarina, universitelerde diger sorunlara hic deyinmeyip iki de bir turban meselesine "ZULUM" diyeceklerine, "hadi kizlar, okulunuza gidin haklarinizi arayin, mucadele edin" demeleri gerekirdi diyorum. Yoksa is "benim hakkim" olayina girer goruldugu gibi, oyle oluncada baskasina aglamanin bir anlami kalmiyor.
Niyet ozgurlukculuk olsa politik malzeme yapip, gunumuzun iktidar kavgasinda pozisyon ve hegemonya malzemesi yapmazlardi, yapacak olsalar bile bunu genis kapsamli bir ozgurluk talebiyle beraber yaparlardi. ZULUM ZULUM diye zirlayacaklarina ortak demokratik ve ozgurlukcu bir soylem gelistirip, kilik kiyafetle beraber hem kendi hemde baskalarinin sorunlarini kapsayacak bir dil gelistirmelerine on ayak olabilir, mesruiyet zemini daha da genisletip ulkenin demokratik ve ozgurlukcu "ortak bilincine" katki saglayabilirlerdi, eger bu bilinc yoksa da olusmasina katkida bulunabilirlerdi.

Ve daha fazla malzeme icin okumalarini istemek, "okumalarini istemek" midir? Buradan nereye varmak istiyorsunuz? iki ucu pis degnek gibi geliyor bu mantik, iki ucu da birlesik ustelik, arada bul birlesme yerini :)

Yazan: fuatogl Tarih: June 11, 2008 11:46 PM

Altaylı’nın yazısına kısaca” minareyi çalmadan kılıf hazırlamak” denir.

"Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku
beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin
ortaya çıkmayacağını ve yarın öbürgün Müslümanların kadı
mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?"

Programı seyreden biri olarak bu yazılana kısaca “yuhh ve pes” diyorum.

"Soru;Özgürlükçü biri olduğunu söylüyorsun,yarın birileri çıkıp inancım doğrultusunda yargılanma hakkım olsun diye talep ederse ne dersin ?

Cevap;talep edebilir

Soru:Böyle bir durumda,bir Musevi,bir hırıstiyan,bir Müslüman hepsi kendi inançları doğrultusunda yargılanacağı çoklu hukuk sisteminin olması gerekir,böyle bir sitem biliyor musun? Böyle bir sistem dünyanın neresinde var?

Cevap:Hayır bilmiyorum,ben zaten sizin önceki sorunuza cevap verdim.Sistem konusunda bilgim yok."

Konuşma bu şekilde grçekleşmişken,gazetecilik adı altında,bir dansöz kıvraklığında kelimeleri bunca eğip bükerek,kendine ait düşünceleri bir başkası tarafından telaffuz edilmiş gibi yazabilmenin iğrençliğini tarif edebilecek tek kelimelik bir Türkçe tanım bulamadım.

Bir de utanmazca yazılan iftira cümlesi:"Ancak Nuray konuyu bambaşka taleplere taşıdı."

Az önce yine bir tv programında bu gençkız hakkında Altaylı’nın ettiği laf:"Ailesini daha doğrusu babasını tanırım ,babası hiç böyle biri değildir,düzgün biridir,anne tarafı böyle olsa gerek!"

Kabullenilemeyen ne acaba?
* * *
Galatasaray eski yöneticisi Altaylı ; "Hakan Ünsal da iyi futbolcuydu, çok da iyi bir insandı ama tarikat ilişkisini kulübe taşıyamaz. Ben kendi inançlarımı işyerime taşımak noktasında olmam. Galatasaray’da genç futbolcuların böyle bir etkileşim içerisinde olmasını kabullenemiyordum.
Hakan Ünsal:Ben Galatasaray’da 11 yıl oynadım Arif Erdem, Okan ve Hakan Şükür benden daha fazla oynadı. Bir sürü başkan ve yöneticimiz oldu. O kadar hocayla çalıştık. Dini inançlarımızdan dolayı bu işi Fatih Altaylı kadar nefret boyutuna getiren, kendine asli görev kabul eden birini görmedim.
* * *
İnançları iş yerine taşımak mışşş?


Yazan: ç-z Tarih: June 12, 2008 1:01 AM

Yahu fuatogl,

Müslümanların, dindarların, türbanlıların, ne dersen de, onun, bunun, şunun,

demokratik talep ve duyarlılıklarının sınırını sen çizmeyeceksin.

Benim sorunum bu, ben bu sorunu sahiplenmişim.

Filanın ki bunun yanında bir de şu, filanın ki bunun yanında bir de o, filanın ki bu değil, şunun yanında şunlar, onlar...

Misal; git homoseksüellerin hak taleplerini sen savun, benden bunu isteme.

Benim samimiyetimi bununla sorgulama.

Ben türbanlıların hak taleplerini savunurum, filan homoseksüellerinkini, filan ikisini, filan kedilerinkini, filan hepsini, filan hiçbirini.

Demokrasi zaten budur.

Sen bana misyon yüklemeye çalışıyorsun, benim demokratik samimiyetimi ölçmeye kalkışıyorsun ve hala kendini doğrucu Davut zannediyorsun, demokrat zannediyorsun.

Ha senin dediğin gibi geniş kapsamlı yapan da var, yapmayan da. Fakat sen gibi çelişmedikleri sürece ben onların asıl niyetleri demokrasi diyemem ki. O bu pozitif diyor, negatif değil demediği için senin tarafından eleştiriliyor; sen o pozitif diyorsun, sonra o negatif diyorsun. Kendindeki çelişkiyi görmeyip, başkalarının nötr duruşunu çelişki zannediyorsun.

...

Diyorsun ki;

"Ve daha fazla malzeme icin okumalarini istemek, "okumalarini istemek" midir? Buradan nereye varmak istiyorsunuz? iki ucu pis degnek gibi geliyor bu mantik, iki ucu da birlesik ustelik, arada bul birlesme yerini :)"(fuatogl)

Değildir, öyle birşey demedim. Yanlış anlamışsın, açayım.

Bu yaşı müsait uyanıklar bu yasağı malzeme olarak kullanma niyetinde olsalar, bu yasağın hayattan örneklerinin olmasını, yani malzeme çıkmasını isterler, ve okumasını istemese de, okumak İSTEĞİNİN önüne geçmez, samimi olmasa da git, oku derler, biz de malzeme bulalım bu sayede isteler değil mi? Eğer malzeme olarak kullanmak isteseler. Ama bu sayede okumuş olur değil mi o kızlar? Yani senin dediğin gibi okumamaları değil, okumuş olmaları işlerine gelmez mi? Yani iki ucu pis değneği uzatan sensin.

Onların samimiyetle o kızların okumasını istemediğini başka bir delil ile göstermen lazım. Yani varsayımınla varsayımını doğruluyorsun. Ben de diyorum ki varsayımınla değil, somut bir gerçekle bunu ispatla diyorum.

Neyse zaten o yüzden "o uyanıklar ... okusun ister" demedim; onun yerine "o uyanıklar ... okumaya çalışsın ister" dedim.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 13, 2008 12:16 AM

Yazıyı okuyanlar ülkemizdeki yargıçların, "Beyaz Türk" tabir ettiğiniz, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, yine sizin tabirinizle laikçi ailelerden çıktığını sanacak. Bu tamamen hataı bir tespit.

Yargıçlık son derece zahmetli bir meslektir. Kimse Hukuk Fakültesinden çıkar çıkmaz Anayasa Mahkemesine veya Yargıtaya yargıç olarak atanmıyor. Ülkenin en ücra köşelerinde yıllarca çalışır yargıçlar ve savcılar. Üstelik Adalet sistemi her zaman üvey evlat muamalesi görmektedir çünkü oy potansiyeli çok düşüktür. Birkaç istisna yıl haricinde adalet bakanlığının bütçeden aldığı pay hiçbir zaman yüzdelerle ölçülmez. Her zaman bindelerle ölçülür.

Hakim-savcıların özlük haklarında son yıllarda nispi bir düzelme olmuştur. Ona rağmen mesleklerinin ağırlığına ve önemine kıy
asla üç kuruşa çalışırlar. Hele ki 1990 larda şartları o kadar kötüydü ki adalet bakanlığının açtığı hakim-savcı sınavlarında kontenjandan daha az BAŞVURU olduğu zamanlar olmuştu. O yüzden sınava girenler arasında ciddi bir engeli olmayan hemen herkesi alırlardı mesleğe. Bu sebeple hakim-savcılığa ancak ideali hakim ya da savcı olmak olan hukuk mezunları başvururdu. Bunlar da genelde toplumun daha az gelişmiş kesimlerinden gelen arkadaşlarımız olurdu çünkü onlar yetişme tarzından dolayı bu mesleklerin sağladığı yetki ve mesleğin verdiği saygınlığı çok fazla önemserlerdi. Ya da avukatlık yapamayacağını düşünenler hakim-savcılığa başvururdu hatta hukukçular arasında hala kullanılan bir deyim vardır: "Avukatlık yapamayacak olan hakim olur" denir.


Yani sanmayın ki hakimler ve savcılar toplumun elit ailelerinden, İzmirin Karşıyakasından ya da Ankaranın Çankayasından ya da Nşantaşından çıkmaktadır. Onlar büyük çoğunlukla mutaassıp şehirlerin mutaassıp ailelerinin çocuklarıdır. Hakim savcılar arasında bir araştırma yapılsa bunu siz de görürdünüz.


Ama siz istediğiniz gibi çıkmayan bir karardan dolayı ya da isteklerinize aykırı açılan br davadan dolayı herkesi o kadar acımasızca ve körlemesine eleştirmeye ve mağduru, ezilmişi oynamaya o kadar heveslisiniz ki hakim-savcılara bile çamur atmakta, bu toplumun adalete inancının sarsmakta hiç bir beis görmezsiniz.


Anayasa mahkemesinde sadece ret oyu veren iki hakimin hukukçu olmadığını, diğerlerinin olaya hukukçu gözüyle yaklaştıklarını çünkü tamamının hukukçu olduğunu, asıl ret oyu veren iki hakimin olaya siyasi yaklaştığını görmek istemezsiniz. Siz amaçlarınıza ulaşmak için neyi ezdiğinizi de hiç önemsemezsiniz çünkü size göre sizin gibi olmayan herkes ve herşey ezilebilir.


Neyse ki Ankara'da hakimler var...

Yazan: UMUT Tarih: June 13, 2008 8:29 PM

Ortada bir Anayasa Maddesi olmasa Sayın UMUT'un romantik, felsefik yazısı bir mana ifade edebilemeye yaklaşırdı.

Fakat ortada çiğnendiği açık bir Anayasa Mahkemesi, önündeki meseleyi değil de vehimini tartışan ve buna göre karar veren bir Anayasa Mahkemesi var. Biz bunu taartışırken, UMUT bey'in söyledikleri abesle iştigal olmuş. Zira svcı ve hakimleri karalayan yok. Anayasayı ihlal eden savcı ve hakimleri eleştirenler var. Okumaya zahmet ederseniz gerekçeleri de var bunun için.

Ayrıca evet avukat olamayanlar hakim oluyor, yani liberal düşünemeyenler, her ay bankada maaşım(her şartta) yatsın beni beklesin diyenler, yani biraz da devletçi zihniyettekiler.

Ne diyelim bu hakimler için; fındık kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş de olabilir.

Felsefeyle zaman kaybetmeyelim; somut eleştirilerimizi yapmıştık, buyrun onlara cevap verin.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: June 14, 2008 12:41 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)