« AK Parti’yi Kapatan, ‘Kürdistan’ Yolunu Açar | Ana Sayfa | Diktatörler ‘Bağımsızlık’ Sever »
April 9, 2008
Evet, İslam Türkiye’nin ‘Çimentosu’dur
[9 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Yargıtay Başsavcısı AK Parti’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianamesinde Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir sürü “laiklik karşıtı eylem” atfediyor. Bunların arasında Başbakan’ın “en büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların el ele dolaştığı bir üniversitedir” gibi sözleri de var. Dünyada hiç bir aklı başında insanın itiraz etmeyeceği böylesine bir söz, Başsavcı’ya göre siyasetten men edilmeyi gerektiren bir suç teşkil etmiş oluyor. Akıl alır gibi değil.
Akıl almayacak bir başka “suç”, Başbakan’ın Türkiye’nin kültürel dokusu hakkında yaptığı yorumlar. İddianameye göre, Erdoğan, “İslam’ı… Türk milletinin birleştirici bir unsuru, çimentosu olarak tanımlamış” ve “sık sık Türk halkının yüzde 99’unun Müslüman olduğuna vurgu yapmış”. Bu da laikliğe aykırıymış.
Bence ortada bir “aykırılık” varsa, o da iddianame ile Türkiye’nin gerçekleri arasında. Evet, Türkiye nüfusunun ezici çoğunluğu Müslümandır. (Sayın Başsavcı inanmıyorsa herhangi bir ansiklopediye göz atabilir veya bir Türkiye turuna çıkabilir.) Dahası, Türkiye’nin “milletleşme” sürecinde de Müslümanlık en temel birleştirici unsur olmuştur. Bunu en iyi bilen ve hayata geçiren kişi de Atatürk’ten başkası değildir.
Meseleyi anlamak için Lozan’a göz atmak bile yeter. Türkiye’nin kurucu metni sayılan bu anlaşma öncesinde, İsmet Paşa, Türkiye’deki tüm Müslümanların tek bir bütün teşkil ettiğini, sadece gayrımüslimlerin “azınlık” olduğunu savunmuş ve bu tezi kabul ettirmişti. Ondan sonraki yıllarda da cumhuriyetin “ulus inşası” programı, büyük ölçüde Müslümanlık zeminine oturdu. Atatürk Türkiyesi, Müslüman olmayan vatandaşları “mübadele” yoluyla en aza indirirken, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar gibi Türk soyundan olmayan Müslümanların göç taleplerine olumlu cevap verdi. Öte yandan Müslüman olmayan Türkler, örneğin Hıristiyan Gagavuzlar, ülkeye kabul edilmedi! Bunun nedeni, Müslüman olmayan Türklerin nüfusun kalan kısmıyla kaynaşmalarının zor görülmesiydi.
Kısacası, Türkiye halkını oluşturan “Osmanlı Müslümanları mozaiği”nden modern ve “laik” bir ulus çıkarmak isteyen Tek Parti yönetimi bile, sosyolojik gerçeklere uygun hareket etmiş, İslam’ın birleştiriciliğini esas almıştı.
Değerli siyaset bilimcilerimizden İlter Turan, “Türkiye'de Din ve Politik Kültür” başlıklı akademik makalesinde, “Cumhuriyetin sınırları içinde yaşayan insanlar mozaiğinden bir ulus inşa edilmesinde dinin entegre edici rolü görmezden gelinemez” derken, buna işaret eder.
Dünyaca ünlü sosyoloğumuz Şerif Mardin ise daha da çarpıcı yorum yapar. Mardin’e göre, bugün Türkiye’de bir çoklarının beynine kan sıçratan “ümmet” kavramı, aslında ülkenin temelinde yatan bilinçtir. Hoca, “Din ve İdeoloji” adlı kitabında açıkça yazar; “Cumhuriyet, ümmet yapısının devam etmesini sağlamıştır” diye.
Sanırım Sayın Başsavcı’nın anlamadığı (veya anlamazlıktan geldiği) nokta, Türkiye’nin sosyolojik yapısı ile hukuki tanımı arasındaki fark. “İslam Türkiye’nin çimentosudur” demek, sosyolojik yapıyla ilgili doğru ve isabetli bir yorum. Hukuki yapının ve dolayısıyla vatandaş tanımının laikliği, bundan ayrı bir şey.
Ancak zaten Başbakan da bu farkı vurgulamış. Ve bu da iddianamede geçiyor! Erdoğan’ın “din bir üst kimliktir ifadesini kullanmadığı”, “üst kimlik olarak kullandığım ifade, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır” dediği yazılı.
Yani Erdoğan devletin laikliğine muhalefet etmemiş, sadece Türk toplumunun kültürüne dair bir tespitte bulunmuş. Ama bu bile suç!
Dediğim gibi, bu iddianame akıl alır gibi değil.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 9, 2008 12:51 AM




Mustafa beyin eline sağlık. Bu iki yazı bir bütün olarak ele alındığında daha bir anlam kazanıyor. AKP İslamı açık ve görünür hale getirerek, laikliğide güçlendiriyor biryandan. Biryandanda her kökenden mütedeyyin vatandaşları devletiyle barıştırıyor. Bu iki husus, İslamın millet ile devleti kucaklaştırması ile; bölücülüğün geriletilmesi, aynı manaya geliyor. Komplo teorilerine inanmam ve hoşlanmam; ancak ne olduysa, ABD, hükümet ve askerin ortak bir çizgide buluştuğu görüntüsü veren, Irak harekatı sonrasında değişti. Hükümet, ABD ve asker anlaşmıştı. Hertürlü istihbarat verildi ve başarılı hava ve kara harekatları icra edildi. Akabinde,önce çekilme sorun oldu. Hükümetin haberi yoktu vardı tartışıldı. Sonra CHP ve MHP hainlikle suçlandı. Millet gerildi Ve birden AKP hakkında kapatma davası açıldı. Bu işler çok ayrı şeyler gibi görünsede, bir merkezden kurgulandığı ortada. Bu hükümetin askeri danışmanı yok mu? Bir savaşın-psikolojik harekat- tek bir elden komuta edileceğini hükümete söylemiyor mu? Hükümet karşıtı cephenin lideri mi bilinmiiyor yoksa. Yada hükümet herşeyi ben bilirim havasında sormuyor mu? AKP yi sevmek zorunda değiliz ama hükümet Türk devletinin temel icra organıdır. Bunu korumak milli bir meseledir ve kişi ve kurumların üzerinde bir beka sorunudur.
Yazan: kerim Tarih: April 9, 2008 12:07 PM
Hayır! İslam ne Türkiye'nin ne de kendi kendisinin çimentosudur. Zerre kadar birleştirici özelliği yoktur.
Tarihte yaşananları ve yaşamaya devam edilenleri nasıl görmezden geliyorsunuz pes doğrusu.
Bir din bir kutsal kitap düşünün ki, yüzlerce binlerce farklı yorum yapılmasına izin versin, yüzlerce binlerce mezheplere bölünebilsin. Tek bir İslam var mı ki, çimento olsun.
Madem İslam, bir çimentoydu da peygamberin ölümünden daha on yıl bile geçmeden neden halife kanı döküldü? Yüzlerce mezhebe bölünen İslam, binlerce yıldır birbirlerini boğazlayan farklı mezhep mensuplarını neden birleştiremiyor? Oluk oluk akan kanı neden durduramıyor?
Herkes birbiriyle kanlı bıçaklı, ilk fırsatta birbirlerini boğazlama hazır bekleyen insanlar. Böyle çimento mu olur?
Türkiye'yi birleştiren tarifi mümkün olmayan başka bir duygu var. Bu duygu'da sizlerde yok. Tek sorunda bu zaten.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 10, 2008 12:46 PM
Hülagü Bey,
Bir evde kardeşler de birbiri ile çok didişir ama onları kardeş olmaları birbirine bağlar. Yani kardeş oldukları için didişirler ama kardeşlikleri onları birbirine bağlar.
İslam tarihinde maalesef bazı Müslümanlar arasında istenmeyen kavgalar yaşanmıştır. Fakat bunlar İslam'ın birleştirici özelliği olmadığından değil, o birleştirici özellik(kardeşlik anlayışı) işletilemediğinden olmuştur. Pek ala bu özellik İŞLETİLEBİLİRSE Mustafa Bey'in vurguladığı gibi bir "çimento" vazifesi görebilir.
Mezhepler konusunda da aynı şey geçerli. Mezhep imamlarının birbirlerine yaklaşımı, birbirlerinin fikirlerine yaklaşımı göz önüne alınırsa(hepsi de diğerlerinin fikirlerinin değerli olduğunu ama kendilerinin farklı düşündüğünü söylemiş, hayatlarını inceler ve anlayışlarını görürseniz) ve o anlayışları işletilebilirse o kardeşlik, birliktelik sağlanır.
...
O tarifi mümkün olmayan ama bizde bulunmayan duyguyu da merak ettim doğrusu. 80 öncesinde o duygu yok mu idi bu insanlarda.
...
Evet o bahsettiğiniz duygu tahmin ettiğim duygu ise o da belli ölçülerde birleştirici olabilir.
...
Mesela Amerika'da vatandaşlık duygusu da bizdeki din, milliyet, vatandaşlık duygusundan çok daha birleştiricidir bence.
Demek ki sorun o birleştirici unsurları kullanmada.
Eh, Mustafa Bey de sanırım birleştirme gücü çok fazla olan İslam'ın o özelliğinin kullanılmadığından, hatta kullanılmasının tehlikeli görüldüğünden dolayı tepkili ki bu yazıyı yazmış.
Yoksa ben sizinle bile "insanlık" duygusu ile birlikteyim.
Irk, din vs. ortaklığı aramaya gerek yok. İnsanlık ortak paydası bile yeter.
Ama onu işletene kadar farklı işlevleri de olan İslam çimentosunu devreye sokmakta ben biz zarar görmüyorum.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 10, 2008 4:28 PM
Hülagü TTT ye
“Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.Allah a azabından korkarak ve rahmetini umarak dua edin.Şüphesiz Allah ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (Araf 56)
Kuran ı Kerim 14 yerde bozgunculuktan bahseder.Bu ayetler genelde Peygamberimizden önceki peygamber kavimlerinden bahsetmekle birlikte biz Müslümanlara ve diğer insanlara evrensel bir mesajdır.İslam ın zerre kadar birleştiriciliği yoktur diye bir laf etmişsiniz.Bilakis Kuran a inananlar,yani kutsal bir metin olarak kabul edenler bilirler ki ayetlerde de açıkça görüldüğü gibi birleştiriciliğe kardeşliğe yönlendirmektedir.İslam asla şiddeti kabul etmez.
Evet Peygamberden sonra karışıklık korkunç boyutlara ulaşmıştır.Doğrudur.Fakat sizin bahsettiğiniz zihniyet gözlerini makam mevki bürümüş,oyuna gelen,halkın biat ettiği halifeyi tanımak istemeyen,Kabe yi bile taşlatabilecek zihniyete sahip şahsiyetlerdir ki sorun da zaten onlarda İslam ın felsefesini anlayamamışlarda ya da işlerine geldiği gibi anlayanlardadır..
Böyle nakıs zihniyetler geçmişte olmuştur,şimdi de vardır ve gelecekte de olması muhtemeldir.
Mezheplere gelirsek; İslam da kabul gören, İslam ın ana hatlarında birleşip bazı fıkhi meselelerde ayrılan 4 tane mezhep vardır.İslam bölünmüş değildir ve birden fazla İslam yoktur.Ayrılıklarda Kuran ın lafzi zenginliğinden yani bir harfin bile çok fazla manalara gelmesindendir.Ve bu mezhep konuları da öyle damdan düşer gibi değildir.Birçok metodu vardır.Mezhepler farklı yapıdaki farklı coğrafya ve iklimdeki insanlara sunulmuş bir kolaylıktır.
"İSLAMİYET GÜNEŞ GİBİDİR.ÜFLEMEKLE SÖNMEZ.GÜNDÜZ GİBİDİR.GÖZ YUMMAKLA GECE OLMAZ.GÖZÜNÜ KAPAYAN YALNIZ KENDİNE GECE YAPAR"
Bu arada bütün Türkiye yi birleştiren ve bizim anlayamadığımız duygu nedir?Çok merak ettim doğrusu........
Yazan: nurmeryem Tarih: April 10, 2008 5:49 PM
Deniz der ki dalgalandı sularım
Bir o yana bir bu yana çağlarım
Dünyayı ben neyleyeyim Çalabım
Gel deyu Sen geleyim ben Sultanım
Hülagü şaşma sakın bu işe
Terkeyle sen masivayı Hak ile
Aşk yolunda derviş ile el ele
Gey hırkayı yokluk ile deyu ben...
Yazan: deniz Tarih: April 10, 2008 7:12 PM
Anayasasinda acikca laik oldugu belirtilen bir ulkenin basbakani hicbir dini kuvvetlendirmek icin aciklama yapmamali.
Turkiye'nin buyuk cogunlugunun musluman oldugu
bilmeyen mi var da Basbakan surekli bunu hatirlatma geregi duyuyor? AKP, siyasete dini bu kadar karistirarak hem dine hem de siyasete zarar veriyor.
Yazan: nyoped Tarih: April 10, 2008 10:53 PM
Türkiye'yi birleştiren tarifi mümkün olmayan başka bir duygu var. Bu duygu'da sizlerde yok. Tek sorun da bu zaten.
Hülagü TTT
Bu kısmı açar mısınız Sayın Hülagü...
Bu topraklara demokrasi getirildi de bu duyguyu anlayamayan insanlar mı onu reddetti, ve istemezük dedi.
Vatandaş olma tanımı bügün kimler tarafından lime lime edilmiş ve iğdiş bir yapı ortaya konulmuş durumda.
Bugün insanları kim kaba genellemelerle ayak takımı olarak görüyor?
Bireysel hak ve özgürlükler bugünlerde tam da bugünlerde kim tarafından ayaklar altına alınıyor?
Siz de hangi genellemeci tutumla "Bu duygu da sizde yok" diyorsunuz? (Bu sizin içine öldürülen Hrant Dink ve cezaevindeki oğlunu da dahil ettiniz mi, Rahip Santaro'yu, şehit düşenleri, yıllardır zulüm gören Kürtleri, okuma hakkı elinden alınan kızları, kapatılmak istenen partileri, Şemdinli savcısını,üç kuruşa çalışan insanları, hak ettiği yere getirilemeyen mürekkep yalamışları...)
Siz ve biz tanımının içini azıcık açar mısınız?
Ve insanları siz-biz kaba genellemesiyle bölen anlayış mı "Türkiye'yi birleştiren tarifi mümkün olmayan başka bir duygu var."ı dillendiriyor ve o duygunun sahibi olarak ahkam kesiyor?
Bu duygu size aitse, tarifi mümkün olmayan bu duyguyu sizden başka kim hakkıyla tarif edebilir ve onu sahiplenebilir ki? O zaman biz olma halini ya da vatandaşlık şemsiyesi altında birleşmek isteyen insanları o güzel duygudan uzaklaştırmak isteyen kim oluyor?
Baştan sınırları çizmiş, duvarları örmüş, güzel duyguları kendisine mâl etmiş bir zihniyete kim ne anlatabilir ki? Hem de o güzel duyguyu herkes için istese dahi...
Yazan: suzannur Tarih: April 10, 2008 11:49 PM
Hülagü TTT peki İslam birleştirici olmasın. Ne oldu bu durumda, ne geçti eline. İslamın siyasete alet edilmesine amenna hepimiz karşı olalım. Gerçek laikliğin-insana laik yaşam dayatması olarak sunulan değil- demokrasinin ve özgürlüklerin teminatı olduğunu hepimiz kabul edelim. Dünyada bir ilk olan, mahkeme kararıyla hükümet kapatmak garabetinin bununla ne ilgisi var. Altı yıldır ülke yöneten bir kurum, milletin desteğini almışken kapatılırsa, bu birliğimize ne ilave edecek. Elbette siyasal İslamcılık, yada dini mülahazaların ülke yönetmenin pusulası haline getirilmesi doğru değildir. Bugün siyasal ve sosyal hayatı tehdid eden böylesi bir yakın tehlike de yoktur. Ben milletimizin sağduyusu ve devletimizin birikimi ile bu zor durumu lehimize çevireceğine inanıyorum. Tüm kışkırtmalara rağmen AKP ve Erdoğan'ın da tahriklerden uzak tutumunu takdirle karşılıyorum. Birde benim dikkatimi çeken, Erdoğan ben milli görüş gömleğini çıkardım dedikçe, yok değişmedin deniyor. Menderes, Özal çizgisinin devamı muhafazakar demokratım dedikçe, yok İslamcısın deniyor. Erbakan ve fazilet ne oluyor bu durumda. Kışkırtıcılığında, tahriklere kapılmanında Türkiye'ye kazandıracağı birşey yoktur. Kazanan biz olacaksak, Türkiye teferruattır deniyorsa o başka.
Yazan: kerim Tarih: April 11, 2008 3:53 PM
BU yazıda harika ellerinize sağlık....
Yazan: muratS Tarih: April 11, 2008 5:16 PM
Kufrun, zulmun, zirvanin zirve yaptigi gun
Dickens'in ifadesi ile zamanlarin en kotusu ve fakat zamanlarin en guzeli.
Zira aydinliktan oncedir zifiri karanlik.
Ustad NFK'nin misralari ile:
Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı…
Artik Martin Luther King'in ruya kurdugu gunlerin otesindeyiz. Rubicon'u gectik elhamdulillah.
Yazan: Ben imzami atmisim, atmamisim Tarih: April 11, 2008 9:12 PM
Hülagu Bey
Dün akşam TVnet'te İHH'nın afrikanın suyu olmayan bir köyüne su kuyusu açmak için giden insanlarımızı izledim. İstanbulda yaşayan, öğretmenlik yapan ve çok rahat bir hayatı olan bir hanımefendi'ye neden oradaki yaşantınızı bırakıpta buralardasınız diye soruldu. Hanımefendi: "Buradaki insanlar bizim kardeşimiz. Bizler ümmet bilinciyle burdayız. "diyordu.
Şimdi Hülagu Bey,
Erdoğan: "İslam Türkiye'nin çimentosudur" demiş.
Ama görüyorsunuz ya o çimento Afrikada adını, dilini bilmediğimiz insanlarla, Türkiyedeki insanlarımız arasında nasıl bir bağ kuruyor.
Yazan: hanife Tarih: April 11, 2008 9:43 PM
Müslümanlığın çimento olduğu doğru da...
Toplumu yıllarca betonarme gibi görenlerin ilk malzemelerinden birisi müslümanlık çimentosu oldu zaten. Sonuçlarını görüyoruz, yaşıyoruz,.. depreme dayanıklı değil.
Bir çimento 50 çeşit şekilde karılabilirse, birbiriyle uyumsuz 50 çeşit beton yapı çıkabilir, mesela Irak daki gibi farklı beton yapılar. Birisinin elindeyken, diğerinin kafasına düşebilir. En doğru benim karmam diyene de "hade len benimkisi daha doğru" derler, diyorlar.
İlla çimento arayacaksak, evrensel değer ve normları içereni zannedersem çok daha kapsayı ve birleştirici olanıdır, onu seçmek lazım. Öbür türlü ancak derme çatma birşeyler çıkartabiliriz, bi kat daha çıkalım derken hepsini başımıza yıkarız.
Yazan: inşaat işcisi fuatogl Tarih: April 12, 2008 3:22 PM
Mustafa Bey'ciğim,
kusura bakmayın ama ben de sizi hep akıllı biri sanırdım şimdiye kadar..nasıl aklınız almaz bu iddianameyi?..şaşırttınız beni..
ben anlatayım size,yardımım dokunur belki..
1)Tayyip Bey ne demiş..en büyük dileğim başörtülü ile baş açık kızımız el ele üniversitelerde dolaşabilsin..
şimdi efendim Türkiye'de üniversiteye örtülü girmek laikliğe aykırı..bir başbakan laikliğe aykırı bir şeyi dileyemez..dilerse laikliğe aykırı hareket etmiş olur..
2)Başbakan İslamı Türkiyenin çimentosu,birleştirici unsuru olarak tanımlamış..
başbakan yürütmenin başıdır..laik bir ülkeyi yönetiyor..dini referansla konuşmaması gerekir..toplumu birleştiren şeyin din olduğuna laik bir ülkenin başbakanı karar veremez,bu konuda görüş açıklayamaz..bu beyan laikliğe aykırıdır.
3)Cumhuriyetin kuruluşunda müslüman toplumun önemine vurgu yapmışsınız..dikkatinizi çekerim Mustafa Bey,o devirler geçti..cumhuriyet 85 yaşında..artık din referansı mı kaldı kuzum?
küreselleşiyoruz artık,ümmet bilinci falan olur mu?..dünya kardeşliği var..ne çimentosu ne tuğlası..böyle başbakan konuşması mı olur?..
akıl almayacak birşey yok kuzum..Tayyip Beyin geçmişi,söylemleri problemli..ikide bir din vurgusu yapması tırsıttırıyr tabiki..
aydınlattım sanıyorum..aklınızın almadığı birşey olursa bana danışabilirsiniz.ben yardımcı olurum..
ne demişler;
akıl akıldan üstündür..dimi kuzum?
bye..
Yazan: saruhan Tarih: April 12, 2008 3:43 PM
Belki de çimento harikadır da ondan çalıp da yapıyı inşa edenler yapının depreme dayanıksız olmasına neden oluyordur, birileri de çimentodan çalanı değil de sadece çimentoyu suçluyordur.
evrensel bir yapı oluşturulacaksa, eminim onun içinde kapsayıcılığı sağlama adına çimentoda olacak ve çimentosuz bir yapı oluşturmak için sadece çelik tercih edilmeyecek ve bu dayatılmayacaktır.Amaç kapsama ve birleştirmeyse tabii...
Bol inşaatlı günler...
Yazan: suzannur Tarih: April 13, 2008 3:00 AM
Suzannur hanım, sizinle tekra tartışmaya girip, sıkıştığınız an bana sızıntıdan menşei belirsiz alıntılar yapıp ardından kişiliğime hakaret etmenize izin vermek gibi bir niyetim yok. Ciddiye alıp ağlayacağımdan değil ama verimli değil benim açımdan.
Ki zaten son yazdıklarınıza yukarıda cevap vermişim bile:
Ama yinede siz haklı olunuz, tartışacak değilim.
Bi tek, toplumların dinlere itibarı, yada dinlere itibarın azaldığı ülkelerde çok açık ve seçik bir şekilde sosyal problemlerin azaldığını, dinle hiçbir toplumun bu sorunlara çare bulamadıyla ilgili bir tartışmamız vardı.(Harika çimento olmadığı ortada) Ona cevap vereceğim demiştim. Ona da cevap verip, izninizi isteyeceğim müsadenizle.
Yazan: fuatogl Tarih: April 13, 2008 3:03 PM
"Din insanligin afyonudur" oldugunu dusunseniz bile genel bir felsefeden her ozel duruma destek cikarmak ancak hic bir durumda dusman addettigi dusunceler hakkinda olumlu bir sey soylememeye sartlanmis marazi zihinlerin urunu olabilir. Insanlik tarihi boyunca din hangi islevleri gormustur aggregate olarak pozitifmidir negatifmidir gibi objektif bir kuram cikatilamaz. Varacaginiz yargilar mutlaka on kabuller, oznel yargilar icerecektir.
Zaten yazida vurgulanan boylesi kapsayici bir teori degil ampirik bir hukum. Evet Islam Turkiye'nin cimentosu olmustur. Bununla "insaat" metaforlari ile dalga gecmek yerine objektif verilere oz atmak daha uygun olur hele hele entellektuel olma iddiasinda iseniz.
Dinin ozellikle Guneydogu'daki cimento rolu ile ilgili benim pek cok musahhas tecrubelerim, gozlemlerim var. 30 yil kadar once bir muhendislik ogrencisi olarak bolgede staj yaptigim gunlerde Baman, Raman, Diyarbakir'da bizzat musahede ettim bu "cimentoyu". Insanlar "musluman kardes" oldugumuz icuin kapilarini, yureklerini actilar bize. Hic birimize sormadilar kim Kurt kim Turk diye. Malesef dini yasaklayan "akil adamlarimiz", Kurt olmayi da yasakladilar. Mamul ortada. Artik bu sadece ic dusman addettiklerinin (ki hemen herkes) benimsedikleri her guzel sey tahrip etme yolu ile "kazanimlari" koruma fanatik, yikici ruh halinden kurtulmasi gerekir bazi "vatansever cagdaslarin". Onlara ragmen bu kervan yuruyecek , goruldug uzre; ve onlarin yaptiklari tahribatlar da artik sayilari her gun artan sosyal sorumluluk ve vicdan sahibi insanlain gayretleri sayesinde tamir ediliyor. Soru daha cok onlarin kendilerini ne olarak gordukleri, kendi ve cocuklari icin nasil bir gelecek arzu ettikleridir. Onlara "ask nasil olsa yok, bari savas olsun" veya "benden sonra tufan" diyen kidemli darbeci Ilhan Agabey'inkinden daha erdemli, daha fersetli ve dogrucu bir vizyon diliyorum. kendi iyilikleri icin.
Yazan: Bir yorumcu Tarih: April 13, 2008 3:28 PM
İlginç, birileri genel tespit yapılan bir muvzuyu kendisine ait bir cevap sanmış. Narsizmin Narkisos'u aşan ve âşıklığı, kendine olan tutumunun suya yansıyan bulanık gölgesinin tek güzel görüntü ben olmalıyım'ın emsalsiz hali.
İzin vermek, estağfirullah, biz haddi zatımızın fevkinde işlere girip de bizim olmayan bir alanın sahipliğini eda edecek değiliz.
Ataist.orgdan bilim üretip de Sızıntı'yı es geçenlere ne diyebiliriz ki... Yo, yo ben aslını okumuştum ama hatırlamıyorum!!!
Menşei kendi fikri için doğru-yanlış kabul edene yani?
Nothing, please dont cry for yourself...
Ve buradan da Loyd Weber'in ünlü parçasına geçiş, dont cry for me Argentina...
ve en güzel bölüm, yüreğimin derinliklerinde sakladım söylemek istediklerimi...
:)
Çimentodan çalanlar esas alınmış gördünüz mü? Hala çimento kötüdür'ün yansıması... Yansımalar bizi asla götürmez, tabi mağara-gölge metaforunda olduğu gibi, bir de gölgelerden korkup da asla yüzünü çevirememek mevzu var da, orası başka zamanın konusu...
İyi pazarlar.
Yazan: suzannur Tarih: April 13, 2008 5:53 PM
Evet ilk inci Hülagü Bey'den geldi, bizim bilmediğimiz çimentolardan bahsetti, sorduk ama cevap yok, foruma tekrar dönerse kesin cevap verir yani öylesine söylenmiş bir laf değildi(!)
İkinci inci de inşaat işçisi fuatogl'dan geldi.
Tabidir ki o da laf olsun diye söylemedi.
Sorsak hemen söyler.
Diyor ki fuatogl:
"İlla çimento arayacaksak, evrensel değer ve normları içereni zannedersem çok daha kapsayı ve birleştirici olanıdır, onu seçmek lazım. "(inşaat işçisi fuatogl)
Şimdi sorsak şıp diye yapıştırır bir güzel "quote" yapar. "Hah işte" der. Bizi aydınlatır.
Soralım o zaman uzatmadan:
Neymiş bu evrensel değer ve normlar?
İslam'dan 50 çeşit harç karılabilir diyorsun, bu evrensel formlardan kaç çeşit kararız?
Bir binada tek çeşit beton zaten kullanılmaz da inşaat işçisi fuatogl'un bunu bilmemesi doğal. Mühemdise, mimara sormak lazım, eh bizim ülkedekilerin kalitesi tartışılır. Tek çeşit kullanacağım diyen "mühendisler" epey zarar verdi zaten, inşaat işçisi fuatogl a bunu mu istiyor.
Yahu bunun su basmanı, temeli, kolonu ayrı, sıvası ayrı, mozaiklisi var, kireçlisi var. O evrensel değerler hangisine sığacak.
Elbette farklı betonlar olacak, sonra o farklı betonlar o evrensel değerler de birleşebilir, önceki birleşme buna mani değil.
Ama o arada İslam da birleştirecek. Sonra da o evrensel değer eğer anladığım şeyse, o da birleştirir elbet. E farklı betonlar olmasa bina çıkar mı orataya.
Sonuç: Güzel bir bina...
Kimsenin kafasına bişey düşmez korkmayın İNŞAAT İŞÇİLERİ BİLİNÇLİ VE GÜZEL ÇALIŞIRLARSA. İnşaat işçileri!
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 13, 2008 6:31 PM
“en büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların el ele dolaştığı bir üniversitedir”
Yukaridaki cumle kisisel inancin altin da kalinarak laiklikle yonetilen bir devlet baskani tarafindan soylenmistir. Ayrica ulkeyi dini kullanarak boluculuge kiskirtan bir cumledir, cunku basortulu kesime kizlarimiz, fakat basi aciklara onlar diye hitap etmektedir. Halbuku dogru hitap sekli " ...basi ortulu ve basi acik kizlarimizin el ele dalastigi..." olacakti. Bu basit cumleden ve bunun gibi yuzlerce yapilmis bilincli konusmalardan basbakanin niyetini belli etmistir. O yuce Ataturk'un kurmus oldugu Laik Turkiye Cumhurriyetini idare edecek kapasite ve bilince sahip olmadigini ispat etmistir. Son karar Anayasa Mahkemesinindir, tabii RTE'a gore AlLah'indir mi deseydim acaba??? Basbakan'in tek yapmadigi Kuran'i eline alip sureler okumadigi zaten bu haddeye de gelmisti neredeyse...
Yazan: gunka Tarih: April 13, 2008 8:13 PM
@ gunka
hayret bir sey... ben paranoyakligin bu kertesine sahit olmamistim bu sitede... yazik yahu su kadar seyden nem kapiyorsaniz inanin ki sagliginiz bozulmus sizin... bir psikologu ziyaret edin hatta psikiyatrist olsa daha iyi olur ilac felan yazar...
simdi basbakan sizin dediginiz gidi demis olsa eminim ki bu sefer de "basi kapalilari once soyledi basi aciklari sonra bak gordun mu nasil da laikligin altini oyuyor boyle sinsice.." diye kopurecektiniz...
cevresinde, ailesinde (annem ve nisanlim da dahil olmak uzere) basi aciklar bulundugu halde size butun kalbimle ve inandigim hersey uzerine yemin ederek butun samimiyetimle soyluyorum: sizin temsil ettiginiz bu asagilik, zorba, despot anlayistan olumune tiksiniyorum... insanligin turkiye'deki yuzkarasi bu igrenc ayrimciliktan kendini ustun gorme megalomanligindan bu sefil manik depresif anlayistan kurtulmanizi diliyorum...
Yazan: Anonymous Tarih: April 14, 2008 3:16 AM
@ gunka
tekrar tekrar okudum da su yazdiginizi su paranoyak halinize saskinligim biraz gecince simdi sunun da farkina vardim:
dediginiz sekilde basbakan lafiyla ortululer lehine aciklar aleyhine bir ayrimcilik, bir geri dusurme, kayirmacilik yapiyor olsa niye cumleyi "el ele dolasssinlar" seklinde bitirsin ki... yani insan biri degerli gordugu biri degersiz gordugu (sizin bakis acinizla) iki seyi nicin bu sekilde yan yana dusunsun ki...
kisaca cumlenin gelisi itibariyle eger sizin vehminiz dogru olacak olsa basbakan birlikte okusunlar seklinde bitirirdi.. ama o tam tersine karsilikli bir sevgi ve kaynasmayi ifade eden "el ele dolassinlar" ifadesini kullanmis...
hulasa neresinden tutarsak tutalim yazdiklariniz elimizde kaliyor... ve sizin agir bir psikolojik sorununuz oldugunu gosteriyor.. uzgunum ama oyle sayin gunka... Allah sifa versin.. pardon Tanri diyecektim...
Yazan: Anonymous Tarih: April 14, 2008 3:24 AM
Sayın Hülagü Bey "Hayır!" la gerçekten güzel bir başlangıç yapmış ancak hiçbir dayanağa yaslanamamış.
"Bir din bir kutsal kitap düşünün ki, yüzlerce binlerce farklı yorum yapılmasına izin versin, yüzlerce binlerce mezheplere bölünebilsin."
Hülagü bey Kur'an içinde herhangi bir ayette böyle bir izni bulurda paylaşırsa çok sevinirim. Kur'an Hz. Peygambere dahi vermediği bu yetkiyi kime vermiş çok merak ettim? Zira benim okuduğum meallerin tamamında böyle bir parçalamaya gidenlerin akıbeti çok kesin olarak belirtilmiştir. Hülagü Bey de şayet yanlı dahi okumaya karar verirse yanlış olanın ne olduğunu görecektir.
Kendisine şu konuda katılıyorum İslam parçalara ayrılmış. Ortalık hadis adında yazılarla, sözlerle dolu Peygambere öyle sözler isnad edilmiş ki Kur'an ın yanında neden bir hadis kitabı gelmediğini veya nasıl oluyorda 900.000bin hadise riayet edilip Kur'an'ın ele dahi alınmadığını merak eder olmuşum.
Sonuç olarak Hülagü Bey tamamen taraflı olaya bakmakta ama suşçu yanlış yere atmakta. Suçlu Kur'an değil onu ele dahi almayanlardır. Hülagü Bey e ilk çağrım, ilk ayet ve ilk farzdır. "Oku"...
Saygılar...
Yazan: Yavuz Selim Tarih: April 14, 2008 3:48 AM
Sn.Günka,
bu aralar Baykal'ın şeriatçı davranışları dikkatini çekiyor mu bilmiyorum..
Erdoğan'ın sözlerine alınmanı kısmen anlıyorum..ben de Mustafa Akyol'un bir yazısında benzer bir alınganlık göstermiştim..mini etekli bir kıza,şirin mi şirin kızımız derken ,örtülü bir kıza sadece baş örtülü bir kız diyerek bir kıyaslama yapmıştı..
neden örtülü olunca kızımız demiyorsun demiştim?.şirinliğini hadi geçtim..
böylesi alınganlıklar verilmek istenen mesajı gölgelememelidir..Tayyip Bey'in başı açık hanımları da örtülü hanımları da aynı şekilde sahiplendiğini her fırsatta belirtiyor..
Atatürk'ün tercihi örtüden yana olmasa da örtülü kadına karşı bir müdahalesi olmamıştı ki..şimdikiler kraldan çok kralcı..ezilmek kötü bir şey..bak sen bir cümle ile alındın..örtülü kızların nasıl aşağılandığına,nasıl rencide edildiğine hiç girmeyelim..
aslında bölücülüğü Baykal ekibi yapıyor..örtüyü gündemden düşürmeyerek devamlı geriyorlar..ünilerde sorun çözülseydi bu mesele gündemden düşmüştü..
bu kadar öfkeli olmayın derim..
Yazan: deniz Tarih: April 14, 2008 8:15 AM
“en büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların el ele dolaştığı bir üniversitedir”
Recep Tayip Erdogan, 2007
“Bir ruyam var bugun ………. Bir gun Burada, Alabama’da zenci oglanlar ve kizlar beyaz kizla ve oglanlar kardesler olarak el ele tutusacaklar”
Martin Luther King 1963.
Haklisin Gunka!
Ben de anlamiyorum nasil bir laik, cagdas ulkede bir basbakan “butun insanlarin, inanclarina veya inanclarinin derecesine, hayat stillerine bakilmaksizin esitliginden, kardesliginden dem vurmaya curet eder. Ben de cildiriyorum senin gibi. Babam Mefisto da cildiriyor.
ABD, Avrupa, Japonya, Hatta Cin Macin, , Hindistan’dan , Guney afrika’ya kadar her yer “laikligini” kaybetti.
Mesela ABD’de asr-i saadet gunlerini hatirla. Zenci de beyaz da yerini biliyordu,
Rosa Parks adinda bir zenci kadin cikti “otobuste arkaya oturmuyorum” dedi. Ve bir zenci rahip ayni bizim Tayyip gibi soyle deme curetini gosterdi laik Amerika’da :
“Benim 4 cocugumun gununun birinde derilerinin rengi ile degil karakterlerinin muhtevasi ile yargilandigi bir ulkede yasamalaruini hayal ediyorum” .
,I have adream today.
“one day right there in Alabama, little black boys and black girls will be able to join hands with little white boys and white girls as sisters and brothers.
“Bir ruyam var bugun ………. Bir gun Burada, Alabama’da zenci oglanlar ve kizlar beyaz kizla ve oglanlar kardesler olarak el ele tutusacaklar”
dedi. Tabii bizim FBI 'daki cocuklar, EERGENEKON’ daki cocuklardan James Earl Ray eli ile icabina baktilar. Cunku “yargi kanadimiza” bundan dolayi adami hapse atmya ikna edemezdim.
Ama maalesef sonunda onun ve Rosa Parks’in istedigi oldu. Ve Amerika’da “laiklik” sizlere omur.
Bu gun sayemizde Tayyip, Martin Luther King kadar cesur konusmiyor. Ama konussaydi sunlari da soylerdi eminim (bence Yassiada savcisi Altay Egesel’in izinden giden Abdurrrahman Yalcinkaya da Tayyip’in bir gun bunlari da soyleyebilcegi icin ek iddianame olarak sunmali):
• "In a sense we've come to our nation's capital to cash a check. When the architects of our republic wrote the magnificent words of the Constitution and the Declaration of Independence, they were signing a promissory note to which every American was to fall heir. This note was a promise that all men, yes, black men as well as white men, would be guaranteed the unalienable rights of life, liberty and the pursuit of happiness. It is obvious today that America has defaulted on this promissory note, insofar as her citizens of color are concerned. Instead of honoring this sacred obligation, America has given the Negro people a bad check, a check which has come back marked 'insufficient funds.'"
• "It would be fatal for the nation to overlook the urgency of the moment. This sweltering summer of the Negro's legitimate discontent will not pass until there is an invigorating autumn of freedom and equality. Nineteen sixty-three is not an end, but a beginning. Those who hope that the Negro needed to blow off steam and will now be content will have a rude awakening if the nation returns to business as usual."
• "The marvelous new militancy which has engulfed the Negro community must not lead us to a distrust of all white people. For many of our white brothers as evidenced by their presence here today have come to realize that their destiny is tied up with our destiny and they have come to realize that their freedom is inextricably bound to our freedom. We can not walk alone."
• "I have a dream that one day this nation will rise up and live out the true meaning of its creed: 'We hold these truths to be self-evident, that all men are created equal.'"
• "I have a dream that one day on the red hills of Georgia the sons of former slaves and the sons of former slave owners will they be able to sit down together at a table of brotherhood."
• "This is our hope. This is the faith that I go back to the South with. With this faith we will be able to hew out of the mountain of despair a stone of hope. With this faith we will be able to transform the jangling discords of our nation into a beautiful symphony of brotherhood. With this faith we will be able to work together, to pray together, to struggle together, to go to jail together, to stand up for freedom together, knowing that we will be free one day."
• "Now is the time to lift our nation from the quicksand of racial injustice to the solid rock of brotherhood. Now is the time to make justice a reality for all of God's children."
• "Let freedom ring. And when this happens, and when we allow freedom ring—when we let it ring from every village and every hamlet, from every state and every city, we will be able to speed up that day when all of God's children—black men and white men, Jews and Gentiles, Protestants and Catholics—will be able to join hands and sing in the words of the old Negro spiritual: "Free at last! Free at last! Thank God Almighty, we are free at last!
• (konusmanin tamami: http://www.usconstitution.net/dream.html)
++++++++++++++++++++++++++++++
Dedim ya Amerika sizlere omur; bari Turkiye’yi kurtaralim bu “insanlarin esitligi, kardesligi, ozgurlugu” denilen antilaik hastaliklardan. Ve bu ozelligimizle tum dunyaya gosterelim NASIL LAIK OLUNDUGUNU ve Mefisto’nun bayragini gondere cekelim!
Ve o zaman Martin Luther Kin’ler Recep Tayyip Erdoganlar degil biz “
"free at last, free at last, thank Allmighty, free at lat’
Deriz, cehennemin donmus denizlerin temasa edip kadeh tokustrurken.
Yazan: Seytan'in avukati Tarih: April 14, 2008 10:34 AM
Günka'ya ve açıklama yapan arkadaşlara,
"başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların"cümlesinin tamlamasını kendine göre yontmak ayı bir cehalet örneğidir sanırım. Çünkü başı açıkların cümlesindeki "açıkların" kelimesi açık kızlarımızın anlamını taşımaktadır. Bir adlaşmış sıfattır ve kendisinden önce gelen tamlama cümlesindeki tamlanana bağlıdır, yani kızlarımıza...
cahilliği ideolojiyle birleştirince sonuç bu oluyor demek ki...
Anlamamanın anlamsız ideologluğu...
Önce dilbilgisi kurallarından haberdar olmak lazım ki satır arası okuma yapıyorum sananlara bilgi yanlışlığını beyan etmeli, sonra satır arası okumanın semantiğine yoğunlaşmalı.
Bu açıklama da semantiğin dışında, tamlamanın ne işleve geldiğine yönelik dilbilgisi açıklaması olsun.
Yazan: suzannur Tarih: April 14, 2008 1:40 PM
Haklısınız deniz hanım,
Gunka bir tek cümleden alınmış, onu da yanlış anladığından.
Fakat belirttiğiniz gibi başörtülü bayanlar ne hareketlere maruz kaldı, kalıyor incitecek, kıracak.
Başörtülülerin samimiyeti sorgulanıyor.
Bence önce o sorgucular kendi samimiyetlerini sorgulasın.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 14, 2008 2:22 PM
@Anonymous
Psikiyatriste gitmememe gerek kalmamis siz benim teshisimi koymussunuz. Siz once kendi adinizi yazin da isminize hitap edelim, belki bana bagzi tedavi yontemleri de oneririsiniz.
Asil muhim olan benim bulundugum psikolojik durum degil, RTE'nin bulundugu psikolojidir. Cunku en kutsal gorevi seriatla yonetilen bir Turk Islam Cumhurriyeti kurmak olan AKP ve AKPnin Cumhurbaskani, bunu bir tek dini siyasete alet etmek ile yapabilecegine, koyun olmayan herkes anlar. Bunun adi da insanlarin inanclarninin somurulmesidir. Turban islamiyette yoktur, universitelere sokulmak istenen bir ideolojidir ve bunu yapan AKP hukumetidir. Turbanin siyasi bir simge oldugunu kendi agzi ile soylemistir ve kendini dindar gosterip dinini kendi egolarini tatmin etmek icin kullanmasi, Islamiyete yapilan buyuk bir hakarettir. AKP, TC rejimine, kanunlarina ve kurucusuna karsi oldugunu her firsatta belitmistir. Anayasa Mahkemesine verilen kapatma davasi iddianemesinde gecen sozlerinden bagzilari:
''Fanilere kul olmayacağız, sadece Allah'a kul olmanın hazzını yaşayacağız'', ''Türkiye'de şu anda birilerinin şeriatı var. Ama bu şeriat tükendi. Şu anda kahrolsun şeriat diyenler, kendi kendilerine kahroluyorlar'', ''Ben İstanbul'un imamıyım'', ''Elhamdülillah şeriatçıyım'', ''Yılbaşına karşıyım'', ''Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok'', ''Yirmi yıl önce, yirmi beş yıl önce deselerdi, pop yıldızlarının çılgınlıklarını sergiledikleri Gülhane Parkı'nda bir gün gelecek, Allah'a aşık olanlar, ona sadık olanlar, muhlisler bu çınarların altını dolduracak ve buradan dünyaya nasıl Orta Çağ'ın karanlıklarından bir yeni çağ açmışlarsa, Allah'ın izniyle bir yeni çağ açılmışsa, Allah'ın izniyle yeni bir çağ, zulüm çağı kapatılacak, aydınlık bir çağ açılacaktır'', ''İmamlar da nikah kıysın,, ''Ben tekkeye değil, dergaha gittim''
Af yok, suç işleyen cezasını çeker, Devlet katili affetme yetkisine sahip değildir. Katili affetme yetkisi aslında maktulün varislerine aittir. Öyle olması lazım...''
Tabii siz RTE nin sozlerini ayni Kuran'i Kerimi yorumladiginiz gibi yorumladiginiz icin size gore mukemmel ve evrensel sozlerdir onlar...
AKP hukumeti ve Cumhurbaskani kendilerine verilmis ve herseyden once gelmesi gereken (buna sahsi inanclari da dahil) bu gorevi sadece devlet ve vatandaslarin menfaatine kullanamamislar tefferuatlarla ugrasip durmuslardir.
Ataturk'uun asgudaki soylevleri sanki bu hukumete soylenmis gibi;
Bir devlet adamı, kendi insanî hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o yetkiye sahip değildir. Memleket kimsenin malı, mülkü değildir. ( 1918 )
Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidara geçtikten sonra onun gerçek ihtiyaçlarını düşünecek yerde memleketi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yetkililerin uyarılarına kulak asmayan, millette mevcut kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü insanlardan hayli zarar görüldü. ( 1919 )
Bir millete, özellikle bir milletin yönetiminden sorumlu bulunan yöneticilerin kişisel ihtirasları, kişisel münakaşaları milli ve vatani vazifelerin gerektirdiği yüce duyguların üzerine çıkacak dereceye varmış olan memleketlerde, dağılmaktan ve batmaktan kurtulmak mümkün değildir. ( 1921 )
Bir hükümet iyi midir, kötü müdür? Hangi hükümetin iyi veya kötü olduğunu anlamak için, "Hükümetten amaç nedir?" Bunu düşünmek lâzımdır. Hükümetin iki hedefi vardır. Biri milletin kollanmasını ve ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen kötüdür. ( 1923 )
Yüzyıllardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir, fakat yalnız bir şeyi düşünmemmişlerdir; Türkiye'yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde karşılayabiliriz: O da artık Türkiye'de Türkiye'den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü selamet ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz. ( 1924 )
Memleket tam bir birliğe muhtaçtır. Sıradan politikacılıkla milleti parçalamak ihanettir. ( 1925 )
Takip edilen amaçlar hiçbir zaman kişisel olmamalıdır. Geçmiş sistemlere bağlı kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hiçbir zaman modern bir devlet meydana getiremezler. ( 1938 )
Yazan: Anonymous Tarih: April 14, 2008 4:31 PM
@Anonymous
Psikiyatriste gitmememe gerek kalmamis siz benim teshisimi koymussunuz. Siz once kendi adinizi yazin da isminize hitap edelim, belki bana bagzi tedavi yontemleri de oneririsiniz.
Asil muhim olan benim bulundugum psikolojik durum degil, RTE'nin bulundugu psikolojidir. Cunku en kutsal gorevi seriatla yonetilen bir Turk Islam Cumhurriyeti kurmak olan AKP ve AKPnin Cumhurbaskani, bunu bir tek dini siyasete alet etmek ile yapabilecegine, koyun olmayan herkes anlar. Bunun adi da insanlarin inanclarninin somurulmesidir. Turban islamiyette yoktur, universitelere sokulmak istenen bir ideolojidir ve bunu yapan AKP hukumetidir. Turbanin siyasi bir simge oldugunu kendi agzi ile soylemistir ve kendini dindar gosterip dinini kendi egolarini tatmin etmek icin kullanmasi, Islamiyete yapilan buyuk bir hakarettir. AKP, TC rejimine, kanunlarina ve kurucusuna karsi oldugunu her firsatta belitmistir. Anayasa Mahkemesine verilen kapatma davasi iddianemesinde gecen sozlerinden bagzilari:
''Fanilere kul olmayacağız, sadece Allah'a kul olmanın hazzını yaşayacağız'', ''Türkiye'de şu anda birilerinin şeriatı var. Ama bu şeriat tükendi. Şu anda kahrolsun şeriat diyenler, kendi kendilerine kahroluyorlar'', ''Ben İstanbul'un imamıyım'', ''Elhamdülillah şeriatçıyım'', ''Yılbaşına karşıyım'', ''Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok'', ''Yirmi yıl önce, yirmi beş yıl önce deselerdi, pop yıldızlarının çılgınlıklarını sergiledikleri Gülhane Parkı'nda bir gün gelecek, Allah'a aşık olanlar, ona sadık olanlar, muhlisler bu çınarların altını dolduracak ve buradan dünyaya nasıl Orta Çağ'ın karanlıklarından bir yeni çağ açmışlarsa, Allah'ın izniyle bir yeni çağ açılmışsa, Allah'ın izniyle yeni bir çağ, zulüm çağı kapatılacak, aydınlık bir çağ açılacaktır'', ''İmamlar da nikah kıysın,, ''Ben tekkeye değil, dergaha gittim''
Af yok, suç işleyen cezasını çeker, Devlet katili affetme yetkisine sahip değildir. Katili affetme yetkisi aslında maktulün varislerine aittir. Öyle olması lazım...''
Tabii siz RTE nin sozlerini ayni Kuran'i Kerimi yorumladiginiz gibi yorumladiginiz icin size gore mukemmel ve evrensel sozlerdir onlar...
AKP hukumeti ve Cumhurbaskani kendilerine verilmis ve herseyden once gelmesi gereken (buna sahsi inanclari da dahil) bu gorevi sadece devlet ve vatandaslarin menfaatine kullanamamislar tefferuatlarla ugrasip durmuslardir.
Ataturk'uun asgudaki soylevleri sanki bu hukumete soylenmis gibi;
Bir devlet adamı, kendi insanî hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o yetkiye sahip değildir. Memleket kimsenin malı, mülkü değildir. ( 1918 )
Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidara geçtikten sonra onun gerçek ihtiyaçlarını düşünecek yerde memleketi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yetkililerin uyarılarına kulak asmayan, millette mevcut kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü insanlardan hayli zarar görüldü. ( 1919 )
Bir millete, özellikle bir milletin yönetiminden sorumlu bulunan yöneticilerin kişisel ihtirasları, kişisel münakaşaları milli ve vatani vazifelerin gerektirdiği yüce duyguların üzerine çıkacak dereceye varmış olan memleketlerde, dağılmaktan ve batmaktan kurtulmak mümkün değildir. ( 1921 )
Bir hükümet iyi midir, kötü müdür? Hangi hükümetin iyi veya kötü olduğunu anlamak için, "Hükümetten amaç nedir?" Bunu düşünmek lâzımdır. Hükümetin iki hedefi vardır. Biri milletin kollanmasını ve ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen kötüdür. ( 1923 )
Yüzyıllardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir, fakat yalnız bir şeyi düşünmemmişlerdir; Türkiye'yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde karşılayabiliriz: O da artık Türkiye'de Türkiye'den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü selamet ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz. ( 1924 )
Memleket tam bir birliğe muhtaçtır. Sıradan politikacılıkla milleti parçalamak ihanettir. ( 1925 )
Takip edilen amaçlar hiçbir zaman kişisel olmamalıdır. Geçmiş sistemlere bağlı kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hiçbir zaman modern bir devlet meydana getiremezler. ( 1938 )
Yazan: gunka Tarih: April 14, 2008 4:33 PM
düzeltme:
"ayı bir cehalet örneğidir sanırım."kelimesinde ayı kelimesi harf eksikliğidir. Doğru yazım "ayrı" olacak.
Özür dilerim.Yanlış bir yargıya neden olmak istemem.
Yazan: Anonymous Tarih: April 14, 2008 4:47 PM
Sayın Günka,
Demek türban İslamiyette yok. Bizi doğru yola sevk ettiniz, bizi kandırmışlar bunca asır, beynimizi ideolojilerle doldurmuşlar, AKP'nin başlangıcı da 14 asır önceye dayanıyor zaten, onlar bizi kandırıyorlar aslında...
Sizi dönemin mehdisi yapalım ve sazı da elinize verelim, kendiniz çalar kendiniz oynarsınız.
Sanırım burayı kadınların program yaptığı ve bazı din adamlarının çıkıp fetvalar verdiği bir yer sandınız.
Şu soruma da cevap verirseni sevinirim:
Hocam, geçen gün ayağıma diken battı, dikenli ayakla oturarak namaz kılabilir miyim, ah özür dilerim, önce şunu sormalıydım, İslamiyette namaz var mı? Yoksa bu da ideoloji mi?
Engin dini bilgileriniz ışığında bizi aydınlatırsanız, sizin ardınızdan belki biz de cennete gideriz. Lütfen Hocam....
Yazan: suzannur Tarih: April 14, 2008 6:44 PM
Günka'dan negatif elektrik alıyorum..yorumunu okuyunca kendimi gerilmiş hissettim..
rahat olun biraz,sakinleşin..kafanızdaki bulutları dağıtın..derin derin nefes alın..beyninizde size korkmanız gerektiğini söyleyen sesleri susturun..başka şeylerle meşgul olun..insanları farklılıklarına rağmen sevin..öcü gibi görmeyin..
demokrasiyi savunun..hepimize lazım çünki..parti kapatmaların ucu hepimize dokunacak..demokrasi size de lazım..
sevelim sevilelim..değil mi efendim?
hürmetler..
Yazan: sevgi Tarih: April 14, 2008 6:55 PM
ATATÜRK'ÜN AŞAĞIDAKİ SÖZLERİ DE DİNİMİZ İÇİN SÖYLENMİŞTİR:
"Batmak üzere olan bir gemide bulunsanız, herhalde 'Yetiş Ya Gazi!' demez, 'Allah!' dersiniz. Bundan daha doğal ne olabilir. Dünyadaki işlerinize zarar vermemek koşuluyla namazınızı kılın, heykel yapın, resim de."
"Biz Bolşevik de Komünist de değiliz. Bolşevik de Komünist de olamayız. Türkler ulusluğunu seven ve dinlerine saygılı bir ulustur. Bizim hükümet birçimimiz tam bir demokrat hükümetidir."
"O, (Hz. Muhammet) Tanrı'nın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir. Ancak sonuca kadar O ölümsüzdür." (1926)
"Unutulmamalıdır ki ulusun egemenliğini bir kişide ya da sınırlı sayıdaki kişilerin elinde bulundurmakla çıkar bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. Bu gibilere gerici ve hareketlerine de gericilik denir. Kesinlikle belirtitim ki ulusal egemenliğimizin her zerresini şu ya da bu yolla bağlamak isteyenler en koyu gericidirler."
"Din vardır ve gereklidir. Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların yaşamasına olanak yoktur. Yalnız şurası var ki din, Tanrı ile kul arasındaki bağlılıktır." (1930)
"Ulusumuz din ve dil gibi güçlü iki erdeme sahiptir. Bu erdemleri hiçbir güç ulusumuzun yürek ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz." (1923)
"Tanrı birdir, büyüktür. Dinsel yöntemlerin oluşumuna bakarak diyebiliriz ki insanlar iki sınıfta, iki dönemde düşünülebilir : İlk dönem, insanlığın çocukluk ve gençlik dönemidir. İkinci dönem, insanlığın erginlik ve olgunluk dönemidir. İnsanlık birinci dönemde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi araçlarla kendisiyle ilgilenmeyi gerektirir. Tanrı, kullarının gerekli olan olgunlaşma noktasına ulaşmasına dek onlarla içlerinden bazıları aracılığıyla ilgilenmeyi Tanrılık gereğinden saymıştır. Onlara, Hz. Adem'den başlayarak kayıtlara geçmiş ya da geçmemiş, sayısız denecek kadar çok kendilerine kutsal kitap gönderilmemiş peygamberler ve elçiler göndermiştir. Ancak peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracıyla bağlantıda bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın anlayış, aydınlanma ve olgunlaşma derecesi sayesinde her kulun doğrudan doğruya Tanrısal esinlerle bağlantıya geçebilmek yeteneğine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu nedenledir ki yüce Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı en mükemmel kitaptır." (1923)
"Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Kimi kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl kafirlik onların bu sanısıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın; hoca olmak sarıkla değil akılladır." (1923)
"Bizim dinimiz hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Tanrı’nın buyurduğu, kadın ve erkeğin birlik olarak bilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu bilim ve kültürü aramak, nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki bugün kendimizi bağlı sandığımız şeyler yoktur. Türk toplumsal yaşamında kadınlar bilim, kültür ve öbür konularda erkeklerden kesinlikle geri kalmamış; belki daha ileri gitmişlerdir."
"Tanrı, dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın varlık ve bolluk içinde olsun diye yaratmıştır. En çok derecede yararlanabilmek için de bugün evrenden esirgediği zekayı, aklı insanlara vermiştir." (1923)
"Ezan ve Kuran'ı Türklerden başka hiçbir Müslüman ulus bu kadar güzel okuyamaz. Bunlara görkemli müzik ahengi veren Türk sanatçılarıdır." (1933)
"Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, bilime ve mantığa uygun olması gerektir. Bizim dinimiz bunlara tümüyle uygundur." (1923)
"Müslümanların toplumsal yaşamında hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dinsel hükümlere uygun davranmış olmazlar. Bizde ruhbanlık (özel din adamları sınıfı) yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur. Ulusumuzun, ülkemizin öğretim kurumları bir olmalıdır. Bütün ülke evladı, kadın ve erkek, aynı birçimde, oradan çıkmalıdır. Ancak nasıl ki her konuda yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekliyse dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araştıracak, bilimsel ve teknik olarak telkin erkine sahip olacak gözde, seçkin ve gerçek din adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız." (1923)
"Beyler, hiçbir ulus, yabancıların inanç ve geleneklerine ulusumuzdan çok uygun davranmamıştır. Üstelik denilebilir ki başka dinlerden olanların dinine ve ulusuna saygılı olan tek ulus bizim ulusumuzdur." (1937)
"Bizim dinimiz ulusumuza hakir, miskin ve aşağı olmayı öğütlemez. Tersine Tanrı da peygamber de insanların ve ulusların yücelik ve onurunu korumalarını buyuruyor." (1923)
"Türk ulusu daha dindar olmalıdır. Yani bütün yalınlığıyla dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Oysa Türkiye'ye bağımsızlığını veren bu Asya ulusunun içinde daha karışık, yapay, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Ancak bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa kendilerini yok ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (1924)
"İçinde olmakla güvençli ve mutlu olduğumuz İslam dinini yüzyıllardan beri teamül edilenden kurtarmak ve yüceltmenin zorunlu olduğu gerçeğini gözlemliyoruz. Kutsal ve Tanrısal olan inanış ve vicdanımızı; belirsiz, karmakarışık, her türlü çıkar ve hırsların ortaya döküldüğü siyasetten ve siyasetin bütün uzantılarından bir an önce kurtarmak ulusun dünya ve ötedünyaya ilişkin mutluluğunun buyurduğu bir zorunluluktur." (1924)
"Camilerin kutsal minberleri halkın ruhsal, ahlaki besinlerine en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberler, halkın anlayabileceği dille, ruh ve düşünceye seslenmekle Müslümanların vücudu canlanır, düşünceleri temizlenir, imanı güçlenir, yüreği cesurluk bulur. Ancak buna karşılık, hutbe okuyanların sahip olmaları gereken bilimsel nitelikler, özel yeterlik ve genel kültüre sahip olmaları önemlidir." (1922)
ATATÜRK'ÜN SÖZLERİNİ KENDİLERİNİ HAKLILAMAK İÇİN YAZANLAR DA BUNLARI OKUMALI. kAYNAK AYNI. UMARIM BU SÖZLERE DE AYNI DEĞERİ VERİYORLARDIR.
Yazan: suzannur Tarih: April 14, 2008 7:17 PM
Sayin Suzannur
"başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların"
cumlesindeki problem cumle yapisinin yanlisligi ve anlatim bozuklugudur. Bu cumledeki anlatim bozuklugunu kabul etmeyenler ve baskalarina hemen gerksiz etiketler yapistiranlar cumleyi tekrar tekrar okusunlar ve ogrensinler.
Goruldugu gibi cumlede gereksiz bir kizlarimiz sozcugu ortunenlerin arkasina bilincli bir sekilde, dilbilgisi kurallari gozonune alinmadan yerlestirilmistir. Yani RTE'nin konusma tarzi bu sekildedir zaten.
bu cumle dilbilgisi yonunden iki sekilde duzeltilebilir;
a.)" En büyük dileğim başı kapalılar ile başı açıkların ele ele dolaştığı bir üniversitedir" (Başı kapalı olan zaten bir bayan olduğundan "kızlarımız" sözcüğü atılabilir)
YA DA
b.) "En büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açık kızlarımızın el ele dolaştığı bir üniversitedir." (denilerek iki ayrı sıfat tamlaması oluşturulup mesele çözülür)
Bir cümlede adlaşmış sıfat varsa diğeri de adlaşmış sıfat olmak durumundadır.
Anonymous
Ayi bir cehalet ornegi degil, bir hayvandir. Asil cehalet ornegi kucucuk kizlarin basini kapatip kuran kurslarina gonderen ve bunu dini icin ortundu diyenler ve bu kizlari boyle bir baski ile yetistiren kutuklerdir.
Yazan: Anonymous Tarih: April 14, 2008 9:10 PM
Sayin Suzannur
"başı kapalı kızlarımızla, başı açıkların"
cumlesindeki problem cumle yapisinin yanlisligi ve anlatim bozuklugudur. Bu cumledeki anlatim bozuklugunu kabul etmeyenler ve baskalarina hemen gerksiz etiketler yapistiranlar cumleyi tekrar tekrar okusunlar ve ogrensinler.
Goruldugu gibi cumlede gereksiz bir kizlarimiz sozcugu ortunenlerin arkasina bilincli bir sekilde, dilbilgisi kurallari gozonune alinmadan yerlestirilmistir. Yani RTE'nin konusma tarzi bu sekildedir zaten.
bu cumle dilbilgisi yonunden iki sekilde duzeltilebilir;
a.)" En büyük dileğim başı kapalılar ile başı açıkların ele ele dolaştığı bir üniversitedir" (Başı kapalı olan zaten bir bayan olduğundan "kızlarımız" sözcüğü atılabilir)
YA DA
b.) "En büyük dileğim başı kapalı kızlarımızla, başı açık kızlarımızın el ele dolaştığı bir üniversitedir." (denilerek iki ayrı sıfat tamlaması oluşturulup mesele çözülür)
Bir cümlede adlaşmış sıfat varsa diğeri de adlaşmış sıfat olmak durumundadır.
Anonymous
Ayi bir cehalet ornegi degil, bir hayvandir. Asil cehalet ornegi kucucuk kizlarin basini kapatip kuran kurslarina gonderen ve bunu dini icin ortundu diyenler ve bu kizlari boyle bir baski ile yetistiren kutuklerdir.
Yazan: gunka Tarih: April 14, 2008 9:11 PM
Sayın Günka,
Birincisi, ayı kelimesinin harf eksikliği yüzünden yanlış yazım olduğunu hemen arkadan yazdığım bir düzeltme yazısıyla açıkladım. ayı değil,ayrı idi kelime, yukarı bakarsanız görürsünüz, lütfen bakınız. Gördüğüm anda düzelttiğim bir hatadır, yani artniyet yok. Yoksa bir hayvanı küçültme ifadesi olarak kullanacak kadar hayvanları değersiz bulmam. Çünkü hayvanları çok severim.
İkincisi, o cümlede anlatım bozukluğu yoktur, örnek olarak hayatı seven insanlarımızla sevmeyenlerin dediğinizde sevmeyenlerin kelimesi kendisinden önceki tamlamaya ve tamlamanın tamlananına bağlanır. (ve bağlacı ile, bunu istediğiniz dil bilgisi öğretmenine sorabilir ve kaynaklardan araştırabilirsiniz) Burada bir anlatım bozukluğu yoktur.
Üçüncüsü, eğer illa da bir altniyet/artniyet ya da ajanda aramak amaçlı bir cümle bulacaksanız, bence bundan daha keskin ve amacınıza hizmet eden bir cümle bulabilirsiniz. Yani eşitlikçi bir yaklaşım öne süren bir cümleden daha iyi bir cümle bulabilirsiniz sanırım, o zaman bu kadar büyük bir tepkiyle de karşılaşmazdınız sanırım. Başı kapalı ya da açığın bu ülkede problemi yok çünkü, aynı aile içinde açık da var, kapalı da var, arkadaşlıklarda da aynı şey geçerli. Ha, sizin vardır, bilemem, sizin görüşünüz ama bunu genele ve ideoloji başlığı altında önünüze gelene savurursanız, yok artık, bu da nasıl bir zihniyet eleştirileriyle karşılaşırsınız ve karşılaştınız da.
Dördüncüsü, türban İslamiyet'te yok demişsiniz, hangi dini eğitimi aldınız, dini hüküm koyma yetkisine sahip misiniz, reddettiğiniz bir dini vecibeyi AKP'nin ideolojisi diyerek AKP'den çok daha önceki dönemleri nereye, hangi ideolojiye dahil ediyorsunuz, bu vecibeye inanıp inanmamanın ötesinde, başını kapatmak isteyen bir insanın elinden hakkını bu bir ideoloji diyerek ayrı bir ideolojiyle mi alacaksınız? İnanç özgürlüğü denen şey, sadece sizin için mi geçerli bir hak? Hele ki bireysel hak ve hukuka müdahale ettiğinizde -siz kabul etmiyorsunuz diye- hakkını korumak isteyen insanları neyle eleştireceksiniz, hakkını istiyor ne ayıp diyerek mi?
Beşincisi, evrensel hukukta insanların dini eğitimini verme hakkı vardır, sizin çocuğunuza herhangi bir dini ya da dinsizliği öğretme hakkınız olduğu gibi ve bunu hakkınız olduğu gibi bir başkasının da aynı hakkı vardır, unutmayınız. Kimse sizin çocuğunuzun nasıl yetişeceğine karışmadığı ve karışamayacağı gibi siz de başkalarının çocuğuna karışmayınız. Doğru ya da yanlışı değil, hak kavramını tartışıyoruz çünkü, size doğru gelmeyebilir ama kendine doğru gelene kütük diyerek de sorunu ortaya koymak kör dövüşüdür, anlamsız noktadır. O noktada fikirleri değil inancı tartışırız ve inanç, sizin söylediklerinizin başkaları tarafından kutsal kabul edilmesi anlamını taşımaz, kimsenin sözlerinize kutsiyet atfetmesini beklemeyiniz.
Yazan: suzannur Tarih: April 14, 2008 11:04 PM
Sayın Gunka,
Şu an mağdur edilen kitle başörtülü kızlarımız olduğu için o cümle öyle kurulmuştur. Yani başörtülü kızların mağduriyetini vurgulamak için.
Hani kedi, kedicik der gibi. Kedicik deyince onun mağduriyetinin derecesi vurgulanmış oluyor ya. Hah işte ondandır.
Ha böyle düşünmek istemezseniz size kalmış, başörtülüleri ve başı açıkları eşit şekilde sahiplenen birisi sizi rahatsız etmeye, onun cümlelerini dilbilgisi açısından inceleyerek demagoji yapmaya ve bizim değerli vaktimizi çalmaya devam edebilirsiniz.
...
Veya şöyle de düşünebilirsiniz,
Başörtülü ninelerle sözde sorunu yok başörtüsü karşıtlarının, o yüzden o başörtülüler, başı açıklardan farklı olarak nine ve gençlerden oluşmuyor, sadece başıörtülü gençler. Bu yüzden kızlarımız kelimesi orada abes durmuyor.
...
Ayrıca ne zamandan beridir bir ailenin kendi çocuğunu kendi dünya görüşüne, değer yargılarına göre yetiştirmesi, eğitmesi, büyütmesi dayatma, baskı ve cehalet oldu? Bana bir söyleyiverin.
Ne zamandan beri eğitimden uygulama, alışkanlık kazandırma, teoriden pratiğe geçirme gibi unsurlar silindi, çıkarıldı? Bir söyleyiverin.
Sanki çocuğa bomba kullanma, bombayı da terörist amaçlar için kullanma öğretiliyor.
Dinde yeri var veya yok, belki ben dinde yeri olmadığını düşündüğümden öyle yetiştirmek istiyorum. Sizi neden alakadar ediyor, benim çocuğumu nasıl yetiştireceğim.
Ha "potansiyel" suçlu, "potansiyel" tarafsız ya benim çocuğum. Mazallah üniversite sınavında sizin çocuktan fazla puan alıverirse. Mazallah KPSS'de sizin çocuktan fazla puan alıverirse.
Aynı mantıkla ben de sizin eğitim tarzınızı çarpık görebilir, sizin çocuğunuzu "potansiyel" suçlu görebilirim.
Acaba bir çocuğu sizin anlayışınızla eğitmek mi topluma daha çok zarar verir, yoksa kimseye zararı olmayan, fakat zarar icad edilen bir bez parçasını kafasına sarıp sarmalaması öğretilerek mi?
Değerlendirmeyi çocuklarımıza bırakmaya var mısınız?
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 14, 2008 11:32 PM
@gunka
siz ilk yazdigimda takilmis kalmissiniz. ancak ne hikmetse ikincisine cevap vermemissiniz... simdi meseleyi fazla uzatmadan soralim tekrar:
basbakan sizin dediginiz gibi ayrimcilik yapip basi kapali olanlari acik olanlardan ileri geciriyorsa ustun tutuyorsa digerlerini hor gorup bu amacla sinsice laikligi onemsiz ve itilmis, 2. planda tutuyorsa neden "el ele dolassinlar..." seklinde cumlesini bitimistir?
kisaca bir kimse iki seyi karsilastirip birini digerine yegleyip ustun tutuyorsa digerine asagi ve 2. sinif muamelesi cekiyorsa cumle aralarinda neden cumlesini bu sekilde tamamlasin? bu niyet okumacilik, bu paranoyaklasmis vehim bu gercekle nasil izah edilir?
siz basbakan'in erbakan'in yanindayken milli gorus gunlerindeki cahil durumunu nazara vererek simdi isin icinden siyrilmaya calisiyorsunuz. halbuki adam bu gecmisini reddetti. ben bu gomlegi cikardim dedi. zaten onun icin sizin gibiler bu sekilde yeni inciler bulmakta zorlanarak akla ve mantiga sigmayacak cikarimlar yapiyorlar.
simdi bir de carpitmissiniz: neymis? "kendisi bile soylemis siyasi simge oldugunu.." adam bu siyasi simgedir demedi "oyle olsa bile yasaklanamaz" dedi. bu ikisi arasinda anlayan icin daglar kadar fark var. ama niyet uzum yemek degil bagciyi dovmek olunca elbette ki sapla saman karistiriliyor.
neden bu kadar kolaya kaciyorsunuz? neden siz kemalistler bu kadar belden asagi ve basit yontemler seciyorsunuz? neden bu kadar ucuz ve iki adimda dokulen demagoji kullaniyorsunuz? nicin bu at gozlugunu kafaniza zamkla yapistirmis gibi davraniyorsunuz? ben asil bunu merak ediyorum...
bir de "Kuran da yokmus!"
ee yani? size ne yahu? isteyen istedigi sekilde davranamaz mi? sizin karsi koymaniz gereken baskalarinin baslarinin da zorla ortulmeye calisilip calisilmadigidir... var mi boyle bir sey? "ee yok ama biz isteyerek ortunenlerin de acilmasini istiyoruz.. cunku bu sekilde cagdas ve modern olmus olacaklar.."
ya da " kucuk cocuklari baslarini ortup Kuran kursuna yolluyorlar.."
bu eger siz de dert oluyorsa zorla guzellik olmaz... sizin yasayisinizla, ne bileyim hayatinizdaki ustun standartlarla, erdemlerinizle oyle bir ornek olusturursunuz ki bu insanlar buyunce acilir size doner hakikaten bu ortude keramet yokmus derler... ama bu zor olan degil mi? despotluk, zorbalik, kendini ustun ve secilmis gorme hem nefsinize daha tatli geliyor hem de kolay...
bu ne ilkel bir refleks yahu yazik yahu hakikaten...
sonra sikistirilinca da "biz basortusune karsi degiliz turbana karsiyiz..."
ee peki turban ne? basortusu ne? saglam elle turulur objektif bir tanim yapin da takacaklar ondan taksinlar ve sorun bitsin...
"hayir basortusu temizlikci kadinin, koylu kadinin yasli kadinlarin, ev hanimlarinin, elden ayaktan dusmus ninelerin taktigidir.. ayni baglama sekli eger bir doktorda, avukatta, ogretmende olursa iste o turbandir..."
iste sayin gunka sizin her turlu dini tezahurden alabildigine tiksinen o ilkel, kerameti kendinden menkul kemalist dogma takviyeli seckinci, beyaz turkcu egonuz celiskiler denizinde yuzen bir zavalli..
aslinda karsi oldugu sey dinin kendisi ve ozu...bu ego birilerinin dindar kimlikleriyle toplum icidne yukselmesine, kanunlara ve hukuka bagli kalsalar da,mevki makam sahibi olmalarina katlanamiyor.. cunku din ilkeldir.. dindar ise basarili olamaz.. geri olmak zorundadir, basarisiz olmali itilmeli kakilmali basit isler yapmalidir.. doktor avukat dedigin basi acik olur dinden diyanetten uzak durur.. cunku bu meslekler cagdas ve modern dunyanin getirisidirler cobanlik, hizmetcilik gibi eski zaman isleri degil ki... vitrine guzel seyler koymak lazim ki modernligimiz ortaya ciksin degil mi?
cakma modernlik bu olsa gerek...
neyse cok uzadi ama size ozetliyeyim:
1923'den beri var olan iktidarlar degisse de degismeyen kemalist bir arka plan var. bunu kimse inkar edemez.. kisacasi toplum muhendisligi yapan, insanlari yontan, guden bir sistem var... bu sistem dine alerji kapiyor.. bu da gercek. yanliz dini yasamdan kaldirmaya calisirken onun yerine bir ornek koyamiyor.
ne cikti 80 sene de?
80 senedir demir yumrukla yonettiniz ve fos cikti.kendine gore bir ahkami bir durusu olan, bir karakteristigi, degerler sistemi olan, uretken ve caliskan bir topluluk getiremediniz.
oncu olacak, model olacak bir kusak olusturamadiniz... ancak yiyici simarik kendinden kerametli halkin sirtina coreklenen dikta anlayisli, etnik ayrimcilik yapan uyduruk bir beyaz turk sinifi olusturabildiniz. milletin de hem hic bir sey uretmeyen hem de milletin degerlerini hor gorup asagilayan bu igrenc, somurgen kast sistemine, burokratik oligarsiye artik tahammulu kalmadi.
iste sorun bu sevgili gunka... kemalistler olarak sizler yetersizsiniz.. insanlarin sizin gibi olmalarini istiyorsunuz ama bunu guzellikle onlarin rizalariyla gerceklestirebilecek meziyetlerden, onlari cekecek ustun durumlardan, hallerden, basarilardan, erdem fiskirtan bir hayattan uzaksiniz... hal boyle olunca da kerameti kendinden menkul, tatminsiz, mizikci egonuz zora ve despotluga basvuruyor...
Yazan: Anonymous Tarih: April 15, 2008 3:30 AM
Ben anlayabilmiş değilim tam olarak. Bir arkadaş kim türk kim kürt diye soranın olmadığını olumlu olarak yansıtırken, soruup sorulmadığını bir kenara bırakırsak..
"Bu müslüman", yada "bu kürt/türk" demek arasında mantık olarak ne fark var ki? Sayı açısından mı ölçüyoruz farkı? Bence hiçbir fark yok, farkı yaşayanlarda bunu biliyor, ister aleviler, ister başka din mensupları ister benim gibi toptan dinsizler.
"Bu kişi insandır" demek neden yetmesin ki? Herhangi bir şekilde dışlayıcı olma potansiyeli taşımayan şey. Oysa biliyoruz din(yada ırk/milliyet), dışlayıcı olma ve ötekileştirme açısından biçilmiş kaftan bir malzemedir. Toplum olarak bilincimizin derinlerindeki ideolojik malzemeye habire enerji sağlayıp "onlarda misyonermiş ama...hıııım" gibi insanı ürkütmesi gereken şeyleri ağzımızdan kaçırıveriyoruz.
Ve doğudaki sorunu asıl problemlerin çözümü ile değil de, müslümanlık ile çözüleceğine inanan varsa, feci şekilde yanılıyor.
Yazan: fuatogl Tarih: April 15, 2008 3:48 AM
HERHANGIBIR EVRENSEL OBJEKTIF KRITER ILE Cumhuriyet doneminin en basarili hukumeti devriyliyor (Cumhurbaskani da bonus olarak Anayasa'nin acik hukmune ragmen) , milletin daha birkac ay once ifade ettigi irade hice sayiliyor, Ergenekoncu vampirler, capulcular, kadin eroin, tacirlerinin mudahil oldugu orgutlenmemer mensuplari, Etilerli darbeci ihtiyarlar "Turkiyevseninle gurur duyuyor".
GUnka kafalinin teki zil takip oynar iken "meselenin bir cumlede gizli ozne kullanmanin faziletleri" dir diyor. Kirk tane akilli da....
EY DILBILGISI!
Sen nelere kadirsin!
Yazan: Yorumcu iste Tarih: April 15, 2008 11:16 AM
Din ya da ırk/milliyet, dışlayıcı olma ve ötekileştirme rolüyle mi karşımıza çıkar?
Ben'in ötesindeki her şey ötekileşmek zorundadır, ben'inizi oluşturabilmeniz için. Burada önemli olan öteki'ne bakış açınızdır. Bir felsefe/ doktrin/ inanç /inançsızlık sizin kimliğinizi oluştururken diğerlerini hem öteki yapar hem de diğerleri üzerinden kendinizi oluşturan yapının farklılıklarını analiz etmenizi sağlar. Bu farklılıklar kimi noktalarda birleştirici kimi noktalarda da ayrıştırıcıdır. Sadece ırk, din değil, size ait ve sizde olmayan her yapı(beden, kültür,coğrafya, aile...) bu süreci doğurur.
A grubunu oluşturur ve B’den ayrılırsınız ama, A ile B’nin ortak paydası varsa bu sizi birleştirici unsur olarak karşınıza çıkar, yani hem ayrısınızdır hem aynı. Aynı olan kısım ortak kümedir. Ortak kümeye dahil olmayanlarla da evrensel küme içinde buluşursunuz.
Farklılığınızın ve diğer farklılıkların temelini oluşturan”birey” yapısı kırılırsa/yok sayılırsa bu tehdit her türlü akım /ideoloji /kimlik /din / dinsizlik üzerinden karşımıza çıkabilir. Reel-politik süreçte, eksik, yanlış uygulamalarla diğeri kavramı marjinalleşir ve ön/art-niyet algısıyla bir yere konmaya çalışılırsa, çatışma/ayrılık kaçınılmazdır. Bunun sonu illegal yollara çıkar(PKK örneği). Ama bu yapının genelleşmemiş ve toplumsal kaosa neden olmamış olması, bize şunu düşündürür, bunca eksikliğe ve yanlışa rağmen marjinalleştirilmek istenenlerin hepsi marjinalleşmemiş ve bu kaotik ortama sürüklenmemiş ise ortada bir etken olmalıdır. İşte bu etken de, dindir. Din burada ayrıma değil, birleşmeye yol açmaktadır(ortak küme işlevi görür bu sorunda). O dini yapı kırıldığında ise o yapıyı tutacak bir şey elinizde kalmaz, ortak kümeyi yok etmiş olursunuz. Evrensel küme de oluşturamamışsanız (Türkiye’de evrensel haklar hala geçerli değilse ve eşitlik kavramı hala inşa edilememişse) sizi birleştiren tek şey, o ortak kümedir.
Bir kavramı, dışlayıcı ya da ötekileştirme olarak kullanabildiğiniz gibi, tam tersi onu birleştirici olarak da kullanabilirsiniz. Her kavramın(din - dinsizlik - milliyet…) dışlayıcı ve ötekileştirme açısından etkisi olduğu gibi, aynı kavramların sosyolojik anlamda birleştirici olma anlamları da vardır, yani hem odur hem diğeri.
Sosyolojik açıdan ele alındığında, bireysel farklılıkların birleştirici yapısının (Kürt olma paydasında buluşan insanların oluşturduğu topluluğun) yok sayılmaya çalışıldığı bu topraklarda, din faktörü olmasaydı Kürt halkına birleştirici hiçbir mekanizmanın bırakılmamış olduğu ortaya çıkmaktadır. Başlangıçtan günümüze… Bir vatan altında yaşanıyorsa hala, bunun sebebi dinden başka hangi faktörle açıklanabilir?
Şu anki mücadelenin sebebi de birey olma hakkı verilmeyen halkın (İster milliyet, ister din, isterseniz de başka bir yapı için...)farklı olma, kendini dilediği gibi inşa edebilme hakkıdır, bir nevi varoluşsal bir tepki. Yani hem birey olma ve farklılaşabilme hem de sosyolojik anlamda birleştirici olan bu yapıların rahatça ifade edilebilmesi ve farklılıkların birleştirici olma yapısını koruyabilme hakkı.
Dine ait birleştirici etken olma durumunun görülmek istenmemesi, onun birleştirici olma etkisini etkisizleştirmez, çünkü bu ülkenin realitesinde, bireysel hak ve özgürlüklerin yerleşmediği bir coğrafyada sanıldığının aksine etken bir yapıyı içinde barındırır.
Elbette istenilen, önce evrensel küme, sonra da evrensel kümenin altındaki diğer kümelerin oluşturduğu bir yapı ve her kümenin de hak ettiği değeri bulmasıdır, yok sayılmadan, ayrılıkçı gösterilmek istendiği için evrensel kümenin dışına atılmadan, ön/artyargılarla küçümsenmeden ve tüm bu kümelerin evrensel kümeyi oluşturan değerli, zengin parçalar olduğu unutulmadan...
Unutulmaması gereken şudur ki, bir ülkeye ait bireyler olarak yaşam kültürümüzü istediğimiz gibi kuramıyor ve başkalarının olmamızı istediği gibi olmak zorunda bırakılıyorsak, hatalı olan yapıyı bir arada düzeltme yoluna gitmezsek, düzelteceğimiz bir yapı kalmayabilir ya da kalan yapı o kadar eğri büğrü bir yapıdır ki, onu doğru görebilmemiz için bizim de ona eğri bakmamız gerekebilir. Çünkü eğriyi, ancak eğri bakarak doğru görebiliriz. Sanırım bu da hiçkimsenin istediği bir yaşam şekli değildir. Umarım...
Yazan: suzannur Tarih: April 15, 2008 6:18 PM
“siz ilk yazdigimda takilmis kalmissiniz. ancak ne hikmetse ikincisine cevap vermemissiniz... simdi meseleyi fazla uzatmadan soralim tekrar:
basbakan sizin dediginiz gibi ayrimcilik yapip basi kapali olanlari acik olanlardan ileri geciriyorsa ustun tutuyorsa digerlerini hor gorup bu amacla sinsice laikligi onemsiz ve itilmis, 2. planda tutuyorsa neden "el ele dolassinlar..." seklinde cumlesini bitimistir?” Anonymous
Basbakan toplumu ortulu ve acik olarak vatandaslari ikiye ayirmistir. Ortulu ve acik vatandaslar zaten ici ice yasamakta ele ele dolasmak isteyen dolasmaktadir. Ortulu ve acik vatandaslar arasinda bir problem yoktur. Bunu problem haline getiren AKP hukumetidir. Bu gerginligi ve boluculugu yaratan AKP hukumetinin ta kendisidir. Magdur olan bir kesim yoktur, ulkenin yasalarina uymak herkesin gorevidir, Bu acik ya da kapali bir vatandas olsun. Yasalar herkese gore esit uygulanir. Eger dini ve siyasi simge niteligindeki kiyafetlerle universitelere girmek yasaklanmissa bu herkes icin gecerlidir sadece basi ortulu vatandaslar icin degil.
“siz basbakan'in erbakan'in yanindayken milli gorus gunlerindeki cahil durumunu nazara vererek simdi isin icinden siyrilmaya calisiyorsunuz. halbuki adam bu gecmisini reddetti. ben bu gomlegi cikardim dedi. zaten onun icin sizin gibiler bu sekilde yeni inciler bulmakta zorlanarak akla ve mantiga sigmayacak cikarimlar yapiyorlar.” Anonymous
Bassavcinin iddianemesinde yer alan diger bir RTE konusmasi yukaridaki cikarimlari nereden yaptigimin yanitidir:
Davalı parti iktidara geldikten sonra sürekli ’gelişerek değiştiğini’ savunan ve Milli Görüş için ’Biz o gömleği çıkardık’ biçiminde beyanda bulunan Erdoğan’ın TRT 1 de 21.06.2006 tarihinde yayımlanan ’Enine Boyuna’ programında söylem değiştirerek; "Siyasete girerken farklı, siyasetten sonra farklı bir yaşam tarzı mı uygulayacağım, halkımı mı aldatacağım? Dün neysem, bugün de oyum, değişemem, değişmedim" dedi…
Gordugunuz gibi Basbakaniniz gecmisini reddetmedigini sadece koltuga atlamak icin milleti kandirdigini acikca kabul ediyor, bir de arkasindan hala “milletimi kandiracagiz” deyiveriyor. Tabii yiyenlere...
Bu arada sunu belirteyim, ben ne turbana, ne basortusune, ne de cocuklarinizi kuran kurslarina gondermenize karsiyim ne de ne sekilde yetistidiginize. Beni kimin neye inandigi ve ne derece inandigi hic mi hic ilgilendirmiyor. Asil bu olaylardan rahatsiz olmasi gereken kesim, dindar olduklarini soyleyip de islamiyetin siyasete alet edilmesine izin veren kesimdir. Mesela "turbani cikar demek donunu cikar demek" diyen basbakanin ozel danismani Cuneyd Zapsu acaba bunu da mi iyi niyetle soylmeis. Demek bu sahis ve bunun gibi dusunenler turbansizlara bakinca neler gorduklerini belirtmisler...Bu sekilde Islami Kesimi yani ortunen kesimi dindar ve Laik Kesimi ve otunmeyen kesimi,ahlaksiz donsuz , din dusmani olarak gosteren ve vatandaslari bolen ve kiskirtan AKP ve onun gibi dusunenlerdir.
Siz yasadiginiz ulkenin laik bir sistemle yonetildigine ve kanunlarin duzenlenmesinde harhangi bir dinin referans olarak alinmadiginbile bile bile cocugunuzu yetistirirken basini orter ve dini baski ile yetistirirseniz, ve daha sonra da basindaki ortu ile, inanc ozgurlugu olarak kanuni yasaklarin karsisina gecerseniz, evet burada siz ulke rejimine ve kanunlarina aykiri bir gorus tasiyorsunusdur. Cocugunuzun universiteye basi ortulu olarak giremiyeceginizi bildiniz icin asil cocugunuzun egitimine engel olan siz olursunuz. Cocugunuzu da buna alet etmis, basindaki ortuyu gosterip de adina din ozgurlugu demissinizdir. Iyi de sizin inanc ozgurlugu dediginiz ve basindaki ortuyu gerktiginde yasalara karsi kullandiginiz kizlariniza siz bu ozgurlugu tanidinizmi? Taniyormusunuz? Taniyacakmisiniz? Ama tabii bunu asabilmeniz icin once cocuklarinizin sizin maliniz olmadigini idrak edebilecek zihniyete sahip olabilmeniz gerekir. Siz cocuklariniza kendi dinlerini secme ozgurlugu sunsaniz Turkiye’de su anda turban ya da basortusu diye bir mesele soz konusu olmazdi.
Dikkat ettim de su yorumcular icin de nedense TC laik rejimini benimseyenler sizlerle uygarca tartismaya devam ediyor, fakat bu rejime aykiri olanlar hap kisisel hakaretler yaparak her yorumcuyu etiketleyip duruyor. Bravo size yahu, siz buralarda yorum sitelerinde harcaniyorsunuz, psikolog olarak calissaniz oldukca basarili olusunuz inanin…Daha agzimizdan Laikligin Lesi ciksa din dusmani, Ataturk’un A ciksa Kemalist, fasist, beyaz turk, baska neler, neler…
Ben kimsenin benim gibi yasamisini istemiyorum onemli olan Ataturk’un kurmus oldugu Laik TC’nin rejimin benimsemek ve kanunlarina uymak. Buna karsi olanlar ve bu duzeni yikmaya egilimli olanlar ya da bunu yikma zeminini hazirlayanlar, AKP ve onun gibi dusunenlere karsiyim. Bu sitede bile boluculuk yapanlar belli, bana yakistirmadiginiz bir ad kalmamis.
Sayin Fatih Yuce
Ben birseye alinmis ya da takilmis degilim. Dilbilgisi olayini ortaya atan Sayin Suzannir’dir.
Ben sadece RTE ‘nin cumlesini kurma seklinin niyetine uygunlugunu belirttim. Ayrica yorumumun basinda tekrar konuya degindim. Savcinin iddiannamesinde yer alan asgidaki konusma gibi.
"Belediyelerimiz hastaneler, doğumevleri yapıyor. Doğumevlerinde sadece kadın doktorlar çalışacak. Adil düzenin sağlık anlayışı da görülecek. Psikolojide, çocuk bakımında, öğretmenlikte yetişmiş başörtülü kızlarımız var. Şimdi işe alınmayan bu başörtülü kızlarımız anaokullarında yavrularımızı yetiştirecek..."
Sayin Suzannur
Ahzab 59 “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Gordugunuz gibi kadinin disariya cikarken ortunme seklinin nasil olacagi acikca belirtilmistir; kendini tamamen taninmayacak bir sekilde kapatmasidir. Ama ben size yine de gidip bunu bir de "Istanbul Imamina" sorun derim.
@Yorumcu
Ben zil takip oynamiyorum asil dilegim Turkiye'yi bu duruma getirenlerin hakettigi cezalara kavusmasidir. Iddiannemede adi gecenler suclu degilse zaten korkulacak panik yapilacak birsey yok. AKP AK ve PAK bir parti olarak, ampulu de ona yol gosterek yola devam eder zaten...
Yazan: gunka Tarih: April 15, 2008 7:18 PM
Bu Gurkalari buraya insanlarin sinirlerini bozmak icin gonderiyorlar eminim.
""Iddiannemede adi gecenler suclu degilse zaten korkulacak panik yapilacak birsey yok. AKP AK ve PAK bir parti olarak, ampulu de ona yol gosterek yola devam eder zaten..." (Gunka)
Eregekon adaleti diye buna derim ben! Herhalde sokakta kadinin irzina gecmek isteyen saldirgan da boyle diyordur:
"Dedigimi yaparsan korakacak birseyin yok"
Senin 28 Parti kapatan , ulkenin secilmis Basbakanini, bakanlarini "sizi buraya tikan irade boyle istedI'diyerek asan, sokakta basini orterek kotu ornek oluyoprsun diyen, darbeci generakkerden "brifing ïle talimat aldiklari belgelenebn kara cuppeli teriristlerden Korkacak"ne var di mi Gurka?
"YUCE BAGIMSIZ SIYASALLASMAMIS" yarginizin sefkatli kollarina kendimizi atalim degilmi sadist fasistler??
Ruyanizda gourusunuz Tansel Colsanín 367 Sabih. darbeci Ilhanín cocuklari bir daha ö coskulu gunleri"!!!
"Bir daha asla"!!!!!!!!!!!! Git patronlarina soyle. Lazimsa ismimi de veririm, zaten bilmiyorsan.
Bak bu militan fasistlerin kendilerine verilen emirleri ifa ettigi AK PAK YARGINIZDAN KUCUK BIR ORNEK:
"++++++++++++++++++++++++++++++++
Başsavcının, Gülen’i, çete lideri ilan edip, “soyut tehlikeden” söz etmesi, aklıma, Yassıada’da yargılanan Şeyh Selâhattin İnan’ı getirdi. Duruşmaların meşhur bir başsavcısı vardı: Egesel. İddianamesinde, Bitlis milletvekili Selâhattin İnan’ı şöyle suçluyordu: "
“Selâhattin İnan, aslında şeyhtir. Ama şeyhliğini, işine geldiğinde bazen açıklar, bazen açıklamaz. Bunu biliyorum. Şeyh diye geçinir lâkin, şeyhlikle bağdaşır tarafı yoktur. Bunu da biliyorum. Memleketinde şeyh diye zekât toplar; hayır işlerine harcayacağına üstüne oturur, biliyorum bunu… Halkı sömürür, topraklarını alır, bunu da biliyorum. Aslında milletvekilliği yoluyla hizmet etmek gibi bir düşüncesi yoktur. Amacı, şeyhliğini takviye etmek, daha çok sömürme imkânlarını elde etmektir. Bu zat, sorgusunda, ‘Ben Salâhiyet Kanunu’na oy vermedim. Çünkü o sırada tedavi için Almanya’ya gitmiştim, hastaydım’ diyor. Evet doğrudur, Almanya’ya gitti ama hastalık için değil… Niçin gittiğini ben bilirim. Onun kafasının içi bizim malumumuz. Gerçi burada bulunmadı ama, burada olsaydı Salâhiyet Kanunu’na mutlaka rey verecekti. Bu itibarla, o da ötekiler gibi, anayasayı cebren ihlâl etmiştir. İdamını talep ederim...”
Sıra, Şeyh Selâhattin’in müdafaasına geldi. Kendisine has lehçeyle yazılı olarak hazırladığı savunmasını okumaya başladı: “…Reis Beyefendi, anlayamadığım bir mesele var. Dikkat buyurursanız, ben şeyhim; bunu sayın savcı biliyor. Şeyhliğimi bazen açıklarım, bazen açıklamam; bunu da sayın savcı biliyor. Zekât toplayıp, üstüne oturmuşum, zulüm etmişim, nüfuzumu takviye etmekten başka düşüncem yokmuş… Kafamın içindeki her şeyi sayın savcı biliyor. ‘Almanya’ya tedaviye gitmedi, ben niçin gittiğini bilirim’ diyor. Meclis’te olsaydım Salâhiyet Kanunu’na rey vereceğimden emin. Reis Beyefendi, ben şeyhim, fakat o benim bilmediklerimi de biliyor. Şeyhliği bana bırakıyor, kerameti kendisi alıyor. Ben nasıl çıkayım bu işin içinden?”
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da, keramet sahibi. Hem AK Parti’nin, hem de Fethullah Gülen’in gizli niyetlerinin şeriat devleti kurmak olduğunun farkında. Herhalde AK Parti, “başörtüsüyle”, Gülen de, okulları ve dershaneleriyle laikliği yıkıp şeriatı getirecek.
N. Ilicak, Sabah
Yazan: Yorumcu Tarih: April 16, 2008 1:52 AM
@ gunka
vallahi ne yazsam bos.. ben sizin kadar tezvirat yapan verilen cevaplar karsisinda evirip ceviren birisini daha gormedim.. hem de ciddi ciddi bu kadar ugrasiyorsunuz.. kuzum siz cevap verdiginizi mi saniyorsunuz?
bastan asagi zorbaligi mesru gostermeye calisan ve celiskilerle dolu birseyler yazmissiniz yine.. neresinden tutalim bunun... bazi paragraflar digerlerini tekzip ediyor kendi icinde.. biz diyoruz ki efendi burada bu sekilde demissin ama ordan bu mana cikmaz.. siz yine ayni tipte mantik hatalarini paranoyalari iceren cevaplar veriyorsunuz...
ne diyeyim ki... 1930'lar gecti gitti.. artik geri donulemez... bu ulke gercekten felaha ulasakca emin olun ki bu sizin gibilerin zihniyetinin tamamen silinmesiyle olacaktir. ve yine suna da emin olabilirsiniz ki sizin gibilerin elinde bu kadar kaba ve ilkel reflekslerle ortaya konulmaya, zorlanmaya, kanirtilmaya baslayan kemalizm daha fazla bu yuku kaldiramayacaktir. bu kadar uyduruk ve temelsiz zorbalik ve baski bu cagda daha fazla devam edemez.
Yazan: Anonymous Tarih: April 16, 2008 2:51 AM
Sayın Günka,
Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'ni okudunuz mu? Bakın orada ne diyor:
"Madde 18: Herkesin düsünce, vicdan ve din özgürlügüne hakki vardir; bu hak din ya da inanç degistirme; dinini ya da inancini tek basina ya da topluca, açik ya da özel olarak ögretim, uygulama, tapinma ve anma baglaminda açiga vurma özgürlügünü içerir.
Madde 19
Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.
Madde 21
1. Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir.
2. Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.
3. Halkın iradesi kamu otoritesinin esasıdır; bu irade, gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak muadil bir usul ile cereyan edecek, genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak olan devri ve dürüst seçimlerle ifade edilir.
Madde 26
1. Her şahsın öğrenim hakkı vardır. Öğrenim hiç olmazsa ilk ve temel safhalarında parasızdır. İlk öğretim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır.
2. Öğretim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlerine saygının kuvvetlenmesini hedef almalıdır. Öğretim bütün milletler, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın idamesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
3. Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.
Son olarak, laiklik bireyi devletten korur ve dinleri eşit mesafede tutar devlete, dinleri yasaklamaz Sayın Günka. Ona laisizm deniliyor Avrupa'da, laiklik değil.Türkiye'de uygulanan laikliğin dünyanın başka hangi ülkesinde uygulandığını bir araştırırsanız da sonucunu sizden öğrensek, zahmet olmazsa tabii.
Şimdi siz bana ne diyorsunuz evrensel hak ve hukuktan değil mi? Derdiniz hak ve hukuk mu sahiden?
Gerçek laikliği tolere edebilir misiniz?
Yazan: suzannur Tarih: April 16, 2008 2:59 AM
Evet moda oldu,
Müslümanlık bu ülke için çimentodur diyen birsinin "insanlık" ile alıp veremediği yok. O yüzden kulp bulamayanlar "insanlık edebiyatı" yapmayı bıraksalar daha samimi olurlar.
İnsanlığı sömürerek prim yapmaya çalışanlar var.
...
Ayrıca bir moda da gizemli cümleler kurmak oldu.
Doğrudan aklındakini söylemek yerine,
"asıl çözecek şey" falan demek. "Asıl çimento" demek.
Neymiş yahu bu "asıl" şey(!) Bir söyleseniz.
Kimse üzerine alınmaz şimdi...
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 16, 2008 11:18 AM
Bakin Radikal'de de Gunka hakkinda bir yazi cikmis. Enfes! Tamamini okumalisiniz!!
========================================
Latife
H. Gökhan Özgün
16/04/2008 (2383 kişi okudu)
Hayat tarzımız tehlikede diye bağırıyor birileri, hayat tarzımız büyük tehdit altında. Doğrudur. Yerden göğe kadar haklılar. Tarzları tehlikede. Hem de fena halde tehlikede. Çünkü bu tarzın kafasına silah dayanmış, tetik düştü düşecek. Böyle giderse, silah patlayıverecek. Bu 'hayat tarzından' geriye kalanları duvardan kazımak gerekecek.
Buraya kadar haklılar. Ama bir de kör nokta var bütün bu hezeyanın içinde. Tek ve küçük bir nokta. Basit ama büyük bir gerçek. Hem teşhisi hem tedaviyi baştan sona değiştirecek bir gerçek. Kafalarına dayanan silah, kendi ellerinde duruyor. Silahın tetiğini kendi parmakları kasıyor. Bu tablonun hüznü ünlü bir şiirde gizli.
'Yara da benim. Bıçak da.
Cellat da benim. Kurban da.'
Laik kesim büyük bir kriz yaşıyor. Tarzına hayat katmadığı, katamadığı için büyük bir çözülmenin eşiğinde. Lime lime dökülüyor. Üç-beş kişinin sözleri ve imparatorun bütün askerleri hayata bir-iki tosladığında paramparça olan bu tarzın parçalarını bir araya getiremiyor. İntihar hezeyanı katliam hezeyanına dönüşüyor. Kendi kafasına sıkmadan evvel kurşunu, sekiz çizerek namluyla, şarjörü önce etrafa boşaltıyor. Artık kendini gizleme lüksü de yok. Gelecek korkusundan, yüzünü geçmişe dönmüş. Hayatsız bir tarz uğruna ölümden medet ummuş. Yalnızca savaşta varolabiliyor. Soğuk ya da sıcak savaşta. Bunlar hiç bitmeyen bir savaşın zengini. O savaşın eliti, o savaşın tüccarı, o savaşın gazetecisi, o savaşın siyasetçisi. Savaştan yavaş yavaş yan çizen bir medeniyette kendilerini çok ama çok yalnız hissediyorlar. Bunların medeniyeti, olağanüstü haller medeniyeti. Bırakın demokrasiyi, aslında normalleşmekten korkuyorlar. Çünkü onların zihninde normal, anormalin ilk adımıdır. Ki totolojik olarak bu doğrudur. Normali reddeden ebediyen anormalden de kurtulmuş olur.
Ve çok tehlikeli bir hamle yapıyorlar. Şöyle düşünmek istiyorlar. Bizim bir hayat tarzımız vardı, onu birileri elimizden aldı. Kendileriyle hiçbir hesapları yok. Çünkü ruhu daracık saran tarzlarında kendileriyle hesaplaşmaya yer yok, yen yok.
'Müslümanlar' olmasaydı sanki her şey güllük gülistanlık olacaktı. Hayat tarzları sanki binlerce yıl hiç değişmeden var olacaktı. Bir fırsat var ellerinde, sonuna kadar kullanıyorlar. Bütün bunalımlarını, hezeyanlarını, korkularını, çöküşlerini karşılarına aldıkları bir insan kitlesi üzerinden yaşıyorlar, yaşatıyorlar.
Laik kesim aslında kendi çöküşünü yaşıyor. Kendi tarzının hayatsız boşluğuna düşüyor. Ve bu çöküşü de gücü yettiğince bütün bir memlekete yaşatıyor. Güçleri de çok şeye yetiyor. Güçlerinin nelere yetebildiğini görünce bırakın memleketi, bütün dünya şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyor.
Kendi kültürlerinin donukluğunu, hareketsizliğini, karşı tarafın, yani düşmanın değişmezliği üzerinden izah ediyorlar. Halbuki düşman denenler zaman içinde değişiyor. Ama onlar bu değişimi reddediyorlar, adına takiye diyorlar.
Hayat tarzı, kendini tekrar üretebiliyorsa hayat tarzıdır. Hayat tarzı, kendine hareket alanı yaratıyorsa hayat tarzıdır. Hayat tarzı, bir ip üzerinde yürümüyor, altında ve üstünde basılacak, soluk alınacak bir zemin yaratıyorsa hayat tarzıdır. Hayat tarzı, çocuklarına birtakım değişmez farzlar değil, gerçekten farklı tarzlar önerebiliyorsa, geleceği karşılayabiliyorsa, hayat tarzıdır.
Laik kültür artık tahammül edemediği mahsuller vermeye başladı. Tıpkı ben ve benim gibiler gibi. Kendi mahsulüne tahammül edemeyen bir hayat tarzı, daralır ve yok olur.
Ve derken televizyonu açıyorsunuz. Türbanlı bir genç kız konuşuyor. Karşısında 'hayat tarzımızı' temsilen bir 'Laik Latife'. Türban sizi irkiltiyorsa anlarım. Laik kesimin çocuklarıyız. Ne dersek diyelim, annemizde görmediysek, az ya da çok irkiltir. İrkiltiyorsa, gözlerinizi kapatın ve konuşmayı bir radyodan dinler gibi dinleyin.
'Müslüman' kızımız anneannesinden fersah fersah ileride. Çok iyi ve akıcı konuşuyor. Kelime haznesi geniş. Öz Türkçeyi biliyor. Üstüne eski dilin nüansları da onun emrinde. Hatta çoğu zaman İngilizce'ye bile hâkim. Kendine güveni tam, ama küstah değil. Samimi, ama yavşak değil. Kararlı, ama tehditkâr değil. Bu arada 'Laik Latife'yi dinlerken yüzünüz kızarıyor. Bir başkası adına hicap duymak denen o tarifsiz iç burkulmasına gark oluyorsunuz. Evin sahibi olmanın verdiği küstahlık dışında kızımızın kendisi gerçekten bir latife. Keşke anneannesi konuşsaydı bu hanım kızımızın yerine diyorsunuz.
Ve sonra düşünüyorsunuz, 'objektif' olarak, hangisini işe alırdınız bu iki kızımızdan? Hiç kuşkusuz türbanlı olanı.
Laik kesim, belli olmaz, her 'düşmanını' alt edebilir. Fakat bir latifeyi gerçek sanmaya daha ne kadar devam edebilir?
İşte tam bu noktada mesele çok ama çok ciddileşiyor.
Güldal Mumcu, 301 teklifini imzalamıyor.
Latife değil. Çok acı, ama çok gerçek.
Kaynak: Radikal
Yazan: Elciye zeval olmaz Tarih: April 16, 2008 3:52 PM
Acaba bu ulkede Suzannur Hanim'in Gurkalara "sayin" dedi diye yargilanacagi gunler gelir mi? (Bu gunlerde onlara sayin demedigi icin yargilaniyor adamlar. Sorun Atilla Yaylalar yaylalara; Ferhat Sarikayalar Sacit Kayasulara, Vakit yazarlarina, Alper Gormusler ve gorememislere.
Sahsen ben hic te3 dilemem o gunleri gormeyi.Yok, derdim Suzannur Hanim degil. O zaman George Orwell'in hayvallar ciftligindeki gibi "bazilari daha esit" diyen domuzlar meaabesine duseriz, Boyle kazanma istemem. Bir mafya cetesinde otekine gecen mahalle istemem. Ahlaki zafer istiyorum. Zira "erdemli gayeler erdemli metodlar gerektirdigi: gibi kazandiktan sonra da dogruculuktan ayrilmamak lazim.
Gecen yegenim dedi ki, Yaw dayi bu yul Sivas hak etti samiyonlugu; keske su Genclerbirligi, Denizli falan biraz yardimci(!) olsalar da bir Anadol;u takimi samiyon osa uc buyukler yerine.
Dedimki ben oa:
"Evladim o zaman benim onu desteklemem icin ne sebep kalir ki? Birak uc buyuikleerin sultasi devam etsin o zaman. Istanbullu mafya yerine Anadolu mafyasi istemiyorum".
Evet, "dogrucu" iktidari devr almayi amaclamamali; ne intikam , ne de yetsemedigi uzumler olmali gaye. Eger laikci, fasist, capulcu, "iktidar" dan bir sey ogrenmek istiyoprsa, her konuda onlarin yatiginin ziddini yapmak oldukca saglam bir basparmak kuralidir. "Kazanma" bizim kurallarimizla olmadikca kaybederiz.
Baksaniza mala! Iste yogurt yiyisini cok sevdigim Gokhan Ozgun bu mali tasvir etmis!
Gurkalar , Ilhanlar, 367 Sabihler, Apturamanlar ve Karanlikla Prensi Richard Perle ile Ritz Carlton'da ihanet planlari yapan Gokkasfesciler'in sonu geldi; supheniz olmasin.
Ama "bana ne, ben akivist degilim" diyen fikr hobisi ile istigal eden veya ondan gecinenler sayesinde gelmeyecek zafer. "SEYTAN INTIHAR EDIYOR" da ondan.
Keske Ustad gorebilseydi bu gunleri.
Vur kazmayı dağa Ferhat
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kişne kır at, kişne kır at
Çoğu gitti, azı kaldı.
Doğar bir gün benim günüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Kırk gün, kırk gece düğünüm,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ektik, ektik, yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı.
Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı…
Necip Fazıl Kısakürek
Yazan: Yorgun yorumcu Tarih: April 16, 2008 4:16 PM
Hilmi Yavuz, 1995 yılında Theseus’un Gemisi adlı bir makale yayımlamıştır. Bu yazıda Theseus'un Gemisi'nin öyküsünü şöyle özetler:
"Theseus Grek mitolojisinin yiğitlerinden, anlı şanlı yiğitlerinden biri. Girit labirentlerindeki Minotaur'u Ariadne'nin yardımıyla [labirentte yolunu yitirmesin diye bir yumak yün verir ona] öldürüp Helenleri büyük bir beladan kurtardığında, bir kahraman olarak karşılanır. Atinalılar onun bu yiğitliğinden o kadar memnun kalırlar ki, Theseus'un Girit'e gidip döndüğü gemiyi bu yiğitliğinin karşılığı olarak korumaya karar verirler. Limanda demirlemiş geminin durdukça çürüyen ahşabını da değiştirir, her defasında eski tahtalarının yerine yenisini koyarlar.
Bu böyle sürüp giderken, Atinalılar arasında bir tartışma başlar, Plutharkos bu tartışmayı şöyle aktarıyor: "Bir süre sonra bazı Atinalı'lar geminin Theseus'un gemisi olmaktan çıktığını, yeni ve bambaşka bir gemi olduğunu savunuyor, bazıları da onu Theseus'un gemisi olduğunu öne sürüyorlardı." (Osmanlılık, Kültür, Kimlik s.125, Boyut Yayınları.)
Bizdeki değişim ve gelişmelere baktığımızda da aynı soru sıklıkla sorulmakta ve bir tarafta eski yapının değişmediğini iddia edenler; diğer tarafta ise, değişim ve gelişimle artık yeni ve bambaşka bir yapı olduğunu iddia edenler arasında tartışma yaşanmaktadır…
Türkiye’de değişen ve gelişen nedir, yani değiştirilen ahşap parçaları…
Çok partili hayat, ekonomik yapı, uluslar arası hayata katılım, hukuki yapı (1961,1981, gelmesi muhtemel sivil anayasa), eğitim sistemi, bilgi çağının getirileri, AB müzakereleri ya da yolculuğu, demokratik yapı, bireysel haklar ve bunun talep edilmesi, yaşam tarzı ve kültürü… ile değişen ve gelişen Türkiye ve Türkiye halkı… Hala da bu değişim devam etmektedir.
Bu gemi değişiyor ve gelişiyor...
Kimileri bazı ahşap parçalarının değiştirilmek istenmesine karşı çıksalar da, bugün değilse dahi yarın bu parçalar mutlaka değiştirilmek zorunda kalacaktır. Çünkü tüm bu değişimin nedeni, Atinalıların, Theseus'un gemisini “koruma”sı nedeniyle aynıdır. Parçalar değiştirilmezse Theseus’un gemisi çürümeye bırakılmış ve bütünlüğü gün geçtikçe bozulmaya başlamış demektir çünkü. Parçaları değiştirmek gemiyi yok etmek değil, geminin bütünlüğünü sağlamak içindir.
Bu bütünlüğü bozan da geminin değişimine izin vermek istemeyenlerdir, onu değiştiren ve geliştirenler değil.
Önemli olan, değişirken ve gelişirken maziyi unutmamak, Yahya Kemal’in deyişiyle, kökü mazide bir ati(gelecek) kurmaktır.
Gerçek bir demokratik, laik ve hukuk devleti olmak için...
Saygıyla.
Yazan: suzannur Tarih: April 17, 2008 12:11 AM
Yukarıdaki yazıda verilen örneğe bakınca benim tüylerim dikern diken oluyor.
"İslam bu ülkenin çimentosudur" dedikten sonra "Öörneğin" denilerek verilen örneğe bakınız;
Akyol un yazsından alıntı;
"örneğin Hıristiyan Gagavuzlar, ülkeye kabul edilmedi! Bunun nedeni, Müslüman olmayan Türklerin nüfusun kalan kısmıyla kaynaşmalarının zor görülmesiydi."
Buyrun bakalım.
Bu nasıl çimento ise.
Yazının başında birleştirici, örneğinde zor kaynaştırıcı...Araplarla olan durumlarımıza bakılırsa ayrıştırıcı.
Bu ülkenin vilayetleri rasında savaş mı vardı?
Yedi bölgesi birbirine gimek üzereydi de İslam bizi durdurdu?
İlk yorum yazısı, hülagu nun;
"Türkiye'yi birleştiren tarifi mümkün olmayan başka bir duygu var. Bu duygu'da sizlerde yok. Tek sorunda bu zaten."
...cümlesi sonrasında yazdıklarınıza baktım, nasıl da heveslisiniz dinin dışında bir başka unsur bulmaya. Hatta hulagü yazmamış diye demediğinizi bırakmamışınız.
TC nin halkını bir arada tutan vatan ve toprak sevgisidir. Türkiye sevgisidir. Sizde olmayan dediği, gittikçe Araplaşmanızdan da anlaşıldığı üzere, budur.
Ben bu milletin sosoyolojik yönden de , kültürel yönden de din ile anılması mümkün olmayacaktır.
Çöl kültürünü getirip bu bereketli topraklara monte etme hayallarine gereksiz kılıflar dikmeyiniz.
Neymiş sosyolojik dememiş kültürel demiş.
Ben de Antropolojik dedim...hepsini kapsar.
Ne yapacaksın?
Yazan: hubbez Tarih: May 1, 2008 6:23 PM
Hubezin rüyası
Kurtuluş savaşında,
Dünyanın dört bir yanından gelmiş,
ingilizler, fransızlar, anzaklar vs. boğazı geçmeye çalışıyor; niye ne amaçla birleştilerse orası hubez ve arkadaşlarını ilgilendirmiyor.
Çanakkale de, Hubez ortaya çıkıyor diyorki, Antropolijik açıdan bakın burası çok önemli tekrar ediyorum Antropolijik açıdan biz kapsıyoruz herşeyi onun için kürtler siz gidin biz savaşırız, araplar sizde gidin biz savaşırız, balkanlardan gelen boşnaklar makedonlar vs sizde gidin niye geldinizki siz antropojiğe girmiyorsunuz ki demiş ya... (kapsama almamış)
Hubez ve arkadaşaları Bu savaşı biz tek başımıza yaparız demiş, rüyada çoğu zaman gülsede efsane rüya böyle dilden dile anlatılır olmuş.
Yazan: İshale İlaç Tarih: May 2, 2008 8:35 PM
yine mi savaş
yine mi cihat
yine mi kan, kin, gavur hezimet edildi çığırtkanlığı.
çimentosal unsur bu ha...bundan anladığınız bu demek.
okumaza, bilmeze itelemeye nasıl da alışkınsınız.
azıcık meydanı boş bulunca sallayın gitsin.
halifenin yani padişahın üç paşası tarafından devrilip alaşağı alınmasını saymazsak (enver, talat bir de cemal) sonra da bunların almanlarla birlik olup oraya buraya saldırmalarını bilmiyormuş gibi yaparsak...
...bunun üzerine 26 ülkeye bölünen osmanlının halini de görmezden gelirsek...
...hakikaten çimentodur.
Ne çimentoymuş.
Alla allla alla allla diye bağırmak ile oluyor bunlar he?
Yazan: hubbez Tarih: May 3, 2008 12:02 AM
Hubez,
Öncelikle
1– Can Emniyeti, 2– Mal Emniyeti, 3– Dinin Muhafazası, 4– Aklın Muhafazası, 5– Neslin Devamı
nın korunmasını sağlamak için birlikteliklerin mücadelelerin açıklamasını düşünür ve
Sonrada daha detaylı kapsayıcı kim kiminle nasıl neden birlik olurunu Antropolojik açıdan (nefsani duygular açısından, hevasını hevesini ilah zannedilmesi açısından mı hedonist (hazcı) açıdan mı, din, kültür, mal emniyeti can emniyeti din emniyeti neslin devamı akılın muhafazası, sosyal politik, örf, adet, ırk, tip, biyoloji, modern ve ilkel antropoloji, tarihsel değişim determinist değişim, Allah'ın sünneti kevni ayetleri her türlü müdahalesi vs..) bize açıklayı verirseniz, memnun oluruz.
Dinliyoruz?
Yazan: Sessiz Olun Tarih: May 3, 2008 11:51 AM