« Jakobenizm Amerika’da! | Ana Sayfa | ‘Dünya İşleri’ ve Laiklik Klişeleri »
April 23, 2008
Külyutmaz Laikçiler
[23 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Yazı yazmanın hoş getirilerinden biri okur yorumları. Bu yorumlar hem yazdıklarınızın nasıl karşılandığını gösteriyor, hem de ülkenin “zihinsel haritası”na dair ipuçları veriyor. Benim bu ipuçlarından çıkardığım sonuç şu: Ülkemizde analitik düşünen, dolayısıyla argümanları anlayan, nüansları gören pek çok insan var. Ancak sadece “ezber” tekrar eden, düşünmek yerine slogan atanlar da var. Hem de mebzul miktarda.
Bu ikinci tip yorumcuların epey bir kısmının kendini “çağdaş”, “ilerici”, “aydın” vs. sanmaları ise enteresan. Bunlar, en çok, Türkiye’deki nev-i şahsına münhasır laiklik anlayışının muasır medeniyetteki “demokratik laikliğe” uymadığını, demokratik olmayan laikliğin de “laik dikta”dan başka bir şey doğurmayacağını anlatan yazılara kızıyor. İşte bu gibi yorumculardan son dönemde şu tip mesajları çok alıyorum:
“Yalanlarınla bizi aldatabileceğini mi sanıyorsun? Avucunu yalarsın!”
“Bizim bu masallara karnımız tok! Çocuk mu sanıyorsun bizi?”
“Biz bunları yemeyiz... Boşuna uğraşma!”
“Ne dersen de, bizi kandıramazsın” diye tepinen bu yorumcular, aslında farkında olmadan “biz o kadar fanatiğiz ki, ne dersen de, bize işlemez” demiş oluyorlar. Çünkü getirdikleri bir karşı-argüman, dayandıkları farklı bir veri yok. Sadece öfke dolu cümleler döktürüyorlar.
Kanımca bu “patoloji”nin temelinde iki sebep var. Birincisi, bizde “laik Cumhuriyet”in epey bir insan için “seküler bir din” haline gelmiş olması. (AB Komisyonu Başkanı Jose Barroso da önceki hafta nazikçe bunu ima etti.) Onlar için “laik Cumhuriyet” insanlara kendi değerlerine göre yaşama imkanı verecek bir “siyasi sistem” değil. Aksine, “laik Cumhuriyet”in kendisi, başka her şeyin uğrunda feda edileceği yüce bir değer. Bu kutsal varlık, müminlerine yaşam sevinci ve var olma amacı kazandırıyor, kutsal mekanlarını tavaf edenleri maneviyatla dolduruyor.
Bu “aşk ve vecd” dolu psikoloji, rasyonel tartışma zeminini ortadan kaldırıyor. Laiklik hakkındaki farklı görüşler, radikal İslamcıların kullandığı “tekfir” mekanizmasında olduğu gibi, susturulması gereken “yalanlar” olarak algılanıyor.
Patolojinin ikinci sebebi ise, “entelektüel seviye” sorunu. Bizdeki “laik fundamentalistler”, kendilerini pek “aydın” sansalar da, aslında dünyadaki standartların çok altındalar. Hem geleneksel hem de modern çağ hakkında bildikleri, tornasından çıktıkları resmi ideolojinin kendilerine ezberlettiğinden ibaret. Zaten resmi ideoloji de “fazla bir şey bilmenize gerek yok, Atatürk ilkeleri neyinize yetmiyor” demeye getiriyor. Günümüz dünyasını anlamak için günümüzün kaynaklarını değil, Atatürk döneminin metinlerini okuyor, bol bol “Nutuk” hatmediyor, oradan “analoji”ler çıkarmaya çalışıyorlar.
Türk medyasının bazı organları, söz konusu “entelektüel seviye” sorununu izlemek için iyi bir kaynak. Nice gazetemiz var ki, güzel kadınların bikinili (yahut bikinisiz) resimlerini basmakla “çağdaşlığını” kanıtladığı inancında. Ama aynı gazetelerin haber ve yorumlarından etnik milliyetçilik, şovenizm ve demokrasi düşmanlığı sızıyor. Bunlar, Batı’dan gelen demokrasi ve özgürlük mesajlarını da hayretle karşılıyorlar. Örneğin Barroso, “Nasıl bir dini zorla dayatmak mümkün değilse, aynı şekilde sekülerlik ya da laiklik de zorla dayatılamaz” demiş. Vatan gazetesi bu sözü “AB’nin bu uyarısı çok tartışılır!” diye sürmanşet atarak veriyor. Anlaşılan Vatan’ın manşetlerini yazan her kimse, pek şaşırmış “laiklik dayatılamaz” lafına. Dayatmanın dini olunca kötü, lâ-dini olunca iyi olduğunu sanıyormuş, belli ki, bu yaşına kadar.
Böylesi bir “elit kesim” ile Türkiye’nin işi çok zor...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 23, 2008 7:00 AM




"Dayatmanın dini olunca kötü, lâ-dini olunca iyi olduğunu sanıyormuş, belli ki, bu yaşına kadar"
Mustafa Bey bu son cumleye koptum...
Mukemmelsiniz... Iyi ki varsiniz...Allah sayilarinizi cogaltsin...Kaleminize guc versin...
Yazan: elif dedim Tarih: April 23, 2008 2:34 PM
Kalemine saglik Mustafa Bey! Bence en onemli yazilardan biri. Zira cuhelanin balonunu sondurmek bir nefsi tatmin araci degil cok yararli bir islevdir gunumuzde. Entellektuel sermayesi olmayan tum varligi tank gucu ve "sicak hava" olan bu serseri ordusuna verilecek en guzl mesaj "bak hanim, bey modan gecti, gerzeksin, bossun, in kool, hip hic degilsin" demektir. Inanin cok etkindir bu mesaj. "demokra degilsin" demekten cook daha etkindir; mankene sism,ansin demek kadar nerdeyse.
Benim bloga da gelir ara sira "laikci entellektuel" yorumlari. Sizin aksinize benim lisan konusunda fazla "despotik" kurallarim yok. Bana veya baskasina "hakaretamiz" sayilabilecek seyler soylenmesinden de fazla rahatsiz olmam. Bazi durumda hakaretamiz olabilcek kelimlerin bazi durumlarda gayet notral, objektif tanim olablcegini dusunuyorum; ayri mesele. Beni rahatsiz eden dusunce, tahlil fukkaraligi.
Yapmak istedigim ilave su:
Bazilari tartismalari sadece "o obur taraftan ben bu taraftan; hal boyle olunca tartismalarin hepsi aidiyet veya ikir ayeriligindan ibaret; aramizda birikim, zeka, kultur faki yok" gibi bir yanilgi icerisindeler.
Bazilari yazidan da benim bu yorumuma da ne dedigimi anlayamaqyacaklar. Am anlayabilcekler icin biraz daha acayim.
Bir tartismada:
1. Veriler vardir. (or: 1920-150 arasi tek parti donemi idi ifadesi veridir, fikir degil).
2. Bu verilerin analizi vardir. (Or; Cumhuriyet'in kurulusundan ber 28 tane parti kapatilmissa ulkede Meclis'in duvarinda "egemenlik kayitsiz Sartsiz Milletindir" ibaresi ile celiskilidir" derseniz bir veriden bir tahlil yapiyorsunuz.
3. Bunun en buyuk sorumlusu CHP'dir derseniz burada bir subjektif yargi beyan ediyorsunuz. Objektif hale getirmek icin daha fazla veri, ve uzerine kurulu tahlil sunmalisiniz.
------------------------
Bazen tartistiginiz kisi ile aranizda bir IQ ucurumu soz konusudur; ama bu ucurumun asagi kisminda iseniz farkedemezsiniz; nihayetinde iste siz de Higgh-Techsiniz onun gibi; ve burada yorumlasiyorsunuz ya. Ne eksiginiz vardir? Zaten adam dinci olduguna gore sizden ne ustunlugu olabilir ki. Di mi ama Aysun?
------------------
Bazen birikiminiz yoktur konu ile ilgili. Mesela demokrasi nedir laiklik nedir, Cumhuriyet nedir, cagdaslik nedir, mesruiyetin kaynagi nerden gelir; dogrular ve yanlisla hang kistas ile belirlenir gibi derin kavramlara girmek zahmetli gelebilir; zorunlu da degilsiniz. Ama o zaman Mustafa Akyol'a laf yetistirme rustune sahip defilsiniz demektir. onunuzde kavye var ve anonimsiniz diye kendiniz rezil etme hakkinizi kullanmak yerine susma hakkinizi kullanin dunyanin HulaGULARI.
Simdi laikciler bu satirlari okudular ve mevzuyu anladilar:
"Bu herif dinci, Akepeli; obur tataftan"
----------------------
Vatan Gazetesi ve "laiklik" dediniz de aklima geldi. Bakin Vatan'in entel okurlari "Kutlu dogum" a nasil bakiyormus?
-------------------------
Kemalistler Kutlu Doğum’u nasıl tartışır?
Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Günün İncileri, Islam, Medya tenkitleri, Medya'dan Secmeler — Bekir L. Yildirim @ 12:46 am
Nasil olacak, diger konuları tartışıtıkları gibi.
Yani şöyle:
Peygamber’e hakaret ettirdiler
Galatasaray’ın milli futbolcularından Hakan Şükür’ün Pazar günü oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçı için ”Kutlu Doğum Haftasına yakışan bir derbi olsun” ifadelerini internet sayfasına taşıyan Vatan gazetesi büyük bir skandala imza attı.
Fenerbahçe ile oynayacakları derbinin Kutlu Doğum Haftası’na denk geldiğini hatırlatan Galatasaray kaptanı Milli Futbolcu Hakan Şükür’ün, sokaklara hakim olan bayram havasının tribünlere de sirayet etmesini istemesini ve “Taraftarlar stada kesici aletlerle değil, güllerle gelsin” şeklindeki çağrısını internet sayfasına taşıyan kartel gazetesi Vatan, Peygamber efendimize yönelik ağır hakaret içeren yorumları kabul ederek bir skandala imza attı. Yorumlarda, Peygamber efendimizin yanı sıra Fethullah Gülen ve futbolcu Hakan Şükür’e yönelik ağır hakaretler de dikkat çekti.
İşte Vatan’ın internet sayfasında yayınlanan habere yapılan ve Peygamber Efendimize, Fethullah Gülen ve Kutlu Doğum haftasına yakışır bir derbi maçı isteyen, stada çakı yerine gül getirilmesi çağrısında bulunan Hakan Şükür’e yönelik ağır hakaretler içeren yorumlardan bir kaçı:
ALİ GERER
Elin arabı düşünmüyo da sana mı kaldı kutlu doğum falan
METE OR
Pislik arapın doğum günü haftasından bize ne? Onu arap olanlar kutlasın. Burası Atatürk”ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
ENGİN ASA
Neden bu yobazı irana göndermiyorsunuz. Bu gibiler ülkeden temizlenmeli.
ERKAN IŞIK
Sahtekar sonunda futbolada siyaseti bulaştırdı.
AHMET CENGİZ
Ulan şimdi ne alakası var maçla bunun. İllaki tarikatçılığını heryerde göstercen. Bir de bunu haber yapan gazeteye bakın. Bunun şeyhinin gazetesi!!!
HAKKİ HUKUK
Bizde öküzlerin cook ise yaradığını biliyordum. Çift sürmek, kağnı çekmek gibi görevlerini olduğunu bilirdim; Fakat, iyi top oynadığını hiçbir zaman düşünmemiştim!!!
EYLüL TANSEL
Bu Hakan Şükür denen adamın Galatasaray’da oynamasından nefret ediyorum. Gitsin artık bu F Tipi işbirlikçi yalaka. Tarikat yalakalığını git Fetoşun dizlerinin dibinde yap. Senin ve Okan’ın veya Emre’nin Galatasaray gibi bir takımda yer alması utanç verici. Defol git memleketin ABD”ye…
COŞKUN SABUNCULAR
Utanmaz yobaz maça da haşemayla çık, din tüccarı seni kazandıkların az mı geldi de dinimizi pazarlıyorsun fetoşun uşağı.
Vatan’ın bazı yorumları gelen tepkiler üzerine geri çektiği de gözlendi.
2008-04-22 22:46:27
Yazan: Yorumcu Tarih: April 23, 2008 4:11 PM
Bırakın boş şeylerle uğraşmayı da Deniz Baykal'ın 23.Nisan dolasıyla TBMM 'de yaptığı ibretlik konuşmasını okuyun!
''İktidar olanakları ile yandaş medya satın almak demokrasilerde yoktur'' (Deniz Baykal, 23.Nisan.2008)
Baykal, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile TBMM'nin açılışının 88. yıldönümü dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulunda bir konuşma yaptı.
TBMM'nin, dünyanın en eski 10 parlamentodan biri olduğuna işaret eden Baykal, genelde meclislerin, yeni bir devletin kurulmasından sonra oluşturulurken, Türkiye'de tam tersinin yaşandığını anımsattı. Baykal, TBMM'nin, devleti, ulusal kurtuluş savaşı yapacak orduyu kurduğunu, savaşı yönettiğini, Atatürk'ün önderliğinde zaferi kazandığını, barışı yaptığını, saltanat ve hilafeti sona erdirdiğini, milli iradenin egemenliğini sağladığını, cumhuriyetin temellerini attığını anlattı.
Bu nedenlerle TBMM'nin kuruluşunun çok özel bir önemi olduğunu dile getiren Baykal, Meclisin, daima bağımsızlığın, egemenliğin, milli iradenin üstünlüğünün, hukuka saygının bir simgesi olduğunu vurguladı.
Baykal, halkı Müslüman olan bir ülkede, bir yandan dine saygı gösterilirken, diğer yandan dinin, devlet yönetiminde, hukuk ve eğitimde egemenliğine son vermenin, çağdaş bir anlayışla laikliği gerçekleştirmenin, Meclisin en büyük ve dünyaya örnek olacak eserlerinden biri olduğunu kaydetti.
Baykal, “O sayede egemenlik gökten yere inmiş, hanedandan millete geçmiştir. Teokratik otorite döneminin yerini, laik idare anlayışı almıştır” dedi.
“ALTIN ÜÇGEN”
23 Nisan'ın temsil ettiği egemenlik anlayışının, bir sosyal sınıfa, ırk veya kan esasına, kafatasına dayalı bir egemenlik olmadığına dikkati çeken Baykal, egemenlik anlayışlarını, “Hangi dinden, mezhepten, etnik kökenden, düşünceden olurlarsa olsun bütün insanların eşit ve hepsinin Türk ulusunun bir parçası” olarak tanımladı.
Baykal, Türkiye Cumhuriyeti'nin, bu büyük devrimin eseri ve demokrasinin yolunu açanın da bu cumhuriyet anlayışı olduğunu belirterek, cumhuriyet ile demokrasinin, ayrılmaz bir bütün olduğuna işaret etti.
“Cumhuriyetten uzaklaşarak demokrasiyi güçlendiremezsiniz. Cumhuriyeti azaltarak demokrasiyi arttıramazsınız” diyen Baykal, cumhuriyet ve onun en önemli temellerinden biri olan laikliğin, demokrasinin vazgeçilmez koşulu olduğuna dikkati çekti.
Baykal, “Demokrasi ve özgürlük uğruna laiklikten vazgeçeceğiz derseniz demokrasiyi de tahrip etmiş olursunuz. Türk toplumunda İslamiyet, laiklik ve demokrasi bir altın üçgen oluşturmuştur. Bunların tümüne aynı zamanda sahip çıkmak zorundayız” diye konuştu.
“ETNİK KÖKENE SAYGI GÖSTERİRİZ”
Batının yüzyıllar boyunca savaşarak, kan akıtarak ulaştığı laiklik anlayışına, Türkiye'nin barış içinde, milli iradeye saygıyı zedelemeden, TBMM'nin ileri görüşlü yaklaşımları ve kararlarıyla ulaştığını dile getiren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim laiklik anlayışımız devletin bütün inançlara, dinlere ve mezheplere saygı göstermesini ve eşit davranmasını gerektirir. Ama aynı zamanda hiçbir inancın, mezhebin ve dinin devletin yönetimini, hukukunu ve eğitimini etkilemesine izin vermeme ilkesine dayanır. Bizim milliyetçilik anlayışımız ulusumuzun ortak değerlerine dayanır. Herkesin etnik kökenine saygı gösteririz, ama etnik ayrımcılığın cumhuriyetimizi, demokrasimizi tahrip etmesine izin vermeyiz.
Bizim milliyetçiliğimizin temelinde ırkçılık yoktur. Siyasi bir bilinç ve siyasi bir dayanışma vardır. Her kökenden insanlarımızın aynı milletin çatısı altında kardeşçe yaşamalarını isteriz. Biz insanların etnik kökenine saygı gösteririz.”
“KENDİ İRADELERİNİ TÜRKİYE'YE DAYATMA”
CHP Genel Başkanı Baykal, 23 Nisan'ın aynı zamanda egemenliğin ve bağımsızlığın da temeli olduğuna işaret ederek, bu devleti kuranların, en güç koşullarda bile yabancıların hakimiyetine girmeyi kabul etmediklerini, başka devletlerin mandasına girme önerilerini reddettiklerini anlattı.
TBMM'nin, dünyada örneği görülmemiş büyük devrimleri, reformları gerçekleştirirken, hiçbir ülkenin baskısıyla, telkin ve tavsiyesiyle hareket etmediğini vurgulayan Baykal, ülkeyi çağdaş bir devlet haline getiren reformların hepsinin, milletin temsilcisi TBMM'nin özgür iradesinin ürünü olduğunu söyledi.
İmparatorluğun son yıllarında da yabancıların baskılarına boyun eğmeye razı olanların bulunduğunu, Atatürk ve Meclisin, onlara karşı inançla direnmeyi bildiğini belirten Baykal, “Ne yazık ki bugün de milli egemenliğimize, bağımsızlığımıza saygı göstermeyen bazı yabancı çevrelerin, kendi arzularını, iradelerini Türkiye'ye dayatmaya çalıştıklarını örnekleriyle görüyoruz” dedi.
“ADI KONULMAMIŞ KAPİTÜLASYON”
Baykal, Türkiye'yi yönetenlerden, devletin kuruluş aşamasında, TBMM'de görev alan milletin temsilcileri gibi, bu baskılara direnmelerini, ülkenin egemenliğine ve bağımsızlığına kıskançlıkla sahip çıkmalarını istedi.
Ancak, bu baskıları bugün de sürdürmek isteyenlerin olduğunun anlaşıldığını belirten Baykal, şöyle dedi:
“Devletimizin temel yapısına, Lozan'daki kazanımlarımıza aykırı bazı taleplerini Türkiye'ye kabul ettirmek isteyenler vardır. Türkiye'nin bağımsızlığının en güçlü teminatlarından biri olan yüksek yargı organlarımıza baskı yapmaya yeltenenler vardır. Bundan daha da vahimi, bu dış baskıları tahrik ve teşvik eden bazı çevreler de vardır. Bunları şiddetle kınıyoruz. Ve inanıyoruz ki, hiçbir iç ve dış güç, hiçbir siyaset adamı, hiç bir milletlerarası kuruluş Türk hakimlerinin özgür vicdanlarını etkileyemeyecektir.
Biz gerçek bağımsızlığımıza, adli kapitülasyonları kaldırarak kavuştuk. Şimdi adı konulmamış bir kapitülasyon sistemini Türkiye'ye kabul ettirmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.”
“EGEMENLİĞİMİZ, LAİKTİR”
Genel Kurul salonunda kürsünün arkasında yazılı “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” sözünü gösteren Baykal, bu anlayışa nasıl ulaştıklarını, kimsenin unutmaması gerektiğini belirtti.
TBMM'in açılışından bu yana 88 yıl geçtiğini, 88 yıl önce bütün vatanın işgal altında olduğunu anımsatan Baykal, İstanbul'da egemenliğin sahibi konumunda olan halife sultanın, yandaşlarıyla, işgal kuvvetlerinin emir ve kumandası altına girmekte hiçbir sakınca görmediğini söyledi.
Baykal, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nun dini ve siyasi egemenliğinin, halifesiyle, padişahıyla, şeyhülislamı ile bir İngiliz kumandanına teslim edildiğini ifade etti. Baykal, diğer yandan işgal ordularına ve onların hizmetkarı yerli işbirlikçilerine karşı büyük bir milli bağımsızlık mücadelesi açan ve zafere ulaştıran iradenin, zafer sonrasında egemenliğin millete ait olduğunu ilan ettiğini anımsattı.
Egemenlik masa başındaki tartışmalarla, ilmi ya da dini fetvalarla devredilmediğini ya da devralınmadığını dile getiren Baykal, egemenliğin Atatürk önderliğinde asker, sivil vatandaşların eşsiz gayretleri ve fedakarlıklarıyla Sakarya'da, İnönü'de, Dumlupınar'da, savaş meydanlarında kan ve can pahasına kazanılmış bir hak olduğunu vurguladı. Baykal, egemenliğin, dini siyasete alet eden otoritelerle ve onların fetvalarıyla, dini otoriteleri kullanan işgal güçleri ile mücadele ederek kazanıldığını anlattı.
Baykal, “O nedenle bizim egemenliğimiz, işbirlikçi teslimiyetçi değildir, millidir. Bizim egemenliğimiz dine dayalı değildir, laiktir. Anayasalarımızda yer alan laiklik ilkesinin değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diye konuştu.
“DENETİMSİZ İKTİDAR, DEMOKRATİK DEĞİLDİR”
Siyasi iktidarların meşruiyetinin temelinin anayasa ve hukuk olduğuna işaret eden Baykal, demokrasilerde hiçbir iktidarın kendi meşruiyetiyle ilgili tartışmaları, yeni bir anayasa, yeni bir hukuk yaparak ortadan kaldırmasının mümkün olmadığını söyledi.
“Denetimsiz güç, güç değildir. Denetimsiz iktidar, demokratik değildir, meşru değildir” diyen Baykal, anayasa ve hukuk zafiyetlerinin, oy oranları ile kapatılamayacağını ifade etti.
Seçimin, Mecliste ve hükümette kimin iktidar, kimin muhalefet olacağını belirlediğini dile getiren Baykal, hiçbir seçim sonucunun, iktidarların hukuka ve anayasaya bağlı kalma, yargı bağımsızlığına saygı gösterme zorunluluğundan kurtulma sonucunu doğurmaya yetmeyeceğini bildirdi.
Laiklik anlayışının, devletin bütün inançlara, dinlere, mezheplere saygı göstermesini ve eşit davranmasını gerektirdiğini vurgulayan Baykal, “Ama laiklik anlayışı aynı zamanda hiçbir inancın, mezhebin, dinin, devletin hukukunu, eğitimini ve yönetimini oluşturmasına izin verilmemesini de gerektirir. Siyasetin referansı demokrasi olmaktan çıkar, inanç ve din olursa, bunun sonucu kargaşa, çatışma ve karanlık bir otoriter rejimdir” diye konuştu.
“TAM BİR AYMAZLIK”
Egemenliğin milli olmasının, aynı zamanda hem etnik olmaması hem de dini olmaması anlamına geldiğini vurgulayan Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Devletimizin daha sonraki gelişmeleri de bu temelde yükselmiştir. Cumhuriyet bu temelde gerçekleştirilmiştir. Demokrasiye, cumhuriyetle de pekiştirilen bu temeller üzerinde ulaşılabilmiştir. Demokrasimizin sağladığı olanakları, cumhuriyetin ve devletin milli ve laik kimliğini ortadan kaldırmak için kullanmak tam bir aymazlıktır.
İktidarların seçimden çıkmış olması demokrasiyi güvence altına almaya yetmez. Dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. Kendi suçları için af çıkaran bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. İktidar olanakları ile kendi yakınlarına ihale ayarlamak, demokrasilerde yoktur. İktidar olanakları ile devlet bankalarını kullanarak yakınlarınıza yandaş medya satın almak demokrasilerde yoktur. 'Anayasanın temel ilkelerini dini temellerde yeniden yorumlayacağız' diyenlere devletin en önemli görevlerini vermek, demokrasilerde yoktur. Devletin en önemli yönetim birimlerini cemaat, tarikat örgütlenmelerine teslim etmek demokrasilerde yoktur. Derslerde cihat çağrıları yapan, kasetlerle lise öğrencilerinin beynini yıkayan bir kadrolaşma anlayışına, Milli Eğitim Bakanlığını teslim eden bir zihniyete demokrasilerde yer yoktur. Bütün bunların sonucunda, bu uygulamaların sorgulanmasını engellemek için 'çoğunluğumuz vardır' deyip anayasayı değiştirmeye kalkmak, unutulmamalıdır ki bu iktidarların kendi meşruiyet temellerinin sorgulanmasına yol açar.”
Yazan: Hülagü Tarih: April 23, 2008 4:40 PM
Her zamanki gibi yine yüreğinize sağlık. Laikçi fundemantalistlerin Nutuk'u okuyup anlayabilecek seviyede dahi olduklarına inanmıyorum. Cidden ara ara yazdığımız yorumlarda belirttiğimiz gibi bu yazınız vesilesiyle bir kez daha ifade etmek istiyoruz:Sizi ve sizin gibi hasbelkadar kalem erbabını okuyup idrak edecek ve yorum yazabilecek insanlar arasında kesinlikle bir laik, kemalist veya din karşıtı bir insan bulmak mümkün değil. Zaten olsa bile anladıklarından şüpheliyiz.
Saygılar
Yazan: media warning Tarih: April 23, 2008 7:03 PM
Bu ulusalcı-laikçi tayfanın kafası karışık. AKP yi AB ve ABD ile içli dışlı olmakla suçlayıp, onların çizgisinde yürümekle karalayıp, sonrada laikliğe karşı odak olmak suçundan kapanmasını istemek, şaşkınlık değilse nedir. Üstelik ABD lere gidip orada, bu AKP ve destekçileri İslamo-faşisttir deyip, kapanması için Türkiye'ye baskı yapılmasını istemek, nede bağımsızlık ama. Türbanı faşist gömleğine benzetmek, sonra yalanlamak. Sonra bant çözümlerini dinlemek..Bencede bu satten sonra AKP kapanmalı, yoksa bunlar her türlü pisliği yapmaktan kaçmayacaklar. M.Ali Birant AKP yıkılana kadar her şeyin yapılacağını yazmış. Silahlar Türkiyenin üzerine çevrili diyor. Tevekkeli Başbakan Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız diyor. Bunların gözü dönmüş. Kaç suikast atlatmış başbakan, İnşaallah sağ salim bu azgınların elinden kurtulur.
Yazan: kerim Tarih: April 23, 2008 7:11 PM
Yukarda "bos seylerle ugrasmayin da Baykal'i dinleyin" diyen yorumu okurken "gercekten de guzel" dedim. "bizlerin laikci fasist, saldirgan, cuhela surusunu" elestrmemize ne gerek var? Bu arkadasin yaptigi gibi yapalim; sadece kendi soylemlerini koyalim, yeter" dedim. Ve Baykal'in bu carpik, fasizmi yucelten ozgurlukler alanibnin daraltilmasi, milli iradenin veto edilmesi icin binbir sebep one suren, ozgurlukler yerine sinirlardan bahseden, 23 Nisan'in mana ve oneminden bashsederken bir felsefe, bir deger bazli arguman, tahlil yerine konjukturel siyaset ugruna birilerine muglak iftiralar atma firsati olrak kullaNAN, Mustafa Bey'in yazisinsda bahsettigi , onun kibar ifadesi ile "kul yutmayan laikcilere" enfes bir ornek teskil eder diye dusundum. Bunu ancak Mustafa Bey'i ve onun gibi dusunenleri destekleyen bir arkadas koymus olablir dedim.
Baykal'a kredi kazandirmak isteyen birsi Milli Egemenlik gununde botylesine rezalet bit konusmayi niye buraya koysun ki diye dusundum.
Hulagu imis yukardaki tasvire cevaben "burdayim" diyen. Sikca soylerim ya "sen olmasaydin icad edilmeli idin Ataman" diye.
Simdi Hulagu ne dusunuyor biliyormusunuz?
Ne diyorlar anlamayorum ama dincileri iyi kizdirdim, keh, keh, keh
En azindan Aysun'un sunacak bazi assetleri var, senin nen var Hulagu Han?
Bari soyle "sawyer" , "beagle" bil;mem ne gavurca isim kullansaydin bazilari "bak ne hip cocuk" falan dwerdi. Tarihin en assagilik, barbar yamyam yaratiginin ismini secmekle kazanma sansin olan tek katwegoride de kaybettin. Artik Deniz Hocafendi dahi senden fersah fersah kacar "kulyutmaz"!
Yazan: Yorumcu Tarih: April 23, 2008 7:26 PM
Yorumcu ,
Ne demeye çalıştığını daha açık bir dil ile yazsan da hiçbir alakam olmayan bu konuda ismimin neden geçtiğini bir anlaybilsem ??
Yazan: Beagle Tarih: April 24, 2008 12:06 AM
Sayın Hülagü,
'İktidar olanakları ile yandaş medya satın almak demokrasilerde yoktur''
Peki muhalefet olanakları ile yandaş medya satın almak demokrasiler de var mıdır?
“ETNİK KÖKENE SAYGI GÖSTERİRİZ”
Etnik kökene saygı gösteririz demekten başka hangi saygıyı göstermişlerdir, bir-iki örnek alsak.
“Bizim milliyetçiliğimizin temelinde ırkçılık yoktur.”
Neden öyleyse CHP marjinalleşerek ulusalcılığın bayraktarlığını yapmaya soyunmuştur?
“EGEMENLİĞİMİZ, LAİKTİR”
Bir tek egemenlik kelimesinin adı laiklik olarak değiştirilmemişti, bu da oldu. İçtiğimiz su, soluduğumuz hava … Şirinler çizgi filmini andırıyor bu, hadi şirinleyelim… her durum için kullanılır ya bu da tıpkı öyle, tamam hadi bu kavramı da şirinleyelim ve onu da milletin elinden alıp sadece bize ait gördüğümüz kavramla yer değiştirelim anlayışı. Tabi ki, şirinlemeli, şirinlemeli…
“DENETİMSİZ İKTİDAR, DEMOKRATİK DEĞİLDİR”
Peki denetimsiz muhalefet demokratik midir?
“Egemenliğin milli olmasının, aynı zamanda hem etnik olmaması hem de dini olmaması anlamına geldiğini vurgulayan Baykal..”
Elbette egemenliğe sahip olması gereken millet de ne etnik unsur ne de dinle ifade edilmezse problem de kalmayacak, milli kelimesinin içinin sadece laiklikle doldurulması da bu problemi çözecektir. (Çözüm önerisi yok bakın, sadece etnisite ve din olmazsa sorun da olmaz diyen ve milletinin farklılıklarını yok sayan anlayış)Hatta laiklik sadece din için değil, etnik yapı için de uygulanabilir bir yöntemi kapsayacak şekilde de genişletildiği için aynı baskıcı tutum etnik farklılığı olanları da dini inancı yüzünden baskıya uğrayanlarla aynı noktada buluşturacaktır. Hem etnik yapı hem de inancınız yüzünden iki kere gadre uğrama olasılığınız da olabilir, ne ayıp şey, bittiniz o zaman!
Son paragraf için de diyeceğim tek şey var, oradaki iktidar kelimesinin yerine muhalefeti koyun bakalım söylemde bir değişiklik oluyor mu? Sadece son cümleyi, azınlığız ama asıl güç bizim elimizde şeklinde diye değiştirerek tabiki.
“TAM BİR AYMAZLIK”
Katılıyorum.
“TAM BİR AYMAZLIK”
Yine de şirinlemeye devam etmeli, bir gün tek bir kelimeyle konuşuyor olabiliriz çünkü…
Şirin şirinlemeye şirinlemeksizin şirinlendiğinden şirinsiz şirinler şirin şirinledi.
Şirinli şirinler :)
Yazan: suzannur Tarih: April 24, 2008 12:41 AM
"Anlaşılan Vatan’ın manşetlerini yazan her kimse, pek şaşırmış “laiklik dayatılamaz” lafına. Dayatmanın dini olunca kötü, lâ-dini olunca iyi olduğunu sanıyormuş, belli ki, bu yaşına kadar."
bence asılolan sabitfikirlilikten sıyrılabilmek.geçmişe bir gözattıgımızda belki bu günlerimize şükür etmemiz lazım.
baktığınız her iki tarafta kendince haklı,haklılıklarını korkuları besliyor.
baskıyı ve dayatmayı getiren bu korku oluyor.Ancak korku bir bakıma aciz insanların işidir.Biz aciz bir toplum muyuz.Bugun eyalet sistemini gündeme getirseniz,korkudan hemen karşı cıkacaklar,sizi bölücü ilan edecekler.
bu güne kadar çok şeyler yanlış yapılmış ülkemizde,bu çok net görülüyor.
benim en büyük korkum,gelişmenin ne yazık ki çok yavaş olacak olması.
dinci yobazlar vardı bir zaman,bugun laikçi yobazlar türedi.
neyse daha konuşuruz,evrensel demokrasi,adalet,laiklik,özgürlük konularını ülkemizin inşa etmesini o kadar isterdim ki.
onca inkilap tarihi dersi görülmesine rağmen,Atatürk'ü bu ülkenin çocuklarına anlatamamışlar,anlatmamışlar.Atatürkçülük bambaşka bir şey olmuş.
Su sıra dikkatimi çekiyor,her kesim milli değerlere sahip çıkma yarışında.söyledikleri ve yaptıklarını düşündüğümde çok komik geliyor bazı şeyler.
zihinlerdeki ezberleri bozmak gerek.
düşünmek gerek.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: April 24, 2008 1:39 AM
Sayın Mustafa Akyol SİZ tam bir yağdanlıksınız.Tam bir bozguncusunuz. Sitedeki tüm yazılar star gazetesinde yayınlanıyor. yani akp nin sesinde. Allah sizin gibi millet- devlet düşmanlarından bizi kurtarsın.
Yazan: alp Tarih: April 24, 2008 1:43 AM
Bırakın hüzünlü ve kederli laiklik yorumlarını da sadece iki işlemde aleni bir şekilde yapılan milyarlarca dolarlık yolsuzlukların hesabını mahkemelerde nasıl vereceğinizi düşünün siz.
Ne AB, ne ABD, ne Fethullah hocanın serveti, ne Arap sermayesi, ne liboşlar ne de ergenekoncular kurtaramayacak sizi.
Sözüm ona kapalı olan tekke ve zaviyeler gerçek anlamda tekrar kapatılınca yine kalacaksınız orta yerde. Benim hiçbir endişem yok. Aklın ürünü bu cumhuriyeti yıkmaya hiç kimsenin gücü yetmez!
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 24, 2008 10:58 AM
Ne diyorduk. Laikci morondur, seviyersizdir, geri zekalidir, kool olayim sdiye kendini rezil eder, hem de tam dedigin anda.
Bakin Akyol ne demis:
"İşte bu gibi yorumculardan son dönemde şu tip mesajları çok alıyorum:
“Yalanlarınla bizi aldatabileceğini mi sanıyorsun? Avucunu yalarsın!”
“Bizim bu masallara karnımız tok! Çocuk mu sanıyorsun bizi?”
“Biz bunları yemeyiz... Boşuna uğraşma!”
“Ne dersen de, bizi kandıramazsın” diye tepinen bu yorumcular, aslında farkında olmadan “biz o kadar fanatiğiz ki, ne dersen de, bize işlemez” demiş oluyorlar. Çünkü getirdikleri bir karşı-argüman, dayandıkları farklı bir veri yok. Sadece öfke dolu cümleler döktürüyorlar."
Ve bakin laikci entelin cevabi ne:
"Sayın Mustafa Akyol SİZ tam bir yağdanlıksınız.Tam bir bozguncusunuz. Sitedeki tüm yazılar star gazetesinde yayınlanıyor. yani akp nin sesinde. Allah sizin gibi millet- devlet düşmanlarından bizi kurtarsın."
O kadar!!
Yazan: Yorumcu Tarih: April 24, 2008 11:36 AM
Saın Akyol;
Hatırlanacağı üzere AB Komisyon Başkanı Barroso Bilgi Üniversitesi'ndeki konuşmasında "umarım sarf ettiğim 'mucize' kelimesini Türkiye'de laikliğe aykırı bulmazlar" diyerek ülkemizdeki jakoben laiklik anlayışıyla dalga geçmişti.
Bu "ti"ye alınma hadisesi, Türkiye'de süregelen rejim açısından hem üzücü, hem de düşündürücüdür. Çünkü dile getirilen sözler, Türkiye'deki hakim devletçi anlayışın dine yönelik tavrı karşısında kişisel olarak sadece Barroso'nun değil, kurumsal kimliğiyle Avrupa Birliği'nin ve dolayısıyla batı dünyasının bilinçaltındaki bakış açısını yansıtmaktadır.
Ne var ki tarafsız bir göz, bu yargıların pek de temelsiz sayılamayacağını teslim etmekte.
Çünkü dünyada emsali görülmemiş şekilde bir "kamusal alan" tanımlamaya kadar işi götürerek çağdaş hukuksal anlayışı yerle bir eden, bu kamusal alana başörtüsüyle girilmesinin cumhuriyeti yıkılabileceğinden endişelenen ve peruk takılması halinde bu tehdidin ortadan kalkacağına inanan despotik, bir o kadar da mizahileşmiş bir yapı söz konusu.
Ve bu hastalıklı yapı sadece dinsel öğelere karşı aşırı baskıcı bir tavır almakla kalmıyor, aynı zamanda demokratik açılımların da karşısında duruyor. Özgürlüklerin sınırlarının genişletilmesine muhalefet ediyor, çetelerin deşifre edilmesine karşı çıkıyor...
Yapının kendi benliğini meşrulaştırmak ve hukuksallaştırmak amacıyla dile getirdiği sloganlar ise iç ve dış düşünsel dünyada taraftar bulmuyor, ciddiye alınmıyor. Çünkü çağdaş demokrasinin despotik yasalar bütünüyle değil, ancak evrensel hukuk ilkeleriyle güven altına alınabileceği çok iyi biliniyor.
Bu bağlamda nitelikli savunucular bulmakta zorlanan yapının entelektüel kapasitesi geri dönülemez bir şekilde süratle zayıflıyor ve bilişsel gücü hızla düşüyor. Tezleri geçmişin bilindik tekrarlarından öteye geçemiyor; yaşadığımız dönemle ilgili elle tutulur örnekler veremiyor ve 1920-30'ların dünyasına göndermeler yapmak zorunda kalıyor.
Bu da kısır söylemler içerisinde bir kaybolma halini ve geçmişin halen yaşanmakta olduğu sanısına sahip paranoyak bir dokuyu ima ediyor.
Türkiye'de günden güne taraftar kaybeden ve dünyada alay konusu olan bu hastalıklı anlayış sadece kendisini değil, sahip çıktığı değerleri de hızlı bir biçimde yıpratıyor. Çünkü bir fikrin veya fikirler bütününün reklamı, onu temsil ettiğini iddia eden kitlelerin davranışlarıyla şekillenir. Söz konusu fikirler bütünü özünde farklı olsa bile, o fikri sahiplenen insanların irrasyonel tavırları onun büyük bir zarar görmesini kaçınılmaz kılar.
Türkiye'deki bu problematik yapının failleri konumundaki oligarşik bürokrasi ve destekçilerinin savunduklarını iddia ettikleri fikirler bütünü ise Atatürkçülük. Maalesef bu kitle Atatürkçülüğü kendilerine bir üst kimlik olarak benimsemiş ve onu tekeline almış konumda. O kadar ki, Atatürk'ün fikirlerini yanlış yansıttıklarını belirtip kendilerine karşı çıkanları içlerinde barındırmayacak kadar militanlaşmış bir durumdalar ve farklı düşünceler ileri sürenleri ya işbirlikçi ya da dönek olarak adlandırıyorlar.
Bu kadar irrasyonalite ve kavrayışsızlık art arda gelince, o yapının kimseye bırakmadığı Atatürkçülüğün ve Atatürk'ün fikirler bütünün saygınlığının azalması da kaçınılmaz oluyor.
Bundan en büyük zararı, onulmaz bir şekilde yıpratılan Atatürk'ün manevi şahsiyeti görüyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün fikirlerinin çağdışı ve gerçekliklere aykırı olduğuna inanan bir dünya kamuoyu, bu rahatsız dokunun histerileri sonucunda gittikçe güç kazanıyor.
Sağduyulu insanlarımız ise bunun gerçeği yansıtmadığı konusunda ne kadar çabalarsa çabalasınlar, Atatürk'ün fikirleri bu tepeden inmeci antidemokratik yapıyla özdeşleştirildiği sürece ellerinden bir şey gelmiyor.
Sonuç olarak da bir zamanlar İslam dünyasına en büyük zararı "Müslümanlığı kimseye bırakmayanlar"ın verdiği gibi, günümüzde Atatürk'e en büyük zararı "Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan" bu hastalıklı zihniyet veriyor.
Yazan: Ömer Oduncuoğlu Tarih: April 24, 2008 11:46 AM
"Sayın Mustafa Akyol SİZ tam bir yağdanlıksınız.Tam bir bozguncusunuz. Sitedeki tüm yazılar star gazetesinde yayınlanıyor. yani akp nin sesinde. Allah sizin gibi millet- devlet düşmanlarından bizi kurtarsın." (Alp)
Nolamazzz!!! Nayir!!! Nasil olur ama???Ben de simdiye kadar Akyol'un yazilarini Cumhuriyet ve Hurriyet'te yayinlandigi yanilgisi icinde gayet makul, aydinlatici, ikna edici buluyordum. Neden mi?
Cunku dedim ya bizim gasteklerxde yasyinlandigina gotre yanlis olmaz diye dusunmustum; yoksa kafam basmaz ne dedigine!
Bu bigigiyi edindikten sonra simdi anladim soylediklerinin hepsinin yanlis oldugunu. Simdi biliyorum kendisinin yagdanlik, yani bozguncu ve de terorist ldugunu. Ayrica hedef gosteriyor! Haa bir de Mossad ve Hitlerb ile baglantisi var bence. Yoksa Star'da yazar mi hic?
Tesekkurler Alp bu ifsaatin ile beni gaflet uykusundan uyandirdigin icin!
Artik nah inanirim Akyol'a! Allah delwetimizi (pardon milletimizi) hangisi ise iste, kurtarsin. (laiklige aykiri degilse tabii). Zira Turkiye laiktir laik kalacak laikler enteldir entel kalacak!
Yazan: I. B. Laik Tarih: April 24, 2008 11:48 AM
Yazılarınız fikir bazında doyurucu ve gözümüzün önünde hergün yaşangelen mizah unsurlarını işaret etmekle eğlendirici de aynı zamanda, teşekkürler Mustafa Bey.
Yazan: Meliha Tarih: April 24, 2008 12:57 PM
mustafa akyolu'un argümanlarına katılmamak içten bile değil.'JAKOBEN,FAŞİST'ruhlu laisist tipelojiler olduğu sürece (ki bu tipelojiler yazar-çizer takımında fazlasıyla bulunmakta) ben bu ülkenin demokrasi konusunda en ufak bir yol alabileceğine inanmıyorum.çağı okuyamayan,1920'in ezberlerini sürekli tekrarlayan,dünyayı ve günümüzü 1920-1930 mantığıyla bağdaştırmaya çalışan sözüm ona bir kısım entelijansıya!! ezberlerini bozmaya pek de niyetli görünmüyo açıkçası.bir ülkeyi çağdaşlık irfanına sürükliyen en büyük silah AYDINLARIDIR.
LAİKLİĞİ ise din mefhumuna karşı kullanmaları da cabası.dinin toplumdaki yerini bilmeden,din sosyolojisi diye bir kavramdan bihaber,kendi yarattıkları,dokunulamaz,'KUTSAL LAİKLİK' inancını da topluma dayatmaya çalışmaları tam ENVER HOCA zihniyetine karşılık gelen bir uygulama.asıl beni zıvanadan çıkaran ise böyle bir zihniyeti topluma çağdaşlık diye yutturmaya çalışmları.ama şu da bir gerçekki türk toplumu müthiş bir dönüşüm yaşıyor.onların bu 'KATI, DESPOT,ŞOVENİST LAİKLİK' anlayışına itibar etmiyor,etmiyecek de.şunu da iyi bilsinlerki,dindar,muhafazakar diye küçümsedikleri insanlar,bu fikirsel dönüşümü,hayatı onalardan çok daha iyi takip edip,çağa daha iyi ayak uyduruyolar.
bunları kendileri yapamadıkları için.sadece içsel öfkelerini dışarı vurmaktan başka bişey yapmıyolar.ÖRNEK OLARAK BAKINIZ ALP RUMUZLU ŞAHSIN VERDİĞİ ÖFKE ÇIĞIRTKANLIĞINA
EEE NE DE OLSA ÇAĞA AYAK UYDURAMAYANIN.ÖFKESİPEK KAVİ OLUR
YAZI İÇİN TEKRAR TEBRİKLER MUSTAFA BEY.
Yazan: CÜNEYT Tarih: April 24, 2008 1:33 PM
Sayin Hulagu'ya: En bos seyle ugrasmanin bile bana faydasi, Sayin Baykal'in ibretlik konusmasini dinlemekten daha yuksektir.
Bu da Mustafa Bey'e: Okumanin da en hos tarafi, icinizden gecen ama bir turlu ifade edemediklerinizi anlasilir ve edepli bir bicimde ogrenerek sizden okumak. Giysi ile modernligi degerlendirenlere ve bu modernligin getirecegi ozgurlukten beklentileri cok dar olanlara bir ornek de Ertugrul Ozkok: "Bokser giyemeyen erkekleri, slipini rahatça sergileyemeyen kadınları bir kere daha düşündüm" (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8743936&tarih=2008-04-20). Bence sakincasi yok, isteyen istedigini giyer ya da giymez ama ben ulkemde benden beklenenin ve bana taninan ozgurlugun slipimi rahatca sergilemekten daha fazlasi olmasini istiyorum... Dusunen degil giyinen ya da soyunan bir varlik olarak degerlendirilmek asagilayici degil mi? Herkese selamlar...
Yazan: Handan Tarih: April 24, 2008 2:18 PM
Sayın Handan,
Kadınlarını kızlarını sadece cinsel bir obje gibi gören erkeklerin yazıp uyguladığı İslam şeriatı kadınlar için çok mu yücelticidir?
Cennet annelerin ayakların altındadır derler ama cennet vaatlerinde kadının esamesi bile okunmaz. Ama erkeklere sürekli sonsuza dek huriler bahşederler.
Kadın namaz kılarken önünden erkek geçerse namazı bozulmaz ama namaz kılan bir erkeğin önünden kadın geçerse namazı bozulur. Neden? Kadın cinsel bir objedir çünkü.
Dinsel özgürlük bu mudur? Yani siyasal islamcı erkeklerin özgürlüğü.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 24, 2008 5:04 PM
Sayın Hülagü,
"Bırakın hüzünlü ve kederli laiklik yorumlarını da sadece iki işlemde aleni bir şekilde yapılan milyarlarca dolarlık yolsuzlukların hesabını mahkemelerde nasıl vereceğinizi düşünün siz."
CHP'nin yolsuzluğundan mı bahsettiniz, sahi bu yolsuzluğu kim cezalandıracak, anayasa mahkemesi mi? O zaman rahat olun, CHP'nin dediği gibi "Bizim kimseye verilecek hesabımız yoktur." Sanırım buna anayasa mahkemesi de dahildir, değil mi? Olur mu canım, başka bir parti yolsuzluktan kapatılır da belgesel çekimi iddiasıyla ve bir türlü ortaya çıkmayan belgeselle CHP'nin bizim sırtımızdan harcadığı trilyonları bir tv kanalına aktarması nasıl kapatılma suçu sayılmaz, mümkün değil!
Amaaa bunun amacı laik devleti, pardon, laik egemenliği korumaktı mı dediniz, elbette CHP'ye her şey mübah, pardon asla yanlış yapamaz onlar... Eğer laiklik adı altında yaparsanız her türlü illegal yol legaldir değil mi efendim? Öyledir, öyledir :)
Tuncay Özkan CHP'ye kabul edilmediği için ne yapıyordur acaba, hem de sonuna dek kanalını CHP'ye açmışken :)Ne demişler, kol kırılır yen içinde kalır :)
Yeni şirinlediğimiz kelime bu, iyice dikkat edin, laik egemenlik. Egemenlik milletindi eskiden en azından adı öyleydi, artık egemenlik de laik. Devlet de laik. Millet de laik. Ekmek, hava, su, kola, sebze, meyve... her şey laik.
Şirinliyoruz: "Laikleyelim bize karşı olan herkesi, çünkü herkes ve her şey bu ülkede sadece laiktir!"
Sayın Hülagü, propaganda cümleleri değil, sizden fikir cümleleri bekliyoruz ve sorulan sorulara cevap. Bu mümkün mü?!
Bence bütün partileri kapatsınlar, MHP'ye de dava açılsın. Ülkeyi de trajikomik ama laiklik yönetsin. Bunca şey olabilen bir kavram her şeydir değil mi, iktidar, muhalefet, milletvekili, millet... Sahi bize ne gerek var ki!
Yazan: suzannur Tarih: April 24, 2008 5:28 PM
"Sayın Mustafa Akyol SİZ tam bir yağdanlıksınız.Tam bir bozguncusunuz. Sitedeki tüm yazılar star gazetesinde yayınlanıyor. yani akp nin sesinde. Allah sizin gibi millet- devlet düşmanlarından bizi kurtarsın."
bende bir iki laf edeyim.
ve oyleki kendisine hakaret eden bu sahsın yorumunu yayınlıyor,sayın Akyol.
bir iki çözüm önerisi,
önyargısız yaklaşım.
özgürlüklerden korkmama.
katılmasan bile karsındaki kisi farklı fikirlere sahip olabilir.ve sen bu fikirlere saygı duyabilmeli,tahammül gösterebilmelisin.
eden kendine eder,herkes ettigine dikkat etmesi gerekir.yoksa orta yerde boyle madara olursun.
Yazan: Bigalıoğlu Tarih: April 24, 2008 5:59 PM
Son cumle super olmus :)
agziniza kaleminize saglik..
Yazan: Mehmet Sen Tarih: April 24, 2008 6:36 PM
vay hulagu bey yine gelmisler.. iyi saatte olsunlar.. :))
bu sitenin maskotu...
neyse saka bir yana da cumhuriyet sizin maliniz degil hukagu bey... asil sizin dusuncenizde olan yiyici asalak saksakci kemalist ehm hicbir sey uretmeyip hem de tuketen nobran takimi memleketin aydinlik gelecegini karartamayacak.
hulasa hulagu bey 1930'lar degil artik yem borusunu otturemezsiniz. gecti o alaylar hadi bakalim...
Yazan: Anonymous Tarih: April 24, 2008 9:46 PM
Sayın Mustafa bey,
Yazınızın çok ironik olduğunu söylemek isterim. Sitenizi sık sık ziyaret edip gerek yazılarınızı gerekse okur yorumlarını takip ederim. Mesela AKP'nin kapatılma süreci olan 14 mart'tan itibaren yazılarınızı inceleyelim.
İlk önce çok sert bir tepki verdiniz daha sonra biraz daha ılımlı yaklaştınız bunu yaparken de nasılsa AKP kapatılamaz fikrine sahiptiniz fakat işler değiştikçe siz bir yerlere saldırmaya ve AKP'yi daha fazla korumaya yönelik yazılar gönderdiniz. Tüm bunlar olurken ülkede sizinde ilgi alanınıza girebilecek bir çok olay gerçekleşti ve bunları malesef sizin kaleminizden okuyamadık. Daha geriye gidersek 22 temmuz seçimlerinden önce AKP ile ilgili bu kadar çok yazı yazmıyordunuz hatta seçimlerden önce bir yazınızda 'oyumu elbette AKP'ye vereceğim şu şu nedenlerden dolayı' demiştiniz. O günden bugüne ise mustafaakyol.org tamamen AKP'nin internet şubelerinden biri haline dönüştü.
'Aydın' olması gereken sizin (en azından babanızın adına aydınlık vasfını taşıyabilmelisiniz), düşünmek yerine laiklik - antilaiklik kavgasında bir piyona dönüştünüz. Laikçiler diye tanımladığınız grubu saldırganlıkla suçlarken yazdığınız yazı tamamen başka bir saldırı biçimi olmuş bu da ironiye sebep vermekte.
Nacizane önerim AKP'nin kalemi olmaktan vazgeçip bir aydın gibi kendi fikirlerinizi kaleme almanız. Sizinle evrim konusunda taban tabana zıt olsam bile bu konu hakkındaki yazılarınızı daha samimi buluyordum.
Yazan: Volkan Çınar Tarih: April 25, 2008 1:12 PM
Sayın rumuzsuz unutkan,
Siz şaka zannetmeye devam edin. 1930'ların yem borusu güneş sönene kadar ötmeye devam edecek! Bu cumhuriyet işgalcilere ve onların işbirlikçisi saltanat, hilafet ve gerici yobazlara, işbirlikçi liboş mütareke basınına karşı Kemalist ruhla kuruldu.
Saflar belli. Siyah ve beyaz gibi çok net artık. Yarası olan sadece gocunsun. Ağlamasın. İşgalcilerle işbirliği yaparken düşünecekti herkes.
Külyutmaz laikçiler. Başka?
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 25, 2008 5:27 PM
Bana bak Sayin Moustapha Akyol!
Mert Yoldasim ne guzel "bozguncu, yagdanlik, devlet millet dusmani Oldugunun delilini elde edip oratya koymus!!
Simdi nasil apaisip kaldin? Hadi soyle bakkim' "ben bilmiyordum onun AStar icin oldugunu; Cumhuriyet sanarak yazmistim" desene SIKIYORSA? Artik saklanamazsin. Akepe yanlisi Star' da yazdigini herkes ogrendi. Yakinda Yargitay Bassavcisi seni de kapatir Shaman'in izni ile!
Burada ordu/yargi/millet el ele vatan icin Sevrci, Mondroscu, Lozanci, Zurihci, Bernci, Baselci, Cenevreci, San Jose'ci, Timbaktucu oldugu gibi ayrica Mentreaux'cu, Kibrisi satan, parasini da Yasin El Kadiya teslim eden, teroristbasina sayin diyen Tayipin partisini kapatiyoruz; sen gene yagdalik, bozgunculuk yapip pisirdigimiz asa su katiyorsun. Bu ne istir?
Hem sen ne curetle Mert, Hulagu ve ben ve CHP'nin AR_Ge'sine ve de ERKE'sine dil uzatiyon, "fikirleri, bilgileri idrakleri yok ama cok ta kendinden eminler" demeye getiriyon?
Soyle bakiyim "din de bizim millet de devlet de" ALTIN UCGEN PROCESI kime ait? Tayip'e mi? Bilemedin : Butun dunyanin onunde diz coktugu buyuk dusunur Deniz Baykal Beyefendi'ye ait.
Asagida SUNacagim delilleri bir laik abimizin sitesinden aldim. Oku da AR-GE neymis ogren!!!!
*******************************************
Yüce Mahkeme'nin Yüce Yargıçlarına,
Saygıdeğer Yargıtay’ın onurlu başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nin anayasal hukuk devleti gereği olan yargı görevinin sınırları ve manasının bilinci içerisinde bir o kadar saygıdeğer Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu 162 sayfalık Akepe’yi kapatma iddianamesinde Sayın Başsavcı'nın belki gözünden kaçmış belki de objektif hukuk konusunda gösterdiği olağanüstü özenden dolayı iddianamesi dâhil etmemiş olacağını düşündüğüm yeni delileri sunmayı vatandaşlık görevim addediyorum (dikkat buyurdu iseniz, Sn. Başsavcıyı eleştirenlere, tiye alanlara Sayın Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in "saygin kuruluşumuzu eleştirirken sınırlar aşılmasın" direktifi doğrultusuna layık oldukları saygıda kusur etmedim).
Bilindiği üzere daha önce de aynı vatanseverlik bilinci içersinde Sayın Baykal’a "Akepe aleyhine 10 tane kapı gibi belge" sunmuş idim. Sunduğum belgelerden birçoğunun Sayın Başsavcı'nın iddianamesine girmesinden aldığım cesaret ve gurur ile görevimi yapmaya devam ediyorum.
Bu usul dairesinde bu Akepe’nin geçmişini de mercek altına aldım ve geçmişte Tayip Erdoğan ve sahip oldukları zihniyetin işlediği suçlardan ilk 10 tanesini aşağıda sunuyorum. Diğerlerini Yüce Yargı’ya bilahare sunulacaktır.
1. Laik Türkleri Allah’a ısmarlamak?
Sayın Abdurrahman Yalçınkaya Tayyib’in 1994 yılında yaptığı bir konuşmada geçen bazı cümlelerin Akepe’yi kapatma gerekçesi olarak sunmasından çok doğru olarak sadece partiyi kuruluşundan beriki aktiviteleri veya kanuni suç tanımını temel almak gibi dar bir bakış açısına hapsolmadığını, sucu oluşturan şartlar, nedenler düşünceleri de yargılamak gerektiğinin örneğini vermiş bulunmaktadır. Örneğin din derslerinde "hurafeler“ öğretiliyor der iken, zaman aşımı gibi köhne bir kavram ile kendimizi sınırlamanın adalete hizmet etmediğini öğrenmiş bulunuyoruz.
Tayip, Saygıdeğer Başsavci’nin yakaladığı "hepimiz Allah’ın kuluyuz, ayrımcılığa ne gerek var“ ve "baş örtülü kızlarımızı başı açıklar ile el ele görmek istiyorum; hepsi de canim ciğerimdir“ demesi yetmiyormuş gibi daha dün Bassavci’nin memleketi Urfa’da Akepe’nin toplantısında kameralar önünde "Allahaısmarladık arkadaşlar“ diyerek Yargitay'a ve bu şekilde de Cumhuriyet’e meydan okumuştur. Bir yandan tüm milleti kucaklaması gereken bir başbakan laik bir ülkede insanları Atatürk’ün gönderdiği çağdaş bilime değil Allah’a ısmarlayarak nasıl bir düzen özlemi içinde olduğunu açık seçik ortaya koymuştur.
2. EREGENEKON-Akepe-El-Kaide Bağlantısı
Sayın başsavcı, objektif hukuka gösterdiği aşırı duyarlılıktan dolayı Ergenekon çetesi mensuplarından sadece Danıştay katili Alpaslan Aslan’ın ismini iddianameye dâhil etmiştir. Oysa olaya biraz detaylı bakıldığında şeriatçı Alpaslan Aslan sadece buzulun görünen ucudur. Su noktalara dikkatinizi çekerim. Ergenekon yapılanmasının en önemli ayaklarından olan VKGB (Vatansever Kuvvetler Güç Birliği)' nin yemin törenini hepimiz ibretle izledik. Orada birçoklarının dikkatinden kaçan husus Kur’an ve silah üzerine yemindir. Bu da açıkça göstermektedir ki Ergenekon da aslında Akepe ve El-Kaide’ye bağlı bir şeriatçı terör örgütüdür. Alpaslan Aslan ve emekli General Veli Küçük’ün arkadaşlarının bomba cephanesinden bahsedilirken dinci medya Veli Küçük’ün emekli asker olduğuna vurgu ile hedef saptırmaktadır. Oysa deliller dikkatle incelendiğinde aynı suçluyu görüyoruz karşımızda.
Cephaneler nerede bulundu?
Ümraniye.
Peki, Ümraniye’nin belediye başkanı hangi partiden dersiniz?
Evet, yanılmadınız, Akepe. Bilmiyorum başka söze gerek var mı?
3. Bassavci Tansel Çölaşan’ın sunduğu "ezan“ delili
Gene Başsavcı'nın iddianamesine dâhil etmekten imtina ettiği, bir tarihi suçla keşfetmiş bulunuyorum. Aslında bu suç ortaya çıkaran ben değil saygıdeğer yargının bir o kadar saygıdeğer mensubu Tansel Çölaşan Hanımefendi’dir. Fakat kendisi de Bassavci gibi "yargının siyasalaşması“ konusunda olağanüstü titizlik göstererek Başsavcı'ya bu delili sunmaktan imtina ettiği için görev bana düşmüş bulunmaktadır. Kendileri kadınlar gününün mana ve önemi konuşmasında Demokrat Parti iktidara gelince Türkçe ezandan "o çirkin sesle Arapça ezana“ geçildiğini çok veciz olarak ifade etmişlerdir. Bunun Erdoğan ve Gül’ün doğumundan önce olmuş olması onları sorumluluktan muaf tutamaz. Çünkü bilindiği gibi 1960 devrimi ile asılan Menderes’in geleneğinden gelen partilerden biri de Erbakan’ın Milli Nizam Partisi’dir. Sonradan gelen Milli Görüş partileri sırası ile Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi olmuştur. Erdoğan her ne kadar "biz dini parti değiliz" dese de mensuplarının hala göstere, göstere namaz kılıp, göstere göstere oruç tutmasından hiç te değişmediklerini biliyoruz. Bu da Akepe’nin asıl kurulus tarihinin DP'ninki olarak telakki edilmesi gerektigi ve bundan dolayi 1950’de Türkçe ezana geçilişindeki sorumluluğunu açık seçik ortaya koymaktadır.
4. 10 yılda 15 milyon irticacı genç yaratma projesi
Gene savcının iddianamesinde ihmal ettiği fakat hiç te önemsiz olmayan bir husus RTE’bnin ülkeyi çoğalma yolu ile şeriat ülkesi yapmaya donük sinsi planıdır. RTE bu planın sinyalini "üç çocuk yapmak lazım“ direktifi ile vermiştir. Her ne kadar bunu Türkiye’nin gelecekteki is gücü ihtiyacı, sosyal güvenliği gibi sudan nedenlere dayandırmaya çalışsa da gizli ajanda şudur: Direktifine ancak dincilerin icabet edeceği hepimizin malumudur. Bu şekilde biz de "10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan” diyerek 10. yıl marşında ifadesini bulan devrimlerimizden revanş almak istenilmektedir.
5. Çarşaflaştırma politikası!
RTE Baykal’ın darağacı referansına cevaben "biz beyaz çarşaflarla yola çıktık“ derken sadece kızları turbana sokmakla kalmayıp herkes çarşafa girmeye davet ettiğinin açık delilidir. Ayrıca beyaz çarşafların Müslümanların hac farizası suresince giydikleri Arap kıyafeti olduğu hepimizin malumudur. Bununla TC Başbakanlık makamını işgal eden sahsın nereye "yola çıktığı“ bellidir.
6. Ümmet Kardeşliği
RTE'nin "Türk-Kürt hepimiz kardeşiz; üstelik aramızda bir de din kardeşliği var“ mealindeki sozlerinin ümmetçilik tevilini yüce mahkemenin yüksek takdirine ve tektirine bırakıyorum. Ah pardon, bunu zaten yazmış Sayın Başsavcı.
7. Milli marş mı İslami marş mı?
Pek çok Akepe’li, ilerici, çağdaş emekli General Doğu Silahcioglu’nun "İslam Türklere zorla kabul ettirildi, İstiklal Marşı'nda din, iman, Allah, Hakk kelimeleri geçtiği için çağdışı olduğu tespitine karşı çıkarak hem orduyu tahkir ve tezyif etmiş hem de din devleti özlemini ne derece içselleştirdiklerini göstermişlerdir.
9. Ekonominin Islamizasyonu
Akepe bir taraftan kamunun dikkatlerini türban suni gündemine çekerken, öte yandan ekonomik sistemi şeri usullere dayandırma yolunda ciddi adımlar atmıştır. Bu hükümet döneminde faizler yüzde 60’lerden yüzde 15-20 arasına düşmesi yetmiyormuş gibi, daha da düşürülmesi için MUSIAD gibi yeşil sermaye kuruluşlarının baskısı devam etmektedir. Kapısının önünde cıkarılmış ayakkabıları ile tüm laik Turk milletini şoke eden Merkez Bankası Başkanı bu "düşük faizci lobiye“ boyun eğip faizleri sadece son 1 yil icersinde 1 baz puan düşürmüstür! Buda acikca gostermektedir ki şeriate direkt geciş yapmaya cesaret edemeyen Akepe bunu adim adim yapmaktadir. Her yil 1 baz puani indirilmesi ile faizsiz ekonominin gelmesi sadece en fazla 15 yil alacaktir. Tehlikenin farkindamisiniz?
9. Canakkale Zafer’nin dini istismari
Bu gun hem CB Gul, hem Basbakan Erdogan Canakkale Zaferi’nin yildonumu munasebeti ile yaptigi konusmalarinda her ne kadar dava acilmasinin etkisi ile lisanlarini temizlemeye ozen gosteriyormus gibi gorunseler de hala konusmalarinda bolca "sehit, iman, rahmet diliyorum“ gibi ifadeler gecti. Ayrica daha once Ziya Gokalp’i siirini okumaktan sabikali Tayip bu defa daha da ileri giderek icinde „
"Allah“, "rabbim“ "din“, "Bedrin arslanlari" gibi seriatci ifadeler barındıran, softa Mehmet Akif’e ait Canakkakle sehitlerine siirini okudu. Bu da dava acmanin dahi onlari suc islemekten alikoymadigini ve Canakkale savasinin laiklik icin verildigini goz ardi ettigini gosteriyor.
10. Sporun islamizasyonu.
Bu konuda pek cok delil olmakla birlikte sadece birkac tanesini sunmakla yetinecegiz.
Bu hukumet zamaninda, en laik "liseli kulup“ Galatasary’da gizli oruc tutanlarda artis manidardir. Son olrak Galatasaray’in gorev suresi dolan baskani "Yabanci oyuncular hac cikarinca problem olmuyor da bizim oyuncular dua edince niye problem“ diyebilmis olmasi Akepe hukumetinin Islamizasyon poltikasinin nerelere kadar mahalle baskisi uyguladiginin hazin bir gostergesidir. Ayrica son yillarda takimlarimizin yabanci kontenjanlarina Anelka, Riberry, Nonda, Yattara gibi gibi pek cok Musluman oyuncu secmesi bunun yaninda Israil’den sadece 1 oyuncunun Superligde olmasini objektif veri olrak sunuyor, takdirini Yuce Yargi’ya birakiyorum.
Ayrica gecmiste UEFA kupasi kazanan liselilerin Galatasaray’i bu hukumet doneminde kupalardan ilk turlarda elenirken, daha once hicbir kupa play-offlarina kalamayan, basbakan dahil bircok dinci taraftari olan Fenerbahce’nin Sevilla gibi guclu bir Avrupa takiminin elemesinin saglanmasi tesaduf olamaz. Ayni yil icersinde bir zamanlar bir amator kume takımı olan Kasimpasa’nin superlige alınması ve Akepe’nin kalelerinden olan Sivas'ın takımının lige alınmakla kalmayip uc buyuklere meydan okumasi tesaduf olamaz.
Gereginin yapılmasını (bu delillerin ek iddianameye konulmasini) en derin saygılarımla arz ederim.
Yazan: I. B. Laik Tarih: April 25, 2008 6:25 PM
siz kimsiniz ki kimi tehdit ediyorsunuz kimin vataninda... sizler milletin sirtinda bunca zaman emanet durdunuz haberiniz var mi!? bu milletin sabriyla sirtina coreklendiniz ama unutmayin yavas atin ciftesi pek olur...
alismis kudurmustan beterdir diye bosuna dememisler... su ise bakin yahu zorbaligin bu kadar asikar olanini, bu kadar piskincesini de ilk defa goruyorum hayret bir olay...
kemalist ruhmus... hani su hersey olup bittikten sonra cepheye Allah Allah deyip de kosulan, din icin iman icin vatan namusu icin sehit olunan savaslar bittikten sonra yonetime coreklenmek icin icat edilen kemalist ruhla mi? bu kemalist ruh, devrimler felan canakkale'de istiklal harbi zamaninda felan nerdeydi? herseyi uyduruk ve dokuluyor... dunya uzerinde bu kadar piskin bu kadar hazira konmaci bu kadar kolayci ve dibi curuk baska bir ideoloji var midir acaba? yazik gercekten insan bir ne diyorum ne haldeyim diye bakar da bir saglama yapar gercek dunyayla ne kadar ilintiliyim ne kadar hayal alemine dalmisim diye...
neyse sunu unutmayin zulum ile abad olunmaz...
Yazan: Anonymous Tarih: April 25, 2008 10:47 PM
Laik devlet anlayışı demek dinlerin ibadethanelere tıkılması demektir.
Yani, başta yasama, yürütme ve yargı gibi temel kurum ve kuruluşlarda, siyasi konjukturde dinin ve etkisinin yer almaması demektir.
Buna itirazınız var ise siz dincisiniz demektir.
Bu arada laikçi diye bir şey yoktur...bu kelimeyi "dinci" ye karşı çıkardıysanız...ki öyle görünüyor, olmaz.
Dincinin karşıtı laikçi değildir.
Dindar dır.
Yazan: Hubbez Tarih: April 26, 2008 3:09 AM
Bu arada yukarıdaki yazı konusunda bazı noktalara değinmek istiyorum.
Dediği gibi "Patolojik durum" vardır.
Yazar Akyol bunu iki nedene dayandırmış...işte o anda keseri kendi tarafına doğru sallamaya başlamış.
Bilmiyor olabilir.
Patolojik bulduğu durumlar olarak yazdığı iki madde, aslında birer neden değil, birer örnektir.
TC nin nüfusunun hatırı sayılır bir kesiminde "skolastik öğreti ve düşünce biçimi" hakimdir.
İlk duyduğu bilgiyi alma ve kabul etme...yani bir yerden duyduğu bilgiyi/bilgiye araştırmadan sormadan inanmak ve nakletmek.
TC deki bu öğreti ve düşünme biçiminin de nedeni, şu hiç bir zaman kurtulamadığımız, Osmanlıdan devşirme, şu yada bu şekilde hala günlük yaşamımızda kalıntıları olan şeriattır.
Ve buna bağlı olarak da feodalite.
Soramaz, sorgulayamazsın. Sükut altındır. Ağzı var dili yok...
...gibi hurafelerle de desteklenir.
Körü körüne, nedenlerini anlamadan, okumadan, araştırmadan, çapraz kontroller etmeden duyduguna inanan...yerinde analitik düşünme yapmayı bilmeten, sentez üretemeyen bir düşünce ve yaklaşım biçiminden bahsediyorum.
Bunun da temelinde "DOGMA" yatar.
Yazar Akyol var olan bir konuya değinmiş ama bunu azıcık beceriksizce yapmış...rahatsızlığı bulmuş ama teşhisi yalnış...kendi ayak parmak ucuna kurşun sıkmış gibi olmuş.
Eee ne de olsa kendisi de bu vatandan çıkma.
Acaba yazarımız satın aldığı herhangi bir aletin, ilacın, makinenin orasını burasını kurcalamadan, kullanmadan önce kullanma kılavuzunu okuma alışkanlığı var mıdır?
Skolastik kafalar okumazlar...
...doktor ne dediyse tamamdır.
Yaallah der yutarlar.
Müfredat anlayışı ile eğitim ise bunun bir başka yansımasıdır.
Yazan: Hubbez Tarih: April 26, 2008 3:31 AM
Su Orhan Pamuk'u bir ele gecirsem!!! Bak gene ne demis kendini bir Nobel icin amerikalilara satan cagdisi herif.
" Ulusalcılar, eğitimsizleri yoldan çıkarıyor
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Romanya'nın başkenti Bükreş'te okurlarıyla bir araya geldi....
"Ulusalcılar, devleti düşünen tipten değil. Çoğu zaman eğitimsiz, kızgın ve okuma-yazma bilmeyenleri yoldan çıkaran siyasî bir hareket. Bu insanlar, devlete değil kendi partilerine hizmet ediyor." (O. Pamuk)
Biz gagdas laik ulusalcilara kizgin, egitimisiz diyenin agzini cart diye yirtariz!!! Yukarda Akepe aleyhine sundugum delilleri oku da egitimini tamamla Orhan. Aklilli ol!
Yukardaki Hubbez yorumunu oku da Laiklik neymis ogren. Bu sadece Hubbez'in dusuncesi degil,STalin Rusya'sindan Kuzey Kore'ye, Ozbekistan'dan Tunus'a pek cok ulkede kabul gormustur. Digerlerine de ihrac edecegiz cagdas bilim laiklik muristi falan.
Simdi bizim Bati ulkelerdeki cagdas laik kardeslerimiz bu tanimi Amerika'da AB ulkelerinde tanitiyorlar ve buyuk ilgi goruyor. mesela Amerika'daki bazi Turkish Derneklerdeki Kemalistlerimiz Condi'ye, Kongre uyelerine mektup yazmislar "gelin ortak dusman Aklepe'ye karsi birleselim; hukumeti de devirelim; biz cagdas demokratiz, onlar gerici dinci" demisler. Tabii Amerika da Ozdemir Ince'nin buyrdugu gibi "din devleti" oldugundan koktendinciler ikna olmamislar ama yakinda olcaklar. Adamlar Harvard'da Oxford'da agizlari acik dinliyorlar ve "ah biz ne gaflet uykusundaymisiz; biz de demokratik laiklik, din, vicdan ozgurlugu, devletin insanlara inanclarini da inancsizliklarini da yasamalari icin hakem, facilitator, koruyucu rolu vardir fakat inanislardan esit mesafededir ve yonetimde dini esas almaz diye tanimlanan cagdisi bir safsataya kendimizi kaptirmisiz; ah ne guzel yaptiniz siz Turkish laikligi bize tanitmakla. Lutfen bizi daha fazla egitin de ulkelerimizi sizinkine benzesin"
diye yalvaracaklar.
=
Yazan: I.B. Laik Tarih: April 26, 2008 10:10 AM
Hubbez'in yorumlarının neresinden tutmalı bilmiyorum ki. Demek laik devlet anlayışı dinlerin ibadethanelere 'tıkılması' demek, öyle mi? İnançları doğrultusunda yaşamaya çalışan insanları ne yapacağız peki? Dinleriyle beraber onları da ibadethanelere mi tıkacağız? Yoksa başka bir yere mi? Pardon onlar sizin lugatinizde zaten dinci diye geçiyor, değil mi? İslam dini hayatında biraz belirleyici olan herkesi dinci diye yaftalayıp sonra da 'efendim biz dindarlara değil dincilere karşıyız' diyenlerden sıkıldık artık. Dine böylesi düşmanken dindarlara hoşgörülü olmanızı beklemiyoruz zaten. En azından biraz dürüst olun ve karşımıza abuk subuk dindar tanımlarıyla gelmeyin.
Ayrıca Bekir Coşkun tarzı basmakalıp sözlerle Mustafa Bey'in yazisini eleştirmeye kalkmanız garip olmuş. Zahmet edip yazılarını okursanız istisnasız her konuya akılcı yaklaştığını, dokunulmaz addedilen rejim kutsallarını korkusuzca sorguladığını göreceksiniz. Gerçi sizin asıl hoşunuza gitmeyen de bu zaten.
Yazan: cms Tarih: April 26, 2008 1:41 PM
Ben yıllar önce Laikperestler ve sistemleri hakkında kafa yormaktan vazgeçtim. Zira o seviyeyi çoktan aşmıştım. Gördüm ki savunup durdukları şeler günümüz dünyasında hiç bir karşılığı olmayan içi boş argümanlar. Ciddi bir bilimsel dayanak da yok ortada. Bu konuda defaatle önümüze sürülen bilimsel kaynaklar da Üniversitede yıllardır okutulan inkılap tarihi kitapları. Hiç birinin seviyesi de biz aslında yenilmedik, ama Almanya yenildiği için biz de yenik sayıldık argümanından öteye gitmiyordu. Adeta komünist parti tarafından yazılan bir kırmızı kitap gibi bize dikte edilen bu bilgilerin altının boş olduğunu görünce önce büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Ama sonra gördüm ki hayat devam ediyor. Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorum ve bir çok kültürü ve medeniyeti mukayese etme imkanım oldu. İnanın bu laikperestlerin işleri çocuk oyuncağı kabilinden şeyler. Biz işimizi yapalım, bunlar modası geçmiş bir elbise gibi tarihin karanlıklarına gömüleceklerdir. Enseyi karartmayalım.
Yazan: Eli Gold Tarih: April 26, 2008 4:11 PM
sayin hubez ne demek ibadethanelere tikilmasi?
din bir hobi mi? inanc bir bos zaman eglencesi mi? hani tenis kulubu yuzme kulubu gibi tenis oynarsin kulup de olur biter orda birakisin raketini topunu.. yada bric gibi mi?!
bu tikilmak sizin zihinsel arka planinizdaki despotlugu cok guzel yansitmis...
yargi yasama yurutme vs. kuruluslarinda dinin etkisinin yer almamasi baska dindar insanlarin kisisel olarak bu kimlikleriyle yer alip almamasi baska seyler... mesela namaz kilan bir hakim, basini orten bir doktor isini yasalar cercevesinde layikiyle yapiyorsa bunun problem olusturmamasi gerekir...
sizin tahammul edemediginiz bir kimsenin isine karistirmasa tamamen yazili kurallara, yasalara bagli kalsa da dindar kimligiyle bu gibi yerlere gelmesidir... karin agrisi burdan kaynaklaniyor.. yoksa kimse dini bir takim hukumleri hayata gecirmeye topluma dayatmaya calismiyor ancak insanlar diledikleri gibi inanarak yasamak istiyorlar. olayin ozu bu.
dincinin negatif karsiti tabi ki laikcidir. cunku nasil dinci dinini yamamaya zorla satmaya her yeri kendi rengine boyamaya calisiyorsa laikci de bu cagdastir bu moderndir diyerek kendi paradigmasini insanlarin inanislarina inandiklari gibi yasamalarina dusunce dunyalarina giydirmeye, onlari zorla degistirmeye calisiyor. hulasa ikisi de despotlukta, zorla basa kakmada ayni noktada bulusuyorlar.
Yazan: Anonymous Tarih: April 26, 2008 11:21 PM
Tarih insanlara geçmişte olanları bir masal gibi dinlesin, sınıfı, geçsin de diploma aslsın diye oluşmuş bir bilim dalı değildir. Örnek alınarak güne ve yarına bakışta etken olsun diye oluşmuş bir bilim dalıdır.
Cingözlük etmeyelim.
Bendeniz burada "laik devlet anlayışı" derken ibadet etmeyen, dini inancı olmayan kişilerin oluşturduğu kurumlar olmalıdır manasında bir ifadede bulunmadım.
Kendi keyfinize göre yazdıklarımı yorumlamayınız.
Son bir kaç senede ne oldu acaba? Kıbleden bir teokrasi meltemi esti de bunu soluyanların itikatı bir iken bin mi oldu?
Din iman işlerinden nemalananların oluşturduğu kadrolaşmalar, kamplaşmalar, yandaşlaşmalara ne diyeceksiniz?
Verdiğiniz örnek bence yerinde...ancak tenis değil...ama bir futbol takımı olabilir.
Evet birden bire bir takım taraftarları oluşuverdi. Bu ülkede bundan on sene evvel de din vardı...otuz sene evvel de.
Kimse mağdur değildi...kimse şikayetçi değildi.
Şu günleri güllük gülistanlığa doğru bir gidişat olarak mı görmektesiniz...yarını kestirebiliyor musunuz?
Kırmızı noktalar konusunda ne diyeceksiniz?
Alkol için uygulamalar nedir?
"Mahremi ellemeyiz" diyen kadın doktorların yaptıklarına ne diyeceksiniz?
Haremlik selamlık hastaneler mi açacaksınız?
Reklam afişlerine yasak uygulamalarına ne yapacaksınız? Kozmetik,iç çamaşırı, mayo reklam afişleri için sektörün çalışanları ne yapsın..."pardesü giymiş bir kadın ile erkek resmine bakın hayal edin" mi diyeceksiniz? Sektörün üreticileri ne yapsın? O sektörü yok mu edeceksiniz?
Mini etekli kızlara atılan kezzapları nasıl açıklıyorsunuz?
Çok eşlilikleri, kadın üzerine kadın getiren adamların yaptıkları ile oluşan psikolojik kaotik durumlar nedenli patolojik beyinli kadınların halini ne şekilde izah edebilirsiniz?
Cinsiyet ayrımına dayalı olarak kadının içerisine düşürüldüğü durumlar için ne düşünmektesiniz?
Bilgisayarda sohbete fetva. Başörtüsü don karşılaştırmaları. Yaradana sığınıp çığırdan çıkanlar...
Arapça harflerin seslerini çıkararak okudugunu anlamdan kuran okumayı gösteren kuran kurslarından çıkma skolastik kafaların kat kat artması ile ne umulmaktadır, neler amaçlanmaktadır...bunları düşündünüz mü?
Gazetedeki haberlerdeki başkalaşmalara baksanıza...kadın eziyetleri, tecavüzler, din iman soytarılıkları, yandaş kayırmaları, saflaşmalar, taraftar peşkeşleri...
Neymiş efendim?
Başörtülü hakim, entarili polis, takkeli memur istemiyormuşuz...bunlar işini hakkı ile yapmazlarmış...bunun da despotluk ile yapıyormuşuz ve adı laikçilik miş.
Bırakın bu işleri
Oluşturulmak istenen, dogmaya dayalı, aşırı skolastik kafalardan oluşmuş, kulluk kertesine indirgenmiş bundan da bulgur, kömür kumanya ile nemalanan, avanta alan muhtaç bir millettir.
Amaç budur.
Laik devlet anlayışı birilerinin takkesi, entarisi, sıkmabaşı ile uğraşmaz...
...çöl ikliminin acımasızlığından devşirme, zulüm, hinlik ve kalleşlik ile bezeli Arap kültürü ürünü bir ton ritüel ile uyuşturulmuş beyinlerin bu ülkenin bekası üzerinde söz sahibi olmaması gerektiğinden bahsediyorum.
Elbette buna inanmak serbesttir...ama kendinize ait zamanda, kendinize ait mekanlarda veya bu işlere ayrılmış ibadethanelerde.
Bu ülkede farklı dinlere mensup milyonlarca fert var...inanmayan var.
Bir hristiyan mahkumu takkeli hakim karşısına çıkaracaksınız öyle mi? Bir musevi zanlıyı türbanlı polis yakalayacak.
O zaman, kılık kıyafet serbesitisi ile sağlayacağınız bir kamusal alanda, hem yahudi olup hem TC vatandaşı olan, başında musevi şapkası, yanlardan lüle lüle zülüfleri uzamış sakallı bir savcının karşısına türbanlı bir kadını çıkarınca ne bekleyeceksiniz?
Bu adam tutuklasa dert...salıp gönderse bir başka dert.
Ne diyorsunuz siz yahu?
Entarili sıkmabaşlı özgürlük ne derece olmalı ise ibrani şapkası ile papaz külahı da o derece olmalıdır...öyle mi?
Elbette "öyle" diyeceksiniz.
Nasılsa 99% var...
Ve bunun adı da faşistlik değil...
Öyle mi?
Ben despot olmaya razıyım...
...en azından soytarılıktan bir kaç gömlek daha iyi.
Yazan: hubbez Tarih: April 27, 2008 2:19 AM
Sn.Hubbez,
güzel bir provokatif yazı yazmışsınız..akıl ve mantıktan uzak tribüne oynamışsınız..
provokasyonlara gelmeyin arkadaşlar..
Yazan: dost Tarih: April 27, 2008 2:01 PM
Yazımda yazanlara cevap yok.
Olamayınca, yazan provokatör.
Bu da iyi.
Provokasyon iki unsur ile oluşur...
...bir provoke eden bir e provoke olan.
Şu sizi provoke eden noktaları belirtseniz de anlasam. Provoke oluyor gibi olduğunuz noktalara da razıyım.
Şurada son bir kaç senede yaşananlardan bir kaç örnek verdim.
Öyle ya, zaten bilinen kavramları "benim doğrum senin doğrun" diyerek konuşmak ve bilgi yarıştırmak lazım. Zülf-ü yare dokunmadan.
Yarin zülfüne dokununca klişe cevap hazır;
"Tribüncü provokatör."
Ne demiştim?
Skolastik...
Budur.
Yazan: hubbez Tarih: April 27, 2008 3:46 PM
sayın anonymous
Laik devlet takkeyle,entariyle,sıkma başlarla uğraşmaz.. diyorsunuz..zaten diğer arkadaşlar da genelde aynı şeyi savunuyorlar..devlet devletliğini yapsın..bizim baş örtümüzle, dinimizle, değerlerimizle uğraşmayı bıraksın diyorlar..insanlar özgürlüklerini istediği gibi yaşamalı ve devlet bu hakları korumalı, kemalizm resmi ideoloji olmaktan çıkmalı..diyorlar(biraz hayal ürünü oldu ama olsun) Bunlar olduktan sonra zaten otomatik olarak toplumda ayrışmalar ortadan kalkıcaktır.Bir müslümanın dinini yaşaması ne kadar normalse bir Yahudi için de normal olmalı,, bu benim gibi düşünenleri rahatsız etmez sizi neden rahatsız ediyor..yargıya,hukuka güveniyorsanız yargıcın veya savcının baş örtülü veya lüleli saçlara sahip olması anormallik değildir..ama savcı yahudi olsun ama müslüman olmasın gibi bi düşünce de vardır sanırım...
Mustafa Bey yazılarınız her zamanki gibi çok güzel ve bilgilendirici..Kaleminize sağlık...
Yazan: birisi Tarih: April 27, 2008 4:41 PM
Sorun benim nasıl biri olduğum değildir.
Azıcık düşününüz.
Bir kişinin sadece dini değil...
...etnik kökeni, dini inancı, mensubu olduğu mezhebi, bağlı bulunduğu kurum ya da kuruluşu belli eden özellikleri nedenli bir konumdan alıp bir başka konuma koymaya kalkarsanız ayrımcılık yapmış olursunuz.
Durun hemen celallenmeyin...provoke de olmayın...açıklamaya çalışacağım.
Kişilerin şu yukarıda örnek olarak yazmış olduğum bir kaç özellikleri ile bir araya gelerek sahip oldukları ortak özellikleri ile hareket etmelerine vizesi hazır pasaport vermiş olmaktan bahsediyorum.
Yazılanlara cevap yetiştirmekle uğraşırken, bazen, olası sonuçları kağıt üzerinden yansıtamıyabiliyoruz.
İddia ettiklerinizin uygulanması esnasında olabilecekleri geniş spektrumlu olarak düşünmek lazım.
Aslolan sokaktaki adamın nabzını tutmaktır.
Yukarıda oldukça provokatif bulunan örneklemelerim benim uydurdugum, hayal ettiğim olaylar değiller.
Yaşanmaktalar.
Bugün hükümetin "inanç özgürlüğü ile yaşam" başlığı altında Ankara dan attığı adımı Trabzon'un ilçelerinden birinin belediyesinde çalışan bir zabıta çavuşunun nasıl anladığına bakacaksınız...
...soluğu bir gün önce gördüğü, üzerinde kadın kalçası olan sinema afişinin sahibi olan sinemada almakta;
"Bunu kaldırın!!!"
Belediye başkanına, başbakanına yaranmak isteyen dinci yandaş zabıta amiri tipi yaratmış olmaktasınız.
Başbakanın yurt gezilerinden birinde söylediği bir cümle, Adana'da bir mahalle de farklı bir harekete neden olurken, bir üniversitenin rektörlüğünde başka bir soruna neden oluyor.
Ortak paydası "inançları".
Anlatmak istediğim olay şuralara yazdığınız kadar kolay ve masum değil.
Din nedenli birilerini bir konumdan başka bir konuma taşıyor...hatta yeni bir züğmre yaratıyorsunuz...
...böyle derken de şunu kastediyorum, birilerinin inançları nedenli ayrıcalıklı ve yetkili olduğunu dündürerek onları tetikliyorsunuz.
Ya da, diğer bir deyiş ile "İslam olmayı, inançlı olmayı" bir nevi siyasi destek ile allıyor pulluyorsunuz ve toplum içerisinde fark yaratıyorsunuz.
Sorun işte budur.
Türbanı ile derse girmekle iş bitse...
...ki bundan on sene evvline kadar öyleydi.
Benim dönemimde türbanlı öğrenciler de vardı, türbanlı doktorlar da.
Kimse rahatsız olmuyordu...kimse sesini çıkarmıyordu.
Ne yaptılar?
Önce bunun ysaklanmasına neden oldular...sonra da bunlara yardım eli uzatıyor gibi yaptılar ve kendi yarattıkları kaotik duruma kendileri çözüm olacakmış gibi bir dinamizm yaratıp yandaş toplamaya kalktılar.
Bu bir manevradır...bu bir siyasi manevradır.
Bu halkı gözetmek degil, halkın içerisine ayran çırpacağı sokup önce onu köpürtmek sonra da bundan nemalanma demektir.
Sonucu itibarı ile de bakın ne oluyor;
Sokaktaki herhangi birisi salt dini inancı nedenli başlıyor orada burada ahkam kesmeye.
Sizler bu işlerin yansımasının burada yazdığınız kadar kolay olacağını mı sanıyorsunuz?
Bugün Londra da başında sarığı ile çalışan Hintli bir gümrük memuru, takkesiyle çalışan bir Faslı bir satış mümessili, entarisi ile servis yapan bir seyahat acentası çalışanı görebilirsiniz...
...ancaaak...
...bunların oluşmasının serüvenine, nasıl olduğuna dair gidişatlarea bakmak lazım.
Ondan dolayıdır bendeniz bir önceki yazımda tarihin önemine değindim.
Bu işler birilerinin el uzatması ile olan işler değildir...aksine elini ayağını çekmesi ile oluşan bir durumdur.
Şu an sokaktaki bir insanın bir çok olan bitenden habersiz ve masum dini inancı alınmış ve haberi dahi olmayan bu kişi mazlummuş gibi gösterilerek siyasi malzeme edilmiştir.
Sorunun dayanağı, dilim döndüğünce açıklamaya çalıştığım, budur.
Bu noktayı iyi kavramak lazım.
Az daha açarsam;
Müslüman mahallesinde salyangoz satılmalıdır. Hristiyan mahallesinde de zem zem satılmalıdır. Musevi mahallesinde de ezan okunmalıdır.
Ama bakınız ki öyle olmuyor;
Sahip olduğu dini, mensubu bulunduğu etnik kökeni, inandığı ritüelleri gereği yaşam biçimini kamusal alanda dayatmanın önünü açmanın, maalesef diyorum, özgürlükle bir alakası varmış gibi görünse de, şu izlenilen yol nedenli olamıyor.
Çünkü bunlar dayatarak olmaz.
"Haydin din kardeşlerim" şeklinde en ufak bir kıvılcımın alev almasının önünü açmış olursunuz.
Tehlikeli yanı budur. Nitekim yukarıdaki yazımdaki örneklerim bunu göstermektedir.
Bence ayrım şudur...
Hükümet "DİNLERİN ÖZGÜRCE YAŞANMASININ" önünü açmıyor.
"İSLAMIN ÖZGÜRCE YAŞANMASININ" önünü açıyor.
Buradan bir başka destekleyici örneğe zıplayacağım.
DİYANET bir ülkenin fertlerinin dini inançlarını pratik etmeleri, yaşamaları için onlara el uzatan, yardımcı olan, bilgilendiren bir mercidir.
Bu ülkenin farklı dine mensup olan, hani şu MOZAİK TOPLUM diyerek orada burada konştuğumuz durumdan bahsediyorum, bu mozaik duruma DİYANET gerekli uyumu göstermiş midir?
DİYANET din işleri değil, İSLAM İŞLERİ yapan, ki bu da SUNNİ MÜSLÜMAN olarak kaegorileşmekte...DİYANET başından beri böyle bir kurum olarak hareket etmektedir.
Diğer bir deyiş ile bu ülkede Aleviler, gayri müslümler vergi verdikleri halde ayrı tutulmaktalar.
Bugün Alevileri, gayri müslümleri, sunni olmayanların nüfusuna bakarsanız...
...bunların üzerine de dini inancını siyasi bir oluşum ile bağdaştırmayanları da eklerseniz...
...hatırı sayılır bir kitleye ulaşırsınız.
Ankara dan atılan bir din içerikli siyasi rant adımı, İstanbul'un bir semtinin sokağında, Sivasın bir ilçesinin kahvehanesinde, Bartın ın bir caddesinde bulunan kişi ya da kişilerce farklı uygulamalara neden oluyor ise, yani fertlerin inançları nedenli bir harekette bulunmalarını tetikliyor ise, ki olan budur, bu tehlikelidir...
...işte mahalle arasında olan olayların nedeni budur.
Birilerini salt islam oldukları için ayrıcalıklı kılıyorsunuz demektir ki sorun burdan kaynaklanmaktadır.
Herhangi bir dini inancın gereklerinin kanun nezninde fiili bir harekete dönüşmesini meşrulaştırıyor, destekliyor olmaktasınız.
Laik devlet, laik yaşam biçimi işte bundan dolayı vardır.
Bu ayrımcılıktır, tehlikelidir, önü alınması oldukça zor ve bedeli kolay kolay karşılanamayacak kadar riskli bir yola doğru sapmak demektir.
Hala provoke misiniz?
...umarım değilsinizdir.
"He valla hala öyleyik" diyorsnız benden size tek bir cevap olabilir;
Beter olun.
Neymiş kül yutmaz laikçilermiş.
Kül yutan ne oluyor?
Kul mu?
:)
Yazan: hubbez Tarih: April 27, 2008 5:01 PM
SANAL ALEMDE “NASIL” BİR ARADA YAŞANMAZ?
Birbirimizi genellemelerle dar kalıpların içine hapsederek ve o kalıbın yıkılmaması için gücümüzün son damlasına kadar mücadele ederek.
Doğru bildiğimizin yanlışlanmasını kendimize bir hakaret kabul ederek, kendimizi koruyor gibi doğru bildiğimizi savunarak.
Öteki değil de ötekine bakış açımızdaki sekellerin davranışımızı belirlemesine izin vererek.
Üslubumuzu bir alt noktaya taşıyan anlık duygusallıkları, biraz beklemeden, sıcağı sıcağına ortaya çıkartarak.
Haklılığı sadece kendimize ait görerek diğeri dediğimizin yazdıklarını baştan yanlış ve yok kabul ederek.
Analitik bir düşünme yapısı geliştirmeden, kalıplaşmış cümlelerle yargılayıcı cümlelerle birilerini/bir fikri/bir durumu… itham ederek.
Her kavramı değiştirerek ve anlamını deforme ederek farklı anlamlarda kullanarak.
Her yazıyı ya da cevabı belirli ve şartlanmış bir bakış açısıyla okuyarak ve aynı algıyla cevaplandırarak.
İroninin ölçüsünü kaçırıp metaforlarla karşısındakini dövmekten beter edecek ifadeler kullanarak.
Yazılanların doğruluğunu araştırmadan her bilgiyi verilen üzerinden değerlendirerek.
Değişmek amacıyla değil, değiştirmek amacıyla okuma ve yazmayı tercih ederek.
Eleştiri kültürünün pozitif yönünü hiç akla getirmeyerek ve hep negatif eleştiriyle karşımızdakine yaklaşım sergileyerek.
Sanal alemde cevap verdiğimiz kişilerin ertesi gün yüzüne baktığımız insanlardan biri olabileceği fikrini aklımıza getirmediğimiz için yazıda sınır tanımayarak.
Demokrasi kültürünü içselleştiremediğimiz için tek taraflı demokrasi öğütleri vererek.
Aslında karşıdaki insana gösterilen saygının “kişinin kendisine duyduğu saygıdan” kaynaklandığını unutarak saygısızlık ederek, bir arada yaşamayı güçleştiriyor ve kendi ellerimizle yok ediyoruz.
Ve son madde:
Hatalarına yüzünü çevirmek ve kendi hatasıyla yüzleşmemek.
Unutulmamalı ki bir hata asla tek taraflı değildir.
Yazan: suzannur Tarih: April 27, 2008 6:05 PM
TOPLUM OLARAK DEMOKRASİYİ İÇSELLEŞTİREBİLİR MİYİZ?
“Entarili sıkma-başlı özgürlük ne derece olmalı ise İbrani şapkası ile papaz külahı da o derece olmalıdır...öyle mi?”
Bu cümle beni çok düşündürdü ve bu ülkedeki demokrasi anlayışının sorunlarını irdelemenin, demokrasiyi içselleştirip içselleştiremeyeceğimizin tartışılması gerektiği fikrine getirdi.
Şu ya da bu olmadan demokrasinin getirdiği hak ve özgürlükleri beğenmediğimiz taraflarıyla kabullenebilir ve birey olarak bu haklara ne kadar saygı gösterebiliriz? Sınırımız neresi yani? Sorun, kendi sınırımıza gelip dayandığında bir başkasının hakkını kendi hakkımız gibi savunabilecek miyiz?
Ülkemizdeki çoğu insan yurt dışına çıkmadığı için –her ne kadar internet ve televizyonla globalleşen köyde yaşadığımızı söylesek de- farklılıklarla çok da fazla yüz yüze gelmiyor ve farklı bir insanla karşılaştığımızda veya farklı bir fikirle, nasıl bir tepki vereceğimizi bilmiyoruz, genellikle ilk tepkiler, geleneğin bilinçaltımızda oluşturduğu kalıplarla dar bir bakış açısı üzerinden oluyor. Herkes yurt dışına çıkıp da oradaki uygulamaları, özgürlükleri ya da kısıtlamaları görerek öğrenemeyeceğine ve demokrasi kültürü de öyle tepeden inmeyeceğine göre bir bakış açısı oluşturmak ve bunu da kimsenin hakkına tecavüz etmeden yapabilmek için neler yapmalıyız?
1. Öncelikle bir iç hesaplaşma gerekiyor. Varlığımızı oluşturan yapıların bütününü oluşturan her bir öğenin aynı şekilde bir başkası için de geçerli olduğunu kabullenmek zorundayız. Bunu kendimize öğretmeliyiz.
1. Genellemelerin dar kalıplarını yıkmak da ikinci önemli madde. Şekillere indirgenen bakış açısı kırılmadıkça ve kişileri Nasreddin Hoca’nın “ye kürküm ye” fıkrasında olduğu gibi kıyafetlere hapsederek tavır alma hastalığından vazgeçmeliyiz. Carl Vett’in dediği gibi: BAŞKALARINI İKNA ETMEK İSTEDİĞİN KONU HAKKINDA ÖNCE KENDİNİ İKNA ET.
2. Daha fazla analitik düşünerek bizlere sunulan her bilginin araştırılmadan, sorgulanmadan doğru olduğunu kabul etme anlayışını yıkmalı ve bilim çağı dediğimiz bu dönemde sıkça bilgilerimizi farklı kaynaklardan güncellemeliyiz. Tek tip okumalar tek tip düşünce yapısı anlamına gelecektir ve doğrunuzu inşa ederken doğrularınızın eksik ve hatalı olma riskini arttıracak demektir.
3. Bir kişiyi, grubu bir şey olmakla itham ederken bunun eleştiri olmadığını anlayarak eleştiriyi eleştiri kriterleri içinde nesnel bir tutumla yapmalıyız. Çünkü itham etmek, karşıdaki insanı sadece savunma psikolojisiyle bunun böyle olmadığını ispata sürükleyen bir davranış tipidir. Amacımız eleştiri yapıp kişinin kendisini sorgulaması ve demokratik davranış tarzını kazandırmaksa ele aldığınız sorun'un nasıl ifade edildiği çok önemlidir.
4. Din-dinsiz veya İslam, Hristiyan, Musevi gibi farklı inanç mekanizmalarını evrensel hak ve özgürlükler kapsamında ele alabilmeyi başarabilmeliyiz. İnsanların ibadet özgürlüklerini, inancını yaşama hakkını kendi inancımızın olur’larıyla değil, her inancı kendi olur’larıyla değerlendirebilmeliyiz.
5. Sağlıklı ilişkiler kurmak için ve sağlıklı işleyen bir demokrasi için, her şeyi karşımızdakinden beklemek yerine -karşı tutum ne olursa olsun- öncelikle kendi demokrasi anlayışımızı sorgulamalı ve tavır ve tutumlarımızı genel doğruları esas alacak şekilde ifa etmeliyiz. Doğru tutumu yansıtıyorsanız kimsenin “senin demokrasi anlayışına inanmıyorum” deme gibi bir lüksü kalmayacak, herkes çuvaldızını önce kendine batıracaktır. Batırmayanlar da süreç ilerledikçe demokrasi kültürünü içselleştirmeye başlayacaktır.
6. Demokrasi dediğimiz kültürün sınırsız özgürlük olduğu zannını da yıkmalı ve her özgürlüğün başladığı ve bittiği sınırlar olduğunu da kabul etmeliyiz. Bizim için %100 doğru olanı yaşarken bunu başkasına dayatmak özgürlük değil, baskıcı bir tutumdur, sınırın neresi olduğu da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Başkasının özgürlüğüne müdahale ettiğimiz noktada. Evrensel hak ve özgürlüklerle belirlenmiş sivil bir anayasa ve devlet yapılanmasındaki kurallar çerçevesinde, başkasına zarar vermeden, insana yakışır bir hayat tarzını koruyarak ve geliştirerek, sevmek değil ama saygı duyarak demokrasi kültürünü oluşturabiliriz.
Ve ilginçtir ilk defa bu ülkede bir fikir ya da talep yukardan aşağı değil, aşağıdan yukarıya doğru bir gelişim gösteriyor. Demokrasi talebi ve vesayet sisteminin yıkılması isteği.
Bu, demokrasiyi tam anlamıyla uygulayamıyorsak bile, o yolda ilerlediğimizin göstergesidir. Biraz daha çaba ve emekle, bunu çokça konuşarak, farklı açılımlar yaparak ve bunu toplumun tabanına yayarak, birey olma bilincini sosyal yaşamın birlikteliğinde harmanlayarak demokrasi kültürünü içselleştirebiliriz.
Kolay olmayacak ama olacak; süreç, değişimi ve gelişimi tetikliyor ve her geçen gün eğitim düzeyi artan genç nüfusla ülkenin demografik ve düşünce yapısı farklılaşıyor çünkü.
Saygıyla.
Yazan: suzannur Tarih: April 27, 2008 10:30 PM
Mustafa bey bu yazınızı defalarca okuudm gerçketen çok başarılı bir yazı olmuş kaleminize saglık...
Yazan: zehra bayrak Tarih: April 28, 2008 1:51 AM
@hubbez
simdi bu yaptiginiz corbaya ne diyelim ki? bir kere sizin refleks olarak yani omurilik refleksi olarak kaliplasmis bir din karsitliginiz var bu yaziniza olumune sirayet etmis. ben bunu tartismayacagim ama objektiflik baglaminda soylemek icap ediyor.
suraya yazdiginiz kezzap atma hastaya bakmama vs. tipi cogu yapmacikligi ispatlanmis haberlerin toplumsal manada istatistiki olarak bir yekunu karsiligi var mi? yani sunu demek istiyorum bu dedikleriniz bir takim basinin uydurmasi carpitmasi degil de tamamen dogru olmus olsa bile genele mal edilebilir mi? kisacasi benim ilk yazida da belirttigim sekliyle isini kanunlar cercevesinde yapan diger insanlarin ozgurlugune haklarina da riayet eden kimselerin hakki ne olacak? yani hadi bir takim kendini bilmezler ve fanatikler kisaca dinciler bu sekilde davrandi diye koca bir yekunu boyle yargilayip cezalandirmak dogru mu? bu adaletle bagdasir mi?
simdi sakin bunlarin alayi boyle firsat bulsalar hepsi bu sekilde davranir demeyin cunku kendi cevremden cok durust, gorev namusuyla dolu, basarili ancak sirf dini inanislarina, kisisel yasamina kapilan gicik yuzunden yerinden, isinden edilmis bildigim kimseler var.
ozetle bu isin dogrusu su sekilde olur: herkes ozgurce yasar ancak yasalara aykiri davranirsa cezasini ceker. mesela namahreme el surmem diyen kadin doktor cezaya carptirilir. elinden alinir meslegi izin verilmez. kisacasi sucun sahsiligi prensibi uygulanir. onun haricinde dindar bir bayan doktor eger doktorlugun butun icaplarini yerine getiriyorsa ona kimse bir sey diyemez baskalarinin suclari yuzunden zan altinda tutulamaz.
kippali vs. diger din mensuplari da adil, yasalar cercevesinde, ozgurluklere saygili davranarak gorevlerini eksiksiz yerine getirdikleri surece bir sorun teskil etmez. dunya uzerindeki butun gelismis demokrasilerde toplumlarda bu boyledir. mesela ingiltere'de basortulu polis var. sarikli hintli sih polis de var. hulasa kisisel inanc ve dindar yasam engel degil. eger engel olacaksa da bu tip munferit sahislara yaptirim uygulanir gorevleri ellerinden alinir. mesele bu kadar basit. kimse zorla dokor yapilmiyor o bayan da her turlu hastayi tedavi etmek uzere bu egitimi aldigini bilecek ve aksi durumda basina gelecekleri goze alacak. yoksa toptan yasaklamak yasla kuruyu bir yakmak olur ki cozum degil daha buyuk problemler uretir.
ayrica su problem yoktu demek nasil bir piskinliktir anlamiyorum. bu resmen altta kalanin cani cikanin iniltilerinden rahatsiz olup kes sesini demek gibi bir sey. bu gercekten mide bulandiriyor...
son olarak mesele %99 meselesi degil. kamuoyunda yapilan arastirmalarin hemen hepsi insanlarin hayalinin iran felan gibi bir din devletinden ziyade liberal, ekonomik olarak kalkinmis, ozgurluklerin on planda oldugu, insana sayginin temel alindigi bir ulke oldugunu gosteriyor. kisaca derdi dincilik olan kimselerin toplumsal bazda esamesi okunmuyor.
sizin cenahtan saf olanlar bu gercek carpitilarak korkutuluyor. ama bir de hakikaten habis olup da bizatihi Islam dusmani olanlar var ki onlar ne kadar saygili, olculu olursa olsun dini tezahurun hicbir sekline tahammul gosteremeyip kurdun kuzuya dedigi gibi suyu bulandirsan da yiyecegim bulandirmasan da diyorlar... iste sorun bunlardan kaynaklaniyor.
Yazan: Anonymous Tarih: April 28, 2008 1:26 PM
Sayın 'elif dedim' isimli yorumcu,farkında olmadan değirmenine su taşıdığınız 'şer-i düzen' tam iktidar olduğunda;Mustafa Akyol böyle güzel yazılar yazar ve yayınlatır,sizde bol bol koparsınız...anadolu da bir söz vardır'kedi doğurduğu yavrusunu yedi' diye..ama herşeyin ters olduğu bu ülkede ,cumhuriyetin çocukları cumhuriyeti yemekle meşgul....neşeli kopmalar...
Yazan: ümit harmancı Tarih: May 24, 2008 12:43 AM