« Din ve Açık Toplum | Ana Sayfa | AK Parti’yi Kapatan, ‘Kürdistan’ Yolunu Açar »

April 2, 2008

Kentteki Manken ve Dağdaki Çoban

[2 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Manken Aysun Kayacı, NTV'de yayınlanan "Haydi Gel Benimle Ol" adlı programda "siyaset felsefesi"ni ifşa etmiş. "Ben artık demokrasiyi de sorgulamaya" başladım demiş ve itirazını açıklamış: "Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?"

Eğer bu soru sadece söz konusu hanımefendiye ait olsaydı, çok önemsemeyebilirdik. Ama onun "yaşam biçimi"ni ve "dünya görüşü"nü paylaşan daha pek çok kişi böyle düşünüyor. Onun için, evet, gerçekten de sormak gerek: Ülkemizdeki seçkinler, yahut "Beyaz Türkler" ile "dağdaki çobanın" oyu neden eşit?

Cevap vermek için, söz konusu sorunun altında yatan "daha nitelikli vatandaşlar daha fazla söz sahibi olmalı" yargısını ele almak gerek. Tabii "nitelik"ten ne anladığımız da önemli. Örneğin konu ülke yönetimi olduğunda "okumuş-yazmış" olmak, "göze hoş gelir" olmaktan daha önemli durabilir. Bu durumda ise, benden uyarması, Aysun hanım bu işten biraz dezavantajlı çıkabilir.

Peki ama "okuyup-yazmış" olmak dahi ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olmak için yeterli midir? Daha iyi eğitim görmüş, hatta akademik unvan sahibi olmuş vatandaşlar, acaba gerçekten de "dağdaki çoban"dan daha fazla güce, örneğin fazla oy hakkına sahip olmalı mıdır?

Hayır!.. Çünkü “okuyup-yazmış” olmak, hatta koca koca üniversitelerde hocalık yapmak, ülke için neyin iyi olduğunu bilmeyi garantilemez. Aksine, alabildiğine bilgili insanlar da fena halde yanılabilir. 1970’li yıllarda akademisyenlerimizin önemli bir bölümü Marksist’ti. Ülkenin sosyalist bir devrimle iflah olacağına inanıyorlardı. Bugün ise Marksizm’in her nerede uygulandıysa felaketler yaratmış bir ideoloji olduğunu biliyoruz. Eski komünistlerin epey bir bölümü şimdi o yüzden “liberal”.

Zaten eğer “okuyup-yazmış” olmak “doğruyu bulmayı” sağlasaydı, dünyadaki tüm entelektüeller aynı görüşte buluşurdu. Oysa, tam aksine, dünya tümüyle zıt görüşlere sahip aydınlarla doludur. Çünkü farklı siyasi ve felsefi görüşlerden birini seçmek, aslında büyük ölçüde bir “tercih” meselesidir. Bu tercihi belirleyen en önemli unsur ise, sahip olduğunuz değerlerdir. Örneğin “hak” veya “adalet” gibi değerlere inanıyorsanız, gidip de faşizmi savunamazsınız. Ama bunların saçma kavramlar olduğuna inanmışsanız, “üstün insanın egemenliğini” savunan Nietzsche-vari faşist görüşler size çok cazip gelebilir.

Ve işte tam da bu nedenle “dağdaki çoban”ın yargıları, kendisini küçümseyen, “ayak takımı” diye aşağılayan seçkinlerin görüşlerinden çok daha isabetli olabilir. Bakın bir örnek vereyim: Bu ülkede Kürt vatandaşlara onyıllar boyu büyük bir haksızlık yapıldı: Dillleri yasaklandı, kültürleri aşağılandı. Bu durum “Beyaz Türkler”in umurunda olmadığı gibi, çoğu, “devlet ideolojisi”ne alkış tutup, “görelim Cumhuriyet neyler, neylerse güzel eyler” dedi. Hala da diyorlar. Ama eğer “dağdaki çobana” sorulsaydı, “Kürtleri dipçik zoruyla Türkleştirecekler, ne dersin” diye, “yapmayın beyim, yazıktır, günahtır, onları da Allah öyle yaratmıştır” diyebilirdi. Kendisini aşağılayanlardan daha az “okumuş” olmasına rağmen, onlardan daha farklı (ve bence daha iyi) değerlere sahip olduğu için.

Bütün bunları “ülkeyi sadece falanca değerlere sahip insanlar yönetebilsin” demek için söylemiyorum. O da aksi yönde bir despotluk olur. Zaten elimizde bir “değer-metre” de yoktur. Tek çözüm, farklı değer ve görüşlerin ifade bulup yarışacakları demokrasidir. Ama zaten sorunumuz tam da orada: Demokrasiye bir türlü ulaşamıyoruz. Bunun sorumlusu ise “dağdaki çobanlar” değil, kendilerini dev aynasında gören kentliler. Sarışın mankeninden tutun da ak saçlı başsavcısına kadar…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 2, 2008 11:09 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

budur!

Yazan: hıdır Tarih: April 2, 2008 11:20 AM

Konuyla ilgili bir site:
http://ntv-aysunu-kov.blogspot.com

Yazan: NTV Aysun'u kov! Tarih: April 2, 2008 12:34 PM

fazla söze gerek yok mükemmel...
şevkle sizi takip ediyoruz...
Genel anlamda keşke aşağıdaki bazı densiz yorumlara cevap olarak sizin de yorumlarınız olsa

Yazan: elif dedim Tarih: April 2, 2008 1:14 PM

Bende tam bunu diyecektim :)

Yazan: Soner Hoca Tarih: April 2, 2008 5:06 PM

RTÜK e şikayet edelim program ntv den kaldırılsın ortaçağ beyinleri maalesef TV leri işgal etti....

Yazan: muratS Tarih: April 2, 2008 6:04 PM

Aysun Kayacı o kadar da haksız sayılmaz..

Mustafa Bey kürtlere bir laf geldi mi aslan kesiliyor..bu memelekette çerkez,laz,arap vatandaşlarımızda var..hiçbiri sorun oluyor mu?anadilimizde eğitim isteriz diyen var mı?..kürtlerin ekserisi Türkiye Cumhuriyetini hazmedemiyor..bağımsız devlet olmak istiyorlar..

AKP'nin tabanı köylü..bunu kabul etmek lazım..eğitim seviyesi düşük ,kırsal insanlar oy veriyorlar..M.Akyol gibi istisnalar çıkabiliyor tabii..elindeki imkanların kıymetini bilmeyip köylülüğe özeniyorsa Akyol,yapacak birşey yok..

yapısında var demekki köylülük..

Yazan: mustafa Tarih: April 2, 2008 6:59 PM

"Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?"

Böyle düşünen bir kişi ve onu destekleyenler…yazık ki bu kesim belirttiğiniz gibi ufak diye nitelendirebilecek boyutta da değil…”Halk hangi niteliğe göre ayrılmalıdır, hakların dağıtılmasında ki boyut ne olmalıdır?” sorusunu akıllara getiren bir düşünce silsilesi…söz sahibi olmanın sınırlarla belirlenmesi bu durum kıstaslarla çevrili bir yaşama merhaba demeyi getirmez mi!…peki bu kıstaslar neye göre biçim kazanacak…en önemlisi demokrasi denen kavramın yüceliğini öngörüp kabul eden ama nedense kendileri için bu kavramı içselleştiren aklı kıt+özentilere gebe bir “sürü” düşünelim…doğrudur “sürülerle -sürülere çobanlık yapanlar” bir olamaz …çoban olamazsa, sürü dağılır gider…çobanda ki asil değerlerdir bütünselliği yakalayan…e elbette sürü olmazsa çobanın da kendi başına mevkisini değiştirmedikçe bir vasfı kalmaz…bu durumda sürü ve çoban o ortamın olmazsa olmazlarıdır diyebiliriz…ortam da farklı seslerin olması her zaman en ideal olanı değilmidir…değerlerin neye göre anlam kazandığını düşünelim…ülke yönetmek için ya da ülke yönetiminde hak sahibi olabilmek için piyano çalmasını mı bilmek gerekir …heykel den ya da diğer sanatlardan anlamak mı gerekir…yoksa üniversite mezunu olabilmek yeterlimidir.…sadece kaderine razı olan,sorgulamayan kişileri mi acaba elemine etmek gerekir…kıstaslar nedir ne değildir??

…….

Esas olan düzenin bizlere biçtiği yaşamın neye tekabül ettiğini görmek değilmidir? Görebildiklerimizi haykırmak…

...

Bir kesim de şöyle düşünür mü?..."Çıkarcı, değerlerini tüketen( ahlaki açıdan yoz) insanların yaşamda söz-hak sahibi (benimle eşit şartlara) olmalarını istemiyorum" lakin bu görüşlerin-hissiyatın gidişatının da kurallara yansıtılmasını istemek faşistçe bir tutumdur!!...

...

Düzenin istediği tek tip insan modelini reddedip sorgulayıcı bir kimlikle yaşama bakmamız gerekir velakin belli kesimin dile getirmekten kaçınmadıkları durum olan hakların ihlaline yürekten dur diyorum!!!...Halkın değerleriyle buluşabilen bütünsel kültüre sahip olan azınlıkta ki aydınların sese sesdeş olma durumunu işlevselleştirme umuduyla…

Yazan: truthful Tarih: April 2, 2008 9:17 PM

Maske düştü kel göründü... derler di eskiler.İşte ulusalcıklar içlerindeki o melun faşistliği nasıl susurluk ayranı gibi kabartmışlar yine tanık olduk.Bunlara çok şaşırmalayalım. Bunların tüm gerçekliği kendilerinden mensul.Demokrasi,laiklik tüm bilimsel ve felsefi kavramların tanımı tematik ansiklopedi gibi duran sarışınlardan sorulur ulusalcının ileri zeka seviyesindeki hayatında.. Sarışın haklı onca yılın şekerli şeyler kontrolcüsü , ondan iyi kim bilebilir bu tip derin konuları. Demokrasi zaten dağlı yobaz kafalıların icadı. Vergi vermeye gelince birden eşitlikçi kesilirler boyalı medyada siz hiç merak etmeyin..

Yazan: Anti-Jakoben Tarih: April 3, 2008 12:15 PM

BU HANIMIN YAPTIĞI RESMEN SOSYAL FAŞİZİMDİR.GÖRÜNTÜSÜNE BAKIP DA KENDİNİ MODERN OLARAK TANIMLAYAN BİR KISIM ZEVATIN NE KADAR İÇLER ACISI BİR DURUMDA OLDUĞUNU,KENDİ HALKINA'göbeğini kaşıyan,bidon kafalılar'DİYEN ZİHNİYETİN HAL-İ PÜRMELALİNİ ORTAYA KOYAN KÜÇÜK BİR ÖRNEK SADECE.KÜÇÜMSEYİP DE ÇOBAN DEDİĞİ İNSANLARIN DEDELERİNİN CANINI VE MALINI FEDA EDEREK BU VATAN İÇİN ÇARPIŞTIĞINI BİLMİYOR HERALDE BU 'SOSYAL FAŞİST BEYAZ TÜRK''

ZATEN İDRAK EDEBİLSEYDİ İÇLER ACISI CÜMLELERİNİ SARFEDEBİLİRMİYDİ?TABİKİ DE HAYIR.BEN ŞUNA İNANIYORUM.ASLINDA SEÇKİNCİ ZEVATIN BİR TÜR HASTALIĞIDIR BU.AYNI ÖRNEĞİ FAZIL SAY EFENDİDE DE GÖRMÜŞTÜK.KENDİ DEĞERLERİNİ VE İNSANLARINI İÇİNE SİNDİREMİYEN ZAVALLI İNSANCIKLAR BUNLAR.ASLINDA AYSUN KAYACI GİBİ BİR TİPİ CİDDİYE ALIP DA ONUN HAKKINDA ELEŞTİRİ YAPMAK BİLE HATA.KENDİ HALKININ TARİHİNİ ANLATAN BİR TANECİK BİLE BİR KİTAP OKUDUĞUNA İNANMIYORUM BEN BU HANIMEFENDİNİN.

BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLMAK DAHA KOLAY ÇÜNKÜ!!!

Yazan: CÜNEYT Tarih: April 3, 2008 12:38 PM

Arkadaşlar Aysun Kayacı kim? Bizim için önemli biri mi? Hayır, onun söylediklerinin bizim için bir önemi var mı? Yok. Benim için önemli olan NTV idi. Bu programı bu ''kişilerle'' yapmak gerçekten hataydı. Sadece Aysun kayacı değil. Çiğdem Anad'ın mantığına bakın: ''AKP %47 oy aldı, Akp ye oy vermeyenler de halk oylaması olursa türbana hayır desinler'' dedi. Sanki başörtüsü sorununun çözümünü isteyenler sadece akp ye oy verenlerden ibaretmiş gibi. Bu mantıkla düşünen bir insan NTV gibi seçkin (ki bana göre artık öyle değil) bir kanalda program sunuculuğu yapıyor ve aydın olarak gösteriliyor. Benim oyum da bu programı sunan insanlarla eşit ve ben şikayet etmiyorum. Medya siyasetini de kaale almıyorum.

Yazan: buarak Tarih: April 3, 2008 3:39 PM

SİZ HALA ÇOBAN, AYSUN VE BİZİM EŞİT OLDUĞUMUZU SANANLARDAN MISINIZ?
İyi de zaten değiliz.
%10'luk seçim barajı yüzünden oylarımız eşit değil ki?! Bu mesele çıkınca başka bir sitedeki tartışmalarımızda (Bülent Bey sağolsun) ilginç verilerle karşılaştım.
Örnek verecek olursam, Bayburt'ta oy kullanan bir vatandaşın oyu, İstanbul'daki vatandaşa kıyaslandığa 4 oya tekabül ediyor.
Yani eşit değiliz ey ahali. Aysun ne yapsın?! Bilse bunu söylerdi, hoş artık hiçbir şey söyleyemez, ama içinden söyler, alınız takiyyeyi...
Ha, Aysun Hanım'ın zihniyetini mi eleştiriyoruz, iyi de zaten elitistler Aysun'un dediklerine bakıp ancak gülerler, bu da kendisini fasülyeden sayıyor diyerek.
Kendisini elitist kabul edip de yaşam biçiminden parti seçimine kadar her şeyi keskin sınırlarla belirlemiş kesime gelince, gerçek elitist olsalar, yani özentisi değil, farklılıkların kaçınılmaz olduğunun bilinciyle her türlü değişim ve gelişime açık olur, kabul etmedikleri bir fikirle de karşılaşsalar, bu fikri yok etmeye değil, bu fikrin savunulması hakkı'na çalışırlardı.
Gelin biz bu zinniyete "elit" diyerek onları boşu boşuna yüceltmeyelim, "SÖZDE ELİT" diyelim ya da başka bir şey ama elit demeyelim.
Elit kavramının içine de boşaltmalarına izin vermeyelim, çünkü şu dönemde o kadar çok kavramın içini boşalttılar ki!

Yazan: suzannur Tarih: April 3, 2008 5:08 PM

Bu mantığa göre, Aysun hanımın oyu ile Alev Alatlı yada Ümit Meriç'in oyu bir sayılamaz.
Aysun'un oyu 1 ise, Alev Alatlı'nınki 8 olmalı.

Yazan: ülkü Tarih: April 3, 2008 6:14 PM

Aysun Kayacı'nın üstüne çok gitmeyin..

reklamda ne güzel şeker kontrolü yapıyor..şimdi burada eleştiri yapanlar öyle bir şeker testinden geçmek istemez misiniz?

samimi olun lütfen..namahrem diye tokalaşmayan köylü zihniyet nerde şeker testi yapan Aysun nerde?..oylar eşit değil tabiki..

Yazan: berdan Tarih: April 3, 2008 7:02 PM

vay be millet de ciddi ciddi yorum yapiyor.. :))

Yazan: Anonymous Tarih: April 4, 2008 7:00 AM

Peki benim oyum kac sayilsin?

Aysun Kayaci hakli “benim oyum ile dagdaki cobaninki ayni sayiliyor. Ben demokrasiye inancimi kaybediyorum” demekle ama o hesaba gore benim oyum kac sayilsin?

Bi kere bacaklarim Aysun Kayacininkinden uzun. Hem de hic sellulitim yok. Ustelik ogrenimim ondan yuksek. O Nisantasi Kiz lisesi mezunu; ben St. Benoit mezunuyum. Ustelik benim intelicent kotientim ondan yuksek (100’un uzerinde). Geriye ne kaliyor? Ha o iyi opusurmus! Guleyim de bosa gitmesin. Kanmayin siz Pepsi reklamina cicim. Teknoloji trickleri hepsi. Ayol sen benim opusme videloraimi gor de ondan sonra konus. Diger hunerlerime girmeyeyim (kimler geldi kimler gecti diyim de anlayin gerisini). Hodri meydan! cikalim beraber NTV’ye yarisalim! Herkes gorsun kimin daha cagdas oldugunu, ve kimin oyunun kac sayilmasi gerektigini! Gecen Paris Hilton bana ayol sen cok smartsin dedi. O Turk olsa idi oyu 100 kusur sayilirdi. O da cok cagdas kiz walla!

Yazan: ünlü Manken Tarih: April 4, 2008 11:02 AM

SN.Ünlü manken,

ben kimin ne kadar çağdaş olduğunu çok iyi test ederim..çok şeker testinden geçtim..videolarınızı nereden bulabiliriz acaba?

ben hemen notunuzu veririm..her türlü öpüşme şeklini biliyorum,çok çağdaş kız gördüm şükür..

sizlerin kaliteli oyları memleketi bu gelişmiş seviyeye getirdi..sağolun,varolun..

bugüne kadar gelmiş geçmiş en baba oy Manukyanındır..bunu bilir bunu söylerim..ne vergiler verirdi devlete..çok vericiydi çoookk..

Yazan: berdan Tarih: April 4, 2008 11:50 AM

Aysun Kayacı'nın kapatma davası

Perihan Mağden

05/04/2008 (7123 kişi okudu)

Gazetemiz Toprakları'nda süper beğenerek izlediğim bir 'münakaşa' ('münazara' deyip kimseyi küstürmeyelim) cereyan ediyor.
'Tepeden Bakmacı 1 English Boy School'cu tavrıyla, Union Jack yazısı attırdı Murat Belge, Sn. Namık Kemal Zeybek'e. 'Biraz bilgi!' filan korkarım başlıklı.
Girişmek isterdim. Ama Gündem çok yoğun. Şam'dan bildirmem, pardon Aysun Kayacı Meselesi'ne tebelleş olmam icap ediyor. Bu nedenle de yukarda ismi geçen 2 Gasteden DostDost'tan özür dileyerek kendi Münazara Ödevi'me geçiyorum.
Aysun Kayacı biliyorsunuz NTV'nin Yıla Damgasını Vuran 'Kireçsökücü Kullanarak Makinesinin Ömrünü Uzatan Kadınlar' programının konuşmamacılarından biri.
Kız 'gak' dese olay oluyor,'guk' dese (k)OLAY. Hakikaten güzel bir kız çocuğumuz. Burnunun şekliyle az biraz oynamadan ve ağzını ördek şekline bu kadar yakınlaştırmadan önce (enn natürel haliyle) daha bile güzeldi.
Belki ağız modelini revize ettirmemiştir. Dudaklarını ördek gibi tutma pratiğiyle- Yani hep öyle yapa yapa O Model beyne üşüşen düşüncelere de sirayet ediyordur, bilemiyoruz tabii ki.
Şimdi bu güzel olduğu kadar, saçık sözlü çocuğumuz geçen haftalarda "Dağdaki Çoban'ın oyuyla, benim oyum niye 1 olsun ki?" diye isyan etti ya. Ayrıca, (affedersiniz) "Ayak Takımı tarafından yönetiliyoruz!" diye damgaya parmağını vurdu ya.
Aysun Kayacı mankenlikten kazandığı paralarla yurdumuzun Kentucky Fried Chicken Üniversiteleri'nden birinde 'How To Fry Chicken and Not Burn İt' bölümünde okuyor, bildiğim kadarıyla.
E bu kadar bilgi+görgü+NTV de dahil olduğu Kireçsökücü Kullananlar Bilinç Kulübü, kıza hak vermemek imkânsız.
'Entitled' mı bu 'comment'leri yapmaya? Yerden göğe kadar 'entitled'. (Yine Türkçe'de kavramın karşılığı verilmediği için bulunmayan bir kelime.)
Ayrıca AK Parti ileri gerileri tarafından 'Edepsiz civciv'den 'teneke kafa'ya çok daha feci konotasyonları da bulunan (bu yüzden buraya alıntılamayacağım) nice bayır aşağı taarruza uğramasını da; düşündüklerini ifade etti diye, tek kelimeyle 'çirkin' iki kelimeyle 'edepten ari' buluyorum.
"Genç bir hanım kızımıza yaptığınız bu şirazesinden fırlamış sataşmalar; sizin neden elinizin bi türlü kalkamayıp da 301'lere filan dokunamadığınızın, anti-demokratik temayüllerinizin feci modellerde dışavurumudur beyler!" demeyi de, boynumun borcu sayıyorum.
Ve fakat Aysun Kayacı'nın bu 'sıradan faşist' sözlerine Sosyaldemokrasinin Gelini kimliğiyle DE anında görüntülenen Müjde Ar ise, önce sıkı bir fırçasını atıp Kayacı'ya (Fırça Apla), sonra da Popülizm Suları'nda yelkenlisinin fazla açılmasına engel olamayıp "Adıyamanlılar da mağarada yaşıyorlar. Ayrıca elektriği kaçak kullanıyorlar"ı buyurmuş!
Bunun üstüne 'Adayamanlılar MağaraAdamları ve Kadınları Derneği' midir, 'Kaçak Elektrik Kullanıp Bunun Yüzlenmesine Tahammülü Olmayanlar Cemiyeti' midir kimdir, bilemeyeceğim; gidip koşa koşa her ikisi hakkında da suç duyurusunda bulunmuşlar.
Suç Duyurucular cenneti!
Suçlanmalarını istedikleri maddeler arasında, en son İsveç gezisinde Demokratikperver Başbakanımız'ın "Valla da kaldırıcaz, billa da değiştiricez tez elden" dediği (27'nci kez diyormuş Türkiye bu temennileri) 301'inci madde de var ki-
Ufuk Uras'ın haklı olarak "Söylediklerinde fikrin 'f'si yok" dediği düşüncelememeleri Ar'la Kayacı'nın; 301'in iyiden iyiye 'ridiküle' edilmelere layık bir 'ridiculous' madde olarak teşhirini temin etti.
Ufuk Uras '301'e hakaret' olarak da görerek bu iki Bilinç Hanımımız'ın bu maddeden (de) ithamını, 301'i ciddiye alıp sahip de çıkmış oluyor ki-
Bu da yadırganacak bir açılım değil.
Gülünç olarak görüp (H)Amerika olsaydık JayLeno'lamalara doyamayacağımız BU madde Ergenekon Çocukları'nın mahkemelerimizi basıp bizi hedef tahtası haline getirmesine, vesile teşkil etmedi mi?
İnternet kafelerde futbollayarak oturan beyaz bereli çocuklarımızın Dink'i tanıyıp bilenmelerine/en azından olayların hissiyatlanmaları böyle cereyan etmiş GİBİ (Türüt kliplerinde filan) lanse edilmesine sonradan ve önceden 'Gerekçelendirme İmal Sanayii'nin- yaramadı mı? Kullanılmadı mı?
Yani deretepe/kıl tüy/kan ceset 'kullanılmış' bu maddenin artık miadını doldurduğunu ve Ar'la Kayacı'nın dahi ayağına dolanabilecek kadar kedi yumaklandığını kabul etsin (ve nitekim: edecektir) AKP.
O maddenin içeriğini (sizi temin ederim) aynen başka bir maddeye taşımayı da (şu günlerde kanunun karşısında kıldan ince boynunun) borcu bilecektir.
Benim 'yadırgadığım' tamamen: CHP'cilerin, ulusalcıların, Ergenekoncuların, Türksolcuların, aydınlatmacıların, herrrşeyibilenlerin, bendeniyimibileceksinkardeşimci-lerin, yargıhükümrancıların:
yani Medyalamamızdaki O Müthiş ve Kocaman Koro'nun söylediklerinin TIPKISININ AYNISINI (evet! Pınar Kür'ün ifade ettiği üzre, onun kadar ortacı ve sıkıcı olmayı başaramadan) ifadelendirmesi üstüne Aysun Kayacı'nın-
NEDEN ona yalnızca ve yalnızca Mehmet Y. Yılmaz'ın sahip çıkmış olmasıdır?
Cumhuriyet Gazetesi'nin bütün fikir başları tamamen aynı hissiyatlanmaları ifadeye kendilerini on yıllardır adamış iken, NEDEN bu Cumhuriyet Çocuğu'nun çemkirmelerine sahip çıkmamaktadır?
Tabii (Pınar Kür Çizgisi'nin belirttiği minvalde) "Neden Emekli bir Orgeneral'le, kömüre ve nohuta muhtaç bir gecekonducunun oyu bir olsun ki?" ya da "Neden koskoca bir Anayasa Mahkemesi Üyesi'yle bir Yargıtay Başsavcısı'yla, Kayserili bir mantıcı teyzenin oyu (ve hatta onun Meclis'imize tebelleş ettiği vekilleri) bir tutulsun ki?" demiş olsaydı Aysun Kayacı-
Örneğini Dağdaki (muhtemelen: Kürt) Çoban yerine bu güzel insanlarımızdan seçmiş olsaydı, Atatürkçü Düşünce Derneği bir sonraki İzmir Mitinginde güzel megafonunu bulmuş olurdu!
Bu kaçan fırsata yandıklarından belki de, hissiyatlarını bunca direktoman dillendiren güzel yavuracağımıza sahip çıkamadılar. Belki de Pepsi reklamlarından.
Öpüştüğü için değil!
FANATİK LAİKÇİ onlar.
'Anti-emperyalistiz' sanrılandıkları için. Putin'i öven Rus modacı kızın defilesine çıksaydı Kayacı- diyelim. Nedenleri bunlar olabilir yani.
'Kaçan balık, güzel olur'- diye ekonomi yazarı bitirişi yapıyorum.

Kaynak:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252175

Yazan: Anonymous Tarih: April 5, 2008 5:27 PM

Vurun abalıya...
O kelimeleri Aysun Kayacı değil de örneğin bir profesör söylese ne diyecektiniz?
Nitekim aynı şekilde düşünen ve böyle ucuzca aşağılayamayacağınız birçok insan da benzer şeyler söylüyorlar.
Bu yazı bence karşıtları rahatça eleştirme alanı yaratmak için yazılmış provakatif bir yazı.
Bu yazı direk Aysun Kayacı'nın söylediği kelimeleri değil de bu sözlerin esiniyle şu önermeleri konu edinebilmeliydi.

-İstisnalar haricinde eğitimli insanlar daha az eğitimli olanlara ya da hiç eğitimli olmayanlara göre daha akıllıdır.
-Daha akıllı insanlar daha doğru tercihler yaparlar.
-Eğitimli insanlar daha doğru tercih yaptığına göre onların ağırlıklı tercih yönü daha doğrudur.
-Eğitimli insanlar ağırlıklı olarak AKP'yi tercih etmediklerine göre AKP doğru bir tercih değildir.

Başbakan da zaten oyu kimden aldığını çok iyi biliyor. Bunu bildiği içindir ki eleştirmek istediği insanları "iki koyun gütmeyi bile berecemeyenler" olarak nitelendirir.
Bu basit bir cümle değildir. Bu aslında kendi tabanı olan çobana yakın görünme çabasıdır. Tabii aslında bu cümle de o çobanı aşağılar ama çoban bunu algılayamaz ya da algılamak istemez.

Yukarıdaki önermeler dizisini reddetmek eğitimin önemini reddetmektir ama siz eminim bunu da yaparsınız.

Yazan: Oyveren Tarih: April 5, 2008 6:21 PM

Bir başka yazıda sitenizdeki bir bayana "Sevgili Deniz Hanım" ifadesi kullandığı için bir yorumcuyu çok ağır ve bence çok çirkin bir şekilde eleştirmiştiniz ama bunu yapan siz berdan adlı yorumcunun son derece insani değerlerden yoksun yorumunu koymakta beis görmemişsiniz.Siz busununz işte. Bir yandan din-iman-ahlak nutukları verip diğer yandan size karşı olanları eleştirmek için bahsettiğiniz tüm değerleri bir anda çiğneyebiliyorsunuz. Bu da o değerlere gerçekte sahip olmadığınızı gösteriyor.
Bu siteye farklı isimlerle birçok yazı yazmıştım ancak bu son yazımdır.
Siz Yunusun Mevlananın yolunda yürümüyorsunuz. Hangi yolda yürüyorsunuz bilmem ama Tanrı bizi o yoldan ve o yolun yolcusu olan sizlerden korusun.

Yazan: Oyveren Tarih: April 5, 2008 6:32 PM

Ne beyinler var (Oyveren rumuzlu yorumcudan sözediyorum.)

Oradaki 'çağdaş' kelimesi ekseninded dönen ironiyi anlayamıyor, ciddi sanıyor. Bir de 'oy veren'miş, gel de Aysu'ya hak verme. Şimdi benim oyunla bu 'oyveren'in oyu eşit mi yani.. :-)

Yazan: Suat Tarih: April 6, 2008 8:12 AM

"-Eğitimli insanlar ağırlıklı olarak AKP'yi tercih etmediklerine göre AKP doğru bir tercih değildir."

Bundan "eğitimliler de CHP'ye oy verirler" anlamı çıkar. Hani Türkiye'ye dair hiçbir projesi olmayan, solcu zannedilen ama aslında bal gibi faşist olan CHP'ye. Bu mu 'doğru karar'? Çok şükür halen aklımız başımızda, anadolu kültüründeki bilgeliği de biliyoruz.. Üniversitenin yüksek lise olduğunu, eğitim denilen şeyin, endoktrinasyon olduğunu, 'milli eğitimin' rejime eleman yetiştiren birer 'milli öğtüm sistemi' olduğunu yaşayarak öğrendik. Çünkü biz demokratlar birer 'üretim hatasıyız!' Onun için de bu eğitimli görülen kitle manipulasyonuna açık, Doğan ve bilimum kartel medyasının goygoyuna gelip, paranoyaklaşan, ülkedeki bayağı sınıf savaşını laiklik tartışması sanan 'beyaz' bir kitle.. Onlara aldıkları eğitimin yanında bir de sağduyu öneriyiyorz, ki keklenip durmasınlar. Ha bir de eğer cesaretleri varsa resmi ideolojinin öğrettikleri yanında tarih ve ideoloji sorgulaması yapsınlar, ne bileyim İdris Küçükömer okusunlar, Fikret Başkaya okusunlar, Mete Tunçay oıkusunlar..

Eski CHP sekreteri, -hani şu seçimleri en doğru tahmin eden meşhur araştırmacı- Tarhan Erdem -mealen- "14 seçim oldu, 12'sinde halkın tercihinin aksne oy kullandım, şimdi dönüp bakıyorum, halk hep doğru kararı vermiş" demişti. Ortak akıl, ortak kültür ve bunun sandığa yansıması önemlidir. Herkes bir şekilde yaşam mücadelesi veriyor ve herkesin başının omuzlarında bir kafa var. İçinde de beyin var. Demokrasi ortak akl, bu temel noktayı en iyi maksimize eden yoldur. Bir başka alternatifi yok.

Bu 'eğitimliler CHP'ye oy verir' mantığına göre hareket edelim ve nasıl bir ülke olacağımızı tahayyül edelim. Bakın Engin Ardıç, 5 Nisan 2009'u yazmış. Baykal başbakan.. Eğer bu eğitimin eseri ise vay o ülkenin eğitim sisteminin haline:


5 Nisan 2009
[..]
Deniz Baykal başbakan olmuş. Devlet Bahçeli de başbakan yardımcısı. (Pardon, uzaylılar gelmişler.)
Mecliste birçok da bağımsız var. DSP adlı partinin "ulusalcı desteğiyle" bir azınlık hükümeti kurulmuş.
Gerçi koltuk sayıları yetmiyor ama, Anayasa Mahkemesi'ne başvurularak "söz konusu vatan olunca gerisi ayrıntıdır, 170 kişiyle de hükümet kurulabilir" şeklinde bir karar alınmış!
Veli Küçük, Doğu Perinçek, Kemal Kerinçsiz özgürlüklerine kavuşmuşlar. Kendilerini hapishane çıkışında karşılayan Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve çalışanları "Türkiye sizinle gurur duyuyor" diye slogan atmışlar.
Enflasyon yüzde otuz...
Dolar beş lira, avro sekiz lira...
Aydın Doğan'ın işçileri "geçinemiyoruz" diye ağlıyorlar.
Aydın Bey, Elmadağ sırtlarında müthiş bir site inşaatına girişmiş... İşsizlik amansız boyutlara ulaştığından, üniversite mezunları inşaat ameleliği için şantiye kapısında kuyruk...
Avrupa Birliği, üyelik görüşmelerini belirsiz bir tarihe kadar rafa kaldırmış ama yeniden başlayacağına kimse ihtimal vermiyor.
Sarkozy ve Merkel zil takmış oynuyorlar (Sarkozy Carla'yı boşamış, Angela'yı almış.)
ABD başkanı Barack Obama Türkiye'ye son derece soğuk bakıyor... Amerikan dışişleri, Türkiye'yi geri ve ilkel bir Ortadoğu ülkesi olarak kabul ediyor ve ona Suriye muamelesi yapıyor.
Bunun üzerine Türkiye de Rusya'yla, Hindistan'la, Çin'le ittifak yollarını araştırıyor...
Nobel alan Türk, ne yazık ki ülkesine bir daha dönmeyeceğini açıklamış.
Turgay Ciner gazete çıkarmış, Hıncal oraya geçmiş.
Fenerbahçe şampiyonluğa oynuyor.
Bendeniz de ya çiçek suluyorum, ya kümes tahtası çakıyorum ya da prafa oynuyorum!
O kadar da karanlık değilmiş yahu gelecek...

Yazan: Suat Tarih: April 6, 2008 8:34 AM

22 Temmuz seçimlerinden önceki bir yazı:

Bak sen şunun yaptığına!/Emre AKÖZ

Dün burada sosyalist siyaset bilimci Fikret Başkaya’dan alıntı yapmıştım: “27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında, askeri cuntanın ‘ demokratik anayasası’ için referandum yapıldığı günlerde, lise mezunu olmayanların referanduma katılmasının engellenmesi hararetle savunuluyordu.”

1960′lardan günümüze, yarım asra yakın zaman geçti ama zihniyet değişmedi:

“Fikret Bey’e benden selam söyleyin” diye başlayan bir okur mesajında şu cümle göze çarpıyordu: “Tabii ki ilkokul mezunu ile benim oyumun değeri aynı olmamalı…”

‘Okul eğitimi’ ile ‘oy verme hakkı’ ya da ‘oyun ağırlığı’ arasında nasıl bir ilgi var acaba?

Bu soruya cevap vermeden önce, bir noktaya daha değineyim: Geçenlerde Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, TV karşısında ‘göbeğini kaşıyarak’ oturan adamdan söz ediyordu. (3 Mayıs)

Tayyip Erdoğan işte “o cahil, bilgisiz, dünyayı umursamayan, gözünü magazin programlarından ayırmayan” adama güveniyormuş.

Doğru! Tayyip Erdoğan göbeğini kaşıyan adama (da) güveniyor. Ancak bu saptamayı yaparken bir şeyi unutuyoruz: O adam aynı zamanda bir ‘ekonomi aktörü’.

Yani bir ‘çalışan’: İşçi, köylü, küçük esnaf… Üretim ya da dağıtım sektöründe yer alıyor.

Göbeğini kaşıyan adam, Coşkun’un yazdığı gazetenin üretilmesi için matbaada çalışırken, iyi…

Ya da o gazeteyi okura zamanında yetiştirmek için direksiyon sallarken de iyi…

Ama aynı kişi oy verirken birdenbire kötü adam oluveriyor.

Şu örneği sık sık veririm:

Bir simitçiyi düşünün. (Göbeklisinden!)

Simit satmak ilk bakışta dünyanın en sıradan işidir. Acaba gerçekten öyle mi? O kadar basit mi?

Gelin simitçinin yaptıklarına bakalım: Sabahın köründe uyanır… Fırından simitleri alır… Onları müşteriye gelişigüzel sunamayacağı için itinayla yerleştirir… Nasıl bağıracağını hesaplar: ‘ Çıtır’ mı diyecek, ‘ sıcak’ mı?.. Piyasa çeşitlenmiştir: Simidin yanında zeytin ezmesi ve krem peynir de satar… Simitleri alıp götürmek isteyen müşteri için kâğıt mı bulundurmalı yoksa küçük poşetler mi?.. Camlı tekerlekli tezgâhının üstünde hangi yazılar bulunmalı?.. En çok simit hangi köşe başında satılır?..

Bunlar bir anda aklıma gelenler. Kim bilir başka hangi ayrıntıları düşünmek zorundadır ‘göbeğini kaşıyan’ simitçi? Mesela: Ara sıra patakladığı ama canı gibi sevdiği oğluna en uygun ayakkabıyı nereden satın alacak? Ayakkabı ucuz ve kalitesiz olursa, kısa sürede eskir, yenisi gerekir. Pahalı ama kaliteli olursa, bu kez de bütçesi sarsılır.
Göbeğini kaşıyarak TV izleyen ilkokul mezunu simitçi, neticede sizin gibi, benim gibi, ülke ekonomisinin bir parçasıdır.

O da işini geliştirip ’simit dünyası’ türü bir dükkân açmanın hayallerini kurmaktadır.

Bunu nasıl yapacaktır?

Bekir Coşkun’un yazdığı Hürriyet gazetesi, Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Bangladeşli iktisatçı Muhammed Yunus’a alkış tutuyordu bir haberinde.

‘Alkış tutmakta’, övmekte haklıydı da: Çünkü Yunus, yoksul ve dar gelirlilere, ‘mikro kredi’ sağlayan bir sistem geliştirmişti.

Sadece üç-beş bin lirayla (hatta çok daha az) iş kuran ‘küçük’ insanların mucizevi başarıları karşısında kim sevinmez, kim umutlanmaz?

Göbeğini kaşıyan simitçi, bu krediden faydalanarak dükkân ya da atölye açtığında memnun oluyoruz da… Aynı adam, oy verdiğinde niye bozuluyoruz?

Sorduğuma bakmayın; ben biliyorum sebebini: Çünkü karısının başı örtülü… Çünkü yaz geldiğinde oğlunu Kuran kursuna gönderiyor…
Çünkü cuma namazına gidiyor…

Ve hepsinden önemlisi:

Çünkü Deniz Baykal’a değil, Tayyip Erdoğan’a oy veriyor. Bak sen şunun yaptığına. Seni gidi göbeğini kaşıyan simitçi seni!

Yazan: Suat Tarih: April 6, 2008 8:40 AM

Sayın Oyveren,

Mustafa Bey'in o tepkiyi vermesine neden o kişinin Sevgili Deniz Hanım demesi değildi diye hatılıyorum. O yorumları ben de okumuştum. O kişi Deniz Hamın falan demiyordu, Deniz vs. Sevgili Deniz diyordu ve Deniz Hanım bu ifadelerden rahatsız olduğunu belirtmişti, Mustafa Bey'in müdehalesi de Deniz Hanım'ın rahatsızlığını bildirmesinden sonra olmuştu. Olayı çarpıtan sizsiniz.

Ayrıca eğitimin önemini reddetmekten bahsedemzsiniz, bu önemi reddeden yok,

Ama siz demokrasinin önemini fena halde reddediysunuz yorumlarınızla

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 6, 2008 11:44 AM

Oyveren vatandaşımızın öfkesini anlayamadım doğrusu..

Mustafa Beye bu kadar saldırın,O'da sizin bu saldırgan yorumunuzu yayınlasın..işte hoşgörü bu..Mevlana,Yunus hoşgörüsü..sizlere dahi tahammül ediyor..ben olsam yayınlamam..

şimdi....vasfı,ünvanı ne olursa olsun..ister manken,ister prof,ister m.vekili,ister doktor,mühendis..hiç farketmez..

milyonlarca insanın önünde hakaret etme ve aşağılama hakkını kendinde gören biri kendi seviyesine uygun cevabı alır..hiç gocunmayacaksınız..teşbihte hata olmaz..eşeklere de kitap yüklersiniz..ama eşek yine eşektir..birşey değişmez..önemli olan bilgiyi sırtlanmak değil,insani değerlerle donanabilmektir..bu yoksa prof mrof birşey ifade etmez..okumuşsun ama adam olamamışsın derler buna ayak takımı dilinde!!!

terörle mücadele de şehit olan ailelere bakın..hep o gariban insanların ailelerinden çıkıyor şehitler..bir tane tesadüfen üst tabakadan biri şehit olmuştu da annesi hakkımı helal etmiyorum,vatan sağ olsun demiyorum diye haykırmıştı..garibanların evlatları birer birer gidiyorda gıkları çıkmıyor,askerin morali bozulmasın ,teröristler sevinmesin diye..

milletin damarına bastınız mı ,onu küçümseyip aşağıladınız mı o millet alır sizi duvara yapıştırır..haddinizi bileceksiniz..

yumuşak başlıyım amma kim demiş uysal koyunum..

köylü milletin efendisidir..MUSTAFA KEMAL ATATÜRK..

Yazan: berdan Tarih: April 6, 2008 1:59 PM

Nevzat Tarhan'ın güzel bir yazısı..konuyla ilgili

http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142220

Yazan: mert Tarih: April 6, 2008 2:13 PM

Çağdaş,aydın,kaliteli oy sahibi Aysun kızımız son programında 'nerelerinden anlıyorlarsa oralarına konuşayım've 'ağzıma tüküreyim' diyerek seviyesini tüm Türk Milletine bir kere daha göstermiştir..

çağdaş Türk kızı demekki istenilen her yere konuşabiliyor..nereden arzu edersiniz..ben şeker testinden hoşlandığımı söylemiştim..oramdan konuşursa belki daha iyi anlarım..şimdi pek anlayamıyorum..şekerim düştü galiba..

Çağdaş yaşamı destekleyen bir grup prof.ablamız maçkada bir toplantı yapmışlardı..AKP'ye oy verenleri aşağılayıp,eğleniyorlardı..

biri de evine gelen temizlikçisinin AKP'ye oy verdiğini öğrenmiş,ateş püskürüyordu..
'istikrar senin neyine Vesayet' diyerek..Vesayete de acıdım walla..siyasi baskı altında temizlik yapmaya çalışıyor..içinden 'bu neydi başıma gelen' falan diyordur..

bu kendini çağdaş sanan sonradan görmeler Atatürk kadar halkçı olabilseler sorun çözülecek aslında..

Aysun ağzıma tüküreyim demiş ya..Kurtuluş savaşını bu aziz milletle yapan Atatürk bunları görse yüzlerine tükürürdü eminim..

terbiyesizler..

Yazan: berdan Tarih: April 6, 2008 3:22 PM

adlarıda atatürkçü maalesef, (rezil şahsiyetler atamızın isminide rant için kullanırlar) ama bilmiyorlarki mustafa kemal halkçıydı ve böyle ilkelimsi cümlelere hakettiği gibi yanıtını verirdi

Yazan: muratS Tarih: April 6, 2008 6:07 PM

Merhaba,

Mustafa Akyol'un bile bu tartışmaya dahil olması üzerine söz konusu programın videosunu yeni izledim, gundemi takip edebilmek ve anlayabilmek icin!!!
Mustafa Bey'in de dediği gibi söz konusu olan sadece Aysun Kayacı olsaydı, çok da dikkate almaya gerek yoktu. Eti ne budu ne selüliti ne ama bu birçok kendi tabirleriyle elitin kafasındakilerin saf bir ağızdan safça bir dışa vurumu olduğu için önemli. Diğerleri böyle söylemiyorlar elbette, profesyol davranıyorlar, allayıp süsleyerek yazıyorlar, nefretlerini entellektüel cambazlıkla sözde modernizm ile maskeleyerek gizli gizli yayıyorlar. Pınar Kur'ün daha farklı düşünmediği ortada. O kızcağız da düşünüyormuş gibi yapıp Pınar Kür'ün bu kadar açık söylemeyeceklerini söyleyiverdi, birşeyden haberi olmadığı biraz da saf olduğu için sağdan soldan duyduklarını olduğu gibi diyiverdi işte ve evet bir arkadaşın yazdığı gibi kel göründü. Zaten programda görünmeyen duyulmayan kalmadı. Bence sakıncası yok, devam etmeli. Elbette düşünen beyinleri dinlemek daha yararlı ama kitleleri harekete geçirmek için düşünür gibi yapanların böyle patavatsızca konuşması da gerekli. Düşünce özgürlüğü kapsamına çok girmiyor fazla bir düşünce olmadığı için ama söylesin herkes kafasındakini . Bence zaten mankenin düşünmeyeni makul. Ben ençok masum masum "ben kendi okul masraflarımı kendim karşılıyorum, onlar da çalışsınlar" demesine bayıldım. Tabii ki kendiniz karşılayacaksınız? Biz mi karşılayacağız sizin masraflarınızı???

Diğerleri (ayak takımı ya da dağdaki çoban tanımında yer alan ötekiler? ne çalışsınlar? Nerede çalışsınlar? Kime çalışsınlar? Mankenler ve futbolcular kadar kazansaydı dağdaki çoban kendi okul masraflarını karşılamakla kalmaz, okullar yaptırırdı... Bakın aşağıdaki Sessiz Atatürkçü arkadaş da Aysun Kayacı gibi düşünüyormuş ama o deyiş şeklini yanlış buluyor!!! Ben de aynen bunu demek istiyorum zaten:
"arkdaşlar bence de aysun kayacı özünde haklıdır ve doğru düşünmüştür fakat deyiş şekli yanlıştır ama yinede deyiş şeklinde genel olarak çobanları değil vergi vermeyen oyunu satan insanları kastetmiştir fakat çoban kelimesini kullanması yanlış olmuş keşke belli bir sınıfa sokmasaydı bu açıklamasında insanları ama soruyorum kemalist bir insanın oyuyla vatan haini bölücülerin,dincilerin,satılımışların oyu hiç bir olabilir mi ? aysun kayacı keşke açıklamasında böyle ifade etseydi daha yerinde olurdu
Suskun Atatürkçü" (http://ntv-aysunu-kov.blogspot.com/2008/04/herkes-haddini-bilsin.html)

Taraf gazetesinde geçen hafta Ahmet Altan'ın bir yazısı vardı. Aysun Kayacı üstüne değil (Allah'tan), genel olarak Türkiye'deki elit azınlık ile köyde ya da şehirde köylü gibi yaşayan çoğunluk hakkında ve iki tarafın birbirini kabul edip alışmasının gerekliliği üzerine. Arşivine bir bakın derim.

Keşke yok saymakla yoksulluk ortadan kalksaydı. Keşke kırsal nüfus bulunduğu yerde kalabilecek koşullara sahip olsaydı ve göç etmeseydi. Nüfusun çoğunluğu hala kırsal alanda yaşıyor ve ekonomi hala tarım ve tarıma dayalı sanayiye bağlı, tarımda istihdam hala önemini koruyor ve insanlar utanmadan bir de bu insanları her olayda aşağılıyor. Bu bir tercih değil ki zorunluluk. Herkesi kendimiz gibi yaşıyor sanmakla başlıyor galiba yanılgı ve de kendi doğrularımızın evrensel doğrular olduğuna inanmakla da büyüyerek devam ediyor. Yoksa kim hem yoksuLluğun ve yoksuNluğun içinde yaşarmış gibi yapıp, düşünürmüş gibi yapanları beslemeyi ister?
İyi pazarlar
Handan

Yazan: Handan Giray Tarih: April 6, 2008 6:19 PM

Aysun geçen gün ceviz kabuğuna çıkıp ağlamış,bana yardım edin,ben düşündüklerimi ifade etmeyi beceremiyorum demiş..hocalardan yardım istemiş..

bu kızın çok saf olduğu her halinden belli..NTV bu kıza bir iyilik yapıp işine son vermeli..konuştukça batıyor çünki..

bu işi zekice yapıp daha az tepki çekenler var..Mine Kırıkkanat mesela..sabah bir programda gördüm..hakaret edip duruyordu yine..

asıl bu kadına haddini bildirmek lazım..piknik yapan yurdum insanına, evrimleşmesini tamamlayamamış insanla maymun arası kıllı yaratıklar demişti..inanılmaz hakaretler ediyor..

ne terbiyesiz insanlar böyle..laikçilerin kibirinden Allah'a sığınırım..bu ne aşağılama böyle..

Yazan: mert Tarih: April 6, 2008 8:02 PM

Sayin Oyveren,

Haklisiniz. Bu sozleri sadece Aysun Kayaci soylemiyor. Zaten Mustafa Akyol’da bunu not etmis. Mesela, daha “onemli” ve pek te cagdas ve bir entellektuel daha kotusunu soylemisti 2-3 yil once.

Koy enstitulerinin kurucularinin "melektein efendisi" ni adeta dagda buldugu pis ve vahsi hayvan gibi goren dusuncelerinden tutun "fasa fiso vatandaslar" sozunun sahibi "Milli Damat" Metin Toker’e, “bas ayak olmus, ayak bas” diyen generallere "Hassolar memolar" diyen bakanlar “bu ulkeye komunizm gelecekse de biz getririz ulan” diyen Nevzat Tandogan’a, "halk plajlara hucum etti vatandas denize giremeyor" diyen sosyalist Cumhuriyet Gazetemize ve "kadini dansa kaldirmayi ogrenmeden AB'ye girilmez" kriterini koyan Onur Oymen'e kadar Kayaci okulundan egitim almis binlercesi var. Zaten yazi da bu olgudan bahsediyor.

Asagidaki alinti bir sosyal demokrat Radikal yazarinin bu diger sosyal demokrat Radikal yazarinin “seckinciligi” hakkinda yazdiklarindan bir alinti.

"Ancak, Mine Kırıkkanat adlı yazarın, 27 Temmuz tarihli ve 'Halkımız Eğleniyor' başlıklı yazısı, doğal olarak, başkalarının da dikkatini çekmiş, eleştirilmiş (Ahmet Hakan Coşkun-Hürriyet, Ahmet Kekeç-Yeni Şafak, Ferhat Kentel-gazetem.net). Aslında, 'eleştirilmiş'ten ziyade 'ayıplanmış' demek gerekir, zira yazı, çoğunlukla olduğu gibi, bir düşüncenin değil, bir neftetin, aşağılama çabasının çirkin bir dille ifadesi. Yazarın bu ve buna benzer dil kullandığı birçok yazısının 'medeni' hiçbir ülkede sorunsuzca yayımlanabileceğini sanmıyorum.
Yazarın tüm yazıları özetle, 'Batılılar iyi, güzel, doğru, Doğulular çirkin, kötü ve yanlış' olarak nitelenebilecek, bir Üçüncü Dünya aşağılık kompleksi olarak tanımlanabilir. (Bu konuda Asena Günal'ın, Birikim, Nisan 2001 tarihli yazısına bakmanızı tavsiye ederim). Bu çok tanıdık bir yaklaşımın fazlasıyla karikatür bir örneği. Ancak, işi ırkçılık, rencide edici, aşağılayıcı, çirkin bir dile dökmek, hepimizi ilgilendirmesi gereken bir medya etiği sorunu.
Bu noktada, şahsen, bu dille yazan biriyle aynı gazetede yazmaktan utandığımı ve kamuoyundan özür dilemek durumunda hissettiğimi açıklamak gereği duyuyorum. Yazarın, piknik yaparken hoş görüntüler sergilemediğini düşündüğü birtakım insanları; 'Bu kadar kalın, bu kadar kısa
bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı'
diye tarif etmesi, hiçbir mazeretle açıklanabilecek bir şey gibi gözükmüyor. Aynı yazar, daha önce de, buna benzer sayısız yazı yazmıştı; insanlardan 'hayvan türevleri' diye bahsetmiş (20 Şubat 2002), çocuklarını 'domuz yavruları'na benzetmiş, çok çocuk yapanların çocukları için, 'insanlar tarafından yenilip, tüketilmek' gibi bir seçenek de olmadığı için sefalet içinde yaşadığı şeklinde son derece 'ilginç' bir 'eleştiri' yazısı kaleme almıştı (24 Ekim 2000). Müslümanları ve özellikle Arap olanları açıkça aşağılayan yazılarını şimdilik bir yana bırakalım.
Söz konusu olan; ırkçı, faşist bir zihniyetin, köşe yazısı başlığı altında fütursuzca ifade edilmesi. Kırıkkanat'ın kullandığı dil, doğrudan Hitler'in Yahudiler için kullandığı dil. Hitler de Yahudileri 'siyah saçlı Yahudi genci' (Kavgam, Yağmur Yayınları, 1972, s. 322), pis insanlar olarak aşağılıyordu; "Sudan hoşlanmayan insanlardı bunlar. Onun için insan onlara baktığı zaman çok defa gözlerini kapamak zorunda kalırdı. Hele o uzun kaftanları giyenlerin kokusu kaç defa içimi bulandırdı. Elbiseleri pek kirli, dış görünüşleri bayağı idi." (s. 62) Faşizm, bir zihniyet dünyasının sonucudur, insanların o zihniyet ve algı dünyasına doğru kışkırtılması ile iktidar olur, toplumlara kan kusturur. Tam da bu nedenle, demokratik toplumlarda, faşizan görüşlerin ifadesi ve neftet kışkırtan dil kullanmak ('hate speech') bir noktadan sonra suç sayılıp yasaklanır.
Bunlar bir yana, estetik kaygıları, tercihleri olmak başka, bunlar üzerinden otorite taslamak, bunlar adına insanları aşağılamak, onlardan nefret etmek başka şeylerdir. İkincisi, ahlaken sorunlu, psikolojik olarak hastalıklı bir durumdur. Kendinizi yoklayın, mutluyken her şeyi daha olumlu görüp, insanları daha çok sevmiyor musunuz? Tam tersine mutsuzken her şey, herkes gözünüze batmıyor mu? İnsanlıkla barış, kendinizle barışık olmanızla bağlantılı bir şey değil mi? Sokaklar, parklar temizlenir, önemli olan ruhunuzun nefretle, kızgınlıkla kirlenmemesi. Bunun önüne geçmek için 'insanları seveceksiniz'. Her şey oradan başlayacak. Faşizim, sadece bir yönetim biçimi değil, sorunlu bir zihniyet, hastalıklı bir insanlık halidir, hiçbir şekilde, geçit vermemek lazım.
Radikal, 02.08.2005
))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

Mamazara-u umumiye bu olunca yukardaki bir yorumcunun Aysun Kayaci Hamfendi ile ilgili olarak cinsel referansli sozler soylemesine fazla icerlememeniz lazim.

CunkU:

Bu “ayak takimi olmayan” ve kendi oyunun dagdaki cobandan fazla sayilmasi gerektigini dusnen hanimi ne insanlioga hizmetrleri, ne entellektuel kapsitesi, ne IQ’sunun yuksekligi ne diger herhangibir olculebilir kriterde temayuz etmesi sayesinde taniyior kamu. Sadece bir takim cinsel unsurlar ve onlari kullanan pazarlama ile taniyor.

Eger Bu Hanim’in sadece bir seksi vucut ve karsi cinsin cinsel duygularini tahrik etme disinda ozellikleri var ise ve onlara dayanarak “benim oyum cobanin oyundan fazla sayilisin” diyor olsa idi onlari tartsirdik. Kimbilir belki su kadar teblig yayinladim, patentim var; insanliga hizmetim var; bilmem hangi saygin egitim kurulusunda kuantum fizigi calistim, Rutbe-i aklimi ispatladim.. vb dese idi “seckinciligini” o zaman farkli degerlendirir idik.

Ornegin benzeri seckincilerden biri de Prof. Celal Sengor' dur. O da burasi dahil pek cok yerde elestirildi. Ona yonelik elestrilerde fasizan zihniyet elestirildi. Yukardaki Nuray Mert yazisinda Mine Kirikkanat’a yapildigina benzer tarzda.

Celal Sengor’e denildi ki mealen:

“Tamam Celal Bey; sizin dagdaki cobandan daha tahsilli oldugunuzu da daha cok gorgulu oldugunuzu da buyuk ihtimalle IQ’nuzun yuksek oldugunu da biliyoruz ama bu elitizminiz fasizan bir zihniyet yansitiyor. Hitler’inkine benzer bir seckincilik” denldi ana fikir olarak. Bu bogotry, eltizm, fasizmdir vs denildi. Insanlarin bazilarin untermensch ilan eden Naziler ve zencilerin hayvanlardan da degersiz oldugunu dusunen kole tacirlerinden vs bahsedildi. Insanlarin dogustan "Yaratici tarafindan reddedilemez halarinin yasama, gurriyet ve mutluluk arama haklari oldugu soylendi (ABD Anayasasinin dibacesi), Ve Yunuz Emre'nin "yartilani severiz Yaradan'dabn oturu" sozu soylenildi (her ne kadar Parti kapatmada suc unsurlari arsinda olsa da).

Ama Aysun KAyaci'ya bunlardab bahsetmek abes kacmaz mi idi? Herkese anlatacagi dille konusulur.

Simdi gerek "unlu manken" gerek Berdan, Aysun Kayaci'ya Celal Sengor’e yapilan turde erlestriler yapsa , once Celal Sengor kuser. Oyle ya seckinler arasinda da kast sistemi var. Seckinin de seckini, beyazin da beyazi var.

Ikincisi ne anlayacak kizcaaz ne dedigimizi?

“demokrasiye inancini kaybetmesinin” gerekcesi zaten rutbe- i akli, muktesebati hakkinda bilgilendirici.

Bu elestrilere verdigi cevap “agzima tukureyim” imis.

Simdi hala “siz boylesiniz iste.. vurun abaliya..” vb telinden savunmanizi bir daha gozden geirirmisiniz? Peki acaba Aysun Kayaci veya diger seckinciler sizin “seckinler sinifina “ dahil ediyorlar mi? Hic te kendinizden o kadar emin olmayin derim. Coklari o kadar exclusive ve kiskanctir; her seckin diger seckinlerin seckinligi hak etmedigini soyler; sidik yarislari ile meshurdur bizim seckinler. Woody Allen’in ifadesi ile “beni adam yerine koyup uyelige kabul edecek kulube uye olmaya tenezzul etmem” .


Bence siz siz olun gercek kalin. Unutmayin kimin cocugu oldugunuzu, mensubiyetinizi. Seckinlik te seckincilik te zor istir vesselam. Mizahin yarisi onlara aittir.

Sizi bilmem ama Ben sahsen bir TV dizisindeki cuce cayci Huseyin karakterindeki aktor gibi “halkla birlikte olmaktan hoslaniyorum”. Tevazu diye buna derim ben.

Not:1) Canan Barlas "egreti sosyete (burjuva da olabilir)" diye bir kitap yazmis. Sadece birkac alinti okudum. Konu ile ilgili. Tavsiye olunur.

Not 2)

Bir de su "siz boylesiniz iste" derken bahsettiginiz "siz" kimleri kastediyor anlayamadim. Berdan hangi partili? Vatan Haini mi? Irticaci mi? Hani "SDIZ" denen gruba dahil? Ben burayi uzun zamandir takip ederim bu rumuzu iok olaeak goruyorum. Verdan "biz" olduguna gore Aysun Kayaci "siz" mi oluyor? Peki "siz" i taniyabilirmiyiz?

Yazan: Oy ver(e)meyen Tarih: April 6, 2008 9:28 PM

Siz kim?

Bize ait olmayan… (Yani tüm tespitler, biz olmayan üzerinden yapılacaktır)

Pastanın en büyük payını alıp bu ülkenin ekonomik cenderesinde boğuşmak zorunda kalmayan…

Fikir olarak tek bir saplantıya sahip olup, dogmalardan fikir üreterek, farklı fikirleri aşağılayan… (Dindar olmanıza gerek yok, sabit fikrin dışına çıktığınızda o “siz” kavramının dışına çıkmış ve biz’den olmuş kabul edilirsiniz.)

Vesayet sistemiyle yerlerini kendi çocuklarına bırakan ve asla başkasına kaptırmak istemeyen… (Bu noktada kızmamak lazım, bu çok insani bir tutum, herkes çocuğunun istikbalini düşünür :) )

Kendine hizmet edeni bak bunun kökü böyle ama bu yaptığıyla bizim çocuğumuzdur artık diyerek kendi içlerinde de bir kast sistemi kuran… (Arada bir de bunu dile getirenleri "alt kastlarda olduğu için" savunmak gereği bile görmeyen, bknz Aysun Kayacı)

Kökleriyle bağı belli bir zaman dilimiyle başlatıp ondan öncesini yok sayan… (Bu noktada postmodernizmi dahi modernizmden şirin görmemek elde değil.)

Fikirleriyle 19.yy.da kalan ve bir türlü günümüz fikirlerine alışamayan…

Okumalarını aynı yazarlar etrafında sürdürüp, onlardan başkalarını yok sayan…

Toplumun gelişmesi ve değişmesinden öte, aynı yapıyı dikta eden… (Bu noktada sosyologlara da la havle çektirirler… la havle mi dedim, odak sayılır mıyım acaba? )

Mutfak kültüründe, kendi kültürü dışında tüm mutfakları modernizm zanneden…

Piknik yapmaktan nefret eden ve piknik yapanı aşağılayan… :) (Kıllarınızı aldırmadan ve boyunuzu uzun gösteren ayakkabılar giymeden piknik yapmamanız önemle rica olunur, zaten çimlere de basıyorsunuz, onlar oraya siz basın diye mi dikildi?! Onlar süs, süs, sanattan da anlamıyorsunuz zaten, biyo-enerjinizi gidin evinizde boşaltın hatta balkonunuzda ot yetiştirin de ona basın canım, olmaz ki böyle :) )

Kendi kültürü ve halkından utandığı için onları sadece alt sınıf işlere layık gören…

Tektip bir kültür oldukları için bu ülkedeki her farklı kesimi düşman ilan eden ve bu kesimlerin Türkiye’yi yıkacaklarını iddia eden… (Aslında yıkılacak olan kendi çıkar mekanizmalarıdır, doğal olarak böyle diyemediği için kavramlara yüklenen farklı anlamlarla kavramları değiştirerek kendilerine uygun hale getirirler… Ben devletim anlayışını yıkamadıkları için, onlardan olmayan herkesi devlet düşmanı görürler…)

Aslında bu noktada da haklı değiller mi, eğer devlet onlarsa, onların olmadığı devlet, devlet değildir.

Entelinden danteline, çobanından mankenine, elitinden elitistine, dindarından sekülerine…
Bu devleti sadece onların görmezseniz, biz’siniz demektir …

Ne olursanız olun, biz olduğunuz sürece her beş yılda bir muhtıraya layıksınız demektir.

Hele ki piknik de yapıyorsanız, yapmayanınız yoktur, gördünüz mü, işte biz’siniz…

PİKNİK! Asla modern olamayacaksınız, asla :))

Yazan: suzannur Tarih: April 6, 2008 11:34 PM

Oy veremeyen kardeşim,hay veremediğin oyuna kurban olayım..ne güzel anlamışsın beni..

ben Siirt'liyim..kürt kökenliyim ama iki yıllık bir fakülte okudum..çok parlak bişey diil gerçi...yani ayak takımı içinde biraz yükseldim..kendi kastımızda yani..

genç bir Anadolu delikanlısıyım..bu bloğu takip ederim ama yorum yazmazdım..AKP'ye oy verdim..

bekarım..hormonlarım çok çalışıyor söylemesi ayıp..Aysun Kayacı'nın polis olup vatandaşa şeker kontrolü yaptığı reklamdan çok etkileniyorum,gençlik işte..Pepsi reklamında da pepsi içmekten ziyade başka şeyler geliyor aklıma..Aysun Kayacı'yı görünce hep öpüşesim geliyor..çok kızla beraber oldum gerçi..yazları turizm beldelerine çalışmaya gidiyorum..çok rahat kız ayarlayabiliyoruz..yakışıklı ve çok sağlıklıyım..doğulu gençleri bayanlar daha çok tercih ediyor..

o kadını bacaklarını açıp oraya koymasalar belki reklam yapılan ürüne odaklanabilirim ama hormonlarım çok çalışıyor işte.ne yapabilirim,tahrik oluyorum..

Demokrasiye inanmıyormuş Aysun Hanım..benimle biraz sohbet etme imkanı olsa ben onu inandırırım..kendime güveniyorum..hitabetim iyidir..

beni anlayan birileri olması ne güzel,teşekkür ederim..

Yazan: berdan Tarih: April 7, 2008 9:58 AM

Bak gordun mu oyveren?

Berdan pek te cagdas imis. Hatta laik imis de. Oyle ya hormonlarinin dikte ettikleri konusunda fazla eski kafali ahlaki engeller tanimayan birinin "dinci" oldugunu iddia edemezsiniz.

Eh, laiklik ve cagdaslik birer "hayat tarzi" olduguna gore Berdan "bizden" degil "sizden" imis. Yani sizin "mahalleden".

Ama problem onun kalkip gene "sizden" olan Aysun'a dil uzatmasi. Bak iste bu affedilemez!

Nedir derdi bu cocugun?

Bence onun derdi de ateist olduklarin acikca ilan eden Murat Belge, Gulay Gokturk , Sanar Yurdatapan ve iciki, cinsellik, genel ahlak vb konularda pek te sekuler olduklarini ozellikle ilan eden pek cok yazar, aydininkine benziyor (Hasan Cemal, Lale Mansur, Elizabet Ozdalga ornegin).. Gordukleri sahtelige, pespayelige, adaletsizlige isyan ediyorlar. Daha once de soyledim ahlaki davranis, adalet duygusu, entellektuel kalite, derinlik gibi hasletler "dincilerin" tekelinde degil. Artik tabiatlari veya sonradan edinilmis konumlari itibari ile "sizin mahalleden" olanlar da Ister Urfali ister Etilerli olsun, o mahalle mensubu olmanin kendilerini yukseltmedigini, alcalttigini dusdunuyorlar; kendilerine saygilari geregi (aslinda benim gibi bir "eski Ecevitcinin" bulundugu konum da benzeri bir kacis sonucudur).

Tersine akis yok; akis bu yonde gidiyor artik uyanin ve gorun. Sula yukari akmaz ve gunes balcikla sivanmaz.

Hasil-i kelam sayin oyveren, oy vermeden sapkayi one alip dusunmek lazim. Sizin oylarinizin sayildigindan eminmisiniz? Mesela olmaz ya VELEV KI darbeci pasalar ve Ilhan agabey'gillerle ayri dustunuz. Hanginizin oyu kac sayilacak?

Yazan: Oy ver(e)meyen Tarih: April 7, 2008 12:08 PM

“Halk da dusmaninizdir” diyen Inonu’nun Milli Egitim Bakani (saniyorum Hasan Ali Yucel?) “su mektepler olmasa ben Marif’i cok guzel idare ederdim” demis idi.

Su Aysun Kayaci’yi anlamayan, bidon kafali, karnini kasiyan, ayak takimi “aptal halk” omasa cok guzel idare ederler bu memleketi seckinlerimiz.. Netekim “ettiler” de gecmiste. Muracaat: Yakin tarih. Hal boyle olunca, 22 Temmuz’da bu bas belasi ayak takiminin yaptigini asiller nasil degerlendirsin?

CHP'li Öymen: Mantıklı değil.
MHP'li Çakmak: Halk küçük paralara satıldı.
MHP'li Paçacı: Herkes memnunmuş.
Atabek: Seçmenin kaçının aklı ipotekli?
Pulur: Bravo aziz millete, güle güle laiklik!
“Bu halka her şey layık. Bu halk ihanete göz yummuştur. Ortaya çıkan bu tablodan utanç duyuyorum. Halkımız maalesef küçük paralara satıldı. Şehidine ihanet eden bir halkla karşı karşıyasınız. Bu tablonun tek sorumlusu halk. Halkımız bu kadar çıkarcı olmamalıydı. Ben neredeyse bütün dünyayı dolaştım ama bu halk kadar kişiliksiz bir halk görmedim. “

İzmir’den Milletvekili Adayı olan MHP’li Özgür Çakmak

Simdi laik Turkiye ve kazanimlari korumak icin bir cozum onerisi:

Yukarda bazi yorumculaerin da bahsettigi gibi, iastatistikler CHP ve DSP’nin oy oranininn egitim ile dogru orantili olrak arttigini gosteriyor. Her ne kadar sadece unversiteliler oy verse dahi gene Ak Parti kazaniyor ama fark epeyce azaliyor. O kadar azaliyor ki “cagdas/laik.ulusalci/millyetci” kolisyona imkan doguyor veya en azindan darbeler biraz daha mesru kiniliniyor.

Benim teklifim gayet objektif, ve daha az zahmatli:

Universiteye gidenler CHP’ye teveccuh gosteriyor degil mi?

-Evet.

_Bu sikmabaslar, Imam Hatiplileri universiteye alirsak, orada edindikleri cagdas egitim sayesinde onlar da dogru yolu bulacaklar. Verilerle sabit.

Ne luzumu var Arabistan’a gonderip te daha koktendinci yapmanin?

Vaa mi bunun baska izah taazi?

Yazan: Limited Tarih: April 7, 2008 1:09 PM

oyunu veremeyen kardeşim,

beni bir sen anladın,onu da yanlış anladın be kardeşim..

ben milliyetçi,muhafazakar ama modern bir gencim..
laik düzeni sonuna kadar savunurum ama laikçi değilim..lütfen..

benim mesleğim turizm ve otelcilik..her normal erkek gibi (normalden biraz fazla) kadınlara ilgim var.cinsel ihtiyaçlarımız var şükür.

fakat iş evliliğe gelince o müesseseyi kuracak durumda değilim..hiçbir kadına da ümit verip beni bekle diyemem..mizacım aşık olmaya müsait değil,aşka inanmıyorum,aşıkda olamıyorum zaten..

şimdi sizin sünni inanca göre nikah memurunun huzuruna çıkana kadar cinsel açlığa mahkumuz..mastürbasyonda haram diyor alimleriniz..ittifak yok yani..evlenene kadar sinir küpü olup dolaşıcaz yani..pskolojim evlenmeye müsait değil,bağlanamıyorum..ne olacak şimdi..

şükür ki ben caferiyim...Peygamberin yasaklamadığı muta nikahını sünni alimler yasaklamış..ondan sonra ıkın dur..yazık bu sünni gençlere..

aslında şiilik sünnilikte bana artık çok gerçekçi gelmiyor..Peygamberin yaşamını öğrenip oradan çözümler bulmak lazım..caferilikte de aklıma yatmayan şeyler var..

herkesin cinsel gücü aynı değil..kimi hiç düşünmez kimi günde birkaç kereyle ancak durulur..İslam akıl dini,fıtrat dini deniyor..bu kadar güçlü duyguları resmi kayıtla sınırlamak,katı kurallara bağlamak fıtrata ters..

ben bu konuda kendimi hiç sıkmadım..sizlerin sevişme ihtiyacı yok mu,böyle bekar nasıl yaşıyorsunuz hayret ediyorum..bekleki uygun bir kısmet bulasın..ömür geçiyor yahu..

sözüm sünni,dindar bekarlara..

Yazan: berdan Tarih: April 7, 2008 4:20 PM

Bu tarafta yanlis anlama yok Berdan.

Ben sadece sunu diyorum:

1) Bu Aysun Bagyan'a verilen tekinin onun "cinselligini" icermesi normaldir cunku kendisinin baska bir ozelligini bilmiyoruz.

2) Oyvere'in "siz boylesiniz" diyerek seni dahil ettigi "SIZ" grubunu neye gore belirledigin sorguluyorum. Burada senin hakkinda bildigi tek sey Aysun Kayaci'ya verdigin teki olduguna gore bundan hareketle seni nasil "BIZ" yatigini sorguluyorum.

Ozellikle laikci kesim cinselligi ve zevkperestligi laklik simgesi yatigina gore senin "oyveren"in kafasindaki "biz" den olmadigini nereden bildigini soruyoryum kendisine.
(bu SIz ve BIZ meselesini irdelemis bir miktar Suzannur hanim).

Cinsel meseleler, ilgi ve bilgi alanim disindadir; konu ile de alakasi ancak bu Aysun Hanim baglamindadir. Ne Guzin Ablayim ne Haydar Dumen.

Bu on yargili, laikci fasist, carpik mantik teshiridir benimkisi.

Yazan: Oy ver(e)meyen Tarih: April 7, 2008 5:47 PM

Berdan,
very funny, really.

Uzundur bu sitedeki yazılanlar arasında en komik, en açık sözlü, en bireye ait tutum.

Sakın yanlış anlama, güldüm ama bu yazından hakikaten çok eğlendiğim içindi, yoksa bu sitedeki yazılar işine gelmediği için komik bulanların tavrı değil tavrım, kesinlikle.

Olduğun gibi olmaya devam et. Yaptığın şeyi desteklemek anlamında demiyorum bunu(hormonlar kısmı), olduğunu açıksözlülükle ifade edebilme hakkını kullanmaya devam et anlamında kullanıyorum.

Kimse kimseyi şöyle olmak zorundasın anlayışına zorlayarak kendi anlayışını kabul ettiremesin çünkü.
Farklılıklarımız kabul edilsin çünkü.
Farklı olanın kendini ifade etme hakkı kısıtlanamasın çünkü.
Ve birey kendisini nerede konumlandırmak istiyorsa, genellemelerden yola çıkılarak, böyle olmak zorundasın dayatılamasın çünkü.

Çok yaşa emi :))

NOT: Eleştirileceksin ama, buna da hazırlıklı ol. Buraya yazdıysan da, bunu da göze almışsındır demektir. Bakalım neler olacak? Merakla bekliyorum.

Saygılar.

Yazan: suzannur Tarih: April 7, 2008 5:52 PM

thanks suzannur,

ama yazımı neden komik bulduğunu anlayamadım doğrusu.ben eğlence olsun diye yazmadım.

hormonlarımın çok çalışması komik birşey olmasa gerek..22 yaşındayım..sporcuyum..1.86 boyum..yüzme,basket,voleybolda çok iyiyim..biz doğuda sağlıklı beslenerek büyüdük..şehirdekiler gibi hormonlu gıdalar almadık..temiz hava soluduk,egsoz gazlarıyla ciğerlerimiz dolmadı..

sağlıklı yaşamın hormonlarım üzerinde pozitif etkisi muhakkak vardır.17 yaşımda sebebini bilemediğim geçmeyen baş ağrılarım vardı..doktor,cinsel gücümün fazla olduğunu ve bunu boşaltmam için evlenmem gerektiğini söylemişti..17 yaşında evlenemezdim doğal olarak.

hala da evlenmeyi düşünmüyorum..ama baş ağrılarımda kalmadı..bu sorunu çözmem zor olmadı..

sünni olsam zina yapıyorum diye kıvranır dururdum..ya da imam nikaı yapacak bir kız arardık..o da yapışırdı üstüme..uğraş dur..ben öyle nikah yapabilsem zaten evlenirim..mastürbasyonda kesmiyor açıkçası..

cinsel konularda çok utangaç bir toplumumuz var..özellikle dindar kesimlerde bu daha fazla..hemen yazım gülüşmelere yol açmış..

porno ile normal cinsel konuşmayı karıştırıyorlar.benim anlattığım şeyler normal,sıradan konuşulabilecek şeyler..sizlerin hemen yüzü kızarıyor..

ben dindarlar arasında evlilik içi bile seks tabuları olduğunu,seksten çekinildiğini duyuyorum..kocasından utanan kadınlar var..ne iş?

dindarllıktan nişanlısının elini tutamayan kızlar var..illa nikah olacakmış..ben anlamıyorum bu zihniyeti..bana ters yani..bana göre bu dindarlık da değil..

ben rahatım yani..sevişme konusunda tabularım yok.

artık modern erkekler böyle..hanımlar sizde alışsanız iyi olur.

Yazan: berdan Tarih: April 7, 2008 7:03 PM

"Ama eğer “dağdaki çobana” sorulsaydı, “Kürtleri dipçik zoruyla Türkleştirecekler, ne dersin” diye, “yapmayın beyim, yazıktır, günahtır, onları da Allah öyle yaratmıştır” diyebilirdi" (MA)

Iyi ki sorulmamis.

Yoksa "Urfaliyim Ezelden" Apturaman ile Bekir Coskun ele ele verip Kurtleri de kapatirdi. (Bkz. Apturaman'in iddianamesine. Tayip'in "ne gerek var ayrimciliga, Kurt Turk hepimiz Allah'in kuluyuz" demesi suc unsurlari arsindadir. Ayni suctan Erbakan'da hukum giymistir "siyasallasmamis yargi" onunde).

Yazan: Ozbeozlaikturk Tarih: April 7, 2008 10:34 PM

Berdan,

Üslubunun açıklığı, olayları olduğu gibi ortaya koyabilmen ve bu toplumda herkesin ermiş gibi davranıp ahkam kestiği bir zamanda, hele ki bu tarz insanların düşünen adam pozunda asla insana dair halleri kabul etmediği düşünülürse, bunları yazabilmen... nasıl anlatmalı ki, tv.deki bir programa güler gibi komik, eğlenceli değil, daha farklı bir hal... (Şimdi bir tanımı/durumu değiller üzerinden tanımlamaya çalışıyor gibi oldum ama sonuçta bu da bir yöntemdir.)

Özetle, herkesin birbirini boğazlamaya çalıştığı bir ortamda yazın bana çok rahatlatıcı, sempatik, doğal geldi.

Günlerdir insanlarla neleri tartıştığımız düşünülürse, biraz bilimden, siyasetten, kuram ve bilgiden uzaklaşıp insana, bireye dair hallerin ifadesi yüzümde tebessüme neden oldu.
Alınmamam dileğiyle.

Saygıyla.

Yazan: suzannur Tarih: April 7, 2008 11:44 PM

Detayları sorgulayalım!


"Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?"


Sadece mesaj başlığında belirttiğim söz üzerine açılımlar yapıp ötesini görememek elbette bizlere özgü[her hangi bir kişinin kullandığı sözün başına ve sonuna hangi cümlelerin geldiğini duyumsamadan bu durumu sorgulama telaşına düşmeden sataşma kültürüne uyma bilinci(!)] Peki bu durumda bu sözü duyup programı izlemeyen kişilerin ne düşündüğünü biliyoruz(bknz.: bu sayfadaki ilk yorumum)...

Sadece bu sözün temelinde düşünen kişilerin de olduğunu düşünürsek(bu konu bağlamındaki detayları es geçelim) sanırım aynı havayı soluduğumuz bazı bireyler kendi standartları dahilindeki bir düzen içerisine varmak ve bu düzenin kurallarını bireysel haklara tabi tutulmasını sağlamak hissiyatındadır... Hayır canım abarttın demeyin inanın bu tarz kişiler mevzuu bahis...

**


Peki programı izleyen ve ona göre düşünselitesini ortaya koyan kişiler ne düşünüyor ? Aysun Kayacı sözlerinde şunları da ifade ediyor; "Gecekondu yapanlar, kaçak elektrik kullananlar, vergi vermeyenler, kazanmadan harcayanlar, durduk yerde para kazananlar ile nasıl oluyor da benim oyum bir oluyor" Bu sözlerde derin bir anlam taşıyan durumu aslından anlamaktan kaçınan bir kesim mevzuu bahis olmakla beraber tabiri caizse işin suyunu çıkaranlar da mevcut...sese sesdeş olma durumu olumlu ya da olumsuz bazda etkisini milletçe gösteriyor bunun yanında durum birilerinin ekmeğine yağ sürüyor bu da bariz...
Peki Aysun Kayacı sözlerine şöyle devam ediyor; “ben bu bahsettiğim kişilerle aynı caddede, aynı şehirde aynı mekanlarda yaşıyorum bu adil değil” Bu noktada düşünelim, bugün gecekondu yapan, kaçak olarak mal- mülk sahibi olan, vergi kaçırarak kazancını elde eden,çeşitli aflarla zengin olan kişiler mevcut ve bu kişilerle hakkıyla kazanımını elde eden kişiler aynı ortamı paylaşıyorlar...[gerçi bu tema her yerde(her detayda-yalakalık,onursuzluk) yazık ki geçerli] Şimdi ayak takımı denen kesim en azından benim anladığım ve bu kavramı oturttuğum kişiler çalışarak kazanmayı değil çevresine Allahım yürü ya kulum dedi tarzı bir durumla gösterge çizen bir yığın farklı farklı kişiler... (kanun dışı yollardan rant eldesi sağlayanlar) Yani Ülkemizin sadece bu hükümet değil yazık ki gelmiş geçmiş belki son 50 senesinin siyasilerinin ortaya koyduğu kıyakçı zihniyet...

**


Sonuç olarak önemli olanın ; Oy verirken kişilerin neyi öngörüp oy verdiği bilincidir. Kimlere ne için oy verir bunun değerlendirmesini yapmak esas olandır...

Yazan: truthful Tarih: April 8, 2008 2:34 PM

Sayın Truthful,
"Dağdaki çobanla neden aynı oya sahibim. Ben sorumluluk sahibiyim ve vergi veriyorum, neden vergi vermeyenle benim oyum eşit.
Siz zaten ayak takımının iktidara getirdiği partiden bahsetmiyor musunuz?" Aysun Kayacı.

Geriye doğru okuma yapalım:
AKP'ye iktidardır.
AKP'yi iktidara ayak takımı getirmiştir.
Ayak takımı vergi vermez.
Vergi vermeyen -örnek olarak veriliyor- çobandır/ayak takımıdır.
Çobanla benim oyum eşit değildir.

AKP'ye oy veren ayak takımıdır çünkü vergi vermezler ve bu insancıklar AKP'ye oy atarak kalitelerini belli ederler.

(Zaten bu ülke de sadece başka partilere oy atanlardan vergi alınır, onlar dürüsttür, hak yemezler, sorumluluk ve hassasşyet sahibidirler!)

Aysun Kayacı'nın görebildiği ise, siyasilerinin ortaya koyduğu kıyakçı zihniyet değil, ayak takımının küçük adamlarıdır, vergi veremeyen çobanlar ya da küçük kalması gerekirken kendisiyle aynı mahallede oturanlar.

Onunla aynı mahallede oturup hakkıyla kazanan kaç kişi vardır, burayı da tartışmalı mesela...

Bankaları hortumlayıp Türkiye'yi mahvedenleri de eklemeli buraya.

Devletin parasını özel işlerinde harcayan rektörleri de eklemeli.

Özel kanalda belirli gruplara yakın olduğu için bizim paramızla nemalandırılanları da dahil etmeli...

Aysun Kayacı bunların hangisini dahil etti Sayın Truhful? Bu kişilerle de aynı mahallelerde yaşamaktan rahatsız mıdır sizce?

Hakikaten söyledikleri sadece derin anlam ihtiva eden ve taraflı bakış açısıyla değerlendirildiği için görmezden gelinen doğrular mı?
Sadece konuşmanın gidişatını yanlış anlamış ve konuşmacıların ayak takımından bahsetmiş olduğunu sanan bir cahilin patavatsız bir bilinçaltı dışavurumudur karşımıza çıkan.
Çünkü halka 15 dakika demokrasiden bahsederseniz demokrasiyi ister, 15 dakika AKP'den oy atarsanız AKP'ye oy atar, 15 dakika CHP'den bahsederseniz CHP'ye oy atar... denildikten sonra coşuyor hanım kızımız. Halk,iğv, ne de cahil, karaktersiz, fikirden uzak, etkiye açık... alın satır aralarını siz okuyun bir de...

Siz... partiden bahsetmiyor musunuz? da sazı eline alıp söylettiği kısmın kırılma noktası.

Anlayamamış, anlasa içinde tutacak ya da daha da conconlu kelimelerle üstü kapalı söyleyecek!

Anlasa...


Yazan: suzannur Tarih: April 8, 2008 5:03 PM

Sn. Truthful,

Saniyorum Kayaci'nin dogru sozleri, zararsiz cehaleti, felsefesi, hayat ve siyasi teorileri falan tartisilmiyor. Niye tartisilsin ki? Dedim ya benim bacaklarim onunklilerden uzun olmasina ragmen benimkiler tartisikmiyor. Bir sorunsana kendinize neden bu bagyanin adini biliyoruz?

Arastirmalarinizdan buldugunuz diger sozleri o kadar ofansif degilmis ama her gun milyonlarca filozoftan duydugumuz duyacagimiz, uzerinde kafa yormaya degemeyecek kadar ucuz, cok kullanilan "bu memleket adam olmaz abi; onlar boyle biz niye boyleyiz; bu memlekete dunyanin en buyuk fabrikasin kurmadan kurtulus yok" kategorisinden sozler. Ha bu arada "varoslardakiler kacak gecekonududa oturuyor; onlar oy veremesin" kanun teklifi ona degil Mine Kirikkanat Saulnier adindaki dusunurumuze ait. Hak yemeyelim.

Burada acik secik bir kendini bilmez saldirganlik, hakaret var. Bu da biricik olmadigi, bir saldirgan, terbiyesiz, dunyaya sunacak yararli seyi olmayan Batici azinligin fasist zihniyetini (Nisantasi Kulturu de diyebilirsiniz) temsil ettigi icin yazi konusu olmus; belirtuildigi gibi. Anlasilmayacak veya yanlis bir sey yok oratada.

Bu suret-i haktan gorunen "problem otekinde" feylesoflarina bir ornek te ben vereyim:
Bir yil kadar once TGRT'de gordum. Bir sofor bir trafik kazasi yapmis, iki aracta ve bir agacta agir hasar var. Kazayi yapan sofor zil zurna sarhos ve polislere firca cekmekle mesgul. "Bu kafayula mi AB'ye girecegiz?".

O da hakli, Aysun da. Hep bir baskasidir problem. Bizi icine alan gruplar degildir. Kim ben mi kiskaNIYUORUM aYSUN'U? Cicim niye kiskanayim? Bizde bir gram silikon, botox, kalojen malojen yok. Herkes plastik cerrahi kadar konussun. Hadin simdi siz bu felsefemi tartisin.

Yazan: Unlu manken, firindan yeni ciktim Tarih: April 8, 2008 5:44 PM

Demokrasi nedir? Kimler daha akillidir? Kimin oyu kac sayilsin?

“Benim rutbe-i aklim seninkinden yuksek. Oyleyse benim oyum senden cok sayilsin” dusuncesi de savunulabilir bir argumandir; fasizm ne kadar savunlulabilir olursa. Yalniz bu yola bir girdiginizde mantigin dogal ilerlemesi sonucu mutlakiyet ile cikmak zorundasiniz. Oyle ya akillidan da akilli var. Zenginden de zengin. Modernden modern, cagdastan cagdas , beyazdan beyaz, laikten de laik, kuvvetliden de kuvvetli var; yani hangi kriteri baz alirsaniz onda herkesten yuksek puan alacak birileri var. Vergi kaciran ile vergisini kacirmadigini itiraf eden Aysun ayni mekani niye paylassin, niye ayni sayida oy versin? Ama vergi rekortmeni Aydin Bey’in oyu niye Aysun ile ayni sayilsin? “Aysun niye sadece guzel vucut ve erkekleri tahrik kaabiliyetinden dolayi bu kadar para kazansin, ve TV’lerde ahkam kessin” demeyecegim sosyalist falan olmadigim, serbest Pazar ekonomisnden yana oldugum icin. Ama Aysun’un mantigindan giderek diyebilirdim de.

Mesele ben.

Tanri ile konusurum her gece. Eeh, Tanri konusmak icin beni sectigine gore birtek benim oyum sayilsin kimseninki sayilmasin dersem ne diyeceksiniz? Tanri’dan iyi mi bileceksiniz siz?

“Teokratik monarsi olur” biz halifelige bosuna mi son verdik; laiklik savaslarini unuttun mu” diyorsaniz o zaman Pamela Spence’in oyu kac sayilsin? Bir kere hem adi hem soyadi jafjafli gavur. Ondan cagdas mi olunur? Bence o yonetsin ulkeyi.

“Ulke yonetmek oyle sadece cagdas olmakla olmuyor” diyen bilgelerdenseniz size Taki Dogan teorisini takdim edeyim. Bir Heber-Turk programinda secimden once , Cem Uzan’a “size 1 liraya mazotu gerceklestiremez diyor Tayip Erdogan. Oysa siz bilmem kac tane sirket kurdunuz. Bu isi ondan cok daha iyi bilirsiniz” diyen Taki Dogan’in yonetim teorisinden bahsediyorum. Gerci kendisi “pasam niye daha sert konusmadiniz” seklinde tezahur eden “militarist” yonetim teorisi de vardir ama neyse Cem Uzangiler-asker kolalisyonu olur biter.

Ote yandan:

Celal Sengor “Ben sizden biri degilim. O Bati’dan gelip size dogrulari ogretenlerden biriyim ben. Tek farkim Istanbul’da oturmam…Turkiye’de universite falan yok; askerden baska herkes kara cahil. Uc tane egtim kurumu var. Kara Deniz, Hava Harp okullari” dedigine gore sadece Celal Sengor ve harp okullari mezunlarinin oylari sayilsin. Neresi yanlis bunun?

Goruldugu uzre:

“Churchill’in dedigi gibi demokrasi berbat bir rejimdir ama berbatlarin en iyisidir”. Zira “aptal halk” nihayet kendi kaderi uzerinde karar veriyor. Kizi kendi haline birakirsan ya davulcuya ya zurnaciya varir” ama “kendi dusen aglamaz”. Eger bu karar hakkini o aptal insanlardan alip cok akilli, erdemli olduguna bizi fikir, siyaset, fazilet veya cebir ve siddet ile ikna etmis bir kisiye veya zumreye verirseniz hepsinin Aysun Kayaci gibi namuslu, durust, kulturlu ve seksapelli oldugunu nasil garanti edersiniz? Bakarsiniz oyle cikmaz; hadi kurtul kurtulabilersen. Tum otoriter totlaliter rejimler bu “benim oyum farkli sayilsin” mantiginin urunudur.

Bu gorusu savunanlar “artik demokrasiye inancini kaybedenler” degil demokrasinin d’si ile muserref olmamislar. Cok sukur artik bu zihniyettekiler fazla niyetlerini, kirli zihniyetlerini saklama luzumu hissetmiyorlar. “kriz cikarsa ekonomi batarsa, darbe icin ortam hazir olur” diyor Etiler’li darbeci Ilhan Agabeygiller.

Bu tur sozler yeni degil. Isin komik tarafi bu kimseler kendileri icin, fasist, seckinci, menfaatci, lumpen, vurguncu vb sifatlar kullanildiginda “hakaret” addediyorlar bunlari.

Aysun’un mahallesindekilere “demokrasiye inancini kaybettiren” nedenlerin hepsi her demokraside mevcut. ABD’de ABD’nin baskentinin Las Vegas oldugunu dusunenlerden tutun Abrahanm Lincol’un meshur bir aktor oldugunu dusunenlere kadar pek coklari var. Yok ortalama kultur duzeyi bizden yuksek falan degil; bilgelik duzeyi de. Ama demojkrasi snucta Amerika’ya da Avrupa’ya da iyi gelmistir. Aysungillerin aksine orada kimse “demokrasiye inancini kaybetmiyor”. Artik demokratiklesme ile gelismenin dogru orantili oldugu, cogunlugun azinliktan daha akilli oldugu ispatlanmistir.

Yazan: Mustakbel Kiral Tarih: April 8, 2008 6:46 PM

peki Suzannur Hanım,

sizi rahatlatabildiyse yazım çok güzel..birine faydası dokunsun bari..

benim çok yüksek enerjim olduğunu söylemiştim..Aysun Kayacıyı görünce şehvetlenmem ve bunu ifade etmem benim doğallığımdan kaynaklanıyor..çünki bu manken zaten öpüşüp insanların canını istetmek amacıyla o reklamda rol almış..amaç zaten şehveti tahrik..

reklam amacına ulaşıyorsa suç benim mi?pepsi içerken sevişesim geliyor..ne yapabilirim..cinsel gücüm doruk noktaya ulaşıyor..bazı çikolata reklamlarında da çikolatayı yiyen kadın.. sanki orgazm oluyor..bu reklamları neden yaparlar anlamıyorum..hadi benim imkanım var,sevişebiliyorum..partner sorunum yok..peki imkanı olmayıp içi gidenlere yazık değil mi?

canım istediği halde yalnız olduğum zamanlardan biliyorum,çok zor durum..

size şu konuda katılıyorum..yorum yazan arkadaşlar bazen öyle bir kaptırıyorlar ki kendilerini insan üstü bir varlık gibi sanıyorum bazen..

oyunu veremeyen arkadaşımız mesela benim cinsel konularda bilgim yok diyor..hiç samimi gelmedi bu bana..çocukların bile haberi var cinsellikten..

yani böyle yapınca entel mi olunuyor,anlamıyorum ki..

entellektüel olmanın bir şartı da seks yapmamak demekki..ben niye entel olamıyorum diye düşünüyordum..ne yapabilirim..kadınlar vahşi cazibem olduğunu söylüyorlar..seksi isem suç benim mi?

Yazan: berdan Tarih: April 8, 2008 10:00 PM

Berdan,
Güzel kardeşim,
Senin kendi fikrini savunma hakkını savundum, herkes kendi fikrini savunmalıdır değil mi? Ancak bunu yaparken de şunu unutmamalıdır, başkası da kendi fikrini savunacaktır ve bu olması gerekendir. Kendi doğrumuzun başkalarına doğru gelip gelmemesi değildir sorun, demokasi kültürü dediğimiz olguda zıt düşünsek de her türlü fikri savunma hakkının eşit olduğunu anlamaktır mesele.
İnsanların cinsel hayatı ile ilgili tutumu da aynı kategorinin içine girer. Herkes senin gibi yaşamak zorunda değildir ve bunu ister cinsellikle alakam yok, ister de var desin bu o kişiye ait yani bireye ait bir tutumdur, tıpkı senin dile getirdiğin gibi, ve bunu söylemeye hakkı vardır.Yani kendimiz üzerinden bu haktır ya da değildir değil, doğrudur ya da yalandır diyerek insanları genellemek değil; görüşü uysa da uymasa da herkes hakkını savunmalıdır'ı savunmaktır.
Biz kavramından bahsederken, özellikle genelleme yapılmasının hatasına değinmiş, o bizin içinde aslında farklılığın yok sayıldığını anlatmaya çalışmıştım.Çünkü bu genellemenin içinde gösterilen insanlar aslında birbirinden çok farklıyız.
Sen ayrısın, ben ayrı, oy veren ayrı, oy veremeyen ayrı...
Kendi doğrumuz salt doğru değil yani, senin doğrun da bir başkasına yanlış gelebilir. Ortak akıl, fikirlerin her ne olursa olsun, savunulması hakkını savunmaktır. Bunu ıskalamamaya çalış.
Elbette kimse ermiş değil, ama herkes senin gibi de değil, sen olmak zorunda da değil. İşte bunun adı farklılık.Savunulması gereken de bu.
İnsanları rencide etmeye başladığın noktada, bu hakkını savunmak olmaktan çıkar ve kendi doğrunu kabul ettirmeye çalışmak anlamına gelir. Aysun Kayacı sana farklı şeyler hatırlatabilir ama ben bu konunun tam da bu rencide etme kısmında olaya dahil olurum. Hakkı çiğnemeye çalışırsan, karşındaki de hakkını korumak isteyecektir çünkü.Aynı hataya düşme.


Yazan: suzannur Tarih: April 9, 2008 3:11 AM

Her ne kadar Berdan'in rahatlamasi ve rahatlatmasi konusu agirlik kazanmis olsa da ben bu gun Taraf'ta okudugum bir kose yazisinin, Mustafa Bey'in yazisina ve belki bazilarinin ilgisini cekecek darbe konusuna alakasina binaen buraya tasimayi uygun gordum. Heyecanlandirici ve rahatlatici konudan uzaklastirdi, keyfinizi kacirdi isem affola.
***************************************

Kaynak:
http://taraf.com.tr/Yazar.asp?id=9

Etyen Mahcupyan

Darbe koşulları zorlanıyor

Devletçi ve ittihatçı medyanın ‘uzlaşma’ çağrıları dinmiş gözüküyor. İstenen şey Yargıtay Başsavcısı’nın iddianamesini geri çekmesi karşılığında öncelikle üniversitelerde başörtüsü yasağının yeniden konmasıydı... Böylece rejimin hükümeti durdurma yetkisi kanıtlanmış ve meşru hale gelmiş olacaktı. Ama şimdi iş kaba hukuk gücüne kaldı ve nitekim Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonu AKP’yi kapatmaya yeterli. Ne var ki bu açıkça demokrasi karşıtı bir eylem. Dolayısıyla da AKP’nin kapatılması yargının meşruiyetinin tartışmaya açılması anlamına gelecek. Bu ortamda söz konusu medyanın daha da aktif hale gelmesi, AKP’yi laiklik üzerinden yıpratmaya çalışması ve nihayette Ergenekon soruşturmasının tavsaması sürpriz olmaz. Kısacası darbe süreci devam ediyor...
Düşünün ki askerin içinde bazı komutanların başını çektiği grupların, AKP Hükümeti’nin ilk günlerinden bu yana darbe girişimi içinde oldukları kanıtlanmış durumda. Bu teşkilatlanma ile ucu cinayetlere kadar giden bir çeteleşmenin ideolojik bağlantıları da açık. Ama medyanın bir bölümü bütün bunlar olmamış gibi Hükümeti ‘uzlaşmaya’ davet edebildi. Çünkü Türkiye’de laik kesim ‘demokratlığı’ sadece kendi kültürel kimliğinin sınırları içinde yaşanabilen bir ‘doğal durum hali’ olarak algılıyor. Öyle ki sanki bütün laik kesim genetik olarak ‘demokrat’ olduğu için, bir araya geldiklerinde kurdukları düzen de demokratik olmakta. Bu kesimin dışındakiler ise doğaları gereği demokrat sayılmamakta ve onlara anti-demokratik şekilde davranmak mubah görülmekte.
Bunun anlamı sorunu devletin makbul vatandaşları olan laik kesimin dışında tanımlayabildiğiniz oranda, bu kesimi darbe taraftarı yapabilmenizdir. Eğer AKP’nin devletin tanımladığı biçimiyle laik olmadığına dair işaretler varsa, bu partinin temsil yeteneğinden bağımsız olarak kapatılabilmesi birçok ‘çağdaş’ laik için son derece uygun bir tavır olabilmektedir. Devletin tanımladığı laikliğin ne denli otoriter zihniyete tâbi olduğu, böyle bir laikliğin zaten demokrasiyi dışladığı, parti kapatmanın siyasi çoğunluğu toplumun dışına itme anlamına geleceği ise pek rahatsız edici bulunmuyor. Çünkü Türkiye’deki laik kesim ‘modern’ olmaktan önce kemalisttir ve kemalizm giderek modernliği hazmetmekte zorlanan bir ideoloji haline gelmiş durumda...
Dolayısıyla da ittihatçı medyanın arkasında, kendisini hiçbir zaman toplumun parçası olarak görmemiş, dahası toplumu kendisinden aşağı görmüş olan bir laik cemaat var. Bu insanların hayallerindeki siyasi rejim ise demokrasiyle ilişkisiz bir sistem... Söz konusu hayal, devlet destekli elitist bir cemaatin çağdaş görünümlü faşizm arzularını ima ediyor.
Bu arka planı veri aldığınızda, devlet içinde gayrimeşru kuvvetlerin çeteleşmesini de daha kolay anlıyoruz. Çünkü bu çeteleşmeler, meşruiyet sağlayan medyanın ve cemaatin varlığından güç alıyor. Nitekim seçimler öncesinde organize edilen ‘Cumhuriyet mitingleri’ bu çeteleşmelere ideolojik koruma sağlayan birer psikolojik destek eylemiydi. Ama darbe yapmak için sadece illegal çeteler ve ona dolaylı olarak sahip çıkan faşizan bir elitizm yetmez... Bu iki unsurun arasını dolduracak bir kurumsallık gerekir. Devlet bürokrasisinin rolü işte burada işin içine giriyor... Daha öncesinde Anayasa Mahkemesi’nin gülünç 367 kararını ve askerin 27 Nisan muhtırasını görmüştük. Şimdi ise karşımızda bir kapatma davası var...
Ama meseleye biraz daha geniş çerçevede bakarsak, bürokrasinin AKP’yi sıkıştırma stratejisi bununla sınırlı değil. Newroz kutlamalarında Van, Siirt ve Hakkâri valileri Hükümetin açık beyanına rağmen, kutlamaları sınırlayan kararlar aldılar ve nitekim olaylar da sadece bu üç ilde çıktı. Söz konusu anlamsız yasakların halkın bir bölümünü tahrik edeceği ise herhalde önceden bilinmiyor değildi...
Türkiye’de darbeler ya rejim ‘tehlikede’ olduğunda ya da toplumsal düzen kargaşa ortamına girdiğinde yapılmıştır. Şu anda da her iki koldan girişimin devam ettirildiğine dair güçlü kuşkular var. Neyse ki bu kez laik kesim bir blok halinde davranmıyor. İlk kez bu kesimin içinde gerçekten demokrasi yanlıları seslerini yükseltebiliyorlar ve artık ahlaki normlara saygılı bir rejim talep ediyorlar.

08.04.2008

Yazan: Elciye zeval olmaz Tarih: April 9, 2008 6:44 AM

Suzannur hanım,

benim yazımdan bu kadar yorumu nasıl çıkardınız anlayamadım..ben ne demişim de haberim yok..

entel olmak böyle birşey demekki.

ben hayatı sadece belden aşağı duygularla yaşamıyorum..belden yukarısı daha kıymetli ve doyurucu..kalp ve kafa izdivacı,cinsel organların izdivacından daha önemlidir benim için ama hormonlarımı da ihmal edemem..

bu kadarla bloğa misafir olmuş olayım..

saygılar,sevgiler..

Yazan: berdan Tarih: April 9, 2008 8:53 PM

Kişinin bilincinde neyi elemine ettiği neyi eklediği olayını net olarak bilemeyiz en azından emin olamayız…Zaten sorun kişi değildir esasında bu Ali de olabilir Mehmet de…Onurlu olabilme durumunun işlevselliğini kaybettiği günümüzü esas alan bir duruştur karşı çıkışlarımızı oluşturan…

Kayacı söylediği sözlerin belki de neyi kapsadığını görmeyerek ve içselleştirmeden genel bir kesime hitaben söylemiştir ya da tam tersi…

Şu bir gerçek ki toplumumuz oy verirken neyi neye göre belirliyor bu bağlamda temel teşkil eden büyük bir sorunsal gözler önüne serilmektedir..

Yazan: truthful Tarih: April 10, 2008 1:18 PM

Sayın Truthful,
"toplumumuz oy verirken neyi neye göre belirliyor"
Bırakın artık şu toplumu da neyi, neden, neye göre istiyorsa, oyunu öyle kullansın.

Yazan: suzannur Tarih: April 10, 2008 8:54 PM

"Bırakın artık şu toplumu da neyi, neden, neye göre istiyorsa, oyunu öyle kullansın."

:) Zaten isteyen istediği kişiye oyunu veriyor bu duruma kıstas getiren bir zihniyet yok, olamazda ! Sadece sorgulama durumunu işlevselleştiriyoruz ötesi değil lakin görüyorum ki siz bunu pek beğenmediniz,neyse uzatılacak bir durum mevzuu bahis değil.

Saygılar...

Yazan: truthful Tarih: April 11, 2008 1:04 PM

"Zaten isteyen istediği kişiye oyunu veriyor bu duruma kıstas getiren bir zihniyet yok, olamazda ! "

Reagan sag olsaydi
"Welciome to Turkey Mr. Zia ul Haq! How are things in Bolivia?" derdi.

Hmm, sanki ben varmis gibi birseyler duymustum ama sadece birkac bin defa. Son secimlerde ornegin' CHP 'nin sosyopsikolojik arastirmalari sonucu "Bunun (secim sonuclarinin) rasyonel aciklamas yok" ve "bunun mantki izahi yok" oldugu ve halkin "komur ve sunnet altini karsiligi satildigi" ortaya cikmis idi. (bkz. Onur oymen, Deniz Baykal axciklamalari).

Ote yandan MHP'nin AR-Ge Unitesinin bulgularina gore "ben boyle satilmis, halk gormedim. bence problemin kokeni halktir" oldugu tespit edildigi aciklanmisti bir Izmir Milletvekili adayi tarafindan. .

Hassolar, memolar, fasa fiso vatandaslar "bas olan ayaklar" baldiri ciplaklar ve Aysun Hanim'in "ayak takimi" bilimsel tespitlerine girmeyelim tekrar. Herhal de "kistas getiren zihniyet yok olmaz da!!!" fikrine cevap icin bu kadar yeter.

"Sadece sorgulama durumunu işlevselleştiriyoruz "

Bak buna eyvallah. Her zaman soylerim "sorgulama durumunu islervsellestirenlere dokunmayin len" diye.

Bosuna sosyal bilimcilerimize niye maas verelim "sorgulama durumunu islevsellestirmeyeceklerse" ya da benim kalin kafamin bastigi ifade ile "sosypsikolojik arastirmalar yapilmayacaksa". Saniyorum bu islevsellestrirmeyi secim onceleri sonralari gittikce artan sikilikla yapilan kamuoyu arastirmalari goruyor. Orada "hangi rengi niye seversin" den "niye ya davulcuya ya zurnaciya vararsin" seklinde bir dizi soru soruluyor ve sonuclar pie-chart, grafik vb seklinde sunuluyor cesur Erdemli Tarhanalar tarafindan.

Hasil-i kelam "islevsellestricilige" itirazimiz yok. Olay sempanzelerin ve orangotanlarin davranislarini ve nedenlerini inceleyen Dianne Fauci ve Jane Godall'in islevsellestirmekleri gibi sadece bir turun davranslarini inceleme bilimi prensipleri icersinde olsa dahi raziyiz. Gelevelakin o "asagilik yaratiklari adam etme" islevsellestirmeleri biraz problemli kanaatimce. Bu yazida ve bu sitedeki pek cok yazida, jakobenizm, seckincilik, toplum muhendisligi, gibi terimlerle tavsif edilen olgu da bu saniyorum, bilimsel gozlemler degil.

Yazan: Niteliksiz vatandas Tarih: April 11, 2008 5:47 PM

Egzistiyalist felsefede, insan hayatı sınırlı olduğu için, insanın her karar ve seçimi değerlidir. (Özellikle G.Marcel, bir noktaya kadar, insanın varoluşunu, bu toprakların algılayışıyla paralel bir şekilde açıklar.)

Bizde birey var mı? Varsa halk kavramı neden birey ve bireylerin oluşturduğu sosyal yapı üzerinden değil de, belli bir grubun yaşam algılayışı üzerinden sınıflandırılıyor? Yani o grup neden kendileri tarafından halkın bir parçası olarak görülmüyor ve halk durmaksızın bu grup tarafından aşağılanıyor?

Bireyin kararlarını, eleştirme adı altında küçük görmek -analiz etmek değil-, bireyin kararlarının değersizleştirilmesi, bireye ait ahlaki yapının yetersiz bulunması ve onu toplum içinde daha da yalnızlaştırmayı içerir(ki aslında birey zaten yalnızdır, ve bu özellik onu toplumla dayanışma içine girmek için kendisinin dışında bir insan olmak zorunda bırakır, varlığı salt değer kabul edilmez).

Sorgulama adı altında yapılan eleştiri ise, sorgulanan oy atma kriterlerinin doğruluğu ya da yanlışlığı değil, oy atan insan ve onun yanlış seçimi olarak önümüze getirildiği için, o insanın, topluma ait olabilmek için başkası olmasını dayatmak demektir(eleştiri sadece negatif değil, pozitif de yapılabilir,ama bu ülkede yapılamayan bir şeydir bu; hatta negatif eleştiri, eleştiri olma halini aşıp bir de aşağılama, küçük görme, hakaret noktasına gelmişse, adı eleştirme olmaktan da çıkmış demektir).

Bu durumda birey toplumda,birey olarak değil de, onaylanan bir birey olmak için toplumun(hatta toplumun bir kesiminin) ona dayattığı standartları kabul etmeli ve yeniden konumlandırılan ahlaki yapıyı içselleştirmeyi zorunlu olarak seçmelidir. Yani kendi seçimleriyle ulaşacağı ahlaki tercihi değil, başkasının seçimini onaylayarak ulaşacağı başka bir ahlaki (zorunda kalarak ya da onaylanma istemiyle) tercihi kabul etmelidir. Bu ülkede yukarıdan aşağı inen değişim macerasını da açıklar sanırım bu.

Kısaca buna -miş gibi yaparak olmadığın bir şeyi olmaya çalışarak birilerinin seni kabul etmesi için birey olma hakkından vazgeçmek diyelim.

Çünkü bu topraklarda önce birey değil, önce dağdaki çoban ya da ayak takımı olarak sınıflandırılan ve yanlış ahlaki tercihler yapan(ahlak da konvansiyoneldir), kendi seçimi aptalca bulunan, varoluşu dahi kabul edilmek istenmeyen, halk olarak değer bulan ya da değersiz bulunan baş olan ayaktır.

Halkı oluşturan bireyler aşamasına dahi gelemedik. Önce bu aşamaya gelmeli bu ülke, halktan, halkı oluşturan bireye sonra da salt bireye.
Sanırım ondan sonra genellemeci yapıyı kırmış oluruz.
Umalım da öyle olsun, yoksa halk genellemesi içinde daha çok badireler atlatacağız demektir. Bakar mısınız, halk kavramının da içini boşalttılar ve ona yepyeni bir anlam kazandırdılar.

Halk = Ayak takımı

Yazan: suzannur Tarih: April 12, 2008 12:13 AM

Hep olasılıklar üzerinden gidilerek,
okumuş veya düşünmüş insanların entelektüelitesini
hiçe sayan bir yazı olmuş.
Bu arada kitleleri etkileyebilen Marksizm'e
de birçok çamur atılmış. Bu da diplomalı cehalet
olsa gerek...

Yazan: Ozan Akın Tarih: April 13, 2008 12:31 AM

Ozan Bey,

Mustafa Akyol kültürlü biridir..çamur atmayalım lütfen..

Yazan: asena Tarih: April 13, 2008 2:35 AM

Bırakınız çamur atsınlar, çamur atmak fikir üretilemediğinin ve tek çarenin acizane saldırmak olduğunun göstergesidir ve biraz okuyup yazan herkes bu tutumu çok rahat analiz edip, bu acizliği gülerek seyredecektir.
İlginçtir, bu tarz yazıları yazan insanlar, kendi görüşleri dışındaki bütün diplomalıları cehaletle suçlama eğilimindedirler, yeni trend bu sanırım ve bakınız ne kadar bilimsel :)

Yazan: Anonymous Tarih: April 13, 2008 5:59 PM

kendi adıma söyleyim..çamur atılmasına izin veremem,bırakamam.. naçizane tavrımı koyarım..

Yazan: asena Tarih: April 13, 2008 10:03 PM

Aysun Kayacı kızımız görüntüsü ile ilgi çekerek hayatını idame etme kariyerinin dışına çıkarak bir dizi ifadelerle gündeme oturdu.

Bir dizi ifadeler diyorum, tek bir cümlelik ifadesi varmış gibi gösterilmekte.

“Bakın, biraz garip gelecek, kalıpsal hatta saçma da gelebilir ama dağdaki çoban ile benim oyum nasıl oluyor da aynı oluyor”

...şeklinde bir laf ediyor.

Bu cümlenin sözlük anlamı itibarı ile en ufak bir mantığı, akılcılığı yoktur.

Çobanın oyu da bir oydur, benim de, Kayacı nın da.

Bu durumda bahsi geçen "bir oluyor" bir adet oluyor manasına gelen mutlak sayı bir veya beher manada bir değildir.

Zira günlük konuşmalarımızda mecazi anlamlar vardır.

Nitekim, sonrasında da, bu beceriksizce edilmiş ve oldukça gereksiz gibi duran cümlenin altını başlıyor beter beceriksiz cümlelerle doldurmaya ve haberlere, başlıklara, gündeme düşen şu lafı ediyor.

“AKP ayak takımının hükümetidir.”

Bu ciddi bir tespittir.

Pekiiiii, bundan önceki hükümetler için ne diyeceksiniz?

Açıp hükümetlere bakacaksnız…

...Özal hükümeti, ki bu bir 12 Eylül sonrası hükümetiydi, bu hükümet haricindeki diğer hükümetlerin durumuna bakmalısınız.

Tamamı koalisyon.

Eğer Aysun Kayacı’nın dediği önerme doğru ise ve toplumda bir ayak takımı var ise, ki ayak takımı olmayan toplum yoktur, bunların da birer oyları olduğuna göre mecliste temsil ediliyorlardı...

...öyle değil mi?

Şu parti ayak takımının partiisi, bu parti bacak takımının partisi, şu parti de göğüs yukarısı partisi demek amacı ile partiler arası bir tespit yapmak için yazmıyorum.

Burada halk içindeki bir kesime karşı yöneltilen bir sıfat var.

Aysun Kayacı devam ediyor;

Gecekondu yapanlar, kaçak elektrik kullananlar, vergi vermeyenler, kazanmadan harcayanlar, durduk yerde para kazananlar ile nasıl oluyor da benim oyum bir oluyor

...diyor…

...etrafında oturan kadınlardan bir tanesi bu kızın ne dediğinden ziyade ne demek istediğine bakıyor.

Kalanı anlayamıyor ya da populizm adına anlamazdan geliyorlar.

Aysun Kayacı nın cümleleri sözlük anlamı itibarı ile ele alındığında ortaya kaotik bir durum çıkıyor ve hani tabiri caiz ise kız resmen batıyor…

...ama, bu kızın bu işin erbabı olmadığını bilerek ne söylediğinden ziyade ne söylemek istediğini anlamaya çalışır anlarsanız, kız, bir çok popüler kişinin populizm adına yuttuklarını, söyleyemediklerini bir tek cümleye sığdırıyor.

Aysun Kayacı “ben bu bahsettiğim kişilerle aynı caddede, aynı şehirde aynı mekanlarda yaşıyorum bu adil değil”

...diyor.

Haklıdır.

Bugün arazi çeviren, gece kondu yapan, kaçak olarak mal mülk sahibi olan, vergi kaçırarak kazancını haksız yollarla cebine koyan, mazlumu oynayan milyonlarca kişi çeşitli aflardan ve kıyaklardan yararlanarak zengin oldular.

Bakınız buraya dikkat ediniz;

“Affedildiler” demiyorum.

“Zengin oldular.”

Bunlar artık çalışan kazanan didinenlerle aynı ortamlardalar, aynı mekanlardalar, aynı giyinip, aynı görünüyorlar.

Çevirdikleri arazilerde, gecekondularda bundan on sene evvel aynı tuvalete beş hane olarak sıçanlar şu anda o arazilerin yanından geçen yol, otoyol nedenli değerlenen arazileri satarak, dikilen sitelere, iş hanlarına ortak olarak milyoner oldular.

Çalışmadan!

Bunlarda, yani çalışmadan bir anda zengin olanların bir anda sahip oldukları başka özellikler de var.

Bir memurun, bir bürokratın dörtte birden az süre çalışarak onlardan binlerce kat gelir elde etmesi olayının yanında gelen bu özellikler ilkesizlik, umursamazlık, erdemsizlik, onursuzluk, yalakalık, ecazet ve avantacılıktır.

Hayatının hiç bir döneminde rasyonel, akılcı, çalışkan ve çağdaş olmasının bir kazancını ve getirisini görmemiştir. Aynı kenefe sıçmayı bir ezilmişlik, kaçak arazi çevirmeyi bir hak, gecekonduyu da kader olarak gören bu adam cebine giren milyonlar ile nasıl bir yaratığa dönüşebilir artık düşünün ve bana burada en az elli örnek saydırmayınız.

Gözünüzün önünde canlanamıyor ise siz de o ayakçı takımındansınız demektir.

Kafa aynı kafa ama villada oturuyor, altında Mercedes, yüzmediği ama içine atladığı bir yüzme havuzu, kirasını yediği onlarca bina…

...hayatın zorluğundan bahsederken, çalışarak zorlukları yenmekten değil, kader kurbanı olmaktan ve Allahın yürü ya kulum demesi olarak açıklayanlardır bunlar.

İşte bahsedilen ayak takımı bunlardır.

Ve bunların sayısı o kadar çok arrtı ki, kendi iktidarlarını bile yaratabildiler.

Önceki dönemlerde koalisyonun bir parçası iken şimdi çoğunluğuna sahipler.

“Ayak takımı” bu durumda bir hakaret değil, bir tespittir.

Bir gerçektir.

Bahsedilen, her türlü kanun dışı yoldan rant elde ederek, çalışmadan, didinmeden bir noktaya gelenlerdir. Aysun Kayacı nın da yüzüne gözüne bulaştırarak anlatmaya çalıştığı işte bu kesimdir ve kesim ayak takımıdır.

Kısacası TC nin son 40 senede kıyakçı siyasilerinin yarattığı kesimdir.

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır derler ya…

...her daim doğrudur.

Dahası var;

Şu bizim anlı şanlı devlet böyyüğümüz milletvekillerinin oy cambazlıkları.

Şu açıdan bakarsanız Aysu Kayacının önermesi daha da anlam kazanmakta.

Bu arada araya sıkıştırayım, milletvekiline “devlet böyyüğü” demek de bir ayak takımı ifadesidir, not ediniz. Hayır efendim bunu yöresel aksan nedenli, yani büyük yerine böyyük denmesinden çıkarmış değilim. Milletveklili devlet büyüğü değil, aksine halkın vekili, tabiri de caiz ise, neferidir.

Yani patron halk, onu temsil eden nefer de vekildir.

Bu vekillerin ve bakanların önünde çişi gelmiş de pipisini sıkarak altına kaçırmamaya gayret eder gibi, hafifçe öne eğik, baş otuz derece sağa yatık, elleri önde kavuşmuş olarak duran birini görürseniz aha o ayak takımındandır.

Şimdiiii, bu millet vekillerinin hayatında hiç bulunmadığı halde, farklı illlerden, bölgelerden seçimlere girerek o insanları temsil edecekmiş gibi yaparak alakasız bir yol izleyerek kendilerini seçtirme manevralarını bilmeyen kaldı mı?

Bugün metropol, büyükşehir bölgelerinden gelecek oy sahiplerinin oyların sayısı ve bu oylar için segilenecek milletvekili duruşu ile kırsal kesimden gelecek oy sayısı ile bu kesim için milletvekilinin duruşu bir midir?

Demek dağdaki çobanın oyu ile şehirdeki profesörün oyu bir değil. Oy için bakılan kriterler de bir değil, oyun alınması için yapılanlar da bir değil.

Olsaydı bu manevralar olmazdı.

Bir de bu gerçeklerin gözlüğünü takıp Aysun Kayacı’nın önermelerine bakmaya çalışırsanız, kızımızın, bölük pörçük olsa da nasıl bir tespitte bulunduğuna dair perspektif genişliği olan manzarayı daha net tespit etmiş ve görmüş olursunuz.

http://www.youtube.com/watch?v=sRPnRzb0ixM&eurl

Yazan: Hubbez Tarih: April 17, 2008 2:33 PM

Demokrasi dusmani Aysun Kayaci'ya haddini elbirligiyle bildirdik, basbakanimiz bile konuya duyarligini gosterdi, boylece ne kadar demokrat oldugumuzu bir kez daha gostermis, demokrasimizi ve cobanlarimizin oy hakkini darbeci ve elitist mankenlerin serrinden kurtarmis olduk. Arada gunah kecileri uzerinden kendimizi kutsamayi ve linc kulturunu de nasil sevdigimizi gostermis olduk ya, o da hediyesi olsun.

Elbette, cobanlarimizin, koylulerimizin, iscilerimizin, issizlerimizin oy kullanma disinda demokrasinin geregi baska haklari da var: Firsat esitligi, sosyal guvence, orgutlenme, sendikalasma, insanca saglik hizmeti, toplu hak arama, hesap sorma, falan filan... Onlar bozguncularin isi, cobanin onlara ihtiyaci yok, oy kullansin yeter, gerekirse komurunu biz temin ederiz.

Bakiniz zaten demokrasinin yildizi sayin basbakanimiz ne demis: "Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar." Yani coban da haddini bilecek, oyunu kullanip sonra uslu uslu oturacak. Bas olmaya, kaderini kendi eline almaya falan da kalkarsa, kiyameti kopartiriz.

Yazan: Balbazar Tarih: April 22, 2008 10:46 PM

Babazar. Yukardaki yazida Muastafa Bey kul yutmayan laikci" yi tarif etmis. Onun ahlak ve entellektuel kapsitesini ve buna karsin kenine guvenini, saldirganligin ele almis.

"Burdayim" diye el kaldirmak zorunda mi idin? Muastafa Akyol kibar oldugu icin mufteri, demagog, kapasitesiz gib terimeri kullanmamis. Onlar da benden bonus.

Madem birtakim "hakaretamiz" kelimler kullandim Balsatar icin. Simdi de neden bunlarin hakaret degil objektif gozlem oldugunu gostetrmem gerekiyor herhalde. Di mi?

Buyurun sayin akil izan, sahibi adil insanlar. Okuyun Erdogan'in sozlerini sonra karar verin kullandigim kelimeler objektif tespit mi hakaret mi. (velev ki Babazar hakli, adamin hukumeti devrilip, partisi yargi darbesi ile kapatilir iken "milli Egemenlik Gununde" bula bula bir cumedeki bir ifadesini mi buldun fasist?" demiyorum. Gelecegin Deniz Baykal'i mufteri, demagogu desifre ediyorum)
========================
"Erdoğan'ın grup konuşmasının ilgili bölümü şöyle:

''Değerli arkadaşlar, sözlerime son vermeden önce, bütün çalışanlarımızın yaklaşan 1 Mayıs sebebiyle, biliyorsunuz dün, 'Emek ve Dayanışma Günü' olarak bunu Bakanlar Kurulu kararıyla ilan ettik. Hükümet sözcümüz bunu açıkladı. Tabi ki bugünü bizden resmi tatil günü olarak bekleyenler var. Değerli arkadaşlar, Türkiye bir tatiller ülkesi. Türkiye'nin yıllık çalışma günü 200 gün civarındadır. Bunun dışı tamamıyla tatildir.

Değerli arkadaşlar, eğer şöyle bir hesap yapacak olursak, 1 günün maliyeti Türk ekonomisine yaklaşık iki katrilyondur. Fazlası var, azı yok. Şimdi bir taraftan biz emeğin karşılığının daha fazla olmasını arayacağız, ama bir taraftan da gönül beylikte deyip hala tatiller artsın diyeceğiz. Biz bunları enine boyuna tartıştık. Ve dünyada da 1 Mayıs her yerde resmi tatil olarak kutlanmıyor. Kutlayanlar var, kutlamayanlar var. Ama biz şu anda böyle bir noktada, böyle bir konumda değiliz. Ve biz emeğin, dayanışmanın çok çok önemsendiği bir dönemde diyoruz ki, emek ve dayanışma günü olarak 1 mayısı ilan ettik. Bunu bizden önceki hiçbir hükümet yapmadı. Ama bunu yapmak da bize nasip oldu, bunu ilan etmek bize nasip oldu.

Fakat burada bir şeyi daha söylemem lazım. O da şu:

Değerli arkadaşlar, ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar. Biz sevginin, barışın, kardeşliğin egemen olduğu bir ülkenin tesisi için çalışıyoruz. Bunun için her ilde biliyorsunuz, valilik mülki idare toplantı ve gösterilerin yapılacağı meydanları, yürüyüşlerin yapılacağı caddeleri, bunları hazırlar ve onlar bunun müsaadesini verir. Ve bizler de, sivil toplum örgütleri de hep buna uyarız.

Örneğin İstanbul'la ilgili de şu anda, biz siyasi parti olarak kurulduğumuzdan bu yana bütün mitinglerimizi hep Kazlıçeşme'de yaptık AK Parti olarak. Ankara'da Tandoğan'da yaptık, Sıhhiye'de yaptık. 'Hayır bize illa Kızılay'ı vereceksiniz' demedik. Böyle bir dayatmanın içinde olmadık. İstanbul'da da 'İlla bize Taksim'i vereceksiniz, illa bize Sultanahmet'i vereceksiniz' demedik. Böyle bir dayatmanın içinde olmadık. Çünkü oraların bu tür toplantı alanı olmaktan çıkarılmasının da sebepleri var.

Sultanahmet de eskiden miting alanıydı, Beyazıt meydanı miting alanıydı, Taksim aynı şekilde öyleydi. Ama daha sonra buralar miting alanı olmaktan çıkarıldı. Sebepleri var, gerekçeleri var bundan dolayı. Ama şimdi de İstanbul'da örneğin Kazlıçeşme var, Çağlayan var, Kadıköy var, Kartal var. Buralar ilan edilmiş. Gelin buralarda yapın bunu. Hayır biz bunu Taksim'de yapacağız.

Değerli arkadaşlar, bu şık bir yaklaşım değil. Sizin bu noktada kutlamanıza, eğlenmenize her şeyinize biz varız, ama buyurun ilan edilen alanlar var, gelin bu alanda bunu yapın. Ama illa 'Biz bunu Taksim'de yapacağız' diye dayattığınız zaman, işte buna, şüphesiz ki mülki idare, 'İstediğimiz yerde yaparız' anlayışına olumlu bakmaz. Niye bakmaz? Çünkü bu bugün böyle başladığı zaman, yarın bunun arkası farklı bir şekilde gelir.

Eğer dürüst davranıyorsak, samimi davranıyorsak, eğer bu ülkede hukukun üstünlüğü varsa, bu ülkede yasalarla her şey belirlenmişse herkesin de buna uyması gerekir. Ben iktidar partisi olarak buna uyuyorsam; ana muhalefet partisi, muhalefet partileri buna uyuyorsa, o zaman sivil toplum örgütü olarak siz de buna uyacaksınız, uymak durumundasınız. Yoksa 'İstediğimiz yerde istediğimizi yaparız, kapanın elinde kalır' mantığıyla giderse bu, ülkedeki keşmekeşliklerin ardı arkası kesilmez.

Ve bu konuda bakan arkadaşlarım sendikalarla görüşmeler yaptılar, kendilerine olumlu yaklaşımda bulundular. Olumlu yaklaşımda bulunmalarına rağmen hala bu şekilde direnirlerse, bu hoş olmaz. Biz de hoş olmayan bir zemin istemiyoruz. Her şeyin gayet güzel, anlayışla, karşılıklı anlayışla olmasını istiyoruz.

1 Mayıs kutlamasına veyahut da Emek ve Dayanışma Günü'nün kutlanmasına karşı olan bir hükümet yok. Ama sadece her zaman için belirlenen yerlerde bunun yapılmasına yönelik sizden yasaların koyduğu, mevzuatın koyduğu uygulama var, bunu istiyoruz o kadar. Ve bunu istemek de millet adına bizim en doğal, en tabii hakkımızdır, bunu söylüyorum.

1 Mayıs'lar artık gerilim ve çatışma günü olmaktan çıksın; marjinal grupların şiddet gösterisi ve provokasyonlarına fırsat vermeyelim istiyoruz.

Barış içinde, el ele omuz omuza birlik beraberlik içinde bu günü kutlayalım istiyoruz.

Bu konuda herkesi, özellikle sendika yöneticilerimizi sorumluluk almaya, kanunlara uymaya çağırıyorum.

Bu bir inat meselesi olmamalıdır.

Maksat kutlama ise buna en uygun yerler bellidir.

Sevincimize, coşkumuza lütfen gölge düşürtmeyelim.

Bakanlar Kurulu kararımız, yeni bir sayfa açma vesilesi olsun diyor ve 1 Mayıs'ı bunun için Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan etti. Ve bunu tekrar burada ifade ediyorum".
=================================
Belki gencler bilmez bu ulkede "ayaklar bas olmus baslar ayak" ifadesi Diyarbakir'i ziyaret sirasinda sehrin "kurt esraifinin" da pasalar ile ayni salonda saygin muamelesi gormesine icerleyen bir pasa arafindan soylenmis. Yani gene "ayak takimindan", karnini kasiyandan, bidon kafalidan nefret eden seckinlikleri kendilerinden menkullerimizin kafasinsdan cikmis bir ifadedir. "fasa foso vatandaslar" ifadesi ise Milli Damat Metin Toker'e aittir.

Yazan: Yorumcu Tarih: April 23, 2008 8:10 PM

Dunyanin en liberal, en demokrat, en aydin, en entelektuel, en musluman insani Hazreti Bekir,

Haklisin, ozur dilerim. Memleketi mankenlerin zulmunden kurtarmak varken, ben de basbakanin dediklerine, yaptiklarina takiyorum kafayi.

Sanki basbakanin manken kadar hukmu var memlekette. Mazlum adam. Kapatma davasina maruz kalmis, baska AKP de yok, hic elestirilir mi, elestiren elbette darbeci, fasist, ergenekoncu. Hem yuzde kirkyedisi de var, yuzde kirkyedi sahibi basbakan hakkinda ileri geri konusulur mu, azinliksan haddini bilecen, azmaya gerek yok, oyle degil mi sevgili Bekir?

Ben gercek tehditleri goremiyorum iste. Manken zihniyetinin basbakan zihniyetinden daha tehlikeli oldugunu goremiyorum memleket icin. Ne yapayim, sigim biraz iste.

Siz oylemisiniz ya? Okuyucusunu, sitesine katkida bulunani "laikci", bilmemne diye kategorize etmekten hicap etmeyen, sitesine yazilanlarin arasindan cimbizla cektiklerine saman adam misali kendince giydiren, soyleyenlerin arasindan da sadece disine gore olanlara bulasan "aydin"larimizin derinliginden ben de biraz nasiplensem fena mi olur?

Yazan: Balbazar Tarih: April 24, 2008 5:00 PM

"Şu mangalda pişen nedir" diyorum...lütfen mangala var gücünüzle üfürüp poflayıp ortalığı gri partiküllere boğmadan...yani sayfa dolusu meclis tutuanağı getirmeden bir cevap;

"Ayak başı yönetirse kıyamet kopar" dediği yerdeki "ayak" olarak benzetilenler kimlerdir.

Tek kelimeye bile razıyım.

Yazan: hubbez Tarih: April 25, 2008 1:28 PM

A benim kuyutmaz laikcim Hubbez!

Okudugu basit bit metni anlama ozurlu olana ogretmen naapsin? Universite sinavna girdinmi bilmiyorum ama okur yazarligi olan herkes yukariya koydugum konusma metnini okur ve "ayak" ve "bas" derken sahislar veya guruplar degil toplumda kanunlarla cizilmis duzen ile kontrolsuz hareket, anarsi kaosun kastedildigini anlar. Demokratik ifade hurriyeti kanuni sinirlar icinde kullanilir diyor mealen desem de anlamazsin , bir de demokrasi, insan haklari, ifade hurriyeti gibi kavramlari anlatmam gerekecek sana simdi. .

Hem sana ne ifade hurriyetinden darbeci evladim benim? Birak ta onunla demokratlar ilgilensin.

Bak ne demis Orhan Pamuk sizler icin:

""Ulusalcılar, devleti düşünen tipten değil. Çoğu zaman eğitimsiz, kızgın ve okuma-yazma bilmeyenleri yoldan çıkaran siyasî bir hareket. Bu insanlar, devlete değil kendi partilerine hizmet ediyor." (O. Pamuk)

"burdayim" diye her biriniz el kaldirmak zorunda degilisiniz. Mezaliminize girdiler laikci fasist utadlariniz. Orhan Pamuk'u Mustafa Akyol'u dogrulamak icin her firsati kullanmak yerin susma hakkinizi kullansaniz boyle madara olmazsiniz.

Yazan: Yorumcu Tarih: April 27, 2008 10:15 AM

Zapsulaşmayınız.

Bu başbakanın ilk gafı değil. Karşımızda o zaman bulgur yiyin, makarna yiyin diyen biri var.

Yazan: hubbez Tarih: April 27, 2008 3:34 PM

Bak Bekir, Ahmet Altan ne demis: http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=340

Vay "laikci" Ahmet Altan vay, o da anlayamamis demek ki sevgili basbakanimizin ne demek istedigini. Ya da "azgin azlinligin" bir parcasi oldugu icin, her firsati degerlendirip mutedeyyin basbakanimiza gol atmak istiyor, zaten ne kadar "AK Parti dusmani" oldugunu Ergenekon ve kapatma davasi konularinda da gostermisti.

Fanatizm boyle birsey iste, "benden" olani belirler, sonra onun her turlu rezilligini savunmaya calisir, karsisindakini kategorize ederek, suclayarak, asagilayarak, neyi denk getirebilirse. Ama birkez olsun "bu benden olan da yanlis yapiyor olabilir" diye dusunmez, dusunemez.

Yazan: Balbazar Tarih: May 1, 2008 4:06 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)