« Kentteki Manken ve Dağdaki Çoban | Ana Sayfa | Evet, İslam Türkiye’nin ‘Çimentosu’dur »
April 7, 2008
AK Parti’yi Kapatan, ‘Kürdistan’ Yolunu Açar
[7 Nisan 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Eğer Yargıtay Başsavcısı’nın iddianamesi Anayasa Mahkemesi tarafından haklı bulunur da AK Parti kapatılırsa bu işe en çok kim sevinir, biliyor musunuz? Elbette bizzat Yargıtay Başsavcısı ve onun “dünya görüşünü” paylaşanlar. Yani “devlet”in epey bir kısmı ve de CHP. (Zaten biri, ötekinin “sivil” kanadı.)
Ama sadece o kadar değil. Bu işe çok sevinecek ve bundan bir hayli karlı çıkacak birileri daha var: Abdullah Öcalan ile onun “dağdaki” ve “ovadaki” arkadaşları.
Neden mi? Çünkü AK Parti, terör örgütü PKK’nın ve onun “siyasi kanadı”nı oluşturan hareketin bugüne kadar karşılaştığı en büyük tehlikeydi. TSK’nın yarattığı “askeri tehlike” kuşkusuz onları feci şekilde vuruyor ve canlarını yakıyordu. Ama “askeri çözüm” PKK’nın tabanını daraltmıyor, tam tersine kemikleştiriyordu. Köyleri yakılan ve jandarma tarafından bir gecede göçürülen insanlar PKK’ya muhalif halde mi sanıyorsunuz? Hayır, aksine çoğu “devlet”e muhalif oldu.
PKK’nın tabanının küçülmesinin tek yolu, bölgeye sadece “silah”la değil aynı zamanda “saygı ve hizmet”le gitmekti. Dahası, bölge insanının geleneklerini, değerlerini, kimliğini anlayan, bunları kucaklayan bir üslupla hareket etmekti. Yani “teröre karşı mücadele”nin tüm dünyada olmazsa olmaz şartı sayılan “halkın gönlünü ve zihnini kazanabilmek”ti mesele.
Peki bu işi kim başarabildi bugüne dek dersiniz? Deniz Baykal mı? Devlet Bahçeli mi? Ahmet Necdet Sezer mi? Ya da Ankara’nın o ünlü “bürokratik elit”i mi?
Şaka mı yapıyorsunuz, bunların hiç biri bölgeye adım bile atamadı. 2007 seçimleri öncesinde ne CHP ne de MHP güneydoğu illerinde miting düzenlemeye cesaret edemedi. Zaten 22 Temmuz gecesi tüm “Kürt yoğunluklu iller”de hezimete uğradılar. Bölge genelinde CHP’nin oyu yüzde 4’ü geçemedi. MHP ondan bile düşüktü. “Kürt siyaseti” yapan “Bağımsız adaylar”, beklentilerinin aksine, bölge genelinde ancak yüzde 25’e ulaşabildi. “Bölge”nin tek galibi, doğu ve güneydoğu illerinde ortalama yüzde 55 gibi muazzam bir oy alan AK Parti’ydi.
Bir “Türkiye partisi”nin Kürt vatandaşların çoğunun oyunu alması, Kürt milliyetçiliği adına büyük bir yenilgiydi. DTP eşbaşkanı Ahmet Türk, "AKP'nin bölgede bu kadar yüksek oy alması tüm planlarımızı altüst etti" diye açıkça söylemişti. Türkiye’deki sağduyulu milliyetçi geleneğin yetiştirdiği en önemli aydınlardan biri olan Mustafa Çalık ise, 22 Temmuz’un ardından yayınlanan “Türkiye Günlüğü” dergisinde şu yorumu yapıyordu:
“Türkiye hudutları dahilinde yaşayan beşeri bütünün kesintiye uğrayan milletleşme sürecine siyasi-sosyolojik anlamda AKP’nin sağladığı fiili katkı, birlik ve bütünlükten yana herkes için medar-ı memnuniyet ve şayan-şükran olmalıdır.”
Durum bu iken, şimdi eldeki tek “Türkiye partisi”nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumları tarafından kapatılmak istenmesine ne demek lazım?
Sormak lazım: Efendiler, akıl sağlığınızın yerinde olduğuna emin misiniz? 80 yıldır “ya bir gün bölünürsek” diye korkup duruyorsunuz, peki ülkeyi “bölünmekten” uzaklaştıracak, Kürtçülüğü zayıflatacak tek siyasi hareketi niye yok etmeye çalışıyorsunuz?
AK Parti’yi kapatmaya hazırlanıyorsunuz. DTP zaten yolda. Yani Kürt vatandaşların oy verdiği bütün partileri kapatmış olacaksınız. Peki bu adamlar “artık bu iş kabak tadı verdi, bize müsaade, Cumhuriyetiniz sizin olsun, bizi ancak Kürdistan paklar” derse, ne yapacaksınız?
“Kurumlarınızı” ve “ilkelerinizi” çok sevdiğinizi biliyoruz. Ama siz bu memleketi sevdiğinize emin misiniz?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 7, 2008 11:33 AM




dunya tarihinde bu kadar insanin ahmakligin kitabini yazar gibi ayni anda bir araya gelmesi, soz sahibi olmasi hakikaten sasilacak sey ve buyuk bahtsizlik.
ne diyelim buraya yazdiginiz benim de aklima geliyordu da ne diyeceksiniz basbakan "din cimentodur" dedi diye sozde solcu halkci mizah dergileri dahi adama beton kafali imasinda bulundular... demek ki neymis bu arkadaslar dinin kendisinden o kadar tiksiniyorlar ki bu artik bolunme korkusu, anarsi, kargasa, teror vs yaninda cok agir basiyor... bu da elbette ki marazi bir ruh hali ne diyelim eger uslanmiyacaklarsa Allah bu kendi ordukleri corabi baslarina gecirsin bunca masuma, halka gelecegine bunlar telef olsun gitsinler...
Yazan: Anonymous Tarih: April 7, 2008 12:32 PM
AK Parti'yi kapatmak değil onların hedefleri,Türkiye'yi durdurmak,gelişmesini engellemek.Onların bu ülkeyi sevdikleri falan yok.Aksine nefret ediyorlar bizden ve de bizden çok korkuyolar.Çünkü biz Osmanlı'nın torunlarıyız.(Tabii onlar Osmanlı'dan da nefret ederler.);ama inşallah hedeflerine ulaşamayacaklar.
Yazan: şeyma Tarih: April 7, 2008 1:16 PM
Söz konusu imtiyazlarsa bunun dışında kalan her şey teferruattır NETEKİM..
Yazan: ucanbalik Tarih: April 7, 2008 1:30 PM
Mustafa bey, çok önemli bir tehlikeye dikkat çekmiş. Zaten son provakasyonlardada ayrılıkçı unsurların kışkırtmaları açıkça seziliyor. Cumhuriyete atılan molotof, akdeniz üniversitesi gibi. Mahir Kaynak'ta AKP kapatılmasının, Kürt sorununu Barzani lehine çevireceğini söylüyor. Onun argümanlarıda ilginç. Bu zat 9 mart darbesini de açığa çıkarmış geçmişte. Tahminim bu kapatma darbesinide önleyecek. Hakimlerde insan ve bu davanın ülkeye maliyetinin çok ağır olacağını göreceklerdir. Kaybeden Türkiye olmasında, bu ülke hepimizin.
Yazan: kerim Tarih: April 7, 2008 10:25 PM
akp kapatılırsa... ülke bölünür, iç savaş çıkar, ekonomik kriz çıkar, bir sonraki seçimlerde yeni parti yüzde 60'la iktidara gelir, ab bizi kapı dışarı eder, deprem olur, fener bir daha şampiyonluk yüzü göremez vs. vs.
peki akp kapatılmazsa... sevr anlaşmasının maddeleri birer birer uygulanır, şeriat gelir, ülke bölünür, türkiye batı'nin sömürgesi olur, kıyamet kopar, herkes fenerbahçeli olur vs.
ben bu aba altından sopa göstermelerden şahsen sıkıldım.
Yazan: dj Tarih: April 7, 2008 10:55 PM
Iste laikci hukuk anlayisi.
Kapatirsak ne olur? Kapatmazsak ne olur? BiZ ne kazaniriz, onlar ne kazanir? Mahkeme de mi kapatsak, tank mi yurutsek gene?
Peki hak, hukuk bu isin neresine giriyor?
Bak plak yuvarlayici,
Yarginin ulkeyi korumak, vatani dusmandan kurtarmak, rejimi savunmak , Turkiye'yi laik birakmak gibi bir gorevi de yoktur boyle bir mulahaza ile hareket etmeye hakki da yoktur.
Sadece ve sadece adalet dagitmaktir yarginin gorevi. Yargi siyasi mulhaza yapmaz. Sadece kanunlari uygular. Kanunlari yasama yapar. Biktim ilkokul yurttaslik bilgisi dersi vermekten su laikci zihinsel ozurlu yobazlara.
Ama hey, nasil sokacaksin bunu "tabii CHP'li 5000 tane hakim atadim; yok MHP'li mi atayacaktyim" diyen adalet bakanindan hukuk ogrenmis laikci kafaya?
Yazan: Gina geldi ama ama naapiyim Tarih: April 7, 2008 11:18 PM
DJ,
Yorumunuza cevabi Ilhan Abiniz vermis. Kimsenin "aba altindan sopa gopastermesine" gerek birakmayacak kadar acik ve secik. Oku
___________________________________-
Şubat 2008′de, İlhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Müdürü İbrahim Yıldız’la konuşuyor; henüz başsavcı kapatma davasını açmamış.
- “Kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa, belki bir umut doğabilir. Çünkü normal yollardan bu mümkün değil yani.”
- “Bir yerde hesaplaşma olacak herhalde. Yargı kapatma kararına doğru gidiyor. Haberini de verdiler… Anayasa Mahkemesi, son olarak, kendisi tasfiye edilmeden partinin kapatılması kararını verirse, o zaman ortalık büsbütün karışır.”
- Asker gelebilir mi sorusuna karşılık: “Eee mecbur olacak. Ortalık birbirine girdi mi, çok şey gibi görünen adamlar sinerler.”
Kaynak: Sabah
Yazan: Elciye zeval olmaz Tarih: April 7, 2008 11:50 PM
Mustafa Bey, klavyenize sağlık, fareniz dert görmesin. Şimdi bunlarda akıl var ama kimin için akıl, nereye hizmet eden akıl... Borsa çökmüş, ülke göçmüş, millet ölmüş, faiz uçmuş, talan coşmuş hiiç umurlarında değil.
Neden mi? Çünkü son yıllarda tehlikeli insanlar, dehşetli işler var Türkiye'de. Türkiye gittikçe demokratileşiyor. Eyvah! İnsanlar hak arıyor! Eyvah! Milli gelir yükseliyor. Tüh! Ülke iyiye gidiyor. Yuh! Yani tehlike çanları çalıyor...
Tehlikenin farkında mısınız :)Aklınıza sahip çıkın
Yazan: Tehlikeli Türk Tarih: April 8, 2008 3:21 AM
yazı süper
Yazan: kenan Tarih: April 8, 2008 4:13 AM
muhteşem çıkarımlar,açıksözlülük ve alabildiğine zarafet dahasıda yazılır bu yazıya ama uzatmayalım tebrikler ve teşekkürler
Yazan: muratS Tarih: April 8, 2008 1:46 PM
KÜRT OLAYI
ALPEREN GÜRBÜZER
Kürt konusu, senelerdir Türkiye'nin gündemini meşgul eden en önemli meseledir. Meseleye tek pencereden yaklaşmakla sağlıklı bir neticeye varamayız. Olayı çok yönlü değerlendirmek gerekiyor.
Kürt olayını sadece etnik yönden açıklamak da hatalıdır. Bu vakayı kültür, sosyal, coğrafi, ekonomik, idari, siyasi ve dış boyutlarıyla analiz etmek zorundayız. Çünkü tek tip görüşler meseleyi daha da karmaşık hale getirmektedir. Oysa çağdaş sosyoloji, tek tip değerlendirmeler yerine çok faktörlü bakış açısı ile sağlıklı sonuçlar elde edileceğini bildiriyor.
Türkiye'de tartışmaların çoğu, Güneydoğu insanının etnik kimlik noktasında odaklanmaktadır. Bilerek veya bilmeyerek herkes bu konuyu kaşımaktadır. İlmi platformda görüş beyan eden aydınlarımıza bir sözümüz yoktur. Fakat bu hassas meseleyi "siyasi Kürtçülük" meselesine dönüştüren birtakım zavallılar, iç ve dış güçlerin emellerine hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Aslında biz bu konunun gündemde tutulmasında ve tartışılmasında mahzur görmüyoruz, ama uzun süredir iki de bir pişirilip önümüze konulması, ister istemez Türkiye üzerinde hesapları olan birtakım odakların varlığını gösteriyor.
Kürtlerin etnik kimliği ve boy tarihi hakkında şimdiye kadar çeşitli teoriler geliştirildi. İleri sürülen teorilerden belli başlı görüşler şunlardır:
1. Gut-i Kürt nazariyesi,
2. Kartuklar ve Karduk-Kürt nazariyesi,
3. Med-Kürt nazariyesi,
4. Kürt-Karrada nazariyesi,
5. Kürt-Gut nazariyesi vs.
Hilmi Göktürk'ün "Kürtlerin Soy Kütüğü ve Boy Tarihi" adlı eserinde bu teorilerle ilgili geniş bilgiler var. Biz bu ileri sürülen teorileri kısaca özetledikten sonra Kürtlerin bir millet mi, bir boy mu, bir ırk mı sorularının cevabını araştırmaya çalışalım.
Gut-i Kürt tezini savunan E. A. Speiser; "Kürtler Gutilerle aynı ırktandır ve Gutiler Sümer ülkesinde yaşarlar" diyerek, Kürtlerin M.Ö. 1900–1700 tarihleri arasında Süleymaniye yakınlarında yaşayan Lullu Kralı'na ait bir kitabede adı geçen Guttiler’in soyundan geldiğini iddia eder. Türkçe aslında "Gudi kavim", yani yerleştikleri sahaya nispetle "aşağı inen" anlamında kullanılmıştır. O halde Gut-i Kürdi, toplumun yer değiştirmesiyle ilgili bir sözcük olsa gerektir.
Kartuk-Kürt teorisyeni Kseneton ise; "Karduklar, Sakaların, Küçük Asya'da ana kütleden ayrı bir kabilesidir" diyor ve böylece M.Ö. 401 yıllarında yaşadığı söylenen Karduklar'ın Kürtlerin soy kaynağı olduğu ileri sürülür. Oysa Th. Noldeke, M. Hortmanın, Nisbach gibi şarkiyatçılar, Kürt terimi ile Kardu terimi arasında etimolojik bir bağ bulunmadığını ilmi bir şekilde ispatlamışlardır. Öte yandan, Asur Selnameleri’nde, ne Kardu, ne de Kürt kelimesine rastlanılmamaktadır.
Kürt-Karrada nazariyesine göre de; "Kürtler Süleyman Peygamberin Meclisinden kovulan Cassad adlı bir cinnin soyundan türemiştir" iddiasından hareketle Cen-Cin teriminin Kur'an'daki cinle ilişkilendirilerek Cin’in Süleyman Peygamber tarafından kovulduğu da belirtilmiştir. Nitekim; Arap tarihçileri Kürtlere "El Akrad Taifetün Minel Cin" demişlerdir. Hatta Arapça Karrada fiili ile Kürt sözcüğü arasında bir ilişki aranmaya çalışılmıştır. Arap tarihçilerin ilim dışı beyanlarına rağmen, bir zamanlar Doğu ve Güneydoğu'daki yolun ulaşmadığı, okulun girmediği insanlarımız boşlukta gafil avlanarak köklerini Araplığa kadar götürmeyi meziyet sanmışlardır. O yörelere eğitim götürülmezse olacağı buydu, ne beklenirdi ki? Çelişkiye bakın ki Araplar Kürt kardeşlerimizi "Cin'e" dayandırıyor, yıllardır ihmal edilmiş insanımız ise kendini Arap görmek istiyor. Dolayısıyla Evliya Çelebinin de dikkatin çekmiş olsa gerek ki bu konuda köklerini Araplığa bağlamış bu ahaliden uzun uzadıya bahseder.
Görüldüğü gibi yukarıda ileri sürülen nazariyeler sadece bir iddiadan ibarettir. Belli bir mesnet içermiyor. Yine buna benzer teorilere ilaveten Med-Kürt savunucuları ise, "Kürtlerin M.Ö. 10. ve 9. asırlarda şarkı işgal ederek büyük bir imparatorluk kuran Med'ler soyundan, yani Ari ırkı kolundandır" tezini ileri sürerler. Prof. N.J. Marr satır aralarında etnik manada Kürtleri Ermenilere yaklaştırmak ister. Bilindiği gibi Ermenice Gurt "hadım" manasına gelir. Hatta Medce’yi Kürtçe'nin mirasçısı ilan etmekle yetinmeyip Med-Kürt-Ermeni üçlemini ortaya koyarlar. Oysa Kürtlerin Küçük Asya'nın dağlık bölgelerinde yaşadığını ileri sürerlerken Medler'in Küçük Asya'da değil Azerbaycan'da yaşadığını unutarak kendi kendilerine çelişkiye düşmüşlerdir. Prof. N.J. Marr, aynı zamanda Kürt-Gurt nazariyesinin de öncülerindendir. Bazen insan ister istemez şu soruyu sormaktan edemiyor: Yoksa Ermeniler el altından bu çelişkili "Med-Kürt-Ermeni teorilerinden mi cesaret alıyorlar da piyonları vasıtasıyla P.K.K.'yı destekliyorlar? Abdullah Öcalan’ının Ermenilerle bağlantılı olduğu şaibesi yanlış değilse de doğruya çok yakın. Ermeni Asala örgütünün yapmış olduğu eylemlerle PKK’nın dolaylı bir ilişkili olduğu istihbarat kaynaklarınca doğrulanmıştır çünkü. Büyük bir ihtimal "Met-Kürt-Ermeni" nazariyelerinin menşei Ermenilerce uydurulan bir planın parçası gibi gözüküyor.
Gerek Gut-i Kürt, gerek Kartuk-Kürt, gerek Med-Kürt ve gerekse Kürt-Karmada nazariyeleri tarihi gerçeklerle bağdaşmaz. Çünkü tarihi vesikalar "Kürt" isminin bir millet olma iddiasını çürütmektedir.
Dr. M. Şükrü Sekban "Kürt Meselesi" adlı kitabında; "Kürt" adını verdiği insan topluluklarının "Turanı" olduklarını itiraf etmek zorunda kalmış ve bu konuda Alman araştırmacıların tezlerinin doğruluğunu kabul etmiştir. Bugün hala Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da insanlarımız uyduruk bir tarihi zemin içinde kandırılmaya çalışılmaktadır.
S. Ahmet Arvasi "Doğu Anadolu Gerçeği" adlı eserinde; ‘’Bir uyruk ve bir boy olarak "Kürt" kelimesinin tarihte ilk defa Yenisey'deki Göktürk kitabelerinde (Elegeş yazıtında) rastlıyoruz. Sözü edilen Kürt Uyruğu, Göktürkler içinde yaşıyordu ve beylerinin adı "Alp Urungu" idi. Bir Türk kültür merkezi olan Herat'tan üç fersah yukarıda Herirud nehrinin sol sahilinde Timuriler devrinde pek meşhur olan "Ulenknişın"dır. Görüldüğü üzere Türkçemizde bu kelime bulunmaktadır. Burada Kürt terimi bir ırk veya millet anlamını ifade etmez’’ der.
Anlaşılan Kürt kavramına oldukça zengin manalar yüklenilmiş. Belli başlıca manaları kar yığını, çığ, dallarından yay, ayva ağacı şeklindedir.. Hakeza "Kürüt" şeklinde yazılanı ise, Merih yıldızı demektir. Daha başka araştırmaya ve incelemeye yönelik yazılar da bu kavramı açıklığa kavuşturmaya yetiyor. Nasıl mı? İşte:
Kazakça'da Kürt kelimesi: Kalın kar yığını,
Şark Türkçesi'nde Kürt kelimesi: Çığ,
Taran’çilerde Kürt kelimesi: Yeni yağmış kar,
Çavuşça'da Kürt; Karların saçak çıkıntısı,
Kazan Tararcası'nda Kürt: Kar yığını,
Uygurca "Kördük": Kar denizi,
Karakırgızlar'da, Soyonlar'da, Yakutlarda ve Teleütler'de ise "kürdük": Kar yığını tarzında yorumlanır..
Görüldüğü gibi yukarda bahsi geçen "Kürt" terimi ne bir ırk, ne de bir millet anlamını içermiyor. Çeşitli boylarda ırkın dışında anlamlandırıldığı gayet açık olup, şüphe götürmeyecek niteliktedir. Hatta hiç bir boyda ırk veya millete dayalı bir mana görülmediği gibi esamisi de orta da yoktur.
Kürtçe diye bir dil de yoktur. Aslında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da konuşulan bir dil değil "ağız"dır. Yani Kürt dili diye bir dil yoktur. Sadece "Kürt ağzı" vardır. Kürt dili ve Kürt alfabesinden bahsedenler, bütün dünyadaki dillerin cümle yapılarına da mı bakmazlar? Basit bir dil kuralı olan "sentaks" kavramından da mı habersizler¬? Malum olduğu üzere Ari Sami Hindu Arap dillerinde cümle yapısında önce fiil (yüklem), fail (özne)ise sonradır. Fakat Türkçe ve "Kürt ağzı"na baktığımızda bunun tam tersi görülür. Yani fail önce fiil sonradır. Buradan da anlaşılacağı gibi Türk lisanı ile Kürt Ağzı, diğer dillerin aksine sentaks (cümle yapısı) ayniyetine sahiptir. Burada akla şu sual gelebilir. Peki, sentaks yapıları uyumlu olmasına rağmen "Kürt Ağzı" nereden türemiştir? Gayet basit, Kürtçe çeşitli dillere sahip söz yığınlarının birikimiyle ilgilidir. Fars-Arap, Türkçe-Fars, Türkçe-Arap veya hepsinin karışımı bir "kırma ağız" söz konusudur. Bu kırma ağız zaman içerisinde Kirmancı, Zazaki, Gorani, Soranı ve Larani tarzda türevlerini de beraberinde getirmiştir, yani bu lehçe türü şiveler Arap ve Fars kültür dairleriyle kaynaşma neticesinde ortaya çıkmıştır. Hâsılı coğrafi şartlar dil değişiminde rol oynayıp, bu söz yığınları ödünç alınılmış bir tür kaynaşmayı ortaya çıkarmıştır. Maalesef gelinen noktada Türk kültüründen mahrum kalan yörelerde milli kültürümüz yenik düşmüştür. Buna rağmen o bölgede insanlarımız Türkçe’mizi koruma mücadelesi vermektedirler. Dil konusundaki bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, dil nazariyesi tek başına milliyetin kati ölçüsü olamaz. Mesela Bulgarların ataları Türk olmasına rağmen Türkçe konuşmazlar. Demek ki ecdatlarının kullandığı lisandan ayrı dil konuşan kavimler de vardır. O halde dilden hareketle kavme şu milletten veya şu ırktandır demek hatalı sonuçlar doğuracağı muhakkak..
Antropoloji sahası için de bu kaide geçerlidir. Örneğin Yakutlar, Türk olmasına rağmen antropoloji sahasında Türk tasnifine girmezler. Zaten saf ırk ve saf dil aramak ilmen hatalıdır. Şu halde dilde olduğu gibi sırf antropolojik verilere bağlı kalarak soy sop faslına girmek yanlıştır. Bazı art niyetli kimseler Farsça kelimelerin çoğunluğunu ileri sürerek Kürtleri ayrı bir millet olarak göstermek yarışına girerler adeta. Oysa Kürt Ağzı incelendiğinde Türkçe ve Arapça kelimelerin oranı küçümsenmeyecek kadar çoktur. Öyle de olsa Kürt Ağzının cümle yapısı, yani sentaksı Türkçe’dir. Anlaşılan odur ki "Kürt Ağzı" her türlü yoruma ve istismara açıktır. Bu istismarlardan hareketle insanımızın kafasını çelmeye çalışıyorlar habire.
Seyyit Ahmet Arvasi Türk-İslâm Ülküsü (I.ci cilt) eserinde: "Yenisey'de yapılan kazılarda Kürt İlhanı Alp Urungu'nun mezar taşı, bugün Orta Asya'dadır ve kitabesi Türkçe'dir. Doğu Anadolu toprakları kazıldıkça yerden Akkoyunlu ve Kara koyunlu heykelleri çıkıp durmaktadır. Doğu Anadolu'da yolun gitmediği yerlere Arap ve Fars dili girmiş, mektup ulaştırabildiğimiz yerler, Türklüklerini korumuş bulunmaktadır" ifadelerine yer vererek gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Ahmet Arvasi bununla yetinmeyip yorumlarına ilave olarak; ‘’Şu halde Kürt diye anılan bu boy, Turanı olup, Türk soyundan gelmektedir. İçinde "Kürüt" kelimesi geçen bu belge karşısında bölücülerin susması gerekmez mi? Göktürk alfabesi ile yazılmış 12 satırlık kitabede şöyle denmektedir: "Kürt El-Kan Alp Urungu, altunlug keşiğim bandım belde, elim tokuz kırk yaşım" Hakeza Namık Orkun'un Eski Türk Yazıları (C.1) eserinde bu ifadeler şöyle tercüme edilir: "Kürt İlhanı Alp Urungu'yum. Altunlu okluğumu bağladım belde, elimde devletim, otuz dokuz yaşında öldüm" beyanıyla meseleyi orijinal belgelere dayandırır. Bütün bu ilmi araştırmalar ve belgeler Kürt isminin bir millet olma teorisini çürütmektedir. Milli bütünlüğümüzü kıskanan iç ve dış mihraklara bakılırsa, bütün Doğu ve Güneydoğu "Kürdistan" ve 5000 yıl öncesinden bugüne kadar yaşamış, Ari dil grubuna bağlı Kürtçe konuşan millet olarak tanımlanır. Oysaki Türkler gerek Malazgirt zaferinden önce ve gerekse Malazgirt zaferi sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu da çeşitli milletlere ve medeniyetlere beşiklik etmişlerdir. Alparslan, Anadolu'nun kapılarını Türk'e açmadan önce, doğuda Hurri'ler, Hititler, Urartular, Persler, Metler, Makedonyalılar, Sakalar, Hazar Türkleri, Müslüman Araplar ve Bizanslıların uzun ve kısa dönemli birer hâkimiyetleri olmuştur ve üstelik bu milletlerin dilleri kendilerine özgü idi. Hiçbiri Kürtçe konuşmuyordu. O halde hiç kimse buralarda Kürtçe böyle bir belge, bir kitabe ve herhangi vesika gösteremez. Tek belge yukarda da belirttiğimiz gibi Göktürk alfabesiyle kaleme alınmış Yenisey'deki anıt mezar ve kitabesidir. Bu tarihi belge fitne ve fesat odaklarının uykusunu kaçırmıştır. Tüm çabalara rağmen "Kürt-Türk" ayrılmaz bir bütündür, bu kardeşliği bozamayacaklardır. Sözü edilen kitabede geçen Kürt kelimesi ne bir ırk, ne de bir millet anlamını taşır. Sadece Göktürkler(Kök Türükler) içinde yaşayan aynı zamanda beylerinin adı "Alp Urungu" etrafında yaşayan Kürt Uruğu'dur. Bütün bu belgeye rağmen hala Kürt sözüne etnik bir menşe bulunmaya çalışılıyorlarsa pes doğrusu, fazla söze ne hacet.
Kürtlerin etnik kimliklerini tanıyalım noktasındaki koparılan yaygaralar ilmi olmaktan çok bir moda söylem olarak gündemde yerini alıyor. Değişim rüzgârlarının estiği şu günlerde birtakım kimseler "entel" havalarına bürünüp birkaç içeriksiz yaldızlı laflar üreterek gündemi "kimlik" meselesine dönüştürmüşlerdir. Bazı yarı aydınlarımıza bu konuda laftan çok biraz da ilmi belgelere bakmalarını tavsiye ederiz. Yenisey'deki Anıtmezar ve kitabesi, Kürt diye anılan bir boyun "Turanî" olduğunu ve Yenisey'deki Türk soyundan geldiğinin açık seçik ifadesi ortada iken, niçin kimlik problemi varmış gibi beyanlar ortada dolaşıyor? Hala anlamış değiliz. Şu bir gerçek; Türkiye'de Kürtlerin kimlik problemi yoktur. Onlar bizim özbe öz kardeşlerimizdir. Kimlik meselesini doğudaki Kürt kardeşlerimizde kabul etmiyor, ama bu olayı "Siyasi Kürtçülük" meselesine dönüştüren şovmenler sürekli körükleyerek kafaları bulandırmaya devam ediyorlar.
Tabiat boşluğu sevmez. Yılların ihmalini galiba pahalı ödüyoruz. Tek parti döneminde halkımızla "jandarma" vasıtasıyla diyalog kurulmaya çalışılmış ve bu durum, maalesef vatandaşla devlet arasında soğukluk meydana getirmiştir. İdarecilerin doğrudan doğruya halkla temasa geçmesi gereği yeni anlaşılmaya başlanılmış olsa da geçmişin yaraları daha henüz sarılmış değil. O devirlerdeki ilgisizlikten kaynaklanan boşluğu "Siyasi Kürtçü" şovmenleri doldurmuş ve o yörenin halkı içinde bir nebzede olsa tefrika oluşturmayı başarmışlardır. Bugün devleti yönetenlerin yapacağı tek şey bölücü ve ayrılık meydana getirenlerin propaganda malzemelerini etkisiz hale getirmektir. Onlar sürekli "Kürt kimliği tanınmalı" propagandası mı yapıyorlar? O zaman bizim yapmamız gereken şey, "hayır tanımıyorum" demek değildir. Akıllı ve basiretli politika gereği: "Evet Kürt kimliğini tanıyorum" tarzında ortaya çıkıp düşmanın istismar kaynaklarını yok edebiliriz pekâlâ. Kürt realitesini tanıyorum demekle Türkiye bölünmez. Aslında bölünme fobisi biraz da kafamızda oluşturduğumuz gereksiz kaygıların eseri.. Açık toplumlar meselelere, "karşı tavır" koyarak ya da "yasak" getirerek meseleye yaklaşmazlar. Milli bütünlüğü korumanın yolu, düşmanın istismar alanlarını daraltmaktan geçer. Hasmımız, Kürt kimliği tanınmalı derken İsrail'in "Arz-ı Mevudu" şeklinde düşünür. Biz ise, Türklerin bir boyu olduğunu, ayrı-gayrı olmadığımızı algılarız. Dayatmacı metot izlersek, kaş yapayım derken biranda göz çıkarabiliriz, dikkatli olmakta fayda var. Kürt, Çerkez, Abaza vs. bu gibi kavramlar maksatlı olarak ortaya atılsa bile, bunlar bizim zenginliğimizdir. Bu kadar boya sahip, bu kadar farklı şive ve lehçelere sahip hiç bir millete nasip olmayan zenginliğin göstergesi olup, bu durum Türk milletinin acizliğini ve fakirliğini göstermez. Bilakis çok yönlü, derya olduğumuza işarettir. Yukarda "Kürt" sözcüğünün çok zengin ve çeşitli manalar içerdiğini ve bu manaların hiç birinde milliyet ve ırkın bahis konusu olmadığını belirtmiştik. Çok renklilik çoğulculuk adına sevindiricidir. Yani, Türk milleti olarak kültür yönümüzün zenginliğine işarettir.
Biz Anadolu'yu vatan edindiğimiz zaman, Anadolu adeta bomboştu. O günlerde ne Rusya, ne Amerika bahis konusuydu. İstanbul'un fethinde bile Amerika denilen kıtanın varlığı bilinmiyordu. Buna rağmen 10 asırlık Türk yurdumuzu bize çok görüp "Kürdistan" devleti kurma hesapları yapan güçler mevcut. Ellerinde koz olarak bulundurdukları "Siyasi Kürtçülük" meşalesiyle Anadolu'daki insanımızı kandırmak ve radikal hale sokmak istemektedirler. Bizden ne alıp verecekleri var bilemiyoruz, ama şunu bilsinler ki; "Anadolu Malazgirt'le başlayıp İstiklal Savaşıyla fethi tamamlanmıştır.
Cemil Meriç; "Kürtçülüğü tasvip etmiyorum. Ortada bir dil yok, devlet geleneği yok, neye göre devlet kuracaklar ki? Biz bu adamları devlet memuru, bakan, profesör, asker yapıyoruz, hiç bir zaman ayrı dahi görmüyoruz. Niye böyle yapıyorlar? Anlamak mümkün değil" diyor. Cemil Meriç'in niye böyle yapıyorlar dediği kesim "Siyasi Kürtçü Şovmenleri"dir. Kürtleri Ari ırk içersinde değerlendirmek hatadır. Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman ne bir Ermeni, ne de bir Kürt devleti vardı, 11. asırdan itibaren gelip buralara yerleşen Artukoğulları'nın, Dulkadiroğulları'nın, Akkoyunlula'rın, Karakoyunlular'ın, Karakeçililer'in, Danişmendoğulları'nın, Mengücüoğulları'nın, Saltukoğulları'ının ve daha nice Türkmen ve Oğuz boylarının ve beylerinin torunları nasıl inkar ve ihmal edilebilir? Maalesef 10 asırlık Türk yurdumuz üzerinde tartışma yapılmaktadır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muz arazi yapısıyla iklim şartlarının sert olması, aynı zamanda geçimi tarım ve hayvancılığa dayalı olduğundan, "konar-göçer" yaşamışlardır. Tarihte her milletin bir göçebe hayatı olmuştur. Bizim de ister adına bozkır diyelim, isterse göçebe diyelim, böyle bir devremiz yaşanmıştır. Göçebe hayat tarzımızı bir kısım ilim adamları "yaylak-kışlak" şeklinde tanımlamışlardır. Şu anda bu bölgemizde göçebe hayat tarzımızın ilkelliğinin yansımaları söz konusu. Hizmetin ulaşamadığı bu yörelerimiz, kendi işlerini halletmek için kendi aralarında teşkilatlanmışlardır. Teşkilatlarının ismi çok kere "aşiret" şeklinde telakki edilir. Aşiretin önde gelen kişileri "Bey", Ağa" veya "Şeyh" olarak nitelenir. Fakat bu liderler Avrupa'nın orta çağında yaşanan "serf ya da senyör" ilişkileriyle karıştırılmamalı. Bizdeki aşiret reisleri sadece bir toplum lideri özelliği gösterir. Avrupa'daki gibi toprakla alınan ve toprakla satılan feodalite yapısı bizde görülmez. Feodal yapıda toprağa bağlı köle sistemi söz konusudur. Günümüzde maalesef bir kısım liderlerin Güneydoğu'daki aşiret yapısını feodalite olarak nitelemesi bilgisizliklerine delalettir. Her neyse, o yörelerimiz daha henüz aşiret yapısından çıkmış değiller. Aşiretler fonksiyoneldir. Otoriteleri günden güne zayıflamakla birlikte yok olmamışlardır. Tamamen ortadan kalkması için, tarımdan sanayiye "geçiş sürecini" aşarak bilgi toplumu olmamız gerekiyor. Hızla yatırım ve ekonomik hamleler başlatılmalı. Çünkü kalkınmaya yönelik her bir yatırım, aşiret yapılarını çözecektir. Aynı zamanda PKK'nın istismar propagandalarına darbe de vurulmuş olacaktır. Siyasi Kürtçüler Güneydoğu'nun kalkınmasını istemiyorlar. Biliyorlar ki, o yörenin iktisaden ayağa kalkması sosyal tabanlı militanlaşma eğilimlerini bertaraf edecektir. Bu gerçeği dost, düşman herkes biliyor. Onun için süratle GAP'ın bütün üniteleriyle devreye girmesini gerçekleştirmeli. GAP bütün üniteleriyle hazır hale geldiğinde, bu proje bizim petrolümüz olacaktır. Devlet yatırımlarıyla, projeleriyle kendisini hissettiremezse, orada ister istemez başka otoriteler teşekkül edecektir. Vatandaşın aşiret liderlerinin etrafında toplanılmasına paydos demeli ve bu konuda gerekli atılımlar yapılmalıdır.
Ekonomik tedbirlerle nüfus göçü önlenmelidir. Ekonomik sıkıntı çeken vatandaşlarımız ister istemez soluğu büyük şehirlerde alıyorlar. Büyük şehirlere göç eden insanlarımız çarpık kentleşmeyi de beraberinde getiriyorlar. Dolayısıyla geleneksel alışkanlıklarıyla şehrin normları farklı olduğu için bir takım sosyal sancıların meydana gelmesi de kaçınılmaz kılıyor. Kararlı ve cesur ekonomik politikalarla nüfus göçüne engel olunmalıdır. Köyünden ve kasabasından kopan insanımız, şehir hayatı içinde intibaksızlık sancısı yaşamaktadır. Üzerlerinde kent merkezlerinde karşılaştıkları "Kürt sayılma" psikolojisi ve ezikliği var. Oysa onlara bu ezikliği veren duygu, çevrenin bakışlarıdır. Onlara Kiro-miro denilerek ikinci sınıf vatandaş görülmek ağır gelmektedir. Aslında ayrılığımız gayrlılığımız yok. Kafalarda ayrılık doğurmak isteyenler var sadece. Doğuluya güzel gözle bakmalıyız. Türk'ü-Türk'e veya Kürdü- Kürde, bundan da öte Türk'ü-Kürt’e sevdirecek bir eğitim sistemi şart. İslâmiyet’te insan Müslüman olunca derhal hukuki hüviyet kazanıyor. Halifeyi köleye karşı eşitleyen bir kimlik. İnsan Allah'a kul olunca bütün milli ve etnik kimlikler üstünlük sayılmaz, üstünlüğün ancak ve ancak takvada olduğu anlaşılır.
Doğu ve batı insanını kaynaştıracak bir formüle ihtiyaç vardır. Doğulu batılıya, batılı doğuluya iyi niyetle bakan bir anlayış kabulümüzdür. Tıpkı Kıbrıs çıkarmasında, Kürt, Laz, Çerkez ve Türk demeden "milli şuur" etrafında kenetlenip beraber hareket ettiğimiz gibi. Haçlı zihniyeti bizim birlikteliğimizi çekemez. Onların görevidir karıştırmak. Türk'ün Anadolu'da ve Avrupa'da varlığına tahammül edemezler. Bir taraftan Rusya, İngiltere, Fransa, öte yandan ABD boş durmamaktadırlar. Geçmişte yaşadığımız Çekiç güç hakkındaki şaibeler hala açıklanmış değil. İsrail ABD lobisinde etkili kalarak Güneydoğu ile endirekt ilgilenmektedir. Güneydoğu'da ve Doğu'da ikinci bir "Sevr" yaşatma çabalarının ardında hep bu tertipler vardır. Bu kurtlar sofrasını lehimize çevirecek Sultan Abdülhamit Han gibi dış politika dehasına ihtiyaç var. Ulu Hakan, 33 yıl boyunca Osmanlı'yı ayakta tutmuşsa hep onun ustaca dış manevraları sayesindedir. Dünya dengelerini iyi ayarlayabilecek, sürekli çözüm üretecek strateji geliştirebilecek bir dış politika kadrosu oluşturmak fırsatı her zaman var. Eğer ülke olarak savunmadaysak demek ki dış politikamız geri, şayet ileri ve atak isek dış politikamızın iyi olduğunu gösterir. Ne savunma, ne de atak politika, yani hiçbiri yoksa bu demektir ki statik bir politikaya sahibiz.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun Türkleşmesinde rol oynamış şairleri ve liderleri anmakta boynumuzun borcu; halk şairi Ercişli Emrah, din ve dil alimi Van kulu Mehmet Efendi, müfessir Vani Mehmed Efendi, araştırmacı Ali Emiri Efendi, İbrahim Hakkı Bitlisi, Akbıyık Mehmet Bey ve Kıbrıs harekatında bulunan kahramanlarımız ve daha niceleri..
Bir başka önemli olan konu da; 1993 yılında aramızdan ayrılan sevilmişlerin sevilmişi, seçilmişlerin seçilmişi, işaret olunanların işaretçisi Sultan Seyyid Muhammed Raşid (K.S.)'in doğu ve batı insanını kaynaştıran iklimidir. Hekimoğlu İsmail bir yazısında; "Raşid Efendi Arapça, Kürtçe ve Türkçe bilirdi. Menzil'de Kürt'ü, Türk'ü ve Arap’ı kardeş kesilirdi. Böylece milli derdimizin dermanı idi. Bir kısım bürokratlar kıymetini bilemedi. Osmanlı Devleti'ni asırlarca ayakta tutanlar Raşid Efendiler gibi kimselerdi. Türkiye bunların kıymetini bilmediği için şimdi başımıza PKK olayları çıktı. Çünkü İslâmiyet'i yaşamaktan başka bir gayesi olmayan Raşid Efendi ve O'nun gibiler sürekli gözetim altında bulunduruldu, sürgün edildi, ifadesi alındı, kısaca rahat bırakılmadı ve olaylar PKK'lılara malzeme oldu. İslâmiyet her ırkı, her mezhebi kısaca Müslümanları kardeş eder. Bugünkü kavmiyetçilik kardeşi kardeşe düşman etti. Raşid Efendi gibilere imkân tanınsaydı Güneydoğu hadiseleri olmazdı" diyor.
Vehbi Vakkasoğlu; "...Şeyh Muhammed Raşit Hazretleri'nin mensup olduğu manevi silsile, iman ve irşat sahasının en parlak ve etkili yollarındandır. Öyle ki, bir zamanların eşkıyaları olan Hamido ve Celilo dahi, Gavs Hazretleri'nin sohbet halkasında yep yeni bir şahsiyet haline gelmişler, eski hayatlarından tamamen çekilerek temiz bir ömür yaşamışlardır. Bunun binlerce örneği o mütevazı Menzil'de halen yaşamaktadır" beyan buyuruyor.
Prof. Dr. Haydar Baş diyor ki; "Bugün millet olarak içimizde kanayan bir yara hükmündeki terör belasından kurtuluşun yolu, bu zatın (Seyda Hz.) ve onun gibi ehli maneviyatın hizmetlerine ağırlık vermektir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da böyle maneviyat ehli insanların faydalı hizmet yaptıkları yerlerde insanların huzur içinde oldukları ve devlet-milliet kaynaşmasının gerçekleştiğini görüyoruz. Zira kalbinde Allah korkusu olanların milletine zarar veremeyecekleri açık bir gerçektir."
Şimdiye kadar, kültürel, iktisadi, sosyal ve sivil politikalar uygulayabilseydik, belki de Kuzey-Irak harekâtına gerek kalmayacaktı. Meselenin çözümünde askeri tedbirler kısa vadelidir. Uzun vadeli çözüm, kültürel, sosyal ve ekonomik faaliyetlerdir.
Bugünkü Kürt toplumu, bizden ayrı insanlar değildir. Yukarda da ilmi verilerde belirttiğimiz gibi, o yörenin insanları muhtelif Türk Uruğlarına mensup zümrelerin karışmasından doğan bir Türk zenginliğidir.
Zenginliklerimiz, ayrılık olarak telakki edilmemeli. Çünkü hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.
Yazan: ALPEREN Tarih: April 8, 2008 10:16 PM
"Şu bir gerçek; Türkiye'de Kürtlerin kimlik problemi yoktur. Onlar bizim özbe öz kardeşlerimizdir. Kimlik meselesini doğudaki Kürt kardeşlerimizde kabul etmiyor, ama bu olayı "Siyasi Kürtçülük" meselesine dönüştüren şovmenler sürekli körükleyerek kafaları bulandırmaya devam ediyorlar. "
Güleyim bari :) Kimlik problemi yokmuş. O yüzden mi 30 bin kişi öldü..
Yazan: Cenk Tarih: April 9, 2008 1:58 AM
Sayın Akyol'un yazısında haklılık payı var. Kürtler AKP sayesinde PKK sempatizanı olmayan bir partiye oy vermişlerdi.
Bunda çok önemli bir etken vardı bence: AKP nin de DTP gibi düzen karşıtı bir parti olması.
Ancak tüm ülkede bu dava ile ilgili tartışmalarda hukuki bakış açısının yer almayışı çok üzücü. Sizin yazınız da diğerleri gibi davayı tamamen siyasi olarak ele alıyor. Yargılama mantığını göz ardı etmeyin lütfen. Mahkeme olaya hukuki açıdan bakar. Vereceği kararın siyasi sonuçları mahkemeyi ilgilendirmez. İlgilendirmemeli... Sanırım birçok kişi mahkemenin, "odak haline gelme" konusundaki kanaatini ortaya koymanın hukuki yanını algılayamadığı için kararı siyasi açıdan yorumluyor. Ancak mahkemeler hergün bu tür binlerce yorum ve kanaat ortaya koymaktadır. Bu da hukukun bir parçasıdır. Örneğin mahkemeler bir cinayet davasında kasıt olup olmadığı, kasıt varsa bunun yoğunluğunun ne olduğu, ya da tahrik var mıdır yoktur, varsa bunun yoğunluğu nedir, ya da taraflar ortaya koydukları iddia ve savunmalarında iyi niyetli midir yoksa kötü niyetli midir gibi binlerce soyut konuda yorum yapmaktadır. Bu da hukukun bir parçasıdır.
Yazan: UMUT Tarih: April 9, 2008 2:49 AM
Mustafa Bey haklı ama, akp ve dtp'yi kapatma amacındaki grubun, bizzat bunun olmasını da arzu edip planladıklarını düşünüyorum. komplo teorisi ortaya atıyorum gibi olacak ama kürtlerin ayrılık isteği ve bunun ardından çıkabilecek bir çatışmanın, türkiyeyi ab yolundan çevirme, ülke çapında olağanüstü hal, darbe, içe kapanma gibi, bu karanlık zihniyet tarafından arzu edilir(!) birçok sonucu var.
Yazan: Levent Tarih: April 9, 2008 5:57 AM
Sayın UMUT,
"Kürtler AKP sayesinde PKK sempatizanı olmayan bir partiye oy vermişlerdi. Bunda çok önemli bir etken vardı bence: AKP nin de DTP gibi düzen karşıtı bir parti olması." buyurmuşsunuz.
Eğer düzen karşıtlığı mefhumunda ortak paye varsa neden PKK yanlısı bir partiye oy vermekten vazgeçip bu insanlar AK Parti'ye oy versin ki? Size hak verebileceğim açı ise "düzen karşıtı olmak" ve hep nedense "düzülen" taraf olmak, değil mi?
Hukuk hakkındaki görüşleriniz için sizi ayakta alkışlıyorum; ceza hukuku ile anayasa hukukunu aynı leğende yoğurmuşsunuz; elinize sağlık. Halbuki dava ile ilgili durum tamamen; yargının siyasallaşması mefhumu ile açıklanabilir; takdir yetkisi ile değil. Başsavsı da sizin gibi yorumlamış olacak ki eften büften gazete üfürmeleri ile dava dosyası hazırlamış...
Levent Bey,
çok yerinde açıklamada bulunmuşsunuz.
http://www.platformdergisi.net/news/detail.php?id=6146 linkindeki videoyu tavsiye ederim.
muhabbetle...
Yazan: Talha Can Tarih: April 9, 2008 2:22 PM
Sayın Talha Can
Benim yazımı okumadan sizin yazınızı okuyan biri size küfür felan ettiğimi sanabilir. Ne bu hiddet? Ilımlılık denen şeyden haberiniz yok mu? Müstehzi tavırlarla verilen cevaplar polemikten öte geçmez. Sizinki gibi yazılar yazmak zor ve yararlı olan değil kolay ve zararlı olandır.
Başsavcının neyi nasıl yorumladığını bilmem. Zaten ben başsavcıyı koruyan bir yazı yazmadım. Ben hukuk sistemini korumak, en azından hukuk bakış açısından bahsetmek gibi (siz gibilere karşı nafile de olsa) bir çabadayım sadece. Çünkü bu konuda ağzı olan konuşuyor. Sizde o ağızdan bir tan olduğu görülüyor.
Aslında boşverin AK partiyi Kara partyi mevzu içinizdeki bu hiddet. Bu sadece sizde değil birçok AK Parti yandaşında gördüğüm bir durum. Başka partilerin başka açılardan odak olduğuna karar verdip onları kapattığında ayakta alkışladığınıza adım gibi emin olduğum Anayasa Mahkemesini ve başsavcıyı bu denli hiddetle eleştirmek gerçekten çok mu doüru geliyor size?
Ceza Hukuku ile Anayasa Hukukunu aynı leğende yoğurmuşum. Eeee ne var bunda? Bunun nesini eleştirdiğinizi anlayamadım. anayasa mahkemesi de, hukuk mahkemesi de, ceza mahkemesi de soyut hukuki yorumlar yaparlar.
Eğer bir hukukçuysanız fakülteye tekrar dönün. Eğer değilseniz "değil" olarak kalın da bir de sizin gibilerle uğraşmayalım. Bir yazıyı okurken nerden nesini eleştirim diye düşünmeden önce anlamaya çalışın lütfen.
Bu tutumla devam ederseniz eften büften gazete haberleri sizin eften püften yorumlarınızdan bile daha yararlı olabilir. Gece gece ben de biraz sinirlendim galiba özür dilerim.
Yazan: UMUT Tarih: April 10, 2008 2:01 AM
PROF. DR. MEHMET ÇELİK - CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ'NE AİT MAKALEDEN:
Ufukta görünen tehlike
25 Temmuz 2007 tarihinde Ankara'daki Kent Platformu'nda konuşmacıydım. 22 Temmuz seçimlerini analiz ettikten sonra, aralarında Hurşit Tolon ve Sabih Kanadoğlu'nun da bulunduğu, en üst düzey yargı mensuplarının, bazı emekli generallerin, gazetecilerin ve siyasilerin huzurunda, şunları söyledim: Bu ülkeyi zerre kadar seven herkesin AK Parti'ye bir teşekkür borcu var! Ya AK Parti olmasaydı, Doğu ve Güneydoğu'da tüm oyları Bağımsızlar (DTP) alsaydı, ne yapacaktık? DTP'yi bölge partisi olarak suçluyoruz, peki CHP ve MHP de bölge partisi durumuna düşmediler mi?..
Bu analizim, bazılarını derin düşüncelere sevk etti...
Şimdi de önümüzde bir yerel seçim var... 22 Temmuz seçimlerinden sonra ROJ TV'ye bakmıyor musunuz? Tam 8 aydır, Tayyip Erdoğan'a ve AK Parti'ye yükleniyorlar. Askere (Kuzey Irak harekâtı sırasında bile) yüklenmediler. CHP ve MHP'yi adeta yok sayıyorlar. DTP ve Kürt siyasal hareketinin öncüleri, tek rakip ve tek hedef olarak Tayyip Erdoğan'ı seçtiler.
Buna sebep neydi peki? Kısaca hatırlatalım: 22 Temmuz'dan sonra, Kürt meselesi konusunda dış dünyada Türkiye'nin eli oldukça güçlendi. Başbakan ve Dışişleri, Türkiye'de bir Kürt sorununun olmadığını, bir terör sorunu olduğunu, hatta DTP'nin Kürtleri ve bölgeyi temsil etmediğini her platformda dile getirmeye başladılar. Bu söylemlerde de, delil olarak Başbakan bölgede partisinin % 50'nin üzerinde oy aldığını tekrarladı, durdu. AK Parti'nin bu oy oranı, Batılı birçok çevrede de olumlu bir hava oluşturdu ve AK Parti'nin bu sorunu barışçıl yollarla çözebileceği ümidini doğurdu.
DTP çevresinde ise artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Hatta Ahmet Türk seçimlerin hemen akabinde AK Parti'nin bölgede aldığı oydan dolayı, bütün planlarının altüst olduğunu itiraf etti. ROJ TV'de de sekiz aydır bu konu masaya yatırılmaktadır. Sonuçta DTP ve Kürt siyasal hareketinin öncüleri, AK Parti'yi bölgede zayıflatmak için "DİN" ile ilgili politikalarını yeniden gözden geçirmek mecburiyetinde kaldılar. Son zamanlardaki mitinglerde ellerinde Kur'an'la kürsüye çıkan imamlar, Said-i Nursi'nin (dinî kimliği silinerek, etnik kökeninin öne çıkartıldığı pankartlar: Said-i Kürdî) resimlerinin yer aldığı pankartlar ve Öcalan'ın Nevruz öncesi avukatları aracılığıyla ilettiği Urfa'da bir ilahiyat fakültesi talebi... Bütün bunlar, DTP'nin bölgede dine yöneleceğini ve AK Parti'yi bölgede zayıflatmayı hedeflediğini göstermektedir.
Önce şu tespiti yapalım: Kürtlerin iki kimliği var: Dinî ve etnik... Dinî kimliği ağır basanlar, oylarını 22 Temmuz'da AK Parti'ye verdiler. Etnik kimliği ağır basanlar ise oylarını bağımsız adaylara (DTP) verdiler. Toplam olarak bu iki blok bölgeden % 90 oy aldı.
Dinî kimliği ağır basan Kürtlerin, etnik kimliğinin zayıf olduğunu zannetmek, bölgeyi hiç tanımamak demektir. 85 yaşındaki Hacı Hasan ile 7 yaşındaki Ahmet'in de etnik kimlik bilinci, en az laik Kürtler kadar güçlüdür artık bugün... AK Parti kapatılırsa, bu oylar öfkenin de oluşturacağı kitlesel dalgalarla DTP'ye gidecektir. DTP'yi kapatırız diye bir ses kulağıma geliyor... Hiçbir şey değişmez!.. Mahalli seçimlerde bağımsız aday ile partili adayın hiçbir farkı yoktur!.. Ufuktaki tehlikenin ne kadar yakın ve ciddi olduğu iyi anlaşılsın diye 22 Temmuz'da partilerimizin bu bölgede aldıkları oyları hatırlatayım:
...
Görüldüğü gibi tablo, son derece nettir ve yorum gerektirmez!
AK Parti ve DTP'nin kapatılması demek, bölge halkının yok sayılması demektir. Önümüzdeki mahalli seçimlerde bölgede yapılacak propagandayı tahmin edememek, kör olmaktan daha öte bir şeydir. Bölge halkının hissiyatı ve öfkesi bütün oyların, inadına evet inadına, bağımsız adaylara (DTP'ye), hem de firesiz akması demektir. DTP daha bir ay öncesine kadar Tayyip Erdoğan'a ve AK Parti'ye şunun için saldırıyordu: Bölge belediyelerinin, başta Diyarbakır olmak üzere AK Parti'ye geçmesi demek, DTP ve Kürt siyasal hareketinin her türlü lojistik desteğinin kaybolması demekti... Bu da, hareket için bırakınız sıkıntıya girmeyi, adeta yok olmak demekti... Bunu nasıl önleriz diye sekiz aydır kara kara düşünüyorlardı... DTP'ye öyle bir gün doğdu ki, hayal edemeyeceği fırsat, altın tepsi ile önüne konuldu!..
Yerel seçimlerde % 90'larla belediyeleri, belediye meclislerini ve il genel meclislerini ele geçirecek DTP veya yerine kurulacak partiyi artık dış dünyada susturamazsınız!..
Tablo öylesine netleşecek ki, söylemlerimiz dış dünyada belki de alay konusu olacak. DTP diyecektir ki: Bakın ben bu bölgede % 90 oy aldım. Türkiye partileri % 2-3 oy aldılar. (O da memur ve asker oyu...) Yani, ben ötekiyim kardeşim, ÖTEKİ!..
Hayatlarında bir kez Diyarbakır'a, Şırnak'a gitmemiş stratejist uzmanlar, Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlığıyla ülkeyi bölünmeye götürüyorlar!.. Yeni hukukî düzenlemeler için bazı bilenler(!) "Oyun oynanıyorken, kural değiştirilmez!" diyerek anayasal değişikliklerin önünü kesmekte, hatta aba altından sopa göstermektedirler. Onlara tek söyleyeceğim şu: Bu bir oyun değildir. Ülke bölünmenin eşiğine getiriliyor ve karşı tarafa çok önemli bir koz veriliyor!..
Bazıları, bu yazıdan şöyle bir sonuç da çıkarabilirler: Bunun derdi Tayyip Erdoğan'ı ve AK Parti'yi kurtarmak (zaten üslubundan da belli değil mi? Biz AKP diyoruz, o AK Parti diyor!)!
Dayanak ve delilleri bu saçmalıklardan ibaret olanlara diyorum ki: Derdim ne Tayyip Erdoğan, ne AK Parti, ne de sizin siyasi istikbaliniz...
Derdim, yangını haber vermek!..
Ecevit'in vefatından bir yıl önce, Cevizkabuğu programında bir itirafı vardı: "Hulki Bey, bu ABD Öcalan'ı bize niye teslim etti, hâlâ anlayabilmiş değilim!" Bu itiraf, ülkeyi yönetenlerin ufuk ve vizyonlarını izahta yeterlidir. Lütfen, öncelikle muhalefet cephesi tansiyonu düşürsün... Yeni yasal düzenlemeler acilen yapılsın ve yerel seçimler öne alınarak, referandumla beraber halka müracaat edilsin. Bir kez daha söylüyorum, mesele Tayyip Erdoğan ve AK Parti meselesi değil, pireye kızıp yorgan yakılıyor... Tünelin ucunda Sevr'i görüyorum. Herkes aklını başına toplasın.
(METNİN TAMAMI İÇİN BAKINIZ ZAMAN GAZETESİ 10.4.2008 YORUMLAR)
Yazan: Anonymous Tarih: April 10, 2008 11:26 PM
EUROPOL’UN TERORIZM RAPORU:
AVRUPA’NIN GUVENLIGINI TEHDIT EDEN PKK’NIN
FINANSMAN KAYNAGI UYUSTURUCU VE INSAN TICARETI
Avrupa Birligi’nin teror orgutleri listesinde yer alan ve teror eylemleriyle Avrupa Birligi’ni tehdit eden PKK’nin, Avrupa’nin en tehlikeli mafya orgutlenmesi oldugu ve Avrupa’da topladigi paralarla teror eylemlerini finanse ettigi bir kere daha belgelendi.
Avrupa Birligi Polis Teskilati (EUROPOL) tarafindan yayinlanan “Avrupa Birligi’nde Terorizmin Durumu ve Egilimler 2008” baslikli raporda (7 Nisan 2008), gecen yil Avrupa’da gerceklestirilen saldirilarin buyuk cogunlugunun ayrilikci nitelik tasidigi belirtilerek, uyusturucu, insan kacakciligi, sahtecilik, harac gibi organize suc faaliyetlerinden elde ettigi milyonlarca dolari silah aliminda kullanan PKK’nin, gerceklestirdigi ayrilikci saldirilarla Avrupa Birligi’nin guvenligini tehdit ettigine dikkat cekildi.
EUROPOL’un raporunda, PKK’nin, Avrupa Birligi’nin teror orgutleri listesine alinmasi sonrasinda, baskilardan kurtulabilmek amaciyla ismini KONGRA-GEL olarak degistirdigi, ancak buna ragmen orgutun butun isimleri ile teror orgutleri listesine alinmaktan kurtulamadigi hatirlatilarak, ozellikle Almanya’daki ayrilikci saldirilarinin tamaminin PKK teror orgutu tarafindan gerceklestirildigi vurgulandi.
Rapora gore, 2007 yilinda gerceklestirilen 583 saldiridan 532’si ayrilikci nitelige sahip. Ayrilikci saldirilarda 264 eylemle İspanya basi cekerken, Fransa 253 eylemle ikinci sirada yer aldi. Ucuncu sirada yer alan Almanya’da gerceklestirilen ayrilikci eylemlerin tamaminin arkasinda yasakli PKK teror orgutu var.
EUROPOL’un raporunda, gecen yil Almanya, Belcika, Fransa, Hollanda ve Slovakya’da 38 PKK’linin tutuklandigi vurgulandi. PKK teror orgutunun sadece Turkiye icin degil, Avrupa ulkelerinin kamu duzenleri icin de tehdit olusturduguna dikkat cekilen EUROPOL’un raporunda, Avrupa Birligi’nin son donemde teror orgutu PKK’yi ve finansman kaynaklarini yakin takibe aldigina dikkat cekildi.
EUROPOL tarafindan Avrupa Birligi İcisleri Bakanlarina sunulan raporda, Avrupa icin en ciddi tehlikeyi uyusturucu kacakciligi, insan ticareti, yasa disi goc ve sahte para basiminin olusturdugu belirtilerek, PKK’nin en tehlikeli mafya yapilanmasi olduguna isaret edildi.
Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar uyusturucu ticaretinin PKK’nin kontrolunde oldugunu vurgulayan EUROPOL’un 2008 Terorizm Raporu’nda, orgutun ekonomik kaynaginin buyuk bolumunu, ozellikle İngiltere, Almanya, Fransa, Belcika, Avusturya ve Romanya uzerinden Avrupa’ya uyusturucu ve insan kacakciligi yaptigi belgeleriyle ortaya konuldu.
Bu arada, Avrupa Birligi’nin sinir asan organize suclar alaninda uye ulkelerdeki yetkili birimlerin etkinligini guclendirmek amaciyla, 2002 yilinda olusturulan EUROJUST’un Belcikali Baskan Yardimcisi Michele Coninsx ise, son donemde teror orgutu PKK ile ilgili olarak taktik nitelikli toplantilar yapildigini belirterek, PKK’nin teror ve organize suc eylemlerinin farkinda olunmasina ragmen, AB ulkelerindeki yasal yetersizlikler nedeniyle teror orgutune yonelik etkili tedbirlerin alinamadigini vurguladi.
Avrupa Parlamentosu’nda 8 Nisan 2008 tarihinde bir konusma yapan EUROJUST Baskan Yardimcisi Michele Coninsx, “Avrupa Birligi’nin teror orgutleri listesinde yer alan PKK’nin Avrupa’daki faaliyetleri provokasyon, egitim, orgute uye kazandirma, harac, insan ticareti ve uyusturucu uzerinde yogunlasiyor. Teror orgutu PKK, bunlari baska bir yerde degil, yasakli oldugu Avrupa’da ve uzun zamandir yapiyorlar. Ancak PKK’li teroristlerin bu eylemlerine karsi bazi Avrupa ulkelerindeki yasal yetersizlikler nedeniyle fazla bir sey yapilamiyor. Terorle mucadelede basarili olmak ve teroristlerin masum insanlara yonelik eylemlerine son vermek istiyorsak, finansman, provokasyon, yeni uye saglama ve propaganda gibi eylemlerin ne oldugu konusunda daha uyumlu bir yaklasim sergilemeliyiz” diyerek, teror orgutunun ancak etkili bir koordinasyon ve isbirligi icinde cokertilebileceginin altini cizdi.
Avrupa’nin buyuk sehirlerinde milyonlarca genci zehirleyerek dagdaki militanlarini besleyen PKK cetesi, uyusturucu pazarini bolusemedigi icin hem Avrupa kokenli mafya orgutleriyle, hem de orgutun parasiyla kacan kendi adamlariyla catisiyor. Organize suc faaliyetlerinde kolaylikla siddete basvuran PKK, uyusturucu satisindan saglanan parayi kisisel hesaplarina aktaran cok sayida orgut mensubunu infaz ederken, orgute harac vermeyi kabul etmeyen cok sayida Kurt ailenin cocugunu da Kuzey İrak’taki Kandil Dagi’na kacirdi.
Birlesmis Milletler’in 1267, 1269, 1333, 1368, 1373 ve 1390 sayili kararlari “Teroristlere ve teror orgutlerine maddi destek saglanmasinin suc oldugu, bunlarin eylemlerine dogrudan veya dolayli yoldan katilan, yardimci olan kisilerin paralari ile mal varliklarinin dondurulacagi, hicbir fondan yararlandirilmayacaklari, insan ve silah temin etmelerine karsi her turlu onlemin alinacagi, AB veya AB disinda eylem yapmak amaciyla AB ulkelerini us olarak kullanmalarina izin verilmeyecegi, gerekli yasalar cikartilarak agir cezalar getirilecegi, teroristlere ve destekcilerine karsi ulkeler arasinda yardimlasma ve isbirliginin gelistirilecegi” vurgulanarak, terore karsi basarinin anahtarinin; bolgesel ve kuresel isbirliginin yani sira, terorizmin finansman kaynaklarinin kurutulmasindan gectigine dikkat cekilmektedir.
Uluslararasi toplum ve PKK haraci magduru binlerce Kurt, Avrupa Birligi yetkililerinin, hangi isim altinda olursa olsun, PKK mafyasi icin Avrupa’nin siginilacak bir mekan olmasina izin vermemelerini, cifte standart uygulamadan, gencleri zehirleyen, cocuklari kaciran, kara para aklayan, harac alan ve en onemlisi de siddet eylemleri icin ihtiyac duyduklari silahlarin alimi icin Avrupa’daki para kaynaklarini en ust duzeyde devreye sokan PKK’ya karsi gerekli tedbirleri almalarini ve terorizmle mucadeledeki samimiyetlerini ortaya koymalarini bekliyor.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.co
Yazan: nail amudi Tarih: April 11, 2008 2:55 PM
Sayın Mustafa bey,
Önceki yazılarınızda 'AKP hakkında dava açıldı... vsvs.... Tabii ki kapatılma olmayacak... vsvs...'
Şimdi biraz korku başladı sanırım artık 'AKP kapatılırsa şöyle olur böyle olur' demeye başladınız.
Korkmayın hiçbirşey olmaz.
Bir de yazmışken bahsettiğiniz olaya değineyim. PKK sorunu AKP iktidarı döneminde en hareketli dönemlerini yaşamaktadır 90ların başından beri en fazla şehidi bu dönemde vermekteyiz. AKP iktidarından önce neredeyse askeri mücadele anlamında durma noktasına gelen olaylar (ki elebaşları da yakalanmıştı) AKP ile birlikte yeniden canlandı.
Yazan: Gülüms Tarih: April 12, 2008 6:10 PM
"PKK sorunu AKP iktidarı döneminde en hareketli dönemlerini yaşamaktadır 90ların başından beri en fazla şehidi bu dönemde vermekteyiz. AKP iktidarından önce neredeyse askeri mücadele anlamında durma noktasına gelen olaylar (ki elebaşları da yakalanmıştı) AKP ile birlikte yeniden canlandı."
Acaba neden canlandı ya da canlandırıldı? Bunda AKP'nin Doğu illerde aldığı oy oranının tetikleyici rolü olabilir mi?
Son dönemde ağzına dini almaktan korkanların halkına şirin görünmek için dini referansları dile getirmesi, bu partinin çözümü isteyen yapısını terörle elimine edemeyeceğini anlayanların izledikleri bir yol olabilir mi?
Terörün amacı istikrarsızlık yaratmaksa, bir istikrar olmalı ki onu bozmaya çalışsın değil mi, belki de bu artışın sebebi bölgede başlamış olan istikrarın bozulmasının amaçlanmasıdır, olamaz mi?
Elbette cevaplar belli, sadece cevapları duymak isteyip istememek asıl sorun.
Yazan: suzannur Tarih: April 13, 2008 3:13 AM
selamunaleykum hocam..
bir kürd vatandaş olarak akpnin kapatılmasına karşıyım. sadece akpnin değil dtp nin de kapatılmasına karşıyım.
akp çok yol katetti. bu ülke için pekçok şey yaptı. kürtlere engüzel yaklaşımı bu parti sergiledi.ülkeye hakiki demokrasiyi getirmek için uğraştı. böyle bir partinin kapatılamsına kesinlikle karşıyım.
dtp nin meclise girmesi beni çok sevindirdi. dtp ye oy vermedim ama böyle düşünüyorum. çünkü dtp sorunu silahla çözme taraftarı değil. eminim o da "partiya karkerın kurdıstan"-bir çok kişi açılımını bilmediği için yazdım-(pkk) nın varlığından rahatsız.
akp gibi bir partinin ya da partilerin olmadığı bir dönemde pkk çıktı. bölgede sürdürülen politikalar sebep oldu diyorum. yani pkk nın çıkış nedeni "devletttir" . tabi o günkü kafa yapısı. ve o kafa yapısı halen var. ve onlar hala devletin çeşitli kurumlarında. kökleri çok derin. akp döneminde devlet kurumları epey temizlendi ama hala var. hem de en önemli krumlarında. özelikle güvenlik birimlerinde.
bunları atmıyorum zira son zamanlarda olan şemdinli olayı, darbe hazırlıkarı(sarıkız, ayışığı) emekli subaylardan oluşan çeteler ki bunlar pkk dan daha tehlikeli, aydınları yok etmek isteyen gruplar ve daha birçokşey buna örnektir.
ama akp son zamanlarda bölgedeki desteğini kaybetmiş durumda. olan nevroz olayları, stk önerilerini geri tepmesi, özgürlükler sorunu(anadilde eğitim gibi) , bölgeye yatırımın gerçekleşmemesi buna örnektir.
sayın erdoğan son zamanlarda kürt sorunu gibi önemli bir sorunu kendi gurbetçilerin sorunlarına indirgemsi doğrusu bizi çok üzmüştür. almanyadaki ırkdaşlarına "ilk önce kendi kültürünüzü kendi dilinizi öğrenin" (dolaylı olarak yazıyorum) , öte yandan yüzyllardır aynı topraklar üzerinde yaşayan vatandaşlarından bu sözü esirgemsi bizi daha da üzmüştür. bunlar kesinlikle pkk nın tabanını güçlendirir. artık pkk nın dağda mücadelesini sürdürmeye gerek yok çünkü artık millet arasında destek bulmuş oluyor. farklı bir zemine kayıyor.
ve bu olan olaylardan sonra bakıyorum ki aynen olmuş dediklerim zira ben yüksekovalıyım. daha önce pkknın burada az da olsa destekçisi yoktu. ama ratık o az olan kesim de pkk tarafına kaymış durumda.
ve akpnin son söylemlerinden şunu çıkarıyoum: artık kürt sorunu eskilerin gördüğü gibi görüyor. sadece "ekonomik sorun". hayır sadec bu değil. en büyük sorun bu ama başka sorunlar da var.
diyelim ki bölge ekonomik olarak kalkındırıldı. peki bu halk daha sonra demeyecek mi: ya kardeşim benim bir kültürüm var bir dilim var farklı inançlarım ve değerlerim var bunların da olmasını istiyorum"
demek oluyor ki sorun sadece ekonomik sorun değil.
ve gelin görün ki akp nin kapatılamsı o eskimiş kafalrın gün yüzüne çıkmasına davetiye hazırlar. yani sorunların asıl olan sebepleri tekrar devreye girmiş olur. zaten bir kısmı devredeydi.
ben bir kürt olarak tükçeyi hamd olsun birçok türkten daha iyi biliyorum. ( çok olmasa da) ve ben şimdi daha önce öğrenmmeme izin verilmemiş olan "ana dilimi" öğrenmek sitiyorum. ana dilimin güzelliklerini keşfetmek isitiyorum. ve bir müslüman olarak bunu müslüman kültürümle birleştirmek istiyorum onu islamla süslemek sitiyorum. çok mu şey istiyorum allah aşkına. k
i bu dili bana allah vrdi. ama gelin görün ki öğrenmeme izin verilmiyor. bu zulümdür. kul hakkı ihlalidir. vallahi böyle giderse ben hakkımı affetmem.
"devletin 2 tane resmi dili mi olsun" diyorlar. doğrusu çok dar bir bakış açısı. kosovada türkçe yerel bazda resmi kurumlarda konuşulmasına izin verildi yasa çıkartııldı. yani türkçe kosovanın resmi dilleri arasında yer alıyor. üstelik yeni kurulan bir devlete. allah aşkına hocam türkiye kosova dan daha mı geri? (=evet bence daha geri.)
bri kürt olarak kosovada böyle bir yasanın yer alması beni çok sevindirdi. bunun bu topraklarda da olamsını istiyorum.
hangi kürt kürt dilinin serbest olmasını istemişse hep bölücülükle suçlanmıştır. ben bölücü değilim milliyetçilikten de nefret ediyorum. benim için "üstünlük takvadadır". ve ben bir bölücü de değilim..eğer ki sorunların ayrılmakla hal olunacağını , ayrılırken masum insanların zarar görmeyeceğeni bilseydim inanın ben de bu hareketlere katılırdım. ama biliyorum ki doğru yol bu değil. bir devlet insan cestleri üzerinde inşa edilemez. benim yanımda " bir adem bir alem" demektir. eğer ki insanlara zarar getirecekse yapacaklarım varsın olamsın o sitedğim vatan. yerin dibine batsın.
türkiyede türk milliyetçiliğini türk ırkçılığını yapmak suç değil ancak kürt milliyetçiliğini yapmak suç sayılıyor. bu bana hep bir çelişki olarak gelmiştir. ( sizce de öyle değil mmi?) çünkü bir işi yapma serbestisini bir vatandaş olarak kendinizde buluyorsanız karşınızdaki adama normal olarak bu özgürlüğü veriyorsunuz(istisnalar vardır...). madem ki türkiye çok kültürlü çok milletli bir yapı o zaman ikisine de izin verilmeyecek. ya da birisine izin veriliyorsa diğerine de verilmeli. ama yok eğer "türkiye türklrindir" deniliyorsa o zaman pkk da çıkar başka şeyler de çıkar.
kürt milliyetçilerin çıkmasına sebep olanlar türk milliyetçileridr. etki-tepki prensibi gereği. iksine de karşıyız. milliyetçilğin nereye varacağı belli. masum bir halk savunmasından faşizan tutumlara varıyor. örnek olarak son zamanlarda olan cinayetler. bakıyoruz ki bunu yapanların hepsinin uzantısı milliyetçi kesime dayanıyor.
ben 2007 de üniversiteye yerleştim.devlet yurdunda kalıyordum. inanın acayip bir psikolojik baskı altındaydık. her hafta gelirlerdi her seferinde farklı şeyler söylerlerdi.burada ayrıntısına giremeyeceğim. bu ve başka çeşitli sebepllerle bıraktım. şimdi tekrar hazırlanıyorum.
daha çok şey yazmak isterdim. şimdilik bu kadar olsun. sizin gibi insanlara ihtiyacımız var.
son olarak diyorum ki "gaza gelmeyelim"
selam ve duam ile kalın..........
Yazan: ebuturab Tarih: April 14, 2008 12:58 AM
AVRUPA’NIN PKK TERÖRÜNE BAKIŞI DEĞİŞİYOR MU?!..
BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞAMALI MI?
Terör ve şiddet konusunda Avrupa kamuoyu 1990’lı yıllara kadar biraz kaygısız, biraz da romantik bir yaklaşım içindeydi. Ancak bu tavır, 11 Eylül’den sonra radikal biçimde değişti. Terörün her şehri ve herkesi vurabileceği, dehşet veren televizyon görüntüleri ile geniş kitlelerce görüldü. Bu yüzden, terör ve şiddetin romantik “bağımsızlık mücadelesi” olarak algılanması, artık hiçbir Avrupa ülkesinde mümkün değil.
Avrupa Parlamentosu’nun son oturumunun (11 Nisan 2008) ana gündem maddelerinden biri terördü. Avrupa Parlamentosu’nun konuyu ele almasının iki nedeni vardı. Birincisi, 11 Eylül’den sonra birçok AB ülkesinde “anti terör yasaları”nın gündeme gelmesiyle, özellikle liberal politikacıların, temel hakların ihlali konusunu dile getirmeye başlamaları. İkincisi ise, terörle mücadelede üye ülkelerin genellikle güvenlik güçlerine endeksli ve bununla sınırlı bir yaklaşım içerisinde olmaları.
Avrupa Parlamentosu, 12 Ocak 2008’de aldığı bir kararla, terörle mücadelede ancak çok boyutlu bir strateji ile başarı sağlanabileceğini ve sorunun sadece güvenlik güçlerine bırakılamayacağını vurguladı. Bu mücadelede, temel hakların bile demokrasi ve insan haklarına saygı gözetilmek kaydıyla sınırlanabileceğini belirten Parlamento’nun yaklaşımı oldukça yeni ve şaşırtıcıdır. İkiz kulelere saldırı ile başlayan, İstanbul, Madrid ve Londra’daki terör eylemleri ile Avrupa kamuoyunun bilincine iyice yerleşen terör sorunu, Türkiye’deki PKK terörüne bakışta da bir dönüm noktası olmuştur.
Terör ve şiddet konusunda Avrupa kamuoyu 1990’lı yıllara kadar biraz kaygısız, biraz da romantik bir yaklaşım içindeydi. Terör veya şiddet, “milli bağımsızlık” veya “despotizme karşı mücadele” yolu olarak görülüyor, bir bakıma anlayışla karşılanıyordu. Şiddet, eski Avrupa sömürgelerinin veya Vietnam gibi ABD’ye karşı direnen hareketlerin, başka politik seçeneği olmadığı için başvurduğu politik bir “mücadele metodu”, yani “haklı bir direniş” olarak algılanıyordu. Bağımsızlık mücadelesi veren bu grupların dünya görüşü, siyasi projeleri, insan hakları ve demokrasiye bakışları incelenmeksizin destek buluyordu.
Bu saf yaklaşım, 11 Eylül öncesi iki olayda derin yara aldı ve sorgulanmaya başlandı. Birincisi, Kamboçya’da Pol Pot rejiminin uyguladığı toplumsal terör ve milyonlarca insanın öldürülmesiydi. İkincisi, İran Şahı’na karşı direnişi bir demokrasi mücadelesi olarak gören Avrupa kamuoyunun, yeni rejimin, Şah dönemini aratacak cinsten bir despotizm olduğunu iş işten geçtikten sonra görmesiydi. Buna rağmen Avrupa’da şiddet ve teröre yönelik derin bir dönüşüm yaşanmadı. Zira, İran ve Kamboçya gibi ülkeler Avrupa’dan uzaktı. Avrupa’da yaşanan terör ise, “rasyonel” ve “bölgesel” bir olay olarak görülüyordu. Filistin, IRA, ETA terörü gibi…
Belçika, kendisine sığınan IRA ve ETA teröristlerini İngiltere ve İspanya’ya vermekte direndiği gibi, bu örgütlerin Belçika’da yürüttükleri politik aksiyonlarına da göz yumuyordu. Bu yüzden Belçika ile İspanya ve Belçika ve İngiltere arasındaki gerginlik, bu ülkelerin AB üyesi olmalarından sonra da sürdü. Bu, siyasi sığınma hakkına saygıdan kaynaklansa da, özünde “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” politikasının bir göstergesiydi.
İspanya’ya özgü bir sorunun Belçika’ya ithal edilmemesi politikası, Türkiye için sorun olan terör örgütleri DHKP-C ve PKK için de uygulandı. Belçika ve Fransa gibi ülkeler, PKK terörünün Türkiye’nin sorunu olduğu düşüncesiyle bu örgütle çatışmama yolunu seçtiler. Almanya da benzer bir politika uygulamakla birlikte, terör örgütleri PKK ve DHKP-C’ye karşı diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha sert tavır aldı. Ancak bunun nedeni, Türkiye ile dayanışma değil, PKK’nın 1990’lı yıllarda Almanya’da uyguladığı terör eylemleriydi. Alman güvenlik güçleri PKK üst kadrolarını tutukladı. Bu kadrolar büyük ihtimalle bir tür pişmanlık yasasından yararlanıp birkaç yıl yattıktan sonra çıktılar ve Almanya’da PKK terörü geçici bir süre de olsa durdu.
Ancak, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” yaklaşımı 11 Eylül’den sonra radikal bir şekilde değişti. Terörün, her şehri ve herkesi, cins, ırk, yaş gözetmeksizin vurabileceği, yalnız güvenlik güçlerince değil, dehşet veren televizyon görüntüleri ile geniş kamuoylarınca da görüldü. Bu yüzden, terör ve şiddetin romantik “bağımsızlık mücadelesi” olarak algılanması, artık hiçbir Avrupa ülkesinde mümkün değil. AP’nin konuyu sık sık gündemine alması da tesadüf değil. AB ülkeleri, kendi milli anti terör yasaları olmamasına rağmen 11 Eylül’den üç ay sonra AB’nin anti terör yasalarına “evet” dediler. Ortak terör örgütleri listesi çıkardılar ve bunu kamuoyuna duyurdular. Üye ülkeler arasında politik sığınma hakkının olamayacağına karar vererek, Belçika gibi ülkelere ETA ve IRA teröristlerinin sığınmasını engellediler. Bu süreçte PKK (KADEK, KONGRA-GEL) ve DHKP-C de AB’nin ortak terör örgütleri listesine alındı. Uygulamada, Türkiye’nin arzuladığı baskı görülmese de, PKK ve DHKP-C terör örgütleri Avrupa’da artık 1990’lı yıllardaki kadar rahat çalışma ortamı bulamıyor, mali kaynak oluşturup, bankaları kullanamıyor.
Şüphesiz Türkiye, bu tip terör örgütlerine karşı Avrupa’da daha etkin mücadele verebilir. AB üyesi ülkelerin EUROPOL (Avrupa Birliği Polis Teşkilatı) kapsamında sürdürdükleri anti-terör mücadelesi, oldukça önemli bir platform. Bu kuruma önemli bilgi akışı sağlanıyor ve kullanılabilir veri bankaları oluşturuluyor. Türkiye’nin EUROPOL sözleşmesine katılması bugün mümkün olmasa da, gözlemci olarak yer alması mümkün. Bu yolla hem EUROPOL’ün, hem AB üyesi ülkelerin güvenlik güçlerini Türkiye konusunda hassaslaştırmak imkanı olduğu gibi, bilgi paylaşımı ile terör örgütlerinin (PKK, DHKP-C) AB ülkelerini “hinterland” olarak kullanmaları da engellenebilir.
Nitekim, EUROPOL tarafından yayınlanan “Avrupa Birliği’nde Terörizmin Durumu ve Eğilimler 2008” başlıklı raporda (7 Nisan 2008), geçen yıl Avrupa’da gerçekleştirilen saldırıların büyük çoğunluğunun ayrılıkçı nitelik taşıdığı belirtilerek, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, sahtecilik, haraç gibi organize suç faaliyetlerinden elde ettiği milyonlarca doları silah alımında kullanan terör örgütü PKK’nın, gerçekleştirdiği ayrılıkçı saldırılarla Avrupa Birliği’nin güvenliğini tehdit ettiğine dikkat çekildi.
EUROPOL’ün raporunda, 2007 yılında Almanya’da gerçekleştirilen ayrılıkçı eylemlerin tamamının arkasında yasaklı PKK terör örgütünün bulunduğu, geçen yıl Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda ve Slovakya’da 38 PKK’lının tutuklandığı, PKK terör örgütünün sadece Türkiye için değil, Avrupa ülkelerinin kamu düzenleri için de tehdit oluşturduğu vurgulandı.
Avrupa Parlamentosu’nda 8 Nisan 2008 tarihinde bir konuşma yapan EUROJUST Başkan Yardımcısı Michele Coninsx de, “Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın Avrupa’daki faaliyetleri provokasyon, eğitim, örgüte üye kazandırma, haraç, insan ticareti ve uyuşturucu üzerinde yoğunlaşıyor. Terör örgütü PKK, bunları başka bir yerde değil, yasaklı olduğu Avrupa’da ve uzun zamandır yapıyorlar. Ancak PKK’lı teröristlerin bu eylemlerine karşı bazı Avrupa ülkelerindeki yasal yetersizlikler nedeniyle fazla bir şey yapılamıyor. Terörle mücadelede başarılı olmak ve teröristlerin masum insanlara yönelik eylemlerine son vermek istiyorsak, finansman, provokasyon, yeni üye sağlama ve propaganda gibi eylemlerin ne olduğu konusunda daha uyumlu bir yaklaşım sergilemeliyiz” diyerek, terör örgütünün ancak etkili bir koordinasyon ve işbirliği içinde çökertilebileceğinin altını çizdi.
Hiçbir ülke kendi sınırlarının güvenliğine, meşru müdafaa hakkına ya da küresel ekonomideki payına güvenmemelidir. Hiçbir ulus dünyadaki terörizmle savaşı kendi başına kazanabileceğini de düşünmemelidir. Politik sınırları şeffaflaştıran gelişmeler, dünyanın hiçbir ülkesinin yeryüzünün diğer bölgelerindeki sosyal, ekonomik, politik huzursuzluk ve çalkantılardan bütünüyle bağışık olmasını mümkün kılmamaktadır.
Hiçbir toplum kendi demokratik/anayasal düzenini dinamitleyecek gelişmelere tepkisiz kalamaz. Terörle mücadeleyi tek başına başarmak mümkün değil. Terörü yöntem olarak benimseyenler, yeni destek alanları oluşturmaktadırlar. Uluslararası toplumda anlamlı dayanışma olmazsa, çabaların etkisi olmadığını kabul etmek gerekiyor.
Terörizme karşı uluslararası mücadele ve işbirliği konusunda BM ve bağlı kuruluşların geliştirdikleri geniş kapsamlı 12 sözleşme ve protokolden oluşan uluslararası anlaşmalarla, terörizmin finansmanıyla mücadele için gerekli yasal zemin oluşturulmuştur. Ancak terörle uluslararası mücadelede başarı sağlanabilmesi için BM’nin ve bağlı kuruluşların almış oldukları kararlar ile terör örgütleri listesi yayınlanması tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Bu nedenle alınan uluslararası kararlar ülkeler tarafından samimi şekilde süratle uygulamaya geçirilmelidir.
Nail Amudi
nailamudi@yahoo.com
Yazan: nail amudi Tarih: April 17, 2008 4:31 PM
"AK Parti’yi kapatmaya hazırlanıyorsunuz. DTP zaten yolda. Yani Kürt vatandaşların oy verdiği bütün partileri kapatmış olacaksınız. Peki bu adamlar “artık bu iş kabak tadı verdi, bize müsaade, Cumhuriyetiniz sizin olsun, bizi ancak Kürdistan paklar” derse, ne yapacaksınız?"
Ne yapacaklar? Din iman vatan millet sakarya uğruna milliyetçi dindar imanlı, "kürt" sözcüğünden ürken, kürtçeye tahammülü olmayan vatan evlatlarını cihada ve şehadete yollayacaklar. Umarım anlatmak istediklerim anlaşılır.
Yazan: ahmet Tarih: April 24, 2008 12:09 AM
Bütün insanlığı Allah'a havale ediyorum. Özellikle de ortadoğuda yaşayan, kendini müslüman olarak ifade eden Türk, Arap ve Fars milletlerini.
Bu nasıl bir insanlıktır; bu nasıl bir müslümanlıktır; bu nasıl bir vicdandır; bu nasıl bir ahlaktır; bu nasıl bir mantıktır????
Ortadoğudaki Türkler, Araplar, Farslar kendi dillerinden,tarihlerinden ballandıra ballandıra bahsedecekler; kendi Irk emperyalizmlerini milliyetçilik adı altında dünyaya yaymaya çalışacaklar; kendi dillerini, tarihlerini, kültürlerini yaşatmak için okullarında istedikleri gibi eğitim yapacaklar FAKAT iş Kürt olan sözde kardeşe gelince adına terör diyecekler, adına bölücü diyecekler, adına HAİN diyecekler!!!!
EYYYY BÜYÜK ALLAH'ım!!!
Bu yeryüzündeki, özellikle de ortadoğudaki müslümanlara inanmıyorum. Hani senin dininde eşitlik vardı? Hani senin dininde olan insanlar kardeşinin haklarına saygı gösterirdi?
Hani senin dinindeki en hassas noktaların başında KUL (yani İNSAN) HAKKI vardı?
Hani senin gönderdiğin İSLAM dininde asla affedilemeyecek tek günahın KUL (İNSAN) HAKKI olduğu bildirilmişti??
Türkler, Araplar, Farslar bizim gözlerimizin içine baka baka kendi dillerini, kültürlerini geliştirip hava atarken ve içlerinden bazıları bizim tarihimizle, dilimizle, kültürümüzle açık açık dalga geçiyorken neden Kürtlere en temel haklar çok görülüyor???
Ey büyük Allah'ım bu ortadoğuda Kürtlerin en temel haklarına izin verilmiyor. Bu yasağı koyanlar da sözde eşitlik, adalet gibi konularında dünyaya örnek olduğunu ilan eden ortadoğudaki müslüman Türkler, Farslar ve Araplardır.
Bu nasıl müslümanlıktır Allah'ım??
Biz hakkımızın verilmediğini düşünüyoruz.
Sen adalet sahibisin ey büyük Allah'ım!
Eğer bizim hakklarımızı sözde kardeşlerimiz gaspetmişlerse biz, en azından ben hakkımı ebediyen helal etmiyorum!
Neden Türk'ün,Arap'ın, Fars'ın dili, kültürü geliştirilmek istendiğinde ayakta alkışlanıyorken neden Kürt kendi dilini, kültürünü geliştirmeye çalışırken hain oluyor??
Bir insanın kendi kültürünü, dilini geliştirmesi için bunları okulda yani eğitimde kullanması gerekmiyor mu? Sadece bir Kürtçe kanala dahi tahammül edemeyen bir ülkede yaşıyoruz.
Eğer İslam'da gerçekten eşitlik, adalet, insan (kul) haklarına saygı varsa bu dine sonuna kadar inanıyorum fakat yoksa dilim inanıyorum dese beynim, gönlüm razı değil!!!
Ey büyük Allah'ım
mazlum, ezilen ve hor görülen Kürt kullarına yardım et. Bir çıkış yolu göster. Ortadoğudaki Türkler, Araplar ve Farslar tarafından sürekli soykırım ile tehdit ediliyoruz. Zaten yakın tarihte en son Arapların soykırımına uğradık.
Ortadoğuda sıkışan daha doğrusu kendisine müslüman diyen insanlar tarafından sıkıştırılmış bu kullarına yardım et!
Tek sığınacağımız yer sensin yarabbim.
BM, ABD, AB'den de hayır yok. Herkes kendi menfaatleri uğruna bir halkın korkutularak apaçık asimile edilmesine alkış tutuyor.
Ey büyük Allah'ım milliyetçi değiliz biz.
Kendi dilimizi, kültürümüzü başka milletlere hava atma aracı olarak kullanmayı bizlere de nasip etme yarabbim!!!
Tek istediğimiz kendi değerlerimizi diğer insanlar gibi kullanabilmek.
Dünyadaki diğer insanlar gibi eşit haklara sahip olmak.
Amin.
----------------
Dua özel olarak yapılır. Ama sözde müslüman inkarcılara hakkımızı helal etmediğimizi belirtmek için de burada yazmayı tercih ettim.
Yazan: metin Tarih: June 3, 2008 10:07 AM
Bu ne cüret ya!AKP kapatılırsa Kürdistan kurulurmuş!Sanki kurulmadı da!Bunların sayesinde fiilen kurulmuş zaten geriye hukuken kabul edilmesi kaldı bi tek..kapatılmazsa Türkiye Kürdistan olacak!!!Uyanın artık Türklerrrr...Bugün Milli eğitim Bakanlığında Kürt değil de Türkseniz eğer bir okulun müdür yardımcılığına bile getirilmiyorsunuz!!!Kürt-İslamcı kadrolaşma bütün hızıyla devam ediyor...Yukarıdaki yorumları okursanız zaten AKP 'nin kapatılmasının en çok Kürtler'i rahatsız ettiği de açıktır!!
Ayrıca Türkiye'de Türk Milliyetçiliği yapmak kadar doğal bişey yoktur!!!Bu devleti biz kurduk daha önce kurduğumuz onlarcası gibi ....Ve batı desteği de olmadan.....Çok ilginç AKP nin kapatılmasından rahatsız olan kesimlere bakar mısınız:
AB:Osmanlı'yı insan hakları ve demokrasi adı altında parça parça parçalayan Avrupa!
ABD:BOP projesiyle Kürdistan kurmayı planlayan
eş başkanlığına da Tayyip'i getiren küresel güçlerin maşası büyük abi ...bizi çok seviyordur eminim...Irak'ı da çok seviyordu...sevgisinden paramparça etti...
AB ve ABD'nin desteklediği Kürt-İslamcı cenah!!!!
Satılmış medya patronları,Gülen cemaatine bağlı diğerleri....
Eğer Türk Milleti bugün uyanmazsak yarın çok geç olacak!!!!!
Yazan: fatma Tarih: July 3, 2008 3:40 PM
Çok zekice bir paranoya!!!!neden burdaki yorumlar hep Kürtler'e ait çoğunlukta...bu bile bakış açınızı ,niyetinizi belli ediyor....Yazıklar olsun size....
gelişmeymiş....dış borç olmuş 450 milyar dolar....bütün varlığımız satılmış....Kıbrıs sessiz sedasız elden çıkarılıyor...Büyük şehirlerimiz Kürt mafyasının eline geçmiş...
tabi bu gelişmeye en çok sevinenler malum..
Kürtler,.... cemaati,AB,ABD,Fener Rum Patriği, ünlü modacımız Cemil ...Ve ağzından bir kere bile Türk sözü çıkmamış bir Türkiye Cumhuriyeti başbakanı....ve 301. madde....Türklüğe hakaret etmenin suç sayılmasından rahatsız olan başbakanı...Yalnız ve güzel ülkemin sahipsiz evlatları...Yarın çok geççç....
Yazan: fatma Tarih: July 3, 2008 3:57 PM
Yorumları okuyunca kimin daha çok paranoyak olduğunu şaşırmadım diyemem. Huu, fatma Hanım.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: July 7, 2008 11:31 AM
inşallah kurulur
Yazan: allahin izniyle Tarih: July 12, 2008 8:09 PM