« İnsan Onurunu Kimler Çiğner? | Ana Sayfa | Ateist Türk Olur »

May 5, 2008

Jakobenizm’i ‘Jurnallemek’

[5 Mayıs 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Geçen hafta bir köşeyazarı beni “Türkiye’yi Amerika’ya jurnallemekle” suçladı. Sebep, bir ay kadar önce The Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bir makalemde AK Parti’ye yönelik kapatma davasını anti-demokratik bir girişim olarak yorumlamamdı. Benzeri ithamlara daha önce de bir kaç marjinal “ulusalcı” yayında hedef olmuştum. Bu nedenle, sadece teorik düzeyde de olsa, iki çift laf etmekte fayda var.

Malum, Türkiye’nin geçmişi ve bugününe dair toplumda çok farklı algılar var. Özellikle “Jakobenizm” diye de andığımız otoriter devlet geleneği konusunda zıt görüşler mevcut. Bazıları için bu gelenek, bizi karanlıklardan aydınlığa çıkaran, çağdaşlaştıran, ve “geriye gitmekten” koruyan harika bir sistem. Ama bazılarımızın gözünde Jakobenizm bu kadar iyi bir şey değil. Türkiye’ye modernleşme anlamında önemli katkılar sağlamış olsa bile, bir taraftan da çok can yakmış, haksızlık ve adaletsizlikler yaratmış bir proje. Dahası, giderek de daha katı ve bağnaz hale geliyor ve bir çok alanda ülkenin önünü tıkıyor.

Gelin, çok kaba bir genelleme yapalım ve Jakobenizm’den memnun olanlara “Beyaz Türkler,” diğerlerine ise “Öteki Türkler” diyelim. Beyaz Türkler, onyıllardır, devlete ve toplumdaki önemli güç merkezlerine egemen olageldiler. Ancak bunun ötesinde kritik bir avantajları daha vardı: Batı dünyasının Türkiye algısına da hakimdiler. Memlekette Avrupa görüp Amerika turlamış olanlar neredeyse sadece onlardı. Ve Türkiye’yi kendi bildikleri gibi anlatıyorlardı herkese.

Fakat zamanla durum değişmeye başladı. “Öteki Türkler” de dünyaya açılmaya, Türkiye’nin hikayesini farklı bir açıdan yazmaya başladılar. Bu ise Beyaz Türkler’i epey kızdırdı, hala da kızdırıyor. “Türkiye’yi yanlış tanıtıyorsunuz, ülkemizi jurnalliyorsunuz” diyorlar. Oysa eğer “jurnallenen”, daha doğrusu “ipliği pazara çıkarılan” bir şey varsa, o Türkiye değil, Jakobenizm.

Bazı okurlar, “iyi de memleket meselelerini dış dünyada konuşmaya ne gerek var” diye sorabilir. Gerek var, çünkü Türkiye dünyadan izole değil; dışarının Türkiye algısı buradaki otoriterizm-demokrasi ikilemini epey etkiliyor. Zaten tam da o yüzden, içerde ateşli şekilde “ulusalcılık” yapanlar, Cengiz Çandar’ın son günlerde isabetle işaret ettiği gibi, dışarda hiç ulusalcı davranmıyor, aksine yerel darbeye küresel destek devşirmeye çalışıyorlar. Ankara’da konuşunca anti-Amerikan kesilen Onur Öymen’in, bir yandan da Amerikalıları türbanın “Nazi sembolü” olduğuna ikna etmeye çalışması, boşuna değil.

Peki dış dünyada Jakobenizm’i pazarlamak serbestse eleştirmek niye suç olsun? Sanırım burada sorun, işin ucunun biraz “devlet”e dokunması. Geçenlerde bu kaygıyı taşıyan bir okurdan (kendini “75 yaşında bir hekim” olarak tanımlayan bir beyefendiden) “kol kırılır, yen içinde kalır” ilkesini hatırlatan bir eleştiri mesajı aldım. Bunu, “darbe olur, demokrasi çiğnenir, ama yurt içinde kalır, devlet yabancıların önünde eleştirilmez” diye de okuyabilirsiniz.

Ben öyle düşünmüyorum. Ve sanırım buradaki ayrımın kökeninde, sahip olduğumuz farklı değerler yatıyor. Eğer sizin gözünüzde “devlet” en yüce değer ise (yahut onu “yaşam biçiminiz”in güvencesi saydığınız için yüceltiyorsanız), devlete halel getirmemek için başka her şeyi “yen içinde” bırakabilirsiniz. Ama benim de benimsediğim bir başka fikre göre, asıl yüce olan şey, adalet, hak ve özgürlük gibi değerlerdir. Devletler ise, bu değerlere gösterdikleri saygı ölçüsünde övgüye veya yergiye layık olur. Bu devletlerden birine vatandaşlık bağı ile bağlı olmak da, sadece onu söz konusu değerlere saygılı hale getirmek için daha çok çaba harcamayı gerektirir.

Ülkemizdeki tartışmaları biraz bu zemine çeksek, yani değerlerimizi konuşmaya başlasak, epey yol alabiliriz. Ama insanları ve olayları tartışmaktan öteye gidemiyoruz çoğunlukla, ne yazık ki...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 5, 2008 11:18 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, işbu yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Devleti kutsamak ve adaleti önemsemek ayrımını çok net anlatmışsınız, başka ne denir ki artık.. Kaleminize sağlık.

Yazan: medura Tarih: May 5, 2008 3:10 PM

Dünyaya kapanmak, sağır davranmak, yurta sulh, cihanda sulh yerine; yurtta birbirimizi yiyelim, cihandada biz bunlar gibi olamayız diye ağlaşalım. Sivil insiyatif, her alanda ticaret başta, eğitim hatta sağlık dünya ile yarışıyor. Anadolu kaplanları, Afrikadan, Asyaya kadar her yere ulaşıyor.İçte tapon montaj mallarla halkı kazıklamıyor. Düne kadar saatinde uçak kaldıramazken, bugün dünyanın en modern hava limanlarını yapıp işleten biziz. Korkaklar ve aman İslam puan kazanır diyenler, Türkiye'yi dükalıklarından soymaya alışmış olanlar ve onların diplomatik misyonu, ne yapıp edip Türkiye'yi çelmelemek içe kapatmak istiyor. Zehir gibi gençler yetişiyor, dinlerinden de, milliyetlerinden de utanmıyor bu beyazlar gibi. Bu mavi kanlılar, arkadan dolanıp bu AKP radikal, İslamo-faşist dolduruşu yapıyorlar. Daha doğrusu kimin kimi doldurduğuda belli değil. Neo-conlar mı bunları dolduruyor, yoksa bunlar mı Neo-conları. Neo-conlar daha dünkü çocuk olduğuna göre, bu monşerler onları dolduruyor kanımca...Amerika bunları kılavuz seçerse, bu bataktan burnunu ebediyen kurtaramaz.Laikliğide öğretecek sivil insiyatif sonunda bu monşerlere. Laikliğin dünyevi bir din gibi dayatılmaması gerektiğini. Fikri hür, vicdanı hür olmanın gereği olduğunu...İçte karışıklıkla zaten kırılgan hale getirilen demokrasiyi yıkmaktan da kaçınmıyor bunlar. Yeterki bu AKP kör olsun, varsın bizimde bir gözümüz çıksın diyorlar. Tek göze alışmışlar ya. Nasılsa onunla sırf kendileri görecek. Millet kafasını kaldırıp dışarıya bakamayacak. Bunlar ezelden viskileri valizlere doldurup eş dost içerlerdi. O ayrıcalıklarınıda kaybettiler. Bu radikal dinci takunyacılar sayesinde, viski her yerde satılıyor artık. Alkole yasak geliyor palavrasına aldanmayın, içki bunların zamanında yasaktı. Leş gibi devlet rakısı ile köpek öldüren şarabı hariç...Bu yazıdan sonra, Bekri Mustafayı ziyaret edip ruhuna bir fatiha okumak farz oldu artık...

Yazan: kerim Tarih: May 5, 2008 3:28 PM

"Ama benim de benimsediğim bir başka fikre göre, asıl yüce olan şey, adalet, hak ve özgürlük gibi değerlerdir. Devletler ise, bu değerlere gösterdikleri saygı ölçüsünde övgüye veya yergiye layık olur."

olay budur.
bir şey daha,insanları kim olduklarıyla değil,ne yaptıklarıyla değerlendirme mantığını oturtabilmeliyiz.
su sıra hortlamaya başlayan,sağcı-solcu,dinci-komünist yaklaşımlarla bir yere varamıyoruz.

aslında hepimiz-niyeti bozuk olanları dısarıda tutuyorum-bu ülke için davranıs ve tepkiler gosterdigimizi dusunuyoruz.yani her kesim kendi davranıslarının turkiye'nin cıkarlarını gözettigini dusunuyor.

ortak payda turkiye'nin çıkarları ise,neden tartısıyoruz,neden kavga ediyoruz.bence meselenin can alıcı noktası burasıdır.

sihirli kelimeler;özeleştiri,özveri,iyi niyet,korkmamak.

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 5, 2008 9:31 PM

bu yazıda çok güzel :)

Yazan: muratS Tarih: May 6, 2008 1:29 AM

Sahip olduğu ideolojiye toplum tarafından uygulanmasını isteyen her bir kişi jakobendir.

Yazan: hubbez Tarih: May 6, 2008 6:00 AM

orda kol kırılır yen içinde kalır diyen beyfendiye katılıyorum.İsraili ele alalım hepimiz İsraili dünyada gördükleri zulmden ötürü biraraya gelip güç kazandıktan sonra dünyanın basına nela olan bi topluluk olarak biliyoruz.Ama yanlış... çünkü israilde iki farklı topluluk var ve bu topluluklar arasındaki çatışmayı bizim yasadığımız kürt sorununa benzetiyorum.fakat onlar tamamen ideolojik bi devlet yapısına sahip oldukları için savaş sırasında birbirlerine kenetlenip içerde soğuk davranıyolar.ve bu sorunlarını pek çok kişi bilmiyor.ama bide bize bakın ki sağı sultan bile duydu.düşünsenize insanlar israilde bi iç savas olduğunu bilseler ne kadar korkarlar onlardan. bu yüzdendir ki savasmayan bi israil 10 sene ayakta kalamaz. çünkü onlarda ki sorun 'zengin fakiri küçümsüyor' sorunu.ama adamlar bunu dünyaya yansıtmıyorlar.

Yazan: şahin girgin Tarih: May 6, 2008 9:35 AM

Asıl jakobenizm (tepeden inmeci) tekke ve zaviyelerde. Dinci jakobenler her tarafa sızmış durumda.

Dinci jakobenlerin evrimlerini tamamlayıp din ticaretinden ve emperyalistlerle işbirliğinden vazgeçinceye kadar tekke ve zaviyelerin tekrar tekrar kapatılması dinci jakobenlerin bilinen kaderidir.

Bunun için insanlık tarihi en az bir 300 yıl daha beklemek zorunda kalacak ama olsun 300 yıl nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Bu süre içersinde elde hiçbir ticari değeri kalmamış bir din kalması ihtimali çok yüksek.

Bu arada boş durmak yok, ülkemizi pardon jakobenizmi emperyalist güçlere jurnallemeye devam.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: May 6, 2008 12:28 PM

Ben bu hususta tam bir hüküm veremiyorum, "kendi problemlerimizi kendi icimizde cözmeliyiz" diye düsünüyorum. Ama Mustafa Bey´e de hak veriyorum.

Almanlarin hic bir milletin insanina "Bizim ülkemizde isler iyi gitmiyor" diye konustuklarini duymadim, esyanin tabiatina aykiri. Adamlar hayatlarindan ne kadar memnun olmasalar da yabanciya bunu anlatmaz. Tabii onlarin sartlariyla Türkiye de kiyaslanamaz.

Yorumcu Sahin Bey´in yazdigi dogru, benim Filistinli arkadaslarim var. Israil icerdeki birligi ortak düsmana (Filistin´e) borclu. Kamuoyunu bununla mesgul ederek, icerdeki birligi sagliyorlar. Yoksa Cekoslovakya´dan, Almanya´dan gelenle Rusya´dan gelenin statüsü bir degil.Isteseler bir günde bir Filistinli birakmazlar hayatta, ama iste yukardaki sebepten onlara ihtiyaclari var; bir iki bomba Israil´i bir ve beraber tutmaya yariyor.

Bize de toplumun tüm unsurlarini biraraya getirecek bir "sey" lazim. o ne olur, o nu da bilmiyorum.

Saygilar

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: May 6, 2008 12:42 PM

Sanırım 75 yaşındaki dede ve benzerlerinin korkusu ağzı süt kokan dedikleri Mustafa Bey ve benzerlerinin, putlaştırdıkları Batılı zihniyetin tüm paradigmalarına hakim ancak kendi öz değerlerine bağlı ve dahi Batının dilini en güzelde şekilde kullanarak tüm dünyaya Hakkı haykırmalarıdır. Tek korku bu. Ancak korkunun ecele de jakobenlerin yedikleri nanelerin açığa çıkmamasına da faydası yok. "adalet, hak ve özgürlük gibi değerlerdir." cümlesini keşke anlayabilseler.saygılar

Yazan: media warning Tarih: May 6, 2008 1:45 PM

Birlik, mirlik hikaye. Devletleri insanlar kurdu, tersi degil. Ayni siyasi sINIRLAR icinde yasamak bir cesit aidiyet; fakat tek aidiyetimiz bu degil. Cinsiyetimiz, yatigimiz is, calistigimiz endustri, tuutugumuz takim, dogdugumuz yasadfigimiz sehirler, tuttugumuz parti, siyasei pozisyonumuz, hayat bakisimiz, felsefemiz, uye oldugumuz dernek gibi pek cok aidiyetlerimiz var. Dusunen, vicdabn sahib bir birey ozgurdur, viocdani ve zihni ile. Suraya ait olduguma gore su pozisyonu almaliyim, su tarafta yer almaliyim diye bir sinir bilmez. Cunku o dogrucudur, ilkeleri, degerleri durumda bagimsiz muhakeme ile dogru yanlisi belirlemesi icin yeterlidir. Oncelikle yaptiklarim, sergiledigim duruslar ile "iyiler" milletinden olmak isterim. Bu millyetcilik" digerlerinden onde gelir her zaman. Zira bu millyetcilik kotuluk gordugumde "bana bir sekilde yakin olanlar tarafindan geldi" diye goz yummama musade etmez; "kol kirilir, yen icinde kalir" darb-i meseleini kabul etmez. "bir kotuluk godugunuzde elinizle, onu yapamazsaniz dilinizle duzeltiniz; onu da yapamazsaniz en azindan kalbinizle bugz ediniz; ki bu imanin en dusuk dercesidir" nassini dustur edinir dogrucu. Bazilarina garip gelebilir ama ben 35 yil once Nitesche'nin "Zerdust Boyle Dedi" kitabini okudugunmda cikrdigim ana fikir de bu idi.
================
Jurnallemek uzeruine:

Ay laikci gericiler. Artik kafaniz kumdan cikrin ve dunyayi grun. Bu gun artik etrafina duvarlar ceken Kuzey Kore'de dahi neler oldugu duyanin malumu. Barroso birkac hafta once, telkin ve tehditler onucu "parti kapatmaya" girmedi Meclis Konusmasinda. Fakat Istanbul konusmasindaki kucuk bir espri burada neler olduguna vukufiyetinin dercesin gosterdi. O esopri mealen soyle idi:

Bir cumesinde "mucize" kelimesin kullandi. Ardindan hemen lave etti "umud ederim mucize kelimesini kullanmak laiklige aykiri degildir".

(lutfen birisi Hulagulara aciklasin ne denilmek istendigini; ben becremem)

Yazan: Yorumcu Tarih: May 6, 2008 4:32 PM

@yorumcu

hulagu gibiler bozuk plak gibidirler. takilmis kalmislardir. onlara ezberlettirilmis 3-5 parca nutuktan, nakarattan baska bir sey ifade etmeleri, bir analiz yapmalari,yorumda bulunmalari mumkun degildir. hicbir sekilde ileitisim kuramazsiniz. mantiki yonden tamamen yalitilmis ve izole edilmislerdir.kendi paralojik mantik orguleriyle algiladiklari fanus misali bir dunyalari vardir. hulasa onlar resmi ideolojinin torna tezgahindan cikmis en som, en masif urunlerdir...

Yazan: Anonymous Tarih: May 6, 2008 7:54 PM

Sayın Hülagü TTT,

“Asıl jakobenizm (tepeden inmeci) tekke ve zaviyelerde. Dinci jakobenler her tarafa sızmış durumda.” gibi bir cümleye antitez getirmek bile, abesle iştigaldir.
Ancak bu psikoloji şerh edilebilir. Edelim o zaman:
1. Varlar gibi bir algılama, herhalde metaforik bir anlam. Korkmayınız, bu saatten sonra geriye dönülmez, doğa kanunlarına aykırıdır ve evrime. Sızıntılar ne olacak peki? Artık çok geç sanırım, yurt dışına bile ulaştıklarına göre.

2. “Dinci jakobenlerin evrimlerini tamamlayıp din ticaretinden ve emperyalistlerle işbirliğinden vazgeçinceye kadar tekke ve zaviyelerin tekrar tekrar kapatılması dinci jakobenlerin bilinen kaderidir.”
Tekerrür eden bir tarih anlayışı zihniyeti. Bu durumda da Osmanlı yeniden yeniden kurulabilir. Bu zihniyete göre mümkün, yoksa bana göre na-mümkün. Bir de “kader” sosuna bulandırılmış. Laikliğe de aykırı hem!
3. “Bunun için insanlık tarihi en az bir 300 yıl daha beklemek zorunda kalacak ama olsun 300 yıl nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Bu süre içersinde elde hiçbir ticari değeri kalmamış bir din kalması ihtimali çok yüksek.”
Dinin, sadece ticari değerlerle ayakta olması anlayışı, hımm, sanırım her dönemde değişen iktisadi ve ekonomik yapı, dinde de dönüşüme neden olacak, dinin dayandığı ticari değerler de değişecektir ve talep oldukça arz da olacaktır. İş, talebi engellemek, öf, ne üç yüz yıl, ne beş yüz yılla bu anlayış ortadan kaldırılabilir, dinin birçok ticari değeri tarih yaparak bugüne vardığı düşünülürse. Fena ki ne fena!
4. “Bu arada boş durmak yok, ülkemizi pardon jakobenizmi emperyalist güçlere jurnallemeye devam.”
“Jakobenizmi jurnallemek”teki içeriğin anlamı es geçilmiş yahut –iyi niyetli davranayım- anlaşılmamış, şöyle bir cevap şık dururdu kanımca:

"Devam elbette, siz istersiniz de yapılmaz mı!"


NOT: Daha ciddi bir dil ve üslupla yazılsaydı, bu yorum da öyle olur ve jakobenizm ve jurnalleme kavramları ve buna bakış açıları sorgulanabilirdi ama sanırım istenen sorgulama değil, ironi. Öyleyse bu yorum da aynı dilden ve üsluptan olsun. Bazen cevap vermemek de cevap vermek değil midir? Ünlü bir atasözü bile var, ama bize ait değil. Kullanmayayım. Ne de olsa başka bir ülkenin. Sonra tutup bizi jurnalledin derler neme lazım.

DİPNOT: Sayın Hülagü, neden üç tane T, hakikaten çok merak ediyorum. Nedim'in bir gazelinde isminiz geçiyor biliyor musunuz?

ENDİPNOT: Aslında bu dili kullanırken tereddüt ediyorsam da, sanırım bazen "ayna" olmak gerekiyor ki, yapılan şey daha iyi ortaya konsun. Yoksa, gerçek bir sorgulamayı tercih ederdim.

Saygıyla.

Yazan: suzannur Tarih: May 6, 2008 9:05 PM

Jurnalin böylesini ben görmedim, BBC´ye cikmis bir de.

http://www.youtube.com/watch?v=G0E06f7_A_o

Yazan: Muzaffer Kazim Sulukaryagdi Tarih: May 6, 2008 10:08 PM

Sn. Anonymous,

Iyi bilirim Hulagu'yu. Buranin ennn kidemli stand-up'cilarindandir. Kendisi Hulagu TTTTTT olarak nev-zuhur etmeden once Ataman Ertugrul olarak burayi senlendirir idi. Ondan da onceleri Doktor Kezban'mi imis Firdevs'mi ne.

Ondandir sikca "Ataman, sen olmasaydin, icad edilmeliydin" demem.

Benim onun yeni adini zikretmem Barroso'nun "mucize-laiklik" baglantili kara mizahini Hulagulara aciklamak icin yardim talebi idi. Eminim o hala neden bahsettigimizden bi haber.

Yazan: Yorumcu Tarih: May 7, 2008 11:29 AM

"hulagu gibiler bozuk plak gibidirler. takilmis kalmislardir. onlara ezberlettirilmis 3-5 parca nutuktan, nakarattan baska bir sey ifade etmeleri, bir analiz yapmalari,yorumda bulunmalari mumkun degildir. hicbir sekilde ileitisim kuramazsiniz. mantiki yonden tamamen yalitilmis ve izole edilmislerdir.kendi paralojik mantik orguleriyle algiladiklari fanus misali bir dunyalari vardir. hulasa onlar resmi ideolojinin torna tezgahindan cikmis en som, en masif urunlerdir..."

süper yaa.
çağdaş,elit,yenilikçi,laik,kesimi tarif etmiş arkadaş.bu kesim hayatında hiç özeleştiri yapmış mıdır acaba?

Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 7, 2008 1:38 PM

Mustafa Bey,

Amerikalılara, cuntacıları (misal 12 eylülcüleri), cunta yasalarını, ve cuntadan kalma uygulamaları jurnallemek de caiz midir, siz bunu yaptınız mı, yapmayı duşünüyor musunuz?

Mesela gidip, Washington Post'a "bizim siyasi yasaklar sürsün diye kampanya yürüten başbakanlarımız da oldu", "bizde din adamları tek bir İslam algısının bütün çocuklara zorunlu din dersiyle dikte edilmesine cuntacıları cennetlik ilan ederek destek verdiler", yahut "bizde 1 Mayıs günleri, polis hastanelere gaz bombası atar" diye de yazdınız mı, yazmayı düşünüyor musunuz?

Yahut, cuntayı onlar tayin ettiği ve cunta sizin beğendiğiniz akımların sırtını bol bol sıvazladığı için o cunta jurnallenmekten muaf mı tutuluyor?

70'lerin sonlarında Pakistan'dan Türkiye'ye uzanan bölgede olanlara bakınca, ne bizim ne de diğer müslüman ülkelerin "halk adamları"nın ta o dönemde ABD'ye ilişkileri hiç de iddia ettiğiniz gibi "sönük" görünmüyor. Bu adamlar hiç öyle demokrat da görünmüyorlar o tabloda.

Bunları unutalım, hiç hesaba katmayalım, olmamış gibi mi davranalım Mustafa Bey? Böyle mi kuracağız, dürüst, açık, demokratik bir toplumu?

Yazan: Balbazar Tarih: May 8, 2008 3:51 AM

Bakin jurnalciler yuzunden artik Bati Turkiye'yi tanir olmus. Jose Manuel Barroso Slovenya'da yaptigi konusmada "d" li mustehcen kelimeyi kullanmis gene . Evet "DEMOKRASI"!
(su gavurlar neden ennn Batili gazete Hurriyet'le yetinmezler de kendi gozlerine ve jurnalcilere inanirlar annamam).

Bak sen su densize!

Bence bu Avrupalilar da gizli Fetullahci! "laiklik dayatilamaz; demokratik cercevede olur" demis kustah herif!. Kemal Anadaol tam Lagendjik'e haddini bilditrecekti bir de bu cikti! Herif Fransiz, Ingliz olsa neyse ne! Portekizli! Yenikoy kasabina benziyo. Hic te bizim bildigimiz Avrupali gibi diil!

Ak Parti'nin kapatilmasi tesebbusu icin "absurd" kelimesini kullanmis. Biri Hurriyet sozlerimi carpitti diyor. Digeri "astronomik garabet" diyor kapatma davasi icin. Ollie Rehn cikiyor "liberal demokratlarla dayatmaci laikci fundamentalistler arasinda tarafsiz kalamyiz" diyor. Avrupali sosyal demokratlar "CHP fasist partidir; ne sosyal ne demokrat" diyor. Sosyalist Enternasyonal'de CHP'nin uyelikten cikrilmasi teklif ediliyor. Joost Lagendjik "tam bir felaket; sosyal demokratlar olrak utanc duyuyoruz" diyor.

Insan boyle zamanlarda kim dost kim dusman anliyior. "ben tam bir Avrupaliyim; yasam tarzim ahlak olculerim giyimim kusmamim Avrupai" diyen beyazkaptan, Ege Cansen ve digerlerinin bu sadakatine karsi su gavurlarin verdigi cevaba bakin!

Bu gavurlara guvenilmez abi!

Ha bir de Muslumanlara, yani dincilere guvenlimez.

Ha bir de "aptal halka".

Ha aklima gelmisken ABD'ye hic guvenilmez; zira BOP, GOP, ilimli islam diyerek bizi seriat ulkesi yapacaklar.

Tabii varoslarda ve tasrada yasayanlaerm, dagdaki cobanlar, Hassolor, Recolar Memolara, ayak takimina hic guvenilmez. Onlarin oylari Ord. Prof. Dr. Aysun Kayaci ile bir olur mu?

-Haa, unutmadan Kurtlere hic mi hic guvenlimez.

-Tabii ki fasistlerin Nazilerin siyah ve kahverengi gomlegine benzeyen "turban" takanlardan bahsetmeye gerek yok. Onlari S. Arabistana gondermek lazim zaten; ya da Iran'a. (bu arada aldigim bir istihbarati veriyorum: Bizim "hadi git S. Arabistan'a" dediklerimizin kimileri soz dinlemeyip Oxford'lara Harvard'lara, Leuven'lere, Viyana universitesine falan gidiyormus! Oradaki laik STK'larimiz niye engel olmuyor?)

- Meclis'e guvenilmez. Ne demek millet secti? "saldiksal demokrasi", cogunluk dayatmasi!
"ozgurluk diye bas bas bagirmak zulum istemektir" H.Confusedius.

-Guvenilmeyenler listesi epeyce uzun. Turk Solu'nun internet sitesinde tam liste cikmisti 2-3 yil once (evet Aleviler, tasradan Istanbul'a goc edenler, lahmacun, cig kofte yiyenler de var idi).

- Peki dostumuz kim? derseniz "Turk'un Nisantasi'li Turkten baska dostu yoktur"

Ve Milli Sef Inonu'nun buyrdugu gibi "millet te dusmaninizdir".

_Ama geriye kac tane Turk kaliyor derseniz unutmayin: "bir laik Turk dunyaya bedeldir". Ayriyetten "soz konusu vatansa gerisi teferruattir".

-Ah pardon az kalsin unutuyordum bir de "demokrasi diye bas bas bagiran entel liboslar ". Onlar bas dusmandir! Dislari libos icleri yesil bunnarin abi!

Bak bi tanesi ne yazmis:
******************************************8
Batı, Kemalizm ve muhafazakâr 'çevre'
İHSAN DAĞI

Geçen hafta Washington Post'un bir başyazısı 'laik fakat antidemokratik' kesimlerin Türkiye'de demokrasiyi nasıl tehdit ettiğini anlatırken Oxford Üniversitesi'ndeki bir konuşmasında Olli Rehn 'ulusalcı otokrasi' yanlıları ile liberal demokratlar arasındaki büyük mücadelede AB'nin tarafsız kalmayacağının altını çiziyordu.
Batı'nın Türkiye siyasetine bakışını yansıtan bu iki örnekten çıkan sonuç son derece basit: Kemalist-ulusalcı blok, tarihsel müttefikleri olan "Batı'yı kaybetmiş" durumda. Batı uzun yıllar Türkiye'ye oryantalist bir gözle baktı. Türkiye gibi geleneksel bir İslam toplumunda laikçi-Kemalistleri 'modernleştirici' bir grup olarak gördüler. Ne de olsa bunlar Batı'ya öykünüyor, Batı yönelimli dış politika izliyor, Batı toplumlarını model alıyorlardı.

Aslında Kemalistler için Batı ve Batılılaşma, geleneksel toplumdan 'farklılaşma'nın sembollerini ve kültür kodlarını üretmenin araçlarından ibaretti. Bu 'faklılık' bilinciyle de 'geleneksel toplum' üzerinde önce kültürel, sonra da 'siyasal' bir hegemonya kurmak amaçlanıyordu. Bir başka ifadeyle 'Batı/Batılılaşma' toplumsal 'denetim'i mümkün kılan bir araçtı. Geleneksel kesimleri 'yaban'laştıran ve yabanlaştırdığı ölçüde de 'yönetim hakkı'nın dışına iten son derece etkili, 'sembolik dışlayıcılık' işlevi gören mekanizmaydı Batılılaşma.

Hani hep anlatılır, cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu şehirlerinde düzenlenen klasik müzik konserleri, bale gösterileri, balolar... Eşrafın katılımının neredeyse zorunlu olduğu böyle bir konserin ardından bir vatandaşın, 'Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm görmedi.' sözü, bir efsane gibi dolanır yıllardır. Ama sadece Bayburt için değil, bu öykü neredeyse tüm Anadolu şehirlerine atfen söylenir. Bu bir tesadüf olabilir mi? Amaç, 'klasik müziği' 1930'larda halka anlatmak değildir; halkın bunları anlamadığının altını çizmektir. Böylece yönetici elitlerin 'kültürel üstünlüğü' belirtilmiş olmaz sadece; cahil, 'kültürsüz' bir halka karşı yönetici elitlerin 'yönetim hakkı'nın sorgulanamazlığı da sağlanır. Laikçi-Kemalistlerin Batı düşkünlüğünün böyle bir işlevi, 'fayda'sı vardı; şekilsel bir 'Batılılık' adına geleneksel toplumu yeni kültürel sembollerle yabancılaştırarak 'yönetici merkez'den dışlamak. Hâlâ bu yöntemi işletmeye çalışıyorlar: 'Cumhurbaşkanı'nın eşi nasıl başörtülü olabilir? Başörtülü birisi Türkiye'yi nasıl temsil edebilir?' itirazları tam da bunu anlatır; yönetim, belli bir yaşam biçimine geçmiş yurttaşların hakkıdır. Bu şekilde geleneksel veya muhafazakâr kesimleri yönetimden/iktidar merkezinden dışlamanın aracı olarak kullanıldı Batılılaşma.

Fakat bu hikâye artık bir şey anlatmıyor, bitti. Biteli de neredeyse tam on yıl oluyor. 1999'da AB süreci Batılılaşmayı 'kültürel bir dönüşüm ve denetim' projesi olmaktan çıkardı; tam da tersine ona, devlet-toplum ilişkilerini demokratikleştirici, toplumun devleti denetlemesine imkân veren 'siyasal' bir içerik kazandırdı. Laikçi-Kemalistlerin de Batı rüyası bitti.

Eskinin Batıcıları Kemalistler bugünün en sert AB düşmanlarına dönüşüverdiler. Sebebi basitti; Türkiye'nin bu süreçte ilerlemesi, kurdukları bürokratik oligarşik düzene son verecekti çünkü. Korktular ve içe kapanmaya yöneldiler.

Muhafazakâr kesimler ise tam da bu işlevi nedeniyle AB'ye evet demeye başladılar. Muhafazakâr 'çevre hareketi'nin AB talebi, aslında bürokratik oligarşiye karşı daha fazla demokrasi arayışından başka bir şey değil. Kemalist-ulusalcı seçkinlerin toplumsal, siyasal ve hatta ekonomik denetiminden bir kaçış imkânı AB süreci...

Gözden kaçmadı bu yeni 'pozisyonlar'. Batılılar Türkiye'de değişime, AB üyeliğine, daha ileri demokrasiye direnen kesimlerin geleneksel/muhafazakâr toplum kesimleri değil, aksine 'eski müttefikleri' olduğunu gördüler. Ve laikçi Kemalistlerle Batı arasındaki 'tarihsel blok' böylece çöktü. Batı, Türkiye'nin 'yeni ilericiler'inin demokratlaşan muhafazakârlar olduğunun farkında. Bu nedenle de tarafsız değiller. Muhafazakâr 'çevre' ile Batı arasındaki bu yeni ilişki biçimi 'tarihî bir kırılma'ya işaret ediyor; modern İslami kimliğin 'Batı karşıtlığı' üzerine kurulması gerekmediğine, İslam'la Batı'nın 'büyük barış'ına...


09 Mayıs 2008, Cuma
Yorum Yaz | Gönder

Yazan: I.B. Laik Tarih: May 9, 2008 4:19 AM

Bürokratik elit ile militer kemalizmin el ele vererek yerin dibine batırmaya çalıştıkları bu topraklardan,neredeyse bir asırdır demokrasiden nefret eden ama son tahlilde irşad olmuş bir kitle fışkıracaktır.
Çünü bir asra yakındır demokrasi diye yutturmaya çalıştıkları acı otun aslında düpedüz Militer kemalizm olduğu nihayet anlaşıdı.
AKP kapatılsa da gam değil; nihayet demokrasinin nerelerde ne miktarda bulunabileceği artık ayan beyan anlaşılmış olduğundan,halk demokrasiyi bulmak için dağlar,tepeler aşmayı göze almış gözüküyor.
Onların tüm korkuları da bu; kol kırılır yen içinde kalır yüzsüzlüğünü "Yarın Avrupa'ya muhtaç olduğumuzda bize hoşt çekecekler sizin yüzünüzden. Çünkü bilmediklerini öğrettiniz" biçiminde tercüme etmeliyiz.
Meraklanmayın,Kemalist despotizm de militarizm de çökecek.

Yazan: NEJAT KARAGÖZ Tarih: May 9, 2008 11:04 PM

Nejat Bey guzel cikarmissiniz hulasayi. Budur. Zira esyanin tabiati budur.

"sular yukari akmaz"
"gunesin yuzu balcikla sivanamaz"
"deveyi boyayip koyun diye yutturanmazsiniz" (bunu ben tahrif ettim)
ve bir de gavur sozu:

"herkesi bazen, bazilarini her zaman kandirabilirsiniz ama herkesi her zamabn kaniramazsiniz"

artik mizrag sigdiracak cuval kalmadi.

Onun icindir ki dun CHP'ye ennn laikxci askli veren "abercombrie t-shirtlu, sampanali frakli kahverengi burunlu beyaz kaptan dahi artik Baykal'a ates puskuruyor "sen laikcilei dunyaya rezil ettin; artik tabii muttefiklerimiz, kendilerine taptigimiz Batillar da bize "bagnaz, fasist, demokrasi dusmani diyorlar" diyerekten.

Resim fasist oligarsinin can cekisinin tablosudur.

"bir daha asla" diyecegimiz gunler yakindir.

Yazan: Yorumcu Tarih: May 10, 2008 1:12 PM

Avrupa ve Amerikadaki var olan Türkiye algısının değişmesi açısından bu yazıların çok büyük önemi var. Sizin gibi yazarların yazdıkları, Türkiyedeki durumu özetleyen yazıların bir çok dile çevrilerek dünya ile paylaşılması gerekiyor. Bu şekilde Türkiyede kimlerin yönünü batıya çevirdiği belli olur.

Yazan: sahin Tarih: May 10, 2008 2:35 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)