« Ateist Türk Olur | Ana Sayfa | Türk Okullarının Türk Düşmanları »
May 12, 2008
Demek ki Konuşunca Oluyormuş
[12 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Son bir kaç haftadır Kuzey Irak’ta iyi gelişmeler var. Önce, Bağdat’a giden Başbakanlık Özel Danışmanı Ahmet Davudoğlu ve Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) başbakanı Neçirvan Barzani ile görüştü. Ardından KBY’nin devlet başkanı Mesud Barzani, PKK'ya şiddete son verme çağrısında bulundu. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, bunu “olumlu yaklaşım” olarak değerlendirdi. Mesud Barzani de “Türkiye ile aramızda psikolojik engeller kalktı” açıklamasını yaptı.
Kısacası, bizim çoğunlukla “Kuzey Irak Kürt Yönetimi” dediğimiz, resmi adı ise “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi” olan siyasi otorite ile Ankara arasında iyi bir diyalog başladı. Bunun, hem PKK’ya karşı ortak tavır anlamında, hem de diğer bir çok yönden, olumlu sonuçlar vermesi olası gözüküyor. Bu işte önemli bir rol oynayan Prof. Davudoğlu ile Elçi Özçelik’i ve katkısı olan diğer herkesi kutlamak lazım.
Oysa çok değil bundan altı ay önce Türk medyasının geniş bir kısmında ve Ankara’daki bazı çevrelerde “gidelim Kuzey Irak’ı vuralım, Barzani’ye ağır bir ders verelim” havası hakimdi. Hükümet, Allah’tan, bu ajitasyona gelmedi. PKK terörüne, bu örgütün tam da isteği gibi bir Türk-Kürt çatışmasıyla değil, diplomasi cephesi ağır basan çok yönlü bir stratejiyle karşılık verdi. Bush-Erdoğan görüşmesinden Kuzey Iraklı Kürt liderlere önemli bir mesaj çıktı. O günden bu yana da durum iyiye gidiyor.
Yani, demek ki, konuşunca oluyormuş. Demek ki, bir komşunuzla sorun yaşadığınızda, “gelir oraya tepeleriz sizi” diye tehditler savurmak yerine, önce diyalog kurmayı denemek daha akıllıcaymış.
Bunu Türkiye’de çoktandır söyleyenler var aslında. Başta Cengiz Çandar olmak üzere, Irak’ı bilen, Kürt meselesinden anlayan pek çok yorumcu, kuzeydeki yönetimin negatif tavrının bizim tehditkâr ve “adam yerine koymayan” üslubumuza karşı bir tepki olduğunu, durumun diplomasiyle düzeltilebileceğini söylüyor.
Ben de aynı görüşü çeşitli kereler dile getirmiştim. 20 Nisan 2007 tarihli Radikal’deki “Türk Neo-conları Irak Konusunda Yanılıyor” başlıklı yazımda, “sadece terör örgütü PKK ile değil tüm bir ‘Irak Kürtlüğü’ ile savaşmak niyetinde” olanları eleştirmiş ve “Türkiye’nin Kürt vatandaşlarını kucaklayıp Irak Kürtlerine el uzatmak gerektiğini” vurgulamıştım. Dağlıca olayının hemen ardından Star’da yazdığım “PKK’yı Yenmek, ‘Kürtlüğü’ Kazanmak” başlıklı yazımda da şöyle demiştim: “Hem askerlerimizin süngüleri hem de kanaat önderlerimizin söylemleri, PKK’dan başka hiç bir hedefe yönelmemeli; cepheyi genişletmemeli, aksine daraltıp terör örgütüne odaklamalıyız”.
Türkiye’deki malum çevrelerin bu konuda hep katı ve hatta irrasyonel davranmalarının en önemli sebebi, resmi ideolojinin zihinlerimize kazıdığı “Kürdofobi.” Onyıllarca yıl “Kürt” kelimesini duymaya bile tahammülümüz yoktu. Şimdi ona alışmaya başladık, ama bu sefer de “Kürdistan” lafını işitince sigortalar atıyor.
Oysa “Kürtlerin yaşadığı bölge” anlamında coğrafi bir “Kürdistan” en az Selçuklular’dan bu yana var. Osmanlı’da da bu ifade kullanılmış, hatta Tanzimat döneminde bir ara “Kürdistan eyaleti” bile kurulmuştu. Bugün de dünyada bizden başka bu kavramdan rahatsızlık duyan kimse yok gibi.
Elbette bizdeki endişe sebepsiz değil: Irak’taki “Kürdistan”ın varlığını kabul edersek, sınırın kuzeyi için de aynı tanım getirilir diye korkuyoruz. Oysa Türkiye’deki sosyal hareketlilik “Kürdistan” denebilecek bir coğrafyayı büyük ölçüde ortadan kaldırmış durumda. Kürt vatandaşların yarısından fazlası artık batıda yaşıyor ve en büyük “Kürt şehri” İstanbul.
Irak’taki realiteyi reddetmek yerine, Türkiye ile Irak arasındaki bu büyük farkı vurgulamalıyız. Realiteleri reddetmekle bugüne kadar ne elde ettik ki zaten?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 12, 2008 11:00 AM




Cok yerinde tespitler. Bunlari Mustafa Bey'in "Kurt Sorununu Yeniden Dusunmek" kitabi ve yazilarindan da biliyor idik.
Sadece "bizdeki Endise" nin sebepleri uzerine Turkiye'de bir Kurdistan" veya "Guneydogu'nun Kuzey Kurdistan olmasi korkusu" kadar safiyane veya naif olmayan sebeplerinin de oldugunu saniyorum. Bunlar genellikle "Kurt Sorunu" nu bir ic siyaset meselesi halnine gelmesi ile ilgilidir. Spesifik olrak:
1. Kurt sorunu veya PKK ile savas icerde Asker ve militarist kesimin askeri siyasi aktor olarak sahnede tutmak icin arcsallastrilmasina imkan vermektedir. Gecmiste muhtelif gayrimesru yapilanmalarin (JITEM gibi) bizzat teroru korukleyici eylemlere giristigini bu gun biliyoruz.
2. Terorle savasi maksimum duzeyde sivil kontrolunden cikarip askerilestirmek sureti ile hukumetinm bu konuda yapacagi yazida da belirtilen "konusma", veya bilumum askeri olmayan cozum yollari tikanmak istenmekte bu sekilde hukumet gucsuzlestrilmek istenmektedir.
Ayni "cozumsuzluk" stratejisi Kibris icin de uygulanmaktadir. Ne zaman Kibris'taki hukumet ve Turk hukumeti cozum donuk adimlar atsa ya pasalar Kibris'a cikarma yaparlar; ya kiskirtici, Hukumet'in siyasetini baltalayici demecler vererek disariya da "Hukumet degil biz iktidariz" mesaji vermeye calsirlar.
Gudulen gaye dis siyasetten cok ic siyaseti tanzimdir.
Bunlari fazla su-i zan icerdigini dusunenlere Washington'da Hudson Enstitusu'nde "dehset Senaryosu" tartismasinda GK'i temsil eden bir generalin "Terorist liderleri Turkiye'ye verirseniz bundan Ak Parti karli cikar" uyarisinda bulundugunu hairlatirsam yeter herhalde.
Icerdeki darbeci guclerin "millet biribirine dusecek..fistik gibi olcak." "kriz cikarsa, catisma cikrsa bir umit var" turu sozleri kayitlarda. Bu zihniyet sahibi vatanseverler tabii ki "Kurt Meselesi'ne" de Turk meselesine de, basortu meselesine de, cozum istemeyecektir. "benden sonrasi tufan" zihniyeti bu hukumete zarar vermek icin izledigi "scorched earth" politikasi cervecevesinde ne ekonomide ne dis poltikada, ne Kurt Sorunu konusunda, ne toplumsal barista hicbir konuda iyilesme arzu etmemektedir; zira Mefisto'nun cocuklari icin iyi kotudur.
Bu bolunmus iktidar durumunu artik Avrupali da biliyor Amerikali da, Irakli hukumeti de biliyor, Kuzey Irak yonetimi de Guney Kibris ta biliyor, Yunanistan da sagir sultan da.
Yani "butun yollar Tophane'e ye cikar" arkadaslar. Meselelerinin hepsi ilintilidir. Turkiye'de gercek demokrasi tesis edilir ise, bu kendi cikarlarini, nufuzlarini korumak icin her yolu caiz goren simarik, saldirgan, sorumsuz elit/burokrasi layik olduklari yere konulabilirse goreceksiniz Kurt Sorunu'da cozulcektir, Kibris sorunu da, AB'ye de girecegiz.
"Kurt dumanli havayi sever" Aneorobik bakteri havasiz ortamda yasar. Ve mevcut laikci, saldirgan, fikren, ahlaken iflas etmis parazitlerin varliklarini devam ettirebilmeleri icin Turkiye'nin fakir, herkesle kavgali, Inonu'nun ifade ettigi gib "millet te dusmanininizdir" diyen, disa kapali bir Kuzey Kore-vari Turkiye'nin devami sarttir. Disa acilan, cozum icin "konusan", milletler ailesinde dostlar, itibar kazanan, demokratik bir Turkiye'de yasayamaz bu saydigim aneorobik parazitler.
Her turlu cozum tesebbuslerin kosteklemek istemeleri bundandir.
Ama goruldugu uzre akil izan, makuliyet galebe caliyor. "istemuzukculer" desifre oldukca yalnizlasiyior, kuculuyorlar.
Zira ahlaki dogrular ayni zamanda politik dogrulardir.
Yazan: Yorumcu Tarih: May 12, 2008 12:14 PM
Mustafa Beye bu güzel anekdotlar için teşekkürlerimi sunarım.Gerçekten yıllardır kanayan bir yara olan bu sorun,diyalog dışında denenen bütün yöntemlerce çözülememişti.Ancak "devlet büyüklerimiz" Barzani ve Talabani ile görüşmenin bile teröristlerle görüşmek anlamına geldiğini düşündüklerinden, bu çarka bir türlü çomak sokulamadı.Kaldı ki Talabani bir devlet başkanı olarak geldiğinde bile Cumhurbaşkanımızın ne kadar eleştirildiğini hepimiz biliyoruz.Ankara-Bağdat hattında Talabani saf dışı edilerek nasıl bir ortak politika izleneceği konusu gerçekten açıklanması gereken bir durumdu.Onu tanıma,bunu tanıma...Peki nasıl ortak bir yol çizilecekti, pkk ile mücadele için; bunu anlamak gerçekten zor.
Örneğin: Kandili bombaladık ama hepimiz biliyoruz ki oradaki pkk lı teröristler Irak ın iç kesimlerine doğru kaçtılar.Peki bu kaçışların önünü kesmek için, bölgedeki Barzani yani Bölgesel Kürt Yönetimi ile görüşülmeden nasıl engellenebilir?"Irak a gireriz" demek bir çözümden çok bir kargaşa doğuruyordu açıkçası.Kuzey Irak ın en istikrarlı,en sessiz bölgesi, burada yaşayan Kürt vatandaşları tedirgin etmenin de bir anlamı yok.Dolayısıyla bu adım son derece olumlu bir adım.Pkk yla mücadelede onları öldürmeden önce halka kışkırtmak için kullandıkları silahları ellerinden alınmalı. Mustafa Beyin dediği gibi "vur,kır" la bu tür sorunlar çözülemiyor.Geçmiş yıllar da buna en tutarlı delil olsa gerek.Fırsatları tepme lüksümüz olmadığını düşünüyorum.Teşekkürler Sayın Akyol...
Yazan: fani Tarih: May 12, 2008 5:09 PM
Ne demistik, seytainidirler, tum gayeleri de suflidir araclari da; kerli cikmaktan baskl inadiklari dweger yoktur. Mwefosto'nun zeki cocuklari ustun irkci Yahudiler ise aptal cocuklari da bunlardir.
Ama bunun Kurt meselesi ile alklasi yok ki.
O contraire monser!
Bakin alkakasi ne imis. Yalcin Kucuk kimdir?
Ulusalci terorisyen (oardon teorisyen) , Dogu Perincek'in Ilhan Selcuk'un kadim dostu, yoldasi, Abdullah Gul'den Tayyip Erdogan'a, Bulent Arinc'a tum onde gelen "dincilere" ilaveten Buyukanit Pasa Hazretlerinin de hataa Turk dedikleriomizin yaridan fazlasinin Yahudi oldugu teoirlerinin sahibidir kendileri. Yani "as ulsalci as yuou can get"
Simdi bakalim bu uksalciligini ifade ettigi satirlara:
##########################################
Yalçın Küçük'ten terörist başına övgü
Abdullah Gül ve Erdoğan'a Yahudi suçlamasında bulunan Yalçın Küçük'ün 1993 yılında Abdullah Öcalan ile yaptığı röportajında terörist başına övgü dolu sözler sarfettiği ortaya çıktı.
Yalçın Küçük'ün 1993 yılında Abdullah Öcalan ile yaptığı röportaj 'Diriliş Öyküsü' adıyla yayınlandı. Küçük'ün Abdullah Öcalan'a, 'Sizi çok sağlıklı ve güzelleşmiş gördüm. Bütün bu gürültülere, savaşa rağmen herhalde içiniz rahat olmalı' dediği ortaya çıktı. Yalçın Küçük'ün Abdullah Öcalan'ı öve öve bitiremediği sözlerini Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak köşesine taşıdı. İşte çok konuşulacak o sözler..
Kendilerine ulusalcı deyip, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini teşvik edenlere ise "vatan haini" gözüyle bakanlara şaşıyorum. Oysa, bu ulusalcıların arasında öyleleri var ki!
İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek'in, 1991 yılında Abdullah Öcalan'ı ziyaret edip, Bekaa Vadisi'nde PKK kıtasını teftiş ettiği, Apo'dan gülerek çiçek aldığı fotoğraflara yansımıştı. Sonra ne hikmetse, en büyük Kemalist, en büyük ulusalcı o oldu. Perinçek ile aynı çizgide bulunan Yalçın Küçük'ün ise, cemazi-ül evvelini, Önder Aytaç ile Emre Uslu'nun Taraf gazetesindeki makalesinden öğrendim. Sizlerle paylaşıyorum: Yalçın Küçük, 1993 yılında, Abdullah Öcalan ile yaptığı söyleşiyi "Dirilişin öyküsü" adıyla yayınlamış. İşte bazı bölümler:
Yalçın Küçük: Sizi çok sağlıklı, çok güzelleşmiş gördüm. Bütün bu gürültülere, savaşa rağmen herhalde içiniz rahat olmalı... Sevgili Başkanım, mücadele sürüyor, savaş devam ediyor. Geçen yaz hem Halkın Emek Birliği için, hem de Bochum'daki Uluslararası Festival için gittiğimde şunları söyledim: 'Harran'ın altından kanallar açılıyor, üstü yeşerecek. Bu güzel ama, PKK ve özellikle lideri Apo, Kürt insanının başında gül bahçesi açtırıyor' dedim.
Abdullah Öcalan: Evet o cümleniz hayli anlamlı geldi. Ben de yazdığım kitapta 'Kürt başkaldırısı, Bedirhan isimli bir prensle başladı, sonra yoksul bir Kürt çocuğunun liderliğine geldi; şimdi halk emekçi bir Kürt'ün liderliğinde büyüyor' diyorum.
Y.K: Panellerde söylediğim şu: 'PKK ve lideri Abdullah Öcalan Kürtlüğü değiştirerek yükseltmek istiyor.' Bunun övgüyle kaydedilmesi lâzım... Sevgili Başkanım, bana göre de, 1920'de Kemal Paşa, o lider kadrosu içinde en geride olan insandı. Ama çeşitli nedenlerle başkanlığı aldı ve sonunda 1930'lu yıllarda Kemalizm denilen yüzeysel, bir zaman için işleyen bir sistemi ortaya koydu. Ve bir müddet için Kürtlüğün üstünü örttü. Kemalizm'in arabesk bir yanı vardı; Arap dünyasında her şey yüzeyseldir, bütün figürler, derinliği olmayan figürlerdir. Kemalizm'i de felsefi alanda arabesk bir ideoloji olarak düşünebiliriz... Kemal Paşa Fransızları taklit etti; şimdikiler Amerikan taklidi oluyor. Yani ben artık Türklüğümden utanç duyuyorum. Kürtler o kadar yükselecek ki, Türkler yerin dibine girecek!
Bir yorum yapmak gerekirse, kısaca şunu söyleyebilirim: Ulusalcılıktan Ergenekon'a uzanan bir yolda böyle hasta ruhlara rastlamak şaşırtıcı olmasa gerek.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=688521
========================================
Simdi anlayormusunuz kendi paspaye maganda lisani ile ahlaksizligini, fasizalniligini, "bas bas bagirip" altina da "Confucyus" yazan ilkin nerden turedigini?
Yazan: Yorumcu Tarih: May 12, 2008 5:43 PM
Olanlar konuşulunca olmadı ne yazık ki.
pkk tepesine bombaları yiyip,elde avuçta bir şey kalmayınca oldu.
tamam,diyalog iyidir.ama gerçek daha iyidir.kuzey ırak yönetiminin geçen 1 bir yıl süre zarfındaki birbirinden tutarsız ve çelişkili açıklamalarının ardında yatan neden barzani'nin beceriksizliği ve kafasının içinde olanlarla,başına gelenlerin hep farklı şeyler olmasından kaynaklanıyor.
bugun pkk kampları yerle bir edilmiş olmasaydı,siz diyalog felan göremezdiniz.kedi muhabbeti geçeli daha uzun bir zaman olmadı.
yani bunlara güven olmaz.
biz türkiye olarak birbirini yiyen barzani ile talabaniyi ayıralım.dost yapalım,onlar birlik olsun başımıza iş açsınlar.saddam kurtleri keserken biz sınırlarımızı acalım,besleyelim.aynı adamlar bize silah sıksın.
sizin diyalogunuzu onlar ne yapsın.kuzey ırak kurtlerine siz ne vaad ediyorsunuz?
bugun gidin turkiye'nin herhangi bir yerindeki kurt ailenin evine tv'nin birinci kanalı kurdistan tv,ikinci kanalı roj tv.bu kanallar ha bire boluculuk yaparken,kurt vatandaslarımızı turkiyeye karsı doldururken,siz diyalogla hersey duzelecek sanıyorsunuz.
neyse uzun lafın kısası,sonuc diyalogla degil,baslarına duşen bombalarla alınmıstır.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 12, 2008 10:22 PM
30 yildir baslarina bombayi yiyorlar Sn. Bigalioglu. 200 milyar dolar zarar 40 bin can; dis iliskilerde odedigimiz fiyatlardan sonra neden hala terorizm derdimiz var? Sizin gibi analtik dusunen birinden "baslarina bomba yiyince oldu" gibi oldukca sig bir degerlendirmeye sasirdim dogrusu. Basina bomba yagdirmakla kocaa Israil_ABD Inc, PKK'nin kaynaklarinin, desteginin hareket kapasitesinin onde birine sahip olmayan Filistinlileri dahi dize getiremedi. Baska ornege gerek yok.
Kuvvet ancak siyasetin araci oldugu oranda yararli bir arac olabilir. Baslibasina hicbir meseleyi halletmez. Goruldugu uzre.
Yazan: Yorumcu Tarih: May 13, 2008 5:45 PM
sayın Yorumcu,sapla samanı karıştırmamış olsaydınız ne demek istediğimi anlardınız.ben yorumumu türkiye'de yasayan kurtlerle,kuzey ırak kurt yönetimini ayrı tutarak yaptım.
buradaki mesele kuzey ırak kurt yonetiminin tavrıdır.geçmiş 2 yılı gözünüzün önüne getirin,pkk ne zaman dara düşse barzani barışalım der.amerikayı ne zaman yanında hissetse kedimi bile vermem der.
türkiye sınırları içerisindeki kurt sorunu veya pkk sorunu ayrı,kuzey ırak yonetimi meselesi ayrı.
biz ülke olarak davranış sergilerken kürt vatandaslarımızla,barzaniyi bir tutamayız.barzaniye güvenilmez,bunu bir kenara yazın.diyalog kuracaksanızda kurun.ama emin olun barzaninin olumlu tavırları,diyalogla degil,kandile düşen bomlalarla ortaya çıkmıştır.
ülkemizdeki kürk sorunu,pkk sorununa gelince,demokratik açılımlar olmalı.o konuda hem fikiriz zaten,adamlara okul,tv kanalı vs.hakların verilmesinden de yanayım.bu konularda hicbir sıkıntı yok.
zaten "demokratik açılımlar" noktasında son yasadıgımız olaylar sonrasında ülkenin %50'si DTP ile aynı çizgiye yaklaştı.ben kendi hakkımı bile savumamaz bir hale geldim ki,DTP'liler şurada dursun.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 13, 2008 9:33 PM
Sn. Bigallioglu,
Siyasette oyle sapla samani, Icerdeki Kurt ile Disardaki Kurtu, Barazani ile Talabani'yi onlarla Iraki, Irak'la Irani falan temiz bir sekilde ayirmak kolay is degil. Bunlarin heps ayni denklemin bagimli parametreleri.
Amerikalilarin Demir Perde icin geltirdikler siyasdet icin "trust but verify" (guven ama teyid et) sozu dustur idi. Ve Merhum Ozal bir sohbette "onunla is yaparsan benu utuyor diyorlar; utulme be kardesim" demis idi.
Bu Barzani'ye guvenilmez, Kurt asiretleri, onlar ancak bombadan anlar "siyaseti siyasdet degil; cocuksu, zaman zaman sovenizme giden hamasettir. Bundan hicvbir ulke netice almamistir. ulkeler degil asiretler dahi boylesi bir sdig duygusallik ile strateji uretmezler.
Gercekten "buyuk ulke" kucuk gordugu, asiret reisi deigi kimselere ustunluk gostermek istiyorsa tepkisel davranmak, onun seviyesine inmek yerine akilli stratejilerle ondan da maksimum yarari elde edendir. Burada kimse Barzani'nin insafina, veya guvenilirligi uzerin politika insaa etmeyi savunmuyor. ABD'nin Beyaz Saray'da agirladigi, Irak'in Anayasasi'nda resmen taninan bir federe bolgenin liderini tanimamakla ancak egomuzu tatmin ederiz. Siyaset magada mantigi, Ertugrul Ozkok'un "gonderelim 20 tane f-16, tas devrine cevirelim" zihniyeti ile yapilmaz.
Siyaset mumkun olanin sanatidir.
Oratada bir Turk Kurdu relatiesi var; ve onunla yakindaqn ilgili Irak Kurdu realitesi var. Butun parametreleri, oyununh sonuclarini birak Turkiye'yi Amerika dahi bagimsiz olrak kontrol edemez. Oldurme gucu en yuksek lan en guclu v dolyis ile biolgeyi istedigi gibi tanzim edebilir demek degildir.
Uzattim. Lutfen bana Turk Kurdu soyle Irak Kurdu boyle Barzani bilmem ne diye cevap vermeyin. Onlarin ne olup olmadigi uzerine birsey yazmadim. Bunun uzerine siyaset belirlemek ancak kendine guven olmayan, yenilmislik psikolojisindeki "reactive mind" (tepkisel zihin) urunudur.
Yazan: Yorumcu Tarih: May 14, 2008 6:37 PM
Bekir bey,
ABD,altında elmas madeni olan Vudu Kabilesi'nin liderini de Beyaz Saray'da ağırlar.Önemli olan ABD'nin ne istediğidir.Irak'ın kendisi sömürü devleti oldu zaten.Anayasası farklı olsun.
Türkiye,son 1 yıldır süreci gayet güzel işletti.Burada mesele tarihin tekerrür etmesini istememem.Geçmişte bu tip diyalog ve barış zamanlarının PKK'nın tekrar toplarlanma zamanları olduğunu defalarca gördük.
Duygusallık,uluslararası ilişkilerde zaten olmaz.Önemli olan Türkiye'nin çıkarlarıdır.Oyundan bahsetmişsiniz.Oyun oynanıyor zaten.Türkiye artık,üzerinde oyun oynan değil,oyun kuran bir ülke.Ancak şartlarımızın ne kadar zor oldugunu takdir edersiniz.
İşin AB boyutu var.ABD boyutu var.İsrail ve İran boyutu var.Irak zaten malum.
Mesele sığ duygusallık değil,gerçekçilik.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 15, 2008 1:27 PM
YEZİDİLERDEN TERÖRİSTLERE HARAÇ DAYAĞI!..
İran, Irak, Türkiye ve Avrupa ülkelerinde yürütülen operasyonlar sonucunda köşeye sıkışan terör örgütü PKK’nın, finans krizini aşmak için “bağış”, “vergilendirme”, “gerillaya yardım” adı altında haraç toplama faaliyetlerine Kürtlerin yanı sıra, Yezidilerin de tepki göstermesi, PKK’lı teröristler ile Yezidiler’i karşı karşıya getirdi.
Teröristlerin, Belçika’da yaşayan Yezidiler’den haraç istedikleri, ancak bu talebin kabul görmemesi üzerine, dernekte bulunan Yezidiler’e hakaret eden PKK’lı teröristlerin feci şekilde dövüldükleri kaydedildi.
Yıllarca PKK tarafından sömürülen ve ezilen Yezidiler tarafından Belçika’da oluşturulan “Mala Ezidiyan Li Belçika” isimli oluşum tarafından “Uluslararası Kamuoyuna: PKK Haracına ve Şiddetine Karşı Birlikte Mücadele” başlığıyla yayınlanan ve Belçikalı yetkililerin yanı sıra, uluslararası kuruluşlara iletilen basın açıklamasında, yıllarca PKK baskısına boyun eğerek, örgüte ve uzantısı derneklere haraç vermek zorunda bırakılan Yezidilerin, PKK tarafından örgütün çıkarları doğrultusunda kullanıldıkları belirtilerek, “Yezidilerin haklarını savunuyormuş gibi görünen PKK’nın, aslında en büyük Yezidi düşmanı olduğuna” dikkat çekildi.
Yezidiler tarafından yapılan basın açıklamasında, PKK baskısına boyun eğmeyen Yezidilerin ise, “ajan, hain, Kürt düşmanı” ilan edildikleri, dövüldükleri, hatta çocuklarının kaçırıldığı vurgulanarak, ancak PKK’nın bütün baskı ve tehditlerine rağmen Belçika’da yaşayan Yezidilerin, dört yıl önce bir araya gelerek Belçika’da “Mala Ezidiya” derneğini kurdukları kaydedildi.
Yezidiler’in, dernek kurmak suretiyle, PKK’nın gerçek niyetini kamuoyuna anlatmalarından rahatsız olan örgütün, son bir yıl içerisinde Yezidilere yönelik baskılarını daha da artırdığı, önce tehdit yoluyla Derneği Yezidilerin elinden almak istediği, başarılı olamayınca da derneğin kapatılması için şiddet dahil, her türlü yöntemi denediği, dernek yöneticilerini ve üyelerine yönelik şiddet uygulamalarını yoğunlaştırdığı, hatta “dernekte uyuşturucu satıldığı, yasa dışı yollardan gelen kaçakların barındırıldığı” şeklinde Belçika güvenlik birimlerine asılsız ihbarlarda bulunduğu vurgulandı.
Basın açıklamasında, PKK’nın Yezidilere yönelik şiddet uygulamalarından örneklere de yer verildi.
17 Ekim 2007 tarihlerinde Yezidi derneğini basan PKK’lıların, dernek yöneticilerini fena şekilde dövdükleri ve hastanelik ettikleri, derneğin kasasındaki paralara el koyarak, binadaki malzemeleri çaldıkları veya kullanılamaz hale getirdikleri kaydedildi.
Sadece Yezidi derneğini basmakla yetinmeyen PKK çetesinin, dernek yöneticisi ve üyelerinin işyerlerine giderek haraç istediklerine yer verilen basın açıklamasında, “22 Aralık 2007 tarihinde Dernek üyesi Yezidi H.A.’nın işyerine giden PKK’lıların, yüklü miktarda haraç istedikleri, ancak H.A.’nın ‘Daha önce varımı yoğumu sizlere verdim. Elimde bir tek bu işyeri kaldı. Buradan kazandığımla ancak ailemin ihtiyaçlarını karşılayabiliyorum’ diyerek, parası olmadığını söylemesi üzerine, demir çubuklarla dövülerek ağır yaralandığı, dükkanının da yakılarak tahrip edildiği belirtildi.
Saldırı sonrasında bir grup Dernek yöneticisinin, PKK Belçika sorumlusu Murat adlı şahısla görüşmeye gittikleri, görüşmede Murat adlı PKK sorumlusunun; “Evet biz dövdük. Tipi hoşumuza gitmediği için dövdük. Daha bu bir şey değil. Tipini beğenmediklerimizi dövmekle kalmayacağız, kadın ve çocuklarınızı da elinizden alacağız. Var mı bir diyeceğiniz? Derneği elinizle bize teslim edin. Yoksa sonuçlarına katlanırsınız” diyerek, Yezidileri tehdit ettikleri ortaya çıktı.
PKK’nın şiddet uygulamalarının Yezidileri yıldıramayacağını, dernek etrafında birleşen Yezidiler’i yok etmeye yönelik her türlü yöntemi deneyen mafyaya karşı sonuna kadar direneceklerini belirten Yezidiler’in, basın açıklamasının sonunda, uluslararası kamuoyuna ve Kürtlere seslenilerek, şöyle deniliyor; “Yezidiler’i yıllarca çıkarları doğrultusunda kullanan PKK’nın, uyguladığı haksız ve insanlık dışı şiddet kabul edilemez. PKK şiddeti mağduru Yezidilerin feryadını duyun!.. Rusya, Ermenistan ve Gürcistan’daki kardeşlerimiz başta olmak üzere, uluslararası topluma PKK vahşetine karşı acil yardım çağrısında bulunuyoruz.”
Ne kadar kazandığınızı sormadan, ne kadar haraç vereceğinizi söyleyenler, veremeyenleri öldürenler, kız çocuklarını kaçırıp tecavüz edenler veya örgüt kamplarına devşirenler, “yardım”, “bağış” adı altında topladıkları paraları Murat Karayılan, Cemil Bayık, Zübeyir Aydar, Duran Kalkan’ın İsviçre’deki banka hesaplarına aktaranlar, örgüt yönetiminin dogmalarının dışındaki söylemleri dile getiren Kürtleri (şiddet karşıtlarını) silahla sindirmeye, katletmeye çalışanlar, ne kadar insancıl ve demokrat olabilirler ki?..
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: May 15, 2008 3:59 PM
Kusura bakma nail amudi abi senin yazılarını artık okumuyorum.
Çünkü,Tek taraflısın. İki tarafın iyiliği için yazıyorum numarasını kimse yutmuyor abi, uyan artık.
Türkler ermenileri katletse haklı, kürtleri katletse haklı, filistine yardım etmese haklı vs., seninle mhp veya mahmut abbas veya tsk arasında organik bir bağ olmasa da !? fikri bir bağ var olduğu zannındayım.
Sen daha fitnenin ne olduğunu anlamamışsın abi.
Ulus temelli yazılarınızı malesef okumayacağım.
İzninizle bundan sonra her gördüğüm yerde bu notuda düşeceğim.
Bu yazılarınız islama bir şey katmıyor bence (götürdüğü getirdiğinden fazla yani).
Kaç seferdir yazıyım diyordum şimdi nasip oldu.
Yazan: mesut Tarih: May 15, 2008 5:04 PM
yıllar önce,murat belge ' yunanlılara artık yunan demiycez kırılıyorlar.helenler dememizi istiyorlar,öyle demeliyiz' diye yırtınmıştı.adamların psikolojisini Freud dan daha çok düşünüyordu;ancak orta asyadaki türklere TÜRK demeye dili varmayıp TÜRKİ HALKLAR uydurma kelimesini,kendi cinsinden aydınlarla beynimize yerleştirmek için elinden gelenide yaptı.hoş O ve benzerleri ,o diyarlarda hiç türk kalmadığını ispat için az uğraşmadılar...neyse,sayın akyol sizde 'ırak kürdistanı bölge yönetimi' demeyip 'kuzey ırak' dediğimiz için içerlemişsiniz ve resmi ideolojiye kırılmışsınız,kürtlerin psikolojisini bozuyor diye...sizinle,murat belge arasında aynı zihniyetin sergilenmesi açısında sadece 25 yıllık bir fark var...sakat ve hatalı olan,resmi ideoloji diye uydurduğunuz yeldeğirmenleri değil;sizlerin ,kendi ülkenize bakarken taktığınız oryantalist gözlükler..adınız mustafa akyol/murat belge/orhan pamuk/m.ali birand/c.çandar/c.ülsever veya altan triosu olmuş ne farkeder........hadi beni de ulusalcı olmakla,resmi ideoloji yanlısı olmakla(resmi ideolojisi olmayan devlet varmı ki yeryüzünde) suçlayın...edward said ,orhan türkdoğan,cemil meriç,alev alatlı vb. okursanız,içinde yüzdüğünüz deryayı belki farkedersiniz.saygılarımla
Yazan: ümit harmancı Tarih: May 23, 2008 2:05 AM