« Külyutmaz Laikçiler | Ana Sayfa | İnsan Onurunu Kimler Çiğner? »
April 28, 2008
‘Dünya İşleri’ ve Laiklik Klişeleri
[28 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Türkiye’de onyıllardır çiğnenen bir sakız vardır: Laikliğin “din ve dünya işlerinin ayrılması” olduğu söylenir. En son Rahşan Ecevit de Milliyet’ten Fikret Bila’ya verdiği röportajda bu klişeyi tekrarlamış.
Oysa bu son derece yanlış bir laftır. Gerçekte laiklik, din ve devletin ayrılmasıdır. Anayasa’nın 24. maddesi de zaten laikliğin “devletin düzeninin dine dayandırılmaması” olduğunu belirtir.
Peki “devletin düzeni”nden başka “dünya işi” yok mu?
Elbette var!.. Bu ülke üzerinde devletten ayrı olarak “toplum” ve onu oluşturan “bireyler” var. Bunlar isterlerse “dünya işlerini” elbette dine dayandırabilirler. Dindar bir Müslüman, aile hayatından iş yerine kadar her yerde dini kural ve ilkelere titizlikle uyabilir. Türkiye’nin ceza yasalarına aykırı düşecek bir dini uygulama (örneğin “çok eşle evlilik”) elbette kabul edilemez, ama bunun ötesinde her türlü dindarlık tezahürü demokratik bir haktır.
Oysa toplumdaki dindarlık tezahürleri, Türkiye’deki malum çevrelerin “laiklik elden gidiyor” diye habire yaygara koparmalarının en büyük sebebi.
Alın size bir örnek. Milliyet’in spor sayfasında yazan bir yorumcu, gazetesi tarafından manşete taşınan yorumunda şöyle diyor:
“Bir gün bu ülkenin başına (daha) büyük dertler açılırsa, kardeş kardeşe düşmanca davranırsa, rejim sallanır halk yerde yuvarlanırsa, bilin ki, Hakan Şükür’ün bunda çok emeği olacaktır.”
Peki sebep neymiş?.. Hakan Şükür, Fenerbahçe-Galatasaray maçı için “Kutlu Doğum Haftası’na layık bir derbi olsun” demiş. “Peygamberimizin hoşgörüsü”ne atıfta bulunmuş. Yani dindar bir futbolcu olan Hakan Şükür, parçası olduğu bir spor olayına dair kendi ahlaki ve teolojik değerlerine göre bir yorum getirmiş. İster beğenin, ister beğenmeyin. Ama bunun laik rejimle, onun “sallanması”yla hiç bir ilgisi yoktur. Bunun aykırı düştüğü tek şey, Türk seçkinlerinin epey bir bölümünün beynine kazınmış olan “din fobisi”dir.
Tabi bu “din fobisi”ni açıkça ifade etmek pek şık durmuyor. Onun yerine “kutsal din duygularının dünya işlerine karıştırılmaması gerektiği” yönünde vaazlar dinliyoruz. Yani bu zevata göre din o kadar kutsal ki, hiç bir yerde sözünün açılmaması, adının bile asla geçmemesi gerekiyor, öyle mi? İnanmak için epey saf olmak lazım.
Aynı seçkinler bize yüz yıldır “muasır medeniyet” vaazı da veriyorlar, ama onlarınki gibi bir din fobisine Batı’da pek rastlanmıyor. Hatırlar mısınız, ünlü “Rocky Balboa” ringe çıktığında köşesinde dua eder, üstüne bir de haç çıkarırdı. Böyle şeyler karşısında “dincilik yapılıyor” diye küplere binmek ecnebi diyarlarda kimsenin aklına gelmiyor. Çünkü laik devlet, Batı’da, “toplumun dindarsızlaştırılması”na yönelik bir otoriter bir proje değil, dindar olanın da olmayanın da özgürce yaşamasını ve kendini ifade etmesini hedefleyen demokratik bir ilke.
Ama zaten bizimkiler Batı’yı da doğru dürüst tanımıyorlar. Rahşan Ecevit Fikret Bila’ya “grupların inançlarını her yerde istedikleri gibi yaşama istekleri batıda mezhep savaşlarına sebep olmuş ve yüzlerce yıl kan ve gözyaşı akmıştır” diye bir inci döktürüyor. Gerçekte mezhep savaşlarının sebebi, tek bir mezhebin herkese dayatılması çabasıdır. İşin çözümü ise tam da “grupların inançlarını her yerde istedikleri gibi yaşama istekleri”nin tatmininde bulunmuş, dini ve felsefi çoğulculuk kabul edilerek bunun zemini sağlanmıştır.
Dünyadan işte böyle bihaber yaşayan “ilericiler”imizin tüm dindarları “gerici”likle suçlaması ise şaka gibi. Ne gariptir ki bu dindarlar siyasete girince AB sürecini hızlandırıyor, iş kurunca “Anadolu kaplanı”, futbol oynayınca da gol kralı olabiliyorlar. Ama bunların hiç önemi yok. Mühim olan dinden olabildiğince uzak durmak ve bir de Onur Öymen’in buyurduğu gibi “baloda dans etmeyi bilmek”.
O anlı-şanlı “çağdaşlık” projemizin geldiği nokta, işte böyle trajikomik bir şey...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 28, 2008 10:40 AM




Bilgelik once kendini tanimaktir. Incil 'de de yazar,Yunus ta soylemistir.
Rahsan Hanim Orta caga kadar uzanmis iken Cadi avlari ve "withcraft (buyuculuk?) mahkemelerini okusa idi gorurdu kendini kirilan aynada.
Yazan: Yorumcu Tarih: April 28, 2008 12:24 PM
Laiklik,din ve "dünya "işlerinin ayrılması olmadığı gibi,bir yaşam biçimi de değildir.O zaman bütün laik görüş sahiplerinin aynı tür "hayatı" seçmeleri ve yaşamaları gerekirdi.Oysa durum böyle değildir.İyi ki de değildir.
Defalarca yazıp,durdunuz ve Amerikan Anayasası'nı referans verdiniz.Laikliğin,devlet işlerinin "dini" esasa göre düzenlenemeyeceği kadar,devletin de inançların kendilerini yaşamaları için "ortam yaratmasının" görevi olduğunu kabul etmek gerekir.Yani laiklik,aynı zamanda inanç ve ibadet "hürriyeti"nin de esası olmalıdır/olabilmelidir.Bu toplumu daha hoşgörülü ve kendini ifade ettiği için de insanları mutlu eder düşüncesindeyim.Özetle,Hakan Şükür'ün bir sözüyle elden gitmez!Ancak kavramların içini boşaltarak da laiklik korunmaz ve savunulamaz.Derinliği gözden kaçırmamak lazımdır.Tıpkı şu iki sözdeki gibi:-İlki Pompey'e aittir,ikincisi de Kazım Karabekir'e.-
1-"Biraz bilmek tehlikelidir.Ya derinliklerden iç ya da bilgeliğin tadını tatmaya kalkma.Çünkü sığ sular beyni zehirler,bol sular insanı temizler."
2-"Yanlış bilgi felaket kaynağıdır.Her işin evvela hakikatini ara ve öğren.Sonra münakaşasını istediğin gibi yap.Birincisi vicdanına,ikincisi seciye ve irfanına dayanır."
Yazan: Sabri Ayçiçek Tarih: April 28, 2008 1:44 PM
Sayın Mustafa Akyol'un da yazılarının attığı başlıktan bir farkı yok gibi son zamanlarda.Sürekli aynı konuları işlemeyi bırakıp,farklı sorunlar üzerinde dursa ve ülkenin tek derdinin laiklik-din ekseni etrafında dönmesine kendisi de katkıda bulunmasa,sürekli yaptığı eleşriye uygun hareket etse,bu ülkenin vatandaşları olarak ülkemiz adına,hayatlarımız adına,çocuklarımıza daha güzel bir ülke bırakmak adına daha faydalı olur düşüncesindeyim.
Mesela AKP adına yazdığı onca olumlu yazı dışında bir de eleştirel bir yaklaşım alarak 1 Mayıs kutlamaları için yapılan engelleri,hakaretleri,göya sosyal güvenlik reformunu,son zamanlarda somut olarak ülkenin hiç bir ilerleme kaydedememesini,direksyonda oturan hükümetin de bunun tek sorumlusu olduğunu,AKP nin beğendiği yanlarını vurgulandığı gibi vurgulasa...
Artık bunca yazıdan sonra zaten Hakan Şükür aleyhine yazılan yazıların Mustafa Akyol açısında ne ifade ettiği okuyucuları tarafından yeterince iyi biliniyordur sanırım,en azından okuyucuları artık bunu görebiliyordur.
Yazan: önder Tarih: April 28, 2008 2:02 PM
Sayın Akyol,
Bildiğimiz üzere bu hafta içerisinde yaşadığımız iki olay, din karşıtı radikal oligarşi ve onun taraftarlarının muhafazakar öğelere karşı duyduğu alerjinin tipik göstergeleri olarak karşımıza çıktı.
Olayların ilkinin kahramanı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen. Tüm eleştirilere karşı genel başkanını cansiperane korumasıyla meşhur bu siyaset adamımız aynı zamanda bir muhtırasever olarak tanınmakta.
Kendisi her platformda kahramanca Deniz Baykal’ı savunadursun, birkaç gün önce ABD’li gazeteci Dion Nissenbaum’a verdiği mülakat hayli olay yarattı. Öymen bu mülakatta genç kızların başörtülerini Nazilerin siyah gömleklerine benzetti ve bu kızları tasvir ederken Hitler dönemi gençliğini ve Mussolini İtalya’sını örnek verdi. Söyledikleri basına yansıyınca da yaptığının ne derece büyük bir skandal olduğunun farkına vararak olayı gündeme taşıyan medya kuruluşlarını yalan söylemekle itham etti ve onları provokatif davranmakla suçladı.
Ne var ki atalarımızın, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” sözü bir kez daha yerini buldu ve Dion Nissenbaum görüşmenin ses kaydını kendi internet sitesinde dün itibariyle yayımladı. Böylelikle kaydı dinleyen ve biraz yabancı dili olan herkes Onur Öymen’in milletin gözüne baka baka yalan söylediğini açıkça gözlemlemiş oldu.
Anlaşılan kayda alınmış bir görüşme hakkında yalanlar uydurmanın ileride kendisini çok daha zor durumda bırakacağını irdeleyebilmekten uzak bir insan var karşımızda.
Elbette bu denli tecrübeli bir bürokrat ve siyaset adamından beklenebilecek bir tavır değil. Ancak belli şartlarda insanın bilinçaltındaki saklı düşünceleri bilinç üstüne çıkıp kişiyi zor durumlarda bırakabilmekte. Herhalde mülakatın havasına kendini kaptırıveren Öymen boş bulunup herkesçe bilinen ama gizli kalması gereken düşüncelerini istemeden açığa vurmuş oldu.
Aslında yakınıp dizlerini dövmesine fazla gerek yok, çünkü aklı başında her birey CHP’nin başörtüsü ve din konusunda ne düşündüğünü gayet iyi bilmekte. Bu bağlamda yapılan malumun ilamından öteye geçmiyor.
Öymen şimdi ne yapar ne eder bilinmez. Ancak özür dileme mekanizmasının işlemeyeceği aşikar. Muhtemelen bunun bir komplo olduğunu, kaydın sahte olduğunu, başkasının kendi sesini taklit ettiğini iddia edebilir. Hatta ABD’li gazeteci Nissenbaum’u Fethullah Gülen’in müridi olmakla suçlayabilme olanağına bile sahip. Ne de olsa ülkemizde buna inanacak çok sayıda gözü açık vatandaşımız var.
Haftanın diğer bir olayı da, GS’li futbolcu Hakan Şükür’ün Fenerbahçe maçıyla ilgili olarak yaptığı, “Kutlu Doğum Haftası’na yakışan bir maç olsun, barış ve sevgi ortamı içerisinde geçsin” şeklindeki beyanatının sonucunda ortalığın birdenbire karışması.
Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde dinsel hiçbir söyleme tahammül edemeyen kaba pozitivist yaklaşım, ayırımcılıktan oldukça uzak bu barışçıl sözler karşısında da en sert tepkiyi vermekten geri kalmadı.
Örneğin Fatih Altaylı, Hakan Şükür hakkında soruşturma açılmasını talep ederken, eski başkan adaylarından Adnan Öztürk, “laik cumhuriyette böyle sözler GS camiası içerisinde kabul edilemez” diyerek öfkesini dile getirdi.
Merkez medya da bu yarışa ön saflarda katıldı. Düşünce dünyamızın büyük ismi Oray Eğin savcıları göreve çağırırken, bilindik gazetelerde belli okuyucuların yorumları derlenerek ön plana çıkarıldı:
“Elin arabının doğum gününü Türkler ne yapsın…”
“Pislik arabın doğum günü haftasını onlar kutlasın, burası laik Türkiye Cumhuriyeti…”
“Hakan Şükür gibiler bu ülkeden temizlenmeli…”
…
Bu yorumlar elbette son derece manidar. Ama daha da manidar olanı, bunların özenle seçilip yayımlanmış olması. Çünkü her ülkede radikal unsurların var olması doğaldır, ancak bunların öne çıkarılması bir kastı ima eder.
Unutmayalım ki yerleşik oligarşik düzene ve onun benimsetmeye çalıştığı dogmalara en ufak bir eleştiriyi 301. madde kapsamında suç kabul eden bir rejimden ve bu eleştirileri yapanları hedef gösteren bir basın anlayışından söz ediyoruz.
Tüm bunlardan sonra akıllara ister istemez cumhuriyetin ilk dönemi din karşıtı pozitivist akımın simge isimlerinden Kemalettin Kamu’nun şu dizeleri geliyor:
“Ne mucize ne efsun
Ne örümcek ne yosun
Çankaya yeter bize
Kabe Arab'ın olsun...”
Bu mısralarda cisimlenen olgusallık tapıcılığı tarihin tozlu sayfalarına karışalı uzun yıllar oldu. Ancak anlaşılan o ki bürokrasideki hakim anlayışın patolojik sanrılarıyla şekillenen sorgulanamaz ilkelere ibadet kültü ve “üzerine güneş gibi doğmak” için kenarda köşede karanlık arama faaliyetleri bir süre daha devam edecek.
Ancak hem değişimin karşı konulmazlığı hem de halkımızın buna verdiği destek şüphe götürmez bir gerçeklik durumunda. Bu da yapının kırılmasını kaçınılmaz kılıyor. Çünkü iç ve dış şartların sizi demokratik bir yapıya zorladığı günümüzde, özgürlükleri tehdit kabul eden devletçi bir korku zihniyetinin varlığını uzun süre devam ettirebilmesi mümkün değil.
Bu bağlamda korku siyasetinin süregelen yıpranması onulmaz bir şekilde hızlanacak, yıpranması hızlandıkça da korkuları kullanarak halkı güdebilme imkanı yok olacaktır.
Süreç halihazırda devam etmektedir ve geleceğin Türkiye’sinde artık ne Hakan Şükür’ü linç etmek isteyenlere ne de siyaset sahnesinde Öymen gibi politikacılara rastlanabilecektir.
Asıl mesele bu geleceğin ne kadar yakın olacağı.
Yetmiş yıl önce bizimle benzer gelişmişlik düzeyinde olan ülkelerin şimdi birkaç katımız zengin olduğu düşünülürse, sürecin hızlı olmasının ne kadar fayda sağlayacağını anlamak pek de zor olmasa gerek.
Yazan: Ömer Oduncuoğlu Tarih: April 28, 2008 2:12 PM
Din, maliyeti 0 (sıfır) maddi getirisi kar marjı %100 olan çok tatlı bir geçim kaynağıdır. Geçimlerini din'den temin eden siyasal islamcıların, islamcı yazarların, türbancıların para içersinde yüzmeleri, milyon dolarlık villarda oturmaları tesadüf değildir.
Siyasal islamcılar türbanla yatıp türbanla kalkarlar. Türban Allah'ın emridir Allah'a karşı gelinmez derler. Ama Yahudilerden Hıristiyanlardan dost edinmeyin Allah kelamını ise kendi çıkarları doğrultusunda pek güzel yorumlayıp maddi getirisini ceplerine atarlar. Laiklik ilkesinin keyfini çıkartırlar.
Siyasal islamcıların kendi çıkarları söz konusu olduğunda ulusal çıkarlarmış, ulusal onurmuş vız gelir onlara. Sürekli gömlek değiştirler. Bugün milli görüş gömleğini çıkartıp işbirlikçi gömleğini giyerler. Yarın öbürgün başka başka gömlekler giymeye dünden hazırdırlar.
Nasıl olsa din gibi bir referansları var. Allah'ın emri akan sular durur her şeyi kılıfına uydururlar.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: April 28, 2008 2:17 PM
Doğrusu bu makalenizin ingilizcesi daha tatlıca idi.Ancak bazen anlamakta zorluk çektiğimiz bir noktaya temas etmekte fayda görüyoruz. Değerli yazarımızın ve kısmen modern akımlarla yetişmiş entelektüellerin tarihsel ve dahi günümüz merkezli bir bakış açısından yola çıkarak dinin alanına giren hususlarda dile getirdikleri görüşlerde bazen yanılmaları mümkün olabiliyor. Bu kısas, çok evlilik, miras ve ilgili tartışmalı hususlarda açıkca kendini ortaya çıkartıyor. Şimdi günümüz verilerini esas alarak yapılacak dini değerlendirmenin ne kadar doğru ve ne kadar ayakları yere basan bir husus olduğunu sadece bu konudaki oryantalist akımlara karşı dile getirilen reddiyelerden bir tanesini ele alarak değerlendirme yapabiliriz. Son dönem İslamcılık alanındaki etkin isimlerden İsmail Kara'nın yaptığı çalışmada sözü edilen Osmanlı uleması, son dönem Kevseri külliyatı ile günyüzüne çıkan büyük gelenek ve Mısır temelinde modernist Fazlurrahman, Fas kesiminde Abid Cabiri gibi ekiplere verilen cevaplar...Elbette kalemi onurlu bir yazarın bir makalesi veya diğer makaleleri üzerinden haksız bir eleştiri yöneltiyor değiliz. Takdir ettiğimiz birçok yönünün yanı sıra Braudel'in C denklemine düşen gazetecilik ve medya sektöründe kaleme alınan hususlarda çok fazla cüretkar iddialar dile getirmenin kalem ehlini bir gün yaralayabileceği mevzusu. Esaslı iddiaları dile getiren değerli bir entelektüelimizin dogma ve klişerle yaşam süren taraflardan çok farklı olduğunu düşündüğümüzden bu yorumu yazma ihtiyacı hissettik. Çalışmalarınızda başarılar
Yazan: media warning Tarih: April 28, 2008 2:23 PM
Verilen ornek bana su yaziyi hatirlatti. Turkiye'ye seriat gelirse bunda Ertugrul Ozkok'un de payi olacagi soyleniyor. Tam bir korku kulturu. En kucuk ayrintidan bile karabasanlar yaratmakta uzerimize yok.
Yazan: mantikli Tarih: April 28, 2008 7:41 PM
Tek taraflı medya baskısı devam ediyor. Aslında satır araları okunsa derdin laiklik olmadığı apaçık ortaya çıkıyor. Hakan Şükür hadisesi de bunun başka bir versiyonu. Ergenekon’da yakalananlar vatanı hangi şer odaklarından kurtardıklarını haykırıyorlardı ya kameralara, çığırtkan medyanın da derdi bu noktada aynı. Meyve veren ağacın taşlanmasından vazgeçemedikleri ve ortaya proje çıkaramadıkları için ellerindeki tek silahı, laikliği, laikçilik olarak her yerde ve her şeyde kullanıyorlar. Kimi etkiliyorlar peki, kendilerini tatmin etme dışında kimseye bir şey anlattıkları yok aslında.
Bir gün Ergenekon bağlantısıyla bir bağları ortaya çıkarsa, laikçilik çığırtkanlığıyla daha da asabileşecekler ve 1960 Menderes göndermeleri yapmaya yeniden başlayacaklar ve yine kurtuluşu derinlerde arayacaklar. Çünkü bağlantılarının sebebi tamamen DUYGUSAL, yani laikliği korumak (!) Olsun bakalım.
Din bu ülkede bir tabu artık, ister dindar olun, ister dinci, ister de Siyasal İslamcı… Hepsi aynı anlama geliyor kimilerinin primitif bakış açısında. Dindarlara sözümüz yok, deyip arkasından dinini yaşamak isteyene, yaşayamazsın, bu laikliğe aykırıdır demenin çifte standart olduğu dile getirildiğinde, bunu da asla kabul etmezler.
Herkes dinini özgürce yaşıyordur bu ülkede, yalnız kamusal alanlar dışında, spor tesisleri dışında, medya dışında… neresi mi kaldı, ev canım, evin içi, orada da çocuğunuza dininizi öğretemezsiniz ama bu da yanlıştır, beyin yıkamadır. Dine ait ne varsa yasaklamaktır amaç, gerisi teferruat… amacı bildiğinizi mi ifade ettiniz, tukaka, ya onun uşağısınız ya da bunun işbirlikçisi. Oldu mu şimdi?!
İsterler ki, dindar bu ülkede okuyamasın, alt sınıf işlerde çalışsın, iyi yerlere gelemesin, gelirse bu laikliğe karşı çıkmak olsun, dindar fakir olsun, iyi giyinmesin, alt tabakada yeri sabit olsun, asla eleştirmesin, gözü açılmasın, “İstikrar senin neyine?” deyince, hakikaten benim neyime, ben ekmek paramı kazanayım da gerisine karışmayayım desin, karışırsa bu devleti bölmek olsun, gazetede yazı yazmasın, çok okumasın, Amerika’ya, Avrupa’ya gidip de dünyanın gerçeklerini görmesin, görürse geri gelmesin, orada kalsın, sakın bilime el atıp da bilimsel argümanları, tezleri içselleştirmesin, içselleştirirse dayatılan pozitivizmin, bilim olmadığını anlayabilir ve anlatabilir, anlatılıyorsa tez susturulsun, mahkeme mahkeme süründürülsün…
Onur Öymen ve saz ekibi her dediğini yalanlayıp demedim diye yalan söylerken, yalan söyledikleri ispatlanırken; hiçbir suç unsuru taşımayan bir sporcunun sözleri suç olsun, hakkında dava açılsın, davaya ne gerek var, asılsın ya da asılmaktan beter edilsin. Edilsin, bunlara müstehaktır değil mi efendim, müstehaktır.
Dünya işiyle devleti ayıracakmışız ve bunun yolu da dinin bırakın devletten her yerden sürgün edilmesindeymiş çözüm. Bulunan tek çözüm bu mu? Daha iyisi de yapılabilir değil mi? Bu, dünyanın başından beri tekrarlanan şey değil mi? Hala mı aynı şey? Yazık.
Yazan: suzannur Tarih: April 28, 2008 9:34 PM
ellerinize sağlık bu yazıda çok güzel olmuş yorum kısmını kapatmadığınız sürece muhtemelen yorumlarım böyle seyredecek :)
Yazan: muratS Tarih: April 28, 2008 9:50 PM
Büyük Hesaplaşma
Ülkemiz karışmaya başladı. İşçi sendikaları bir yandan tansiyonu yükseltiyor, medya bir yandan, diğer yandan ekonomi baronları ve yargı elitleri. Tansiyonu düşürmek adına hiçbir şey yapılamıyor. Son dönemde ülkenin tansiyonu hep yükseklerde seyrediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 27 Mart muhtırası, 367 kararı, Danıştay saldırısı, Ümraniye’de bombalı ev, artan terör saldırıları 22 Temmuz seçimleri, hükümetin kurulması, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve nihayetinde Güneş Operasyonu. Tam taşlar yerine oturdu derken birden bire Ak Partiye kapatma davası, derken tüm dünyanın gıpta ile baktığı ekonomimize bir şeyler olmaya başladı. 57.000’i zorlayan borsamız şimdi 43,500’ler de. Döviz kurları tam da adına yakışır şekilde dalgalı bir seyir izlemekte. Derken Ergenekon soruşturmasında büyük gözaltılar. Cumhuriyet gazetesinin 83 yaşındaki başyazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk’un gözaltına alınması ile gerilim tam anlamıyla zirveye çıktı. Baykal’a dokunmayanın bin yaşadığı sözde adalet aleminde, İlhan Selçuk’u gözaltına alan savcı Öz hain ilan edilirken, Ak Parti’ye kapatma davasını açan Yalçınkaya kahraman oluverdi. Üstelik bu tezatlıkları aynı cümle içerisinde kullanmaktan zerre tereddüt bile etmeden, sonsuz pişkinlik içerisinde.
Kim ne derse desin yaşanılan bu olaylara takılan tek bir ad vardır, o da Büyük Hesaplaşma. Cephenin birinde CHP’nin bayraktarlığında bürokratik elitler, Tanrıtanımaz materyalist rektörler, parasını halkın verdiği silahı halka doğrultmaktan tereddüt etmeyen omzu kalabalıklar, halkın adına adalet dağıtması gereken ancak zulüm reva gören topuzu kaçmış yargı mensupları, kargaşa ortamından nemalanan vurguncu zihniyetli, üretimden bihaber iş adamları ve halkı zavallı bir sürü olarak görüp onların kurtarılması gerektiğini söyleyip aslında başına çoban olmak isteyen Ergenekoncular, diğer yanda ise bütün bunların kursağından geçen ekmeğin, üstünde yaşadıkları vatanın, bindikleri arabanın, giydikleri takım elbisenin gerçek sahibi olan Halk. İşte bu Büyük Hesaplaşma da şimdi kılıçlar kınından, silahlar kılıfından çekilmiş vaziyette.
Başka sahnelerde oyansa da bu oyun, yöneten ve yazan aslında aynı. Cumhuriyet gazetesine bomba atan ile Askere mayın tuzağı döşeyen, Sarıkızcılar ile Ergenekoncular, İlhan Selçuk ile Hüseyin Üzmez, Antalya Üniversitesi ile Bağcılar Lisesi, Danıştay suikastçısı ile Baro başkanı bunların hepsi aynı. Arabesk müzik dinleyenler ile Rock müzik dinleyenleri ayrı uçlarda görürler, oysa şimdi Anadolu Rock adlı bir müzik türü var. İlk bakışta siyah ile beyaz gibi karşıt görünen bu tarafların, amaçlarını gerçekleştirdikleri durumda kazanan hep aynı olacaktır. Kazanımlarının birleştirdiği bunca karşıtın bir arada durmasına, ortak hareket etmesine aldanmayın. Baştan sakat doğan bu canavar, öküzün ölmesi ile birlikte kendi keşmekeşlerinde boğulacaklardır. Halkın engin sabrı da bundan ileri gelmektedir. Öküzün can çekişmesini heyecanla bekliyoruz. Ok yaydan çıkmıştır artık, önüne geleni delip geçmektedir. Belki yavaşlıyoruz ama durmak yok, durduğumuz yerde gerilmeye hazır 750.000 kilometrekare yay tarlaları mevcut. yolun ve bahtın açık olsun Türkiyem.
Yazan: Erol Kalafat Tarih: April 28, 2008 10:10 PM
hulagu TTT
dikkat ederseniz hep ayni seyleri yazip duruyorsunuz hic bir zaman farkli bir bakis acisi getiremiyorsunuz. kisaca kendiniz calip oynuyorsunuz ama bu hakikaten artik patolojik olmaya basladi...
yahu madem dincilik birilerinin elinde bu sekilde bir somurme araci gecim kapisi oluyor bunlar halkin dini, manevi duygularini somuruyorlar yok iste basortusu vs. diyerek alin ellerinden bu oyuncaklarini: cok basit herkes diledigi gibi ozgurce yasayacak. kisaca mesleginin butun icaplarini kanunlar dairesinde yerine getirdikten sonra, mevkisine makamina layik olduktan, basarili olduktan sonra kisilerin dini hic bir yonune, yasamlarina, giydiklerine, aksesuarlarina karisilmiyacak deyin olsun bitsin. bu adamlar da bunu somuremesin kifayetsizlikleri ortaya ciksin.
haydi bakalim hodri meydan. eger amaciniz uzum yemekse yol budur. ozgurluklerin onunu acarsiniz, herkes dinini ozgurce kendi hayatinda yasar ama bununla beraber isini dogru durust yapar, ayrimcilik yapmaz, baskasina dayatmaz... iste saglanmasi gereken budur.
ama hayir siz papagan gibi ezberlemissiniz simdi yine kliseleri sayip duracaksiniz. ancak asikar olan su ki siz de bu yasaklari vs. direterek olmadik zorbaliklara yeltenerek insanlarin bu tip somurulere alet olmasina direkt olarak en buyuk katkiyi yapmis oluyorsunuz. onun icin burda bosuna aglayip sizlanmayin sizin eseriniz bu.
Yazan: Anonymous Tarih: April 29, 2008 4:31 PM
Mustafa Bey çok eşlilik İslam'a uyuyorsa -ki uyuyor bütün İslamcılar bunu kabul ediyor. Diyanet de dahil. O zaman size ne bundan? Nerede kaldı sizin dine saygınız?
Yazan: Ramazan Tarih: April 29, 2008 4:42 PM
Akşam Gazetesi yazarı Sayın Oray Eğin'in bugünkü güzel yazısını sizlerle paylaşmazsam olmaz. Hülagü TTT
Taha Akyol’un oğlu Türkiye’yi nasıl jurnalledi?
Oray Eğin (Akşam, 29.04.2008)
Yaklaşık bir ay kadar önce Amerika’nın önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’da bir Türk’ün yazısı yayımlandı. Yazıda AKP’nin kapatılma süreci anlatılıyor, kimi yarım-ağızlı alaycı ifadelerin ötesinde, bir de Amerika’nın ne yapması gerektiğine dair akıl veriliyordu. Objektiflikten son derece uzak, fazlasıyla yanlı, dahası ‘akademik adalet’e de uygun olmayan bir şekilde kimi verilerin cımbızlandığı, kimilerinin dışarıda bırakıldığı bir yazıydı. Bilgiler, yazarın görüşüne uygun olsun diye çarpıtılarak kullanılmıştı; eksik alıntılarla...
Bu yazıdan Türkiye’de pek kimsenin haberi olmadı. Ciddiye alınmadığı içn mi? WSJ makaleyi yayımladıysa ciddiye alınması gerektiğinin bir göstergesidir bu.
Türkiye’deki laikleri Batı dünyasında canavarlaştırma amacı güden bu yazıya bir itiraz gelmemesinin herhalde yazıyı yazan kişiyle ilgisi vardı.
Bir dönem Adnan Hocacılar’ın arasında yer alan Mustafa Akyol’un imzasını taşıyordu bu yazı. Daha çok anti-Darwinism üzerine yazdıklarıyla, bu konudaki konuşmalarıyla tanınan Akyol, Milliyet yazarı ve CNN Türk yöneticisi, Doğan Grubu’nun AKP iktidarıyla arasındaki önemli bağlardan, geçmişin faşisti Taha Akyol’un oğlu. Medyaya en çok hakim olan grubun en üst düzey isimlerinden biri olunca, böylesi bir torpil ve görmezden gelme de Türkiye şartlarında kabul edilebilir belki...
Bakın, oğul Akyol Başsavcı’nın iddianamesini Amerikan gazetesinde nasıl özetliyor: “AKP’liler çok dinci, kamusal alanda Tanrı ve dinden bahsediyorlar, daha fazla dini özgürlük istiyorlar.” Sadece bu kadarmış gibi. İşte aleni bir çarpıtma değil mi? Akyol, bizzat kendi yazısında iddianamenin ne kadar uzun olduğunu yazıyor ama vardığı sonuç ‘dini özgürlük’ isteyen insanlara karşı açılan bir savaş. Ayrıntılardan, başka iddialardan hiç mi hiç bahsetmiyor. Amacı sadece AKP’yi mağdur göstermez. Etik onun için çok önemli değil.
Akyol makalesinde iddianameden Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘makul’ sözlerini özellikle alıntılanmış. Mesela CNN’de söylediği “Amerika’daki dini özgürlüğü kendi ülkemizde de görmek istiyoruz” benzeri sözleri. Ama asla ve asla AKP’lilerin provokatif, toplumu geren, hakikaten de şeriata vurgu yapan yorumlarına yer verilmemiş.
Gerçekleri çarpıtmayı belki de Adnan Hocacılar’ın yanında öğrenen oğul Akyol’un bundan dolayı herhangi bir rahatsızlık duymadığı ortada. Zira yazısının geri kalanında da çarpık bilgiler vermekten çekinmemiş: Mesela Türkiye’de AKP davasına kadar sadece küçük ve marjinal partilerin kapatıldığını iddia etmiş, ne Fazilet’ten ne Refah’tan sözü açmamış.
Ama laiklerin dini özgürlüklere saygısının sınırlı olduğu, öfkeli birer liberal karşıtı oldukları ve bu çevrelerle ilgili başka bir sürü kötüleme ifadesine bol bol yer vermiş.
Batı Basını’nda AKP’nin kapatılmasıyla ilgili pek çok yorum çıktı şüphesiz, ama sadece bu yazıyı okuyan birisi hakikaten de AKP’nin mağduriyetini, bütün tepkilerin halka rağmen tepeden inme yapıldığını düşünebilir. Sanki Türkiye’de AKP’nin yaptıklarından sadece ‘devlet ideolojisi’ rahatsızmış gibi.
Küçük Akyol, Türkiye’yi bürokratların ve ordunun halkın egemenliğinin önüne geçtiği bir devlet olarak yansıtıyor Amerika’ya. ABD’ye seslenerek kendi ülkesini şikayet ediyor, bir de akıl veriyor: Ilımlı İslam bir laik fantezisiymiş, bundan vazgeçilip, ordu ve bürokratların baskısından kurtulması gerekiyormuş. Mesele de AKP değilmiş, bu ülkenin demokrasisi meğer tehdit altındaymış...
Bütün bu sürece de şu ismi koymuş: “Laik Cihad.”
Türkiye’de laikler kanlı bir savaş başlatıyorlar, öyle mi? Susan Sontag, metaforlarla konuşmanın tehlikesinden söz eder pek çok sefer. Akyol kullandığı metaforun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mı acaba?
Hangi Cihad, hangi savaş? Ortada sadece demokratik yollardan açılmış bir dava var, savunması da demokrasi içinde olacak.
Akyol’un yazı yazdığı gazetenin vatandaşları da Anayasa Mahkemesi’nin Amerika’da kararının tartışılmayacağını iyi bilir.
Yazan: Hülagü Tarih: April 29, 2008 7:12 PM
İyi geceler... Ne Mustafa Bey'in yazısı ile ne de yorumlarla ilgili olmayan bir not düşmek istedim buraya müsadeniz olursa. Bu sayfanın okuyucuları ile paylaşabileceğimi düşündüm. Yanlış düşündüysem zaten konulmayacaktır ve okunmayacaktır nasılsa:)
Şimdi sinemadan geldim ve Bab'aziz filmini bir ay sonra tekrar izledim. İlkinde de çok etkilenmiştim. Çok uzun yazmak istemiyorum ama izlemediyseniz nolur izlemeye çalışın diyorum. Farsça ve Arapça idi film ama bazen öyle bir hissettirdi ki sanki alt yazıyı okumasam da anlayabilecektim. İnanç ve iç huzuru ile yolculuk edenlerin ellerinde adres olmaksızın bile yollarını bulacaklarına dair bir masal...Sevgiler ve selamlar
http://www.youtube.com/watch?v=IPYjenA3VFg
http://www.youtube.com/watch?v=R3luFUcRWvs&feature=related
Yazan: Handan Tarih: April 30, 2008 12:11 AM
Hulagu han yine dokturmus..
Ama yetti artik.. Hep ayni cumleler, ayni ithamlar.. Arkadasin soyledigi gibi patolojik olsa gerek..
neyse, fazla soze ne hacet.. "Devamini bekleriz Ey Hulagu.. "
Oray Egin'i de yazar yerine koyup ciddiye alanlar yok mu? Yaziklar olsun !
P.S: Bu arada Ey Hulagu senin oto-robot oldugunu dusunmeye basladim son zamanlarda nedense..
Yazan: sentimental Tarih: April 30, 2008 12:56 AM
Hulagu Bey,
Yorumlarinizi severek okuyorum.
Ne de iyi yapmissiniz bu Muastafa Akyol'un ipligini pazara cikarmakla.
Bir laik Turk olarak bu hizmetiniz icin minnettarim. Yalniz burada bazi suphe edenler olabilir. Onlarin da aydinlanmasi benim de kucuk Akyol'un bizi nasil gammazladigini anlamam icin su Wall Street Journal 'daki yazisini bir tercume edip te buraya koyarsaniz size minnettar kalacagim.
Gerci ben size de en saygi duydugum entellektuellerimizden Oray Egin'e de inanirim ama bakarsiniz birileri cikar "ne bileyim gammazladigini, ben Ingilizce bilmem ki gidip WSJ'dan okuyum ya da Huagu Bey ve Oray Egin Ustad'in dedigi gibi degilse.." falan der diye.
Sizden ricam:
1.O yaziyi hemencik bi cevirip buraya koyun da herkes te pgrensin kimin ne mal oldugunu.
2. Oray Egin Abi'ye bir e-mail yazin da tez elden Wall Street Journal'a bir makale yazsin Turkiye'deki laiklerin gercek tezlerini aciklayan cinsten. Yahut ta zahmet olmazsa siz yazin daha iyi bence.
Tesekkur ederim.
Sonsuz sevgi ve saygilar
Yazan: Benetton Tarih: April 30, 2008 2:30 AM
benetton'un dedigi gibi bir de hulagu bey cevirse de gorsek... bu arada oray bey de WSJ'de yayinlanacak sekulerist antitezi hazirlamakla ugrassin...
neyse saka bir yana da eger carpitmak icin kasmadiysa hakikaten oray egin gibi cok yer gezmis gormus, yabanci diyarlarda cok bulunmus, sofistike, frapan, multi kulturel hayat yasayan izlenimi vermek icin yirtinan birisinin bu kadar guduk bir ingilizcesi olmasi dusundurucu...
Yazan: Anonymous Tarih: April 30, 2008 3:32 AM
Mustafa Akyol un Turkish Daily News da yayınlanan bir kaç makalesini okudum.
Oray Eğin'in yukarıdaki makalesinde bahsettiği noktaların yerinde oldugunu gösterir donelere sıkça rastladığımı söyleyebilirim.
Mustafa Akyol un TC yi jurnalleme gibi bir huyu, üslubu oldugunu görebilirsiniz.
Bu arada Oray Eğin in makalesini buraya asmakla Mustafa Akyol un ipliğini pazara çıkaran kişi nasıl oluyor da Hulagu oluyor?
Yazıyı yazan Oray Eğin.
Var ise katılmadığınız noktalar buyrunuz açıklayınız.
Deyiniz ki böyle bir şey yoktur...
...hele bir deyiniz önce.
Yazan: hubbez Tarih: April 30, 2008 9:58 AM
Iyi ya Hubbez Abi,
Sen tercume et de "pazara cikan ipligi" gorelim. Zira Oray Egin Agbimiz de yazinin ana fikrini yorumlamis; bilmiyoruz yazida ne dendigini. Dincilerin bir sozu var "muddei iddiasini ispatlamakla muklelleftir; aksi halde mufteridir" diye. Ben de senin gibi laikciyim. Ingilizcem ancak Mathea Kezman'a "aryu bigpleyer" diyecek ve kufurlerimi Turkce yapmak zorunda kalacak durumda.
Evet Hubbezler Hulagular, Mertler, Mertekler!
Okuyun orijinal yaziyi ve tercume edin; ya da biz laikler cahiliz; sadece kufretmeyi biliriz" deyin. Ya da "fikirlerui kendi kafamizla degerlendirmek ne haddimize? Biz bize ezberletilen sloganlari tekrarlaruiz" deyin. "bizden biri okumus , kotu diyorsa kotudur" veya "ben bilmem nerde okudum Oray Agbi hakli" veya ""Star'da yazdigina gore ne mal oldugu belli" demek ancak Aysungillerle takilmayi hayal ettiginiz cafelerde kurtarir. Fikir ortamlarinda adami iste bu hallere dusurur.
Yazan: I.B. Laik Tarih: April 30, 2008 12:29 PM
EĞER AKYOL LAİKÇİLİK SAVUNUCUSU OLSAYDI…
Akyol; Öymen’in ABD’li gazeteci Dion Nissenbaum’a verdiği mülakatta olduğu gibi, genç kızların başörtülerini Nazilerin siyah gömleklerine, bu kızları Hitler dönemi gençliğine ve Mussolini İtalya’sına benzetseydi faşist(!)babasıyla arasında ilişki kurularak küçültücü ifadelere uğrar mıydı?
Mümtaz Soysal gibi Nişantaşı’nda görülen kapalıların kara kafmalara benzediğini söyleseydi yarım-ağızlı yazı yayımlanıyor olmakla suçlanır mıydı?
Üniversitelere başı örtülü kızların girmesini laik Türkiye’nin çağdaş Türkiyesine karşı bir eylem olarak her önüne gelen yerde haykırsaydı, objektiflikten son derece uzak, fazlasıyla yanlı, dahası akademik adalete uygun olmayan bir şekilde verileri cımbızladığı yazılar yazmakla suçlanır hatta bu tarz yazılar ciddiye alınmadığı için Türkiye’de kimsenin haberi olmadığı(gazete ve sanal alemi kimse takip etmez bu ülkede!), sadece WSJ'da yayımlandığı için ciddiye alınması gerektiği belirtilir miydi?
Dahası laikçilik yapan bir yazar olsaydı, “Aslan yazar, ne de güzel savunuyorsun bizi, gözünün yağında iki yumurta kırayım.”denmez miydi?
Darwin’in Evrim kuramını savunuyor olsaydı, ne kadar modern, çağdaş ötesi, bilimsel, şanlı her damarından bilimsel tezler dökülen her damlası alın teri olan güzide, çağdaş Türk’e yakışan, elinde ateş, kalbinde bilim ateşi, şuncularla ve buncularla ötesinde de oncularla asla ilişkisi kurulmayacak ve sadece laikliğin yılmaz bekçisi kabul edilmeyecek miydi?
Dahası torpilini bile açığa koymanın yazarın tüm bu yılmaz bekçiliğine hakaret olacağı ve hakkının yeneceği beyan edilmez miydi?
Kürtlerin bu ülkenin etnitisesindeki unsurlardan biri olduğunu kabul ettiğini beyan etse ve saygı duyduğunu ama Kürt problemi gibi bir derdin asla olmadığını söyleseydi, bunun tamamen devletin yıkılmasını isteyen odakların uydurması olduğunu iddia etseydi ve Kürtlerin bu ülkede istedikleri özgürlükleri yaşadıklarını, çarpıtma yapmayı yeni öğrenmiş ve bundan da rahatsız olmamakla suçlanır mıydı?
Dini özgürlüklerin bu ülkede zaten yaşandığını ama sadece dinin sosyal yaşamda değil bireyin vicdanında yaşaması gerektiğini savunsaydı, inananları küçümseyen cümleleri çay-simit eşliğinde her sabah dile getirseydi, Küçük Akyol gibi bir küçültmeye, aba altından sopa göstermeye, farkında mı? şeklinde çok kullanılan bir tehditi savurmaya -mağduriyeti tepeden inme yapıldığını göremeyen , devlet ideolojisinden başka rahatsızlık duyan kesimlerin de olduğunu iddia eden bir yazar tarafından yazının sonunu da demokrasiye bağlayarak laik de benim, demokratik de, sana susmak yaraşır diyen bir ifadeye- başvurulur muydu?
Laikçilerle, Amerika’da, Avrupa’da gelin bu dindarları birlikte alt edelim, bunlardan size hayır gelmez, ne yapacaksak birlikte yapalım deseydi, yazdığı gazetenin diğer vatandaşları gibi bazı kararların sadece Amerika’da tartışılmaması, yanlış yapıyorsun güzel çocuğum, bak okumuş yazmış adamsın, nerde ne konuşulacağını öğren, öğrenmezsen bu yazdığım yazı hiçbir şey, gerekirse seni yazdığın gazetedeki adamlar yoluyla da sustururuz gibi bir alt-göndermenin muhatabı olur muydu?
Yanlış yerdesiniz Mustafa Akyol, siz bu ülkenin çağdaş, mürekkep yalamış, Amerika görmüş bir gazetecisi olarak laikçiliği savunan gazetelerin saygın bir yazarı olmalıydınız, oldu mu şimdi, saygınlığınız da, akademik duruşunuz da, nesnelliğiniz de artık yerle bir oldu. Hem de soy-isiminizin başına getirilen Küçük tasnifiyle alaşağı edilmeye çalışıldınız? Şimdi bu yazının moral bozucu etkisini nasıl atlatacaksınız? Hadi, tez elden doğru yolu bulunuz ve artık laikçiliğin ne demokratik ve çağdaş olduğunu ispatlayan yazılara başlayınız…
Gözünüzün yağında iki yumurta kıralım da Küçük Akyol, gel bu hatadan vazgeç, yanlış yerdesin da, yanlış! Elin Amerika’sında laikçiliğimize laf söyleme emi, gel birlikte oralarda şanlı çağdaş ülkemizin dindarlarla ne kadar geriye gittiğini, karanlıklara çekildiğini anlatalım. Sana Promete olmak yaraşır, ne işin var elin dindarlarını savunmakla… Gel birlikte ezelim karanlık kafalarını!!!
Bu ülkede demokrasi teferruattır çünkü, kimin neyine lazım değil mi? Vereceksek onu da biz veririz, alacaksak onu da biz alırız(!) değil mi?
Öyle, öyle (!)
Yazan: suzannur Tarih: April 30, 2008 1:26 PM
"GAZETENIN VATANDASLARI"
Tesekkurler Hulagu ve tesekkurler Oray Egin!
Yazinin her cumlesinden objektivite, bilgelik damliyor ama ozellikle son cumlesi:
"Akyol’un yazı yazdığı gazetenin vatandaşları da Anayasa Mahkemesi’nin Amerika’da kararının tartışılmayacağını iyi bilir."
Iste bu tam campatilip duvara asilcak soz.
Annadin mi Kucuk Akyol?
-------------------------------
Bu sekilde bol bol Amerikan referanslari veren Buzda Dans'taki karilara sellulit ve calogen konularinda cok seviyeli tartismalari ile tanidigim, baska turlu de tanimadigim Aysun'un erkekcesi Serdar Turgut'un hik deyicisinin entellektuel capi ile de muserref olduk.
Bolca "seriatci" var "mesele demokrasi ihlali degil seriatciliga karsi" oldugu iddialaeri var anma Kucuk Akyol'un hangi ifadesinde "gercek carpitmasi" var soylememis. O biliyor ya bize yeter.
"Ortada sadece demokratik yollardan açılmış bir dava var, savunması da demokrasi içinde olacak." imis.
Hmmm,. ben de davalar HUkuki yollrdan acilir sanardim; savunmasi da "hukuki" yollardan diye bilirdim. Insan her gun yeni bisi ogreniyo.
meger "demokratik yollardan" da acilir imis!
Acaba Amerikan aksanli entelimiz "demokratik ulkelerdeki hukuka uygun" mu demek ister?
EE, o zaman "o gazetenin vatandaslarinin" vataninda herkes neyi bilirmis acep?
Bir kere "o gazetede" Anayasa Mahkemesi olmadigina gore herhalde olmayan mahkemenin kararinin tartisilmayacagini iyi bilir "GAZETE VAANDASI" demek istiyor.
Olmayan vatandas, olmayan mahkemenin kararinin tartsilmayacagini iyi bilir imis.
==================
Acaba diyorum laikci, wannabe wordsmith'imiz "Gazternin vatandaslari" Amerika' da Supreme Court (Yuksek Mahkeme -Ki AYM ile arasinda daglar kadar fark var; ornegin Yuksek Mahkeme'den donmus bir KONGRE Karari hayatimda duymadim)) kararlarinin tartisilmayacagini iyi bilir" mi demek istiyor?
Hmm , eger bu "Gazetenin Vatandaslari" Kuzey Koreliler degil de Amerikalilar ise onlara haber olcaktir bu "iyi bilme". Rove v. Wade (Kurtaj Karari), Brown v. Board of Education (Egitimde segregasyona son) ve son yiialrda cok tartisilan Gore ile Bush'un secim yarisinda Bush'un "Baskan atanmasi" dahi Yuksek Mahkeme'nin verdigi her karar hem de gayet agir, suclayici, idelojik dille tartisilir Amerika'da. Tabii "Gazetenin vatandaslarini" bilmem.
Ah laikciler. Kendinizi rezil etmek zorundamisiniz>? Milletin gavurcayi da gavuristan'i da Hurriyet'ten ogrendig gunlerin geride kal;digini, II> Dunya Savasi'nin siona erdigini size haber vermediler mi?
Yazan: Yorumcu Tarih: April 30, 2008 2:22 PM
Hulagu Bey, harikasiniz.Yorumlariniz aydinlik Türkiye´mizin geleceginin ne kadar da parlak oldugunu gösteriyor.Bu parlaklik sanirim bazilarinin karanlik Dünyalarina fazla geliyor ki "alay etme" yolunu seciyorlar. Zaten; 1920´leri anlayamayan bu zavallilar ne gecmisi okuyabilir ne de gelecege bir isik verebilir.Bilimsel düsüncenin ön plana ciktigi degerli yorumlariniza hepsinin maskelerini indirinceye kadar devam.
Sizi bu vesileyle kutluyorum, basarilarinizin devamini dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene ; cagdas gercek Türk olana!
Yazan: modern cagdas Tarih: April 30, 2008 5:25 PM
Yineleyeyim;
Oray Eğin yazısında bahsettiği "jurnalcilik" Akyol un yazılarında yoktur mu diyorsunuz?
Cevap alamadım ki?
Hele bir cevap verin.
Bilmiyorsanız, nasıl oluyor da Oğuz Eğin ya da Hulagu ipliği pazara çıkarmış oluyor o zaman?
Anlamadığınız bir şeyi mi savunmaktasınız?
Ne kadar skolastik bir durum...
Yazan: hubbez Tarih: May 1, 2008 2:19 AM
Laf kalabalığına gerek yok.
Oray Eğin in söylediği
açık;
"Jurnalcilik var" diyor.
Ben de diyorum ki; "Oray Eğin in tespitine katılıyorum, yazılarında bunu ben de gördüm.
Buyrunuz size bir örnek de ben vereyim.
Oray Eğin zaten açıklamış. Onun açıkladığını bir de ben neden yazayım.
Eğer diyorsanız; "Eğin yalan yazıyor" ki böyle bir şey diyemiyorsunuz, çünkü emin değilsiniz... o zaman bulun bir çevirmen anlatsın size.
Bir başka örnek;
Mustafa Akyol'un Star da yayınlanan "Külyutmaz Laikçiler" yazısından bir cümle;
"Ülkemizde analitik düşünen, dolayısıyla argümanları anlayan, nüansları gören pek çok insan var."
**
Bu cümleye karşın Turkish Daily News da yayınlanan "The Heinous Attack on The Penis of Atatürk's Horse" adlı yazısından bir cümle;
(Yazının adı da; Atatürk'ün atının penisine çirkin saldırı...(çok mizahi değil mi))
Cümleyi önce alıntılıyorum;
"The Turkish education system is designed to raise not critically thinking but uncritically obeying citizens"
...dediği;
"Türk eğitim sitstemi eleştirisel düşünemeyen, ancak eleştiri yapabilmekten uzak körü körüne itaat eden vatandaşlar yetiştirmek üzere kurulmuştur"
İç piyasaya yazdıgına bakınız, dışarıya yazıgına bakınız.
İçeriye yazarken TC de analitik düşünebilen bir çok beyin var olduğundan bahsederken aynı beyefendi İngilizce makalesinde bambaşka bir şey anlatmakta.
Oray Eğin in bahsettiği, AKP yi dini pratik etmede ve inanç özgürlüğü istemekten dolayı kapandığını, mazlum gibi gösterdiği tespitleri yazılarında aynen var.
Ben bir örnek daha vereyim;
Turkish Daily News da yayınlanan;
"The American Plot to Overthrow The Turkish Republic" adlı yazısından bazı alıntılar;
Yazının adı "Amerika'nın TC yi çökertme planı."
Bu yazıdan bir kaç örnek;
Did you know that the U.S. government is a part of a big conspiracy to destroy Turkey's secular regime and, instead, establish a “moderate Islamic republic”?
Amerikan devletinin TC nin laik rejimini yıkarak yerine "Ilımlı İslam Cumhuriyeti" kurmak gibi büyük bir komplo teorisinde önemli bir yeri olduğunu biliyor muydunuz?
I have been totally unaware of that heinous plan, and I suspect that even the top officials of the US government itself have been as clueless as I am.
Ben bunu bilmiyordum ve sanırım Amaeikan devletinin en üst düzey yöneticileri bile en az benim kadar bundan habersizler.
...şeklinde başlayan bir yazı.
Düşünebiliyor musunuz?
TC nin gündenimde senelerdir konusulan, yazılan bir konudur bu...ama haberi yokmuş gibi bir ironi ile bahsedilmekte...Neden böyle bir ironi ile yazmakta az sonra anlayacağız...
Kimbilir ABD gündemi Akyol dan takip ediyor olabilir...ironi sadece kendilerinde mi var:)
Devam edelim;
"Bu komplo teorisini gözünden hiç bir şey kaçmayan biri keşfetti"...
...dedikten sonra geliyor Yargıtay Başsavcısına;
One of those gifted human beings is Turkey's chief prosecutor,Abdurahman Yalçınkaya.
..."bunu keşfeden tanrıvergisi ile donanımlı insanlardan birisi de Türkye nin başsavcıcısı Abdurahman Yalçınkaya."
...dedikten sonra devam ediyor;
As a man with grey hair, and a robust posture, his eyes shine with the “light of science and reason” that Turkey's ruling elite has received from Atatürk, our founder, since the 20's.
Gri saçlı, sert duruşlu, 20 li yıllardan beri Türkiyenin elit yöneticilerinin Atatürk'ten aldığı o bilimin ve doğruluğun ışığı gözlerinde olan adam. O kimsede olmayan zekası ile Amerika'nın bahsettiğim saklı planını ortaya çıkardı.
...şeklinde alelade ve beceriksizce ele alınmış bir mizah ile yazısına devam etmekte.
"AKP ile Amerika el ele verip TC nin ve Atatürkün eserinin tabutuna çiviler çakmaktalar"
...gibi yarı ironik, çeyrek beceriksiz bir mizah ile her tarafından sapır sapır jurnalcilik akan bir genel üslup takınmış yazıyor.
Bunu yapmamalı mı?
Hayır yapabilir. Kimse yapamaz demiyor. Diyemez de. Yaparsın...ama jurnalci dendiğinde de ses çıkaramazsın.
***
Bu arada Atatürk'ün heykelindeki atın penisinin kırılmasından bahsederkeninsan azıcık dincilerin heykel antipatilerinen bahsemtmez mi? Talibanın Afganistanda yok ettiği eşsiz tarihi hazinelerden, heykellerden bahsetmez mi?
Şu heykele bakınca mahrem görüyoruz diyen suret günahtır diyen hurafelerden ahsetmez mi?
Bunu yapmıyor.
Eee hanedanlık usulü yazarlık olursa bunlar olabilir...
...değil mi?
Yazan: hubbez Tarih: May 1, 2008 4:15 AM
malesef ülkede dini devletten değil milleti dinden koparmaya çalışıyorlar.devleti dinsiz bırakmak yetmiyor dinsiz insancıklar istiyorlar.Mümkün olsa inançlı insanları gaz odalarına sokup katledip (kendileri ari ırktan)türkiyeyi tekelleri altına tamami ile alacaklar..Allah akıl versin bu akılsızlara .ve Hz.musanın o fevkalade duasını ediyorum İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak etme Allahım.
Yazan: havva Tarih: May 1, 2008 4:30 PM
Sayın Hubbez;
“Yineleyeyim;
Oray Eğin yazısında bahsettiği "jurnalcilik" Akyol un yazılarında yoktur mu diyorsunuz?
Cevap alamadım ki?
Hele bir cevap verin.”
Hele bir cevap verin de bakın size neler yapacağım, görürsünüz siz, sizin dövmekten beter edeceğim!!! Siz var ya siz! Cızzz, satır arası, aba altınsan sopa gösteren cümlelerin anlamına bakınız hele, çokk korktum ama.
Sayın Hubbez, cevap veriyorum YOKTUR.
Tepkileriniz, ne de klasik. Çok skolastik, üstüne de azıcık faşist kremayla tatlandırılmış. İşte dediğinizi yazdım. Ne yapacaksınız çokkkk merak ediyorum, saçımı başımı mı yolacaksınız, laik devletimizin sınırlarından dışarı mı süreceksiniz, cahil olmakla ve gerici olmakla mı itham edeceksiniz. İyi de Akyol’un yazdığı laiklerle ilgili yazıların tamamında bahsettiği yanlış tutumları ispatlamış olmayacak mısınız?
Bekliyorum. Skolastik olmayan ve analitik düşünce yapınızı sergilediğiniz cümlelerin ben de yaratacağı karşı konulamaz çekici cümleleri…
Size niye cevap veriyorum biliyor musunuz, cevap verin dediğiniz için değil, cevabınızdaki cümlelerin bilinçaltınızdaki tüm düşünceleri çığırtkan bir üslupla sergilerken Akyol’un dediği gibi olan insanlardan olup olmadığınız ortaya çıksın diye. Yoksa jurnallemenin ne olup olmadığını sizin yazdıklarınızı referans alıp öğrenecek olduğum için değil. Demokratik tutumunuz şimdi tam da bu yazıya cevap verirken kendini ortaya çıkartacak çünkü. Bakalım Sayın Hubbez jurnal değildir diyene neler yaparmış, bekleyelim görelim. (Kendimi feda ediyorum yani )
Canım Türkiye’mde yapılan hiçbir şey, yazılamaz, yok yazılır da, bu jurnallemedir. Jurnalleme kötüdür. Başa dönüyoruz, Türkiye’mde yapılan hiçbir şey yazılamaz. Neden, kol kırılır yen içinde kalır çünkü, ne de bilimsel, ne de analitik, ne de sorgulayıcı…
Susacaksınız ve asla konuşmayacaksınız ki bir de yağ gibi üste çıkma şansı olacak birilerinin, gidip konuşacaklar dindarlar için bunlar karafatma, faşist, Hitler gençliği... gibi diyerek. Ama siz susacaksınız.
Düşünebiliyor musunuz, farkında mısınız diye de her gün uyarılacaksınız, korkutulacaksınız, sindirileceksiniz...
JURNALLEME MİDİR?
Kitsch bir filmin elindeki tavuk budunu hart diye ısıran ve ağzının kenarlarından yağlar akan karakterinin o kötü gülüşü ve gözlerindeki iki beyaz ışıkla karakterinin nesnelleştiği halin karşısında, durun da açıklayayım diyen saf ve mağdur karakterin bir türlü açıklayamadığı sebebiyle sürüp giden traji-komik feerinin tezahürünü de beklese bazıları, filmin sonunu beklememeli artık mutlu son için, sebebi başta açıklamalı ki, gereksiz dramaları yeniden yaşamayalım. Değiştiriyoruz Türk fimlerini Sayın Hubbez, artık mağduru değil, DEMOKRATİK YOLLARDAN hakkını arayanı canlandırıyoruz. Sebebini en başta açıklıyoruz dünyaya. Devir değişti, filmler artık internette dünyayı dolaşıyor. Modernliğin tezahürü deyin siz, biz de bilim çağının getirileri. Bu tarz filmleri çok izleyince insan doğal olarak sürecini de tahmin ediyor. Ezber bozmak lazım artık. Demokrasinin ne olduğunu öğrenen yönetmenler var artık karşınızda ve yönetmenin bakış açısını sizin beğenmemeniz, herkesin beğenmediği anlamına gelmiyor. Oscar'ı almaz da, Bağımsız Senaristler Ödülünü alır, hımm, bu daha iyi bir ödül. Popülist değil ama daha kaliteli... Ve gerçek sinemanın ödülü. Çok bilinmese de saygın ve tutarlı. Evet, bu daha iyi bir ödül.
(Bu paragraftaki sorunuza asıl cevabı veren jurnal midir, değil midir cevabının ne olduğunu anlayabildiniz mi? Gerçek görüşlerimi yani.)
Saygılar.
Yazan: suzannur Tarih: May 2, 2008 12:18 AM
suzannur
Bırak şimdi tepklerim/n/i. Yazmayacaktım ama yazmaya karar verdim vıdı vıdılarını...bunlara gerek yok. Korkmanla, ürkmenle, ya da okuyunca nerene ne olduğunla ilgili değilim. İlgilenen var ise onlarla halet-i ruhiye durumlarına giriver. Burada bir konu konusuyoruz, konu da sen ya da ben değiliz.
Neye cevaben ne yazdıgım açıkça belli iletilerimde.
*
Jurnalleme olayını "artık jurnallemem mi kaldı" diyerek kökünden reddederseniz, ki yaptığınız bu, o zaman elbette yoktur.
Üçüncü dünya ülkelerinin, gelişmekte olan ya da gelişmiş ülkelerle olan çeşitli kişi, kurum ya da kuruluşlarının teşriki mesailerinde, birilerinin şirin görünme adına kalabalık arasında zıplaşması esnasında kafa göz yarmasıdır jurnalleme...
Ne yani, Zapsunun; "Bunu silip atmayınız kullanınız" demesi de aynı topun kumaşı, benzeş bir durum değil midir?
Bildiğimiz klasik anlamda jurnalcilikten bahsedersek, ki bahsettiğimiz o, o zaman böyle bir şey var.
İletişim kanallarının çeşitliliği, sürati ile neyin ve kimin ne olduğunun zaten ayan beyan ortada olması...bunların kullanımının özgürlük ve demokrasi ile olan paralelliği itibarı ile bu zamanda hala "jurnalcilik" den bahsedilebilir mi...
...bu başka bir konudur.
Konu eğer jurnalcilik ise, ki o, bazı örneklemeler yaptım.
Dolayısı ile jurnalcilik artık kalmadı dolayısı ile "YOKTUR" demekle örnekler yok olmamakta?
Örneklerde bariz farklara değinmiştim.
:)
Yazan: hubbez Tarih: May 2, 2008 8:29 AM
Jurnalleme Meselesi
Jurnalleme , gammazlama kotudur!
Gazetelerde her gun jurnallemeleri okuyunca ifrit olurum.
Mesela Enron diye bi sirket guzel guzel mali goturuyor iken, gerek sirket sahipleri gerek calisanlar guzel guzel yasayip giderken , calisanlardan biri ordubozanlik yapip medyaya , denetcilere jurnallemis.
Vay jurnalci vay!
Evde iskence goren, hirsizlik yaptirilan hatta fuhus yaptirilan cocuklarin anne babayi, karilarin kocayi jurnalledigi haberleri cikar gazetelerde, sikca.
Anlamiyorum ne bicim cocuklar kendi anne babalarini disariya nasil jurnallerler?
Hakimler guzel guzel rusvetle, Cem Uzanlarin, Balkanerlerin, yegen Demireller’in islerini bazen zaman asimi, bazen resmen karar ile baglar iken bazi kostebekler cikip „Yuce Yarginin“ ve dahi „ennn Cumhuriyetcilermizim“ kazanimlasrini jurnallerler.
Vay sizi yureksizler!
CHP guzel guzel Tuncay Ozkan’in Kanalturk’une 5 trilyon degerinde sunnet altini aktarararak dini vecibesini yerine getirdi diye bir takim mali denetciler, cikip durumu „bagimsiz yargiya“ jurnaller.
Vay alcaklar!
Netekim Pasa guzel guzel ordu-millet el ele Turkiye’mizi cagin otesine tasir; bozguncu partiler gidip Avrupaliya Amerikaliya „hadi Adalet Partisi, MHP, MSP vs yi kapatmalari ne ise ama CHP’yi kapatmak!! Bu nasil olur? Biz sizin gibi Baticiyiz; durdurun bunlari; digerleri kapali kalsin; darbeciler yonetimi bize versin“ diye jurnallerler. Hem de defalarca.
Vay gammazcilar.
Myanmar diye bir ulkede askeri yonetim guzel guzel istedigini asar, istemedigini keser, bir vatan haini cikip durumu dunyaya jurnaller.
O yetmiyormus gibi dunya da kalkip bu jurnalciye Nobel odulu verir!
Vay Guzel Myanmarimizin ic ve dis dusmanlari!
Hele Hitler’i dusmanlarinma jurnalleyen Almanlar? Bu Almanya adam olmaz abi!
……daha niceleri.
Neymis bu jurnalcilerin rasyoneli?
Insan haklari evrensel imis. Kimsenin darbe yapma, insan haklarini gasp etme, imzaladigi AIHM, Insan Haklari Evrensel Beyannamesini cigneme hakki yokmus. Bu haklari cigneyen katiller, fasistler, rantci duzenle utanmali imis, jurnalciler degil. Ustelik bir fikir adami fikirlerini her yerde beyan edebilmeli imis. Cagdaslik bu imis!
Zaten artik „kuresel koyde“ yasiyormusuz. Amerika’daki intelligentsia Turkiye’de ne oldugunu da Ruanda’da ne oldugun da hatta „kimsenin kimseyi jurnallemedgi“ Kuzey Kore Demokratik Cumhuriyetinde ne oldugunu da bilir imis.
Hadin ordan jurnalciler. Hubbez ve benim kulahima anlatin!
Devlettir, Ergenekondur, bagimsiz yargidir, vatan icin kursun atiyordur, bomba patlatiyordur, hepsi de bu vatan icin ceteler kurarak, darbe yaparak „kazanimlarini“ koruyordur
Gendileri icin yapiyorlarsa namerttirler.
Hubbez gibi cagdas olun, vatansever olun, akilli olun! Bilimin yolundan bir milim ayrilmayin.
Bu kadar zor mu?
Yazan: Jurnalciden haz etmez Tarih: May 2, 2008 9:14 AM
Sayın Hubbez,
Pablo Picasso'nun Guarnica adlı siyah-beyaz tablosu 1937'deki İspanya ihtilalini yansıtır . Resmin içinde yer alan gazete parçaları insanlığın buna kayıtsız kalmayacağı ve bu acının bütün insanlığa mal olacağı gibi imgelerdir. Picasso sayesinde bu tablo ölümsüzleşmiş ve tüm dünyada İspanyol ihtilalini anlatan ve onu yargılayan en önemli simge olmuştur. Picasso ihtilali yapanlara göre kötüdür ama bu Picasso’nun kötü/jurnalci olduğu anlamına gelir mi ne de olsa bu olayı hem de tek taraflı olarak(halkın gözüyle) dünyaya duyurdu. Şimdi Pablo Picasso jurnalci midir?
Bu ülkede 1960 ve 1981 ihtilalleri yapıldı. 28 Şubat, Sanal e-muhtıra ve günümüzdeki postmodern diğer muhtıralar... Tüm bu sakatlıkları dile getiren her gazeteci jurnalci midir? Yazıları netten herkese ulaşan ve gazetelerde yayımlanan birini jurnalci yaparak önünü kapatmaya çalışacaksanız ve onu çarpıtma yapmakla suçlayacaksanız, öncelikle jurnalcilik yapıp da yaptığı ortaya çıkınca bunlar iftira ben böyle demedim diyenlerden başlamalısınız jurnalci tespitine, adı üstünde jurnalcilik gizli yapılır ve ortaya çıktığında reddedilir. Tabiatı gereği birilerini üst makama gizli şikayettir ve o birilerinin bundan haberdar olmamasını da gerekli kılar. Haberdar olunuyorsa bu jurnalleme değildir. Her yazısı ortada olan ve sitesinde İngilizce ve Türkçe bölümleriyle herkese açık olan bir yazar neyi gizliyor sizce? Gizleseydi siz onun sitesindeki yazıları örnek veremez ancak şikayet ettiği makamdan aldığınız bilgilerle o kişinin jurnalci olduğunu ortaya çıkarabilirdiniz. Böyle bir durum var mı? Hele ki sizin görüşlerinizi dahi gizlemiyor ve kendine atfedilen jurnalci yorumunu sitesine eklemekten dûr olmuyorsa, bu kendini jurnalletmek demektir o zaman. Hangi jurnalci kendini jurnalletir?
Sorun, sizin jurnalleme kabul ettiğiniz yazıların, sizin görüşlerinize uymamasıdır ve sizin görüşlerinize uymayan her yazı jurnal, yazan da jurnalci değildir.
İkinci önemli sorun, demokratik yollarla elde edilmiş fikir hürriyetinizi dile getirme hakkı, hangi noktadan sonra jurnalleme kabul edilir? İngiltere’de olsanız ve Hyde Park’ta istediğiniz görüşleri dile getirseniz ve sizi birileri dinleyip bakın bu kişi şunları bunları söyledi, bu, İngiltere’yi jurnallemektir dese, Hyde Park hangi anlama gelir? Demokratik hakkınızın kullanıldığı bir yer olarak mı kalır yoksa söylediklerinizin sizin aleyhinizde kullanılacağı bir korku alanı olarak mı? Her fikir konuşulmalı, tartışılmalı ve sorgulanmalıdır ama siz tüm bu fikirleri bu jurnallemedir diye susturmak isterseniz, demokrasi dediğimiz olgu otoriter bir zihniyetle yok ediliyor demektir.
Bir şeyi demekle, dediğini demedim demek önemli bir ayrımdır ve jurnalleme dediğiniz şey de ikinci cümlede ortaya çıkar. Sözle söylenenin ispatı tartışmalı olsa da yazıyla karşınıza çıkan bir fikir bir şeyi demektir ve jurnalleme değildir. Siz ister bu fikri beğenin ister de beğenmeyin ama lütfen size uymayan her fikri bu jurnallemedir diyerek susturmaya çalışmayın. Eğer yazılan fikirler hoşunuza gitmiyorsa, Akyol’un savunduğunun zıttını savunan ve İngilizcesi gayet iyi olan birçok gazeteci var, onlar da karşı yazı yazarlar -jurnallemenin yapıldığını iddia ettiğiniz – o ülkede ve olay tez-antitez boyutuyla sorgulanır ve insanların sentez yapmasına imkan sağlanır.
Ama “bakın neler yazıyor ey halkım, uyan!” gibi saçma bir tutumla, jurnalciyi sobelemek gibi bir tutuma girmek, onu kendi gazetesindeki diğer yazarlarla korkutmak(!), antitez üretmekten çok, kaçak dövüşmektir. Çok değerli etik, fikirler üzerinden bir inşayı gerekli kılar, tehditvari cümlelerin sıralandığı bir korkutma/sindirme yazısını değil.
Eğin’in yazısı jurnalleme midir? Değildir tıpkı Akyol’un yazılarının da jurnalleme olmadığı gibi. Çünkü ikisi de halka sunulmuş olmakla jurnalleme olma özelliğini yitirirler. Eğin’in yazdıklarını benimsemek ya da kabul etmek zorunda mıyım, değilim. Benimsemiyorum da zaten. Ama o yazıya da jurnal deme hakkım yoktur. Peki sizin Akyol’un yazılarına jurnal demeye hakkınız var mı ya da görüşlerinize uymayan diğer yazarların?
Beğenmemeniz, karşıt görüşte olmanız sizin hakkınız, ama olmadığı bir şeyle itham etmeniz hak anlamının dışına çıkan bir tutumu içinde barındırır. Sizin tutumunuz da eleştirdiğiniz noktalar üzerine kurulu olmalı, ithamlar ve dayatmalar üzerine değil.
Çarpıtma yapıyor demişsiniz, bakın çarpıtma da jurnalleme demek değildir. Kavramları doğru kullanalım. Şimdi, çarpıtma dediğiniz şeye gelelim. Doğrumun bana göre ifade edilmesi, size çarpıtma olarak gelebilir, sizin doğrunuzun ifadesi de bana çarpıtma olarak gelebilir. Çünkü çarpıtma, “olayları olduğundan daha farklı algılama, değerlendirme ve yorumlamayı ifade eden” bir kavramdır. Sizin algılamanızla benimki birbirinden farklıysa, iki taraf için de çarpıtma geçerli olabilir. Bilimsel alanda, kesin doğrular üzerinde daha net ortaya çıkacak olan bu kavram, nitel alanda nasıl değerlendirilecek? Ben, özgürlüğümün kısıtlandığı bir alanı dile getirdiğimde, bu özgürlük sizin tarafınızdan laikliğin yıkılması olarak algılanıyorsa yazım sizin için çarpıtma anlamı taşıyacaktır, sizin bu konudaki yazınız da benim için çarpıtma anlamı taşıyacaktır. Ortak noktada nasıl buluşuruz? Evrensel hak ve özgürlüklerle, işte o zaman çarpıtma dediğimiz kavram için tartışmamıza gerek kalmaz. Çünkü haklar ortada olduğundan daha farklı bir algılamayı, değerlendirmeyi ve yorumlamayı gerekli kılacak şartlar ortadan kalkar (fikri farklılıklar anlamında ele aldım çarpıtmayı, bilişsel anlamda değil)
Herkesin bakış açısı aynı olsaydı zaten buralarda ve diğer yerlerde yazmamızın bir anlamı kalmazdı sanıyorum. Yapmamız gereken, fikirleri tartışmak. Sizi tanımadığım için, size şöyle-böyle, babası da şuydu buydu demem, benim saygısızlığımdır, sizin değil. Eğin’in yazısına bir de bu gözle bakınız lütfen. Doğru tutum bu mu?
Saygılar.
Yazan: suzannur Tarih: May 3, 2008 12:19 AM
"Jurnalcilik gizli saklı olarak yapılır" da nereden çıktı?
Şimdi şu iki sihirli kelimeyi yazdıklarınızın önüne koyarsınız;
"Bana göre"
"Benim doğrularıma göre öyle"
Bu arada hele bir bakın bakalım gerçekten benim düşüncelerimle çeliştiği için mi jurnalci diyen Oray Eğin ile hemfikir olmuşum...
Acaba öyle mi?
Bırakın şu elinizdeki kalemi başbakanın korumasının akrebi gibi kullanmayı da açın bir okuyun;
Yukarıda örneklediğim paragraflara cevaben Akyol un yazdıgı yazıya benim yorumlarıma gidip bir bakınız...
Yazdığına "evet doğrudur" diyorum. Yani Akyol un yazdığına "yalan, gerçeği yansıtmayan" demiyorum ki...bu durumda ben de mi jurnalci oluyorum?
"İçeride yayınlan yazıları ile dışarıya yönelik yazıları çelişmekte....fark var."
Bunu da örnekledim...
...ayrıca...
"yazılarının bazılarında gerek genel anlam bütünlüğünde gerekse bazı ifadelerinde objektiflikten uzak yavan bir tutum sergiliyor"
...diyorum.
Akyol'un ayan beyan karşımda duran yazılarına bakmayıp sizin şu laf kalabalığı ile yaratmaya çalıştığınız karıncalanmış görüntü arasından bakarak yazarın yazdıklarını oldugundan farklı mı göreyim?
Ben bu adam "köstebek" falan mı dedim ki yazdıklarımdan "bilgi sızdıran vatan haini" anlamı çıkarıp buralara döşeniyorsunuz?
Bu kadar basit ve ayan beyan açık olan bir durumu alıp Picassonun tuvalinden süzgeçlemelere, oldukça basit ve bilindik bir kelime olan "jurnalciliği" alıp sempozyum düzenler gibi paragraf zaiyatları yaratmanızın ne anlamı var?
Yanına yanaşmak istemediğiniz örneklerim, karşılaştırmalarım gerekçeler olara orada duruyor...
...bırakın şu çalının etrafında dolanmaları da sadede gelin.
Hele şu;
"Yazdıklarınızı karşıt görüşlü olsa dahi yayınlıyor" olayı ayrı bir manidar.
Ne demek istemektesiniz?
Minnettar kalıp;
Akyol bey, Akyol beeeey...buradan dünyayı yönetiysingiz maaşallah"
...mı yazayım?
Bakınız hanımefendi;
Ben eminim ki yazar, buralarda; "Ay ne kadar hoş yazmışsınız, helal sana, vallahi tıpkı ben gibi düşünüyorsunuz, bu yollar sana helal Mustiiiii"
...gibi yorumlar yazsaydı bu ortamı daha birinci ayda kapatırdı.
Burada yorum yazıyorum/z...neye yazıyorum?
Yazarın yazdıklarına. Arada azıcık kantarın topuzunu kaçırıp itlik damarıma yenilip "hanedan, şehzade" gibi bir iki laf etsem dahi "şahsına bir lafımız yoktur, olamaz... Bizzatihi şahsiyetine yönelik bir düşünce beyanım olması halinde de şahsından başkasının okuyamayacağı şekilde ulaşmaya çalışırdım...
Gelelim konuya;
Yazısından alıntılar ile neden bu şekilde düşündüğümü yazdım...
...bunun ne bir iftira yanı var ne de mesnetsizce edilmiş lakırdı yanı var.
Şimdi konuda kalabiliyorsak devam edelim.
Ortalığı fazlası ile bulandırdıgınızı düşünüyorum.
Yazan: hubbez Tarih: May 3, 2008 2:38 AM
Sayın Hubbez,
Ortalığı bulandırmak!? Sorunları fikir bazında örneklemelerle dile getirmek, demek bulandırmak oldu. Kavramlar ve kavramlara yüklediğiniz anlamlar harika. Siz böyle devam edin ve kavramları açıklamaya çalışan her yazıyı da bulandırmak olarak kabul edin.
Sizin yazdıklarınızda yazarın şahsiyetine laf söyleme değil, Eğin'in yazısındaki laf söylemeler size sorulmuştu ve dahi başka bir yığın soru...
Cevapsız herbiri.
İçerdeki yazılarla dışardakilerin birbirinden farklı olması, ingilizce bilip de her iki yazıyı da okuyanlar için sorun oluşturur mu? Bakın siz okudunuz ve eleştirdiniz, sıkıntı nerede?
Özellikle de yazdıklarınızdaki bazı cümleler ise ne demeli ki maşallahları var, çok düzeyli! Bu düzey durumunu ise sizinle tartışamayacağımız çok açık. Sizden saygı beklemek sanırım çok şey beklemek. İroninin dozunu kullanırken, "nerene ne" gibi bir ifadeyle karşılaştığımda şaşkınlığımı mazur görürsünüz sanırım. Siz aynı üslupla ve dille devam edin, demek ki sizinle tartışmak için argoyu da kullanmak gerek. Bu da herkesin harcı değil, en azından benim.
Saygılar.
Yazan: suzannur Tarih: May 3, 2008 9:13 PM
Yakalarsam saçınızı yolacakmışım, despotmuşum, okuyunca size neler olmuşmuş...simdi de seçtiğim kelimeler ve tarzım konu oldu.
Şimdi de küsmece, darılmaca.
"Jurnalcilik, bir ülkede olan biten bazı olayları olumsuz eleştirmek" manasına gelmez hanımefendi. Önce bunu kavrayınız. Bu cümle sordugunuz tüm sorulara, daha da önce açıkladığım üzere, cevaptır.
"Mustafa Akyol un olumsuz kritiklerine doğrudur diyerek hemfikir olduğumu belirttim" diyorum. Ama bahsi geçen nokta yani zurnanın zırt dediği nokta sizin dediğiniz degil.
Zırt dediği noktaları nedenleri ile örnekledim.
Üç yazıdır, alıntılayarak örnek verdiğim bazı paragrafların içeriği, anlamı ve objektiflikten uzaklığı itibarı ile Oray Eğin haksız değil diyorum.
Hala laf kalabalığındasınız. Küserken bile.
Yazan: hubbez Tarih: May 4, 2008 4:33 PM
Sayın Hubbez,
Küsmek! Size küsmek size değer verdiğim anlamına gelir. Size küsmedim. Sadece argonun dozunu kaçırdığınızı söyledim. İroni evet, ancak onun içine tuhaf anlama gelecek kelimeler giriyorsa, kusura bakmayın da, bu tarz bir üslupla yazışamam, bunu anlatmaya çalıştım.
Hem Eğin'in yazısına tamamen katıldığınızı söylüyorsunuz, oradaki jurnal tanımı tamamen açıklamalarını yukarda yaptığım şekilde, olumsuz eleştiri ve yanlılık üzerine; başlığı bile jurnalledi diye bitiyor, sonra da bu jurnalleme değildir diyorsunuz. ben de zaten bunu anlattım, olumsuz eleştirmenin jurnalleme olmadığını. Jurnalleme başlığı kullanıldığı bir yazının olumsuz eleştirileri ve tutumu yansıtması örnekleri ile dolu olması başka ne anlama gelir?
Yazılanları bir okuyunuz baştan sona, Eğin'in başılığı ile yazdıklarını da en üste koyarak, siz hala konunun sizin yazdıklarınızdan tartışıldığı zannındasınız, konu sizin de katıldığınız Eğin'in yazısında ifadesini bulan jurnalleme kelimesi ve onun kullanımı hakkındaydı.(Sanırım bu noktada yazılan her şeyin sizin düşüncelerinizi eleştirmek için yazıldığı yargısıyla yazıları okuyorsunuz)
"Cevap versinler hele" tutumunuzu ironik dille anlatmış olmam, sizin belden aşağı argo kelimeleri kullanmanızı gerektiriyorsa, sizden bu anlamda biraz çekinmiş olmamı mazur görürsünüz umarım. Burada tartıştığımızı zannediyordum çünkü ve bu tarz bir üslup da beni fazlasıyla aşar. Şaşkınlığımı anlamışsınızdır umarım. Lütfen, fikri tartışmalar yapalım, ironik dil de kullanalım ama birbirimize tuhaf anlamlara gelecek kelimelerle saldırmayalım. Çünkü bu, beni çok rahatsız etti.
Yazan: suzannur Tarih: May 4, 2008 5:19 PM
Siz yapınca ironi, ben yapınca bel altı saldırı. Geçiniz bunları; Yazdıklarımın size ne yaptığı, yazdıklarınızın bana ne yaptığı ile ilgili değilim.
*
Ben Oray Eğinin yazdıklarına katılıyorum bir kaç örnek de ben veriyorum dedim ve yazdım;
Kendi yazımdam alıntı;
*****
Mustafa Akyol'un Star da yayınlanan "Külyutmaz Laikçiler" yazısından bir cümle;
"Ülkemizde analitik düşünen, dolayısıyla argümanları anlayan, nüansları gören pek çok insan var."
**
Bu cümleye karşın Turkish Daily News da yayınlanan "The Heinous Attack on The Penis of Atatürk's Horse" adlı yazısından bir cümle;
(Yazının adı da; Atatürk'ün atının penisine çirkin saldırı...(çok mizahi değil mi))
Cümleyi önce alıntılıyorum;
"The Turkish education system is designed to raise not critically thinking but uncritically obeying citizens"
...dediği;
"Türk eğitim sitstemi eleştirisel düşünemeyen, ancak eleştiri yapabilmekten uzak körü körüne itaat eden vatandaşlar yetiştirmek üzere kurulmuştur"
İç piyasaya yazdıgına bakınız, dışarıya yazıgına bakınız.
İçeriye yazarken TC de analitik düşünebilen bir çok beyin var olduğundan bahsederken aynı beyefendi İngilizce makalesinde bambaşka bir şey anlatmakta.
Oray Eğin in bahsettiği, AKP yi dini pratik etmede ve inanç özgürlüğü istemekten dolayı kapandığını, mazlum gibi gösterdiği tespitleri yazılarında aynen var.
Ben bir örnek daha vereyim;
Turkish Daily News da yayınlanan;
"The American Plot to Overthrow The Turkish Republic" adlı yazısından bazı alıntılar;
Yazının adı "Amerika'nın TC yi çökertme planı."
Bu yazıdan bir kaç örnek;
Did you know that the U.S. government is a part of a big conspiracy to destroy Turkey's secular regime and, instead, establish a “moderate Islamic republic”?
Amerikan devletinin TC nin laik rejimini yıkarak yerine "Ilımlı İslam Cumhuriyeti" kurmak gibi büyük bir komplo teorisinde önemli bir yeri olduğunu biliyor muydunuz?
I have been totally unaware of that heinous plan, and I suspect that even the top officials of the US government itself have been as clueless as I am.
Ben bunu bilmiyordum ve sanırım Amaeikan devletinin en üst düzey yöneticileri bile en az benim kadar bundan habersizler.
...şeklinde başlayan bir yazı.
Düşünebiliyor musunuz?
TC nin gündenimde senelerdir konusulan, yazılan bir konudur bu...ama haberi yokmuş gibi bir ironi ile bahsedilmekte...Neden böyle bir ironi ile yazmakta az sonra anlayacağız...
Kimbilir ABD gündemi Akyol dan takip ediyor olabilir...ironi sadece kendilerinde mi var:)
Devam edelim;
"Bu komplo teorisini gözünden hiç bir şey kaçmayan biri keşfetti"...
...dedikten sonra geliyor Yargıtay Başsavcısına;
One of those gifted human beings is Turkey's chief prosecutor,Abdurahman Yalçınkaya.
..."bunu keşfeden tanrıvergisi ile donanımlı insanlardan birisi de Türkye nin başsavcıcısı Abdurahman Yalçınkaya."
...dedikten sonra devam ediyor;
As a man with grey hair, and a robust posture, his eyes shine with the “light of science and reason” that Turkey's ruling elite has received from Atatürk, our founder, since the 20's.
Gri saçlı, sert duruşlu, 20 li yıllardan beri Türkiyenin elit yöneticilerinin Atatürk'ten aldığı o bilimin ve doğruluğun ışığı gözlerinde olan adam. O kimsede olmayan zekası ile Amerika'nın bahsettiğim saklı planını ortaya çıkardı.
...şeklinde alelade ve beceriksizce ele alınmış bir mizah ile yazısına devam etmekte.
"AKP ile Amerika el ele verip TC nin ve Atatürkün eserinin tabutuna çiviler çakmaktalar"
...gibi yarı ironik, çeyrek beceriksiz bir mizah ile her tarafından sapır sapır jurnalcilik akan bir genel üslup takınmış yazıyor.
Bunu yapmamalı mı?
Hayır yapabilir. Kimse yapamaz demiyor. Diyemez de. Yaparsın...ama jurnalci dendiğinde de ses çıkaramazsın.
***
Bu arada Atatürk'ün heykelindeki atın penisinin kırılmasından bahsederkeninsan azıcık dincilerin heykel antipatilerinen bahsemtmez mi? Talibanın Afganistanda yok ettiği eşsiz tarihi hazinelerden, heykellerden bahsetmez mi?
Şu heykele bakınca mahrem görüyoruz diyen suret günahtır diyen hurafelerden ahsetmez mi?
Bunu yapmıyor.
******
Konu ile ilgili örneklere var ise cevabınız alayım.
Yazan: hubbez Tarih: May 4, 2008 6:24 PM