« ‘Politik Çözüm’ün Parametreleri | Ana Sayfa | Ak Parti'ye Kapatma Davası! »
March 12, 2008
Kur’an’da Başörtüsü: Var mı, Yok mu?
[12 Mart 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Türkiye’de bitmek-tükenmek bilmeyen “başörtüsü savaşları”nın bir cephesi de “ilahiyat” sosuna batırılmış durumda. Başörtüsüne “laiklik” adına karşı çıkanların bazıları, enteresan ve çelişkili bir biçimde, “dini argüman” kullanıyor. Muhafazakar hanımlara, “Kuran’da başörtüsü açıkça yazmıyor, onun için bunu takmayın” diyorlar. Deniz Baykal’dan Özdemir İnce’ye kadar bir dizi renkli şahsiyet, bu “laik fetvacılık” işine soyunmuş vaziyette.
Mesele bu kadar “avam”a indiğinden olacak, bazen bana da soranlar oluyor; “Sence Kuran’da başörtüsü var mı” diye. Benim naçizane cevabım şu: “Olduğuna kanaat getiren için vardır, getirmeyen için yoktur.”
Demek istediğim şu: Kur’an-ı Kerim’in ilgili surelerinde kadınların “tesettürü”ne dair ayetlerin olduğu kuşkusuz. Buradaki “örtünme”nin sınırları ise belli ölçüde yoruma açık. Sünni İslam’da yaygın kabul gören geleneksel yorum, kadının “el, yüz ve ayak” dışındaki uzuvlarını örtmesinin farz olduğudur. Bu yorum, Kur’an’daki ayetlerin lafzı kadar, “sünnet”teki uygulamaya ve “içtihat”lara da dayanır. Bin küsur yıldır böyledir. Diyanet İşleri Başkanlığı da bunu teyid ediyor.
“Sadece Kur’an’a bakalım ve oradaki kelimelerin manasını yeniden anlayalım” diyenler ise, aslında bir tür “Protestan okuma” yapıyorlar. Dahası, belki “modern kıyafet”ten yana oldukları için, ayetlerde onunla çelişmeyen bir anlam görmeye çalışıyorlar.
Peki hangi yorum doğru? Cevap: Her ikisi de! Çünkü iki farklı yorumun ardında, ilahi metne bakıştaki “yöntem” ve “amaç” farkları var. Hangisi aklınıza ve kalbinize daha çok hitap ediyorsa, sizin için doğru olan odur.
Biz, “tek doğru”ya inanmaya alıştırılmış bir toplum olduğumuz için, bu gibi müphem cevaplardan pek hoşlanmayız. “Doğrusu neyse birisi söylesin, ona göre hareket edelim” diye düşünenimiz çoktur. Oysa İslam’da en baştan beri “çoğulculuk” ve farklı yorumlara hoşgörü vardır. Modern çağda ise bu daha da gerekli hale gelmiştir; çünkü toplum çeşitlenmekte, yaşam ve düşünce biçimleri farklılaşmaktadır.
Benzer bir süreçten 19. yüzyılda Yahudilik de geçmişti. O dönemde bazı Yahudiler, kendi dinlerindeki şekli unsurların “tarihsel” olduğunu ileri sürerek “Reforme Edilmiş Yahudilik”i kurdular. Geleneği aynen korumakta ısrar edenler, “Ortodoks Yahudi” diye adlandırıldı. İkisinin ara versiyonu olarak da “Muhafazakar Yahudilik” çıktı. Bugün Yahudilik dairesinde bu üç farklı yorumun da yeri vardır. Ortodoksların sinagoğunda kadın-erkek ayrı oturur, Tevrat’ın sadece İbranicesi okunur. Daha çok Amerika’da yayılmış olan “Reforme Edilmiş Yahudilik” ise Protestan kiliseleri gibidir; ulusal dil kullanılır, modern müzik çalınır. Eğer tek alternatif Ortodoksluk olsa tümüyle sekülerleşecek olan bir çok Yahudi, bu şekilde “din dairesi”nde kalmıştır.
Türkiye’de rahatsız edici olan nokta, “reformist” görüşlerle ortaya çıkan bazı ilahiyatçıların, ikide bir geleneksel dindarları suçlaması, dahası onlar üzerindeki “laikçi” baskıları kutsaması. Oysa “başörtüsü özgürlüğü”nü savunmak için, onun farziyetine inanmaya, hatta Müslüman olmaya bile gerek yok ki... Bu bir hak ve özgürlük sorunu. Siz onun farz olduğuna inanmasanız bile, milyonlarca insan öyle inanıyor. Ayetleri sizin gibi tefsir etmek zorunda da değiller.
Söz konusu reformistlerin İslam’ın en önemli değerlerinden olan “niyet” meselesi üzerinde biraz düşünmesi lazım: Amaçları gerçekten dini “asrın idrakine söyletmek” mi, yoksa dine baskı yapan Jakobenlere çanak tutmak mı?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 12, 2008 10:54 AM
Son günlerde sadece dinimi yasamaya calışan biri olmama rağmen bana da bu sorular iletiliyor
Kuran-ı Kerim'i anlamak algılayabilmek kendi adıma haddimizi aşar diye düşünüyorum
Bizim asıl öğretmenimiz Efendimiz zaten O'nun ahlakı Kur'an ahlakıydı O'na tabi olduktan sonra ikilemde olmamızı gerektirecek bi durum söz konusu olmaz bence
Yazan: fatma Tarih: March 12, 2008 12:02 PM
Var mi yokmu?
Her ne kadar bu konuda gerici ulema arasinda olduguna dair mutabakat var ise de saygin muctehitler arAsinda ihtilaf soz konusu.
Ornegin Canan Artiman-i Izmiri Hocahamfendi'ye gore asla ve kata yoktur. Olmadigi gibi Asurlu fahiselerden gelmedir.
Ote yandan, camilerde seks odasi olmali fetavasinin sahibi Muazzez Ilmiye Cig nineleri o fahiselerin Asurlu degil Sumerli oldugu tespitini yapmis bulunmaktadir.
Son zamanlarda tefsirden girip fikihtan cikan "el Ezher'den diloma getirtecegim" diyen, Deniz Hocafendi'nin teorisi daha akla yatkin. Alime gore zaten "turban" Fransizcadir. Otello oyununun son cumlesinde gecmektedir. Burdan da anlasilacagi uzre Islam ile uzaktan yakindan alakasi yoktur.
"Ama hocam zaten bu gericiler 'turban' demiyor 'basortsu' diyorlar. "turban"i legal terminolojiye Ihsan Dogramaci sukmus idi; basortsu yasak, turban serbest diyerek" diyolar bu gericiler diyordum. "huzurumuzu bozma" diyerek beni kenara itti.
Kadinlar gununun mana ve ehemmiyeti uzerine cagdas kadinlarimizi aydinlatma konusmasinda "bize daha cok darbe lazim; kan istiyorum! Ezan Turkce iken dindardim fakat sonra 'o cirkin sesle Arapca ezan' baslayinca dinden sogudum; onu yapan Menderes ipte sallaninca tum millet gibi ben de sevincten ucuyordum.." diyen Tansel Calasani Hocafendi (kadin mi idi? pardon resim beni aldatti) nin turban hakkindaki cumlelerini buraya nakledemiyoruz yorum kurallari despotizminden oturu.
Kafam kasisti. Birde
hem sair, hem dusunur, hem yazar, hem de Adonis'in arkadasi, hem Gerek uzmani Ozdemirus Incesus (kendi ifadesi) Hocamfendi'ye sorayim , o bu isi vuzuha kavusturur, ne de olsa Simyaci cevirisinde Minare'yi kule, ezani sarki diye cervirdi, belli ki konulara vakif dedim. Onun bu mevzuudaki fetvasini da koyamiyorum buraya ayni sebeple.
Anlasilcagi uzre benim kafam hala karisik. Zekeriya Beyaz Hocafendi'yi yakalamak icin Seda Sayan sov senin Lerzan Mutlu benim dolasiyorum ama nafile.
Ilhan Hocafendi'ye sordum. O da benim ihtisas alanim riba; Deniz Hocafendi'ye sor" diyerek beni bastan savdi.
Gavurlar "it ain't over until the fat lady sings" derler. Ben de ayni kanaatteyim. Sisko adam soylemeden bu ise nokta konulmaz. "elinde Kur'an, gogsunde iman geliyor Nurlu Suleyman" afisleri ve "Kur'an-i Kerim'i operek secim konusmalari yaptigi gunlerden beri Mirrison Hocafendi epey ilerleme kaydetmis gozukuyor Islam'in modernizasyon konusunda. Kendisi "o kadar gunahsiz degil, itrtica iasreti" dedi fakat kokeni Kur'an'mi degilmi konusunu vuzuha kavusturmadi. Mesela "kur'an'in 240 muhkim ayeti degissin " der iken tesettur ile ilgili aywetler dahil mi idi onu da bilmiyoruz. Kendiosini aradim ama fazla zamani yktu Yegen Yahya birtakim hirsizxlik ioftitalarindan Yargitay eli il basini kurtarmis fakat yeni iftiralar mevcutmus, onlar temizlemek icin saga sola telefon ediyordu; rahatsiz etmek istemedim.
Bu kafa karsikligi ile bende TV dizisindeki cayci Usuyun gibi biraz "halk ile bareber olayim" dedim. Gittim halk pazarindan alisveris yapan bir turbanli genc kizi yakaladim.
Sen bu kamusal alanda basini bagliyorsun ama Kur'an'da basortsu var mi" dedim.
Kiz bana bir suru ayet hadis saydi olduguna dair. Sonra da "ama ne fark eder ki. Biz seriatle yonetimiyoruz. Laik ulkede benim oldugunu dusunmem yeterli degil mi" dedi ukla sey!
Cok sinirlanmistim dogal olarak. Turbanina yapisip dunyanin kac bucak oldugunu ogretecektim ukalaYA, ama halk kurtardi elimden. "halkla beraber olmak cayci Huseyin'e kalsin; benim klasima yakismiyo" dedim uzaklastim.
Yazan: I.B. Laik Tarih: March 12, 2008 12:13 PM
Baykal önce türbana karşı çıktı sonra Kur'an da yok diye fetva verdi.Efendim üniversitede türban laikliğe aykırıymış.Sonra laikliğe uygun bir şekilde(!) Kur'an ı referans alarak fetvasını verdi.Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!
Yazan: Aslan Tarih: March 12, 2008 2:39 PM
@I.B.Laik arkadaşın durumuna bayağı bir üzüldüm..
ne entel danteller arasında ne de halk içinde kendine yer bulamadı,merak ettim doğrusu klasını:)
bu arkadaşın üslubundan kim olduğunu anladım gerçi..
çok eğlendim yorumdan,eline sağlık..
benim ilk gençlik dönemlerimde(şimdi ikinci gençlik dönemimdeyim:) böyle bir sorun hiç yoktu..Örtü Allah'ın emri der örtünürdük..
Birtakım çevreler örtüden rahatsız olmaya başlayınca farziyeti de tartışılır oldu..
tesettür konusu Kur'an'da açıkça var..yakanızı bağrınızı açmayın,dikkat çekici yürümeyin,ayağınızı yere vurup halhallarınızı şıkırdatmayın,dışarı çıkarken cilbabınızı giyin,harama bakmayın gibi bir sürü ölçü verilmiş..
başörtüsünün ibadet olan bir yönü var..namazlarda kadınların saçlarını kapatması konusunda modernistler dahi ittifak halinde..(reformistleri geçiyorum)..
namazda yabancı bir erkek yok,evinizde dört duvar arasında kılarken bile kapanıyorsunuz..
demek ki kadınların saçlarını kapatmasının ibadet olan bir tarafı var..ibadetlerde bu neden böyle diye sorulmaz..mantık aranmaz..taabbudidir denir,sorgulanmaz..sabah namazının farzı neden 2 öğlenin 4 diyemediğimiz gibi..
müslüman için özel namaz ibadeti olduğu gibi tüm hayatı da namazdır..namazdaki halini hayatına yayacak..namazdaki tesettürü bir ibadetse bunu hayatına da uygular müslüman..
Kur'andaki ayetlerle beraber sünneti de kendisine ölçü alan müslüman için başörtüsünün farziyeti sorun olmaz..rivayetlerde kendiliğinden görünenler dışında zinetlerini göstermesinler ayetinde kendiliğinden görünenler el ve yüz olarak yorumlanmış..bunu baz alan müslümanın örtünmeyi tercih etmesini saygıyla karşılamak gerekir..çünki bu asırlardır böyle anlaşılıp uygulanmış..yeni çıkan bir şey değil ki..
Hz.Ali Efendimiz haricilere bir elçisini yolladığında 'onlara Kur'andan delil gösterme..çünki Kur'an-ın ayetleri farklı yorumlamaya müsait..Peygamberin uygulamalarından örnek ver' diyor..
şimdi sadece Kur'anı baz alıp farklı yorumlarla başörtüsü Kur'anda yoktur diye inanalara da saygı duymak lazım..samimi olarak böyle inanıyor olabilir bir müslüman..
sadece namaz kılarken örtünüp sosyal hayatında başı açık olmayı seçmiş,kölelik düzeni olmadığı için sıkı sıkıya saç kapanması gerektiğine inanmayan hanımlar da olabilir..saç kapamanın dışında bol giyinerek tesettürünü gerçekleştirebilir..
bunlar değişik alternatifler..kişiyle Allah arasında..Mustafa Akyol'un dediği gibi hepside doğru..din böyle birşey..inanç esaslarının dışındaki uygulamalar birey insiyatifine kalıyor.
dinde aslolan yegane bir ölçü var..kalplerdeki niyetler..bunu da en iyi Allah bilir..o yüzden insanlara düşen birbirlerine hoşgörüyle yaklaşmaları..yorum farklılıklarından kaynaklanan durumları yargılamamak..
laik devletin ise bu konularda fetva vermesi laikliğe aykırı olsa gerek..ben böyle biliyorum..
benim tesettüre bakış açım;
örtünmenin evrensel cilbabın tarihsel olduğuna inanıyorum.
cilbabdan kastım çarşaf,burka vs...namazda başımızı örttüğümüz için başörtmenin ibadet olduğuna inanıyorum..iş ve okul hayatında başımı örtmemeyi tercih ediyorum..klasik anlamda sıkma baş şekline dönmüş türbanı kullanmıyorum
..estetik bulmuyorum.zarif değil bana göre..örtüyü daha geniş ve zarif kullanmak gerekir bence..
kadınların eğitim ve iş olanaklarını geliştirmeleri örtünmeden daha elzem birşeydir..öncelikle iş ve eğitim..sonra örtünme..
ayakları üzerinde duramadan,kendini toparlayamadan
örtünmeyle uğraşmak Türkiye şartlarında genç kızları çok yıpratıyor..kendini toplamış hanımlar ve beyler bunun mücadelesini versin..genç kızlar okusun diyorum..
saygılar..
Yazan: dost Tarih: March 12, 2008 3:57 PM
{"Oysa “başörtüsü özgürlüğü”nü savunmak için, onun farziyetine inanmaya, hatta Müslüman olmaya bile gerek yok ki... Bu bir hak ve özgürlük sorunu. Siz onun farz olduğuna inanmasanız bile, milyonlarca insan öyle inanıyor. Ayetleri sizin gibi tefsir etmek zorunda da değiller."}
İlk bakışta doğru gelen ama milyarlarca tartışmaya da açık bir yorum. Kimin neye nasıl inandığı göreceli olursa, dindeki birçok prensip de bundan nasibini alabilir. Bunun ucu çok açık...
Yazan: Kubilay Ant Tarih: March 12, 2008 5:55 PM
Tabi aslında mesele başörtüsü Kuranda var yok meselesi değil.Var ya da yok; bunu tartışacak ve Laiklerin yaptığı gibi müslümanları imana getirmeye çalışacak değiliz.Bu bir hak özgürlük meselesi amenna...Birde şu Özdemir bilmemne ve mason İlmiyeyi boşverin.
Benim asıl önemli gördüğüm meseleye gelince;
Daha önce bu meseleyi bu sitede dile getirmiştim.İşin aslı yukarıda ifade edilen çok anlamlılık konusunda düğümleniyor.Kuranı veya herhangi bir metni yapıbozuma uğratmadan birden çok anlama geldiğini iddia etmek mümkünmüdür?Bilindiği üzere anlamanın nesnesi olan metin/text tek başına bize birşey söylemez bunu anlayan kişi yani özne; anlamak için metnin anlam kazandığı tarihi bağlamdan/context hareketle bir anlam kurmaya girişir.Buda o devrin şartlarını, kavramların hangi temelde ve hangi durum karşısında ifade edildiğini bilmeyi ve özellikle sözün sahibinin muradının ne olduğunu anlamaya çalışmayı gerektirir.Yukarıdaki açıklama temel alındığında yani tarihsel bir metni nasıl anlarız? sorusuna cevap vermeye çalıştığımızda aslında bu metni söyleyenin bir durumdan hareketle birşeyler söylediğini idrak ettiğimizde anlamı zaptu-rapt altına almışız demektir.Yani sözü söyleyen bu sözü bir durum karşısında bir olguyu aydınlatmak için söylemiştir yani söylenen sabittir ki onun muhatapları bir muamma olmayan metni anlamışlardır. Dolayısıyla muhatapların o zaman ifade edilen metni/sözü anlamamaları söz konusu olamaz ve şüphesiz bir bağlamdan hareketle ve bir durumu aydınlatmak için söylenen sözün veya yazılan metnin birden fazla anlama geldiğini ve bu anlamların bazılarının geleceğe havale edildiğini (ancak bu çok anlamlılığın ileride farklı okumalara tabi tutularak ortaya çıkarılacağını) iddia etmenin hiçbir metin özelde Kuran kaynaklı temeli bulunmamaktadır.Meşruiyetini metinden almayan bir yöntemin metne uygulanıp o metnin bu şekilde ulaşılan manaya da geldiğini iddia etmenin adı deconstrüction/yapıbozum ya da yapısökümdür postmodern dönemle hayatiyet kazanmış bu kavram anlamı yeniden kurmak olarakta adlandıralabilir.
Anlamı yeniden Kurmak mı?
Evet aynen öyle çokanlamlılık aslında bir metnin birden fazla manaya geleceği iddiasından hareketle anlamı yeniden kurmaya yönelik bir teşebbüs olmak durumumdadır.Bu da anlamı tarihi bağlamından koparmak yani birilerinin sıkça Kuran için söylemeyi maharet saydığı Kuranı bugün bize nazil oluyormuş gibi okumak; metni halihazırdaki durumu gözönüne alarak yeniden kurmak yani metni yapısöküme uğratmak mamafih temelini ortadan kaldırıp almak istediğimiz sonucu metne söyletmek tir.Dolayası ile metin onu anlayan daha doğru bir ifade ile onu şekillendiren öznenin elinde onun indi yaklaşımlarına ses çıkarmayan çıkaramayan bir kadavra olmak durumundadır.Bu durumda isteyenin istediği gibi Kuranı anlaması ve ona kimse senin anlayışın yanlıştır deme hakkına sahip olmaması ancak bahse mevzu çokanlamlılığa meşruiyet tanındığında sözkonusu olacaktır.
İmdi hakikaten metin birden çok anlama gelirmi?
Yapısalcı dil anlayışının veciz ifadesiyle söylemek gerekirse ''Bir metin her anlama geliyorsa aslında hiçbir anlama gelmiyordur.''Bu demektir ki anlamı zaptu rapt altına alınamayan, anlayanın elinde istediği gibi evrilip çevrilen bir metnin öznenin anlamak daha doğrusu kurmak istediği anlamdan başka bir anlamı yoktur ve dahi anlam ifna olmuştur.(Bkz Anlamın Buharlaşması ve Kuran, Dücane Cündioğlu)Artık ortada ne anlaşılası bir metin nede onu anlatanın muradı sökonusudur.Ortada sadece anlayanın metin karşısında tek taraflı hakimiyeti vardır.
Son zamanlarda Abdülkerim Suruş, Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi tarafından değişik şekillerde ortaya atılan bu görüşler ciddi çelişkiler içermektedir.Bu anlayışlara göre Kuranın daha genelde İslamın herhangi bir tarihi bağlamı yani özü bulunmamaktadır.Bu durumda Kurandan çok çeşitli ilhamlar almanın çok farklı yorumlar yapmanın hiçbir sakıncası bulunmamaktadır bu durumda günün makbulatını ve meşhuratını Kuranda bulmak kınanacak birşeyde değildir bilakis takdir ve teşvik edilmelidir.İslamın özünü yokeden bu yaklşımlar tarafından İslamın içini muasır medeniyetin genel kabul görmüş felsefeleri ve dünya görüşleri doldurması elzemdir.
Ezcümle bunların hiçbirine ihtiyaç yoktur.Çünkü bu metodu kesinlikle Kurana doğrulatabilmek meşruiyetini kurandan bulabilmek asla varit değildir.Aslında profan ya da bağımsız diyelim (Süruş öyle diyor) bir metodu bizzat Kurandan çıkarma teşebbüsüdür bunların hepsi.Yani çağın değer yargılarını İslamda bulmak yoksa islamda oluşturmak dolayısıyla normalde kafalarını kullanıp birtakım değerleri üretemeyen beyinleri ''bak İslamda da var'' deyip islamın meşrulaştırıcılığından yararlanıp ikna etmek ve bu yeni değerleri itikad hükümleri haline getirmek son derece tehlikeli ve yasaktır.İhtiyacımız olan akıllarımızı bağımsız kullanmayı öğrenmektir dinin gerçek yerini ve konumunu İbn RÜŞD gibi tutarlı bir şekilde tayin etmektir yoksa Kuranın ve onun kendisine indirildiği peygamberin asla kastetmediği hatta peygamber zamanında var dahi olmayan bir takım günümüz problemlerini 1400 yıl öncesinden görebilen bir bakış hayli keskin ;)) ve bir o kadarda maharetli/işgüzar olmalıdır.
Başörtüsü hakkında tek birşey söylenmiştir ister aç ister kapayı Kurandan çıkarmak mümkün değildir. Eğer iki farklı kanaat oluşuyorsa bunlardan yalnızca biri doğrudur ya burada başartüsü değil zinetlerin saklanması sözkonusudur esbabı mucibeylede tutarlı olarak ya da başörtüsü emri vardır nedeni pek mantıklı gelmesede yüzün görünebilir fakat sacın seni çok seksi gösteriyor o halde kapa denmiştir. Yani burada önemli olan nokta bizim isabet etmemiz ya da edemememizdir. Yoksa ne anlarsan olur, odur değil.
Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: March 12, 2008 8:05 PM
{"Oysa “başörtüsü özgürlüğü”nü savunmak için, onun farziyetine inanmaya, hatta Müslüman olmaya bile gerek yok ki... Bu bir hak ve özgürlük sorunu. Siz onun farz olduğuna inanmasanız bile, milyonlarca insan öyle inanıyor. Ayetleri sizin gibi tefsir etmek zorunda da değiller."} (MA)
"İlk bakışta doğru gelen ama milyarlarca tartışmaya da açık bir yorum. Kimin neye nasıl inandığı göreceli olursa, dindeki birçok prensip de bundan nasibini alabilir. Bunun ucu çok açık...
(Yazan: Kubilay Ant Tarih )
***************************
Hmm, bence milyarlarca tartisma birazcik abartili. Tahminimce tas catlasa 974 milyon 897 yi gecmez bu ifadenin acik oldugu tartisma sayisi.
Muhammet Ali Bey bu milyarlarca tartismadan bir tanesini gundeme getirmis. Yalniz onun bahsettigi konu ile Mustafa Bey'inki celismiyor. Sadece farkli konulardan bahsediyorlar. Muhammet Ali Bey imani butun mumin bir dinleyiciye fikihta usul uzerine konusuyor.
Mustafa Bey de benim gibi konuya tamami ile ozgurlukcu demokrat perspektifinden bakiyor ve her ne kadar baslik provokatif olrak "Kur'an da ...var mi yok mu" diye secilmisse de "dinleyicinin inanci konusunda hicbir sey bilmedigini, veya inanis konusunda hicbir ortak paydamiz olmadigini" on kabul olarak aliyor, yani "laik" bir arguman yapiyor; muhtab da ozellikle laikciler. Demokrasinin herhangibir turlusunde inanis hurriyetinden bahsediyor. Ikisi de onemli fakat farkli dinleyicisi (muhatabi) olan konular. Bir mumin niye laik perspektiften konusur halkinin yuzde 99.8'i Musluman olan ulkede?
Guzel soru.
Deniz Hocafendi veya Ilhan Hocafendi bun yaptiginda hatta turbanli kadin resmini secim otobusune yapistirdiginda bisey olnmaz. Gelvelakin Musluman bunu yaptiginda ne denilecgini ezberlesdik": Demedik mi size bunlar Serat'i getirecek diye?
Kader utansin sadece "Kur'an boyle emrediyor; o kadar" dedigimizde mesele kapanmiyorsa. Kader utansin Musluman bir ulkede insanlar "dinimizin emri oldugu icin" arguman yeterli olmak soyle dursun suc teskil ediyor ise.
Ozdemir Ince veya diger laikcileri muhtevalarindan degil cari sistemde isgal ettikler yerden dolyi muhtap aliyoruz. Almama luksumuz yok.
Aklima bu milyarlarca veya milyonlarca tartisma konusundan bir ikincisi gelmiyor. Belki Kubilay Bey onlari da siralar, her birini ayri bir yorumla, biz de ogrenmis oluruz.
Yazan: I.B. Laik Tarih: March 12, 2008 9:07 PM
Kuran’ı yapısalcılık üzerinden anlamlandırmak üzerine ben de yorumda bulunmak isterim. Öncelikle tezim şu: Yapısalcılığı Kur’an üzerine uygulayamayız.
Birincisi: Bu Kuran’ı, edebi bir metin ya da bilimsel bir metin olarak kabul etmek anlamına gelecektir. Yapısalcıların bile hafif (macera,polis romanı gibi) eserleri tahlil edebildikleri, postyapısalcıların ise ancak Derrida’yla ciddi sayılabilecek çözümleme yapabilmeleri (Yitik Zamanın Peşinde), hatta tahlil üzerinde de görüş birliğine varılabilmiş olmamaları Kuran’ın yapısalcılıkla tahlilini imkansız kılmaktadır. Kuran edebi veya bilimsel bir metin değildir ancak bu onun edebi ya da bilimsel yönünün kuvvetli olmadığı anlamına gelmemekedir.
İkincisi: Yapısalcılık, eşzamanlı bir incelemeyi önerir ki bu da metnin; yaşanan dönemden, eserin yazarından, yaşanan tarihten bağımsız olmasını gerektirir. Metnin dışındaki dünya ile metin arasında bir bağı gerekli görmeyen bir anlayışla Kuran analizine girmek Kuran’ın gönderilme sebebi olan dünyayla arasındaki bağlantıyı kopartmak demektir.
Üçüncüsü: Derrida’dan yola çıkarak açıklarsak, hiçbir metnin tek ve kesin anlamı olamaz yani siz Kuran’dan bir ayeti ele alıp da, örneğin Lailahe illallah dediğinizde, bunun Allahtan başka ilah yoktur anlamının tek ve kesin anlam olmadığını kabul etmek durumunda kalırsınız yani Allah’tan başka bir ilah olabileceği anlamını da baştan kabul etmiş olursunuz. Derrida yazınsal/edebi metinlerle bilimsel metinler arasındaki ayrımı kabul etmediğine göre, bunların çok üstünde olan Kuran’ın tamamen kesin olmayan belirsizlikler üzerine kurulu olduğunu kabul etmek anlamına gelecektir.
Dördüncüsü: Yapısökücülük(deconstruction), metinlerin tutarlılığı, bütünlüğü sorunları ile değil, metinlerdeki tutarsızlıklara, çelişkilere yönelen ve bunları tespit eden bir sistemdir. Eğer Kuran’ı bu yöntemle incelemeyi düşünüyorsak onun tutarsız, çelişkilerle dolu bir metin olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Yapısalcılık üzerine söylenecek bir şey de şudur ki, yapısalcılar, evrensel geçerliliği olabilecek bir sistemin varlığını reddettikleri için, çok-anlamlılığı kanıtlamaya çalışmışlardır. Yani söylenenin aslında söylenmeyen şey olduğunu…
Buradan da şu sonuca ulaşabiliriz, Kuran’ı çokanlamlı bir sistemle okumaya çalışırsak onu yapısal ya da postyapısal bir bakış açısından inceleyerek Kuran’ın evrenselliğini reddetmiş, içinde tezatlıklar barındıran, yaşadığı dönemin tarihinden ya da en kötüsü yazarından(Allah’tan) uzakta bir metin olarak kabul etmemiz gerekecektir.
Bu noktada Kuran’daki çok anlamlılığın ne olduğunu tespit etmek gereklidir. Öncelikle yapısalcılıktaki çokanlamlılıkla aynı şey değildir. Çokanlamlılık, ayetlerdeki kelimelerin herkesin kendisine göre açıklayabileceği bir olgu olarak değil, bir kelimenin birden fazla anlamı olduğu ve bunun da kullanıldığı cümlede, devrin kabul ettiği ilk anlamda, eserde daha önce karşılaşılan anlamda karşımıza çıkması şeklinde ele alınmalı, yorum farklılıklarından öte, kelimenin birden fazla anlamı üzerinde hangisinin tercih edildiğinin tespiti yönünde ele alınmalıdır.
Bu da bizi gerçek probleme götürür, nasıl dil, o dili konuşan herkes tarafından bilimsel olarak değerlendirilemiyorsa ve bunu dilbilimciler yapabiliyorsa, Kuran’daki anlamı da o kitabı okuyan herkesin değil, dini alana yönelik bilgiyle donanımlı dilbilimcilerin yapmasını gerekli kılmaktadır.
Bu donanıma sahip olmayan kişilerin yorumu da "safsata" olmaktan öteye geçemeyecektir.
Yazan: suzannur Tarih: March 12, 2008 11:14 PM
Muhammed Bey,
"Son zamanlarda Abdülkerim Suruş, Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi tarafından değişik şekillerde ortaya atılan bu görüşler ciddi çelişkiler içermektedir."
Arkoun, Hanefi, (veya Ebu Zeyd) tamam da, Suruş'u nasıl aynı cümlede kullandınız?
Tarihselci ekolden Arkoun-Hanefi-Ebu Zeyd ile Fazlurrahman'ın bile aralarında önemli yaklaşım farkları varken Suruş nasıl girdi Arkoun ile Hanefi'nin yanına doğrusu anlayamadım.
İkinci olarak da kısaca şunu söyleyeyim. Metnin yoruma açık olması evrenselliğe değişen toplumsal kabullere/şartlara olan intibakı esnekliği sebebiyle olmasın sakın?
Bir an için yaklaşımınızın doğru olduğunu kabul edelim, bu kez detaylarda ya da itikadi meselelerde mezheplerdeki farklı yorumları nereye koyacağız? Hani metin tek birşey söylüyordu/söylemeliydi?
Kanımca Şari teala elbette tek bir anlamı vazetmiştir. Ancak bu yorum imkanı ve dolayısı ile evrensellik/esneklik için daha kapalı anlamı tercih etmiş olabilir. Bu gereklidir de. Hz. Peygamber'in sürekli "bu yasak mı, şu yasak mı?" diye soran sahabelerine -mealen- "kendinizi -yeni yasaklar getirtmek suretiyle- sıkıntıya sokturacak sorular sormayın" dememiş miydi?
Bu çoğulculuk ve yorum serbestisi sağlıklı bir içtihad mekanizması için şart.Bu konuda bir "tekel"den sözedemeyeceğime göre "metnin anlamı budur" sözünün "hayır bence budur" diyen tek bir ses olması durumunda bir anlamı kalmayacaktır. Doğrusu "vallahul aliyyul alem" deyip gerisini samimiyete ve vicdana bırakmaktır, hele tekfir gibi eski bir huyu tamamen bir tarafa bırakmaktır.
Ayrıca İslamı "ahkam" temelli okumadan "ahlak" temelli okumaya geçmemiz gerekiyor. Ahkam hiç şüphesiz çok önemli ama ahkam konuşulurken ahlak çok gözardı ediliyor. Müslümanların bu bağlamda çok önemli sorunları var.
Başörtüsü meselesi hak ve özgürlükler bağlamında konuşulmalı. Kur'an'da var ya da yok şeklinde konuşmak çok anlamsız. Bu noktada Mustafa bey'e tamamen katılıyorum.
Hele utanma duygusundan mahrum bir takım yobaz laiklerin bu konuda fetvalar vermelerine malzeme sağlayacak yorumlardan kat'i surette kaçınmak, konuyu gündem bile etmemek gerek.
Yazan: Suat Tarih: March 13, 2008 12:26 AM
Metnin anlaşılması üzerine yapısal tartışmalara girilmiş...
başka metinleri bilemem ama benim Kur'anla ilgili bildiğim birşey varsa o da ayetleri Hz.Muhammed(as) nasıl anladıysa öyle anlamamız gerektiğidir..
Kur'an nazil olduğu dönemde o dönemin insanlarının Kur'andaki herşeyi açık seçik anlaması diye birşey yok..Hz.Muhammed(as)ın özel olarak eğittiği sahabileri var..en iyi Kur'an-ı bilen onlar..en önde gelen isim Hz.Ali..
Hz.Muhammed(as) devre dışı bırakılarak Allah'ın maksatını yeni devir metin okuma yöntemleriyle sökemeyiz..
tesettür konusunda sünnete müracaat edilince herşey açık seçik ortada..sünnete bakmazsanız metnin içinde kaybolup gidersiniz..
Hz.Ali ve hariciler örneğinde olduğu gibi Kur'an tevile açık bir kitaptır..Kur'anın sünnete olan ihtiyacı,sünnetin Kurana olan ihtiyacından daha büyüktür diye bir söz vardır..
bende aynı görüşteyim..
Yazan: deniz Tarih: March 13, 2008 1:06 AM
Yukardaki yorumlarin kalitesini musahede edince "ohh be" cektim. Simdi bilgisayarin fisini cekip deliksiz bir uyku cekebilirim. Bu yorumlar burada duruyor. Bu yorumcular hicbir yere gitmiyor*.
Ucuncu gencligini yasayan bu vatandas icin tadindan yenmiyor.
Not: * Erdogan Tezic'in Mason biraderlere yatigi "27 Nisan bildirsini okuyunca ohh be dedim, saat uce kadar telefon caldi..telefonu fisten cektim.. deliksiz bir uyku cektim. O bildiri orada duruyor...Simdi ciksin bakiyim Cankaya'ya cikabiliyorsa.. eklektrik kesilir, yolda kaza olur..." felan konusmasindan esinlenmedir.
Tamam bu son: Suat Bey'e tamami ile katiliyorum. Zihin cimnastigi veya mesafeli akademik tartismalardan cok cari ahval ve serait icerisinde muspet bir islevi olacak diskur daha yararli olur kanaatindeyim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 13, 2008 1:47 AM
Bekir Bey, kabul, üslubu biraz değiştirelim ama siz de öncelikle klavyenize bir an evvel bir çözüm bulmalısınız, gözlüklerimle dahi çok zorlanıyorum… belirtmek de lazım ki, bazı tartışmaların ayarını bir üst basamağa taşımak tartışılan şeyin ayarını/değerini göstermek açısından faydalı olabilir.
Gelelim Deniz isimli arkadaşın yorumuna (bu arada özür dilerim, Deniz ismi kadınlar ve erkekler tarafından kullanıldığı için size Bey ya da Hanım şeklinde hitap edemiyorum)…
Öncelikle Kuran’ın günümüz metotlarıyla açıklanamayacak kadar kompleks bir yapısının olduğu fikrine tamamen katılıyorum, bu yöntem her ne kadar postmodern ve çağa yönelik bir algıyı yansıtıyor olsa bile. Bu yazınızda katılamadığım değilse de eksik olduğunu düşündüğüm tek şey,
“Hz.Muhammed(as) nasıl anladıysa öyle anlamamız gerektiğidir..”şeklindeki düşünceniz. Kuran’daki ayetler, Kur'an ve Çeşitli Varyantasyonlarıyla Tarihselcilik ve Hermenötik adlı makalede Ali ÜNAL tarafından şöyle açıklanmış:
“a) Bu ifade veya söz, Allah Kelâmı'dır veya, mütevatir hadisle ilgili olarak, Allah Resûlü'ne aittir. Buna inanmak farzdır ve imanın gereğidir.
b) Bu sözden Allah'ın, hadis konusunda ise Resûlüllah'ın murad buyurduğu mânâ haktır.
c) Bu sözden, Allah'ın, hadisten ise Resûlüllah'ın murad buyurduğu mânâ budur.
İşte, ihtilâflar bu üçüncü hükümde çıkar. Eğer bu söz, başka bir mânâya ihtimali olmayan muhkemâttan ise veya Kur'ân'ın başka bir yerinde açıklanmışsa, ona itibar olunur.
Ama bu söz, başka bir mânâya ihtimali bulunan bir nass veya zâhir olursa, tek bir müfessirin o konuda Allah'ın murad buyurduğu mânâ budur demesini tek doğru olarak kabul etmek gerekmez.” demektedir.
Yani “nasıl anladığı üzerine bir anlama” yorum farklılıklarına sebep olan kısmı oluşturuyor. Burada Peygamber Efendimizin yanlış anlamlandırması değil, din âlimlerinin Peygamber Efendimizin anladığı anlam budur görüşü ifade ediliyor. Yani ikinci dereceden bir anlamlandırmada çeşitliliklerle karşılaşıyoruz. Aslında Kuran’daki çokanlamlılık dediğimiz anlama yönelik farklı algılayışların/ uygulamaların bam teli de burası.
Şunu da özellikle belirtmek lazım ki, inanç krizi oluşturularak öne sürülen ne kadar kavram/anlayış/fikir tarafımızdan tartışılsa dahi Sayın Akyol’un bu konuda ele aldığı bireysel hak ve özgürlükler anafikri üzerinde “ ısrarla” durulmadıkça, tek açıklama olarak inanç ortaya sürüldükçe, tek taraflı bir adaletsizlik birtakım kabuller şemsiyesinde dayatılmaya devam edecektir.
Bekir Bey, bu yazı nasıl olmuş, umarım mesafeli bir akademik tartışma zemininin dışına çıkmıştır.
Yazan: suzannur Tarih: March 13, 2008 3:18 AM
sayın İ.B.
Buradaki tartışma sayısı beş yüz iki milyon sekiz yüz bir de olabilir.
Benim kullandığım "milyarlarca" bir tabirdir.
Aslında divan edebiyatındaki mübalağa sanatında da bu vardır.
Bazen mübalağa sanatı kullanılarak bir konu ifade edilir. O konu, salt olarak mübalağa sanatı ile ifade edilen sıfat ya da niceliği hak etmeyebilir. Ama bir gerçeklik payı da vardır. Zaten sanat olmasının sebebi de budur.
Düz yazıda da buna benzer yöntemler kullanılır. Biz burada matematik yapmıyoruz.
Şimdi burada divan edebiyatından da örnek verebilirim. Ama gereksiz.
Dinde görelilik anlayışını benimsemek te zor, sınırlarını tayin etmek te.
Ben aslında sayın Akyol'la aynı görüşteyim. Ama, özgürlükçü bir yaklaşımla dini prensiplerin yorumu ve aynı anda görelilik nereye kadar gidebilir? Dikkat çekmek istediğim konu buydu.
Yazan: Kubilay Ant Tarih: March 13, 2008 11:18 AM
Kubilay Bey. Muzipligim tuttu. Hem de Muhammet Ali Bey'in yorumuna cevaba girizgah olsun dedim. Latife idi canim. Olgunlukla karsiladiginiz icin tesekkurler. Benim de bircok insan gibi zaman problelmim var. Insanin elinde cok zaman olunca bazen boyle muzirlik da yapiyor. Affola :)
Yazan: I.B. Laik Tarih: March 13, 2008 12:04 PM
Kuran-ı Kerimde kesinlikle başörtüsü emri vardır.Nur suresinin
'Bu bizim inzal ettiğimiz ve hükümlerini üzerinize farz kıldığımız bir suredir belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik ayetler indirdik'
diyen ilk ayeti surenin tamamını kapsar. 31 ayeti kabul edemeyenler zaten kitaba değil kitabına uydurdukları için 1. ayetede karşı çıkabilmeleri muhtemeldir.İslamiyet konusunda hiç bilgisi olmayan bu insancıkların konunun ehli kişilerin konuşması karşısında susacakları yerde haddi aşıp dahada fazla ağızlarını köpürtmeleri ayrıca üzücüdür.fakat bunlar zaten ne kendilerini ne hadlerini nede Rablerini biliyorlar.birşeye tapıyorlar ama taptıkları Allah mı Allah bilir.islamiyetin reforma değil insanların akıllarının reforma ihtiyacı var çünkü şu yaşadığımız devir cahiliye devrinden bir dönem gibi.her zamanki gibi Hz Musanın o muhteşem duasını ediyorum
içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme.
amin
Yazan: havva Tarih: March 13, 2008 12:31 PM
Suzannur Hanim,
“Bekir Bey, bu yazı nasıl olmuş, umarım mesafeli bir akademik tartışma zemininin dışına çıkmıştır.”
Hmm, fena diil, ama biraz daha duygusallik, halk dili olsa daha bilem super olurdu.
Madem bir dokundunuz, simdi bin dinleyin.
Saka bi yana bazi yorumlar, evet sizinkiler dahil, benim aydin kesim, ve dil konusundaki serzenisimi tetikleyici rol oynadi. Burada her ne kadar sitemim tahrik ediciye gibi gorunsede aslinda onun temsil ettigi veya cagristirdigi olgu, ve butun ajanlar, aktorlerdir muhatabim.
Nerde bir aydin, kanaat onderi, dusunur yakalasam ona “aydinlar sinifta cakti; Ukrayna, Gurcistan hatta muz cumhuriyetlerinin aydinlari sizler cok gerilerde birakti. 80 kusur yillik Cumhuriyet, 60 yillik demokrai tecrubesinden sonra halkta hala temel haklar bilinci dahi olusmamissa bundan siz sorumlusunuz..” vs derim. .Hak veren, olgunlukla karsilyanlar oldugu gibi resmen “sen kimsin” cekenler de oldu.
Benim derdim sudur basit ifade ile: Belki de muhendislik gecmisimden olacak felsefeye, fikirlere, olaylara kullanici persperktfinden yaklasirim. Ve mizacimdan olacak, mutlaka her durumda bir urgency (aciliyet?) vardir ifade ettigim fikirlerde. Washington’da katildigim bir konfernsta konusmama “buraya bir urgency duygusu ile geldim” (Turkiye’deki insan haklarina atif ile) dedigimde bazilari burun kivirdilar, neticede oradaki bir akademik ugrasi idi; davasindan bahseden biri objektif olmaz idi; ki buna tabii ki katilmiyorum.
Cari sartlarda iyi ve kotu, dogru ve yanlisin ister Islami, ister baska bir degerler sistemini ister evrensel ahlaki baz alin, siyah ve beyaz kadar ayristigi bir ortamda sanki cogu konularda ikilem varmis, ve izafiyet kurami her fikri, her durusu mesrulastirilabilirmis gibi bir grilestirme ortamindan fazla haz almiyor yuregim (zaman zaman beynim haz alsa da). Lubnan’da Filistin’de bir yasindaki bebeklerin parcalanmis vucutlari teshir edildiginde “olaya staratejik ve pragmatik bakacak olursak..bizim menfaatlerimiz…” diye soze baslayan sofistikelere bi tane patlatasim geliyor.
Bir e-posta aldım, Yarin ISAM’in bir konferansi var bir felsefeci “Turkiye’de aydin profili” uzerine konusacakmis. Bu vesile ile ilgisi olanlara duyurmus olayim.
Herkesin manzaryi benim kalp ve beyin gozum ile gormesini beklemeye veya onlarin tepki(sizlik)lerini empati, sempati, kaygi eksikligi ve dolayisi ile karakter zaafi olarak degerlendiremem tabii. Ama sofistike aydindan da once acik secik kotuye kotu diyen deklerasyonlar bekliyorum. Bununla da kalmayip gordugu kotuyu “eli ile, dili ile duzeltmeye” gayret etmelerini bekliyorum. “Akademisyenler ozgurluk bildirisi” bu konuda guzel bir ornek idi. Pepsi boykotu hakeza. Demokratik itaatsizlik, boykot, telefon, fax, e-posta kampanyalari gibi diger demokratik direnis metodlarinin kullanlmasi ve bunlarin olusturdugu “uyuyan dev” katilimci demokrasi hakkinda halki bilinclendirmek te aydinlatin gorevidir. Ornegin Etyen Mahcupyan bunu yapar,. “Gecen Bu basortusu yasaginin ahlaken, vicdanen, evrensel olcutlerle savunulacak tarafi yoktur” dedi (mealen). Ote yandan IHOP (Insan Haklari Ortak Platformu) adindaki ucuncu yolcu mu birinci yolun emniyet seridi mi oldugu belirsiz bir “insan Haklari orgutu” postuna burunmus , fasistler “AKP’nin baska ajandasi var, 301., vicdani retcilik, Kurtlerin kulturel haklari dururken… basortsu , gundenme getrilis sekli blah, blah…onu icin karsi ciktik..” diyebildi.
Elim degmisken sunu da ilave edeyim. Aramizdaki sosyal, siyasal bilimciler, felsefe, fikir piyasasindaki varliklari kariyerleri olanlar darilmasinlar ama benim bu bilmicilerin kendilerin ozgu bir dil kullanarak, usule ve sekle muhteva ve gayeden fazla onem vererek bir cesit elitizm gayreti icinde olduklari, ve bunu kendilerin fen bilimler ile istigal edenler ile esitleme islevi icin aracsallastirdiklari hipotezim var. Ugrasisinda objektivite ne kadar az olursa o kadar demagojik metodlarla bu eksikluigi kamufle edip uste cikma gayreti goruluyor. Dunyanin Emre Kongarlarindan bahsediyorum. Tabii bilimlerde bu cok zor.
Fazla dagittim galiba. Iste bunlarin oldugu bir ortamda ben aydinin rolunun Norvec veya Yeni Zelanda’dakinden cok daha farkli olmasi gerektigini, sanat icin sanat yapmanin otesine gecip sosyal, siyasal, kuturel degisimin ajani olmasi gerektigini dusunuyorum.
Burada gosterdigim tepki bu halet-i ruhiyenin bir yansimasindan ibarettir; hedefimde hususi olarak ne siz ne de buradaki bir grup yorumcu, fakat ulkede gozlemledigim bir olgu vardir. Aydin sorumlugu da derim buna zaman zaman. Saniyorum bu konuda Yeni Safak’tan Sami Hocaoglu “Aktif iyi olmak icin sorumluluk ahlaki” baslikli bir yazi yazmisti, esasen ayni hissiyati yansitan. Ben de biraz ahkam kestim blogumda bu konuda.
Sunu da ilave edeyim de eksik olmasin. Bir ust basamaga cikarmanin faydasini taktir etmiyor degilim. Burada tartismayi o basamaga cikaran bircok yorumcudan bircok seyler ogrendim de. Mesela sadece at, eseklerin ve sapik gavurlarin degil, bakterilerin dahi kamcisi oldugu, Shrodinger’in de fakir gibi kedisever oldugunu, Iowa Universitesi’nden tenur almanin Iowa State’ten cok daha zor oldugu gibi cok malumat edindim. Yok, yok bu da saka tabii. Saniyorum daha once Etyen Mahcupyan ile Atilla Yayla’nin “liberallik mi iyi demokratlik mi” tartismasi uzerine sunu demistim: Tartismanizin gercek bir ikilem oldugu bir ulkede yasiyor olmayi dilerim. Buradaki hissiyatim da esasen budur.
Not: 1)Kalvyem hakkinda haklisiniz. Yalniz kelime katlimlarindan sadece klavyemi sorumlu tutamayacagim, nedenlerine girersem ozel hayatimin cok heyecanladirici derinliklerine girmem gerekeceginden oturu “ustamizin adi Hidir..” demekle iktifa edecegim. Hem sizin probleminizi gozluk cozuyormus, ben sizinkileri anlamak icin hem sozluk, eski mudavim - felsefe ogretmeni, Cengiz Cebi bir de Hayrettin Karaman Hoca’ya ihtiyac duyuyorum. Halinize sukredin.
Ustelik bu defa kendi kelime katllerimi minmize etmek icin ozel ozen gosterdim. Kiyagimi unutmayin.
2)Tekrar edeyim. Bunlarin pek cogu ne size ne diger yorumculara yonelik. Ancak cagristirici rolunuzden dolayi suc ortakligi soz konusu olabilir.
Sizler gibi birikimli, analitik dsunen , kelimeye hukmeden genc aydinlarin uzerine biraz daha heyecen ve aktivizm suuru eklendi mi super bi bilesim cikar.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 13, 2008 2:55 PM
Öncelikle Suzan Nur hanımın söylediklerinin hemen tamamına katıldığımı ifade edeyim.
Suat Beyin görüşlerine gelince; Öncelikle benim belirtmek istediğim Kuran'ın belli noktalara kadar farklı okumları olabileceğini inkar etmemekle birlikte Kuran'ın aslında anlam itibariyle tek bir manası olduğunda ısrar edeceğim.Behemehal yukarıda gayet açık şekilde belirtmiş olduğumu sandığım mesele bir metnin nasıl anlaşılacağı üzerinde odaklanmaktadır bu yüzden metnin anlaşılmasıyla alaka kuralamayacak olan mezhepsel pratikler ve içtihatlar bu mevzunun konusunu oluşturmamaktadır.İlk bakışta metin kaynaklı olduğunu düşündüğünüz bu görüş ayrılıkları aslında metnin farklı anlamlara gelmesinden kaynaklanan bir sorun değil açık-seçik metinsel bağlam bulunmayan sorunlar karşısında metne verilen genel anlamdan hareketle farklı yorumların serbestçe yapılmasından kaynaklanan bir problemdir. Dolayısıyla içtihat ve mezhepsel uygulamalar bilindiği üzre zaten çok açık metin bilgilerinin (hatta bazen hiç) bulunmadığı durumlarda Kuran'ın genel amacına uygun çıkarımlarda bulunmak olduğuna göre zaten ortada tamamen insanın insiyatifine bırakılan ve meşruluğu tanınan içtihat müessesinin METNİN ANLAMI ÜZERİNDE herhangi bir söz söyleme hakkı bulunmadığı bilakis kendisi metne verilen anlamdan yola çıkılarak oluşturulduğu anlaşıldığından, konumuz ile bir bağlantısının tarafımdan bulunamamış olduğunu bildiririm.Burada bahse mevzu olan bizzatihi anlama eyleminin kendisidir yani Cündioğlunun ifadesiyle ''Kuran'ı Anlamanın Anlamı''dır ve soyut bir şekilde bahse mevzu edilmiştir.Anlatılmaya çalışılan Kuran'ı çeşitli şekillerde anlamanın meşruluğunun sorgulanması olmakla birlikte mamafih Kuran kaynaklı meseleleri; metinsel bağlamın ışığında anlamanın meşruluğundan haraketle açık olmayan meselelerde hüküm çıkarma klasik ifadeyle içtihat değildir.
Açıkça söylendikte bunlardan içtihat/mezhepler: metnin doğru şekilde anlaşıldığını varsayarak metin dışı alana onun sağlamış olduğu meşruiyetle çıkmaktadır.Benim anlatmaya çalıştığım daha felsefi temelli olan konu ise anlamın/anlamanın meşruluğunu nasıl sağlanacağı ve elbette ki anlaşılanın anlamının nasıl kesinleştirilebileceğidir.
Ezcümle bir metnin birden fazla anlama geldiği varsayıldığında bu metnin veya metinde geçen bir kelimenin hangi durumda ne anlama geleceğinin nasıl ve yine metin merkezli olarak isbat edilebileceğidir.
Örneğin bir kelime bir ayette başka diğerinde başka manaya geliyor veya birçok manayı içeriyorsa bu kelimenin hangi ayette ne anlama geldiği nasıl bilinecektir.Örnek olarak Allahın dünyayı altı günde yaratmasıyla ilgili olarak burada geçen ''gün'' ifadesinden anlaşılması gerekenin kelimenin çokanlamlılığı gözönüne alındığında ne olmalıdır.Bu kelimeyi/gün devir, dönem, safha, süreç olarak mı anlamalıyız yoksa 24 saat mi? Elbetteki bunun günümüz bulguları gözönüne alınarak devir-dönem olarak anlaşılmasının gerekeceğini çünkü Kuran'ın bilimle çelişmeyeceği yargısından hareketle savunlabilir.Binaenaleyh o zaman iyi anlaşılamamış olan bu ayeti zamanın tefsir ettiği bununda Kuran'ın çağlar üstü olduğunun kanıtı olarak görülmesi bazılarımıza gerçekten çok mantıklı gelebilir.Bu aceleci tavrı biraz incelediğmizde aslında bu yargı açıkça, o dönem Kuranın bu ayetini kendisine inen dahil; hiç kimsenin tam manası ile anlamdığı, sadece bunun hakikatinin tam manasıyla bilinemeyen bir iman konusu oluşturduğu bunun anlamanın gelecekte vuku bulacağı vs. iddiaları acaba gerçekten tutarlımıdır?
İşte tam bu noktada sözün sahibinin muradının(kasdı mütekellim) bir metnin ne anlama geldiğini bize bildiren yegane bağlam unsuru olduğu akla getirilmelidir.Bunula birlikte kendisine inenin dahi tam olarak anlamadığı düşünülen onun yalnız bir taşıyıcı derekesine düşürüldüğü ve açıkça Kuranın peygamber anlayışına ve Kuranın Mübin/apaçık bir kitap olduğu gerçeğiyle asla bağdaştırılamayacak bu akıl dışı anlayış öne sürülerek güya Kuran'ın ne kadar mucizevi bir kitap olduğu savunulmaktadır.Fakat burada bize anlamı verecek olan bahse mevzu ayette bu sözün sahibinin hangi bağlamdan hareketle metne hangi manayı yüklediğidir anlamak isteyende 1400 yıl sonrasında ortaya çıkmış bulgularla değil bizzat sözün sahibinin muradını aydınlatmakla metni anlayabileceğini ve bu anlamında metnin yegane anlamı olacağını bilmek durumundadır yani Hz. Peygamber bu ayette geçen kelimeye devir dönem manası vermiş olduğu aydınlatılabilmiş ise ne ala yoksa o cümleye gün anlamı verilimiştirde bugün bu bilimsel bulgulara istinaden savunulamaz görüldüğünden çokanlamlılıktan hareketle aslında bunun gün-devir manasına geldiği savunuluyorsa işte bunun adı kelimenin tam manası ile yapıbozumdur yani yapıları bozmak bugün bakıldığında çelişkili olarak görülen metnin çelişkisini giderecek şekilde anlamı yeniden kurmak böylelikle almak istediğimiz a priori sonucu metne söyletmektir(söylemediği halde.)
Son olarak ;
''Arkoun, Hanefi, (veya Ebu Zeyd) tamam da, Suruş'u nasıl aynı cümlede kullandınız?'' ifedelerinize cevaben bu bahse mevzu düşünürlerin hepsinin temelde aynı noktada birleştikleri bir yön var.
Özelde Suruşla ilgili olarak aslında ilk yorumumda belirttiğim 1400 yıl önce akla dahi gelmeyen ve tamamen temelde aydınlanma aklının ince bir eleştirisi sonucu oluşturduğu vahiyden bağımsız akıl anlayışı; kutsal metin ve onu uygulayanın fiillerinden kesinlikle çıkaramayacağımız bir profan/din dışı akıl yürütmenin sonucu olmak durumundadır.Aslında din dışı derken İslamın özünde bulunmayan fakat dine aykırı olmayan ya da illada öyle olması gerekmeyen manası verebiliriz.Benim eleştirdiğim nokta profan bir bakış açısının dinle uyumlu olabileceği ya da klasik İslam anlayışı ile uyum göstereceği manasına yöneliktir yoksa Suruş'un yaptığı insan merkezden hareketle dinin dünyadaki yerini ve konumunu tanımlamaya yönelik bir çabadır amiyane tabirle dinin etini butunu göstermeye yönelik bir çaba ve bu elbette açıklayıcı olma iddiası hasebiyle din üstü bir hüviyet kazanmıştır ben bu düşüncelerle İbn Rüşt'ün din/İslam hakkındaki görüşleri arasında sıkı bir bağ görüyorum.(Bkz. Faslul Makal İbn Rüşt)
Ve haklısınız ahkam temelli okumadan ahlak temelli okumaya geçelim fakat o ahlakıda bize öğreten metindir.
Saygılar...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: March 13, 2008 5:56 PM
Muhammed Ali Bey, donanımlı ve gerçekten açıklayıcı paragraflar. Ancak bir yerde açıklanmaya müsait ifadeler var. Bunun cevabını sizden bekliyorum.
Profan kelimesine “din dışı derken İslamın özünde bulunmayan fakat dine aykırı olmayan ya da illa da öyle olması gerekmeyen manası”nı verirken, “profan bir bakış açısının dinle uyumlu olabileceği ya da klasik İslam anlayışı ile uyum göstereceği manası”na gelmesini eleştirmek, kendisiyle çatışan bir önerme değil mi? Örnek cumhuriyet ya da demokrasi din dışı yani profandır, bu onların Klasik İslam anlayışı ile uyum göstereceği anlamına ya da dinle uyumlu olabilecekleri arasına gelemez mi? Biz öyleyse neden daha demokratik bir toplum kurmak için uğraşıyoruz?
Bekir Bey, siz aksiyon insanı olmasını istiyorsunuz aydınların, ancak mizaçlar ayrı ayrıdır. Size yakışan/sizde olan bir mizacın bir başkasında da aynı şekilde olması birörnekliliği gerektirir, zaten birörnek bir yapıyla yaratılmış olsaydık buradaki ve toplumun içindeki sıkıntıları yaşamıyor olurduk. Bunu da belirtmişsiniz zaten. Sorunun kaynağı da burası değil midir zaten, çeşitlilik ve çeşitliliğe bakış açımız, onu ifade ediş şeklimiz?
Aydın nasıl olmalı dediğinizde ve onu daima halkı eğitmek amaçlı bir çizgiye getirdiğinizde ben bunu hep halkı aşağılamak olarak ele almışımdır. Bu bana, hani şu çok eleştirdiğimiz tiplerin halkı küçük görüp kendi kararlarını kendilerinin veremediği, hep başkaları tarafından hizaya getirilmesi gereken altsınıf varlıklar fikrini hatırlatıyor, ben de bu görüşe çok kızıyorum. Bence aydın bir konuyu, kavramı farklı açılardan ele alarak irdeleyen ama hiçbir şey dikte etmeyen sadece seçenekleri ortaya koyan bir çerçevede kalmalıdır. Aşağıdan yukarı işleyen bir demokratik hareket istiyorsak bunun birincil şartı budur diye düşünüyorum.
NOTÜSTÜ:Fen Bilimleri ile kesinlikle bir eşitlenme çabası içinde olup olmadığımı hiç düşünmemiştim ama sanırım çocukluğuma dönerek bunu bilinçaltı dünyamda bir yoklamalıyım, ya öyleyse? Biliyorum, biliyorum bunu dünyanın Emre Kongarları için ifade ettiniz ve meclisten dışarı tuttunuz.Tabiiki meclisten dışarı tuttunuz, tuttunuz, tuttunuz...
Sizi her zaman dinlemek isterim, klavye ve üslubunuz benden çok farklı da olsa sizi okumak çok bilgilendirici ve de zevkli, sadece bazen çok sivri dilli olabiliyorsunuz o kadar.
NOT:Bu arada aklıma duygusal bir şey gelmiyor, yazım yine çok kuru kalacak. Yazı utansın.
DİPNOT:Biliyor musunuz, dünyanın en ağır hayvanı 120 tonluk mavi balinadır … Söz arasında bu malumatı netten intihal ettim, ülkemizde moda ne de olsa, ama amacım size biraz daha malumat vermekten başka bir anlam taşıyorsa aşk olsun bana
ENDİPNOT:Demek yazımı fena değil, buldunuz. İyi not alana kadar çalışırız öyleyse.
ENENDİPNOT:Bugün de benim haylazlığım tuttu sanırım.
Saygıyla...
Yazan: suzannur Tarih: March 13, 2008 8:34 PM
Suzannur Hanım yorumumla ilgilendiğiniz için teşekkür ederim..ben Deniz Hanım:)..memnun oldum..
kuran'ı Kerim'in ayetleri birden çok manaya gelebiliyorsa,demek ki kitabın sahibi böyle olmasını murad etmiştir..şimdi biz tek bir mana için Kur'an-ı neden zorluyoruz?..herkes Kur'andan tek bir şeyi anlasın isteği, hevesi Dücane Cündioğlunda oluşmuş olabilir.
ben Cündioğluyla aynı heyecanı paylaşmıyorum..
Allah'ın murad etmediği bir şeyi istiyoruz bu iddiayla..
Kuran'ı kerimde Allah,biz size birçok misaller verdik,siz akledin düşünün buyuruyor..
Kur'anın üslubunda misallerle anlatım,sembolleştirme vardır..yaratılışla ilgili ayetlerde,ahiret hayatının anlatıldığı ayetlerde,kıyamet alametleri gibi mevzular misallerle anlatılmıştır..
bu mecazi içerikli ayetleri tefsir eden hadisler dahi sembolik anlatımlarla doludur..
böyle olmasının sebebi bu ayetlerin içeriğinin 1400 yıl öncesi anlayışla kayıt altına alınamayacak kadar deruni olmasından kaynaklanır.
bu bakımdan her devir insanı ilmin geldiği nokta itibariyle ayetlerdeki mecaz anlatımları yorumlayabilir,yorumlaması gerekir..ve dahi hadislerdeki mecazın da tevile ihtiyacı vardır..
bu bize bırakılmış olan bir mirastır..herşeyin çözümünü 1400 yıl öncesinde aramak sevdasını doğru bulmuyorum..metni 1400 yıl öncesinin ilmiyle,yorumuyla zaptu rapt altına almak ve anlamı dondurmak evrensel bir kitap için söz konusu olmasa gerek..
yaratılışın fizik kanunlarına bakan yönünün ne kadar muazzam olduğunu hepimiz az çok biliyoruz..inancımıza göre kanun koyucu,yaratıcı olan Allah(cc)'ın bu büyük hadiseyi(yaratılışı) Kuran'da hangi kelimelerle açık seçik anlatmasını bekliyorsunuz?
hele ki 1400 küsür yıl öncesinden..o ilim seviyesindeki insanların içinde nazil olurken..
6 günde yaratış meselesine gelince..
Gökleri,yeri ve bunlar arasındakileri 6 günde yaratan,sonra arşa istiva eden Allah’tır….Allah,gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir.sonra bütün bu işler sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O’nun nezdine çıkar..secde 4,5
Allah'ı biz zamandan ve mekandan münezzeh olarak bilip inanıyoruz..Allah teala bu evreni yaratırken günlerin geçmesini mi beklemiştir?Allah'ın bir zaman süreci içinde beklemesi söz konusu olabilir mi?Allah her an her yerde hazır ve nazır olduğuna göre bu işlerin 1000 yılda Allah katına çıkması ne demektir?..
bu konular çok derin meseleler..Hz.Muhammed(as) dahi ancak üstü kapalı sembolik ifadelerle açıklamalarda bulunabilir..ilim geliştikçe bu sırlar çözülecektir..her devrin anlayışı elbetteki farklı olacaktır..hal böyle iken nasıl ayeti tek bir manayla zaptu rapt altına alabiliriz?..
asıl o zaman çok ciddi sorunlar çıkar ve anlaşılan tek mana bilim tarafından çürütüldüğünde kitap mucizevi özelliğini kaybeder..
İncilde dünyanın evrenin merkezinde olduğu ve dönmediği yorumu mutlak kabul edilince nelere sebep olduğu ortada..
ben sözü daha fazla uzatmak istemiyorum..Dücane Cündioğlunu eskiden beri pek anlamamışımdır..orijinal olmak sevdasıyla mı yapıyor bunları bilemiyorum ama yorumlarının bana sıcak gelmediğini itiraf edeyim..
saygılar..
Yazan: deniz Tarih: March 13, 2008 10:12 PM
Suat,
Neden? Kuran'da olup olmaması önemsiz bir konu mu? Yani milyonlarca insan eğer temelsiz bir nedenle başını örtüyorsa bunun açığa çıkarılması önemsiz midir? Tamam olaya özgürlük açısında bakınca Kuran'da olsa da olmasa da fark etmez demek normal ama şu da bir gerçek ki eğer Kuran'da böyle birşeyin olmadığı belirlenirse başını örten milyonların bu konudaki gerçeği öğrenmek en doğal haklarıdır. Bu tamamen önemsiz, hiçbir faydası olmayacak birşeymiş gibi geçiştirilmemeli diye düşünüyorum.
Türkiye'de başını örten milyonlarca kadın baş örtmenin Kuran'da bulunan kesin bir emir olduğunu düşündükleri için --ki bence bu yanlış bir kanıdır-- başlarını örtüyorlar. Eğer bu durumun böyle olmadığı ortaya koyulursa milyonlarca insanın hayatı bence önemli bir değişikliğe uğrayacak ki bu bence çok önemli bir konudur.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 13, 2008 11:47 PM
Suzannur Hanim,
Haklisiniz, aydindan beklentimden fazla idealizm, biraz elitizm, hatta ugrasirsaniz jakobenizm bile cikarabilirsiniz. Oysa ben aydina bu gorevi verirken, evet gene, muhendis gibi dusundum. Baktim teokratik monarsiye son verileli 80 kusur, demokrasi ile tanisali 60 kusur sene gecmis bir toplum var elde. Digerleri bu kadar kisa zamanda ogrendi, turuncu, turquaz, gul kursu, erguvani devrimler yapti, askeri de postacisi da ozumsedi demokrasiyi niye bizim agac kok salmamakta direniyor? Suclu, ayaga kalk dedim. Bula bula gariban aydini buldum. Baska kimi bulacaktim? Benim elitizmim, laikcilerinkinin aksine sorumluluigu, tabiri caizse "patrona", ama krediyi cogunlukla halka veren cinsten. Dogrusu bana bu gayet mantiki geliyor. Mizac farki dediginiz bireyleri karsilastirir iken soz konusu olan konu, ki onda da haklisiniz. Oysa ben makro duzeyde bakiyorum mevzuya. Turk aydini cakmistir bence. Ve basarisizligini kamulfle etmek icin, yok gocebe gecmisimiz, Islam, cok ukluslulugumuz bir suru bahane buldular, oysa bunlarin her biri Sili'den Guney Afrika'ya pek cok yeni demokrasi icin gecerlidir.
Tekrar tekrar vurgulamakta yarar var. Samimi olarak, ancak bir bakis tarzinin toptan olarak cagristirdigi seyler yazdiklarim.
Mizac farki, eyvallah yukarda dedigim gibi. Vicdan da ahlaki sorumluluk ta disa vurulan duygusal tepki ile dogru orantili degildir. Ama gene bu gun ataerkil muhendisligim tuttu. Duygusal tepkinin de yararli islevileri var. Yarin Irak icin gosteri olacak'; acaba kac kisi toplanacak. New York'ta 500 bin toplanabiliyor. Ertesi gun Filistin ile dayanisma gecesi va Umraniye'de. (Dikkat: Bu yorum ustaca gizlenmis veya Bush'un ifadesi ile "subliminibibal" reklam mesajlari icerir).
Saka degil Suzannur hanim, dun Universiteleri Kadinlar Dernegi'nin toplantisindan goruntuler vardi Tv'de. O kadar pespaye, o kadar zorbaca yobazca idi ki soylemleri,. bunlarin kazanan durumunda olmasi icin zihinlerimizde yuruyen tanklardan baska neden olmaz dedim; uc bes esnafin boykotu, bir garip Munzevi'nin genel merkeze mektubu, internette bircok blogucularin yarattigi kucuk gurultu, Pepsi International'a multmilyon dolrlik reklam kontratini iptal ettirdi! Bu gucun israf oldugunu goruyorum ve "bu su boyle akar sizde boyle bakar; felsefe yapmayi birakin hadi degistirelim su duzeni" diyorum. Mizacin yaninda belki sizin vaktiniz benden fazla, Ben cok bekledim, sabirsiz ihtiyar gibi mi davraniyorum ne?
Maruzatim budur yani.
Islami hususlari burada mercek altina almanin yerindeligi, ve pratik yarari uzerine Muhammet Ali Kardesime, bak simdi Beagle'lar, Da Vinciler, Sibel Fidel Beyazlar, Demirkan Efegiller Hulagu'yu da yanlarina alir damlarlar diyecektim. Suat Bey'de demis mealen aynbi seyi. Kimsenin Ducane Cundioglu'yu anlama cabasi falan yok. Mumuminleerin biribiri ile kapismaasindan her zaman kan cikracaklarini seziyorlar kan-severler. Yok, Tansel Colasan ezan Turkce iken de Islam'dan dini butun falan degildi, ve hayir Virginia, camilerde kiliseler gibi sandalyelerde oturulsa, kadinli erkekli olsa da gitmeyecek bunlar. Anlama cabasi falan degil onlarinki. Soylemleri de kendilerine ait degil, metodlar Yahudi mamulu ama ne desek bazi insanlar bildiklerini okuyacaklar. Tamam sivri dilim biraz dinlensin, ne yapayim, ben boyleyim.
Selam, saygi ve muhabbetle
Hah, simdi oldu.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 14, 2008 5:51 AM
Tekzip:
Hay Allah! Iki yorumu birbirine karstirmis ve dolayisi ile tasi yanlis yere atmisiz. Meger Ducana Cundioglu referansi Islam'a merak sarangilerden Deniz, Ilhan, Tansel Hocafendilerin muridi Da Vinci'ye ait degilmis. Kursun sekip Deniz Hanim'i bulmus. Affola.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 14, 2008 6:05 AM
istanbul işgal altındayken, bizans din adamları meleklerin kaç kanadı var diye tartışıyorlarmış.
aklı başında insanlarsınız, bütün bunların abesle iştigal olduğunu görmüyor musunuz?
"...everyone has the right to be stupid, but you are abusing your privileges..."
Yazan: sawyer Tarih: March 14, 2008 10:39 AM
Da Vinci yorumun ilk bakışta mantıklı gibi duruyor..
asırlardır Kur'an'da başörtüsü var mı yok mu müslümanlar bunu dahi bilememişse bu çok vahim bir durum olsa gerek..
başörtüsünün bir ibadet olduğuna inanıyorum..çünki namazlarımızda buna çok ciddi dikkat ediyoruz..evimizde yabancı erkek olmadığı halde,gece namazı kılarken, o Allah ile başbaşa olduğumuz seher vakitlerinde hep tesettür içinde Rabbimizin huzuruna duruyoruz..gecenin kör karanlığında dahi örtülerimize bürünüyoruz..
ha mantıklı gelmiyor olabilir..bizde mantık aramıyoruz zaten..hiç tartışma götürmeyecek şekilde Kur'an'da tesettür emri vardır..bunun başörtüsü kısmında kıyamet kopuyor nedense..
kendiliğinden görünenler hariç zinetlerini kapatsınlar ayetine Resulullahın açıklaması el ve yüz(ayaklar) hariç vücudun tamamının örtünmesi şeklindedir..
ama sadece Kur'an'a bakıp(gerçi Kur'anda da cilbab var) başörtüsü yoktur denmek isteniyorsa bu da zorlamayla başarılabilir..bu da bir yorumdur..sadece Kur'an-ı baz alırım diyenler için..ama bu azınlığın görüşü..
büyük bir kitle ,alimlerin icması asırlardır tesettürü başörtüsüyle beraber ele almıştır..din sadece Kur'an değil,Kur'an ve onun tefsiri olan sünnettir..
ehl-i sünnet olanlar başörtülerini tesettürlerinden ayırmazlar..
Türk milleti çok büyük çoğunlukla ehl-i sünnet olduğu için örtü inanç gereği dini bir vecibedir,yeni çıkmış birşey değildir..
modern dünyada insan hakları bağlamında din ve vicdan özgürlüğü kapsamında serbest bırakılmalıdır..
hele ki üniversitelerde tartışma konusu dahi olmamalıydı..
inancımızı Özdemir İnce'den öğrenecek değiliz takdir edersiniz ki..
saygılar..
Yazan: deniz Tarih: March 14, 2008 10:51 AM
Sayın Da Vinci,
Sizin yorumunuzu okuyan da sanır ki "Kur'an gizli bir kitap, kimse bilmiyor, okumuyor, birileri de Kur'an'da böyle yazıyor diye palavralar sıkıyor"
Yahu, Kur'an herkesin evinde, bahçede, tüm kitapçılarda, Türkçesi, Fransızcası, Sümercesi(!), her yerde,
Herkes farklı anladığı için "var mı yok mu" diye bir tartışma var.
E herkes de farklı anlayabilir. Yani milyonlarca insan temelsiz yere başını örtüğünü falan farketmeyecek, ZATEN bir temel bulmuş ki örtüyor.
Ya, hayret dindar olmadığını beyan eden, dindar olmadığı her halinden belli, hatta ateist, hatta din düşmanı kimseler birden dini konularda fetva verir hale geldiler. İbretle izliyoruz vaziyet-i umumiyeyi.
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 14, 2008 2:46 PM
Evet Suzan hanım; sanırım bir yerde hatalı bir ifade kullanmışım izninizle düzelteyim;
''Benim eleştirdiğim nokta profan bir bakış açısının dinle uyumlu olabileceği ya da klasik İslam anlayışı ile uyum (göstereceği) manasına yöneliktir ''
ifadesini;
Klasik islami anlayıştan ''çıkarılabileceği'' olarak değiştirirsem sanırım tutarsızlık ortadan kalkmış olur.Bahse mevzu bakış açısı klasik islami anlayışlardan çıkarılabilecek bir düşünce değildir vahiyden bağımsız düşünmek bizde ilk İbn Rüşt tarafından ortaya atılmış bir görüştür hatırlatmak gerekse kısaca: İbn Rüşt hakikatin kaynağının tek olduğunu onunda felsefe yani bağımsız kullanılan insan aklı olduğunu söylemiştir.Buna hemen şöyle bir itiraz gelmesi sözkonusu olmakla birlikte; İbn Rüşt hakikatin kaynağının hem felsefe/akıl hemde din olduğunu söylemiştir, ikiz kardeş örneği gibi, buna cevabımda İbn Rüştün ne dediğini pek iyi anlamadığımız olacaktır.Zira Latin avrupada ortaya çıktığı düşünülen bu çifte hakikat öğretisi onun üstüne yıkılmıştır halbuki İbn Rüştün asıl söylediği onun felsefesinde gayet açıktır buda özetle dinin toplumun felsefesi olduğudur.
Özetle demek istiyorum ki bu temelde düşünme bizim Klasizmimizden çıkarılabilecek bir görüş değildir bu daha çok rasyonalist filozoflara özgü bir yaklaşımdır.Kabul edilleblir bir yaklaşımmıdır bence evet.
Saygılar
Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: March 14, 2008 5:53 PM
Ey Bizanslı başörtülüler!
-İster misiniz "Kur'an'da başörtüsü var mı yok mu" diye tartışalım.
-Hayır, istemeyiz.
-Peki siz ne istersiniz.
-Herkes istediği gibi düşünsün ve yaşasın.
...
Başka sorunumuz mu kalmadı sürekli türbanı tartışıyoruz diyenlere:
İnsanlar aynı anda pekçok sorunla başetmek zorundadır, hele toplumlar, devletler çok daha fazla,
Başörtüsü tartışmaları var diye sakın ha devletin diğer işleri aksattığını düşünmeyin, her bakanlık, kurum yine işine devam ediyor
Kaldı ki başörtüsü sorunu bir zihniyet sorunudur ve Türkiye'nin geri kalmışlığında bu zihniyetin de payı vardır, yani o zihniyet değişirse, başörtüsü sorunu kalktığı gibi başka birçok sorunumuz da kalka
Ve son olarak: Başörtüsünü gündeme getirenler asla başörtülüler değildir. Bakınsana başörtülüler yasak mağduru oldukları halde sokakları aşındıranlar kimler?
Yazan: mustafa fatih yüce Tarih: March 14, 2008 7:41 PM
Bekir Bey,
Cündioğlundan M.Ali Diktaş Bey bahsettiği için ele aldım..salt benim referansım değil..
ayrıca seken bir kurşunla yıkılmayacak kadar güçlü olmayı öğrendim...şükür..
beni hedef almış bir kurşunla dahi, isabet etmesine rağmen ölmedim,görüyorsunuz..
hala doktorluk işini yapıyorum,uzmanlık alanım uzaktan teşhis ve tedavi..uslanmıcam ben:)
saygılar..
Yazan: deniz Tarih: March 14, 2008 7:51 PM
Deniz Hanım, siz Dücane Cündioğlu’ndan bahsedince yazarın bu konudaki makalesine baktım, ben yapısal bir tahlile girerken onu değil, yapısal ya da postyapısal anlayış üzerinden Kuran’ı değerlendirmiştim. Dücane Cündioğlu yanlış bir şey söylemiyor, hatta çoğunlukla aynı şeyleri söylemişiz.
Cündioğlu, anlamı yapısal okuma üzerinden değerlendirerek sonuca ulaşmış. Bizim Kuran’da bahsettiğimiz bir ayetin birden fazla döneme hitap ediyor olması, bizim okumamız üzerinden kaynaklanan bir durum değil, eserin kendisinden kaynaklanan bir durumdur. Bu da zaten onun evrenselliği ve insana ait olmadığının en iyi örneklerinden biri. Yapısalcılıktaki çokanlamlılık her okuyanın kendine göre anlatılana bir anlam yüklemesi, bunun da birbirinden bağımsız binlerce anlama gelebilmesi üzerine kuruludur. Birbirinden bağımsız binlerce anlam demek, metnin aslında hiçbir anlama gelmiyor olması demektir. Şöyle diyeyim, yapısalcılığı anlamamız için, bir kelime okuduk ve ben onun anlamına beyaz dedim, siz siyah diğerleri sarı, kırmızı, lila…. Peki kelimenin rengi/anlamı hangisidir? Eğer hepsi diyorsanız, tüm renklerin kabulü onun renksiz olduğudur. Her şey, hiçbir şeydir. Yani paradoks.
Cündioğlu da bunu belirtmek istemiş ve mutlaka metnin öncelikle asıl/gerçek bir anlamı olması gerektiğini ve bunun -o dönemde geldiği için Peygamber Efendimiz dönemindeki- ilk anlamın asıl anlam olduğunu vurgulamış, bu ayetlerin diğer yüzyıllara bakan yönünün olduğunu yok saymak demek değil, ama illa anlam üzerinde durulacaksa, kelimelerin anlamını metnin kendisinden yani Kuran’dan ve dönemden (Efendimizin uygulamalarından) çıkarmamız gerektiğini söylemektedir.
Herkesin kendisine göre anlamasının bir sıkıntısı da metnin tutarlılığının yitimine neden olmasıdır.
Eco, “birileri okur aracılıyla neyin söylenmek istenildiğini anlarsa; metnin aracılıyla söylenilmek istenen şeyi soyut olarak tanımlamak oldukça zor görünmektedir. Metnin amacı metinsel bir sathilikle gösterilemez. İlki onu görmeye karar vermektir. Bu durumda sadece bir kısım OKUR TAHMİNLERİNE dayanılarak metnin amacına dair konuşmak mümkündür.”derken de işte tam bizim ülkemizdeki durumdan bahsetmektedir.
Eğer bizler Kuran’ın ne dediğini değil de okurun ondan neyi tahmin ettiğini esas alırsak, metnin amacını yüzeysel bir okuma ve anlamaya tabi tutmuş oluruz. Eğer ne anlattığını görmek istemezsek, bugün yaşadığımızı yaşarız. Yani başörtüsü var mı yok mu?! Benim tahminim var, hayır hayır benim tahminim yok… Tahminler üzerinden kesinlik inşa edilemez.
Yani bizim bugün yaşadığımız şey, Eco’ya göre, okur tahminine göre (vardır-yoktur) Kuran’ı konuşmaktır ama Kuran’ın ne dediğini konuşmamaktır. Farkında mısınız, hakikaten, bugün o tahminleri konuşuyoruz. Bugün Kuran’ın söylediği ve bu size farzdır dediği şeyi değil, birdenbire ilahiyatçı kesilerek benim anladığım budur diyen insanların trajikomik tahminlerini tartışıyoruz.
NOT:Bekir Bey, akademik yazılara kızıyorsunuz ama bakın bu yazıda yaşadığımız tartışmayı hiçbir siyasi argümana, anlamamaya, taraf tutmaya bağlamadan bilimsel olarak açıkladım. Bu yazının hakkını veriniz lütfen. )
Yazan: Suzannur Tarih: March 14, 2008 8:26 PM
El alem darbe yapiyor (evet gene Yargitay Bassavcisi eli ile) bazilarimiz iki tane niyeti bozuk, kendini bilmez lumpene tefsir, fikih, akaid dersi vermekle mesgul! Hayret birsey! Hehalde simdi anliyiorum Menderes'e oglunu kurban edecegini soyleyen milletin 27 Mayis'ta nerelere kayboldugunu.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 14, 2008 9:26 PM
Bekir Abi; Kaygılanmanıza gerek yok kimseyle kapışmıyorum zaten, Mustafa Bey zahiren ilgili bir konu seçmişken bende düşüncelerimi söyliyeyim dedim.Birde bahse mevzu fikirler Cündioğluna değil bana aittir onu sadece bazı konularla alakalı derli toplu bilgi vermesi bakımından kaynak olarak gösterdim yoksa tırnak içinde düşüncelerini alıntılamadım herhalde Deniz hanım ismi geçince yanlış anladı hem zaten mesele X ya da Z şahsının fikirleri değil bir durumun aydınlatılmaya çalışılması.Yoksa benim duruşumu burda herkesin bildiğini düşünüyorum bırakın başörtüsünü gayet saçma sapan bir mesele inanç konusu edilse bile ben bu meseleyi kanaat sahibi ile tartışıp çevirmeye çalışacak değilim bu bir özgürlük meselesi amenna fakat aynı temelde olduğumuz dostlarımızlada farklı nüanslara sahip olmak ve dillendirmek birilerinin işine yarar diye bakarsak hiç eleştiri yapamayız gibi geliyor bana.
Saygılar, Sevgiler, Selamlar...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: March 14, 2008 9:44 PM
Bekir,
Bunlar kim sorması ayıptır? Haberim olmadan kimlerim müridi olmuşum böyle. (bkz. Bir Münzevi'nin Hezeyanları...)
deniz,
Emin misin? Bu da senin ve senin gibilerin bir yorumu olmasın? Kuran'da yani inandığınız Tanrının tek ve direk mesajı olduğuna inandığınız kitapta bunun tersi söyleniyor.
Kurandakidin.net sitesindeki Başörtüsü ve Kapanma başlıklı yazıdan birkaç ufak bölüm aktarmak istiyorum:
Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.
...
Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.
“Ayette geçen “humur” ve onun tekili olan “hımar” kelimesi kadınların başlarına örttükleri beze verilen özel isim değildir. Herhangi bir örtüdür. Bir şeyi örten şeye “hımar” yani o şeyin örtüsü denir.” Arapça sözlükler El- Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisan-ı Arap, Tacul Arus’dan “hımar”ın temel manasının “örtmek” olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki mezheplerin yorumundan sonra “hımar” kelimesi ile sırf başörtüsünün anlaşılmaya çalışılması, bu sözlüklerde bu kelimenin bir manasının “başörtüsü” olmasını sağlamıştır. Fakat kelimenin temel manası mezheplerin kelimeleri tahrif etmesine rağmen bu sözlüklerden bile bellidir. Daha evvel açıkladığımız gibi ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez. “Arapça’da kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı “hımar” değil “mikna” ve “nasıyf”tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna(çoğulu mekani)” ve “nasıyfın” hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır.”
...
Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir.
Daha fazla ayrıntı için yukardaki linkten yazının tamamını okuyabilirsiniz.
mustafa fatih yüce,
Yahu, Kur'an herkesin evinde, bahçede, tüm kitapçılarda, Türkçesi, Fransızcası, Sümercesi(!), her yerde,
Ben gizli demedim. Eğer yukarda verdiğim yazıyı okursan başörtüsünün Kuran'la bir ilgisi olmadığını görürsün. Başörtüsünün bir emir olarak kabul edilmesinin nedeni Kuran'da olması değil başka geleneksel nedenlerdir.
E herkes de farklı anlayabilir. Yani milyonlarca insan temelsiz yere başını örtüğünü falan farketmeyecek, ZATEN bir temel bulmuş ki örtüyor.
Herkesin farkı anlamıyor. Birileri kendi anlayışları hak ilan edip birilerine dayatmaya çalışıyor.
Herkes neden farklı anlasın? Bir Tanrı akıllı başında herkesin doğru düzgün anlayabileceği bir metin gönderemiyor mu? Herkesin anlayabileceği bir metin yazmak fazla zor olmasa gerek. Kim bilir belki de sadece Kuran'a bakarsan yeteri kadar anlaşılırdır ama yanında alimlerin, mollaların, hacıların, hocaların dediklerini ve tabiki ne idiği belirsiz binlerce hadisi koyunca anlaması zor hale geliyordur. Duruma hiç böyle baktın mı?
Bu da ne garip bir anlayıştır böyle? Birisinin dinin ortadaki gerçekleri hakkında konuşması için o dine inanması mı gerekir? Kaldı ki ben burada konuşurken tamamen müslümanları referans alıyorum. Kendim birşey uydurmuyorum heralde. Yukardaki yazıyı önce bir oku istersen. Heralde ateistler veya islam düşmanları yazmadı onları. Ortada ibretlik birşey varsa o da senin ortaya koyduğun bu garip zihniyettir.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 14, 2008 9:54 PM
Muhammed Bey, henüz elimden kurtulamadınız, cevabınızdan yola çıkarak ikinci basamağa çıkabiliriz. Profan olanın İslami anlayıştan çıkarılamayacağı demek, Ortaçağı yıkan istanbul fethi gibi bir fetih anlayışını barındıran islami yapıyı ya da Aydınlanmanın temelini (Nietzsche der)oluşturan islam ilerlemesini yok saymak anlamına gelmez mi? Tamam profan olan birinci dereceden islam kaynaklı olmayabilir, ama profan kabul ettiğimiz ama dünyevi alanda kabuller dünyasının büyük bölümünü oluşturan değerlerin oluşumunda İslamı yok saymak anlamına da gelmez mi? Yani profan kabul edilen her şey kutsiyetin zıttı mıdır, öyleyse bugün kutsallık atfedilen birçok profan değer (mimari, fikir...) sadece madde anlayışının tasavvuru mudur?
Yazan: Anonymous Tarih: March 14, 2008 10:15 PM
Bekir Bey, bugünkü gelişmeden (ya da tam tersi gerilemeden) sonra, hakikaten burada tartışılan hiçbir şeyin anlamı kalmıyor ve bu durumun açıklanabilecek hiçbir bilimsel dayanağı yok. Bu...Bu, bir parti meselesi falan da değil, bu taraf tutmak gibi bir şey de değil, bu...sadece...
Yüreğimi daraltıyor...
Yazarın dediği gibi "Ümitsizlik içindeyiz, ah bilmezsin ne ümitsizlik içindeyiz..."
Yazan: Suzannur Tarih: March 15, 2008 12:40 AM
Muhammet Ali Kardesim,
Cundioglu referansini Da Vinci'nin yorumunda gectigini sanmistim. Oysa Deniz Hanim'inkinde imis. Sizinle alakasi yok.
Islami konularin burada tarisilmasi, Islam'i, Muslumani laikci, kisiliksiz firsatcilara gun dogmasi, esas sanik sandalyesinde olmasi gereken fasist, lumpenlerin savci, hakim olma firsati verdigini soyleyerek dilimde tuy bitti. Bakin aynen dedigim gibi Sawyerler Da Vinciler, ve malum guruh kan kokusu alip damladilar. Neyse. Demokratik ulkede(!) yasiyoruz; herkes istedigini konusabilir; herkesin "mizaci" da farkli acendasi da. Sizler yuksek basamaklardan devam edin. Dedigim gibi benim darbe falan gibi siradan dertlerim var.
Suzannur Hanim,
Tevafuk olmus. Ben de tahmin edebilceginiz gibi ayni mealde birkac satir yazmistim. Sizin veciz iofadeniz herseyi ozetlemis,. Tekrara gerek yok diye sildim.
Aydin dostlar,
Lutfen bu defa sorumlulugumuzun bilincinde hareket edelim. Gelecek nesiller bize lanet okumasin. Mahkeme-i kubra'yi birakin "Bunlar olurken sen ne yaptin" denildiginde verecek cevabimiz olsun. Muz cumhuriyetlerinin halklarindfan ne eksigimiz var?
Demokrasi dort yildan bir sandiga gitme egzersizi degildir. atabilcegimiz ve mutlaka sonucu etkilyecek bazi pratik ve gayet demokratik adimlar:
1. e-posta, telefon faks kampanyasi. Yargitay, danistay, AYM, GK, CHP, gazeteler kimin adresi varsa. Unutmayin bunlarin hepsi bize HIZMET VERIYORLAR BIZIM PARAMIZ ILE!
2. Protestolar, mitingler; toplantilar, insan haklari orgutlerine, cephedekilere destek mesajlari, gerektiginde maddi ve imkan olcusunde faaliyetlere katilim.
3. Boykot kampanyalari. Biliyorsunuz bu fasizan twesebbuslerde onculuk eden medya ve sermayenin kimler olduklarini.
......
Ne yapiyorum ki ben? Tabii biliyorsunuz bunlarin hepsini benim kadar. Oyleyse..?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 15, 2008 2:49 AM
Bu konuyu baştan sona okudum ve kusura bakmayın ama bana bizim komünist entellektüeller hatırlattınız. Hani sokakta ayrımcılığın alasıyla karşılaşan binlerce yoldaşları olduğu halde hala komünizmin felsefi dayanaklarını sağlamlaştırmaya çalışan o aydınları. Düşünmedikleri tek şey; dünyanın en sağlam fikirsel alt yapısına sahip olduğu halde komünizmin neden bir türlü hiçbir gölde maya tutmadığıydı. Yani en önemli olan şeyi düşünmemişlerdi; İnsanı... Komünizm insan için vardı ama insana uygun değildi. Aynı din gibi...
İnsan olmanın doğasına aykırıydı. Sözde her insan eşitti ama hep söylenen sözdeki gibi bazı insanlar daha eşitti. İnsanı işin içine katmayan her düzen gibi yıkılmaya mahkumdu. Nitekim öyle de oldu. Din bu konuda daha direngen ama belki beşbin hatta ellibeşbin yıl sonra bile olsa o da aynı sona uğrayacak.
Efendim Allah kitabında demişmiş ki; ben evreni 6 günde yarattım. Bittabi burada kast edilen şey bizim anladığımız anlamda 24 saatlik gün ise o zaman bu durum İslamyetin dikte ettiği Allah tanımına aykırı olacaktır. O değil midir ki "OL" deyince olur. O zaman burada kast ettiği şey başka birşey olmalı, ama acaba ne? Tabii şunu hiç düşünmezsiniz: Adam "6 gün" demiş işte kardeşim bunun lamı cimi yok. Adam 1.400 yıl önce 6 günde yarattım demiş biz kalkmış 1.400 yıl sonra bunu orta zekalı bir insana mantıklı gelecek bir hale sokmaya çalışıyoruz. Yok "gün" demese o zamanın insanları mesajı anlamazmış. "6 günde demeseymiş de 6 safhada deseymiş olmaz mıymış" demezsiniz ama değil mi? Biraz daha abartayım; “yahu bu din denen şey insan olmaya, insanın özüne aykırı” da demezsiniz değil mi? Kadın doğası itibarı ile talep edilendir. Erkek de talep edendir. “Talep edilen, taliplerini artırmak için kendini güzel göstermeye meyleder ve bu da insan doğasına uygundur. Bu vesileyle türban kadın doğasına aykırıdır” deyin desem hiç olmaz galiba. Kızmayın bana ben neye inanıyorsam onu söylüyorum.
Siz gerçekten bu ülkede ya da bir başka müslüman ülkede değil de örneğin Brüksel’de doğsanız da yine müslüman olacağınıza mı inanıyorsunuz gerçekten? Yoksa -doğal olarak- “Hayır, müslüman ülkede doğmak bir şanstır ve biz bu sayede müslüman olabildik mi” diyorsunuz? Peki eğer öyleyseniz Brüksel’de doğanların, ya da Pekin’de doğanların çok iyi insanlar da olsalar yine de cehennemde yanmalarını Allahın adaletine ne şekilde sığdırıyorsunuz? Öyle ya, yazılarınızda bahsettiğiniz namlı islam düşünürleri öyle diyor. Yoksa işin bu kısmında Kuranın yapıbozumcu ya da “yapıbilmemne” ci yaklaşımlarını benimseyip, başörtüsü için yapmadığınız reformu burada yapıp daha insani yaklaşımlar mı benimsiyorsunuz? Cehennem deyip geçmeyin sakın, peygamberin hadislerine göre dünya ateşinden 40 kat daha yakıcı olan ateşten söz ediyoruz unutmayın. Üstelik derimiz yanıp kül olunca anında (yoksa 6 saniyede mi bilmiyorum) yenileniyor ki, onu tekrar tekrar cayır cayır yakabilsin sonsuz merhamet sahibi rabbimiz. Yaktıkça hıncını alsın bizden, yaktıkça hıncını alsın. Ne iğrenilesi yaratıklarız biz.
Deniz tavşanlarına toplu ve biseksüel seksi serbest bırakmış olan ya da salyangozlara sınırsız homoseksüel bir cinsel yaşam şansı bahşedip, bize gelince -diğer ilahi dinlerde de olduğu gibi- yüzük takmadan kadınla erkeğin bırakın cinselliği eline elinin dğmesini bile haram sayan bir Allaha mı inanıyorsunuz?
Hiç unutmadığım bir hadis var… Hadis demişken yazılardan birinde kuranın sünnete çok ihtiyacı olduğundan bahsedilmişti. Bunu peygamberin kendisinin bilmemesi çok yazık olmuş. Hadislerini sağlam bir şekilde nesilden nesile aktarmak varken aksine bunu kesinlikle yasaklamış ya o yüzden diyorum. Tabii Pektim peygamber akıllı. Başına geleceği biliyormuş. Hadisleri kitaba aktarsa gün gelecek bir çok müslüman kuranı bırakıp hadislere daha çok önem verecek. Lat, Uzza, Menat, Hadis olacak ondan sonra… Yani üç kızkardeşe bir erkek kardeş eklenecek. Gerçi gene de engelleyememiş tam olarak. Baksana hadisler de olmasa din nedir ne değildir hiç anlaşılamayacak. Hoş şimdi de anlaşılır değil ya neyse… Tabii bunlar gene de kuranın değerini düşürmez. Ne de olsa onun yazım tekniği muhteşem. Hem içerik hem anlatım çok harika… İnmesinin 20 yıl sürdüğü, Nazımın ya da Necip Fazılın 20 yılı olsa ortaya nasıl bir eser çıkaracakları tabii ki tali mevzular. Ya da Mozart’ın dahiyane eserler denilen bazı uzun bestlerini sadece iki saatte yaptığı da tali bir mevzu. Said Nursinin, külliyatında yazdığı bir anısı var bilir misiniz: Diyor ki, “Bir gün camideydim ve Kuran okunuyordu. O esnada Kuranı Allah kelamı değil de bir insan kelamı gibi dinledim. O şekilde dinleyince sureler bana çok basit geldi.Sonra hemen şeytanı kovup fitnesini defettim.” Demek ki gerçekten de onun insan kelamı (akıllı ve hatt belki de dahi bir insanın) olduğuna o esnada kani olsa Bediüzzaman değil Mürtedüzzaman olacakmış
Konu nerden nereye geldi… Şu hadisten bahsedeyim unutmadan: Hepiniz bilirsiniz. Hani; peygamber sokakta yürüken bir kadına rastlıyor. İçinde sadece taş olan bir tencereyi ateşe koymuş olan ama çocuklarını ocakta yemek pişirdiğini söyleyerek kandıran kadın. Mecburen kandırıyor çocuklarını çünkü pişirecek bir yemeği yok. Peygambere önce tencerenin içini gösteriyor ve sonra çocuklarını sevdiği için, onların üzülmesini istemediği için olara yalan söylediğinden bahsediyor. Ardından soruyor Peygambere: “Allah’ın bir insanı, annesinin o insanı sevdiğinden bile daha çok sevdiğini söylüyorsun. Ben bir anneyim ve ne yapmış olrsa olsun çocuklarımı yakmam. Allah nasıl olup da insanları cehennemde yakacak?”. Peygamberde cevap yerine göz yaşları var. Bunu duyunca Peygamber ağlamaya başlıyor yani. Hadis bu kadar. Bundan siz ne sonuç çıkarıyorsunuz bilmem ama bu klasik “cevap” yok “rol” var durumu. Bu hadisi kitaplarına koyanlar hata yapıyorlar bence. Çünkü bu hadisde “düşünen bir insan için alınacak çok dersler var”. Bu son cümle tanıdık geldi mi? Kızmayın bana ben sadece din konusunda şüpheleri olan bir insanım. Allah bana hidayet nasip etsin. Tabii bunlar benim beynimin, irademin ve en önemlisi gönlümün kapasitesinin sınırlı olmasından kaynaklanıyordur size göre. Gerçi Allah beni bu engelli halimle sonsuza kadar (SONSUZ kavramını düşünürsünüz umarım) yakmakta beis görmüyor. Özür dilerim o beni annemden daha çok seviyordu değil mi, unutmuşum. Ah şu vesveseler yok mu? Aşerei Mübeşşereden Ömer burda olsa ne derdi biliyorsunuz değil mi? “Senin o kafanı keserim içinde hiç vesvese kalmaz” derdi. Demediği şey değil.
Yazdıkça yazasım geliyor. Klavyemin hızı sınırlı beynime yetişemediğinden, bir cümle yazarken aklıma başka beş cümle geliyor ve hangi birini yazayım bilemiyorum.
Muhakkak ki yukarıdaki her kelimeye hatta her harfe verilecek bir cevabınız vardır. Bunu çok iyi biliyorum. Yazdıklarıma kızmayın benim derdim sizinle değil. Aslında yazdıklarım bahane Allah’a dargınım ben. Dahası kırgınım. O sebebini biliyor. Bunu bir iç dökme olarak görün.
Kusura bakmayın. Hoçakalın.
Yazan: UMUT Tarih: March 15, 2008 6:17 AM
Bekir,
Bunlar kim sorması ayıptır? Haberim olmadan kimlerim müridi olmuşum böyle. (bkz. Bir Münzevi'nin Hezeyanları...)
deniz,
Emin misin? Bu da senin ve senin gibilerin bir yorumu olmasın? Kuran'da yani inandığınız Tanrının tek ve direk mesajı olduğuna inandığınız kitapta bunun tersi söyleniyor.
Kurandakidin.net sitesindeki Başörtüsü ve Kapanma başlıklı yazıdan birkaç ufak bölüm aktarmak istiyorum:
Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.
...
Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.
“Ayette geçen “humur” ve onun tekili olan “hımar” kelimesi kadınların başlarına örttükleri beze verilen özel isim değildir. Herhangi bir örtüdür. Bir şeyi örten şeye “hımar” yani o şeyin örtüsü denir.” Arapça sözlükler El- Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisan-ı Arap, Tacul Arus’dan “hımar”ın temel manasının “örtmek” olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki mezheplerin yorumundan sonra “hımar” kelimesi ile sırf başörtüsünün anlaşılmaya çalışılması, bu sözlüklerde bu kelimenin bir manasının “başörtüsü” olmasını sağlamıştır. Fakat kelimenin temel manası mezheplerin kelimeleri tahrif etmesine rağmen bu sözlüklerden bile bellidir. Daha evvel açıkladığımız gibi ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez. “Arapça’da kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı “hımar” değil “mikna” ve “nasıyf”tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna(çoğulu mekani)” ve “nasıyfın” hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır.”
...
Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir.
Daha fazla ayrıntı için yukardaki linkten yazının tamamını okuyabilirsiniz.
mustafa fatih yüce,
Yahu, Kur'an herkesin evinde, bahçede, tüm kitapçılarda, Türkçesi, Fransızcası, Sümercesi(!), her yerde,
Ben gizli demedim. Eğer yukarda verdiğim yazıyı okursan başörtüsünün Kuran'la bir ilgisi olmadığını görürsün. Başörtüsünün bir emir olarak kabul edilmesinin nedeni Kuran'da olması değil başka geleneksel nedenlerdir.
E herkes de farklı anlayabilir. Yani milyonlarca insan temelsiz yere başını örtüğünü falan farketmeyecek, ZATEN bir temel bulmuş ki örtüyor.
Herkesin farkı anlamıyor. Birileri kendi anlayışları hak ilan edip birilerine dayatmaya çalışıyor.
Herkes neden farklı anlasın? Bir Tanrı akıllı başında herkesin doğru düzgün anlayabileceği bir metin gönderemiyor mu? Herkesin anlayabileceği bir metin yazmak fazla zor olmasa gerek. Kim bilir belki de sadece Kuran'a bakarsan yeteri kadar anlaşılırdır ama yanında alimlerin, mollaların, hacıların, hocaların dediklerini ve tabiki ne idiği belirsiz binlerce hadisi koyunca anlaması zor hale geliyordur. Duruma hiç böyle baktın mı?
Bu da ne garip bir anlayıştır böyle? Birisinin dinin ortadaki gerçekleri hakkında konuşması için o dine inanması mı gerekir? Kaldı ki ben burada konuşurken tamamen müslümanları referans alıyorum. Kendim birşey uydurmuyorum heralde. Yukardaki yazıyı önce bir oku istersen. Heralde ateistler veya islam düşmanları yazmadı onları. Ortada ibretlik birşey varsa o da senin ortaya koyduğun bu garip zihniyettir.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 15, 2008 11:22 AM
Muhamet Ali Bey Kardesim,
Hepsi bir yanlis anlama zinciri. Ben Da Vinci'nin "sahiden Kur'an'da basortsu var mi, tartiosalim" mealindeki sahte anlama cabasi yorumunda "ducane Cundioglu" isminin gectigi zehabina kapildim. Oysa isim bir usteeki Deniz Hanim'in yorumunda geciyor mis. Konuya vakif degilim, olmaya da niyetim yok su gunlerde. Mesele budur.
Suzannur Hanim,
Bende sizin ifade ettiginiz hissiyati yanistan bir yorum yazmistim. Siz cok daha veciz ifade etmissiniz; sildim.
Umit ederim icinde bulundugumuz manzara "fikrin sorumlulugu" derken ne demek istedigimi aciklayicidir.
Not: Bu mealde dun gece yazdigim ilk yorum cikmadi mutlaka bir teknik nedenle. Insanliga darbe haberini alir almaz yazdigim iki yazi blogumdadir ilgi duyanlar icin.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 15, 2008 1:46 PM
Bekir Abi; buyur Umut Beyin söylediklerine sen cevap ver istersen; bakın bakalım AKP'ye kapatma davası açmanın eleştirisine benziyor mu?Hepimiz karşıyız bu durumlara da bu AKP hep iyi işler mi? yapıyor şu sosyal güvenlik meselesinde nerdesiniz neden o zaman hiç tepki göstermediniz başortüsünde varızda sosyal adalette yokuz Liberalizm eleştrisi yapmıştım pek ilgilenmdediniz birkaç önceki yazıda niye çünkü onu yasaklayan yok o halde bizimkiler yapıyorsa sorun değil. Şunu CHP çıkarsaydı bakalım ne olurdu. İnancınızın hesabını verin yine yokuz haşa hesap sormak değil ne diyorsun bu gibi düşüncelere hiç sorgulamdınız mı? Mustafa Bey Suat Bey sizi de dahil edelim bu sorulara ..''İsmet Özelin bir sözü geldi aklıma ''Bizim müslümanlığımız onların yasakladığı kadardır.''diye ama biz şimdi yine bunları konuşuruz bir sene, hukuk cinayeti yargı siyasallaştı vs. diye konuşmalıyızda bende ilk duyduğumda duymak istemeyeceğiniz galiz sözler sarfettim fakat mesele sadece bundan ibaret mi? bu kadar tepkiselliği de fazla buluyorum kusura bakmayın.Adamlar kapatma davası açtı diye bayrakları yarıya indirip ülke genelinde yas ilan edelim olsun bitsin.
Saygılar...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: March 15, 2008 2:09 PM
Suzan hanım bu kadar diyalektik düşünmenize gerek yok kanaatimce.Kutsiyetin zıttı saymayabiliriz maddeci anlayışın tasavvuru olarakta görmeyebiliriz bunlar sadece bağımsız insan aklının ortak değerleridir bana göre. İslamın terakkiye mani olması veya olmaması meselesi bana göre şekli bir tartışmadır.Dolaysıyla benim söylemek istediğim İslamı insan merkezli değerlendirip ve tanımlayıp postmodern bir çabayla bu düşüncelerin ondan çıkarılabileceğidir fakat bizzat İslamı Hz.Peygamber dönemi ve buna bağlı Kuran-Sünnet ekseninde ele alırsak bu değerleri islamdan çıkarmak değil bu değerlerin üretilmesinde ancak İslamın izin verici ve teşvik edici rolünden bahsedilebilir ki bunun kapsamına da kesinlikle vahiyden bağımsız akıl girmez bu teolojiye nispetle üretebileceğimiz bir anlayış da değildir. Yani İslamı inceleme konusu yapıp amaçlarının ele alınıp yerinin tespit edilmesinden sonra bağımsız akıl yürütmenin ışığında anlaşılabir hale getirip yeni meselelere uygulamak aslında ne kadar İslama nispet edilsede aydınlanma aklının ürünü bir metotla islamı ele almak olacaktır.
Bir bakıma sosyolojist bir tahlil türü.
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: March 15, 2008 2:59 PM
Hic olmadi Muhammet kardesim. Derdine bak? Adamlar zivanadan cikmis demokrasiye, ahlaka, akla izana, insanliga, mesruiyete bildigimiz butun guzel degrlere gozumuzun icine baka baka darbe indiriyorlar sen tutumussun "onlar cok mu iyi, sosyal guvenlik yasasi.." bilmem ne diyorsun. (ki sosyal Guvenlik yasasini da karsi medya veya sendikalardan ogrenmissin belli ki - o kunuya vakifim; konusmayi dahi abes buluyorum)Tali konu.
Umut beyi falan okuyacak zaman da sinir de yok. Seninkinin de tamamini okumadim. Beni cok hayal kirikligina ugrattin Muhammet. Bu birikim nakliyatciliktan ibaret miydi? Ne verdi sana bu kadar ilim, birikim? Bir ilahiyat okumus kizimiz "basortululerin basini actuiralim; zaten Gulhane';de dusuk pantolon giyip erkek arkadasinla dolasyiorsun.. ne hakkin var beni.." telinden caliyore. Bir diger ilahiyat birikimli kardesim tutmus sosyal sigorta kanununu begenmediginden bahsediyor.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 15, 2008 3:45 PM
Yanlış Yaklaşımlardan Kurtulmak
Geleneksel ve modern yanlış okumalara yönelik tespitler.
[1] Kur’an’ı, Hatim İndirmek ve Ölüler İçin Okumak:
[2] Kur’an’ı, Tegânni İle Haz Duymak İçin Okumak:
[3] Tıbbi Hastalıklara Şifa Amacıyla Kur’an Okumak:
[4] Kur’an’ı, Fal ve Şifre Kitabı Haline Getirmek:
[5] Kur’an’ı, Sadece Bilgi Edinmek İçin Okumak:
[6] Kur’an’ı, Özne Olmaktan Çıkaran Okuma Tarzı:
[7] Kur’an’ı, Batınî Yorumlara Açık Tutarak Okumak:
[8] Kur’an’ı, Tarih yada Hikaye Kitabı Gibi Okumak:
[9] Kur’an’ı, Bir Kısmını İnkâr Eden Yaklaşımla Okumak:
[10] Kur’an’ı, Bütünlüğü Gözetmeden Parçacı Okumak:
[11] Kur’an’dan Din Öğrenilmez Yaklaşımıyla, İnsanların Kitaplarını Kur’an’ın Önüne Geçirmek:
[12] Kur’an’ı, Resulün Örnekliğini Dikkate Almadan Mealci Okuma:
[13] KUR’AN’I, TARİHSELCİ YAKLAŞIMLA OKUMAK:
[14] KUR’AN’I, RÖLATİVİST (GÖRELİ) YAKLAŞIMLA OKUMAK:
[15] KUR’AN’I, ÖZGÜRLÜKLERE SINIR TANIMADAN OKUMAK
/
Açıklama,
[15] KUR’AN’I, ÖZGÜRLÜKLERE SINIR TANIMADAN OKUMAK:
Kur’an a yaklaşımda bir başka sorunda teslimiyet sorunudur. Muhkem olup delaleti katt’i olan ayetlerin düzenlediği alanda bile özgürlük iddiasıyla sergilenen aşırılıklar yeni sapmalara kapı aralamaktadır. Bu sebeble halledilmesi gereken bir sorun olarak, Müslümanın düşünce özgürlüğünün sınırları meselesi gündeme gelmektedir. Bu konuda ifrat ve tefritler yaşanmıştır.
Ya taassupla "içtihat kapısı kapalı" denilerek ve tarihte üretilen düşünceler değişmez kabul edilip, kutsallaştırılarak, yeni düşünce üretiminin önü tıkanmış, düşünce donrurulmuştur. Yahut da bugün özellikle entelektüel ve akademik alanda yaygın bir tarzda yaşandığı gibi, sınır tanımaz bir özgürlük iddiası ile sabiteler bile tartışmaya açılmış, değiştirilmeye teşebbüs edilmiştir.
Halbuki vasat olanı yine Kur’an ortaya koymaktadır: Ahzab 36. "Allah ve Rasulü bir işi hükme bağladığında hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadına o işlerinde istediklerini yapmak hakları (farklı bir tercih özgürlüğü) yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, şüphesiz apaçık bir sapıklığa sapmış olur."
Görüldüğü üzere İslam’ın öngördüğü bu vasat çizgide, dinin sabitelerini teşkil eden alanda hiçbir Müslüman’a yeni tercihler yapma özgürlüğü yoktur. Akaid ve muhkem nasların yer aldığı bu alanda teslimiyet asıldır. Müminlerin düşünce özgürlüğü; hududullah ile sınır olup, içtihad ve yoruma açık hükümler alanına münhasırdır.
Allah ve Rasulünun hükme bağladıkları konularda yeni tercih hakkı tanınmamakta, özgürlük iddiası ile bu alanda da yeni tercihler yapmaya, farklı düşünceler üretmeye kalkanların Allah’a ve Rasulüne karşı gelerek sapıtmış olacakları ikazı yapmaktadır. *Bu konunun devamı mahiyetinde bazı kesimler anlayamayız diyerek Kur’anı devre dışı bırakırken, bazıları da herkes Kur’anı kendisine göre anlar diyerek, ortak bir Kur’an ve din anlayışını ve sonuçta ümmetleşmeyi yok edecek savrulmaları yaşayabilmektedir.
/
Suat abi burda, derin dusuncede ve derınsular da yazıyorsun, seni çok seviyorum. Yalnız bir sözunuzu hatırlıyorum, mealen mütaşabih alanlarda mutlak değişmezlerim yoktur diyorsunuz,
Buna mukabil bende diyorum ki; karışmak gibi olmasın ama ilgili sitelerdeki dini etkinizden dolayı, ön planda olmanızdan dolayı yazılarınız dan yanlış etkilemlerin olmaması için m. ali diktaşın fikirleri yönünde biraz düşünmenizi önerecem.
Selametle,
Yazan: Tevhid ve Adalet ve Örtünme ye Destek Tarih: March 15, 2008 8:40 PM
Da Vinci,
Linkini verdiğin bloğa baktım..bilmediğim bir yer değil gerçi..eğriyle doğruyu birbirine karıştırıp bulamaç yapan bir yer..
Allah’ın Kur’an’da hangi fiilleri kullanması gerektiğine bile karar veriyorlar…öyle demek isteseydi böyle derdi,yok bizim kanaatimiz şöyle,buradan bu çıkıyor ordan o çıkıyor gibi ahkam kesmelerle dolu bir yer..
Ben bir ehl-i sünnet Müslüman olarak Hz.Muhammed(as)’ın öğretisini bırakacağım,bu kerameti kendinden menkul,ne idüğünü bilmediğim blogtan akıl alacağım..
Hem benim inancımı yargılama hakkını siz nereden buluyorsunuz,haddiniz değil bir kere..
Sizi ilgilendirmez..dinime tan eden bari müselman olsa..
Resulullahla Müslümanların arasına girmek için cirit atıyorlar,hayret bir şey..
Hımar yok masa örtüsüymüş yok bilmem ne..baş örtüsü diye yorumlanmışda..ne bunlar böyle be..
Örtünme ayetleri inince Resulullah döneminde kadınların nasıl kapandıklarını gören bilen bir Allah’ın kulu yok yani..
Aristonun bile nasıl yaşadığını tarihler kaydetmiş,Sümerlerdeki kadınların kıyafetlerini bile biliyorlar şurda bin yıl öncesiyle ilgili veri yok elimizde yani..bravo..
Dinin temel direği olan namaz ibadeti,günde 5 defa Allah resulu tarafından kılınıyor,kıldırılıyor..hiç sanki gören yok bunu..uzayda oluyor bunlar..daha hala nasıllığıyla ilgili şüphe uyandırılmaya çalışılıyor..
İnanıyorum kardeşim,sana ne??
Resulullah’ın sünnetinin elimize sağlam bir şekilde ulaştığına ve ordaki öğreti doğrultusunda namazımda ve sosyal yaşantımda başımı örtmem gerektiğine iman ediyorum..sana ne??
Örtümü yasakladığı yetmiyormuş gibi birde bana örtünmenin dinimde olmadığına iman getirmemi bekliyor..
Allah’ım ne günlere kaldık Ya rabbim!!
Aklımı koru..bunlar nasıl insanlar böyle??
Yazan: deniz Tarih: March 15, 2008 9:26 PM
sn.Umut,
umudunuzu kaybetmeyin ki Allah'ın nuru içinizde parlasın,sıkıntılarınızı gidersin..
bildiğim kadarıyla 19.yüzyılda dinin ortadan kalktığını,devrini tamamladığını düşünüyorlardı..bu kadar uzun süre beklemenize gerek yok..o devir geçti..din bitseydi pozitivizmle beraber bitmiş olurdu..dinsizliği sonuna kadar yaşamadı mı insanlık?..bilim adamları dahi dinsiz yapamıyor..hepsinin dinsiz olması bekleniyordu oysaki..
anlamadığınız şeyler karşısında bu insan sözü demek işin kolayına kaçmak bence..
6 gün meselesine takılmışsınız... ayette, dünya zamanına göre 1000 yıl olarak hesaplanan sürenin bir güne denk olabildiği başka boyutlardan bahsediliyor..başka bir ayette de 50 bin dünya yılının başka bir alemde bir gün olarak algılandığından bahsedilir..ayet dünya zamanındaki 6 günden bahsetmiyor..ayetin tamamını okuyun lütfen..zaman kavramının ne kadar değişken olduğunu anlatıyor Kur'an bize..
Kur'an-ı kerim Allah katından insana inzal olmuştur..insanın kapasitesi ve insanoğlunun bildiği kelime haznesi ile sınırlı olarak yaratılış sisteminin tablosu çiziliyor..
öyle bir kelime seçiyor ki Allah,bu tek kelimeyle bizi derin sulara daldırıyor..sizin beklediğiniz şey olmuyor diye hayal kırıklığına uğramayın..sadece sizi değil kıyamete kadar gelecek tüm insanları düşünmeye davet ediyor..kelime esnek olmalı ki her ilim sahibi kendi ilmine göre tefekkür edebilsin..
biz Kur'an'da birçok misal veririz..siz düşüneceksiniz diyor Allah(cc)..
neden düşünmekten kaçınıyorsunuz ve hazır yemeğin önünüze gelmesini istiyorsunuz?
cennet-cehennem mevzusuna gelince..
biz kimsenin nereye gideceğini bilemeyiz..dünyanın hiç bilmediğimiz bölgesinde dünyaya gelmiş bir insan bizim kıstaslarımıza göre müslüman değil diye ona cehennemlik gözüyle bakamayız..bu kimsenin haddi değildir..
herkes ilmi ölçüsünde bu dünyadan birşeyler öğrenip gidecektir..inancımız ne olursa olsun hepimiz Allah'ın rahmetine,sevgisine mazhar olmuşuz..
kaderde yeri cehennem olan kullara da Allah'ın rahmeti ulaşacaktır..şüpheniz olmasın..
herkes eylemlerinin sonucunu yaşayacaktır..cehennem adaletin tecelli ettiği yerdir..bu dünyada masum insanları katledip,tecavüz edip de yanına kar kalma yok..karşılığını görecek..
cehennem aklıma geldikçe içim ferahlıyor benim..oraya gitmeyi hak eden çok insan var..orada arınmalılar..arındıktan sonra,akılları başlarına gelince azapları bitecek,merak etmeyin..
son olarak Allah ile barışın derim..O'ndan tecelli ettiğinizi hissedin..sonsuz bir huzur duyuyorsunuz..
bizim ermişler cehenneme gitmeyi çok dert etmezler..kaderdeki yerimiz cehennemse başımızla beraber teslimiz derler..
sizde rahat olun biraz..
lütfun da hoooş,kahrın da hoooş demişler..cehenneme gitmemizi istiyorsa gideriz, dert mi:)
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: March 15, 2008 10:02 PM
Sayın Umut,
Nam-ı diğer Genius, demek George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ni okudunuz ya da okumadınız, oradaki bir cümleden yola çıkarak kendinize kocaman bir sistem kurdunuz. Eğer o kitabı okumadıysanız okuyun ve onun Snowball karakteri ile Trockhi’yi, Napoleon karakteri ile Stalin’i karşılaştırdığını algılamaya çalışınız. Yani bir sistemin uygulanışında insanların iktidar kavgalarının sebep olduğu sonuçları ve lütfen sosyalizmle İslamiyet’i tek sözden yola çıkarak karşılaştırma mantığına girerken daha anlamlı kıyasları öne sürünüz. İnsanı işin içine katmayan her düzen yıkılmaya mahkumdur derken İslamiyet gibi hala yıkılmayan bir sistemi hangi mantıkla aynı kategoriye soktunuz, bir gün yıkılır umuduyla mı?! Çok bilimsel! Good for you.
“Adam "6 gün" demiş işte kardeşim bunun lamı cimi yok.” Hangi adam, askerlik arkadaşınız mı? Öyleyse gidip bir soruver bakalım, kaç günde yaratmış? Sayende biz de öğreniriz.
Özellikle kadınlar hakkındaki abartılı söyleminizi okurken –kendiniz demişsiniz, biraz daha abartayım diye, hakikaten öyle, bu kadar abartmaya da pes doğrusu- kendimi bir anda bir hayvan belgeseli izliyorum sandım. “Kadın doğası itibarı ile talep edilendir. Erkek de talep edendir.” cümlesini hangi mantıkla ya da mantıksızlıkla öne sürdünüz? Nasıl bir beyne sahipsiniz ki kadını bir metaya ya da bir hayvan belgeselinde izlediğimiz gibi, üreme güdüsüyle koku yayan herhangi bir hayvana benzetme gafletine düştünüz? Önünüze çıkan her kadının kendini size yamamaya çalışan bir alttür olduğunu mu varsayıyorsanız, bu durumda siz nesiniz, -freudyen bir bakış açısıyla yazdığınıza göre- cinsel bir sapık mı? Belki de türbana karşı olma sebebiniz budur, elinde keser olan her şeyi çivi gibi görür mantığınca, siz de çivi olmak istemeyen herkesi, hayır, hayır, sizin yaratılış amacınız çivi olmaktır mantıksızlığına yönlendirmek istiyorsunuz sanırım. Ah, bu sizin inancınızdı değil mi, yani kızmamalıyım, öyleyse siz de eminim ki size karşı olan inançlara kızmayıp saygı duyma becerisini gösterebilirsiniz.
Yapıbozum ya da yapıbilmemne derken kastetiğiniz kavramları bilememe özgürlüğünüze, yazıları yanlış anlama ya da daha doğrusu anlayamama halinize saygı duyuyorum da siz anlayamadığınız tartışmalar hakkında hangi fikre dayanıp “başörtüsü için yapmadığınız reformu burada yapıp daha insani yaklaşımlar sergileme” tezini öne sürdüğünüzü bilmek isterdim. Çünkü kavramlar üzerinden bir diyalektik tartışmasına girildiğinde, postmodern bir inceleme yönteminin Kuran’a uygulanabilip uygulanamayacağı hakkında bir üstdil kullanılarak yapılan terminolojik bir tartışmaydı. Bunun insani yaklaşımla ilgisinin kurulabilmesi gibi bir önermeye başvurmak, okunanın hiç anlaşılmadığı tespitini ortaya çıkarıyor. Okuduğunuzu anladığınıza emin misiniz, eminim eminsiniz, ne de olsa biz bunu burada ölçemeyiz. Ama anladığınıza dair bir cümle kurarsanız, anladım elbette cümlesi dışında, anlayıp eleştirdiğinizi ispatlamış olursunuz ki bu da eleştirilerinizin haklılık payının olduğunu düşündürtür.
“Deniz tavşanlarına toplu ve biseksüel seksi serbest bırakmış olan ya da salyangozlara sınırsız homoseksüel bir cinsel yaşam şansı bahşedip, bize gelince -diğer ilahi dinlerde de olduğu gibi- yüzük takmadan kadınla erkeğin bırakın cinselliği eline elinin değmesini bile haram sayan bir Allaha mı inanıyorsunuz?”cümleleriniz… Hakikaten siz belgesellerden çok etkilenmişsiniz, her argümanı oraya dayandırdığınıza göre. Amacınız insanı deniz tavşanıyla aynı kategoride değerlendirmekse, size o kategoride bir yer ayırmak gerekli. O zaman düşünmek ve akletmek zorunda da kalmazsınız. Bu arada hakikaten cinsel problemleriniz mi var? Nedir bu sınırsız cinsel hayat şansı hakkındaki bilinçaltı gerçeğiniz? Engelleyen mi var bu arada? İnanmadığınız bir sistemin sizi cezalandıracağı saplantısının sizi engelleyici bir tarafı mı var yoksa? Yani inanmıyorsunuz ama yaparsanız da cezalandırılacağım korkusuyla kendinizi mi engelliyorsunuz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşunu? Siz turşunuzu yiyiniz efendim, perhizi yapanlara da karışmayınız.
Yine yazınızda kendinizle ters düştüğünüz nokta, Allah’la insanı karşılaştırmak. İyi de siz zaten “ADAM” dememiş miydiniz? O zaman neden bir karşılaştırma zorunluluğu hissediyorsunuz ki? Kimse sizi zorlamıyor. Yoksa birilerinin sizi inandırma zorunluluğunu hissederek açıklama gayretine gireceğinden yola çıkarak, zaten inanmak istemediğiniz için, inanmayacağınız bir şeyi açıklayacağına güvenerek kuyuya taş mı atmak gayretindesiniz? Neden?!
Bu arada hadis dediğiniz ve örneğini verdiğiniz şey. İlahi! Bu cahilliğe de pes doğrusu. Siz dünyaya bir büyücünün hükmetmesini istiyorsunuz, her zoru şak diye çözecek birini. Belki de sıkıntınızın sebebi budur. İstediğiniz bir şeyin olmaması ya da bir istediğinizin-isteğinizin elinizden alınması. Belgesellere başvurun, bakın oradaki hayvanlara, size neyi anlatıyorlar… onlarla aynı hakkı istediğinize göre onların hayatlarındaki zorluklardan ders alarak eminim bir sonuca ulaşırsınız ya da neden ama o şunu yapabilecek bir hayvanken ben yapamayan bir hayvanım diyerek aynı mantığı orada da kullanırsınız. Bu arada sizi hayvan yerine koymuyorum, siz hayvanlara verilen haklardan yola çıkarak ona verilen neden bana verilmiyor mantığını öne sürüyorsunuz dikkatinizi çekerim.
Sizin Allah’a dargın/kırgın olmanız durumuna gelince, bu kırgınlığı buraya yazınca sorun çözümleniyor mu, kendisiyle konuşsanız ya, çünkü sizin dargınlığınızı sizden başka hiç kimse çözümleyemez, bunu samimiyetle yazıyorum, sizin derdiniz kendinizle, bunu da sizden başka hiç kimse sizin kadar anlayıp açıklayamaz. Sizdekinin kapasite eksikliği olduğunu zannetmiyorum, sizinki –uzaktan, subjektif algılayışımla- ben neden daha özel değilim’in standart dışavurumu.
Anneniz sizi ne kadar seviyor bu arada, her dediğinizi kabul ederek mi, sevgi sizin nezdinizde tahakküm içeren bir yapı sanırım, seviyorsan her istediğimi yaparsın, yapmazsan sevmiyorsun demektir, anlayışı. Klasik.
Haklısınız, bir cümle yazarken aklınıza başkası geldiği için ve klavyeniz buna yetişemediği için olsa gerek, yazdıklarınız kendisiyle çatışan ifadelerle dolu. Bu site sizi hidayete erdiremez bu arada, ya hidayeti yanlış yerde arıyorsunuz ya da… derdinizin çözümünü…
Sizin cevap aramak gibi bir derdiniz olmadığına göre, buraya da o amaçla yazmadığınıza göre, amacımın size cevap vermek olmadığını fark etmişsinizdir. Amacım size cevaplar sunmak değil, amacım yazınızdaki tutarsızlıkları belirtmek…
Yazan: Suzannur Tarih: March 15, 2008 11:38 PM
Deniz,
Yazılanları anladığını sanmıyorum. Adamlar orada Arapça'da şunu söylemek istiyorsan şu kelimeyi kullanman gerekir eğer bu kelimeyi kullanırsan o anlama gelmez diyor. Yani Arapça ile ilgili bir gerçeği (Arapça bilmiyorum ama söylediklerinin doğru olduğunu varsayıyorum. Eğer söyledikleri yanlış diyorsan orasını bilemeyeceğim.) ortaya koyuyorlar. Çok açık bir şekilde "eğer Allah şöyle anlamamızı isteseydi şu kelime yerine bu kelimeyi kullanırdı" diyorlar ki bence oldukça mantıklı. Bu argümanlarında karşı çıktığın birşey var mı?
Adamlar işkembeden atıyor gibi durmuyorlar. Sanki sadece Kuran'ı kaynak kabul ediyorlar gibi geldi bana :) Sen Kuran'ın yanında neyi kaynak olarak alıyorsun? Bu soruyu kendine sorman lazım.
Bana ne senin inancından. Neye inanırsan inan. İstersen 42 bacaklı dev fare inan istersen tek boynuzlu uçan atlara. Sizin neye inandığınız beni ilgilendirmiyor. Ama işin içine bu böyledir ve şu dinin kesin emridir çünkü bu kitapta böyle yazıyor dediğinde işler değişir. İstediğine inanabilirsin ama bu söyledğin yanlışsa bu beni ve herkesi ilgilendirir.
İyi ya işte ben de onu diyorum. Kuran'da böyle birşey yok diyorum. Bu konunun başlığına bakarsan konunun başörtüsünün Kuran'da olup olmadığıdır. Sen işine gelen hadislere güvenip işine gelmeyenleri uydurma diye bir kenara atabilrisin elbette. Ama buradaki konu Kuran.
Senin örtün yasak mı? İlginç. Benim savunduğum şey başı örtümenin Kuran'da olmadığıdır. Bunu da sadece Kuran'ı İslam'ın kaynağı olarak kabul eden müslümanları referans alarak söylüyorum. Senin neye iman ettiğin beni ilgilendirmiyor.
Aynı soruyu kendin için de sormayı denemelisin.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 16, 2008 12:16 AM
Da Vinci,
Arapça bilmeden söylenenin doğruluğunun varsayıldığından yola çıkarak kesinliğe inanman, Kuran’ı esas alan mantıklı bulduğunu varsaydığın önermeler, Kuran kaynaklı okumaların okuması anlamına mı geliyor, yani ikinci elden varsayım. Buradan yola çıkarak mı bir kesinlik inşa ediyorsun. Yani sen bu okumadan kendine kesinlik inşa edebilirken bir başkası başka bir okumadan kesinlik inşa edemez çünkü o zaman bu seni ilgilendirir, ama senin inşan bir başkasını ilgilendirmez? İlginç. Ya senin söylediğin yanlışsa bu kimi ilgilendirir, sadece seni mi?
“Kuran'da böyle bir şey yok diyorum. Bu konunun başlığına bakarsan konunun başörtüsünün Kuran'da olup olmadığıdır.” Bunu sen demiyorsun, bunu diyenlerin dediğini esas alarak söylüyorsun. Yani bu senin görüşün (aslında dediğinden yola çıkarsak senin bile değil), Kuran’da olan değil, olduğu söylenen ve lütfen kimlerin söylediğini de yazar mısın? En azından kimlerin sözünü doğru kabul ettiğini öğrenmiş oluruz. Eminim sana ne, git de araştır demeyeceksin. Çünkü referansların bizim de aydınlanmamızı sağlayabilir. Eminim seni aydınlatan şeyin bizi de aydınlatmasına engel olmak istemezsin.
Yazan: Suzannur Tarih: March 16, 2008 2:17 AM
Yukarıda Umut adlı bir kişi şöyle yazmış:
İnsan bilmediğini bilecek önce. Cahillik ayıp değildir, cahil olduğunu bilmeden sallamak ayıptır ve ilme saygısızlıktır.
Bir kere böyle bütün bir hadis yok. Ayrıca bu "taş kaynatan kadın" meselesi Hz. Peygamber'e değil halifelerden birisine atfedilir.
İkinci olarak iki ayrı olayı hadis diye birleştirmiş Umut beyimiz ya da hanımımız. Çünkü aynı olayın devamı diye salladığı "gerçek hadis" ise taş kaynatan kadınla falan değil bambaşka bir olayla ilintili. Kadın bir savaş esiri ve çocuğunu kaybetmiş, arıyor. Kalabalık arasından çocuğunu bulunca da sık sıkı sarılıyor. Hz. Peyygamber'de vakıayı gösterek, özetle Allah'ın kullarına olan merhameti bu kadının çocuğuna olan merhametinden kat kat fazla