« ‘Dünya İşleri’ ve Laiklik Klişeleri | Ana Sayfa | Jakobenizm’i ‘Jurnallemek’ »

April 30, 2008

İnsan Onurunu Kimler Çiğner?

[30 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç’ın, kurumunun 46. yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşma, ayakta alkışlanmaya değer bir metindi. En vurucu noktası da kanımca şu cümleydi: “İnsan onuruna saygı, insanın ne olacağına ve nasıl olacağına kendisinin karar vermesini gerektirir."

Bu, yani “bireyin kendi kaderini tayin hakkı”, özgürlüğün temelidir. Bütün dikta rejimlerinin ortak özelliği de bu hakkı yok etmektir.

Örneğin komünist rejimler bireylerin mallarına ve mülklerine el koyar, onları istemedikleri işlere koşar, dahası fikir ve inançlarından dolayı cezalandırır. Dinci diktatörlükler ise, kendi din anlayışlarını bireylere zorla dayatır. Mesela Suudi Arabistan’da namaz vakti geldiğinde insanları zorla camiye gönderen “din polisleri” vardır. Yani Suudi vatandaşlarının “ibadet etmeme özgürlüğü” yoktur, aynen “başını bağlamama” özgürlüğünden mahrum bırakılan İran kadınları gibi.

Bu dinci diktatörlükler “dine hizmet ettikleri” iddiasındadır. Oysa uyguladıkları baskı, dinin ve özellikle de İslam’ın özünde var olan “gönüllülük” ilkesini ayaklar altına almaktadır. Camiye gidip namaz kılmanız, ancak bunu gönüllü olarak yapıyorsanız bir anlam ifade eder. Polis zoruyla elde edilen şey ise dindarlık değil, ikiyüzlülüktür. Ve bu yüzden modern çağda İslam’ın en iyi yaşanacağı siyasi düzen, belirli bir din yorumunu dayatacak bir “İslami rejim” değil, tüm bireylere özgürlük sağlayacak liberal demokrasidir.

Ancak özgürlüğü sadece “dinciler” tehdit etmez. Onların tam aksi yönünde “laikçi” despotlar da vardır. Bunlar, “İslami yaşam tarzı” dayatan dincilerin aksine, “laik yaşam tarzı” dayatır. Örneğin kadınları başlarını örtmeye değil, açmaya zorlarlar.

Türkiye’deki sorun, malum, bu ikincisi. Yani laikçi despotizm. Türk insanının “ne olacağına ve nasıl olacağına kendisinin karar vermesine” engel olanlar, en başta bu zihniyetin temsilcileri. Ancak bu işi usturubuyla yapıyorlar. Kalkıp da açıkça “biz özgürlükleri çiğniyoruz, bireylerin tepesine biniyoruz” demiyorlar. Onun yerine “bireyleri dogmalardan kurtarıyoruz” diyorlar.

Başörtülü kadınlar veya diğer muhafazakarlar için ileri sürülen “onların beyinleri küçük yaşta yıkanıyor, ne yaptıklarını bilmiyorlar” argümanı, bu usturuplu despotizmin bariz bir örneği. Bu argümanı öne süren “çağdaş” kadın ve erkekler de muhtemelen kendi aile ve çevrelerinden edindikleri dünya görüşü ve yaşam biçimini izliyor. Ama nedense onlarınki “beyni yıkanmışlık” olmuyor da, ötekilerinki oluyor.

Bu “bilmişlik”, tüm despotların ortak özelliğidir. Komünist dikta rejimleri, “kapitalizm tarafından aldatılmış bireylerin yeniden bilinçlendirilmesini” hedefler. Dinci dikta rejimleri de, “sapıtmış insanları doğru yola döndürme” iddiasındadır.

Bizim rejimimiz ise tüm vatandaşları “çağdaşlaştırma” iddiasında. Çağdaşlığın ne olduğunu ve oraya nasıl varılacağını da kendisi belirliyor. Bir önceki cumhurbaşkanımız, hepimizin “laik birey” olması gerektiğini buyurmuş, laik bireyi de “inancının dünya yaşamını etkilemesine izin vermeyen birey” diye tarif etmişti. “Size ne kardeşim benim dünya yaşamımdan” deme hakkınız yok. Rejim bekçileri sizin için neyin doğru olduğuna sizin adınıza karar veriyor!

Bunu da “ilerleme” için yaptıklarını söylüyorlar. Oysa bakın, 20. yüzyılın büyük beyinlerinden biri olan Amerikalı iktisat teorisyeni Milton Friedman şöyle diyor:

“İlerlemenin yolunu açacak tek düzen, devletin rolünün, kendi hedefleri doğrultusunda uğraşan bireylere özgürlük sağlamakla sınırlı olduğu bir sistemdir.”

Kısacası iyi devlet, gölge etmeyen devlettir. Hem “insan onuru” hem de “ilerleme” için.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 30, 2008 10:48 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Ancak özgürlüğü sadece “dinciler” tehdit etmez. Onların tam aksi yönünde “laikçi” despotlar da vardır. Bunlar, “İslami yaşam tarzı” dayatan dincilerin aksine, “laik yaşam tarzı” dayatır. Örneğin kadınları başlarını örtmeye değil, açmaya zorlarlar.(Mustafa Akyol)

Yani çarpıtmanın da bu kadarına pes doğrusu Mustafa bey! Laikçi despotlar dediğiniz laik anayasayı korumakla yükümlü kurumlar sokaktaki vatandaşının kimin başını açmaya zorlamış bir tane somut örnek verir misiniz? Kamu kurumlarında hizmet verenlere, eğitim öğretim kurumlarında çalışanlar ve öğrenim görenlere mesai saatlerinde dini semboller taşıyamayacakları yasağının neresi despotluk?

Bu insanların kılık kıyafetine sokakta karışan eden mi var? İşte bu yalanlar ve çarpık zihniyet her zaman dışlanmaya ve bertaraf edilmeye mahkumdur!

Hangi din'den olursa olsun dünyanın bütün dincileri yani din bezirganları özgürlüklüklerin ve insan haklarının baş düşmanıdır. Bunların özgürlükler adı altında dahi olsa laik düzeni sarsacak talepleri dikkate alınmamalı gözlerinin yaşına bakılmamalıdır.

Dincilerin göz yaşlarına aldanıp onlara acırsan sonra acınak hale gelirsin. İran'da da mollalar herkese özgürlük özgürlük herkese demokrasi demokrasi diye diye iktidar'a geldiler sonra geliş o geliş.

Gördünüz mü insanlık onurunu kimler çiğner miş?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: April 30, 2008 1:43 PM

"Ancak özgürlüğü sadece “dinciler” tehdit etmez. Onların tam aksi yönünde “laikçi” despotlar da vardır. Bunlar, “İslami yaşam tarzı” dayatan dincilerin aksine, “laik yaşam tarzı” dayatır. Örneğin kadınları başlarını örtmeye değil, açmaya zorlarlar."

İnsanın zaten doğal hali başının açık olduğu haldir.Nasıl oluyor da başını açmaya zorlamak diye birşey ortaya atılıyor anlamak zor.

Hem onu kabul etsek bile zaten sivil hayatta kişlerin nasıl giyeneceğine devlet karar vermiyor.Ben de okullardaki kıyafetten şikayetçiyim ancak özgürlük gereği serbest giyinmeliyim diyemiyorum.Bir başötüsü yasağından neler çıkartıyorsunuz bu yetenek herkese nasip olmaz,başarılarınızın devamını dilerim sayın Mustafa Akyol.

Yazan: tayfa Tarih: April 30, 2008 2:52 PM

YIL 2006, SİVİL HAYATTA BAŞÖRTÜSÜ YASAKLARI:

Danıştay, Şubat ayında, iki önemli davada peş peşe verdiği kararlarla bir anda yasak gündemini hareketlendirdi. 8 Şubat’ta, “ortaöğretimden ayrılan, mezun olan ve yükseköğretimden ayrılan veya mezun olanlara” Açıköğretim Lisesi’ne geçiş veya kayıt olanağı tanıyan hükmün yürütmesini durdurarak, başörtülü öğrencilerin önüne yeni bir engel koydu. Kararın amacı, başörtülü okuyabilmek için, katsayı sorununu aşmak için ya da Milli Güvenlik Dersleri’nde başlarını açmak istemedikleri için Açıköğretim’e geçiş yapmalarını engellemekti. Ertesi gün, 9 Şubat 2006’da ise Danıştay tarihi bir karara imza atarak, Türkiye’deki yasakçılıkta kara bir sayfa daha açtı.

Danıştay, öğretmen Aytaç Kılınç davasıyla ilgili aldığı kararda, kamusal alanı sokağa taşıdı ve okul dışında da eğitimin “bir biçimde sürdüğünü” savunarak, okulda başı açık görev yapan bir öğretmenin okul dışında başını örtmesini “öğrencileri olumsuz etkileyeceği” gerekçesiyle “sakıncalı” buldu. Öğretmenin okul dışında başını örtmesini laikliğe ve başörtüsü yasağına aykırı bulan Danıştay; kararda, öğretmenin ‘dışarıda da en iyi örnek olması gerektiği’ vurgulayarak, başörtüsünün öğrenciler için “kötü örnek” teşkil edeceğini ifade etti.

Kararın alındığı davanın arka planı, yasağın militarist yapının eğitim alanındaki tahakkümünün başka bir örneğiydi: Gölbaşı Bayrak Garnizonu’ndaki anaokuluna müdür olarak atanan Aytaç Kılınç, kimliğindeki fotoğrafta başörtülü olduğu için görevliler tarafından içeri alınmadı. Okula girmesini engelleyen ise Garnizon Komutanı’ydı. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden “Bir daha oraya gitmeyin, Paşa telefon açıyor, size çok kızdı. Paşa ‘bir daha bu kapıya gelmesin’ diyor,” yanıtı alan Kılınç hakkında ayrıca “Paşa istedi” şeklinde yanıt alan Kılınç hakkında, daha sonra soruşturma açıldı ve neticesinde, “devlet memurunun itibarını sarsacak davranış” gerekçesiyle aylıktan kesme cezası verilerek, yöneticilik görevinden alındı.

Bunun üzerine Kılınç dava açtı ve sonucunda, Ankara 6. idare mahkemesi, “Öğretmenin okula alınmayışının, o anda başı kapalı olması değil, daha önce aldığı kimliğindeki resminde başının kapalı olmasından kaynaklandığını belirterek, yalnızca bu husus esas alınarak davacının müdürlük görevine başlatılmadan öğretmenliğe atanmasında hukuka uyarlık görülmediği” gerekçesiyle dava konusu işlemi iptal etti. Bozma kararının Ankara Valiliği’nce temyiz edilmesi üzerine, dosya Danıştay 2. Dairesi’ne geldi.

Danıştay 2. Dairesi, idare mahkemesinin kararını bozdu. Bozma gerekçesinde ise yerleşmiş yargısal içtihatlara, “hiç bir düşünce ve görüşün, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâplarıyla medeniyetçiliği karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesi gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı” yargısına, “çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan düzenin, laiklik ilkesinin göz ardı edildiği bir ortam olmasının mümkün olmayacağına” atıflar yapıldı. Kararda, “eğitimin, yalnız bilimsel sistemler doğrultusunda yapılması, dogmalardan ve bilime ters düşen etkilerden uzak tutulmasıyla sağlanacağı” vurgulanarak, 2006 yılı içinde İslam’ı dogma olarak nitelendirme eğilimine de katkı yapıldı.

Kararda ayrıca “Eğitim öğretim kurumunda öğrenim görenlerin yaşlarının küçüklüğü itibariyle mantıksal değerlendirme ve çıkarım yapma çağından uzak oldukları” söylendi. Devamında, “en iyi örnek konumunda olması” gereken bir öğretmenin “okula geliş ve gidişleri sırasında da olsa söz konusu yasal düzenlemelerde belirtilen temel ilkelere aykırı davrandığı sabit olduğundan” denilerek, Aytaç Kılınç’ın, Bayrak Anaokulu müdürlüğü görevinden alınarak Mamak Kıbrıs Köyü İlköğretim Okulu’na çocuk gelişimi öğretmeni olarak atamasına ilişkin işlemde hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığını hükmü verildi.

Danıştay kararının anlamı, “sokakta başörtüsü” takan bir öğretmenin “kötü örnek” teşkil edeceği ve okulda başını açsa da “iyi bir öğretmen” olamayacağıydı. Karar, açıkça yasağı sokağa taşıma hamlesiydi ki, bu hukuk kurallarının sistem tarafından hangi amaca hizmet ettirilmek istendiğinin de somut bir göstergesiydi. Karar, kamuoyunu uzun süre meşgul etti. Yasak karşıtı platformlar ve dernekler, düzenledikleri eylemlerde “Yasak sokakta, despotizm zirvede” mesajını verirken, yargı makamlarının hukuksuzluğunu meydanlarda protesto ettiler. Karar, jurnalcilik misyonu üstlenen kartel medyanın bazı köşe yazarlarınca dahi temkinle karşılandı. Yazılarında, böylesine ağır bir kararın halkta kitlesel ve ciddi bir tepki doğurabileceği endişesi ağır basıyordu. Fakat korktukları başlarına gelmedi ve maalesef, başörtüsü yasağı tarihçesi göz önünde tutulduğunda, gerekçeleri ve hükmü hayli ağır bu yasakçı karar, hak ettiği ölçüde sert tepkiyle karşılamadı. Karar, Danıştay’ın 2006 yılı içindeki hukuksuzluğunun tek olmasa da en önemli örneğiydi. Sonraki dönemde, birçok yasakçı harekette, bu karara atıfta bulunuldu ve yasağın yasallaşmasında, Danıştay’ın kararı önemli bir dayanak noktası haline getirildi.

* * *

24 Şubat 2006’da Danıştay, ‘eşi başörtülü’ diye bir öğretmenin yurtdışına atamasını yapmayan Milli Eğitim Bakanlığı’nı haklı bularak, yasakçı tavrını sürdürdü. Danıştay 2. Dairesi, yurtdışındaki okullarda görevlendirilmek üzere açılan sınavda Türkiye ikincisi olan Abdullah Yılmaz’ın atamasını, MİT tarafından hakkında tutulan fişleme raporuna dayanarak yapmayan Bakanlık Değerlendirme Komisyonu’na destek verdi. MİT raporunda Yılmaz’ın eşi hakkında “Yılmaz’ın aynı okulda görevli öğretmen eşi Ayşe Yılmaz’ın okula perukla gelip gittiği ve günlük hayatında tesettüre uygun bir şekilde giyindiği” ifadesine yer veriliyordu. Danıştay’ın verdiği karar atamalardaki “başörtülü eş” kriterini yasallaştırırken, yasak söz konusu olduğunda kişiler hakkında usulsüzce yapılan fişlemelerin delil kabul edildiğini göstermesi açısından da ayrıca önem taşıyordu.
www.basortusu.azbuz.comDAN ALINMIŞTIR.

Yazan: Anonymous Tarih: April 30, 2008 6:19 PM

Tayfa bey,

Insanin dogal hali ciplak oldugu halidir. Neden ciplak gezmeyelim o zaman? Normlar sizin set ettiginiz yerde mi durmali yani?

Yazan: Levent Cetin Tarih: April 30, 2008 6:45 PM

Eris, Yunan mitolojisinde karışıklık çıkarmak ve anlaşmazlık yaratmakla sorumlu tanrıçadır.

Eris, günümüzde laikliğin deforme edilmiş halidir ve gerçekte adı laikçiliktir. Dokunulamaz, üzerine söz söylenemez ve sorgulanamaz. Sorgulanırsa bunun adı laikliği yıkmak olarak lanse edilir. Devlet; laik, demokratik ve soysal bir hukuk devletidir ama sadece laik(çi)liğin yıkılması tehlikesi öne çıkartılır. (Aslında bu ülkeye laiklik hiç gelmedi ki, gelmiş olsaydı bu durumda olmazdık sanırım) Hatta yetmez, laikçilik üzerinden insanları baskı altına almak normal olarak sunulur ve normal olmadığını söylemek dahi sizin belirli tanımlarla sınıflandırılmanıza neden olabilir.

Eris’in çocukları, ıstırab, keder, açlık ve unutmak’tır. Yaşananlardan ıstırab duyarsınız, kederlenirsiniz, ekonominiz bozulur ve açlığa doğru sürüklenirsiniz, ancak size düşen tüm bunları unutmaktır. Unutmazsanız bu ülkede yaşamanız çok zor olur, hatta unutmaktansa kimileri ilgilenmemeyi/hatırlamamayı tercih eder ki rahatı bozulmasın. Ve unutun ki yapılanları hatırlamayın ve ne zaman sokağa karışıldı ki diye de sorun!

Laikçilik bizi mutlu eder, dertlerimizi unutturur, karnımızı doyurur ve bizi yaşam standardı yüksek ülkeler düzeyine çıkartır ve hafızamızı hep terütaze tutar, bu yüzden çok önemlidir(!) değil mi? Tam tersi mi oluyor dediniz. Haklısınız.

Her kavramın içinin boşaltıldığı günümüz Türkiye’sinde, laiklik laikçilik olarak adlandırılıyor ve bunun kabul görmesi için insanlar zorlanıyorsa, demokratikleşmeyle artacak olan ekonomik düzeyiniz alaşağı ediliyorsa, ülkeniz bir Suudi Arabistan, bir İran, bir Malezya olmakla durduruluyor (ve bu noktada Pinochet Şili’sine yaklaşıyorsa)ve kendisi olamıyorsa, evrensel kültürden ve açılımdan uzaklaştırılıyorsa, yapılan haksızlıklar bir türlü haksızlık olarak değerlendirilmiyor ve bir şeylerin korunması adına vesayet sisteminin dayatılmasının meşruluğu bilinçaltınıza kazınmaya çalışılıyorsa… derdinizi kime anlatabilirsiniz?!

Eris günden güne ülkemizi sarmalarken, aynı anda da kardeşi Ares yüzünü göstermeden bir savaşın içinde bizi günden güne geri götürüyor ve ülke olarak çok şey kaybediyoruz.

Bir kazanan olacaksa bu süreçte, kaybedilen şeylerin varlığı da işte o gün ortaya çıkacak, kazanan kim olursa olsun. Az ileri mi gittik, az ekonomimiz mi düzeldi, az felaha mı erdik, aman devam etmeyelim.

“İnsan onuruna saygı, insanın ne olacağına ve nasıl olacağına kendisinin karar vermesini gerektirir."

Sayın Tayfa,
Evet, önce insana saygı duymayı öğrenmeyi öğrenelim ki, karşımızdakine neyi nasıl giyeceğini şart koşmayalım, hele ki insanın doğal hali başının açık halidir gibi saçma bir cümleyi de kendi görüşümüze dayanak noktası yapmayalım, insanın doğal hali, sadece başının açık olduğu hali değildir çünkü, başka yerlerinin açık olduğu hal de insanın doğal halidir. Bu mantıkla giyinmeye de gerek olmaz çünkü. Ve arkasından gelen cümle. Serbest giyinmemekten şikayetçiymiş ama özgürlük gereği serbest giyinmeliyim diyemiyormuş, diyemediğiniz bir şeyden şikayet etmeye hakkınız var mı? Diyemediğini, diyemediğini söyleyerek demek de ayrı bir sorun zaten.

Hele ki Hülagü TTT’nin dedikleri daha vahim. Çok çabuk unutmuş olmalı sokağa getirilen ve getirilmek istenen yasakları.
“Laikçi despotlar dediğiniz laik anayasayı korumakla yükümlü kurumlar sokaktaki vatandaşının kimin başını açmaya zorlamış bir tane somut örnek verir misiniz? Kamu kurumlarında hizmet verenlere, eğitim öğretim kurumlarında çalışanlar ve öğrenim görenlere mesai saatlerinde dini semboller taşıyamayacakları yasağının neresi despotluk?” despotluğu o kadar normalleştirmiş ki Sayın Hülagü, normal olmayanı normal gördüğü için normal olmayanın dile getirildiği bir yazıyı da -normal olarak- normal olmayan bir yazı zannediyor.  Çok şirin! Laikçiliği korumak, laiklik; despotluğun adı korumak, kamu kurumlarına alınmayan insanlarla dolu ülkemizde somut örnek istemek de cahilliğin parodisi olmalı. Ne çabuk unutuldu üniversitelerin mezuniyetine alınmayan başörtülü anneler, laik devleti mi yıkıyorlardı, başörtülü olduğu için sokakta da başını açması gerektiği kararı veren mahkemeler, başörtüsüyle sokakta neyi tehdit ediyorlardı, başı açık çalışıp da başı kapalı fotoğrafı olanlar, fotoğraf hangi laikliği yıkabilir…
Lütfen ama, yazıyorsanız azıcık araştırın. Bir tık’la her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz. Azıcık zahmet.

“Bu insanların kılık kıyafetine sokakta karışan eden mi var? İşte bu yalanlar ve çarpık zihniyet her zaman dışlanmaya ve bertaraf edilmeye mahkumdur!”

Haklısınız, kılık kıyafete sokakta karışan var ve sizin bu yalan ve çarpık zihniyetiniz her zaman dışlanmaya ve bertaraf edilmeye mahkumdur. Ama biliyorum ki siz bunu da es geçecek, sazınızla başka yerden başka bir nağmeyle karşımıza çıkacak ve asla sorgulamayacaksınız!

Yazan: suzannur Tarih: April 30, 2008 11:03 PM


Başörtüsü bifiil ataerkilliğe hizmet eden bir unsurken nasıl oluyor da dinin özgürlük yanı olarak alınıyor anlayamıyorum.

Dahası dinin bizzatihi kendisi özgürlükle çelişir.

Başında hibru takkesi olanlara da izin verecekler mi...

...ya da papaz külahı.

Bırakın bu işleri.

Bu resmen hanedan usulü kalemşörlük...

...çok kötü çok.

Yazan: hubbez Tarih: May 1, 2008 2:12 AM

1258 yılının bozguncularının 21. yy'daki yansıması olup halen ismiyle müsemma bir nitelik taşıyan şahsın yazdığı komedilerin kanaatimce burda yayımlanması sadece ve sadece bu sitenin entelektüel seviyesinin düşmesine vesile oluyor. Mustafa BEy'in yazdıklarını kavrama, algılama ve anlama zorluğu çeken kesimlerin burda slogan atıp, içi boş yorumlar göndermesi kadar itici gelen başka bir şey daha yok. Madem slogan atılacak bırakınız kendi çalıp kendi oynadıkları,biz kaç kişiyiz dedikleri, Agust Comte amcadan daha ilerisine ulaşmayan bu adamları...Giyiniz çizmeleri ve gidiniz Paris'e, Londra'ya, Berlin'e..Tabi bu çağdışı kafa yapısı ve zihniyetinizle orda bar, pavyon ve sair esfele safilinin takıldığı mekanlardan başka yerler alacaksa.Hoş ABD'ye gidip de Carnege, CFR, CSIS veya farklı bir enstitüti, think tank (her ne kadar şer odaklı merkez olsalar da) kuruluşunda bu tür hikayeleri, Kemalizmi, Laikliği anlatacak veya dinletecek değilsiniz ya!Olsa bu seviye zaten bu hemen kendisini yorumlarda dahi ortaya çıkartabilirdi. Nerdeeee...Yazık bu insanlara...Acıyorum. 1187-1258-1492-1923 tarihleri acaba bu kesimlerin kafasında ne anlam ifade ediyor! Herhalde meşhur bir şarap markası,ya da Laikçilik bayramlarından bir tanesi öyle değil mi???

Yazan: media warning Tarih: May 1, 2008 1:29 PM

abi sen harikasın
ya bu kadar donanım şaşilcak şry sizi tebrik ediyorum

Yazan: fatma Tarih: May 1, 2008 10:36 PM

sayın akyol abicim size acayip katılıyorum laikçi despot insanlar özgürlük deyip bu hakkı az bir zümreye tanıyorlar belirli ölçülmüş mk lerde özgürlük yok eşitlik var mış saçmalık onlar görmüyorlar güneş batınca yok diyorlar oysa güneş sıcaklığıyla içimizde bence böyle saygım ve sevgimle

Yazan: freedom Tarih: May 2, 2008 4:50 PM

Mustafa Bey in yazdıklarnı, bir çarpıklık olarak nitelemek hakikaten gerçeği görmemektir.İnsan onurunu,özgürlüğünü hiçe sayan düşünceler totoliter,despot yapıların bir geleneğidir,vazgeçilmez dir ögesidir.Ülkemiz ne kadar sosyal,laik,demokrat bir ülke gibi görünse de resmi ideolijinin hakim olduğu bir devlet sistemi hiçbir zaman özgür ve demokrat, ve hatta sosyal bir devlet değildir,olamaz.Laiklikse tamamen anlamını yitirmiş, bir devlet düzeni olmaktan çok,bireylere yüklenmiş bir olgu haline getirilmiştir bizde.Mustafa Bey gayet güzel açıklamış durumu.Bireyler özgür olduğu sürece,yapacakları işlerde veya eylemler hem kendilerine hem de topluma faydalı olurlar.Devlet müdahalesiyle kısıtlanmış özgürlükler insanı,bir fanus içine kapatmaktan başka birşey değildir."Şayet, yalnız bir teki müstesna bütün insanlar aynı düşüncede olsa, ve bu insanların elinde kuvvet olsa, bu tek kişiyi susturmaya hakkı yoksa, diğerinin de bunları susturmaya hakkı yoktur."(John Stuart Mill)Özgürlük adına atıp tutan arkadaşlar$a, J.Stuart Mill'in "Özgürlük Üstüne" adlı abidevi eserini tavsiye ederim.

Yazan: fani Tarih: May 2, 2008 9:09 PM


Tam manası ile özgürlükten, liberal demokrasiden mi bahsetmek istiyoruz...

Koyun okullara "tüm dinler hakkında bilgi" eğitimini...diyanet TC de bulunan tüm din ve mezheplere hizmet götürsün...

...bunları yapacaklar mı?

Fertler tüm bu hizmetlerden ve eğitim sisteminden aldıklarının ışığında dinlerinin seçimi yapsınlar.

Bu sistemi kurabiliyor musunuz?

Bir fert küçük yaştan belirli bir inanaca yönlendirilmekle bu konuda seçim yapma şansı...dolayısı ile özgürlüğü kısıtlanmıyor mu?

Bunu göre göre sonrasında nasıl bir liberal demokrasiden bahsedebilirsiniz?

Kızlarımızdan biri evlenip dinini değiştirdi diye gazeteler günlerce manşet edip hedef gösterir gibi linç delisi olmadılar mı?

Dini inanç mekanizmasının siyasi bir erk için kullanılması adına yapılan her türlü girişime karşı duruş sergileyenlere "laikçi" diye bir isim taktınız...ondan sonra da kendi kafanıza göre bunun altına eylemler yazıyorsunuz.

Neymiş efendim...laikçiler baş açık olsun istiyorlarmış.

"Benim başım açık ise başı kapalı olanların da başının açık olmasını istiyorum" gibi bir saçmalık olamaz...

...eğer bu önerme doğru ise, ki yukarıda bunu demeye getiriyorsunuz...

...o zaman "her başı kapalı da diğerlerinin de başını kapatmak ister"

...önermesini anlamlı kılmış olursunuz.

Ama buna yanaşan yok.

Tebliğ edilirse de haneye cennete gitme adına iki puan yazma olayı var.

Kamusal alan demek herkesin hiç bir kaygı duymaksızın aynı hissettiği ortamdır.

Kamusal alana takkeli, türbanlıyı, musevi takkeliyi, papaz külahlıyı soktunuz...

...bunlar daha baştan birbirlerine ön yargılı yanaşacaktır.

Türbanlı savcının karşısına musevi zanlıyı mı çıkaracaksınız.

Baş edemezsiniz...

İnanılmaz suçlamalar, yakıştırmalar, önyargılar oluşacaktır.

Şimdi ben bunları yazıyorum diye başörtüsü takanı dışlıyor mu oluyorum...

...öyle görünüyor değil mi?

Daha önce de yazdım;

Ben işveren olarak türbanlı birini işe almam...onunla iş de yapmam.

Çünkü bir anda bu kişinin adına konuşan bir adam kaşıma dikilebilir...

...başörtüsünün kayıtsız şartsız ve her daim bireysel dini inanç gereği yapılan bir amel olduğuna dair bir kanaat bende yoktur...

Elbette bireysel tercihi olanlar da var...

...ancak "erkek egemenlik" unsuru bir yaptırım olduğunu da reddedemezsiniz.

Erkek egemen toplum ritüeli olarak başı kapatılan bir kişinin benim karşımda salt bireysel özgürlüğü ile duruş sergilemesi muallak bir konudur.

Tüm bu detayları ok sayarsanız ve olayı salt bireysel özgürlük ve liberal demokrasi kavramları çerçevesinde ele almaya kalkarsanız şu yukrıda yazılanlardan daha geniş spektrumlu bir yaklaşım gösterebilmelisiniz ki, Akyol'un yazısında bu geniş bakış açısı yoktur.

Uygulamalar hiçte buraya yazıldıgı gibi degildir.

Londra da Paris te gördüğünüz ve " neden bizde de olmasın" dediğiniz uygulamalar ve yaşam biçimi altın tepsi ile sunulmuş, kanun değiştirmekle oluşmuş uygulamalar değillerdir.

Önce birey, fert bilincini oluşturmalısınız.

Aile içi feodalizmini, aterkilliğin belini kırmalısınız.

Geçenlerde haberlerde yer alan, 19 yaşındaki kızını öldüren adam için ağır tahrik indirimi uygulamasının nedenine bakınız...kız sevdiği adam ile cinsel ilişki yaşamışmış.

19 yaşında...reşit ve yetişkin biri üzerinde baba tahakkümü kurmanın önünü açan bu uygulamanın olduğu bir yerde kadının feodalizmin ve ataerkilliğin pençesinden kurtulmasını sağlamak adına ne yapıyorsunuz ki aynı kadının kendi öz iradesi ve özgürlüğü ile kapanması önermesini yapmaktasınız.

Sokaktaki yaşanmışlıklar şuraya yazdıgınız bir kaç kavram cambazlıkları ile oldugundan farklı olamıyor.

Bunları dile getirene layikçi despot demekle hiç bir yere gelemezsiniz.

Burada yapılan rejim bekçiliği de değil...

...dinin beslediği, dogmanın yarattığı geleneksel törelerimiz, ananelerimiz, değerlerimiz gibi kavramlar altında bulunan, yasakçılık, engellemecilik, feodalite, namus bekçiliği, aile içi tahakküm ve benzeri her türlü despotizmi görmezden gelerek...

...bu ortamlardan çıkma fertlerden, bu despotizm ile yetiştirilenlerden liberal demokrat fertler beklemek...

...ve bu fertlerin özgür iradeleri ile kendi hayatlarına kendilerinin sahip çıkabileceğini ummak azıcık abesle iştigal olmakta.

Önce "liberal demaokrat" yaratmalısınız...

...arkasından da liberal demokrasi beklemelisiniz.

Liberal demokrasinin ne oplduğundan dahi haberi olmayan, feodalizmin, ataerkilliğin kucağına fertlere alın size liberal demokrasi deyin demesine de...

..ki diyorsunuz da...

Demenizle kalıyorsunuz.

Yazan: hubbez Tarih: May 3, 2008 5:13 PM

İnsanların kamu görevlerini türbanla ya da başka dini/siyasi simgelerle yerine getirilmesine izin verilmesi talebi bu toplumun temeline dinamit koymak olur.

Beyni fındıktan büyük olan herkes bunu anlayacak izana sahiptir. Aksini iddia edenlerin; "Benden sonrası tufan" anlayışında ya da daha vahimi "Ben, benim istediğim kıyafetleri kabul ettireyim de diğer istek sahiplerini -yahudiler, hristiyanlar v.s.- nasıl olsa engellerim" diye düşündüğüne inanıyorum.

Nitekim hep böyle olmamış mıdır?

Bu ülkede din özgürlüğü denen kavramın ifade ettiği şey "sünni özgürlüğü" değil midir?

Zaten onların dışında hiçbir grup bu tür bir özgürlük istememektedir çünkü onlar da bilmektedir ki bu sadece sünnilere tanınan bir özgürlük olacaktır.

Santorini cinayetini "Misyonerlik bir gencin daha hayatının kaymasına sebep oldu" başlığıyla verip, katledilene değil katile acıyanlardan nasıl bir özgürlük anlayışı beklenebilir ki?

Bu talebi dile getirenlerin, halkın acıma ve dayanışma duygularını istismar edip dilencilik yapanlardan farkı yoktur. Bunlar dindarların din inancını, diğer kesimlerin ise özgürlük anlayışını istismar etmektedir.

Mustafa Beyden de diğerlerinden de hiçbir konuda en ufak bir özeleştiri ya da diğer kesimlerin özgürlüklerine ilişkin bir açıklama ya da yorum gelmediğini dikkatinize sunarım.

Siz türban özgürlüğü isteyenler, örneğin; neden misyonerliğe karşısınız? Yoksa Dinini yayma özgürlüğü başına bez takmaktan daha mı az değerlidir? Sizin değer verdiğiniz tek şey kendi özgürlüğünüzdür. Misyonerliğe nasıl özgürlük tanıyabilirsiniz ki, size göre insanların cehennemde yanmasına sebep olacak olan inançlara ya da inançsızlığa özgürlük vermeniz kendinizle çelişmeniz olacaktır.

Aranızda olaya sadece bireysel özgürlük temelinden yaklaşanlar da olabilir ama siz de kusura bakmayın artık. Tehlike bu kadar büyükken sizin iyi niyetinizin arkasına sığınanların bizi Suudi Arabistan'a ya da İran'a dönüştürmesine izin vermemek adına sizin özgürlüğünüz de kısıtlanmaya mecburdur.

Yok efendim biz İrana ya da diğer dinci totaliterlere dönüşmeyiz diyenlere inanmıyorum. İranda ya da diğerlerinde sanki ilk günden mi devrim polisleri ya da din polisleri ortaya çıktı?

Onların özgürlük isteği köprüyü geçene kadar...

Köprüyü bir geçerlerse Tanrı hepimizi onlardan korusun...

Yazan: UMUT Tarih: May 3, 2008 9:01 PM

Sayın Hubbez,
Tam manası ile özgürlükten, liberal demokrasiden mi bahsetmek istiyoruz...
“Koyun okullara "tüm dinler hakkında bilgi" eğitimini...diyanet TC de bulunan tüm din ve mezheplere hizmet götürsün...
...bunları yapacaklar mı?”
Daha fazlasını yapmak zorundalar, din dersini veren bir devlet değil, din ihtiyaçlarını karşılamak insanların eğitimini alabildiği yerlere yasak getirmeyen bir devlet gerekiyor, o zaman devletin verdiği din dersine de gerek kalmaz.

“Bir fert küçük yaştan belirli bir inanca yönlendirilmekle bu konuda seçim yapma şansı...dolayısı ile özgürlüğü kısıtlanmıyor mu?”
Evrensel hak ve özgürlükler ferdin eğitimini ailesinin sorumluluğuna verir, bir inançsız çocuğuna ateizmi, bir Hristiyan kendi dinini, bir Müslüman da kendi dinini öğretir. Bu, seçim yapma şansını elinden almaz, ailesi dindar olan her çocuk dindar olmaz, tam tersi de olabilir, sorun çocuğun eğitimi vermek değil, eğitimin nasıl verildiğidir, dayatma olduğunda özgürlük kısıtlanır, öğretme boyutunda değil. Devlet de bu noktada ya eşit durmalıdır ya da aradan çekilmeli ve bu işi bu işle uğraşan mekanizmalara bırakmalıdır.

“Kızlarımızdan biri evlenip dinini değiştirdi diye gazeteler günlerce manşet edip hedef gösterir gibi linç delisi olmadılar mı?” Boyalı basının allayıp pullayarak karaladığı yazılardan bahsediyor olmalısınız, hele telovelelerde boy boy çıkan haberler daha da beterdi. Kişinin kendisini ilgilendiren din seçimi nedense bu ülkenin dinle ilgisi olmayan gazete ve televizyonlarında boy boy yayımlandı, acaba niye? Çok liberal-demokrat oldukları için mi?

“Neymiş efendim...laikçiler baş açık olsun istiyorlarmış.
"Benim başım açık ise başı kapalı olanların da başının açık olmasını istiyorum" gibi bir saçmalık olamaz...
...eğer bu önerme doğru ise, ki yukarıda bunu demeye getiriyorsunuz...
...o zaman "her başı kapalı da diğerlerinin de başını kapatmak ister"
...önermesini anlamlı kılmış olursunuz.”
Yukarıda yazan sokakta başörtüsü yasakları yazıyı okumadınız sanırım, ya da diğer yazıları. Üniversitedeki mezuniyet törenine alınmayan anneyi hatırlıyor musunuz, hele ki sıkmabaş diye etiketlenen biri bile değildi, başörtüsünü çenesinin altından klasik bağlamıştı. Sizce laikçiler baş açık istiyorlarmış, lafı uydurma mı? Niye bu anne içeri alınmadı, kimden neyi koruyordu üniversite yönetimi? Bu arada bu cümle önerme değil, tespit. Yani yapılan olaylardan çıkarılan sonuç. Siz, hangi anlamda önerme olarak algıladınız, anlayamadım. İş ki, başını kapatanlar da birilerini kapatmaya zorlar, bu da aynen diğeri kadar sakat, aptalca ve baskıcı bir tutumdur. Her iki anlayış da eleştirilmelidir.

“Tebliğ edilirse de haneye cennete gitme adına iki puan yazma olayı var.”
Tebliğ/inancını yayma, haktır ve yine evrensel hak ve özgürlükler bildirisinde geçer. Burada da hatalı olan tebliğ etmek değil, tebliğ ettiğini dikta etmektir. Görüşlerinizi burada tebliğ ediyor olmanız hatalı olan değil, onları dikta etmeniz hatalı olandır.

“...başörtüsünün kayıtsız şartsız ve her daim bireysel dini inanç gereği yapılan bir amel olduğuna dair bir kanaat bende yoktur...
Elbette bireysel tercihi olanlar da var...
...ancak "erkek egemenlik" unsuru bir yaptırım olduğunu da reddedemezsiniz.”
Siz bu noktada dine ait hükmü tartışıyorsunuz, sizde kanaat oluşturmamasını, konumuz size ait kanaat değil, yine konumuz sizin dini hükmü nasıl algıladığınız da değil; sizden yola çıkarak inançlarımıza şekil vermiyoruz. Sizin karşınızda salt bireysel özgürlük ile duruş sergileyip sergilememek de bizim sorunumuz değil. Başörtüsü konusunda size göre ayar yapmıyoruz çünkü. Kişinin kendi kararlarını kendi özgür iradesiyle alıp uygulamasıdır özgürlük, ve özgürlük kriterlerimizi sizin tutumunuza göre de belirlemiyoruz. Başını açmak özgürlük ya da kapamak özgürlük’tür gibi bir algı yok. Başını açma ya da kapamaya karar verip bunu uygulama HAKKINA özgürlük deniliyor Sayın Hubbez. Siz hiç kimseye bu giydiğin şey seni özgür kılar ya da tersi diyemezsiniz, kişinin ne giyeceğine ya da giymeyeceğine kendisinin karar vermesi ve kendisinin uygulaması hakkıdır özgürlük.

Başınızdaki şey, kippa, başörtüsü… Kişi, bunlar olmadan da görüşünü yanlı uygulayabilir, kişiyi bu noktada bağlayan şey, yasaları uygulama şeklidir. Örneğin siz, başınızda bir şey yok ama bir fikriniz var, bir savcı olsaydınız, fikirlerinizi mi uygulardınız, yoksa hukukun yasalarını mı? Yanlı tutum dergileyecekseniz başınızda bir şey olup olmaması sizi engelleyebilir miydi? (Burada sizi tamamen örnek olarak gösteriyorum, yani öyle yapardınız demek istemiyorum)

“Önce birey, fert bilincini oluşturmalısınız.” Haklısınız, bu noktada tamamen size katılıyorum.

“Aile içi feodalizmini, aterkilliğin belini kırmalısınız.” Feodalitenin beli elbette kırılmalı ama ailenin beli değil. Bu noktada da size katılıyorum.

Ağır tahrik indirimi dediğiniz meseleye gelince, işte ülkemizdeki kadına bakış açısının bir göstergesi daha. Öyle ya da böyle, siz erkekler, kadını hep kendi malınız seviyesine indirgemeye çalışıyor, kapansın kapanmasın, sevişsin sevişmesin… gibi alanlarda hep kendi bakış açınızı dayatıyorsunuz. Bu noktada, başını illa açacaksın ya da illa kapatacaksın diye zorlayan bir babanın fark yok.

“Önce "liberal demokrat" yaratmalısınız...” Yanlış, liberal demokrat olmayı öğrenelim demeliydiniz. Tek taraflı liberal olmakla da demokrat olmakla da çözümlenmiyor sorunlar çünkü.

“...arkasından da liberal demokrasi beklemelisiniz.” Liberal demokrasiyi beklemek zorunda değiliz. Talep etmezsek hiçbir şeyin verileceği yok çünkü.


Yazan: suzannur Tarih: May 4, 2008 2:38 AM


Sondan başlayayım...

"Talep etmek" demişsiniz de... Bu ülkede liberal demokrat olmak yasak ve imkansız mıdır ki talep ediyor, bahşedilmesini bekliyorsunuz.

Ben liberal demokratım. Dolayısı ile "olmayı öğrenelim" demem. Olmayı öğrenin ya da yapın derim.

Ben bu ülkede kadınlara olan bakış açısını/açımı bir kaç pembe hayattan sektirme sloganlara bakarak bu şekilde yaşayanlara bakarak yazan biri değilim.

Onlarca platformda yazıyorum, okuyorum...

...gazetelerdeki haberlerden, kurumlarda çalışan memurelerin kurdukları cümlelerden, yüz ifadelerinden, sokataki yürüyüşlerinden, seçtikleri kıyafetlerden, arada mikrofon uzatılanların dediklerinden, kendi ailemden ve akrabalarımdan ve yakın çevremden, mimikleri, vücut dilleri, değindikleri konulardan kadınların halini ve bunların nedenlerini gözlemlerek yazıyorum.

TC de kadının kafasının içinde olan bitenlere iyice bakar ve gördüklerinizi objektif olarak dile getirirseniz başı açık ile kapalı arasında en ufak bir fark göremezsiniz.

Bendeniz sokaktaki halkın nüvesindeki faşizanlığı, feodaliteyi ve aterkilliği şurada okudugum üç beş yazıdan değil, bizzatihi kendileri ile olan teşriki mesailerim ile görmekteyim.

Bunların ışığında isterseniz TC de kadının halinden ve bir de tesettürden azıcık bahsedelim.

Şu ceza indirimi alma konusunda demişsiniz ki;

"İşte ülkemizde kadına bakış açısının bir göstergesi daha."

ve eklemişsiniz;

"Öyle ya da böyle siz erkekler"...

...cümlenin kalanı şimdilik dursun bir kenarda.

Beni ilgilendiren "SİZ ERKEKLER"

Doğrudur.

Bu ifadenizle TC deki kadınların durumunu alıyor erkeklere endeksliyorsunuz...

...ki haklısınız...

...kadının halinin ne denli içler acısı bir durumda oldugunu, herkesce de malum olduğu üzere de bunun nedeni erkelerdir, onları malınız gibi görmektesiniz diyorsunuz da...

...nasıl okuyor da...

...türban takmayı, erkek işi, ataerkil bir ritüel olarak göremiyor ve bunu özgürlük ile ilintileyebiliyorsunuz?

Nur 31 ve /veya hadisler vs vs vs...

...tamamında dediği;

"kadın erkeğin nefsini hoplatmasın"

Yani kadının inanması beklenilen, ya da istenilen veya inanarak özgürce uygulamasını beklediğiniz, savundugunuz erkeğe endeksli bir durum...hem de ilahi bir hale getirilmiş bir erkeğe endekslilik durumu.

Hem "siz erkekler" diyerek kadının rezil halinden bifiil sorumlu olduğumuzdan dem vurarak erkeklerin ne denli rezil olduklarını ima ediyorsunuz...

...hem de her tarafından ataerkillik yani erkeğe endekslilik akan bir inanç ritüelini özgürlüke bağdaştırmaktasınız.

Bunu yaparken şu liberal demorat yanınızda bir şeyler cızzzz etmiyor mu? Bir utanma yutkunması, bir akıl pırıltısı nedenli boğaz düğümlenmesi olmuyor mu?

"Siz erkekler" diye cümleye başlarken..."peki siz kadınlar" diyerek şunları yazan birine ne diyeceksiniz?

Yasalar diye allayıp pullayıp bir de lkiberal demokrasi paketiyle önümüze koymaktasınız.

Hanımefendi, annenin başı kapalı diye mezuniyet törenine alınmaması, bir genç kızın üniversiteyi kazandığı halde türbanı ile okula gidememesi gibi olayların her biri diğerinden daha dramatiktir.

Bana şunun cevabını veriniz;

Neden bundan 8 sene evvel "kamusal alan ve tesettür" sorunu yoktu? Bizim zamanımızda kampusta bunların hiç biri yasak değildi.

Kişilerin dinlerini imanlarını siyasi malzeme yapar erk, yandaş ve oy peşine düşerseniz bir alay takkeli ve türbanlı yağdanlığın hortlamasına engel olamazsınız.

Olan budur.

Bu ülkede on sene evvel en ufak bir engelleme, sınırlama, yasak yoktu.

Ama artık var.

Çünkü konu breysel inanç mekanizmasından çıkarılarak belirli zümrelerin güç gösterisi mekanizmasına dönüştürüldü.

Bu şuna benziyor, bir ara lak lak vardı...parmağa takılan bir ip, ucunda bi çift sert top...elimizi kesme pozisyonında sallayarak topları birbirine vurdururuduk. Lak lak lak lak lak lak...ses çıkardı.

Düşünün ki birileri bu furyayı aldı ve bu lak lak oyununu kendi siyasi görüşünün bir simgesi yaptı...

...laklakı olanlar ile olmayanlar, yapabilen, yapamayanlar, olmadık ya da istediğimiz yerde lak lak lak yaparız diyenler...yapamazsınız diyenler.

Tesettür bir inanç özgürlüğü simgesinden ziyade siyasi bir furyadır...

...resmen furyadır.

"Biz de sizdenik ağam" demek için bu kez kadını vitrin etmektir.


Tesettür kıyafeti ister din, ister iman, ister amel isterseniz de özgürlük paketine sarın erkek egemenliğin, ataerkilliğin ve bundan dolayı da otomatikman feodalizmin üniformasıdır.

Daha önce de yazdım;

"Başörtüsü üniversitede serbest"

...haberini okuyan bir zabıta çavuşu başkanına ve başbakanına yaranmak için koşa koşa üzerinde kadın kalçası olan sinema filmi afişini indirtmek üzere işe koyuluyor.

Kadının inanç özgürlüğü tesettür kararına bakan zabıta çavuşu 2 metrelik kalça resminin Cumhuriyet meydanında durmasını anlayamıyor...

...anlaması da mümkün değil...zabıta çavuşu doğru sinemanın müdürüne koşuyor...

...nasıl anlasın, aynı dinin mensubu, o da kadın, bu da kadın.

Tam da bunlar olurken bilmem nerenin milletvekili çıkıp;

"Bir sonraki hedefimiiiiz kamusal kuruluşlar ve kurumlar"

...AKP bu adamı dispiline kuruluna verdi. Şimdi siz çıkar buna liberal demokrasi anlayışı da dersiniz de...ama ben erken öten horozu kesmek diyorum.

ÖZGÜRLÜK anlayışını tek başına bir konu olarak incelemeye kalkarsanız hiç bir etken yaptırım olmaksızın bir bireyin kendi öz iradesi ile hareket etmesinden bahsetmeye başlarsınız ki özgürlük dahi etken bazı yaptırımlarla korunmaktadır. Bunlardan birisi de haklar ve yasalar vs vs diye tanımlanmaktadır.

Küçük yaşta din ve inanç yönlendirmesi özgürlükle çelişmiyor mu?

Bal gibi çelişiyor. Korkular aşılayarak, tehditler koyarak (cehennmede ateşte yanarsın, kaynatılırsın, sorgulayamazsın, karşı duramazsın) gibi bir çok telkin, tehdit ve korku mekanizması ile aşılamanın neresi özgürlükle bağdaşmakta?

İnancı özgülükle bağdaştırmak istiyorsanız önce yaşın kamil olmasını, ehil olmasını, aklın ve muhakemenin bireysel istek ve bireysel kabiliyet ediniminin oldugu yaşların olmasını beklemlisiniz ki özgürlük mekanizmasından bahsedebilesiniz.

Hiç kimseye bakmama bile gerek yok, hemen hemen herkes gibi ben de bu ve benzer telkinlerle büyüdüm.

Bireysel özgürlük, liberal demokratlık ve bunların teşekkül etmesinde Kuran'ın anlayamadığı dilde okumaya teşvik edilmesi nerede bağdaşır?

Aile içi feodaliteden bahsediyorum, aterkillikten bahsediyorum...saharasyadani çöl kültüründen bahsediyorum...yanına bile yanaşmıyorsunuz.

Hele şu cümleniz çok manidar;

ALINTI;

*********

“...başörtüsünün kayıtsız şartsız ve her daim bireysel dini inanç gereği yapılan bir amel olduğuna dair bir kanaat bende yoktur...
Elbette bireysel tercihi olanlar da var...
...ancak "erkek egemenlik" unsuru bir yaptırım olduğunu da reddedemezsiniz.”

YAZMIŞTIM.

DEMİŞSİNİZ Kİ;


Siz bu noktada dine ait hükmü tartışıyorsunuz, sizde kanaat oluşturmamasını, konumuz size ait kanaat değil, yine konumuz sizin dini hükmü nasıl algıladığınız da değil; sizden yola çıkarak inançlarımıza şekil vermiyoruz. Sizin karşınızda salt bireysel özgürlük ile duruş sergileyip sergilememek de bizim sorunumuz değil. Başörtüsü konusunda size göre ayar yapmıyoruz çünkü. Kişinin kendi kararlarını kendi özgür iradesiyle alıp uygulamasıdır özgürlük, ve özgürlük kriterlerimizi sizin tutumunuza göre de belirlemiyoruz.

*********

Şu alıntıladığım parağrafta bahsettiğiniz "BİZ" kimler oluyor?

"Sizden yola çıkarak inançlarımıza şekil vermiyoruz"

..demişsiniz de...ben inançlarınıza verdiğiniz şekilden bahsetmiyorum ki;

İnançlarınız ile bu ülkeye vermeye çalıştıgınız şekilden bahsediyorum.

:)

Ne demiş Konfüçyus..."Bir millet özgürlük için feryat ediyor ise zulüm peşindedir"

Hel şu cümleniz çok hoş;

"Siz hiç kimseye bu giydiğin şey seni özgür kılar ya da tersi diyemezsiniz, kişinin ne giyeceğine ya da giymeyeceğine kendisinin karar vermesi ve kendisinin uygulaması hakkıdır özgürlük."

Derim...hatta bazı kimselere demekle kalmıyor binlercesinin okuyacağı şekilde yazıyorum.

Ne yapacağı ona kalmış.

Kimse insanların başından örtüyü çekip almaya çalışmıyor...

anlayacağınız hanımefendi...

...inanan ile neferi, dinci ile dindarı, avantacı ile idalisti, liberal demokrat ile maaşlı kalemşörü nasıl ayırt edebiliyorsam...

...neyi nerde ne amaçla söylenmesi gerektiğini de bilir söyler, yazarım.


Yazan: hubbez Tarih: May 4, 2008 6:12 PM

Sayın Fani

Liberal demokrasi dediğiniz olgu insanlara güvenmekten geçer ki bu görüşü savunan çoğu düşünür "güven" üzerinde durmuştur.Özellikle ülkemizde liberalizmin en önemli savunucularından Prof.Atilla Yayla da aynı görüşleri dile getirmiştir.Siz baş örtülü veya yahudi bir savcının birbirlerine önyargılı yaklaşacaklarını düşünürken, neden bu insanlara karşı kendi önyargınızı kırmayı düşünmüyorsunuz?Bu insanlara güvenme gayretini neden göstermiyosunuz?Tarihte bunun örnekleri var mı da siz çıkıp, "bu insanlar nasılsa birbirlerine önyargılı davranacaklardır" gibi bir görüş öne sürüyosunuz?
Elbette bu yönde kaygılar olabilir ama sizin bu kaygınız, hangi dinden olursa olsun,hangi görüşten olursa olsun insanların özgürlüklerini kısıtlamaya mani değildir.Dolayısıyla bu insanlara güvenip,onların yapacaklarını,yaptıklarını görmek,tecrübe etmek gerekir ki,ondan sonra haklarında bir yargıya varılabilsin.Kusura bakmayın ama sizin düşünceniz "bilgi sahibi(tecrübe sahibi diyelim) olmadan, fikir sahibi olmak" sözüyle örtüşmüş.

Yazan: birisi Tarih: May 4, 2008 6:23 PM

Sayın Hubbez,
Konstrüktivizm gibi pejoratif bir anlama sahip bir cümleyi, -Liberal-demokrat yaratmak- kullanan biri nasıl liberal olduğunu iddia edebilir? Bunu çok merak ettim. Siz liberal olduğunuzu ve onu başkalarının öğrenmesi gerektiğini söylediğinize göre bunun cevabını da mutlaka biliyorsunuzdur.

“Bu ülkede liberal demokrat olmak yasak ve imkansız mıdır ki talep ediyor, bahşedilmesini bekliyorsunuz.” Talep etmek, bahşedilmesini beklemek demek değildir, hakkını istemek demektir. Varolan hakkı istemek. Talep kelimesi talep edebilmek için bir gücünüzün de olduğunu gösteren bir kelimedir. Bu arada imkansız olan yani mümkün olmayan bir şeyi talep edemezsiniz, olmayan bir şeyi talep etmek abesle iştigaldir. Olan ama sizin elinizde olmayan bir şeyin sizde olmasını istemek ya da efektif olarak uygulanmasını istemekse onu talep etmek demektir. Arz-talep meselesi yani. Talep edersiniz, arz edilir.

“Bir fert küçük yaştan belirli bir inanca yönlendirilmekle bu konuda seçim yapma şansı...dolayısı ile özgürlüğü kısıtlanmıyor mu?” Bu sorunuza zaten cevap vermiştim, demek ki ya okumuyorsunuz ya da es geçiyorsunuz. Tekrar yazıyorum:

Evrensel hak ve özgürlükler ferdin eğitimini ailesinin sorumluluğuna verir, bir inançsız çocuğuna ateizmi, bir Hristiyan kendi dinini, bir Müslüman da kendi dinini öğretir. Seçim yapma şansını elinden almaz, ailesi dindar olan her çocuk dindar olmaz, tam tersi de olabilir, sorun çocuğun eğitimi vermek değil, eğitimin nasıl verildiğidir, dayatma olduğunda özgürlük kısıtlanır, öğretme boyutunda değil. “ Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.”der evrensel hak ve özgürlükler beyannamesi.

Başını açma-kapama konusunda hala kendinize ait görüşleri önümüze getiriyorsunuz. Bakın, yine çoğul eki kullandım, bu kararı uygulayan ya da savunan insanları kastettim. Yani siz-biz edebiyatına girmedim Sayın Hubbez, kararı uygulama noktasında insanların kararı uygulama noktalarının siz(siz, yani sen anlamında ama size ‘sen’ diyemem) olmadığını bastırarak ifade ettim. Dinde geçerli olan ve sizce geçerliliği sorgulanan ama benim için ve inandığı için uygulayanlara göre bir geçerlilik sorunu taşımayan bir kural için sizin görüşlerinizin esas alınmayacağınızı kastettim. Yeniden söylüyorum.
Hala baş açmak ya da kapatmak özgürlüktür iddiasının yanlış olduğunu, bunu uygulama ve buna karar verme HAKKININ özgürlük olduğunu anlayamadınız. Konuyu bir türlü dini algılama anlayışınızın dışına çıkartıp da, özgürlüğün ne olduğunu kavrama noktasına gelmemekte inat ediyor bir de özgürlüklerin kısıtlanacağını ifade ederek, kısıtlananın temel hak ve özgürlüklere ait bir hak olduğunu göz ardı ediyorsunuz. Elbette özgürlükler sonsuz değildir ama özgürlüklerin garanti altına alındığı evrensel hak ve özgürlükler bildirisinde ifadesi bulunan inanç özgürlüğü sadece sizin anlayışınızdan yola çıkılarak yasaklanamaz. Bu, sizin görüşünüzün zıttındaki bir insanın da sizi baskı altına alması anlayışını haklı görmek anlamına gelir. İkisi de yanlış olandır.

“Başınızdaki şey, kippa, başörtüsü… Siz bunlar olmadan da görüşünüzü yanlı uygulayabilirsiniz, sizi bu noktada bağlayan şey, yasaları uygulama şeklinizdir. Örneğin siz, başınızda bir şey yok ama bir fikriniz var, bir savcı olsaydınız, fikirlerinizi mi uygulardınız, yoksa hukukun yasalarını mı? Yanlı tutum dergileyecekseniz başınızda bir şey olup olmaması sizi engelleyebilir miydi? (Burada sizi tamamen örnek olarak gösteriyorum, yani öyle yapardınız demek istemiyorum)” Sorusuna cevap vermemişsiniz. Hala bekliyorum.

“TC’de kadının kafasının içinde olan bitenlere iyice bakar ve gördüklerinizi objektif olarak dile getirirseniz başı açık ile kapalı arasında en ufak bir fark göremezsiniz.”yazmışsınız, niye farklılıkları göremiyor ve bireye içkin tutum ve davranışları genellemelere tabi tutuyorsunuz, dediğiniz kadınların farklı olmadığı mı yoksa kadına yapılan muamelenin aynı olduğu mu? Birinde size katılıyorum ama diğerinde katılmıyorum. Ataerkillik baş açmayla da dikta edilebilir(günümüzün modern! olduğunu iddia eden erkekleri tarafından), sakın baskıcı ve erkeğe hizmet etme anlayışının sadece başını kapatmak olgusuyla bittiği gibi bir yanılgıya düşmeyiniz. Bu arada dinin kuralıyla erkeğin kurallarını birbirine karıştırarak ataerkillikle dini aynı kefeye koymayınız. Biri Tanrı’dan gelen emir ve yasaklardır, diğeri erkekten. İsteyen Tanrı’ya inanır, isteyen inanmaz. İsteyen O’nun kurallarını uygular isteyen uygulamaz. Bu, bireye ait bir hak’tır. Siz, kendi görüşlerinizden yola çıkarak insanların sizin gibi inanmalarını, sizin gibi uygulamalarını ya da tam tersi uygulamamalarını bekleyemezsiniz. Siz benim için kimsiniz ki, inancımı sorgulama ve onu sizin doğrularınıza göre yaşamamı sınırlayabilme hakkını kendinizde görüyorsunuz, aynı şeyi ben size dikta etsem ne dersiniz, aynısını şimdi benim için düşünün, bir zahmet.

“...türban takmayı, erkek işi, ataerkil bir ritüel olarak göremiyor ve bunu özgürlük ile ilintileyebiliyorsunuz?”
Kadının başını açmasını ya da kapaması hakkıdır özgürlük. Hangisinin kadın için özgürlük anlamı taşıdığı sorusuysa sorduğunuz, bu da kadına ait bir tutumdur, size değil. Ben onu özgürlük olarak kabul ediyor ve varoluşumu tamamlayan bir olgu olarak kendimde anlamlandırıyorsam, siz benim varoluşumu nasıl kendi kriterlerinize göre şekillendirmemi istersiniz? Varoluşçuluğa bir bakın lütfen ve G.Marcel’in söylediklerine bakınız bir eğer bu topraklardaki her değer, sizin için siyasi olmak zorundaysa.

“Bunu yaparken şu liberal demorat yanınızda bir şeyler cızzzz etmiyor mu? Bir utanma yutkunması, bir akıl pırıltısı nedenli boğaz düğümlenmesi olmuyor mu?”
Tam tersine, inanca ait(her türlü inanç…) uygulamanın bireyde nasıl istiyorsa öyle uygulanmasını bireyin tercihine saygı olarak gördüğüm için, tersi tutumların liberalizmle bağdaşmadığına inanıyorum. Çünkü, liberalizm bireye nasıl özgür olabileceğini “dayattığı” noktada liberalizm olmaktan çıkarak ideolojik bir yapıya bürünecektir ve bu da onun dayandığı temellerle tamamen zıttır.

“Neden bundan 8 sene evvel "kamusal alan ve tesettür" sorunu yoktu? Bizim zamanımızda kampüste bunların hiç biri yasak değildi.”
Tarihsel bir algılama hatanız var, 8 sene önce değil, daha evvelinde, ben de bu ülkenin üniversitelerinde okudum ve ne olduğunu gayet iyi biliyorum.(Bu da sizden yaşlı olduğumu ortaya çıkartır ya, bu konuyu hemen es geçelim :) )

“Çünkü konu bireysel inanç mekanizmasından çıkarılarak belirli zümrelerin güç gösterisi mekanizmasına dönüştürüldü.”
Kim dönüştürdü, başını kapatanlar mı?! O zümrelerin hatası bireye kesilmek zorunda mıydı, sadece o zümreler cezasını çekemez miydi ve zaten çekmediler mi? Ve bu, insanın temel hakkının elinden alınması için kullanılan bir bahaneden başka nedir?
Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'ni okudunuz mu? Bakın orada ne diyor:
"Madde 18: Herkesin düsünce, vicdan ve din özgürlügüne hakki vardir; bu hak din ya da inanç degistirme; dinini ya da inancini tek basina ya da topluca, açik ya da özel olarak ögretim, uygulama, tapinma ve anma baglaminda açiga vurma özgürlügünü içerir.
Madde 19
Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.

Bu arada acaba kadınların örtünmesi dinde yoktur gibi bir mantıkla sorunu ortadan kaldıracağınıza gerçekten inanıyor musunuz? Sorunları ortadan kaldırmak için onları yok sayalım, harika bir anlayış. Tüm dinleri, inanışları, size uymayan her fikri, inanışı yok sayalım ki sorun olmaktan çıksın. Tüm problemleri böyle çözeceksek, daha birçok şeyi yok saymamız gerekecek bu ülkede!

“Tesettür bir inanç özgürlüğü simgesinden ziyade siyasi bir furyadır...”
İşte sizin gibi düşünenler sayesinde, gerçekten inandığı için kapatanlar daima bu ülkede mağdur olacak. Üniversitelere alınmayacak ve hatta anneleri siyasi güç gösterilerine kurban giderek kızının mezuniyetini gözü yaşlı olarak üniversitenin dışında bekleyerek geçirmeye çalışacak. Aferin böyle düşünenlere. Eminim laikliği korumuş, ona toz kondurmamışlardır. Bir annenin yüreğini, bir genç kızın yüreğini böylesi incitenlerin buna verilecek cevapları da vardır eminim tüm pişkinlikleriyle! Ha, bunu diğer taraftan kullananlara da söyleyecek çok sözüm var, sadece bu tarzda algılayanlara değil. Onu siyasileştirenler eminim çok şey kazanmışlardır!

“Kimse insanların başından örtüyü çekip almaya çalışmıyor...” Emin misiniz? Ben de buna çok şahit oldum. Çalışanlar var sizin anlayacağınız beyefendi…

İşte tam da bu noktada, daima uçları yaşayan insanların olacağı noktada, ortak bir dil belirlemek ve insanları baskı altına alan zihniyeti sorgulamamız gerekiyor. Çünkü hataları yapan tek bir taraf olamaz. Öyleyse artık ortak bir terminoloji geliştirmenin vakti gelmedi mi?

Ben de müsadenizle Sabahattin Ali’yle cümlelerime son vereyim:

“Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkansızlığı” insanın elini kolunu bağlar. Niyet sorgulaması yaparak asla gerçekten inandığı için böyle yapanlara kendini müdafaa etme hakkını tanımayacaksınız sanırım. Daima amalarınız olacak.
Saygıyla.

Yazan: suzannur Tarih: May 5, 2008 10:37 PM

Sayın Suzannur "Başınızdaki şey, kippa, başörtüsü… Kişi, bunlar olmadan da görüşünü yanlı uygulayabilir, kişiyi bu noktada bağlayan şey, yasaları uygulama şeklidir. Örneğin siz, başınızda bir şey yok ama bir fikriniz var, bir savcı olsaydınız, fikirlerinizi mi uygulardınız, yoksa hukukun yasalarını mı? Yanlı tutum dergileyecekseniz başınızda bir şey olup olmaması sizi engelleyebilir miydi?"

demiş...

Sayın birisi de "Siz baş örtülü veya yahudi bir savcının birbirlerine önyargılı yaklaşacaklarını düşünürken, neden bu insanlara karşı kendi önyargınızı kırmayı düşünmüyorsunuz?Bu insanlara güvenme gayretini neden göstermiyosunuz?Tarihte bunun örnekleri var mı da siz çıkıp, "bu insanlar nasılsa birbirlerine önyargılı davranacaklardır" gibi bir görüş öne sürüyosunuz?"

Aslında sorun onların verdiği kararların doğruluğundan çok bu kararların algılanışında olacaktır. Bir hukukçu olduğum için bana bu konuda inanınız ki insanlar özellikle aleyhlerine verilen kararlarda kararı veren makam ile ilgili akla gelmedik senaryolar üretiyorlar. İnsanlar: Başı karşı tarafın olduğu tarafa daha çok döndü diye hakimi "rüşvetçi", kendi sorgusu yapılırken savcıyı biraz sinirli görürse savcıyı "satılmış", hele taraflardan biri ile hakim veya savcının hemşeri olduğunu öğrenirse "satılmış kere satılmış", bıyıkları biraz gürse "komünist", biraz aşağıya doğru eğik ise "faşist" ilan etmektedirler. Bunları insanımızı kötülemek için söylemiyorum. Bu doğal bir pikolojidir.
Anlatmak istediğim şudur ki: Adalet terazisi çok hassastır. Bu sadece adalet için değil karar alma durumunda olan tüm makamlar için böyledir. Bu tür mevkilerde olanların görünüşüyle de, tavır ve davranışlarıyla da mümkün olduğunca tarafsız görünmesi elzemdir. Eğer bunu sağlayamasanız adaletin bacaklarını kılıcını yani güvenilirliğini elinden almış olursunuz.
Lütfen yapmayın etmeyin. Kendi çıkarlarınız için karar alma mekanizmalarına siyasetin ya da dinin sokulmasını desteklemeyin. Bu fikirlere halkı inandırmaya çalışmayın.
Böyle olursa ne olacağını sosyologlara değil hukukçulara sorun. Ben size naçizane söyleyeyim: Bir komünistin siyasi suçlamayla yargılandığı bir ağır ceza davasındaki üç kişilik hakim heyetinin biri çember sakallı bir erkek, biri türbanlı bir kadın ve sonuncusu tarafsız görünüşlü bir hakimse ve o mahkemeden mahkumiyet kararı çıkarsa, mahkum olan sanık "bu şeriatçılar varken aksi olmazdı" diyecek ve buna kendini de inandıracaktır. Kaar doğru bile olsa o sanık böyle düşünecektir.
Çok açık konuşayım: Hukuk gibi alanlarda siyasi simgeler kullanılacak olursa bu güzel ülke zamanla iç savaşa gidecektir emin olun. Ya da iş oraya varmadan bu görüşün destekçileri yüzünden ordu yönetime el koyacak ve onlarca yılımız gene heba olacaktır. Umarım sağduyu galip gelir.
Hubbez doğru söylüyor. Benim öğrencilik dönemimde de üniversitede türban sorunu yoktu. İsteyen istediği gibi giyiniyordu. Var olan durumun suçluları kendilerini biliyor.

Yazan: UMUT Tarih: May 6, 2008 12:51 AM

Şu sizin cümleniz idi;

"Liberal demokrasiyi beklemek zorunda değiliz. Talep etmezsek hiçbir şeyin verileceği yok çünkü."

Ben de cevaben sordum;

Liberal demokrasiyi kimden talep etmektesiniz? Nasıl etmektesiniz?

"Arz edilmesi" ya da "bahşedilmesi" sonuçta her ikisi de birilerinin size sunması, vermesi manasına gelen iki farklı kelime...

Merak ettiğim bunu kimlerden talep ediyorsunuz?

Açıkçası bunu bilmiyorum.

Bildiğim şu ki;

Liberal demokrat bir görüşe sahip olursunuz, sizin gibi olanlarla birlikte liberal demokrasi kendine yaşam bulur.


Gelelim özgürlük konusuna;

Bakınız ne yazmıştım;

"ÖZGÜRLÜK anlayışını tek başına bir konu olarak incelemeye kalkarsanız hiç bir etken yaptırım olmaksızın bir bireyin kendi öz iradesi ile hareket etmesinden bahsetmeye başlarsınız..."

Özellikle belirtmiştim, "özgürlük tek başına konu edilmesi halinde" diye;

Özgürlük, "dini inanç" ile çelişir diyorum...

(bakınız herhangi bir dini "seçmekten" bahsetmiyorum, salt "dini inanç" tan bahsediyorum...diğerine ayrıca geleceğim)

Daha doğrusun dinin kendisi, hangi din olursa olsun, özgürlük ile bağdaşmaz.

Öncelikle ve özellikle bunu belirtmiştim.

Çünkü;

Özgürlüğün yeşerebilmesinin, varolabilmesinin en temel unsuru müdahaleciliğin olmamasıdır ve bunun kavranmasıdır. Mudahalecilik derken, hangi yaş olursa olsun, kişilere zorla yaptırım uygulatma, korkutma, kaba kuvvet uygulama, tehditvari telkinlerde bulunma gibi baskıcı unsurlardan bahsediyorum. Dolayısı ile kişilerin yaşam biçimlerine, sahip oldukları mallarına karşı en ufak bir müdahalede bulunmama anlayışına dayanır özgürlük.

Birilerinin özgürlüğü tanımlaması bile aslında özgürlüğün kısıtlanmaya başlamasıdır.

Şimdi...

...tüm bilindik ideolojiler özgürlükten bahsederler ve yine tüm bu ideolojiler bir süre sonra döner dolaşır müdahaleci bir tutum sergilemeye başlarlar. En sağından ve sağcısından en soluna ve solcusuna, en faşistinden en liberaline, en demokratından en despotuna kadar tamamı özgürlükten bahsederlerden pespembe tablolar çizerler ama hepsi bir süre sonra müdahale etmeye başlar, yaşa başa bakmaksızın, evrensellik, beyanname dinlemeksizin yasakları, tehditleri, yaptırımları önünüze dizerler.

Dahsı, buna toplum, devlet, din, ananeler, kurallar, gelenekler, demokrasi vs vs vs hepsi dahildir...

...hepsi gelir sizi çekip çevirmeye başlarlar.

Dolayısı ile özgürlük anlayışı her daim din ile çelişir...içinde korkutma, cezalandırılma, ateşte yanma, kavrulma gibi tehdit barındıran binlerce yaptırımsal kuraldan oluşan bir olguyu nasıl kalkar da özgürlük ile aynı kefeye koyabilirsiniz?


Hatırlatma babından; hala özgürlükten bahsediyorum..."inanç özgürlüğünden" değil.

Şimdi gelelim diğerine; Yani "inanç özgürlüğü" kısmına...bir kişinin herhangi bir dini seçme özgürlüğü, seçtiği bu dinin gereklerini pratik etme özgürlüğü...

...ibadet özgürlüğü veya iman özgürlüğü de dersek yanlış olmaz.

Aslında buna HAK da denilebilir...dinini veya ibadet etmeyi, şeklini seçme hakkı...

...çok daha akılcı gelmekte.

Döne döne yazıyor gibi olacğım ama, "özgürlük" ve "ibadet özgürlüğü" birbirinden uzak iki farklı kavramdır, iki ayrı konudur;

Aynı ego ile süperego nun alaksız iki kavram olması gibi...

Az önce de değindiğim üzere, yukarıda diyorsunuz ki;

Aile içinde henüz çocuk yaşta olan bir fertin eğitim şekli, buna bağlı olarak da inançlı ya da inaçsız olarak yönlendirilmesi evrensel hak ve özgürlükler beyannamesinde geçer ve hak ve özgürlük kısıtlaması olarak telakki edilemez. Bir kişi ailesinden almış oldugu yönlendirmelerden kendi isteği ile vaz geçebilir, değişebilir vs vs vs.

"Eğitimin türü"

...içine ne koyarsanız koyun alabilecek kadar kocamaaaan iki kelime...

...bu konuda ne dersek boş...işte burada vicdan devreye giriyor...

...yazdığınız hiç bir kavramın yetemeyeceği, açıklayamayacağı unsur vicdan;

Evladını yankesici yetiştiren de var, sanatkar yetiştiren de var, okullarda eğitimi tercih eden olduğu gibi okula ne gerek var diyerek evinde veya işinde yardımcı olarak yetiştirenler de var.

Bu durumda bir çocuğa "hayatının sonuna kadar uygulayacağı bir yaptırımı vermenin" ne denli seçme ve karar verme özgürlüğü ile bağdaşabileceğini kendi vicdanınız ile halleşeceksiniz.

Ama ben yine de bir kaç harmanlama yapmak istiyorum;

Özgürlük
İnanç özgürlüğü
Liberal demokrasi

Şu üçünü bir harmanlayalım...

Özgürüz, inanç özgürlüğümüz var, liberal demokrasiyi talep ettik, arz edildi...

...herşey şahane.

Bendeniz evimin beşyüzmetre yarıçap mesafesinin oluşturduğu daire içinde kalan muhtelif mesafelerdeki minarelere takılı olan en ucuzundan teneke hopalorlerden çıkan kalitesizliği her desibelinden fışkıran çağrıyı günde beş kere dinlemeye mecbur bırakılmamı hangi liberal demokrasi ile açıklayabilirsiniz?

Bunu dile getirir getirmez hemen hemen her bir zat-ı liberal demokrat bir anda ne diyorlar?

"99 % müslüman"

Oppps olduk "çoğulcu demokrat."

Olsun her ikisi de demokrasi içerisinde...

Ufak yaşta din seçimi konusunda eğitimsel yol gösteren ebeveyn, on yaşına gelen kızçocuguna türbanı, tesettürü gösterip "kapan" demesi ile bu kız çocugunun bütün hayatını olduğundan ya da olabileceğinden bambaşka yola soktuğu gerçeğini ona bu virajı aldırdığının sonuçlarını hangi özgürlük, hangi hak ve hangi evrensellik ile açıklayabilirsiniz?

Harmanlamaya devam;

Liberal demokrat bir ebeveyn düşünelim;

Özgürlüğü, özgür yaşam biçimini kavramış ve liberal demokrat olmanın örneksel birer fertleri olarak yoplum içerisinde yer almışlar;

Siz bu ebevyenlerin evlatlarına din temeline oturtulmuş bir yaşam biçiminin temellerini atacaklarına inanabiliyor musunuz?

Mümkünatı var mıdır?

Liberal demokrat içinde barındırdığı her türlü ritüeli itibarı ile dogmadan uzak durur...

...adı üzerinde liberal...

...yani özgürlükçü.

Özgürlükçü anlayış, dini özgürlüksüzlük olarak görürken, nasıl oluyor da tesettürü ve tesettürlülük olayını liberal demokrasi ile açıklayabilmektesiniz?

Liberal demokrasinin başındaki liberal kelimesi ile her türlü din ve dinsellik birbirleri ile çelişen iki zıt kavram olarak yer alırlar.

Din iman ile ilgili misyonerlik, tebliğ gibi her türlü yayma, yayılma işi liberalizmi, demokrasiyi, özgürlükçü düşünceyi kendine basamak eder....

...aynı her ideolojinin başta çizdiği özgürlük ve refah dolu pembe tablolar gibi...

...arkasından da özgürlüğün de, demokrasinin de tepesine çullanır ve kendi müdahaleciliğini yaptırmaya başlar.

...işte bu nedenle dinin liberal demokrasi adı altında anılması abesle iştigaldir...dahası gülünçtür.

Liberal demokrasi, liberalizm, demokrasi, özgürlük kavramları ile dini aynı kefeye koyuyorsanız iki şey yapıyorsunuz demektir;

Din iman goygoyculuğu...
Din iman bezirganlığı...

Bunlar da siyasi veya maddi çıkar adına erk oluşturma yandaş oluşturma nedenlidir...

...kimileri bundan avanta seviyesinde nemalanır, kimileri ile siyasi seviyede nemalanır.

Evrensel hak ve özgürlükler beyannamesinin içeriğindeki bir madde yerine, beyannameye adını veren "özgürlükler" kavramı içerisinde açıklamamın nedenini sanırım belirtebildim.

***

Diyorsunuz ki, başörtüsünün dindeki yeri yani ritüelinin gereği sizin kendi yorumunuz;

Ayette yazanı okuduğunuz zaman anladığınız, benim anlayıp yazdığımdan farklı mı ki benim "ayette kadına erkeğe endeksli olarak yaptırım uygulanması bu da direk olarak ataerkillikle birebir uyuşmaktadır" savımı münferit bir yorum olarak almaktasınız?

Bir tanecik ayet var...açın okuyun;

Başından sonuna kadar "erkekler görmesin" üzerine kurulu. Ayet erkeğin nefsi hoplamasın zıplamasın diye kadının örtmesini emretmiyor mu?

Bunun neresi benim yorumum?

Hele ele alışınız ayrı bir garip;

Diyorsunuz ki;

Ataerkillik baş açma ile de dikta ettrilebilir.

Evet ettirilebilir;

Bunun böyle olması baş kapatmayı ataerkillik kertesinden çıkarıp alır mı?

Aterkillik bu;

Açıyor, kapatıyor, çekip vuruyor, cezada indirim uyguluyor, tehdit ediyor, korkutuyor, üstüne üç dört tane daha getiriyor, alıyor...

Şuracığa bir sohbet paragrafı açayım; Şu liberal demokrasi ve özgürlük çerçevesi içerisinde, kadın üç adam ile aynı anda evlilik yapabilecek mi...

...yoksa şu talep ettiğiniz liberal demokrasi yine erkeğe mi çalışacak?

Şuna da razıyım;

Üç kadın evlenmeden önce önden anlaşsınlar...üçünün anlaşarak seçtiği bir adam ile evlensinler...bakın bu akılcı bir özgürlüktür.

Evde yirmi sene iş, kariyer ve maddiyat, gelir garantisi olmaksızın çocuk bakan bir kadına bir gün kocası yeni bir kadın getirip...

"ya ikiniz ya yalnız o"

...diyemeyecek!!

Üç kadın önden anlaşacak ve bir adamı seçip evlenecekler.

Yani direk üç kadın ile evlilik...liberal demokrasi talebinizin yanına ekleyelim, paketten bonus olarak çıkabilir.

Devam edelim;


“...türban takmayı, erkek işi, ataerkil bir ritüel olarak göremiyor ve bunu özgürlük ile ilintileyebiliyorsunuz?”

...demiştim.

Kadının başını açmasını ya da kapaması hakkıdır özgürlük.

...demişsiniz.

Evet...HAKKINI KULLANMASI özgürlüktür. Ama başörtüsünün bizzatihi kendisi özgürlük ile bağdaşmaz.

Nedenlerini yukarıda detayı ile vermiştim.

Liberal demokrasiden bu kez varoluşçuğa geçiş yapmışsınız...iyi etmişsiniz.

Narsizm, hedonizm...vs vs açıklayın açıklayabildiğiniz kadar.

Kulluk kertesi, hiçlik kertesinden sektirilince anlamlı bir duruş da olabilir...günlerce yazarız da ne işe yarayacak...

...ben salt ve mutlak kelimeyi alıp şuraya iki kelam edeyim ve geçeyim izninizle;

Şu ana kadar, başta din iman olmak üzere, yani her türlü teokratik, dini inanç, şeriat...ayrıca ataerkillik veya feodalite çerçevesi içerisinde kadının hali ve gidişatı her ne kadar "varoluşçuluk" yerine "yokoluşçuluk" gibi dursa dahi, sizin bu durumları varoluşçuluk ile açıklayabilmenize kıvılcım olabilecek bazı gözlemleriniz var olmalı.

Liberalizm, demokrasi, özgürlük, inanç özgürlüğüne varoluşçuluğu da ekledik.

:)

1997 de türban tamamen yasaklandı...1982 ile 1997 arasında kamuoyunda fazla yankı bulmaksızın ara sıra yasaklanmış ama hiç bir zaman ciddiye alınmamıştı. Bu arada bundan 8-10 sene önce bu sorun yoktu dediysem bu demek değildir ki bendeniz bundan 8-10 sene evvel kampustaydım.


Az önce belirttim;

Beyannamedeki maddelerin altına şu anda ülkemizde olan bitenleri yazınca eğrelti duran bir çok durum var...

...dinin toplum içerisindeki duruşuna, algılanışınai uygulanışına bakıyor musunuz?

Siz bu ülkede demokrasiyi, özgürlüğü önce bireylere, bireylerden aileye, ailelerden topluluklara, topluluklardan topluma kadar hemen hemen her türlü insan grubu içerisinde anlaşılan ve yaşanan ve yaşatılan, savunulan ve uğruna duruş sergilenen birer özellik haline getirmeden, işin içerisine "özgürlük" adı altında, "liberal demokrasi" çerçevesinde dinsel bir yaşam biçimini inanç özgürlüğü adı altında pazarlamaya kalkarsanız bunu hiç kimse almaz.

Almıyor da zaten.

Diyaneti bir mezhebe hizmet eden bir kurum olmaktan çıkarmadıkça...

...erkek egemen yaşam biçimini, feodaliteyi utanılacak birer kavram haline getiremedikçe (siz isterseniz talep deyiniz), liberalizmi, deemokrasiyi birer taviz verilemez unsur olarak bellemedikçe bu milletin eline ne tutuşturursanız tutuşturun ağzı yerine gözüne sokacaktır.

Eminim.

Yazan: hubbez Tarih: May 6, 2008 4:36 AM

sayin hubbez,

başörtüsünün neye hizmet ettiğini sizden öğrenecek değiliz. bu ülkedeki samimi müslümanlar bunun
ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. 18 yaşında, üniversiteye giden bir kız eğer başını örtüyosa,
bunun ataerkillik ile ne alakası var anlamadm! bu konuda kamuoyu araştırması mı yaptınız?
genellemelerle hiçbiryere varamazsınız.

özgürlükten yana bazı laflar etmişsiniz ama bunların neresi özgürlükçü anlamadım.

"Fertler tüm bu hizmetlerden ve eğitim sisteminden aldıklarının ışığında dinlerinin seçimi yapsınlar.

Bu sistemi kurabiliyor musunuz?

Bir fert küçük yaştan belirli bir inanaca yönlendirilmekle bu konuda seçim yapma şansı...dolayısı ile özgürlüğü kısıtlanmıyor mu?"

demişsiniz...

fertler bu seçimi yapsınlar yapmasına da bu eğitim olayı nasıl olacak? ne eğitimi verilecek bu insanlara?

bu eğitimin "din dogmalarından" farkı nedir? hangi eğitim sistemini uygulayacağız? bizler küçük yaşlarda
belli bir "eğitim sisteminin" köleleri haline gelmiyormuyuz? sizin mantığa göre bu işler böyle!
madem din eğitimi küçük yaşlarda verilmesin, o zaman "laik" eğitim de "pizitif bilimler" verilmesin?
çocuklar ne olacaklarına, neyi almak istediklerine bırakalım da akılları erince karar versinler. peki
ailenin derdi ne de çocuk yapsın? çoçuğunu istediği gibi yetiştiremedikten sonra neden çocuk yapsın?
çocukları neden sistemin "köleleri" olsun???

"Kamusal alan demek herkesin hiç bir kaygı duymaksızın aynı hissettiği ortamdır.

Kamusal alana takkeli, türbanlıyı, musevi takkeliyi, papaz külahlıyı soktunuz...

...bunlar daha baştan birbirlerine ön yargılı yanaşacaktır.

Türbanlı savcının karşısına musevi zanlıyı mı çıkaracaksınız.

Baş edemezsiniz...

İnanılmaz suçlamalar, yakıştırmalar, önyargılar oluşacaktır.

Şimdi ben bunları yazıyorum diye başörtüsü takanı dışlıyor mu oluyorum...

...öyle görünüyor değil mi?

Daha önce de yazdım;

Ben işveren olarak türbanlı birini işe almam...onunla iş de yapmam.

Çünkü bir anda bu kişinin adına konuşan bir adam kaşıma dikilebilir...

...başörtüsünün kayıtsız şartsız ve her daim bireysel dini inanç gereği yapılan bir amel olduğuna dair bir kanaat bende yoktur...

Elbette bireysel tercihi olanlar da var..."

demişsiniz...

bu cümlelerinizden, tipik "laikçi" niyet okuyuculuğunu sezinliyorum. "baş edemezsiniz","ön yargılar oluşacaktır",

"öyle görünüyor değil mi?" (kendi kendinize nasıl niyet okdunuz anlamadım! pes),"bir adam karşıma dikilebilir"...

bu şekilde hiçbir sorunu çözemeyiz. herkes niyet okuyabilir!

sizden başörtüsüyle ilgili nasıl bir kanaat olduğu kimseyi ilgilendirmiyor. işte senin gibiler kadınlara böyle yaklaştıkları
sürece, senin de yakındığın ataerkillikten kurtulmamız mümkün olmaz. lütfe eleştirdiğin şeyle "inandığını" kıyasla. madem öyle "mini
etekli bir kadın da bende cinsi duygular uyandırıyor, ona sarkıntılık yaparsam karşıma bir erkek dikilir
(senin karşına neden bir erkek çıkıyosa, benim karşıma da o yüzden çıkıyo)" diye işe almazsam ne olur? sana göre
doğru yapmış olurum. gerçi senin düz mantığına göre dini olan şeyler anormal, onlar hakkında 2 kere düşünmeliyiz. ama dünyevi
olanlarla ilgili hiçbir sorun yok! sen hayatını neye göre şekillendiriyosun? sen hiç oturupta kendi hayat felsefeni sorguladın mı?

"Sokaktaki yaşanmışlıklar şuraya yazdıgınız bir kaç kavram cambazlıkları ile oldugundan farklı olamıyor."

senin yazdıklarının cambazlıktan ne farkı var? sokaktaki yaşanmışları sen tek taraflı yorumlamışsın, bu ülkede
"dindar" insanların da yaşadığı çok şeyler var, ama malesef sen işine geleni alıyosun. ataerkilli meselesine getirdiğin yaklaşımlar
ygulanması pek olanaklı şeyler değil? "Aile içi feodalizmi" yıkmak demek, aileleri parçalamak demektir! eilelerin geleceklerini, anne baba
açısından öngörülemez noktalara getirmekten başka bir işe yaramaz. senin düşünce tamamen "dünya" eksenli bir hayat tarzı, ama ailenin
açısından çocuğunun "din" eğitiminden mahrum bırakılması uygulanması olası durum değildir. herkes "laik" büyüsün, peki sonrası?
aynen "laik" hayat tarzına devam. bu yaklaşımında iyi niyet sezmiyorum çünkü dini eğitimin temelleri ufak yaşlarda atılmalıdır. bunun bilincinde olan
laikliğin yılmaz bekçileri, dini eğitimin yaşının olabildiğince yukarılara çekilmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.

"Önce "liberal demaokrat" yaratmalısınız... ...arkasından da liberal demokrasi beklemelisiniz. "

istediğimi nasıl yaratacağıma ben karar veririm, ve ondan sonra çıkar ne istersem onu isterim. devletin de görevi bunu sağlamaktır.

Liberal demokrasinin ne oplduğundan dahi haberi olmayan, feodalizmin, ataerkilliğin kucağına fertlere alın size liberal demokrasi deyin demesine de...

..ki diyorsunuz da...

Demenizle kalıyorsunuz.

demişsin...

işte senin gibi "faşistler" iktidarı ellerinde bulundurdukları, dünyayı hala 50'li yılların mantığıyla gördükleri için demekle
kalıyoruz.

bu üldekede demokrasi isteyenler, neden istediklerini gayet iyi biliyor. ama senin gibiler bunu engellemek için her 10-15 yılda bir
modern, post moder, teknolojik darbelerle bunu engellemeye çalışıyolar, ve düşünüyolarki bu ülkede "muhafazakar demaokrat" yetişmeyecek.
yetişiyor hem de en dindarından!!! anlayana...

"...nasıl okuyor da...

...türban takmayı, erkek işi, ataerkil bir ritüel olarak göremiyor ve bunu özgürlük ile ilintileyebiliyorsunuz? "


türban takmak ne zamandan beri erkek işi oldu? hani iyi gözlemler yapıyosunuz ya, bunu da biraz daha derinlemesine gözlemleyin,
bakın bakalım kadınlar neden başlarını örtüyolar.

"Neden bundan 8 sene evvel "kamusal alan ve tesettür" sorunu yoktu? Bizim zamanımızda kampusta bunların hiç biri yasak değildi.

Kişilerin dinlerini imanlarını siyasi malzeme yapar erk, yandaş ve oy peşine düşerseniz bir alay takkeli ve türbanlı yağdanlığın hortlamasına engel olamazsınız.

Olan budur.

Bu ülkede on sene evvel en ufak bir engelleme, sınırlama, yasak yoktu."


bu yasak ne zamandır var istersen bi kere daha düşün olmadı biraz araştır, ilk yasak ne zaman uygulandı.
başörtüsü birey hakkıdır, inandığı için insanlar herşeyi giyerler. hatta siyasi simge olarak da olsa bunu takma hakları vardır, hele söz konusu üniversite ise.
siz daha üniversitenin mantığını kavramamışsınız, çünkü içinizdeki "faşist" fikirler, inanca karşı olan bilinçsiz saldırılar bunu engelliyor.
fikirler, ister siyasi olsun ister olması, üniversitede tartışılmayacak da nerde tartışılacak. "liberal demokratlık" karşıt siyasi fikirlerin tartışılmasını engellemek anlamına mı geliyor?

ya da siz türkiyenin, bu fikirlerin üniversitelerde tartışılacak noktaya gelmediğini mi düşünüyosunuz? bunun sebebi de atarerkillik mi?
yok yok, bence siz herkes belli bir yaşa kadar aynı tornadan çıksın, sonra da ne hali varsa görsün diye düşünüyosunuz.(içinizden de herkes dinsiz olsun diye "dua" ediyosunuz dur!)


siz bireyin özgür iradesi diyosunuz ama insanların "birey" olduktan sonra ne giyeceklerine karışıyosuz. bunun neresi ögürce bi yavır!

Yazan: sahin devrim Tarih: May 6, 2008 4:52 AM


Nasıl bir düşünce veya sanı size şu "faşist" kelimesini yazdırıyor gerçekten merak ediyorum?

Yanlış anlamayınız, kızmış veya hakaret olarak almış değilim. Sadece böylesi bir intikal mekanizması nasıl bir akıl ve nasıl bir mantıkla hareket ediyor onu anlamaya çalışıyorum.

Burada yazdıklarımı okuyunca ne sanmaktasınız?

Mesela;

Bendenizin bir yerlerde birilerinin başındaki örtüyü çekip "çıkar şu ataerkillik sembolü çaputu" gibi birşeyler diyerek başörtüsünü çekip çıkardığımı mı sanıyorsunuz?...

...yoksa...

...birileri bu yazdıklarımı okuyunca; "yahu bu da bir bakış açısı, daha önce bu açıdan bakmamıştım" diye bir düşünceye kapılması mı işinize gelmiyor?

Muhtemel sanılarınız başka ne olabilir acaba?

"Öncelikle tüm dinler...buna bağlı olarak da başörtüsü özgürlükle bağdaşmaz" dediğimden dolayı mı delirmektesiniz...yoksa dinler konusundaki fikirlerim nedenli mi faşist oldum?

Bu nedenlerle birine faşist diyen bir kafa kendi faşizanlığını aynaya bakarcasına görüyor...görmekten de öte...hissediyor olmasın.

:)))

Az sohbet edelim.

Şu başlarını örten kızlarımıza dikkatle bakıyor, inceliyor musunuz? Tamamına yakınında gözlemlediğim bir durumdan bahsetmek istiyorum;

Başları kapalı ama kendilerini alımlı göstermek amacı ile her türlü girişimde bulunarak sınırları uç noktlarda zorlayarak giyinmekteler.

Pragmatist bakış şu bizim din goygoycularının nedense işine gelmiyor...

...bir "özgürlük" tutturmuşlar ama ne altı doluyor ne de yaşananlara yanaşılıyor.

Kağıt üzerinde yazılanlar ile uygulanan ve yaşanılanların arasındaki uçurumdan bahsedenler nedense bu din bezirganlarını çok sinirlendiriyor.

Ben sokakta gördüğüm türbanlı kızlara bakıyorum...siz de bakınız;

Hemen hemen hepsinin streç blüzleri, daracık omuz, gögüs ve bel kupları, neredeyse tenleri gibi duran pantolonları var...boyunun altı "kalk gidelim" derken... başlarındaki örtü ise ".ok yeme otur" demekte.

Neden acaba?

Bu tezat iki durum, yani başlarındaki örtü ile üzerlerindeki diğer kıyafetler nasıl oluyor da aynı kişi ya da ritüelleri memnun etmekteler?

Ya şu etraflarında horoz gibi dolaşan adamlara ne diyeceksiniz?

Tavus kuşu misali her türlü kıyafet modasını üzerlerinden damlatan anlı şanlı özgürlük ve liberal dinci adamlardan bahsediyorum...

...bu adamlar birilerine alımlı görünmek için giyiniyorlar, öyle değil mi?

İki ihtimal var; Bu adamlar ya birbirlerine...yani hemcinslerine alımlı görünme derdindeler...biliyorum aklınıza hoş bir durum gelmiyor...

...ya da karşı cinten olanlara.

Türbanlı kızımız bu yarı horoz yarı tavuskuşu gibi janti adamı görecek, orası burası hoplayacak ama inandığı ritüeller gereği gıkını çıkaramayacak...

...sizin şu özgürlük adı altında bir türlü açıklamayı beceremediğiniz durum böyle değil ise nasıldır?

Nur suresinde erkeğin de giyimi yazmakta...

...daracık kot pantolonu giymiş itikatı onbine vurmuş bir beyefendi kardeşimizin pantolonunun önünde ve arkasında oluşan her türlü girinti ve çıkıntı inançları ile ne derece örtüşmekte...

...isterseniz erkeklerin giyinme şekli ile ilgili ayeti getireyim buraya yazayım.

Bugün kadınların inançları gereği kıyafeti özgürlük ile açıklayan bu çığırtkan kardeşlerimiz acaba aynı dinin kendilerine denk düşen ayetine uygun giyinmekteler mi?

Evet...bazıları giyinmekteler de bir allahın kulu çıkıp bunun lafını etmiyor.

Diğer bir deyiş ile işin içine kadın tesettürü girince ortalıkta boy gösterenlerin sayısı ile erkeklerin tesettüre uygun giyim şekli konu olunca ortalıktan buharlaşıyor...

..işine gelmeyen çok.

Bu durum ataerkilliğin bir başka şekilde yansıması değilde nedir?

:)

Faşist ha?

Çöl ikliminden fışkırma kültürün her türlü mekanizmasını özgürlük ile açıklamaya çalışmak böyle birşey olmalı...

...körlük.

Yazan: hubbez Tarih: May 6, 2008 2:45 PM

Bilgi notu:

TC Anayasasi'nda veya kanunlarinda hic kimse icin hicbir "kamusal alanda" (ki hicbir kanuda boyle bir tanim da yoktur) veya herhangibir mekanda BAS ORTUSUN YASAKLAYAN HICBIR MADDE YOKTUR. Mevcut "yasak" sadece uygulamada vardir. Uygulama fasist, zorba, kanun-dinlemez hayditlar tarafindan uygulanmakta, uygulattirilmaktadir her gun sinirlar genisleyen ve Erdogan Tezic'e gore evlerin icini de kapsayan "kamusla alanda".

Bu "yasagin" uygulanabiliyor olmasi bir irz duismaninin elinde tuutugu tabanca sayesinde kadin ile cinsel iliskiye girmesi kadar mesrudur hukuken, ahlaken. Yapanlar uygulayanlar kanun onunde de vicdan onude de sucludur "insanlik sucu" islemektedirler aynen darbe yapanlar gibi. Bu gun curumleri yanlarina kalmasinin tek nedeni arkalarina "tank gucu" bulunmasidir. O guc te gayrimestru guctur. Zira o tanklari, silahlari, uniformalar ve villa-lojmanlari veren de bu millettir; halkinin yuzde 99.8%'i MUsluman ve kadinlarinin ucte ikisinden fazlasi bas ortulu bu millet. Cocuklarinin o zarbalarin emri altinda sehit olmasina musade eden bu millet!

Basortsununu yasaklayan da darbe yapan da "Anayasa'dan almadigi bir gucu" (ANAYASA MADDESI) kullanarak darbe yapan da hayduttur, gaspcidir. Onun arkasina siginarak zorbalik yapan, ondan aldigi guc ile efelenen, saga sola sadiran herkes daha da asagidir. Bunlarin yanlarina kalmasi gercegi degistirmez.. Hos yanlarna da kalmiyor; kodeste degiller ama icerde ve disarda herkese rezil, rusva oldular.

Yazan: Yorumcu Tarih: May 6, 2008 4:46 PM

bana kalırsa sizin çevrenizdeki insanlarla ilgili psikolojik sorunlarınız var! bunu aşamadığınızdan dolayıdır ki sözlerinizde bir genelleme görüyorum.

"Şu başlarını örten kızlarımıza dikkatle bakıyor, inceliyor musunuz? Tamamına yakınında gözlemlediğim bir durumdan bahsetmek istiyorum;"

nasıl oluyorda tamammında böyle bir durum tespit ettiniz? ben de bu ülkede yaşıyorum ama nedense bunlar benim gözüme çarpmıyor, ya da ben bunlarla ilgilenmiyorum. insanlar istedikleri gibi giyinebilirler. bunun dinle bir ilgisinin olması da gerekmez. dini açıdan giyiniş tarzlarını eleştirebilirsiniz, ama bu ne kadar sizin ilgi alanınıza giriyor . bırakalım da bu konuda sözü olanlar konuşsun, o "çöl ilkliminden" çıktığını söylediğiniz "kültür" hakkındaki cehalet dolu fikirlerinizle ortalığı bulandırmayınız.

birey istediğini istediği şekilde giyer. o insanlar birey olma haklarını kullanıyolar.


size faşit dememin sebebi "otoriter" bakış açınız. sizden olmayan, sizin gibi düşünemyen, giyinmeyen "bireylere" karşı olan tahammülsüzlüğünüz.


ben sizin yazdıkarınızı okudum, bir kısmına eleştiri getirdim. fikirlerinizi anlamaya çalıştım, yoksa bu yazdıklarımı kafamdan sallamadım.

"Burada yazdıklarımı okuyunca ne sanmaktasınız?"

bak yukardaki yazımda "yazdıklarını ne sandığımı" anlattım, fikirler geliştirdim. anlaşılan "faşist" lafına çok içerledin, o yüzden hınçla bu yazıyı yazdın, ince noktaları kaçırdın. bak şimdi üzüldüm ;)

Yazan: sahin devrim Tarih: May 6, 2008 5:30 PM

Sayın Hubbez,

“Konstrüktivizm gibi pejoratif bir anlama sahip bir cümleyi, -Liberal-demokrat yaratmak- kullanan biri nasıl liberal olduğunu iddia edebilir? Bunu çok merak ettim. Siz liberalizmi bildiğinizi söylediğinize göre bunun cevabını mutlaka biliyorsunuzdur.”dedim, açıklamadınız. Bunu açıklamanızı bekliyorum, çünkü liberal olup olmadığınız ve liberalizmle demokrasinin farklılıklarını algılayıp algılamadığınız ortaya çıkacak ki sağlıklı bir tartışma yapabilelim. Bunları açıkladığınızda çünkü birçok sorunun cevabını kendiliğinden vermiş olacaksınız ve hala ben cevabınızı bekliyorum.

“Liberal demokrasiyi kimden talep etmektesiniz? Nasıl etmektesiniz”
Liberalizm ve demokrasi. Prof.Dr. Can Aktan, “Her iki kavram da devlet yönetimi ile ilgilidir. Demokrasi kavramı yöneti¬min kimin elinde bulunduğu; liberalizm ise yönetimin (hükümetin) ekonomik güç ve yetkilerinin kapsamı ile ilgilidir. Yönetimin bir tek kişi, bir grup ya da zümre elinde olması "otokrasi"; halkın elinde bulunması ise "demokrasi"yi ifade etmektedir.
Devletin ekonomik alandaki güç ve yetkilerinin, yani devlet yönetiminin kapsamının sınırlı olduğu bir ekonomik düzen "liberalizm" bunun tersi ise yani devletin ekonomik güç ve yetkilerinin geniş olduğu, aynı zamanda sınır¬sız ya da aşırı devlet müdahalesinin sözkonusu olduğu bir ekonomik düzen ise "totaliterizm" anlamına gelmektedir. Daha kısa bir ifadeyle totaliterizm, sınırsız devlet ya da aşın müdahaleci devlet demektir.”
Kısacası, devlet yapısının otoriterizmden demokrasiye, totaliterizmden liberalizme geçmesini, devletten, devleti oluşturan kurumlardan ve kuruluşlardan ve siyasi yapılanmadan talep ediyoruz. Arz edilmemesi zaten bugünkü sıkıntılarımızın nedeni.

“Bildiğim şu ki; Liberal demokrat bir görüşe sahip olursunuz, sizin gibi olanlarla birlikte liberal demokrasi kendine yaşam bulur.”
Tam tersine sizin gibi olanlarla değil(kimse sizin gibi değildir, hala benzetme, aynılatma, birörneklilik çabası!), sizin gibi olmayanlarla birlikte yaşam kültürü oluşturmaktır liberalizm, bireye ait hakların hiçbir şekilde engellenemeyeceğidir hatta bu noktada demokrasi dahi liberalizmi sınırlayan bir yapıdır. Hakikaten biliyor musunuz? En azından ben biliyorum demiyorum ve hala -kafamdaki şimdilik çözemediğim- sorunları çözmek için okuyorum liberalizm ve demokrasi birlikteliğini. Hala karşıtlıklarının nasıl harmanlanacağına takılıyım. Maşallah siz çözüvermişsiniz her şeyi. Harika!

Siz de şakır şakır liberal ve demokratım derken nasıl da pederşahi bir baskıcı tutumla aynı anda üniversitedeki kızlara ve annelerine yapılanları eleştirirken aynı zamanda da başörtüsünü kökten reddederek özgürlük kavramının içini boşaltarak, liberalizmi ve demokrasiyi nasıl anlamlandırdığınız belli oluyor. Azıcık baskıcı, azıcık kişisel, azıcık anlamazlığa vuran bir kısırdöngü.

Bu arada dinin kuralıyla erkeğin kurallarını birbirine karıştırarak ataerkillikle dini aynı kefeye koymayınız,dedim. Hala kendi din algınızla kuralları açıklamaya çalışıyorsunuz. Bu kadar tekrara da ne demeli ki? Bakın, biri Tanrı’dan gelen emir ve yasaklardır, diğeri erkekten. İsteyen Tanrı’ya inanır, isteyen inanmaz. İsteyen O’nun kurallarını uygular isteyen uygulamaz. Bu, bireye ait bir hak’tır. Siz, kendi görüşlerinizden yola çıkarak insanların sizin gibi inanmalarını, sizin gibi uygulamalarını ya da tam tersi uygulamamalarını bekleyemezsiniz. Siz benim için kimsiniz ki, inancımı sorgulama ve onu sizin doğrularınıza göre yaşamamı sınırlayabilme hakkını kendinizde görüyorsunuz, aynı şeyi ben size dikta etsem ne dersiniz, aynısını şimdi benim için düşünün, bir zahmet.

“Gelelim özgürlük konusuna; Bakınız ne yazmıştım;"ÖZGÜRLÜK anlayışını tek başına bir konu olarak incelemeye kalkarsanız hiç bir etken yaptırım olmaksızın bir bireyin kendi öz iradesi ile hareket etmesinden bahsetmeye başlarsınız..." İşte bu noktada liberalizmi öteliyorsunuz.

“Özellikle belirtmiştim, "özgürlük tek başına konu edilmesi halinde" diye; Özgürlük, "dini inanç" ile çelişir diyorum...” Ben de diyorum ki, sizin için çelişir, başkaları için aynı yargıyı ortaya koyamazsınız. Soyut bir klavramdır ve konvansiyoneldir. Kurallar düzeni sağlamak için konuyorsa ve her sınırsızlığın da sınırı var diye anlatmaya çalıştığınız demokraside olduğu gibi, her sistemin kuralları vardır. Bu, demokrasiye geldiğinde amenna dine geldiğinde özgürlüklerle çelişme olarak adlandırıyorsa burada çiftbaşlı bir düşünme mantığı devreye giriyor demektir.

“Özgürlüğün yeşerebilmesinin, va yolabilmesinin en temel unsuru müdahaleciliğin olmamasıdır ve bunun kavranmasıdır.” deyip de, bir üst yazıda her özgürlüğün sınırı vardır demek, sanırım azıcık tutarsızlık içeriyor. Dini aile öğretmesin bu özgürlüğe karşıdır, müdahale var; insanlar müdahale olmadan karar verebilmelidir ama bu kararları bir dini karar olursa durunuz orada özgürlüğün de bir sınırı, müdahalesi var. Çünkü özgürlüğe aykırı! Çok yaşayın. Ne güzel anlamışsınız özgürlüğü. Olsa olsa başını açmayla özgürlüğü ilinteleyen bir insana denecek şey bunun özgürlük olmadığı sadece saçların "açık" olduğudur(özgür olduğu değil), ona yüklenen anlamın nesnel ilk getirisi budur, aynı şey kapatan için de geçerli. Kapalı ya da açık, bir tercih. Onu özgürlük ya da tersi değerlendirmekse kişinin kendi bilinciyle gerçekleştirdiği bir tutum. Bunu kaç yazıdır tekrarlıyorum. Bir durumun özgürlük kabul edilip edilmemesi bireye içkin bir hal ve size yeniden söylüyorum ve son olarak, bu tutumu kullanma hakkıdır özgürlük, çünkü kendinizi öyle özgür hissedersiniz ve bu elinizden alındığında özgürlüğünüz ve bunu kullanma hakkınız elinizden alınmış olur. Her duruma uyarlayınız.

“Dahası, buna toplum, devlet, din, ananeler, kurallar, gelenekler, demokrasi vs vs vs hepsi dahildir......hepsi gelir sizi çekip çevirmeye başlarlar.”sa neden sadece din özgürlükle çelişir?
Vicdanla açıkladığınız eğitimin içini, kişinin vicdani tutumundan dolayı dini eğitimi öğrettiği çocuğunun uzağına hangi mantıkla attınız?! Ne çok mantık hatası! Her sistem özgürlük karşıtıdır o zaman çünkü hepsinin kuralları vardır. Sadece dinin mi? O zaman hukuku da kaldıralım, hukukumuzdaki ilkeleri de! Yaa, nereye geliyor cümleniz gördünüz mü, hani mantık?!

Demokrasinin liberalizm mi olduğunu mu zannediyordunuz bu yaşınıza dek? Fazlasıyla demokratik kabul edilen ülkelerde dahi, referandumun, bir kararı halkın çoğunluğunun kararına bırakmak olduğunu bilmiyor musunuz? Ezan soruldu ve referandumla kabul veya reddedildi, bu adı üstünde demokrasidir. Bakın demokrasi de ne kötü bir sistemmiş! Sorun demokraside mi peki onu uygulayan devlette mi? Devlet çoğulculuğu unutup çoğunluğa uyarsa işte bunun adıdır otoriterizm ve yanlış olan budur.

Hep aynı şeyleri tekrarlıyorsunuz. Temel hak ve özgürlüğü vermemek için yok sayıyorsunuz, yetmiyor aile eğitimini bahane ediyorsunuz, yetmiyor ezanı araya sokuyorsunuz, yetmiyor dilediği gibi giyinen kapalı bir insanı araya sokuşturuveriyorsunuz ve sizin demokrasi anlayışınız sapır sapır dökülüyor yazdıklarınızın arasından.

Derdiniz ne, kapalı olup da takva boyutunda tam dikkatli olmayanlarla? Herkes inancından mı kapatıyor bu ülkede ya da inancındaki ölçütü siz mi belirleyeceksiniz? Ne için kapattığının da bir önemi yok, nasıl giyindiğinin de, istediğini giyer, birey’e karışamazsınız Sayın Hubbez, açık ya da kapalı, boyalı ya da boyasız… Mantığa bakın, tam örtünmüyormuş (tam örtünenler de öcü gibidir ama) bu yüzden hiç kapanmayacakmış, siz insanların din anlayışlarını da, derecelerini de sorguluyorsunuz. Size Tanrılık yapma hakkını kim verdi? Siz kişiyle inandığı arasına hangi hakla giriyor ve zaten eksik yanlış yapıyorsun, hiç yapma anlayışı her yerinden sızan cümleleri kuruyorsunuz?
Hem kapanma deyip, hem de zaten kapanırken hata yapıyorsun demek, hem de tam kapananlara bunlar ülkemizde şeriatı getirecek, demokrasiyi yok edecek demek, kısacası örtmeyeceksiniz kardeşim ister öyle ister böyle demek değil mi?! O kadar çok hatalı cümleler var ki, hangisini tutsam, elimde kalıyor. Diyecek söz dahi bulamıyorum. Sanki insanlar neden kapandığı neden açıldığı neyi hangi mantıkla yaptığıyla ilgili size hesap vermek, niyetlerini ispatlamak zorundalarmış gibi. Özgürlük, birey anlayışında, özgür iradeyle, istediğini seçmek ve uygulamaktır, ister bunun adı din olur, ister eğilim, ister fikir... Tüm bunların kriterlerini siz belirleyemezsiniz. Belirlemeye çalıştığınızda örneklerini sıraladığınız fikirler/inanışların (Dahası, buna toplum, devlet, din, ananeler, kurallar, gelenekler, demokrasi vs vs vs hepsi dahildir......hepsi gelir sizi çekip çevirmeye başlarlar.) yaptığını yapmış, baskıcı tutumu dayatmış olursunuz.

Bu arada varoluşçulukla ne anlatmaya çalıştığımı anlamak için, Marcel’in varoluşla ilgili fikirlerine bakın da ondan sonra bir şeyler söyleyin. Bakmadan, sadece yazmak, varoluşçuluk demek, tartışmaya girmemiz için yeterli değil. Onu okursanız biraz bireyin dünyayı anlamlandırmada neleri kriter olarak aldığını görerek bir şeyler yazarsınız, ben de cevap verecek bir durum bulurum ortada.
Saygıyla.


Yazan: suzannur Tarih: May 6, 2008 7:53 PM

Sayın Umut,

İdeal ile teorinin bugünün Türkiyesinde henüz paralel bir çizgi izlemedeiklerini biliyorum.
Oradaki cümlenin amacı, başınızda bir şey(başörtü, kippa...) olmasa da kişilerin fikirlerinden dolayı taraflı kararlar verebileceği ve aslolanın "yasaları uygulama tarafsızlığı" olması gerektiğini anlatmaya çalışmıştım.

İşte bu yüzden sadece başa takılan şey değil, başınızda bir şey olmasa da bu ülkede insanların taraflı bakışıyla birçok değeri alaşağı ettikleri vurgulanmakta ve bu hata öne çıkartılmaktadır. Vurgulamak istediğim buydu.

O kadar çok hata var ki her yerde, evrensel hak ve özgürlüklerin temellendirdiği bir anayasa ve bunu uygulama gücünü göreceğimiz günlere gelebilmeyi hakikaten çok istiyorum. Bunu sadece dini algılar için değil, toplumumuzdaki her algı için istiyorum. Bir yerden başlamalıyız artık.
Gideceğimiz çok yol var demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü içselleştirmek için, farkındayım.

Saygıyla.

Yazan: suzannur Tarih: May 6, 2008 8:05 PM


James DeMeo Ph.D. Saharasya ve Patrizm (ataerkillik) incelemenizi tavsiye ederim.

Aterkillik ile semavi dinler arasındaki bağıntıyı kurmanızda bir bilgi köprüsü olacağını düşünüyorum.

Liberal demokrasi, özgürlük, inanç özgürlüğü kavramları konusunda daha diyeceğim yoktur.

Cinsiyet farklılığı ile her türlü dinsel yaptırımın, özgürlük kavramı ile bağdaşmayan ama özgürlük kavramını kendine basamak ederek kendine yol bulmaya çalışan, evrensellikten uzak, bölgesel ve insanları tahakküm altına alan ilkel ritüeller olduğunu düşünüyorum.

Tıpkı bu işten nemalanan ve siyasi çıkar peşinde olanların vaadleri, söylemleri ve amaçları gibi.

Bilgim ve hali hazırda yaşayan ve yaşananlardan gözlemlediklerim çerçevesinde bunlara değindim.

Unutmayınız;

Nerede özgürlük diye bas bas bağıranlar var ise biliniz ki zulum peşindedirler...(konfüçyus)

Yazan: hubbez Tarih: May 7, 2008 4:18 AM

Konfucyus'tan fasistlere ekmek cikar mi?

Konfuciyus uzerine bir miktar okuma yapmistim yakinlarda. Onun "ahlaki yonetim" teorisi uzerine bir yazi yazmayi da dusunuyor idim. Bakalim ilham gelirse ve malzemeleri, dusduncelerimi organize edebilirsem belki yazarim.

Su kadarini herhalde Confucius’u sadece ozlu sozlerinden bazilari ile bilenler dahi teslim ederler.

Konfucyus’tan fasistlere ekmek cikmaz.

Bence onlar Hitler, Mussolini, Stalin, Mobutu Seseseseko, Hulagulari ile iktifa ederlerse en azindan “olduklari gibi gorunme” puan alirlar. Makyavel dahi yaramaz onlara zira onun da "toplumin iyiligi" gibi erdemli bir emeli vardir. Sadece gayesi icin gayri-ahlaki metodlari da caiz gorur. Bizimkilerde emeller de suflidir vasitalar da.

Zaten tarih boyunca hicbir fasist, zalim, diktator, tiran Konfucyuss’un adini agzina almamistir; ama bizimkiler bunlarin yaninda ahmak ta olduklari icin gercegi carpitip , demagojik soylemlerine kendilerinin inanmadigi, hatta kendilerininkine 180 derce zit felsefelerden filozoflardan dahi ekmek cikarmaya kalkarlar.

Ne yapsinlar sityaseti Islam’in izlerini dahi tamami ile silmek uzerine kurulu CHP’nin Baykal’i “Kuran’i Kerimden, Hadis-i Seriften , Imam-i Azam’dan malzeme cikarirsa onun ogrencileri de Confucius’u “bas bas bagirtir”.

Ataturk’u Ataturk’ten dahi korumak icin onun sozlerini carpitan, sansurleyen ahlak bunu da yapar. Ne ilk ne son bu. Zira Mefisto'nun aptal cocuklari icin, emeller sufli olunca vasitalar da sufli olmak zorundadir.

Cunficius’un yonetyim teorisi ahlak uzerine kuruludur. Der ki”

"Lead the people with administrative injunctions and put them in their place with penal law, and they will avoid punishments but will be without a sense of shame. Lead them with excellence and put them in their place through roles and ritual practices, and in addition to developing a sense of shame, they will order themselves harmoniously." (Analects II, 3) (wikipedia)

Halki idari emirler ile yonetir, onlari cezai hukumlerle yerlerine koyarsan, onlar utanc duygusu olusturmadan, sadece cezadan kacinmak icin bunu yapacaklardir. . Onlari faikiyet ile (ustun ahlaki degerleri kilaviz edinerek) yonetir ve utanc duygusu gelistirmeye ilaveten roller ve ritueller vasitasi ile yonetir isen, harmonik bir duzen olustururlar

Confucyus’tan Hubbez’e:

Confucius’un bahsettigi utanc duygusu olmayinca adam kendi laikci dairelerinin mahsulu fasizan, ozgurluk dusmanligi, dusunce ve ifade kaabilyeti yoksunu pespaye soylemlerini de Confusius’un agzindan da “bas bas bagirtir”, Allah’in agzindan da, Peygamber Efendimiz’in agzindan da Imam-i Azam’in hatta taptiklarini soyledikleri Ataturk’un agzindan da “bas bas bagirtir

Konfucyus'un bahsettigi "utanc duygusu" yok olmaya gorsun.

Tarih boyunca “ozgurluk isteyen "butun insan topluluklarini da boyle bir cirpida kendi pespaye fabrikasyonu ile zulum pesinde olmakla suclar. Amerika’nin “ozgurluk diye bas bas bagiran zencileri”, Fransiz ihtilalinde “ozgurluk diye bas bas bagiran halk”, Afraka’da. Hindistan’da Amerikalarda somurge statusunden kurtulmak, dunyanin her tarafinda nenmrutlardan kurtulmak icin “ozgurluk diye bas bas bagiran” halklar, Confucius gibi bir “ahlaki yonetimci” feylesofun agzindan “zulum istemekle suclanir.

Confucius “utanc duygusu” derken neden bahsettigine mukemmel ornek!

Sagol Hubbez.

Yazan: Yorumcu Tarih: May 7, 2008 12:36 PM

Bakin laikci slogancilar.

"bas orutsu ozgurluk degil baski simgesidir" vb sloganlari burada bozuk plak gibi tekrar tekrar calmakla "fikir sahibi" gorunmeniz mumkun degil.

Universite sinavlarina girdiniz bircoklariniz. Orada bir metinden yorum cikaraniz istemistir eminim. O metinde gecen cumlelerden o metin baglaminda yorum cikarmaniz beklenir. Bu ise analitik muhakeme kaabiliyeti gerektirir.

Hukuki tartismada neyin gercekte insani "ozgurlestrdigi" neyin "ozgurlestirmedigi" gibi subjektif felsefi yorumlarin yeri yoktur.

VELEV KI sizler bagimsiz muhakemenizle "bas ortusunun basortulu bireyi ozgurlestirmedigi" hukmune vardiniz.

Ve VELEV KI bu sizin oznel yarginiz degil nesnel bir gercek.

Darbe Anayasasi'nin dahi yasaklamadigi bir "yasagi" savunuyorsunuz? Birakin "demokrasiyi" nerde sizin "hukukun ustunlugune" sayginiz?

Buna ragmen "demokrat" olma iddianiz var ise insanlarin yanlis tercihler yapma haklarinin da oldugunu kabullenmek zorundasiniz.

Bu kadar zor mu bunu kavramak ? Voltaire'in 200 kusur sene once vardigi "soylediklerinize katilmiyorum anma onlari soyleme hakkinizi savunmak icin canimi verebilirim" bilgeligine hala ulasamadiniz! Bu ne "aydinlanmadir", bu ne "cagdasliktir"? En azindan "ben fasistim, sadece bana hizmet eden, gerisinin haklarina zerre kadar deger vermeyen bir despotizmden yanayim" deyin de "farkindalik" puani kazanin. ancak o zaman Hitler, Mussolini seviyesine cikabilirsiniz. En azindan "demokrat degilim Cunhuriyetciyim" diyen Hincal'a yaklasirsiniz.

Yazan: Yorumcu Tarih: May 7, 2008 2:54 PM


Burası düşünce ve fikirlerin paylaşıldığı bir ortam.

Mahkeme salonu değil.

Özgürlüğü, liberalizmi, varoluşçuluğu tutturamadık şimdi de hukuki takılalım he...

Tarih, din iman üzerinden çıkar sağlayanları, nemalananları, avantacıları, siyasi erk ve tahakküm uygulayanları peşinde koşanları geride bırakarak, gömerek süregelmiştir...özlemleyerek değil.

:)

Yazan: hubbez Tarih: May 7, 2008 8:52 PM


Biriniz çıkıp başörtüsünün ve hatta dinin liberalizmle, demokrasi ile bağdaştığını bir ilintilese de anlasam.

Ben dinini ve başörtüsünün özgürlük ve eşitlikle badaşmadığını, bağdaşamayacağını açıkladım.

Uygulamanın da ataerkillikle alakasını nedenleri ile yazdım.

Biriniz de çıkıp başı kapalı bir kadının kendini hangi yönlerden ve nasıl özgür hissedebileceğini, eşitlik ile nasıl örtüştüğünü, tahakküm ve baskı olmadığını gerekçeleri ve/veya ilintileri ile yazmaz mı yahu?

Bence yazamazsınız;

Yazabilseydiniz ona buna hakaretler, küfürler etmezdiniz.

Bir cevabınız olmadığı için, olamayacağı için çaresiz kalıyor hemen konuyu bırakıp yazanlara sataşıyorsunuz.

Din iman işi şu yukarıda yazdıklarınız hak, hukuk, eşitlik, özgürlük, demokrasi gibi kavramların hiç biri ile bağdaşmaz.

Ondandır küfürü basıyorsunuz.

Olan budur.

Yazan: hubbez Tarih: May 7, 2008 11:01 PM

Sayın Hubbez,
Öneri kitaplar için teşekkür ederim. Şu an en azından bir ayımı alacak bir kitap okuma listem var, önceliğim onların ama netten biraz araştırma yaptım ve araştırmaya da devam edeceğim.
“Cinsiyet farklılığı ile her türlü dinsel yaptırımın, özgürlük kavramı ile bağdaşmayan ama özgürlük kavramını kendine basamak ederek kendine yol bulmaya çalışan, evrensellikten uzak, bölgesel ve insanları tahakküm altına alan ilkel ritüeller olduğunu düşünüyorum.”
Düşünüyor “um” demeniz olayın sizdeki yorumu olduğu için size ait yorumu eleştiremem. Bendeki yorumu ise çok daha farklıdır. Özgürlük kavramının içini doldurma şeklimiz çok farklı ve bu yorum yani dünyayı algılayış şeklim, benim özgürlüğüm kadar varoluşumu da içeren yapıyı oluşturuyor. Birileri sen şunu yapamazsın dediklerinde, kendi varoluşumun engellendiğini ve özgürlüğümün kısıtlandığını düşünüyorum. Karar verme yetim birileri tarafından beni özgürleştirmek adıyla sunuluyorsa hele, şekli yapıya takılıp da bir şekilde öyle ya da böyle olarak özgür olacağım dayatılıyorsa, kişiliğimin yok edildiği, varoluşumun anlamsızlaştırıldığı hali tekrar ve tekrar yaşamak zorunda bırakılıyorum. Bir genellemenin içine dahil edildiğimde ise, o genelin içinde beni farklılaştıran tüm parçalarımın yok sayıldığını görüyorum. Sizde de en çok takılıp kaldığım nokta burası oldu. Tüm o genellemelerle siz de tekrar ve tekrar kişiliğimi, varoluşumu, özgürlüğümü sizin algıladığınız gibi algılamamı salık vererek hele de bunu ataerkil anlayışın diretilmesi şeklinde sunarken aynı yöntemi kullanarak ataerkil bir tutum takınmanızla sizin kendinizden ya da inandığınız şeyden uzağa düştüğünüzü fark ettim. Oysa sizin, dine yönelik tutumunuz ne olursa olsun, ataerkilliğe karşı geliştirdiğiniz o güzel tutumun, burada da kendisini göstermesi gerekmiyor muydu? Sizin herkesten ve her şeyden önce, bir kadına yönelik tutumu sorgulamanız gerekmiyor muydu, ister açsın ister kapasın ve buna hangi sebebi verirse versin. Kapama ya da açma sebebi ne olursa olsun, kadına verdiğiniz değer, bu meseleyi daha farklı ele almanızı gerektirmez miydi?
“Nerede özgürlük diye bas bas bağıranlar var ise biliniz ki zulum peşindedirler...(konfüçyus)”
Peki bu, özgürlük gelmesin mi demek, özgür yaşamayalım mı demek, onca özgürlük şudur deyip de özgürlük zulüm getirir demek nedir peki? Sizin özgürlüğünüz de mi zulme gebe? Oldu mu Sayın Hubbez?

Yazan: suzannur Tarih: May 7, 2008 11:25 PM


Elbette ki yazdıklarım benim düşüncelerim.

Bunu her bir kaç paragrafta bir belirtmenizin ne manası var..."Ben böyle düşünüyorum, haydin hepiniz de böyle düşünün" şeklinde ne bir beklentim var ne de şartım.

Düşüncelerimi birileri benimser ya da benimsemez bu beni ilgilendirmiyor.

Bu işler bireysel kertede kaldığı sürece zaten konuşulmaya gerek olmayacak konular.

Ancak din iman işleri siyasi bir etiketle toplumu ilgilendiren bir harekete dönüştüğü an, ki TC de günceyi meşgul eden konu budur, konu bireysel haklar kertesinden toplumsal ve rejimsel bir boyuta taşınmakta ve bu nedenlerle yazılıp çizilmekte.

En azından ben bu nedenle yazıyorum.

Bugün birisi çıkıp Robinson Crusoe misali her türlü teknolojik nimetinden uzak yaşamak isterse kim ne diyebilir? Ancak bunların bir kaç bin tanesi br araya gelip reddettikleri teknolojiyi sağlayan alt yapı, kurum ya da kuruluşları hedef alırlar, ellerinde mızraklar, bıçaklar şehrin göbeğinde avlanmaya kalkarlarsa işler karışır öyle değil mi?

Kamusal alanda haremlik selamlık dayatmalarının onlarca örneği her gün yazılıp çizilmekte.

İzlemiyor musunuz?

Dini inancı gereği bir yaşam biçimini arzulayan kişi ya da kişiler bir araya gelip bu yaşam biçiminin gerekleri için kurallari, yasaklar üretip uygulamaya koyduklarını okumuyor, görmüyor musunuz?

Din iman işlerinden siyaset yapanların attıkları bir adım nedenli kendilerinin dışında atılan baskıcı, yasakçı, engelleyici adımlardan haberiniz yok mu?

Daha kaç örnek yazmalıyım?

Her gün haberlere düşen "sirayet etme" olaylarını göremiyor musunuz?

Yoksa sizler yetmiş milyonluk bir ülkedeki bir kaç bin tane öğrencinin okullarına gitmesinin mi sorun olduğunu sanmaktasınız?

İşin sirayet etme yoluyla çok daha başka amaçlar ve boyutlara doğru çekildiğinin, itildiğinin, girişildiğinin, desteklendiğinin ve bir harekete dönüştürüldüğünün farkında değil misiniz?

Rozetle namaz kılamazsın teraneleri, bir çok okullarda uygulanılmaya çalışılan namaz şartları, dağıtılan avantalar, yandaşçı listeler, kumanyalar, kadrolaşmalar...

...şurada bireysel olarak bir ferdin her türlü hak, hukuk arayışında olarak özgürlüğü için yapması gereknleri mi yazıyoruz sanıyorsunuz.

Kendinden altmış yaş küçük kızlarla oynaşan, elli yaş küçük kızla evlenen, benzerleri ile olan maceralarını kitaplaştıran için, işlediği ya da zanı olduğu adi bir suç neden günlerdir yazılmakta?..

...bu adi suç için dinci imancı tayfanın kurdukları cümleleri, yazdıkları yazıları, içine düştükleri durumları okumuyor musunuz?

Hurafe ile yatıp hurafe ile kalkar olduk.

Müslüman olmayan Türk sayılmazmış, bir gecede altmı kere ilişkiye giren şeyhlermiş, ulemalarmış...

...gün geçmiyor ki içinde ahlaksızlık, zırva ve hurafe olmayan bir şeyler olsun.

Beni ilgilendiren yanı birey kavramından bihaber, fert olgusundan nasiplenmemiş kalabalıkların özendirilerek din iman işlerinden yansıtılan siyasi çıkar ve rant peşine koşan bazı zümrelerin karanlık emelleridir.

Bir kaç tane bedevi kavmini çekip çevirmek için oluşturulmuş, acıması çöl kültürü yaşam biçimi kuralları silsilesini alıp siyasi çıkar, toplumsal erk ve rant amacıyla milyonlarca kişiyi nizamlamaya kalkmanın altında yatanın ne olduğu konusunda düşüncelerimi yazıyorum.

Yazan: hubbez Tarih: May 8, 2008 12:26 PM

Merhaba...

Sayın Suzannur hanım, sizin belirttiğiniz ve " Ailede eğitim sonucu küçüklükten bir takım şeylerin eğitiminin çocuklara verilmesi" konusuyla alakalı olarak Sayın Hubbez'e gayet mantıklı bir öneri/yaklaşım getiriyorsunuz.

İnsanlar bu konuyla alakalı olarak neden yanılgıya düşerler? Veya neden bulundukları durum, insanlara "yanılgı" olarak gelir?

1) Eksik bilgi.
2) Vicdan'ın tüm insanlığı kapsaması sonucu bu durum zihinlere "yanılgı" olarak gelir.

"Çocuk ana-babasından gördüğü için başını örter, işte hürriyetle çelişen durum budur" yaklaşımı düşünülmeye değerdir. Neden? Çünkü burada "hürriyet" kavramı ve esası üzerinde mutabık olunan bir durum var mıdır? Varsa o nedir? (Olamayacağından bu soruyu sormuyorum). Ve sanki insanın ana babasından bunları('bunları' diyorum yani sadece dini öğretilerin çocuğa öğretilmesini kastetmiyorum) öğrenmesi çok garipmiş de, veya böyle olması varlığın özüne aykırı bir durum teşkil ettiği varsayılıp, insanlığa pay edilmiş bu ölçüye(kader) başkaldırırcasına(ki bu öncelikle bizzat kendine/benliğine başkaldırmaktır) bu şekilde mantık hatalarında bulunmak, konulara bu perspektiften yaklaşmak, tutarsızlığı beraberinde getirir. Evet. Tutarsızlık.

Yazan: Enes Metinoğlu Tarih: May 8, 2008 1:45 PM

İrticacıların türban söylemleri


Şahsen fakir de Etyen Mahcupyan gibi bu üzerinde yazıldığı kağıdı değemeyecek, “iddianame” adı atında sunulan Hürriyet, Cumhuriyet asparagas derlemelerine Ergenekoncu çetelerin “istihabaratı” ilavesi ile oluşturulan (hatta bizzat Ergenekoncuların bilgisayarlarında oluşturulduğuna dair deliller de yer aldı medyada), gayrimeşru, gayriahlaki, gayri-hukuki tezviratlar manzumesine cevap vererek şereflendirmemesi taraftarı idim.

Ama başları giyotine götürülmek istenen onlar. “Bekâra karı boşamak kolay” hesabı onlara akıl verme hakkını kendimde görsem de (herkes gibi) onlardan benim bilgeliğimden istifade etmemeyi seçmelerini de anlayışla karşılarım.


Onlar da fakirin ve Mahcupyan’in tavsiyesi yerine daha önce ne Erbakan’a ne kapatılan diğer partilere fayda sağlamayan gayrimeşru olanı meşrulaştıran yolu, yani “savunan adamlar” olmayı seçtiler. Ben hala verilecek kararın onların “savunması” ile alakası olmayacağı görüşünde olduğumu gene not düşeyim deftere.


Bu günkü niyetim sadece aşağıda sunacağım Ak Parti’nin müdafaasında yer alan geçmişte, laikliklerinden sival olunmaz siyasetçi, devlet adamı, kadını zevatın “türban” konusunda serdettikleri fikirleri nakletmek.


Tansu Çiller (Eski Başbakan): Bu milletin Kur’an’ı ve bayrağıyla oynamayın. Ezanın sesiyle uğraştılar. Devletin okullarını kapattılar. Yetmedi, başörtülü kızlarımızı üniversite kapılarında coplattılar. Bacılarımın başörtüsüyle uğraşmayın.


Devlet Bahçeli Devlet Bahçeli (MHP lideri): Üniversitelerimizdeki başörtüsü dramına son verilmesi hem insan hakları hem de ülke huzuru açısından büyük önem taşımaktadır. Üniversitede türban olmalı.


Deniz Baykal (CHP lideri): İslamiyet’te bir ‘himar’ diye bir örtü kavramı geçer, himar, çoğulu humur, bu örtü müdür, başörtüsü müdür tartışması vardır. Genellikle fıkıhçılar, bunun başörtüsü olarak anlaşılması gerektiğinde ittifak etmişlerdi.


Süleyman Demirel (9. Cumhurbaşkanı): Kişi laik olmaz ki, devlet olur laik. Kişi ya inanç sahibi olur, ya da inançsız olur. Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır.


Mesut Yılmaz (Eski Başbakan): Türban sorunu çözülmezse yönetmeliği değiştirebiliriz. Devlet dairelerinde bile hizmetlilere başörtüsü konusunda esneklik tanınabilir. Şeriata karşı yürünmez ancak saygı duyulur.


Bülent Ecevit (Eski Başbakan): Başörtüsü ile uğraşmanın gereksiz olduğuna inanıyorum. Gardrop Atatürkçülüğünün tipik bir örneği…

Yazan: Yorumcu Tarih: May 8, 2008 2:08 PM

Sayın Enes,
Siz de çok güzel bir noktaya değinmişsiniz. Verilen eğitim din olduğunda bu, insanların özgürlüğünü sınırlandırırken her nedense diğer eğitimler bunun dışında tutuluyor. İşte bu çiftbaşlı mantık ya da tekyanlı.

Sorun zaten eğitim değil, din. Bu çok belli. Dine ait her olgu, bugün yapılanlar üzerinden, biz yaptık bunlar da bize yapar psikolojisiyle engellenmeye çalışılıyor, biz de aynısına uğrarız psikolojisine egemen bu tarz düşünen insanlarda. Biz de şunu anlatmaya çalışıyoruz, demokratik hak ve açılımları evrensel hak ve özgürlük düzeyine çıkartalım ve bunu sivil bir anayasayla normatif hale getirelim. Buna da yanaşılmıyor.
İşin en dramatik yanı, ne yaparsanız yapın anlatamıyorsunuz, taraflı bakış açısıyla karşılaşıyorsunuz ve sorduğunuz onca soru es geçiliyor.

Sabahattin Ali’yle cümlelerini yinelemekte fayda var bu noktada:

“Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkansızlığı” insanın elini kolunu bağlar.

Ve sorgulanması gereken bir de şu ki, neden kendimizi müdafaa etmek zorunda bırakıldığımız. Bu da apayrı bir durum.
Saygıyla.

Yazan: suzannur Tarih: May 8, 2008 5:13 PM

İnsan "Fikri Hür! Vicdanı Hür!" olmadıkça onurdan söz edilemez... Sadece birilerinin oyuncağı olur...

Yazan: Alper Tunga Tarih: May 9, 2008 11:20 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)