« Jakobenizm’i ‘Jurnallemek’ | Ana Sayfa | Demek ki Konuşunca Oluyormuş »
May 7, 2008
Ateist Türk Olur
[7 Mayıs 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Şair ve yazar İsmet Özel’in Akşam gazetesinden Nagehan Alçı’ya verdiği söyleşi, geçen haftalarda yankı buldu. Özel, özetle, “Ateist Türk olmaz” diyor ve her Türk’ün Müslüman olması gerektiğini, Müslüman olmayanın Türk’ten sayılmayacağını ileri sürüyordu.
Oysa kimlik çok hassas bir meseledir ve bu konuda böylesine genelleyici ve kestirme iddialar savurmak da her zaman yanıltıcıdır. Aslında kimlik, her insanın kendi başına geliştirdiği ve tanımladığı bir şey olduğu için, “falanca Türk sayılır, filanca sayılmaz” gibi kategoriler dayatmak, sadece yanlış değil aynı zamanda kırıcı ve dışlayıcıdır.
Özel’in işaret ettiği Müslümanlık-Türklük bağlantısı, toplumsal düzeyde elbette geçerli. İslamiyet’in Türkiye’nin “çimentosu” olduğunu ben de bu köşede ifade ettim. Bugün Türkiye’deki ana etnik grup olan Türkler’in diğer Müslüman etnik gruplarla büyük ölçüde kaynaşmış olmasında, dinin sağladığı ortak zeminin büyük rolü vardır. Bu zemin olmasa bugün Türkiye çok daha bölünmüş, parçalanmış bir toplum olurdu.
Ama bu sosyolojik realiteden, “ben Türküm diyen herkes Müslüman olmak zorundadır” gibi despot bir sonuç da çıkarılamaz. Kendini Türkiye’ye vatandaşlık bağıyla bağlayan herkes hukuken Türk olduğu gibi, “kendini Türk hisseden” herkes de kültürel açıdan Türk’tür. İster ateist olsun, ister Hıristiyan, isterse de Yahudi veya “Mecusi”.
İsmet Özel, Ermeni, Rum veya Yahudi gibi gayrimüslim vatandaşların Lozan’da “azınlık” olarak tanındığına haklı olarak işaret ediyor. Bu vatandaşlarımız, dinlerinin yanında özgün bir dil ve kültüre de sahip oldukları için belki gerçekten de “azınlık” sayılmalıydılar. Bu, Osmanlı’daki “millet sistemi”nin de devamıydı bir anlamda. Ama toplum dinamik bir şey ve giderek değişiyor. Bugün eski cemaat duvarları epey incelmiş durumda. Acaba hala kaç Musevi Ladino konuşuyor? Dahası bugün Müslüman ana-babadan doğmuş, anadili Türkçe olan, “Türkü” dinleyen, ama din değiştirerek Hıristiyanlığı seçmiş vatandaşlarımız var. Onları ne yapacaksınız? “Yabancı” diye ötekileştirecek misiniz? Malatya katliamı gibi korkunç vahşetlerin kökeninde bu zihniyet yatmıyor mu?
Söz konusu “ben Türk’e Türk demem Müslüman olmayınca” mantığına, hak ve özgürlükler adına karşı çıkmak gerektiği gibi, aslında İslamiyet adına da muhalefet etmek gerek. Çünkü bu yaklaşımdan, “Müslüman kalmalısınız, çünkü Türklük onu gerektirir” gibi bir anlam çıkıyor. Oysa insanlar Türklük, Araplık ve başka herhangi bir dünyevi kimlik öyle gerektirdiği için değil, “iman ettikleri” için Müslüman olmalıdır. İyi Müslüman olmanın kriteri, İsmet Özel’in dediği gibi “kafirle çatışmayı göze almak” değil, Allah’a, kitaplarına, peygamberlerine ve “amentü”deki diğer esaslara inanmaktır.
Bir başka deyişle, İslamiyet elbette Türkiye’deki “milletleşme” sürecine çok önemli bir zemin sağlamıştır; ama İslamiyet’i tanımlayan şey bu “dünyevi” işlevi değildir. Dahası İslamiyet, gerektiğinde, yani kendi ahlaki esaslarına aykırı düştüğü noktada, bu “milletleşme” sürecinin aşırılıklarına karşı koyabilir. Örneğin birileri “homojen millet” yaratma sevdasıyla gayrimüslim vatandaşların haklarına ve hatta canlarına el uzatırsa, buna ilk karşı koyacaklar dindar Müslümanlar olmalıdır.
Bakın size bir örnek: Bugün dünyada Araplar kadar İslam’la birlikte anılan bir başka millet yok gibi. Ama yüzyıllardır “Hıristiyan Araplar” diye de bir olgu var. Bunlardan biri olan Mısırlı Hıristiyan Butros Gali, hatırlarsınız, Birleşmiş Milletler genel sekreteri bile olmuştu. Hıristiyan Arap oluyorsa, Hıristiyan veya ateist Türk niye olmasın? Böylesi farklılıklar bizim için “tehdit” değil, zenginlik olacaktır.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 7, 2008 7:17 PM




Turk ateist olur ama "atestim" diyen her Turkun gercekten ateist oldugundan emin degilim. Zira Turk ateistinin "Turk cagdasi" gibi nev-i sahsina munhasir bircok karakteristikleri tipik Bati (veya Dogu) ateistlerinden ayirir onu.
Zira ateizm de bir inanctir (evet farkli yorumlari, ictihatlari mezhepleri olan bir din). Tamam hadi felsefi pozisyon diyelim de kavga cikmasin.
80'lerde Dunya Ateistleri'nin kurcusu Madelyn Murray O'hare ile ayni sehirde yasadim (Austin, Texas). Kadinin soylemleri ile asinaligim vardir. Gerci o da bir dusunce insanindan cok kavgaci, sansasyoncu, polemikci bir karakter idi ama soylemlerinde tutarlilik vardi. Tum dinlerden nefret ederdi. Kaderin tecellisine bakin ki 90'larda kendi ateist derneginin ileri gelenlerinden biri tarafindan, gunlerce babka banka, mucevherci mucevherci dosatrilip, iskence edilip butun varliklari alindiktan sonra olduruldu. Kemikleri yillrca sonra bulundu. Bir zamanlar ateist olan oglu da rahip oldu.
Bircok atheist ise O'Hare kadar din dusmani da degildir. Sadece theist degildir.
Turk atesti ise cogunlukla olayin felsefi boyutu ile fazla igilenmez; kafa da yormamistir bu konuda. Onun ateistligi Islam dusmanligindan ibarettir (hatta Musluman dusmasnligi demek daha dogru olur). Ciddi bir muhakeme urunu degil tepkiseldir; ateizm "kool" oldugunu duydugu zaman atestim der. Dusmani Musluman olduguna gore o da ateist olmalidir. Bunun delillerini Hakan Sukur'un "Kutlu Dogum 'a uygun bir mac olsun" demesine kuplere binip Kezman, Alex, Balili gibi dindar oyuncularin dini ifadelerini "anlyis" ile karsilamalari gibi pek cok ornekten cikarabilirsiniz. Bizim dini bayramlarimizdan nefret edip Christmas kutlayan ateistleri bilirmisiniz siz? "Noel agaci" almakla kalmazlar Hz.Isa'nin dogum gunu icin kimileri Turkiye'deki kiliselere dahi giderler dostarini bu onemli gunde yalniz birakmamak icin. Onlar Batili olduguna gore dini ifadeleri de "cagdas" tir "Turk atestine" gore.
Problem "bizim dinimizdedir" Yani kendisini haric tuttugu "biz" in dinidir Turk atesti icin "insanligin afyonu" olan.
Dinsizliginde dahi samimi olamaz Turk atesti, zira o yapay bir yaratiktir. Ne burada kabul gorur; ne Bati'da. Onun atezmi de Batiligi da aynidir: Sahte, pespaye, taklidi, sadirgan, zorba.
(Istisnalar kaideyi bozmaz).
Yazan: Yorumcu Tarih: May 7, 2008 9:40 PM
Bu bize mahsus yanlis bir algilma. Bütün Dünyada bu böyle degil, belki Amerika´da bu algilama böyledir. Bütün Dünya´da Arap deyince akla islam gelmez. Bunu bana bir arap arkadasim söylemisti. Araplarin yüzde 90´a yakini müslümandir. Lüban, Misir, Irak hatta Filistin´de ise ciddi manada Hristiyan azinlik vardir. Türkiye´de dini bazda ele alindiginda; mesela Hristiyan Türk azinlik yüzdelik dilimde yoktur.Yüzdelik dilimde 98-99 müslümandir.Azinliklar ise Türk vatandasi olmakla beraber Türk asilli degildir.
Bu baglamda Ismet Özel haklidir. Türk milliyetciligine kaydigini sanmiyorum, anlamak icin "anlama klavuzunun" ciktigi bir yazardir nihayetinde. Söyledigi sözlerden yaziya bahis olan manayi murat etmemistir sanirim. Öte yandan Türk azinlik Hristiyanin olmamasi, Türk asilli dinsiz veya ateistlerin olmadigi manasina zaten gelmez.
Oradan baksak, basliktaki noktada yazan da dogrudur.Ama Türk, müslümanlikla özdeslesmistir. Bu bakimdan ise müslümanligi birakan Türklüge "elveda" demistir.
Saygilar
Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: May 7, 2008 11:14 PM
İsmet Özel yine reyting peşinde sanırım. Her röportajda akla mantığa sığmayan laflar ediyor. Kendi ben'inden etrafa bakmakla o kadar meşgul ki, her gördüğünü nereden gördüğünü bir türlü akledemiyor ya da özellikle böyle aklediyor.
Özel, bir-iki yıl önceki bir röportajında söyleyeceğini(ne tuhaf bir düşünceydi o!) söylemiş ve onunla ilgili düşüncem netleşmişti, bu fikirler artık beni şaşırtmıyor.
Şaşı bakış, ene/ben kokan cümleler...
Şairin yeri sanatı anlamında Babil kulesidir elbette ama iş sanatın dışına düştüğünde o kuleden inmeli ki, sanatın bunlardan etkilenmesin. Bir türlü ayarlayamadı bunu Özel.
Yazan: suzannur Tarih: May 8, 2008 12:32 AM
Mustafa Bey sağolsun, hangi iki karpuzu bir koltuğa sığdırıp, hangisini sığdıramayacağımız konusunda bize ışık tutuyor sık sık: "Şu olabilirsin, ama bu olamazsın. Şu olursan bu olamazsın." Şahsen, insanların kendilerini nasıl tanımladıkları üzerine bu kadar tartışma yürütülmesini faydasını aşan ölçüde kısıtlayıcı ve dayatmacı buluyorum.
* Hem laik hem müslüman olabilir miyim?
- Haşa, olur mu öyle şey? Zaten birey laik olamaz.
* Peki hem müslüman, hem solcu olabilir miyim?
- Ağzından yel alsın. Zaten solcu dediğin Stalinist olur.
* Peki hem Allah'a iman edip, hem bilimsel kuramlara itibar etsem?
- Olmazzzz! O zaman panteist olursun, ahiret tehlikeye girer.
* Bari hem ateist hem Türk olabilsek?
- Hadi bugün iyi günümdesiniz. Olun bakalım.
Sağolun Mustafa Bey, nihayet kendimizi nasıl tanımlayabildiğimiz konusunda kendi kalıplarınız dışına çıkmamıza izin verdiniz.
Not: Bu arada, bence Sayın Akyol, İsmet Özel'in tezinin özünü ya anlamamış, ya sık sık yaptığı gibi özü es geçiyor. Bana kalırsa, Özel'in söylemeye çalıştığı Türk kimliğinin tarihsel süreçte İslam'la birlikte tanımladığı ve anlamlandığıdır, ki kısmen haklı, bir o kadar da haksızdır. O nasıl kısmen haklıysa, Boşnak Emir Kusturica da "biz her zaman Sırp'tık, din kimliğimizi değiştirmez" derken kısmen de olsa haklıdır.
Yazan: Balbazar Tarih: May 8, 2008 4:18 AM
Fazla söze ne gerek var Kur'an'ında Tevrat'ında Tanrısı ırkcıdır. Bu yüzden her iki dinin taraftarları ve siyasetini güdenler başka dilde ibadet edilmesine kesinlikle müsade etmezler. Arap ve Yahudi örf ve adetleri Allah'ın emridir dinin gereğidir görüşünde ısrar ederler.
Hal böyle olunca İslam Araplara, Yahudilik'te Yahudilere mahsustur.
Türkler Kur'an'ı ezbere okur anlamını hiç merak etmezler. Bundan dolayı Türkler, isteselerde tam anlamıyla müslüman olamazlar. Eşyanın tabiatına aykırı çünkü. Sadece Arap isimleriyle müslüman görünürler.
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
Yazan: Hülagü Tarih: May 8, 2008 1:04 PM
İsmet Özel in dile getirdikleri geçmişin Türk-İslam sentezinin bir yansıması aslında.Bütün Müslümanların Türk olduğunu iddaa etmek, bana göre İslam anlayışına ters düşmektedir ki, Kuran da ve hadislerde bu konu üzerinde de durulmuştur.Hiçbir ırk diğerinden üstün yaratılmamıştır.Dolayısıyla böyle bir şey söylemek Allah ın ayetini kabul etmemektir.İsmet Beyin gazetede çıkan röportajını pek önemsememiştim.Geçen gün konuk olduğu bir programda takip etme fırsatı buldum.Sorulan sorulara bir türlü istenen cevabı, daha doğrusu net cevap, verememekle beraber, söyledikleriyle tamamen tutarsız olduğunu göstermiştir.Hatta onunla da yetinmeyip diğer konuklara, çok çirkin bir üslupla,bir sanatçıdan beklemeyecek bir tavırla, "Ben üstünüm çünkü Türk üm" diyerek bir nezaketsizlik örneği de göstermiştir.
Aslında İslamiyet in hoşgörü dini olması münasebetiyle, islam bütün dinlere ve inanışlara saygı duyan bir pozisyondadır.Ancak kendini Türk ve müslüman olarak niteleyen birinin, diğer bütün inançlara hoş görülü yaklaşmayışı bir çelişkidir.Mustafa Beyin vurguladığı nokta son derece doğrudur.Bütün Müslümanları Türk olarak görmek veya Ataist Türk olmaz demek ancak despot bir düşüncenin hakimiyetinde söylenmiş sözlerdir.
Yazan: fani Tarih: May 8, 2008 7:31 PM
hülagu han
kurandaki hangi ayete dayanarak böyle bir ırkçılık çıkarımında bulunuyosuun bir örnek rica edebilirmiyim ?
Yazan: muratS Tarih: May 8, 2008 8:03 PM
TÜRKLER VE İSLÂMİYET ALPEREN GÜRBÜZER “Ey insanlar doğrusu biz sizleri bir erkek bir dişiden yarat¬tık. Sizi millet ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gel¬mekten en çok sakınandır.’’ (HUCURAT–13) Türklük, Müslümanlık, doğulu ve batılı gibi kavramlar bizi iyiye götüremiyorsa slogancılıktan öte bir anlam ifade etmez. Önemli olan kavramlar değil, muhtevadır. İnsanlar hangi ana ve babadan doğmaları yönünde talepte bulunamayacakları gibi, hangi ırka ait olma isteğinde ve seçme şansına da sahip olamaz¬lar... Bunu ancak, Allah (c.c) tayin eder. O yüzden de hiçkimse falancanın çocuğu veya şu ırkın evladı diye suçlanamaz. Bu ölçüyü bildikten sonra rahatlıkla Türkler’in Kur’an gölgesinde, hadis ışığında ve tarih önünde kritiğini yapabiliriz. Mensubu bu¬lunduğumuz milletin lehine cerayan eden hükümler, bizi asla şımartmamalı ve diğer milletlere üstünlük ve tahakküm kurmaya temayülü doğurmamalıdır. Kendi haşmetini, kendi reaya’sında ve feth edilmiş ülke halkının mutluluğunda arayan Osmanlı bize örnek olmalı. Irkçılık bize ait kavram olmayıp, batıya ait ve batının günahıdır. Bizde sevmek vardır. Sevmek ise asla ırkçılıkla özdeşleştirilemez. Başkasını hor görmek taassupculuktur, sevmek ancak dinimizde makul görülür. Resûlüllah (s.a.v.); ‘’kişi kavmini sevmekle suçlanamaz’’ buyuruyor çünkü. Elbette bir insanın kavmini (bugünkü anlamda milletini) sevecektir. Psikolojide sevmek yakınlık duymak anlamındadır. Sevgimizi şiddete, hor görmeye ve taassuba dönüştürdüğü¬müzde, o sevgi, sevgi olmaktan çıkar, düpedüz ‘’ırkçılık’’ adını alır. Hz. Mevlâna göçebe Türkmenleri, Türk adı ile tahripkâr olarak niteleyip eleştirmesi, bu gerçeğe işarettir. Hz.Mevlânâ’nın bu tutumunu Türk’e saygısızlık olarak telakki edenler olabilir. Oysa Hz. Mevlâna göçebe hayat şartlarının ver¬miş olduğu yıkıcılığa dikkat çekmiştir. Üstelik Hz. Mevlâna ‘’Aslen Türk-est, a gerçi Hindû gûyem’’ (Desâlıs-i Seb’a, nşr. F.N. Uzluk. Ank. 1937 S.1, Eflâki Menakıbul Arifin) sözleriyle Türk adına saygı göstermiştir. Mevlâna’nın mısralarını sadeleştirdiği¬mizde;’’Aslım Türktür...’’ buyuruyor. Her ırk kendi içinde güzeldir. Mevlâna da kendi ırkından utanmamış bilakis, özeleştiri yaparak tahripkârlığı bırakıp yerleşik hayata geçmeyi ırkına uyarmıştır. Aynı şekilde İbn-i Haldun’da Arap olmasına rağmen bedevi Arap¬ları kınamıştır. Onun bedevi Arapları tenkid etmesini, bazılarınca Arap düşmanlığı olarak yorumlanmış. Oysa O, ‘’bedeviliği bırakın hadariyete (yerleşikliğe) geçin’’ mesajını vermek istemiş¬tir. İslâmiyet, insanların milletini ve ırkını sevmesine mani teşkil etmez. Aksine, Resûlüllah (s.a.v.); ‘’kavmin efendisi kav¬mine hizmet edendir’’ buyurarak teşvik dahi etmiştir. Milliyet gerçeğini İslâmiyet gözardı etseydi, Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Bilal (r.anh.)’ı Habeşi kimliği ile çağırmazdı. Ashabdan Peygamber diliyle Bilal-ı Habeşi ve Selman-ı Farisi gibi milliyet kimlikleriyle çağrılan birçok sahabe örnekleri mevcuttur. İslâmiyet, kimliklere dokunmamıştır. Yalnız, ırkı kimlikle¬rin, tahakküm aracı ve başka milletlere üstünlük olarak kullanıl¬masına müsaade verilmez dinimizde. Emevi Devleti, Arap ırkından olma¬yan müslümanların Mevali (azadlı köle) muamelesi yapmışlardır. Emeviler bununla da yetinmeyip, kabile ırkçılığını (Ümeyye oğuları) da işliyorlar, hatta minberlerde Hz. Ali’ye hakaret ve mesnetsiz suçlamalarda bulunuyorlardı. Daha da ileri giderek ca¬milerde Arap olmayanların imamlık yapmalarına müsaade vermedikleri gibi, üstelik müslümanlardan da cizye alıyorlardı. Abbasiler bu durumdan vazife çıkararak, Emeviler’in ırkçılık hareketlerine gereken tepkiyi göstermişlerse de, Emeviler’e olan düşmanlıklarından aşırıya kacınca bu sefer de Acem ırkçılığının hortlamasına sebep olmuşlardır. Ma¬lum Hz. Abbas, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) amcası olması dolayı¬siyle, bu isim adı altında (Abbasiler) sahneye çıkmışlardır. Maalesef, O’nlar da iyi örnek sergileyemediler. Veda Haccı’nda Kâinatın Efendisi (s.a.v.), Kusva isimli deve üzerinde ‘’Cahiliyyet devrine ait herşeyi çiğniyorum! Ne Arap’ın Acem’e, ne Acem’in Arap’a üstünlüğü var! Hepsi insanoğlu, insansa topraktan...’’ buyurmasına rağmen, ne Emeviler, ne de Abbasiler, ne Acem bu hadisi şerifin mana ve ruhuna sadık kalmamışlardır. Elmalı Hamdi Yazır’ın tefsirinde; ‘’Arap ve Fars hizmette safdışı kalınca bu defa Allah, Türkler’i gönderdi. İslâm devleti Türkler’in elinde kaldı. İstanbul fethi hadisinin Allah’ın gönderdiği ve övdüğü milletler camiasına Türkler de da¬hil oldu’’ diyor. ‘’Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse... bir kavim getirir ki onlar Allah yolunda savaşırlar...’’ (Maide Sû, Åyet 54) XVll. asrın büyük Türk âlimlerinden Vani Mehmed Efendi, bu kavmin Türk kavmi olduğuna kanaat getirdiği gibi (Beyazıd Kütüphanesi ‘nde 67 numarada kayıtlı, Ara’isül-Kur’an Tefsiri) Vani Mehmet Efendi, ‘’Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyiniz’’ hadis-i şerifini de delil olarak gösterir. “İki camiayı kışkırtmayınız. Türklerle, Habeşliler size iliş¬medikçe siz de onlara ilişmeyiniz.” (Kütüb-i Sitte İmam Ebu Da¬vud Kitab-ı Sünen 1280) “Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyin. Çünkü milletimin mülkünü ve Allah’ın ona olan ihsanını onun elinden evvel kantara nesli alacaktır.” (Teberani Mücem’ül-Kebir ve Mü¬cemül Efsat eserinde İbn-i Mesut’dan rivayet, Türk ırkı niçin müslüman oldu, İ. H. Danışmend, s. 78, 79, 80, 81.) Lügatüt Türk’ün kalemi Kaşgarlı Mahmud, Buhara ve Nişabur hadis imamlarından olup, şu hadisi şerifi nakleder: “Türk dilini öğ¬reniniz. Çünkü Türkler’in çok uzun sürecek bir hâkimiyetleri var¬dır.” (Divan-ı Lügatüt Türk C.1, s.23.) Bursalı İsmail Hakkı Efendi’nin “Hadis-i Erbain” (Kırk Ha¬dis) adlı eserinde; “Âdem, Cennet’e Lisan-ı Türk ile Hakk demek¬le kıyam edip çıkmıştır. Zira dünyada ahir tasarruf Türkün’dür.” (Sinan Omur, Bugün Gazetesi, 12.2.1971) II. Âdem olarak ni¬telendirilen Hz. Nuh’un Ham, Sam, Yasef adındaki üç oğlundan insan soyunun dal budak olduğunu ve Yasef’in de Türklerin atası olduğunda bütün tarihçiler ittifak halindedir. Selçuklu Tarihi müellifi Râvendi, İmam-ı Azam Ebu Hani¬fe’nin bir duasının nakleder: “Ey Allah’ım ben senin için Muham¬med’in şeriatını takrir ettim. Eğer içtihadım doğru, mezhebim haksa bana yardım et” der. Hafiften gelen bir ses O’na: “Sen doğru söyledin, kılıç Türkler’in elinde bulundukça mezhebine ze¬val yoktur” diye Ravendi nakleder (Türk Cihan Hak. Mef. Osman Turan s.936) II. Abdülhamid zamanında sarayda görevli olan bir Arna¬vut, bahçıvanlık yapan bir Türk’e mayası icabı; “Pis Türk” diye haykırır. Ulu Hakan penceresinde bu durumu işitir işitmez, şöyle haykırır: “- Unutma ki ben de Türküm.” Dünyada Mehmet adında yalnız müslüman Türkler vardır. Askerine “Mehmetçik” ünvanını veren milletimiz, “Muhammed” ismine hürmeten Türk askerine bu ismi layık görmüştür. Türkler’le ilgili söylenecek çok söz var. Yukarıda Türkler’e atfen söylenen sözlerin değerlendirmesini karınca kararınca aktarmaya çalıştık. Bir de Said-i Nursi Hazretlerinin Türk milleti ile ilgili müthiş sözleri çok manidardır. Bakın Bediüzzaman ne buyuruyor: “... İşte ey ehl-i Kur’an olan şu vatanın evlatları, altıyüz sene değil, belki, Abbasiler zamanından beri bin senedir Kur’an-ı Hakim’in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur’an-ı ilan etmişsiniz. Milletinizi Kur’an’a ve İslâm’a kal’a yapmışsınız. Bütün dünyayı susdurdunuz, müthiş tehacümatı defettiniz, ta ‘Allah sevdiği ve onların da O’nu sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzet-i nefs sahibi, Allah yo¬lunda cihad eden bir millet getirir’ (Maide 54) ayetine güzel bir masaddak oldunuz. Şimdi Avrupa’nın ve Frenk meşrep münafıkların desiselerine uyup, şu ayetin evvelindeki hitaba “kim dininden dönerse...” hitabına masaddak olmaktan çekinmelisi¬niz, korkmalısınız. Cay-ı dikkat bir hal Türk milleti anasarı İslâmiyet içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya müslüman olmayan Türkler, Türklükten de çıkmışlardır. Türkler sair unsurlar gibi müslim ve gayri müslim olarak iki kısıma inkişam etmemiştir. Hâlbuki küçük unsurlar bile hem müslim, hem gayri müslim iki kısımdır. Ey Türk kardeş bilhassa sen dikkat et, senin milliyetin İslâ¬miyet’le imtizac etmiş, ondan tefriki kabil değil, Tefrik edersen mahvsın. Bütün mazideki mefahirin İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir zemin yüzünde hiç bir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme.” (S. Nursi, Mektubat) Said-i Nursi Hazretlerinin kendisi Kürt olmasına rağmen, Türkler için telaffuz ettiği sözler, bizlere milletimizin kıymetini bil¬memizi ortaya koyması açısından çok mühim. Gerçektende bütün bu kıymetli âlimlerin dilinde yankılanan Türkler, tarihi süreç içer¬sinde kimliğine yakışır rol oynamış ve üç kıtada Nizam-ı Âlem Ülküsünü bayraklaştıran millet hüviyeti kazanmışlardır. İslâmiyet önce Türklüğün cihan hâkimiyeti mefküresi, İslâmiyet’i kabul eden Türklük de İ’lây-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem idealine dönüşerek daha da yeni bir vecheye bürünür. Türkler Mehmet Akif Ersoy’un; “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!” Şiiriyle Türklük mana kazanır. Milliyet anlayışımızın kuru cihangir¬lik davası olmadığının delilidir, bu sözler. İslâm’a köle olan Türk¬ler, et tırnak misali birbirine kaynaşarak müsbet milliyetin doruğuna ulaşmışlardır. Velhasıl, Türkler, İslâmiyet’e hadim olduğu müddetçe dün de, bugün de ve yarın da payidar kalacak ve ırkçılık bizim topraklarımıza sirayet edemiyecektir inşaallah.
Yazan: ALPEREN GÜRBÜZER Tarih: May 8, 2008 10:28 PM
SAYIN YORUMCU
(Istisnalar kaideyi bozmaz).
yazdığınız halde neden istisnalardan bahsettiniz ki? Gerçek bir ateistin amentüsünü yazın da biz de bilelim nasıl ateist olunurmuş.
Asıl sizin Türk Ateistlerine yaklaşımınız yapay. Nedense batılılar ateist olunca yakışıyor da Türkler olunca yapay duruyor? Neden hala bunu aşamadınız?
Yazan: Gerçek Ateist Tarih: May 9, 2008 3:31 AM
Gercek Ateist,
Ben gozlemlerim uzerinden tespit yapiyorum,. Turkiye'de atestim diyen veya Islam ile dalga gecme, hakaretler etme yolu ile bunu ima edenlerin ezici cogunlugu ayni zamanda fasist, pumpen laikcidir. Herhangibir gunu Hurriyet Cumhuriyet gazetelerinde verdigim bir iki tanesin benzer pek cok orneklerle dolu. Ben Turk olduguna gore "gercek ateist olmaz" gibi bir on yargi ile ise baslamadim. Gozlemlerden bu sonmuca vardim. Bu tespiti yapan ilk te ben degilim.
Simd b konda tez yazacak halim yok. Necdet Sen adli yazar bizim "cagdas laik" tiplerimiz uzerine guzel bir hicv yazmisti. Basligini unuttum. Saniyorum Derkenar'da yaziyior.
Malsef 20. yuzyilda bizde "cagdaslasma, Baytililasma" adsina yapilan hemen her sey sahtedir.
Bu gun bu sahtelik artik biz taniyan Batili agizlardan da yuksek seslerle soylenmetedir.
Size kucuk bir zihinsel test oneririm bi akimin , veya felsef pozisyonun serbest irade ile mi varildigi gercek mi oldugu konusunda:
-Bati'da olmadan once veya es zamanli olrak mi oldu?
-Simdi sahip oldugunuz fikirleri birer birer gozden gecirin: Bati'da normallesmeden, veya moda olmadan once hangi fikri benimsediniz?
-Bizim 68 kusagi da sahtedir, 78 kusagi da (isimleri dahi Fransa'dan almak zorundal idiler), ancak Fransa'da Amerika'da ogrenci hareketleri oldugun duyunca bu ise biz de girelim yaw, bak cagda universite ogrencisi boole yaparmis deiler. Oysa 8 yil once ulkede darbe yapilip basbakan ve iki bakan aslimisti da ogrencilerin aklina gelmemisti vatan millet, ozgurluk, demokrasi vs.
Bu gun "haydi kizlar gayrimesru cocuk yapin" diyenler de, feminist hareketciler, de esacinsellerin haklari bilmem ne diyenler de sahte. Ahlaklsizliklari dahi takildi. Oysa eger Batili karakteristik diye bir ozellik tanimlanacak ise o demokratik degerlerdir, farkiliga saygidir ve is ahlakidir. Bizimkiler ondan fersah fersah uzak durdular hep.
Kulagina kupe takan, at kuyruklu oglanlar da sahte. Bati'da boyle olunuyormus diye duyduklari icin "ozgur iradeleri ile" bu secim yapiyorlar.
70'lerde onlar veya babalari agabeyleri babalari sac uzatirdi. Zira 60'larda Amerika'da Avrupa'da boyle yapildigi haberi ulastirilmis idi kendilerine Hurriyet tarafindan. Biz de cagdas Batili oldugumuza gore bize de yakisir dediler,. Bir de baktik herkesin uniforma gibi uzun sac.. 80'ler geldi, Hurriyet'in yeni haberi "UZun sac out, kirpi gibi sac in" idi. Onlar da "bireyselligimi zaten kirpi gibi sac yansitir" dediler.
Bunun ateizmle ne alakasi var? Hepsi bir pakettir..Bu isin Basinda sahte bir muasirlasma tasavvuru ile baslandi; ve gercekten uzak bir "ideal Batili" tasavvuru vardi zihinlerde. Oyle ise baslandigi icin hicbir zaman "gercek Batlii" da olunmadi gercek Dogulu da kalinmadi, Boyle ucube, ne oraya ne buraya yakisan, deve Kusu'vari bir yaratik ortaya cikti. Yerine gore cagdas, laik, Batili, bazen Demokrat bazen Cumhuriyetci, ama hicbir zaman kendisi olmayan..
Istisnaya gelince aklimda bircok isim var: ama sadece kendileri beyan eden bir iki ornek: Murat Belge, Sanar Yurdatapan, saniyorum Gulay Gokturk te ateist oldugunu soylemis idi (emin degilim bundan).
Neyse uzattim. Hem siz "gercek "oldugunuzu itiraf etmissiniz ya o zaman problem ne? Bahsettiklerim ISTISNA degil KAIDEDIR a benim "gercek atesit entelim". Bu kadar acik bir ifadeyi tersinden okuyan idrakin "gercek" birsey olabilcegine ihtimal veremiyorum. Anma olur olur..
Gercek kalin.
Yazan: Yurumcu Tarih: May 9, 2008 11:09 AM
İnsanları 2 şey böler... DİN ve IRK, Milletleri de birtek şey o da DİN...
Yazan: Alper Tunga Tarih: May 9, 2008 11:16 AM
Türk olmadığımı öğrendiğim iyi oldu,bu yorumları görünce türk olmadığımı öğrenmek çok da üzücü olmadı açıkçası...
Yazan: XXlarc Tarih: May 9, 2008 4:21 PM
Bu İsmet Özel'in Türklük hakkında ilk incisi değil bu gibi daha pek çok ifadeleri mevcuttur hazretin.Şiir kitapları dahil belki tüm kitapları bende mevcut olan Özel'in siyasi yazılarından öte neden -siyasi yazılarından öte- çünkü ben bu bildik Türkiye manzaralarını 68 kuşağı olup İstanbul hukukta Deniz Gezmiş'le amfiyi bastıkları bir günde enteresan bir şekilde tanışan babamdan da çok dinledim. Dönemin cahilliği içinde kıvranan sağ ve sol elemanların ne uğruna birbirini yediği daha doğrusu yedirildiğini anlamak onlara çok sonraları nasip oldu. İsmet amcamın siyasi düşüceleri fazla orjinal olmayan bildik sağcı- solcu tarih bilgisin ibaret ve onu önemli yapanda bu olayların bizzat içinde bulunmuş önemli bir aktör olması arasıra da enteresan darbı mesel olabilecek cevherlerde çıkar kendisinden mesela; ''Medyanın gücümü Gücün medyasımı'' gibi ...
Ben esasen İsmet amcanın İslam felsefesi ya da
sufizmi ile ilgili söylediklerini daha çok önemserim, ciddi bir felsefi kabiliyet görürüm kendisinde bu adama filozof desek ayıp etmiş olmayız; özellikle varlık felsefesiyle alakalı İslam irfan geleneğini yorumlayış tarzıyla yirminci yüzyıl romantik varoluşçularının birsentezini yapmış gibi gelir bana özellikle ''Bir Yusuf Masalı''adlı masal mı desek bilmiyorum; neyse -o- olan yazısından hem bu coğrafyanın hemde Batı felsefesinin varlık problemlerini tek bir potada eritir. Bu şiirinde hem Kant'a hemde Sufiye hemde saçmacı varoluşçulara rastlamak mümkümdür.Mesela;
''Benim elbet bir bildiğim var: Hayat saçma sapandır.
Üstüme saçmalı tüfeğiyle ateş açtı hayat.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
"Üstümde yıldızlı gök" demişti Königsberg'li
"içerimde ahlâk yasası".
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa.
Girmem, girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim...''
çok etkili ifadeleri vardır böyle İsmet emminin.
Şu Türklük meselesinde aslında söylenecek fazla bişey yok İslamın bakışı gayet açık. İslam herhangi bir etnik kimliğe kutsiyet atfeden kendisinin olunmadan müslüman olunamayan bir etnisite anlayışına dayanmaz hatta buna şiddetle karşı çıkar bütün asabiyete dayanan üstünlük iddialarını ayaklar altına alır Arapla-Acemi yarıştırmaz üstünlüğün kaynağını buralarda görmez. İslamın neden evrensel olduğunun ve nasıl çok kısa sürede bu kadar fazla yayılabildiğinin espirisi işte tamda burdadır. Ayrıca Arapça ibadet etme zorunluluğu da yoktur okuyup anlamama zorunluluğu olmadığı gibi. Siz anlamak isteyin inanın anlarsınız.
İsmet amcam neden böyle yapar bir yazısında Haşmet Babaoğlu hep haklı çıkmak mı istiyor gibilerinden bi ifade kullanmıştı onun için, belkide farklı olmak için böyle yapıyor; neden olursa olsun Mustafa Beyin tespitleri son derece doğru bu meselede İsmet Özel açıkça yanlışı savunuyor. Gerçi bazı görüşlerinde haklılık payı yok değil ama temel tezi onu çok çelişik durumlara sürüklüyor. Hem diyor ki Türkü Türk yapan müslümanlığıdır ama bütün müslümanlarda Türk'tür bir yandan üstünlüğün temeli İslamdır diyor sonraki cümlede geri alıyor ve İslamla Türklüğü aynı şeymiş gibi ifade ediyor ve diyorki müslüman olmayanlar ya da atesitler Türk değildir. Anladığım kadarıyla Özel İslamla Türklüğü özdeşleştiriyor; buna fazla bişey söylemye gerek yok galiba, yanlış olduğu tüm çıplaklığıyla ortada...
Son olarak Türkiyeli atesitlerle alakalı Bekir Beyin söylediği genel olarak doğru maalesef ben atestim diyen birçokları Turan Dursun - Aziz Nesin ki bu adamın kalemini çok severim- gibi atesit olmaktan öte İslam düşmanlığını kendilerine iş edinmiş kimselerdir. Aslında bu adamların T. Dursun hariç hemen hiçbiri kuramsal olarak İslamdan pek haberleri olmayan insanlardır ben ne kadar ateist tanıdıysam ki hiç az değildir sokaktaki adamın -güya müslüman ülkeyiz ya- veya ana babasının davranışlarını İslamla özdeşleştirip İslama düşman olmuş ya da kafasındaki Tanrı tasavvurunu İslamla özdeşleştirip ateist olmuş en dramatik olanıda batılı birkaç düşünürü yalap şap okuyup cool olmak adına hemen ben ate-yim demiş fakat aslında kitapta okuduğu adamın Tanrı tasavvuruyla İslamın tasavvuru arasında farkı görememiş bu Tanrının otorite kilise ruhbanlık vs. ilgili meseleleri hiçdüşünmemiş bir sürü insan .Gerçi içlerinde beni hayli terleten çok enteresan ve genelde 40 yaş üzeri adamlarda vardı fakat bunlar ikiyi üçü geçmez ve asıl problem ateizmin en esaslı argümanı Tanrının olmaması veya yokluğunun kanıtlanabilir olması değil ''Teodise'' ile alakalı argümandır Tanrının ahlakiliği problemiyle alakalı görüşlere Klasizmin içinden tatmin edici bir cevap veremediğimide itiraf etmeliyim. Veren bir babayiğit varsa beni aydınlatsın bu vesile ile ;))
Saygılar...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: May 9, 2008 5:38 PM
ateist türklerle ilgili olarak biraz daha fikir edinmek isteyenler buraya da bakabilir.
http://bigalioglu.blogcu.com/4651576/
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: May 9, 2008 7:32 PM
Muhammed Ali Bey, diyorsunuz ki:
Cumlenin kurulus bicimi partizanca olsa da, icerdigi anlam olarak onemli bir seye isaret ettiginizi dusunuyorum. Evet, Turkiye'de ateizm, yahut din/Islam elestirisi felsefi degil, sosyal bir tavirdir.
Bahsi gecen Dursun, Nesin gibi insanlarin yasam tecrubelerini anlattiklari eserlerine baktiginizda da bunun cevabini gorursunuz: Turk toplumunda (ortodoks) Islam, muktedirlerin iktidarlarini devam ettirmek icin kullanageldikleri bir arac olagelmistir. Dursun, cocuklugunda seyhin, sihin iktidarinda yasadigi yoksunluklari Islam'la iliskilendirir; Nesin hayatindaki kadinlarin ezilmesinden, cevresindeki durust ve uretken insanlarin haksizliga ugramalarindan, toplumun degisime ayak uyduramamasindan Islam'i sorumlu tutar. Taner Akcam, Koy Enstitu'lu babasi Dursun Akcam'in ardindan yazdigi yazida bunu cok guzel ifade eder:
Turkiye tarihinde softaligin zorbaligina, dayatmalarina yonelik muhalefet her zaman guclu oldu ve toplum tarafindan benimsendi (mesela, Bektasi fikralari sadece Alevi toplumunda degil, Sunni kulturde de yasar). Felsefi oldugundan ote sosyal karakteri bulunan bu elestiri ve direnis kulturu hep Islam icinde kaldi, kendini alternatif (ve oldukca zengin) bir Islam algisiyla tanimladi. Modernizmin etkisi, bu muhalif kulturun Islam'in disina da cikabilmesini kolaylastirdi. Zaten, softaligin kendini Islam'i sahiplenerek mesru kilmaya calismasi (ki bugun de siyasal Islamcilar kendilerini "dindar" yahut "musluman" olarak tanimlarlar), softaliga muhalefetin Islam'a muhalefetle daha cok karistirilmasina yol acti. Yine de bugun bile, Islami kimligini koruyan Alevi kulturle birlikte, softaliga eyvallah etmeyen oldukca koklu bir sunni Islami kultur de bulunur.
Bugun, guclu tarihsel koklere sahip bu muhalefetin, softalik tarafindan "bati ozentiligi" olarak gosterilip minimize edilmeye calisilmasi cok sasirtici degil. Cunku softalik, tarihten bugune kendi kulturunu ve tarihini inkar etmeye, kulturel cesitliligi yok etmeye, tarihi idealize ederek kendini "mutlak dogru" kilmaya yonelik bir ideoloji olarak geldi. Onun icin onlar da Islam icinde kendilerininkinin disinda algilarin da olabilecegini, softaliga muhalefetin de bu topraklarda softalik kadar guclu koklere sahip oldugunu inkar etmeyi tercih ediyorlar. Oysa, Mirza Ali Ekber Sabir 100 yil once
derken batida yeni moda olan Islamofobi'den degil, kendi ait oldugu kulturun kendi tarihsel tecrubesinden esinleniyordu.
Yazan: Balbazar Tarih: May 9, 2008 8:00 PM
Muhammed Ali bey,
Genelde kendimden bakiyorum ilk once, elbette yeterli olmuyor atesitleri degerlendirmek icin. Tanidigim bircok ateist arkadasim var, oyle 3-5 tane de degil, buralarda da ateist oldugu belli olan insanlar var.. Ben goremiyorum bu sirf cool olmak icin ateist olanlari acikcasi... kimdir bunlar bir ornek verebilirmisiniz? Aziz Nesin, onun ogullari, atiyorum Ufuk Uras, Ismet Berkan vs.vs. gibiler bunlardan degil sanirim. Kim peki bunlar? Nerede gorebiliriz bunlari? Bu kadar soylendigi icin ben merak etmeye basladim. Bir baska garip durum ise genelde ateist olan insanlar pek bunu aciklama heveslisi degildir, bircogunun gundeminde bile yoktur. Mesela cumalari kendilerini gostermek icin ankara kizilay metrosunu resmen gecilmez hale getirmiyorlar atezimlerini ele gune karsi gostermek icin.
Hem ayrica, sirf cool olmak icin insan dogaya bakisini tanri diye birseye inanmayacak sekilde manipule edebilir mi? Benim aklim almiyor mesela. Siz bir musluman olarak dusunun, coolluga cok onem veren birisi oldugunuzu varsayalim; sirf cool olmak adina inanciniz birden degisebilir-yok olabilir mi? iddianin kendisi biraz absurd geliyor acikcasi. Yada bu bahsettiginiz insanlar aslinda inanip, inanmiyormus rolu filan gibi daha da absurd birsey mi var ortada? Ateizm coolukla alakasi olan birsey degil. Coolluk ancak ateizmini ifade etme noktasinda cikabilir. Moda birseydir mesela, zaten ateist olan adam gider "atheism rules" diye bir tisort takar. Yada kiz arkadasina Richard Dawkins okudum filan der ne bileyim. Yada moda olmasindan dolayi ifade edilmesi daha kolay oldugundan argumanlari cok daha duyulur ve gorunur olur, dolaysiyla receptor olayi da dogal olarak cogaldigi icin ateist sayisinda artma olabilir, adamin aklina yatiyorsa ne yapilabilir ki? Ve bu tarz bir dinamik sadece ateizm icin degil neredeyse her gorus ve inanc icin gecerli. Bence bu tarz goruslerin altinda bir tahammulsuzluk yatiyor.
Ki ateist olmak icin onun moda olmasina, bircoklarinin iddia ettigi gibi ahlaksizligin cogalmasina vs.vs seylere gerek yok. Bilinc altindaki "turkler musluman olur" inancinin etkisiyle sanirim kendizce ozel aciklamalar, exception lar bulmak zorunda hissediyorsunuz. Halbuki ateist olmak icin tanri aciklamasini inandirici bulmamak yeterli - bu kadar basit, o kadar basit ki bircok insan bunun unutup hic bu seyleri mesele etmeden yasayip gidiyor.
Kucuk cocuklari ufaktan belirli bir gorus ve inanc dogrultusunda sartlandirip ona gore yetistirmezsen ,okullarda belli bir gorusu vermeyip objektif bilgiler verirsen ateist sayisi birden yukseliverir, hic oyle moda filan olmasina gerek yok, ozel birtakim ozelliklerin olmasina gerek yok. Ama ayni seyi dinler icin soylemek biraz zor acikcasi. ateist olmak genelde hicbir ise yaramaz toplum icersinde, ama dinler icin bunu soylemek zor. Yani onu bunu coollukla gormezden gelecegimize, once kendimize bakalim.
Mesela musluman olanlar neden cool oldugu icin musluman olmus olmuyor? Cesitli cemaat ve tarikatlara cevre edinmek icin katilanlar neden bu sekilde gorulmuyor? Ki bunlarin ateistleri turlu turlu seylerle sapkinlik vs. olarak gostermeye cok da hevesli oldugu biliniyor. (hani musluman dusmanligina var ya digerlerinde!)
Bende soyle bir cumle kursam ne fark olmus oluyor:
"islam dusmani" olmak tam olarak ne demek? Mesela bir ateistin genel olarak dinleri yararli bulmamasi, iddialarina inanmayip bunu ifade etmesi, sacma bulmasi onlari "islam dusmani" yapmaya yetiyor mu? "islam dusmani" "ateist dusmanlari"ndan daha kotu birsey mi yada? diye bir suru sey geliyor aklima..."Bu muslumanlarin cogu sirf cool olsun, cevre olsun, ortamda kabul gorsun ve atesitlere kufur etmek icin musluman oluyor" dersem farki ne olmus oluyor mantik olarak?
Yazan: fuatogl Tarih: May 9, 2008 8:04 PM
"-Simdi sahip oldugunuz fikirleri birer birer gozden gecirin: Bati'da normallesmeden, veya moda olmadan once hangi fikri benimsediniz? "(yorumcu)
Benim de sorasım geldi. Şimdi tutar benim yazdıklarımı birisi "qoute" yapar. "Haah işte, Bekir Bey sormadan önce hangi soruyu sordunuz?" der beni dumur eder.
Neyse ben de soruyorum.
...
Şu eski yeşilçam filmlerindeki Türk hippi tipleri aklıma geldi şimdi. Filmde bile ancak bu kadar iğreti durulur. Çocuk aklıma bile garip gelirdi bu tipler. Analizini anlamak bu güne nasipmiş. Sağolun Bekir Bey.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: May 9, 2008 10:09 PM
Bazi yorumcular olaya butuncul bir bakis yerine "ben atestim" diyen veya sozlukteki atest tanimina birebir uyacak bir ifadeyi zikredenler ateist sayiyior ve bunlar uzerinden bir yargiya variyor.
Bu kritere gore ornegin Bekir Coskun, Ertugrul Ozkok hatta Islam'a, Muslumana hakaretler ile kariyer yapmis Mine Kirikkanat, Ozdemir Ince karakterleri dahi ateist degildir. Oyle ya zaman zaman "oysa dinmiz" gibi cumleler de kurmuslardir. Hatta Wrtugrul "duindaim" dahi demisti yanilmiyorsam. Onun icin "Turk ateisti" diye bir kavram tanimlamak zarureti dogmustur, Turk laiki veya laikcisi gibi. Nev-i sahsina munhasir; esi benzeri dunyada bulunmayan bir karakter. zaten bir yorumcunun bahsettigi "gercek ateist" ise burada tranimlanan tipolijiye uymuyordur yani "istisnadir".
Bir de saniyorum Fuatogl'nun yorumunda "tanidigim ateistler kool olmak icin yapmiyor" mealinde bir cumle vardi. Saniyorum bu bakis ta "buyuk resmi" ihmal ediyor. Fazla diskretize ediyor konuyu; bir karye odaklaniyor. Bir kimsenin bir pozisyonu taklidi oldugunu, moda oldugunu dusunmeden de benimsemesi mumkundur. Gittiginiz okulda, mahallenizde, okudugunuz gazetelerde TV'de, kisacasi tum cevrede "revacta kutur, kabul edilebilir kultur" enfoz ediliyor. Ve enfoze edilen sahyte; eden de sahte. O zaman sizin bilincli bir process ile "yaw bu gunun modasi ne" diyerek bu tercihi yapnmaniz gerekmez taklitci, yapay olmak icin.
Ancak ve ancak butun tercihlerin serbestce sunulabildigi, gercek bir demokratik ortam yarattiginizda bireylerin tercihlerinin bagmisiz olmasi, sahih olmasi soz konusu olur. Zaten tum mesele de budur. Degerler icin sebest piyasa yaratabilmek. Bu gun sabit kur var. Cagdisidir.
Yazan: Yorumcu Tarih: May 10, 2008 12:55 PM
Cevap Hayır;
elbette ki bir insan ateistse Tanrı inancını ve dinleri vs. saçma ve kabul edilemez bulacak doğal olarak. Yalnız özelde bir dine düşmanlık ateist pozisyona görede çelişkilidir başka kutsallar ve inançlar için herhangi bir alerji beslemezken sözkonusu bu toplumun değerleri
olduğunda birden müslümanlığı ve tezahürlerini cebren toplumdan silinmesi gerektiğini çünkü özelde İslamın toplumda görülen bütün bu bozulma ve olumsuzlukların kaynağı olduğu düşüncesinden hareketle yukarıdaki isimler tarafından savunulmuştur. Dolayısıyla kuramsal olarak İslamın bu bozulmalara ve yanlışlıklara cevaz verip vermediğine bakılmaksızın de facto durumdan haraketle bir dine karşı hasmane ve zorba tutumlar içine girilmiştir buna bağlı olarak madem İslam bu kadar zararlıdır o halde onu külliyen yasaklamak odunu elimize alıp milleti bi güzel aydınlığa çıkarmak lazımdır.Ben bu isimlerin -Nesin-Dursun- yaptığının ateizm savunusu ya da kabulunden öte bir dine karşı beslenen özel bir düşmanlık olduğunu düşünüyorum. Yoksa yukarıdaki verdiğiniz isimler böyle değil.
''kimdir bunlar bir ornek verebilirmisiniz.''
Benim etrafımdaki insanları tanıyacağınızı sanmam isim vermeme luzum yok bu yüzden.
Aslında asıl sorun düşünceleri mutlak doğru kabul edip dayatma isteğinden kaynaklanıyor. İnsanların ateist olma zorunlukları vardır başka türlü toplumdaki üçkağıtçılıklar düzenbazlıklar ortadan kaldırılamaz o zaman yapacağımız şey gayet basittir Hacı-Hocaları mütedeyyin insanları heryerde bütün hinliklerin rezilliklerin kaynağı olarak göstereceğiz onlardan dürüst anlayışlı ahlaklı adamlar çıkması ateizmin yerleşme ve taban tutma amacına çomak soktuğu için onları bigüzel şeytanlaştıracağız ve gözden düşüreceğiz ki millet aslında birtek ateistlerin ahlaklı ve dürüst olduklarını kabul edip hemen onlar gibi olsunlar.Dursun ve Nesin ve gibilerin yaptığı özetle buydu herkes böyle yapıyor demiyorum bakın benim son derece takdir ettiğim Ateistlerde var Türkiyede Ahmet İnsel, Gülay Göktürk. Dünyadan Camus, Sartre, Heidegger bu sonuncusu belki ateist sayılamaz gibi birçok isim var çeşitli yönlerini ve samimiyetlerini takdir ettiğim.
Anlaşıldığı üzere mesele kimsenin inanç ve kanaatlerinin tartışılması meselesi değil bahse mevzu anlayışı halka dayatma ve direnç karşısında sopayı ele almadır. İslamdan değil müslüman oldukları varsayılan kişilerin hatalı davranışlarından kaynaklanan yanlışlıkları ve onların dinden anladıkları hurafeleri; sanki o bireyler dinin yeryüzündeki temsilcisi ve yine onların yaptığı dinmiş gibi ele alıp aslında İslamın kesinlikle kabul etmediği birtakım pratikleri ondan kaynaklanıyormuş gibi göstermenin adıdır İslam düşmanlığı...
(Cumhuriyet kuruluşundan ilk çeyreğine kadarki dönemde insanları özelikle din cahili bırakma projsei ayrıca ele alınmalı)Bu insanlar nasıl bu kadar saçma sapan şeyleri İslam zannebildiler ayrıca konuşulmalı.
Ayrıca ben fikir planında İslam düşmanlığı yapılmasını da fikir özgürlüğü olarak ele alıyorum herşey açıkça konuşulabilmelidir. Birileri bana göre İslamı yanlış anlayıp hatta anlamayıp bir sürü inci dökebilme hakkına sahip olabilmelidirler ya da İslamı anladıklarını varsayalım durum değişmez bana göre, dilediğini söyle ki eteklerimizdekileri dökebilelim daha iyi anlayalım birbirimizi...
''islam dusmani" "ateist dusmanlari"ndan daha kotu birsey mi yada?''
Hayır değil; düşmanlık ve yok saymanın zorbalığın hetürlüsü kötü ve insanlık dışı...
Sayın Balbazar'a cevap vermekte sonraki yoruma kalsın.
Saygılar
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: May 10, 2008 3:28 PM
SAYIN YORUMCU
Söylediklerinizde hakılık payı var ama insanımıza fazla haksızlık yapmamak adına şunu da söyleyelim ki; Osmanlının güçlü döneminde Paris'te evinde seccade ve tespih bulundurmayan zengini sosyeteye almazlarmış.
Bugün bizim yaptığımızdan pek farkı yok gibi...
Aslında bu durum insanın fıtratında var galiba. Ait olmak istediği gruba göre hareket ediyor insanlar.
Kimi kızlarımız zamane batılılara özenip pearcing takıyor ve bunu bireysel özgürlüğünün simgesi olarak görüyor, kimi kızlarımız da 1.400 yıl öncenin Araplarına özenip türban takıyor ve bunu bireysel özgürlüğünün simgesi olarak görüyor.
Bunların da pek farkı yok gibi...
Birincilerinin özgürlük arayışını küçümseyip, yapay olarak görürken ikincilerininkini doğal karşılıyorsanız buyrun doğal davranın benim insanımın yapaylığıma da sivri dilinizi uzatmayın.
Yok efendim biz öncülük yapmıyoruz da taklitçilik yapıyormuşuz... Herşey taklitle başlar beyefendi bunu bilmiyor musunuz? Önce taklit edip öğreneceksiniz sonra özgün fikirlerinizi geliştireceksiniz. Sanayi devrimi yaşamamış bir toplumdan Kant gibi filozoflar ya da Fransız Devrimi gibi toplumsal hareketler çıkmıyor diye ise bu yapaylık yaftalamasının sebebi, o zaman suçu matbaayı bize çok gören dininizde aramalısınız.
Kendi gibi olmayanları aşağılayıp, yozlaşmış ilan eden ama kendini insanlığa lütuf sanan sizin gibiler yüzünden ülkem bu durumda. Siz ümmet derdinde değil ülke derdinde olsanız bugün Nişantaşı'nın caddelerinde yabancı isimli dükkanlar olmaz mahallemin berberi bile tabelasına coefoour yazmaz ve belki özgür beyinli birkaç büyük çaplı fikir ve eylem adamı çıkıp bazı toplumsal hareketlere öncülük edip hem kendimize hem dünyaya daha yararlı bir ülke olmamıza öncülük ederdi.
Çöl kıyafetlerini bireysel özgürlük olarak gören beyinden kendine ne yarar gelmiş ki ülkesine gelsin.
Şair demiş ya:
Kendisi himmete muhtaç dede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede
İnsanlara vaad ettiklerinize bakın: Kızım pearcingi çıkar türban tak. Hatta mümkünse çarşaf giy çünkü kadının hayırlısı erkeği azdırmayandır. Çünkü bütün erkekler sapık ruhludur ve bütün kadınlar hafif meşrep olmaya eğilimlidir. Çünkü insan denen akıl-izan sahibi yaratık ali bir güçten gelen emirlere uymadan, kendine ait bir bireysel ahlak geliştiremez.
Oğlum senin saçlarını kesmene gerek yok ama saçlarını omuzlarına doğru sal çünkü 1.400 yıl önce Araplar öyle yapıyordu.
-Hocam, Baş örtüsü ya da uzun saçın mevsimsel ya da kültürel koşullarla ilgisi olduğunu ve uygulanmayabileceğini duymuştum...
- Sakın sakın böyle düşünmeyin yoksa -Allah korusun- cehennemde cayır cayır yanarsınız.
- Tamam hocam diyelim ki gerçekten bu türban olayı dinen yasak ama duyduğuma göre 1.400 yıl önce -afedersiniz- büyük abdestini yaptıktan sonra kağıtla taharetlenmek de günahmış ama bu yasak şimdi uygulanmıyormuş çünkü bu yasağın sebebi o zaman kağıdın az ve değerli olmasıymış. Şu anda böyle bir sıkıntı olmadığından bu yasak kaldırılmış. Türban ya da bazı başka hükümler de bunun gibi olamaz mı yani çağa ve coğrafyaya göre verilmiş hükümler olamaz mı hem türbanın geçtiği hükümdeki seslenişin özel bir sesleniş olduğu ve aslında doğru bir yorumla o hükmün o çağ için konulmuş olduğunu söyleyenler de var.
- Sus bakiim. Bir kere sen kızsın. Kızlar öyle çok konuşmaz. Allah muhafaza biri senin sesinden tahrik felan olur sonra Es sebeb-ul kel fail (sebep olan yapmış gibidir) sırrınca sen günaha girersin. Sakın bir daha türbanı felan tartışmayın yoksa nasla sabit olan hükmü inkar ettiğiniz için dinden çıkmış olursunuz. Ayrıca o ilk örnekte de hatan var. Kim uydurdu şu anda kağıtla taharetlenmenin serbest olduğunu. Zinhar öyle bir şey yapmayın. Zinhar tuvalet kağıdı kullanmayın. Yasak yasaktır tartışması olmaz...
Artık dersin sonuna geldik. Son olarak şunu söyleyeceğim: Beyinlerinizi özgür bırakın çocuklarım. Bırakın ki bu ülkeye yararınız dokunsun.
- Peki hocam...
Yazan: Gerçek Ateist Tarih: May 11, 2008 3:28 AM
Türk Ateistlerin İslam düşmanı olmasının nesi anlaşılamıyor? Ateist her dinin -fikirsel olarak- düşmanıdır. Bu ülkede çoğunluğun mensup olduğu din islamiyet olduğu için ortaya bir müslüman düşmanı imajı çıkıyor sanırım.
Neticede doğal çevremiz müslümanlardan oluştuğundan ateizm ya da Tanrı-Dİn kavramı tartışıldığında islamiyet ister istemez tartışmanın esas noktalarından birini oluşturuyor. Eğer bir hristiyanla tartışılırsa mevzuda islamiyetin ağırlığı ister istemez azalacaktır. Ya da bir teistle tartışılırsa o zaman dinler işin içine girmeyecek ve tartışma genel Tanrı kavramı üzerinde dönecektir.
Eğer bu yapaylık iddiası, ülkemizdeki ateist olunma şekline ise evet bu ülkede ateizm=müslüman olmayanlar gibi bir eşleştirme çoğumuz için söz konusudur ama bu da eleştirilmesi gereken bir durum değildir çünkü bu ülkede çocuklar kendilerine müslümanlık empoze edilerek yetişmektedir. Müslümanlığın saçmalıklarını görüp bu dini reddenlerin başka bir dini ya da dinleri araştırıp ancak onları da istemediklerine karar verdikten sonra mı ateist olmaları gerekir yoksa? Tabii ki bu komik bir durum olurdu:) Şaka bir yana zaten bir dini inkar etmeye götüren düşüncelerin çoğu tüm dinlerde ortak olanlardır bana göre.
Bu iddia sahipleri bu işin başka ülkelerde başka bir şekilde yapıldığını sanıyorlarsa yanılıyorlar. İnançtan inançsızlığa geçen bir ateist önce kendi inandığı dini reddecektir doğal olarak. İşte bu süreçte aslında tüm dinlerin yani kökeninde din olayının saçma olduğunu anlıyorsunuz. Kimse örneğin; "abdest neden bu şekilde alınıyor ki. Bu saçma. Bu yüzden bu dini reddediyorum" diyerek dinden çıkmaz. Ya iman kavramı (tüm semavi dinlerde ortak), ya senden olmayan herkesin yanacak olması (tüm semavi dinlerde ortak) ya da buna benzer sebeplerle bir din reddedilir.
Bu durumda doğal olarak tüm dinler de reddedilmiş demektir. Ya da en azından şöyle söylemek lazım; bu ya da benzer genel sebeplere dayalı bir inkar edişi olmayanlar zaten ateist olmuyorlar. Başka bir dine geçiyorlar.
İnkar ettiğiniz dine düşmanmış gibi görünmeniz de normal çünkü çevreniz ve ülkeniz sizçe saçma olan bir dine tapınsın istemiyorsunuz ve o dinin aleyhine konuşuyorsunuz o zaman da adınız din düşmanına çıkıyor. Hele bir de Aziz Nesin gibi sivri dilliyseniz vay halinize...
Uzun süre ait olduğunuz ve gereklerini yerine getirdiğiniz bir dine düşman olmanız da normal. O dinin, artık saçma gördüğünüz gereklerini yerine getirmek için nelerde vazgeçtiğinizi, örneğin Said Nursinin artık hiç değer vermediğiniz külliyatını 10 kere okuduğunuz halde hala dünya klasiklerini okumadığınızı idrak ettiğinizde o dini suçlamaya başlıyor ve hatta düşman kesiliveriyiorsunuz.
Bir de şu var siz müslümanlar beyinsel gelişmenizi tamamladığınızda hiçbir dine inanç duymayıp tüm dinleri araştırdıktan sonra mı müslüman olmaya karar verdiniz sanki???
Yazan: UMUT Tarih: May 11, 2008 4:43 AM
Dahası rol yapılmasını istiyorlar...istemek bir yana dikte de ettirmeye kalkıyorlar.
Mesela;
"Saygı duyun"
Saygı dilentisi ile kalınsa yine iyi. Orada burada sizin için adınıza eklentiler yaparak tercümeli yorumlar yapmaktalar.
"Ateist mi? O zaman bu din düşmanıdır."
-Dinleri reddediyorum.
-Hayır, din düşmanısın.
Bazı yazarların da belirttiği üzere ateist denince akıllarına "din düşmanı" gelmekte...ve aynı akıla ilk gelen de "islam"...arkasından da bu intikal mekanizmaları çerçevesi içerisinde sizi oracıkta "islam düşmanı" yapıyorlar.
Bununla da kalsalar iyi, islam düşmanından da "müslüman düşmanını" çıkarsıyorlar ve hemen arkasından ekliyorlar;
-Ateistim.
-Hayır müslüman düşmanısın.
Sanki sokakta müslüman avına çıkmışız gibi;
"Saygı duyun"
Bu ateist=müslüman düşmanı olgusunu yarattıktan sonra yine o kendilerine has olan iintikalizasyon yordamı ile bir dinamizm oluşturup deposunu 99% ile doldurup mekanizmayı çalıştırıp başlıyorlar bağırmaya çağırmaya.
Kimbilir...belki de bunu "herşey zıddı ile kaimdir" adına yapıyorlar.
Bir de nev-i şahsına münhasır ateistler yaratmaktalar.
Bekir Coşkun, Mine Kırıkkanat, Ertuğrul Özkök vs vs.
Aynı intikalizasyon mekanizması ile bunları sadece kendisi okuyor sanıyor olmalı;
"İslama hakaret yağdırıyor"
...buyurmuşlar.
Ben de okuyorum...hepsi din goygoycuların yaptıkları şaklabanlıklara karşı duruş sergilemekteler. Mümin ve dindar birisine karşı salt bir dini inancı var diye yazdıklarını görürseniz haber verin.
Kendi intikal mekanizmaları kıtlığındandan garubet tipler yaratıp bu yarattıkları tiplemelere roller yazıyorlar.
Bu arada anlayamadığım bir başka husus var.
O da bir ateistten beklentileri.
Ne bekliyorlar acaba...dinlere övgü mü?
Bunu beklemiyorlar...beklemiyorlar ama yine de dikte ettiriyorlar...dilenti öyle başlıyor;
"Saygı duyun"
Saygı duyulası bulsam kalkar o dine inanırdım.
Gram saygım yoktur...dolayısı ile inanmıyorum.
Şimdi bu cümleyi de okuyacak ve yine diyecekler;
"Bunun müslümanlara saygısı yok."
Akıllarına gelmiyor ki saygı, saygın olmaktan gelir. Belki de kendileri de saygın bir şeyler bulamıyorlardır...
...taşıma su misali beklentileri ile oradan buradan kibarlık adına söyleterek duydukları saygı ile işleri saygın tutmaya çalışmaktalar.
Piercing, dövme için "batı taklitçisi" diyene kadar batının moda adına kullandığı bu bireysel ifade şeklinin aslında doğunun birer kabilesel sembolü olduğunu ve batının aslında doğu kültlerinden, hatta din kültlerinden alıp taklit ettiğini görecek.
Piercinge bakıp "batı taklitçisi" diyen "ateiste" bakıp "müslüman düşmanı" demesi aynı topun kumaşı misali aynı kafaların işidir.
Şu müslüman olmayan Türk de olmaz diyene sormak lazımdır...peki ne olur?
Onu olmazsam namerdim...
...yeterki bu hurafeler bitsin.
Yazan: hubbez Tarih: May 11, 2008 10:41 AM
Adina “Turk atesti” deyin “Turk laikcisi” (hos Turk kismi da gereksiz sayilir aslinda esi bebzeri nasil olsa yok), “seckinlikleri kendilerinden menkul Turk seckini” deyin, ya da daha kibar iseniz, Cumhuriyet seckini deyin, Serif Mardin gibi “teoriysen” iseniz “merkez” de diyebilirsiniz (“biz bilmezuk merkez bilir” deki merkez degil ama o da uyar). Tarif ettigim kesimi herkes tanir. Defalarca tanimladik, suni, kendine saygisi olmayan, sunacak fikriyati, felsefesi, degerleri olmadigi icin kendisini baskasina ulaklamak sureti ile statu, mevkii rant kazanan, bunlari korumak icin yapmayacagi sey olmayan bir taife.
"Ama bunlarin hepsi 'atestim' demiyor ki? Hatta kimi bayram namazina gittiigi dahi vakidir" derseniz zaten “Turk Ateist” demem de ondandir ya derim. Duruslari felsefi melsefi degildir; eger pespayelik, kisliksizlik, sufli emeller icin tum sufli yollar caizdir” mottosunu felsefe addetmezseniz.
Ve tabii “ee takildi ise ne olmus yani? Ha Hurriyet’te resmini gordukten, bilmem hangi manken de yapmis diye burununu deldirmis, dudagina cengel takmissin, orana burana dogme yatirmissin,ha 1400 yillik dinin gereklerini yerine getirmissin; ne fark eder? Ikisi de taklidi. Aslinda tum davranislar takildidir” demeyi analitik dusunce urunu, mantiki muhakeme saymiyorsaniz (bu mantikla nelerin birbirine esit olabilcegine ornek vermeyi gereksiz goruyorum, buranin okurlarinin zeka ve tahayyul kaasbilyetine saygimdan dolayi).
En iyisi yukarida muhtelif sifatlar ile tavsif ettigim kesimi bir kendilerinden ogrenelim bir de “icerden gozleyen” birinden; eski Cumhuriyet yazari DEcdet Sen’den.
Once kendilerine “beyaz Turk” te diyen kesimin ennn beyaz (burunun kahverengi olduguna bakmayin) sozculerinden birkac numune.
E. Ozkok’un bu gunku yazisindan:
*********************************
Türkiye'nin en iyi şarapları
ARTIK şu gerçeği çok iyi biliyorum.İnsan denen varlığın bir kendisi vardır.
Bir de imajı...
Aslında ikisi de kendine ait değildir.
Mehmet Şenocak karikatürümü yapıp "www.animaturk.com" adlı siteye koymuş.
Bir hindistancevizi ağacı altında yatıyorum.
Üstümde "Abercrombie" tişört. Altımda bermuda.
Karşımda çıplak bir kadın çello çalıyor.
Şezlongun yanında bir iPod.
Yanımda bir Hürriyet Gazetesi ve kitaplar.
Yerde parmak arası terlikler.
Ve tabii ki, elimde bir kadeh şarap ve bir şişe Petrus şarabı.
Ufak bir hata..
Petrus’un şişesi, Burgogne şarabı şişesine benzetilmiş.
* * *
Belli ki, yazılarımda sık sık değindiğim nesnelerden bir potpuri yapmışlar.
Evet benim imajım böyle.
Böyle olduğu için de hiç mutsuz değilim......
***************************
Bu da dunku yazisindan:
.............
Başbakan Erdoğan, "AKP ortalama Türk'ün partisidir" diyor.
Öyleyse gelin, biz de "ortalama laik Türk"e bakalım.
Ortalama laik Türk kimdir?
Laiklik Batılı bir değer olduğuna göre, Batı değerlerine saygılı bir insandır.
Hayat tarzı nasıldır?
Giyim tarzı da Batılıdır, yeme içme tarzı da......
******************************************
Bu da BEYAZ TURK’un tasfiyesi uzerine ayni Beyazturk’ten:
*************************************
Öyleyse o günden bugüne değişen ne?
Acaba köylerden ve varoşlardan gelen bir "garibanizm ihtilali mi" yaşıyoruz.
Acaba bu ihtilal "Beyaz Türklerin tasfiyesi sürecini mi başlattı?"
Acaba "Beyaz Türkler" tasfiye edilince bu ülke daha mı güzel olacak?
E.Ozkok
***************************************
Bence En guzel tanim burda:
EGE Cansen'den BATILILIK UZERINE:
“Türkiye’de ‘cumhuriyet’ ne demek?”
“1- Sokakta yürürken, lokantada yemek yerken, uçağa binerken, okula giderken, işini yaparken, aile içi ilişkileri düzenlerken, haliyle, tavrıyla ve kıyafetiyle, üstün nitelikli bir ‘Batılı’ gibi duran ve davranan,
2- Hayatta en hakiki yol gösterici , bilimdir diyen,
3- Ülkesinin birlik ve bütünlüğünü savunan,
4- İnsanların ırkını, dinini ve soyunu sorgulamayan,
5- Vatanını seven ve onu koruyan,
6- Kendine Türk denmesinden mutlu olan insan tipi yaratma projesidir.”
=========================================
Bir diger “Turk Ateistinden” FRAK DERSLERI:
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/12/11/oktay-eksi%e2%80%99den-frak-meselesi-uzerine-dersler/
************************************
Bir Nobel değil frak yazısı…
Oktay Eksi
……………………………….
Laf fraktan açılınca onun üzerinde durmak gerek. Çünkü bazı “protokol” görevlileri bile o konuda cahildir. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki protokol görevlileri merhum Turgut Özal’a ve Sayın Süleyman Demirel’e giydirdikleri fraka siyah papyon taktırmışlardır. Üstelik bu kıyafetle çekilen resim duvarlara asılmış, imzalanıp yabancı büyükelçilere verilmiştir. Siyah papyonla frak giyinmiş bir cumhurbaşkanı kim bilir kaç yerde alay konusu olmuştur.
Frakın kurallarını bildiğimiz kadarıyla özetleyelim:Frak ceketinin mendil cebine beyaz ipek bir mendil çok yakışır. Ama konan mendil göze batmamalıdır.Frakla sadece beyaz papyon kullanılır. Papyonun hazır olmaması yani giyinen tarafından bağlanması beklenir. Çünkü papyon bağlamak ayrı bir beceri işidir. Papyonunu kendisi bağlayan insan, frak giymeye alışkın biri demektir.Frakın gömleği, yakası ve beyaz yeleği kolalı olmalıdır. Gömlek göğüs ve özellikle kol düğmelerinin gümüş olması tercih nedenidir.
Frakın biri siyah diğeri beyaz iki yeleği vardır. Gündüz siyah, akşam beyaz yelek giyilir. Protokol görevlileri -yanlış bilmiyorsak orkestra üyeleri de- bu kurala tabi değildir. Protokol görevlileri gündüz beyaz, gece siyah yelek giyinirler.
Fraklı kişi kapalı yerde bulunmayacaksa silindir şapkası ve beyaz eldiveni yanında olmalıdır. Dışarıda sağ eline eldiven takması ve silindir şapkayı giyinmiyorsa o eline alması beklenir.
Frak giyinen insanın çorapları siyah ipek, ayakkabıları siyah rugan olmak gerekir. Frak altına başka ayakkabı giyilmez.
Frakı yakıştırabilmek zordur. Yakıştıranların başında Atatürk gelir. Yakıştıramayanlar listesinin başında da meşhur opera sanatçısı Pavarotti vardır.
******************************************8
Simdi öğrendiniz mi benim ezilen, aç ve susuz, cahil halkım, fraksız medenileşmenin olmayacağını? İçinizden “canım sadece frak ile de olmaz ki” diyenler varsa gönlünüz rahat olsun. Çünkü Cumhuriyet muhafızlarımız diğer sahaları da ihmal etmiş değiller. İşin bilim ve teknoloji cephesi yakında ERKE dönergecini piyasaya çıkaracaklarını çağdaş medyaya verdikleri ilanlar ile duyurmaya devam eden generallerimiz tarafından kontrol ediliyor. Eğitimde Tezic Türk yükseköğretim mucizesi’ni dışarıya ihraç etmekle meşgul. Bundan böyle onların çocukları da eğitimin esas amacı olan “Atatürk devimlerine bağlı gençler yetiştirme” yi öğrenecekler ve üniversiteler sıralaması yapan kuruluşlarda artık değerlendirmelerinde bunu baz alacaklar. Tabii ki bu listede ilk 81’inin hangi üniversiteler olacağını söylememe gerek yok. Diş politika konusunda da “GERÇEK DEVLET”, kendini devlet sanıp dış işlerimize karışan hükümete haddini bildirmekle meşgul. Yani hiçbir alan unutulmuş değil. Emin ellerdeyiz!
***********************************
Yazan: Yorumcu Tarih: May 11, 2008 11:35 AM
VE BU DA BUNLARI YAKINDAN TANIYAN BIR YAZAR’da: Necdet Sen adinda eski Cumhuriyet yazari (uzun ama tamamini okumanizi tavsiye ederim):
Beyaz Türk
Necdet Şen
Paşa dedeler, konaklar, hizmetçiler, halayıklar, dadılar, hususî Fransızca ve keman dersleri, Yalova'da yazlıklar, balolar, madalyalar, asalet ünvanları, antika mobilyalar...
Osmanlı hâk ile yeksan olup da Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, o günün aristokrat sınıfı "vapor"lara doldurulup Vahidüddin Han ile birlikte Evropa'ya sürgüne mi gönderildi sanıyorsunuz?
No monşer. Onlar ekseriyetle burada kaldılar.
Kimileri uzak görüşlüydü, iktidarın el değiştirmekte olduğunu sezmiştiler, kimileri ise sırf helecandan, romantizmden, üçer beşer Milli mücadele saflarına katıldılar.
Hatta Cumhuriyet'i de onlar kurdular. Her ne kadar ders kitapları başka türlü söylese de, Osmanlı'nın projesidir Cumhuriyet ve Batılılaşma.
Türk Memed ve Kürt Memo Çanakkale'de sıram sıram biçildi emperyalizmin mitralyözleriyle; ama paşa hazretlerinin rakı sofrasında onlar değil, Osmanlı sosyetesinden Yunus Nadi Bey'ler, Kılıç Ali Bey'ler, Celal ve İsmet Bey'ler yer aldı. Kim sallandırılacak urganın ucunda, kimler banka ve fabrika kuracak, kimler Ermeni matbaacıdan gaspedilen (pardon, müsadere edilen) beleş matbaa ile "davayı" destekleyen ceride çıkaracak, bütün bunlara Haymana ovasında değil, Ankara'da, İstanbul'da, belki Termal'de karar verildi.
Aslına bakılırsa, bizatıhî Vahidüddin Han efendi hazretlerinin kendileri koyu bir Mustafa Kemal hayranı ve Millî Mücadele muhibbi idi, ama mevkî itibariyle Kuvvacı olma şansı yoktu; resmî tarih ona hain rolü biçmişti bir kere, anca giderdi, biz de ense tıraşını görürdük.
Cumhuriyet rejiminin değerlerini Cönk bayırında şehit olan yoksul Memed değil, omuzunda mermi taşıyan Anadolu kadını da değil, amele hamal çakal kunduracı tulumbacı hiç değil, Osmanlı'dan artakalan Evropa aşığı "seçkin" azınlık belirledi.
Onlar Evropa'ya "medeniyyet" öğrensin diye yollanmış bir ırkın ahvadıydılar. Paris kafelerinde, Viyana üniversitelerinde, Berlin kışlalarında yontulup vatana geri döndüler. Ve buyurdular ki:
Batılılaşmalıyız!
Niye?
Çünkü Batı demek, "medeniyet" demektir.
Kim öğretti?
Batı.
*
Hımmm...
Peki öyle mi sahiden?
Her köyde bir piyano mu "medeniyet" dediğimiz tek dişi kalmış canavarın kıstası?
Bir beyfendi tahayyül et. 1960'lı yıllarda cebinde yeşil dolarlar, takılıyor belgeselcilerin peşine, yoksulluktan geberen Afganistan'a gidiyor ve orada şımarık paşa torunu tavrıyla "ho ho ho, koskoca ülkede bir şişe kokakola yok, çocuklar daltaşak dolanıyor" diye alay ediyor. Akabinde işçi partisi milletvekili olarak meclise giriyor. Masonluk da cabası.
Oradan hapise. Oradan Turgut'un sofrasına. Oradan plaza ermişliğine. Güney Fransa'da tatile. Ama asla halkın arasına değil.
*
Bir başka efendi hazretleri daha tahayyül et. Çöreklendiği gazete köşesinden şeytana çarığını ters giydiriyor. Örneğin, kuvvacı bir subayın sergüzeştini yazıyor cilt cilt. Merak ediyorsun "her şey var da neden Ermeni tehciri yok?" diye. Araştırınca görüyorsun ki, bizzat kendisi Ermeni asıllı ve bunu gizleme derdinde.
Neden?
Cumhur-başbakanı olacak, hesabı o. Aslını inkâr etmesi gerek bunun için. Simon dayıyı, Roz teyzeyi yok sayması gerek.
Yıllar sonra öğreniyorsun ki, "aslanım Deniz! Aslanım Mahir!" diye yazılar döktürüp, bir kuşağı Nurhak dağında, Kızıldere'de, darağaçlarında telef olmasına çanak tutan şeceresi karanlık herif, gün geliyor, MHP genel başkanına "dincilere karşı ittifak içinde olalım" diye yalakalık ediyor.
Nereden nereye? Trafik lâmbası gibi renkten renge giriyor Beyaz Türk. Değişmeyen tek özelliği, fitne ve fesat.
*
Osmanlı'yı batıran İttihat ve Terakki kafası, kılıktan kılığa girerek, kâh solcu, kâh milliyetçi, kâh liberal, kâh Kemalist, kâh yanardöner, oldum olası bir sürü olarak gördüğü kara kafalı Türk'e her dönem yenilenen dahili ve harici bedhahlar yaratıyor.
Bir avuç ittihatçı kalıntısı ve onların birkaç on bin kişiyle sınırlı bağnaz takipçisi, bir ülkenin gündemini ve istikbalini ablukaya alıyor.
Ayak'lar ve Baş'lar
Bu ülkenin bir Beyaz Türk gerçeği vardır efendiler. Beyaz Türk bu ülkenin kamburu, baş belâsıdır.
Onlar kendi halkını ve o halkın değerlerini sevmezler. Çünkü onlar, tıpkı kendi kimliğinden utanıp, adını Henry diye değiştiren ve kafasında rölöve şapka, sırtında blazerle çarliston dansı yaparak kendini sahici Batılı zannetmeye çabalayan son Çin İmparatoru Pu-Yi'ye benzerler.
Anadolu halkları yakıcı güneşin, kavurucu soğuğun, açlığın, hastalığın pençesinde kıvranırken, payitahtta çöreklenmiş olan ve kendilerine bahşedilmiş imtiyazlar sanki damarlarındaki "asil" kanın tanrı tarafından gönderilmiş ödülüymüş gibi, tüm Anadolu'ya ve onun bin yıllık değerlerine mağrur nazarlar fırlatarak, balolarda, plajlarda, kokteyllerde ve dahi sıkıyönetim mahkemelerinde narsizmlerini kabarttılar onlar.
Papağanlar gibi besteci, yazar, film, rejisör, terminoloji ezberlediler ve sandılar ki, ne kadar malumat ezberlersen o kadar bilinçlisin.
İslâmiyet'i, hatta Budizm'i, Hinduizm'i, Tasavvuf'u, Asya'yı, Afrika'yı, tüm mazlum ülkeleri ve onların halklarını ve de o halkların değerlerini yok saydılar. Emperyalistin değerlerine sımsıkı sarılarak anti-emperyalist takılmayı becerebilen görülmemiş bir insan türü oluşturdular bu iki yüzlülükleriyle.
Bu ülkenin en dogmatik, en ezberci, en dar kafalı, en tahammülsüz kesimi oldukları halde kendilerinde nedense hep demokratlık ve bilimsellik vehmettiler.
Onlara göre biz sırf ahmaklıktan tahılla beslenen ve kol kalınlığında bok sıçan bir barbarlar sürüsüydük. Sanki Viyana senin, Paris benim gezme tozma, fink atma şansımız vardı da, ilkelliğimizden Diyarbakır'da, Gümüşhane'de yaşamayı seçmiştik.
Bize "sınıf bilinci"ni öğretirken bile aşağılayarak ve "alt tabaka" olduğumuzu her fırsatta hatırlatarak yaptılar bunu.
Düzen değişecekti, ama onların ayrıcalıklı konumu değişmeyecekti. Padişah sofrasından kalkıp Mustafa Kemal sofrasına, oradan kalkıp Cemal Gürsel sofrasına, oradan kalkıp Turgut Özal sofrasına, oradan kalkıp...
Tek bir şartları vardı, kim gelirse gelsin, onlar hep orada olacaklardı.
Kimileri Çerkez bilmemne paşanın torunuydu, kimileri Arnavutluk hanedanının ipten kazıktan kurtulmuş son ferdi, kimileri padişahın taharetçibaşısının evlâtlığı. Ortak yönleri, bu toprağa ve bu halka yabancı oluşlarıydı. Besleme bir azınlıktılar. Onlar hiç yoksulluğu ve ezikliği tanımamışlardı, ipleri kuşaklarına denk yaşamışlardı hep ve daima öyle kalmalıydılar.
Gazeteler onların tekelindeydi, matbaalar, radyo istasyonları, subay gazinoları, lojmanlar, boğaz kıyıları, Moda burnu, Prens adaları, Nişantaşı, Beyoğlu, Suadiye ve tüm mutena semtleri ve meyhaneleri İstanbul'un, onların dedelerine bahşedilmişti. Biz (ve ceddimiz) ancak kapıcı, boyacı, müsdahdem olarak girebilirdik bu köşklerin, konakların, kültür saraylarının kapılarından.
Demokrasiyi bile onlar lutfetmişti bize, yüzümüz tutup isteyememiştik.
Nasıl demokrasi isteyecektik ki, kıçımızda don yokken?
Allah için, şövalye ruhluydu bazıları; lûtfettiler sosyalist oldular bizi "kurtarmak" için. Hapislerde yattılar, işkence gördü çoğu, çileler çektiler, yoksullaştılar zamanla, çok bedel ödediler. Ama yine de değişmedi huyları, açlıktan nefesleri kokarken bile bizim "avam" kendilerinin "asil" olduklarını unutmadılar.
"Aaah! Ayaklar baş oldu, başlar ayak!" dediklerini duymaya başladık sık sık. "Ayak kim, baş kim?" sormaya utandık, sanki ayak olmayı biz seçmişiz gibi.
Dostlarımız, Mozart, Haydın, Çaykovski
Türkü sevmezler onlar, opera ve bale severler.
Halkı sevmezler onlar, "halkı kurtarma" fikrini severler.
Kendileri opera ve bale sevmekle kalmaz, aşağılaya aşağılaya bize de ezberletmeye çalışırlar bu tercihlerini.
Biliyor muydunuz bir vakitler İstanbul'da şehir hatları vapurlarının Kadıköy ile Köprü arasında devasa hoparlörlerden Ravel'in Bolero'sunu çala çala gidip geldiklerini?
Bir zamanlar saz şairlerinin sazlarının jandarma marifetiyle kırıldığını biliyor muydunuz? Türkülerin yasaklandığını? Eski Taş plakların radyoevinin iç avlusunda çağdaşlık adına yakıldığını.
Efendilerimiz, çekilesi kulağımızı "çağdaş" müziğe alıştıracaklardı.
Fikrimizi soran kimdi ki? Tanrılar bizi yontmaya karar vermişlerdi bir kez.
Ve onlar inanıyorlardı ki, hepimiz çok sesli müzik dinler, vals yapar, bilek kalınlığında değil de serçe parmak kalınlığında sıçarsak, "uygar" olacağız.
Bu konuda bizim ne düşündüğümüzün hiç önemi yoktur.
Tanrımızla alay ederler (çünkü onlar "çağdaş"tır); ama biz kendimiz gibi bir fanî olan Mustafa Kemal'i değil eleştirmek, onların emrettiği şiddette benimsemez ve övmezsek, ensemizde boza pişirirler.
Dedim ya, onlar "çağdaş"tır; biz kara kafalı kalabalık.
Çocuklarının adları genellikle Devrim, Evrim, Ülkü falandır onların.
Bazı kelimeler var ki onların dillerine persenk ettikleri ve kolumuzu büke büke ezberletmeye çalıştıkları, işte o kelimeleri ne zaman işitsem Kinova gibi kafa derim kaşınıyor.
Laik, çağdaş, Cumhuriyet, irtica, aydınlanma, köy enstitüsü...
Bu kavramların kendisine değil, bunların üstünden yapılan demagojiye sinir oluyorum. Ne zaman sohbeti dönüp dolaştırıp, kendi icadı olan "irtica" evhamına getirse Beyaz Türk ve tezini kabul ettirmek için abansa, kan beynime sıçrıyor, inan olsun ki pataklayasım geliyor.
Çünkü kendi halkını zenci gibi gören, onun, yeme içme alışkanlığından, aksanına, türkülerine, örfüne, töresine, hatta yoksulluğundan mütevellit hırpaniliğine "ilkellik" damgasını vuran, Anadolu konusundaki ufku Pendik'ten öteye gidemeyen, kapıcısının oy verdiği partinin birinci parti oluşunu "irtica" diye adlandıran, kararname zoruyla mektepli kızlara şort giydirip, sonra da Batı efendi hazretlerine dönüp, "bakınız, çağdaşlaştık" diyebilen, hem emperyalistten aferin bekleyip hem de solcu-milliyetçi geçinen, inananların başörtüsünü bile "çağdaşlık" adına yasaklama hakkını kendinde bulabilen, zorba, saygısız, çiğ, tepeden inmeci ve şizofren bir insan türüdür Beyaz Türk.
"Harran'da Oksford vardı da biz mi okumadık?" diye soran İbo'yu çok daha sahici, çok daha inandırıcı buluyorum.
Kendi yabancılaşmasını topluma dipçik ya da demagoji zoruyla benimsetmeye çalışan ve bunu "gelişme" diye adlandıran bu yoz oligarşik katmana ve onun dayattığı kalıplara baş kaldırıyorum.
Gel Ciguli, benim güzel kardeşim, gel Müslüm, gel Kibariye, gel ağzıyla kuş tutsa kendini Beyaz Türk'e beğendiremeyen rahmetli Ahmet Kaya, gelin hepiniz, kara kafalı sefil halkın bağrına bastığı ayak takımı taifesi... Sizin kargacık burgacık türkülerinizde, eğitimsiz, detone sesinizde, rasgele notalarınızda kendi yalın hakikatimi buluyorum.
Yoksulluktan okuyamamış türkücüye "Mozart konser verse gider misin?" diye tuzaklı sorular soran kara yürekli despotlara ezdirmem sizi.
Tamam, evimde hiç birinizin kaseti yok, ben Jethro Tull ve Deep Purple dinlemeyi yeğliyorum; ama bu köklerimden kopmuşluğumu sizin sahiciliğinizden üstün saymıyorum hiç değilse. Haddimi biliyorum.
Aslına bakarsanız, ben de bir Beyaz Türk'üm. Ve umarım doğru yolu bulurum.
Belki de bulamam. Böyle parçalanmış kalırım. Ama yine de o despotlara ezdirmem sizi.
O despotlar ki, dedelerine bahşedilmiş imtiyazları kendi erdemleri sanırlar.
Ve o despotlar ki, her daim muktedir kalabilmek adına kardeşi kardeşe kırdırırlar.
Bir avuç şımarık, saygısız, kendini beğenmiş zıpırdan ibarettirler, kaç yaşına gelirlerse gelsinler, hep öyle kalırlar, koskoca toplumu kendilerine benzetmeye çalışır, bunu da devrimcilik sanırlar.
Beyaz Türk denir bunlara; hiç bir halta yaramazlar patırtı çıkarmaktan başka.
7 Şubat 2002
http://entellektuel99.myfreebb.com/viewtopic.php?t=609
Yazan: Yorumcu Tarih: May 11, 2008 11:36 AM
Şunları okudukça hem Nihat Genç'e hem de onun lafını yansıtan Aysun Kayacı nın ne denli yerinde laf ettiğini anlıyorum. Dönem hakikaten ayak takımının dönemi...çünkü bunlar zengin oldular.
Elli senedir uygulanan iğrenç siyasi oyunların kuluçka dönemi bitti...meydana çıktılar, palazlandılar ve söz sahibi oldular.
"Devletin malı deniz, yemeyen keriz" diyerek talandan başka bir şey yapmayan son elli seneye damgasını vuran ahlaksızların ektikleri meyvası bunlar.
Birer nefer olacaklarına dair vaadlerde bulunup kendilerini devlet böyyüğü olarak görerek senelrce avanta peşinde koşmuşların eseridir bunlar.
Gelir dağılımındaki eşitsizliklerden, beceriksiz politikalara, hırsızlıktan, kıyakçılığa, avantacılıktan umursamazlığa.
Sonuçları bunlar işte.
Gecekondu ve varoş taifesi aflar, avantalar, kıyaklar sayesinde elde ettikleri ile at oynatmaktalar.
Çalışmadan, didinmeden, öğrenmeden, anlamadan, bilmeden, tecrübe etmeden söz sahibi oldular.
Mazlumu oynayarak bir yere geldiler. En iyi bildikleri şey budur ve bunların bu hallerini en iyi kamufle eden, sığınabilecekleri yeğane ideoloji de dogmadır.
Bunlar medeniyeten, çağdaşlıktan, bilimden şu yukarıdaki yazılarda yazanları anlamaktalar.
Bunları okudukça hakaret ettiğimi düşünen salaklar bile olacaktır.
Hayır...hakaret etmiyorum gerçeklerden bahsediyorum. Ayak takımı hem artmakta hem de avantalanmaktadır.
Bununla kalmamaka sürekli birilerine etiket takmaktalar.
Tam bir lümpen hegamonyası yaşanmakta.
Sınıf bilinci olmayan ama işi gücü sınıflandırmak olan bir zümre atıyor, tutuyor.
Hayır yerine adam gibi bir şeyler yazsalar anlayacağım. Batı ile ilgili her bir unsur kötülenerek yerine ne idüğü belirsiz arap-kırsal-hurafe-ataerkil-feodal ve lümpenlik karışımı raconsal bir şeyler gevelenmekte.
Beyaz Türk, Laikçi, Despot, Elit...gibi kelimeleri alıyor ve birilerini görebildiği kadarı ile tanımlayıp keyfine göre sıfatlandırıyorlar.
Kimsenin kendine baktığı yok...baksa bile ne olduğunu da anladığı yok.
Yazmış işte; Ben de "Beyaz Türk" e benziyorum ama ne halt edeceğimi bilemiyorum demiş.
"Lümpen" dese ya...kaldır ayağını diyeceğim.
Yanlarından otoyol geçinceye kadar beş hane aynı kenefe sıçanların dönemi bu...
...kendi hükümetleriyle gemi azıya almış söylüyorlar da söylüyorlar.
Lümpen proleteryanın zaferidir bunlar...
...bu rezilliği kamufle etmek anca çok daha rezil bir sitemle mümkündür...
...dogma ihtişamı.
Tıplı Arap krallarının o tükürülesi hallerini ihtişamları ile kamufle etmeleri gibi.
Yazan: hubbez Tarih: May 11, 2008 2:53 PM
fuatogl alıntı:Kucuk cocuklari ufaktan belirli bir gorus ve inanc dogrultusunda sartlandirip ona gore yetistirmezsen ,okullarda belli bir gorusu vermeyip objektif bilgiler verirsen ateist sayisi birden yukseliverir, hic oyle moda filan olmasina gerek yok, ozel birtakim ozelliklerin olmasina gerek yok. Ama ayni seyi dinler icin soylemek biraz zor acikcasi. ateist olmak genelde hicbir ise yaramaz toplum icersinde, ama dinler icin bunu soylemek zor. Yani onu bunu coollukla gormezden gelecegimize, once kendimize bakalim.
Yok canım ne öğretiyorlar çocuklara okullarda, mesela ben evrim dersleride dahil bir çok ders aldım ve bu dersler tamda materyalist bir bakış açısı ile verildi Ateist olmayı gerektirecek bir durum göremiyorum asıl okullarda herşeyi objektif olarak verdiğiniz zaman öğrenciler canlılığın sanki bir amaç için tasarlanmış olduğunu düşünecek birde ateistlere hazımsızlığın olduğunu söylemişssin böyle bir durumda yok kimse ateistleri takmıyor bile, ya niye hazımsız olsunlarki bu saçma ,adamın inancı neye inanırsa inanır son olarak kendinizi avutmak için bize karşı hazımsızlar falan filan gibi argümalar kullanmayın nafile çabalar bunlar
Bu arada yakında bloğumda İnançmı-çıkarımmı ? başlıklı bir yazı yayınlayacağım sanada tavsiye ederim
Yazan: muratS Tarih: May 11, 2008 11:05 PM
Öyle olur zaten... Memlekette işlerin nasıl döndüğünü biliyoruz Murat bey, birbirimize masal anlatmayalım. Ateistlere olan tahammülsüzlük dilimize bile yansımış, hatta tahammülsüzlükten insan bile yakılmış. Taksınlar istemiyoruz. Ve dediğiniz gibi madem takmıyorlar neden habire ateist görüşleri olan siteleri tek tek gerekçe göstermeden kapatıp sansürlüyorlar? Neden devletin bir bakanlığı ateizm hakkında deli saçması yayınlar yapıyor devletin parasıyla? Takmıyorlarmış, hemde öyle bir takıyorlar ki...
Tavsiyeniz için teşekkürler. Blogunuza baktım, aynı bildik 100 yıllık yaratılışcı ve günümüz bilimiyle sözde dalga geçen bildik yazılar var. Yorum hakkı da yok sanırım, devamı için ilgimi çekmez o yüzden. Yorumumu peşinen buradan ekliyeyim:
Somut veriye dayanmayan, şartlandırılmış bir pre-inançla "obscure" edilmiş bir doğa algısı çerçevesinde var olduğu sanılan çıkarımlardan başka birşey değil. Bu şartlandırılmış inanç durumunun olmadığı insanların 90% küsurunun sizin sözde çıkarımlarınızı çıkarmaması görüşümü somut ve ölçülebilir olarak destekliyor. Yorumumu blogunuza copy-paste edebilirsiniz, eti sizin kemiği benim.
Yazan: fuatogl Tarih: May 12, 2008 4:01 PM
Sayın YORUMCU fraktan bahsetmiş. Frak nasıl giyilir, hangi çrapla giyilir v.s. gibi gereksiz olduğuna inandığı biligler vermiş. Vermiş ki anlayalım önemli olan şekil değil özdür.
Bildiğiniz gibi ortalama bir vatandaş ömrü boyunca hiç frak giymez. Hatta bırakın giymemeyi frak görse tanımayabilir de... Bunun için de kimse onu ne ayıplar ne de aşağılar.
Aslında bunu söyleyen kişi kendisinin -muhtemelen- hergün 5 defa yaptığı şeyin yani namaz kılmanın seranomisini anlatsaydı birazda...
Hem bu öyle bir seranomiki frak giymemeye ya da yanlış giymeye hiç benzemez çünkü çok ağır sonuçları vardır.
Namaz kılmanın anadan babadan gördüğünüz gibi elleri bağla iki sure oku sonra eğil kalk olduğunu sanıp da sakın ola yanılmayın.
Derinlere indikçe, hakkını vererek namaz kılmanın aslında beyin ameliyatı yapmak gibi olduğunu görürsünüz. Hatta öyle ki "keşke bunları bilmeseydim" diyesiniz gelir. Bu sadece namaz için değil dinin birçok unsuru için geçerlidir. Şekilcilik o denli abartılmıştır ki ibadeti huşu içinde yapabilmek mümkün değildir. Satranç oyunu gibi hep bir sonraki hamleyi hesaplamanız gerekir yoksa ibadetiniz geçerli olmaz.
Namazdan başlamıştık madem öyle devam edelim. Şimdi Öncelikle Allah-u Ekber deyip namaza başlamak çok basit sanmayın. Başparmakla kulak memesine değecek (erkekler için)ama aynı zamanda parmaklar da açık ve karşıya bakar vaziyette olacak. (Daha önceki niyet etme kısmı çok ayrıntılı olduğundan geçiyorum)Öyle yumuk parmaklarla demek olmaz...
Sonraki aşama olan kıyamda ellerin bağlanması mevzusu en çok hata yapılan yerlerden biridir. Eller öyle basitçe biribiri üstüne gelmekle iş bitmez. Erkeklerde sol el altta parmakla kapalı olarak durmalı bu sırada sağ elin serçe parmağı ile başparmağı sol el bileğini kavramalıdır. Kalan üç parmakise biribirine değmeden ama mümkün mertebe paralel olarak uzanmalıdır. Kadında ise sağ el, parmakları bitişik olarak göğüs hizasındaki sol elin üstüne konacaktır.
Geldik önemli bir nokta olan kıraate. yani dua okunma safhasına. O sırada ilk rekati kılıyorsanız subhaneke ile başlanacak ama “ve celle senauk” kısmı söylenmeyecektir. O kısım sadece cenaze namazından söylenir. Ardından Fatiha okunmalı ve sonra da bir başka sure ile devam edilmelidir. Burada önemli olan ve Türkiyedeki hemen hemen tüm namazları sakatlayan konuya; surelerden herhangi birinin herhangi bir kelimesinde (cümle değil kelime) kelimenin anlamını bozmadan telaffuz hatası yapmak mekruhtur. Üç mekruh ise namazı bozar. Yani üç kelimeyi yanlış telaffuz ettiğinde namazınız geçersiz sayılacaktır. Eğer yanlış telaffuz ettiğiniz kelimenin, o yanlış telaffuz yüzünden anlamı değiştiyse 2. yi ya da 3 yü beklemeye gerek kalmadan namazınız gene bozulmuş olur. Hadi diyelimki arap asıllısınız ya da inanılmaz bir telaffuz yeteneğiniz var ve hiç hata yapmadınız ya da en fazla iki kelimeyi yanlış telaffuz etiniz ama arapça kelime hazneniz o kadar geniş ki yanlış telaffuz ettiğiniz kelimelerin başka anlamlara gelmediğinden eminsiniz. Sureleri okumanın bir de şekli vardır uyulması gereken: Sureleri okurken fısıldayarak okumalısınız. Yani çoğunun yaptığı gibi içinden okumak evla değildir. Fısıldamaktan kasıt şudur; yanınızdaki sure okuduğunuzu anlamalı ama ne okuduğunuzu anlamamalıdır. Eğer bunların hepsini kazasız belasız gerçekleştirdiyseniz kıraat bitti rükuya geldik. Rükuda mümkün olduğunca 90 derecelik açıyla eğilmelisiniz, öyle yarım yamalak eğilmekle olmaz. Gözleriniz ise ayaklarınıza değil her zaman bakması gereken yere yani secde ederken başınızın denk geleceği tahmini yere bakmaldır. Ayak demişken namazda ayaklarınızın nasıl duracağını biiyor musunuz? “Ne yani canım onun da mı kuralı var” demeyin çünkü var. Erkeklerin ayakları omuz hizasında ve hafifçe dışa açık olarak durmalıdır. Kadınlarda ise mümkün olduğunca bitişik olmalıdır. Ayaklarla ilgili de namazların çoğunu sakatlayan bir husus vardır. Bir çok kişi nazam kılarken ayaklarını hareket ettirir. Aman bunu yapmayın çünkü namazda ayakların yönünü çevirmek mekruhtur. Unutmayın üç mekruh namazı sakatlar. Bir mekruh sure okurken, bir mekruh da ayaklardan gitse geriye kaldı bir mekruh işleme hakkınız. Konu dallanıp budaklandı ama Rükuda kalmıştık di mi? Rükuda iken Elleriniz diz kapaklarını kavramalı ve kollarınız dışa dönük olmalıdır. Kadınlarda ise kollar dışa dönük olmamalıdır. Aklıma gelmişken, -karı koca dahi olsalar- erkeklerle kadınların bir arada namaz kılmasının tercih edilmediğini ama gene de bir arada kılmaları gerekiyorsa kadınların erkeklerle aynı hizada ya da onlardan daha önde namaz kılmalarının yasak olduğunu biliyor olsanız gerek. Bu yasağın sebebi; namaz kılarken erkeğin gözünün kadının vücuduna ilişeceği ve bu sebeple aklına ibadetten başka şeyler geleceği için namazının sakatlanacağı düşüncesidir. Erkeği potansiyel cinsi sapık sayan kurallardan biri daha… Yahu adamcağız bu prosedürleri nasıl kazasız belasız bitireceğini düşünürken aklına kadın felan gelmez ki…
Sıkılıyorum artık o yüzden uzatmayacağım: Rükudan kalktınız diyelim. Kalktınız ama nasıl kalktınız? Gene bir çoğunun yaptığı gibi yalancıktan bir kafayı kaldırıp scdeye gitmek yok. Vücut tam olarak dik pozisyona gelecek ve kollarınız tam olarak serbest kalacak kadar dikileceksiniz. O sırada “Allah-u Ekber” i derken dikiliyor olacaksınız yani o ifadeyi söylemeye başlamadan dikilmiş olacak ve ancak onu bitirdikten sonra eğilmeye başlayacaksınız. Sonra secde… Unutmadan secdeye inerken mümkünse eklemlerinizden ses çıkmasın. Bu hoş karşılanmaz. Aynı parmak eklemlerini hareket ettirip ses çıkarmak gibi… Ciddiye almadığım bazı islamcılar eklemlerden çıkan bu sesi ve özellikle parmak eklemlerini oynatarak ses çıkartmayı “Şeytanı tespih etmek” olarak adlandırır. Dediğim gibi eklemlerinizden ses çıkarmamaya çalışın. Ses çıkarmamak için secdeye inerken mümkün olduğunca dizlerinizi yavaşça bükmelisiniz. Öyle yapınca ses çıkma ihtimali azalır. Ayrıca gene çok yapılan bir hata; secdeye inerken pantolonun diz bölümü sıkışıp rahatsız etmesin diye bir çok insan çabuk bir el hareketiyle pantolonu yukarıya doğru çeker ki bu bir hatadır. Bunu yapmak pantolonun diz yapmasını engelleme endişesi yani dünyevi bir endişe olarak görünür ki bu da namazın uhreviyetini zedeler. Secde yaparken erkeklerde eller gene omuz hizasında olmalı, parmaklar ise açık ve birbirine paralel olmalıdır. Kadınlarda eller başa bitişik ve parmaklar da gene bitişik olmalıdır. Unutmayın burun değil, alın yere değmelidir. Gene aklıma bir şey geldi; namazın hiçbir safhasında gözünüzü kapatmayın. Ayrıca okuduğunuz surelerin anlamını değil ahengini düşünmelisiniz.
Sabredin ilk rekatı bitiriyoruz
Şunu da ekleyelim; secdeden kalkarken ellerinizle yerden destek alıp kalkmak da tercih edilmez. Son olarak eğer bu ikinci rekat ise o zaman selam vermeniz gerekir. Selam verirken de kafanızı önce sağa
Ve sonra sola 90 derece çevirip selam vermelisiniz.
Nasılmış namaz kılmak zor mu kolay mı? Aslında daha da ayrıntıya girilebilir. Yukarıdaki anlatımın bazı yerlerinde kadın erkek ayrımına değinmemiş de olabilirim ama bu kadarı bile şekilciliği anlamak için kafi sanırım.
Sizce bir dinde bu kadar biçimcilik normal mi? Bu şekilde bir ibadetten nasıl bir manevi haz bekliyorsunuz? İşin asıl acı tarafı bu kuralların hemen hiçbirini ne peygamber belirlemiştir ne de Kuranda yer almaktadır. İslamı bir şekil ve kural yığını haline getirilmesini önemsemezsiniz ama çoğumuzu hiç ilgilendirmeyen frak konusunda uygulanan biçimciliği eleştirirsiniz.
Yazan: UMUT Tarih: May 14, 2008 12:48 AM
"Nasılmış namaz kılmak zor mu kolay mı?"
Sayın UMUT,
Araba kullanmanın ritüellerinden de bahseder misiniz? İlk araba kullanmayı öğrenirken yaşadığınız sıkıntıları unuttunuz mu yoksa? Ama öğrendikten sonra ve biraz pratikten sonra iş nasıl otomatiğe bağlanıyor. Artık ilk başta düşündüğünüz hiç bir ayrıntıyı gerçekte düşünmediğinizi farkediyorsunuz. Benim için araba kullanmak bir zevktir, halbuki ilk başta tam bir işkence, stres ve panik kaynağı idi. Araba kullanırken öğrendiğiniz/yaptığınız size ritüel gibi gelen her hareket önemlidir: hayat kurtarır ya da arabanın çalışması için gereklidir:)
Ateist olmak için biraz saçmalamak gerekir. Yoksa ateist olmak mümkün değildir. Şekilde görüldüğü üzere:) O kadar çok saçmalıyorlar ki ancak bir kısmına cevap yazabiliyoruz:)
Yazan: Uluğ Tarih: May 14, 2008 8:44 AM
fuatogl alıntı://Taksınlar istemiyoruz. Ve dediğiniz gibi madem takmıyorlar neden habire ateist görüşleri olan siteleri tek tek gerekçe göstermeden kapatıp sansürlüyorlar?
bilmiyorum fuat bey ama zannedersem ateizm.org harun yahya ya hakaret dolayısı ile kapatılmıştı
alıntı://aynı bildik 100 yıllık yaratılışcı ve günümüz bilimiyle sözde dalga geçen bildik yazılar var.
hangi yazı örnek rica edebilirmiyim... gerçekten çok merak ettim bu sözde yazıyı öyle laf atıp gitmek yok bunu göstermenizi istiyorum
alıntı://Yorum hakkı da yok sanırım
haklsınız yorumlar kapalı bunun nedeni çok vaktimin olmayışı, sizde bilirsinizki bir dönem sonra yorumdan ziyade soru-cevaba dönüyor durum ben hem okuyorum hem çalışıyorum geri kalan boş zamanımdada genelde futbol ve gezi yönlü planlar yapıyorum şu andada tatildeyim zaten
alıntı:// bir pre-inançla "obscure
lütfen cümlelerinizi türkçe kurun pre yerine ön diyebilirsiniz mesela
alıntı://Somut veriye dayanmayan, şartlandırılmış bir pre-inançla "obscure" edilmiş bir doğa algısı çerçevesinde var olduğu sanılan çıkarımlardan başka birşey değil. Bu şartlandırılmış inanç durumunun olmadığı insanların 90% küsurunun sizin sözde çıkarımlarınızı çıkarmaması görüşümü somut ve ölçülebilir olarak destekliyor.
şartlandırılmış bir inanç sahibi olduğumu nereden çıkardın benim bir ön inançla bunları kabul ettiğimide nereden çıkardın ? sitemde bunlarla alakalı bir yazı yok yani nasıl inandığımı veya nasıl çıkarım yaptığımı açıkladığım bir yazı yok ben genelde sitemde eleştiri yazıları yazmaya çalışıyorum http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/04/cehalet-buram-buram-cehalet.html
benim şartlanmış olduğumu nasıl düşündün paylaşırmısın lütfen
alıntı://Yorumumu blogunuza copy-paste edebilirsiniz, eti sizin kemiği benim
bu esprimiydi bunu anlamadım yoksa yaptığım alıntılar için eleştirimi ? bu arada yaptığım alıntıların tamamının kaynağını veriyorum ben
Yazan: muratS Tarih: May 14, 2008 2:20 PM
Mustafa Bey, zannederim İsmet Özel'in türklük vurgusunu yanlış anlamışsınız. İsmet Özel gibi birinin, türklüğü bir "ırk"a mensubiyet olarak kabul ettiğimiz takdirde, herkesin istediği inanca/inançsızlığa sahip olabileceğinin mantıkî zorunluluğun farkında olmadığını söylemek mümkün değil. Durum böyle olmadığına göre, zannederim Özel'in zumunca türklük İslâmlığı zorunlu olarak gerektiren bir şey. Öyle müslüman bir türk olmadığınızı söylemekle adeta, türklük kavramını bozuyorsunuz ona göre. Türklükle müslümanlığın bu kavramsal özdeşliği de muhakkak tarihin ortaya koyduğu birşey.
Yazan: veysel kaya Tarih: May 14, 2008 8:27 PM
Sayın ULUĞ cevap vermiş olmak için cevap vermişsiniz.
10 yıldır yoğun şekilde otomobil kullanan tecrübeli bir sürücü olarak namaz ritüelinin daha karmaşık olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hele ki otomatik vitesli araçlar çıktığından beri daha da kolaylaştı. Namazın otomatik vitesli olanı çıkmayacaksa teziniz çürüyecektir:)
Tabii ki bu süreç bir süre sonra otomatiğe bağlanır ancak sürecin otomatiğe bağlanmış olması örneğin arapça telaffuzunuzu geliştirmeyecektir. Emin olun sadece bu bile Arap olmayanların kıldığı namazların 3/4 ünü sakat hale getirecektir. Anlamıyor musunuz; bu dini tasarlayanlar dahi bu dine Araplar dışında pek katılım olacağını öngörmemişler. Yoksa bu kuralı koymazlardı.
Mevzu namaza doğru kaysın istemiyorum ancak frak giymenin ritüelini bilmeyen halkımıza frak üzerinden gariban edebiyatı yapmaya kalkılmasın. Halkın itici bulacağı bilinen bu tür batı tarzı kıyafet vs kullanılıp zaten maalesef oluşmuş olan onlar biz ayrımcılığı iyice körüklenmeye çalışılmasın çünkü aynı halka din adına yüzyıllardır yalan üstüne yalan söyleniyor.
Kimse frakı sevimli göstermeye çalışmıyor. Frak neyse o. Ama dini yüzyıllardır olduğundan çok daha sevimli göstermeye utansınlar bari. Dinde kadının örtünmesinden bahsederken peygamber devrinde cariyelerin göğüsleri açık gezdiğinden de bahsedin. "Halk bu durumu algılayamaz o yüzden anlatamayız" demişti bir Vakit yazarı. Bunu söylemekten hiç mi utanmadı acaba? Bu sadece bir örnek.
Madem "Allah nurunu tamamlayacaktır" diyorsunuz, madem dininize o kadar güveniyorsunuz,o zaman dinin ne olduğunu insanlara tüm açıklığıyla anlatın ki müslüman olup olmamaya herkes özgür iradesiyle karar versin. Madem dininize o kadar güveniyorsunuz, misyonerliğin yasaklanmasına karşı çıkın. Siz de anlatın onlar da. Müslüman olup olmamaya herkes özgür iradesiyle karar versin.
Madem dininize o kadar güveniyorsunuz, Turan Dursunlar öldürüldüğünde gerçekten üzülün.
Yazan: UMUT Tarih: May 14, 2008 10:48 PM
MURATS demiş ki
"alıntı:// bir pre-inançla "obscure
lütfen cümlelerinizi türkçe kurun pre yerine ön diyebilirsiniz mesela"
Türkçe ile ilgili eleştiri yapmak için yazım kurallarına biraz olsun kendinizin "de" dikkat etmesi gerektiğini düşünmelisiniz. Siz doğru yazdığınızı "mı" düşünüyorsunuz yoksa? Bu alıntıdaki türkçe kelimesini "T"ürkçe şeklinde yazarak başlayabilirsiniz mesela. Üstelik blog sahibiymişsiniz. Bu dil bilgisiyle bir "de" yazı "mı " yazıyorsunuz? İlginç...
Yazan: YORUM Tarih: May 14, 2008 11:23 PM
Murat bey,
Simdi bana sitenizi tarattirip inci dokturtmeyin buralarda, reklaminizi yapmaya niyetim yok. Ayrica hem yoruma kapatik, "hani nerede goster" demek nasil birsey? Sitenizi yoruma acin madem oyle yapin bu daveti!
Genel yaratilisci safsata ile kayniyor siteniz, ugrastirmayin simdi beni, yeterince vakit ayiriyorum zaten. yazilarinizi biraz nette sinayinca Harun Yahyadan bilmem nerelere kadar gidiyor iliskililik.
Sizlerden ilham alip yazdigim ufak bir uygulamam var; sitedeki metinlerden "cluster"(bilmiyorum turkcesini) halinde iliskili seyleri pek guzel veriyor. Sayenizde italyan/fransiz yaratiliscilarini da ekliyorum veritabanima. Icerik "kalitesi" icin birebir, vakit bulup ince ayarlari yaptigimda acik kaynak dunyasina hediye edecegim (CrapSniffer, JunkMiner gibi birsey dusunuyorum isim olarak), sizlerde sitelerinizi test edersiniz ne kadar zirvalik varsa yapilan baglanti ve dallanmalari gorebilirsiniz.
Turkceyi cok gec yaslarda ogrendim. Yazi turkcem iyi degil, bloglarda epeyce gelistirmeme ragmen. Ve burada makale yazmiyorum, hizli hizli yazarken arada ingilizce sokusturmak zorunda kaliyorum. Yine de ozur dilerim.
"cikarim mi" filan mi diye bir yaziniz olacakti ya, ben onun icin cevap vermeye calisdim. Demek istedim ki, cikarim mikarim hikaye, palavra sikmayalim birbirimize dedim. Cikarim olsa, boyle bloglarda degil kendini cesaretli bir sekilde savunabilecek platformlarda yer edinirdi, faydali arastirmalara konu olurdu. Inancini "belirli sekilde" yuruten bir takim insanlar, bilime gicik, sirf soylemi ve soyledikleri kendilerine uymuyor ve cok karli ticari faliyetlerine uymuyor diye. Turlu turlu sacmalikla kendi goruslerini muhakeme degil, bilimi ve bilimcileri karalamakla, yazilan cizilenleri carpitmakla, seyleri oldugunda COK FARKLI gostermekle insanlari yaniltmayi seciyorlar. Sonrada bu yaptiklarinin adi "cikarim" oluyor. Nedense bu cikarimi yapanlar hep ayni tayfadan insanlar. Ya evangelist amerikali, ya harun yahyaci musluman yada hem haruncu hemde amerikan asiri kanat sag -yahudi - hristiyan - bilinmez garip iliskilerin lobicileri Discoverici/Akilli tasarimci vb. Bunlar durduk yere, carpik bilim algilariyla birden cikarim yapiveriyorlar, tesadufen de hepsi inanclarini ayni bagnaz mantik ve zihniyetle yuruten insanlar. Hepsi tesaduf bunlarin! Bu islerin ne oldugu nasil isledigi gayet net ortada. Bu ve baska sitelerde defalarca ayni seyleri degisik degisik orneklerle yazdik cizdik, dilimiz dondugunce anlatmaya calisdik. Tekrar 0 dan alacak degilim.
Dedigim gibi, sitenizdeki yoruma kapali 1-2 yaziya goz attim, bildik zirvalar, bazilari da kendi orjinal yazilariniz degil. Blog ayri, kaynak site ayri. Ben nerelerde kaliteli bilgiye ulasacagimi iyi biliyorum,... tavsiyeniz icin yinede tesekkurler.
Yazan: fuatogl Tarih: May 15, 2008 12:47 PM
bu blogtaki ateist-teist tartışmalarına bayılıyorum tek kelimeyle..başka bir yerde örneği yok..kimse kimseyi takmıyor.şimdiye kadar din değiştiren olduğunu da sanmıyorum..takip etmek eğlenceli oluyor..yorumcularında emeğine sağlık..
özellikle fizikle uğraşan bilim adamları klasik teistik Tanrı inancından sıyrılıp yaratıcıyı daha farklı tanımlıyorlar..iş buraya doğru gidiyor..ateist olmak her bilim insanını tatmin etmiyor..
SN.fuatogl,bilimciler için ateizm mutlak hakikat olmalı gözüyle baksada durum öyle değil..dinle
ilgili ritüeller,emirler,yasaklar tarihsel görülse dahi yaratıcı fikri kolayca bir kenara itilemiyor..sadece yeni yüzyılda inancın mahiyeti değişiyor,belki dinlerde evrimsel süreçte modernize oluyor,Tanrıya bakış açımız değişiyor ama inanmak evrensel bir değer olarak önemini koruyor...
bunları bana düşündüren okuduğum bir yazı..paylaşmak isterim..
http://www.okyanusum.com/profdurr.html
saygılar
Yazan: deniz Tarih: May 15, 2008 5:17 PM
Sayın UMUT,
"Sayın ULUĞ cevap vermiş olmak için cevap vermişsiniz."
Özü anlamayınca öyle olur hep:) Ben sizden tek bir cümle alıntı yaptım ve ona kısa bir cevap verdim.
"10 yıldır yoğun şekilde otomobil kullanan tecrübeli bir sürücü olarak namaz ritüelinin daha karmaşık olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hele ki otomatik vitesli araçlar çıktığından beri daha da kolaylaştı. Namazın otomatik vitesli olanı çıkmayacaksa teziniz çürüyecektir:)"
Tabi ki özü anlamayınca çürütmek çok kolay oluyor:) Değil mi?
Öncelikle ben namaz kılmanın göstermeye çalıştığınız gibi zor bir işlem olmadığını anlatmak istedim. İlk öğrenme anında bir şeylerin insana zor gelmesi normaldir. Öğrendikten sonra peynir ekmek yeme kolaylığında yaparsınız demek istedim. Anlamak bu kadar zor mu geldi? Hatta ilerde teknoloji o kadar ilerleyecekmiş ki, besinleri sindirilmiş olarak vücuda alma şansımız olacakmış!? Yani yemek yemek bile daha kolay olacakmış!? Acaba bu da benim tezimi çürütür mü acaba? Siz bu işlerden bayağı anlıyorsunuz:)
Hatta namaz kılmak o kadar kolay ki benim okuma yazma bilmeyen babaannem bile yapabiliyor:) Ayrıca gördüğüm kadarıyla oldukça şekilci takılmış, işin özünü ve ruhunu hep ıskalamışsınız.
"Tabii ki bu süreç bir süre sonra otomatiğe bağlanır ancak sürecin otomatiğe bağlanmış olması örneğin arapça telaffuzunuzu geliştirmeyecektir."
Sureleri anlamı değişmeyecek şekilde(kelimeleri doğru söyleyerek) okumakla telaffuzun alakası nedir? Eğer telaffuzla anlamı değişen süre varsa o süreyi okumadan kılarız. Sizin din algınızı çok dayatmacı ve şekilci gördüm. Mezheplerin varlığı bile mi bu duruşunuzda bir problem olduğunu hissettirmedi size? İlla istediğim sureyi doğru şekilde okumak istiyorum derseniz, Kur’an okumanın ve öğrenmenin faziletlerini anlatan dini beyanlara havale edeyim sizi.
"Anlamıyor musunuz; bu dini tasarlayanlar dahi bu dine Araplar dışında pek katılım olacağını öngörmemişler. Yoksa bu kuralı koymazlardı."
Kur'an okumanın ve öğrenmenin faziletlerini anlatan dini beyanlara havale edeyim sizi.
İslam'ın en önemli özelliklerinden birisinin evrensellik olduğunu bilmiyor olamazsınız. Bizzat Peygamberin kendisinin Arap olmayan milletleri İslam'a davet ettiğini bilmiyor olamazsınız. İslam'ın çok kısa bir sürede çok geniş bir alana yayılması da ortada ciddi bir tasarım ve öngörü hatası olduğunu gösteriyor!? ... Bir çöl bedevisinin(!) müthiş vizyonu ve özgüveni!?...Yazık!
Yazan: Uluğ Tarih: May 15, 2008 8:21 PM
Sayın ULUĞ sanırım özü ıskalayan ben değilim sizsiniz.
Benim ilk yazıdaki amacım frak seranomisini eleştirisini çürütme amaçlıydı sadece. O yüzdendir ki ikinci yazımda "evet bir süre sonra namazı bu şekilde kılmak otomatiğe bağlanacaktır" dedim. Ancak verdiğiniz yanlış örneklerle bana cevap yazma ihtiyacı hissettiriyorsunuz.
"Hatta namaz kılmak o kadar kolay ki benim okuma yazma bilmeyen babaannem bile yapabiliyor:)" İddia ediyorum babaannenizin namaz kılışını tetkik edebilsek hemen her namazının sakat olduğunu size ispatlayabilirim.
"Sureleri anlamı değişmeyecek şekilde(kelimeleri doğru söyleyerek) okumakla telaffuzun alakası nedir? Eğer telaffuzla anlamı değişen süre varsa o süreyi okumadan kılarız."
Öncelikle birçok kelimenin telaffuzla anlamının değişebildiğini biliyor olmalısınız. Türkçedeki "ama" (kör-fakat) kelimesi ya da "hala" (şimdiye kadar-babanın kız kardeşi) kelimelerinde olduğu gibi. Kusura bakmayın Arapça bilgim hangi kelimelerin anlamının telaffuzla değiştiğini bilecek kadar gelişmiş değil. Ayrıca telaffuz dışında kelimedeki harfleri yanlış söylemek de çok olası.
"Kur’an okumanın ve öğrenmenin faziletlerini anlatan dini beyanlara havale edeyim sizi."
Lütfen beni dini beyanlara davet etmeyin. Ne geldiyse başımıza o beyanlardan geldi zaten. Gene de ben size söyleyeyim; dinde namaz kılacak kadar Kur'an okumayı bilmek farz ve yeterlidir. Namazın ve dinin diğer kurallarını irdeleyen fıkıh öğrenmek de farzdır ve örneğin Kuranın tamamını ezbere bilektense o kadar sürede fıkıh öğrenmek evladır. Yani şekilciliğe, kuralcılığa prim veren ben değilim din alimleri. Ayrıca beni şekilcilikle suçluyor olmanız çok komik çünkü benim yazım şekilciliğe olumsuz eleştiri getiren bir yazı idi.
Ek olarak, namazdaki ya da diğer alanlardaki şekilciliğin sunni mezheplerin hepsinde birbirine yakın olduğunu ve benim yazdıklarımın en liberal eğilimli olarak bilinen hanefi mezhebine ait olduğunu belirtmeliyim.
Şu noktada ise haklısınız: "Bir çöl bedevisinin müthiş vizyonu ve özgüveni" ayrıca ardıllarının da hakkını yememek lazım.
Yazan: UMUT Tarih: May 16, 2008 12:25 AM
Namaz mevzusu dikkatimi çekince Umut Beyin yorumuna baktım..namazın ritüelleriyle ilgili derin ilmihal bilgisine hayran kaldım..zamanında namaz kılmaya niyetlenipte vazgeçmiş biri gibi geldi bana..neyse..
şekilciliğin dinin özünü boğduğu vurgusunu bende sık sık yaparım..
Türkler asker millet olduğu için namazı da asker gibi kılmak istemişler,Hanefilerin namaz şekli biraz da bu sebeple askeri disipline dönüşmüştür diye yorumlayan hocalarımızı hatırladım..
Hanefilerin rey ekolünden olmaları,akılcılığa önem vermeleri sizi yanıltmasın..her konuda çok rahat değildirler.görüldüğü üzere..
cemaatle namazla ilgili mevzular yüzünden ilmihal dersinden kalıyordum..nasıl geçtiğimi hala bilmiyorum ve şu anda hiçbirşey hatırlamıyorum..bu nasıl bir din diye sorguladığım anlardan birisidir..dinin şekil kısmı üzerinde öyle çok laf edilmiş ki bunları aşıpta feyiz almak mümkün olmuyor..katılıyorum..
her mezhep ayrı bir tartımış,ayrı kurallar koymuş..bir mezhebe göre farz olan diğerine göre sünnet,bir başkasına göre mendup vs..oluyor..
ama hal böyle diye dinden soğumak gerekmez..belki dinin özünü aramak konusunda bizi kamçılar..ben de öyle oluyor en azından..hiç bir mezhebim yok..hangisinde ne kolay buluyorsam onu alıyorum..
sufilerin aşkına,coşkusuna hayranım..hoşgörülerine,yargılamadan sevmelerine..
tasavvufun büyük pirlerine baktığımda zahiri ilimlerde hocalık mertebesine geldikten sonra dinin zahiri görüntüsünün ötesinde bir yanı olması gerektiğini kavrıyorlar..işin özüne ,zevkine vakıf oldukça şekillerden kurtuluyorsunuz..niyetin önemi ön plana çıkıyor..samimiyet devreye giriyor..namazdaki açılar eriyip gidiyor..hisler,duygular devreye giriyor..sevgiliye kavuşma eylemi oluyor namaz..
aşk oluyor,cezbe oluyor,zevk oluyor..
ben namazda gözümü kapatmayı çok severim..huşuyu artırır..mezheplerin fetvası beni bağlamaz..şekilci din adamlarını bahane edip dine küsmek,namaz kılmamak olmaz..
fani sevgililere giden yoldaki dikenlere bile aldırmayan insanlar,hakiki sevgiliye giden yollardaki dikenlere takılmamalılar..ibadetinizi beğenecek olan mezhepçiler değil,yöneldiğiniz Rab'dır..
namaz kılmayı bilmeyen bir garibin tepeden yuvarlanarak ibadet etmesi ve ermişler arasına girmesi örneğini çok duymuşumdur.
mazeretler nefsin hoşuna gidiyor,ruhunuzun bundan memnun olduğunu sanmam..
herkes tek başına,yapayalnız..ne yaparsanız kendinize yaparsınız..akıl en çok da Allah'a giderken lazım..kayıtlardan kurtulmanızı dilerim..
sevgiler..
Yazan: deniz Tarih: May 16, 2008 10:58 AM
Sayın UMUT,
Sizin özünüzü ıskaladığımı da nerden çıkardınız? Vurguladığınız öz ilgimi çekmedi. Yazınızda benim ilgimi çeken husus başkaydı. Acaba neydi? Size de söyledim ama.
Bir şeyleri olduğundan daha zor ve şekilci gösterme gayretinizdi beni rahatsız eden. Bana ne frak seramonisi mi daha rituelli yoksa namaz mı daha ritüelli muahbbetinden! Eğer namazda şekilcilik gösterdiğiniz kadar önemli olsaydı, şafiilerin ve hanefilerin hepsi de sakat namaz kılmış olurdu. Dışardan bir göz, mezhepler arası namaz kılarkenki şekil farklılıklarını hemen görecektir.
Namazda esas olan: temiz bir şekilde kılmak, laubalilik yapmamak, yeteri kadar süre, duayı doğru okumasını öğrenmek ve okumak, dünya meşgalesinden sıyrılıp Rabbinle bir süre vakit geçirmektir. Ve bilirsiniz ki Allah kimseye kaldıramayacağı sorumluluk yüklemez. Ayetleri bir Arap kalitesinde telaffuz etmeniz de beklenmiyor. Kuran okumayı daha iyi yapmaya çalışmak cesaretlendiriliyor.
"İddia ediyorum babaannenizin namaz kılışını tetkik edebilsek hemen her namazının sakat olduğunu size ispatlayabilirim."
Bir de şekilci deyince kızıyorsunuz:) Din algınız çok şekilci kalmış.
"Lütfen beni dini beyanlara davet etmeyin. Ne geldiyse başımıza o beyanlardan geldi zaten. Gene de ben size söyleyeyim; dinde namaz kılacak kadar Kur'an okumayı bilmek farz ve yeterlidir."
Bu yazdıklarınız bile benim niye ve hangi koşulda ilgili dini beyanlara davet ettiğimi anlamadığınızı ya da diğer bir ifadeyle ıskaladığınızı gösteriyor.
"Şu noktada ise haklısınız: "Bir çöl bedevisinin müthiş vizyonu ve özgüveni" ayrıca ardıllarının da hakkını yememek lazım."
Gene ıskalamışsınız ama neyse!
Elbette haklıyım: Haklı olduğum orjinal cümlemde ünlemler ve soru işareti vardı. Bunların bir anlamı vardı ve bunlar olmadan haklı olamam: O'nun çöl bedeviliğinden(Mekke'de yaşayıp, ticaretle uğraşan birisi bedevi midir?) daha önemli bir vasfı vardı. O bir peygamberdi. Peygamberliğinden gelen(Gücünü ve ilhamını Allah'dan alan) müthiş bir vizyonu, özgüveni ve cesareti vardı...Bu işler vesveselerinizi gerçek sanmakla olmuyor.
"Ayrıca beni şekilcilikle suçluyor olmanız çok komik çünkü benim yazım şekilciliğe olumsuz eleştiri getiren bir yazı idi."
Buna ava giderken avlanmak denir:)
Kusura bakmayın ama bahaneleriniz/durumunuz sınavdan kötü not alan(imtihanı kaybeden) öğrencinin sonradan bahane uydurup suçu başkasına/başka sebeplere atmaya çalışmasına benziyor.
Yazan: Uluğ Tarih: May 16, 2008 11:12 AM
Sayın DENİZ'in yorumu çok hoş. Bu tür yorumlara, yaklaşımlara ihtiyacımız var.
Aydınlatayım sayın Deniz Hanım (umarım yanılmamışımdır); niyetlenmekten öte zamanında İslam Dininin gereklerini yerine getirmiş biriyim.
İnsan tuhaf bir yaratık:
Kimi sizin gibi bu katı şekilciliği ya da kendince yanlış olduğunu düşündüğü başkaca şeyleri görünce kendi yolunu çiziyor. Mevlana sanırım buna güzel bir örnektir.
Kimi de benim gibi inançsızlığa sapıyor.
Mezhep konusu tabii ki çok ayrıntılı irdelenebilir ama İslamın asıl zaafiyeti mezheplerde değil gibime geliyor. Mezhep imamları bazı kuralları belirlemişler ve ulema da kabul ediyor ki imamlar bazı konlarda yanılmış olabilir. O sebeple namazın ya da başka dini ritüellerin şekilciliğine çok takılıp kalmamalı gerçekten. O sebeple namazın ritüeli saçma geldi diye dinden çıkmak bence de pek doğru bir yaklaşım olmaz.
Bana kalırsa İslamiyetin zaafiyeti şekilcilikten daha derinlerde... Ancak bu tartışmanın yeri burası değil.
Gene de sizi takdir ettim. Sizin gibi yaşayan dostlarım var ve onlar da sizin gibi saygıyı hak ediyorlar. Herkes dinini ya da dinsizliğini kendince yaşayabilmeli.
Yazınızın en çarpıcı cümlesi şu olsa gerek: "mazeretler nefsin hoşuna gidiyor,ruhunuzun bundan memnun olduğunu sanmam". Bunlar çok sancılı süreçlerdir... İnançtan inançsızlığa geçiş... Hiçbir acıya benzemez... Sonrası ise bana kalrsa tam bir aydınlanma... Neyse sancılı ve uzun mevzular...
Sadece herkes şunu bilsin: Aşkınızın yalan olduğunu anladığınızda o aşkı yüreğinizden söküp atmayı becerirseniz gün gelecek "bunu iyi ki yaptım" diyeceksiniz. Yalan bir aşka, sadece unutmanın acısını çekmemek adına katlanmayın dostlar. Bu kendnizi kandırmak olur ve bence kendini kandırmak bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktür. Ondan da öte korkaklıktır.
Saygılarımla...
Yazan: UMUT Tarih: May 16, 2008 2:00 PM
Umut Beye yorumundan dolayı teşekkür ederim..farklı inançları da paylaşsak birbirimizi anlayıp,sevebileceğimiz noktasında beni daha da umutlandırdınız..
pek çok insan din konusunda hayatının belli evrelerinde çıkmaza girebiliyor..düşünen ,sorgulayan insanların inanç noktasında tıkanmasını normal görüyorum..bu tıkanıklık nasıl aşılabiliyor?..kritik bir nokta burası..ya tamamen koparsınız ya da gerçekten şüpheye yer kalmayacak şekilde ikna olursunuz..arada kalma imkanı olmadığını düşünüyorum..
anneden babadan gördüğü gibi inananların başı bu konuda ağrımaz,taklitçilerin işi kolaydır..ama kuldan istenen tahkiki iman..bunu acısız ele geçirmek kolay değil..kıvrandırır insanı..
benim inanç noktasında bu kadar kararlı olmamın sebebi yaşadığım manevi bir tecrübeden kaynaklanıyor..görerek inandım gibi bir durum oldu benim için..Kur'anın mucizevi bir yönünü nefsimde yaşadım..hiç tahmin edemeyeceğim bir dünyanın kapılarını bilmeden zorlamışım yüksek konsantrasyonla kıldığım bir namaz esnasında..neye uğradığımı şaşırdım,feleğim döndü..namazın miraç olmasının ne demek olduğunu biraz olsun anladığımda hayata ve dine bakışım tamamen değişti..yaşadığım şoku Kur'an okuyarak bir nevi manevi tedaviyle atlattım..ve sufilerin dünyasını tanımaya başladım..çok özel insanlar gördüm..ama bu yol benim yürüyebileceğim bir yol değildi..bu ağır demir leblebiyi yutamadım,sadece uzaktan onları seyredip,elimden geldiğince savunmaya çalışıyorum..
samimi olarak Yaratıcıya kavuşma isteğinizi arz edince mutlaka bir cevap gelecektir..denemek,ısrarcı olmak lazım..Allah,kendini arzu eden kulun talepkar ve sebatkar halini seyretmeyi de sever..ümitsizliğe kapılmamak,aceleci olmamak lazım..
ben bu yolun boş olmadığını,hazinelerle dolu olduğunu biliyorum..inancım çok sağlam olduğu için dinle ilgili öğrendiğim şeyleri sorgulamaktan korkmam..sınırları zorlayabiliyorum,çünki ayağım yere sağlam basıyor şükür..gittiğim yerden dönebiliyorum..
Allah'ın varlığına ve Kur'anın O'nun tarafından Muhammed(as)ın kalbine inzal olmuş vahiyler olduğuna mutlak olarak ikna olduğum için çok rahatım..burada ikna gerçekleşmemişse dinle ilgili herşey problem halini alabilir.atadan babadan gelme bilgilerle işi götürmek zor.
ben sizi, taklitten kurtulmuş ama tahkiki imana ermiş birisi olarak İslam saflarında görmeyi arzu ederim..Allah sizi var etmeyi murad ettiğine göre bu makro planda bir yeriniz muhakkakki var..ama tekamül sürecinizi bizden farklı geçiriyorsunuz..her birimin kaderi kendine özgü..
farklı inancınızdan dolayı sizi yargılayamam,ben de sizin açınızdan bakılınca farklı görünüyorum..ama atomik düzeye inildikçe yapılarımız aynileşiyor ve sonsuz bir varlık denizinde hiçleşiyoruz..sufi bakışla söylersek,sen ve ben farkı ortadan kayboluyor..siz ben, ben de siz oluyorum..ikilik ortadan kalkıyor..vahdaniyet gözlüğünü takıyorsunuz..
bu bilinçle bizim kendi dışımızdaki eşyayı ve insanları sevmemek gibi bir lüksümüz olamıyor.
kendi mahiyetini bilen asla bir başkasını yargılayamaz..herkesin dini kendinedir..dinde zorlama olmaz..
siz Allah'a şu an ulaşamamış da olsanız O'nun sizi varetmeye değer bulmasından dolayı biz sizi de severiz..sevgimizi bölmeyiz..
sevgiler..
Yazan: deniz Tarih: May 17, 2008 1:09 AM
"Sadece herkes şunu bilsin: Aşkınızın yalan olduğunu anladığınızda o aşkı yüreğinizden söküp atmayı becerirseniz gün gelecek "bunu iyi ki yaptım" diyeceksiniz. Yalan bir aşka, sadece unutmanın acısını çekmemek adına katlanmayın dostlar. Bu kendnizi kandırmak olur ve bence kendini kandırmak bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktür. Ondan da öte korkaklıktır."(UMUT)
Peki ya aşkımızın gerçek olduğunu anladığımızda ne yapalım? O aşkı zorla atarsak ve acısını unuttuktan sonra unuttuğumuz için duymadığımız vicdan azabından dolayı ‘attım da ne oldu? Hiç bir şey olmuyormuş’ dersek, gün gelir aşkımız karşımıza çıktığında ve geri dönüşü olmayan bir yolda olduğumuzu anladığımızda ne olacak? Kendini bu şekilde kandırdığın zaman bunun adına ne diyeceğiz?
Yazan: Uluğ Tarih: May 17, 2008 11:39 AM
İnançlı olmak ve inançsız olmak siyah ile beyaz gibidir. Vicdanımızı, ruhumuzu, aklımızı v.s temsilen kısaca kalbimiz diyeceğim. İnançlı olmayı kalbimizin beyaz olmasına benzetirsek bu beyazlığı siyaha çevirmek için yavaş yavaş siyah noktalarla doldurabiliriz. Birden boya dolu bir kovayı boşaltmak ta mümkün. Bir de sanırım beyanlardan anladığım kadarıyla orjinalinden siyah olma durumu var. İnançlılıktan inançsızlığa geçerken siyah noktaları oluşturmak için atacağımız her adım bize acı verecektir. Çünkü sabit, durağan bir durumdan başka bir duruma dönüşüm yaşamaktayızdır. Bugün ak dediğimize yarın siyah demek, kendimizi buna ikna etmek durumundayızdır, uysa da uymasa da. Bu dönüşüm tamamlandığında artık yeni bir sabit duruma ulaşmışızdır. Sıkıntılar, acılar nerdeyse bitmiştir. Bu sıkıntılı süreç neticesinde ulaştığımız bu durum bizde aydınlığa ulaşmış olma hissi uyandırır. Çünkü artık (yeni bir)dengeye ulaşmışızdır, hayata yeni bir perspektifden bakıyoruzdur ve bizim bir parçamız(nefis veya ruh) bu durumdan çok memnundur. Bu dönüşüm iki yönlüdür. İnançsızlıktan inanca veya inançtan inançsızlığa doğru. Sorgulamak, düşünmek insanın en önemli vasıflarındandır. İnancın ana çıkış noktası bellidir: Biz nerden geldik? Niye varız? Bu evren niye var? Siyah tabaka üzerinde beyaz nokta oluşturacak ve bunu genişletmeye başlayacak, yani tersi bir süreç başlatacak hususun burası olduğunu düşünüyorum(standart bir yaklaşım olarak. Aslında kişilerin özel durumlarına göre durum değişebilir). Bu konuyu 'ateistlerin inancı' konu başlığında yeterince tartıştık. Kısaca özetlersek:
Bilim niçin var sorusuna cevap veremez. İnançsızlık adına bilimin yapabileceği en fazla bir ilk sebebi(Tanrı) zorunlu olmaktan çıkarma gayreti olabilir. Bu konudaki denemeler genelde sonsuzdan beri var olmak üzerine yoğunlaşmıştır ki bu da yine bilimsel olarak mümkün görünen bir seçenek değildir. İlk sebebi zorunluluktan çıkaran bir sonuç(sonsuzdan beri var olmak gibi) elde etseydik bile bu gerçekte varlık sorusuna(niçin var) bir cevap olmayacaktı. Varlığımızı bir Tanrı’ya dayandırmanın en(tek) mantıklı yol olduğunu düşünüyorum…
Sonra dinler geliyor. Tanrı varsa neden boşu boşuna bilinç sahibi yaratıklar yaratsın? Ya da bu bilinç sahibi yaratıklar olmayacaksa neden evreni yaratsın? Bu soruların cevabını da dinden başkası vermiyor. Dini hiçbir zaman insanı mükafatlandıran veya cezalandıran Tanrı sahibi bir olgu olarak değerlendirmedim. Bunlar ancak (kendimi de dahil ettiğim)avam için olabilir. Bu dünyada bir takım ahlaki normların yerleşip uygulanması, insanların Tanrı'ya yönelmelerini sağlamak başka nasıl mümkün olabilir? İnsanları en iyi motive eden ve caydıran hususlar bunlar değil midir? Ceza ve mükafat. Ama ben dinde insanın gayesini cennete gitmeye çalışmak veya cehenneme gitmemeye çalışmak olarak anlamıyorum. Bunları(Cenneti, cehennemi) elinin tersiyle iten, bunlar da neymiş diyen insanlar var... Allah’ın insanları yaratma gayesini şu şekilde anlıyorum: Kendi varlığını bilsinler, tefekkür etsinler, araştırsınlar, sorgulasınlar, eserlerini incelesinler, kendisine dua etsinler, kendisinden bir şeyler istesinler, tasaffi etsinler…
Peki ulular ulusu Gök Tengri bunlarla niye uğraşsın? Aslında cevap belli: Çünkü yapabiliyor ve yapmak istiyor. Bu bir ressamın resim yapması kadar doğal bir durum. İyi de bunlar çok insansı şeyler diyorsanız şöyle düşünün: İnsan da Allah’ın (bazı)sıfatlarının cüzisine sahip değil midir? Yani O’ndan bir cüz değil midir?
Dinde çelişki ve yanlışlık konusu çok uzun bir konu olacağı için hiç değinmeyeceğim.
Yazan: Uluğ Tarih: May 17, 2008 11:55 AM
@Yorum
Benim ne kastettiğim gayet açık kurduğun cümlelerin manasız olduğunu düşünüyorum
@Fuatogl
eğer senin yorumuna yaptığım yoruma dikkat edersen ben sadece senin ateistlere baskı filan var gibi absürd dillendirmelerini eleştirdim konuyu başka bir noktaya taşımadım yani tutupda saçma sapan bir şekilde ''madem iddia ediyosun yoruma aç yazılarını'' gibi buram buram komedi kokan cümleler kurma, üstelik yazılarımı başta sen eleştirdin daha sonra ben madem eleştiriyorsun bir örnek verde görelim kuru sıkı iş yapma dedim iddialarımında arkasındayım, benim tüm yazılarım bilimadamlarına ve onların çıkarımlarına dayanıyor eğer eleştiri yazılarıma dikkat edersen sıkılan savrulan palavraları yalanları gayet açık görebilirsin yok benim vaktim yok dersen bana boşu boşuna cvp verip durma böyle kuru laf kalabalığının benim için hiç değeri yok
İtalyan-Fransız yaratılışçıları imiş Kibre bak! sen kimsinki basit insanlar gibi gösteriyorsun o insanları, bu arada katılımcıların görmesi için yazıdan bir alıntı sunalım senin küçümsediğin insanlar kimmiş katılımcılar bir görsün
Fakat Roberto Fondi'nin dediği gibi evrimciler de evrim/eşiyor. Bu tarihî dönüm noktasının ilk önemli belgesi olabilecek Sienne Üniversitesinden Paleontoloji Profesörü Roberto Fondi, Paris Tabiat Tarihi Müzesi Eski Müdürü ilimler Akademisi Üyesi Zooloji Profesörü Jean Dorst, Perouse Üniversitesinden Genetik Profesörü "Biologie Forum" dergisinin müdürü Guiseppe Sermonti, College de France'da öğretim üyesi. Fransız ilimler Akademisi üyesi, Embriyoloji Profesörü Etienne Wolff ve Paris VII Üniversitesi'nde matematikçi ve tıpçı, ilimler Akademisi üyesi Profesör M. Schutzenberger ile yapılan röportajları aşağıda sunuyoruz: !alıntı sonu!
Yazının tamamı:http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/05/darwinizmin-sonu.html
Sitemi tarattırıp inci dökecekmiş beyefendi bir önceki yazımda varsa böyle bir şey göster bilelim dedik, bildik ateistsel saçmalamalar işte
İnancını belli bir kalıba göre yürüten insanlarmışız biz yesinler seni daha benim nasıl bir kişiliğe sahip olduğumu bile bilmeden benim hakkımda saçmış savurmuş ama bu bildik bir şey benim için yani o kadar çok senin zihin yapına sahip insanla trtıştımki yazışmanın bu noktaya geleceği belliydi zaten uzatmayı gereksiz görüyorum doğru dürüst iddia ettiğin şeyleri göstereceksen buradayım ve sitemde yazdığım yazıların arkasındayım yok yine hakaret dolu bir cvp yazacaksan bir daha cvp yazmayabilirim benim öyle sokak ağzıyla yapılacak yazışmalara girme gibi bir lüksüm yok aten vaktimde yok...
Yazan: muratS Tarih: May 17, 2008 2:55 PM
bir önceki yorumumda kendi bloğum yerine her nasılsa başka bir blog URL si eklenmiş bunun nasıl olduğunu bilmiyorum çok ilginç bir durum !
Yazan: muratS Tarih: May 18, 2008 1:08 PM
turkler arasinda dogup buyumus her turk az ya da cok muslumandir. cunku turk kulturunde onemli bir islam etkisi vardir. kaynagini dinden alan degerleri, kimi zaman sirf kulturel sebeplerden benimseriz. ornegin, ramazan ve kurban bayramlari aslen dini bayramlardir; ancak bu bayramlarda insanlarin bir araya gelip birbirlerinin bayramlarini kutlamalari icin illa dindar olmalari gerekmez. ayni sekilde, yurtdisinda uzun sure kalmis pek cok turk, dindar olsun ya da olmasin, ezan sesini, camileri ozleyebilir.
yani, inanc bakimindan muslumanlikla kulturel muslumanligi birbirinden ayirmak lazim. bir turk'un bir yaraticiya iman etmemesi dogal olabilir; ama mesela can sesini ezan sesine, katedrali camiye tercih etmesi o kadar dogal gelmiyor bana.
Yazan: dj Tarih: May 19, 2008 7:36 AM
Yazdıklarınız gerçekten kolayca çürütülebilecek şeylerdir. Konu, en basit yönüyle açıklığa kavuşturulabilir: TÜRK denildiği zaman, sadece Türkiye TÜRKleri anlaşılmamalıdır. Bugün Türkiye'de yaşayan TÜRKler, sadece toplam TÜRK nüfusunun %23'ünü oluştururlar. Türkiye'nin dışındaki TÜRKler'in hepsi müslüman değildir. Gagauz, Saka, Tuva, Altay... Türkleri'nin neredeyse tamamı müslüman değildir. Bugün Şamanizm veya Hristiyanlık inancını benimsemiş TÜRK soylu insanların varlığı inkar edilemiyorsa, nasıl "Müslüman olmayan TÜRK olamaz." demek gibi bir gaflete düşülebilir, bilmiyorum.
"Müslüman olmayan TÜRK olamaz." diyenler, bakın Gagauz TÜRKlerinin hepsi Hristiyan; ama Oğuz Kağan kadar TÜRKler.
Ayrıca TÜRKlük, müslümanlıkla karşılaştırılamayacak kadar kutlu bir değerdir. Bir kişi TÜRK anne ve babadan doğmuşsa, TÜRK'tür ve inancı onun TÜRK olup olmamasında etkili olamaz.
Lütfen biraz geniş düşünün...
Yazan: Bozkurt Tarih: May 19, 2008 12:47 PM
Yazan: fuatogl Tarih: May 19, 2008 3:08 PM
internet ortamının nadir makul ateistlerinden Davinci mutluluk göz yaşlarına boğulacak :) en sonunda karşıt görüşlü insanlarda nasıl olduğunu bilmeden tamamen rastgele bir süreç sonunda onun blog URL sini kullnmaya başladı
bilgi için teşekkürler fuat bey...
Yazan: muratS Tarih: May 19, 2008 5:42 PM
...Müslümanlıkla tanışmadan önce bile Türkler, İslam'a oldukça yakın bir inanışa sahipti. Türk Milleti yapı olarak kutsallarına bağlı, kutsalları için savaşan ve uğrunda ölen bir Millettir. Bence bu; Türk'ü Türk yapan en önemli özelliktir. Kutsalı olmayan Türk hangi tabire göre Türk'tür? Neden Türk'tür, Türkiye'de doğması veya bu ülkeyi "sadece" benimsemesi Türklük için yeterlimidir?
...Mustafa Kemal Atatürk'ün sözleri ile de sabittir Türk Milletinin İslam anlayışı ve bunun gerekliliği, her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da...Çanakkale var, çünkü "benim iman dolu göğsüm gibi serdahhim var"!...
Yazan: Şamil Tarih: June 6, 2008 4:05 AM
Hep bir öteki yaratma çabası var tüm toplumlarda. Çünkü öteki düşmanlığı onlara yaşam amacı verecektir. George Orwell in romanından uyarlanan 1984 filmini izlemenizi tasiye ederim.
Müslümanların dünyayı düşman ve zalim görmelerinin sebebi de, yok olmaktantan korkmaları yani bir yerde mevcut durumda iktidar kaybı yaşama korkuları.
Aslında insanlığın tüm çatışmalarını engelleyecek şey, dozunda bir yabancılaşma.Yabancılaşmanın zaten fazlası kensini unutturur :) Ki bireyin kendini unutması mümkün değildir bu alinasyondur ve pskyatrik bir sorundur.
Yazan: Pan Tarih: November 17, 2009 7:37 AM
Araba inanmak, Arabın inandığına inanmak, Arabın dilinde inanmak, Arap(Sami) ırkına bağlanmak ,saygı sötermek, Arabın toprakalarını ziyaret etmek. Bunları yapan birisi Türk değil doğal olarak Araptır. Ayrıca İslamdan önceki Türklerin inanışıyla İslamın arasında teklik kavramından başka hiç bir benzerlik yoktur , bilmeden konuşmayın.
Yazan: Kaan Tarih: April 17, 2010 10:25 PM
Bugün biri çıkıp ben peygamberim , vahiyle 1000 sayfa kitap getirdim sizlere dese ; inanmayacak kadar akıllıyız değil mi ? Geçmişte sami ırkına , coğrafyasına gelmiş peygamberler bunu söylediğinde o zamanın şartları gereği inanmışlar, ya bugün ? Aynı ırka, coğrafyaya hemen hemen aynı dile gelen, bu kitabı kimsenin değiştiremeyeceğini ve mucizelerin nedense günümüzde olmyacağını söyleyen bir dine inanacak kadar da akıllıyız ?
Yazan: Kaan Tarih: April 17, 2010 10:34 PM
Kaan Arkadasim...
Peygamberler sadece "vahiyle" Peygamberlik makamina ulasmiyorlar. Allah onlara ayrica bir takim "mucizeler" nasip etmistir ve bu mucizeleri Allah`in izni ile gösterbilirler, yani her an degil. Gerci inanmayacaklar icin "mucizelerin" de bir kiymeti yoktur ya! Yani sizin ifade ettiginiz gibi "o zamanın şartları gereği inanmışlar" degil. Inanmayanlar o zamanlar da vardi. Hangi Peygamber hangi mucizeleri göstermistir diye Islami kaynaklara bakiniz. Hak Peygamberlerden sonra yalanci Peygamberler de cikti. "mucizelerin nedense günümüzde olmyacağını söyleyen bir dine inanacak " diye ifade etmek istediginiz konu sanki hic olmamis gibi yaziyorsunuz. Halbuki Peygamberler haricinde yine Peygamberlik iddiasinda bulunan nice sahislar cikmis, ama bunlarin "yalanci" oldugu kanisina varilmis. Siz aslinda buna kafa yorun. Bazilari "gercek manada" Peygamber kabul edilirken, diger iddia sahipleri nicin bu makama uygun görülmemis?
Saygilarimla...
Yazan: Candaroglu Tarih: April 18, 2010 12:04 PM
Candaroğlu Sabetay Sevi sahte mesihdir ancak 17.yy.dan bu yana izleyicileri vardır. Bugün daha az ama hala mevcut. 17.yy. da Avrupa Afrika ve Ortadoğuda milyonlarca Yahudi evini barkını terkedip, Mesih geldi İsraile gidiyoruz, kurtuluşa ereceğiz diye ayağa kalkmıştır. Kalabalıklar çoluk çocuk sokaklarda toplu kehanetle Sabetayın Mesih olduğunu iddia etmişlerdir. Sabetay Sevi Türk (Osmanlı Müslüman) makamlarınca tutuklandıktan sonra bile izleycileri onu terketmedi. Geliboluda hapishanede hep onun Mesih olduğunu düşünerek ziyaret ettiler. (O dönemin mektuplarını içeren Sabetay Sevi'nin hayatını Gershom Scholem yazdı. Kabalcı yayınevinden Türkçesi çıktı - ya da yakında çıkacak. Ben İngilizcesini okumuştum)
Dolayısı ile kalabalıklar sahte peygamberin peşinden de gidebillir. Peygamber iddiasında bulunan birisinin taraftar toplaması için onun gerçek peygamber olması gerekmiyor. Pek çok başka neden var. Siyasi olarak karmaşık bir döneme rasgelmesi, insanların beklenti içinde olmaları (çünkü sonu gelmez bir kıyamet ve kurtuluş beklentisi hep vardı), civar devletlerin zayıf olması (İslam'ın yayılmasında Bizans'ın Sasaniler karşısında zayıflamasının ve civar emirlikler üstündeki otoritesini kaybetmesinin rolü vardır), dini bir karmaşa içinde bulunulması, sürgün v.s. gibi haller hep ortaya çıkan yeni bir dinin taraftar toplamasında faktördür.
Niye olaylara biraz daha geniş bir perspektiften bakamıyoruz?
Yazan: nilgün öven Tarih: April 24, 2010 10:27 PM
Arkadasimiz Nilgün Öven`e:
Diyorsunuz ki: "17.yy. da Avrupa Afrika ve Ortadoğuda milyonlarca Yahudi evini barkını terkedip, Mesih geldi İsraile gidiyoruz"
Anlamadim! Israil devlet olarak sunun surasinda 1948`de kuruldu. Onun öncesinde öyle bir devlet yoktu ki, millet kalkip ta Israil`e gitsin. Sabetay ile benim yazdigimin ne alakasi var?
Diyorsunuz ki: "Sabetay Sevi Türk (Osmanlı Müslüman) "
Allah Allah! Nasil Müslümanmis ki, Islami kaynaklar onu "sapkinlar" zümresine dahil ediyor.
Yine diyorsunuz ki:" Dolayısı ile kalabalıklar sahte peygamberin peşinden de gidebillir."
Olabilir. Gidebilir veya gitmeyebilir. Bu Müslümanlar olarak bizleri ne alakadar eder? Islam tarihinde bizzat Peygamberimizin vefatindan sonra sahte peygamberlerin türedigi zaten zikredilir. Oraya bakiniz.
Diyorsunuz ki: "Peygamber iddiasında bulunan birisinin taraftar toplaması için onun gerçek peygamber olması gerekmiyor."
Böyle bir iddiamiz mi oldu? Islam tarihi bize hakiki manada nübüvvet sirrina erismis bazi Peygamberlere iman edenlerin sayisinin bir elin parmak sayisini bile gecemedigini söyler.
Diyorsunuz ki: "çünkü sonu gelmez bir kıyamet ve kurtuluş beklentisi hep vardı"
"Ölüm var oldukca" deseydiniz, daha kestirme olurdu. "Kiyametin" varligi veya yoklugu sizi ilgilendirmeyebilir.
Diyorsunuz ki: "Niye olaylara biraz daha geniş bir perspektiften bakamıyoruz?"
Sebatay Sevi`ye gösterdiginiz ilgiyi bir de Islam Tarihine gösteriniz. Bir takim sapkinlara bakip zihninizi karistirmayiniz.
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: April 25, 2010 10:16 PM
Candaroğlu: Yahudilerin gözünde Filistin civarı Kenan Diyarı olarak hep Yahudilerindi. Orası onlara kutsal kitaplarınca vadedilmiş topraklardı. Zaten ne yapıp edip bu topraklar üstünde yeniden vatanlarını kurdular. Asırlar boyu tek amaçları buydu çünkü.
Sabetay Sevi'ye müslüman demedim. Osmanlı sadrazamınca tutuklandı dedim. Sabetay Sevi sapkın (heretic)bir Yahudidir.
Kıyamet ve kurtuluş beklentisinin ölümle ilgisi yok. En eski kutsal metinlerden bu yana dünyadaki yaşam DÖNEMSEL DEVRELERE ayrılmıştır ve bu dönemlerin bitiminde kıyamet, kurtuluş ve yeni bir yaşam öngörülür. Bu devrelerin bitimlerine doğru insanlar kıyamet beklentisi içine girdiğinden peygamber, mesih gibi kimseler daha çok rağbet görür. Hz. İsa da geri dönecek deniyor ya, bu Hz. İsanın ölümünden beri bekleniyor :)) İşte Sabetay Sevi 17.yy.da bu beklentiye cevap olmuştu. Ve milyonlarca Yahudi onun yüzünden perişan oldu. Ama hala Sabetaycılar mevcut. Biz bazılarına dönmeler diyoruz. Malum, 2012 beklentisi de bu dönemsel devrelerin modernite ile yoğrularak enerjiyle açıklanan bir uzantısıdır. 2012 de de, göreceksiniz, hiçbir şey olmayacak!
Siz şunu sormuştunuz: "Bazıları "gercek manada" Peygamber kabul edilirken, diger iddia sahipleri nicin bu makama uygun görülmemis?" Ben bu soruya cevap vermek istemiştim. Yani, diğer iddia sahiplerinin de haketmeden makama uygun görüldüğünü tarihten bir örnekle belirtmek istedim.
Yazan: Anonymous Tarih: April 26, 2010 10:08 AM
" Peygamber kabul edilirken, diger iddia sahipleri nicin bu makama uygun görülmemis?"
Bu Müslüman kesim icin söyledigim bir sözdür. Baskalarini baglamaz. Islami Literatüre bakiniz. S. Sevi`nin köken itibari ile bir takim Islami motifleri almasi onu hic bir zaman gercek iman sahipleri gözünde itibarli etmemistir. Yanilanlar olmussa da bu Müslümanlari temsil etmez. Yahudiler sunu etmis, ötekiler bunu yapmis...Bunlar bizleri baglamaz. Ölcü degildir bize. 2010 beklentisi falan surda burda olabilir. Ben sahsen duymadim. Fakat bu Islam`in özüne müteallik bir hüküm degildir. Imanin rüknü degildir. Inanmayan Islamin disina cikmaz. Siz "hakikat nedir? "ona bakin. Islam ne diyor ona bakin. Sifrelerle ugrasip ayetlerden bir takim cikarimlar yapanlara bakmayiniz. Islami yine Islam kaynaklarindan ögreniniz.
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: April 26, 2010 5:30 PM
Candaroğlu ben Çince konuşuyorsam, siz Japonca cevap veriyorsunuz. Benim dilim bilimin, felsefenin ve dinler tarihinin dili; sizinki ise Kuran'ın dili. Aramızdaki fark şu: Sizin dilinizi yalnızca müslümanlar kullanıyor; benim dilimi ise DİNLERDEN BAĞIMSIZ OLARAK dünyanın geri kalan kısmı...
Şöyle de diyebiliriz: Biz onlu sayı sistemi ile hesap yapıyorsak, siz, diyelim ki 12 li sayı sistemini kullanıyorsunuz. Ve hep farklı sonuçlara varıyoruz. Tartışacaksak önce hangi sayı sistemini, yani hangi REFERANSI kullandığımız konusunda anlaşmamız gerek....Yoksa boşuna kürek çekmiş oluyoruz. Belli oluyor zaten :))
Yazan: nilgün öven Tarih: April 27, 2010 2:23 PM
Arkadasimiz Nilgün Hanima,
diyorsunuz ki, "benim dilimi ise DİNLERDEN BAĞIMSIZ OLARAK dünyanın geri kalan kısmı..."
Öyle mi acaba? Bakiniz dil ikiye ayrilir:
1- Lisani Kal: Bu mananin söz ile anlatimidir.
2- Lisan-i Hal: Beden dilidir.
Siz Lisan-i kal`e önem veriyor gibisiniz. Yani konusulan lisana. Yoksa "dünyanin geri kalan kismi" demezdiniz. Tabii ki, dünyadaki insanlarin Kur`an Lisani ile konusmadigi dogrudur. Ancak ya Lisan-i Hal ne diyor? Yani beden dili. Kainattaki bütün zerreler, atomlar, koca koca kürreler hepsi Lisani Halleri ile "Allah" diyor. Bizzat sizin vücudunuzdki kalbiniz, karacigeriniz ve enva-i cesit organlariniz lisan-i halleri ile "Allah" diyorlar. Simdi söyleyin kimin lisani daha muhtevali, daha genis? Dünyadaki bir Hidrojen atomunu, Marsta`ki ile karsilastirin. Ikisi de ayni. Marstaki o atom lisan-i hali ile diyor ki: "beni yapan usta veya zenaatkar, dünyadaki hidrojen atomunu yapan ustadir". Ve ekliyor o atom: "Biz o zenaatkara Allah diyoruz". Bunu duyuyor musunuz?
Her firma ürettigi malzemenin üzerine bir simge koyar. O simge o ürünün üreticisi olan fabrikaya isaret eder. Yani o ürün birbirinden ayri hem falanca firmaya, hem de filanca firmaya isaret etmez. Benim üreticim budur der. Aynen öyle de, her bir atom kendi lisan-i hali ile bize der ki: "Beni yapan iste böyle yapmis. Elektron vermis, pozitron vermis. Bakin az ilerde bir tane benzerim var. Hatta tipkimin aynisi!. Öyleyse onu da yapan ayni zat. Cünkü birbirimizin ayniyiz". Bunlari atomlardan, hücrelerden dinlediniz mi?
O sebeple diyoruz ki, siz fen ilimlerini okurken "orada Allah`tan bahsedilmiyor" diye öylece kalmayiniz. Evet fen dersleri veren hocalarimiz Allah`tan bahsetmeyebilirler. Ama bizzat "fen ilmi" zikrettigi her bir atomu ile, hücresi ile Allah`tan bahsediyor, Allah diyor! Onlari dinleyiniz. Biz buna "tefekkür" diyoruz, ki her müslüman az veya cok yapar bunu. "Bir saatlik bir tefekkürün, bin saatlik nafile ibadete denk oldugu" Islami literatürde cokca ifade edilir.
Diyorsunuz ki: "Biz onlu sayı sistemi ile hesap yapıyorsak, siz, diyelim ki 12 li sayı sistemini kullanıyorsunuz"
Bakiniz burada da bir eksiklik var. Ayri sitemlerde hesap etsek de esasen sonuc ayni cikmalidir. Biner sistem, ki bilgisayar teknolojisininin kullandigi sistemdir, iki rakamdan mütesekkildir. Yazilim itibari ile ayri ayri uzunlukta sayilar yazsaniz da sonuc aynidir.
Orada da "esas manaya", yani dis görünüse degil, "öze" bakmali ve hakikati görmeliyiz.
Referans olarak elbetteki kendi kaynaklarimizi alacagiz. Hatta bendeniz kendi bilim adamlarimizin isimlerini referans verme taraftari olan biriyim. Yani elin Yunanli Filozofu (kendilerini kücümsemiyorum) bir söz söyleyecek, onu bizler sanki "kutsal" mis gibi ögrenecegiz, ama Gazali, Bediüzzaman, Imam-i Rabbani, Al-Harizmi ve daha niceleri bir sey dedi mi, görmezden gelecegim öyle mi? Ben yokum o iste!
Hoscakaliniz...
Yazan: Candaroglu Tarih: April 28, 2010 12:22 PM
Candaroğlu lisan-ı hal Allah değil EVRİM diyor!
Yazan: nilgün öven Tarih: April 28, 2010 5:06 PM
Nilgün rumuzlu arkadasimiza...
Evvela bir baska tartisma ortaminda yazdigim bir yorumumun kücük bir kismini buraya aktarmak istiyorum:
"Mantik hersey degil, bilim her sey degil, akil hersey degil. Bunlari yaratanin ilmi o kadar sonsuz ki...Ben derim ki, aklimiza, mantigimiza tanrilik vasfi vermeyelim. "
Simdi sizin yazdiginiz cümle:
"lisan-ı hal Allah değil EVRİM diyor!"
Yorumum: "Evrim" atomlarin yapisini izah etmez. Ama neyse. Iste bir baska ortamda bahsettigim fakat bir arkadasa bir türlü anlatamadigim "akla, mantiga tanrilik vasfi" vermek budur. Kainatin halen mevcut halini inceleyip, orada hakim olan fen/kimya/biyoloji kanunlarini bulan insanlar veya bunlarin yazdiklarini okuyanlarin bir kismi, bu harika, mucizevi eserleri kendileri gibi "düsünen, gören, muhakeme eden, isiten..." bir varliga atfetmek yerine, "aklin icadi" olan bir teoriye verip bunu tanrisallastiriyorlar. Halbuki her bir atomda, hücrede ve bunlardan mütesekkil olan koca madde aleminde insan aklini hayretlere düsürecek milyarlarca hadiseler cereyan ediyor, ki insanoglu bir tek atomun bile ic dünyasini halen daha cözememistir, nerede kaldiki daha karmasik olan o sistemleri cözsün. Oradaki kanunlari kim koydu? Cansiz bir atom ötekinin varligini nasil farkediyor? Cansiz bir su, ates üzerine serpilince onu "söndürmesi" gerektigini nereden biliyor? Ona bunu kim ögretti? Haydi diyelim ki, bunu acikladik! Peki o suyun icindeki elementlerden biri baska bir elementi görünce onunla da baska bir sey yapmasi icabetigini, hatta su/ates münasebetinin aksine patlayip alev almasi gerektigini nerden ögrendi? Düsünün ki, cansiz, düsünemeyen, göremeyen, muhakemesi olmayan o elementlerin neler bildiklerini, daha hangi "fomülleri teskil edebileceklerini" insanoglu asirlardir bulup cikarmaya ugrasiyor. Halen de ugrasmakta. Ki insan akil sahibidir. Onlar ise akilsiz. Üstelik cansiz! Kör! Sagir! Hissiyati yok! üniversitesi yok, okulu yok. Bunlarin her biri Kimya mühendisi veya Fizik mühendisi mi? Buna inananin aklina sasilmaz mi? Bunlari görüp te, "evrimdir" demek ne derece akil kari bir istir?
Sinegin gösterdigi ucus manevralarini en modern bir ucak/helikopter icra edebilir mi? Peki o manevralari hic bir ucus kursuna gitmeden -nasil gitsinki 3 aylik ömrü var- kimden nereden ögrendi bu sinek? Ari bal yapmayi hangi kimyagere sordu? Hangi üniversiteye gitti? Bazen cansiz, bazen canli milyarlarca cesit yaratiklarin sahip olduklari o bilgilerin sadece cüz`i bir kismini insanlarin anladigi fen ilimleri ile ifade etti, kanunu buldu diye Nobel ödüllerine layik görülen ilim admalarina o kadar armaganlar verilip, isimleri asirlarca yasatilirken, bizzat o bilgiye sahip olan "sinege" Nobelden daha büyük bir ödüller verilmesi icab etmez mi? Her bir Atom bir kimya ödülü haketmez mi?
Demek ki, kainat lisan-i hali ile "Allah" diyor. Kainat zerreden kürreye Kur`an lisani ile konusuyor. "Ey insanoglu! Seni yaradan var. Sen basi bos degilsin" diyor. Bu sese kulak verip onu duyanlara ve ona dönüp "iman ettik" diyenlere ne mutlu!
Saygilarla....
Yazan: Candaroglu Tarih: April 29, 2010 9:28 PM
Candaroğlu evrimi anlatan bir tek kitap okudunuz mu? Lütfen bana cevap vermeyin; elinizi vicdanınıza koyun ve kendi kendinize şu soruyu sorun: Ben evrime karşıyım ama evrimin ne olduğunu tam olarak biliyor muyum? Hiç evrimi açıklayan bilimsel bir yayın okudum mu? Ama dikkat edin, evrimi baştan çürütmek amacıyla yazılmış ön-yargılı kitapları kastetmiyorum. Evrimi savunarak açıklayan bir bilimsel yayından söz ediyorum.
Richard Dawkins'in yeni kitabı Türkçeye çevrildi. D&R da gördüm. Türkçe adını şimdi hatırlayamadım ama İngilizce adı 'Evolution, The Greatest Show on Earth! Evrimi hiç bilmeyen bir-iki arkadaşım (ateist değiller) bu kitabı okuduktan sonra 'evrim çok makul bir açıklama gibi geldi' dediler. (Yalnız Türkçesi iyi mi bilmiyorum çünkü Tanrı Yanılgısı da çeviri olarak hiç iyi değildi)
Yazan: nilgün öven Tarih: April 30, 2010 2:45 AM
Yorumcu arkadasimiz Nolgün Hanim`a:
Bakiniz önceki yillarda verilen bir linkte Prof. Dürr ile, ki kendisi Kuantum Fizikcisidir, ne diyor:
"78 yaşındasınız. Ölüm ötesi hayata inanıyor musunuz?
Çok enteresan bir soru. Biz sadece maddeyi ve dokunabildiklerimizi yaşadığımız hayat diye adlandırıyoruz. Ölüm ötesi hayat aslında, çok daha büyük olan, her şeyi kuşatan gerçekliktir. Bu hayat, ölüm ötesi hayatın içindedir. Yani şu andaki hayatımız ölüm ötesi hayat tarafından kapsanmakta. Buradaki hayatımda kendi küçük hard diskimi kayıt yapıyor aynı zamanda sürekli olarak kuantum alanlarına yani gerçekliğin internetine de kayıt yapıyorum. O zaman bu kayıtlar beden ölümümden sonra kaybolmazlar. İnsanlarla yaptığım her konuşmamda ruhsal bütünlüğün bir parçası oluyorum. Ben ne kadar sen idiysem, o kadar ben ve diğer her şey ölümsüzdür. "
Bu dünyada hard diskimize güzel seyler kaydedelim. Ara sira duyudugum bir söz vardir. Der ki: "Chennemde ates yoktur. Insanoglu bu dünyada yaptigi amellerine göre atesini kendi götürür veya götürmez"
Siz her ne kadar benim sordugum sorularla ilgili fikirlerinizi beyan etmedinizse de ben sizin kitap bahsinize cevap vereyim. Evet, bu konuda cok seyler okudum. Hepsi eminim bahsettiginiz Darwin kitabindan yüzlerce sayfa daha fazladir. Fakat belli bir kitabi bastan sona okumadim.
Yanlisligi ispatlanmis bir konuda vakit harcamaya degmez tabii. Kaldi ki, o konuda ihtisas sahibi olan kaynaklarim da mevcut.
Bakiniz size bir kitabimdan iktibas yapayim. Kitap Evrim üzerine yazilmis bir ders kitabidir. .....
Önce bir "empirical" kelimesi var. Bu "The word empirical denotes information gained by means of observation, experience, or experiment." demek.
Biyoloji bir böyle bir ilim dalidir.
Simdi Kitapta diyor ki: "Önce deneyler, gözlemler yapilir. Bunlar bir protokole kaydedilir. Daha sonra benzer deneylerden elde edilen sonuclar ile bir Hipotez gelistirilir ve bu hipotez ile o protokolde kaydedilen tekil meseleler ile ilgili bilgileri asip gecen daha ileri seviyeye yönelik yeni ifadeler ileri sürülür.
Prokolde kaydedilen bilgilerin aciklamasi mahiyetinde olan hipotezler daha sonra baska hallerde teste tabi tutulurlar. Eger az sayidaki farkli halleri iceleyerek hipotezi test etmisseniz "az denetlenmis", cok sayida farkli hallerde test etmisseniz "iyi denetlenmis" hipotezden bahsederiz.
Daha sonra bu hipotezden hareketle henüz yapilmamis baska deneylerin nasil sonuclanabilecekleri tahmin edilmeye calisilir veya öngörülür. (Yani onlarin nasil bir sonuc verecekleri önceden bu hipotez ile ortaya konmaya calisilir). Cikan sonuclar bir de o yeni halleri iceren deneyleri bizzat "yaparak" tatbikatta görülür. Bu yapilan isleme "verification" denir, yani "dogrulatma, tasdik etme". Eger hipotezin öngördükleri ile deneyde elde edilenler bu denetleme faslindan sonra "ayni" cikarsa o hipotez "kanun" haline gelir. Bir tek aksi sonuc cikarsa o Hipotez "kanun" haline gelmez.
Sonraki adimda bir cok kanun bir araya toplanip mümkün oldugu kadar genel bazi temel prensipler ortaya konur. Bu prensipler ayni anda bir kac "kanunun" komprime edilmis halidir. Böylece ortaya bir "Teori" cikar. Kisaca ifade edersek, protokollere istinaden türetilen ifadeler tecrübi seylerdir, tecrübeye dayanir, deneylere dayanir. Fakat Hipotezler, Kanunlar ve toeriler ise "düsünme" fiilinin sonucudur.
Fakat "Evrim Düsüncelerinin/fikirlerinin" gittigi yol bu degildir.
Bu teorinin takip ettigi yol yukardakinden farklidir. Oradaki fikirler "tecrübe" ile denetlenemez. Cünkü Evrim teorisinin ileri sürdügü fikirler gecmise yöneliktir ve tekrarlanabilir de degillerdir. Dogrudan dogruya ispatlayacak hic bir isaret yoktur. Ve hepsinden önemlisi bu teorinin "deneysel" bazda hic bir ispat imkani da yok. "
Bundan sonra kitapta "genetik" ilmi ve "yetistirme" sayesinde bir takim bilgilerle bu evrim hipotezinin "teori" haline gelebilecegi anlatiliyor.
Simdi bakiniz, son kismi size "Moral" olsun diye aldim. Fakat inaniniz ssadece sinekleri, amipleri, yilanlari falan birbiri ile mukayese etmekten baska bir sey degil. Insandaki bir takim organlarin esasen "gereksiz" görüldügü falan anlatilmis (Bademcik, Apandist). Yani anlayacaginiz, aslinda "gereksiz" olan fakat yine de halen mevcut olna bazi organlar teorinin ana dayanaklarindan biri. Yani bunlar teoriye göre aslinda "olmamali". :)
Siz bunlari kendinize eger "saglam, güvenilir" bilgi olarak aliyorsaniz onu bilemem.
Fakat söyler misiniz, "evrim teorisi" insanin su andaki vaziyetinin ileri asirlarda nasil olabilecegini tahmin ediyor mu? Mesela "cift beyinli" veya "cift kalpli" insan mi öngörüyor? Ne öngörüyor evrim? Benim kitabimda devamli surette "gecmisle" ilgili seylerden bahsediyor (fosiller, fosiller, fosilelr...) ve bunlari "tekrarlamak" ta mümkün degil. Isin kötü milyarlarca senelik bir "evrimden" bahsedilirken ortaya "ara devre" ile (en azindan bir kac milyon senedir herhalde) konan fosil de yok (Bu soru üzerien zaten Darwin de kafa yormus).
Simdi size komik bir pasaji daha iktibas edeyim. Evrimin nicin olustugunu arastiran LAMACK adinda biri, yeni organlarin nasil ortaya ciktigi sorusu ile ilgilenmis. Ona göre bir organin kullanilip kullanilmamasina göre degisiklikler husule gelebilirmis. Ama yepyeni, eskiden olmayan bir organ nasil olusur ki? Öyle ya "kullnilamayan" bir sey bu, cünkü ortada yok! LAMACK isin kolayini bulmus. Diyor ki: " Bir yeni organin olusmasi icin bir arzu, icten gelen derin bir istek varsa o organ olusur." Yani bendeniz simdi cok icten gelen bir arzu ile ikinci bir beynim olsun diye istersem bu olur (dobbel core) ! :)
Fakat bütün bunlar Mustafa BEy`in Darwin ile yazdigi yazida tartisilmis.
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: April 30, 2010 10:15 PM
Evet ama benim sözünü ettiğim bilgiler ve gelişmeler 2008 yılına ait :)) Artık organik olmayan maddeden organik varlık üretiliyor laboratuvarlarda!
Habertürkteki evrim programını izlediniz mi? Üç tane genç biolog kimi doçent, kimi yardımcı doçent ellerinde deneyi gösteren kaynaklarıyla, grafikleriyle tozu dumana kattı. Onların karşılarındaki, sizin verdiğiniz eski bilgilerle donanmış profesörler çok hafif kaldı.
Siz var mı yok mu diye tartışadurun bilim evrim üstüne inşa ediliyor!
Yazan: nilgün öven Tarih: May 1, 2010 2:06 PM
Arkadasimiz Nilgün Hanim`a...
Bakiniz bahsettiginiz husus yeni bir sey degil! Ilk defa 1828 yilinda Urin maddesi, ki organiktir, Amoniumcarbonat`tan sun`i olarak üretildi. Fakat bu hic bir zaman "evrim`in tasdiki" olarak görülmediki!
Sizin bahsettiginiz dönüsüme tersine olarak ta rastlanir. Yani "organik" varliklardan da organik olmayan seyler üretilebilir. Mesela canli vücudun "CO2 ve CO" maddeleri gibi "organik olmayan maddeler üretmesi... Agac yapraklari ayri örnektir. Netice itibari ile agac organiktir. Ama "anorganik" olan "CO2" yi yutuyor ve anorganik olan "O2"yi veriyor. Ben de zaten bunu soruyorum. Ortaligi tozu dumana katan biyologlari beraberce alkislayalim. Ama ben diyorum ki, onlari takdir ederken, agaci "unutmayalim". Agaca bu islemi kim ögretti? Agac biyolog mu? Kimyager mi? Akli var mi?
"Kulucka makinasinda" civciv üretiliyor diye kalkip ta o makinaya "civcivlerin anasi" gözüyle bakabilir miyiz?
Hoscakalin...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 2, 2010 8:19 PM
Nilgün Hanim,
bir ekleme daha yapayim. Bakiniz siz "organik olmayan maddeden organik varlık üretiliyor" derken sanki bunlara "hayat verildigini" düsünüyor gibisiniz. Halbuki orada "hayat" söz konusu" degil ki! Kimse o organik maddenin cogalmasina bakarak "bu canlidir" demiyor ki! Yoksa o biyologlar bunu mu iddia etmislerdi?
Bunun dagdan yuvarlanan bir tasin "hareket" halinde olmasina bakip "canli varliklar da hareket ediyor" öyleyse "yuvarlanan kaya canlidir" demekten farki yok.
Bir örnek daha: Elinizdeki bilgisayariniz emin olun sizden daha iyi matematik islemleri yapar. Üstelik cok ta hizli yapar. Fakat hic kimse "bilgisayar bir beyindir" demez. (Beyin de organiktir). "Elektronik beyin" tabiri bir benzetmedir.
Yine insana ait bir cok özelligi bir arada bulunduran bir robotu düsününüz ve ayni seyleri tefekkür ediniz.
Yani "sifatlarin benzemesi" tek basina bir seyin "bizzatihi kendisine" isaret etmiyor. Biz bir ayna üzerinde günesi hem isigi, hem de resmi ile görüyoruz diye, "bu günestir" diyemeyiz. Ona isaret vardir, ama "günesin bizzatihi kendisi" o degildir.
Yani "tek basina sifatin tecellisi" yakini bilgi vermiyor.
Iyi günler dileklerimle...
Yazan: Anonymous Tarih: May 2, 2010 8:57 PM
Nilgün Hanim,
bir ekleme daha yapayim. Bakiniz siz "organik olmayan maddeden organik varlık üretiliyor" derken sanki bunlara "hayat verildigini" düsünüyor gibisiniz. Halbuki orada "hayat" söz konusu" degil ki! Kimse o organik maddenin cogalmasina bakarak "bu canlidir" demiyor ki! Yoksa o biyologlar bunu mu iddia etmislerdi?
Bunun dagdan yuvarlanan bir tasin "hareket" halinde olmasina bakip "canli varliklar da hareket ediyor" öyleyse "yuvarlanan kaya canlidir" demekten farki yok.
Bir örnek daha: Elinizdeki bilgisayariniz emin olun sizden daha iyi matematik islemleri yapar. Üstelik cok ta hizli yapar. Fakat hic kimse "bilgisayar bir beyindir" demez. (Beyin de organiktir). "Elektronik beyin" tabiri bir benzetmedir.
Yine insana ait bir cok özelligi bir arada bulunduran bir robotu düsününüz ve ayni seyleri tefekkür ediniz.
Yani "sifatlarin benzemesi" tek basina bir seyin "bizzatihi kendisine" isaret etmiyor. Biz bir ayna üzerinde günesi hem isigi, hem de resmi ile görüyoruz diye, "bu günestir" diyemeyiz. Ona isaret vardir, ama "günesin bizzatihi kendisi" o degildir.
Yani "tek basina sifatin tecellisi" yakini bilgi vermiyor.
Iyi günler dileklerimle...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 2, 2010 8:57 PM
Candaroğlu: Evet, cansız varlıktan, KARBONLARIN bir tür bir araya gelmesinden canlı madde ortaya çıkıyor. Açıklaması bu kadar basit değil tabii. Ben de biolog değilim. Ama bilimin YÖNTEMİNE güvendiğim için üç genç doçentin bilimsel makaleler ve kaynaklarla ortaya koyduğu bu bilgiye inandım. (Daha önce de bazı yerlerde okumuştum)
Bu sıfat ve bizatihi öz meselesi skolastik öğretinin bilgisi. Plato ve Aristo'ya dayanıyor. Oysa öz ve araz ayrı şeyler değil. Öz dediğiniz, ortak arazların ortak mefhumu. Örneğin, çevremizdeki tek tek kadınların ortak özelliklerinden bir kadın mefhumunu biz üretiyoruz ve öz dediğimiz de bu oluyor. ÖZ = BİZİM ORTAK ÖZELLİKLERDEN TÜRETTİĞİMİZ MEFHUM.
Richard Dawkins'in size son önerdiğim kitabında insanların evrimi anlayamamasının önemli nedenlerinden birisi olarak Batı zihin dünyasının (ve sizlerin de) bu yerleşmiş PLATON ÖĞRETİSİNDEN kurtulamamaları gösteriliyor. Tüm ortaçağ teolojisi Platon öğretisi üstüne kuruldu.
Şimdi evrime gelelim. Değişerek farklılaşmaya bakalım. Karbonlar belirli bir biçimde üst üste geldi; canlı organizma ortaya çıktı. Ve değişerek farklılaşıyor. Mutasyonların büyük kısmını organizma bütünlüğünü koruyacak biçimde düzeltmesine rağmen bazıları bozuk (farklı) kalıyor. Bu ender vuku bulan bozuk mutasyonlarla, ve daha başka pek çok doğal seçilim etkenleri ile, 3.8 milyar yıl içinde organizmalar o kadar farklılaşıyor ki, biri diğerinden tamamiyle farklı canlı varlıklar haline geliyor. Biz ne yapıyoruz? Bu canlı varlıkları ortak noktalarına göre sınıflandırıyoruz. Bu sınıflara ise tür diyoruz. Hepsi bu. Siz tür için bir güç tarafından öz verildiğini düşünüyorsunuz. Oysa tür dediğiniz BİZİM ürettiğimiz bir ortak kavram yalnızca. Bizim verdiğimiz bir isim...
3.8 milyar yılı küçümsemeyin. Bakın,1950'lerden bu yana ömür beklentisi 20 yıl uzamış. Arkeoloji kazılarında yetişkin insanın boyu 1.30-1.40. Bu farklılık 10.000 yılda oluşmuş. Bir de 3.8 MİLYAR yılı düşünün!
Yazan: Anonymous Tarih: May 3, 2010 10:13 AM
Arkadasimiz Nilgün Hanima:
Diyorsunuz ki: "Evet, cansız varlıktan, KARBONLARIN bir tür bir araya gelmesinden canlı madde ortaya çıkıyor."
Hayir Nilgün hanim! Yaniliyorsunuz. Bendeniz bahis konusu olan programi seyretmedim. Fakat size yüzde yüz dogru bir tahmin ile diyorum ki, siz orada anlatilani tam anlamamissiniz. Cünkü, günümüz teknolojisi ne kadar ilerlemis olsa dahi, ne kadar hassas aletler mevcut olsa dahi insanoglu birakin yüzlerce hücreden mütesekkil bir dokuyu "cansiz" maddelerden hareketle "canli" bir hale getirmeyi, tek hücreli bir amipi bile imal edecek ve ona "hayat" verecek durumda degildir. Hatta günümüzün onca imkanlarina sahip biyologlarinin tümü bir araya gelse ve bütün dokulari yerinde olan, fakat ölmüs bulunan bir amipi canlandiramazlar.
Peki sizin seyrettiginiz programdaki biyologlar neden bahsediyordu? Tahminimi söyliyeyim. Muhakkak duymussunuzdur. Son yillarda tip aleminde üzerinde gayetle kesif arastirma yapilan bir saha var: Kök Hücreler! Nedir bunlar? Bunlar kemiklerde ve bir takim diger bazi organlarda bulunan hücrelerdir. Bunlarin degisik cesitleri (kategorileri) vardir. Bu hücrelerin cok önemli bir özelligi de "bölünme" özelligidir. Yani bölünerek cogaltilabiliyorlar. Bu hücreler bölünerek cogalip canllarin organlarini meydana getiriyorlar. Her bir organ icin ayri kök hücre oldugu gibi bazen bir cok cesidinin bir araya gelerek teskil ettikleri organlar da vardir. Mesela "deri"nin teskiline sebep olan kök hücreleri sadece "deri" üretebilirler. Bazilari (oligopotent olan kök hücreler) ilerde bir kac dokuyu teskil etmek üzere "bölünebilirken" digerleri sadece bir doku teskil ediyorlar (unipotent kök hücreler). Diger bir husus da sudur: Bu hücreler ömür boyu insan vücudunda bulunmaz. Hayatin belirli devresinde bazilari kaybolup gider. Bu sahada yapilan arastirmalarin hedefi Kök Hücreler sayesinde ilerde belki bir "kalp" veya "böbrek" veya "ayak" üretebilmek. "Üretebilmek" diyorum ama bu bazilari tarafindan saka babinda "üc boyutlu bir yazicida organ bastirmak" olarak ta zikrediliyor.
Iste sizin seyrettiginiz programdaki biyologlar saniyorum bunlardan bahsetmisler. Onlar "deri" üreten kök hücrelerini almislar (dikkat ediniz, canli hücreler bunlar!) sonra bunlarin özel labaratuvar ortaminda bölünmelerini saglayip "doku" üretmisler. Yani "cansiz" maddelerden "canli" üretmemisler.
Gördügünüz gibi ortada "evrimi" tasdik eden bir karine, bir isaret yok. Her sey "Allah" diyor.
Bakiniz Yunus Emre`nin sari cicege sordugu soru neydi? "annen baban var midir?" Cicege soru sorulur mu? Yunus sormus. Cicekle hallesmis, yani tefekkür etmis. Lisan-i hali ile cicegin ona neler anlattiklarini biliyorsunuz. Nicin bunu bizler de yapmayalim. Allah`in ayetleri sadece Kur`an`da yazilanlar degil ki! Bütün kainat Allah`in ayetleri. Agaclar, kuslar, daglar, denizler.. .Hepsi ayettir. Tefekkür edersek bunlari görürüz.
Hayirli günler diliyorum.
Yazan: Candaroglu Tarih: May 4, 2010 1:12 PM
'Gördügünüz gibi ortada "evrimi" tasdik eden bir karine, bir isaret yok. Her sey "Allah" diyor.'
Nasil yani? Ortada evrimi tasdikleyen devasa bir bilgi yigini var. Insan genomu bile degismekte. Evrimin gerceklesmedigini soylemek icin bir insanin bilimsel egitimden yoksun olmazi lazim.
Mutasyon ve cinsel secilim varken genomun degismemesi mumkun mu?
Yazan: emre Tarih: May 5, 2010 2:48 AM
Candaroğlu kök-hücre değil; karbondan canlı varlık.
Yazan: nilgün öven Tarih: May 5, 2010 8:21 AM
Bir iktibas ile bu meseleyi benim acimdan noktalamak istiyorum.
A. Yildirim`dan:
"Bediüzzaman Hazretleri “mâna-yı harfî” lisanı ile, bütün varlıkların dilini çözmüş, lisanlarını insanlara ders vermiştir. Buna göre, her varlık, kendisini lisân-ı mahsusu ile insana tanıtır. İnsan kâinata bu gözle bakınca, her şeyin dilini anlar, sesini işitir, duygularını hisseder. İnsan bir çiçeğe mana-yı ismî ile bakarsa, onu sadece bir nebat olarak görür. Ama onun bir de mana-yı harfî ciheti olduğunu farkedip o gözle bakarsa, çiçeğin kendisi ile konuştuğunu görecek, “Ben bir sanat eseriyim, benim bir Sanatkârım var. O’nun Cemil isminin bir tecellisiyim” dediğini işitecektir. O zaman insanla çiçek arasında bir muhabbet ve dostluk ortamı zuhur edecektir. Çünkü insan da aynı Sanatkâr’ın kudret elinden çıkmış bir sanatıdır. Kâinata bu gözle bakan bir insan, çiçeklerden böceklere, kuşlardan balıklara, yağmur damlalarınan hava zerrelerine kadar her mahlukun kendi dili ile Hâlıkını övüp tesbih ettiğini görecek ve işitecektir. O zaman bir insan, mahlukat sayısı kadar lisânı anlamış olacaktır. Bir lisân bir insan ise, her varlığın dilini bilen bir insan, kâinat kadar değer kazanacaktır.
Gönül dilinden anlayan, mana-yı harfî lisanını bilen bir insan, hem bütün insanlarla, hem de diğer mahlukatla rahatça konuşup anlaşabilir.
Üç beş yabancı dilen bilen bir aydın nerede, bütün kâinatın dilini bilen, bir münevver nerede? "
Yazan: Candaroglu Tarih: May 6, 2010 10:37 PM
Bir iktibas ile bu meseleyi benim acimdan noktalamak istiyorum.
A. Yildirim`dan:
"Bediüzzaman Hazretleri “mâna-yı harfî” lisanı ile, bütün varlıkların dilini çözmüş, lisanlarını insanlara ders vermiştir. Buna göre, her varlık, kendisini lisân-ı mahsusu ile insana tanıtır. İnsan kâinata bu gözle bakınca, her şeyin dilini anlar, sesini işitir, duygularını hisseder. İnsan bir çiçeğe mana-yı ismî ile bakarsa, onu sadece bir nebat olarak görür. Ama onun bir de mana-yı harfî ciheti olduğunu farkedip o gözle bakarsa, çiçeğin kendisi ile konuştuğunu görecek, “Ben bir sanat eseriyim, benim bir Sanatkârım var. O’nun Cemil isminin bir tecellisiyim” dediğini işitecektir. O zaman insanla çiçek arasında bir muhabbet ve dostluk ortamı zuhur edecektir. Çünkü insan da aynı Sanatkâr’ın kudret elinden çıkmış bir sanatıdır. Kâinata bu gözle bakan bir insan, çiçeklerden böceklere, kuşlardan balıklara, yağmur damlalarınan hava zerrelerine kadar her mahlukun kendi dili ile Hâlıkını övüp tesbih ettiğini görecek ve işitecektir. O zaman bir insan, mahlukat sayısı kadar lisânı anlamış olacaktır. Bir lisân bir insan ise, her varlığın dilini bilen bir insan, kâinat kadar değer kazanacaktır.
Gönül dilinden anlayan, mana-yı harfî lisanını bilen bir insan, hem bütün insanlarla, hem de diğer mahlukatla rahatça konuşup anlaşabilir.
Üç beş yabancı dil bilen bir aydın nerede, bütün kâinatın dilini bilen, bir münevver nerede? "
Yazan: Candaroglu Tarih: May 6, 2010 10:42 PM
Candaroğlu, Yani, "yalan da olsa beni sevdiğini söyle" der gibisiniz.
Ben yalan işitmektense, sevilmediğimi öğrenmeyi tercih edenlerdenim :))
(Not: Yalanla iktifa etmekten vaz geçerseniz, Google da "carbon and life" yazın ve karşınıza çıkan makalelere göz gezdirin.)
Yazan: nilgün öven Tarih: May 7, 2010 8:13 AM
Nilgün Hanim,
esasen söyleyeceklerimi söylemis oldugumdan ötürü ve bu konuyu sizin "karbondan canlı varlık" sözünüzü gördükten ve bunu "cansız varlıktan, KARBONLARIN bir tür bir araya gelmesinden canlı madde ortaya çıkıyor" seklinde yorumlamanizdan sonra, artik meseleyi daha fazla uzatmanin manasi yok diye düsündügüm icin yukarda "son yorumum" demistim. Cünkü "inat etmis bir akla sunulacak delil ve ispat, muhalle istigaldir, yani imkansizla ugrasmaktir".
Simdi önce "yalan da olsa beni sevdiğini söyle" der gibisiniz" ve kafanizda kurguladiginiz bu filme istinaden bir de "Yalanla iktifa etmekten vaz geçerseniz" diyorsunuz.
Ben öyle bir sey söylemedim, söyler gibi oldugumu da kabul etmiyorum. Söylediklerim yukarda yaziyor. Diger okuyucu arkadasalr da görüyor.
Size ayni kelimenizle hitap ederek asil "yalanci" sizsiniz diyecegim (Bu yorumu bu sebeple ekledim). Nicin oldugunu su sekilde izah edeyim. Karbon elementinin canli varliklar icin ne kadar önemli bir yapi tasi oldugunu hepimiz kabul ediyoruz. Bunu inkar eden yok ki! Mademki Google hocamiza danismamiz gerekiyor, nicin bunu siz yapip ta bir link vermedinizki?
Insanlarin cansiz karbondan bir ev, bir motor yapar gibi hücre yaptiklarini ve buna "can verdiklerini" gösteren bir link verin. Ben bulamadim. Verdiginiz ""carbon and life" yazilisi ile karsima cikan siteler "karbonun canli hayatindaki öneminden" bahsediyor, ki buna itirazi olan da yok, ama sizin iddianiz o degildi ki! Iddianiz neydi? Bir daha yazalim:
"cansız varlıktan, KARBONLARIN bir tür bir araya gelmesinden canlı madde ortaya çıkıyor"
Bize bu konuda link verin bakalim. Iddianizi ispat icin istediginiz kadar süre taniyorum. Buyurun!
Ben de diyorum ki:" Insanoglu bir bakteriye bile hayat veremez". Ispati ise sizin durumunuz!
Sizin anlattiginiz hikayeleri cok dinledik. Bu tarzda "olaganüstü" bir hadise de bir zamanlarin meshur aleti "ERKE" dönergeci idi. Öyle bir dönergec ki, durdugu yerde hic yoktan enerji üretiyor! Ilk duydugumda gülmüstüm. Cok eglenceli idi. Su siralarda coktan piyasaya cikmasi icabediyordu. Tarihin seyrini degistirecek bir makinaydi o! Hem de "Atatürkcü"! Öyle demislerdi mucitleri. Sakaydi galiba.
Size bir sey daha söyliyeyim. Bakiniz Karbon elementi canlilar icin önemli bir yapi tasidir. Peki biliyor musunuz ki, ayni karbon elmas ve taskömürünün de temel yapi tasidir. Hatta kimyasal formülle yazilimlari da aynidir. Elmas ile taskömürü arasindaki fark Karbon atomlarinin her iki madedede ayri bir aci ile dizilmesinden ibarettir. Yani aradaki fark sadece bir "acidir", ama her ikisinde de ayni sayida Karbon elementi mevcuttur. Haydi öyleyse siz bu aciyi degistirin ve "kömürden" hareket ederek "elmas" üretin. Cok zengin olursunuz. Esasen buna benzer atilimci ruhlar olmadi degil. Cok eskiden bazi elementlerden "altin" üretilmek istenmis (Bkz. Alchymie veya Alchimie).Ama su ana kada üreten olmamis. Bu nicin siz olmayasiniz? (Beni karistirmayiniz).
Size bir sey daha söyliyeyim. Bunu da gercekleestiriseniz yine cok zengin olursunuz. Bildiginiz petrol var ya! O da bir karbon bilesigidir. Onu yapiniz. Hatta burada bir avantajiniz da var: "Can vermeniz gerekmiyor"
:))
Bir iktibas daha:
Hakikaten insanın göz, kulak, akıl ve kalb gibi her bir uzvu hazineler hükmündedir. Bütün bunların toplamı olarak hayat ve hayata, karbona elmas hüviyetini veren hususiyet hükmünde olan iman ve ahiret paha biçilmez hazinelerdir. İnsan ise bunları yer altından çıkaran ilim ve teknoloji sahibi mühendis ve işleyen, şekil veren mahir sanatkar değil, emredildiği şekilde korumakla vazifeli ve emanetçi olan kuyumcubaşı ve hazinedar hükmündedir.
Geçici dünya hayatına aldanarak, ahiret hayatını terk etmenin, kırılacak cam parçalarını baki elmaslara tercih etmek manasina geldigini unutmayalim.
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 7, 2010 10:50 PM
Candaroğlu: Habertürk vasıtasıyla, evet, laboratuvarda karbondan organik varlık meydana getirildiğini bilimsel makaleleleri kaynak göstererek açıklayan o doçent gençlere ulaşmaya çalışacağım.
Bu arada, pek çok ünlü filozof ya da bilim adamının altın elde etmek için alkemi ile uğraştığını biliyorum. Elde edememiş olmaları hiç elde edemeyeceklerini göstermiyor. Düşünün ki, bütün kutsal kitapların erkek ile dişiyi çift yaradılmış olarak göstermelerine KARŞIN, erkek ve dişi olmadan, sırf dişi ile KLONLAMA yöntemi kullanılarak yavru elde edildi.
Yani, bırakın artık inad etmeyi. Geocentric teoriden sonra heliocentric teorinin kabul edilmesi de yüzyıllar almıştı. Ama artık güneş dünyanın etrafında dönüyor diyebilir misiniz? Kutsal kitabınız öyle DİYOR. Evrim de daha çok YENİ. 500 yıl sonra herkes kabul eder.
Din böyle bir şey zaten. Önce fırtınayı bilmezken o bilinmeyene Tanrı dersiniz; bilinmeyen bilinen olunca, Tanrı'yı bir geri plana çeker, yeni keşfedilen noktadan ötesine gene Tanrı'yı yerleştirirsiniz. Adamlar boş yere GOD OF THE GAPS demiyorlar.
Yazan: Anonymous Tarih: May 8, 2010 8:59 AM
Nilgun Hanim dedi:
" GOD OF THE GAPS "
Ah, ah, Nilgun Hanim kalburla su ta$imaya cali$iyorsunuz;->>
Bakin, bakin ustadiniz ne demi$:
"However, if we discover a complete theory, it should in time be understandable in broad principle by everyone, not just a few scientists. Then we shall all, philosophers, scientists, and just ordinary people, be able to take part in the discussions of the queation why it is that we and the universe exist. If we find the unswer to that, it would be the ultimate triumph of human reason...for then we would know the mind of God."
A Brief History of Time, S.W.Hawking, 1988.
Allah insani sapitmasin;->>
"theory"'yi "discover" edecek de "know the mind of God."?! Olme e$egim yaz gelecek! Len once "theory" "discover" edilmez "invent" edilir onu ogren bir kere de ondan sonra boyundan buyuk laflar et, olmaz mi?! Boyle cahilleri bir de Newton'un tahtina oturtmazlar mi;-
Saygilarimla,
Grand Sen~or.
Yazan: Grand Sen~or Tarih: May 9, 2010 9:38 PM
Son yorum Anonymous olarak cikmis ama saniyorum yine Nilgün Hanim yorum yazmis.
Nilgün Hanim, son yazdiginizla birlikte ortaya yeni bir teori attiniz. Diyorsunuz ki: "erkek ve dişi olmadan, sırf dişi ile KLONLAMA yöntemi kullanılarak yavru elde edildi." Üstelik bunu bir de dini delileri "cürütmek" gayesine matuf yazmissiniz.
Ben size önceki yorumlarimdan birinde "Kulucka makinasinda civciv üretiliyor diye kalkip ta o makinaya "civcivlerin anasi" gözüyle bakabilir miyiz?" diye sormustum. Hakikaten de bu yolda oldugunuzu söyliyeyim. :)
Belki de "babasiz civcivler" dersiniz. Tercih sizin.
Üzgünüm ama ilmi "gercekler" yine sizi yalanliyor. Izah edeyim. Aslinda bu yazacaklarimi Ortaokul biyoloji kitaplarinda da bulabilirsiniz. Canlilarda üreme bahsine bakiniz. Eger oraya bakarsiniz, kromozomlardan bahsedildigini göreceksiniz. Bu kromozomlarin sayisi canlilar arasinda farklilik gösterir. Insanda 46 tane mevcutttur. Bunlarin yarisi 23 tanesi anneden gelir, 23 tanesi de babadan gelir.
Insan örnegi üzerinden devam ediyorum. Anneden gelen "yumurtanin" özelligi nedir biliyor musunuz? Evet yumurtanin özelligi, icinde sadece 23 tane kromozom olmasidir. Geri kalan 23 kromozom nerde? O da yumurtanin döllenmesi esnasinda baba tarafindan sperm araciligi ile gelir ve toplam yine 46 kromozom olur. Yani sizin anliyacaginiz spermin vazifesi o 23 kromozomu bir vasita gibi (postaci gibi) yumurtaya sevketmek. Biz buna "döllenme" diyoruz. Pekala bu vasitayi degistirip bir "siringa" yapsak ne olur. Yani spermin tasidigi ve babadan gelen kromozomlari alip bir siringa ile yumurtaya versek ne olur. Hatta yumurtayi da alip özel ortamda bu döllenmeyi saglasak ne olur? Bildigimiz "tüp bebek" olur.
Peki spermin tasidigi ve babadan gelmesi gereken kromozomlari degil de, annenin yumurta olmayan hücrlerinde kendi babasindan ona intikal eden kromozomlari alabilir miyiz? Evet alabiliriz. Iste biz buna "klonlama" diyoruz. Dikkat ediniz sizin dediginiz gibi degil olay. Siz diyorsunuz ki "erkek disi olmadan, sirf disi ile" vuku bulan bir döllenme yok burada. Babadan intikal eden kromozomlar annenin hücrelerinde de var ve annenin hücrelerinde var olan bu kromozomlar tecrit edilip ayri bir siringaya veriliyor. Ilmi hakikat iste budur!
Sizin acinizdan sikintili bir durum bu tabii. Sikintili oldugu icin de birden bire evrimle hic ilgisi olmadigi halde "dünya, günes" olayina gecmissiniz. Üstelik bir de "bizim inancimizi" bize anlatmaya kalkismissiniz. Hristiyanlikla karistirmissiniz.
Gelelim evrim ile ilgili olan öteki iddianiza. O biyologlarin kimler oldugunu youtube`dan arastirdim. Öyle bir videoya rastlamadim. Siz öyle bir iddiada bulunmustunuz ki, eger bu gercek olsaydi, birakin Türkiye`yi dünyada yer yerinden oynardi. Gariptirki siz o biyologlarin adini bile bilmiyorsunuz. Ne kadar aci!Böyle büyük bir icadi gerceklestiren biyologlari ben olsam bir kenara kaydederdim. Neyse. :(
Son paragrafinizda "rüzgardan" falan bahsedip kendi kendinize gelin güvey olmussunuz. "Önce fırtınayı bilmezken o bilinmeyene Tanrı dersiniz; bilinmeyen bilinen olunca, Tanrı'yı bir geri plana çeker, yeni keşfedilen noktadan ötesine gene Tanrı'yı yerleştirirsiniz"...Bizim adimiza ahkam kesmissiniz. Öyle mi deriz, yoksa demez miyiz? Müsaade edin de kendi adimiza biz konusalim, siz degil. Islam bir din olarak dün olarak dün nazil olmadiki bunlari yaziyorsunuz. Karalamaktan baska bir sey degil bu yaptiginiz!
Ilmi hakikatlerin karsisinda düstügünüz bu hal ilk örnek de degil. Yukarda "der gibi olmussunuz" falan diye yazmaniz da ayri bir örnek teskil ediyor.
Size tavsiyem ayetlerin manasini, nicin nazil olduklarini (eger ilginizi cekiyorsa) bir bilene sorunuz. Yani yillardir bu isin icinde olan biri olarak sahit olmadigim bir seyi siz yarim yamalak bilginizle Islam`a mal etmeye kalkismissiniz.
Iskembe-i kübradan atmanin endazesi olmuyor iste! Salla babam salla...
Ssaygilarimla...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 10, 2010 1:03 PM
Candaroğlu yazdığınız bilgilere kutsal kitaplar vakıf olsaydı, Nuhun gemisine türler ÇİFT ÇİFT bindirilmezdi!
Tam da dediğim gibi, her bilinmeyen bilinen olduğunda, Tanrı'nın bir geri plana alındığı bir diğer örnek vermişsiniz. Burada da kutsal kitap önce çiftlerden söz ediyor; çift gerekmediği ortaya çıkınca, aaaa, biz bedeni kastetmedik, kromozomlardan söz ediyoruz, oluyor. Kromozomlarla ilgili yeni bir bilgi bulunduğunda eminim Tanrı gene bir arka plana çekilir....
Bugün saat 22:00 de Habertürk'de tekrar evrim programı var. Ben izleyeceğim. Sözünü ettiğim biolog doçentlerin olup olmadığını bilmiyorum, umarım tekrar çıkarlar.
Yazan: nilgün öven Tarih: May 10, 2010 8:41 PM
Baykal'dan dolayı (herhalde)Evrim tartışması olmadı.
Yeni buluşlar her zaman anında duyurulamıyor çünkü maalesef Amerika'da da bilim kurullarında ilahiyatçı ahlakçılar oluyor ve yeni buluşlar, Kitaba dokunursa, sümenaltı ediliyor.
Yazan: nilgün öven Tarih: May 11, 2010 7:35 AM
Nilgün Hanim...
Diyorsunuz ki "yazdığınız bilgilere kutsal kitaplar vakıf olsaydı, Nuhun gemisine türler ÇİFT ÇİFT bindirilmezdi!"
Bakiniz Kur`an öyle bir kitaptir ki, bütün caglara ve o caglarda yasayan bütün insanlarin ondan kendi seviyelerine göre alabilecekleri bir husus vardir. Siz "ciftler" denilince "erkek ve disi insanlar, bitkiler" anliyorsunuz. Bu dogrudur. Bir baskasi ise baska bir sey anlar. Kur`an o caglardaki insanlara kromozomlardan bahsedemezdi herhalde. Ama iste o "ciftler" dediginiz yerde "kromozomlara isaret" vardir.
Bu sebeple yine o caglardaki insanlar da sizin yorumladiginiz gibi anlamislar ve altina da su yorumu düsmüsler: "Dogrusunu Allah bilir".
Her cagin insanina ve her seviyede insana hitap edebilmesi Kur`an in mucizevi bir özelligidir. Alimler "Ayetin meali budur" deyip kestirip atmamislardir. Bakiniz su ayet: "Âyetlerimizi yalan sayanlara ve onları kabule tenezzül etmeyenlere gök kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar da cennete giremeyeceklerdir. İşte Biz, suçlu kâfirleri böyle cezalandırırız!” (A’raf, 7/40)
Buradaki "devenin iğne deliginden" gecmesi tabiri eski caglarda "imkansizliga" delalet ederken, günümüzde bu ayete bakip onda "kara deliklere" bir isaret vardir diyenler de vardir.
Bir iktibas ile noktaliyayim:
"‘Devenin iğne deliğinden geçmesi’ ifadesi gökcisimlerinin karadeliklerdeki ‘tekillik’ denen küçücük bir ‘noktadan’ geçirilmesini hatıra getirmektedir. Bu benzetme, karadeliğin yutma alanına giren koskoca bir kürenin; incelerek âdeta bir ip hâline gelebileceğini ve yutulan cisme göre çok küçük kalan karadeliğin çekimiyle yutulabileceğini akla getirmektedir. Güneş’ten yüzbinlerce defa büyük bir gök cismi uzay-zamanın son derece bükülüp çukurlaştığı karadeliklerde yutulmaya başladığında, bir topluiğne başı kadar boyutsuz bir nokta hâline gelebilir."
Dogrusunu Allah bilir.
Son olarak ta Kur`an in bir fizik, cografya, kimya ve benzeri bir kitap olmadigini belirteyim.(Bunu belirtmeme de gerek yoktu saniyorum). Ama fizik, kimya, biyoloji ve saire de Allah`in ayetleridir.
Hoscakalin.
Yazan: Candaroglu Tarih: May 11, 2010 1:05 PM
Sayin Candaroglu,
Kuran ve benzeri dinlerin basarisi, onlarin yuvarlak ifadeler kullanmalarina borculudur. Boylelikle yanlislanmaktan kaciniyorlar. Ama bir sey de ifade etmiyorlar cunku kestirim kabiliyetleri yok. Nereye cekersen gider. Once bilim adamlari olayi cozuyor, sonra ilahiyatcilar kitabi acip "Bak sunu soyle yorumlarsak kitabimiza uyar" diyor. Demeseler de olur.
Yazan: emre Tarih: May 12, 2010 6:53 PM
Sayin Emre arkadasimiza:
Iddianiz sizi baglar. Islamin koydugu kaideler (haramlar, helaller) ortadadir. Bunlar hepimizin bildigi seylerdir. Bir kacini hatirlayalim. Önce helaller:
1- Namaz kilmak
2- Oruc tutmak
4- Zekat vermek
5- Komsunun hakkini gözetmek
6- Helal kazanc yollarini arastirmak
7- Ilim ögrenmek
8- Allah`tan baskasina kul olmamak
ve saire....Bunlar Islam`in temel kaideleridir ve degismezler.
Haramlari sayalim:
1- Domuz eti yemek
2- Les yemek
3- Zina etmek
4- haksiz yere adam öldürmek
5- Kula kul olmak
6- rüsvet almak, vermek
7- Irkcilik yapmak
8- faiz almak/vermek
9- Alkol ve diger müskirat
10- Anne babaya asi olmak
11- Kumar oynamak
12- Israfin her türlüsü
ve saire.
Bu konularda Islamin hükümleri asirlar önce ne ise simdi de aynidir. Mesela biri kalkip ta "domuz eti artik tertemiz" dese ve bize bunun artik yenebilecegini söylese ona itibar etmeyiz. Bunlar degismez kaideler.
Siz Nilgün Hanima yazdiklarimi okudunuzsa orada kasdedilenin ne oldugunu da anlamis olmalisiniz.
Mesela "cift cift" yaratilmis olmasini ben de olsam Nilgün Hanim gibi "erkek, disi" olarak yorumlardim. Bu yorum yanlis degil ama "ayetin sumulü bununla sinirli degil". Onun icin "Allah daha iyisini bilir" deriz. Fakat yukarda yazdigim hususlarda böyle denmez. Mesela "Faiz iyidir" denmez. Namaz icin "kilinmasa da olur" denmez. Bunlarin sizin ifadenizle "nereye cekersen gider" seklinde bir özelligi yok. Acik ve baglayici hususlardir.
Ayrica "nereye cekersen gider" tarzi yorum sizin itibar ettiginiz ilimlerde ve ilim adamlarinda da benzer bir bicimde tezahür ediyor. Onlar da bugün "böyle" dediklerine yarin "hayir öyle degil yanildik" diyebiliyorlar.
Siz meseleleri karistiriyor gibisiniz.
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 13, 2010 11:22 PM
Sayin Candaroglu,
'Bu konularda Islamin hükümleri asirlar önce ne ise simdi de aynidir. Mesela biri kalkip ta "domuz eti artik tertemiz" dese ve bize bunun artik yenebilecegini söylese ona itibar etmeyiz. Bunlar degismez kaideler.'
Butun mesele de bu... Dunya degisiyor, ama dinler degismiyor; zamanin akisini inkar ediyorlar. Evet, ben 'domuz eti artik temizdir' derim. Guzel bir ornek vermissiniz. Tevrat yazilali ciftcilik cag atladi; modern kasaplarda satilan domuz eti cok sakincali degildir (trichinosisten haberim var). Illa saglikli olacaksaniz eti tumden birakiniz, vejeteryen olunuz. Domuz eti icin ozel bir yasak uygulamanin bir anlami kalmadi.
'Ayrica "nereye cekersen gider" tarzi yorum sizin itibar ettiginiz ilimlerde ve ilim adamlarinda da benzer bir bicimde tezahür ediyor. Onlar da bugün "böyle" dediklerine yarin "hayir öyle degil yanildik" diyebiliyorlar.'
Siz meseleleri karistiriyor gibisiniz."
Asil siz karistiriyorsunuz. Bilimde bir tutum degistiginde yeni bulgular, eski kuramla catisiyor demektir. Daha kapsayici yeni bir kuram ortaya atilir. Tanidik bir ornek olarak yer cekimini sayabilirim.
Dinde tutumun degismesi bilimin baskisiyla oluyor, kendi kendini duzelttigi icin degil. Bu cagda bile dunyanin alti bin yillik oldugunu, Adem ve Havva'nin gercekten yasamis oldugunu savunan ilahiyatcilar var. Ilahiyatcilarin bu iddialardan vazgecmesi somut bilimsel kanitlarin baskisiyla olmaktadir.
Bilimden soz ediyorum cunku "fizik, kimya, biyoloji ve saire de Allah`in ayetleridir." dediniz. Yoksa dinsel ahlakin gereksizligi hakkinda da dusuncelerim var.
Yazan: emre Tarih: May 14, 2010 7:02 PM
Emre Arkadasimiza...
"saglikli olacaksaniz eti tumden birakiniz, vejeteryen olunuz." diyorsunuz. Mesele saglikli olmak veya vejeteryen olmak degil ki. Mesele: "Allah`in emri nedir ve neyi icap ettirir?" sorusunun cevabi mucibince hareket etmektir. Yani bizler "domuz" eti yemiyorsak, bu "sagliksizdir" sebebine binaen degil, bir emre binaendir. Bu "inananlar" icin böyledir. Yoksa digerleri bizi ilgilendirmez. Kimseye zorlama yok.
Aynen öyle de biz namazdan önce abdest aliyorsak, bu "temizlik" olsun diye degildir. (Tabii ki temizlik de oluyor bu arada). Fakat asil sebep o degildir.
Yorumlama biciminizden sizin Islam hakkinda pek de bilgi sahibi olmadan konustugunuz anlasiliyor.
Dinin zorlayici hükümleri müslümanlar icin önemlidir. Yani bu sizi alakadar etmiyor. Siz domuzunuzu yeyiniz. Bize bakmayin.
Selamlarimla...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 14, 2010 8:43 PM
Yine guzel bir konuya degindiniz: Allah oyle emretmis, size de uygulamak dusermis. Bu tutarli bir gorustur, ama akillica degildir. Allah "dininizi reddeden herkesi vurunuz" dese onu da mi sorgulamadan uygulayacaksaniz?
Eh... domuz etinden sakinmak saglikla ilgili degilse, abdest almak temizlikle ilgili degilse butun bunlar sirf angarya olsun diye mi size emredildi? Dinine gercekten bagli olmayanlari ayirdetmek icin uzun soluklu bir test?
Tutarli olmak onemli olmakla birlikte yeterli degildir, sayin Candaroglu.
Yazan: emre Tarih: May 15, 2010 2:44 AM
sayin Emre,
diyorsunuz ki: "Allah "dininizi reddeden herkesi vurunuz" dese onu da mi sorgulamadan uygulayacaksaniz?"
Bu mantik bende sizinle bir fikir mülahazasi icine girmenin "gereksiz ve vakit kaybi" oldugu intibaini uyandirdi. Siz nasil isterseniz öyle yasayin.
Kim kendi inancini sorgulamali? Biz mi yoksa siz mi? Üc bes harfin kendi kendilerine bir araya gelip anlamli bir cümle kuramayacagina veyahut ta iki üc tasin kendi kendine üstüste gelip bir kule olusturamayacagina inanan sizler, gözünüzle göremediginiz atom denilen yapi taslarinin, ucsuz bucaksiz kainatin "tesadüfen" olustuguna, günesin, ayin, yildizin "tesadüfen" orada olduklarina inaniyorsaniz ve bu inancinizi, mantiginizi, kavrayisinizi "sorgulamiyorsaniz" yapacak bir sey yok.
Gereksiz bir tartisma.
Hoscakalin.
Yazan: Candaroglu Tarih: May 15, 2010 9:37 PM
Dikkat ederseniz somut sorular sordum, ama sizden yanit yok. Konuyu degistirdiniz, dolayisiyla kimin inancini sorgulamadigi apacik ortada. Tikanip kaldiginizda "nasil isterseniz öyle yasayin" diyorsunuz. Bunu takdir ediyorum, ama bu sekilde inanclarinizi sorgulayamazsiniz.
Sizinle bosuna bilim hakkinda tartismayacagim cunku bilimsel egitiminiz yetersiz (olasilik kurami hakkindaki bilgisizliginiz bariz), ama inanc/ahlak temelinizi sorguladigimda doyurucu bir yanit almayi beklerdim dogrusu.
Muslumandan once insansiniz, ve insan olmanin bir geregi olarak inanclarinizi sorgulamaniz lazim: "Bu emirler ne amaca hizmet ediyor?" Bir amaci yoksa (veya kalmamissa) gereksizdir.
"Kim kendi inancini sorgulamali? Biz mi yoksa siz mi?"
Siz, sayin Candaroglu, siz. Saygilar sunarim.
Yazan: emre Tarih: May 16, 2010 12:26 AM
Candaroğlu bütün mesele şu: Kimse kainatın 'tesadüfen'oluştuğunu iddia etmiyor. Siz kendi aklınızla kutsal kitaplardaki yaradılış mitlerini kabul etmeyen bilim adamları için bir YAKIŞTIRMA yapıp, bu yakıştırma üstünden eleştiri getiriyorsunuz. Bilimciler kainatın tesadüfen yaratıldığını İDDİA ETMİYORLAR Kİ!
Önce NE İDDİA ETTİKLERİNİ bir öğrenseniz....Belki fikriniz değişebilir.
Yazan: nilgün öven Tarih: May 16, 2010 10:05 AM
Bir iktibas:
Süfyan-ı Sevri’ye “Cahil kimdir?” diye sorulunca, o da şöyle cevap verdi: “Cahil, ihtiyaçlarını Allah-u Teâlâ’dan isteyinceye kadar O’nu tanımayan kimsedir. Onun durumu, hükümdarın evinde bir işle meşgul olan adamın durumuna benzer. Hükümdar o adama bir iş buyurur. O da o işi bırakır, hükümdarın komşularından birinin kapısına gider. Ondan yemek için bir dilim ekmek ister. Hükümdar bu yaptığını bilseydi onu öldürmez miydi? Ona sarayına girmeyi yasaklamaz mıydı?”
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 19, 2010 2:52 PM
Sayin Candaroglu,
Cahil ona verilen emirleri sorgulamadan yerine getiren kimsedir. Aziz Nesin'in bu konu hakkinda bir kitabi var: "Nazik Alet". Tavsiye ederim...
Belki bir Nasreddin Hoca fikrasi bile vardir sorgulamayan insanlar hakkinda. Bilen var mi?
Yazan: emre Tarih: May 19, 2010 8:36 PM
Candaroğlu bırakın artık bu zırvaları, karşınızda bilmem ne köyünde yaşayan cami cemâti yok. Ne cehenenm ile korkutabilir nede cennet ile kandırabilirsiniz.
Bu ve benzeri forumlarda dinsizlerin argumanlarından değilde sizin gibi dindarların kara cahilliği sayesinde dinden soğuyor insan.
Yazan: Anonymous Tarih: May 20, 2010 12:06 AM
Bir iktibas daha. A. Fersadoglu yaziyor.
Allah’ı inkâr psikolojisi
Aklen inkâr yolu bulamayan kişi, karşı karşıya kaldığı stres haliyle mücâdele için daha katı ve kontrölsüz bir inkâr yolunu tercih eder. Öyle ki, bu, yüce Yaratıcı’ya düşmanlık şeklini de alabilir. İşte bu aşırı düşmanlık, psikolojik bir mekanizma olan ‘karşıt tepki’ gösterdiğine bir belgedir. Çünkü, olmadığına inanılan bir şey için, normal hâl tepkisizliktir. Zîrâ, etki oluşturanın yokluğuna inanılıyorsa, tepki anlamsızlaşır. Yâni, tepki; aslında, iç âlemde yok olduğu kabul edilmeyip, ancak dışa öyle yansıtıldığını ve belirli sebeplerle öyle olması arzu edildiğini gösterir. Bu arzunun arkasındaki en büyük psikolojik saik de, günahlardır. Günahı işleyen, hem iç dünyasında vicdânî bir baskı, hem de dış dünyaya karşı bir utanç hisseder. Bundan kurtulmak için ‘karşıt tepki’yi geliştirir ve inkâra gider. Bediüzzaman, “Utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının haberdar olmasından çok utandığı zaman, melâike ve ruhaniyâtın vücudu ona çok ağır geliyor. Küçük bir emâre ile onları inkâr etmek arzu ediyor” diye işaret ettiği durum budur. Cehennem azâbını netice veren büyük bir günahı işleyen, Cehennemin tehdidini işittikçe istiğfarla ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennemin yokluğunu arzu ettiğinden, küçük bir emâre ve bir şüphe, Cehennemin inkârına cesaret veriyor. Kezâ, iş yüzünden âmirden alınan küçük bir tekdir, psikolojik olarak insanı müteessir eder. Yaratılış görevini, ibâdetlerini yerine getirmeyen de Sultan-ı Ezel ve Ebed’in tekrarlanan emirlerine karşı yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o kulluk görevi bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî İlâhî düşmanlık kokusu ve ondan da bir inkâr arzusu uyanıyor.
Şu halde, işlenen herbir günah, karşı tepki psikolojisiyle, hele o günaha tevbe edilmez ve o günah bağımlılık halini alırsa, insanı inkâra kadar götürme riski taşır. Halbuki, günah işleyen hatasını kabul edip tevbe ederse, büyük bir huzur bulur. Çünkü, O’ndan başka özür dileyip sığınacak bir mercî yoktur. Tevbe; kusurlarımızı zımnen itiraf ile pişman olmak, bir daha onu işlememeye söz vermektir. Tevbe edip af dileyen, bağışlanmasını isteyen kirlerden temizlenir; iyiye, güzele motive olur. İçinde cevelân eden yanlış, batıl düşünce ve duyguları boşaltır, dışarı atar. Bu, büyük bir rahatlama ve huzûr verir. Zîrâ, işlediğimiz herbir günah, hata ve kusur, akıl, kalb ve vicdânımızda büyük yaralar açar; lekeler bırakır. Onlara tevbe ettiğimizde, rahatlarız.
Karşıt tepkinin sebeplerinden bir diğeri de, egoizm, enaniyet, yâni benliktir. Bir kısım insanlar benliğin mahiyetini kavrayamamakta; mevhum, yok olan benliğine varlık rengi vermekte ve ona dayanmak istemektedir. Aslında ene ile tâbir edilen benlik, Cenab-ı Hakk’ın sıfâtını, şuûnatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasî (kıyas etmek için) verilmiştir. Haddizatında enenin, benliğin hiçbir gücü yoktur. O mevhum bir varlıktır.
Yazan: Candaroglu Tarih: May 21, 2010 12:20 PM
Istediginiz kadar iktibas yapin, sayin Candaroglu, ama sorularimi yanitlamiyorsunuz. Fark etmedigimi sanmayiniz. Soruyu hatirlatayim: emirler ne amaca hizmet ediyor?
Korkarim sizin gibi beyni yikanmis insanlarin umidi yok. Papagan gibi ayni seyleri tekrarliyorsunuz. Siz, Hakperest, Grand Senior... surekli bir dongu icindesiniz.
"Nazik Alet"'i okudunuz mu? Haydi bir iktibas daha ...
Yazan: emre Tarih: May 21, 2010 5:24 PM
Candaroğlu 'Avrupa'da Peçe Yasağı ve Liberallik' sütunu altında erdem rumuz'lu yorumcunun verdiği science linkini tıklarmısınız? Yeni yapılan yapay hücreyi anlatıyor...
Yazan: nilgün öven Tarih: May 22, 2010 8:25 PM
Nilgün Hanim tesekkür ederim.
Linkinize baktim. Okudum ve sunlari gördüm:
Almanca bir sitede yaziyorki : "Dem Team ist es damit jedoch noch nicht gelungen, ein komplett neues Lebewesen zu schaffen. Denn es benötigte zumindest das Original-Erbgut eines Bakteriums und die Hülle eines zweiten Bakteriums für seine Versuche".
Yani calisma grubu tamamilye cansiz bir hücreden yeni bir hücre elde etmemisler.Cünkü yasamakta olan bir hücrenin kromozomlarini cikarip yerine (kendi mamülleri olan) yeni kromozom koymuslar. Yani sizin anlayacaginiz organ nakli gibi bir sey.
Bir baska yerde: "Synthetic biologists have show they can reprogram living cells to make them produce drug compounds, and are even working towards building cells from scratch to create artificial life."
Burada da "reprogram" kelimesi "yeniden programlama" denilerek daha akilci bir yorum yapilmis. Su kimsa dikkat edin: "are even working towards building cells from scratch to create artificial life." Yani ortada henüz fol yok yumurta yok.
Nilgün Hanim benim size tavsiyem bu yeni arastirmalari fazlaca "kesinlesmis" gözle görmeyiniz. Basinin "traj" kaygisi ile uydurdugu "ufo" hikayelerini hatirlayiniz. Basin traj kaygisi ile "habbeyi kubbe" yapar. Bütün dünyada bu böyle.
Ayrica Nilgün hanim. Bakiniz bu hücre meselesi ile ilgilenenler "akilli insanlar", üniversitelere gitmisler, okumuslar, okumuslar... Görmeyen, duymayan, cansiz nesnelerin bu harika düzeni tesekkül ettirmesi mümkün mü? Simdi ben gidip o ilim acamina yani "Craig Venter"e "bu hüreyi sen yapmadin, kendi kendine olustu" desem, Venter bana kizmaz mi? Bu bir tek hücre! Bir tek tanecik! Ve ben sadece "o hücreyi sen yapmadin" diyorum ve azarlaniyorum. Bir tek hücrenin "mühendisini veya biyologunu" inkar eden ve bundan dolayi dolayi azarlanan ben, ateistlerin neleri inkar ettigini düsününce, onlarin isitecegi azarin nasil olacagini tasavvur bile etmek istemiyorum.
Saygilarla...
Yazan: Candaroglu Tarih: May 24, 2010 12:46 PM