« Diktatörler ‘Bağımsızlık’ Sever | Ana Sayfa | Jakobenizm Amerika’da! »

April 20, 2008

Washington’da ‘Yargı Darbesi’ Tartışması

Geçen Perşembe günü ABD’nin başkentindeki Brookings Enstitüsü’nde düzenlenen “Türkiye’nin Yeni Anayasal Krizi: Yargısal Bir Darbe mi” başlıklı panelde Prof. Levent Köker ve Prof. Mümtaz Soysal ile birlikte ben de söz almıştım. Zaman gazetesi, paneldeki tartışmayı, özellikle de benimle Prof. Soysal arasında geçen polemiği, şöyle haber yapmış:

Brookings'te Yargı Darbesi Tartışması

Washington'daki Brookings Enstitüsü'nde Prof. Mümtaz Soysal, gazeteci Mustafa Akyol ve Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Prof. Levent Köker ve enstitü uzmanlarından Ömer Taşpınar'ın katılımıyla yapılan "Türkiye'deki yeni anayasal kriz: Bir yargı darbesi mi?" konulu panel ilginç tartışmalara sahne oldu.

Anayasa Mahkemesi'nin ve yargının 'Cumhuriyet'in değerleri'ni koruma görevinden bahseden Soysal'a göre sistemin işlemesi beklenmeli. Eğer yargı devreye girmese diğer alternatif 'Cumhuriyet'i kendi çocuğu addeden ordunun sık sık darbe yapması' olacaktı. Sistemin, "Yargı Cumhuriyet'in değerlerini din tehdidine karşı korumalı; çünkü din onları Osmanlı İmparatorluğu'nun son birkaç yüzyılında tehdit ediyordu." düşüncesiyle kurulduğunu serdeden Soysal'a Ömer Taşpınar, "Türkiye'de dine ilişkin tehdit algılaması hangi noktada değişebilir?" sorusunu yöneltti. Soysal, "Cumhuriyet'in amaçlarının toplumda temeli sağlamlaşırsa, tehdit biter." dedi.

İslam'ı 'hem bu dünyayı hem öbürdünyayı kontrol etmeye çalışan' bir din olarak tasvir eden Soysal ise, "Eğer devlet başı boş bırakırsa, İslam totaliterdir. Modern devlet tarafından kontrol edilmelidir." görüşünü savundu. Türkiye'de 'rasyonalizm ile ilahiyat' arasındaki çatışmanın 'süresiz olarak' devam edeceğini öngören Soysal, Atatürk gibi modernleştiricilerin 'reformasyon' sözünü kullanmadan dini reforme etmeye çalıştığını anlattı.

Mustafa Akyol ise Türkiye'deki laikliğin 'devletin dinden korunması' prensibi üzerine kurulduğunu hatırlatarak, "Bu derece liberal olmayan bir laikliğe gerçekten ihtiyacımız var mı?" sorusunu ortaya attı. Devletin tüm vatandaşlarını 'Cumhuriyet'in ideolojik çocuklarına' dönüştürmeden özgürlük vermek istememesini 'baskıcılık' olarak nitelendiren Akyol, devletin, başörtüsünü çıkarınca, Kürtçe konuşmayınca sorunların ortadan kalkacağını düşündüğünü söyledi.

Mümtaz Soysal ise mevcut tipte başörtüsünün 'siyasi moda' ve 'laik devletin prensiplerine muhalefet sembolü' olduğunu savunurken, İran'daki tesettür mecburiyetine değindi. Buna karşın Akyol, bayanların başını zorla kapattıran İran devletinin de, başı zorla açtıran Türk devletinin de aslında birbirinden farklı olmadığını kaydetti.

Mümtaz Soysal, ABD'nin kapatma davasını Avrupa'dan 'çok daha anlayışlı' şekilde takip ettiğini belirterek, Avrupa Birliği'ni Türkiye'deki sistemin 'yumuşak işleyişi'nden rahatsız olmakla ve 'davayı Türkiye'yi tam üye yapmamak için bahane olarak kullanmakla' suçladı. ABD'de de Türkiye'yi Malezya modeline benzetmek, 'ılımlı İslam' ülkesi haline getirmek isteyenler olabileceğini ifade eden Soysal'a cevaben Akyol, "Türkiye ne Malezya'yı ne İran'ı değil, Fransa'yı örnek aldı" cevabını verdi. Panelde söz alan Prof. Levent Köker, hukukun üstünlüğü ile demokrasinin birbirini tamamladığını, Avrupa bağlamlı demokratik eğilimli hukuk düzeni çerçevesinde çalışmak gerektiğini söyledi. Türkiye'de sistemin 19. yüzyıl modernizmine bina edildiğini, bunun değişme zamanının geldiğini kaydetti.


Karafatma polemiği

Bu arada Mustafa Akyol ile Mümtaz Soysal arasında başörtüsü konusunda ilginç bir diyalog yaşandı. Akyol, İstanbul'un Nişantaşı gibi semtlerinde başörtülü hanımlara karafatma diye seslenenler çıkabildiğini anlatıyorken, Mümtaz Soysal 'öyle görünüyorlar' yorumunu yaptı. Bu söze şaşıran Akyol, Soysal'a dönerek "Öyle mi görünüyorlar? Bence nasıl görünmek istiyorlarsa öyle görünebilirler ve kimsenin onlara hakaret etme hakkı yoktur." dedi. Akyol, başörtülülerin vergilerini ödeyen eşit vatandaşlar olduğunu, istedikleri her yerde görünme hakkına sahip bulunduklarını kaydetti.

Toplantının ardından Zaman, Soysal'dan karafatma yorumuna açıklık getirmesini talep etti. Soysal, başörtülüleri karafatmaya benzetmediğini, sadece söz konusu bölgede öyle görüldüğüne işaret etmek istediğini söyledi.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 20, 2008 2:44 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Ben ayni tartismanin daha kisa ozetini Star'da okumustum. Soysal Soysal olacak, Ilhan Agebey'in ikiz kardeslerinden; zira lepoar cizgilerini degistiremez. Bu satten sonra kaybedecek neletri var. Gavurlar "birini tani hepsini tanimis sayilirsin" derler. Laikci ezber disinda ozgun gorus yok. Bazi kurnaz laikciler Washington'da Paris veya Londra'da oradaki demokrasi hassasiyetleri hatirna birazcik PC yaparlar. Bu fasist yobaz boyle bir self-sansur geregi gormemis.

Benim esas kafa yordugum nokta, sadece Soysal degil bircok laikci fasistin de yumurtladigi "Amerika Avrupa'dan daha anlayisli, daha dengeli davraniyor" soylemi. Onlara bu guveni kimlerin verdigini biliyorum. Tek kelime ile Washington'daki en etkin guc Yahudi gucu. Detayulandirirsak neocon/evanjelik/Cheney , ve daha da detaylandirirsak bu kesime ait ve bizim icimzdeki sofistikwe/zengin/Eregenekoncular'la yatakta olan Hudson'la AEI'lar bu siralar gene Turkiye'yi sikca ziyaret eden ser odaklarinin kranlik prenslerini sayariz.

Ban washingtondan ayrilali 4 yili gecti. Simdi bu ser odaklarinin Turkiye politikasini etkileme gucu ne kadar merak ediyorum.

Keske Mustafa Bey bu konudaki degerlendirmelerini iceren bir yazi yazsa da son durum hakkinda bilgilensek.

Su bir gercek ki, her ne kadar "muhafazkar/demokratik medya" Avrupa ve ABD'nin "demokrasi vurgusunu" on plana cikariyorsa da laikci/fasitlerin disarda bircok kuvvetli isbirlikcisi var. Bunlardan Fehmi Koru biraz bahseder. Ornegin basortusu konusundaki Anayasa degisikligine disardan en sert tepki Fransiz Dogu Locasi buyuk ustadi Quillerdet'ten gelmis idi. Bu gun de Avrupa'da sadece Islam dusmanlari degil Turkiye'nin AB'ye girmesini istemeyen bircok mihrak bunu tadindan yenmez bir bahane olarak kullanmak istiyorlar. Bir taraftan olayi korukleyip demokrasinin darbe yemesine calisiyorlar, sonra da "bak Turkiye'de demokrasi yok; alamayiz" diyecekler. Icerde ve disarda ser ekseni tek vucut bu konuda.

ABD'de ise Yahudi gucu olayin demokrasi, hak hukuk boyutu ile ilglenmiyor; Turkiye'nin AB'ye uyeligi ile de fazla ilgilenmiyor. Turkiye gibi bir ulkenin Israil'a kusku ile yaklasan, ve muhafazkar bir yonetim altinda olmasi tabii ki Israil'in arzuladigi bir durum degildir. Israil yanllarinin Ak_parti'ye bakisi bizdeki laikcilerinki ile brebir ortusuyor. Nasil ki laikciler, bu hukumetin icraatlarindan en karli cikan kendileri oldugu halde onu baltalamak istiyor cunku neticede "dindarlarin halki kazanmasini" bir varolus tehlikesi olrak goruyorlar, Israil'de kendisi ile dostane ilskileri koruyan ticare hacmini genisleten, asker iliskileri zayiflatmayan Ak Parti'ye ayni sekilde bakiyorlar. "donusmus Turkiye"yi zararli goruyorlar. Demirel zamanindaki tarifeyi istiyorlar.

Ama biliyoruz ki gerek Washington gerek Bruksel'de "demokrasi yanlilari" galebe caliyor. En azindan disariya verilen mesajlar bunlar. Birileri Wasdhington ve Bruksel'de perde arkasinda hangi guc merkezlerinin , icerdeki hangi ser odaklari ile gene hangi "dehset senaryolari" planladigi veya hangi A, B, C planlari oldugu konusunda bizi verilerle aydinlatsa iyi olur.

Fehmi Koru sadece yuzeyi kaziyor; az bilgi cok yorum onunkisi de. Bu konuda epeyce bilgi acigi var. Yasemin Congar Turkiye'ye donugunden ber bu acik bariz olarak hissediliyor. Haydin Arastirmaci gazeteciler, ne duuyorsunuz? Alin size Pulitzer'lik is.


Yazan: Yorumcu Tarih: April 20, 2008 3:32 PM

karafatma ne ayol?..bir böcek türüydü dimi?...

Mustafa Akyol'un aklına nerden gelmiş bu örnek..karaşimşek dediklerini biliyorum ben..öbürüne göre daha iyi bir tanımlama..karaşimşek lüks bir arabaydı galiba..

şimdi karafatmalarda Nişantaşının süslü bebeklerine süs köpekleri deseler olur mu?..

çok ayıp şeyler bunlar..duymamış olayım..

Yazan: derman Tarih: April 20, 2008 5:33 PM

"öyle görünüyorlar." M. Soysal
"başörtülüleri karafatmaya benzetmediğini, sadece söz konusu bölgede öyle görüldüğüne işaret etmek istediğini söyledi."

Tek cümleyle, iğrenç, çirkin, mide bulandırıcı.

Ben de bu bölgeden Mümtaz Soysal'ın ve türevlerinin nasıl görüldüğünü işaret etmek istediğimi söylüyorum.

Lafım çarpıtılmaya!

Yazan: Anonymous Tarih: April 20, 2008 5:44 PM

Bekir bey,

Benim esas kafa yordugum nokta, sadece Soysal degil bircok laikci fasistin de yumurtladigi "Amerika Avrupa'dan daha anlayisli, daha dengeli davraniyor" soylemi. Onlara bu guveni kimlerin verdigini biliyorum. Tek kelime ile Washington'daki en etkin guc Yahudi gucu. Detayulandirirsak neocon/evanjelik/Cheney , ve daha da detaylandirirsak bu kesime ait ve bizim icimzdeki sofistikwe/zengin/Eregenekoncular'la yatakta olan Hudson'la AEI'lar bu siralar gene Turkiye'yi sikca ziyaret eden ser odaklarinin kranlik prenslerini sayariz.

lakci faşist dediklerniz demi ABD AB den daha anlayışlıdır filan diyor? Demek ki herkes o görüşte bizde desenize. BEn bu ve benzeri sitelerde bu dediklerinizi savunan çok yazı ve yorum gördüm.
Bir nokta daha, burada görüşleri bol bol savunulan Discovery Institute Hudson Institute altında kurulmuş bir "enstitü". Discovery ev sahibimiz Mustafa beyin üyesi olduğu bir yer bildiğim kadarıyla. Yine hatırladığım kadarıyla Zeyno Baran ile Hudson bağlantılı bir araştırma vardı(yanılıyormuyum yoksa?).
O yüzden sormak istiyorum, burası ve benzeri şeyleri savunan diğer siteler bahsettiğiniz kategoriye giriyor mu? Yoksa hep beraber mi etkileniyoruz bu "şer odakları"dan?

Birde Mustafa Akyol beye bir sorum var. Eğer vakti varsa ve cevaplarsa sevinirim, bu kadar yorum eklemiş bir okuru olarak :) Sitenin başka bir yerinde bu sözü geçen enstitülerin "stipendium" şeklinde para verdiği ile ilgili bir yorum vardı. Şimdi baktım, ve o yorum kaldırılmış. Sitede hata mı var yoksa kaldırılmasının başka bir sebebi mi var? Sürekli oluyor çünkü, belirli bir süreden sonra sanki yazılara eklenen bazı yorumlar yok oluyor! Bunu arama motorlarının "cache" belleklerinden de doğrulatabiliyoruz, bir sayfanın eski halinde var, yeni halinde yok olmuş. Acaba bir "bug" mu var biryerlerde?

Saygılar...

Yazan: fuatogl Tarih: April 20, 2008 7:42 PM

Yani "öldürmedik, sıtmaya razı olacaksınız" demeye getirmiş Soysal.

Bu adamlardaki "cürret"in 10'da 1'i demokrat, dindar insanlarda olsa sanırım Türkiye bu sıkıntıları yaşamazdı.

Önce biat edeceğiz ki "efendilerimiz" bize ekmek versin(!)

Aman neyseki ekmeğimizi onlar vermiyor da bir de bunu onlar anlasa.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 20, 2008 9:11 PM

Farid Farjad’ın büyülü kemanı odayı doldururken, bir şikayetin mırıltıları içimi kemiriyor.

Mümtaz Soysal ve onun gibi düşünenlerle aynı dili mi konuşuyoruz, diye.

Babil Kulesi’nin akıbetini yaşayan bu ülkede, James Joyce’ın Ulysses'ine (Türkçe çevirisine) önsöz yazan Enis Batur’un Tekvin 11. Bab’dan yola çıkarak mimari ve dil ilişkisini anlattığı yazıyı düşünüyorum. Babil, bbl kökünden geliyor. Gökyüzünün kapısı demek, aynı zamanda da karış(tır)mak fiiliyle de soy birliği var. Dil de tıpkı mimari bir yapı gibi, inşa ediyoruz ve farkına varmadan bir kulenin içine kendimizi hapsediyoruz. Kimsenin birbirinin dilini anlamadığını fark ettiğimizde geç kalmış olduğumuzu anlıyoruz. Tanrı’yla boy ölçmeye kalkıştığımızda “Birbirini doğru dürüst anlamamak ve birbirini kesin biçimlerde anlaşmaya varamayacak” olma cezasıyla yüz yüze geliyoruz.

Türkiye, şimdi bir Babil Kulesi’dir kimsenin birbirinin dilini anlamadığı.

Kavramların bu kadar iğdiş edildiği başka bir ülke var mıdır bilmiyorum ama bu ülkede mesela laiklikten bahsettiğinizde ya da başkası bahsettiğinde -ülkemizde kavramlar için yaygın bir kanaat/kabul oluşmuş olmadığından, maalesef- önce kişinin kafasındaki anlam dünyasını açıklaması gerekiyor. Bahsettiği laisim mi, Fransız laikliği mi, Anglo-Sakson laiklik mi, sömürge tipi laiklik mi, Kemalist laiklik mi? Bir duruş sergilemeden önce, kavramın ne anlama geldiğini değil, kullanan kişinin kafasındaki tanımı öğrenmek zorunda kalıyoruz.

Demokrasiden mi bahsediyor, hangi demokrasi? Vesayet demokrasisi mi, totaliter demokrasi mi, liberal demokrasi mi, sosyal demokrasi mi? Bunlar demokrasinin türleriymiş gibi durabilir ama hiçbir ülkede birkaç çeşidi bir arada kullanılıp da bunun kavgası yapılmaz. Bir itiraz varsa bile bu var olan üzerinden var olması istenene (daha iyisinin olmasına) yöneliktir, birkaçının bir arada kullanılması nadir bir durumdur. Nadirattanız yine.

Cumhuriyet’ten mi bahsediyor, elinde sizi tehdit eden bir silah taşırmış gibi hem de, iyi de hangi cumhuriyeti savunuyor bu kişiler? Hitler Almanya’sı da cumhuriyetti, Mussolini İtalya’sı, Pinochet Şili’si, Saddam Irak’ı, Kaddafi Libya’sı, Bokassa'nın Orta Afrika Cumhuriyeti de(hoş o en azından cumhuriyet yönetimini sonradan imparatorluk yaparak tacını giymişti!). Ve garip olan, sizin cumhuriyeti yıkmak istediğiniz ön-kabulünü taşıdığı için, bazıları, kendi cumhuriyet tanımını dahi sorgulamıyor. Tek doğru kabul ediyor, kalıplaşmış üç kelime ile laik(hangi laik?!), demokratik(hangi demokratik?!), hukuk devleti(hangi hukuk?!). Farkında değiller, siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz, laik, demokratik, hukuk devletine dayalı bir Cumhuriyet :)
Sanki bu laik, hukuk ya da demokratik kavramları ülkede tanımlanmış ve bu kavramlara yönelik ortak kabuller ortaya çıkmış gibi. Hatta bir öteye taşıyorlar durumu, Hitler Almanya’sının cumhuriyet olduğunu unutup, kimilerine Hitler Almanya’sı örneğini verip, size cumhuriyetimizi yıktırtmayacağız diyorlar, örnek verdikleri liderle aynı propagandaları kullandıklarını görmeden. Burası da ironini kabak tadı vermeye başladığı nokta oluyor sanırım ya da aşure tatlısının çok çeşitli ama şeker tadı olmayan tadını.

Ve tüm kavramların başına gerçek demokrasi, gerçek laiklik, gerçek cumhuriyet gibi çağın ileri ülkelerinin kavramlarını kasteden bir kelime getirmek zorunda bırakılıyoruz. Tıpkı otobüs şirketlerinin başındaki hakiki …, öz …., en hakiki … , en öz… ifadelerinde olduğu gibi.

Evet Babil Kulesi’nin birbirini anlamayan halkı gibi, biz de birbirimizi anlayamıyoruz, çünkü kavramların içinin boşaltıldığı, deforme edildiği bir çağın beyinleriyiz ve beyinlerimizde kırk kuyruğu olan ve hiçbiri birbirine dokunmayan kavramlarla.

“En hakiki kavram benim kavramım, bak sana neler yaparım bu kavramla!” dayatmacılığını da aşamıyoruz maalesef. İşin traji-komik kısmı da burası zaten. Dilimizi anlamıyoruz ama bir de üstüne benim dilimi kabul etmezsen seni bir daha hiç konuşturmam diyen bir zihniyetle mücadele ediyoruz.

Yani madem yüzme bilmiyordun neden çıktın ağaca anlamsızlığının anlamı üzerine havanda su dövüyoruz. Darısı dövemeyenlere…

Ve şarkı James Blunt’a geçiyor yazı biterken...

Ama aynı şikayetin mırıltıları beynimi kemirmeye devam ediyor ve edecek daha uzun süre…
Biliyorum…

Sahi Mümtaz Soysal ve onun gibi düşünenlerle aynı dili mi konuşuyoruz, konuşuyorsak neden birbirimizi anlayamıyoruz?! Dinlemediğimiz için mi?!

Yazan: suzannur Tarih: April 20, 2008 9:53 PM

Iyi cevap vermissiniz Sayin Akyol. Kutlarim.

Yazan: Bourne Tarih: April 21, 2008 12:57 AM

"lakci faşist dediklerniz demi ABD AB den daha anlayışlıdır filan diyor? Demek ki herkes o görüşte bizde desenize. BEn bu ve benzeri sitelerde bu dediklerinizi savunan çok yazı ve yorum gördüm." (Fuatogl)

Hayir, sadece laikci fasist, darbe yanilari ABD "daha anlayislidir filan" diyorlar. Demokrat, mesruiyetci, ozgurlukcu, muhafazakar, ahlaki omurgalilar boyle demiyor.

Kaynaklarinizi cesitlendirmenizi tavsiye ederim.

Bilmeyenler icin burada "anlayisli" ifadesi "bizim icerde istedigimiz gibi guzel guzel ister ordu eli ile ister yargi el ile, iste ceteler kullanarak darbe yapmamiza anlayisli" demek.

Discovery miscovery ile alakas yok bunun. Konuyu dagitmayalim. Ortada evrensel ahlaka, demokrasiye , mesruiyete darbe ar Sn. Fuatogl. Sizin derdinize bakin. Once demokrasiden yana olup olmadiginizi ortaya koyun; simdi "ama" demek yok "bilmem kim , kiminle iliskili dersem hem 'yaratiliscilara' gol atarim hem odadaki fili unuttururum" falan demek kendinizi ifsa edici olur. Vaz gecin bu kucuk kurnazliklardan. Yanilmiyorsam gecmiste "demokrat" oldugunuzu ilan etmistiniz. Orda durun derim kendi sayginliginiz icin.
-----------------------------------
Suzannur Hanim'in yorumunu dusunceye sevk edici buldum. "ayni dili mi konusuyoruz Mumtaz Soysallar ile" diye soruyor.

Ben de ayni soruyu sorarim sikca "biz adam olmaz abi; biz boyleyiz, bizim halkimiz.." diyenlerin kendilerini nasil konumlandirdiklari veya "biz" der iken kendilerinn dahil odugu gruplardan m bahsettiklerini. Pippa Bacca olduruldugunde onun hatirasina acvuilan bir sitede soylesi brseyler soylemistim. "Ben bir Turk olrak b caniden doly utanc duymuyorum. Onun benimle alakasi yok ki. O asagilik yaratiklar milletnden. O milletin mensuplar Italyan tabiyeti de tasiyabili Amerikan da, Turk te". Ayni zaviyeden bakarak Norman Finkelstein, Noam Chomsky, Ali Mazrui, John Esposito, Robert Fisk, Edward Said,Israel Shamir, Huseyin Hatemi (rastgele isimleriler) ayni milettenim ben. Mumtaz Soysal, Ilhan Agbi veya Apturamangil ile ayni "siyasi haritada" bulunmak disinda bir bagim yok. Telefonda biribirlerine "milleti biribirine dusecek , kriz cikcak, ekonomi cokecek, o zaman bir UMUT var, kan govdeyi goturecek" derken orgazmik zevk duyanlar "Turk" iseler, bu ancak "millyetciligin" ne kadar sakat bir ideoloji oldgna delil tesil eder. Simdi ben yanginda yukrda saydigim ahla sahib entellektuelleri degil de bu "Turk" oldukla icin bu foseptik yaratiklarini mi kurtaracagim?

Yazan: Yorumcu Tarih: April 21, 2008 10:07 AM

Yukarda Washington'dan Mumtaz Soysalgillere "ABD daha anlayisli, dengeli" (siz devam edin organize islerinze cocuklar) deme guvenini veren mihraklar ve bunlarin demokrasi, mesruiyet akl-i selim dis poltika yanilarina oranla guclerinin ne oldugu konusunu arastirmalari siparisi vermistim daha dun.

Sagolsunlar kose yazarlari siparisimi emir telakki edip hemen cevaplandirmaya calismislar. Yeterli degil bu kadar netameli, girift mevzuu icin ama su iki yazi epeyce bilgi iceriyor, giris mahiyetinde.

Tavsiye olunur:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=253599&tarih=21/04/2008 (ozellikle bu)

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=679433


Mustafa Bey'in yeni yazisi da konuyu biraZ daha desiyor.

Yazan: Yorumcu Tarih: April 21, 2008 11:13 AM

Kurallara uyduktan sonra gol atmakta bir sakınca görmüyorum. Ve attığım topun nereye gittiği de merak ederim, ayrıntılara dikkat ederek. Ben demokratliğima çizik atacak birşey yazdığımı savunduğumu hatırlamıyorum. Bu konuda savunma yapacak durumda değilim.
Discovery miscovery diye geçiştirdiğiniz şey de az buz birşey değil. İnsan beyninin tutarlılık kurmaya çalışması gibi bir özelliği var. Kuramadığında ise havadan birşeyler uydurup ne yapar ne eder kendince tutarlı ve işlenebilir hale getirir. Şimdi ben havadan mı uyduruyorum yada gerçekten ortada bir çelişki mi var onun peşindeyim.

Anlayamadığım şey şu; Siyonist, hudson, yahudi, evanjelik, neocon diye neredeyse küfür ediyorsunuz(benim de midemi bulandırıyorlar), ama ondan sonra aynı çevrelere sıkı fıkı, içli dışlı olan kişileri, yazı ve görüşleri can siperane bir şekilde savunuyorsunuz. Bu şekilde kimseye demokratlık taslayamayız.

Şimdi ben mi yanlış görüyorum duyuyorum veya okuyorum? Çamur atma pozisyonda olmak istemiyorum. Yanlışım varsa birisi düzeltsin lütfen. Mustafa Akyol beyefendi Discovery institute üyesi değil miydi, bu enstitünün kendi ülkesinde itibar görmeyen görüşleri bizim memleketimizde her türlü kanaldan, radyoda televizyonda, konferansada, okulda, yanıltıcı(çamur değil, varsa itirazınız sorun sıralayayım!) bir şekilde savunulmuyor mu? Bu enstitu sizin evanjelik siyonist dediğiniz Hudson altında kurulmuş, desteklenmiş gizlisi saklısı olmayan organik bağlantısı olan bir enstitü değil mi? Komşumuz Irak a şu kutsal savaşı açmaktırtmak ve teşvik etmek için Bush ve sülalesine mektup yazıp çağrı yapan yine bunlar değil miydi?(bel altı filan demesin kimse)
Aynı Hudson üyesi Zeyno Baran ile Beraber(hudson da da indexlenen) "ılımlı müslümanlık" diye lanse edilen Musluman Manifestosu bildirisi yazılmadı mı? Ki Zeyno Baranın özellikle nelerle ilgilendiği ortada değil mi?
Bunları biribirinden ayrı ve bağımsız ve alakasız olarak göstermeye çalışmak karşıdaki insanı saf. Bunların hepsi aynı ideolojik yapının değişik alanlardaki farklı çehrelerinden başka birşey değil. Alakasız demek ne mümkün.

AB-ABD meselesinde de benzeri durum söz konusu. Amerikaya özenen(en neocon,evanjelik tarafları), dümen suyundan giden, en neo-concon, evanjelik fikirler, ideolojik yapı taşları yaygın ve fütursuzca savunuluyor. Özellikle laiklik bağlamında yere göğe sığdırılamıyor. Sizde hiç ilgisi olmayan insanları bekir çoşkun gibi yavan, onun ekürü(adı neydi?) adamla benzer olmakla suçlayıp duruyordunuz.

Bu tavırlarımızla ancak zaten foyası yarım asır önce ortaya çıkan, bazılarının işine geldiği için yeni yeni gördüğü yarı faşist zihniyet karşısında demokrat görünürüz. Zaten o zihniyet karşısına saksı diksek sofistike-anarşist görünür, dile gelecek zannederiz ... Ölçümüz farklı.

"Ben bir Turk olrak b caniden doly utanc duymuyorum. Onun benimle alakasi yok ki. O asagilik yaratiklar milletnden. O milletin mensuplar Italyan tabiyeti de tasiyabili Amerikan da, Turk te".
Buna da karanlıkta gözleri kapatıp ninni okumak deniyor. İnsan dediğimiz şey faunus içinde izole olarak "iyi" yada "cani" olan bir insan değil. Her türlü şuçu işlemiş fakat ırza geçme gibi şuçu olmayan bir adamı hangi sapkın / ideolojik meşrulaştırıcı "mekanizmalar" bir yabancı kadın görünce depreşiverdi? Yabancı uyruklu hanım eşi olan insanlarımız neden memlekette türlü türlü iğrençliklerle karşılaşıp duruyor? Öyle basit soyut bir "asagilik yaratıklar" ile def edilebilecek birşey anlaşılabilecek birşey değil yani. Yukarıda yaptığınız şekilde sınflandırmayı yanlış yaparsak tam olarak nerede durduğumuzu karıştırabiliriz. Dağıtmak için değil, konuyu açtığınız için değinmek zorunda hissettim, yoksa yorum hakkeden inci çok.

Yazan: fuatogl Tarih: April 21, 2008 10:29 PM

Sn. Fuatogl,

80 kusur yillik Islam ahlakindan uzaklastirma, veya cagdaslastirma politikasi gerek etnik alt kategorileri bir arada tutma, gerek toplumsal ahlak konusunda tabii ki meyvelerin verecekti. Nitekim "cagdas yasam orneklerini" her iki cephedede goruyoruz. Aslinda ayni sey ikisi de. Pornocu Aydin'in gazetelerini tiklayin bir kac defa. Ya frikikler, ya yabancilarin cinsellik konsunda ne kadar "ozgurlesmis" oldugu konusnda fikirlerle dolu. Bu sapigin sapikliginin tum faturasini Pronocu aydindac kesmiyorum tabii. O'nun temsil ettigi 'cagdas kultur" buyuk sorumlu. Iki cumlede veya bir kose yazsisinda gecistrilemeyecek kada girft konulaR; yazi konusu ile alakali da degil. Benimkisi "biz" derken hangi aidiyeti kaSTETTIGIMIZE DAIR BIR ORNEK IDI.

Butun bunlara ragmen, "bilime" saygili biri olarak objektif veilerle konusun. Turkiye hala ABD'den cok daha emin bir ulkedir; istatistikleri biliyorum. Almanya'da Turkle irkcilar tarafiondan katledildiginde tum almanlar bir milli histeriye girmediler "bunu biz yaptik" diye. Ne Pippa'nin katilinin, ne 6 yasindaki cocugunu peskes cekenin, ne demokrasinin irzina gecen, fasistlerrin sorumluluklarini reddediyorum. Inadigi butun guzelliklere karsi cagdas fasist azgin azinlik tarafindan darbe ustun darbe yapilan bir insanim ben. Faturayi yanlis adrese gonderiyorsunuz.

Her gun demokrasinin irzina geciliyor memekette burokratlar, medya tarafindan alenen. Siz bir demokrat yazarin bir diger ugrasi alanindan bir malzeme cikramaya calismakla mesgulsunuz. Ben almiyim. Siz "1` numara" kim nasil calisir, kimlerle yataktadir onlar konusunda bir rapor hazirlayin ben Discovey meselesine bakarim. Odada fil var iken pervazlardaki tozlarla ugrasmak ta adamin demokratlik sicilini supheli hale getirir. Mustafa Bey ile ayri dustugumde ifade etme zorlugu cekmedim simdiye kadar manifesto dahil. (Bkz. ilgili yazilar altindaki yorumlar).

Gelin asimdi biraz Yeltsin olalim hepimiz.

Yazan: Anonymous Tarih: April 22, 2008 6:13 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)