« Bu Laiklik, Sovyet Laikliği | Ana Sayfa | Laik Devlette İçki Yasağı »

March 24, 2008

Türkiye’yi Dindarsızlaştırma Projesi

[24 Mart 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Yargıtay Başsavcısı, AK Parti’nin kapatılmasını isteyen iddianamesinde laikliğin “dinsizlik” olmadığı yönündeki bildik klişeyi tekrarlıyor. Aslında haklı. Onun ve diğer rejim gardiyanlarının kafasındaki laikliğin özü “dinsizlik” değil, “dindarsızlık”. Hedef, Türk toplumundan dindarlığın kökünü kazımak.

Sayın Başsavcı’nın yorumları ve alıntıladığı Anayasa Mahkemesi kararları, bu konuda bizleri aydınlatan incilerle dolu. Öncelikle laiklik, sadece devleti değil, toplumu ve bireyleri de tanımlayan bir ilke olarak tarif ediliyor. Yani devletin laik olması yetmiyor. Onun minik kopyaları olması istenen biz vatandaşların da laik olması lazım.

Peki ne demek bu? Alın size tarifi:

“Laiklik ilkesi toplumun akıl ve bilim dışı düşüncelerle yargılardan uzak kalmasını amaçlar.”

İslamiyet gibi ilahi dinlerin öğretilerinin önemli bir kısmı da “akıl ve bilim” yerine “inanç” temellidir. Örneğin ahiretin, vahyin veya meleklerin varlığına “iman” edilir.

Anlaşılan işte böylesi itikatlar laik devletimizin bizi kendisinden “kurtarmak” isteği düşünce ve yargılar!.. Nitekim başsavcı, iddianamesinde sık sık laikliğin insanı “kul olmaktan kurtardığını” da vurguluyor. Dahası, Başbakan Erdoğan’ın “suçları” arasında şu sözü de, hem de altını çizerek, aktarıyor: “Allah'a kul olmanın hazzını yaşayacağız.”

Ben Türkiye laikliğini “Sovyet laikliği”ne benzetirken tam da bunu kast etmiştim. Sovyet rejimi de “akıl ve bilim”in gereği olarak gördüğü diyalektik materyalizmi tüm topluma dayatırdı. Bizde dayatılan felsefenin kökeni ise, Princeton Üniversitesi’nden değerli tarihçi Şükrü Hanioğlu’nun detaylıca gösterdiği gibi, 19. Yüzyıl Almanyası’ndan transfer edilen “vülger materyalizm”dir. (Buna mukabil ABD ve hatta Fransa gibi laik demokrasilerde, devlet topluma felsefe dayatmaz, aksine inanç ve felsefelere eşit mesafede durur.)

Ya, “Türkiye laikliği” böyle bir şey işte… Ama tekrar belirteyim; devlet vatandaşlardan illa “dinsiz” olmalarını istemiyor. Nitekim Sayın Başsavcı, dinin “vicdanlardaki yerine” olan saygısını hep vurguluyor. İstediği, dinin “vicdan”dan çıkıp da bireyin günlük yaşamını etkiler hale gelmemesi. Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bunu, “laik birey dinsel inançları ile yaşam alanını birbirinden ayıran kişidir” diye özetleyivermişti.

Yani ideal “TC vatandaşı”nın “yaşam alanı”nda dinin yeri olmaması lazım. Güne başlarken “bugün Allah için ne yapayım” dememesi; kıyafetini seçerken dini hükümlere aldırmaması; toplum içinde konuşurken Allah’tan, dinden söz açmaması lazım. “İç dünyası”nda ne yaparsa yapsın, ama orta yerde dindar olmasın. Dini başkalarına hatırlatmasın.

AK Partililerin “suçu” ise hem bizzat dindar olmak hem de toplumdaki dindarları özgür kılmaya çalışmak. Başbakan Erdoğan’ın iddianamede “kanıt” olarak sayılan sözleri arasında CNN’e verdiği bir mülakatta “ABD’deki din özgürlüğünü benim ülkeme de getirmek istiyoruz” mealindeki sözü de var.

Oysa, olur mu öyle şey, adam ülkeyi dindarsızlaştırmak için dükkan açmış, pardon rejim kurmuş, sen kalkıp din hürriyeti diyorsun. Meselenin özü bu…

Dolayısıyla önümüzdeki problem AK Parti’nin laikliğe uygun olmaması değil. Asıl problem, bizdeki otoriter laiklik anlayışının demokrasiye ve insan haklarına uygun olmaması. Ama bu, işin felsefi yönü. Bir de siyasi yönü var ki, onu yönetme konusunda da en büyük sorumluluk hükümete düşüyor. AK Parti’yi siyasetten silmek isteyenlerin motivasyonları arasında “din fobisi” kadar “kendi özgürlüğünü yitirme korkusu” da var. Bunu kışkırtmamak, aksine yatıştırmak ve hatta “tedavi etmek” gerek. Hükümet mutlaka dik durmalı, zaten de duruyor, ama gerilimi de düşürmeli. Sayın Cumhurbaşkanı’nın İlhan Selçuk meselesinde gösterdiği duyarlılık, iyi bir örnek.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 24, 2008 5:56 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Zihninize yureginize saglik Mustafa Bey. Laikci darbecilerin niyetlerini yillarca soyledik. Her sey gayet acikti. Saedece kendi soylemlerini koymak yeter idi. Bir yayinevi Apturaman'in 162 sayfalik edebi eserini kuitaplastirmis ibretlik olsun diye. Yorum falan ilave etmemis. Dunya mizah veya dehset literaturune katki olmus.

"Bunun demokrasi ile laiklik, hak, hukuk, ahlak, akil izan ile alakasi yok" dedik. Ben laikci doktorlardan "sorgulanmasi buyuk saglik problem olusturur fakat darbe yapmasinda tibben hicbir mahsur yoktur" raporu alan Ilhan Agabey'in ve "onunla gurur duyan" Turkiye'nin neyin pesinde oldugunu ortaya koymak icin hicbir mantiki muhakemeye gerek olmadigini, soylemlerini eylemlerini saymanin yeterli oldugunu dusunenlerden idim. Simdi herhalde itiraz eden kalmamistir.

Peki namuslu insanlar hangi tepkiyi vermeli. Bunu da Radikal 'de ender bulunan radikal bir yazar guzel ifade etmis. OPnemine binaen ikinci baski:

"Gökhan Özgün birkaç gün Radikal'de "özün özü"nü mükemmel bir şekilde dillendirmiş, şöyle diyordu:

"Bu tuzağa düşmeyin. AKP'nin kapatılma davasını bir münazara mevzuu haline getirmeyin. Bunun 'hukuki' olduğunu söyleyenlerle tartışma programlarında aynı masada oturarak, olanı biteni 'meşru'laştırmayın. Gayrimeşru olanı meşru bir zemine çekmeyin. Demokrasiyle uzlaşamayanlarla aynı masaya oturarak bir uzlaşma zemini mümkünmüş intibaı yaratmayın. Bütün bunlar, maalesef bir 'savaş' olarak tasarlanmış. Bu savaşı açanlar maalesef hiçbir bedel gözetmiyor. Bunu artık anlayın. Bunu artık görün. Tarafınızı seçin ve orada durun. 'Empati devri' ebediyen bitmiştir…"

Yazinin tamami:

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=21.03.2008&y=AliBayramoglu

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 24, 2008 10:19 AM

demokrasi aşığı liberal yazarlar,

nedense kemal alemdaroğlu, perinçek ve selçuk operasyonuyla ilgili pek bir yorum yapmıyorsunuz.

demokrasi tutkunları, böyle yapmayın lütfen. neredeyse samimiyetinizden şüphe edeceğiz... NEREDEYSE!

Yazan: sawyer Tarih: March 24, 2008 2:05 PM

Türkiye'de üç temel çatışma alanı bulunmaktadır:1-mezhep eksenli alevi-sünni çatışması. 2- ırk temelli türk-kürt çatışması 3- başörtüsü üzerinden yapılan laik- antilaik çatışması. bu çatışma alanlarının tarafları ideolojileri, tarafların çatışma alanlarındaki geçişkenlikleri v.b. konuları bir kenara bırakarak, 22 temmuzdan bu yana AKP nin bu çatışma alanlarıyla ilgili girişimlerine bakalım: alevi-sünni çatışmasının ortadan kaldırılması için, eksikliklerine rağmen, "alevi açılımı" adı altında bazı girişimler denenmiş ve başka açılımlar için zemin oluşturulmaya başlanmıştır. türk-kürt çatımasıyla ilgili olarak gerek bazı gönüllü kuruluşlar ve gerekse hükümet somut adımlar için girişimler başlatmış, diplomatik alanda muhataplar ikna edilerek bu arada sınırötesi operasyon yapılmıştır. son noktada ise başörtüsü için anayasa düzenlemesi yapılmıştır. bu girişimlerin ardarda gelmesi üzerine şöyle düşünmüştüm: "artık AKP için daha zor günler başlayacaktır." çünkü toplumun temel çatışma noktalarına çözümler üretmek için girişimler olması (başarılı olsun olmasın) bile kökü dışarıda bir şer şebekesinin harekete geçmesi için yeterlidir.
kanaat-i acizanemce bu gün yaşanan siyasi çalkantıların nedeni budur. AKP nin dünya kadar yanlışı olabilir. ama ona yapılacak son suçlama "laiklik karşıtı eğlemlerin odağı olmak" olur. zinayı şuç olmaktan çıkaran bir parti nasıl oluyor da laiklik karşıtı eylemlerin odağı oluyor? anlayamıyorum.
saygılarımla

Yazan: ertan aydin Tarih: March 24, 2008 3:43 PM

bekir bey yazdiklariniza diyecegim yok ama yadirgadigim bir mesele var niye "apturaman" diyorsunuz?
bir insan ucuk kacik davranip yetkilerini asmis olabilir despot davranislara girmis olabilir, bir kisim hezeyanlara dalmis olabilir ancak ona her durumda ismiyle hitap etmek gerekir ki bir seviye korunmus olsun diye dusunuyorum.hicbir sekilde ciddiye alinmayacak, dalga gecmeyi hakedecek sekilde de olsa bulunulan mevkiler, makamlar dolayisiyla ciddiyetle hareket edilmeli. kisaca mesela en cok karsilasilan ornekler olarak tayyip erdogan'a kil kapanlar rte, fethullah gulen'e kil kapanlar fettosh vs diyerek nasil gayri ciddi bir duruma dusuyorsa, elestirilerini ciddiyetten uzaklastiriyorsa aynisi diger insanlar icin de gecerli. hos savci da bunu iddaanamesinde "fetullah" diyerek yapmis ve capini belirtmis, iddaanamesinin kalitesini(!) ciddiyetini(!) gostermis ve vicdanlarda kisasi haketmis ama bence yapilmasa cok daha isabetli ve $ik olur..

Yazan: Anonymous Tarih: March 24, 2008 4:08 PM

Su "CHP'li muhaliflere" bayilirim. Cok cikti aslinda simdiye kadar. Eger Marsli olsa idim "Iyi ya ne guzel, demekki birileri bu fasizan, jakoben, milletin degerlerine dusman, kanun hukuk dinlemez gidisten rahatsizmis" derdim. Ama dunyali oldugum icin "bir kalemde gec" demeyi ogrendim.

Muhalefet ya niye benim akrabalarim, asiretlim degil de onunki rantin cogunu aliyor" seklinde menfaast, ego savasidir. Zaten ahlak, ilke gibi zararli kavramlara bulsanlar aninda tasfiye edilirler Ertigrul Gunay, Haluk Ozdalga gibi. Hic bir zaman ne bir ilke, ne bir ahlaki kaygidir "muhalefet sebebi", Turan Feyzioglundan Onur Oymen'e, Halk Koc'tan bir iki ay once DP Baskan adayligi tesebbusyu basarili olmayan simdi CHP'nin Basbuslyuguna goz dikmis gozuken Suheyl Batuim'a kadar. Ha Suheyl Batim dediniz de aklima geldi. Kendisi Yasiada hakimi Salim Basol, Savcisi Egesel ve 367 Sabih genegeginden cok "saygin bir hukukcudur". Inanmiyorsaniz okuyun da kendiniz karar verin:

CHP genel başkanlığı için Deniz Baykal'a rakip olmaya hazırlanan Prof. Dr. Süheyl Batum, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında ilginç sözler sarf etti.

İstanbul Barosu'nun düzenlediği panelde konuşan Batum, Anayasa'ya göre sadece vatana ihanetten yargılanabilen Gül'e siyasi yasak getirileceğini iddia etti. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi'nin düzenlediği 'Anayasa Değişiklikleri ve Parlamentonun Rolü' konulu panele eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk ve Süheyl Batum katıldı. Batum, soru-cevap bölümünde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AK Parti'ye açtığı kapatma davasını değerlendirirken, Abdullah Gül'e hakaret içeren sözler sarf etti. Milletvekili ve cumhurbaşkanı olmak için gerekli şartları sıralayan Batum, sözlerini şöyle sürdürdü: "Varsayın ki cumhurbaşkanını seçtiniz. Seçtikten altı ay sonra anladınız ki bu adam 40 yaşında değilmiş, ne yapacağız? Anayasa boş. Peki bir öğrendik ki biz bunu laikliği korusun diye getirdik, meğer laikliğe aykırı bir çetenin lideriymiş, şimdi olduğu gibi, yani iddia edildiği gibi. Çetenin reisiymiş, peki ne yapacağız o zaman? Anayasa öngörmemiş. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da diyor ki, 'Bak bu öngörülmemiş, bu adam düşürüldüğü zaman, sen Anayasa Mahkemesi, kararını ver bunun' diyor. Ya 'Böyle diyorlar' de kapat, ya de ki 'Bana ne kardeşim ben ilgilenmiyorum, yap anayasanda değişikliği' de; ya da sen bu maddelerden yola çıkarak de ki 'Evet haklıdır, öngörmemiştir ama bu, bu, bu gerekçelerle bunu da kabul ediyorum' de düşür, diyor."

Eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ise cumhurbaşkanlığı seçiminin kırılma noktası olduğunu ifade ederken, Abdullah Gül'ün seçilmesini önlemeye çalıştığını dile getirdi. Türkiye'de zaman zaman antidemokratik uygulamaların görüldüğüne dikkat çeken Hüsamettin Cindoruk, "Ama bir başka ülkede, İran'da böyle bir toplantı yapabilir miydik? Ya da geçmişte diktatörlüklerin olduğu ülkelerde. Toplantı yaptık, düşüncelerimizi söyledik. İktidar partisini iyice fırçaladık. Yarın öbür gün buna benzer toplantıda dozumuzu artırabiliriz. Kötümser olmak gerekiyor. Aksiyonu çoğaltalım. Hareketi çoğaltalım." diye konuştu.

Mühenna Kahveci, İstanbul

Yazan: Elciye zeval olmaz Tarih: March 24, 2008 5:18 PM

Sn. Anonymous,

Tiye alma, kara mizah, istihza, tarih boyunca etkin bir egemen despotlara direnis aracidir. Sovyet despotizmini dize getirmekte cok onemli rol oynamistir.

Benim icin bu anlama kaabilyeti olanlara isyanimin, duydugum tiksintinin dercesini anlatmak icin gerekli. Aslinda "iddianamesinI" kendisi yazdi ise (ki yazmadigini ogrendik, Dogu Perincek, YARSAV Baskani, Ilhan Selcuk ve gazete kurpurleri derlemesi oldugu ortaya cikti) Apturaman kendisine bu isimle hitap etmemden hic te rahatsiz olmamali. Cunku Abd-ur-Rahman (Rahman olan Allah'in kolesi, kulu) dersem iddianame olcutlerine gore laiklige karsi suc islemis olurum. Mustafa Bey'in yazisinda iddianameden alinmis laiklik tanimina dikkatinizi cekerim. Ayrica iddianamede RTE'nin "hepimiz Al;lah'in kuluyuz ayrimcilga ne gerek var" ve "Turk_kurt kardesiz; aramizda ayrica din bagi var" ve "bas ortlu ile bas ortusuzu el ele gormek istiyorum; hepsi canim cigerimdir" gibi SUC DELILLERI sunuluyor. Bu standarda gore Laik Cumhuriyetin Bassavcisina Allah'in kulu demek suctur!


Hassasiyetinize saygi gosteriyorum fakat bunu genel bir olcut olarak kullanmaniz problemli. Hele hele Bassavcinin Anayasa Mahkemesine sundugu "iddianamesinde" (bakin bu pacavraya dahi iddianame dedirttiniz bana) kullandigi lisani vucudunun her hucresi bu ahlaka, insanliga, demokrasiye tum guzel degerlere karsi darbeye isyan eden bir yorumcunun lisani ile kiyasliyiorsunuz. Bu sizin kabahatiniz olmaktan cok icinden gecmekte oldugunmuz cinnet hali hakkinda bilgilendirici (yok kinaye falan degil; size tas ta yok).

Sayin Mustafa Bey'e Niye Darbeci buyuklerimizin "en demokratrik haklari olan darbe ozgurlugunun kisitlanmasi konusunu yazmiyiorsun " diyen OZGURLUKCU yorumcu,

Bu konuda bilgi eksikligini benim blogda giderebilirsin. Gunde 5 yazi yaziyor birini yayinliyorum. "Ayrica Kur'an'da basortusu varmi" (su 100 kusur yorunmlu olani) ve diger basliklar altinda bu doktorlarin verdigi "sorgulanmasi olum tehlikesi olusturur fakat darbe yapmasinda tibben mahsur yoktur" raporu ile tutukluluktan kurtulan fasist kidemli darbeciler hakkinda birkac yorum yaptim. Ayrica gazeteler, (Radikal'den Yildirim Turker ve diger yazar Ozgun'mu idi ne idi soyadi) bu dabecibasinin hakki vs. milletin hakki uzerine yazilarla dolu. Hangi gezegende yasiyorsun?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 24, 2008 6:35 PM

Taraf Gazetesi Ilhan-Kemal-Dogu agabeylerin Eregenekon Cetesi'nin Danistay yamyamliginin aynisini Yargitay icin de tekrarlamayk uzwere olduklarini ortaya cikardi. Evet Apturam,angiller de gozlerini kirpmadan feda edeceklerdi.
BKz.
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/03/24/bir-darbeye-hazirlik-araci-olarak-yamyamlik/

Bu dehset verici bilgi uzerine CHP Harekete gecti. "Hukumet ceteleri cokertsin" dedi Kemal Anadol. Yok canim heyacanlanmayin darbeci, katil cweteleri degil. "BU HABERI SIZDIRAN CETELERI". Walla Kemal Bey, diger ceteleri bilmem ama beni ve diger wordpress blogcularini Harun Yahya cokertti.

Not: Darbecilik sektorunun duyeni, ve Yuksel Darbne Konseyi'nin degistrilmesi teklif edilemez "tabii lideri" Ilhan Agabeyin "yas durumu" uzerine tartismalar, ifade edilen darbecilerin ozgurlukleri, haklari, emekleri konulari uzerine daha onceki askeri Darbeleer Hukuku calismama ilave olrak Sivil Darbecilerin Sosyal ve Demokratik Haklari uzerine bir kabnun teklifi uzerinde calisiyorum. Pek yakinda.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 24, 2008 8:14 PM

Bassavcimiz gibilerin daha hala bir cemaat anlayasindan hareket ediyorlar. Onlarin alnayamdigi türk toplumu cemaatlarden degil bireylerden olusdugdur. Bir birey dindar olabilir, hatta bunu hayat tarziylan yada habitusunlan gösteriri, ama ayni sekilde demokrat a ola bilir. Mesela bir dindar sunni, alevilerin ibadet özgürlügü icin mücadele edebilir. Sanki bütün dindarlar bir kocaman tarikat icinde yasiyorlarmis, ve onlarin ne yapicaklarini bir seyh söyliyormus gibimi algiliyorlar bu insanlar dindar kesimi? Ya Tarikatlar cemaatlar arasinda bile görüs ayriliklari var, hatta bütün tarikatlara yada cemaatlere katilan insanlar tek tip robotlar degil!
Bence iki sorun var:
1. Bu insanlar Islam dini ve dindar insanlar hakkinda zerre kadar birsey bilmiyorlar. Onlar kendi laik gettolarinda yasiyorlar, Ilhan Selcuk okuyorlar.
2. Bu insanlarin yabanci dil bildiklerinden bile süphem var, varsada galiba kiz tavlamak icin. Ya da var, ama dünyadaki tartismalari takip etmiyorlar yada daha kötüsü bu tartismalari kavrayamiyorlar. Hayir böyle Fi tarihinde kalma bir laiklik anlayasi olurmu ya. Batida birisi ciddi ciddi bu laflari etse,, ki maalesef ediyorlar, ona gülerler.
Bence laik kesim daha hala cemaatci halet i ruhiyesinden kurtulamadi, onun icin terafinda ne olduklarini anlayamiyorlar, onun icin sacmaliyorlar ve komik duruma düsüyorlar.

Yazan: cueneyd Tarih: March 24, 2008 10:12 PM

Bir kere maddiyatla maneviyatı ayırmamak gerekir.Sayın Sezer bu sözleri söylerken yeni uyanmış halde idi herhalde.Dine inanıcam ama din içimde kalıcak!Gülünecek şey gerçekten

Yazan: Muhammedali Tarih: March 24, 2008 11:05 PM

bekir bey esasinda haklisiniz, zamaninda ilk materyalistlerimizden Abdullah Cevdet icin de adi dolayisiyla icinde bulundugu ironiden dolayi insanlar Aduvullah Cevdet yani "Allah'in dusmani Cevdet" diyerek tepkilerini dile getirmislerdi. keske apturaman'in da bu sekilde $ik bir anlami olsa... neyse.

aslinda garip olan dini tezahurun en ufak kirintisindan rahatsiz olan bu insanlar icin kendilerine her isimleriyle hitap edildiginde "rahman" sifatini duymaya nasil katlanabildikleridir. galiba cocukluktan daha karakter olusmadan geldigi icin alisilmis oluyor. zaten bu gibi insanlarin eger iki ismi olursa muhakkak ki dini cagrisimlari daha az olani kullandiklarina siklikla sahit olmusumdur.

Yazan: Anonymous Tarih: March 25, 2008 11:09 AM

Esas Ingiliz Ms. Saylan ne diyecek bu ise. Hatirlarsaniz "bu ulkede bizim istemedigimiz olmaz" diyen madam, bilmem nereyi ziyaretinde bale ogretmeninin isminin Muhammed olmasindan duydugu izdirabi haykirdiktan sonra "bu masalarda namaz kilmak yerine bale yapan nezsiller blah blah..." buyurmuslar idi de toplu cumaa kilanlar yaninda masada namaz kilan seriatcilerin de varligini kesfetmis idik!

Bak seriatciler ve Ingiliz madam dediniz de aklima geldi. "Haberde Radikalizm Demokrasi Gereğidir” gazetesinin su yuzune cikardigi Denizli faciasini duymadiniz mi? Ah, what a shame!

Buyurun ve kiyagimi unutmayin :

http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/03/25/siz-bizim-malez-pardon-denizlilestiremediklerimizdenmisiniz/

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 25, 2008 4:17 PM

Saygıdeğer Bekir Abi;
wordpress uzantılı linklerinizi ben açamıyorum bir türlü, bu sorun herkeste mi var yoksa sadece bende mi var bilmiyorum. yazılarınızı zevkle okuyorum fakat kendi sayfanıza ulaşamadığım için de çok üzgünüzm. saygılar.

Yazan: yuksel Tarih: March 25, 2008 11:53 PM

George Orwell’ın ünlü romanı 1984’ten yola çıkarak bir durum değerlendirmesi yapmak isterim. Sinemaya da uyarlanmış bir romandır.

1984 adlı romanda dünya, sürekli olarak birbirleriyle savaşan Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya adlı üç büyük devlete ayrılmıştır. Ayrıca, adı geçen üç büyük devletin ele geçirmeye çalıştığı, Ortadoğu, Orta Afrika ve Güney Hindistan'ı içine alan ara bölgeler vardır. Dünya nüfusunun beşte birini oluşturan ara bölgeler, üç devlet arasında sürekli el değiştirir. Ara bölgelerde yaşayan halklar, elden ele geçirilen köleler durumundadır.
Okyanusya’da yenikonuş dili vardır ve bütün kelimelerin anlamları değiştirilir. Kelimelerin ikinci anlamı unutturulur. Eşitlik kelimesi, sadece insanlar boy pos, kuvvet bakımından eşit oldukları şeklinde insanlara öğretilir. İnsanlar siyasi eşitlikten haberi olmadığı için böyle bir şeyi talep de etmezler. “Eski” ile olan tüm bağlar suçtur ve insanlar devletin ajanları tarafından devamlı gözlenir ve suçüstü yapılarak yakalanır. En büyük suç ise, düşünce suçudur. Hatta teleskrinle (bir nevi kamera) devlet tarafından gözetlenir. İktidar, "bürokratlar, bilim adamları, teknisyenler, işçi sendika önderleri, halkla ilişkiler uzmanları, okutmanlar, gazeteciler ve usta politikacılar"dan oluşur.

Winston Smith, Büyük Birader'e(Okyanusya’nın yöneticisi) meydan okumaya çalışır, Julia ile birlikte düzene karşı gelerek kendilerine yeni bir yaşam kurmak ister. Yakalanırlar. Akıl almaz işkenceler görürler. Winston’un tüm o akıl almaz işkencelerden sonra yılmasına sebep olan son işkence şudur: Başına bir kafes geçirilmiştir ve kafesin diğer bölmesinde fareler vardır. Manivela çalıştırılır ve fareler onun kafesine doğru koşuşturmaya başlarlar ve “Bana değil Julya’ya yapın çığlıklarını atar.”

Winston pes etmiş, Diktatörlük kazanmıştır; artık iki kere iki sorusunun cevabı, parti istediği için, dört değil, beştir; hürriyet esarettir, tanrı İKTİDARDIR.

Şimdi, şöyle bir zihin jimnastiği yapalım:

Winston Smith biz olalım yani halk.

Julia demokrasi olsun.

O’Brien, dayatmacı, otoriter zihniyetin kurumları olsun.

Büyük Birader, otoriter zihniyet olsun.

O fareli işkence de en büyük korkumuz, yani darbe olsun.

Ne yapacağız? Tüm bu keşmekeşin sonunda, Winston gibi iki kere ikiyi beş mi yapacağız, Julia’yı terk mi edeceğiz ve bize işkence ettirene sevgi mi duyacağız?

Yoksa…

Yoksa sen-ben davasına düşmeden, tüm haksızlıklara karşı çıkıp, eşitliği herkes için isteyip, demokrasiye, özgürlüğe yani yeni bir hayata/düzene kavuşmak için sabırla mücadeleye devam mı edeceğiz?

Çok zorlayacaklar, laik-antilaik diyecekler, Kürt-Türk diyecekler, Alevi-Sünni diyecekler...Yetmeyecek rejim tehlikede deyip bahanelerini terörle desteklemeye çalışıp suçu başkasının üzerine atacaklar... Yetmeyecek... dine savaş açıp devlet dinini dayatacaklar... YETMEYECEK!...

Ne yapacağız hakikaten?



Yazan: suzannur Tarih: March 26, 2008 3:40 AM

Tesekkurler fikirlerime ilgi ve tecveccuhunuz icin, Yuksel Bey Kardesim.

Yok, problem sizde degil bizim yasakci fakat cagin teknolojisinden, degisimden habersiz resmi idelojimizin zihniyetinde. WORDPRESS’in tamamina girilemiyor “normal yollardan. Harun Yahya ile Eip Yuksel arasindaki bir egolar kavgasina kurban gidenlerdenim ben de. Her Ne kadar Fatih Mahkemesinden cikan giris yasagi karari bir diger mahjkeme karari ile kaldirilmis olsa da bu uygulamaya yansimadi aylardir bilinmeyen bir sebeple. Herhalde “burasi Turkiye” oldugundan. Sanal mussesemiz de musterilerinin yuzde 75’ini katybetti. Insha-allah yakinda bagimsiz bir site kurma niyetindeyim. Girilemeryen sitelere girisin alternatif yollari var (mis) . Anonymouse gibi prox-server ler kullanarak,. Bunlardan biri, bence en kolayi asagida:

WORDPRESS, U-Tube veya diger girilemeyen sitelere girmek icin:

1- Masaüstündeki ag baglantilarima sag tiklayip özelliklere girin
2- karþsiniza gelen pencereden yerel ag baglatisi na sag tiklayarak özelliklere girin
3- karsiniza na çikan sayfada internet iletisim kurallari var ona çift tikla ve asagida dns bölümünün 1.kismina 4.2.2.1 yazmaniz yeterli.

Su linkte giris bilgileri var:
http://www.freedns.com/

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 26, 2008 12:46 PM

Ulusalcı takımının nasıl ikiyüzlü olduğuna birkaç küçük örnek. Cumhuriyete sahip çıkan mitingler vardı ya! en büyüklerinden birinde Edip Akbayram konser verdi aynı zat bu şanlı mitinglerden 10 gün önce Londrada o melun şerefsiz örgütün konserinde partizanları çoşturmuştu. Biraz hafızamı daha zorlayalım şu vatanperver lenk şahsiyetin yani malum parti başkanın bir ara şerefsiz başı ile çiçek yetiştdiğine dair fotoğraflar hala hafızalarda.Düşünüyorum gerçek bir insanda azcık haysiyet olur, olmalıdır. Bu ilkel ittihatçılarda hakikaten eksik olan çok şey var fakat bunların en önde geleni ''Ar'' sanırım. Sonra çıkıp birde vatan millet sakarya Türküsünü ağza alıp hatta utanmadan burda orda her yerde demokrasiyi savunuyorlar. Aydın ya bunlar satılmışlara karşı ya :) herşey azcık akıl erdirebilenlerin çok ''net'' anlayabileceği şekilde gelişiyor. Bu ahmakların dedeleri(ittihat) yüzünden 5 milyon km2 ''vatan'' sadece Anadolu ile sınırlandırılmak zorunda kaldı.. Bunun bedelide bu aziz milletin milyonlarca evladına ve yetişmiş kuşağının yitimine neden oldu.Gerçekten Tarihten ders alamayanlar ya ahmaktır ya hain...

Yazan: Anti-Jakoben Tarih: March 27, 2008 1:33 PM

İlginç gelişmeler devam ediyor. Taraf gazetesi de sanırım AKP gibi yakında "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" için kapatılabilir. Malum, laiklik Cumhuriyet anayasasında yer alan fıkraların değil, Cumhuriyet gazetesinin "fıkra"larının beyan ettiği şekilde uygulanmak zorunda kalınan bir kavram.
İşin asıl ilginç kısmı şu: Lideral-demokrat çizgisiyle ortada duran bir gazetenin malum medya tarafından AKP yandaşı gösterilerek gerçeklerin saptırılmaya çalışılıyor olması ve devrim taraftarlarının meseleyi AKP çizgisinde tutmaya çalışarak kirli çamaşırlarını AKP karşıtlığı üzerinden temizlemeye çalışıyor olmalarıdır. Taraf, Star, Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin her yazdığı "taraflı ve yalan" göndermesi yaparak meselenin AKP'nin korunması gibi algılatmaya çalışan bu zihniyetin şimdi de bir gazeteciyi mahkum ettitmeye çalışması, İlhan Selçuk üzerinden kopardıkları fırtınanın sadece kendi "aydın" yazarları için mübah olduğu anlayışını apaçık göstermektedir.
Gerçeği aktaran bir gazetecinin -elinde deliller varken hem de- soruşturma geçirmesi, devrim isteyen bir gazetecinin -eldeki delillere rağmen- soruşturma geçirmesinin şiddetle kınanması...
Bakalım daha neler göreceğiz?
Bir parti, birkaç gazete ve birkaç televizyon kanalına mecbur kalacağımız günler gelirse cumhurbaşkanımız kim olur sizce? Sayın Gül'ün olmayacağı kesin!
İttihat ve Terakki zenginliğine zenginlik katarken (Bakınız Tevfik Fikret'e, ne de veciz anlatır durumu)Osmanlıyı parça parça etmişti ; onların torunlarının da bu ülkeyi parça parça etmeyi önemseyeceklerini sanmıyorum, ne de olsa başa geçtiklerinde hapur hupur götürecekleri çok şey var!...

Yazan: suzannur Tarih: March 28, 2008 12:00 AM

31 Mart vakası...

Evet, tarih bu ülkede hep tekrar edecek. Asla hatalardan ders alınmayacak. Birincisine deneyim ikincisine aptallık denilen hata, biteviye hayatımızı darlaştıracak.

31 Mart'ta yeni bir tekerrür mü yaşayacağız?
O zaman amaç Abdülhamit'i tahttan indirmekti. İngilizler İttihat ve Terakki'yi kullandılar ya da İttihat ve Terakki İngilizleri, nihai amaç aynı olunca!. Şeriat ayaklanması gibi gösterip olaylar çıkarttılar, ordu yetişti Abdülhamit'i kurtarmak yalanına bürünmüş bir sloganla. Onlarca müslüman öldürüldü, hapse atıldı. Abdülhamit tahttan indirildi ve mal varlığı yağmalandı.

Şimdi, amaç Erdoğan'ı makamından indirmek(bu başlamış bir sürecin devamı, son değil yani). Kimler, demokrasi karşıtı bu diktacıları kullanıyor, henüz bilemiyoruz, ya da diktacılar kimleri?. Şeriat geliyor'u bahane edip olaylar çıkarmaya çalışıyorlar, ordu yetişsin istiyorlar Laik Cumhuriyet'i kurtarmak yalanına bürünmüş bir sloganla.

Sonucu mu, henüz bilmiyorum ama becerilirse mahkeme süreci %100. Erdoğan makamından indirilecek ve ekonomik kazançlar yağma edilecek.
Bunları tahmin etmek için çok da uzaklara gitmeye gerek yok, (14 Nisan) 1909, 31 Mart Vaka'sına bakmak yeterli.

Üç gün sonra, bu ülkenin geleceği için karar verilecek, farkında mısınız?!

Ve karar demokrasiyi, ekonomiyi, bireysel hak ve özgürlükleri, hukuku, Avrupa Birliği sürecini, dışa açılım vizyonunu, Kürt sorununun çözümünü.... bizi etkileyecek.

Hala bunun sadece AKP'ye karşı yapıldığını mı zannediyorsunuz!

Yanılıyorsunuz...
AKP değil de başka bir parti de olsaydı aynı şey yaşanacaktı.İstenen çözümsüzlük ve vesayet sistemi çünkü.Bunu kıran da hangi parti olursa olsun kapatılmaya mahkum. Muhafazakar, liberal, demokrat... bir parti olmanız hiç bir şeyi değiştirmez yani, size de bir kılıf bulunurdu, bakınız taraf gazetesine atılan ithamlara...

Yeni bir trajedi yaşamamamız için, dua ediyorum... Bazılarınız bunun yetmeyeceğini söyleyebilir, ama ben dua etmeye devam edeceğim...

Yazan: suzannur Tarih: March 28, 2008 7:47 PM

1 haftadakı yazılan yazılara baktımda fark ettıgım su oldu :
nasıl AKP nın kapatma davası acılınca elı ayagına gırdı saga sola satasmaya basladı mustafa akyolda aynı yolda ilerliyor sureklı aynı turden yazılar biryerlere satasma cabaları hayırdır sizde mı telaslandınız eyvah din elden gidiyor mu yoksa ? :)din siz ve sizin gibilerin yuzunden gidicek elden bırakmıyorsunuz ki insanlar ibadetlerını rahat rahat gerceklestırsın. tayyip erdoganın hocası zamanında cıkardı turban konusunu tayyip erdogan devam ediyor kurcalamaya.Tabii ya pardon mılletı kandırmanın en kolay yolu manevi duygularıyla oynamak ozellikle din ile değil mi. Bu ulkede bu yuzden Laiklik var benım mılletım saf kurnaz bir adam 2 tane duygu yuklu kelıme soyleyınce hemen ınanırlar hele bu din ile ilgiliyse.Siz ve sizin gibilerden mılletımı korumak icin var Laiklik bu ulkede.
Ve adım gibi biliyorum ki hepiniz keske ah keske diyorsunuz Atatürk zamanında yasasaydıkta bunları yapmasına engel olsaydık diye.İşinize gelmiyor Atatürk'ümün koydugu ilkeler ülkem için yaptıgı şeyler.
Sürekli dini istismar ediyorsunuz. Benım mılletımı rahat bırakın artık zaten %60 ının kafası calısmıyor sizde kurcalayınca iyice gidiyor. ALLAH peygamber diyorsunuz ahiret inancı diyorsunuz ( ben müslüman bir insanım Allah peygamber kitap vs. hepsine inanırım yanlıs anlasılma olmasın ) bu dunyadakı yapılanlar onemli değildir herkes Ahiret icin bu dunyadakı zamanını doldurur diyorsunuz...
Allah benım mılletımı kotu dusuncelere , yollara sevkedenlerın belasını versın

Yazan: caglayan Tarih: March 30, 2008 12:00 PM

Bazen kendi kendime soruyorum: Ye benim ile caglayan bey gibi dübedüz demokrasi düsmanlari gibilerin oyu niye esit. Ben demokrasiye inaniyorum, o ama demokrasi düsmani. Sonra aklima geliyor: Ben Aysun Kayaci degilim! Ben kendi vatandasimi cahil olarak görmüyorum ve benim bu tip insanlara demokratik rejimlen bana verdigi imkanlarlan mücadele etmem gerekdigine inaniyourm.
Evet suzannur hanimin dedigi gibi, yarin bu ülkenin karderi icin bir önemli adim atilcak. Hos ben daha bu herseyin sonu oldugna inanmiyorum, sirf mücadelinin esas basladigi andir.

Yazan: cueneyd Tarih: March 30, 2008 10:40 PM

Bazen kendi kendime soruyorum: Ye benim ile caglayan bey gibi dübedüz demokrasi düsmanlari gibilerin oyu niye esit. Ben demokrasiye inaniyorum, o ama demokrasi düsmani. Sonra aklima geliyor: Ben Aysun Kayaci degilim! Ben kendi vatandasimi cahil olarak görmüyorum ve benim bu tip insanlara demokratik rejimlen bana verdigi imkanlarlan mücadele etmem gerekdigine inaniyourm.
Evet suzannur hanimin dedigi gibi, yarin bu ülkenin karderi icin bir önemli adim atilcak. Hos ben daha bu herseyin sonu oldugna inanmiyorum, sirf mücadelinin esas basladigi andir.

Yazan: cueneyd Tarih: March 30, 2008 10:43 PM

mustafa bey kürt sorunu konusunda ve din konusundaki özgürlükçü çizginizi tüm içtenliğimle anlıyorum. anlamadığım şeyleri ise aşağıya soru olarak yazıyorum:

- alevi konusunda da aynı hassasiyeti niye göstermiyorsunuz.
- türban bir hak ve özgürlük meselesi olarak görülüyorsa eğer alevilerin çocuklarına ilköğretimden başlayarak inançlarına aykırı şeyler öğretilmesi zalimlik değil midir? bu durumun türban'dan çok daha ağır bir şekilde eleştirilmesi gerekmez mi?
- yaşadığımız gerilimde laikleri eleştirdiğiniz gibi akp'nin de eleştirilecek yanı yok mu?
- türkiye çoğunluğun diktatörlüğüne doğru sürüklenmemekte midir?
- avrupa ve amerika gibi gelişmiş ülkelerde nüfusun çoğunluğu ekonomik olarak orta sınıftır. türkiye'de ise ezici çoğunluk yoksuldur. bu durumun onlardaki siyasi yapı ile bizdeki siyasi yapı arasında bir farklılık doğurması sosyolojik olarak gerekmez mi?
- yasama ve yürütme arasında olması gereken ama pratikte olmayan küvvetler ayrılığı günümüzde ki gerilimin en önemli kaynaklarından değil midir?

yasama ve yürütme arasında olması gereken küvvetler ayrılığının, türkiye’de pratikte olmamasını şu anda yaşadığımız yargı-meclis sorunlarının ana kaynağı olarak görüyorum.

yasama yetkisi meclisin. yürütme de hükütmetin yetkisidir. ne yazık ki seçim yasaları ve sistemi yüzünden iktidarı elinde bulunduran hükümet, meclisin de önemli bir çoğunluğunu elinde bulundurmaktadır. bu durumda iktidarın anayasanın özgürlükleri koruyucu yapısını bozup, anayasayı iktidarı koruyucu hale getirmesi kaçınılmaz oluyor. yani çoğunluğun diktatörlüğüne doğru yöneliyor. bunun yanında iktidarın uygulamaların denetlenmesi yapılamaz oluyor. bunlar da başlı başına rejim tehlikesi, toplumsal kutuplaşma ve iç savaş gibi tehlikeleri gündemden düşürmüyor.

ne yazık ki akp de iktidar olduktan bir süre sonra kendi diktatörlüğünü kurmaya çalışmıştır. şu anda yaşanan gerilim bundan bağımsız açıklanamaz. şöyle bir beyin cimnastiği turnusol kağıdı görevi görüyor “düşünelim ki akp son iki yılında seçim yasasını çoğulcu bir çizgiye çekseydi ve anayasayı da farklılıkları koruyucu şekilde dönüştürseydi, nasıl bir türkiye’de yaşıyor olurduk.”

sizin de belirttiğiniz gibi iktidarın doğası çoğulcu demokrasiyle çelişmektedir. bu hangi partinin iktidar olduğundan bağımsız bir mesele.

Yazan: yavaş yavaş Tarih: April 4, 2008 11:46 AM

evet türk devletinin dini yok, tanınlanmıs bir dini yok istegen istedigi dine inanır bu tamamen bireysel bir olaydır toplumsallasması engellenmelidir. aksini isteyenler dini rejimlerin oldugu ulkelerde yasamayı denesinler.

Yazan: ayşe Tarih: April 7, 2008 10:45 AM

ayşe hanım,

Bir devletin resmi bir dinin olması o devletin vatandaşı olan kimselerin istedikleri dini seçme özgürlükleri olmadığı manasına geledebilir, gelmeyedebilir ki ikincisi çok daha muhtemeldir.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 8, 2008 3:25 PM

Ayşe Hanım, eğer devletler yönetim şeklini bir din olarak seçmezlerse -vatikan örneği- elbette devletin dini olmaz. Birey, dine ait bir kararı kendisi verir, bu da doğru ama dinin toplumsallaşmasının engellenmesi gereklidir derken acaba, dinin dayatılmasını mı kastettiniz?

"Toplumsallaşmak,toplumun temel eğilim ve gereksinimlerine referans olarak alınan değerlere, uygun davranmayı tanımlar. Bu nedenle bireyselleşme, toplumsallaşma için gerekli bir önkoşuldur (Aydın, 1998".
Yani, bireyin toplumu kendine referans alması(aile ilişkileri, evlilik, ahlak...yönünden) ve bunun üzerinden kendisini inşa etmesini (kabul ya da red bireye içkin bir karardır)içerir. Bireyler toplumu oluştururlar ve bireylerin genelinin dini tercihi aynıysa, toplum kendiliğinden (bireyler aracılığıyla)dini yapısını oluşturmuş ya da daha doğru ifade ile din toplumsallaşmış olur. Bu sosyolojik bir olgudur yani sadece İslamiyet için böyle değildir, Hristiyanlık, Yahudilik hatta daha da ileri gidersek seküler yaşam için de aynı şey geçerlidir.Bu doğal olandır yani.
Din toplumsallaşmasın demek aslında bireye yönelik dini seçimin bireye bırakılamaması anlamına gelir.

Sanırım söylemek istediğiniz dinin toplumsallaşması değil, dinin dayatılması...

Aynı olgu dinsizliğin dayatılması şeklinde de tezahür edebilir. Dinini yaşamak isteyene şu ülkeye git demek, bazılarına da, dinsizliğini yaşamak istiyorsan şu ülkeye git demek hakkını doğurur, yanılıyor muyum? Bu iki anlayış da sakattır.

Dinin toplumsallaşması değil, dinin dayatılması yanlış olandır... Tıpkı dinsizliğin, sekülerliğin... toplumsallaşmasının değil, dayatılmasının yanlış olması gibi...

Yazan: suzannur Tarih: April 10, 2008 1:41 AM

Başlık önermesi doğrudur.

Türkiyede bir dindarsızlaşma projesi olduğu söylenebilir.

Türkiye gittikçe dindarsızlaşarak dincileşmektedir.

Dindarın inancı kendisinin dışına bırakın çıkmayı sızmaz.

İki okka kumanya ile bir çeki oduna bu millet gittikçe dincileşmektedir.

Yazan: Hubbez Tarih: April 17, 2008 9:58 PM

Bazen bu "dindarlara zulmediyorlar" yazilarini okudugumda "ben bu insanlarla ayni ulkede mi yasiyorum?" diye sormadan edemiyorum.

Biz ozel okullarda, yurtdislarinda degil, bu devletin yatili okullarinda okuduk.

Okul yoneticileri, yani devlet memurlarinin destegi, abilerin eliyle bize dikte edilen hubbezin soyledigi gibi dinciligin ta kendisi idi.

Otekinden nefret eden, otekini yabancilayan, kati, yalanlarla, iftiralarla yogrulmus, arkadaslarimizi dusmanimizmis gibi goren, gosteren bir din anlayisi...

Sadece namaza, oruca degil, her konuda onlar gibi olmaya, onlar gibi dusunmeye, onlarin din algisini ezberlemeye, uygulamaya, tektiplesmeye zorlandik.

Simdi karsimiza gecilip koro halinde, alay eder gibi, "otoriter devlet ulkeyi dindarsizlastirmaya calisiyor" denilince o gunleri hatirliyorum, bu dezenfermasyon karsisinda midem bulaniyor.

Bizim kusaklarimizi kitleler halinde bizzat dincilestiren, fanatiklestiren, otoriter devletin ta kendisi, ve evet dolayisiyla "dindarligi" yok eden de o. Ve bir de onun szode sivil, dayatmaci, sadece kendini "musluman" sayan, dini tekeline alacak olcude hayasiz isbirlikcileri.

Yazan: Balbazar Tarih: April 19, 2008 9:16 AM

İnsanların dindarlaşıyor(veya bazılarının deyimi ile "dincileşiyor") olması

ortada bir dindarsızlaştırma projesinin olmadığı manasına GELMEZ.

SADECE bu projenin BAŞARISIZ olduğunu, olmakta olduğunu GÖSTERİR.

Nokta.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 20, 2008 11:48 AM

Mustafa Fatih Bey, yani diyorsunuz ki: Kafama gore toplum muhendisligi yapmak, insanlarin, cocuklarin kafasina vura vura kendi kafamdaki sablona oturtmak bana haktir, ama baskasi yapmaya kalkarsa, yahut bu konuda egemenligimi biraz olsun kirmaya calisirsa o zalimdir, zorbadir. Zaten ben bu konuda daha basariliyim, onun icin susun, bana muhalefet etmeyin.

Cok guzel bir zihniyet ifsasi olmus. Tesekkurler.

Ha bu arada insanlarin "dindarlasiyor" olmasi degil mesele, "dincilesTIRIliyor" olmasi.

Yazan: Balbazar Tarih: April 20, 2008 7:47 PM

Balbazar Bey,

Benim söylediklerimden o sizin anladıklarınızı bir tek yargıtay başsavcısı çıkarabilir. O da üstün bir keramet örneği ile.

Benim yazdığım o cümlelerden nasıl oldu da böyle çıkarımlar yapabildiniz.

Peki o zaman düzelteyim:
Öyle bir amaçla söylemedim, siz yanlış anlamışsınız.

...

Çocuğun eğitimi ailenin bir hakkı. Aile çocuğuna istediği eğitimi verir, istediği kişiye eğitim verdirir. Bu ne beyin yıkamadır, ne toplumsal mühendislik.

Ama sizin bilginiz dışında birisi zorla sizin çocuğunuza veya isteğiniz dışında zorla bir yerlere alıyor ve baskı ile size bazı fikirler dikte ediyorsa o ayrı.

Ama benim çocuğuma istediğim eğitimin verilmesi engelleniyorsa, zorla gönderdiğim laik okulda benim çocuğum dininin gereklerini yerine getirmede zorluk görüyorsa, devletin belirlediği bir din anlayışı benim çocuğuma empoze ediliyorsa, çocuğum birisini sevmeye şartlandırılıyorsa, çocuğuma propaganda tarihi ezberlettiriliyorsa, her gün çocuğuma ant diye birşey zorla okutturuluyorsa elbette buna kızarım. Kızmak tepki göstermek benim hakkımdır.

Bu devlet eliyle uygulanan proje. Bir de basın, bürokrasi, asker ve "sivil" toplum "örgüt"leri eliyle yürütülen projeler var ki, kendi isteği ile dini eğitim gören, dindarlık öğrenen çocukların gördüğü muamele ile kıyaslanamaz.

...

Eğitim ailenin bir hakkıdır, çocuğuma istediğim dini eğitimi veririm, istediğim kişiye verdiririm. Bu baskı değildir. Çocuğuma istediğim dini uygulamayı gösterir, yaptırırım, öğretirim.

Ne zamandan beri eğitim ailenin bir hakkı değil?

Ne zamandan beri uygulama eğitimin içinden çıkmıştır?

Siz meseleleri karıştırmış ve beni yanlış anlamışsınız.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 21, 2008 12:39 PM

Bakin, ben ne demisim:

"Biz ozel okullarda, yurtdislarinda degil, bu devletin yatili okullarinda okuduk.

Okul yoneticileri, yani devlet memurlarinin destegi, abilerin eliyle bize dikte edilen hubbezin soyledigi gibi dinciligin ta kendisi idi."

Burada aile lafi geciyor mu?

Onu da ekleyeyim isterseniz: Bize ailelerimizin iradesi disinda, hatta okulda yasananlari ailelerimize soylemememiz ozellikle tembihlenerek, kati, sekilci bir din anlayisi ve belli bir siyasi gorus dikte edildi.

12 Eylul'den bu yana yapilan da bu, hem de devlet gorevlilerinin eli ve destegiyle. Buyuk ihtimalle 97'den sonra bu egemenlik biraz kirildi, bu kadar rahat at oynatamaz hale geldiler, kopartilan yaygara da bundan. Ama yine kendi yakinlarimin yasadiklarindan biliyorum, yerel duzeyde ve gozonunde olmayan yerlerde bu zorbalik devam ediyor.

Onun icin bana gore bu "dindarlari temizlemeye calisiyorlar" yakarisi her fasizan hareketin yaptigi gibi, kendinin tehdit altinda oldugu izlenimini vererek kendi zorbaligini mesru gosterme cabasindan baska birsey degil. Ya da ben farkli bir Turkiye'de buyudum.

Ama gorunen koy kilavuz istemiyor: Bu ulkede 30 yildir sistemli bir tektiplestirme, sindirme, ve asimilasyon politikasi uygulaniyorsa, bu dindarsizlastirma degil, dincilestirme uzerinedir, ve ne kadar basarili oldugunu hepimiz goruyoruz.

Yazan: Balbazar Tarih: April 21, 2008 5:01 PM

Sayın Balbazar,

Peki gerçekten temizleme operasyonunun deneği olmuş ve bunun yıllarca sıkıntısını yaşayanlar böyle bir başlığı kullandıklarında siz dindar ve dinci arasındaki büyük farkı nasıl belirleyecek ve kişinin bunu yaşadığı için mi yoksa öyle göstermek için mi söylediğini nasıl belirleyeceksiniz? Kriteriniz sadece kendi yaşadıklarınız mı, ya başkalarının yaşadıkları?

Şöyle mi, bu ülkede dindarların hiçbir sıkıntısı yoktur, kimse onlara yapmak istemediklerini zorla yaptırmamaktadır, öyleyse sorun yoktur, varmış gibi gösterilmektedir. Var olan ise faşizan üslubun göstergesidir.

Buradan yola çıkarsak, siz de eleştirmiş olduğunuz tektipçi politikayı takip ediyorsunuz demektir, yanlış mı? Sadece kendinizi esas alıyor ve benim yaşadıklarımı görmemezlikten geliyorsunuz demektir. Oysa ben yaşadım, siz de yaşadınız, ne olacak şimdi, hangisi doğru? Tek doğru mu var ve o sizinki mi?

Bence de siz farklı bir Türkiye'de büyümüşsünüz, benim büyüdüğüm Türkiye'de dincileştirme değil, dindarsızlaştırma mücadelesi vardı çünkü. Tek örnek de değil, bir yığın örnek ve mahvolmuş hayatlarla birlikte varlığı vücud bulmuş bir şekilde hem de...

Hakikaten Sayın Balbazar, tektip görüş ve yanlı bakış açısı diğerinin sıkıntılarını görmezden gelmek ve onu, sıkıntısını her dile getirdiğinde faşist olarak suçlamak gerçeği gizleyen büyük bir hata değil mi?

Kim, kimi, kime şikayet edecek şimdi?

Her iki tarafta da zorbalık varsa bunun temellendirmesi sizde sorun yok, bu faşizan üslubun yansımasıdır demek yerine, evet bir sıkıntı var ve bunun mağdurları da çeşit çeşit, öyleyse doğru tutum yanlışları birlikte düzeltelim 'in olması gerekmez mi?

Yazan: Anonymous Tarih: April 21, 2008 5:43 PM

Çocuğun eğitimi ailenin bir hakkı. Aile çocuğuna istediği eğitimi verir, istediği kişiye eğitim verdirir. Bu ne beyin yıkamadır, ne toplumsal mühendislik.
Evet veriyor, ama bunun boyle olmasi, ailenin cocugunu kullanmadigi, beynini yikamadigi, eziyet etmedigi anlamina gelmiyor otomatikman, bunu da unutmamak lazim ve her zaman sorgulamak lazim. Cocuk bu, bir defa cizersen omru boyunca silinmiyor o cizik. Boyle bir sartlandirma ve eziyetin oldugunu da artik kor hasan da gorebilecek durumda. Kucucuk cocuklara kavramaya yetileri olmadiklari konularda buyuk bir hirsla asilama yapmak hem korkakca hem de mide bulandirici. Bunun karsisinda "aile istedigini ogretme hakkina sahip" gibi bence cok yavan bir savunma disinda diyecek birsey bulunmuyor.

Turkiyeyi dindarsizlastirma projesi...tam tersi yasandi bu ulkede. Ve isler de oyle oyunun kurallarina gore, serbestce fikirlerin catistigi bir alanda cereyan et,medi. Direktman cocuklarin kucuk kafasina enjekte etme yolu secildi, devlet imkanlari hoyratca kullanildi..Simdi ise dindarsizlastirmadan sikayet ediliyor. Pesss!

Yazan: fuatogl Tarih: April 22, 2008 11:49 AM

Sayın Balbazar farklı Türkiye'lerde yaşamış olduğumuz kesin.

Birilerinin dini faaliyetleri ile devletin dinsizleştirme, dini hayattan, hatatı dinden soyutlama projeleri birbirlerinden çok farklı şeylerdir.

O bahsettiğiniz şeyler sizde nasıl bir ters tepki oluşturdu ise, o benim bahsettiğim proje de böyle ters tepki oluşturuyor. Dindarlığın veya sizin hoşunuza giden tabirle dinciliğin artmasının nedeni bu etki tepki meselesidir.

Ayrıca benim kastettiğim proje ile sizin kastettiğiniz projeler bakın avrupalı tarafından nasıl görülüyormuş:

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=679782


Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 22, 2008 12:29 PM

fuatogl Bey,

Sizin "dinci" ailerin çocuklarına verdikleri eğitimi beyin yıkama olarak gördüğünüz gibi "dinci" aileler de sizin gibi "modern" ailelerin çocuklarına verdikleri eğitimi beyin yıkama olarak görebilirler.

Kimin haklı olduğuna nasıl karar vereceğiz.

Bence herkes kendi adına karar versin, ve diğerini beyin yıkamakla itham etmesin.

Küçücük çocuklara evrim gibi "safsataları" anlatmak beyin yıkama olmuyor da din gibi "safsataları" anlatmak mı beyin yıkama oluyor?

Canım evrim bilimselmiş. Sana göre.

Hem sana ne canım "ben" bilimden soyutlanmış bir hayat yaşamak istiyor olabilirim; masalımsı bir hayat, felsefi bir hayat pek ala benim tercihim olabilir(!) Size ne? Beyin yıkamak sa BİLE size ne?

"Ben"i bir zorba olarak görmek bana saygısızlıktır.

Demokratik anlayış geliştirebilmiş insanlardan beklenen sizin yaptığınızın aksidir.

Ben tercihlerimi size zorla dikte etmiyorsam beni ne hakla zorba olarak görebilirsiniz? Eziyet etmekle itham edebilirsiniz.

Bilim, bilim.

Sana ne? Bana ne? Filanca için bilimin hiç bir önemi olmayabilir. Ama bu onu zorba olarak etiketleme hakkını vermez bana.

Ortada bir zorbalık olup olmadığına o senin, benim zorbalık dediğimize maruz kalan karar versin. Biz değil.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 22, 2008 8:16 PM

Turkiye'de devletin toplumu dinsizlestirmeye calistigi dogru degil, hicbir zaman da olmadi. Devlet, insanlarin dine yaklasimlarini belirlemeye ve kontrol altinda tutmaya calisti ve calisiyor, sadece dayatilmaya calisilan din algisinin sekli ve niteligi degisiyor.

12 Eylul ve sonrasinda da bu dayatma, sekilci bir laiklik anlayisi ile birlikte bugun sizlerin "dindarlik", benim "dincilik" dedigimiz, kulturumuzde ise "softalik" adi verilen kati ve sekilci din anlayisina yoneldi. Cumhuriyet donemi boyunca kendisinin muhalif oldugunu iddia etmekte olan siyasal Islamcilik da bu dayatmayi hem gonulden destekledi, hem bunda aktif rol aldi, hem bundan yarar saglayarak kendisini siyasi, ekonomik, toplumsal acidan guclendirdi. Gerektiginde "guzellik", gerektiginde manipulasyon, gerektiginde zorlukla, ama temelde amaca giden herseyi mubah sayarak.

Bugun ortaya cikan catisma ise 12 Eylul'cu zihniyetin kendi ic celiskilerinden ibaret: Sekilci muslumanlik kendini tamamen muktedir kilmaya, sekilci laiklik ise iktidardaki payini korumaya calisiyor. Bize anlatilan masal ise, sekilci muslumanligin ozgurlukcu ve demokrat, sekilci laikligin ise baskici ve dayatmaci oldugu. Biz de diyoruz ki: Hayir, her ikisi de baskici; hatta "iki"den bahsetmek yanlis, ayni devlet geleneginden, ayni otorite sevdasindan, ayni tektiplestirme tutkusundan bahsediyoruz.

Ben ozel okullara, Amerikan liselerine gitmedim, devletin okullarinda okudum. Benim ailem kucuk bir Anadolu kasabasinda yasiyor. Manipulatif gazetelerden okuduklarimla degil, kendi yasadiklarimla konusmuyorum. Bu toplumun koklerinde kimin muktedir oldugunu, nasil bir dayatmaciligin isledigini gozlerimle gordum, baskiyi ve zorlamayi bizzat yasadim. Mustafa Akyol, Perihan Magden, ya da herseyin dogrusunu bilen Avrupalilar o okullarda okumadi, o baskiyi yasamadi (ama "elit" olan benim). Iste ben kendi tecrubeme dayanarak diyorum ki: Degismesi gereken, kime ait oldugundan bagimsiz olarak, otoriter zihniyettir.

Ben kendi yasadiklarimi anlattigimda bunlar kucumseniyor, alaya aliniyor. Yukarida Akyol'un da yaptigi gibi "tedavi edilmesi gereken" bir paranoya olarak goruluyor, gosteriliyor. Sizin tavrinizdan da goruldugu uzre, sekilci din anlayisinin zorbaligi "dini faaliyet" olarak gorulup normalize edilmeye, mesru gosterilmeye calisiliyor. Bu toplumda bu sekilci din anlayisina sahip olmadigi halde sekilci laiklik anlayisi ve onun demokrasi ihlallerine karsi tavir alan sayisiz insan var, ama sanki yokmus gibi, surekli karsiliklilik talep ediliyor.

Oysa, sekilci din anlayisinin savunuculari, birkez bile kendi taraflarinin zorbaliklari karsisinda ilkeli tavir takinmadilar, ozelestiri yapmadilar. Bunun nedeni de, onlarin "muhalif" olmalari degil, otoriter anlayisin bir parcasi olmalari, ve dertlerinin bu otoriter anlayisi tamamen kendi lehlerine cevirmekten ibaret olmasi. Karsitlarina "azgin azinlik" diye ad takan ve bunu gururla kullanan bir akimin fasizan olmamasi mumkun mu?

Turkiye'de son 30 yilda degisimin ne yonde oldugunu gorup, hala "din yasamdan cikartilmaya calisiyor" iddiasinda bulunmak, degisimin ters yonde olmasini da salt tepkiyle aciklamaya calismak, karsinizdakini aptal ya da kor yerine koymaktan baska bir sey degil. Biz bu ulkede buyuduk, ve ne kadar sistemli bir "dincilestirme" operasyonunun yurutuldugunu gozlerimizle gorduk ve goruyoruz. Ama madem Avrupa onayliymis, boyun egecegiz, cocuklarimizin siyasi cikar hesapariyla suistimal edilmelerine goz yumacagiz. Laf aramizda, Saddam da Avrupa onayliydi.

Yazan: Balbazar Tarih: April 22, 2008 9:24 PM

Sokakta çocuğuna vuran döven anneye yada babaya siz "napıyorsun sen" demezmisiniz? Hiç umurumda değil şahsen babası olmuş annesi olmuş. Zerre kadar umurumda değil. Çocuğunu dövene lafımı ederim. Beynini mi yıkıyor? annesi babası olmuş aynı şekilde beni hiç ilgilendirmez alakadar etmez. Dediklerim beğenilmez mi? Ne yapalım, beğenilmezse beğenilmez. Beğenmeyen kişi beğenmediğini söyleyebilir, haksız olduğumuda söyeyebilir. İsterse de dalga geçer. Ama bunu söyleme hakkımın olmadığını söyleyemez. Aman yanlış anlaşılmayayım, yok o ailesi - asması kesmesine karışamayız deyip lüzumsuz bir oto-sansüre başvuracak değilim.

Sizin "dinci" ailerin çocuklarına verdikleri eğitimi beyin yıkama olarak gördüğünüz gibi "dinci" aileler de sizin gibi "modern" ailelerin çocuklarına verdikleri eğitimi beyin yıkama olarak görebilirler.
Görsünler görmek istiyorlarsa. Beni yada başkasını ikna edemezler. ufacık çocuklara hakkında sağlıklı düşünemiyecekleri konularda, bizde her kademede görüldüğü gibi ezberletme yaptırmak, korkutmak, gerektiğinde dayatmak benim kitabımda beyin yıkama diye geçiyor. Beni ne ailem nede üstümde otorite konuşturacak başka hiçkimse hiçbrşeyden korkutmadı, ezberletmedi şimdiye kadar. O yüzden, ailemin benim beynini yıkadığı iddiasından rahatsız olmam. Tersi olsa, içten içe bunu bilsem ama bastırmaya çalışsam çok rahatsız olurdum herhalde. Ayrıca çok öyle "modern" bir aileden değilim. Şimdi onu anlatmanın sırası değil.
Küçücük çocuklara evrim gibi "safsataları" anlatmak beyin yıkama olmuyor da din gibi "safsataları" anlatmak mı beyin yıkama oluyor?
Evet! Bilimin bulgularını anlatmak beyin yıkama olmuyor, bilim beyin yıkamaya önleyecek kendi mekanizmalarıyla geliyor zaten. Ama mesela bir bilim dersinde o bilimin bulgularını doğru düzgün sunmadan o derste söz sahibi olmayan dinsel dogmaları sokuşturmak hem dayatma oluyor hemde beyin yıkama oluyor. Dünyada da örneğine beyin yıkamaya hevesli yerler haricinde rastlanmıyor.
Hem sana ne canım "ben" bilimden soyutlanmış bir hayat yaşamak istiyor olabilirim; masalımsı bir hayat, felsefi bir hayat pek ala benim tercihim olabilir(!) Size ne? Beyin yıkamak sa BİLE size ne?
O zaman delikanlıca onu savun! Bilime bilim yapmayı öğretmeye kalkmayın altını oyarak. En azından bunu diyebilecek cesareti gösterseniz...Yoksa ben oyle olduğunu zaten biliyorum. Önemli olan sizin kabul etmeniz. Masalımsı bir şekilde yaşamanıza ben karışamam. Ama bunun kararını veremiyecek yaştaki çocuğunuza bunu ezberletmeye dayatmaya kalkarsanız benim vicdanım susmaya el vermez. "Bu iyi ve doğru birşey değil, yanlıştır, bunu yapmamalısınız" derim, ve deme hakkımı elimden alamazsınız. Siz ister dinleyin ister dinlemeyin, orası size kalmış. Zorla çocuğunuzu elinizden alacak değilim herhalde.
Canım evrim bilimselmiş. Sana göre.
Yok bana göre değil, bilimin kendisine göre bilimsel, oradan geliyor, bi tane bilim var. Size göre olmayabilir ama pek ciddiye alınacak bir görüş olmadığı oratada, bilim nezdinde hiç değil. İşte bu yönteme başvurmadan, dürüstce ve açıkca bilime katılmadığınızı söyleseniz sorun kalmayacak pek. Öbür türlü, bizzat bilimin kendi ürünü olan bilime "bu bilim değil" demek gibi absürtbir duruma düşer dururuz. Birileri de bundan mizah çıkarır haklı olarak.
Demokratik anlayış geliştirebilmiş insanlardan beklenen sizin yaptığınızın aksidir.
Daha neler. Demokratik bir anlayış açıkca yanlış bulduklarımız karşısında susmaya zorlanmak değildir. Tam tersine yanlış bulduklarımızı eleştirmeye, işaret etmeye uyumlu bir anlayıştır. Demokratiklik adına dayatmaya göz yumacak değilim. "Sizin bahsettiğiniz günümüzde yaygınlaşan bir demokrasi anayışı ne yazık ki."
Ortada bir zorbalık olup olmadığına o senin, benim zorbalık dediğimize maruz kalan karar versin. Biz değil.
Biraz geç kalmış olmuyormuyuz o zaman? Ve hayır efendim, ben beyin yıkama olarak gördüğüme beyin yıkama, dayatma olarak gördüğüme dayatma derim. Bunu beğenmeyen ya hayır öyle değil der, yada umursamadan dayatmaya devam eder.
Sana ne? Bana ne? Filanca için bilimin hiç bir önemi olmayabilir. Ama bu onu zorba olarak etiketleme hakkını vermez bana.
Arkadasim yazilanlari hiç mi okumuyorsunuz? Bilimi önemsemesin, kendisi bilir ve beni hiç ilgilendirmez. Ama fikir dayatması durumunda, çirkin yöntemlerle bilime bilim öğretmesi durumunda zorba derim. Hem bu yazılanlarda sizin "sana ne bana ne" mantığı neden işlemiyor? işlemez tabi... Hem "size ne" ise, neden tartışıyorsunuz? ben "bana ne" demeyi sevmem pek. Siz öyle takılın, ben böyle iyiyim.
Ben tercihlerimi size zorla dikte etmiyorsam beni ne hakla zorba olarak görebilirsiniz?
Çok basit! başkasına dikte edersenizde çok kolay bir şekilde zorba/dayatmacı/otoriter olarak görebilirim. Çok zorlanmam açıkcası. Ve benim neyi nasıl "gördüğüme" nasıl göreceğime kimse karışamaz! Ve özel olarak sizden bahsetmiyoruz. Bir dayatmanın olduğundan bahsediyoruz. Bunu çocuğuna yapan bir aile ise, öğrencisine yapan bir öğretmen ise olay meşrulaşmıyor diyorum sadece. Siz nasıl anlarsanız anlayın, orası size kalmış. Nasıl anlayacağınızı dikte etmeyecek kadar demokratik anlayışa sahibim.

@Balbazar;
Dediklerinize aynen katılıyorum. Bunları görebilen insanlara az da olsa rastlayabilmek ferahlatıcı gerçekten. Bahsettiklerinizi ben sonradan gördüm. Ailem, babam da sonradan bel fıtığına yol açan "garip" şeylerden kaçıp yıllar sonra tekrar memlekete dönünce lise, yurt, üniversite ve nefes alınan her yerde gördüm.
Eski al-gülüm ver gülüm oligarşisi dağılma aşamasında olan şu günlerde, karşılarında eski bildiğimiz otoriter cenahdan birilerini görmek çok hoşlarına gidiyor, tam sikletlerine göre çünkü. Zaten birbirlerini tanıyorlar. Ama ne zaman gerçekten samimi ve tutarlı bir şekilde özgürlük ve demokrasiye vurgu yapan birileri çıksın, hemen elbirliği yapıp boğmaya çalışırlar, geçici ittifak kurmaktan çekinmezler. Başka türlü baş edemezler çünkü. O içi boş özgürlük ve demokrasi balonu sönüverir, yasaklanan kitaplar ve sansürlenen tonlarca site arasında.

Merak eden olursa, Balbazarın anlattıklarının ekonomi-politik ayağını erbakanın TOBB macerasından, demirellerden bugüne kadar izini sürebilir.

Yazan: fuatogl Tarih: April 23, 2008 4:07 AM

"Muahafazakar" arkadaslar cocuklara evrensel standartlarda egitim verilmesi sozkonusu oldu mu basimiza anarsist kesilmiyorlar mi, bayiliyorum.

Bence de, cocuklarimiza Alevilerin sapik, ateistlerin katile denk, solcularin zinaci, Ataturkculerin esrarkes, evrim teorisi calisanlarin Maocu, sol eliyle yemek yiyenlerin seytan oldugunu ogretelim ki, cocuklarimiz fanatizmde sinir tanimasinlar, bizim gibi olmayan herkesten nefret etsinler, bize ters gelen seyler yapanlara da haddini bildirsinler. Zaten bizlere yapilmaya calisilan da buydu, bugun yurdun dort bir yaninda yapilan da bu, ve bundan cok hosnutuz.

Yazan: Balbazar Tarih: April 23, 2008 8:17 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)