« Ak Parti'ye Kapatma Davası! | Ana Sayfa | Bu Laiklik, Sovyet Laikliği »

March 16, 2008

‘Rejim’i İyice Tanımış Olduk

[17 Mart 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Yoksa siz de Türkiye’yi demokratik bir ülke sanan o saf ve iyi niyetli vatandaşlardan biri miydiniz? Umarım, Yargıtay Başsavcısı’nın son marifetiyle kendinize gelmiş, memleketin kaç bucak olduğunu iyice öğrenmişsinizdir. Sayın Başsavcı, o anlı-şanlı, yere-göğe sığmayan rejimimizin nasıl bir şey olduğunu hepimize yeniden hatırlattı.

Ben anladığım kadarıyla durumu özetleyeyim. Rejimimizin kuralları aslında çok açık: Hakimiyet, milletin değil, Ankara’da oturan üst düzey atanmışların. Bu zevatın siyasi ve felsefi görüşleri “rejimin ilkeleri” diye hepimize dayatılıyor. Millet ağzıyla kuş tutsa, “rejim” bana mısın demiyor. Halkın neredeyse yarısının oyunu almış bir siyasi partinin üzerini çizmeye rahatlıkla cür’et edebiliyor.

Ama sevgili rejimimiz demokrasinin üzerinden silindirle geçerken bu işi usturubuyla yapıyor. Hatta kendine “demokratik” sıfatını bile yakıştırıyor. Eskiden Demokratik Almanya filan vardı ya hani, biraz onun gibi. Bu usturup şöyle işliyor: Anayasa’da yazılı bir “laiklik” ilkemiz var. Gayet de iyi bir ilke. Ama acaba laiklik deyince ne anlamamız, bunu nasıl hayata geçirmemiz gerekiyor? Dünyada farklı örnekler var, dahası bu konuda çok geniş bir sosyal bilim literatürü mevcut. Yani laikliğin nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiği konusunda farklı görüşler mümkün.

Sayın Başsavcı’nın hazırladığı “AK Parti’nin suçları” listesindeki en kabarık kalem olan “başörtüsü” meselesinde de laiklik adına farklı görüşler var. Bir görüş, malum, başörtüsünün “kamusal alan”dan kovulmasını savunuyor. Ama bir başka görüşe göre, asıl böyle bir ayrımcılık yapılması laikliğe aykırı. Zaten ABD ve hatta Fransa gibi başka laik ülkelerde de bizdeki bir “başörtü yasağı” yok. Yani başörtüsünü serbest bırakmak, bırakın laikliğe aykırılığı, onun bir gereği de olabilir pekala.

Peki bu farklı laiklik yorumlarından hangisi doğru? Eğer biz bir demokrasi isek, bu konuda nihai kararı halk verecek, hangi partinin laiklik anlayışını doğru buluyorsa onu iktidara getirecektir.

Sayın Başsavcı ise bizim gibi bir insan ve mutlaka onun da bir laiklik yorumu, bununla ilişkili bir siyasi ideolojisi var. Bu da çok normal. Ama bu öznel yorumunu bize dayatmaya hakkı yok. Onun yorumunu CHP zaten parlamentoda temsil ediyor. Ama şimdi o, CHP gibi düşünmeyen partilerin laiklik anlayışını yasadışı ilan etmeye kalkıyor. (Tevekkeli değil, Onur Öymen üç gündür pür neşe.)

Zaten işte sorunumuzun özü de burada: Bizim devletimiz aslında bir “CHP devleti”. Halkın yüzde 20’sinin oylarını alan CHP’nin ideolojisi aynı zamanda resmi ideoloji. Geride kalan yüzde 80, ister istemez ikinci sınıf vatandaş durumuna düşüyor.

Bu işte benim aklımı karıştıran soru, niye bu yüzde 80’in de CHP’lilerle aynı oranda vergi ödediği. Öyle ya, Yargıtay gibi resmi kurumlar CHP ideolojisini dayatmak ve sadece bu partiye oy verenlerin “yaşam biçimini” korumak için çalışıyorsa, biz ötekiler bu sistemi niye finanse ediyoruz?

Gördüğünüz gibi rejimimizin hali pek iç açıcı değil. Ama haksızlık etmeyelim, bardağın dolu tarafını da görelim. Rejimin “bekçileri” eskiden başbakan asar, önlerine gelene de işkence yapardı. Şimdi ise sadece “beş yıllık siyaset yasağı” getirmek istiyorlar. Eğer siz de o saf ve iyi niyetli vatandaşlardan biri iseniz, bu “gelişme” ile avunabilirsiniz.

Tabii biz böyle avunur giderken arada ekonomi ağır darbe yiyor, onmilyonlarca insana hakaret edilmiş oluyor ve Türkiye “üçüncü dünya ülkesi” konumuna düşüyor. Ama varsın öyle olsun!.. Yeter ki rejim sağolsun!..

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 16, 2008 8:36 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Budur.

AMA:
Ben de Mustafa Karaalioglu dahil bircok kose yazari gibi artik "bu demokrasi ile bagdasmaz... Anyasaya aykiridir.. Gercek laiklik boyle degildir.. Hukuk eli ile darbedir..Cagdas degil Ortacag cadi avidir.. Ekonimiyi batirir.. Bizi dunyaya rezil rusva eder.. AB girsimimizi sekteye ugratir.. Ve butyumemize, refaha darbedir" gibi soylemlerin gununun gectigi kanaatindeyim. Karaalioglu'ndan cok once bu kanaate idim aslina bakarsaniz (yorumlaim yazilarim, sahidimdir).

Cunki Gene Karaalioglu'nun ifadesi ile "adamlarin umurunda degil" hatta muratlari da bu. Fakirlesen, geri kalmis, korkmus sinmis, endise icinde hatta biribirine dumus bir toplum CHP'nin de bu Apturaman kuklasinin da rantci azinligin da hayalidir. "kucuk olsun benim olsun". Kurt dumanli havayi sever.

Ama daha once soyledigim gibi "zamanlarin en kotusu ve zamanlarin en guzeli" bu gunler Mustafa Bey. Dun Beyaz Carsafli adam Tayyip Erdogan'i gordum TV'de . Yuzundeki ifade ile vakari ile gurur duydum. Simdiye kadar hic siyasilere methiyye duzmemistim, Bu istisna olsun. Hic te korkmus, sinmis bir hali yoktu. Tepkisel dahi degildi. Kervani yuruten adam kararliligi gordum gozlerinde.

Nerde bilmiyorum, bir savasya bir askler "dusman kazanamaz" diyordu. Nerden biliyorsun dediklerinde cevabi tereddutsuz "cunku ben musade etmem" idi.

Vampirler, ciyanlar, akbabalar akrepler sirtlanlar, prazitler (bak guzelim yaratiklari hakaret referansi yatirdilar bana ne yapayim kelimeler kifayetsiz)kazanamayacak. Cunku ben musade etmeyecegim. Beyaz carsafim da hazir.

Tabii ki parti marti kapamayacaklar. Muratlari hukumet ve Ak-Parti'yi kayitsiz sartsiz kenmdi cikrlarina hizmet ettirmek; olumu gosteri sitmaya razi etme. Basortusunu, Allah'i kimse agzina alamasin ve laikligin her gun Apturaman'in kuklacisi fasist, yobaz, laikcilerin o gunku keyf-i alilerine uygun sekilde tatbik edilsin yani Allah' ta ahlak ta hak ta hukuk ta yasaklansin istiyorlar. Ak_parti ancak kendileri icin kaynak saglayan isci, mirasyedi oglunun sufli emeller icin calisip didinen anne-baba olsun istiyorlar. Resmen "artik Islami terkettik" demek dahi yeterli olcagini sanmiyorum bu Naksibendi Seyhi torunu Apturaman ve Kuran Kursu mezunu Tezicgillere.

Bati'daki Islamofoblar "Tek iyi Musluman olu olandir" derler. Bunlar icin aynisi soylenemez cunku degirmenin suyunu ancak Muslumanlarin getirdigini biliyorlar. Bosalttiklari kasalar gene doldu; agizlari sulandi...

Kusura bakmayin kotam gene coktan astim. Ne yapayim?

Umitsiz olmayalim derim Mustafa Bey. Biz musade etmezsek bi b** yiyemezler.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 16, 2008 9:20 PM

Mustafa Bey,
hani laik kesim, ya da daha dogrusu kendi laiklik anlayasini bize dayatmaya calisan 20 % zümre, iki de bir "Biz Iran olacagiz" diye korkuyorya. Biz zaten Iran olmusuz, hatta hep Iran misiz. Iran da güya serbest secimler var, ama Islam Devrim Konseyi diye bir kurul var, kimin secilecegini, kimin secilemeyecegini karar veriyor. Cuma gününkü Iran "secimlerini" takip eden bilir, Ahmenedinejat serlik yanlilari sirf secime katila bildi, reformcularin adaylari secime Konsey tarafindan kabul edilmedi.
Bizde de Yargitay Bacsavci var, o da bizde Iran daki Islam Devrim Koseyin ayni islevini görüyor.
Meclizdeki onun laiklik ya da rejim anlayisina uymayan partileri engelmeye calisyor. Ha Iran ha Türkiye, ikisindede milli irade diye birsey yok. Orada mollalar, bizde yüksek yargidaki laik yobazlar.
Ama ben umutluyum: Millet bu gidisati durduracak. Millet iradesi ne oldugunu, demokrasinin nasil isledigini o 20 % zümre de bir gün elbete ögrenecek.

Yazan: cueneyd Tarih: March 16, 2008 9:29 PM

"Ben anladığım kadarıyla durumu özetleyeyim. Rejimimizin kuralları aslında çok açık: Hakimiyet, milletin değil, Ankara’da oturan üst düzey atanmışların."


İslamiyette de böyledir, Herkes seçime giremez, herkes oy kullanamaz. Uygulamanın açısından İslam'dan farkı yoksa da, oy hakkını kullananların İslam alimi olması tabi herşeyi değiştiriyor.

"Halkın neredeyse yarısının oyunu almış bir siyasi partinin üzerini çizmeye rahatlıkla cür’et edebiliyor"


İslamiyette de populizm yoktur.

"Bir görüş, malum, başörtüsünün “kamusal alan”dan kovulmasını savunuyor."


Laikliğin savları açısından tutarlı ve doğru bir karardır. Ama "insan vücudu" kamusal alan değildir. Çok önce bir yazı yazmıştım encodeum.blogspotta bu konuda yaşanan mantık hatası ile alakalı:

"Halkın yüzde 20’sinin oylarını alan CHP’nin ideolojisi aynı zamanda resmi ideoloji. Geride kalan yüzde 80, ister istemez ikinci sınıf vatandaş durumuna düşüyor"


Her ne kadar gündemdeki meseleleri takip eden ve beğenerek okuduğumuz tespitleri olan sizlerin bu olay karşısında sinirleri gergin olsa da, temelde bu uygulamanın açıkçası benim doğru olduğuna inandığım yönetim biçiminden stil olarak farkı yok. Ama mesele "karar verici azınlığın" müspet insanlardan seçilmesi. Açıkçası herkesin eşit oy hakkı olması tüm problemlerin ana kaynaklarından en önde gelen olduğunu düşünmekteyim...

Selamlar...

Yazan: encodeum Tarih: March 16, 2008 9:52 PM

22 Temmuz seçimleri sonucunda CHP'nin ileri gelenlerinden biri,seçim sonuçları için "Bu mantıkla açıklanamaz" demiş;neredeyse halkı "mantıksızlıkla" mahkum etmişti.Sayın Başsavcının iddianamesiyle ilgili onlarca yazı,yorum ve değerlendirme okudum.Ülkemiz C.Başkanının yargılanmasındaki sorumluluk TBMM'ne ait olup,anayasanın 105.maddesinde net olarak ifade edilmektedir bu husus...Bu kadarcık küçük ayrıntıyı bile yok sayan "anlayış" nasıl güven verir ki?İddianame ile TBMM'sinin yetkileri göz ardı edilmiş;yargı,yasamayı neredeyse "kaale" almamıştır.Bu davanın ülkemizin Dreyfus davası olacağını düşünüyorum.Sadece toplumun Emile Zolalara ihtiyacı var!Aynı zamanda duyarlılığa.
Er ya da geç "adalet tecelli edecek" ama toplum da demoralize olacak.Oysa hukuk tersini yapmalı,ülke insanına güven verip,dayanak olmalıdır.Tıpkı 18.yüzyılda Alman değirmencinin değirmenini elinden alacak olan krala söylediği sözdeki gibi:"Berlin'de hakimler var."
Bunu söylemek isterdim.Ve adaletin de toplumun temeli olduğuna inanıyorum.

Yazan: sabri ayçiçek Tarih: March 16, 2008 11:58 PM

Türkiye’de siyasal İslam, yalnızca kişi ile Tanrı arasındaki alanla sınırlı kalmayarak, devlet ve toplum kurallarını da düzenleme iddiasındadır. Siyasal İslam´ın temel düsturu şeriattır. İslam şeriatı kişinin inanç dünyasına ilişkin kurallar kadar dünyevi yaşamını ve bunun ötesinde devlet ve toplum yaşamını da düzenleyen, bu kuralları Tanrı buyruğu olarak kabul edip değiştirilmesi bir yana tartışılmasını bile yasaklayan kurallar bütünüdür. Bu nedenle siyasal İslam ve onun anayasası niteliğindeki şeriat demokratik değil, totaliterdir. Siyasal İslam demokrasiyi bir araç, şeriatı da bir amaç edindiği için demokrasinin kendisini korumaya ilişkin kural ve kurumlarının takibinden kurtulmak için kaynağını da yine şeriat düzeninden alan takiyye yöntemini kullanmaktadır.

Beni en cok sasirtan kisim burasi oldu, islam=islam seriati, seriat=islam devleti, islam devleti=siyasal islamcilarin talebi

indirgemesinde islam=muslumanin dini, bilinenini de eklesek bu bakis acisiyla ilam dinini tamamen yasaklamalari lazim:

İslam şeriatı kişinin inanç dünyasına ilişkin kurallar kadar dünyevi yaşamını ve bunun ötesinde devlet ve toplum yaşamını da düzenleyen, bu kuralları Tanrı buyruğu olarak kabul edip değiştirilmesi bir yana tartışılmasını bile yasaklayan kurallar bütünüdür.

Halbuki seriat´in, devlet talebi olarak anlasilmasi ve bunun siyasi islama mal edilmesi cok hatali.Islam diniyle ilgili böyle bir yorum yaparken her müslümani potansiyel siyasal islamci yapmis oldular.

Bu gün siyasi islamcilik en büyük elestiriyi samimi dindarlardan almaktadir, hem de sadece liberal dindarlardan degil, her cesit dindar insanimiz bunu böyle anlamiyor.Üstelik islam fikhina bakilirsa seriatin aciklamasi bu savcinin anladigi gibi degil.Diyanet isleri mudahil olsa az.


Saygilar

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: March 17, 2008 12:48 AM

Hakan Albayrak´i sahsen sevmekle beraber temsil ettigi siyasi düsünceyi kendime "cok yakin" görmüyorum, fakat bugünkü yazisini siddetle tavsiye ederim:

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=17.03.2008&y=HakanAlbayrak

Aslına bakarsanız Yalçınkaya'nın mantığı cumhuriyete külliyen dava açmayı gerektirir.

Cumhuriyet kurulur kurulmaz devlete bağlı bir Diyanet İşleri Başkanlığı da kuruldu mu?

Kuruldu.

Cumhuriyetin kurucu lideri Mustafa Kemal bir Kur'an tefsiri hazırlattı mı?

Hazırlattı.

Cumhuriyet okullarındaki din derslerinde öğrencilere devlet eliyle Kur'an ve Siyer (Peygamber Efendimiz'in –sallallahu aleyhi vesellem- hayatı) okutuluyor mu?

Okutuluyor.

Cumhuriyetin resmi bayramları arasında dini bayramlarımız da var mı?

Var.

Oruca ne zaman başlanacağı ve orucun ne zaman bitirileceği bir cumhuriyet kuruluşu tarafından bildiriliyor mu?

Bildiriliyor.

Cumhuriyet, İslam Konferansı Teşkilatı'na üye mi?

Üye.

Demek ki cumhuriyet idaresi Türkiye'nin bir İslam ülkesi olduğunu başından beri kabul ediyor ve bazı uygulamalarında bu hakikate dayanıyor; düpedüz dini referanslarla hareket ediyor veya dini referansları birtakım amaçlar için kullanıyor.

v.s seklinde devam ediyor..

Saygilar

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: March 17, 2008 11:03 AM

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AK Parti’nin kapatılması için iddianame hazırlayıp Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunması büyük bir şok etkisi yarattı.

Elbette çağdaş demokrasilerde, 1930’ları andıran böyle gülünç iddianamelere ve savcılara pek rastlanmıyor. Ama burası Türkiye ve burada tepeden inmeci anlayıştan beklenmedik zamanlarda türlü garabetler beklemek olası.

Doğal olarak, bu kalkışmayı demokrasi bağlamında analiz etmek havanda su dövmek gibi bir iştir, çünkü nereden tutarsanız oradan elinizde kalır.

Bu defa ben de olaya pragmatizm gözlüğünden bakmaya karar verdim ve kendimi halk iradesine inanmayan bir laikçinin yerine koymaya çalıştım.

Sonuç olarak da, birkaç at gözlüğü takmış yazar-çizer-siyasetçi güruhundan farklı olarak bu yapılandan büyük bir kaygı duyacağımın ve son derece rahatsız olacağımın farkına vardım.

Peki niçin?

Çünkü -pek zor olmadığı üzere- vardığım sonuç, kalkışılan bu işten en büyük zararı yine laikçilerin göreceğini gösteriyordu.

Hatırlayacağımız gibi cumhurbaşkanı seçimleri öncesi cumhuriyet mitinglerini düzenleyen ve birtakım kitleleri meydanlarda toplayan, bu laikçi anlayışın ta kendisiydi.

Pikniğe gider gibi davullu zurnalı danslar eden, çoluklu çocuklu bayrak sallayan bu apolitik insanları kullanarak ateşlenmeye çalışılan toplumsal gerginlik rağbet görmeyince, bu defa da ordu kışkırtılmış ve e-muhtıranın yolu açılmıştı.

Ama tüm bu yapılanların, halkın sessiz çoğunluğunu AK Parti’nin etrafında birleştireceğini hiç akıl edemediler.

Böylece 22 Temmuz 2007 seçimlerinde bürokratik elit çok ağır bir yenilgiye uğradı ve hem daha güçlü bir iktidara katlanmak, hem de cumhurbaşkanlığı makamını sonsuza dek terk etmek zorunda kaldı.

Yani kaş yaparken kendi gözlerini çıkarmış oldular.

Ancak bundan ders aldıkları ve özeleştiri yaptıkları pek söylenemez.

Başörtüsü serbestisi konusunda yine orduyu kışkırtmaları bunun açık bir göstergesiydi.

Ancak TSK bu defa akılcı bir politika izledi; kendini siyasi tartışmalardan soyutlamayı tercih etti ve kurumsal yapısını yıpranmaktan korudu.

Böylece güven bağladığı dağlara kar yağan statükonun bu son hareketi, artık ne kadar mantık çerçevesinden uzaklaşmış olduğunu ve şuursuzca çırpınmaya başladığını herkese kanıtlamış oldu.

Aynı zamanda bu yapılan onların en son ve en büyük hatasıdır.

Halk iradesinin açıkça ortada bulunması ve giderek güçlenmesi, ordunun geride kalmayı tercih etmesi ve Ergenekon çetesinin deşifre olmasından sonra, artık laikçi cephanelikte kullanılabilecek mermi kalmamıştır.

Halkın AK Partiye ve değişime verdiği desteğin süreklilik kazanarak devam edeceğini öngörebilmek oldukça kolay.

Üstelik son zamanlarda fikir ayrılıkları nedeniyle soğuk günler geçiren AK Parti ile liberallerin birlikteliği de bu iddianame sayesinde tekrar ivme kazanacaktır. Bu bağlamda AK Parti’den daha hızlı bir reform süreci de bekleyebiliriz.

Sonuç itibariyle, seçkin elit son mermiyi kendi kafasına sıkarak bürokratik saltanatın son perdesini de indirmiştir.

Artık AK Parti kapatılsın veya kapatılmasın kaçınılmaz gerçek değişmeyecektir.

Öyleyse vatana millete hayırlı uğurlu olsun.

Yazan: Ömer Oduncuoğlu Tarih: March 17, 2008 2:37 PM

Oy oranı veya halk desteği her zaman doğru iş yapıldığını göstermez. Nazilerde, Almanya da halk desteğine sahiptiler. Lütfen farklı açılardan da bakın.
Ayrıca alınan oyun sebebinin kaçta kaçı, ideolojiye bağlıdır.
Saygılarımla.

Yazan: Mert Oruç Tarih: March 17, 2008 4:50 PM

Utanıyorum çünkü bir kez daha dünyaya küçük düşürüldük!utanıyorum makamını ve gelmiş oldugu konumu kötüye kullananlardan! utanıyorum işi ehline vermeyenlerden!utanıyorum halkın iradesini yok saynalardan ve yine utanıyorum geçmişi hatrlaynca menderesi idam ettiren yargı anlayışından! ve derinden üzüntü duyuyorum guzel ülkenmi bölmeye çalışan ve kendi ideolojilerine alet eden zihniyetin varlıgından....
Bu ülkenin bir ferdi olarak gelin birlik olalım ve biri bize yol göstersin artık ?

Yazan: zehra bayrak Tarih: March 17, 2008 5:23 PM

Bloguma bir bakarsaniz sevininirm, Ergeneokonla alakali yaziyi bu aksam tekrar geri cekecegim.

Saygilar

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: March 17, 2008 7:28 PM

hitabim sacece Mustafa Bey size.

Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: March 17, 2008 7:29 PM

Ne yazık ki Yargıtay, bu son tutumuyla tarafsızlığını yitirmiştir. Demokrasi kelimesini içlerine sindiremeyen jakoben zihniyet mensubu bir kesimin ekmeklerine yağ sürmüştür. Özgürlük dediğimiz, laiklik dediğimiz ve medeniyet temelli meseleleri tartışmaya başladığımız tam da olumlu bir dönemde, sadece ekonomi değil; düşüncelerde istikrarsızlığa uğramıştır.
Yine aynı süreç. Önce bir iddianame ya da muhtıra niteliğinde bir belge. Belge dediklerimiz de çoğunluğu itibariyle gazete kupürlerinden ibaret. Düşünceler eğrilip bükülüp istenilen paranoyaya hizmet ettirilmiş. Kelimelerin dili olsa ben bu iddianameye alet olmam diyecekler adeta. Ama süreç başladı artık. 11 yıl önce askerin oluşturduğu havayı, bugün yargıtay oluşturuyor.
Anayasa Mahkemesi elbette iddianameyi onaylamaz ama bizim zihnimizde yine, yeni bir "niye" sorusu yer tutacak. Neden millet iradesi ile bu kadar cedelleşiliyor? Neden milletin varlığı ve fikirleri bu denli birilerini rahatsız ediyor? Üst kademelerdeki birileri, neden insiyatiflerini milletin lehine değil; aleyhine yönde kullanıyor? Neden? Neden? Neden?

Yazan: Dündar Tarih: March 17, 2008 8:59 PM

Şahsi görüş: Kesinlikle ve derhal..Çünkü AKP, 'demokrasi' kavramının içini boşaltarak ve anayasayı sürekli ihlal ederek ülkeyi tarihinin en büyük siyasi ve ekonomik kaosuna sürüklemiştir.

Sayın Başbakan, siz öyle çok hata üretmiş bir adamsınız ki… Sürekli 'ikilik yaratma" üzerinden siyaset yaptınız. Dindarlar-laikler, türbanlılar türbansızlar, millet- devlet, iki koyun güdebilenler ile bir terrier köpeği bile gezdiremeyenler vs. Yüzde 47 oy bile öfkeli, hırslı, gerginlikten beslenen kişiliğinizi dizginleyemedi. Sözü, daha fazla uzatmanın anlamı yok. Kendinize de, ülkeye de çok büyük zararlar verdiniz. Ülkeyi her türlü bölünmenin eşiğine getirdiğiniz gibi ekonomide istikrar sağladığınız da doğru değil...AKP'lisi, CHP'lisi vatandaş olarak hepimiz işsizlikten veya düşük ücretlerle çalışmaktan perişanız. Siz nasıl "milletten yanasınız "ki böyle bir sosyal güvenlik yasası içinize sinebildi?

Sayın Başbakan, AKP kapatılırsa kendi adıma, genel merkez binanızın önünde davul- zurna çaldıracağım. Fiyatları şimdiden araştırdım. Çinçin bağlarındaki meslek erbâbı, "İki kişi 50 YTL'ye geliriz abla, yalnız taksi parası senden" dediler..
Aksine, son derece 'çağiçi' bir davranıştır.

Her çağdaş ülkenin anayasasında siyasi partilerin kapatılması ile ilgili hükümler vardır. Türkiye'nin "batı demokrasisini özümsemediği" gerekçesi ile AB'ye alınmasına hep karşı çıkmış olan Avusturya, anayasaya aykırı söylemleri nedeniyle büyük bir oy potansiyeli yakalamış olan Heider'in partisini kapatmıştır.

Durup dururken parti kapatmak nasıl demokrasi ayıbıysa, anayasayı sürekli ihlal etmek ve Siyasi Partiler Kanunu'nu her gün çiğnemek de demokrasi ayıbıdır. Ayrıca Başbakan kendi ağzıyla söyledi, "Biz on altı milyon kişiyiz" diye. Seçmen sayısı 48 milyon olduğuna göre, geriye kaldı 32 milyon..Ayrıca, on altı milyon insanın on altı milyonu da size cumhuriyetin değerleri ile çatışın, ülkeyi satın diye oy vermedi.
Gelmez. Tayyip Bey, boynunun damarlarını şişire şişire bağırmaktan artık vazgeçmelidir. Artık biraz istirahat etmeli ve "Ben niye bu kadar sinirliyim?" diye düşünmelidir. Yaşadığı ve yaşattığı gerilim, kendisini siyaset sahnesine çıkaranları bile hayatından bezdirmiştir.

"Bizi millet getirdi, millet gönderir"demek, demokrasiyi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerini hiç bilmemekle eş anlamlıdır. Türk milletinin tek değeri seçim sandığı değildir. Mahkemeler ve siyasi partileri izlemekle yükümlü savcılıklar da bu milletin kurumlarıdır.

Seçim sandığı millet iradesini temsil ediyor da, Anayasa Mahkemesi'nin kararları neyi temsil ediyor?

Unutmayın Sayın Başbakan, size siyasetin yolunu açan yargı kararları da "Türk milleti adına" ibaresi ile başlıyordu..Siz bu milletin kurumlarını 'millet adına' karşınıza alıp millet kavramını sadece "aldığın oy kadar konuş" meselesine indirgediniz.

Şunu da ekleyelim ki, 3,5 milyar maaşla çalışan Şanlıurfa doğumlu Sayın Başsavcı, "millet" kavramına oğulları ve damatları askerlik yapmayan, daha 28 yaşında armatör ve holding başkanı olanlardan daha yakın bir tiplemedir..
Akıldan bile geçirmemekte fayda vardır.

AKP, siyasi amaçları için alelacele devreye soktuğu yasal düzenlemelerin hepsini eline yüzünü bulaştırmıştır. İşte türban, işte 11. cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile ilgili madde, işte ortaya bir türlü çıkamayan yeni anayasa taslağı..Bunların hepsi, meclis çoğunluğunu kötüye kullanarak demokrasiye zarar vermenin halis örnekleridir.

Mesele "benim 16 milyon oyum var, sen kimsin?" meselesi değildir.Yargıya karşı girişilen siyasi ataklar, öncekiler gibi çarşafa dolanabilir. Meclis çoğunluğuna sahip olmak, Meclis'i babamızın çiftliğine çevirme hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmez..

Sayın Devlet Bahçeli de AKP'yi böyle işlere yüreklendirmeden önce, destek verdiği türban yasasının hangi noktaya geldiğine bakmalıdır..
Savcının kapatma davasını laiklikten açması çok yanlış, yolsuzluktan vatana ihanetten açsaydı…" diye ahkâm kesenler, yeterince bilgi sahibi olmadan konuşmakta ve Bahçeli'nin düştüğü hataya düşmektedirler.

Parti kapatmanın hangi esaslara istinaden yapılabileceğini Anayasa'nın 68 ve 69. maddeleri düzenlemiştir. Erdoğan ve çeşitli bakanlarla ilgili olarak düzenlenmiş yüzlerce fezleke Meclis Başkanlığı'nın raflarında tozlanmaktadır. AKP çoğunluğunun elindeki Meclis, dokunulmazlıkları kaldırıp yargılanmalarını önünü açmadıkça, yapılabilecek hiçbir şey yoktur.

Ayrıca, "laiklik deyince millet rahatsız oluyor?" demek de ne anlama geliyor? Laiklik bu ülkenin çimentosudur. Demokrasinin en temel güvencesidir. Kimsenin laiklikten rahatsız olmaya hakkı olamaz, "Rahatsız olanlar var" diyerek halk goygoyculuğuna soyunamaz
Bilemeyiz.. "Hangi anayasa mahkemesi üyesini hangi cumhurbaşkanı atamıştı" diye listeler tokuşturmak da abesle iştigaldir.

Kapatma kararı AKP'yi daha da güçlendirebilir mi? Onu da bilemeyiz..Yargı, önündeki dosyaların siyasi sonuçları ile ilgilenmez. Biz, mahkeme kararını tartışıp durmaya devam ederiz ama AKP, kapatılınca da kapatılmış olur..Herkes önüne bakmak zorunda kalır..

Siyaset yeniden şekillenir. "Kapatılan her parti daha da güçlenerek gelir" diye bir şart da yoktur. RP kapatılınca Fazilet Partisi daha da güçlenerek mi geldi? AKP tarihimizde son derece 'özel' bir operasyondur. Bu operasyonun ne kadar "özel" olduğunu Sayın Başbakan bizzat BOP eşbaşkanı olduğunu söyleyerek, kendi ağzıyla açıklamıştır..Şimdi şartlar farklıdır. "BOP eşbaşkanının" bu görevi başarıyla ifa edip etmediği tartışmalıdır
Yüce mahkemenin işine karışılmaz ama, en feci karar, Cumhurbaşkanı olduğu için Gül'e dokunamayıp AKP'yi de kapatmamak, buna karşılık aralarında Erdoğan'ın da bulunduğu 60-70 kişiye siyaset yasağı getirmek olur.

Bu durumda, AKP Meclis'teki çoğunluğunu korur, uluslararası destekle Gül güçlenir.

Başkanlık sisteminin önü açılır. Federasyonlaşma ete kemiğe bürünür. Bu iş, küresel güçler açısından artık sorun teşkil etmeye başlayan Erdoğan'ın tasfiyesinden, yani "safraların atılmasından" başka bir işe yaramaz.

Gül'ü siyaset yasağı kapsamına sokan, buna karşılık AKP'yi kapatmayan bir karar da ortalığı başka türlü karıştırır.

Ortaya çıkan yeni Meclis yapısı, yeni cumhurbaşkanını seçemez. Siyasi kriz çıkar, seçime gidilir. Seçime giderken Abdüllatif Şenen gibisinden bir siyasi aktöre parti kurdurup, Erdoğan'ın karizmasından artık yararlanamayacak olan AKP'nin oylarını bölebilirseniz ne âlâ…Yoksa yeniden oy kaybederek de olsa sandıktan birinci parti olarak çıkan bir AKP, yüzde 15'i yüzde 16"ya çıkaran bir CHP, yine aynı oranları alan bir MHP vs. gibi zayıf bir Meclis yapısı, bizi otuz yıl sürecek siyasi krizlere sürükleyebilir. Burası El Salvador gibi bir yer olur. Her hafta bir darbe yapılır. Darbe yapma sırası başçavuşlara kadar iner de siz Ergenekon'u, biz de Tayyip Erdoğan'ı mumla ararız! You tube'a "karşılıklı" verilen videolarla da çileli hayatlarımızı şenlendiririz…
Parti kapatmak pek hoşa giden ve sorunları çözen bir davranış olarak algılanmasa da, bu yola bizim adımıza da çıkmış olanların süreci sonuna kadar götürmekten başka çareleri yoktur.

Avcılıkta en tehlikeli iş, ayıyı yaralı bırakmaktır. Kimsede ikinci bir 27 Nisan bozgununu kaldıracak takat kalmamıştır. Arkasında neyin olduğu en azından benim tarafımdan iyi anlaşılamamış bu parti kapatma süreci, Anayasa Mahkemesi'nin ret kararıyla sonuçlanırsa, üste bir de Fethullah Gülen Türkiye'ye getirilirse, son barut da atılmış olur...

İşçiler, emekçiler AKP'nin küresellerin emriyle halk düşmanı yasalar çıkarmasına tepki göstermeye başlamışken, sendika başkanlarına "Parti kapatılmasına karşıyız" demeci vermek zorunda bırakanları, o zaman AKP'den önce bizim dövmemıiz icap eder..

Bu şartlarda, kapatılmaya "hayır" oyu veren üyeler dahil herkes kendine yaşayacak yeni bir ülke aramalıdır. Ben burada kalıp şerefimle çile çekmekten veya ölmekten yanayım…

NOT: "Taraf" gazetesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrrahman Yalçınkaya'nın yargılanması için kampanya başlatmış!

Taraf önce kendi tirajını üç-beş binden kurtarmak için kampanya başlatsın. Trilyonlar harcanan gazetenin tirajına bak

Yazan: ancazin Tarih: March 17, 2008 9:34 PM

taraf gazetesi çalışanlarının başlattıkları bir milyon dilekçe kampanyasına katılalım

Yazan: saliha Tarih: March 18, 2008 12:55 AM

Ya karsi tarafin anlamadigi bir sey var. Diyorlarki: "AKP oylarin 47 % aldiysada, AKP herseyi yapabilecegi anlamina gelmez, onun icin bu kapatma davasi onlara karsi acila bilinir."
Yanlis: AKP 47 % aldiyisa, evrensel haklari ve özgürlükleri cignemedi vakit (Ifade özgürlügü, inanc özgürlügü, seyhat özgürlügü, vs.) istedigini yapa bilir. Hatta muhalefetlen bur tuhaf "toplumsal uzlasmayi" aramasida lazim degil. Batida bir ülke ulusal bir tehlike olmadikca (savas hali, afetler, vs.) hükümet ve muhalefet uzlasmaz. Bunu bir anlami olmaz. Dabi CHP ve yandaslari bunu anlamaz, cünkü dünyayi okuyamiyorlar.
Simdi soruyorum: Bu parti evrensel özgürlükleri bir tanesini cignedimi? Vallah ben daha hala göremiyorum.
Cumhuriyetbassavcimiz, Türkiye ninde imzaladigi evrensel insan haklari cartasina bir göz atsa ve ona göre bir kabatma davasi acsa iyi olur.
Konu AKP veya BKP degil, konu burada bir insanin makaminin ona verdigi güce dayanark, keyfi ve ideolojik uygulmaraidir!

Yazan: cüneyd Tarih: March 18, 2008 1:29 PM

Sayın Mustafa bey,

Bir konu hakkında dava açmak hangi demokrasilerde rejim tehdidi oluşturmaktadır acaba? Günlerdir olayları endişeyle izliyorum. Bu ülkede ve birçok ülkede benzer onlarca dava girişimi oldu şimdiye kadar birçoğu istemle, bazıları da red ile sonuçlandı ama hiç bir zaman bu davalar rejim şöyleymiş böyleymiş diye karşılanmadı. Hele ki davayı açanı hedef göstermek en kibar tabirle ayıptır.

Laiklikten bahsetmişsiniz ama laiklik hakkında pek bir bilgiye sahip olduğunuzu düşünmüyorum ya da bilerek çarpıtıyorsunuz. Size başsavcının verdiği iddianamedeki laiklik tanımını yazmak istiyorum.

'Lâiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan bir uygar yaşam biçimidir. Çağdaş bilim, skolâstik düşünce tarzının yıkılmasıyla doğmuş ve gelişmiştir. Lâiklik, toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması; ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir. Dinsel düşünce ve değerlendirmelerin geçerli olduğu dine dayalı toplumlarda, siyasal örgütlenme ve düzenlemeler de dinsel niteliklidir. Lâik düzende ise din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Dünya işlerinin lâik hukukla, din işlerinin de (inanç ve ibadet çerçevesinde) kendi kurallarıyla yürütülmesi, çağdaş demokrasilerin dayandığı temellerden biridir. Bu bağlamda; laik devlet düzeninde kamusal düzenlemelerin kaynağı dinî kurallar olamaz ve bu düzenlemelerin dinî kurallara göre yapılması düşünülemez.'

Yani laiklik ayrımcılıkla felan alakalı değil tamamen din ve devlet işleriyle alakalıdır. AKP iktidarıda buna karşı açık suçlar işlemiştir, bunun sonucunda hakkında dava açılmıştır.

Yok efendim ülke geri gidecek bu yüzden, ekonomik zarara uğrayacağız gibi söylemler tamamen politiktir. Ülke zaten krize giriyordu şimdi AKP bu olayı bahane edecek. Hiçbir ülkede borç alarak elindekileri satarak borçları kapatamazsınız. AKP 4 yıl böyle yaptı yok enflasyon düştü, yok borsa yükseldi diye milletin gözünü boyadı. 2. seçimlerden sonra ise borsa kaç kere yükseldi acaba? Ya da yapılan zamlar ne ölçüde?

Yazan: Volkan Çınar Tarih: March 18, 2008 3:35 PM

Ulusalci istilasina mi ugradik?
Uzun uzun cpy paste yazilar.

Anlayamiyorum nasil oluyorda Akp laiklik karsiti bir parti olarak görülüyor?

Kapatilmasini savunanlar, bedel ödemekten bahseden yorumlari kopyalayip anti-propaganda yapiyorlar.

Memleket cok mu dar geldi, baska yerler ariyorlar.

Herkes istedigi gibi demokratik düzen icinde fikir beyaninda serbest, bundan yararlananlar ve anti-propagandalarini bu vesileyle yapanlar, karsi taraf olarak gördükleri, amca, baba, hala, teyzelerini ve kardeslerini de mi kesmeye hazir?

Hayret.


Yazan: Muzaffer Kazim Tarih: March 18, 2008 5:39 PM

yargıtay'a ve baykal'a bravo!!

akp'lilerin yine "mazlum" rolünü oynayabilecekleri, oy oranlarını %200 arttırmalarını sağlayacak bir koz verdiler. erdoğan istese bu kadarını yapamazdı. türkiyede sol'u yozlaştırarak bitirdiği için, sn. baykal'a da özel bir şükran borcu olmalı.

bu kişiler, bu hamlelerin, rejim eğer tehlikede ise, bunu hızlandırmaktan başka hiçbir şeye yaramayacağını görmekten acizler.

üzülerek belirtiyoruz ki erdoğan'ın artık önünde hiçbir engel yok. dönüşüm rahat rahat devam edebilir.

Yazan: sawyer Tarih: March 18, 2008 6:33 PM

Sayın Volkan Çınar,

Canım sıkıldı, sizin hakkınızda bir dava açayım, soruşturulsun efendim, suçsuzsanız zaten beraat edersiniz, veya dava red olur zaten gibi bir mantık sizce demokrat demek ki.

İddianamedeki hukuki yanlışlar bir yana suç tanımına girmeyen, hatta başkası tarafından işlenmiş fiillerin bile iktidara yamanmaya çalışıldığını günlerdir medyada konu ile ilgililer bas bas bağırırken sizin yorumunuz biraz garip durmuş gibime geldi.

Kaldı ki bir partinin kapatılması hele rejim tehdidi söylemleri ile kapatılması, hele %47 oy almış bir partinin rejim tehdidi suçlaması ile kapatılma girişimi tam bir demokrasi ayıbıdır. Siz bu iddianameyi ciddiye alıyorsanız halkınızın %47'sini de rejiminize(o rejim ne ise) karşı görüyorsunuz demektir. Yok ciddiye alınacak bir tarafı yoksa bu iddianameyi nasıl savunabiliyorsunuz?

Rejimler gelip geçicidir, insanlık ise baki.

Fiilen şiddete bulaşmadıkça bir partinin kapatılması bana mantıklı gelmiyor. Bu parti insanların kişisel özgürlüklerini sınırlandırmayan, insan haklarına saygılı bir yorum ile şeriat da isteyebilir, komunizm de... Tabi bunların demokratik yorumlarını.

Bence demokatik bir komunist yorum(ki mümkün olabilir, eğer doktrinleri insan haklarından üstün görmezseniz), demokratik bir şeriat yorumu da(ki demokratik bir komunizm yorumundan çok daha kolay) pek ala siyasi olarak temsil edilebilir.

VELEV Kİ Ak Parti böyle bir görüşe sahip olsa BİLE, kapatılması için bir dava açmaya gerekçe olmamalı. Demokratik bir laiklik yorumuna dayanan rejimlerde.

Not : Laiklik ile laikliğin demokratik yorumu farklıdır. Nasıl ki İran'da veya diğer bazı ülkelerde uygulandığı iddia edilen şeriat insanları mutlu etmiyor, insanların baskı altında olduklarını hissettiriyorsa; laikliğin demokratik olmayan bir yorumu da insanları mutlu edemiyor, insanların baskı altında yaşadıklarını hissetmelerine neden oluyor. İş laiklikte değil, iş laikliği demokratik bir yorumla okuyabilmekte.

Bundan çok uzak görünüyorsunuz...

Ve İran'daki "şeriatçılar"dan bir farkınız yok gözümde.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 18, 2008 10:50 PM

Sayın Mustafa Fatih Yüce,

Yavuz hırsız hesabı beni şeriatçı yaptınız diyecek söz bulamıyorum. Ayrıca demokratik bir şeriat sözü ile de gerçekten gülmemi sağladınız.

Yazınızın başına gelirsek, hayır bana dava açamazsınız çünkü herhangi bir suç işlemedim. Fakat AKP daha önce 2 partinin kapatılmasına gerekçe olan ve anayasanın laiklik ilkesiyle de çelişen suçlar işlemiştir bu nedenle dava açılması doğaldır.

Ayrıca yine yüzde şu kadar oy almış parti lafını etmişsiniz. Öncelikle bu sayfa içerisinde kavram karmaşaları var bunları netleştirmek lazım. Laiklik, demokrasi, hukuk... nedir iyice bilmeliyiz. Laikliğin tanımını vermiştim şimdi de demokrasinin tanımıyla ilgili birşeyler alıntı yapmak istiyorum, tamamına http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrasi adresinden ulaşabilirsiniz.

'Demokrasinin tanımı tartışması günümüzde hala devam eden bir tartışmadır. Bunun sebepleri:ülkelerdeki bazı kurumların görüşlerini haklı çıkartmak adına demokrasi tanımını kullanmaları, demokratik olmayan devletlerin kendilerini demokratik olarak tanıtma çabaları ve aslında genel bir kavram olan demokrasinin tek başına kullanılması (Anayasal demokrasi, sosyal demokrasi, liberal demokrasi vb.) gibi sebepler gösterilebilir.'

Ayrıca 'demokrasi' kelimesini kullanırken bu ülkede seçimler nasıl yapılıyor kim nasıl seçiliyor hatırlamak lazım. Ülkede %10 barajı yüzünden Türkiye'de ki tüm seçmenlerin hakları TBMM'de savunulmuyor fakat 550 milletvekiline tamamlamak için şehir bazında barajı aşamayan partiler yerine birinci partiden milletvekili atanıyor. Ayrıca demokrasilerde sadece lehte oy kullanılabiliyor, alehte oy kullanılmadığından temsil sorunu mevcut. Bu nedenle Türkiye'de yapılan şey çoğulcu demokrasidir. Zaten böyle olmayıpta gerçek demokrasi uygulansaydı o zaman başka hiçbir sisteme gerek kalmazdı yine böyle olmadığı için demokrasi sistemimiz hukuk sistemiyle denetlenir ve bugün ki durumlar engellenmiş olur.

Tüm bu kafa karıştıran şeylere gerek yok aslında sayın başbakanın dediği bir lafı hatırlatmak yeterli.

'Demokrasi bir trendir gideceğimiz yere kadar biner sonra ineriz.'

Yazan: Volkan Çınar Tarih: March 19, 2008 3:36 PM

Almanya da bir kac sene önce irkci NPD ye karsi parlamento ( altini ciziyorum: savci filan degil, alaman halkin temsilcileri bizzat) anayasa mahkemesini bir kapatma davasi icin müracatta bulundular.
Ama dava rededildi: Niye mi: Deliller yetmedi.
Ha bu deliller tabiki gazete köpürlerinden toplanmis deliler degildi. Alman ic istihbarat örgütünün topladigi biligilerdi. Ama dava red edildi: Niye? Cünkü iddanamedeki saniklarin birinin ifadesi gecersiz di, cünkü bu sahis istihbaratin kendi elemaniymis. Yani mahkeme delilerin tarfli oldugunu kabul etti, ve dava yi (malesef) ret etti.
Evet Avrupada da Partiler kaptiliyor. Ama orada iddanameyi ciddiye aliyorlar, bizim burada uyduruk birsey hazirlamiyorlar. Ve his kimse mahmkeminin ya da yarginin tarafli oldugundan süphelenmiyor.
Bir de su var: Türkiye de kapatilan partilerin cogu - Refah haric - AIHM beraat etti.

Yazan: cüneyd Tarih: March 19, 2008 4:05 PM

"Halkın neredeyse yarısının oyunu almış bir siyasi partinin üzerini çizmeye rahatlıkla cür’et edebiliyor. " demişsiniz.

Bu gelişmelerden ötürü bu halkın sesi neden çıkmıyor.? Madem ülkenin yarısı bu partiden memnun ve ülkeyi daha güzel günlere götüreceğine inanıyor neden kapatılma davası karşısında tepkisini sokaklara dökerek göstermiyor.?

İktidarda AKP değil de milliyetçi duyguları sömüren,şovenist ve faşist bir parti olsaydı, o parti hakkında kapatılma davası açılsaydı aynı tepkiyi verecekmiydiniz.?

Herkes hakkaniyet ölçüsünü kendi inancı ve ideallari doğrultusunda ele alıyor.İşte bu yüzden objektif olabilme özelliğimizi kaybediyoruz.Tek taraflı suçlayıcı yaklaşım AKP'nin hatalarının üzerini örtmeye yetmez.Sizin gibi yanlı kalemler oldukça kutuplaşma ve ayrışımcılık hiçbir zaman bitmez bu ülkede..

Vesselam..

Yazan: Memo Tarih: March 19, 2008 4:37 PM

"Fakat AKP daha önce 2 partinin kapatılmasına gerekçe olan ve anayasanın laiklik ilkesiyle de çelişen suçlar işlemiştir"(Volkan Çınar)

Volkan Bey,

Bu kadar eminseniz Yargıtaya ve Anayasa mahkemesine söyleyelim, kendilerini yormasınlar, madem işledi AK Parti bu suçları "tiz vuralım kellesini".

İddianame, yasalar ve demokrasi ile ilgili çok farklı boyutlarıyla bu konu tartışılırken sizin böyle bir yorum yapmanız biraz yavan kaçıyor. Konuyu tek boyutundan öte görememişsiniz. açınız mı yanlış, ışık da mı sorun var bilemiyorum.

Bence iddianame ile ilgili tartışmaları biraz takip edin. Çok farklı boyutlarda meselenin tartışıldığını göreceksiniz.

Yasalar tartışılmaz değildir, tamam yasalar uygulanacak fakat(bu davanın yasal dayanaklarını da aslında zayıf görüyorum); fakat bu yasaların demokrasi ve insan hakları bağlamında sorgulanamayacağı manasına gelmiyor.

Sizin de belirttiğiniz gibi demokrasi için farklı tanımlar getirilebilir, bu tanımlardan birisinde de parti kapatma anti demokratik bulunabilir. Bu yönüyle de meseleyi ele alsanız belki biraz ama biraz yavanlıktan arınmış bir yorum yapmış olabilirisiniz.

Bu dönem meclis temsil bakımından en az eleştiri alacak meclistir. Bunu da not etmek lazım.

Aslına bakarsanız biraz okursanız, araştırırsanız gülmekten fazlasını da yapabilirsiniz. Demokratik şeriat ve demokratik komünizm gibi kavramları gülerek karşılayacak birisi öncelikle "demokratik komünizm"e gülmeli. Ki ben açıklamıştım.

Sizi şeriatçı yapmadım ama dindar insanları sürekli İran'a gitmeye "davet" edenleri bir an gözümde şöyle canlandırdım. İran'a dindarları göndermeyi başaramasalar, "bunlar gitmiyo, kakın bari biz gidelim" deseler ve gitseler, emin olun hepsi birer molla olur çıkar. İran yönetimi de buna çok sevinir. Onlardan iyi rejim bekçisi, rejim savunucusu mu bulacaklar? Tecrübe ile sabit. Rejim adamı ile demokrat adam arasındaki fark bu. Siz de bana pek demokrat görünmediniz.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 19, 2008 5:15 PM

Sayın Volkan Çınar,

http://www.haber10.com/haber/116171/

adresinden Gülay Göktürk'ün yazısını okursanız meseleyi farklı boyutlarıyla da anlama şansı yakalayabilirsiniz diye umuyorum.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 19, 2008 6:31 PM

Sizin gibi birinin rejim konusunda daha bilgili olmasini beklerdim. MIllet iradesi millet iradesi tutturulmus gidiyor. Millet iradesi anayasaca belirlenmis kurumlar tarafindan millet adina kullanilir ve TBMM bunlardan biridir.

her sey millet iradesine gore olacaksa o zaman sunu yapmak gerekir. Turkiye uce bolunur bir ksimi seria isteyenlere, bir kismi laik yonetim isteyenlere diger kismida kurtlere verilir. BUnlarin her birini isteyen sayicada oldukca yuksek kesimler varmi yokmu? Bu gruplarin her biri milletin bir parcasini olusturuyormu olusturmuyormu?
Alin o zaman size millet iradesi....

Yazan: Ali Ekber Tarih: March 19, 2008 11:20 PM

Laiklik ve kemalizm tartışmaları öyle hal aldı ki devlet kurumları ile devletin rejim ve millet adına işlevini yerine getiren makamların eleştirme denilemeyecek şekilde aşağılanır bir şekilde yergiye maruz bırakılması, devranın tersine döndüğünü gösteriyor, öncekiler gücünü ABD'den alıyordu Avrupaya dönüktüler ya her nedense tersine dönen devranda şimdikiler eskinin öcünü alır gibi ama aynı yerden beslenerek gaza basıyorlar hadi hayırlısı bakalım.....dünkülerin de bugünkülerin de kimler olduğunu çok açık şekilde biliyoruz aslında , o zaman da aynı bgün de aynı kişiler yok mu aslında yine aynı arenada.... Türk devletinin en büyük eksikliği, M.K.Atatürk'ten sonra bağımsız milli iradesini ekonomiden başlayarak ipleri elinden kaçırmasıdır...bu hatanın neden olduğu sonuçlar bizi bugünlere kadar getirdi. islamcısı sağcısı solcusu bakıyorsunuz hepsi kamplaşmada bir yerlerden besleniyorlar. ulusal anlamda özgün bir iradeyi ortaya koymak isteyenler zaten Türk devletinin salahiyetinden yanalar ama onlar malum yerden beslenmediklerinden PKK kadar bile siyasi özgürlüğe erişemiyorlar zaten adı ergenekon olan bir çete ile bile benzetilebiliyorlar ansızın.... Kerinçsiz gibi RTE'ye karşı şehit aileleri derneğinin avukatı olarak açılan üç kuruşluk hukuk tazminatını kazanarak mahkeme tutanaklarına geçen o unutulmaz saptamaları kazımış ise de aklımıza.... millet iradesi ile gelenlerin hışmına uğramış durumda ama yılmayacaktır eminim...... ha bu arada hukuken icabına bakacak olanların bireysel bir çıkış yapmadığına ve abdnin ılımlı islamın gaza gelmiş fethullahçı tayfası ile geçmişten kanırtılan duygularının öcünü alma hırsında olan lafazanların hükümdarlığına bırakılmayacak bir kapatma girişimi olarak sonlanmayacağına akabinde güçlü bir akp ile kendi mezarlarının kazılmasına zemin hazırlamayacaklarına da inancım tamdır... yüce divana inşalllahhh.....a
Ahmet Altan Taraf gazetesinde bir iç savaşın içinde olduğumuzu ifade ederek, bu iç savaşta Kemalizm'in kökünün kazınacağını belirtiyor.

İki hafta içinde "korkunç" bir olayla karşılaşacağımızı müjdeliyor.

İç savaşın tanımını yapan Ahmet tarafları belirtirken düşman olarak Kemalistleri hedefe koymuş.

Tamam, anladık düşman Kemalistler.

Peki, siz kimsiniz?

Kim adına savaş veriyorsunuz?

Sizin söylemediğinizi biz söyleyelim.

Amerika'nın iradesi adına savaşıyorsunuz. Bütün Kemalistler adına ben cevap verme yetkinse sahip değilim. Ama şunu söyleyebilirim. Gerçekten bir savaşın içindeyiz.

Bu savaşın Taraf'ları şunlar;

Amerika, AB, PKK, Haçlı irtica sizsin tarafınızdadır.

Milliyetçiler, yurtsever solcular Kemalistlerin yanındadır.

Korkarak savaşanlar kazanamazlar.

Daha kendi tarafının adını bile doğru dürüst söyleyemeyenler hiç savaşamazlar.

Demokrasi lafının arkasına saklanarak savaş falan yapamazsınız.

Savaş korkakların işi değildir. Bırakın onu başkaları yapsın.

Sana Kemalizm ile savaş talimatını veren emperyalist odakların bildiği ama senden sakladığı bir şey var.

Kemalizm Çanakkale'dir.

Kemalizm Kurtuluş Savaşıdır.

Kemalizm Bağımsızlıktır, Laikliktir, Milliyetçiliktir, Devrimciliktir, Devletçiliktir.

Bu savaş 84 yıl önce başladı. Kazanıldı.

Şimdi Amerika'nın iradesini temsil edenler tarafından yeniden başlatıldı. Yeniden kazanılacaktır.

Evet, emperyalizm ile savaş aynı zamanda bir iç savaştır.

Emperyalizmin uşakları ile vatanseverler arasındaki bir savaştır.

Bu savaşta ölenler ABD iradesi için öleceklerdir. Kemalistler ise vatanları için öleceklerdir.

Vatanı için ölenlere "şehit" deniyor. Amerika'nın iradesi için ölenlere ne isim vereceğiz?

Biz Kemalistler savaş istemiyoruz.

Hukuk ve o savunur gibi yaptığınız demokrasiyi hazmedeceksiniz.

Tayyip siyasete atıldıktan sonra 16 siyasi parti kapatıldı.

Neden o zaman bir tek cümle etmediniz. Şimdi Amerikan iradesine meydan okundu diye yerinizden zıpladınız?

Mustafa Yıldırımın ifadesi ile söyleyeyim.

Demokratik Padişahlık olur mu? Untmayın Hitler de seçimle iktidara gelmişti.

Evet, Savcı bir iradeye müdahale etmiştir. Bu milletin iradesi değildir. Amerika'nın Türkiye'deki iradesine müdahale edilmiştir. Ilımlı İslam ile Amerikan iradesinin yanında yer alanlar elbette yargılanacaktır.

Kapatma davası Dünya Borsalarını Çökertti!

Başlığa bakarak sakın kötümserliğe kapılmayın.

Demek istediğim Star, Bu Gün ve Zaman gazeteleri ekonomik krizi kapatma davasına bağlamış.

Eğer bu yayın organlarından insaf bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Onlar kendilerini "sürekli cihat" içinde hissettikleri için doğruyu yazıp yazmamaları gaileleri değildir.

Yeter ki ellerinde medya silahından Kemalistlere kurşun sıksınlar.

500 milyar dolar borç ve 50 milyar cari açık, Savcının kapatma davasını açtığı anda mı oldu?

Ayıptır bu kadar yalanı Türk Halkına haber diye vermek.

Yazan: ancazin Tarih: March 20, 2008 9:15 PM

Sayın Volkan Çınar,

Tartışmanın sizin algıladığınızdan çok farklı boyutlarda ele alındığını, alınması gerektiğini gösteren bir takım yazılar, okumanızı tavsiye ederim.

http://www.haber10.com/haber/116373

http://www.haber10.com/haber/116171/

Demokratik şeriat sözüne gülen birisi ondan daha önce demokratik komünizm sözüne gülse samimi olduğu kanaati oluşurdu bende. Yukarda açıklamamı yamıştım. Güleceğinize anlamaya çalışın.

Benim yazdıklarımın fıkra olduğunu sanmayın. Fıkralara anlaşılırsa gülünür. Benim yazdıklarıma ise anlaşılmazlar ise.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 20, 2008 9:19 PM

Mahkemelerin aldıkları kararlar tartışılamaz mı? Hayır/Evet? Niçin?
Tartışılamaz diyenlerin en büyük yanılgıları bu yapıyı inşa ederken içine düştükleri paradokstur. Çünkü, kutsala (İslam, Hristiyanlık, Yahudilik…) ait alanın kullandığı argümanlara karşı olunduğu halde, kutsal olanın yöntemlerini kullanarak, insan yapımı alanlara, farklı/yeniyapım bir kutsiyet atfedilmektedir. Bu durum, kutsalın karşısına koydukları profanın, bilimsel bir yaklaşım olmadan, kutsal olarak dokunulmaz bir yapıya çıkarılması çabasının ürünüdür.
Eleştirilemez, değiştirilemez, herkes uygulamak zorundadır… vb. yargılar, konvensiyonel ya da profan olanın içine sokulduğunda, bu, her yüzyılda değişen ve farklılaşan değerleri sabitleştirme gayretini ve sabit kalması için tercih edilen metodun, kutsal olandan devşirildiğini göstermektedir. Bir de profan olanın farklı kültürlerde farklı uygulaması, kabulü varsa(laiklik gibi), tek tip bir uygulamayı dayatmak, farklı uygulamalarının konuşulmasına dahi tahammül gösterememek, kutsalın alanından çıkıp, hatta aklın alanından çıkıp dogmatik bir yapıyı meşrulaştırmaya çalışmak demektir.
Bu durum, gerçek sanatla , kitsch(sahte,taklit) sanatı değerlendiren birinin kitsch sanata karşıyken evinin duvarına Van Gogh’un, Miro’nun röprodiksiyon bir resmini asması gibidir. Röprodiksiyon bir resim kitsch bir tutumdur ve onaylamadığınız bir tutumu sergilediğinizi gösterir. Kutsallara karşıyken, kamusal alana, bir kuruma, bir doktrine…, her şeyin üstündeymişler gibi bir kutsallık/anlayış yükleyip, burada da mı, nasıl olur,eleştirilemez… anlayışından başka bir açıklama getiremiyorsanız, yani sadece bunları yüceltmek dışında mantıklı bir tutum geliştiremiyorsanız, evinizin duvarına röprodiksiyon bir resim asıyorsunuz demektir ve evinizin duvarındaki röprodiksiyonu indirmeden gerçek sanata dair söz söyleme hakkınızı da kendi elinizden, kendiniz alıyorsunuz demektir.
Tartışılabilir mi? Tartışılmalıdır.
Tartışılmıyorsa, kutsal bir hükümmüş gibi algılanması onaylanıyor ve onaylanmadığınız üzerinden onaylama gerçekleştirerek bir paradoks yaşanmasına zemin hazırlıyorsunuz demektir. Hele ki, günümüzde, kutsalın dahi tartışıldığı düşünülürse! Tanrı vardır yoktur, (İslam için)başörtüsü vardır yoktur… gibi kutsala ait alan dahi tartışmaya açılmışken; kutsal olmayanın yani profanın tartışılamaması, tahakkümün kutsal dışı alandan insanlara kabul ettirilmeye çalışılması ve dogmatik düşüncenin hayatlarımızı ve akıllarımızı baskı altına alması demektir.
Kutsal olmayanın kutsallaştırılmasının bir diğer sonucu da şudur ki, (bu, buna inanan insanların aklına hiç gelmeyen bir durumdur) tüm kutsalların başına gelen, burada da karşımıza çıkacak, er ya da geç, bu yeni kutsal da tartışılacak ve değişim yaşamak zorunda kalacaktır.
Saygıyla.

Yazan: suzannur Tarih: March 21, 2008 6:51 PM

Eğer rejim halkı sıkıyorsa burada milleti değil rejimi tartışmak lazım.Çünkü halkı değiştip yerine başka halk koyamazsınız ama rejim halkın ihtiyacına göre değişen birşey olduğu için değiştirilebilir.(tABİKİ İLERİ GÖRÜŞLÜ LAİK KİŞİLİK OLAN YARGIYAY BAŞ SAVCIMIZ ENGELLEMEZSE)

Yazan: Muhammedali Tarih: March 24, 2008 11:12 PM

Tayyip erdogan hayatının hatasını yapmıs yaa üzüldüm gercekten. nedir bu hata onuda soyleyım de merak etmeyın.
Tayyip Erdogan: ''Keske ah keske (Mustafa Akyolun tabiriyle!!)Ankaradaki üst makamlarda da kadrolasma yapsaydım yaa nasılda akıl edemedım bunu ben ''.

Okudugum universitede birseyi farkettım basortulu yada turbanlı -hangisini tercih edersenız- arkadaslarım genellıkle egıtım fakultesınde okuyor. Neden acaba diye dusunurken birden aklıma geldı . Egitim fakultesınden mezun olan arkadaslar genellıkle devlet icinde kadro bulabılıyorlar. Neden ozel sektore yonelmiyor bu arkadaslarım. Ozel sektore yonelırseler ulkenın ıcıne giremezler ki :) Kadrolasma nasıl olur o zaman :):)

Yazan: caglayan Tarih: March 30, 2008 12:13 PM

Muzaffer Bey !!!!!!!!!

Diyanet otursun oturdugu yerde neye hangi yetkiyle mudahil olucak yahu. Seyhulislam yok artık bunu kafanıza sokmanızı onerırım .Eskidenmıs onlar koca Osmalının yıkılmasına sebep olan en buyuk faktorlerden biri olmus Türkiye'mde bu durum boyle olmucak sacma sapan konusmayın sonra kızınca yada sizin aksınızde haraket edince eyvah din elden gidiyor diyorsunuz. Giderse gitsin yahu sizin gibi dusunenlerle zaten aynı dın paylasılmaz.

Yazan: Anonymous Tarih: March 30, 2008 12:18 PM

bu demorasi sadece sizlere mi? anlamıyorum bu ulkede hangi anti demokratik surece karsı cıktınız da simdi demokrasi istiyorsunuz karsısında oldugunuz seyi savunur oldunuz. sıra size geldigi icin cok mutluyum partiniz kapatılacak.

Yazan: ayşe Tarih: April 7, 2008 10:40 AM

ayşe hanım,

Demokrat olmak demek demokrasi militanı olmak demek değildir.

Demokrasilerde insanların örgütlenme hakları vardır.

Her kitle, her örgüt, her birey neye karşı çıkacağını, neye destek vereceğini kendisi seçer.

Yeşil sulu sebzeleri koruma derneği, kıllı kulağı kesik köpekleri koruma derneğinin herhangi bir etkinliğine, direnişine katılmak zorunda değildir. Katılmadığı için sorumlu tutulamaz, sorgulanamaz.

Çünkü herbirinin öncelik ve hassasiyetlerini kendileri belirler.

Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: April 8, 2008 3:33 PM

Eğer rejim halkı sıkıyorsa burada milleti değil rejimi tartışmak lazım.Çünkü halkı değiştip yerine başka halk koyamazsınız ama rejim halkın ihtiyacına göre değişen birşey olduğu için değiştirilebilirbu demorasi sadece sizlere mi? anlamıyorum bu ulkede hangi anti demokratik surece karsı cıktınız da simdi demokrasi istiyorsunuz karsısında oldugunuz seyi savunur oldunuz. sıra size geldigi icin cok mutluyum partiniz kapatılacak.

Yazan: havin Tarih: April 15, 2008 9:27 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)